Para politikası araçları
57 theses under this subject heading
1980 sonrası Türkiye'de uygulanan para politikalarının enflasyon üzerindeki etkisi
Türkiye ekonomisinde, enflasyon ile mücadele edebilmek adına farklı zamanlarda ülkenin o dönem şartları ve yapısına göre, farklı politika kanallarıyla çözüm aranmıştır. Özellikle, ülke ekonomisinde dışa açılma adımlarının atılmaya başladığı 1980 yılı sonrası için, uygulanan politikalar ve alınan kararlar ekonomik açıdan daha önemli hale gelmeye başlamıştır. Bu çalışmada, 1980'den 2023 yılı yarısına kadar, uygulanan para politikalarının içeriği ve enflasyon üzerindeki etkinliği araştırılmıştır. 1980 yılından, küresel finansal krizin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisinin azalmaya başladığı 2009 yılının başlarına kadar, Merkez Bankasının uyguladığı para politikalarının enflasyon üzerinde uzun dönemli bir etki sağlayamadığı görülmüştür. Fiyat istikrarının sağlanamama sebebi, en çok Türkiye ekonomisini, oldukça etkileyen yapısal sorunlardan kaynaklı krizlerin ve sonrasında alınan karar ve politikaların uzun vadede çözüm sağlayamamasının olduğu düşünülmektedir. Yapısal sorunların çözümü adına yapılan reformlar neticesinde para politikasının 2002-2007 yıllarına kadar enflasyon üzerinde etkinliği olumlu sonuçlar üretirken, küresel krizle bu denge tekrar bozulmuştur. Çalışmada Türkiye'de uygulanan para politikasının enflasyon oranı üzerindeki etkisi, 2009:01-2023:04 yılları arasındaki aylık veriler üzerinden birim kök testi ve sonrasında ARDL sınır testi yaklaşımıyla analiz edilmiştir. Çalışmada kullanılan değişkenler; dış ticaret dengesi, mevduat faiz oranı, toplam para arzı, toplam rezervler, tüfe bazlı reel efektif döviz kuru, büyüme oranları ve kukla değişken olarak, 2021 yılının Eylül ayında düşürülmeye başlanan faiz indirimleri olmuştur. Ulaşılan sonuçlara göre, mevduat faiz oranları, para arzı, rezervler ve sanayi üretim endeksi ile enflasyon arasında pozitif ilişki bulunmuştur.
Merkez Bankası faiz kuralı çerçevesince Taylor Kuralının incelenmesi
Ekonomik çevrelerce ve iktisat literatüründe para politikalarının kurala mı yoksa duruma mı bağlı bir şekilde yürütülmesi gerektiği uzun zamandır tartışılmaktadır. Genel kanı olarak kurala bağlı bir şekilde yürütülmesi gerektiği belirtilirken kuralın ne olması gerektiği konusunda ise bir fikir birliğine varılmış değildir. Genel olarak ekonomik birimlerce anlaşılabilen, karmaşık olmayan bir kuralın yürütülmesi gerektiği belirtilmektedir. Bahsedilen bu kural aynı zamanda para politikasının reaksiyon fonksiyonudur. Bu çalışmada ekonomik birimlerce anlaşılması kolay ve karmaşık olmayan bir kural olarak Taylor Kuralının geçerliliği Türkiye ekonomisi için test edilmiştir. Klasik Taylor Kuralında döviz kuru yer almadığından dolayı tahmin edilen reaksiyon fonksiyonuna döviz kuru eklenerek Genişletilmiş Taylor kuralı çerçevesince reaksiyon fonksiyonu tahmini yapılmıştır. Reaksiyon fonksiyonu 2002:07 - 2013:11 dönemleri arasında aylık veriler kullanılarak tahmin edilmiştir. Tahmin sonucunda para politikasının performansını gösteren değişkenler arasındaki ilişki de yorumlanmıştır. Belirtilen dönemler arasında oluşturulan reaksiyon fonksiyonu sonucunda üretim açığı, enflasyon açığı ve döviz kurunda yaşanabilecek bir şoka kısa vadeli faiz oranlarının tepkisinin istatistiksel olarak anlamsız olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar uyarınca kısa vadeli faiz oranları istikrarlı bir enflasyon oranı ve üretim miktarını yakalayabilmek adına tek başına yeterli olmadığı belirlenmiştir. Kısa vadeli faiz oranlarının enflasyon oranlarında, üretim miktarında ve döviz kurunda yaşanabilecek şoklara istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif tepkiler verebilmesi için öncelikli olarak kamu kesiminin borç miktarının azaltılması ve kamu borcunun finansman şeklinin gözden geçirilmesi maliye politikası yürütücülerine bu çalışma kapsamında önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Taylor Kuralı, Faiz Reaksiyon Fonksiyonu, VAR Modeli
Monetary policy and bank lending channel
The main purpose of this thesis is to evaluate whether the bank lending channel exist or not. Within this context, quarterly data of for the periods between 2002q1 and 2016q4 was taken into the consideration. Additionally, VAR model was used to reach the objective. According to the result of impulse response function, it was reached that producer price index, real exchange rate and policy rate are effective determinants. Additionally, banks balance sheet has important and positive influence on total credits but industrial production index is regarded as partially effective. While considering this result, it was also found that both bank balance and macroeconomic variables used in this thesis is the main determinants of bank total credit. KeyWords: Bank Lending Channel, VAR, Bank Credits
Optimal para alanları kuramı çerçevesinde Avrupa Parasal Birliğinin içerisinde bulunduğu çıkmazlar
