Sosyal ilişkiler
57 theses under this subject heading
Akkoyunlu-Osmanlı diplomasi sürecinde siyasi, dini, sosyal ve kültürel ilişkiler
Osmanlılar ve Akkoyunlular, biri Anadolu'da diğeri İran ve Yakın Doğu coğrafyasında hüküm süren iki Sünnî devlettir. Sünnîlerin hamisi olarak mücadele veren bu iki devlet, soylarını kutlu sayılan Oğuz Han'a dayandırmıştır. İlk başlarda koruyucu tavırlarıyla Osmanlı, Akkoyunluların taht mücadelesinde şehzadelerin sığınağı olmuştur. Bu bağlılık ilişkisi, Akkoyunluların Uzun Hasan Bey döneminde, Karakoyunluları yenip onların geniş topraklarına sahip olmasıyla kendisine rakip olarak Osmanlı'yı görmesi ve Osmanlı topraklarına yapılan saldırılarla, yerini gergin bir ortama bırakmıştır. II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) ile Uzun Hasan Bey arasında yapılan Otlukbeli Savaşı, Akkoyunlular için hezimetle sonuçlanınca, devletin yıkılma süreci başlamıştır. Bazen ılımlı bazen de sıkıntılı süreçler geçiren iki devlet arasında sığınma, evlilik, elçi teatisi, rehin alma, tehdit, ticaret gibi birçok konuda diplomasi kaidesine göre ilişkiler kurulmuştur. Bu ilişkilerin en önemli tanıkları olan mektuplaşmalar ve diğer diplomatik belgeler esas alınarak dönemin kaynak eserleri ışığında iki devletin diplomatik ilişkileri incelenmiştir.
Sosyal sermaye düzeyinin belirlenmesi ve sosyal sermaye düzeyini etkileyen faktörlerin analizi: Gönüllü teşekküller bağlamında Kayseri örneği
Bu çalışmada, son yıllarda sıkça kullanılan sosyal sermaye kavramı ve sosyal sermaye düzeyinin ölçülmesi analiz edilmiştir. Sosyal sermaye kavramı öncelikle hem teorik hem de ampirik boyutuyla ele alınmıştır. Sosyal sermaye düzeyini belirlemek amacıyla, Kayseri'deki gönüllü kuruluşların faaliyetlerine katılan (hem üye hem de üye olmayan) bireylere yöneltilen anket bulguları tahlil edilmiştir. Anket, uluslararası literatürde sosyal sermayeyi belirlemede kullanılan göstergelerden faydalanılarak 5'li Likert ölçeğine göre hazırlanmıştır. Bu göstergelerden kullanılarak güven endeksi, resmi ve gayri resmi ağlara üyelik endeksi, yardımlaşma ve ortak işbirliği endeksi oluşturulmuştur. Söz konusu üç endeksten yararlanarak tek bir sosyal sermaye endeksi hesaplanmıştır. Örnek kütlenin yaş, eğitim, dini eğilimleri, kendine olan güvenleri, yerel basın organlarını takip etme sıklıkları, seçimlerde oy kullanmaları, yaşam süreleri ve faaliyet gösterilen sektör gibi demografik özellikleri ile sosyal sermaye düzeyi arasındaki ilişki Ki-Kare yöntemine göre; sosyal sermaye düzeyi ile demografik özellikler arasındaki ilişkinin yönü ise korelasyon analizine göre test edilmiştir. Özellikle eğitim düzeyi ve bireylerin kendilerini değerli hissetmeleri ile sosyal sermaye arasında doğrusal bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Sosyal Sermaye, Güven, İş Birliği, Sosyal İlişkiler Ağı, Sosyal Sermayenin Ölçümü ve Sivil Toplum Kuruluşları.
Armağan kültürünün dönüşümü: Gaziantep örneği
Bu çalışmanın amacı, özellikle Marcel Mauss'un Armağan Üzerine Denem isimli çalışmasında ortaya koyduğu armağan kültürü tanımlaması doğrultusunda Gaziantep'te bu kültürün değişimini ortaya koymaktır. Mauss çalışmasında arkaik toplumlardaki armağan kültür üzerine çalışmaktadır. Arkaik toplumlarda armağanlaşmak toplumsal ilişkilerin devamlılığını sağlamaktadır. Gaziatnep'te de ilkel dönemlerden 20.yüzyılın sonlarına kadar armağan kültürü toplumsal ilişkilerin devamlılığında önemli rol oynamaktadır. 21.yüzyılın başlarına gelindiğinde ise armağan kültüründe değişimler görülmeye başlanmaktadır. Bu araştırma 21.yüzyılın başlarında itibaren Gaziantep'te armağan kültürünün nasıl değiştiğine odaklanmaktadır. Bu değişimin bireylerdeki yansımalarını ortaya çıkarmak ve değişimin nasıl, ne etkisiyle, ne için olduğunu belirlemek için Gaziantep yerli halkından kişilerle görüşmeler yapılmaktadır. Görüşme yapılan kişiler yaş olarak 18- 40 arasında seçilmektedir.Sahadan alınan veriler ışığında Gaziantep'te armağan kültürünün değişimi ortaya konmaya çalışılmaktadır. Bu araştırmanın, literatürdeki boşluğu doldurması amaçlanmaktadır.
Karşı cinsle ilişkide sosyal yetkinlik beklentisi ölçeği
Bu araştırma, Türkiye'deki lise öğrencilerinin karşı cinsle yaşadıkları çıkma ilişkilerini, ilişkiyi başlatabilme, sürdürebilme ve sonlandırabilme boyutlarında sosyal yetkinlik beklentilerini ölçebilmek amacıyla yapılmıştır. Ölçeğin geliştirilmesi esnasında; kapsam geçerliği, yapı geçerliği, ölçüt bağıntılı geçerliği ile test-tekrar test güvenirliği sınanmışlar. 91 maddeden oluşan madde havuzunun kapsam ve yapı geçerliliğinin denendiği ilk çalışma 3 farklı okuldan 379 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Bu ön çalışma sonrasında yapı geçerliliğini belirlemek için de 4 farklı okuldan 433 öğrenciye ulaşılmıştır. Ölçüt-bağıntılı geçerlik için 65 öğrenciden, test-tekrar test güvenirliğini denemek için de geliştirilen Karşı Cinsle İlişkide Başlatabilme, Sürdürebilme ve Sonlandırabilme Boyutlarında Sosyal Yetkinlik Beklentisi Ölçeği'nin üç hafta arayla iki kez uygulandığı 83 öğrenciden toplanan veriler kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, geliştirilen ölçeğin Başlatabilme, Sürdürebilme ve Sonlandırabilme boyutlarında sosyal yetkinlik beklentisini geçerli ve güvenilir olarak ölçtüğünü ortaya koymuştur. Geliştirilen ölçek toplam puan olarak değerlendirilmeyecek, yukarıda sözü edilen boyutlarda birer alt ölçek olarak kullanılacaktır. Anahtar Kelimeler: Çıkma-Flört, Sosyal Yetkinlik Beklentisi, Yetkinlik Beklentisi, Karşı Cins, Sosyal Yetkinlik Beklentisi Ölçeği
Popüler tüketim kültürünün sosyal ilişkilerde yarattığı görünmez (soyut) hiyerarşi
