Speech disorders

57 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Dil ve konuşma sorunlu çocukların sesbilgisel çözümleme yöntemi ile değerlendirilmesi ve konuşma örüntülerindeki sesbilgisel özelliklerin betimlenmesi

ÖZET Bu araştırma, dil ve konuşma sorunlu çocukları sesbilgisel yaklaşıma dayalı eğitsel bir yöntem ile değerlendirmek ve bu çocukların konuşma örüntülerindeki sesbilgisel özellikleri betimlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma durum saptamaya yönelik bir tekil tarama modeline göre desenlenmiştir. Tarama modelleri içerisinden vaka incelemeye dayalı tek-denek desenlemesi "sağaltım öncesi değerlendirme" amacı ile kullanılmış ve konuşma dili verilerinin değerlendirilmesinde kesit alma yaklaşımlı an'sal tarama tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın deneklerini Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü'ne dil ve konuşma sorunu nedeniyle sağaltım için başvurup işitme, zihin, görme, dudak- damak yarıklığı gibi yapısal bir özürü ya da işlevsel bir engeli bulunmayan 0-11 yaş arasında 10 çocuk oluşturmaktadır. Araştırma sürecinin gerçekleştirilebilmesi için sesbilgisel çözümleme yöntemine dayalı Türkçe Sesbilgisel Değerlendirme Takımı (TSDT) geliştirilmiştir. TSDT iki aşamadan meydana gelmektedir. İlki konuşma dili verilerinin toplanması, ikincisi ise verilerin değerlendirilmesidir. Konuşma dili verilerinin toplanması aşaması geliştirilen resim-kompozisyon takımı aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Resim-kompozisyon takımı ile toplanan verilerin değerlendirilmesi ise sesçil çözümleme, ses dağarcığı çözümlemesi, ikarşıtlık çözümlemesi, sesbirim dizgesel çözümleme, sesbilgisel işlem çözümlemesi ve gelişimsel değerlendirme aşamalarından oluşmuştur. Araştırmanın başlıca bulguları şunlardır: Araştırmaya alman dil ve konuşma sorunlu çocukların ses dağarcıklarının sınırlı olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmaya alman dil ve konuşma sorunlu çocukların ses dağarcığında bulunan seslerin anlam farklılığı yaratmada karşıtsal kullanılıp kullanılmadığı değerlendirilmiş ve yapılan analizlerde çocukların söyleyişlerinde yetişkin sistemine göre oldukça sınırlı bir sesbirim dağarcığı gözlenmiştir. Araştırmaya alınan dil ve konuşma sorunlu çocukların konuşmada kullandıkları hece yapılanılın nasıl bir özellik gösterdiği değerlendirilmiş ve tüm çocuklarda da tek, iki ve üç heceli yapıların kullanımda olduğu, fakat sözcüklerin hece yapılarının değişime uğradığı görülmüştür. Araştırmaya alınan dil ve konuşma sorunlu çocukların sesbilgisi sistemlerinin nasıl bir özellik gösterdiği değerlendirilmiştir. Bu aşamada çocukların sesbilgisi sisteminde hangi sintagmatik ve paradigmatik sesbilgisel işlemlerin ortaya çıktığı incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda çocukların gelişimsel düzeyi değerlendirilmiştir. Araştırmaya alınan dil ve konuşma sorunlu çocuklarda gözlenen sesbilgisel işlemlerin çoğu normal çocuklarda gözlenen sesbilgisel işlemlerdir, ancak bu işlemler gecikmeli olarak ortaya çıkmaktadır-. Gelişimsel değerlendirme dağınık bir gelişme göstermektir. Bazı çocuklarda normal çocuklarda gözlenmeyen gırtlak-durak sesi ekleme,gırtlak- sürtünmeliye dönüştürme ve herhangi bir sesi gırtlak-durak sesiyle değiştirme işlemleri gibi olağan dışı, özgül pek çok işlemin değişken etkileşimi gözlenmiştir. Sesbilgisel işlemlerin çocukların ilerlemiş yaşına rağmen hala baskılanmamış olması nedeniyle karşıtlık işlevinin kaybolması, çocukların konuşmalarındaki söyleyiş örüntülerinde iletişimsel yeterliliği olumsuz etkilemekte ve anlaşılabilirlik düzeyini azalmaktadır. 1 1

DilKonuşma bozukluklarıSes bilgisi+2
Seyhun Topbaş
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1994
00
DoctorateOpen AccessTR

İki dil testinin (tedil ve todil) tipik ve atipik dil gelişimi gösteren çocuklarda ayırt ediciliğinin incelenmesi

Bu çalışmada Türkiye'de kullanılan iki farklı dil gelişimi testi için veri tabanlı ayırt etme ölçüt puanı belirlenmesi ve bu testlerin tekdilli ve ikidilli normal gelişim gösteren ve tek dilli dil bozukluğu olan gruplarda ayırt etme düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL: n=1431) ve Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL: n=1252) testleri için toplam 2683 çocuktan toplanan veri kullanılmıştır. Veri tabanlı ölçüt puanını belirlemeye yönelik yapılan analiz sonucunda TEDİL ve TODİL alt testleri ve bileşke puanları için ölçüt tanı puanı olarak -1.00 SS yani 85 standart puan belirlenmiş ve çalışmanın analizleri bu puan temel alınarak gerçekleştirilmiştir. Diğer yandan, bir ölçme aracının tanısal doğruluğu incelenirken sadece duyarlılık ve özgüllük değerlerine başvurmanın yanlış sonuçlar verebileceği bilinmektedir. Bunu gidermek için daha nesnel sonuçlar verebilen pozitif veya negatif olasılık oranlarının asgari düzeyde olması ve duyarlılık ve özgüllük arasındaki farkın minimum düzeyde tutulması gibi unsurlar da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu amaçla bu çalışmada tek bir ölçüte göre karar verilmemiş; birden fazla ölçütün birarada bulunması göz önünde bulundurulmuştur. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, öncelikle TEDİL ve TODİL testleri dil ve konuşma bozuklukları alanında kullanılacak ölçme araçları için gerekli asgari psikometrik niteliklere sahip ve tanısal doğruluk değerleri açısından incelenmeye uygun nitelikte bulunmuştur. Belirlenen veri tabanlı ölçüt puanla incelenen TEDİL ve TODİL'in farklı dil bozuklukları alt gruplarının yüksek derecelerde ayırt edicilik oranlarına sahip olduğu belirlenmiştir. Bu iki testin, normal dil gelişimi gösterdiği düşünülen ikidilli popülasyonlarda özgüllük değerlerine bakıldığında ise her iki testin de beklenenin oldukça altında bir özgüllüğe sahip olduğu ortaya koyulmuştur. Diğer deyişle, bu bulgulara göre TEDİL ve TODİL testleri normal gelişim gösteren birinci dili Türkçe olmayan ikidilli bireyleri doğru olarak ayırt etmede mevcut bulgulara göre beklendik düzeyin altındadır.

Dil gelişimiKonuşmaKonuşma bozuklukları+5
Orhan Selçuk Güven
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Serebral palsi'li ve sağlıklı gelişen 6-12 yaş arası çocukların konuşma özelliklerinin maksimum performans ölçüm yöntemleri ile belirlenmesi

