Mekansal algı
Bu konu başlığı altında 71 tez
Havaalanı bekleme salonlarındaki tasarım parametrelerinin yön bulma davranışı üzerine etkileri
Günümüzde hızla gelişen ulaşım teknolojileri ve yolculuk sıklıkları artmaktayken geçiş mekânları olarak görülen havaalanları çağımızın önemli ve stratejik sosyal iletişim mekânları haline gelmektedir. Bu çerçevede bu alanlardaki mekânsal ilişkiler, mekân kurguları ve yönlendirme sistemleri ve bunların kullanıcılar ile iletişimi bu çalışmada ele alınmıştır. İç mekân tasarımı kapsamında büyük ölçeğe sahip alanlardan havaalanlarının kullanıcıları uçuş alanlarına doğru yönlendirme, hızlı ve aktif mekânsal çözümleme önerileriyle, havaalanlarının sunduğu ortam ele alınmış olup, giriş ve geçiş kısmına aracılık eden bu mekânların kullanıcılar ile kurduğu ilişkiler incelenmiştir. Çalışmada Ankara Esenboğa Havaalanı bekleme salonlarındaki mekânsal kurgular yönlendirme sistemleri ve bu ilişkilerin kullanıcılar üzerindeki etkisinin analizi yapılmıştır. Araştırmada yön bulma kavramının yolcular üzerinde mekânsal uyarıcı ve deneyimleri, mekân algısı, iç mekânda bulunan donatılar, ışık, renk, doku ve malzemeler üzerinden değerlendirilmektedir. Bu kapsamda, bu araştırma ile Ankara Esenboğa Havaalanında uçuş saatlerinin gelmesini bekleyen yolcuların mekânı deneyimleme, mekân algısı ve algıda seçicilik kavramları ele alınmıştır. Kadın ve erkek sayısının eşit tutulduğu anket çalışmasında kullanıcı tercihlerinin hangi kriterlere göre şekillendiği, öncelik sıralamaları araştırılmıştır. Bu çalışmanın hem havaalanı iç mekânının deneyimlenmesi sırasındaki yaşamsal ve mekânsal süreçlerin özelliklerini anlamak hem de buna bağlı olarak yoğun sirkülasyona sahip olan bu alanlardaki mekânsal ilişkilerin ve yönlendirme sistemlerinin kullanıcılara katkıda bulunması beklenmektedir.
Tüketici deneyiminin oluşmasında ürün ve marka faktörlerinin önemi: Armada 1 ve Armada 2 alışveriş merkezleri
Marka kimliği ve marka bağlılığı gibi kavramlar tüketicinin marka ile yaşadığı deneyimler üzerinden şekillenmektedir. Tasarım literatüründe tüketici deneyimi ve/veya marka deneyimi kullanıcının ürün ile ilişkisi üzerinden değerlendirilirken, pazarlama literatüründe ürünün kişiliği, tüketicinin algısı, hissettikleri, marka değerlendirmeleri ve marka ilgisi ile ilişkilendirilmektedir. Ürün-tüketici ilişkisi araştırılırken ürünün markası, markanın kimliği, iletişimi ve güvenilirliğinin tüketici seçimlerini doğrudan etkilediği görülmektedir. Bu bağlamda araştırma aynı marka kimliğini ve aynı yönetim özelliklerini taşıyan; ancak birbirinden farklı zamanlarda inşa edilmiş, aynı ismi taşıyan; fakat ayrı fiziksel yapıya ve mekânlara sahip iki alışveriş merkezi kullanıcılarını, tüketici tercihleri, marka-mekân algıları ve ürün-mekân ilişkilendirmeleri kapsamında tüketim mekânlarının sosyal, fiziksel oluşumları ve tüketici ile iletişimleri açısından incelemektedir. Çalışmanın araştırma kısmında öncelikle 20 katılımcı ile alışveriş merkezleri üzerine yapılandırılmamış mülakat yapılmış, onlara tüketim merkezleri ile ilgili tercihleri açık uçlu olarak sorulmuştur. Daha sonra ankete katılan 140 katılımcıya, araştırılan alışveriş merkezindeki deneyimleri, entelektüel, duygusal, sosyal ve fiziksel boyutlar üzerinden sorulmuştur. Anketlerden elde edilen sonuçlar ile tüketici deneyimi kavramı bu dört boyut üzerinden değerlendirilmiştir. Çalışmanın son kısmında, tüketicilerin tüketim mekânı seçimlerinin ne tür deneyimlere göre şekillendiği, tüketim mekânını oluşturan tasarlanmış yapının hangi kriterler çerçevesinde nasıl uygulandığı ve bunun sonucunda tüketicide tüketim mekânı algısı, mekân kimliği ve marka bağlılığının oluşup oluşmadığı üzerine değerlendirmeler yapılmıştır.
The effects of China's thought system and space perception on chinese geopolitical understanding
Although that the emergence of China as a new power in the world system in recent years has been tried to be explained by the democratic state administration of the West, the liberal economic system, the distribution of sovereignty with the help of alliances, and transparency, China's geopolitical understanding is based on different principles. Just as people take into account the physical conditions and judgments while making decisions about their lives, states also apply to their geography and management philosophies when forming their policies. This study aims to examine how successful the dominant views and theories in the field of geopolitics can be in explaining Chinese geopolitical practices and how history, philosophical beliefs and spatial perception affect China's geopolitical understanding. In the research to be carried out, it will be tried to put forward a new and different perspective other than the classical evaluations on Chinese geopolitics. But to what extent these theories can be sufficient to explain the geopolitical understanding of a country like China, which has been on the road to global domination in recent years; this will be that thesis' primary subject in question.
Plastik sanatlarda mekan algısı
Mekân kavramı, her dönemde sanatın konusu olmuştur. "Plastik Sanatlarda Mekan Algısı" adlı bu tezde, mekân kavramının tarihsel bağlamda gelişimi ve dönüşümü üzerinde durulmuştur. Mekân kavramının, sanatçıda ve izleyicide bıraktığı etkiler sonucunda, mekân ve sanat eseri ilişkisinin bağlantısı incelenmiştir. Geçmişten günümüze sanat eserinin dönüşüm süreci örneklerle yorumlanmaya çalışılmıştır. Sanatçıların, sanata olan katkıları değerlendirilerek, konunun seyrine yön verilmiştir. Sanatçının profilinin oluşmasında, sanatçıyı etkileyen faktörler sorgulanmıştır. Sanatçının üretiminde yaşadığı deneyimler ile birlikte, mekâna bakış açısı irdelenerek, sanat eserinin ortaya çıkma sürecine değinilmiştir. Yakın zamanda yapılmış olan "Mağara Sergisi" nin, hazırlık aşamaları ve yapılan çalışmalar araştırmanın konusu olmuştur. Çalışmaların mekân ile bütünlüğü ve farklılıkları ele alınarak yorumlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Mekân, mekân algısı, deneyim, sanat eseri, sanatçı, izleyici, Mağara Sergisi.
Hasan Ali Toptaş'ın hikâye ve romanlarında mekân algısı
1990 sonrasında eserler vermeye başlayan Hasan Ali Toptaş, günümüzde edebiyat çevrelerince kendisinden en çok söz ettiren yazarların başında gelmektedir. Dilinin akıcılığı, Türkçeyi son derece doğru kullanışı, üslubunun dikkat çekici olması onu başarılı kılan unsurlardan sadece birkaçıdır. Pek çok araştırmacı tarafından Hasan Ali Toptaş'ın eserleri hakkında çokça inceleme yapılmıştır. Sn. Semih Topsakal'ın "Hasan Ali Toptaş Romanlarında Postmodern Ögeler" başlıklı tezinde romanlar incelenirken kısaca mekâna da yer verilmiştir. Bunun dışında postmodern bir yazar olan Hasan Ali Toptaş'ın eserlerinin incelemesi müstakil olarak yapılmamıştır. Biz bu çalışmamızda Hasan Ali Toptaş'ın roman ve hikâyelerini mekân açısından incelemeye, yazarın mekâna bakış açısını ve mekân algısını tespit etmeye çalıştık. Çalışmamızda yazarın hikâye ve romanlarında yer alan tüm mekânları ayrı ayrı sınıflandırdıktan sonra detaylı olarak tahlil ettik. Çalışmamızın amacı, Toptaş'ın hikâye ve romanlarını mekânsal açıdan inceleyerek onun mekân algısıyla ilgili ortak bir payda yakalamak ve bir çıkarımda bulunmaktır.
