Speech disorders

70 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzole konuşma gecikmesi saptanan 24-72 ay arasındaki çocuklarda genetik nedenlerin incelenmesi

Dil ve konuşma insanlar arası iletişimin temel yollarından biridir. Çocuğun belirli bir yaşa geldiği halde, konuşmaya başlamaması ya da yaşıtlarına göre geride kalması, işaretlerle veya tek sözcüklerle iletişim kurmaya çalışması, cümle kuramaması durumunda konuşma gecikmesi düşünü¬lür. Konuşma gecikmesi görülen çocuklarda ilk olarak otizm, zihinsel yetersizlik, işitme kaybı gibi durumlardan şüphelenilmektedir. Bunların yanı sıra çocuğun sosyal çevresi, ailenin sosyoekonomik durumu, kardeş sayısı, çocuğun kişiliği, çocuğa bakan kişinin tutumu gibi birçok neden konuşma ve dil gelişimi üzerine etkilidir. Konuşma gecikmesinin yukarıdaki tüm nedenleri hariç tutulsa bile, "erken dil gecikmesi" veya "özgül dil bozukluğu" olarak bilinen gelişimsel dil bozukluğu olan bir grup çocuk mevcuttur. Özgül dil bozukluğu, herhangi bir belirgin nörolojik hasar, bilişsel alanda gerilik, işitme kaybı, otizm gibi nörogelişimsel bozukluklar olmamasına rağmen dilin anlama ve üretiminde görülen bozukluklar olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle çok geniş risk faktörü yelpazesi olan konuşma gecikmesinde diğer nedenler dışlandıktan sonra genetik testlerin yapılması önemlidir. İzole konuşma gecikmesi ve dil bozukluğu olan çocuklar bu bozukluğun etiyolojisinde genetik faktörlerin rolünü destekleyen son kanıtlara rağmen genellikle genetik olarak değerlendirilmemektedir. Bu çalışmada izole konuşma gecikmesi ile başvuran çocuklarda konuşma gecikmesinin altta yatan genetik nedenlerini belirlemek amaçlandı. Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Gelişimsel Pediatri Polikliniğine Aralık 2021 - Mayıs 2022 tarihleri arasında konuşma gecikmesi şikayeti ile başvuran ve izole konuşma gecikmesi saptanan 24-72 ay arasındaki 41 hasta çalışmaya dâhil edildi. İzole konuşma gecikmesi olan hastaların 18'ine kromozom testi yapıldı. Karyotip analizi yapılan hastaların %99'unda (n=17) kromozom analizi normal olarak değerlendirildi. İzole konuşma gecikmesi olan bir kız hastanın kromozom analizinde inversiyon saptandı. Hastaya ileri genetik değerlendirme için mikrodizin analizi yapıldı, kopya sayısı değişikliği olmadığı görüldü. Anne ve babasına da karyotiplendirme yapılan hastanın annesinin de kromozom analizinde aynı inversiyon saptandı. Hastada saptanan inversiyon sağlıklı annede de tespit edildiği için klinik olarak anlamlı kabul edilmedi.

GenetikKonuşmaKonuşma bozuklukları+2
Aysel Hajıyeva
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl sklerozlu bireyler için İletişim ve Dil Değerlendirme Ölçeği'nin (Communication and Language Assessment Questionnaire for Persons with Multiple Sclerosis-CLAMS) Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması

Multipl skleroz merkezi sinir sisteminin kronik, nöroinflamatuar bir hastalığıdır. Multipl sklerozda iletişim ve dil bozuklukları görülebilmektedir. Bu bozukluklar bireylerin günlük yaşama katılımlarını ve yaşam kalitelerini olumsuz etkilemektedir. Bireylerin değerlendirilirken patient-reported outcome measure (PROM) – hasta beyanına dayalı çıktı ölçümlerinin kullanımı önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı Communication and Language Assessment Questionnaire for Persons with Multiple Sclerosis – CLAMS'ın Türkçeye uyarlanması, geçerlik ve güvenirliğinin araştırılarak dilimize kazandırılmasıdır. Çalışmaya 18 yaş ve üzerindeki 216 MS tanılı, 216 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Ölçeğin uyarlama sürecinde Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) ölçme araçlarının uyarlanmasına yönelik önerdiği prosedür takip edilmiştir. Ölçeğin uyarlanmasından sonra katılımcılardan veriler toplanmıştır. Katılımcılardan klinik ve demografik bilgiler alınmıştır, CLAMS'ın Türkçe formu ve Montreal Bilişsel Değerlendirme Aracının Türkçe formu uygulanmıştır. Veri toplama aşaması tamamlandıktan sonra ölçeğin geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Ölçeğin geçerliği için kapsam ve yapı geçerliği, güvenirliği için iç tutarlılık (Cronbach Alfa katsayısı) ve test-tekrar test uygulaması ile ölçeğin zamana karşı tutarlılığına yönelik analizler gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonuçları incelendiğinde CLAMS'ın Türkçe versiyonunun geçerli ve güvenilir olduğu görülmüştür. Ölçeğin MS tanılı bireylerin iletişim ve dil bozukluklarına yönelik klinik uygulamalarda ve araştırma amaçlı bilimsel çalışmalarda kullanılabileceği düşünülmektedir.

Dil bozukluklarıDil ve konuşma terapisiGüvenilirlik ve geçerlilik+6
Özge Şahvelioğlu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Türkiye'de çift dilli Kürt ergenlerde tutumun ana dil bozumu üzerindeki rolü

The aim of this dissertation is to explore the relationship between attitude and first language attrition, defined as the non-pathological decrease in a language that had previously been acquired by an individual (Köpke & Schmid, 2004). The studies on L2 acquisition have shown the strong impact of attitudes, motivations and other affective factors on linguistic learning. This dissertation, therefore, hypothesizes that attitude has a decisive influence on language attrition and maintenance. Both quantitative and qualitative data have been employed during the process of data- gathering. We used Personal Language Attitude Questionnaire for Bilinguals (PLAQ- B) developed by our research team to assess the attitudes of 134 adolescents towards their first language. PLAQ-B, as the basis for our diagnostic tool, was interpreted in four sub-dimensions determined by Factor Analysis (Factor 1st: Language maintenance and Motivation, Factor 2nd: The second Self-efficacy, Factor 3rd: prestige of the language and Factor 4th: Affective Domain). In order to measure the participants' first language attrition level, three picture naming tasks and two writing tasks were also used. Finally, Think Aloud Protocol was applied to randomly selected 14 volunteer participants to learn more about the reasons of attrition and to validate all the information obtained from the questionnaire and the tasks. The results have shown that there is not only a significant correlation between attitude and such variables as language maintenance, language choice and the frequency of language use, but also a strong correlation between attitude and the performance of the participants in the picture naming tasks and the writing tasks. Keywords: First language attrition, attitude and language maintenance.