ÖZET Dizartri ve apraksi gibi motor konuşma bozukluklarında, ses bozuklarında ve diğer konuşma bozukluklarının değerlendirilmesinde ve terapi etkiliğinin çalışılmasında klinik ortamda sıklıkla kullanılan ancak standart bir prosedürü bulunmayan Maksimum Performans Ölçüm Yöntemleri ile konuşmanın solunum, sesleme ve sesletim gibi seçilmiş konuşma bileşenleri için bireylerin performansının üst sınırları değerlendirilmektedir. Bu çalışmada sağlıklı ve SP'li çocuklarla yapılan test uygulaması ile sağlıklı çocuklarda norm değerleri oluşturulmuş, dizartrili SP'li çocuklar ve sağlıklı çocuklar arasında test değerleri açısından farklılıklar belirlenmiştir. Maksimum Performans Ölçüm Yöntemleri üç testten oluşmaktadır. Bunlar; (a) Maksimum Fonasyon Süresi Testi (b) Maksimum Tekrar Oranı Testi (c) Temel Frekans Aralığı Testi Çalışmaya testin norm değerlerini oluşturmak amacı sağlıklı gelişen, anadili Türkçe olan 6-12 yaş aralığında 140 çocuk katılmıştır. Dizartrili SP'li çocuklarda spastik, diskinetik, ataksik tip SP'li toplam 60 çocuk katılmıştır. Bu çalışmada test sonuçları sağlıklı grupta yaşa ve cinsiyete göre, SP'li grupta alt tipler arasında ve sağlıklı grup ile SP'li grup arasında farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Çalışma sonucunda yaşın Maksimum Performans Ölçüm Yöntemlerinden maksimum fonasyon süresi ve maksimum tekrar oranı üzerinde etkili olduğu cinsiyetin etkili olmadığı görülmüştür. Çalışmanın bir diğer bulgusu Maksimum Performans Ölçüm Yöntemlerinin SP'li çocuklarda gözlenen dizartrik konuşma ile normal konuşmayı ayırt eden oldukça güçlü ölçüm yöntemleri olduğudur. Anahtar Sözcükler: Maksimum Performans Ölçüm Yöntemleri, dizartri, Serebral Palsi, akustik ölçümler

Akustik impedans testleriKonuşmaKonuşma bozuklukları+4
Didem Akyıldız
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde konuşma bozukluğu olan ve olmayan çocukların ebeveyn ve öğretmenlerinin, konuşma bozukluklarına yönelik tutum ve bilgilerinin incelenmesi- lefkoşa örneklemi

Çalışmanın amacı, Lefkoşa örneklemi ile KKTC'de konuşma bozukluğu olan ve olmayan çocukların ebeveyn ve öğretmenlerinin konuşma bozukluklarına yönelik tutum ve bilgilerini belirleyebilmektir. Toplam 191 katılımcıdan 34'ü konuşma bozukluğu olan çocukların ebeveyni, 57'si konuşma bozukluğu olmayan çocukların ebeveyni, 64'ü konuşma bozukluğu olan öğrencisi bulunan öğretmen, 36'sı konuşma bozukluğu olan öğrencisi bulunmayan öğretmenden oluşmaktadır. Çalışma betimsel bir araştırma olup veri toplama aracı olarak Toğram ve Maviş'in (2009) çalışmasında yer alan "Dil ve Konuşma Bozukluklarına Yönelik Tutum ve Bilgi Anketi" kullanılmıştır. Anket ile ebeveyn ve öğretmenlerden oluşan katılımcı gruplarının, konuşma bozukluğu olan çocukların akademik/sosyal başarısına yönelik tutumları ve konuşma bozukluklarının nedenleri ve terapisine yönelik düşünceleri betimlenmiştir. Toplanan veriler her grubun konuya ilişkin bilgisini ortaya koymak için karşılaştırılırmıştır. Araştırmanın sonucunda konuşma bozukluğu olan ve olmayan gruplardaki ebeveyn ve öğretmenlerin konuşma bozukluğu olan çocuğun akademik/sosyal başarısı ve terapi gereksinimleri hakkındaki tutumlarının belirgin olarak farklılaşmadığı bulunmuştur. Ayrıca dil ve konuşma bozukluklarının nedenleri ve terapi eksikliklerine yönelik bilgilerinde grupların öncelikli sıralamalarının da farklılaşmadığı görülmüştür

AileEbeveynlerKonuşma+4
İmge Bora
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik kekemelikte tele-terapinin etkililiğinin kontrollü incelenmesi: Karma yöntem araştırmasi

Bu araştırmanın amacı, kekemelik terapisinin yüz yüze ve tele-terapi yoluyla sunumunun, kekemelik şiddeti, kekemeliğin bireyin yaşamına etkisi ve kekemeliğe ilişkin tutumlar üstünde etkisini incelemek ve katılımcıların tele-terapi deneyimlerini keşfetmektir. Araştırmanın katılımcıları kekemeliği olan 20 yetişkin bireydir. Katılımcılar tercihlerine ve koşullarına bağlı olarak tele-terapi ve yüz yüze terapi grubuna eşit sayıda atanmıştır. Tele-terapi grubu katılımcıları 8 farklı şehirden tele-terapi hizmeti almışlardır. Kekemelik terapisinde akıcılık biçimlendirme, kekemelik değiştirme ve danışmanlık yaklaşımları entegre şekilde kullanılmıştır. Araştırmanın deseni, nicel ve nitel verilerin kullanıldığı bir karma araştırma yöntemi olan eş zamanlı desendir. Nicel araştırma kapsamında, kontrol gruplu, eşitlenmiş, eşdeğer etkililik; öntest, sontest, izleme yarı-deneysel modeli kullanılmıştır. Nitel araştırmada ise fenomenoloji yaklaşımı kullanılmıştır. Araştırmanın birincil nicel verilerini üç durumda kekelenen hece oranları, kekemeliğin değerlendirilmesine ilişkin SSI-4 puanları ve katılımcıların özdeğerlendirmelerine ilişkin puanlar oluşturmaktadır. İkincil verileri ise algısal kekemelik şiddeti ve konuşma doğallığı puanları, tutumlara ilişkin OASES ve SL-ILP-S puanları oluşturmaktadır. Araştırmanın nitel verilerini yarı yapılandırılmış mülakatlardan elde edilen veriler ve klinisyen görüşleri oluşturmaktadır. Araştırmanın bulgularına göre tele-terapi ve yüz yüze terapi grupları, kekelenen hece oranlarını ve objektif klinik verilere ilişkin puanlarını anlamlı düzeyde düşürmüştür. Sontest ve/veya izleme evrelerinde iki gruptan elde edilen bu veriler arasında ise anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>.05). Nitel analiz sonuçlarına göre katılımcıların %90'ı tele-terapiyi kendileri için uygun bulduklarını ve bu hizmetten yarar gördüklerini bildirmiştir. Nicel ve nitel bulguların üçgenlenmesi bu veri setlerinin genel anlamda uyumlu olduğunu ve birbirlerini doğruladıklarını göstermektedir. Bu araştırmada tele-terapinin, kekemeliği olan bireylere hizmet vermede uygun ve yüz yüze terapi kadar etkili bir hizmet sunum yöntemi olduğu görülmüştür.

KekemelikKonuşma bozukluklarıTedavi+1
Mehmet Emrah Cangi
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi dönemde konuşma sesi bozukluğu terapilerinde bilgisayar destekli artikülasyon terapisi uygulamasının etkililiğinin incelenmesi

Bilişim teknolojisinde sağlanan ilerlemeler, dil ve konuşma terapilerinde kullanılan materyallere yeni bir boyut kazandırmaktadır. Bilgisayar destekli artikülasyon terapisi uygulamaları hem terapistler için bir materyal kütüphanesi oluşturmakta hem de kullanılan ilginç grafikler ve renkli ara yüzlerle çocuğun ilgisini canlı tutmaktadır. Bu çalışmanın amacı konuşma sesi bozukluğu olan çocukların artikülasyon terapilerinde kullanılabilecek, Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması (TARTU) geliştirmek ve bu uygulamanın etkililiğini basılı materyal ile karşılaştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda, tek denekli araştırma modellerinden uyarlamalı dönüşümlü uygulamalar modeli kullanılmıştır. Çalışma 5;1 ve 5;11 yaşlarında konuşma sesi bozukluğuna sahip iki çocuk ile yürütülmüştür. Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması'nın etkililiği, üç hedef ses için hazırlanan yoklama listelerindeki doğru üretim başarıları üzerinden belirlenmiştir. Bu sesler /k/, /ʃ/ ve /l/ sesleridir. Katılımcılara davranışçı yaklaşımla, haftada üç gün olmak üzere toplamda 12 seans terapi yapılmıştır. Terapi seansları 30'ar dakikalık iki oturumdan oluşmaktadır. Bu oturumlarda, her bir katılımcı ile /k/ ve /ʃ/ seslerinden birisi Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması (TARTU) ile diğeri ise basılı materyal kullanılarak çalışılmış, kontrol davranışı olarak kullanılan /l/ sesi için hiçbir müdahalede bulunulmamıştır. Müdahalede bulunulan seslerin terapi başarısı, her bir hedef sesi için terapi oturumlarında çalışılmayan sözcüklerle hazırlanan yoklama listeleri üzerinden belirlenmiştir. Katılımcılar hedef seslerden birisinin yoklama listelerinde, üç seans tutarlı olarak, %90 başarı ölçütünü karşıladığında terapi sonlandırılmıştır. Çalışmanın sonucunda, katılımcılardan birinde Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması (TARTU) ile çalışılan hedef ses, diğerinde ise basılı materyal ile karşılayan hedef ses daha önce ölçüt karşılamıştır. Her iki katılımcıda da hiçbir terapi girişiminde bulunulmayan /l/ sesinin yoklama oturumlarındaki doğru üretim yüzdesinde bir değişiklik görülmemiştir.