Optimal Para Alanı Kuram'ı ile ilgili temel çalışmayı 1961'de R. Mundell yapmıştır. Bu kuram ekonomik entegrasyonun son aşamalarından biri olan para birliğine dahil olan parasal alanın optimal bir para alanı olup olmadığını belirli faktörlere açıklayan bir kuramdır. Bu kuramda ülkelerin kendi para birimlerinin değerini, parasal alan içerisinde belirlenen kur ile sabitlemesi ve parasal alan dışındaki ülkelerin para birimleri karşısında ise dalgalanmaya bırakması durumu söz konusudur. Mundell, Kenen ve McKinnon bir parasal alanın optimal bir parasal alan olup olmadığını açıklarken birliğe üye olan ülkeler üretim faktörlerinin mobilitesi, ekonominin dışa açıklık derecesi finansal ve ekonomik bütünleşmenin derecesi, enflasyon oranları arasındaki yakınlık derecesi, asimetrik şokları ve fiyat-ücret esnekliği gibi şartların sağlanması gerektiğini açıklamaktadırlar. Ancak zaman içerisinde geleneksel yaklaşımın yetersizliği anlaşılmaktadır. Kurama yönelik eleştiriler yapılmak olup 1970'lere gelindiğinde bir para alanın optimalliği geleneksel yaklaşımdan farklı olarak birlik içerisinde bulunan ülkelerin para birliğine dahil olmalarından dolayı sağladıkları kazanç ve katlandıkları maliyetler ortaya koyularak değerlendirilmektedir. Bu durum fayda maliyet analiz olarak ifade edilmektedir. Ayrıca birliğe dahil olan ülkeler asimetrik bir şokla karşılaştığında şokların olumsuz etkilerini kendi ekonomik göstergeleri sayesinde en aza indirgeyebiliyorlarsa oluşturulan parasal alan optimaldir. Uluslararası ekonomide önemli bir paya sahip olan AB 1999 yılında kaydi olarak Euro'yu kullanmaya başlamıştır. Birliğin geleceği ve birliğe dahil olan ülkeler açısından Euro alanının optimal para alanı olup olmadığı son derece önemlidir. 2008 yılında yaşanan küresel kriz sonrası Avrupa Parasal Birliğinin optimal olup olmadığı konusu yeniden gündeme gelmiştir. Bu noktadan hareketle bu çalışmada, Euro alanının ele alınan yıllar içerisinde, optimal para alanı kuramının belirlenen ölçütler çerçevesinde, seçili ülkelerin ekonomik göstergeleri temel alınarak Euro alanın optimal para alanı olup olmadığı belirlenmektedir. Değerlendirmeye alınan yıllar içerisinde seçili ülkelerin ekonomik göstergeleri incelendiğinde bir parasal alanın optimal alan olmasını sağlayacak olan ekonomik benzerliği yakalayamadığı görülmektedir. Buna ek olarak yaşanan küresel kriz sonrası parasal alana dahil olan merkez ve çevre ülkeler arasındaki ekonomik farklılığın daha da arttığı gözlemlenmektedir. Optimal para alanı kuramı çerçevesinde bir para alanının optimal para alanı olması için, alana dahil olan ülkelerin ekonomik yapıları açısından uyumsuzluğun değil uyumluluğun olması gerekmektedir. Bu doğrultuda Avrupa Parasal Birliğinin optimum para alanı için belirlenen ölçütleri sağlamadığı görülmektedir. Anahtar Kavramlar: Optimal Para Alanı, Ekonomik Entegrasyon, Euro Krizi
Uluslar arası para sisteminin reformu: Dünya merkez bankacılığı mı yoksa serbest bankacılık mı
Over the centuries we have not learned origins or symptoms of crises accurately. As a result of this, we have always had the crises and lastly the 2008 financial crisis (Great Recession). The Great Recession showed we have faulty economic theories and economic policies. Thus, we need theories that can detect the origins of any crises more accurately and then cancel them. Actually, we don't need economic models when crises have already arisen. Here we initially show the flaws of the current monetary system and then proposals to solve these flaws. In this case, we will introduce two type proposals. The first category of proposals is World Central Banking Models: proposals of J.M.Keynes (Bancor Plan), P.Davidson (International Monetary Clearing Union), J.Stiglitz and B.Greenwald (Global Greenback Plan), J.D'Arista (International Clearing Agency Plan), J.A.Ocampo (SDR-based Global Reserve System), P.Alessandrini and A.F.Presbitero (SDR-based International Monetary System). According to these writers the flaws of the current global reserve system are anti-Keynesian bias (deflationary bias), the Triffin Dilemma (the currency asymmetry problem) and the instability-inequality link.The second category is Free Banking Models: proposals of G.Selgin (Productivity Norm and Free Banking), F.Hayek (Denationalization of Money and Nominal GDP Targeting), L.von Mises(Gold Standard with Free Banking), and J.H.de Soto and M.Rothbard(Gold Standard with % 100 Reserves). These authors argue that any government intervention like regulations and bailouts in the production of money or any government based institutions like central banks or treasury cause instabilities (business cycles and thereby economic crises) in the free society. According to them we should create a world freed from governments. But they differ in three issues: the identity of the money issuer, the nature of the money substitutes, and the nature of the private property. These issues led them to propose different monetary reforms. Key Words: origins, the Great Recession, flaws of the current monetary system, proposals of World Central Banking and Free Banking Models
Türkiye ekonomisinde para politikası uygulamalarında dönüşüm: 1923-2013 Dönemi
Çalışmanın amacı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın Cumhuriyet'in kurulmasından günümüze kadar uzanan süreçte uyguladığı para politikaları ve para politikası uygulamalarındaki değişimi incelemektir. Çalışmanın girişten sonraki ikinci bölümünde para politikasının amaçları, araçları, stratejileri ve aktarım mekanizmaları anlatılmıştır. Çalışmanın diğer bölümlerinde Türkiye'de uygulanan para politikası uygulamalarının dönemler itibariyle sonuçları ele alınmıştır. Çalışmada para politikası uygulamaları ve politika uygulamalarında değişim incelenirken, 1980 yılı öncesi ve 1980 yılı sonrası dönem olmak üzere iki ana bölüme ayrılmıştır. Bu iki ana bölümde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın para politikaları alt dönemler halinde incelenmiştir. 1980 yılı öncesi dönemi oluşturan üçüncü bölümde, Cumhuriyet'in ilanından 24 Ocak 1980 kararlarına kadar geçen süreçte TCMB'nin para politikası uygulamaları ve politikalarda değişim yer almıştır. Çalışmanın son bölümünde 24 Ocak 1980 kararlarından son ekonomik kriz de (2007-2009) dâhil günümüze kadar para politikasında meydana gelen gelişmeler alt dönemler itibariyle ortaya konmuştur. 2007-2009 kriz döneminde para politikasında geleneksel olmayan araçlara niçin ihtiyaç duyulduğu, bu araçların ekonomiye etkisi üzerinde durulmuştur. Sonuç ve öneriler kısmında para politikasındaki değişimler ve uygulanan para politikalarının etkileri gösterilmeye çalışılmıştır.