Mother tonqueLanguage skillsGrammar+7
Süleyman Kasap
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Gelişimsel dil konuşma bozukluğu olan ve tipik gelişim gösteren okul öncesi çocukların sosyal beceri ve davranış problemlerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, okul öncesi dönemde gelişimsel dil konuşma bozukluğu olan ço- cuklar ile tipik gelişim gösteren akranları arasında davranış problemleri ve sos- yal beceri alanları arasındaki farklılıklar incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili Kadıköy ilçesindeki uygunluk örneklemine göre belirlenmiş yedi ma- hallede bulunan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi ilk okullarda ve bağımsız anaokullarının okul öncesi sınıflarında okumakta olan çocuklardan oluşmaktadır. Araştırmaya 23'ü erkek, 17'si kız; toplam 40 çocuk katılmıştır. Katılımcıların yaş- ları 36 aylık ile 72 aylık arasında değişmektedir. Araştırmanın verileri, örnekleme dahil edilen çocukların ebeveynleri ve gittikleri okullardaki anasınıfı öğretmenleri tarafından doldurulmuş anketler aracılığı ile toplanmıştır. Bu çalışmada Sosyo- demografik Bilgi Formu, İletişim, Dil ve Konuşma Gelişimi Değerlendirme Ölçeği, Conners Ebeveyn Dereceleme Ölçeği ve Conners Sınıf Öğretmeni Dereceleme Öl- çeği, Anaokulu ve Anasınıfı Davranış Ölçeği'nin Sosyal Beceri Ölçeği ve Dikkat Eksikliği Aşırı Hareketlilik Bozukluğu Değerlendirme Listesi veri toplama araç- ları olarak kullanılmıştır. Conners Ebeveyn ve Öğretmen Ölçeği ile Sosyal Beceri Ölçeği ve bu ölçeklerin her bir alt ölçeği için gruplar arası anlamlı bir fark olup olmadığı Mann-Whitney U testi yapılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuç- ları beklenene uygun şekilde davranış problemleri ve sosyal beceriler açısından gruplar arası bir fark olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgulara göre, gelişimsel dil-konuşma bozukluğu olan çocuklarda dil-konuşma alanında normal gelişim gös- teren akranlarına göre karşı gelme, bilişsel problemler/dikkatsizlik, hiperaktivite, sosyal problemler, huzursuzluk ve duygusal değişkenlik gibi davranış problemleri daha çok görülmektedir. Ayrıca, gelişimsel dil-konuşma bozukluğu olan çocukların Sosyal bağımsızlık ve Sosyal etkileşim alanlarında sosyal beceriler açısından daha zayıf becerilere sahip oldukları görülmüştür. Araştırmanın sonucu ilgili literatür ışığında tartışılmış, araştırma ve uygulama açısından ileride yapılabilecek gelecek çalışmalar için öneriler verilmiştir.

Davranış bozukluklarıDavranışsal tutumDil becerileri+7
Cansu Nazlı Özkazanç
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Dil ve konuşma bozukluğu tanısı olan ergenlerin sosyal anksiyete ve yaygın anksiyete düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi

Bireylerin etkili iletişim kurabilmesinde dil ve konuşma önemli bir yere sahiptir. Dil ve konuşmanın baskın rol oynadığı iletişimde, dilin yanlış ya da eksik kullanılması işlevsel olmayan iletişim biçimleri meydana getirdiğinden bireylerin ruhsal yapısında ve toplumsal ilişkilerinde sorunlara neden olabilmektedir. Bu araştırma bu bireylerin ruhsal yapısını ortaya koymada ve alınacak önlemlerde yol gösterici olacağı düşünülmektedir. Bu nedenle araştırmada dil ve konuşma bozukluğu tanısı olan ergenlerin sosyal anksiyete ve yaygın anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, İstanbul ili Sultanbeyli, Sancaktepe ve Pendik ilçelerinde yer alan Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinde dil ve konuşma bozukluğu tanısı bulunan ve yaşları 10-19 arasında değişen 200 birey oluşturmaktadır. Çalışmaya katılan ergenlerin sosyal anksiyete düzeylerini ölçmek için Ergenler İçin Sosyal Kaygı Ölçeği (ESKÖ), yaygın (genel) anksiyete düzeylerini ölçmek için Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve katılımcılarının demografik bilgilerinin belirlenmesi için araştırmacı tarafından hazırlanan yarı-yapılandırılmış bilgi formu uygulanmıştır. Araştırmada toplanan verilerin analizi sonucunda, sosyal anksiyete düzeyinin yaygın anksiyete düzeyi için anlamlı bir yordayıcı olduğu saptanmıştır. Sosyal anksiyete ve yaygın anksiyete düzeyleri arasında anlamlı bir korelasyon olduğu bulunmuştur. Akıcı konuşma bozukluğu olan katılımcıların sosyal anksiyete ve yaygın anksiyete düzeylerinin en yüksek olduğu, bunu işitme kaybı sonrası oluşan dil ve konuşma bozukluğu ve konuşma sesi bozukluklarının izlediği görülmüştür. Ayrıca araştırma sonucunda; ergenlerin yaş arttıkça sosyal anksiyete ve yaygın anksiyete düzeylerinin de anlamlı düzeyde arttığı saptanmıştır. Aynı şekilde kardeş sayısı değişkeninin ESKÖ olumsuz değerlendirilme alt boyutunda, anne eğitim düzeyi değişkeninin ESKÖ toplam puanında, baba eğitim durumu değişkeninin BAÖ bedensel belirtiler alt boyutunda, ailede dil ve konuşma bozukluğu bulunma durumu değişkeninin ESKÖ yeni sosyal durumlarda ve genel sosyal durumlarda korku ve huzursuzluk duyma alt boyutlarında, ailede dil ve konuşma bozukluğu bulunma durumu değişkeninin BAÖ toplam puanında anlamlı farklılık saptanmıştır. Bunun yanı sıra sosyal anksiyete ve yaygın anksiyete düzeyleri ile cinsiyet, ailenin gelir düzeyi, anne-baba birliktelik durumu, diğer ruhsal bozuklukların bulunma durumu ve bir hastalığı ya da kullandığı bir ilaç bulunma durumu değişkenleri ile arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular alan yazında yer alan diğer çalışmalarla karşılaştırılarak tartışılmış ve sonuç olarak birtakım önerilerde bulunulmuştur.

AnksiyeteDil bozukluklarıErgenler+4
Büşra Savaş
Haliç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklardaki akıcı konuşma bozukluğu ile anksiyete bozukluğu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma, akıcı konuşma bozukluğu (kekemelik) olan çocukların, yaşadıkları sosyal, duygusal, iletişimsel zorlukları ile anksiyete bozukluğu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya konu olan çocuklar, 6-16 yaş aralığında olup, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran vakalar arasından seçilmiştir. Toplam 110 kekeme çocuk üzerinde gerçekleştirilmiş olan bu araştırmada; çocuklara, yaş, cinsiyet, okuduğu sınıf, yaşadığı yer v.b. ile ilgili yanıtları alabilmek için geliştirilmiş Kişisel Bilgi Formu, sosyal fobi düzeylerini ölçebilmek amacıyla Çocuk ve Ergenler İçin Sosyal Fobi Ölçeği, sosyal anksiyete düzeylerini ölçebilmek amacıyla Çocuklar İçin Sosyal Anksiyete Ölçeği ve kaygı bozukluğu düzeylerini ölçebilmek amacıyla Çocukluk Çağı Kaygı Bozuklukları Özbildirim Ölçeği uygulanmıştır. Ölçeklerde elde edilen verilerin analizinde, SPSS istatistik programı kullanılmıştır. Araştırmanın amaçlarına uygun olarak toplanan verilere uygulanan istatistiksel analizlere yer verilmiştir. İlk olarak katılımcıların sosyodemografik özelliklerine ilişkin frekans dağılımları ve yüzdelikleri verilmiştir. İkinci olarak katılımcıların sosyodemografik özelliklerine göre ölçeklerden aldıkları ortalama puanların karşılaştırıldığı normal dağılım gösteren puanlar için bağımsız örneklem t testi; normal dağılım göstermeyen puanlar için bağımsız örneklem Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi bulguları verilmiştir. Üçüncü olarak katılımcıların ölçeklerden aldıkları puanlar arasındaki Pearson korelasyon analizi bulguları verilmiştir. Bu araştırmada yapılan analizler sonucunda; akıcı konuşma bozukluğu olan çocukların anksiyete bozukluğunun, babaların öğrenim düzeyleri ile anlamlı bir ilişki içerdiği bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca, ailenin sosyoekonomik durumu ile yaygın anksiyete bozukluğu ve okul korkusu arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Çocuğun yaşı ile sosyal anksiyete ve ayrılık kaygısı arasında anlamlı ilişki belirlenmiştir. Okul başarısı ile sosyal anksiyete ve okul korkusu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

AkıcılıkAnksiyeteAnksiyete bozuklukları+3
Hatice Özgünel
Haliç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Altı yaşından küçük çocuklar için iletişim çıktılarına odaklanma ölçeği-34 (FOCUS-34) Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirlik çalışması