ArtikülasyonBilgisayar destekli eğitimKonuşma bozuklukları+4
Rana Dural
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Frontotemporal lobar dejenerasyon hastalarının sözel akıcılık becerilerinin incelenmesi

Toplum yapısının değişmesi, insan ömrünün uzaması ve yaşam şartlarının farklılaşmasıyla birlikte yıkıcı etkileri çok fazla olan demansın da görülme sıklığı artmıştır. Frontotemporal lobar dejenerasyon (FTLD), Alzheimer hastalığından (AH) sonra en sık görülen ve orta yaşta da insanları etkileyen bir hastalıktır. Demansın erken evresinde, çok kullanılan kelimeleri bile hatırlayamama şeklindeki kelime bulma sıkıntısı, dil bozukluklarının temel işaretindendir. Sözel akıcılık testleri, demansta dil ve bilişsel işlemleri değerlendirmek için yaygın olarak kullanılan testlerdendir. Bu çalışmanın evreni, hasta grubu ve kontrol grubundan oluşmaktadır. Hasta grubunu, Osmangazi Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Demans Polikliniğinde izlenen FTLD tanısı almış ve Standardize Mini Mental Test (SMMT) skorları, 10-26 arasında olan 21 birey oluşturmaktadır. Kontrol grubunu ise herhangi bir nörolojik problemi olmayan gönüllü 21 kişi oluşturmaktadır. Hasta ve kontrol gruplarının yaşları sabitlenmiş ve yaş aralıkları 48 ile 71 arasında değişmektedir. Çalışmanın amacı ise hasta grubu ve kontrol grubunun sözel akıcılık becerilerini niteliksel ve niceliksel olarak incelemek ve gruplar arası farklılıkları ortaya koymaktır. Bu temel amaç yanında, FTLD'nin alt tiplerinden olan, frontotemporal demans (FTD) ve semantik demans (SD) hastalarının sözel akıcılık becerileri de incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Bu araştırma kapsamında fonemik ve semantik sözel akıcılık testleri kullanılmış ve fonemik akıcılık değerlendirme kapsamında 'F-A-S' sesleri ve semantik akıcılık testi için de 'hayvanlar' kategorisi seçilmiştir. Niteliksel analiz kapsamında ise öbekleme ve geçiş yapma becerileri incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, hem fonemik hem de semantik akıcılık testlerinde hasta grubu, kontrol grubuna göre çok daha az kelime üretmiştir. Öbekleme becerileri kapsamında iki grup arasında farklılık görülmemesine karşılık, hasta grubunun geçiş yapma becerisinin belirgin biçimde azalmış olduğu bulgulanmıştır. SD ve FTD hasta grupları arasında semantik akıcılık değerlendirmesinde üretilen toplam kelime bakımından bir fark elde edilmemişken FTD grubu fonemik akıcılık değerlendirmesinde SD hasta grubuna göre çok daha az kelime üretmiştir. Ayrıca SD hastaları fonemik akıcılık değerlendirmesinde semantik akıcılık değerlendirmesine göre çok daha fazla kelime üretmiştir. Bu hasta grubunun semantik akıcılık değerlendirmesindeki geçiş yapma değerleri de fonemik akıcılık değerlendirmesine göre oldukça fazladır. Bunun yanında hasta grubu her iki testte benzer şekilde ve daha az kelime üretmiştir. Hastaların semantik akıcılık değerlendirmesindeki geçiş değerleri de fonemik akıcılık değerlendirmesine göre daha fazladır.

DemansFrontotemporal demansKonuşma+4
Emine Karaca
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkçe konuşan dudak damak yarığı olan çocukların alveolar ve post-alveolar sürtünmeli seslerinin akustik olarak incelenmesi

Dudak damak yarığı en sık görülen doğum defektleri arasındadır. Bu durum yarıkla dünyaya gelen bireyde fiziksel görünüm, beslenme, ortodonti, işitme ve konuşmada bazı problemlere sebep olabilir. Velofarengeal yetmezlik dudak damak yarığı olan bireylerin konuşmalarında görülebilen bir sorundur. Velofarengeal mekanizmanın doğru çalışamamasından kaynaklı ağız içerisine gelmesi gereken hava basıncı nazal kaviteye kaçarak burundan çıkar ve genizsi bir konuşmaya neden olur. Bu tür bir konuşmada, üretimi için yüksek basınç gerektiren sürtünmeli, durak sürtünmeli ve patlamalı sesler gibi sesler bozulmaya uğrar. Bu çalışmanın amacı hipernazalitesi olan dudak damak yarıklı çocukların sürtünmeli seslerini akustik olarak incelenmektir. Bu amaçla çalışmada hedef olarak seçilen sibilant sürtünmeli seslerin (/s, z, ʃ , Ʒ/) süre, ağırlık merkezi, eğimlilik ve basıklık değerleri incelenmiştir. Özellikleri incelenen bu sibilant sesler sözcük başı konumdayken taşıyıcı cümle içerisinde yer almıştır. Çalışmaya anadilleri Türkçe olan, hipernazalite sorunu yaşayan dört dudak damak yarıklı çocuk ile herhangi bir dudak damak yarığı, hipernazalitesi ve sesletim problemi olmayan dört çocuk katılmıştır (4 erkek, 4 kız). Katılımcıların yaş aralığı 10-12 arasında değişmektedir. Çalışmanın istatistiği için Open Source Statistics Software R kullanılmıştır. Bu programda linear mixed effects model uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda hedef seslerin süresinin, hipernazalitesi olan damak yarıklı çocuklarda daha uzun olduğu görülmüştür. Ayrıca hipernazalitesi olan çocuklarda Ağırlık Merkezi değeri daha düşüktür. eğimlilik değeri hipernazalitesi olan ve olmayan grupta farklılık göstermezken, basıklık değeri hipernazalitesi olan katılımcılarda daha düşüktür. Çalışmaya konu olan sürtünmeli seslerin süresine, ağırlık merkezi ve basıklık değerine hipernazalitenin etkisi vardır. Tüm sonuçlar hipernazalitesi olan çocukların ağız içi basıncını oluşturabilmek için daha uzun zamana ihtiyaç duyduklarını, sesletim yeri olarak daha art bölgeleri tercih ettiklerini ancak sürtünmeli bir sesi oluşturabilmek için gerekli olan türbülansı yaratabildiklerini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Hipernazalite, dudak damak yarığı, sürtünmeli sesler, spektral moment, akustik

KonuşmaKonuşma bozukluklarıNazal kavite+7
Eren Balo
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kapsamlı afazi testinin (CAT-TR) türkçeye uyarlanması: imgelem, tanıdıklık, edinim yaşı ve adlandırma uyumu çalışmaları