Döviz kurunda hedefi aşma: Türkiye örneği
Bu çalışmanın amacı, Türkiye ekonomisi özelinde, para arzı ve jeopolitik risk şoklarına karşı döviz kuru, faiz oranı, enflasyon ve sanayi üretiminin nasıl tepki verdiklerini Dornbusch (1976) döviz kurunda hedefi aşma yaklaşımı çerçevesinde incelemektir. Çalışmada 2011-2025 yılları arasındaki döneme ait aylık verilerle oluşturulan SVAR modeli kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar, para arzındaki şoklara karşı faiz oranlarının yukarı yönlü tepki verdiğini göstermektedir. Döviz kuru açısından hedefi aşma tepkisi gözlemlenirken, enflasyon hızlı ve pozitif yönlü tepki vermiştir. Jeopolitik risk şoklarına karşı sanayi üretimi herhangi bir tepki göstermemiş, enflasyon ve döviz kuru ise sınırlı tepkiler vermiştir. Edinilen bulgular, ekonomi politikalarının güçlendirilerek eş zamanlı ve uyum içerisinde yürütülmesi gerektiğinin önemini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Döviz Kurunda Hedefi Aşma, Jeopolitik Risk, Para Arzı, SVAR Modeli
Heterodoks para politikalarına ampirik bir yaklaşım: Merkez bankacılığı uygulamaları
Gittikçe derinleşen ve çeşitlenen finansal piyasaların ekonomik sistem üzerinde etkisinin artması ve küresel finansal krizin yarattığı ekonomik durgunluk nedeniyle merkez bankaları fiyat istikrarının ve finansal istikrarın sağlanmasını, büyümenin canlanmasını gerçekleştirebilmek için geleneksel olmayan ve daha karmaşık olan para politikası araçlarını uygulamaya başlamaktadır. Bu çalışmada heterodoks para politikası araçlarının etkinliğini belirlemek için Türkiye, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Brezilya, İngiltere, İsrail, İzlanda, Kanada ve Macaristan için makro ekonomik veri seti oluşturulmakta, VAR analizi ile değişkenlerin optimal gecikme uzunluğu, ARDL sınır testi ile bu verilerin uzun dönem ilişkisi ve dengeden sapmaların ne kadar sürede giderildiği belirlenmektedir. Analiz sonucunda, gelişmekte olan ülkeler için politika faiz oranının, gelişmiş ülkeler için reel merkez bankası toplam varlıklarının para politikası aracı olarak daha etkin kullanıldığı ve gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ülkelere göre dengeden sapmaların ortalama olarak daha kısa sürede telafi edildiği belirlenmektedir. Anahtar kelimeler: Heterodoks para politikası, Merkez Bankacılığı, ARDL.
Geleneksel olmayan para politikası araçları ve Türkiye
Kuruldukları günden itibaren büyük bir önem atfedilen Merkez Bankaları, 2008 yılında yaşanan küresel iktisadi kriz ile ayrı bir boyutta gündeme gelmişlerdir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'da hızlı bir şekilde gelişen ve derinleşen finansal piyasalardaki işlemler krizin başlıca nedeni olarak gösterilmiştir. Finansal işlemlerin karmaşıklığı, sistematik risklerin engellenememesi ve gerçek boyutunun ortaya konulamaması uygulanan para politikaların etkisiz olmasına neden olmuştur. Bu bağlamda, başta FED olmak üzere gelişmiş ülke Merkez Bankaları geleneksel para politikaları yerine, geleneksel olmayan para politikalarına yönelmeye başlamışlardır. Miktarsal genişleme, kredi genişlemesi ve negatif faiz uygulamaları gibi daha önce görülmeyen araçlar uygulanmaya başlamışlardır. Ancak söz konusu araçlar gelişmekte olan ülkeler açısından birtakım problemlerin ortaya çıkmasını tetiklemiştir. Bu yeni süreçte, gelişmekte olan ülkelere yönelik artan sermaye akımı ve volatilite, gelişmekte olan ülkelerinde para politika strateji ve araçlarını değiştirmesine neden olmuştur. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 2010 yılının sonlarından itibaren, ortaya çıkan makro finansal risklerin etkisini sınırlamak amacıyla, öncelikli hedefi olan fiyat istikrarın yanı sıra finansal istikrarı da kapsayacak şekilde yeni bir para politikası stratejisi uygulamaya başlamıştır. Tek hedef tek amaç yerine, çoklu hedef çoklu amaç prensibi ile hareket eden TCMB kendi bünyesinde faiz koridoru, rezerv opsiyon mekanizması gibi yeni araçlar türetilerek söz konusu hedeflerin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Özellikle, finansal oynaklığa vakitli tepki verebilmek amacıyla uygulanan faiz koridoru uygulaması, piyasa faizlerinin TCMB fonlama faizinden ve ilan edilen resmi faizlerden sapması tercih edilmiştir. Bu çalışmada, Merkez Bankaları tarafından ilan edilen resmi faizler ile bankaların fiiliyatta maruz kaldıkları fiili faizler arasındaki ilişki zaman serisi yöntemi ile ele alınacaktır. Bu bağlamda, faiz koridorunun üst ve alt koridor faizinin, kredi (bireysel- ticari) ve mevduat faizi üzerinde olası etkileri incelenecektir. Bulgularımıza göre, faiz koridorunun alt ve üst bandının mevduat faizleri üzerinde bir etkisi olduğu ve mevduat fiyatlamasında bir rol üstlendiği gözlenmektedir.