Okul öncesi dönemde sıklıkla görülen dil ve konuşma bozuklukları, çocukların iletişimsel katılım becerilerini olumsuz etkileyebilmektedir. FOCUS-34, dil ve konuşma bozuklukları olan okul öncesi çocuklarda iletişimsel katılımı değerlendiren geçerli ve güvenilir ölçektir. Bu çalışmada, FOCUS-34'ün Türkçe versiyonunun oluşturulması ve geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya dil bozukluğu, konuşma sesi bozukluğu ve akıcı konuşma bozukluğu olan 20-72 ay aralığında toplam 175 çocuk ve ebeveyni dahil edilmiştir. Ebeveynlerden Demografik Bilgi Formunu, FOCUS-34-Türkçe Versiyon (FOCUS-34-TR) ölçeğini ve Erken Gelişim Evreleri-Sosyal Duygusal Envanterini (EGE-SD) doldurmaları istenmiştir. Ölçeğin geçerliğinin değerlendirilmesi için yapı geçerliği yöntemleri, yakınsak ve ıraksak geçerlik, güvenirliğinin değerlendirilmesi için ise iç tutarlılık ve test-tekrar test güvenirliği yöntemleri kullanılmıştır. FOCUS-34-TR ölçeği toplam için Cronbach Alfa değeri .97 olarak ve alt ölçekler için Cronbach Alfa değerleri .61 ile .94 arasında bulunmuştur. Test-tekrar test güvenirliği için 46 ebeveynden FOCUS-34-TR ölçeğini bir hafta sonra tekrar doldurmaları istenmiştir; test-tekrar test analizinde elde edilen değer .95 olarak bulunmuştur. FOCUS-34-TR toplam puan ile alt ölçekleri arasındaki korelasyonlar .77-.90 arasında bulunmuştur. Yakınsak ve ıraksak geçerlik testi için; FOCUS-34-TR ölçeği ile EGE-SD arasındaki ilişkiler incelenmiştir ve FOCUS-34-TR ölçeği ile EGE-SD arasında ve EGE-SD İletişim ve İnsanlarla Etkileşim alt alanları arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde orta düzeyde ilişki bulunmuştur. Araştırmanın sonucunda, FOCUS-34-TR ölçeğinin dil ve konuşma bozukluğu olan okulöncesi çocuklarda iletişimsel katılımı ölçmek için geçerli ve güvenilir bir araç olduğu düşünülmüştür.

Dil bozukluklarıKonuşma bozukluklarıOdaklanma+7
Nazmiye Atila Çağlar
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Automatic stuttering detection and classification

Stuttering is a common speech disorder that affects the fluency of spoken language, and can have a significant impact on an individual's social and emotional well-being. Automatic stuttering detection and classification refers to the use of machine learning algorithms and natural language processing techniques to identify and classify instances of stuttering in spoken language. These techniques have the potential to improve the diagnosis and treatment of stuttering, as well as to support individuals with this disorder in their daily lives. However, the development of automatic stuttering detection and classification systems is challenging due to the variability in stuttering across individuals and languages and also the lack of large public dataset. We used Stuttering Events in Podcast-28k (SEP-28k) dataset and experimented with different feature sets on Long Short-Term Memory(LSTM) model to automatically detect stuttering and classify it.

StutteringSpeechSpeech disorders+1
Yaşar Anıl Sansak
TED University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Konuşma bozukluğu tanısı ile özel eğitim alan 2 ila 6 yaş çocuklarının anne ve babalarının öz yeterlilik düzeyleri ile algılanan sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırma, "gecikmiş dil ve konuşma bozukluğu" tanısı almış çocukların anne ve babalarının öz yeterlilik düzeylerinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında ebeveynlerin öz yeterlilik algılarının ve algılanan sosyal destek düzeylerinin, sosyoekonomik düzey, yaş, çocuk sayısı ve eğitim düzeyi değişkenleri bakımından anlamlı düzeyde farklılık gösterip göstermediği de incelenmiştir. Araştırmanın katılımcı grubu "konuşma bozukluğu" tanısı almış çocukların anne ve babalarından oluşmaktadır. Araştırmaya, 189'u (%47.8) kadın ve 206'sı (%52.2) erkek olmak üzere toplam 395 ebeveyn katılım göstermiştir. Araştırma kapsamında, ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak ebeveynlerin demografik bilgilerini elde etmek için "Kişisel Bilgi Formu"ndan yararlanılmıştır. Bununla birlikte "Ebeveyn Öz-Yeterliliği Ölçeği" ve "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" kullanılmıştır. Ebeveynlerin ebeveyn öz yeterliliği düzeyleri ile algılanan sosyal destek düzeyleri arasında olan ilişkinin değerlendirmek için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Gerçekleştirilen analizde ebeveynlerin öz yeterlilik algısı ile algılanan sosyal destek (r=.65; p<.01), aile kaynaklı sosyal destek (r=.59; p<.01), arkadaş kaynaklı sosyal destek (r=.48; p<.01) ve özel biri kaynaklı sosyal destek (r=.59; p<.01) puanları arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür.

Algılanan sosyal destekEbeveynlerKonuşma bozuklukları+7
Nursena Keleş
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkçe konuşan çocukların kekemelik bulgularının hece ve sözcük temelli değerlendirilmesi

Kekemelik değerlendirmelerinde çeşitli yöntemler ve araçlar kullanılarak kekemelik sıklığı ve şiddeti değerlendirilmektedir. Bu çalışmada, Türkçe'de hece ve sözcük temelli kekemelik sıklıkları ve kekemelik şiddeti değerlendirmeleri incelenmiştir. Çalışmaya, kekemeliği olan, 7-16 yaş aralığında toplam 61 çocuk dahil edilmiştir. İlk olarak, çocukların spontan konuşma verilerinden hece ve sözcük temelli kekemelik sıklıkları hesaplanmıştır. Kekemelik sıklıkları arasındaki uyum incelenmiş ve bu oranlar arasında bir dönüşüm oranı sağlanmıştır. Kekemeliği olan okul çağındaki bir çocuğun kullandığı bir sözcüğün ortalama 2,48 heceden oluştuğu gözlenmiştir. Bu oran ile heceden sözcüğe, sözcükten heceye dönüşüm sağlanmıştır. Kekemelik şiddeti değerlendirmelerinde ise hece temelli veri alan SSI-4-TR ve hem hece hem de sözcük temelli veri alan Weighted SLD ile kekemelik bulguları değerlendirilmiş ve aralarındaki şiddet uyumları incelenmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, Türkçe'de kekemelik sıklığı hesaplamalarında sözcük temelli hesaplama oranlarının hece temelli hesaplama oranlarından istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha yüksek olduğu gözlenmiştir (p < , 001). Dönüşüm değeri olarak kullanılan 2,48'e göre, dönüştürülmüş sıklık değerleri ile gerçek sıklık değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı ve uyumlu oldukları gözlenmiştir (p <,005). SSI-4-TR ile hece ve sözcük temelli Weighted SLD kategorik değerlerinin uyumlu olduğu, ancak, hece temelli Weigthed SLD ile uyumun daha yüksek olduğu görülmüştür. Türkçe konuşan kekemeliği olan okul çağı çocuklarının hece ve sözcük temelli kekemelik sıklıkları arasında dönüşüm yapılmasında 2,48 oranı kullanılabilir. Kekemelik şiddeti değerlendirme araçları Türkçe'ye uyarlanırken, hece ve sözcük temelli hesaplama sonuçları arasındaki farkın göz önünde bulundurulması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Okul çağı, kekelenen hece sıklığı, kekelenen sözcük sıklığı,kekemelik şiddeti

Hastalık şiddeti indeksiHeceKekemelik+5
Burcu Büşra Bircan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Dil ve konuşma güçlüğü tanısı almış okul öncesiçocuklarda fonem farkındalığı ve işitsel sözel becerilerin değerlendirilmesi