Lise coğrafya öğretmenlerinin mekân bilinci ve yurttaşlık bilinci arasındaki ilişki
Mekân bilinci, bireyde mekâna yönelik olarak oluşan algıların bütünü; yurttaşlık bilinci ise bir toplum veya ülkeye dahil olma sonrasında, yönetime katılma, bir parçası olduğu toplumu savunma, onu daha fazla kalkındırmaya özen gösterme yetisi olarak tanımlanabilir. Coğrafi düşünüşün toplumda yaygınlaştırılmasının, milli birlik ve beraberlik duygularını pekiştireceği düşünülmektedir. Bu araştırma, lise coğrafya öğretmenlerinin mekân bilinci ve yurttaşlık bilinci düzeyleri ile bu ikisi arasındaki ilişkiyi ve ayrıca bu iki bilinç düzeyinin bazı sosyo-demografik değişkenlere göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bir mekân bilimi olan Coğrafya disiplininin kuramsal düzeyinin arttırılması, aynı zamanda yurttaşlık bilinci çalışmalarıyla arttırılabilecektir. Bu bakımdan mekân bilinci ve yurttaşlık bilincini inceleyen çalışmaların önemi büyüktür. Araştırmanın örneklemini İstanbul İli Beşiktaş İlçesi'ne bağlı okullarda görev yapmakta olan 69 lise coğrafya öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada, veri toplama aracı olarak Sosyo-demografik Bilgi Formu, Mekân Bilincine Yönelik Soru Formu ve Yurttaşlık Bilinci Ölçeği kullanılmıştır. Veri toplama araçları, örneklem grubundaki katılımcılara 2018 yılı Mart-Nisan ayları içinde gerek görev yapmakta oldukları okul müdürlüklerince A4 çıktısı olarak, gerekse internet ortamında doldurulabilen online form olarak ulaştırılmış, bu iki yolla toplanarak önce excel dosyasına dökülmüş, eksik anketler elenerek eksiksiz doldurulmuş anket verilerinin analizinde SPSS 15.0 programı kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin demografik özellikleri frekâns ve yüzde dağılımları ile gösterilmiştir. Mekân bilinci ve yurttaşlık bilinci görüşlerine ait puanların cinsiyet, medenî durum ve görev yapılan okul türüne göre karşılaştırılmasında bağımsız iki örneklem t testinden; yaş, doğum yeri, öğretmenlikteki süre değişkenlerine göre karşılaştırılmasında tek yönlü varyans analizinden (ANOVA) yararlanılmıştır. ANOVA testinde anlamlı farklılık görüldüğünde farkın hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek amacıyla LSD post hoc testinden yararlanılmıştır. Coğrafya öğretmenlerinin mekân bilinci ile yurttaşlık bilinci arasındaki ilişki analizinde Pearson korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Analizlerde anlamlılık düzeyi 0,05 (p<0,05) olarak belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; lise coğrafya öğretmenlerinin genel mekân bilinci düzeyleri 'yüksek', genel yurttaşlık bilinci düzeyleri ise 'çok yüksek'tir. Lise coğrafya öğretmenlerinin mekân bilinci ile yurttaşlık bilinci arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuş olup; mekân bilinci yüksek olan lise coğrafya öğretmenlerin yurttaşlık bilinci de yüksek; mekân bilinci düşük olan lise coğrafya öğretmenlerinin yurttaşlık bilinci de düşüktür. Anahtar Kelimeler : Lise Coğrafya Öğretmenleri, Mekân Bilinci, Yurttaşlık Bilinci.
Mekan algısı ve psiko-sosyal kalitenin ölçülebilirliği üzerine bir araştırma: Armada Hayat Sokağı örneği
İnsan ve mekan ilişkisi nasıl şekillenir? Bu etkileşim sürecine algısal ve davranışsal durumların etkisi nelerdir? Mekanda insanların görsel olarak dikkatini çeken ögeler nelerdir ve bu ögeler neye göre belirlenir? İnsan ve mekan etkileşimi hem geleneksel hem de güncel teknikler kullanılarak nasıl analiz edilebilir? Tez çalışmasında bu sorulara cevap olabilecek; mekanın kullanıcısı tarafından nasıl algılandığı ve hangi mekansal ögelerle iletişim kurulduğu ve neden bu noktaların dikkati çekmiş olabileceği fiziksel, algısal ve psiko-sosyal boyutta irdelenmekte ve tartışılmaktadır. Öte yandan mekansal ihtiyaçların ne ölçüde karşılandığının, mekansal memnuniyet düzeylerinin, algısal ve davranışsal durumların analiz edilmesi çalışma kapsamını oluşturan diğer konulardandır. Bu çerçevede; çalışma alanı olarak, Ankara'da bulunan 'Armada Hayat Sokağı' seçilmiştir. İki AVM yapısı ve iş kulesi arasında kalan, kentli kullanımına ve erişimine açık, tüketim dayatmasından bağımsız olarak vakit geçirilebilen bu alanda Armada Hayat Sokağı adında bir sokak oluşturulmuştur. Bu yönüyle bilindik içe dönük AVM tipolojilerinin aksine, insanların bir araya gelmesine ve sosyal, kültürel aktivitelerin üretilmesine olanak tanınmıştır. Armada Hayat Sokağı aynı zamanda; kentteki diğer akslarla birleşerek uzayabilecek bir yaya yolunun parçası olması bakımından da önemli bir lokasyon olarak kabul edilmektedir. İnsan ve mekan arasındaki çift yönlü etkileşimin algısal ve davranışsal analizlerinin Armada Hayat Sokağı özelinde yapılması, alan çalışmasının kapsamını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda tez çalışmasında; değişen koşul, durum ve mekansal ihtiyaçlar ekseninde, çalışma alanının kullanıcılar tarafından nasıl algılandığı, mekansal memnuniyet ve mekansal tatminlerinin ne düzeyde olduğu ve buna paralel olarak kullanıcı davranışlarının nasıl şekillendiği irdelenmiştir. Bununla birlikte kullanıcıların hangi mekansal ögeler ile görsel iletişim kurduğunun, hangi ögelerin görsel dikkati çektiğinin ve hangi sebeple bu noktalara odaklanılmış olabileceğinin analiz edilmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır.