Alanyazında mevcut olan afazi bataryalarının değerlendirme işlevini tam olarak yerine getirip getiremediği endişesi, beyin hasarlarının iletişime ve dil işlevlerine etkisini araştıran diğer ölçüm araçlarının geliştirilmesi ve kullanılması ihtiyacını doğurmuştur. Bunun sonucunda ülkeler arasında paylaşımı öngörülen tek tip bir değerlendirme aracı olarak seçilmede CAT (Comprehensive Aphasia Test) öne çıkmıştır. CAT'in Dil Bataryası Bölümünde yer alan sözcükleri imgelem, tanıdıklık, edinim yaşı ve adlandırma uyumu yordayıcılarına göre belirlemeyi amaçlayan bu çalışmada 71 katılımcı 236 sözcüğün imgelem, tanıdıklık ve edinim yaşı değerlendirmesinde, 40 katılımcı da 244 resmin adlandırma uyumu değerlendirmesinde yer almıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda sözcüklerin imgelem, tanıdıklık, edinim yaşı ve adlandırma uyumu (yüzde ve H istatistik) değerleri belirlenmiş ve söz konusu değişkenler arasındaki korelasyonlar Spearman's rho testiyle analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda imgelem değeri arttıkça tanıdıklık değerinin de arttığı; edinim yaşı değeri arttıkça imgelem ve tanıdıklık değerlerinin azaldığı gözlenmiştir. Buna göre erken edinilen sözcüklerin geç edinilen sözcüklere oranla zihinde daha kolay imaj yarattığını ve daha tanıdık olduğunu söylemek mümkündür. Adlandırma uyumu (%) değeri arttıkça imgelem değerinin de arttığı; ancak edinim yaşı değerinin azaldığı tespit edilmiştir. Buna göre zihinde daha kolay imaj yaratan ve daha tanıdık olan sözcüklere ait resimlerin adlandırılmasında katılımcılar arasındaki adlandırma uyumu, diğerlerine oranla daha yüksektir. Söz konusu resimlere ait sözcüklerin daha erken yaşlarda edinildiği düşünülmektedir. Adlandırma uyumu hesaplamaları (yüzde ve H istatistik) arasında ise negatif korelasyon gözlenmiştir; katılımcılar arası adlandırma uyumu yüzdesi arttıkça H değeri düşmektedir. Ancak sözü edilen uyumun gözlenmediği sözcükler de mevcuttur. Anahtar Sözcükler: CAT, İmgelem, Tanıdıklık, Edinim yaşı ve Adlandırma uyumu (%), Adlandırma uyumu (H istatistik).

AfaziDil edinimiKonuşma bozuklukları+3
Semra Selvi
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Dudak damak yarığı veya kraniyofasiyal sendromu olan çocukların sağlık öyküsü, oral-periferal özellikleri ve konuşma sorunlarının betimlenmesi

Dudak damak yarığı veya kraniyofasiyal sendromu olan bireyler başta sesletim ve rezonans olmak üzere pek çok alanda sorunlar yaşayabilmekte ve sağlıklı bireylerden oldukça farklı özellikler gösterebilmektedir. Bu çalışmada dudak damak yarığı veya kraniyofasiyal sendromu olan bireylerin değerlendirilmesinde kullanılması amacı ile üç alt bölümden oluşan bir değerlendirme formu oluşturulmuştur. Değerlendirmeye alınan bireylerin sağlık öyküsü alınmış, oral-periferal değerlendirmesi yapılmış, konuşma ve rezonans sorunları incelenmiştir. Araştırma sonuçları incelendiğinde, dudak damak yarığı veya karinyofasiyal sendromu olan çocukların altta yatan birçok etkenden kaynaklı sorun yaşadığı, bazı periferal özelliklere sahip olduğu, yaşları gereğince normal kabul edilebilecek sesletim hatalarına ek olarak sesletim yerini, biçimini, ötümlülük özelliklerini değiştirdiği ve çifte artikülasyon yaptığı gözlenmiştir.

DamakKonuşmaKonuşma akustiği+5
Ayşe Nemutlu
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de çalışan dil ve konuşma terapistlerinin hızlı-bozuk konuşma ve terapisine yönelik algılarının değerlendirilmesi

Bu çalışmada Türkiye'de çalışan dil ve konuşma terapistlerinin hızlı-bozuk konuşma ve terapisine dair tutum, davranış ve bu akıcılık bozukluğu hakkındaki fikirleri değerlendirilmiştir. Araştırma modeli gruplar arası karşılaştırmaya dayalı betimsel yöntemdir. Çalışmaya Türkiye'deki dil ve konuşma terapistleri derneğine kayıtlı olan 82 uzman katılmıştır. Çalışmada kullanılan veri toplama aracı, Rustin Cluttering Survey (RCS) ve The Clinician Attitudes Towards Stuttering Inventory (CATS) esas alınarak oluşturulan 61 maddelik bir ankettir. Toplanan veriler, betimsel olarak yorumlanmış ve belirli gruplar arasında karşılaştırma yapılmıştır. Araştırma sonuçları incelendiğinde, Türkiye'de çalışan uzmanların, dil ve konuşma terapistliği eğitimi sırasında aldıkları HBK eğitimini yetersiz buldukları gözlenmiştir. Eğitimleri sırasında HBK vakası tecrübesi bulunan grup ile bulunmayan grubun, iş yaşamlarında bu bozuklukla çalışmayı tercih etme durumları ve kendilerini bu bozukluk alanında çalışmak için yeterli ya da yetersiz bulmaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir. Bu bulgular ışığında eğitim sırasında edinilen vaka tecrübesinin çalışma hayatı üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. İş yaşamlarında HBK vakaları ile çalışan grup ile çalışmayan grubun 'mesleki eğitim, terapi etkililiği, HBK bireylerin kişilik/özellikleri, terapi/yöntem, HBK ve diğer bozukluklar, HBK bireylerin ebeveynleri, HBK nedenleri, terapi' kategorileri altındaki maddelere verdikleri yanıtlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmaktadır. Bu bulgular ışığında çalışma hayatında edinilen vaka tecrübesinin, uzmanların HBK hakkındaki görüş ve fikirlerini etkilediği düşünülmektedir.

DilFarkındalıkKonuşma+3
Murat Bellice
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Velofarengeal kapanma sürelerinin çocukluk çağı konuşma apraksisi şüphesi olan ve tipik gelişim gösteren çocuklarda karşılaştırılması

Bu araştırmada, velofarengeal kapanma süresinin Çocukluk Çağı Konuşma Apraksisi şüphesi (ÇÇKAş) olan ve tipik gelişim gösteren (TGG) çocuklarda karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Çalışma grubu, 6;3 – 8;11 yaş aralığında, Çocukluk Çağı Konuşma Apraksisi şüphesi olan 3 ve tipik gelişim gösteren 6, toplamda 9 çocuktan oluşmaktadır. Katılımcıların belirlenmesi aşamasına kadar, veri toplama aracı olarak, Kişisel ve Sağlık Bilgi Formu, Öğretmen Görüş Formu, Oral Konuşma Düzeneği Tarama Testi, SET, Sözcük ve Cümle Tekrarı Testi, ASTT ve TEDİL, kullanılmıştır. Velofarengeal kapanma süresinin belirlenebilmesi için, Nazometre II, 6450, veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Nazometre II, 6450 ile toplanan veriler, R istatistik programında linear mixed effects modelde ve SPSS 21 istatistik programında, Man Whitney-U testi ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, ÇÇKAş ve TGG grupları arasında, nazalans değerleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı fakat klinik olarak tartışmalı sonuçlar elde edilmiştir. Hedef heceyi toplam üretme süresi bakımından ise gruplar arasında anlamlı farklar elde edilmiştir. ÇÇKAş grubu, aynı yapıdaki bir heceyi, TGG grubundan daha uzun sürede üretmektedir.

