Socio-economic level
57 theses under this subject heading
Refah devleti anlayışı: TR33 bölgesinde eğitim, sağlık ve sosyo ekonomik düzeylerinin incelenmesi
ÖZET REFAH DEVLETİ ANLAYIŞI: TR33 BÖLGESİNDE EĞİTİM, SAĞLIK VE SOSYO EKONOMİK DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ YILDIRIM, Tuba Yüksek Lisans Tezi Maliye Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Ahmet KARAASLAN Temmuz, 2014, 155 sayfa Refah devleti bireylere ve ailelere, minimum düzeyde gelir garantisi sağlayan vatandaşlarına, belirli sosyal risklerin (hastalık, yaşlılık, işsizlik vb.) üstesinden gelmelerinde yardımcı olan ve sosyal refah hizmetleri vasıtasıyla tüm vatandaşlara en iyi yaşam standartlarını sağlayan devlet biçimidir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de refah devleti anlayışının bölgesel tespitini TR33 Bölgesi özelinde yapmak ve bölgede refah devleti uygulamalarının katkılarını artırmak ve bölgesel farklılıkları gidermek için temel öneriler getirerek 2014-2023 Bölge Planına katkı sağlamaktır. Türkiye'de refah devleti anlayışı kapsamında yapılan çalışmalarda bölgesel düzeyde bir inceleme yapılmamış olup bu çalışma ile refah devleti anlayışı uygulamaları bölgesel bazda incelenerek literatüre farklı bir bakış açısı kazandırılmıştır. Anahtar kelimeler: Refah Devleti, TR33 Bölgesi, Sosyal Harcamalar, Sosyal Güvenlik, Eğitim, Sağlık
Eskişehir ilinde ambalaj atıklarının geri dönüşümünün incelenmesi ve sosyoekonomik düzeyin çevresel hassasiyete etkisi: Batıkent ve Bağlar Mahallesi örnekleri
Katı atıkların evrene verdiği zarardan ötürü, devletler bu soruna çözüm bulmaya çalışmaktadır. Dünya nüfusunun artması, ülkelerin hızla gelişmesi, yaşam koşullarının değişmesi, dünyanın kentsel geleceğe doğru hızla ilerlemesine neden olmaktadır. Kent yaşamının en önemli ürünlerinden biri olan katı atık miktarı, kentleşme hızından daha hızlı büyümektedir. Katı atık sorunu Türkiye de' de önemli bir problem haline gelmiştir. En yaygın olduğu yerler ise nüfus yoğunluğunun fazla olduğu büyük kentlerdir. Bu çalışmanın amacı Eskişehir il sınırları içerisinde bulunan Batıkent ve Bağlar Mahallesinde yaşayan halkın çevre bilinci konusundaki hassasiyetini ölçmektir. İki bölge arasında; cinsiyet, yaş, gelir düzeyi, eğitim durumu, çevre konusunda ders alma ve ambalaj atıkları konusunda bilgi edinme kaynağı bağımsız değişkenlerinin, çevre bilinciyle aralarında anlamlı bir ilişkinin olup almadığını tespit etmektir. Araştırma Batıkent ve Bağlar Mahallesinde yaşayan 18-40 yaş grubundaki bireyler ile sınırlıdır. Araştırmanın Batıkent ve Bağlar Mahallesiyle sınırlı olmasının nedeni, Batıkent ve Bağlar Mahallesinin sosyoekonomik yönden birbirlerinden farklılık göstermeleridir. Çalışmanın 18-40 yaş aralığında tutulmasının sebebi ise, hem örnekleme ulaşmanın daha kolay olması, hem de anketin dijital kanalla yapılmasından dolayı, bu yaş grubunun geri dönütünün daha elverişli olmasından kaynaklanmaktadır. Araştırma Batıkent Mahallesinden 403, Bağlar Mahallesinden 403 bireyin olduğu, 18-40 yaş grubundaki 806 bireyle, nicel araştırma yöntemlerinden biri olan survey (tarama) yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda Batıkent Mahallesi ve Bağlar Mahallesi için sosyoekonomik bağımsız değişkenler ile çevre bilinci arasında istatistiksel olarak ilişki kurulmaya çalışılmıştır. Batıkent Mahallesinde çevre bilinciyle; cinsiyet, yaş, aylık gelir bağısız değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bağlar Mahallesinde çevre bilinciyle; cinsiyet, aylık gelir, çevre konusunda ders alma bağımsız değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Buna rağmen hipotezler arasında bir bütünlük sağlanamamasından dolayı, "sosyoekonomik durumu yüksek olanların çevre bilinci de yüksektir" hipotezi alt hipotezler tarafından desteklenmediği için reddedilmiştir.
Aleksitiminin psikiyatri ve hipertansiyon hastalarında ve normal popülasyonda görülme sıklığı ve bunların bazı sosyo-demografik özelliklerle ilişkisi
ÖZET Duyguları tanıma ve tanımlamada zorluk, düşlem (fantazi) sınırlılığı ve işlemsel düşünme (operational thinking) özellikleriyle tanımlanan aleksitiminin, hem sağlıklı hem de psikosomatik ve psikiyatrik hasta popülasyonlarında yaygın olduğu düşünülmektedir. Bu araştırmada, psikosomatik bozukluklara özgü bir kişilik boyutu olarak bilinen aleksitiminin, psikiyatrik, psikosomatik ve normal kişilerde görülme sıklığı ve bunun bazı sosyo-demografik özelliklerle ilişkisi araştırılmıştır. Araştırmanın diğer bir amacı ise depresyon ile aleksitimi arasındaki ilişkiye bakmaktır. Aleksitimiyi değerlendirmek için "Toronto Aleksitimi Ölçeği" kullanılmıştır. Depresyonu değerlendirmek için ise "Beck Depresyon ölçeği" uygulanmıştır. Sosyo-ekonomik düzeyi belirlemek amacı ile araştırmacı tarafından geliştirilen ve güvenirlik katsayısı.85 olarak bulunan "Sosyo-ekonomik Düzey Ölçeği" verilmiştir. Araştırmanın amacına uygun olarak ilişkisel tarama modeli uygulanmıştır ve üç örneklem grubu ile çalışılmıştır. DSM-IV tanı ölçütüne göre depresyon ve somatoform tanısı alanlar psikiyatrik grubu; esansiyel hipertansiyon bozukluğu olanlar psikosomatik grubu; psikosomatik ve psikiyatrik hastalığı olmadığını bildirenler ise kontrol grubunu oluşturmuşlardır. Araştırmaya toplam 234 denek katılmıştır. Araştırma sonucunda aleksitiminin en sık psikiyatrik grupta rastlandığı ve bunu psikosomatik ve kontrol grubunun izlediği saptanmıştır (%67.9 > %57.7 > %38.5). Depresyon ile aleksitimi arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Sosyo-demografik özelliklere bakıldığında her üç grupta aleksitimiyle cinsiyet arasında ilişki olmadığı sosyo-ekonomik düzey ile ise ilişkili olduğu bulunmuştur. Psikiyatri ve hipertansiyon gruplarında yaş ve eğitim düzeyinin aleksitimi ile ilişkisiz olduğu ancak kontrol grubunda ilişkili olduğu bulunmuştur. III