İnsanoğlu var olduğu günden bu yana topluluklar halinde yaşamayı öğrenmiş ve topluluğun bir parçası olma ihtiyacını her dönem hissetmiştir. Bu nedenle sosyalleşme olgusu insanın en temel gereksinimleri arasında yer almaktadır. İnsanların farklı gruplar içinde yaşadığı etkileşim sonucunda edindiği ve birbirleriyle paylaşarak şekillendirdiği kazanımlar ile kültür kavramı oluşmuştur. Kültürün farklı olgulara işaret eden tanımlamaları da; kitle ve elit kültür, maddi ve manevi kültür, ulusal ve evrensel kültür, popüler kültür ve tüketim kültürü şeklinde adlandırılmıştır. Çalışmamın temel sorularına işaret eden popüler kültür kavramına irdelediğimizde, görüyoruz ki günümüzde tüm dünyada hakimiyetini sürdürmektedir. Televizyondan internete, müzikten giyime, hayatın neredeyse her yerinde yaş, cinsiyet, meslek ve sosyal sınıf ayrımı yapmadan her kesimi etkilemektedir. Popüler kültür kavramı, günümüzde hala etkisini arttırarak gösteren bir olgu niteliği taşımasından dolayı uzmanlar tarafından üzerinde sık sık durulan bir kavram özelliği de taşımaktadır. Bununla birlikte, bu kavrama olan ilginin çokluğu ve popüler kültürle yaşıyor olmamız, popüler kültür kavramına evrensel bir tanımlama getirmenin güçlüğüyle bizi karşı karşıya bırakmaktadır. Gündelik hayatın vazgeçilmez bir olgusu olan popüler kültürün sosyal ilişkilere olan etkileri tezin ana hedefini oluşturmaktadır. Diğer bir ifadeyle insanların tüketim alışkanlıklarıyla birlikte toplumda yer edindiği statü tanımlamasının nasıl bir sonucu beraberinde getirdiği araştırılmış ve popüler tüketim alışkanlıklarının sosyal ilişkilerde bir hiyerarşi oluşturup oluşturmadığı problemine cevap aranmıştır. Araştırma Z Kuşağı üzerinde yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Popüler Kültür, Tüketim Kültürü, Z Kuşağı, Hiyerarşi, Sosyal İlişkiler, Popüler Tüketim, Medya
Üniversite öğrencilerinde ahlaki kayıtsızlık ve sosyal ilginin internet bağımlılığı açısından yordanması
Üniversite Öğrencilerinde Ahlaki Kayıtsızlık Ve Sosyal Ġlginin Ġnternet Bağımlılığı Açısından Yordanması Günümüzde internet kullanımının oldukça yaygın olduğu görülmektedir. Ġnsanların internetten yararlanmasını ifade eden internet kullanımı bilinçli Ģekilde kullanılmazsa bağımlılığa yol açacağı düĢünülmektedir. Bireyin toplumsal olaylara bakıĢında da internet kullanımına maruz kalmanın büyük bir etkisinin olduğu düĢünülmektedir. Toplumsal herhangi bir olay ahlaki olarak değerlendirilirken bireyin buna bakıĢı da önemlidir. AraĢtırmalarda ahlaki kayıtsızlığın internet kullanımından etkileneceği düĢünülmektedir. Bireyin toplumsallaĢması açısından önemli olarak görülen farklı bir kavram olan sosyal ilgi bireyin iyi oluĢu için temel bir değiĢken olarak görülmektedir. Sosyal ilgi genel olarak bireyin uyum sağlaması olarak karĢımıza çıkmaktadır. Üniversite öğrencileri genç yetiĢkin grubuna girdiği ve ulaĢımın kolay olması sebebiyle çalıĢma için örneklem oluĢturmasının uygun olacağı düĢünülmüĢtür. Ayrıca alan yazında ahlaki kayıtsızlık, sosyal ilgi ve problemli internet kullanımının birlikte ele alındığı bir çalıĢma da yer almamaktadır. Bu sebeplerle üniversite öğrencilerinde ahlaki kayıtsızlık ve sosyal ilginin internet bağımlılığı açısından yordanmasının alana katkı sağlayacağı düĢünülmüĢtür. AraĢtırmada katılımcıların doldurması için sırasıyla Demografik Bilgi Formu, Ahlaki Kayıtsızlık Ölçeği, Toplumsal Ġlgi Ölçeği ve Ġnternet Bağımlılık Ölçeği uygulanmıĢtır. Cinsiyet değiĢkeni ile sadece ahlaki kayıtsızlık arasında anlamlı bir iliĢki bulunmuĢtur. Yapılan regresyon analizi ahlaki kayıtsızlıkla internet bağımlılığı arasında olumlu ve pozitif yönde bir iliĢki vardır. Sosyal ilgi ve internet bağımlılığı arasında iliĢki bulunamamıĢtır. Anahtar sözcükler: Ahlaki kayıtsızlık, Sosyal ilgi, internet bağımlılığı
Serbest zaman etkinlikleri kapsamında bireylerin sosyal ilişkilerinde kararlılık ve sosyalleşme düzeylerinin incelenmesi: Oryantiring örneği
Bu araştırma Türkiye Oryantiring Federasyonu bünyesinde yer alan lisanslı sporculardan, 2015-2016 sezonunda gerçekleştirilen Oryantiring müsabakalarına katılan lisanslı sporcuların, "serbest zaman etkinlikleri kapsamında sosyal ilişkilerinde kararlılık ve sosyalleşme düzeylerinin incelenmesi" amacıyla yapılmıştır. Bu çalışmada, olgu ve olayları nesnelleştirerek gözlemlenebilir, ölçülebilir ve sayısal olarak ifade edilebilir bir şekilde ortaya koyan bir araştırma türü olan Nicel araştırma yöntemlerinden, Genel Tarama Modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evreni 121 kadın 208 erkek olmak üzere toplam 329 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma verileri Şahan (2007: 165) tarafından geliştirilen "Spor ve Sosyalleşme Ölçeği" ve Haraburda (1996: 16) tarafından geliştirilen, Sarı (2010:113-114) tarafından Türkçe uyarlaması yapılan "Çok Alanlı Kararlık Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Demografik özelliklere ilişkin bulgular arasında, cinsiyete, serbest zaman etkinliklerine katılım şekillerine, serbest zaman etkinliğine başlamada en çok etkisi olan rol sahibine, serbest zaman etkinliğine yaptığı katılım sıklığına ve serbest zaman etkinliği ile ilgilenme amacına göre dağılımları incelenmiştir. Verilerin normallik sınamasında Skewness (Çarpıklık) ve Curtosis (Basıklık) değerlerine bakılmıştır. Sporcuların, "Spor ve Sosyalleşme Ölçeği" ve "Çok Alanlı Kararlılık Ölçeği" pualarının Öğrenim durumu ve yaşanılan yerleşim yerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirtmek için Tek Yönlü ANOVA testi kullanılırken; "Spor ve Sosyalleşme Ölçeği" ve "Çok Alanlı Kararlılık Ölçeği" puanlarının yaşanılan yerleşim yerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için Tek Yönlü MANOVA testi yapılmıştır. Ortaya çıkan farkın kaynağını belirlemek amacıyla Post Hoc test olarak Tukey testi kullanılmıştır. Spor ve Sosyalleşme Ölçeği ile Çok Alanlı Kararlılık Ölçeği düzeyi alt boyutları arasındaki ilişkilerin tespitinde Pearson Kolerasyon analizi kullanılmıştır. Ayrıca Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Ayrıca "Spor ve Sosyalleşme Ölçeği" ve "Çok Alanlı Kararlılık Ölçeği" puanlarının kadın ve erkek grupları arasındaki farkı bulmak için ise ındependent T testten faydalanılmıştır. Araştırmada hata payı 0.05 kabul edilmiştir. Sonuç olarak, doğa sporları kamplarında gerçekleştirilen serbest zaman etkinlikleri, bireylerin sosyalleşmesine ve serbest zaman etkinliklerinin sosyal alanda bütünleşmesine olan katkısında, bireylerin kendi tercihleri ile katılımlarının önemli rolü olduğu görülmektedir. Üniversitelerin Spor Bilimleri Fakülteleri bölümlerinin dışındaki bölümlerde de toplumda serbest zaman etkinliği olarak değerlendirilebilen oryantiring sporu ile ilgili çalışmalara yönelmelerinin toplumsallaşma açısından faydalı olacağını ortaya koymuştur. Serbest zaman etkinliklerinin sosyalleşme süreci üzerindeki etkisi dikkate alınarak üniversitelerin gerçekleştirdikleri spor şenliklerinin, eğitim ve öğretim dönemlerinin geneline yayılması sağlanmalıdır.