ApraksiKonuşmaKonuşma bozuklukları+3
Havva Korkmaz Kocabıyık
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Hipernazalitesi olan çocuklarda ön patlamalı durak seslerinin akustik özelliklerinin incelenmesi

Dudak damak yarığı (DDY) konjentinal bir defekttir. DDY‟ye sahip bireyler beslenme, dental, işitme, fiziksel görünüm ve konuşmada problemler yaşamaktadır. DDY‟li bireyler, ağız içerisinde özellikle yüksek basınç gerektiren sesleri üretmekte de sorun yaşamaktadır. Konuşmalarında, durak, durak sürtünmeli ve sürtünmeli seslerin üretiminde zayıflamalar olduğu bilinmektedir. Bu durum Ses Başlangıç Zamanı‟nı (Voice Onset Time-VOT) etkilemektedir. Ses başlangıç zamanı, bir durak ünsüz sesinin salınımıyla bu ünsüz sesin hemen arkasından gelen ünlü sesin başlangıcındaki aralıktır. Bu araştırmanın amacı, hipernazalitesi olan çocuklarda ön patlamalı durak seslerinin DDY‟ye sahip çocuklarda akustik özelliklerinin incelenmesidir. Çalışmada hedef olarak ön patlamalı seslerin (/p,b,t,d/) durak seslerinin süresi, patlama süresi ve durak süresi değerleri incelenmiştir. Ön patlamalı sesler taşıyıcı cümleler içerisinde yer almıştır ve çocuklardan bu cümleleri okuması istenmiştir. Çalışma grupları, anadilleri Türkçe olan 10-12 yaşları aralığında, DDY‟si olan, hipernazalite problemi yaşayan 6 ve tipik gelişim gösteren 6, toplamda 12 çocuktan oluşmaktadır. (6 erkek, 6 kız). Çalışmanın istatistiği Open Source Statistics Software R kullanılarak yapılmıştır. Programda linear mixed effects model kullanılmıştır. Çalışmanın sonunda hedef seslerin süresinin hipernazalitesi olan çocuklarda daha uzun olduğu görülmüştür. Buna ek olarak ön patlamalı hedef seslerin patlama sürelerinin de bu katılımcılarda uzun olduğu saptanmıştır. Ayrıca; hipernazalitesi olan katılımcılarının durak süreleri de daha uzundur. Son olarak, hipernazaliteye sahip katılımcınların VOT süreleri de hipernazaliteli çocuklarda tipik gelişim gösteren çocuklara kıyasla daha uzundur. Tüm sonuçlar, çalışmayı oluşturan ön patlamalı durak seslerin süresine, patlama sürelerine ve durak sürelerine hipernazalitenin etkisi olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Hipernazalite, dudak damak yarığı, ön patlamalı sesler, VOT

BurunKonuşma bozukluklarıMalformasyonlar+7
Samet Tosun
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkçe fonolojik farkındalık testi geliştirilmesi, geçerlik, güvenirlik çalışması

Fonolojik farkındalık becerileri ileride gözlenebilecek konuşma ve okuma-yazma sorunları için yordayıcı olarak kabul edilmekte ve konuşma sesi bozukluklarının (KSB) terapisinde ve okuma-yazma güçlüğü olan çocuklarda bir ön beceri olarak çalışılmaktadır. Bu nedenle becerilerin geliştirilmesine yönelik yürütülen fonolojik farkındalık girişimlerinin planlanabilmesi için öncelikli olarak bir değerlendirme aracına ihtiyaç duyulmaktadır. Bununla birlikte ülkemizde çocukların fonolojik farkındalık becerilerini değerlendirecek yeterli sayıda ölçme aracının bulunmaması, yürütülen çalışmaların informel değerlendirmeler sonucunda ve belirli bir programa oturtulmaksızın gerçekleştirilmesine neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı; 4;0-8;11 yaş aralığındaki tipik gelişim gösteren çocukların fonolojik farkındalık becerilerini değerlendiren geçerli ve güvenilir bir test geliştirmektir. Türkçe Fonolojik Farkındalık Testi (FFT), dört dilbilimsel düzey olmak üzere 16 alt testten oluşmaktadır. FFT, 524 tipik gelişim gösteren (TGG) ve 30 KSB'li katılımcıya uygulanmıştır. FFT'nin geçerliğini test etmek için kapsam geçerliği, yapı geçerliği, ayırt edici geçerlik analizleri yapılmıştır. FFT'nin dilbilimsel düzey açısından 4 boyutlu ve görevler açısından 16 boyutlu yapısı doğrulayıcı faktör analiziyle ortaya konmuştur. Korelasyona dayalı yöntemlerle de yapı geçerliği desteklenmiştir. TGG grupla KSB'li grubu ayırt etme gücünün yüksek olduğu bulunmuştur. FFT'nin güvenirliğini test etmek için iç tutarlılık ve nesnellik analizleri yapılmıştır. Bu analizler sonucunda da güvenilir bir ölçme aracı olduğu ortaya konmuştur.

FarkındalıkFonolojik farkındalıkGüvenilirlik ve geçerlilik+4
Deniz Kazanoğlu
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

7-12 yaşları arasında kekeme olan ve olmayan çocukların diadokokinetik performanslarının karşılaştırılması

Oral motor becerileri değerlendirmek, buna uygun teşhis koymak ve uygun müdahale planları geliştirmek önemlidir. Diadokokinezi(DDK)oral motor becerileri değerlendirmede kullanılan ölçümlerden birisidir. Diadokokinetik(DDK) analiz konuşma üretimindeki hız, doğruluk ve devamlılık ölçütlerini tek heceli /pɅ/, /tɅ/, /kɅ/ veya çok heceli /pɅtɅ/ ve /pɅtɅkɅ/ dizilimlerinde inceler. Bu çalışmada 7-12 yaşları arasında kekeme olan ve olmayan çocukların diadokokinetik performanslarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Katılımcılar her yaş grubundan kekeme olan ve olmayan kız ve erkeklerden oluşturulmuş ve diadokokinetik ölçümlerden elde ediilen veriler ve tipik gelişen çocuklardaki verilerle karşışlaştırılmıştır. Çalışma sonunda kekeme olan çocuklarla olmayan çocukların diadokokinetik verileri yaşa, cinsiyete ve kekeme olup olmamalarına göre analiz edilmiştir. Analiz sonucunda kekemelik durumuna yönelik /pɅ/ ve /kɅ/ hecesinde kekme olmayanların lehine anlamlı farklılıkların olduğu, cinsiyetler arası farklılıkta ise /kɅ/ hecesinde kız çocukların lehine anlamlı farklılık olduğu bulunmuştur. Ayrıca /pɅ/ hecesi için 10-12 yaş grubu lehine anlamlılık görülmüştür.

KekemelikKonuşmaKonuşma bozuklukları+4
Betül Çifçi
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Tek dilli Türkçe ve iki dilli Türkçe-Kürtçe konuşan dil bozukluğuna sahip çocukların morfolojik ve sentaktik özelliklerinin incelenmesi

Çocukların bir kısmı farklı nedenlerle dil dediğimiz sözel, yazılı veya başka bir sembol sistemini öğrenmekte, kullanmakta veya anlamada sıkıntılar yaşarlar. Bu sıkıntılar dilin bir veya daha fazla bileşeninde birlikte ve farklı derecelerde görülebilmektedir. Genel olarak herhangi belirli bir etiyolojisi olmadan sözel dilde yaşıtlarından önemli derecede görülen bir gerilik Özgül Dil Bozukluğu (ÖDB) olarak adlandırılmaktadır. Bu bozukluk dilin anlama ve ifade etme boyutunda dilin birçok bileşenini etkilemektedir. Yapılan çalışmalarda sözdizimi ve biçimbilgisi bileşeninin ağırlıklı olarak birçok dilde etkilendiği ortaya konulmuştur. Bu konuda yapılan çalışmaların sayısı gün geçtikçe artmaktadır ve yapılan bu sistematik çalışmalar da göstermiştir ki ÖDB diller arası önemli oranda farklılıklara sahiptir. Diğer yandan tüm dünyada 100 milyondan fazla kişi tarafından ana dili olarak konuşulan Türkçe için bu konuda yapılan çalışmalar oldukça sınırlıdır. Ek olarak, alanyazında Kürtçe'nin tek dilli ve iki dilli edinimi ve bozukluğu ya da gelişiminde görülen aksaklıklarla ilgili çalışma neredeyse yoktur. Türkçe'de, tek dilli ve Almanca-Türkçe, İngilizce-Türkçe ve Hollandaca-Türkçe gibi iki dilli özgül dil bozukluğu olan çocuklarla yapılan sınırlı sayıda araştırma göstermiştir ki, bu çocuklar alan yazında diğer dillerde yapılan çalışmalara paralel olarak, hem biçimbilgisi hem de sözdiziminde yapı olarak farklılıklara sahip olmakla birlikte önemli problemler yaşamaktadırlar. Bu çalışmada anadili Türkçe-Kürtçe olan iki dilli özgül dil bozukluğuna sahip çocukların morfolojik ve sentaktik özelliklerinin profilini çıkarmak, bu özelliklerin anadili Türkçe-Kürtçe olan iki dilli normal dil gelişimine sahip çocuklar ve anadili Türkçe olan tek dilli özgül dil bozukluğuna sahip çocukların morfolojik ve sentaktik özelliklerinden hangi açılardan farklılaştığını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bu bağlamda ise bahsedilen hedeflere ulaşmak için bazı basamaklar izlenmiştir. İlk olarak bu üç grubun morfolojik ve sentaktik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla TODİL tüm alt testleriyle tüm katılımcılara uygulanmış ve aynı bağlamda tüm katılımcılardan doğal dil örneği alınıp sözcüklerde ve biçimbirimlerde ortalama sözce uzunlukları hesaplanmış ve 3 grubun sağladığı tüm sonuçlar birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlar ışığında iki dilli özgül dil bozukluğuna sahip çocukların tek dilli özgül dil bozukluğuna sahip çocuklardan dilbilgisel bağlamda farklı özellikler sergilemediği saptanmıştır. Bu durum alanyazında yapılmış olan ilgili çalışmaların sonuçlarıyla örtüşmektedir. Anahtar Kelimeler: İki dillilik, Özgül Dil Bozukluğu, Türkçe, Kürtçe