Üniversite öğrencilerinin bilişsel esneklikleri ile algılanan stres düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin bilişsel esneklikleri ile algıladıkları stres arasındaki ilişkiyi ve bu iki değişkenin, cinsiyet, yaş ve sosyo-ekonomik düzeylerine göre değişip değişmediğini incelemek amaçlanmıştır.Araştırma, Çukurova Üniversitesinin 2009?2010 eğitim - öğretim yılında, farklı bölümlerine devam eden 484 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkenlerinden bilişsel esnekliği ölçmek amacıyla araştırmacı tarafından Türkçe'ye uyarlaması yapılan, ?Bilişsel Esneklik Ölçeği? (Martin ve Rubin, 1995) kullanılmıştır. Araştırmanın diğer bağımlı değişkeni olan algılanan strese ilişkin veriler ?Algılanan Stres Ölçeği? (Cohen, Kamarck ve Mermelstein, 1983) ile öğrencilerin sosyo-ekonomik düzeylerine ilişkin veriler ?Sosyo-Ekonomik Düzey Ölçeği? (Bacanlı, 1997) ile öğrencilerin kişisel bilgileri ise araştırmacı tarafından oluşturulan ?Kişisel Bilgi Formu? ile toplanmıştır. Verilerin analizinde, Pearson Korelasyon Katsayısı, Bağımsız Gruplar t Testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Mann-Whitney U ve Kruskall Wallis H Testi kullanılmıştır.Bulgular, üniversite öğrencilerinin algıladıkları stres ile bilişsel esneklikleri arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Algılanan stresin de bilişsel esnekliğin de öğrencilerin cinsiyetlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği bulunmuştur. Buna göre erkek öğrencilerin bilişsel esneklik düzeyleri kız öğrencilerden daha yüksektir. Bununla birlikte kız öğrencilerin algılanan stres düzeyi erkek öğrencilerin algılanan stres düzeyinden daha yüksektir. Bunun yanı sıra, sosyo-ekonomik düzey bilişsel esneklikle anlamlı bir ilişki göstermemiştir. Ancak algılanan stres düzeyi ile arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yaş ile algılanan stres arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bununla birlikte öğrencilerin yaşı ile bilişsel esneklik puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Bilişsel esneklik, Algılanan stres
Ergenlerin cinsiyet, sosyo-ekonomik ve öğrenim kademesi düzeylerine göre bilişsel esneklik, uyum ve kaygı puanları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, ilköğretim ikinci kademe, ortaöğretim ve yükseköğretim öğrencilerinin cinsiyet, sosyo-ekonomik düzey ve öğrenim kademesine göre uyum, kaygı ve bilişsel esneklik düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını incelemektir.Araştırmanın örneklemi, 11?24 yaşları arasında, 630 kız, 402 erkek olmak üzere, toplam 1032 ön ergenden ve ergen Adana ili, Çukurova, Sarıçam, Seyhan ve Yüreğir ilçelerinde yer alan on ilköğretim, on bir ortaöğretim okulundan ve Çukurova Üniversitesi'nin bölümlerinden evrendeki oranlarına göre Tabakalı ve seçkisiz örnekleme yöntemi ile oluşturulmuştur. Araştırmaya katılan grubun, bilişsel esneklik puanlarını belirlemek amacıyla ?Bilişsel Esneklik Ölçeği?, Uyum düzeylerini belirlemek için ise ?Hacettepe Kişilik Envanteri? ve Kaygı düzeylerini belirlemek içinde ?Spielberg'in Süreklilik-Durumluluk Kaygı Envanteri kullanılmıştır. Araştırmada toplanan veriler SPSS 11.5 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. İlk önce araştırmaya katılan katılımcıların kişisel bilgileri ile ilgili özelliklerinin belirlenmesi amacıyla betimsel istatistikler hesaplanmıştır. İkinci aşamada ise Kaygı ve Uyum düzeylerinin bilişsel esneklik puanlarına, cinsiyet, sosyo-ekonomik düzey ve öğrenim kademesine göre anlamlı bir fark olup olmadığını anlamak için varyans analizi yapılmıştır.Katılımcıların cinsiyet değişkeni açısından durumluluk kaygı düzeylerine göre farklılık olduğu ancak cinsiyet değişkeninden etkilenmediği belirlenmiştir. Diğer taraftan cinsiyet değişkeni açısından genel, sosyal ve kişisel uyum düzeylerine göre farklılık olduğu ve uyum düzeyi arttıkça bilişsel esneklik puanlarının arttığı ancak cinsiyete değişkenine göre sadece kişisel uyum düzeyi açısında bilişsel esneklik puanlarının etkilendiği görülmektedir.Katılımcıların sosyo-ekonomik düzey değişkeni açısından durumluluk kaygı düzeylerine göre farklılık olduğu, kaygı düzeyi azaldıkça bilişsel esneklik puanlarının arttığı ancak sosyo-ekonomik düzey değişkeninden etkilenmediği belirlenmiştir. Diğer taraftan sosyo-ekonomik düzey açısından genel, sosyal ve kişisel uyum düzeylerine göre farklılık olduğu ve uyum düzeyi arttıkça bilişsel esneklik puanlarının arttığı ancak sosyo-ekonomik düzey değişkenine göre bilişsel esneklik puanlarının etkilenmediği görülmektedir.Katılımcıların öğrenim düzeyi değişkeni açısından durumluluk ve süreklilik kaygı düzeylerine göre farklılığın olduğunu kaygı düzeyi azaldıkça bilişsel esneklik puanlarının arttığı ancak öğrenim kademesi değişkeninden etkilenmediği belirlenmiştir. Diğer taraftan öğrenim kademesi açısından genel, sosyal ve kişisel uyum düzeylerine göre farklılık olduğu ve uyum düzeyi arttıkça bilişsel esneklik puanlarının arttığı ancak öğrenim kademesi değişkenine göre bilişsel esneklik puanlarının etkilenmediği görülmektedir.Son olarak, cinsiyet, sosyo-ekonomik düzey ve öğrenim kademesi değişkenlerinin kaygı ve uyum düzeylerinin ortak etkilerinin bilişsel esneklik puanlarında anlamlı bir farklılık oluşturmadıkları bulgusu elde edilmiştir.
Düşük sosyo-ekonomik düzeyde olan 2. öğrencilerin kitap okuma sevgisi ve alışkanlığı kazanmasına etki eden faktörlerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, düşük sosyo-ekonomik duruma sahip ilkokul 2. sınıfa giden öğrencilerin okuma sevgisi ve alışkanlığı kazanmasına etki eden faktörleri incelemektir. Araştırmada verilerin toplanması ve analizi için yarı yapılandırılmış görüşme ve betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Güneydoğu'nun sanayi bakımından gelişmiş bir kentinde sosyo-ekonomik bakımdan en alt düzeyinde kabul edilebilecek bir ilkokulda 2013-2014 yılında 2. Sınıfta eğitim-öğretim gören 20 öğrenci ve velisi oluşturmaktadır. Yapılan çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. Araştırmanın birinci aşamasında öğrencilerle yapılan görüşme, ikinci aşamasında ise velilerle yapılan görüşme kayıt cihazı ile kayıt altına alınmıştır. Kayıt altına alınan her bir görüşme analiz edilmiştir. Araştırma sonunda, çocukların kitap okuma sevgisi ve alışkanlığı kazanmasında ailenin model olmasının, ailenin eğitim düzeyinin, okulöncesi eğitiminin, kitaplarla erken yaşta tanışmanın ve etkileşimin önemi ortaya çıkmıştır.