Bu çalışmada Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Araştırma Merkezleri bünyesinde dil ve konuşma güçlüğü tanısı almış okul öncesi çocukların dinleme ve konuşma seslerini tanıma performanslarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Gelişimsel gecikme problemi olan bütün çocuklarda olduğu gibi konuşma gecikmesi nedeniyle ilgili merkezlere başvuran çocuklara da multidisipliner bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu değerlendirmeler sırasında konuşma gelişimi için gerekli ön koşullardan biri olan işitsel-sözel becerileri de içermelidir. İyi bir alıcı dile sahip olmayan çocukların yaşına uygun bir ifade edici dil geliştirme ihtimalleri oldukça düşüktür. Çalışmamıza 6,0 ve 6,11 ay arasında dil gelişimi dışında gelişimsel problemi olmayan 30 katılımcı dahil edilmiştir. Çocuklar Konuşma Seslerini Tanıma Testi (KSTT) ve Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL)'nin alt testleriyle değerlendirilmiştir. Çalışmamızın sonucunda elde ettiğimiz sonuçlar hipotezlerimizi büyük ölçüde doğrular nitelikte olmuştur. Çocuklar Resim Sözcük Tanıma, Cümle Anlama, Fonemik Analiz ve Sözcük Ayırt Etme gibi dinleme becerilerinin değerlendirildiği testlerde büyük oranda ortalama altı performans göstermiştir. Bu sonuçlar dil konuşma gecikmesi olan çocukların dinleme becerilerinin değerlendirilmesi ve bu becerilere yönelik eğitim programlarının planlanması gerektiği öngörümüzü desteklemektedir. Ayrıca elde ettiğimiz veriler bu grupta dinleme becerilerinin önemini vurgulamak için farklı değerlendirme yöntemleriyle yapılacak çalışmalara ihtiyaç olduğunu ortaya koymuştur.

Dil bozukluklarıDil ve konuşma terapisiFarkındalık+5
Kübra Özdemir
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Akıcı konuşma bozukluğu olan bireylerde kekemelik şiddeti ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi

Kekemelik tanısı almış bireylerde kekemelik ve kekemelik şiddetinin psikolojik belirtiler ile olan ilişkisi literatürde uzun zamandır araştırılan bir konudur. Kekemeliğin bireyin sosyal hayatında yarattığı olumsuzluklar, doğal olarak bireyin psikolojik durumu üzerinde de olumsuz etkilere yol açar. Yapılan pek çok araştırmada kekemelik anksiyete ve/veya depresyonla ilişkilendirilmiş olup, tüm psikolojik belirtilere yönelik bir tarama çalışmasına ulaşılamamıştır. Bu çalışmada, Türkçe konuşan kekeme bireylerde kekemelik şiddetinin değerlendirilmesi ve bu bireylerin ayrıntılı psikolojik belirtilerinin taranması amaçlanmıştır. Çalışmaya kekemelik şikâyeti olan 18 yaş ve üzeri 47 birey dâhil edilmiştir. Bireylerden kekemelik şiddetini değerlendirmek amacıyla yaklaşık 15-20 dakika süresince ortalama 300 kelime içeren konuşma kaydı alınmış ve bu kayıtlar incelenerek konuşma analizleri yapılmıştır. Çalışmaya katılan tüm bireylerin psikolojik belirtilerini taramak amacıyla Somatizasyon, Obsesif-Kompulsif Bozukluk, Kişilerarası Duyarlılık, Depresyon, Anksiyete, Hostilite, Fobik Anksiyete, Paranoid Düşünceler ve Psikotizm alt ölçeklerini içeren Kısa Semptom Envanteri uygulanmıştır. Kekemelik şiddetinin, Kısa Semptom Envanteri Toplam puanı, Somatizasyon alt ölçeği, Kişilerarası Duyarlılık alt ölçeği ve Fobik Anksiyete alt ölçeği ile istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu bulgular doğrultusunda, kekeme bireylerin konuşma terapisi sürecinde psikolojik belirtilerinin de göz önünde bulundurulması ve gerektiğinde ruh sağlığı profesyonellerine yönlendirilmelerinin uygun olacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kekemelik, Kekemelik Şiddeti, Psikolojik Belirtiler

AkıcılıkBelirti ve semptomlarKekemelik+5
Gökçe Özer Antholz
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kekemeliğe ilişkin yararlı olmayan inançlar ve düşünceler aracı-6'nın Türkçe uyarlaması

Ses, hece veya cümle tekrarı şeklinde ortaya çıkan kekemelik, konuşmanın akıcılığını olumsuz etkileyen bir konuşma bozukluğudur. Kekemeliğin etiyolojisine ilişkin birçok teori ileri sürülmüşse de bu konu hala belirsizliğini korumaktadır. Bireylerin kekemeliklerini fark etme evresindden itibaren kekemelikten kaçınma davranışları edinilmeye başlar. Kaçınma davranışları bireylerde üzüntü, bunaltı gibi semptomlar göstererek ileri safhalarda sosyal anksiyeteye yol açabilmektedir. Bu çalışmada birincil amacımız, kekeme bireylerin anksiyete düzeylerini ölçmek üzere Sydney Kekemelik Enstitüsü araştırmacıları tarafından geliştirilmiş Kekemeliğe İlişkin Yararlı Olmayan İnançlar ve Düşünceler-6 (Brief Version of Unhelpful Thoughts and Belives About Stuttering-6) ölçeğinin Türkçe geçerlilik güvenilirliğini yapmaktı. Ölçeğin orjinali üç çevirmen tarafından Türkçe'ye çevrildi, daha sonra üç ayrı çevirmen ölçeği İngilizce'ye geri çevirdi ve aradaki farklar gözlendi. En uygun ölçek seçilerek üç uzman görüşü alınıp, 12 bireye ölçeğin anlaşılırlıkları için her bir maddeye ilişkin puanlama yapmaları ve yorumlarını bildirmeleri istendi. Gerekli maddeler düzeltilip ölçeğin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliği tamamlandı. Yapılan çalışmlarda kekemeliğin şiddeti ile anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkinin net olmadığı belirtilmektedir. Araştırmacılar kekemeliğin anksiyete ile sonuçlandığı üzerinde hemfikir olsalarda, anksiye düzeyinin kekemelik şiddeti ile ne seviyede ilişkili olduğu net değildir. Çalışmanın diğer amacı, Kekemelik Şiddeti Değerlendirme Aracı-4 ile geçerlilik ve güvenilirliğini yaptığımız Kekemeliğe İlişkin Yararlı Olmayan İnançlar ve Düşünceler-6 ölçeği ile arasındaki ilişkiyi araştırmaktı. Çalışmamıza, Eylül 2018- Aralık-2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'na kekemelik şikayeti ile başvuran kekemeliği olan bireyler arasından 60 katılımcı dahil edilerek olgu grubu oluşturuldu. Kontrol grubu için ise yine Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'na kekemelik dışında şikayetler ile başvurmuş herhangi bir konuşma bozukluğu olmayan bireylerden 30 katılımcı seçildi. Çalışmaya katılan bireylerin öncelikle Kekemeliğe İlişkin Yararlı Olmayan İnançlar ve Düşünceler Aracı-6 (KİYİDA-6) doldurtuldu, daha sonra olgu grubundan seçilen 31 bireye kekemelik şiddet seviyelerini belirlemek üzere Kekemelik Şiddeti Değerlendirme Aracı-4(KEŞİDA-4) değerlendirme protokolü uygulandı. Öncelikle, elde edilen verilerden olgu ve kontrol gruplarına ilişikin her bir değişkenin düzeyleri için sayı ve yüzdelerin yer aldığı frekans tabloları oluşturuldu. Daha sonra sürekli değişkenler olan ölçek alt boyutları, toplam puanı, yaş, başlangıç yaşı ve terapi süresi için tanımlayıcı istatistikler hesaplandı. Sürekli değişkenlere ilişinkin verilerin normal dağılıp dağılmadığının incelenmesinde Shapiro-Wilk Normallik testi kullanıldı, veriler normal dağılmadığından olgu ve kontrol gruplarına ilişkin yaş, ölçek alt boyut ve toplam puanlarının karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi kullanıldı. Olgu ve kontrol gruplarında kategorik değişkenlerin incelenmesinde ki-kare analizi yapıldı. Tüm istatistiksel analizlerde IBM SPSS Versiyon 25.0 istatistiksel paket programı kullanıldı. Türkçe Kekemeliğe İlişkin Yararlı Olmayan İnançlar ve Düşünceler Aracı-6 (KİYİDA-6) ölçeğinden elde edilen puanlar; Cronbach's alfa değerleri, maddelerarası güvenilirlik ve iç ölçek puanları açısından orjinal ölçeğin tam versiyonu ve kısa versiyonundan elde edilen değerler ile kıyaslandı. Geçerliliği yapılan ölçeğin aldığı puanların orjinal ölçek puanları ile oldukça yakın olduğu sonucuna ulaşıldı. Sonuç olarak; Kekemeliğe İlişkin Yararlı Olmayan İnançlar ve Düşünceler-6 ile KEŞİDA-4 arasında zayıf düzeyli (0.38) anlamlı bir ilişki olduğu bulundu. KİYİDA-6 veya KEŞİDA-4 ile bir ilişki olduğu görülürken KİYİDA-6 ve KEŞİDA-4 ile demografik değişkenler arasında anlamlı bir korelasyon olmadığı sonucuna ulaşıldı. Anahtar Kelimeler: kekemelik, UTBAS-6, KİYİDA-6, SSI-4, KEŞİDA-4, kekemelik ve anksiyete