KonuşmaKonuşma bozukluklarıKürtçe+4
Seda Esersin
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste akut iskemik inme tanısı almış hastaların klinik, radyolojik ve kan parametreleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Nörolojik hastalıklardan en sık karşılaşılan hastalıklar serebrovasküler hastalıklardır (SVH). SVH yüksek mortalite ve morbiditeye neden olması nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Dünyada iskemik inme ölüm nedenleri arasında 3. sırada yer almaktadır. Mortalitenin yanı sıra uzun dönem sakatlığında önemli bir nedenidir. Çalışmamız akut iskemik inme tanısı almış hastaların: klinik, radyolojik ve kan parametreleri arasındaki ilişkilerinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Çalışmamız retrospektif özellikte olup Ocak 2015-Ağustos 2017 tarihlerinde Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Kliniğinde 383 SVH tanısı alan hastayı kapsamaktadır. Hastalar mevcut dosyaları ve Hastane Bilgi Yönetimi Sistemi (Probel®) üzerinden taranarak; yaş, cinsiyet, anamnez bilgileri, fizik ve nörolojik muayeneleri, komorbidite ve tam kan sayımı parametrelerinden Hgb, Hct, MCV, RDW, MPV, NLR, PLR değerleri, kraniyal BT ve difüzyon MRG bulguları, ekokardiyografi, karotis-vertebral sistem doppler ultrasonografi (USG) sonuçları incelendi. Bulgular: 383 hastanın 201'i (%52,5) erkekti. Hastaların yaş ortalaması 67,45±14,14 olarak hesaplandı. Araştırma grubunun hem başvuru şikayetlerine göre hemde fizik muayene bulgularına göre en sık saptanan bulgu konuşma bozukluğu iken, bunu güçsüzlük ve motor duyu kaybı izledi. Hipertansiyon (HT) hastaların özgeçmişlerinde en sık görülen ek hastalıktı. 377'ine kranyal BT çekildi. Bunların 254'ünde patoloji saptandı. Kranyal MRG ise 319 hastaya çekildi. Hastaların sadece 27'sinde patoloji saptanmazken, en çok etkilenen bölge Anterior Cerebral Arter (ACA) sulama alanıydı. Red Cell Distribution Width (RDW) ortalaması hem erkeklerde hem kadınlarda referans değer aralığının üzerindeydi. Kranyal MRG ile hematolojik parametreler karşılaştırıldığında; RDW değeri anormal MRG bulguları olan grupta normal bulguları olan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Sonuç: Gelecekte yapılacak daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olmakla birlikte; MPV, RDW, NLR gibi kolay elde edilebilen hemogram parametrelerinin inme hastalarının tanısında, öngörüsel değerler olarak acil servis pratiğinde daha fazla kullanılabileceği düşünülebilir. Anahtar kelimeler: iskemik inme, eritrosit dağılım genişliği, nötrofil/lenfosit oranı, konuşma bozukluğu

Acil servis-hastaneAcil tıpEritrositler+5
Gülden Aktaş
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Konuşma akıcılığı sorunu olan bireylerde kontralateral supresyon değerlerini normal bireylerle karşılaştırmak

Kekemelik dünyada yaygın olarak gözüken bir konuşma bozukluğudur. Kekemelik özellikle seslerin veya hecelerin tekrarlanmasını, seslerin uzatılmasını, aralıklı konuşmayı, yarım bırakılmış kelimeleri, seslerin üretilememesini, gereken kelime yerine bir başkasının kullanılmasını olarak tanımlanabilir. Supresyon bir kulağa OAE yapılırken kontralateral kulağın geniş bant gürültü ile uyarılması sonucu OAE amplitüdlerinde azalması olarak tanımlanır. Çalışmamıza herhangi bir sağlık ve işitsel problemi olmayan, yaşları 18-56 arasında 30 akıcı konuşma bozukluğu olan ve 30 normal akıcı konuşmaya sahip birey dahil edilmiştir. Her iki grubun odyogram, TEOAE, DPOAE ve KLS ölçüm değerleri karşılaştırılmıştır.TEOAE testinde sağ kulakta 2000-3000-4000 Hz sinyaldeğerlerinde kontrol grubu çalışma gruba göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). KLS testi sonuçları değerlendirildiğinde; kontrol grubunda sağ kulak sinyal değerlerinin çalışma grubuna göre 2000, 3000, 4000 Hz?de anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Üç ve daha fazla frekanstaki TEOAE supresyon sayıları değerlendirildiğinde sağ kulak sinyal supresyon değerlerinde kontrol grubun çalışma gruba göre anlamlı derece de iyi bulunmuştur. Sonuç olarak; akıcı konuşma bozukluğu olan bireylerde KLS değerlerindeki azalmanın kontrol grubuna göre az olduğu saptanmıştır. Bu durum efferent sistemde meydana gelen patolojik değişiklik olabileceği sonucunu ortaya çıkarmaktadır.Anahtar kelimeler: Kekemelik, medial olivokoklear sistem, kontralateral supresyon, otoakustik emisyon, işitme64

KekemelikKokleaKonuşma+3
Mehmet Uyar
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Üst düzey yöneticilerin Türk dili ve edebiyatı eğitimleri doğrultusunda konuşma özellikleri