Düşük ve yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki (SED) okullara yönelik etkili okul profilinin belirlenmesi
Bu araştırmada; düşük ve yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki okulların etkililiğinin hangi faktörlere bağlandığının ve bunun sonucunda etkili okul profillerinin nasıl algılandığının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Nitel araştırma yöntem ve tekniklerinin kullanıldığı araştırma, açıklayıcı/tanımlayıcı durum çalışması ve karşılaştırmalı durum çalışması desenlerinde yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubu, aşırı/aykırı durum örneklemesi yoluyla belirlenmiştir. Araştırma, Niğde ilinde yüksek ve düşük sosyo-ekonomik düzeyde yer alan iki ortaokulda gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunda her iki okuldan; 10 öğretmen, 3 okul yöneticisi ve 5 veli olmak üzere toplam 36 katılımcı yer almaktadır. Araştırmanın verileri yarı-yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla toplanmış ve veriler, içerik analizi ile çözümlenmiştir. Araştırmanın sonucunda, okul etkililiğinin; okulların sosyo-ekonomik özelliklerinden kaynaklanan ihtiyaçları doğrultusunda, bazı alanlarda farklı değerlendirildiği ortaya çıkmıştır. Her iki okulda da, okul etkililiğinin akademik başarı odaklı algılandığı belirlenmiştir. Okul etkililiğinin akademik başarı boyutu; yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki okulda, tüm okul paydaşlarının katılımına bağlı olarak çok boyutlu değerlendirilmektedir. Akademik başarının düşük sosyo-ekonomik düzeydeki okulda ise, öğretmen ve öğrenci odaklı değerlendirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki okulda, öğretmenlerin mesleki performanslarının geliştirilmesine bağlı olarak okul etkililiğinin sağlanmasında, okul yöneticilerinin daha aktif olması gerektiği sonucuna varılmıştır. Araştırmanın bulgularına dayalı olarak; okul yöneticilerinin, okul paydaşlarının katılımıyla okulların sosyo-ekonomik ihtiyaçlarının belirlenmesine yönelik ihtiyaç analizleri yapması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: etkili okul, sosyo-ekonomik düzey, okul profili
Sosyo-ekonomik düzey ve kadına yönelik şiddet: Gaziantep İli örneği
Bu çalışma Gaziantep'te yaşayan şiddete uğramış kadınların sosyo-ekonomik düzeylerini incelemektedir. Bu bağlamda araştırmanın sorusunu hangi sosyo-ekonomik düzeyden kadınların şiddete maruz kaldıkları oluşturmaktadır. Kadına yönelik şiddetin sosyo-ekonomik boyutuna değinilerek şiddete uğramış 30 kadın ile yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiş, kadınlara yaşamış oldukları şiddet durumları ile ilgili çeşitli sorular yöneltilerek şiddete uğrayan kadınların sosyo-ekonomik düzeyleri vaka incelemesi ile saptanmaya çalışılmıştır. Çalışmada nitel yöntemler kullanılarak şiddete uğrayan kadınların yaşamış oldukları gerçeklikler birinci ağızdan aktarılmıştır. Kadınların neden şiddete maruz kaldıkları, en çok maruz kaldıkları şiddet biçimleri, maruz kaldıkları şiddet biçimleri ile sosyo-ekonomik düzeyleri arasında bir bağlantı olup olmadığı, hangi sosyo-ekonomik düzeyeden kadınların daha çok şiddete maruz kaldığı sorularına cevaplar aranmaya çalışılmıştır. Ortaya çıkan sonuçlarda her sosyo-ekonomik düzeyden kadının şiddete maruz kaldığı görülürken aynı zamanda her sosyo-ekonomik düzeyden erkeğin de eşine şiddet uyguladığı gözlemlenmiştir.
Gaziantep ilinde yaşayan farklı sosyoekonomik düzeydeki yetişkin kadınların beslenme durumunun sağlıklı yeme indeksi ile değerlendirilmesi
ÖZET SAĞLAM, E.E. Gaziantep İlinde Yaşayan Farklı Sosyoekonomik Düzeydeki Yetişkin Kadınların Beslenme Durumunun Sağlıklı Yeme İndeksi ile Değerlendirilmesi. Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018 Bu çalışma farklı sosyoekonomik düzeydeki yetişkin kadınların beslenme durumlarının Sağlıklı Yeme İndeksi (Healthy Eating İndex-2010) ile saptanması amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Çalışmaya Gaziantep İlinde, Düztepe (düşük sosyoekonomik düzey) ve İbrahimli (yüksek sosyoekonomik düzey) semtlerinde yaşayan, 19-65 yaş arasındaki gönüllü 300 kadın katılmıştır. Soru kağıdı ile kadınlara ilişkin genel bilgiler, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite yapma durumları, 24 saatlik besin tüketim kayıtları yüz yüze görüşülerek belirlenmiş, antropometrik ölçümleri alınmış ve bireylerin HEİ-2010 değerleri hesaplanmıştır. Sağlıklı yeme indeksi ile bireylerin çeşitli özellikleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmaya katılan kadınların %50.0'si 31-50 yaş aralığındadır. Üniversite mezunu olanların oranı %30.7, ilkokul mezunu olanların oranı ise %18.7'dir. %51.3 oranındaki kadın ev kadını iken %43.7'si farklı sektörlerde çalışmaktadır. Çalışmaya katılan kadınların %34.0'ü sağlıklı ağırlıkta, %37.0'si hafif şişman %1.3'ü ise aşırı zayıftır. Düzenli fiziksel aktivite yapanların oranı %29.0'dur. Kadınların %17.7'si sigara, %21.7'si alkol kullanmaktadır. Toplam HEİ-2010 puanları karşılaştırıldığında, İbrahimli Semtinde yaşayan kadınların puanı (58.45±12.53), Düztepe Semtinde yaşayan kadınların puanından (45.85±4.67) istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur (p<0.001). Kadınların yaşlarındaki artışa bağlı olarak HEİ-2010 puanlarının arttığı bulunmuştur (p<0.001). Üniversite mezunlarında HEİ puanı 57.37±11.67 iken ilkokul mezunlarında 47.70±8.99'dur (p<0.05). HEİ-2010 puanı ile medeni durum ve BKİ arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür (p>0.05). Sosyoekonomik düzey ve eğitim düzeyinin arttırılması sağlıklı yeme indeksine olumlu yansıyacaktır. Anahtar Kelimeler: Diyet Kalite İndeksi, Sağlıklı Yeme İndeksi-2010
Yükseköğretime kayıtlı öğrenci ailelerinin sosyo–ekonomik durumları: Şırnak Üniversitesi örneği
Türkiye'de ve dünyada yükseköğretimde okuyan öğrenci ailelerinin sosyo-ekonomik yapılarının akademik başarıları üzerinde etkili bir faktör olduğu, bu durumun eğitim sistemindeki eşitsizlikleri azaltmak ve kaliteyi artırmak için geliştirilecek kısa ve uzun dönem politikalar için veri sağlayabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada yükseköğretimde okuyan öğrenci ailelerinin sosyo-ekonomik düzeylerini tespit etmek ve yükseköğretimde okuyan öğrencilerin harcamalarını ölçmek amaçlanmıştır. Çalışma, 2016/2017 öğretim yılı Şırnak Üniversitesi'nde öğrenim gören lisans ve ön lisans öğrencilerini kapsamaktadır. 2016/2017 eğitim-öğretim yılında Şırnak Üniversitesi'nde toplam 2696 öğrenci öğrenim görmektedir. Veri toplama aracı olarak geliştirilen anketle 276'sı lisans ve 321'i ön lisans olmak üzere toplam 597 öğrenciden veri alınmış ve analiz edilerek yorumlanmıştır. Çalışmada öğrencinin sosyo-ekonomik özellikleri olarak; anne-babanın eğitim durumu, kardeş sayısı, okuyan kardeş sayısı, ailenin geliri, mezun olduğu lise türü, üniversiteye girmeden önce almış olduğu eğitim desteği ve eğitim için ödemiş olduğu ücretlerdir. Çalışma sonucunda, Şırnak Üniversitesi'nde okuyan öğrenci ailelerinin sosyo-ekonomik düzeylerinin düşük olduğu, öğrencilerin üniversiteyi tercih nedenlerinin genel olarak istihdam edilebilme olasılığı ve gelecek kaygısı olduğu, öğrencilerin genel olarak istedikleri bölümde okumadığı söylenilebilir. Anahtar kelimeler: Eğitim, Sosyo-Ekonomik Yapı, Yükseköğretim