Küresel kriz sonrası geleneksel olmayan para politikalarının enflasyon ve döviz kuru üzerine etkisi: Türkiye örneği
Bu araştırmanın amacı küresel kriz sonrası geleneksel olmayan para politikalarının enflasyon ve döviz kuru üzerine etkisinin Türkiye örneğinde incelenmesidir. Araştırmada ekonometrik model kapsamında değişkenler TCMB veri tabanından elde edilmiştir. Veriler 2008-2018 dönemini kapsamaktadır. Bu dönemin alınmasının nedeni 2008 kriz dönemine yönelik tespitin yapılmasıdır. Granger nedensellik testi sonucunda faizin döviz kuru ve enflasyon üzerinde etkili olmadığı tespit edilmiştir. Bu durum ülkedeki para politikalarının döviz kuru ve enflasyon üzerinde doğrudan etkili olmadığını göstermektedir. Araştırmada sonuç olarak değişkenler düzey değerlerinde durağan olmadıkları için regresyon modeli uygun bulunmamıştır. Farklı düzeylerde durağanlık söz konusu olduğu için Granger nedensellik testi yapılmıştır. Ancak test sonuçlarına göre faiz oranlarının döviz kuru ve enflasyon üzerinde etkili olmadığı tespit edilmiştir. Türkiye'de uygulanan 2008 sonrası para politikaları doğrudan döviz kuru veya enflasyon oranı üzerinde etkili değildir. Türkiye'nin üretimde ve petrolde dışa bağımlı olması, para politikalarının döviz kuru ve enflasyon üzerinde etkili olmamasında bir neden olarak ifade edilebilir. Anahtar Kelimeler: Küresel Kriz, Geleneksel Olmayan Para Politikaları, Enflasyon, Döviz Kuru
Türkiye ekonomisinde geleneksel olmayan para politikalarının etkinliği
Bir ekonomide para politikaları, istikrarın sağlanması için en önemli araçlardır. Bu politikalar sayesinde ekonomide istikrar sağlanarak, refah düzeyi arttırılmaya çalışılır. Son zamanlarda ekonomilerdeki değişimler politikaların da değişmesine neden olmuştur. Bu yeni politikalar Geleneksel Olmayan Para Politikaları olarak adlandırılmaktadır. Böylece kamuoyu ile daha etkili iletişim kurulmak hedeflenmektedir. Türkiye'de de bu politikalar son yıllarda ağırlıklı olarak kullanılmaktadır. Bu tezin amacı, Türkiye'de kullanılan geleneksel olmayan para politikalarının hedeflenen amaçlara ulaşmada etkin olarak kullanılıp kullanılmadığının araştırılmasıdır. Bu amaçla kumla değişkenli zaman serisi modellerinden GARCH ( garch(1,1), Tgarch ve Egarch) modelleri kullanılarak en iyi model tahmin edilmiştir. Analizde Türkiye ekonomisi için 02.01.2017- 28.12.2018 dönemi verileri kullanılmıştır. Bunun için uluslararası piyasa iki yıllık tahvil faiz oranı, ABD doları cinsinden döviz kuru be rezerv opsiyon katsayısındaki değişiklikler ve geleneksel olmayan para politikası araçları olarak sözlü döviz müdahaleleri kapsamında, Cumhurbaşkanı ve TCMB Başkanı'nın yaptığı basın duyuruları, konferansları ve toplantıları kullanılmıştır. Söz konusu sözlü müdahaleler MB açıklamaları ve Cumhurbaşkanlığı açıklamaları olmak üzere iki farklı kukla değişkene dönüştürülerek modele dahil edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, geleneksel olmayan para politikası araçlarından sözlü müdahalelerin ve rezerv opsiyon mekanizmasının, para politikası amaçlarını gerçekleştirmede istatistiksel olarak etkili olduğu, bu politika araçlarının etkin olarak kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Kuramsal görüşlere göre para politikası, politika araçları ve dünya merkez bankacılığı
Ekonomik olgular içinde çok önemli bir yeri olan para politikasının, başlıca iktisat kuramları tarafından nasıl yorumlandığını ortaya koymak, para politikası çerçevesinde kullanılan politika araçlarını genel hatlarıyla açıklamak ve para politikasını uygulamadaki en yetkili kuruluş olan merkez bankalarının, dünya ekonomik konjonktürü içinde geçirdiği gelişimi ve değişimi incelenmesi amacıyla bu çalışma meydana getirilmiştir. Yine de bir değerlendirme yapmak gerekirse, daha çok maliye politikalarına önem veren ve para politikası uygulamalarının etkin olmadığını söyleyen Keynesyen düşüncenin, en azından para politikası ile ilgili görüşlerinin, günümüz dünyasında geçerli olmadığı söylenebilir. Diğer yandan, Klasik düşüncenin, miktar kuramı gereği, istikrarlı bir fiyatlar genel düzeyi için istikrarlı bir para politikasının izlenmesi gerektiğini ifade eden görüşünü kabullenmek mümkündür. Son olarak ise, Monetarist düşüncenin, para politikası uygulamalarını ön plana alan ve enflasyonist ve deflasyonist süreçlerin, istikrarlı para politikası uygulamaları ile aşılabileceğini söyleyen görüşleri, günümüz dünyasının ekonomik koşulları altında geçerliliğini koruyor gibi görünmektedir. Günümüz dünyasında, para politikası uygulamalarının, ekonomi içindeki yeri ve önemi tartışılamaz. Diğer yandan, para politikasını uygulamakla yetkili merkez bankalarının, kamu baskısı altında olmadan, bağımsız bir şekilde hareket edebilmesi, para politikası etkinliği için gerekli bir kural niteliği taşımaktadır. Ayrıca, para politikası uygulamalarında, inisiyatifi piyasalara bırakan dolaylı politika araçlarının kullanımı, piyasalar üzerinde yaratılması istenen etkilerin, daha hızlı ve etkin bir şekilde ortaya çıkmasını sağlayacaktır.