Bu araştırmada, üst düzey yöneticilerin Türk dili ve edebiyatı eğitimleri doğrultusunda sahip oldukları konuşma özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, öğretim programında belirtilen konuşma eğitimine yönelik içeriğin ve gerçekleştirilen uygulamaların üst düzey devlet yöneticilerinin konuşma özellikleri aracılığıyla gerçek hayata ve alana yansımasını belirlemek amacıyla alan araştırması biçiminde desenlenmiştir. Araştırmanın veri toplama ve gözlem aşaması 02.04.2009 ? 23.08.2011 tarihleri arasında Ankara'da bulunan on kamu kurumunda gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın katılımcıları; bakan, başbakan veya cumhurbaşkanı tarafından (üçlü kararname ile) atanan müsteşar, müsteşar yardımcısı, genel müdür ve başkan olarak görev yapan on üst düzey kamu yöneticisidir.Araştırma, iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın ilk aşamasında, üst düzey yöneticilerin konuşma eğitimi alıp almama durumları, yöneticiler için konuşmanın önemi, kendi konuşmalarında gördükleri eksiklikler ve yeterliliklerine yönelik düşünceler belirlenerek yöneticilerin sahip olması gereken konuşma özelliklerine ilişkin görüşleri saptanmıştır. Üst düzey yöneticilerin, bir yöneticinin sahip olması gereken konuşma özelliklerine ilişkin görüşleri; planlama özellikleri, anlatım özellikleri ile çalışanla iletişim sürecinde kullanılan konuşma özellikleri başlıkları altında sınıflandırılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında, ilk aşamada belirlenen özelliklerin söz konusu yöneticiler tarafından toplantı konuşmalarında kullanım biçimleri ve düzeyleri ele alınmıştır. Elde edilen bulgular; üst düzey yöneticilerin konuşma özellikleri, planlama ve anlatım özellikleri ile çalışanla iletişim sürecinde kullandıkları konuşma özellikleri olmak üzere üç boyutta incelenmiştir.Üst düzey yöneticilerin konuşma özelliklerini belirlemeye yönelik yapılan bu araştırma sonucunda, çalışanın mesleğe başlama ve ilerleme sürecinde etkili olması, kurumun kamuya tanıtılması ve kurum hakkında olumlu bir imaj yaratılması, yöneticinin ise çalışanla iletişim kurması ve prestij kazanması açısından konuşma özelliklerinin doğru kullanımının önemli olduğu ancak yöneticilerin eğitim öğretim sürecinde bu konuda yeterli eğitim almadıkları belirlenmiştir.Üst Düzey yöneticilerin konuşmalarını planlama özelliklerine ilişkin bulgular doğrultusunda, yöneticilerin konuşmanın planlanması açısından yeterli olmadıkları; anlatım özelliklerine ilişkin bulgular doğrultusunda, yöneticilerin anlatım özelliklerini kullanmaları açısından ele aldıkları konuya hâkim oldukları ancak ifade etmekte yeterli olmadıkları; iletişim sürecinde kullandıkları konuşma özelliklerine ilişkin elde edilen bulgular doğrultusunda ise yöneticinin iletişim özellikleri açısından belirlenen kriterlere uygun bir konuşma gerçekleştirmediği sonucuna ulaşılmıştır.Üst düzey yöneticilerin sahip oldukları konuşma özellikleri açsından kendilerini yeterli gördükleri ve ?iyi? şeklinde niteledikleri tespit edilmiştir. Ancak incelenen toplantı konuşmalarından hareketle, yöneticilerin konuşmayı planlama özellikleri, anlatım özellikleri ve iletişim sürecinde dil kullanım özelliklerine yeterli düzeyde hâkim olmadıkları belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Konuşma, Konuşma Eğitimi, Konuşma Özellikleri, Üst Düzey Yönetici

Edebiyat eğitimiKonuşmaKonuşma becerisi+6
Ferah Burgul
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Kekeme bireylerde işitsel uyarılmış geç latans potansiyellerin değerlendirilmesi

Kekemelik kişinin yaşına uygun olmayan şekilde konuşmanın akış ve ritminde istemsiz kesintilerle karakterize bir konuşma bozukluğudur. Genellikle 3-8 yaşlar arasında başlar ve sebebi belli değildir. Kekemelik gelişimsel, psikolojik ve nörolojik olarak üçe ayrılmaktadır. Gelişimsel kekemelik en yaygın formudur.İşitsel uyarılmış geç latans potansiyeller santral sinir sisteminden, talamik ve işitsel kortikal bölgelerden elde edilen ilk işitsel elektriksel cevaplardır. Geç latans potansiyellerden P1 sekonder işitsel korteksten, N1 ise primer işitsel korteksteki lateral supratemporal, frontal lob ve orta beyinden kaynağını almaktadır.Çalışmamızda, kekemeliğin normal konuşanlara göre işitsel geri bildirimde gecikmeye sebep olabileceği düşüncesiyle, işitsel uyarılmış geç latans potansiyeller kullanılarak kekemelerde kortikal cevapların değerlendirilmesi ve normal konuşanların cevapları ile karşılaştırılması amaçlanmıştır.Çalışmaya 18-43 yaş arasında sağ elini kullanan, işitme kaybı ve nörolojik problemi olmayan 15 kekeme ve 15 normal konuşan (kontrol grubu) erkek birey alındı. Kekemelerin 11 tanesinin birinci ya da ikinci derece akrabalarında kekemelik vardı. Dokuz kekemeden korku ve psikolojik travma sonucu, bir kekemeden nörolojik defisit bırakmamış yüksek ateş sonucu başladığı bilgisi alındı. Beş kekeme kekemeliğin başlama nedenini bilmiyordu.Normal konuşan ve kekeme bireylere kulak burun boğaz muayenesinden sonra immitansmetrik inceleme, distortion product otoakustik emisyon ve saf ses işitme testleri yapıldı. Normal odyolojik bulgular elde edilenlerin geç latans potansiyel kayıtları alındı. Klik uyarı TDH-49 kulaklıklarla sağ kulaklarından verildi ve altın elektrodlar kullanıdı. Verteks (Cz) noninverting elektrot, alın (Fpz) toprak elektrot, mastoid (M1) inverting elektrot olarak belirlendi. Test sırasında deneklere bilgisayardan sessiz görüntüler izletildi.İşitsel uyarılmış geç latans potansiyellerin kaydedilmesi sonucunda kekemelerde P1 latansı 56,68 ± 7,37 msn'de, N1 latansı 85,09 ± 3,90 msn'de, normal konuşanlarda P1 latansı 57,36 ± 7,74 msn'de, N1 latansı ise 86,68 ± 5,10 msn'de elde edidi. Kekemelerde P1 amplitüdü 0,71 ± 0,53 µV'da, N1 amplitüdü ?0,63 ± 0,46 µV'da, normal konuşanlarda P1 amplitüdü 0,73 ± 0,51 µV'da, N1 amplitüdü ise ? 0,99 ± 0,76 µV'da bulundu.Kekemelik süresi ile P1 dalga latansı arasında korelasyon saptanmazken, N1 dalga latansı arasında çok zayıf bir korelasyon saptandı. Kekemeler ve normal konuşanlardan elde edilen işitsel uyarılmış geç latans potansiyeleri arasında istatistiksel bir fark bulunamadı.Anahtar Kelimeler: Kekemelik, geç latans, kortikal potansiyeller

A dergisiKekemelikKonuşma bozuklukları+1
Döndü Ünsal
Fırat University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklarda ebeveyn tutumlarının çocukların sosyal kaygı düzeyleriyle ilişkisi

Günümüzde ebeveynler çocuklarıyla ilgili konularda geçmişe nazaran daha hassas davranmaya başladılar. Bu hassasiyet dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklar için çok daha özverili bir şekle dönüşebilmektedir. Ailelerin çocuklarının en küçük bir eksikliğinde bile çok duyarlı olmaları çocukların da belli noktalarda sorunlar yaşamalarına neden olabilmektedir. Özellikle kekemelik başlangıcında ailelerin yeterli bilgiye sahip olmamaları çocuktaki anksiyeteyi artırarak kekemeliğin şiddetlenmesine neden olabilmektedir. Sosyal anksiyete, kekeme çocuklarda çok daha baskın bir şekilde ortaya çıkmakla birlikte ebeveynlerin tutumlarının anksiyeteyi artıran ya da yavaşlatan bir faktör olma ihtimali yapılan araştırmalarla tespit edilmiştir. Buna bağlı olarak kekemeliğin hayat boyu devam etmesi veya daha çocuk yaşlarda iken geçmesi yüksek bir ihtimal olarak değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında dil ve konuşma bozukluğu olan çocukların ebeveyn tutumlarını ölçmek ve bu tutumların çocukların sosyal kaygı düzeyleriyle ilişkisini araştırmak amacıyla Malatya'daki ilköğretim çağındaki dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklar ve ailelerine yönelik bazı çalışmalar yapılmıştır. Araştırmamıza toplamda 77 dil ve konuşma bozukluğu olan çocuk ve ailesi katılarak gerekli görüşmeler yapılmış; anketler uygulanmıştır. Katılımcı çocukların 59'u erkek, 18'i kız çocuğudur. Çocukların 1'i anaokulu, 8'i 1. sınıf, 32'si 2. sınıf, 21'i 3. sınıf, 9'u 4. sınıf, 6'sı ortaokul öğrencisidir. Araştırmamız "Ebeveyn Tutum Ölçeği", "Dil ve Konuşma Bozukluklarına Yönelik Tutum ve Bilgi Anketi" ve "Çocuklar İçin Sosyal Anksiyete Ölçeği-Yenilenmiş Biçim" ölçekleri kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmalarımız neticesinde ebeveyn tutumlarından otoriter tutumun diğer ebeveyn tutumlarına göre daha etkili sonuçlar doğurduğu bilgisine ulaşıldı. Annenin yaşının ilerledikçe dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklara olan tutumunda pozitif yönde bir değişimin olduğu tespitinde bulunuldu. Gelir seviyesi düştükçe ebeveynlerin daha fazla sorunlar yaşamalarından kaynaklanan dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklardaki sosyal anksiyetenin arttığı yönündeki bulgulara ulaşıldı. Ayrıca ortaokul mezunu babalar ile lise mezunu babalar arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Lise mezunu babaların Ebeveyn Tutum Ölçeği puanları daha yüksek bulunmuştur. Babanın ortaokul mezunu olduğu katılımcıların Ebeveyn Tutum Ölçeği ortalamaları babanın lise mezunu olduğu katılımcılardan daha düşüktür. Araştırmalarımızda yapılan bu tespitler ve literatürdeki bilgiler dil ve konuşma bozukluğu olan çocukların ebeveyn tutumlarıyla doğrudan veya dolaylı olarak ilişkili olduğunu göstermektedir.