AnksiyeteGüvenilirlik ve geçerlilikKekemelik+7
Ömer Özmen
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Dil ve konuşma sorunlu çocukların sesbilgisel çözümleme yöntemi ile değerlendirilmesi ve konuşma örüntülerindeki sesbilgisel özelliklerin betimlenmesi

ÖZET Bu araştırma, dil ve konuşma sorunlu çocukları sesbilgisel yaklaşıma dayalı eğitsel bir yöntem ile değerlendirmek ve bu çocukların konuşma örüntülerindeki sesbilgisel özellikleri betimlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma durum saptamaya yönelik bir tekil tarama modeline göre desenlenmiştir. Tarama modelleri içerisinden vaka incelemeye dayalı tek-denek desenlemesi "sağaltım öncesi değerlendirme" amacı ile kullanılmış ve konuşma dili verilerinin değerlendirilmesinde kesit alma yaklaşımlı an'sal tarama tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın deneklerini Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü'ne dil ve konuşma sorunu nedeniyle sağaltım için başvurup işitme, zihin, görme, dudak- damak yarıklığı gibi yapısal bir özürü ya da işlevsel bir engeli bulunmayan 0-11 yaş arasında 10 çocuk oluşturmaktadır. Araştırma sürecinin gerçekleştirilebilmesi için sesbilgisel çözümleme yöntemine dayalı Türkçe Sesbilgisel Değerlendirme Takımı (TSDT) geliştirilmiştir. TSDT iki aşamadan meydana gelmektedir. İlki konuşma dili verilerinin toplanması, ikincisi ise verilerin değerlendirilmesidir. Konuşma dili verilerinin toplanması aşaması geliştirilen resim-kompozisyon takımı aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Resim-kompozisyon takımı ile toplanan verilerin değerlendirilmesi ise sesçil çözümleme, ses dağarcığı çözümlemesi, ikarşıtlık çözümlemesi, sesbirim dizgesel çözümleme, sesbilgisel işlem çözümlemesi ve gelişimsel değerlendirme aşamalarından oluşmuştur. Araştırmanın başlıca bulguları şunlardır: Araştırmaya alman dil ve konuşma sorunlu çocukların ses dağarcıklarının sınırlı olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmaya alman dil ve konuşma sorunlu çocukların ses dağarcığında bulunan seslerin anlam farklılığı yaratmada karşıtsal kullanılıp kullanılmadığı değerlendirilmiş ve yapılan analizlerde çocukların söyleyişlerinde yetişkin sistemine göre oldukça sınırlı bir sesbirim dağarcığı gözlenmiştir. Araştırmaya alınan dil ve konuşma sorunlu çocukların konuşmada kullandıkları hece yapılanılın nasıl bir özellik gösterdiği değerlendirilmiş ve tüm çocuklarda da tek, iki ve üç heceli yapıların kullanımda olduğu, fakat sözcüklerin hece yapılarının değişime uğradığı görülmüştür. Araştırmaya alınan dil ve konuşma sorunlu çocukların sesbilgisi sistemlerinin nasıl bir özellik gösterdiği değerlendirilmiştir. Bu aşamada çocukların sesbilgisi sisteminde hangi sintagmatik ve paradigmatik sesbilgisel işlemlerin ortaya çıktığı incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda çocukların gelişimsel düzeyi değerlendirilmiştir. Araştırmaya alınan dil ve konuşma sorunlu çocuklarda gözlenen sesbilgisel işlemlerin çoğu normal çocuklarda gözlenen sesbilgisel işlemlerdir, ancak bu işlemler gecikmeli olarak ortaya çıkmaktadır-. Gelişimsel değerlendirme dağınık bir gelişme göstermektir. Bazı çocuklarda normal çocuklarda gözlenmeyen gırtlak-durak sesi ekleme,gırtlak- sürtünmeliye dönüştürme ve herhangi bir sesi gırtlak-durak sesiyle değiştirme işlemleri gibi olağan dışı, özgül pek çok işlemin değişken etkileşimi gözlenmiştir. Sesbilgisel işlemlerin çocukların ilerlemiş yaşına rağmen hala baskılanmamış olması nedeniyle karşıtlık işlevinin kaybolması, çocukların konuşmalarındaki söyleyiş örüntülerinde iletişimsel yeterliliği olumsuz etkilemekte ve anlaşılabilirlik düzeyini azalmaktadır. 1 1

DilKonuşma bozukluklarıSes bilgisi+2
Seyhun Topbaş
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1994
00
DoctorateOpen AccessTR

İki dil testinin (tedil ve todil) tipik ve atipik dil gelişimi gösteren çocuklarda ayırt ediciliğinin incelenmesi

Bu çalışmada Türkiye'de kullanılan iki farklı dil gelişimi testi için veri tabanlı ayırt etme ölçüt puanı belirlenmesi ve bu testlerin tekdilli ve ikidilli normal gelişim gösteren ve tek dilli dil bozukluğu olan gruplarda ayırt etme düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL: n=1431) ve Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL: n=1252) testleri için toplam 2683 çocuktan toplanan veri kullanılmıştır. Veri tabanlı ölçüt puanını belirlemeye yönelik yapılan analiz sonucunda TEDİL ve TODİL alt testleri ve bileşke puanları için ölçüt tanı puanı olarak -1.00 SS yani 85 standart puan belirlenmiş ve çalışmanın analizleri bu puan temel alınarak gerçekleştirilmiştir. Diğer yandan, bir ölçme aracının tanısal doğruluğu incelenirken sadece duyarlılık ve özgüllük değerlerine başvurmanın yanlış sonuçlar verebileceği bilinmektedir. Bunu gidermek için daha nesnel sonuçlar verebilen pozitif veya negatif olasılık oranlarının asgari düzeyde olması ve duyarlılık ve özgüllük arasındaki farkın minimum düzeyde tutulması gibi unsurlar da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu amaçla bu çalışmada tek bir ölçüte göre karar verilmemiş; birden fazla ölçütün birarada bulunması göz önünde bulundurulmuştur. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, öncelikle TEDİL ve TODİL testleri dil ve konuşma bozuklukları alanında kullanılacak ölçme araçları için gerekli asgari psikometrik niteliklere sahip ve tanısal doğruluk değerleri açısından incelenmeye uygun nitelikte bulunmuştur. Belirlenen veri tabanlı ölçüt puanla incelenen TEDİL ve TODİL'in farklı dil bozuklukları alt gruplarının yüksek derecelerde ayırt edicilik oranlarına sahip olduğu belirlenmiştir. Bu iki testin, normal dil gelişimi gösterdiği düşünülen ikidilli popülasyonlarda özgüllük değerlerine bakıldığında ise her iki testin de beklenenin oldukça altında bir özgüllüğe sahip olduğu ortaya koyulmuştur. Diğer deyişle, bu bulgulara göre TEDİL ve TODİL testleri normal gelişim gösteren birinci dili Türkçe olmayan ikidilli bireyleri doğru olarak ayırt etmede mevcut bulgulara göre beklendik düzeyin altındadır.