Gün ışığı almayan kapalı mekanlarda gün ışığı etkisi yaratan uygulamaların kullanıcı algısına etkisi üzerine bir çalışma
Gün ışığı almayan mekanlardaki artış ile gün içinde zamanlarının bir kısmını bu alanlarda geçiren veya bu mekanlarda yaşayan insanlar üzerinde gün ışığından uzak kalmanın fizyolojik ve psikolojik olumsuz etkileri gözlemlenmektedir. Bu tez, gün ışığı almayan mekanlarda yaşayan insanlar üzerinde oluşan olumsuz etkilere engel olmak amacıyla önerilebilecek aydınlatma sistemleri için araştırma yapmak amacını taşımaktadır. Tezin birinci bölümünde; tezin konusu, amacı, kapsamı ve yöntemi ele alınarak, diğer bölümlere genel bir çerçeve çizilmiştir. Geçmişten günümüze insanların ihtiyaçlarındaki değişiklik sebebiyle değişen mekan yapısı ve algısı, mekanın sadece duyularla algılanan somut bir kavram olmadığını göstermektedir, mekan aynı zamanda duyusal girdinin yorumlanarak ortaya çıkan algısal imaj ile algılanan bir kavramdır. Bu algısal imaj oluşumunda, hem duyusal girdiler hem de kişisel ve toplumsal bilgi ve deneyimler etkilidir. Tezin ikinci bölümünde; mekansal algı ve mekanı oluşturan öğelerin algısal boyutta ışık ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Mekan algısında, görsel algı ön planda yer alır ve mekanın görsel değerlerini mekanın nicel özellikleri oluşturur. Yani mekanı oluşturan 'biçim, malzeme ve renk' öğelerini mekanın nicel özelliklerinin oluşturduğu söylenebilir. Mekanı oluşturan bu öğelerin ışık ile etkileşimi, bu öğelerin algısal olarak değer bulmasına, kimi zaman da algısal olarak değişimine sebep olabilir. Bu algısal değişimleri sağlamak için görsel algı yöntemlerinden algı sabitlikleri ve algı yanılsamaları kullanılır. Bu iki görsel algı yöntemine bağlı olarak, ışığın mekan içinde yarattığı algısal değişimler, ışığın mekanın nicel değerleri ile ilişkisi bağlamında ele alınmıştır. Ayrıca ışığın mekan ile ilişkisi kullanıcı bağlamında ele alındığında, görsel konfor kavramı ve bileşenleri incelenerek görsel algı üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Işık, mekanın oluşumunda önemli bir rol üstlenmektedir. Bu bağlamda üçüncü bölümde yapay ışık ve doğal ışık kavramları ele alınarak, doğal ışığın görsel algı ve insan sağlığı üzerindeki psikolojik ve fizyolojik etkileri ortaya konmuştur. Gün ışığının en temel özelliği mevsimden mevsime, günden güne hatta gün içinde sürekli değişiklik gösteren bir yapıda olmasıdır. Bu sebeple mekan içinde gözlemlenen görsel etkisi de sürekli değişiklik gösterir ve görsel konforda olumsuzluk oluşturabilir. Bu noktada görsel konforun sağlanması için gün ışığının mekan içine kontrollü alınması gerekmektedir. Bunun yanısıra doğal ışığın mekan içinde anlamlandırma gücü çok yüksektir ve mekana farklı anlam yüklemek için simgesel öğe olarak kullanılabilir. Doğal ışığın varlığı, insanların sirkadyan ritmindeki döngüyü sağlayarak uyku, açlık, vücut sıcaklığı ve hormon üretimi gibi fizyolojik değişiklikleri düzenler. Aynı zamanda gün ışığın azlığına veya yokluğuna bağlı olarak gözlenen psikolojik rahatsızlıkların depresyona sebep olduğu görülmüştür. Bunun yanısıra, güneşin D vitamini eksikliğinin sebep olduğu zayıf kemik gelişimi ve yaşlılardaki kemik kırılganlığı risklerini azalttığı bilinmektedir bu sebeple herkese güneş ışığının kansere sebep olan tehlikeli ışınlarından korunarak gün ışığı ile temas halinde olmaları önerilir. Gün ışığının mekan içinde yarattığı etkiler ve mekan içine nasıl alındığı bilinmeden, gün ışığı etkisi yaratan sistemlerin etkileri hakkında bir değerlendirme yapılabilmesi mümkün olmadığı için doğal ışığın yatay ve düşey açıklıklardan mekana taşınma yöntemleri üçüncü bölümde ele alınmıştır. Dördüncü bölümde ise doğal ışığın mekana taşınma yöntemlerinin uygulandığı örnek projeler, mimari detaylar mekansal algı bağlamında incelenmiş ve yapay ışık ile mekana gün ışığı alınıyormuş etkisi oluşturulan mimari proje ve ürün tasarımı örnekleri incelenerek mekansal algı üzerindeki etkileri ortaya konmuştur. Tezin beşinci bölümünde, gün ışığı almayan kapalı mekanlarda kullanıcı algısının belirlenmesi amacıyla anket yöntemi kullanılarak deneysel bir çalışma düzenlemiştir. Birinde gün ışığı etkisi yaratan bir sistemin, diğerinde tavana gömme aydınlatma aygıtlarının olduğu iki farklı odadaki aydınlatma düzeni görsel konfor açısından ve katılımcılar üzerindeki algısal etkileri açısından karşılaştırılmış ve yapılan analizlere istinaden değerlendirilmiştir. Son bölümde ise yapılan anket çalışmasının sonuçları ele alınarak değerlendirme yapılmış ve bu tez çalışmasının daha sonra yapılacak çalışmalara hangi noktalarda ışık tutabileceği üzerinde durulmuştur.
Tasarlanan mekanın retoriği
21. yüzyıl başından itibaren hızla gelişmekte olan nörobilim alanlarında yapılan araştırmalar insanların tüm düşünce, duygu ve davranışlarının beyinlerinde meydana gelen bir dizi elektrokimyasal reaksiyon sonucu oluştuğunu göstermektedir. Kişilerin çevrelerindeki mekândan aldıkları duyusal uyaranlar, vücutlarının içsel durumu hakkında bilgi veren duyguları ve önceki deneyimlerinden arta kalan anılarıyla birlikte, eylemlerini belirlemektedir. Dolayısıyla her mekân, o mekânı deneyimleyen kişiler için o veya bu şekilde davranmalarına neden olacak mesajlar içermektedir. İnsan-mekân etkileşimlerini inceleyen mevcut araştırmalar, konuya daha çok yapılı çevre üzerinden kullanıcı ekseninde yaklaşmakta; tasarımcıların malzeme, strüktür ve organizasyon tercihleriyle mekân kullanıcıları üzerinde ne tür etkiler oluşturabileceklerini inceleyen tasarımcı eksenli araştırmalar bulunmamaktadır. Bu çalışmada algı ve davranış yönetimi konusunda disiplinler arası bir çalışma alanı olan retorik, mekân tasarımı bağlamında ele alınmış; tasarımcıların retorik stratejilerini kullanarak mekân kullanıcılarını belli düşünce, duygu ve davranışlara sevk edebilecekleri öngörülmüştür. Algı ve davranış sistemlerinin nörolojik altyapısı üzerine temellendirilen çalışmanın ana bölümleri Aristoteles'in ikna kategorileri olan Logos, Pathos ve Ethos olarak belirlenmiştir. Logos bölümünde mekânsal söylemi oluşturan ışık, renk, form, ses gibi öğelerin algılanma biçimleri ve kişiler üzerinde oluşturabilecekleri etkiler incelenmiş; retorik figürlerin mekân tasarımında kullanım biçimleri açıklanarak örneklenmiştir. Pathos bölümünde tüm insanlarda ortak olan temel duygu sistemleri ve bunların mekân tasarımıyla ilişkileri irdelenerek mekânı deneyimleyen kişilerde bu temel duyguların nasıl uyandırılabileceği araştırılmıştır. Ethos bölümünde ise farklı mekân tiplerinde mekânsal karakter oluşumları örnekler üzerinde incelenmiştir. Yapılan incelemeler neticesinde retorik stratejilerinin mekân tasarımı dâhil iletişim kaygısı güden her alanda kullanılabileceği düşünülmektedir.
İç mekan tasarımında işitsel peyzajın kullanıcı deneyimi üzerinden incelenmesi