Obsesif kompulsif bozukluk'ta işlev kaybı ve risk etmenleri (Kontrollü kesitsel bir çalışma)
Giriş: Obsesif Kompulsif Bozukluk(OKB), tekrarlayıcı obsesyon ve/veya kompulsiyonların olduğu , genellikle süreğen, kimi zamanda tekrarlayıcı gidiş gösteren , kişinin günlük işlevlerini belirgin olarak etileyen bir rahatsızlıktır. İşlevsellik tüm vücut fonksiyonlarını, aktivite ve katılımlarını kapsayan genel bir kavramdır. OKB kişinin sosyal ilişkilerini, mesleki işlevselliğini ve yaşam kalitesini olumsuz olarak etkilemektedir. Depresyonda da işlevsellik kaybı görünmesine depresyonda işlevsellik kaybının OKB ile şizofreniye oranla daha az olduğu saptanmıştır. Hastalıkların işlevsellik düzeylerini daha kısa ölçeklerle değerlendiren çalışmalar olsa da kapsamlı bir ölçek ile karşılaştırma yapan çalışma sayısı azdır. Amaç: Bu tez çalışmasında amaç Obsesif Kompulsif Bozukluğa sahip bireylerin işlevsellik ve işlevsellikte kayıp derecelerinin ölçülmesi ve kayba ilişkin risk etmenlerinin belirlenmesi ve işlevsellikte kayıp düzeylerinin depresyon hastalarının işlevsellikte kayıp düzeyleri ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ve Major Depresif Bozukluk (MDB) tanısı konulmuş hastalardan çalışmaya katılmayı kabul eden ve çalışmaya dahil olma ölçütlerini karşılayan 60 OKB ve 60 MDB hastasından oluşmaktadır. Çalışmaya katılan hastalara SCID-I/CV psikiyatrik tanı değerlendirilmesi yapıldıktan sonra sosyodemografik veri formu, obsesif kompulsif belirtilerin türü ve şiddetini saptamak için Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği (YBOKÖ) - YBOKÖ Belirti Kontrol Listesi, depresif belirtilerin şiddetini 86 saptamak için Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HDDÖ), anksiyete şiddetini saptamak için Hamilton Anksiyete Derecelendirme Ölçeği ve sosyal işlevsellik düzeyini belirlemek için hasta ve hasta yakınlarına Sosyal İşlevsellik Ölçeği (SİÖ) uygulandı. Tek değişkenli çözümlemelerde parametrik durumlarda Student's t testi; ANOVA ve Pearson korelasyonu; parametrik olmayan durumlarda Kruskal Wallis ANOVA ve Mann Whitney U önemlilik testleri ve Spearman's Rho korelasyonu kullanılmıştır. Bulgular: Depresyon hastalarında eğitim düzeyi ile işlevsellik düzeyinde artış saptanmıştır. Ayrıca evli olmayanlarda öncül sosyal etkinlik ve bağımsızlık performans puanları yüksek bulunmuştur. Genç bireylerde sosyal etkinlik puanlarında artış saptanmış olup; hastaneye yatışı olan depresyon hastalarında bağımsızlık performans puanları düşük saptanmıştır. OKB hastalarında en sık olarak kirlenme, kuşku, saldırganlık obsesyonları; temizleme/yıkama, kontrol etme, tekrarlama kompulsiyonları daha sık saptanmıştır. Saldırganlık obsesyonu, kuşku obsesyonu ve kontrol kompulsiyonlarının kişilerin işlevsellik düzeylerine olumsuz etkisi olduğu saptanmıştır. Evli olmayan OKB hastalarında mesleki işlevsellik; eğitim düzeyi yüksek olan OKB hastalarında öncül sosyal etkinlik, mesleki işlevsellik ve kişiler arası işlevsellik puanları yüksek bulunmuştur. Depresyon hastalarıyla benzer olarak hastaneye yatışı olan OKB hastalarının işlevsellik düzeyleri düşük saptanmıştır. Sonuç: OKB ve Depresyon hastaları bir arada değerlendirildiğinde eğitim düzeyinin ve hastaneye yatışların ortak olarak işlevsellik üzerine etkisi olduğu görülmüştür. Bu sebeple eğitim düzeyinin toplum bazında arttırılması, bireylerin eğitim kurumlarına yönlendirilmesi tedavi sürecini desteklemek açısından önemlidir. Bunun birlikte hastaneye yatış yerine mümkün olduğunca hızlı ve etkili bir biçimde ayaktan tedavi sürecinin tercih edilmesinin işlevsellik üzerine olumlu etkisi olacaktır.
İlköğretim kurumlarında ders dışı egzersiz faaliyetlerine katılan öğrencilerin sosyalleşme düzeyleri
Bu çalışmada Ders Dışı Egzersiz Faaliyetlerine katılan öğrencilerin sosyalleşme düzeylerindeki değişim ve ders dışı egzersiz faaliyetlerinin öğrencilerin sosyalleşme düzeyine etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Belirlenen amaç doğrultusunda, Manisa Merkez bir ilköğretim okulundaki 6. 7. ve 8. sınıf öğrencilerinden 30`u uygulama, 30'u kontrol olmak üzere toplam 60 öğrenci ile çalışma yürütülmüştür. 60 öğrenciyi belirleme aşamasında aynı okulda bulunan 6.7.ve 8. sınıflarda toplam 157 öğrenciye sosyalleşme durum tespiti ölçeği uygulanmıştır. Katılımcıların tamamı, sosyalleşme ölçeği puanlarına göre küçükten büyüğe doğru sıralanmış ve en az sosyalleşme puanlarına sahip ilk altmış kişi arasından rastlantısal (Random) örnekleme yöntemi ile olarak, uygulama ve kontrol grupları oluşturulmuştur.Uygulama ve kontrol gruplarına ön test olarak SDTÖ uygulanmış ön test sonrasıuygulama grubuna ders dışı egzersiz faaliyetleri etkinlikleri düzenlenmiş, kontrol grubuna ise normal okul yaşantısı devam ettirilmiş, ek olarak ders dışı egzersiz faaliyetleri yaptırılmamıştır. Çalışma sonunda ise (13. hafta) uygulama ve kontrol grup öğrencilerine sosyalleşme durum tespiti ölçeği tekrar son test olarak uygulanmıştır. Bu testlerden elde edilen bulgular SPSS 16 istatistik paket programı ile değerlendirilmiştir.Araştırma sonucunda Ders Dışı Egzersiz faaliyetlerine katılımın, öğrencilerin sosyalleşme düzeylerini anlamlı biçimde arttırdığı bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Sosyalleşme, Ders Dışı Egzersiz, Beden Eğitimi, Spor
Ruhsal bozukluğu olan hastaların üstbiliş özelliklerinin ve sosyal işlevselliklerinin karşılaştırılması
Araştırmada farklı ruhsal bozukluğu olan hastaların üstbiliş özelliklerinin ve sosyal işlevsellik düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Karşılaştırmalı tanımlayıcı türde olan araştırma, bir araştırma hastanesinin psikiyatri polikliniklerinde ve bir Aile Sağlığı Merkezinde (ASM) yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi, hastanenin psikiyatri polikliniğine gelen şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar, depresyon, bipolar bozukluk, anksiyete bozuklukları, madde kullanım bozukluklarından herhangi birinin tanı ölçütlerini karşılayan her bir ruhsal bozukluk grubundan 50'şer kişi ve Obsesif Kompülsif Bozukluktan (OKB) 30 kişi olmak üzere 280 hasta ve ASM'ye başvuran herhangi bir ruhsal bozukluk tanısı almamış 50 sağlıklı birey olmak üzere toplam 330 kişiden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, Üstbiliş Ölçeği-30 (ÜBÖ-30), Sosyal İşlevsellik Ölçeği (SİÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, pearson korelasyon analizi, bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi yapılmıştır. Bireylerin yaş ortalaması 35.4±9.9 olup, %60.3'ü erkek, %59.4'ü evli, %41.2'si ilkokul mezunudur. Hastaların üstbilişsel bozukluk düzeylerinin ortanın üzerinde olduğu bulunmuştur. Çalışmaya dahil edilen ruhsal bozukluklar arasında üstbilişsel bozukluğun en fazla depresyon hastalarında, en az şizofreni ve psikoz hastalık grubunda olduğu saptanmıştır. Gruplar arasında üstbilişsel bozukluk bakımından anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0.05). Ruhsal bozukluğu olan bireylerin sosyal işlevsellik düzeylerinin ortanın altında olduğu bulunmuştur. Sosyal işlevselliğin en çok bozulduğu hastalık grubu şizofreni ve psikozla giden bozukluklar olup tıbbi tanı grupları arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Hastaların üstbiliş ve sosyal işlevsellik ölçekleri toplam puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p=0.363). Fakat, ölçeklerin alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür (p<0.05). Psikiyatri hemşirelerinin, ruhsal bozukluğu olan bireylere üstbiliş eğitimi, üstbilişsel terapi, psikososyal beceri eğitimi, üstbiliş odaklı sosyal beceri eğitimi vb. girişimler uygulaması önerilir. Anahtar Kelimeler: Psikiyatri Hemşireliği, Ruhsal Bozukluk, Sosyal İşlevsellik, Üstbiliş