Dil gelişimiKonuşmaKonuşma bozuklukları+5
Orhan Selçuk Güven
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Serebral palsi'li ve sağlıklı gelişen 6-12 yaş arası çocukların konuşma özelliklerinin maksimum performans ölçüm yöntemleri ile belirlenmesi

ÖZET Dizartri ve apraksi gibi motor konuşma bozukluklarında, ses bozuklarında ve diğer konuşma bozukluklarının değerlendirilmesinde ve terapi etkiliğinin çalışılmasında klinik ortamda sıklıkla kullanılan ancak standart bir prosedürü bulunmayan Maksimum Performans Ölçüm Yöntemleri ile konuşmanın solunum, sesleme ve sesletim gibi seçilmiş konuşma bileşenleri için bireylerin performansının üst sınırları değerlendirilmektedir. Bu çalışmada sağlıklı ve SP'li çocuklarla yapılan test uygulaması ile sağlıklı çocuklarda norm değerleri oluşturulmuş, dizartrili SP'li çocuklar ve sağlıklı çocuklar arasında test değerleri açısından farklılıklar belirlenmiştir. Maksimum Performans Ölçüm Yöntemleri üç testten oluşmaktadır. Bunlar; (a) Maksimum Fonasyon Süresi Testi (b) Maksimum Tekrar Oranı Testi (c) Temel Frekans Aralığı Testi Çalışmaya testin norm değerlerini oluşturmak amacı sağlıklı gelişen, anadili Türkçe olan 6-12 yaş aralığında 140 çocuk katılmıştır. Dizartrili SP'li çocuklarda spastik, diskinetik, ataksik tip SP'li toplam 60 çocuk katılmıştır. Bu çalışmada test sonuçları sağlıklı grupta yaşa ve cinsiyete göre, SP'li grupta alt tipler arasında ve sağlıklı grup ile SP'li grup arasında farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Çalışma sonucunda yaşın Maksimum Performans Ölçüm Yöntemlerinden maksimum fonasyon süresi ve maksimum tekrar oranı üzerinde etkili olduğu cinsiyetin etkili olmadığı görülmüştür. Çalışmanın bir diğer bulgusu Maksimum Performans Ölçüm Yöntemlerinin SP'li çocuklarda gözlenen dizartrik konuşma ile normal konuşmayı ayırt eden oldukça güçlü ölçüm yöntemleri olduğudur. Anahtar Sözcükler: Maksimum Performans Ölçüm Yöntemleri, dizartri, Serebral Palsi, akustik ölçümler

Akustik impedans testleriKonuşmaKonuşma bozuklukları+4
Didem Akyıldız
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde konuşma bozukluğu olan ve olmayan çocukların ebeveyn ve öğretmenlerinin, konuşma bozukluklarına yönelik tutum ve bilgilerinin incelenmesi- lefkoşa örneklemi

Çalışmanın amacı, Lefkoşa örneklemi ile KKTC'de konuşma bozukluğu olan ve olmayan çocukların ebeveyn ve öğretmenlerinin konuşma bozukluklarına yönelik tutum ve bilgilerini belirleyebilmektir. Toplam 191 katılımcıdan 34'ü konuşma bozukluğu olan çocukların ebeveyni, 57'si konuşma bozukluğu olmayan çocukların ebeveyni, 64'ü konuşma bozukluğu olan öğrencisi bulunan öğretmen, 36'sı konuşma bozukluğu olan öğrencisi bulunmayan öğretmenden oluşmaktadır. Çalışma betimsel bir araştırma olup veri toplama aracı olarak Toğram ve Maviş'in (2009) çalışmasında yer alan "Dil ve Konuşma Bozukluklarına Yönelik Tutum ve Bilgi Anketi" kullanılmıştır. Anket ile ebeveyn ve öğretmenlerden oluşan katılımcı gruplarının, konuşma bozukluğu olan çocukların akademik/sosyal başarısına yönelik tutumları ve konuşma bozukluklarının nedenleri ve terapisine yönelik düşünceleri betimlenmiştir. Toplanan veriler her grubun konuya ilişkin bilgisini ortaya koymak için karşılaştırılırmıştır. Araştırmanın sonucunda konuşma bozukluğu olan ve olmayan gruplardaki ebeveyn ve öğretmenlerin konuşma bozukluğu olan çocuğun akademik/sosyal başarısı ve terapi gereksinimleri hakkındaki tutumlarının belirgin olarak farklılaşmadığı bulunmuştur. Ayrıca dil ve konuşma bozukluklarının nedenleri ve terapi eksikliklerine yönelik bilgilerinde grupların öncelikli sıralamalarının da farklılaşmadığı görülmüştür

AileEbeveynlerKonuşma+4
İmge Bora
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik kekemelikte tele-terapinin etkililiğinin kontrollü incelenmesi: Karma yöntem araştırmasi

Bu araştırmanın amacı, kekemelik terapisinin yüz yüze ve tele-terapi yoluyla sunumunun, kekemelik şiddeti, kekemeliğin bireyin yaşamına etkisi ve kekemeliğe ilişkin tutumlar üstünde etkisini incelemek ve katılımcıların tele-terapi deneyimlerini keşfetmektir. Araştırmanın katılımcıları kekemeliği olan 20 yetişkin bireydir. Katılımcılar tercihlerine ve koşullarına bağlı olarak tele-terapi ve yüz yüze terapi grubuna eşit sayıda atanmıştır. Tele-terapi grubu katılımcıları 8 farklı şehirden tele-terapi hizmeti almışlardır. Kekemelik terapisinde akıcılık biçimlendirme, kekemelik değiştirme ve danışmanlık yaklaşımları entegre şekilde kullanılmıştır. Araştırmanın deseni, nicel ve nitel verilerin kullanıldığı bir karma araştırma yöntemi olan eş zamanlı desendir. Nicel araştırma kapsamında, kontrol gruplu, eşitlenmiş, eşdeğer etkililik; öntest, sontest, izleme yarı-deneysel modeli kullanılmıştır. Nitel araştırmada ise fenomenoloji yaklaşımı kullanılmıştır. Araştırmanın birincil nicel verilerini üç durumda kekelenen hece oranları, kekemeliğin değerlendirilmesine ilişkin SSI-4 puanları ve katılımcıların özdeğerlendirmelerine ilişkin puanlar oluşturmaktadır. İkincil verileri ise algısal kekemelik şiddeti ve konuşma doğallığı puanları, tutumlara ilişkin OASES ve SL-ILP-S puanları oluşturmaktadır. Araştırmanın nitel verilerini yarı yapılandırılmış mülakatlardan elde edilen veriler ve klinisyen görüşleri oluşturmaktadır. Araştırmanın bulgularına göre tele-terapi ve yüz yüze terapi grupları, kekelenen hece oranlarını ve objektif klinik verilere ilişkin puanlarını anlamlı düzeyde düşürmüştür. Sontest ve/veya izleme evrelerinde iki gruptan elde edilen bu veriler arasında ise anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>.05). Nitel analiz sonuçlarına göre katılımcıların %90'ı tele-terapiyi kendileri için uygun bulduklarını ve bu hizmetten yarar gördüklerini bildirmiştir. Nicel ve nitel bulguların üçgenlenmesi bu veri setlerinin genel anlamda uyumlu olduğunu ve birbirlerini doğruladıklarını göstermektedir. Bu araştırmada tele-terapinin, kekemeliği olan bireylere hizmet vermede uygun ve yüz yüze terapi kadar etkili bir hizmet sunum yöntemi olduğu görülmüştür.