Kentsel alanlardaki bireyler, çevrenin çeşitliliği nedeni ile bilinçli veya bilinçsiz, birçok duyular tarafından algılandığı deneyimler edinmektedir. Bireyler her zaman mekânın algılanmasını görme duyusuyla algılandığını düşünürken, aslında işitme, dokunma ve koklama gibi diğer duyular da mekânı daha derin anlaşılması ve algılanmasını sağlamaktadır. Kent planlamacıları ve mimarlar yıllardır bu alanların kalitesini yalnızca görsel algıya göre sınıflandırıp, değerlendirmektedirler. İster yükseklik kontrolü, ister malzemeler ve isterse renkler olsun çekici bir alan yaratarak, görme duyusuna her zaman bir öncelik verilmiştir. Ancak son yıllarda yapılan farklı çalışmalarda koklama ve işitme duyularına dayanarak görünmez alanlara odaklanılmıştır. Bireyler hoş seslerin ve kokuların bulunduğu alanların kalitesini gözle görünmeyen duyular tarafından algılamaktadırlar. Mekânda tüm duyuların algılanması, çağdaş tasarımcılar tarafından ne yazık ki göz ardı edilen bir konudur. Bir mekânın algılanmasında görme duyusu kadar işitme, dokunma ve koklama duyusu da etkilidir. Beyoğlu pasajları, İstanbul kentsel yapılarında her zaman dinamik ve aktif bir rol oynamış ve kent sakinlerin fonksiyonel ihtiyaçlarına cevap vermiştir. Sosyal faaliyetlerin bireyler için kolektif anılarının oluştuğu bir ortamdır. Bu nitel analizde işitme duyusunu göz önünde bulundurarak pasajların nasıl ağılandığı ve aidiyet duygusunu daha iyi anlamak için farklı çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışma doğrultusunda işitsel peyzajın kavramının incelenmesi ve ardından mekâna ait olma duygusu çeşitli uzmanların bakış açılarının incelenmesi hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Algı, Mekân algısı, İşitsel peyzaj, Aidiyet duygusu
Gündelik yaşamın yeniden tanımlanması: Hakkari kadın merkezleri örneği
Bu çalışmanın amacı, kadınların gündelik yaşam pratiklerinde kentsel mekanlara ve kurumlara erişimde deneyimledikleri cinsiyete dayalı ilişkilerin nasıl şekillendiğini araştırmaktadır. Bu bağlamda çalışma ekonomik, sosyal, fiziksel, kamusal mekanların, kadınların ne sıklıkla, hangi şekillerde kullandığını, kadınların bu mekanlara yönelik algılarını oluşturan etmenleri keşfetmek ve mekanlarda nasıl örgütlendiğini amaçlamaktadır. Kadınların kentsel, kamusal mekan deneyimleri, ayrışma olgusunun toplumsal cinsiyet boyutuyla incelenmiştir. Toplumsal cinsiyet ilişkileri kamusal mekan ve kamusal alanla yakından ilgilidir. Gündelik yaşamın makanı olan mahalle, caddeler ve sokakların kadınlar tarafından kullanımda, cinsiyet etkisi farklılaşma yaratabilmektedir. Dolasıyla gündelik yaşam, cinsiyet eşitsizliği bakışı ile şekillenirken kadınların kent hakkını kullanımını da sınırlandırmaktadır. Gündelik yaşamın her kesiminde kendini gösteren ataerkil yapıya karşı, kadınların kent hakkı tanımlanmalı ve tüm uygulamalarda dikkate alınmalıdır. Bunu yapabilmek için öncelikle kent hakkının sadece kamusal alanlarda değil, özel alanlarda da geçerli olduğu, özel ve kamusal alanlarda bu hakka erişmenin bir hukuk probleminin ötesinde toplumsal bir mesele olduğu kabul edilmelidir. Kentlerde kadınların dışlanmasına sebebiyet veren eril mekanların kadınların kolektif güçlerini desteleyecek olumlu mekanlara dönüştürülmelidir. Bu bağlamda çalışmada Hakkari'de yaşayan kadınların kent ve mekan algıları, kenti hangi açılardan nasıl kullandıkları tartışılacaktır. Bu araştırılırken kadın örgütlerinin Hakkari'de kadının yaşamını sosyal bir dönüşümle katılımcı bir noktaya getirdiği üzerinde durulacaktır. Bu kapsamda kavramsal çerçevede kent, mekan, kadına çizilmiş müphem sınırlar, kadına adanmış mekanlar incelenirken, gündelik yaşam pratiklerinin kadına örgütlerinin faatliyeterli ile birlikte değişimine odaklanılacaktır. Çalışmada özelikle kadınların mekanları kullanımındaki değişimin kadın örgütleri üzerinden analizinde, örgütlülük ve dayanışma kavramlarının temel alındığı söylenebilir. Böylece kadın örgütleriyle bağlantı halinde olan ve bu örgütlerin kentteki faaliyetlerine katılan kadınlar ile alan çalışması yürütülmüştür. Hakkari'deki kadın STK'ların ile derinlemesine mülakatlar yapılırken, bu STK'ların çalışmlarına dahil olan kadınlar ile rastgele örneklem yöntemi kullanıralarak anket uygulaması yapılmıştır. Çalışma ile gündelik yaşamın Hakkari örneğinde kadınlar için ne ifade ettiği, kadın örgütlerinin varlığının mekan kullanımlarına etksi ile birlikte incelenmiştir.
Resimli çocuk kitaplarında mekân algısı ve bir uygulama çalışması
Mekânlar; anılar, kültürler, aidiyet ve benlik duyguları üzerine çeşitli kodlar taşır. Çocukluktan yetişkinliğe mekân ile ilgili deneyimlerimiz, benliğimizi ve geçmişimizi şekillendiren en önemli etmenlerdendir. Resimli çocuk kitaplarındaki mekânlar ve arka plan ögeleriyse, gerçek dünyada algıladıklarımızın iki boyutlu yansımaları niteliğindedir. Türüne, stiline ve algısal odaklarına göre benzerlik oranları değişse de resimli kitaplar referanslarını gerçek dünyadan alır. Bu referansların işleniş biçimleri, çocuğun algısal gelişiminde büyük rol oynar. Algı, psikolojinin ve özellikle bilişsel psikolojinin kapsamlı bir konusudur ve çok sayıda farklı teoriyi barındırmaktadır. Bu tezde, bir çocuk kitabı çizerinin mekân algısıyla ilgili olarak ihtiyaç duyacağı teorik bilginin genel bir çerçevede sunulması ve mekân üretimiyle ilgili kısımların da olabildiğince özsel bir biçimde aktarılması hedeflenmiştir. İlk bölümde, resimli çocuk kitaplarının tanımı ve mekânsal bir odakta tarihi gelişimi ele alınmıştır. Ülkemizdeki duruma da ışık tutması amacıyla, ayrı bir başlıkta gelişimin Türkiye'deki seyrine yer verilmiştir. İkinci bölümde, çocuğun mekân algısı üzerinde durulmuştur. Bu doğrultuda, öncelikle mekân kavramına değinilmiş; çeşitli tanım ve perspektifler sunulmuştur. Ardından çocuklara yönelik mekânlar, son dönemlerde bu mekânların nasıl bir dönüşüm geçirdiği ve bunların sonuçları incelenmiştir. Böylece çocuk nezdinde mekânın nasıl tanımlandığını ortaya koymak amaçlanmıştır. İkinci bölümün ikinci kısmında ise; algı kavramı ve kuramlarına kısaca değinildikten sonra, çocuklarda mekân algısının gelişimi üzerine yaş gruplarına göre veriler ortaya konmuştur. Üçüncü bölümde, ikinci bölümdeki verilerden de yararlanmak suretiyle, özel olarak çocuk kitaplarında mekân algısı konusu işlenmiştir. Bu kapsamda, mekân öncelikle kurgusal olarak irdelenmiş ve çocuk kitaplarındaki işlevi gösterilmiştir. Daha sonra, resimli çocuk kitaplarındaki tasarım ögelerinin mekân algısına etkileri çeşitli örneklerle ele alınmıştır. Son olarak, çocuk kitaplarında mekânın algılanması açısından yeni yaklaşımlar sunan üç boyutlu hareketli kitaplara yer verilmiş ve her biri için özgün örnekler incelenmiştir. Dördüncü ve son bölümde ise, tezin uygulama çalışması kapsamında hazırlanan "Beren ile Mırmır'ın Halı Macerası" isimli resimli kitap üzerine bir inceleme yapılmıştır. Türk halı ve kilim motifleri çevresinde tasarlanan öykü ve resimleme aşamaları ayrıntılı olarak irdelenmiş, çocukların mekân algısına ve mekân kurgulama becerilerine katkı sağlayacak bir çalışma ortaya koymak hedeflenmiştir. Anahtar sözcükler: Resimli çocuk kitapları, resimleme, illüstrasyon, çocuk, mekân algısı, mekân tasarımı, algı, psikoloji, bilişsel gelişim.