Ortaöğretim kurumlarındaki sporcu öğrencilerin kişisel uyum ve sosyalleşme düzeylerinin incelenmesi (Adıyaman ili Gölbaşı ilçesi örneği)
Bu araştırmada; Adıyaman ili Gölbaşı ilçesindeki 2010 ? 2011 Eğitim öğretim yılında ortaöğretim kurumlarında ?yatılı eğitim ve normal eğitim gören, lisanslı olarak spor yapan ve spor müsabakalarına iştirak eden 82 kadın ve 124 erkek olmak üzere toplam 206 sporcu öğrencinin kişisel ve sosyal uyum düzeyleri? incelenmiş, sporcuların kişisel bilgilerinden de elde edilen sonuçlar doğrultusunda Bağımsız Değişkenlere göre sporcu öğrencilerin kişisel ve sosyal uyum düzeyleri arasındaki farklılıklar ve benzerlikler ortaya konmuştur.Araştırmada veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından geliştirilen ?Kişisel Bilgi Formu?, ?Hacettepe Kişilik Envanteri'' (HKE) ve Sosyotropi ve Otonomi ölçeği? (SOSOTÖ) kullanılmıştır. Yatılı ve normal eğitim gören sporcu öğrencilerin kişisel ve sosyal uyum düzeyleri arasında fark olup olmadığını belirlemek için ölçeklerden elde edilen bilgiler Varyans analizi, Kruskal wallis, Mann Witney U ile İkili grupların karşılaştırılması için Bağımsız t-testi kullanılmıştır. Araştırmada anlamlılık düzeyi 0.05 olarak kabul edilmiştirAraştırma sonucunda sporcu öğrencilerin ?Hacettepe Kişilik Envanteri ve Sosyotropi Otonomi Ölçeği?nden aldıkları puanların sporcu öğrencilerin ?yaş, cinsiyet, spor yapma süresi, anne ve babanın eğitim durumu, aile tipi, ailenin gelir durumu, yatılı ve normal eğitim alma durumuna göre incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı (p>0,05) görülmüştür.
Yeni gelişme alanlarında sosyal ilişkilere bir bakış: Pertek Barış Yapı Kooperatifi örneği
İnsanların barınma ihtiyaçları ve bu mekânlardaki ilişkilerinin tarihi çok eskidir. Birinci Dünya Savaşından sonra yaşam koşullarının iyileşmesiyle birlikte insanların barınma gereksinimi dikkat çekmiştir. Zaman ilerledikçe nüfus artmaya başlamış, ekonomik koşullar iyileşmiş, zevkler değişmiş ve bu gibi durumlar yapılan konut türlerinde farklılıkların meydana gelmesini sağlamıştır. Bu gibi durumlar mekân olgusunda değişimler meydana getirmiş ve ilk değişimler gecekondular üzerinde görülmüştür. Gecekondulaşma, nüfusun hızla artmasına bağlı olarak insanların konut ihtiyacını gidermek için ortaya çıkmış ve şehirleşmenin ilk boyutunu oluşturmuştur. Daha sonra gecekonduları ıslah çalışmaları başlamış ve apartman dairesine doğru geçişler olmuştur. Nüfusun artmasıyla birlikte konutlar yeterli gelmeyince kat sayıları artırılmaya ve toplu konutlar yapılmaya başlanmıştır. Yeni gelişen her alan beraberinde yeni sosyal ilişkileri ve ilişki gruplarını da getirmiştir. Bu tez çalışması da yukarıdaki açıklamayla benzer şekilde, terör olayları sebebiyle Pertek ilçesine yoğun göç dalgasının olması sonucu meydana gelen konut ihtiyacını gidermek için yeni bir alanda kurulan Barış Yapı Kooperatifindeki sosyal ilişkileri ele alan bir çalışmadır. Barış Yapı Kooperatifi Pertek ilçe merkezine araçla 15 dakika uzaklıkta sınırları belirlenmiş bir mekân üzerine konumlandırılmıştır. Evlerin ilçe merkezinden farklı olarak yeni ve betonarme bina olması, dubleks formatta yapılması ve sınırları belirlenmiş bir mekan üzerinde konumlandırılmış olması bu kooperatif alanının kenti andırır nitelikte olmasını sağlamıştır. Bu alana yerleşen insanlarla birlikte yeni sosyal ilişki grupları da doğmuştur. Bu çalışmada amaçlanan, yeni gelişme alanı olan Barış Yapı Kooperatifindeki sosyal ilişkileri incelemektir. Bu amaç doğrultusunda da kooperatif alanında bulunan 21 haneye anket çalışması uygulanmış ve 40 denek ile görüşülmüştür. Elde edilen veriler SPSS Paket Programına aktarılarak elde edilen sonuçlar yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kent, Sosyal İlişkiler, Pertek, Yeni Gelişme Alanı
Hulefa-i Raşidin Döneminde Bizans İmparatorluğu ile münasebetler
İslamiyetten önce Araplar düzenli bir devlet yapısına sahip değillerdi. İslamiyetin doğuşundan sonra, Hz. Peygamberin hicretiyle başlayan devletleşme süreci, hızlı bir şekilde gerçekleşmiş ve dönemin iki büyük devleti Bizans ve Sasani İmparatorluklarıyla çok yönlü münasebetler başlamıştır. Bu iki devletten biri olan Bizans ile Hulefa-i Raşidin dönemi münasebetlerini bu çalışmamızda ele alacağız. Hulefa-i Raşidin dönemi, İslam dininin Arap yarımadası dışında hızla yayılmaya başladığı ve Bizans'ın uzun yıllar Sasanilere karşı mücadele verdiği topraklarının, Müslümanlar tarafından fethedilmeye başlandığı dönemdir. Bu çalışma giriş bölümü dahil olmak üzere üç ana bölümden oluşmuştur. Giriş bölümünde, Hulefa-i Raşidin dönemindeki Bizans ile münasebetlerin daha iyi anlaşılabilmesi için, Müslümanlarla Bizans İmparatorluğu arasındaki münasebetlerin başlangıç dönemi kabul edilen, Hz. Peygamber dönemi münasebetleri ele alınmıştır. Hulafa-i Raşidin dönemi ve daha sonraki dönemlerde gerçekleşen münasebetler, Hz. Peygamber dönemindeki münasebetlere göre şekillenmiştir. Birinci bölümde, İslam devletinin teşkilatlanmaya başladığı ve kurumsallaşmasını tamamladığı dönem olan Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer dönemi ele alınmıştır. Bu dönemde İslam devleti Bizans hakimiyetinde bulunan bölgelerin önemli bir kısmını ele geçirmiş, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer, Hz. Peygamberin, Bizans'a karşı olan tutumunu aynı şekilde devam ettirmiştir. İkinci bölümde ise, Hulefa-i Raşidin döneminde, İslam devletinin zirve ve duraklama noktası olan Hz. Osman dönemi ile, münasebetlerin neredeyse tamamen durduğu ve İslam devleti adına gerileme dönemi kabul edilebilecek olan Hz. Ali dönemi ele alınmıştır. Çalışmanın sonuç bölümünde çok yönlü münasebetler ile ilgili genel bir değerlendirme yapılmış ve kronolojik bir sıraya bağlı kalınmaksızın, genellikle önceki bölümlerde üzerinde çok fazla durulamayan dini, ticari ve sosyal münasebetlerden bahsedilmiştir.