Dil bozukluklarıEbeveyn davranışıEbeveyn-çocuk ilişkisi+3
Mesut Karataş
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Motor konuşma bozukluğu olan 4-12 yaş arası çocukların konuşma ve ses özelliklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, motor konuşma bozukluğu olan 4-12 yaş aralığındaki motor konuşma bozukluğu olan çocuklar ile sağlıklı gelişim gösteren çocukların bazı ses özelliklerini incelemek ve bahsedilen iki grup arasında karşılaştırmaktır. Çalışmamızda motor konuşma bozukluğu nedeniyle kas koordinasyonu ve postürdeki yetersizliklerin jitter, shimmer, HNR ve temel frekans gibi değerler üzerindeki etkisi ve konuşmadaki zorlanmanın incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 4-12 yaş aralığında motor konuşma bozukluğu olan 30 çocuk ve sağlıklı gelişim gösteren(motor konuşma bozukluğu olmayan) 30 çocuk olmak üzere toplamda 60 çocuk dahil edilmiştir. Tüm çocukların /a/ sesi fonasyonu sırasında Audacity programı ile ses kaydı alınmıştır. Ses kayıtları Samson Go Mic mikrofon ile alınmıştır. Alınan ses kayıtları Özelleştirilmiş Praat ile jitter, shimmer, HNR ve temel frekans değerleri incelenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda literatürle uyumlu şekilde kız ve erkek çocuklarında cinsiyet değişkeni temel frekans için anlamlı bir farklılık oluşturmadığı görülmüştür. Çalışmaya alınan katılımcılarda Jitter, shimmer ve HNR değişkenlerine göre hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). Jitter, shimmer ve HNR değişkenine göre kız ve erkekler arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Hasta katılımcıların hepsinde konuşmada zorlanma olduğu bulunmuştur. Sonuç: Motor konuşma bozukluklarından biri olan dizartri nöromotor bir sorun olarak tanımlanmaktadır. Dizartri nedeniyle solunum, fonasyon, rezonans, prozodi ve artikülasyon için gereken hareketlerin güç, hız, açıklık(range), kararlılık ve doğru tonda üretiminde anormalliklerini konuşmaya yansımaktadır. çalışmamızın sonucunda motor konuşma bozukluğu görülen çocuklarda ses pertürbasyon değerleri ve harmonite değerinin etkilendiği görülmüştür.

DizartriKonuşmaKonuşma bozuklukları+4
Ayşe Merve Arı
Dicle University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gelişimsel dil ve konuşma bozukluğu olan 2-6 yaş arası çocuklarda ebeveyn tutumlarının incelenmesi

Amaç: Dil ve konuşmada gecikme olgusu; bir çocuğun dil gelişiminde takvim yaşından beklenenin altında performans göstermesi durumudur. Bu çalışmada gelişimsel dil ve konuşma bozukluğu olan çocukların anneleri ile normal konuşma gelişimine sahip çocukların annelerinin ebeveynlik tutumları açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 2-6 yaş arasında gelişimsel dil ve konuşma bozukluğuna sahip 20 çocuk ve annesi vaka grubunda; normal konuşmaya sahip 34 çocuk ve annesi kontrol grubunda olmak üzere toplam 54 çocuk ve annesi dâhil edilmiştir. Bütün katılımcı ebeveynlere Sosyodemografik Bilgi Formu ve Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) uygulanmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda literatürle uyumlu bir şekilde gelişimsel dil ve konuşma bozukluğunun (GDKB) erkek çocuklarda daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir. Ayrıca, annenin öğrenim durumu (p=0.02) ve ailenin sosyoekonomik düzeyi (p=0.03) bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Ebeveyn tutumları bakımından ise gelişimsel dil ve konuşma bozukluğu (GDKB) olan çocuğa sahip annelerde aşırı koruyucu (p=0.01) ve izin verici (p=0.03 ebeveyn tutumlarının daha yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çocuklarda dil ve konuşma gecikmesine sebep olan birçok faktör bulunmaktadır. Çalışmamızda cinsiyetin, annenin öğrenim durumunun ve ailenin sosyoekonomik düzeyinin gelişimsel dil ve konuşma bozukluğunda etkili faktörler olabileceği; bunun yanı sıra aşırı koruyucu ve izin verici ebeveyn tutumlarının, çocuğun dil gelişimde önemli bir role sahip olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Dil Gelişimi, Dil Gecikmesi, Gecikmiş Konuşma, Gelişimsel Dil ve Konuşma Bozukluğu, Ebeveyn Tutumları

Ana-baba tutumuDil gelişimiKonuşma+2
Ahmet Karakuzu
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ses polikliniğine başvuran fonksiyonel ses hastalarına uygulanan diyafram solunumu eğitiminin aerodinamik parametrelere etkisi

Amaç: Çalışmamızın amacı; KBB polikliniğindeVLS ile KBB uzmanı tarafından fonksiyonel ses bozukluğu tanısı alan hastalarda diyafram solunumu eğitiminin ses üzerindeki sonuçlarını belirlemek ve değerlendirmektir. Objektif değerlendirme amacı ile çalışmamıza dâhil ettiğimiz s süresi, z süresi, s/z oranı, maksimumfonasyon zamanı, fonasyon bölümü/oranı ve vital kapasite hava akış hızı/volüm ilgili olan aerodinamik parametrelerdir. Aerodinamik ölçümler, fonasyon da görev yapan akciğerlerin hacimleri ve kapasiteleri hakkında bilgi veren hava basıncı ve hava akış hızı/volüm ölçümleridir. Diyafram solunumu eğitimi öncesinde ve diyafram solunum eğitiminin tamamlanmasından bir ay sonra karşılaştırılarak ses tedavisi etkinliğinin değerlendirilmesinde yüksek güvenilirlik ve geçerliliği olan bir dizi nesnel ölçümortaya konulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem:Aralık 2018-Mayıs 2019 yılları arasında, fonksiyonel ses bozukluğu tanısı almış, 18-65 yaş arası 60 hasta ve 30 kadın, 30 erkek olarak 60 kontrol grubu çalışma kapsamına alındı. Maksimum fonasyon zamanı, s süresi, z süresi ve s/z oranı audacity ses analiz programı kullanılarak ölçüldü.Kayıtlar, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB polikliniğinin ses laboratuarında alındı. Vital kapasite (VK) ve fonasyon bölümü/oranı ölçümü ise solunum fonksiyon testi (SFT) olan pletismograf ile ölçüldü. Bulgular:Terapi öncesi ve sonrasında maksimum fonasyon zamanı, s süresi, vital kapasite, fonasyon katsayısı/oranı (p>0,05) açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Z süresi, s/z oranı terapi öncesi ve sonrasında (p<0,05) açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (Tablo 42). Sonuç:Diyafram solunumu eğitimi öncesi ve sonrası z süresi ve s/z sürelerindeanlamlı farklılıkların olması fonksiyonel ses hastalarında yapılacak terapilerde solunum terapisinin uygulanmasının da yer alması gerektiğini ortaya koymuştur. Anahtar Sözcükler :Fonksiyonel ses hastalığı, Aerodinamik analiz, Diyafram solunumu eğitimi.

AerodinamikDiyaframKonuşma+7
Sevcan Özalp
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00

Related subjects