Değişen kent formları, mekansal algılar ve ilişkiler: Sıhhiye Ankara üzerine bir okuma
People subconsciously communicate with their environment. When interruptions concerning the reflection of citizens, culture, and daily routines on an urban place which can also be called a social product have begun to surface, the establishment of communication between the place and its users can be asserted to have become a failure. Consequently, the place's users do not clearly perceive the urban place; accordingly, the urban place loses its semantic value over time. The aim of the thesis research is reading a place spatially to understand how urban forms change and pose effects on human behaviors. Sıhhiye, Ankara, which is both stratified as an urban form and in terms of its sociological structure, and has a historical value in urban memory, was decided to be analyzed as the case area. Both conventional methods; iv photographic analysis and map reading which help to analyze and understand historical developments, interventions, and to make sense of spatial peculiarities of a hundred-year period, and a modern method, space syntax, a computer-based approach to analyze today, were employed to spatially read the site; Sıhhiye, Ankara. These methods helped to perceive the site from different perspectives to draw objective conclusions signifying the process through which the space has lost or preserved its semantic value via the process of spatial reading. Through the implementation of these methods, the spatial perception and transformation of the site was analyzed, and urban potential for the city was revealed. The findings drawn from the analyses set forth that Sıhhiye Square and its surrounding environment have lost their historical spatial value, and that although it once served as a gate to Yenişehir where the square had strong communication with people, the thesis shows that the site started to lose its characteristics as a "gate" and evolved to become an ordinary part of the city due to the spatial arrangements made to speed up traffic owing to the effect of increasing population and technology during the years that followed. According to the space syntax results, the area still has the potential to become pedestrian friendly and in terms of transportation, it can be considered not only as a hub, but also as a place where the city and citizens can have a breathing space. Consequently, Sıhhiye Square, which constantly reproduces, can be replanned in a way that it will both preserve its heritage and respond to citizen's needs, retaining; and even increasing its easily perceived spatial identity. Keywords: spatial perception, legibility of place, urban morphology, social space
İnsan ve mekan algısı üzerinden fenomenolojik okumalar
Mekânı sadece somut değil aynı zamanda soyut olarak da algılayan insan, mekânın tüm bileşenlerinin farkına varmaktadır. Temelde insanın geçmiş deneyimlerine, yaşadığı kültüre ve çevresine bağlı olan bu algı, mekân içerisindeki faktörlere maruz kalan insanların her birinin mekânı farklı yorumlamasına neden olmaktadır. Algının fiziksel, sosyolojik, psikolojik ve fenomenolojik olarak şekillenmesi bu farklı yorumlamaların genel bir bütünü oluşturmasını sağlamaktadır. Fiziksel ögelerin yapıya olan etkisi, sosyolojik açıdan yapının değeri ve psikolojik açıdan yapının birey bazında değerlendirilmesi sağlanmaktadır. Yapıyı gerek biçimsel gerek estetik yönleri ile değerlendiren birey duyusal algılarının ve psikolojik etkilerin kapsamında yapıyı ele almaktadır. Fenomenolojik yaklaşımlar ve gestalt ilkeleri bu durumu psikolojik açıdan açıklamaktadır. Gestalt ilkelerine göre mekânın yorumlanması, mimarinin algılanma şeklinin tasarımcılar tarafından fark edilmesi açısından önemli bir yere sahiptir. Yapıda yaşadığı deneyimlerden izler arayan insan mekânın içerisindeki etkenlere bağlı olarak mekânı değerlendirmektedir. Mimari fenomenoloji kavramı ile bağlantılı olan bu durum yapıda tercih edilen üslubun önemli olduğuna vurgu yapmaktadır. Mimari mekânın inşası gibi mekânın atmosferinin de inşası mümkündür. Kullanıcı mekânda kendi algı ve anlam dünyası doğrultusunda tasarımcının mekân kurgusunu anlayıp yorumlayabilmektedir. Tasarımcının yapıda kullandığı ögelerin zihinde farklı yorumlanması ile alınan sonuç sayesinde mekân yeni anlamlar kazanmaktadır. Mekânın tasarımcı tarafından kullanıcı odaklı tasarlanması, bu etkilerin özelliklerinin tasarımda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunun anlaşılması açısından dikkat edilmesi gereken bir unsurdur. İnsanların dikkatini çeken, ödüller alan, bölgeyle özdeşleşerek mihenk taşı haline gelmiş olan ve binlerce ziyaretçisi olan yapılar tasarımcının kullanıcı odaklı tasarımı sayesinde gerçekleşmiştir.
Sosyal bilgiler öğretmenlerinin mekânı algılama becerisi ve mekânsal teknolojiler hakkındaki görüşleri
Sosyal bilgiler dersi konusu, insan olan sosyal bilimlerden oluşan disiplinler arası bir derstir. Bu derste öğrenciye kazandırılması hedeflenen becerilerden biriside mekânı algılama becerisidir. Yaşadığımız çevre ve dünyanın genel coğrafi özelliklerini bilen insan ile çevre arasındaki etkileşimi açıklayabilen mekânı algılama becerisi kazanmış bireyler yetiştirmeyi amaçlayan sosyal bilgiler dersinde teknolojik gelişmeler doğrultusunda mekânsal teknolojilerin kullanımının arttırılması gerekmekte bunun için gerek öğrenciler gerek öğretmenler bu teknolojilerin kullanımı için gerekli eğitimleri almaları kaçınılmazdır. Bu araştırmada Sosyal Bilgiler Öğretmenlerinin mekânı algılama becerisi ve mekânsal teknolojiler hakkındaki görüşlerini belirlemek için nitel araştırma yöntemlerinden olgu bilim (fenomenolojik) desen kullanılmıştır. Çalışma grubu amaçlı örneklemeden ölçüt örnekleme ile belirlenen Sosyal Bilgiler Öğretmenleridir. Yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile hazırlanan 8 soruluk görüşme formu Mersin ili Mezitli ilçesinde 2022-2023 eğitim öğretim yılında görev başında bulunan ve görüşmeye gönüllülük esası ile katılan Sosyal Bilgiler Öğretmenlerine elektronik ortamla uygulanmıştır. Elde edilen verilere betimsel analiz tekniği uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre Sosyal Bilgiler Öğretmenlerinin mekân, mekânı algılama becerisi hakkında bilgi sahibi oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Ancak becerinin ilişkili olduğu diğer beceriler ve mekânsal teknolojiler hakkında yeterince bilgi sahibi olmadıkları mekânı algılama becerisinin öğretiminde mekânsal teknolojileri yeterince kullanmadıkları ve mekânsal teknolojilerle ilgili gerek üniversitede gerekse hizmet içi kursu olarak eğitim verilmesini istedikleri, okulların gerekli donanıma sahip olması gerektiğini istedikleri sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Bilgiler 1, Mekânı Algılama Becerisi 2, Mekânsal Teknoloji 3
İlkokul fiziksel çevresinin çocuğun mekansal algısına ve davranışına etkisi: Kağıthane örneği
Çocuk ve fiziksel çevre ilişkisi çocuğun mekânsal deneyimi, algısı ve davranışını kapsayan ve içerisinde sosyal, psikolojik, algısal ve kültürel etmenlerin de yer aldığı bir etkileşim alanıdır. Bu tez çalışması ise, çocuğun doğumundan sonra karşılaştığı ev ortamı ve sokak çevresinden sonra en çok vakit geçirdiği yerlerden olan ilkokul fiziksel çevresinin çocuğun mekânsal algısını ve davranışını etkilediği görüşü temelinde oluşturulmuştur. Bu doğrultuda çalışmada ana araştırma sorusu olarak "Farklı tipolojilere sahip ilkokul çevrelerinin mekânsal ve fiziksel özelliklerinin çocuğun mekânsal algısını ve davranışını nasıl etkilemektedir?" olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda ilkokul binalarının bağlama özgü veriler ile tasarlanması ya da bağlama özgü verilerin dikkate alınmadan tasarlanmasının çocuğun mekânsal algısına ve davranışına etkisinin neler olduğu, bu mekânsal algıyı ve davranışı etkileyen fiziksel ve mekânsal parametrelerin neler olduğu, çocuğun okulu nasıl ve ne düzeyde algıladığı temelinde oluşturulmuştur. Tez çalışmasının ikinci bölümünde, öncelikle incelenen yapılı çevrenin kullanıcısı olan çocuğun fiziksel, sosyal ve algısal-bilişsel gelişimine ve mekân algısına etki eden mekânsal ve fiziksel özelliklerin neler olduğuna dair bir literatür araştırmasına yer verilmiştir. Sürekli bir gelişim sürecinin içerisinde olan çocuğun gelişimi, özellikle çocuğun bilişsel gelişimi, fiziksel çevresi ile doğrudan ilişkilidir. Piaget, Vygotsky, Bruner, Bronfenbrenner gibi kuramcıların farklı gelişim kuramları olmasına rağmen ortak kanı, gelişimin bir sıra düzeni içerisinde gerçekleştiği ve kalıtsal, ekonomik, sosyal, kültürel etkilerin yanında, fiziksel çevrenin de çocuğun bilişsel gelişimini etkilediği yönündedir. Çocuğun mekânsal algısının gelişimi topolojik, projektif, metrik ve imgesel mekân özellikleri ile incelenerek davranış ilişkisi tartışılmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda tez kapsamında alan çalışmasının büyük bir kısmını oluşturan bilişsel haritalama yönteminin önemi ve özellikleri aktartılmıştır. Üçüncü bölümde çocuk gelişiminde önemli bir rol oynayan mekânlardan biri olan ilkokul eğitim kurumları ve fiziksel çevresleri incelenmiştir. Öncelikle ilkokulların tanımı, eğitimdeki rolü ve amaçları dünyadaki ve Türkiye'deki durumlarına yer verilmiştir. Dünyadaki ve Türkiye'deki ilkokul yapıları kent ve toplum ilişkisi, fiziksel ve mekânsal özellikleri ile çocuğun mekânsal deneyimi ve öğrenmesine yer verilmiştir. Bununla birlikte ilkokul eğitim kurumlarında olması gereken mekânlar, yapısal ve mekânsal ihtiyaçlar, renk, doku, malzeme, ışık gibi fiziksel özellikler aktarılmıştır. Tez kapsamında alan çalışmasında incelenen okulların işlevsel ve mekânsal eleştirisini kurgulayabilmek adına dünyadan ve Türkiye'den farklı tipolojilerdeki okullar belirtilen kapsamda incelenmiştir. Okullardaki ortak mekânlar ön planda tutularak kullanıcıları ile ilişkisine değinilmiştir. İlkokul yapıları sokak planlı, kampüs planlı ve karma olmak üzere üç kategoride ele alınarak Türkiye'deki tip proje anlayışına eleştirel bir bakış açısı geliştirilmeye çalışılmıştır. Tez çalışmasının dördüncü bölümünde, alan çalışması için seçilen ilkokulların bulunduğu İstanbul'un Kağıthane ilçesine dair bilgiler verilerek, farklı tipolojideki üç ilkokula ait mekânsal ve fiziksel özellikler tanıtılmıştır. Alan çalışması kapsamında incelenen okullardan Ziyapaşa ve Nef İlkokulları Ortabayır mahallesinde, İsmail Erez İlkokul'u ise Hamidiye mahallesinde yer almaktadır. Bu okullar birbirine yakın mekânsal ve boyutsal özellikleri içermeleri ve benzer sosyo ekonomik çevre içerisinde yer almalarından dolayı seçilmiştir. Alan çalışması Ziyapaşa İO.'undan 30 kız ve 28 erkek çocuğun, Nef İO.'undan 31 kız ve 25 erkek çocuğun, İsmail Erez İO.'undan ise 33 kız ve 21 erkek çocuğun katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Tez çalışması kapsamında yapılan alan çalışması nitel ve nicel araştırma yöntemleri ile birlikte kurgulanmıştır. Bununla birlikte alan çalışması literatür araştırması, gözlem, öğrencilerin çizimlerinden oluşan bilişsel haritaların analizi ve odak grup görüşmelerinden oluşturulmuştur. Bağlama özgü verilerle tasarlanan ve bağlama özgü verilerle tasarlanmayan ilkokul yapıları arasında çocukların mekânsal algı düzeyleri açısından farklılıklar yaratacağı düşüncesi üzerine farklı düzeyde sosyal etkileşim alan kullanımı ve farklı düzeyde bilgi içeren bilişsel haritaların ortaya çıkacağı varsayımı ile alan çalışması kapsamında yapılan gözlemlerde çocukların okul içi ve dışı ortak mekânlarını nasıl ve ne amaçla kullandıkları gözlemlenmiştir. Çizimlerden elde edilen mekânsal ve fiziksel detaylar ile çocukların okul içi ve dışı mekânlarına dair algılarındaki öncelikleri ve hafızalarında yer eden detayların keşfedilmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte yapılan odak grup görüşmelerinden elde edilen anahtar kelimeler yardımı ile gözlem ve bilişsel haritalardaki bulguların karşılaştırılarak çalışma sonuçlandırılmıştır.