Tehcir sırasında ve sonrasında Elazığ ve çevresinde Müslüman-Ermeni ilişkileri
Ermeni Sorununun en önemli nirengi noktası hiç şüphe yok ki Tehcir Kanunu ve sonrasında ortaya çıkan tartışmalardır. Tehcir ve sonrasında yaşanan olaylar Ermeni Diasporası eliyle manipüle edilerek, basit bir iskân faaliyeti abartılı rakamlarla şekillenen bir soykırım safsatasına dönüşmüştür. Tehcir'in genel intibaları üzerinde kapsamlı birçok yayın yapılmasına karşın özele indirgenmiş çalışmaların yetersizliği aşikardır. Günümüze kadar Ermeni Sorunu hakkında ele alınan çalışmalarda geniş coğrafi alanlara yönelen bir bakış açısına karşın, dar çaplı bölge, şehir, köy gibi alanlara dair çalışmalar daha azdır. Yine Ermeni nüfus yoğunluğunun fazla olduğu bölgeler Tehcir'in üst düzey planlamayla yapıldığı yerlerdir. Bu yerler üzerinde yapılacak detaylı alan çalışmaları yaşanan olayları şüphesiz daha iyi netleştirecek, Ermenilerin haksız tezlerinin çürütülmesinde önemli köşe taşları olacaktır. Tehcir öncesi Ermeni nüfusunun yoğun olduğu Elâzığ Bölgesi bu nedenle konu için önemli bir merkezdir. Elâzığ Bölgesi Tehcir öncesi ve sonrası için Müslüman-Ermeni ilişkileri kapsamında iyi bir şekilde mercek altına alınacak olursa, Ermeni Sorununun bölgedeki yansımalarından yola çıkarak sorunun temeline siyasi, sosyal, ekonomik, sahaya dair yetkin çıkarımlar yapılabilir. Sonuç olarak bu tezde Elâzığ Bölgesinde Tehcir öncesi-sonrası durum verilirken, Tehcir'in yansımalarıyla Ermeni Sorununun şehir bazında önemli bir ayağı netleştirilir.
Halk oyunlarının sosyal bütünleşmeye etkisi
Bu çalışmada, toplum hayatının sağlıklı, devamlı ve bir bütünlük içerisinde sürdürülmesi bakımından önemli bir sosyal olgu olan halk oyunlarının, yeri, önemi ve toplumsal etkileri belirlenmeye çalışılmıştır.Çalışmanın evrenini; Türkiye'deki farklı kulüp, halk eğitim merkezi ve üniversitelerde halk oyunları branşında etkinlik gösteren ve Türkiye Halk Oyunları Federasyonu ile Milli Eğitim Bakanlığı'nın düzenlemiş olduğu yarışmalara katılan bireyler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklem grubunu ise, Türkiye Halk Oyunları Federasyonu'nun ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2010 yılında düzenlemiş olduğu Grup ve Final yarışmalarında, Gençler ve Büyükler kategorisinde yarışmalara katılan 840 kişi oluşturmaktadır. Halk oyunlarının sosyal bütünleşmeye etkilerini ölçmek için kullanılan veri toplama aracı, Yılmaz, Karlı ve Yetim (2006) tarafından geliştirilen ve sporun sosyal bütünleşmeye etkisini değerlendiren 7 alt boyutlu ?Sporda Sosyal Bütünleşme Ölçeği? (SSBÖ) model alınarak araştırmacı tarafından geliştirilmiştir. Araştırmada kullanılan veri toplama aracı 2 bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde katılımcıların demografik bilgilerini tanımlamaya yönelik ifadelere yer verilirken, ikinci bölümde ise, halk oyunları faaliyetlerinin sosyal bütünleşmeye olan etkilerini belirlemek amacına yönelik ifadelere yer verilmiştir. Araştırmada kullanılan ölçek ?Sosyal Bütünleşme Ölçeği? olarak adlandırılmıştır. ?Sosyal Bütünleşme Ölçeği?, 38 madde ve 7 alt boyuttan oluşmaktadır. Alt boyutlar, (1) Duygusal Gelişim, (2) Fiziksel Gelişim, (3) İkili İlişkilerin Gelişimi, (4) Milli ve Kültürel Gelişim, (5) Toplumsal Gelişim, (6) Kişisel Becerilerin Gelişimi ve (7) Grup İlişkilerinin Gelişimi olarak belirlenmiştir. Ölçekteki maddeler, ?Hiç Katılmıyorum (1)?, ?Katılmıyorum (2)?, ?Kararsızım (3)?, ?Katılıyorum (4)? ve ?Tamamen Katılıyorum (5)? şeklinde 5'li Likert tipi ölçek üzerinde değerlendirilmektedir.Araştırmada kullanılan ölçeğin 7 alt boyutunda katılımcıların cinsiyetlerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark olup olmadığını test etmek için verilere ?İndependent Samples t-test? analizi uygulanmıştır. Ayrıca, katılımcıların yaşlarına, öğrenim düzeylerine, yerleşim birimlerine, anne-baba eğitim düzeylerine, halk oyunlarına başlama yaşlarına, ailenin halk oyunlarına faaliyetine katılma durumlarına ve aile gelir düzeylerine göre anlamlı bir fark olup olmadığını test etmek için ise tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır.Çalışmada, halk oyunlarının sosyal bütünleşmeye etkisi ?Sosyal Bütünleşme Ölçeği? kapsamında değerlendirilmiş ve halk oyunlarının sırasıyla ?Milli ve Kültürel Gelişim?, ?İkili İlişkilerin Gelişimi?, ?Toplumsal Gelişim?, ?Grup İlişkilerinin Gelişimi?, ?Duygusal Gelişim?, ?Fiziksel Gelişim? ve ?Kişisel Becerilerin Gelişimi? açısından bireye önemli kazanımlar sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.Araştırmada uygulanan tek yönlü varyans analizi sonucunda cinsiyet ve aile gelir düzeyi değişkenleri ile sosyal bütünleşme ölçeğinin her bir alt boyutunda anlamlı farklılığa rastlanmamıştır. Katılımcı görüşleri değerlendirildiğinde, yaş, eğitim düzeyleri, yaşanılan yer ve halk oyunlarına başlama zamanı değişkenleri ile ölçeğin çeşitli alt boyutlarında anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir.Elde edilen bulgular, gelişen ve değişen yaşam koşulları sonucunda önemi günden güne artan ve modern toplum hayatının vazgeçilmez bir parçası olan halk oyunlarının sosyal gelişmeye ve bütünleşmeye önemli katkılar sağladığını göstermektedir. Bu nedenle, halk oyunlarının sosyal bütünleşmeye etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmış olan bu çalışmanın, folklor, sosyoloji ve spor bilimlerine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.Anahtar kelimeler: Sosyal Bütünleşme, Halk Oyunları.