Aileleri farklı sosyo-ekonomik düzeylerde bulunan 54-72 aylık çocukların yürütücü işlev becerilerine ve cinsiyetlerine göre öğretmenleriyle kurdukları ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, aileleri farklı sosyo-ekonomik düzeylerde bulunan okul öncesi dönem çocuklarının öğretmenleriyle kurdukları ilişkileri ile çocukların yürütücü işlev becerileri ve cinsiyetleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, nicel desende planlanmış ilişkisel bir çalışmadır. Maksimum çeşitleme yöntemiyle belirlenen örneklemde, Adana ili merkez ilçelerinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı anaokullarına devam eden 54-72 ay arası 598 çocuk yer almaktadır. Veriler toplanırken, öğretmen-çocuk ilişkisinin belirlenmesinde "Öğrenci-Öğretmen İlişki Ölçeği", çocukların yürütücü işlev becerilerini ölçümü için "Çocukluk Dönemi Yönetici İşlevler Envanteri" kullanılmış olup sosyo-ekonomik düzeyin belirlenmesinde genel bilgi formundan yararlanılmıştır. Verilerin analizinde cinsiyete ilişkin farklılıklar için Bağımsız Örneklemler t Testi, sosyo-ekonomik düzeye ilişkin farklılıkların belirlenmesinde ANOVA testi ve son olarak öğretmen-çocuk ilişkileri ile çocukların yürütücü işlev becerileri arasındaki ilişkilerin test edilmesi için ise Pearson Momentler Korelasyonu Testi ile yürütücü işlev becerilerinin öğretmen-çocuk ilişkisini yordama durumunun incelenmesi için basit doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, alt ve üst sosyo-ekonomik düzeydeki çocukların yürütücü işlev becerileri (çalışan bellek, ketleme) ile öğretmenleriyle olan ilişkilerindeki çatışma ve yakınlık arasında orta düzeyde, anlamlı ilişkiler bulunduğu ortaya çıkmıştır. Çocukların yürütücü işlev becerileri, öğretmen-çocuk ilişkisindeki yakınlık ve çatışmayı yordamaktadır. Son olarak, çocukların yürütücü işlev becerilerinin sosyo-ekonomik düzeye ve cinsiyete göre farklılaştığı, öğretmen-çocuk ilişkisinin ise sosyo-ekonomik düzeye göre farklılaşmadığı ancak ilişkideki yakınlığın kızların lehine farklılaştığı ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Yürütücü işlev becerileri, öğretmen-çocuk ilişkisi, sosyo-ekonomik düzey, okul öncesi
Türkiye'de bölgesel kalkınma ve bölgesel kalkınmayı etkileyen iktisadi ve sosyal faktörlerin belirlenmesi
Kalkınma kavramı ekonomik büyüme ve gelir seviyesindeki artışın yanı sıra insanların refah düzeylerinin iyileştirilmesini, adil bir gelir dağılımını, kaynakların etkin kullanımını, sosyal ve kültürel gelişim unsurlarını bünyesinde barındıran çok boyutlu bir kavramdır. Ülke kalkınmasında rol oynayan çeşitli sosyoekonomik kaynakların mekânsal dağılımlarının farklılıklar göstermesi sonucu, kalkınmanın ülkenin tüm noktalarında aynı anda gerçekleşmesi mümkün olmamaktadır. Bu doğrultuda ülkedeki bölgelerarasında, bölgesel kalkınma farklılıkları meydana gelmektedir. Her ülke kendi beklentileri doğrultusunda, bölgesel kalkınma politikaları uygulayarak bölgesel kalkınma farklılıklarını en az seviyeye indirgemeyi amaçlamaktadır. Türkiye'de bölgelerin kalkınmasında etkili olduğu düşünülen çeşitli sosyoekonomik göstergeler kullanılarak, çok değişkenli istatiksel analiz yöntemlerinden biri olan faktör analizi aracılığı ile bölgesel kalkınmayı etkileyen faktörlerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. 2008 ve 2018 yılları için İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırmasında düzey 3 bölgesi olarak tanımlanan 81 il için Faktör Analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda bölgesel kalkınmayı etkileyen 5 faktör ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu faktörler aracılığı ile illerin sosyoekonomik gelişmişlik sıralamaları yapılmış ve analizde kullanılan değişkenler doğrultusunda illerin gelişim düzeyleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bölgesel kalkınma, faktör analizi, illerin sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi
Osmanlı Devleti'nde kadının sosyo-ekonomik konumu (1789-1850)
Toplumsal cinsiyet rollerinin kökeni insanlık tarihi kadar eski olmakla birlikte, kadınlar toplumsal hayatın içerisinde doğrudan ya da dolaylı bir şekilde rol almıştır. Medeniyetlerin ve dinlerin ortaya çıkması ile birlikte kontrol altında tutulmaya başlanan kadınların erkek egemenliği altındaki ikincil rolü, binlerce yıllık bir tarihsel sürece dayanmaktadır. Tüm dünyada kadınların toplumsal statüsünü ve varlığını sorgulamaya başlaması 18. yüzyıla rastlamaktadır. 1789 yılında ortaya çıkan Fransız Devrimi, kadın hakları mücadelesinde, önemli bir eşik olmuştur. Nitekim devrimin tüm vatandaşlara vadettiği eşitlik, hak ve özgürlük gibi kavramlar kadınların hak mücadeleleri için bir kıvılcım olmuştur. Bu nedenle Fransız Devrimi, kadın haklarının miladı olarak görülmektedir. Ancak kadınların bu mücadeleleri bütün toplumlarda aynı zamanda ortaya çıkmamıştır. Fransa menşeili olan kadın hakları mücadelesi, zamanla diğer Avrupa ülkelerine sıçramıştır. Osmanlı toplumunda kadınların birtakım girişimlerde bulunması ve hak arayışı mücadelesinde bulunması ise Tanzimat Dönemi'ne rastlamaktadır. Tanzimat Fermanı'nın Fransız Devrimi'nde olduğu gibi, toplumun her kesimine eşitlik getirme vaadi, Osmanlı kadınlarının arasında bu haklardan yararlanma fikrinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Tanzimat Dönemi ile birlikte miras, hukuk, evlilik, boşanma, eğitim gibi kadına dair hemen her konu gündeme gelerek kadın hakları tartışılmaya başlanmıştır. Avrupa ve Osmanlı'da kadınların birey olma mücadelesinde iki mihenk taşı olan Fransız Devrimi'nden Tanzimat Dönemi'ne kadar geçen yaklaşık 60 senelik dönem çalışmamızın konusunu teşkil etmektedir. Çalışmamızda, Avrupa'da ve Osmanlı Devleti'nde kadın haklarının gelişimi, bu süreçte yaşanan gelişmeler, devrimin ve fermanın sonuçları, kadınlara getirileri, Osmanlı kadınının gündelik yaşantısı ve sosyo-ekonomik konumunun incelenmesi amaçlanmıştır.