İstanbul'daki üniversite kütüphanelerinde mekan ile kullanıcı ilişkilerinin sentaktik olarak irdelenmesi
Kütüphane mekanları geçmişten günümüze gelişim sürecinde teknolojik, mimari ve sosyal olarak geçirdiği evrimlerle içerik, mekan, kullanım ve kullanıcı profili olarak değişime uğramış, yeni mekansal deneyimler ve kullanım pratiklerine sahne olmaya başlamıştır. Bilginin kayıt yöntemleri değiştikçe her çağda mekansal ihtiyaçları değişmiş, günümüz teknolojisi ile bilginin elektronik ortamda depolanmaya başlaması sonucu artık kitapların raflara dizilerek saklandığı mekanlardan, bilgilerin bulutta depolanıp halka sunulduğu mekanlara dönüşmüş; mekanlar da kitap depolama dışında başka işlevlere odaklanmıştır. Kitaplar yoluyla bilgiye ulaşma imkanı veren mekanlar olmaktan çıkıp daha çok sanal yollarla bilgiye erişme imkanı tanıyan, sosyal bir ortam olarak kullanıcıya araştırma, çalışma, vakit geçirme imkanı veren esnek mekanlara dönüşmüştür. Bu tez çalışmasında çalışmasında İstanbul'da 20.yüzyılın ikinci yarısı ve 21.yüzyıl başlarında tasarlanan ve uygulanan üniversite kütüphanelerinde mekan morfolojisi ve mimari programının mekan kullanımı ile ilişkisi mekan dizim yöntemleri ile incelenmiş; üniversite kütüphanelerinin mekan morfolojisi ve mimari programının kullanıma sunduğu esneklik araştırılmıştır. Bu araştırmanın amacı, hem modern kütüphanelerdeki mekan kullanım alışkanlıklarını ortaya çıkarmak, hem de modern kütüphanelerin sahip olduğu morfoloji ve mimari programları irdeleyerek kullanıcıya sunduğu esnekliği inceleyerek bu durumun avantajlarını ve dezavantajlarını tartışmaktır. Bu bağlamda İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi, İstanbul Teknik Üniversitesi Mustafa İnan Kütüphanesi, Galatasaray Üniversitesi Suna Kıraç Kütüphanesi, Yıldız Teknik Üniversitesi Şehit Prof.Dr. İlhan Varank Kütüphanesi olmak üzere İstanbul'daki beş üniversite merkez kütüphane binasında kullanıcı davranışı ve belirlenen mekansal eylemler üzerine gözlemler ve mekansal analizler yapılmış, mekan programı ve morfolojisinin mekan kullanımına etkileri araştırılmıştır. Araştırmanın sonucunda, çalışmaya konu olan üniversite kütüphane binalarında mekandaki kullanıcı sayısı, mekansal davranış ve morfolojik bağlama göre mekanın mimari program yoluyla esnek veya katı bir karakter kazanmakta olduğu tespit edilmiştir. Araştırmaya konu olan üniversite kütüphanelerinin hepsinde her ne kadar açık plan uygulanmış olsa ve esnek programlı yapı morfolojisi bulunsa da mekansal davranış örüntülerinin çoğunlukla mekan programıyla daha uyumlu olarak ortaya çıktığı tespit edilmiştir.
Multipl skleroz (MS) ve hidrosefali hastalarının bilişsel profillerinin bellek, dikkat, yönetici işlevler ve görsel-mekansal algı açısından karşılaştırılması
Hafızaya kayıt yapamamaktan ziyade dikkat sorunlarından kaynaklandığı kabul edilen bilişsel kusurlara sahip olan MS (Multipl Skleroz) ve Hidrosefali hastalarının bilişsel performanslarını karşılaştırma konusunda literatür bilgisi sınırlı kalmaktadır. Söz konusu araştırma, benzer bilişsel profil gösteren MS ve Hidrosefali hasta grupları arasında bellek, dikkat, yönetici işlevler ve görsel mekansal algı açısından ne tür farklılıklar görüldüğünü araştırmayı amaçlamıştır. Bu amaca ek olarak, hasta gruplarında bulunan kadın ve erkekler arasında bahsi geçen testlerde gösterilen performans açısından fark olup olmadığına da bakılmıştır. Böyle bir bilginin bu iki gruba dahil hastaların hatırlama profilleri ve öğrenme stratejileri hakkında daha ileri bilgi sağlayacağı düşünülmüştür. Çalışmaya İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji A.B.D. Davranış Nörolojisi polikliniğine başvuran 21-45 yaş aralığında cinsiyet, yaş, el tercihi bakımından eşleştirilmiş 33 MS ve 33 Hidrosefali hastası katılmıştır. Katılımcıların sözel bellek (Öktem-SBST), dikkat ve yönetici işlevler (Sayı Menzili Testi, Sözel Kategorik Akıcılık Testleri, Stroop Testi) ve görsel-uzamsal algı (Benton Yüz Tanıma Testi) performansları karşılaştırılmıştır. İstatistiksel analiz sonuçlarına göre bu iki hastalık arasında görsel-uzamsal beceriyi değerlendiren ?Benton Yüz Tanıma Testi? ile hafızanın alt boyutlarından olan ?En Yüksek Öğrenme? ve ?Yanlış Tanıma? puanları arasında istatistiksel açıdan farklılık görülmektedir. Analizler, Benton Yüz Tanıma Testi ile hafıza testlerinin ?En Yüksek Öğrenme? ve ?Yanlış Tanıma? alt boyutlarında Hidrosefali lehine sonuçlar vermiştir. Bunlara ek olarak, istatistiksel açıdan anlamlı olmasa da hasta gruplarındaki kadınlarda sözel bellek kusurlarının erkeklere göre daha az görülmesi de önemli bir bulgudur. Aynı sonuçtan sözel bellek performansını değerlendiren Öktem-SBST?nin yaratıcısı Öget Öktem (2011) de bahsetmektedir. Gelecekte yapılacak olan araştırmalar nedeni henüz bilinmeyen bu fark üzerinde durabilir. Anahtar Kelimeler: Nöropsikolojik Değerlendirme, Multipl Skleroz, Hidrosefali, Sözel Bellek, Dikkat, Yönetici İşlevler, Görsel-Mekansal Algı
Günümüz resim sanatında mekân ve estetik algısı
Çağdaş sanatın tanımını moderniteden günümüze değin süregelen zamanı oluşturmuştur. Sanayi devrimi olarak adlandırılan 18. ve 19. Yüzyılda İngiltere'de başlayan, yeni buluşların makineleşmiş bir dünyanın ürünü olan endüstriyel gelişmeler sanat dünyasını etkilemiştir. Bir öncekinin bir sonrakini doğurduğu bir sonralar çağı başlamıştır. Resim sanatında da bir nenelerin biçimsel anlatımından çok düşünsel anlatım kavramsal bir bakış açısıyla önem kazanmıştır. Böylelikle kavramsal sanat düşüncesi var olmuş ve kavramsal sanat düşüncesi ile yeni bir gerçekliğe doğru bir ilerleyiş söz konusu olmuştur. Bu yeni anlayışla ortaya konan üretim ve anlatım biçimleri; sanat alanındaki estetik anlayışının da değişmesine sebebiyet vermişlerdir. Sanatın ne olduğunun yanında estetik değerlendirmelerde şekil değiştirmiştir. Bu yeni estetik değerlendirmelerin ekseninde sanatçılar 20. Yüzyılda resim –mekân ilişkisinde çalışmalarına kavramsal biçimler içeren anlatılara yer vermişlerdir. İzleyi-cinin de aktif olarak yapıta dâhil edildiği, yaratım sürecinde bile yer almasının sağ-landığı bir yaklaşımla sanatsal üretimler söz konusu olmuştur. Mekân aynı zamanda yapıtın kendisine de dönüşebildiği bir anlam kazanmıştır. Bu noktada endüstriyel ilerlemelerin ve teknolojik gelişmelerin resim sanatı üzerindeki etkilerinin değerlen-dirilip anlaşılması günümüz resim sanatı açısından estetik mekân algısının kavramsal anlatı sunan resmin anlaşılabilmesinde önem arz etmektedir. Bu tezde; resim sanatı açısından özellikle kavramsal anlatı sunan yapıtların her kesim tarafından daha anla-şılır kılınması için, kısaca resmin tarihinden günümüze değin süreçlerde sanatın ev-riminin bilinmesi gerektiği düşüncesi esas alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Çağdaş Sanat, Resim Sanatı, Estetik, Mekân