Sosyal ilişkilerin Türk seçmeninin siyasal davranışına etkisi
Sosyal ilişki, toplumsal yaşamın en temel ve en önemli öğelerinden biridir. Bu önem örgütlü toplumlarda çok daha belirleyici bir özellik sergilemektedir. Sosyal ilişki biçimlerimiz, tutumlarımızı, davranışlarımızı, inançlarımızı, kültürümüzü ve kimliğimizi oluşturmaktadır. Bireylerin davranışlarının oluşmasında ve şekillenmesinde yaşadığı toplumsal yapı içerisindeki birçok faktör etkili olabilmektedir. Sosyal yapının bir parçası olarak birey, ilişkide ve iletişim içerisinde bulunduğu, aile, okul, arkadaş grupları, sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, cemaatler, meslek kuruluşları gibi sosyal gruplardan ve kitle iletişim araçlarından etkilenmekte; bunların etkisiyle siyasal davranışlarını oluşturmaktadır. Seçmen olarak bireyin siyasal davranışının oluşması sürecinde birey çeşitli iç ve dış faktörlere maruz kalmaktadır. Hiç şüphesiz bu faktörler arasında sosyal grupların ve bu gruplarla gerçekleştirilen iletişim sürecinin önemli bir etkisi olduğu düşünülmektedir. Seçmen, siyasal davranışını oluştururken, uyma, ikna ya da itaat duygusu çerçevesinde içerisinde bulunduğu grubun etkisinde kalır. Grup normu ve değerleri doğrultusunda grup üyelerinin bir konuya karşı benzer bir tutum ve davranışı gerçekleştirmeleri beklenmektedir. Sosyal ilişki gruplarının seçmen olarak bireyin, siyasal davranışına etkileri farklı düzeylerde ve şekillerde gerçekleşebilmektedir. Bu sosyal ilişkinin biçimi, sosyal ilişkinin süresi, sosyal ilişkinin oluşturduğu tutumlar ve değerlere göre farklıdır. Ancak, bunların nasıl gerçekleştiği ve ne düzeyde etkilerinin bulunduğunun bilimsel bir araştırma kapsamında tüm yönleriyle ortaya konulması gereği bulunmaktadır. Çünkü, genelde sosyal bilimler alanında özelde de seçmen davranışı çalışmalarında sosyal ilişkilerin seçmen davranışına etkisi bugüne kadar araştırmaya ve değerlendirmeye tabi tutulmamıştır. Bu çalışmada sosyal ilişkilerin seçmenin siyasal davranışına etkisi belirlenmeye çalışılacaktır. Literatürde sosyal ilişkilerin siyasal tercihe etkisine ilişkin bütüncül bir çalışmanın olmaması; çalışmanın temel motivasyonlarından biridir. Bu çalışmada, bireylerin siyasal davranış bağlamında, sosyal ilişki deneyimlerinin açıklanması, keşfedici ve betimleyici nitelikte bir alan araştırması yapılmasını gerekli kılmaktadır. Bu çerçevede, bu çalışmada "Sosyal İlişkilerin Türk Seçmeninin Siyasal Davranışına Etkisi"nin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu yönüyle özgün ve literatüre katkı sağlayacak olan ve Türkiye'nin 12 kentinde yapılan çalışmada nicel veri toplama tekniği kullanılmıştır. Çalışmada alan araştırması yöntemi esas alınarak ve veriler 12 ilde 2579 örneklem üzerinde yüz yüze anket tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; siyasal sosyalleşme sürecindeki temel rolü dolayısıyla aile, siyasal davranış üzerindeki etkisi olan sosyal grupların başında gelmektedir. Akrabalarla sosyal ilişkilerin siyasal davranışa etkisi sosyal ilişkilerin gerçekleşme düzeyi ile doğru orantılıdır. Komşularla sosyal ilişkiler, farklı kimliğe ve siyasal kültüre ait olan bireylerin sosyal birlikteliği olarak değerlendirildiğinden siyasal davranışa etkisi diğer sosyal gruplara göre çok daha düşük düzeyde görülmektedir. Arkadaşlarla sosyal ilişkilerin sadece sosyal değil siyasal boyutu da bulunmaktadır. Arkadaşlarla sosyal ilişkilerin siyasal davranışa etkisinde meslekte çalışma süresi, arkadaşların siyasal tercih için yönlendirmede bulunması ve arkadaşların siyasi görüşleri önemli faktörler olarak değerlendirilmektedir. Cemaat üyelerinin bir bölümünün cemaatin önde gelenlerinin isteği doğrultusunda bir siyasi parti ya da adaya oy verdiği belirlenmiştir. Bu etkide sosyal çevreden dışlanma endişesi ya da sosyal çevrenin baskısından daha ziyade dini inançların öne çıktığı görülmektedir. STK üyelerinin faaliyetlere katılım düzeyi arttıkça diğer bir ifade ile STK ile sosyal ilişki sıklığı arttıkça bu sosyal grubun siyasal davranışa etkisi de artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal İlişkiler, Sosyal Gruplar, Siyasal Toplumsallaşma, Siyasal Davranış, Seçmen
Büro yönetiminde kullanılan teknolojilerin işgücü psikolojisi ve sosyal ilişkileri etkileme düzeyleri üzerine bir araştırma
Günümüzde yaşanan hızlı teknolojik gelişmeler ve değişimler, kurumları önemli ölçüde etkilemektedir. Hızla üretilen bilgi ve teknoloji, insan istek ve tercihlerinde farklılaşmalara ve karmaşıklıklara sebep olmuştur. Globalleşen dünyada varlıklarını sürdürebilmek ve gelişmek isteyen işletmeler, bilim ve teknoloji alanındaki yenilikleri yakından izlemek ve bu teknolojileri kullanabilen personeller çalıştırmak zorundadırlar.Çağdaş yönetim anlayışında örgütlerin beyni rolünü bürolar üstlenmektedir. Yöneticilerin ihtiyaç duyduğu her türlü veri ve bilginin elde edildiği, işlendiği, kullanıcılarına sunumunun yapıldığı, depolandığı ve her an kullanıma hazır halde tutulduğu büroların, bu faaliyetlerini yerine getirebilmeleri için teknolojik gelişmelere bağlı olarak iş üretmeleri ve bu işleri üretirken de makinelere bağlı kalmayıp duygu ve düşünce sahibi ve sosyal bir varlık olan insan faktörünü de göz önünde bulundurmalıdırlar.Bu çalışmanın amacı; yaşadığımız bilgi çağında sürekli gelişmekte olan teknolojinin büro yönetiminde kullanılırken insan psikolojisi ve sosyal ilişkiler üzerine olumlu ve olumsuz etkilerini açıklamaktır. Bunu yaparken ilk olarak; tarihsel çağlara göre teknolojinin gelişim süreci açıklanmaya çalışılmıştır. Tarihsel çağlarda yaşanan toplumsal, siyasal ve iktisadi olaylar ve bu olayların teknolojinin gelişmesi üzerine etkileri karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Teknoloji ve işlevleri ile ilgili temel kavramlar tanıtılarak, teknoloji ile birlikte değişen iş yaşamı, bilgi kavramı, bilgi işleme ve bilgi toplumunun gelişim süreci açıklanmaya çalışılmıştır.