Tam üyelik sürecinde Türkiye ve AB üyesi ülkelerin sosyo?ekonomik gösterge performanslarının karşılaştırmalı analizi
1959 yılında Türkiye'nin AET'ye katılım talebi ile başlayan ve bugün Türkiye'nin önemli politik hedeflerinden biri haline gelen Avrupa Birliği'ne tam üyelik süreci 3 Ekim 2005 tarihinde müktesebata uyum müzakereleri ile farklı bir boyuta taşınmıştır. Bu kapsamda Türkiye'nin ekonomik ve sosyal göstergeleri AB üye ve aday ülkelerin göstergeleri ile karşılaştırılarak Türkiye'nin üyelik olasılığı yani Kopenhag kriterlerine uyumu incelenmiştir.Çalışmada çok değişkenli istatistik tekniği olan temel bileşenler analizi kullanılarak ülkelerin gelişmişlik durumlarını karşılaştırmaya olanak veren endeksler hesaplanmıştır. 20 sosyal değişken ile Sosyal Gelişmişlik Endeksi, 22 iktisadi değişken ile İktisadi Gelişmişlik Endeksi ve 42 sosyo-ekonomik değişken ile Kalkınmışlık Endeksi türetilmiştir. Endeks değerleri sonucuna göre ülkeler sıralanarak Türkiye'nin üye ve aday ülkelere göre yeri belirlenmiştir.Analiz sonucunda elde edilen bulgulara göre, Türkiye Sosyal Gelişmişlik Endeksinde 24., İktisadi Gelişmişlik Endeksinde 28., Kalkınmışlık Endeksinde ise 25. sırada yer almaktadır. Türkiye'nin tespit edilen bu sosyal ve ekonomik konumu, Kopenhag Kriterlerini karşılamada yetersiz olduğunu göstermektedir. Buna göre, Türkiye'nin yakın bir gelecekte AB'ye üye olma olasılığının düşük olduğu değerlendirilebilir. Ayrıca diğer aday ülkelerden Hırvatistan'ın ekonomik ve sosyal durumu, AB üye ülkelerine nazaran kötü olmakla beraber bu ülkenin üyelik olasılığı Türkiye'den daha yüksek görülmektedir. Makedonya ise aday ülkeler arasında en az kalkınmış ülkedir.
İlkokul öğrencilerinin demografik özellikleri ile akademik başarıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, İlkokulda eğitim görmekte olan öğrencilerin akademik başarıları arasında demografik özelliklerine göre anlamlı düzeyde bir fark olup olmadığını tespit etmektir. Araştırmanın örneklemini 2015-2016 eğitim-öğretim yılında, Adıyaman ili Çelikhan İlçesi'ndeki Atatürk İlkokulu, Barbaros İlkokulu ve Fatih İlkokulu'nda 4. sınıfta okuyan 70 kız ve 67 erkek olmak üzere toplam 137 öğrenci oluşturmaktadır. Öğrencilerin demografik özelliklerini tespit etmek amacıyla, uzman görüşü alınarak hazırlanmış olan "Öğrenci Bilgi Formu" kullanılmış ve yetkili kurumlardan izin alındıktan sonra öğrencilerin akademik başarılarını yansıtan ağırlıklı puan ortalamaları okul müdürlüklerinden temin edilmiştir. Analizlerin ilk aşamasında öğrencilerin demografik özellikleri betimleyici tablolar yardımıyla özetlenmiş ve frekanslar, yüzdelikler verilmiştir. Analizlerin ikinci aşaması ise öğrencilerin ağırlıklı puan ortalamalarının normal dağılım göstermemesi nedeniyle non-parametrik istatistiksel teknikler (MWU, KWH) kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre; 1. Cinsiyet değişkenine göre öğrencilerin ağırlıklı puan ortalamalarının anlamlı düzeyde farklılaştığı ve farklılaşmanın kız öğrenciler lehine olduğu tespit edilmiştir. 2. Öğrencilerin ağırlıklı puan ortalamalarının sahip oldukları kardeş sayısına göre anlamlı düzeyde farklılaşmadığı saptanmıştır. 3. Anne eğitim düzeyi değişkenine göre öğrencilerin akademik başarı puanlarında anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. 4. Baba eğitim düzeyi değişkenine göre öğrencilerin akademik başarı puanlarında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Baba eğitim düzeyi arttıkça, öğrencilerin akademik başarı puanları da artmaktadır. 5. Anne mesleği değişkenine göre öğrencilerin akademik başarı puanlarında anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Farklılaşma annesi öğretmen olanların lehinedir 6. Baba mesleği değişkenine göre öğrencilerin akademik başarı puanlarında anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Farklılaşma babası öğretmen olanların lehinedir. Babası öğretmen olanları sırasıyla babası memur, esnaf, çiftçi, diğer meslek gruplarında çalışanlar ve işçi olanlar izlemektedir. 7. Gelir düzeyi değişkenine göre öğrencilerin akademik başarı puanlarında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Gelir düzeyi arttıkça, öğrencilerin akademik başarıları da artmaktadır. 8. Çalışma odası değişkenine göre öğrencilerin akademik başarı puanlarında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır.
Ankara'nın değişik sosyoekonomik kesiminde yaşayan ailelerin sahip oldukları tekstil ürünleri
Bu çalışma, Ankara'nın değişik sosyoekonomik kesiminde yaşayan ailelerin sahip oldukları tekstil ürünlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırmada tekstil ürünleri; ev ve giyim tekstil ürünleriyle sınırlı tutulmuştur.Araştırmanın örneklemini, Ankara İli merkezinde yaşayan ve farklı sosyoekonomik düzeye sahip tüketiciler arasından basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen 142 birey oluşturmuştur.Araştırmanın verileri, hazırlanan anket formu ile karşılıklı görüşme tekniği kullanılarak toplanmış, elde edilen veriler SPSS 15.0 paket programında analiz edilmiştir.Araştırmada analizler, ki-kare yöntemi ile değerlendirilmiştir. Ki-kare yönteminde çapraz tablolama yapıldıktan sonra bazı değerlerin 5'ten küçük olduğu görülmüş ve bunlara ağırlıklandırma yapılarak hücrelerin değerleri 5'in üzerine çıkarılmıştır. Bu şekilde yapılan analizin güvenilirliği tam olarak sağlanmıştır.Sonuç olarak, Ekim-Kasım-Aralık 2009 dönemini kapsayan üç aylık süre içerisinde Ankara ilinde yaşayan 142 bireye uygulanan anketlerden derlenen verilerin analiz edilmesi sonucunda elde edilen bulguların bazı faktörleri arasında istatistiki bakımdan anlamlı bir ilişki olduğu ortaya konulmuştur.Anahtar Kelimeler: Tekstil, Tekstil Ürünleri, Tüketici, Tüketici Davranışı
Sosyoekonomik düzeyi düşük yerleşim bölgelerinde yaşayan ergenlerde çocukluk çağı travmaları ve özyeterlik düzeylerinin incelenmesi
Sosyoekonomik düzeyin düşüklüğü, suça eğilimi olan ergenler özel bir gruptur. Düşük sosyoekonomik düzey, suç içeren eylemlere karışmak çocukluk çağındaki travma düzeyine ve ergenin özyeterlik düzeyine yansımaktadır. Bu araştırmada, sosyoekonomik düzeyi düşük yerleşim bölgelerinde yaşayan ergenlerin çocukluk çağı travmaları ve özyeterlik düzeyleri arasındaki ilişkiye bakılmıştır.Suçlandığı için karakola çağırılma, bir işte çalışma, anne ile ilişki, baba ile ilişki değişkenlerine göre ergenlerin özyeterlik düzeyi ile çocukluk çağı travma düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini 2019 yılında Mersin ili Tarsus ilçesinde yaşayan, sosyoekonomik düzeyin belirleyicisi olan değişkenlere göre düşük sosyoekonomik düzeyli mahallelerde yaşayan 12-18 yaş arası 242 ergen oluşturmuştur. Araştırma kapsamında ergenlerin özyeterlik düzeylerini belirlemek amacıyla ergenlerde yetkinlik beklentisi ölçeği, çocukluk çağı travmalarını belirlemek amacıyla çocukluk çağı travmaları ölçeği, sosyodemografik özelliklerini belirlemek amacıyla kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde, veriler normal dağılım koşulunu karşılamadığı içinfarklılıkların incelenmesinde Mann Whitney U, Kruskal Wallis testleri kullanılmış ve ilişkinin incelenmesi için de Spearman Sıra Farkları Korelasyon katsayısı hesaplanmıştır. Sonuç olarak; suçlandığı için karakola çağırılma, bir işte çalışıyor olma, anne ile ilişkiler, baba ile ilişkiler değişkenlerine göre ergenlerde yetkinlik beklentisi ve çocukluk çağı travma düzeylerinde anlamlı farklılık saptanmıştır. Araştırmanın iki bağımlı değişkeni olan ergenlerde yetkinlik beklentisi ile çocukluk çağı travmaları arasında negatif yönlü yüksek düzeyde ilişki olduğu bulunmuştur. Çocuklukta yaşanan travmatik olaylar arttıkça ergenlerin özyeterlik düzeyleri azalmakta, travmatik olaylar ne kadar az ise ergenlerin özyeterlik düzeyleri o kadar yüksek olmaktadır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular literatür kapsamında tartışılmış ve yorumlanmıştır. Ayrıca bu alanda çalışan kişiler ve gelecek araştırmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Farklı sosyo ekonomik düzeydeki ailelerin gelir ve giderlerini hesaplama durumları ve tasarruf alışkanlıklarını etkileyen faktörler