Para politikası aracı olarak faiz koridorunun etkinliği: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası örneği
Global kriz sonrası, görülen aşırı finansal oynaklığa daha etkin müdahale edebilmek amacıyla geleneksel olmayan para politikası araçlarına ihtiyaç duyulmuştur. Geleneksel olmayan para politikası araçları merkez bankalarının beklenmeyen durumlar karşısında piyasalara daha hızlı ve etkin bir şekilde müdahale edebilmelerine olanak sağlamıştır. Bu çalışmada faiz koridoru sistemi incelenerek döviz kuru kanalı üzerindeki etkinliğinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamak amaçlanmıştır. Bu kapsamda çalışmada ilk olarak para politikası araçlarında 2008 küresel kriz sonrasındaki süreçte yaşanan değişim ve bu değişimin nedenleri araştırılmıştır. Daha sonra seçilen örnek merkez bankalarının faiz koridoru stratejileri incelenmiştir. TCMB'nin 2010 yılı sonlarından itibaren kullanmaya başladığı faiz koridoru aracının oluşturulan yeni sistemde uygulanma amacı ve TCMB hedefleri incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde TCMB'nin finansal istikrarı desteklemek amacıyla uyguladığı faiz koridoru sistemi 2010-2018 dönemi için aylık veriler kullanılarak döviz kuru etki kanalı araştırılmıştır. Veri seti olarak, gecelik borç alma faiz oranı, faiz koridoru genişliği, reel efektif döviz kuru, M3 para arzı, BIST 100 endeksi aylık ortalama kapanış değerleri, enflasyon yıllık yüzde değişim oranları ve gecelik borç verme faiz oranı kullanılmıştır. Analiz için Eviews 10 programı kullanılmıştır. VAR modeli kurularak, Vektör hata düzeltme modeli (VEC) yapılmıştır. Çalışma sonucunda, değişkenler arasında uzun dönemli ilişkinin varlığı tespit edilerek, Granger nedensellik analizi yapılmıştır. Faiz koridoru aracının para politikası hedeflerini gerçekleştirmek için Merkez Bankasına daha esnek ve etkin olma avantajı sağladığı görülmüştür. VAR analizi bulgularına göre, Merkez Bankasının finansal istikrarı desteklemeye yönelik uyguladığı faiz koridoru aracının döviz kuru kanalı üzerinde iktisadi literatürü destekler nitelikte etkili olduğu saptanmıştır.
Three essays on monetary policy
Monetary policy, which gained importance with the monetarist and new Keynesian economics, is the focus of the studies in the economic literature. Among the hot topics in this area, central bank independence, monetary transmission mechanism and optimal monetary policy are examined in this dissertation as three independent essays by using a wide range of samples and various analysis methods. Chapter Two examines the relationship between inflation, budget balance and central bank independence in both theoretical and empirical frameworks. Following the seminal paper by Acemoglu et al. (2008), a theoretical model and a policy game between the central bank and the government that cover the perfect and imperfect information cases are built. In addition, in order to demonstrate the empirical findings, dynamic panel models with fixed effects are also performed. The findings of the dynamic panel analysis reveal that there is a negative relationship between inflation and central bank independence. The negative impact of central bank independence on inflation is statistically significant and is in line with a priori expectations. When the seesaw and delegation effects are distinguished, the seesaw effect is statistically significant and positive. Acemoglu et al. (2008) explain the seesaw effect as an increase in inflation by a government that wants to monetize the growing budget deficit. The model in which the seesaw and delegation effects are distinguished, on the other hand, shows that a lower budget deficit contributes to lower inflation, consistent with the studies of Sikken and de Haan (1998) and Lucotte (2009). Chapter Three presents how and to what extent the monetary transmission mechanism is successful in Turkey under an inflation-targeting environment. After reviewing carefully the related theoretical and applied literature on monetary theory, the suitable models, i.e., various vector autoregressive (VAR, SVAR, VARX, SVARX) models, are developed for Turkey in the context of a small and open economy. In the baseline and extended vector autoregressive models, the policy interest rate and the narrow monetary base, regarded as a liquidity indicator, are the main drivers of the output level. However, the general price levels are controlled by the changes in real output, liquidity and exchange rate. The policy interest rate, which is implemented by the central bank, and the nominal exchange rate have a significant effect on real output and consumer prices, whereas external variables have a similar, though small, effect, on real output but not on inflation. These results reveal that the CBRT has the ability to influence Turkey's real output level and that monetary transmission is effective. Furthermore, the exchange rate and interest rate channels have a significant effect on the price level. However, the asset price and the liquidity channel are the most important determinants of the real output level. As for the sectoral transmission mechanism, CBRT's policy actions have a statistically and economically significant effect on both the sectoral output level and the sectoral pricing dynamics in Turkey. The exchange rate channel is the key driver of the price level and real output for all sectors, as well as the interest rate channel for the construction sector. Chapter Four focuses on the determination of the optimal monetary policy in Turkey. Following the papers by Gali (2015) and Harrison (2017), a New Keynesian dynamic stochastic general equilibrium (NK-DSGE) model in which Bayesian estimations are included is constructed. Considering all shocks together, Rule 8 and Rule 10, which respond to the exchange rate and output gap deviations, seem the most effective rules to minimize the loss function. Considering all shocks individually, Rule 10 is the most effective monetary rule to minimize the loss function under monetary policy and international interest rate shocks. However, Rule 7, also called the domestic inflation forecast rule, is the most effective monetary rule to minimize the loss function under productivity, preferences and world price level shocks. As to selected variables' impulse responses, Rule 7, Rule 8 and Rule 10 are suitable for explaining the propagation dynamics of the shocks. The posterior probability clearly illustrates that Rule 7 is the best monetary rule to explain the behavior of the variables. Considering all the grounds, Rule 7 looks plausible for Turkey, as an optimal monetary policy. Moreover, CBRT could implement a comprehensive set of monetary rules, such as Rule 8 and Rule 10, against each kind of shock.
Para politikalarının bankaların bireysel kredileri üzerindeki etkisi
Para politikası kararlarının reel ekonomik değişkenler ve fiyat istikrarı üzerindeki etkileri parasal aktarım mekanizmaları adı verilen çeşitli kanallar üzerinden gerçekleşmektedir. Para politikalarının hangi kanallar üzerinden ne büyüklükte, ne sürede ve ne kadarlık bir gecikmeyle etkili olduğunun belirlenmesi son derece önemlidir. Para politikasının nihai hedeflere ulaşması açısından izlemiş olduğu politikaların ekonomi üzerindeki etkilerinin kantitatif yöntemlerle doğru bir şekilde belirlenmesi politika yapıcılarının karar alma sürecini desteklemektedir. Seksenli yıllardan sonra asimetrik bilgi ve diğer piyasa aksaklıklarına dayanan teorik yaklaşımların geliştirilmesi para politikalarının reel ekonomiye aktarımında kredi kanalının önemini arttırmıştır. Türkiye'de bankacılık sektörünün derinliği ve aracılık fonksiyonunun önemi banka kredileri kanalıyla aktarımın incelenmesini gerekli kılmaktadır. Bu amaçla para politikalarının bireysel kredi arzı üzerindeki etkisi 2003:01-2013:10 dönemini kapsayacak şekilde ARDL sınır testi ve VAR metodolojisi ile analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına bağlı olarak kamu, özel ve yabancı sermayeli mevduat bankalarının kredi arzlarının para politikası aracı olan borç verme faiz oranlarından uzun dönemde negatif yönde etkilendiği buna karşılık katılım bankalarında ise bu tür bir etkileşimin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Para politikası yapıcıları açısından değerlendirildiğinde bireysel kredi kanalıyla aktarımın uygulanabilir bir politik argüman olarak belirlenebileceği görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Bireysel Kredi, Parasal Aktarım Mekanizması, Banka Kredi Kanalı, ARDL, VAR.