İkinci olarak; yönetim, büro, büro yönetimi ile ilgili temel kavramlar ve yöntemler incelenmiştir. Bilgi sistemleri ve büro otomasyonunun tanıtılması, bürolarda etkin iletişim yöntemleri, büroların örgütlenmesinde yeni yaklaşımlar, sanal büro kavramı ve sanal büroların çalışma yöntemleri açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışanların; düşünce yapıları, çalışmalara uyum süreçleri, eğitim durumları, psikolojik ve sosyal yapıları incelenerek bunlardan hangilerinin teknolojiden olumlu hangilerinin olumsuz etkilendiği açıklanmaya çalışılmıştır.Bu amaçla çalışmanın son bölümünde kamuda büro yönetiminde kullanılan teknolojinin etkilerini ölçmek amacıyla bir anket çalışması yapılmıştır. Bu anket çalışmasıyla; büroda çalışan kişilerin fiziksel koşullarını, iş yüklerinin, eğitim durumlarını, kullandıkları araç ve gereçler açıklanmaya çalışılmış ve bunların çalışanlar açısından psikolojik ve sosyolojik etkileri açıklanmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Teknoloji, Büro, Yönetim, Büro Yönetimi, Sosyal Hayat, Psikoloji
Lise öğrencilerinin prososyal davranışlarının; mizah, öfke ve utangaçlık düzeylerine göre incelenmesi
Bu araştırmada; lise öğrencilerinin prososyal davranışları ile mizah, öfke ve utangaçlık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır.Bu araştırmada, belirli psikolojik özellikler (mizah, utangaçlık, öfke) bakımından bireyler arası benzerlik ve farklılıkları ortaya koymakta ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Buna göre veriler, belirlenen okullardan ayrı ayrı toplanmış, analiz edilmiş ve elde edilen bulgular sonuçta bir araya getirilmiştir.Uygulama sırasında öğrencilerin prososyal davranış, mizah, öfke ve utangaçlık düzeylerini belirlemek üzere dört ayrı ölçek kullanılmıştır. Bunlar; Olumlu Sosyal Davranış Ölçeği, Ergenlikte Mizah Ölçeği, Çok Boyutlu Öfke Ölçeği'nin Kişiler Arası Boyutu ve Utangaçlık Ölçeği'dir. Olumlu Sosyal Davranış Ölçeği Kumru (2004) tarafından uyarlanmıştır ve ölçeğin ölçüm güvenirliği .80'dir. Ergenlikte Mizah Ölçeği Oral (2004) tarafından geliştirilmiştir. Ölçeğin ölçüm güvenirliği, .89'dur. Çok Boyutlu Öfke Ölçeği Hisli ve Balkaya (2003) tarafından geliştirilmiştir. Araştırmada kullanılan Kişiler Arası Boyutu'nun ölçüm güvenirliği .93'tür. Utangaçlık Ölçeği Güngör tarafından geliştirilmiştir ve ölçeğin ölçüm güvenirliği .91'dir.Araştırma iki kademeli olarak yapılmıştır. Birinci aşamada 2009-2010 eğitim öğretim yılında Ankara ili Çankaya ilçesinden birer 9.,10. ve 11. sınıf tesadüfi olarak belirlenerek 104 öğrenciye ölçekler uygulanmıştır. Ölçek ölçümlerinin geçerlik ve güvenirliğine dair analizler yapıldıktan sonra, beş okuldan yine birer 9.,10. ve 11. sınıf seçilerek 452 kişilik esas örneklemle çalışma yürütülmüştür.IVBulgular, prososyal davranışların üç değişkenle (mizah, öfke, utangaçlık) de düşük düzeyde, pozitif yönde ve anlamlı ilişkiler olduğunu göstermektedir. Cinsiyet, yaş, anne öğrenim düzeyi, kardeş sayısı ve doğum sırasının; prososyal davranışlar ile mizah, öfke ve utangaçlık arasındaki ilişkileri etkilemediği saptanmıştır. Baba öğrenim düzeyinin ise prososyal davranış ile mizah arasındaki ilişkiyi etkilediği bulunmuştur. Bu bulgular ışığında prososyal davranışların gelişimine yönelik öneriler sunulmuştur.
Futbolun sosyal bütünleşmedeki rolü (Diyarbakır ili örneği)
Diyarbakır ilinde futbolun sosyal bütünleşmeye olan etkisini ortaya koymak amacıyla yapılan bu çalışmada; sosyal bütünleşme kavramının tanımlanmasının yanı sıra sosyal bütünleşmenin gerçekleşme şekli ve bu bütünleşmeyi sağlayan unsurlar ile sosyal bütünleşmenin sağlanmasında futbolun fonksiyonları belirlenmeye çalışılmıştır.Araştırmanın kuramsal çerçevesini oluşturmada ?Dokümantasyon Metodu? kullanılmıştır. Bu aşamada, ulaşılabilen birincil ve ikincil kaynaklar ?Genişliğine Gözlem Tekniği? ile tarihsel nitelikli kaynaklar ise tarih araştırmalarında kullanılan ?Geçmişten Günümüze Sıralama Yöntemi? kullanılarak değerlendirilmiştir. Ayrıca araştırmanın kuramsal çerçevesini desteklemek için ?anket? yöntemi uygulanmıştır.Araştırmanın evrenini Türkiye'deki sporla ilgili kişi ve kuruluşlar, örneklemini ise Diyarbakır'da futbol ile ilgili kişi ve kuruluşlar oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak ?Sporda Sosyal Bütünleşme Ölçeği? (SSBÖ) kullanılmıştır.Araştırmada elde edilen veriler, SPSS (Statistical Package for Social Science) 13,0 programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin çözümlenmesinde, anketlerden elde edilen bilgilerin genel dağılım özelliklerini belirlemek için tanımlayıcı istatistik türlerinden frekans ve yüzde dağılımları ile birlikte Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Tukey HSD t-Testi uygulanmıştır.Futbolun sosyal bütünleşmedeki rolünün belirlenmesinde araştırmaya katılanların yaş ve cinsiyet değişkenlerinin kişisel gelişim, sosyalleşme, fiziksel fayda, bütünleşme, psikolojik gelişim, ahlaki gelişim ve duygusal gelişim özelliklerine etkisi ?önemsiz? olarak görülürken, görev ve görev süresi değişkenlerinin etkisi ise ?önemli? bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Sosyal Bütünleşme, Futbol, Spor.