Bu araştırma, ailelerin tasarrufa yönelik olarak gelir ve giderlerini nasıl planladıklarını, tasarruf alışkanlıklarının ve bunu etkileyen faktörlerin neler olduğunu belirlemek amacıyla, Ankara iline bağlı merkez ilçelerinden rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen 364 aile üzerinde yapılmıştır. Araştırmaya alman erkeklerin %37.1'i; kadınların ise %33.1'i lise, aynı oranda (%33.1) ilkokul mezunudur. Melerdeki erkekler ve kadınlar daha çok 30-39 yaş grubundadır. Ailedeki erkeklerin tamamı (% 100.0), kadınların ise %37.6'sı çalışmaktadır. Melerdeki erkeklerin %54.1'i memur, kadınların ise %57.4'ü ev hanımıdır. Melerin %62.4'ünde 1 kişi, %37.6'sında ise 2 kişi çalışmaktadır. Meler genel olarak 3 kişiden oluşmaktadır. Meler daha çok 0-5 ve 1 1-20 yıllık evlidir. Melerin %55.8'i eve, tamamı (%100.0) dayanıklı tüketim mallarına, %99.7'si sosyal güvenlik sigortasına, %65.4'ü otomobile, %48.4'ü arsa, tarla vb. mülklere, %36.0'ı yazlık eve, %22.7'si mevduat hesabı, döviz vb. menkul kıymetlere, %8.2'si fabrika, dükkan vb. iş yerine sahiptir. Melerde harcama kararlarının (%59.6) ve tasarruf kararlarının (%61.7) daha çok eşler tarafından ortak verildiği, ancak gelir düzeyi düştükçe kararların yalnız kadın ya da yalnız erkek tarafından verilme oranının yükseldiği saptanmıştır. Melerin büyük çoğunluğunun bütçe yaptığı, genellikle bütçe planını yazılı ve aylık yaptıkları, bütçenin ailede daha çok yalnız erkek tarafından yapıldığı saptanmıştır. Melerin tamamının (% 100.0) tasarrufun gerekliliğine yandan fazlasının da (%59.0) tasarruf yaptıkları belirlenmiştir. Yaşanılan çevrenin düşük gelir gruplarının tasarruflarını etkilediği, yüksek gelir gruplarının tasarruflarını ise etkilemediği belirlenmiştir. Melerin genellikle (%44.5) birden fazla tasarruf aracını seçmekle birlikte daha çok döviz, kıymetli eşya ve altını tercih ettikleri belirlenmiştir. Melerin yandan fazlasının (%60.2) borçlanma yaptığı, borçlanma yapanların gelirleri yeterli olmadığı için bu yola başvurdukları belirtilmiştir. Melerin %55.2'si evde üretimi tasarruf amaçlıyapmadıkları, tasarruf amacıyla üretimde bulunanların ise daha çok (%63.8) kış mevsimi için yiyecek hazırladıkları bulunmuştur. Ailelerin gelirlerinin yönetimi ve tasarruf araçları hakkında yeterli bilgiye sahip olabilmeleri ülke çapında, örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ailelerle gelir idaresi ve tasarrufa yönelik programlar düzenlenmeli, hizmet içi eğitim kursları ile de farklı meslek gruplarından bireyler konuya ilişkin eğitim verilmelidir.
Farklı sosyo-ekonomilk düzeydeki babaların altı, on, ondört yaşlarındaki çocuklarının eğitimine katılımlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma alt ve üst sosyo-ekonomik düzeydeki babaların altı, on ve ondört ya şındaki çocuklarının eğitimine katılıp katılmadığını saptamak amacıyla yapılmıştır. Ankara ili Mamak ve Çankaya ilçelerinde Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre alt ve üst sosyo-ekonomik düzeydeki 191 çocuğun toplam 382 anne-babası örnek- lemi oluşturmuştur. Araştırmacı tarafından geliştirilen görüşme formu anne-babalara yüzyüze ve bi rebir görüşme yoluyla uygulanmıştır. Verilerin analizi Ki kare, Cohens Kappa ve Fisher's Güvenirlik Katsayısı ile ya pılmıştır. İstatistiki işlemlerden sonra düz tablolardan elde edilen sonuçlara göre alt ve üst SED'deki babalar ile alt ve üst SED'deki anneler arasında fark önemlidir (p<0.05). Far kın önemliliği çocuğun yaşı, cinsiyeti, anne-babanın yaşı ve öğrenim durumuna göre de görülmektedir (p<0.05). Babalar ve annelerin çocuklarının eğitimine katılımı SED'e göre değişiklik göstermektedir. Babaların eğitime katılımlarında çocuğun yaşının genel olarak etkili olmadığı görülmekle birlikte gelişim dönemi ve yaş ile ilgili kritik ifadelerde bu durum alt SED'de olumsuz, üst SED'de olumlu yönde etkili olmuştur. Annelerin eğitime katılımlarında alt SED'de çocuğun yaşının genel olarak etkili olmadığı görülmüştür. Yaş ve gelişim dönemi ile ilgili kritik ifadelerde olumsuz yönde bir etki söz konusudur. Üst SED annelerinin katılımlarında çocuğun yaşı etkili değildir. Bu gruptaki anneler her yaş grubunda birbirine yakın oranlarda katılım göstermiştir. Çocuğun cinsiyetine göre alt ve üst SED'deki babaların eğitime katılımı çoğunlukla değişiklik göstermektedir. Bu durum alt SED'de erkek çocuk, üst SED'de ise kız çocuk lehinedir. Her iki SED arasında erkek çocuk için gösterilen katılım379 arasındaki fark çoğunlukla önemsizdir(p>0.05). Alt ve üst SED'deki annelerin eğitime katılımı çocuğun cinsiyetine göre değişiklik göstermektedir. Alt ve üst SED'deki baba ve annelerin yaşı çocuğun eğitimine katılımlarını çoğunlukla etkilemektedir,. Bu etki bir yaş grubunun düzenli belirginliği şeklinde olmayıp ifadelere göre değişiklik göstermektedir. Alt ve üst SED'deki babaların öğrenim durumu çocuğun eğitimine katılımını etkilemektedir. Alt SED'de çoğunlukla öğrenim düzeyi ile paralellik gösteren katılım üst SED'de tersinedir. Çoğunlukla öğrenim düzeyi yükselirken katılım oranı düşmektedir. Her iki SED arasında babaların öğrenim durumlarına göre verdikleri cevaplarda çoğunlukla fark önemlidir (P<0.05). Aynı durum babaların yaşlan içinde geçerlidir (P< 0.05). Alt ve üst SED'deki annelerin eğitime katılımı öğrenim durumlarına göre değişiklik göstermektedir. Her iki SED'deki annelerin kendi yaşları ve öğrenim durumlarına göre verdiği cevaplar arasında fark önemlidir (P< 0.05). Çapraz tablolardan çıkan sonuçlara göre, alt SED'deki baba ve annelerin çocuğun eğitimine katılımda cevaplarının yarısı birbiriyle tutarlı yarısına yakınında ise sonuç tutarsızdır. Tutarlı ve tutarsız oldukları iki durumdada babalar eğitime katılmamaktadır. Üst SED'deki baba ve annelerin çocuğun eğitimine katılımı kısmen tutarlılığa doğrudur. Bu da kısmen katılım anlamına gelmektedir. Bunun yanında tutarsız oldukları ifadeler önemli bir orandadır. Alt SED'de baba ve annelerin eğitimde tutarlılığını çocuğun yaşı ve cinsiyeti etkilememektedir. Üst SED'de baba ve annelerin eğitimdeki tutarlılığında çocuğun yaşı ve cinsiyeti etkilidir. Bu grubta kız çocuğa daha hoşgörülü bir tutum gösterilmektedir. Alt SED'de baba ve annelerin yaşları eğitimdeki tutarlılıklarında etkili değildir. Öğrenim durumu ise etkilidir. ÜSt SED'de baba ve annelerin yaşları eğitimdeki tutarlılıklarında etkili değildir. Öğrenim durumu ise kısmen etkilidir. En fazla katılımı lise ve dengi okul mezunu grubu göstermiştir. Üst SED'deki babalar ve anneler kısmen tutarlılık göstermekte ve kısmen tutarlılığa doğru bir tutum sergilemektedir.