Geleneksel olmayan para politikaları ve merkez bankası uygulamaları
Başta Amerika'da olmak üzere yanlış düzenlemeler sonucunda verilen kredilerin geri ödenememesi ve buna benzer sebeplerle ortaya çıkan 2007 – 2008 krizi hızla dünyaya yayılmıştır. Dünya genelindeki merkez bankalarının geleneksel olan para politikalarının süreci olumlu etkilemeye yetmemesiyle birlikte ortaya geleneksel olmayan para politikaları çıkmıştır. İlk olarak gelişmiş ülkelerin uygulamaya koyduğu bu politikalar gelişmekte olan ülkelerde de uygulanmaya başlanmıştır. Özellikle FED, BoJ, ECB gibi gelişmiş ülke merkez bankalarınca başvurulan politikaların Türkiye üzerinde de önemli etkileri olmuştur. Ülkemiz de bu sorunlarla mücadele için yeni para politikası araçları ortaya çıkarmıştır. Faiz koridoru ve zorunlu karşılıklar ile rezerv opsiyon mekanizması gibi değişiklikler ekonomik yapı içerisinde uyumlaştırılmaya çalışılmıştır. Gelişmiş ülkelerin uyguladığı parasal genişleme politikaları gelişmekte olan ülkelerin finansal istikrarını bozmuş, bunun sonucu gelişmekte olan ülkeler kendilerine en uygun olacak yeni para politikası araçlarını geliştirmişlerdir.
TCMB uluslararası rezervlerinin miktarının ve dağılımının döviz kurlarına etkisi
Döviz kurlarının ve dolayısıyla doların değerinin belirli bir miktarda altına sabitlendiği Bretton Woods sisteminin sona ermesini takiben para birimleri ve kurlar arasındaki ilişki nispeten daha değişken ve dinamik bir hal almıştır. Ülkeler kendi kur rejimlerini seçmişler ve para birimlerini, kimi zaman değer kazandırmaya kimi zaman değersizleştirmeye yönelik politikalar izlemişlerdir. İzlenen bu politikaların belirlenmesini ve uygulamasını da merkez bankaları üstlenmiştir. Türkiye için TCMB geçmişten günümüze farklı dönemlerde farklı kur rejimleri ile ülke para biriminin değerini korumaya yönelik politikalar gütmüştür. Politika oluşturmak ve oluşan politikaların etkinliğini sağlayabilmek için etkin kaynakların bulunması gerekmektedir. Döviz ve altın rezervleri merkez bankalarının para politikasına yön vermekte kullandığı iki önemli varlıktır. Bu doğrultuda bu çalışmanın amacı döviz ve altın rezervlerinin döviz kuruna olan etkisini tespit etmek ve bu kapsamda para politikası önerileri ortaya koymaktır. Çalışmada toplam rezervlerin döviz kuru üzerinde bir etkisinin olmadığı, fakat döviz ve altın rezervlerinin döviz kuru üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Altın, Döviz kuru, TCMB, Rezerv
Türkiye'de dolarizasyon olgusu (1999-2011 yılları için bir uygulama)
Bu tezde, dolarizasyon veya para ikamesi sorununun Türkiye için 1999:01-2011:06 dönemindeki seyri ekonometrik yöntemlerle incelenmiştir. Türkiye'de Dolarizasyon sorunu tarih olarak 1984'e dayandırılabilir. DTH hesaplarıyla ilgili zaman serisi başlangıcı ancak 1986 yılına kadar geri gidebilmektedir. Bu tarihten önceki yıllara ait herhangi bir veri yoktur. Türkiye'de dolarizasyon sorunu 2002 yılına kadar enflasyon ve döviz kuru değişmelerinden ve beklentilerinden etkilenmiştir. Dolarizasyon oranları 2002 yılından itibaren enflasyonla birlikte düşmeye başlamış ve günümüze kadar devam etmiştir. Bu tezde dolarizasyon değişkeni (DTH/M2Y) ile enflasyon, döviz kurları ve adaptif beklenti değişkenleri arasındaki ilişkiler uygulamalı olarak belirlenmeye çalışılmıştır. Ekonometrik uygulamada dolarizasyon olgusunu temsil eden DTH/M2Y ile Enflasyon, USD Dolar, EURO döviz kurları ve Adaptif Beklentiler arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Öncelikle zaman serileri Philips Perron durağanlık testiyle test edilmiştir. Değişkenler arasındaki kısa dönemli ilişkiler EKK yöntemiyle tahmin edilmiştir. Daha sonra değişkenlere Granger Nedensellik Testleri uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkiler Engle-Granger, Johansen Koentegrasyon yöntemiyle ve Hata Düzeltme Yöntemiyle (ECM) araştırıldı. Uygulama sonuçlarına göre kısa dönemde, bütün değişkenlerin dolarizasyon üzerindeki etkisi pozitif ancak zayıf olmaktadır. Uzun sadece enflasyondaki değişmeler dolarizasyon sürecini açıklamakta daha etkin olduğu söylenebilir. Her tahmin modelinde yer alan adaptif beklentilerin dolarizasyon sürecini etkilediği gözlenmektedir.Anahtar Kelimeler: Dolarizasyon, Para İkamesi, Regresyon, Granger Nedensellik Analizi, Koentegrasyon,
Para politikası uygulamaları ve enflasyon ilişkisi: Kırgızistan örneği