Sosyal bilgiler dersinde mekân algılama becerisinin kazandırılmasında Google Earth uygulamasının etkililiği
Mekân algılama becerisi bireylerin günlük yaşamda çevreyle ve evrenle ilgili ilişkilerini ifade etmeye yarayan, konum belirleme, yönleri anlatma, çevrede bulunan nesnelerin şekil ve duruşlarını anlama gibi durumları içeren bir beceridir. Bu becerinin kazandırılmasında kritik bir rolü olan ilkokul sosyal bilgiler derslerinde yeryüzünü üç boyutlu olarak dijital ortamda gösteren ve tüm yerleşim yerlerine ulaşılabilen bir uygulama olan Google Earth (GE) etkin bir araçtır. Bu araştırmanın amacı, ilkokul dördüncü sınıf sosyal bilgiler dersinde mekân algılama becerisinin kazanılmasında GE uygulamasının etkililiğinin belirlenmesidir. Karma modelde gömülü deneysel desen kullanılarak gerçekleştirilen araştırma, 2015-2016 öğretim yılı birinci döneminde Manisa ili Demirci ilçesinde bir ilkokulun dördüncü sınıfında uygulanmıştır. Araştırmanın beş hafta süren uygulama sürecinde GE uygulamasına dayalı etkinliklere yer verilmiştir. Etkinliklerin öncesinde bir ön test, sonunda ise bir son test uygulaması yapılmıştır. Ayrıca, etkinliklerin bitiminde uygulama yapılan öğrencilerle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Başarı testinden elde edilen verilerin çözümlenmesinde Wilcoxon, nitel verilerin çözümlenmesinde tematik analiz yönteminden yararlanılmıştır. Sonuçlar uygulamada yer alan öğrencilerin başarı testi ön test-son test puanları arasında istatiksel olarak anlamlı fark olduğunu göstermiştir. Öğrenciler ise GE uygulamasına dayalı etkinliklerin başarılarını artırdığını ve mekânsal becerileri kazandırdığını belirtmişlerdir. Sonuç olarak, sosyal bilgiler dersinde GE uygulamasına dayalı Sosyal Bilgiler dersi etkinliklerinin işe koşulmasının öğrencilerin mekân algılama becerisini kazanmasında önemli bir işleve sahip olabileceği vurgulanmaktadır. Anahtar Kelimeler: İlkokul, Sosyal bilgiler dersi, Mekân algılama becerisi, Google Earth
Malzeme seçiminin iç mekân algısına etkisinin sanal gerçeklik ortamında analizi
Mekân algısı, bireylerin içinde bulundukları çevreyi nasıl deneyimlediklerine ve bu çevreyi nasıl anlamlandırdıklarına ilişkin psikolojik ve duygusal boyutları içeren çok katmanlı bir süreçtir. İnsanlar mekânı yalnızca fiziksel bir alan olarak değil, aynı zamanda duygusal ve bilişsel düzeyde anlam yükledikleri bir ortam olarak değerlendirmektedir. Bir mekânın estetik özellikleri, işlevselliği, kullanılan malzemeleri, iç mekân düzeni ve aydınlatma gibi unsurlar, bireylerin mekânla kurduğu ilişkide algıyı doğrudan şekillendiren temel faktörler arasında yer almaktadır. Mekân algısı, yalnızca fiziksel özelliklerle sınırlı kalmamakta; bireylerin söz konusu alanla yaşadığı duygusal, kültürel ve psikolojik deneyimlerin bütünsel bir etkileşimi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında, kullanıcı odaklı malzeme seçiminin iç mekân algısı üzerindeki etkilerinin sanal gerçeklik (VR) etkileşimli bir ortamda deneyimlenmesi yoluyla, daha verimli bir seçim süreci geçirilmesi ve buna bağlı olarak kullanıcı memnuniyetinin artırılması amaçlanmıştır. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü öğrencilerinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, iki aşamalı deneysel bir yönteme dayanmaktadır. İlk aşamada, katılımcılara farklı malzemeler kullanılarak tasarlanan sınıfın üç boyutlu görselleri üzerinden mekân algıları ölçülmüştür. İkinci aşamada ise aynı mekân, VR ortamında deneyimletilmiştir. Her iki aşamanın sonunda uygulanan anketlerle elde edilen veriler nicel analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, doğal malzemelerin katılımcılar tarafından daha sıcak ve samimi, yapay malzemelerin ise daha nötr ya da soğuk olarak algılandığını göstermektedir. Katılımcıların %87'si iç mimarlıkta kullanıcı odaklı tasarım süreçlerini desteklemede VR teknolojisini güçlü bir araç olarak değerlendirmiştir. Malzeme seçimlerinin yalnızca görsel nitelikleriyle ele alınmayıp aynı zamanda algısal ve duygusal etkileriyle de ele alınması gerektiği ortaya koyulmuştur. Bu tez çalışması, VR teknolojisinin iç mekân tasarımında malzeme seçimini daha etkin ve bilinçli bir sürece dönüştürdüğünü ve bu yolla daha estetik ve işlevsel mekânlar oluşturulmasına katkı sağladığını göstermiştir. Ayrıca, kullanıcıların tasarlanan mekânı VR ortamında gerçeğe en yakın şekilde deneyimlemesi, tasarım sürecine katılımı güçlendirerek müşteri memnuniyetini artırabilecek önemli bir etken olarak öne çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: İç Mekân Tasarımı, Malzeme, Mekân Algısı, Mekânsal Deneyim, Sanal Gerçeklik
60-72 aylık okul öncesi dönem çocuklarının öz düzenleme becerilerinin mekân konum algısı destekli sosyal katılımlı oyun etkinlikleri sürecinde incelenmesi
Bu araştırma da 60-72 aylık okul öncesi dönem çocuklarının öz düzenleme becerilerinin mekân konum algısı destekli sosyal katılımlı oyun etkinlikleri sürecinde incelenmesi amacıyla yakınsayan paralel karma yöntem deseni kullanılmıştır. 