KekemelikKonuşma bozukluklarıTedavi+1
Mehmet Emrah Cangi
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi dönemde konuşma sesi bozukluğu terapilerinde bilgisayar destekli artikülasyon terapisi uygulamasının etkililiğinin incelenmesi

Bilişim teknolojisinde sağlanan ilerlemeler, dil ve konuşma terapilerinde kullanılan materyallere yeni bir boyut kazandırmaktadır. Bilgisayar destekli artikülasyon terapisi uygulamaları hem terapistler için bir materyal kütüphanesi oluşturmakta hem de kullanılan ilginç grafikler ve renkli ara yüzlerle çocuğun ilgisini canlı tutmaktadır. Bu çalışmanın amacı konuşma sesi bozukluğu olan çocukların artikülasyon terapilerinde kullanılabilecek, Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması (TARTU) geliştirmek ve bu uygulamanın etkililiğini basılı materyal ile karşılaştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda, tek denekli araştırma modellerinden uyarlamalı dönüşümlü uygulamalar modeli kullanılmıştır. Çalışma 5;1 ve 5;11 yaşlarında konuşma sesi bozukluğuna sahip iki çocuk ile yürütülmüştür. Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması'nın etkililiği, üç hedef ses için hazırlanan yoklama listelerindeki doğru üretim başarıları üzerinden belirlenmiştir. Bu sesler /k/, /ʃ/ ve /l/ sesleridir. Katılımcılara davranışçı yaklaşımla, haftada üç gün olmak üzere toplamda 12 seans terapi yapılmıştır. Terapi seansları 30'ar dakikalık iki oturumdan oluşmaktadır. Bu oturumlarda, her bir katılımcı ile /k/ ve /ʃ/ seslerinden birisi Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması (TARTU) ile diğeri ise basılı materyal kullanılarak çalışılmış, kontrol davranışı olarak kullanılan /l/ sesi için hiçbir müdahalede bulunulmamıştır. Müdahalede bulunulan seslerin terapi başarısı, her bir hedef sesi için terapi oturumlarında çalışılmayan sözcüklerle hazırlanan yoklama listeleri üzerinden belirlenmiştir. Katılımcılar hedef seslerden birisinin yoklama listelerinde, üç seans tutarlı olarak, %90 başarı ölçütünü karşıladığında terapi sonlandırılmıştır. Çalışmanın sonucunda, katılımcılardan birinde Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması (TARTU) ile çalışılan hedef ses, diğerinde ise basılı materyal ile karşılayan hedef ses daha önce ölçüt karşılamıştır. Her iki katılımcıda da hiçbir terapi girişiminde bulunulmayan /l/ sesinin yoklama oturumlarındaki doğru üretim yüzdesinde bir değişiklik görülmemiştir.

ArtikülasyonBilgisayar destekli eğitimKonuşma bozuklukları+4
Rana Dural
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Frontotemporal lobar dejenerasyon hastalarının sözel akıcılık becerilerinin incelenmesi

Toplum yapısının değişmesi, insan ömrünün uzaması ve yaşam şartlarının farklılaşmasıyla birlikte yıkıcı etkileri çok fazla olan demansın da görülme sıklığı artmıştır. Frontotemporal lobar dejenerasyon (FTLD), Alzheimer hastalığından (AH) sonra en sık görülen ve orta yaşta da insanları etkileyen bir hastalıktır. Demansın erken evresinde, çok kullanılan kelimeleri bile hatırlayamama şeklindeki kelime bulma sıkıntısı, dil bozukluklarının temel işaretindendir. Sözel akıcılık testleri, demansta dil ve bilişsel işlemleri değerlendirmek için yaygın olarak kullanılan testlerdendir. Bu çalışmanın evreni, hasta grubu ve kontrol grubundan oluşmaktadır. Hasta grubunu, Osmangazi Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Demans Polikliniğinde izlenen FTLD tanısı almış ve Standardize Mini Mental Test (SMMT) skorları, 10-26 arasında olan 21 birey oluşturmaktadır. Kontrol grubunu ise herhangi bir nörolojik problemi olmayan gönüllü 21 kişi oluşturmaktadır. Hasta ve kontrol gruplarının yaşları sabitlenmiş ve yaş aralıkları 48 ile 71 arasında değişmektedir. Çalışmanın amacı ise hasta grubu ve kontrol grubunun sözel akıcılık becerilerini niteliksel ve niceliksel olarak incelemek ve gruplar arası farklılıkları ortaya koymaktır. Bu temel amaç yanında, FTLD'nin alt tiplerinden olan, frontotemporal demans (FTD) ve semantik demans (SD) hastalarının sözel akıcılık becerileri de incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Bu araştırma kapsamında fonemik ve semantik sözel akıcılık testleri kullanılmış ve fonemik akıcılık değerlendirme kapsamında 'F-A-S' sesleri ve semantik akıcılık testi için de 'hayvanlar' kategorisi seçilmiştir. Niteliksel analiz kapsamında ise öbekleme ve geçiş yapma becerileri incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, hem fonemik hem de semantik akıcılık testlerinde hasta grubu, kontrol grubuna göre çok daha az kelime üretmiştir. Öbekleme becerileri kapsamında iki grup arasında farklılık görülmemesine karşılık, hasta grubunun geçiş yapma becerisinin belirgin biçimde azalmış olduğu bulgulanmıştır. SD ve FTD hasta grupları arasında semantik akıcılık değerlendirmesinde üretilen toplam kelime bakımından bir fark elde edilmemişken FTD grubu fonemik akıcılık değerlendirmesinde SD hasta grubuna göre çok daha az kelime üretmiştir. Ayrıca SD hastaları fonemik akıcılık değerlendirmesinde semantik akıcılık değerlendirmesine göre çok daha fazla kelime üretmiştir. Bu hasta grubunun semantik akıcılık değerlendirmesindeki geçiş yapma değerleri de fonemik akıcılık değerlendirmesine göre oldukça fazladır. Bunun yanında hasta grubu her iki testte benzer şekilde ve daha az kelime üretmiştir. Hastaların semantik akıcılık değerlendirmesindeki geçiş değerleri de fonemik akıcılık değerlendirmesine göre daha fazladır.

DemansFrontotemporal demansKonuşma+4
Emine Karaca
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkçe konuşan dudak damak yarığı olan çocukların alveolar ve post-alveolar sürtünmeli seslerinin akustik olarak incelenmesi