Fiyatlar genel düzeyinin sürekli ve önemli bir şekilde yükselmesi veya paranın sürekli olarak satın alma gücünü kaybetmesi olarak tanımlanan enflasyon neden olduğu ekonomik, sosyal ve siyasi olumsuz etkilerinden dolayı ekonomide istenmeyen bir olgu olarak bilinmektedir. Bu nedenle günümüzde enflasyonu önlemek ve fiyat istikrarını sağlamak para politikasının temel amacı haline gelmiştir.Bu çalışmanın amacı, enflasyon ve para politikası uygulamaları arasındaki ilişki bağlamında Kırgızistan'da gerçekleşen enflasyon dinamiklerini ve merkez bankasının uyguladığı politikalarını analiz etmektir.`Sovyetler Birliğinin' dağılması sonucunda bağımsızlığına kavuşan Kırgız Cumhuriyeti diğer Sovyet ülkelerinin de yöneldiği merkezi planlı sistemden piyasa ekonomisine geçmiştir. Geçiş durgunluğu olarak da adlandırılan dönemde Kırgızistan ciddi ekonomik durgunluk ve yüksek enflasyonla yüz yüze kalmıştır. Piyasa ekonomisine yönelik yapılan reformlar sonuçlarını 2000 yılından sonra göstermeye başlamış ve istikrarlı büyüme ve daha düşük enflasyon oranlarına ulaşılmıştır. Ancak ülkede son yıllarda yine enflasyon oranlarının yükselmesi enflasyon dinamiklerini ve enflasyonu önlemeye yönelik uygulanan para politikalarını daha iyi değerlendirmeyi gerektirmektedir.Genel olarak Kırgız Cumhuriyeti merkez bankası (KCMB) enflasyona neden olan faktörleri üçe ayırmakta: parasal faktörler, parasal olmayan faktörler ve enflasyon beklentileri. Merkez bankası (MB) elinde bulundurduğu araçlarla enflasyonun parasal faktörlerden kaynaklanan kısmını kontrol etmeye çalışmaktadır. Ancak ülkede gerçekleşen enflasyonun nedenleri daha çok parasal olmayan nedenlerden kaynaklanmaktadır.2000:01-2011:06 dönemleri aylık verileri kullanılarak enflasyon dinamikleri parasal faktörler ile enflasyon arasındaki uzun dönem ilişki Engle-Granger iki aşamalı koentegrasyon yöntemi ile analiz edilmiştir. Ekonometrik test sonuçlarına göre parasal değişkenler enflasyonun küçük bir kısmını açıklamakta ve döviz kurları enflasyonu etkileyen temel değişken olmaktadır.Anahtar Kelimeler: Enflasyon, Para Politikası, Merkez Bankası, Kırgızistan.
Bir para politikası aracı olarak basel uygulamaları: Basel III üzerinden bir uygulama
Para politikalarının etkinliği ve finansal istikrar arasındaki ilişki son küresel krizle birlikte daha da öne çıkmıştır.Gelişmiş ülkelerde dahil olmak üzere finansal istikrar bankacılık sektörünün denetimi ve gözetimi kriz süreciyle önem kazanmıştır. Son krizle birlikte finansal istikrar konusu para politikasının bir amacı olarak ön plana çıkmıştır. Bu açıdan değerlendirildiğinde finansal sistemin düzenlenmesine yönelik düzenlemeler bir para politikası aracı olarak kullanılması yönünde bir eğilim ortaya çıkmıştır. Finansal piyasaların riske dayalı düzenlemeleri yanında var olan yükümlülüklerine dayalı yeni araçlar Merkez Bankaları tarafından para politikası aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu araçlardan biride Basel düzenlemeleridir. Basel düzenlemeleri ilk olarak bankaların riskli varlıklarına göre belirlenen bir sermaye yeterlilik oranı çerçevesinde uygulamaya konmuştur. Bu uygulamanın yapısı 2007-2008 kriziyle birlikte değişmiştir. Herşeyden önce finansal kurumların yükümlülüğüne dayalı yeni bir sermaye yeterlilik kavramı ortaya konmuştur. Bu oran kaldıraca dayalı zorunlu karşılık politikaları için yeni bir dayanak olmuştur. TCMB bu aracı 2013 yılından sonra yeni bir yapısal para politikası olarak uygulamaya geçirmiştir. Bu çalışmada söz konusu aracın etkin bir para politikası aracı olup olmayacağı yönünde ampirik bir uygulamayla analizi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre söz konusu araç etkin bir para politikası aracı olabilir. Anahtar Kelimeler : BASEL, ADF, KPSS, Birim Kök Testi, Sınır Testi, Para Politikası.
Fiyat istikrarının sağlanmasında alternatif para politikaları ve Türkiye
02.Ozet 1970'li yıllarda yaşanan yüksek enflasyon, ekonomik ve sosyal alanda önemli sorunlara yol açmıştır. Olumsuz sonuçlara yol açan enflasyon sorununu gidermek amacıyla, parasal hedefleme ve döviz kuru hedeflemesi gibi çeşitli nominal çapalar kullanılmıştır. Bunlardan parasal hedefleme stratejisi, parasal göstergelerle enflasyon arasındaki ilişkinin zayıflaması; döviz kuru hedeflemesi de uluslararası sermaye hareketleri gibi bir takım nedenlere bağlı olarak fiyat istikrarını sağlamada başarılı olamamışlardır. Böylece yeni nominal çapa arayışları da hızlanmıştır. Bunun sonucunda ilk kez 1990 yılında Yeni Zelanda'da uygulanmaya başlanan enflasyon hedeflemesi stratejisi alternatif bir parasal strateji olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye'de de, günümüze kadar uygulanan bir çok istikrar programının başarıya ulaşamaması nedeniyle, yeni bir nominal çapa ihtiyacı kendisini hissettirmiştir. Nitekim 2001 yılında hazırlanan istikrar programda, şartların oluşması durumunda, enflasyon hedeflemesine geçileceği açıklanmıştır. Bu çalışmada, fiyat istikrarı kavramı, parasal hedefleme, döviz kuru hedeflemesi ve enflasyon hedeflemesi stratejileri teorik ve uygulama yönleriyle ele alınmıştır. Buradan elde edilen bilgilerin ışığında, Türkiye'de uygulanan para politikaları değişik yönleriyle irdelenmiş ve Türkiye için hangi nominal çapanın uygun olabileceği tartışılmıştır. Gelinen nokta itibariyle Türkiye'de enflasyon hedeflemesinin uygulanması için gerekli şartların henüz oluşmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Türkiye için mevcut şartlar devam ettiği sürece, halen uygulanmakta olan ikili nominal çapanın yani enflasyon oranı ve parasal göstergelerin birlikte hedefi enmesinin en uygun para politikası stratejisi olacağı sonucuna varılmıştır. IX
Türkiye'de Merkez Bankası müdahaleleri ile döviz kuru arasındaki ilişki (1 Ocak 2004 - 30 Haziran 2015)