2021-2022 eğitim- öğretim yılında Kütahya il merkezinde bulunan MEB'e bağlı resmi bir anaokulunda eğitime devam eden 60-72 aylık 18 çocuk örnekleme alınmıştır. Araştırma da veriler 'Dereceli Puanlama Anahtarı', 'Demografik Bilgi Formu' ve 'Anektod Formu' kullanılarak toplanmıştır. Etkinlikler de gözlemlenen öz düzenleme becerileri alt kategorileri olan üst bilişsel düzenleme, davranışsal düzenleme ve duygusal ve motivasyonel düzenleme becerileri alt kategorileri ile mekan da konum algısı kategorisi altında incelenirken betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Öz düzenleme becerileri alt kategorilerinden elde edilen puanların cinsiyet değişkenine göre incelenmesi için Mann Whitney U analizi kullanılmıştır. Öz düzenleme becerileri alt kategorileri olan üst bilişsel düzenleme, davranışsal düzenleme ve duygusal ve motivasyonel düzenleme becerilerinin birbirleri arasındaki ilişki durumunun incelenmesi için Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda çocukların etkinliklerde öz düzenleme becerileri ve mekan da konum algısına dair davranışlar ortaya koydukları görülmüştür. Gözlemlenen öz düzenleme becerileri alt kategorileri arasında en fazla üstbilişsel düzenleme becerilerine en az duygusal ve motivasyonel düzenleme becerilerine yönelik davranışlarla karşılaşılmıştır. Mekan da konum algısına dair gözlemlenen davranışlar en çok basit kroki ve harita okuma çalışmaları içeren etkinliklerde gözlemlenmiştir. Öz düzenleme becerileri alt kategorilerinden alınan puanların erkek çocukların lehine olduğu bulunmuştur. Öz düzenleme becerileri alt kategorileri arasında yüksek ve anlamlı düzeyde ilişki olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Mekan da Konum Algısı, Okul Öncesi Eğitimi, Öz Düzenleme
Sanat ve mimari ilişkisinin karşılıklı etkileşimi
Birçok disiplinin birbiriyle iletişim halinde olması gibi sanat ve mimari de birbiriyle ilişki içindedir ve bu ilişkide bilgi gereklidir ancak bilginin gerekliliği kadar sezgi, içgüdü ve arzular da gereklidir. Sanatta dikkat edilmesi gereken asıl olgulardan biri sezgidir. Aynı şekilde mimaride de sezgisel yaklaşım oldukça önemlidir. Bilgi her zaman var olur, ilerler, duruşunu koruyabilir. Çünkü o, mantıklı olandır. Temellendirilebilir, öğrenilebilir, kurulur, düzenlenir ancak bütüne ulaştırmaz. Dolayısıyla mimaride biçimselliğe daha az önem vermek ve sadece işlevlerle ilgilenmek sağaltıcıdır, eksiktir. O eksik; en derinde, en içtedir; içsellik gibi. Onun yerini hiç bir şey dolduramaz. O, öğretilemez olandır. Hiçbir kuralı yoktur, kuraldışıdır. Başlangıcı ve sonu yoktur. Beklenmedik olandır ve sürprizlidir. Sadece gerçek sanatçılar; güçlü içgüdülerle, önceden uygulanmış olandan ve katı kurallardan sıyrılarak, araştırmalarını kendi birikim süzgeçlerinden geçirerek henüz bilinmeyen bir çeşitlilik bulabilirler. Sanatçının hayal gücü ve içgüdüleri bizi öyle görüntülere ulaştırır ki; bu zamana kadar öğrendiğimiz, bildiğimiz şeylerin ötesinde bir yaratıcılığa iter. Sanat, erişilemeyecek olanla bilinçsizce oynar ama yine de ona erişir. Bu, örtülerden sıyrılmaktan ve bakış açısını değiştirmekten geçer. Çünkü insan ancak bu sayede başka bir dünyada kendini bulabilir. Bireyin dünyayla yeniden kaynaşması sabitlikler kuran çevrelerden arınarak bireysel olana yönelmesiyle gerçekleşebilir. Özünden uzaklaşmış olan bir birey ancak yapay olandan da uzaklaştığında ve hayal gücüne koştuğunda kozmik bir düzene erişecektir. Bu yüzden yeni olan biçimler, kolay kabul görmezler ama yine de bir süre sonra 'kabullenilmez olan' olarak var olmasıyla duyuları dürterek eninde sonunda kendilerine bir yer edinirler. Sanatçıların çoğunun 'karşı çıkıcı' olmalarının sebebi; onların evrenin derinlerine inerek gerçeği görmelerinden ve o gün hala canlı olan tasarımı yıkmalarından kaynaklıdır. Mimardan da böyle bir sanatçı ediminde olması beklenir. Mimarlık; sanat-bilim, işlev-biçim, gerçek-imaj arasında sürekli gidip gelerek çok sayıda tartışmalara neden olmuştur. Mimarlık tartışırken; biçim, mekan gibi problemler ihmal edilemez ama son çözümlemede biçim ve mekan yine kişisel arzuların, zevklerin alanına kalmalıdır. Bu da sanatsal bir tavır ile mümkündür. Böylece, konulara dil ve mantık açısından tartışılabilir bir ortam yaratıldığında herkes bilgiyi kendi arzu süzgecinden geçirerek yaratmaya çalışacaktır ve kalıplaşmış, standartlaşmış olandan uzak yeni oluşumlar doğacaktır. Mimarlıkta artık doğru ve yanlışların olmadığı, belirsizliklerin, iç tutarlılıkların, içinde insan barındırmayan yapıların da hoş görüldüğü hatta beğeniyle karşılandığı bir çok örnek vardır. Yapılar, işlevselliklerinin ötesinde bu anlamsal değerlerle de öne çıkarak tarihte akımlar yaratırlar. Bu değerler, teknolojinin, ihtiyacın, mühendisliğin ötesinde anlaşılması güç olan bir karmaşıklığı barındırır. Bu da bilginin çok ötesinde bir değerdir. Mimaride sanattan beslenilirken mimarın da bir sanatçı içgüdüsüyle hareket etmesi oldukça önemlidir. Çünkü sanatçı, evreni bir başka görür. Onun görümü, diğer insanların görümünden farklıdır. Sanatçı, evreni keşfederken onda güzel olanı da keşfeder. Sanatçı, doğa biçimlerine körü körüne bağlanmaz. Çünkü ona göre; doğal yaratma sürecinin özü, bitmiş biçimlerde değildir. Sanatçı için biçimleyici güçler, bitmiş biçimlerden daha önemlidir. Onlara göre; dünya -bugünkü biçimiyle- olabilecek tek dünya değildir. Böyle düşünen sanatçı, yaratma etkinliğini daha da ileriye taşımaya çalışarak, oluşumunu devam ettirir ve ona süreklilik sağlar. Çağımızda toplumun yaratma özgürlüğüne kavuşması gerekmektedir. Mimarlar da tasarım süreçlerinde tekniğin tüm olanaklarından faydalanmalı ancak daha da önemlisi bir sanatçı kadar özgür ve yaratıcı olmalılardır. Çünkü; yaratma özgürlüğü, değerler dünyasının en üstündedir. Mimarların da tüm sabitliklerden uzaklaşabilmeleri ve kendi üsluplarını ortaya koyabilmeleri için adeta bir sanatçı gibi düşünebilmeleri ve sanatçı tutumuyla hareket edebilmeleri son derece önemlidir. Anahtar Kelimeler: Sanat, Mekan, Mimari, Sezgi, Algı
21. yüzyıl sanatında değişen mekânsal algı ve yeni işgal alanları yaratma bağlamında enstelasyon sanatı
20. Yüzyılın sonlarında enstalasyonun radikal bir sanat pratiği olarak Arazi Sanatı ekseninde başlayan ve sonrasında galeri ve müzelere yansıyan yolculuğu, günümüz çağdaş sanatında merkezi bir role sahip olmasıyla devam etmektedir. Erken 20. Yüzyıl sanatçıları mekânı bir zemin olmaktan çıkarıp, ona yeni bir değer katarak, onu yapıtın bir parçası haline getirirler; sanat formu hibrit bir özgürlüğe kavuşur ve izleyici de katılımcı bir karaktere evrilir. Bu tez çalışmasının amacı, 1960'lardan itibaren gelişmeye başlayan enstalasyonun günümüze kadar olan gelişimi ile başlayarak, sanatçı, yapıt, değişen mekânsal algı ve katılımcı olarak merkeze çekilen izleyici arasındaki yeni ilişki dinamiklerini anlayabilmektir. Müze ve galerinin sınırlarını zorlayan, yeni işgal alanları yaratma bağlamında anıtsal ve vurucu boyutlarda yapıt üreten enstalasyonlar, bu belirsiz, dinamik ve sürece odaklanan sanat anlayışının özünü anlayabilmek için dokuz kategoride incelenecektir.