Dudak damak yarığı en sık görülen doğum defektleri arasındadır. Bu durum yarıkla dünyaya gelen bireyde fiziksel görünüm, beslenme, ortodonti, işitme ve konuşmada bazı problemlere sebep olabilir. Velofarengeal yetmezlik dudak damak yarığı olan bireylerin konuşmalarında görülebilen bir sorundur. Velofarengeal mekanizmanın doğru çalışamamasından kaynaklı ağız içerisine gelmesi gereken hava basıncı nazal kaviteye kaçarak burundan çıkar ve genizsi bir konuşmaya neden olur. Bu tür bir konuşmada, üretimi için yüksek basınç gerektiren sürtünmeli, durak sürtünmeli ve patlamalı sesler gibi sesler bozulmaya uğrar. Bu çalışmanın amacı hipernazalitesi olan dudak damak yarıklı çocukların sürtünmeli seslerini akustik olarak incelenmektir. Bu amaçla çalışmada hedef olarak seçilen sibilant sürtünmeli seslerin (/s, z, ʃ , Ʒ/) süre, ağırlık merkezi, eğimlilik ve basıklık değerleri incelenmiştir. Özellikleri incelenen bu sibilant sesler sözcük başı konumdayken taşıyıcı cümle içerisinde yer almıştır. Çalışmaya anadilleri Türkçe olan, hipernazalite sorunu yaşayan dört dudak damak yarıklı çocuk ile herhangi bir dudak damak yarığı, hipernazalitesi ve sesletim problemi olmayan dört çocuk katılmıştır (4 erkek, 4 kız). Katılımcıların yaş aralığı 10-12 arasında değişmektedir. Çalışmanın istatistiği için Open Source Statistics Software R kullanılmıştır. Bu programda linear mixed effects model uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda hedef seslerin süresinin, hipernazalitesi olan damak yarıklı çocuklarda daha uzun olduğu görülmüştür. Ayrıca hipernazalitesi olan çocuklarda Ağırlık Merkezi değeri daha düşüktür. eğimlilik değeri hipernazalitesi olan ve olmayan grupta farklılık göstermezken, basıklık değeri hipernazalitesi olan katılımcılarda daha düşüktür. Çalışmaya konu olan sürtünmeli seslerin süresine, ağırlık merkezi ve basıklık değerine hipernazalitenin etkisi vardır. Tüm sonuçlar hipernazalitesi olan çocukların ağız içi basıncını oluşturabilmek için daha uzun zamana ihtiyaç duyduklarını, sesletim yeri olarak daha art bölgeleri tercih ettiklerini ancak sürtünmeli bir sesi oluşturabilmek için gerekli olan türbülansı yaratabildiklerini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Hipernazalite, dudak damak yarığı, sürtünmeli sesler, spektral moment, akustik

KonuşmaKonuşma bozukluklarıNazal kavite+7
Eren Balo
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kapsamlı afazi testinin (CAT-TR) türkçeye uyarlanması: imgelem, tanıdıklık, edinim yaşı ve adlandırma uyumu çalışmaları

Alanyazında mevcut olan afazi bataryalarının değerlendirme işlevini tam olarak yerine getirip getiremediği endişesi, beyin hasarlarının iletişime ve dil işlevlerine etkisini araştıran diğer ölçüm araçlarının geliştirilmesi ve kullanılması ihtiyacını doğurmuştur. Bunun sonucunda ülkeler arasında paylaşımı öngörülen tek tip bir değerlendirme aracı olarak seçilmede CAT (Comprehensive Aphasia Test) öne çıkmıştır. CAT'in Dil Bataryası Bölümünde yer alan sözcükleri imgelem, tanıdıklık, edinim yaşı ve adlandırma uyumu yordayıcılarına göre belirlemeyi amaçlayan bu çalışmada 71 katılımcı 236 sözcüğün imgelem, tanıdıklık ve edinim yaşı değerlendirmesinde, 40 katılımcı da 244 resmin adlandırma uyumu değerlendirmesinde yer almıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda sözcüklerin imgelem, tanıdıklık, edinim yaşı ve adlandırma uyumu (yüzde ve H istatistik) değerleri belirlenmiş ve söz konusu değişkenler arasındaki korelasyonlar Spearman's rho testiyle analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda imgelem değeri arttıkça tanıdıklık değerinin de arttığı; edinim yaşı değeri arttıkça imgelem ve tanıdıklık değerlerinin azaldığı gözlenmiştir. Buna göre erken edinilen sözcüklerin geç edinilen sözcüklere oranla zihinde daha kolay imaj yarattığını ve daha tanıdık olduğunu söylemek mümkündür. Adlandırma uyumu (%) değeri arttıkça imgelem değerinin de arttığı; ancak edinim yaşı değerinin azaldığı tespit edilmiştir. Buna göre zihinde daha kolay imaj yaratan ve daha tanıdık olan sözcüklere ait resimlerin adlandırılmasında katılımcılar arasındaki adlandırma uyumu, diğerlerine oranla daha yüksektir. Söz konusu resimlere ait sözcüklerin daha erken yaşlarda edinildiği düşünülmektedir. Adlandırma uyumu hesaplamaları (yüzde ve H istatistik) arasında ise negatif korelasyon gözlenmiştir; katılımcılar arası adlandırma uyumu yüzdesi arttıkça H değeri düşmektedir. Ancak sözü edilen uyumun gözlenmediği sözcükler de mevcuttur. Anahtar Sözcükler: CAT, İmgelem, Tanıdıklık, Edinim yaşı ve Adlandırma uyumu (%), Adlandırma uyumu (H istatistik).

AfaziDil edinimiKonuşma bozuklukları+3
Semra Selvi
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Dudak damak yarığı veya kraniyofasiyal sendromu olan çocukların sağlık öyküsü, oral-periferal özellikleri ve konuşma sorunlarının betimlenmesi

Dudak damak yarığı veya kraniyofasiyal sendromu olan bireyler başta sesletim ve rezonans olmak üzere pek çok alanda sorunlar yaşayabilmekte ve sağlıklı bireylerden oldukça farklı özellikler gösterebilmektedir. Bu çalışmada dudak damak yarığı veya kraniyofasiyal sendromu olan bireylerin değerlendirilmesinde kullanılması amacı ile üç alt bölümden oluşan bir değerlendirme formu oluşturulmuştur. Değerlendirmeye alınan bireylerin sağlık öyküsü alınmış, oral-periferal değerlendirmesi yapılmış, konuşma ve rezonans sorunları incelenmiştir. Araştırma sonuçları incelendiğinde, dudak damak yarığı veya karinyofasiyal sendromu olan çocukların altta yatan birçok etkenden kaynaklı sorun yaşadığı, bazı periferal özelliklere sahip olduğu, yaşları gereğince normal kabul edilebilecek sesletim hatalarına ek olarak sesletim yerini, biçimini, ötümlülük özelliklerini değiştirdiği ve çifte artikülasyon yaptığı gözlenmiştir.

DamakKonuşmaKonuşma akustiği+5
Ayşe Nemutlu
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de çalışan dil ve konuşma terapistlerinin hızlı-bozuk konuşma ve terapisine yönelik algılarının değerlendirilmesi

Bu çalışmada Türkiye'de çalışan dil ve konuşma terapistlerinin hızlı-bozuk konuşma ve terapisine dair tutum, davranış ve bu akıcılık bozukluğu hakkındaki fikirleri değerlendirilmiştir. Araştırma modeli gruplar arası karşılaştırmaya dayalı betimsel yöntemdir. Çalışmaya Türkiye'deki dil ve konuşma terapistleri derneğine kayıtlı olan 82 uzman katılmıştır. Çalışmada kullanılan veri toplama aracı, Rustin Cluttering Survey (RCS) ve The Clinician Attitudes Towards Stuttering Inventory (CATS) esas alınarak oluşturulan 61 maddelik bir ankettir. Toplanan veriler, betimsel olarak yorumlanmış ve belirli gruplar arasında karşılaştırma yapılmıştır. Araştırma sonuçları incelendiğinde, Türkiye'de çalışan uzmanların, dil ve konuşma terapistliği eğitimi sırasında aldıkları HBK eğitimini yetersiz buldukları gözlenmiştir. Eğitimleri sırasında HBK vakası tecrübesi bulunan grup ile bulunmayan grubun, iş yaşamlarında bu bozuklukla çalışmayı tercih etme durumları ve kendilerini bu bozukluk alanında çalışmak için yeterli ya da yetersiz bulmaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir. Bu bulgular ışığında eğitim sırasında edinilen vaka tecrübesinin çalışma hayatı üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. İş yaşamlarında HBK vakaları ile çalışan grup ile çalışmayan grubun 'mesleki eğitim, terapi etkililiği, HBK bireylerin kişilik/özellikleri, terapi/yöntem, HBK ve diğer bozukluklar, HBK bireylerin ebeveynleri, HBK nedenleri, terapi' kategorileri altındaki maddelere verdikleri yanıtlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmaktadır. Bu bulgular ışığında çalışma hayatında edinilen vaka tecrübesinin, uzmanların HBK hakkındaki görüş ve fikirlerini etkilediği düşünülmektedir.

DilFarkındalıkKonuşma+3
Murat Bellice
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00

Related subjects