Ailenin sosyoekonomik düzeyinin çocuğun akademik başarısı ve uzaktan eğitime etkisi: Diyarbakır Çınar örneği
Bu tez çalışmasında ailenin sosyoekonomik düzeyinin çocuğun akademik başarısı ve uzaktan eğitime etkisinin ortaya konması amaçlanmıştır. Öncelikli olarak tarihsel süreç içerisinde eğitim kavramı ele alınarak kavramla ilgili bileşenlere yer verilmiş olup eğitim uygulamalarının Türkiye'deki yansımaları incelenmiştir. Çalışmanın uygulama kısmı Diyarbakır İli Çınar ilçesinde yürütülmüş olup nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini Çınar ilçesinde, 2020-2021 Eğitim-Öğretim yıl sonunda yapılan Liseye Geçiş Sistemi sınavına giren öğrencilerin velileri belirlemiştir. Örneklemi ise çalışmanın esas amacına uygun olarak LGS sınav puan sıralamasında ilk 25 ve son 25'te yer alan öğrencilerin velileri oluşturmuştur. Veri toplama kısmında ailenin sosyoekonomik düzeyini ve öğrencinin uzaktan eğitime katılımını ölçen sorulardan oluşan anket tekniği kullanılmıştır. Genel anlamda tez, ailenin sosyoekonomik düzeyinin çocuğun akademik başarısı ve uzaktan eğitime katılımını etkilediği düşüncesi odak alınarak oluşturulmuştur. Bu çerçevede akademik başarıyı etkileyen etmenler incelenmiş olup bu etmenler ile ailenin sosyoekonomik düzeyi arasındaki ilişki yapılan çalışmalarla desteklenerek ortaya konmaya çalışılmıştır. Pandemi nedeniyle zaruri hale gelen uzaktan eğitime katılımda etkisinin belirgin olarak hissedildiği sosyoekonomik şartların, öğrencilerin eğitim hayatlarının temel belirleyicisi olan sınavlardaki başarısına ne derece tezahür ettiği belirlenmeye çalışılmıştır.
Akran zorbalığı gösterme ve akran zorbalığına maruz kalmanın cinsiyet, yaş, sosyoekonomik düzey, anne-baba tutumları, arkadaş ilişkileri ve benlik saygısı ile ilişkisi
Bu araştırma, cinsiyet, yaş, sosyoekonomik düzey, anne baba tutumu, arkadaş ilişkileri ve benlik saygısı değişkenlerinin ilköğretim II. kademe öğrencilerinin akran zorbalığı gösterme ve akran zorbalığına maruz kalmalarını yordama güçlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır.Araştırmanın verileri, 2008-2009 eğitim-öğretim yılında Diyarbakır'da üç farklı sosyoekonomik düzeydeki altı ilköğretim okulunun II. kademesine devam eden 685 öğrenciden elde edilmiştir. Yordanan değişkene ilişkin veriler; Akran Zorbalarını Belirleme Ölçeği Türkçe uyarlaması (Gültekin ve Sayıl, 2005), Akran Zorbalığı Kurbanlarını Belirleme Ölçeği Türkçe uyarlaması (Gültekin ve Sayıl, 2005) kullanılarak; yordayıcı değişkene ilişkin veriler ise Anne Baba Tutum Ölçeği (Kuzgun ve Eldeleklioğlu, 2005), Akran İlişkileri Ölçeği (Kaner, 2000), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği Türkçe uyarlaması (Çuhadaroğlu,1986) ve araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu kullanılarak toplanmıştır.Araştırmanın amacı olan akran zorbalığı gösterme ve akran zorbalığına maruz kalma alt boyutları için ayrı ayrı olmak üzere cinsiyet ve yaşa göre farklılık olup olmadığı MANOVA analizi kullanılarak sınanmış ve cinsiyet, yaş, sosyoekonomik düzey, anne-baba tutumları, arkadaşlık ilişkileri ve benlik saygısının akran zorbalığına maruz kalma ile akran zorbalığı göstermeyi yordayıp yordamadıkları, yorduyorlarsa ne ölçüde yordadıklarını belirlemek amacıyla Stepwise Regresyon analizi kullanılmıştır.Genel olarak araştırma bulgularına bakıldığında; kızlara oranla erkeklerin korkutma-sindirme ve açık saldırı alt boyutlarında, erkeklere oranla da kızların kişisel eşyalara saldırı alt boyutunda akran zorbalığına daha fazla maruz kaldıkları gözlenmiş; kızlara oranla erkeklerin korkutma-sindirme, açık saldırı ve ilişkisel saldırı türünden akran zorbalığı gösterme davranışlarını daha fazla gösterdikleri gözlenmiştir.Yaş açısından bakıldığında ise ön ergen grubundaki deneklerin orta ergen grubundaki deneklere oranla alay etmek ve açık saldırı türünden davranışları daha fazla sergiledikleri, alay, açık saldırı ve kişisel eşyalara saldırı alt boyutlarında ise ön ergenlik grubundaki öğrencilerin, orta ergenlik grubundaki öğrencilere oranla daha fazla akran zorbalığına maruz kaldıkları gözlenmiştir. Yaş, cinsiyet, sosyoekonomik düzey, anne baba tutumları, arkadaş ilişkileri ve benlik saygısı değişkenlerinin akran zorbalığına maruz kalma ve akran zorbalığı göstermeyi farklı alt boyutlarda ve farklı şekillerde yordadıkları belirlenmiş ve araştırma bulguları ilgili literatür ışığında tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Akran Zorbalığı, Akran Zorbalığı Gösterme, Akran Zorbalığına Maruz Kalma, Sosyoekonomik Düzey, Ebeveyn Tutumları, Arkadaş İlişkileri, Benlik Saygısı
Ergenlerin atılganlık, utangaçlık ve yalnızlık düzeyleri
Bu araştırmada, 13-17 yaşları arasındaki ergenlerin atılganlık, utangaçlık ve yalnızlık düzeylerini belirlemek ve bazı değişkenler yönünden incelemek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da yaşayan, 13-17 yaşları arasındaki 194'ü kadın, 158'i erkek olmak üzere toplam 352 ergen oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama araçları olarak, Kişisel Bilgi Formu, UCLA Yalnızlık Ölçeği ve Rauthus Atılganlık Envanteri kullanılmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler, SPSS versiyon 21.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bireylerin atılganlık, utangaçlık ve yalnızlık düzeylerini belirlemek amacıyla bağımsız gruplar t testi yapılmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin atılganlık, yalnızlık ve utangaçlık düzeylerini saptamak amacıyla puan ortalamalarına bakılmış; yalnızlık puan ortalamalarının orta düzeyde, atılganlık puan ortalamalarının orta düzeyin biraz üzerinde, utangaçlık puan ortalamalarının ise orta düzeyin altında olduğu belirlenmiştir. Yalnızlık düzeylerinde cinsiyete göre anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Erkeklerin atılganlık düzeyi kızlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek iken; kızların utangaçlık düzeyi erkeklerden daha yüksek bulunmuştur. Ergenlerin atılganlık, yalnızlık ve utangaçlık düzeylerinde sosyoekonomik düzeye göre anlamlı bir fark olup olmadığını saptamak amacıyla bir yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Ergenlerin utangaçlık düzeyleri ile sosyoekonomik düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olmadığı görülmüştür. Ergenlerin atılganlık düzeylerinde ise yüksek ve orta sosyoekonomik düzey değişkenlerinde anlamlı bir farklılaşma olduğu görülürken; aynı zamanda, orta sosyoekonomik düzey değişkeninde anlamlı bir farklılaşma görülmemiştir. Ayrıca, ergenlerin yalnızlık düzeylerinde düşük ve orta sosyoekonomik düzey değişkeni arasında anlamlı farklılaşmaya rastlanmışken, yüksek sosyoekonomik düzey değişkeninde anlamlı bir farklılaşma gözlenmemiştir.