Döviz kurlarında meydana gelen hızlı ve yüksek orandaki değişiklikler, belirsizlik yaratmakta ve bu durum ülke ekonomisi açısından önemli bir sorun haline gelmektedir. Bu soruna çözüm getirmek amacıyla Merkez Bankaları tarafından döviz müdahaleleri gerçekleşmektedir. Sınırlı döviz rezervleri kullanılarak ve yüksek maliyetlere katlanılarak gerçekleştirilen bu müdahalelerin döviz kurları üzerinde nasıl bir etki yarattığı ise merak unsurudur. Merkez bankalarının döviz müdahalelerinin döviz kurlarına etkisini ölçmek için çeşitli methodlar kullanılarak uluslararası alanda birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışma, 1 Ocak 2004 – 30 Haziran 2015 tarihleri arasındaki dönemde, TCMB tarafından gerçekleştirilen döviz müdahaleleri ile kur düzeyi ve kur oynaklığı arasındaki ilişkiyi Probit, GARCH ve E-GARCH modellerini kullanarak ölçmeyi amaçlamaktadır. Döviz müdahalelerinin oynaklık ve döviz kurunun uzun vade değerinden sapmasına göre gerçekleşme olasılığını ölçmek için kullanılan Probit modeli sonucunda, çalışma dönemi için döviz kuru sapmasının alım müdahalelerinin olasılığını düşürdüğü, satım müdahalelerinin olasılığını ise arttırdığı sonucuna varılmıştır. Bunun yanı sıra, oynaklığın alım müdahalelerinin olasılığı üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmazken, satım müdahalelerinin olasılığını anlamlı bir etki ile düşürdüğü gözlemlenmiştir. TCMB döviz müdahalelerinin döviz kuru üzerindeki etkisini ölçmek için kullanılan GARCH modeli sonuçlarına göre, çalışma dönemi için alım ve satım müdahalelerinin döviz kuru düzeyini ve döviz kuru oynaklığını anlamlı seviyede etkilemediği görülmüştür. Ancak, 1 Ocak 2004 - 30 Haziran 2015 aralığında para politikası değişikliklerine göre dönemler oluşturularak yapılan analizler neticesinde bazı dönemler için anlamlı sonuçlara ulaşılmıştır. En sık rastlanan sonuçlardan biri satım müdahalelerinin döviz kuru düzeyini arttırdığı yönde olmuştur. E-GARCH modeline göre, GARCH modelinden farklı olarak, tüm çalışma dönemini kapsayan bulgularda alım müdahalelerinin kur düzeyini anlamlı bir etkiyle beklenen şekilde arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra, satım müdahalelerinin kur oynaklığını anlamlı bir etkiyle arttırdığı gözlemlenmiştir. Satım müdahalelerinde görülen bu etkiye, kriz öncesi ve kriz sonrası süreci kapsayan dönemlerde de rastlanmıştır. Bu doğrultuda TCMB'nin kur oynaklığının artmasına neden olan satım müdahalelerinden kaçınması gerektiği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Döviz müdahaleleri, Döviz kurları, Probit, GARCH, E-GARCH
Türkiye'de para politikasının ekonomik istikrarı sağlamadaki rolü (1980 sonrası dönem)
Tez çalışmasının bu bölümünde genel hatlarıyla para politikası ve finansal istikrar kavramlarının tanımlanmasına çalışılacaktır..Ekonomi literatüründe tanımlama noktasında üzerinde oldukça ciddi bir uzlaşının var olduğu para politikası ve fiyat istikrar kavramlarına karşın aynı uzlaşının finansal istikrarın tanımlanması söz konusu olduğunda ciddi bir belirsizlik ve çeşitlilik hali aldığı görülmektedir.Bu durum temel olarak; finansal istikrarla ilgili gelişmelerin tek bir nitel göstergeyle açıklanamaz oluşuna, finansal istikrardaki gelişmelerin tahmin edilmesinin oldukça güç oluşuna, finansal istikrardaki gelişmelerin sadece kısmi olarak kontrol edilebilir oluşuna, finansal istikrarda hedeflenen politikaların çoğu kez sağlamlık ve etkinlik arasında ikilem yaratmakta oluşuna ve son olarak finansal istikrar için politika gereksinimlerinin zamanlama açısından tutarsız olabilmesine bağlanmaktadır. Son yıllarda bir çok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede fiyat istikrarı, para politikası birincil hedefi olarak kabul edilmeye başlamıştır.Sonuç olarak, para politikası uygulamalarının istikrarlı bir makroekonomik performans için fiyat istikrarını sağlaması gerekir.Türkiye'de 1980 yılı itibariyle uygulanan para ve istikrar politikaları ve hakkında bilgi verilecektir
Para politikasının finansal istikrara etkisi: Türkiye üzerine ampirik bir araştırma
Bu tez çalışmasının amacı Türkiye'de para politikasının finansal istikrar üzerindeki etkisinin ampirik olarak araştırılmasıdır. Para politikasının finansal istikrar üzerindeki uzun dönem etkisi Johansen çok değişkenli koentegrasyon yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Ayrıca para politikasının finansal istikrar üzerinde kısa dönemdeki etkisini tespit etmek için İndirgenmiş Hata Düzeltme Modeli tahmin edilmiştir. Para politikasının finansal istikrar üzerindeki dinamik etkisi ise etki-tepki fonksiyonları ve varyans ayrıştırması ile analiz edilmiştir. Ampirik bulgular uzun dönemde genişletici para politikalarının finansal istikrara katkıda bulunduğunu ve döviz kuru ve reel kur değişkenleri ile birlikte banka bazlı değişkenlerin finansal istikrarın sağlanmasında dikkate alınması gerektiğini göstermektedir. Ampirik sonuçlar 2010 yılının sonlarında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından oluşturulan yeni para politikası çerçevesinin finansal istikrara katkıda bulunacağını göstermektedir.