Avrupa Birliği eğitim ve değişim programları'nın yabancı dil öğreniminde kültürel etkileşime olan katkısı
Bu araştırmada ki amaç, Avrupa Birliği Eğitim ve Değişim Programları ile yurtdışına giden yüksek öğrenim öğrencilerinin dil eğitimi ve kültürel etkileşim açısından karşılaştıkları olumlu ve olumsuz olguları betimlemek ve eğitim ve değişim programlarının etkinliğinin artırılmasına yönelik geçerli önerilerde bulunabilmektir.Bu araştırma; Avrupa Birliği Eğitim ve Değişim Programları kapsamında yer alan Sokrates Programının, Yüksek Öğretimi kapsayan Erasmus Programı ile Avrupa Üniversitelerinden herhangi birine gitmiş ve dönmüş öğrencilerin Avrupa'da bulundukları sırada:?Sahip oldukları yabancı dil düzeyleri ile gittikleri ülkelerdeki yaşadıkları sorunları,?Dil öğretimi sırasında gittikleri ülkenin kültürüne ait öğrendikleri öğelere, orada bulundukları süre içerisinde verdikleri tepkileri,?Kültürel öğeler ile ilgili olarak kültürleşme, kültürlenme, kültür şoku ve kültürel değişim gibi konularda ortaya çıkan olumlu ve olumsuz değişimleri,?Kendi ülkeleri ve gittikleri yabancı ülkelerin kültürel öğeleri konusunda ki görüş, düşünüş ve davranışlarındaki olumlu ve olumsuz değişimleri belirlemek ve elde edilen bulguların ışığında Avrupa Birliği Eğitim ve Değişim Programlarını yöneten, bundan yararlanacak olan öğrenciler ve eğiticiler için geçerli ve yararlı önerilerde bulunabilmek için planlanmış ve yürütülmüştür.Araştırma kapsamına alınmış denekler Gazi ve Yıldız Teknik Üniversiteleri'nin AB Ofislerinin kayıtlarından Erasmus Programı ile yurtdışına gitmiş öğrencilerin listesi temin edilerek araştırmanın örneklem grubu oluşturulmuştur.AB Eğitim ve Değişim Programlarından yararlanan öğrenci sayısının çok olmaması nedeni ile araştırmayı anlamlı sonuçlara götürebilmek açısından evren aynı zamanda örneklem grubunu oluşturmaktadır.
Eğitimli çalışan kadının çalışma hayatında ve aile hayatındaki ataerkil örüntülerin çalışma algısına etkisi
Bu çalışmanın amacı İstanbul ilinde lisans ve lisansüstü eğitim almış kamu ve özel sektörde çalışan kadınların anlatılarından hareket ederek eğitimli kadının çalışma hayatında, aile hayatında ve sosyal hayatındaki ataerkil değerlerin çalışma algısını nasıl etkilediğini araştırmaktır. Bu araştırma da kadınların hanede, çalışma yaşamında ve evlilikteki ilişkilerine ait deneyimleri üzerinden ataerkil ilişkileri ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini nasıl deneyimlediklerini ortaya koymak için niteliksel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Eğitimli kadınların daha nitelikli mesleklerde çalışıyor olmaları onları ücretli çalışan kadınlardan farklı kılmaktadır. Ancak ataerkillik ideolojisinin kök saldığı toplumsal yapı içinde sosyalleşen bireylerin hanede, eğitim kurumlarında ve iş yaşamlarında karşılaştıkları eşitsizliklerin birbirine olan etkilerinin erkek tahakkümünü yeniden üretmesi kadınların ortak kaderi olarak şekillenmiştir. Hanede ve eğitim kurumlarında kadınlara öğretilen bilgiler ve beceriler onlara özgür düşünceye dayalı bağımsız hareket etme olanağını vermemektedir. Eğitimli kadınlar aldıkları, edindikleri bilgileri geleneksel rolleri bağlamında kullanmaktadırlar. Kadınların yaşama karşı özgüven ve cesaretlerinin güçlenmesinde eğitim etkin bir rol üstlenmemiş onları "doğal" kaderleri olan ev kadını ve annelik rollerine hazırlamıştır. Bu anlamda kadınlar, eğitim seviyeleri yükselmiş ve daha nitelikli mesleklerde çalışıyor olsalar da, gündelik hayat pratiklerinde toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin bir değişim yaratacak güce sahip olamamış gözükmektedirler. Bu çalışmada ataerkilliğin yarattığı tahakküm ve sömürü kaynaklarına temel olan sosyal ilişkileri içinde kadınların, yaşamlarında yüz yüze olduğu ayrımcılıklar, eşitsizlikler feminist bir perspektiften incelenmiştir.
Kentsoylu ailelerin hatıralarında aile ve komşuluk
Bu çalışmanın amacı; kent kültürüyle yetişmiş, kentsoylu aile bireylerinin hafıza ve hatıralarından yola çıkarak kültürel kodlarımızda bulunan ve bütünleştirici toplumsal değerlerimizden biri olan komşuluk ilişkilerini, betimlemektir. Bu çalışmanın araştırma sorusunu ortaya çıkaran, bazı araştırma bulgularının komşuluk ilişkilerinin alt gelir grubu ve işçi sınıfının ilişki biçimi olduğu tespitidir. Kır ve kent ailesi ayırımında etken faktör, meskûn olunan mekânla birlikte, hayat anlayışı, günlük yaşam pratikleri, aileye yerleşmiş kültür bulunmaktadır. Niteliksel araştırma yöntemi ile yapılan bu çalışmada, kent kültürüyle kentsoylu ailelerde yetişmiş kişilerle derinlemesine görüşme yapılarak, veriler elde edilmiştir. Veriler analiz edilerek, çıkarılan bulgulardan hafızalarda var olan komşuluk ilişkilerinin, birey ve toplumsal ilişki üzerindeki olumlu-olumsuz etkileri ortaya konulmuştur. Çalışmada yapılan tanım ile katılımcılardan elde edilen veriler örtüşmektedir.
Bireysel ve toplumsal bir durum olarak Türkiye'de önyargı ve ayrımcılık
Psiko-sosyal bir durum olan ve bireylerarası ilişkilerde belirleyici niteliğe sahip bulunan önyargı ve ayrımcılık bu tezin konusunu oluşturdu. Günlük hayatımızda, bireysel ve toplumsal durumlarda her an karşımıza çıkabilen cinsiyet, yaş, ırk, din, bedensel görünüm gibi faktörleri referans alan ayrımcılıklar çoğu zaman adeta kanıksandığı için bir sorun olarak da görülmeyebilmektedir. Hâlbuki önyargılar ve önyargıların tutum ve davranışlara yansıyan boyutunu teşkil eden ayrımcılıklar kişilerarası ilişkileri sorunlu hale getirdiği gibi, toplumsal uyumu da tehdit eder niteliğe kavuşabilmektedir. Dolayısıyla önyargı ve ayrımcılık konusu gündemde olan ve olacak bir konu olarak hep önem ifade etmektedir. Bu tez ile önyargının ne olduğu ve nasıl oluştuğu, tutum ve davranışlara nasıl dönüştüğü incelendiği gibi, ön yargının tutum ve davranışlara dönüşmesi biçiminde anlam kazanan boyutunu oluşturan ayrımcılığın da bireysel ve toplumsal hayatta ne biçimlerde açığa çıktığı ele alınıp ayrıntılı şekilde incelendi. Araştırma, konu bağlamında yapılmış bilimsel/akademik araştırmaların bulguları üzerinde gerçekleştirildi; tartışmalar bu araştırmaların bulguları üzerinden gerçekleştirildi. Anahtar Kelimeler: Önyargı, Ayrımcılık
Antalya ve çevresinde yaşayan 60 yaş üstü yaşlıların kuşaklararası ilişkileri
Antalya ve çevresinde yaşayan, yaşı 60 ve üzerindedi 10 kişi (5 kadın,5 erkek) ile yapılan mülakatlar ailede kuşaklararası ilişkileri , yaşlıların bakışaçısından ele almaktadır. Ucu açık sorulara yaşlıların verdikleri cevapların analizine dayanmaktadır. Kalitatif araştırmanın amacı aile içerisindi kuşakların karşılıklı ilişkikerini yaşlılardan dinlemek (exploratif araştırma) ve daha sonra yapılacak olan kantitatif araştırmalar için hipotezlere erişmektir.