Düşük sosyo-ekonomik düzeydeki ergenlerde yılmazlık, cesaret, öz-şefkat ve olumlu sosyal davranış eğiliminin incelenmesi
Bu araştırmada düşük sosyo-ekonomik düzeydeki ergenlerde yılmazlığın bireysel düzeydeki koruyucu faktörler (cesaret ve öz-şefkat), ve olumlu sonuçlar (olumlu sosyal davranış eğilimi) bağlamında ele alınmasıyla doğrudan ve dolaylı ilişkiler incelenmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkilere yönelik literatürdeki güncel kuram ve çalışmalara ilişkin bilgiler doğrultusunda bir model test edilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Ankara'nın düşük sosyo-ekonomik düzeye sahip olan Sincan ve Mamak ilçelerinde adrese dayalı olarak tercih edilen Anadolu Liselerinde öğrenimine devam eden 9., 10., 11. ve 12. sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Araştırmada "kümeleme örneklem" yöntemine başvurulmuştur. Bu araştırma kapsamında, 607'si kadın, 370'i erkek ve 53'ü belirtmek istemeyen katılımcı olmak üzere toplamda 1030 lise öğrencisi araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, kişisel bilgi formu, Çocuk ve Gençlik Yılmazlık Ölçeği, Adleryan Cesaret Ölçeği-Ergen Formu, Öz-Şefkat Ölçeği-Kısa Formu ve Olumlu Sosyal Davranış Eğilimi Ölçeği–Ergen Formu kullanılmıştır. Araştırmanın modeli yapısal eşitlik modelinin bir türü olan yol analizi ile test edilerek, doğrudan ve dolaylı ilişkiler ortaya konmuştur. Model kapsamında, cesaret ve öz-şefkatin yılmazlığın anlamlı bir yordayıcısı olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda cesaretin, öz-şefkat ile doğrudan ve yüksek düzeyde ilişkili olduğu görülmüştür. Ayrıca, öz-şefkatin yılmazlık ile doğrudan olumlu yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Bu araştırmanın bir hipotezi olarak, öz-şefkatin olumlu sosyal davranış eğilimi ile olumlu yönde ilişkili olduğu varsayılmıştır. Ancak, araştırmanın şaşırtıcı bir sonucu olarak, öz-şefkatin olumlu sosyal davranış eğiliminin tüm alt boyutları ile olumsuz yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Bununla beraber, yılmazlığın olumlu sosyal davranış eğiliminin tüm alt boyutları ile doğrudan olumlu yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Cesaretin, hem öz-şefkat hem de yılmazlık aracılığı ile olumlu sosyal davranış eğiliminin tüm alt boyutları ile olumlu yönde ilişkili olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Pozitif psikoloji yaklaşımı bağlamında mevcut alanyazın ışığında araştırmanın bulguları tartışılmış olup, uygulamaya yönelik doğurgular ile birlikte gelecek araştırmalar için önerilere yer verilmiştir.
Birinci basamak sağlık hizmetlerinde sosyoekonomik seviyeye göre gebelerin oral glukoz tolerans testine bakışlarında medyanın rolü
Gestasyonel diabetes mellitus (GDM), gebelik öncesinde diyabet tanısı olmayan gebelerde iki ya da üçüncü üç aylık dönemde ortaya çıkan karbonhidrat intoleransıdır. GDM gebelikte en sık görülen komplikasyon olup, prevalansı artış göstermektedir. GDM varlığında maternal, fetal ve yenidoğan komplikasyonlarının arttığı yönünde literatürde pek çok araştırma bulunmaktadır. Bu nedenle konu ile ilgili tüm tıp disiplinleri ve kılavuzlar, 24-28 gebelik haftası arasındaki tüm gebelere Oral Glukoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak, gebelerin GDM açısından taranmasını önermektedir. Hastalığın erken tanısı, uygun tedavisi ve postpartum takibi ile anne ve bebekte morbidite ve mortalitede azalma olduğu gösterilmiştir. Ülkemizde bir anne adayının Sağlık Bakanlığı'nın gebe izlem protokolü kapsamında gebeliği boyunca en az dört kez Aile Hekimliği'nde izleminin yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda gebelere ulaşmak için en önemli merkez olan Birinci Basamak Sağlık Hizmetleri'nde, Aile Hekimleri tarafından takip edilen gebelerde sosyoekonomik seviyeye göre OGTT yapılma oranını belirlemek ve gebelerin bu testle ilgili hangi hekim tarafından bilgilendirildiğini saptamak, bu testin yaptırılmamasındaki etmenleri belirlemek ve bu konuda medyanın rolünü sorgulamak amaçlanmıştır. Araştırma, Ankara ili Çankaya ilçesindeki Aile Hekimlikleri'ne 01.09.2019-01.09.2020 tarihleri arasında başvuran, dahil edilme kriterlerini sağlayan hastalar arasından örneklem genişliği hesaplanarak, 334 gebeden gönüllü bilgilendirilmiş onam formu alınarak yürütülmüştür. Bu çalışmada düşük sosyoekonomik seviyedeki gebelere OGTT hakkında Aile Hekimi tarafından bilgi verilmediğinde, medyanın olumsuz etkisi ile gebelerin bu testi yaptırmak istemedikleri ya da bu testi yaptırmakta kararsız oldukları saptanmıştır. Birinci basamakta OGTT konusunda yapılan hasta bilgilendirmeleri ve bu konuda gebeleri etkileyen diğer faktörler belirlenerek gebelerin ve bilinçlendirilmesi konusunda uygulanabilecek olan yöntemlere katkı sağlamak amaçlanmıştır.