Subjectivity
Bu konu başlığı altında 60 tez
Animasyonda "öznel karşıtlık" kuramı kapsamında "Kocakarı ile Tilki" uygulama filmi
Erken dönemde bir illüzyon ve eğlence aracı olarak kullanılan sinemanın, öykü anlatımı noktasında sunduğu özgün dil ve bu bağlamdaki potansiyelinin keşfi ile beraber günümüz modern yapısına doğru gelişimi hızlanmıştır. Bu süreçte anlatacak öykü arayışındaki sinema, kaynak olarak edebi metinlere yönelmiştir. Edebi metinlerden uyarlanan filmler hem kaynak öykü ihtiyaçlarını gidermiş hem de edebiyat okuyucusunu kendisine çekebilmiştir. Benzer bir şekilde edebi metinler de filmler aracılığıyla yeni nesillere aktarılmıştır. Ancak uyarlama filmler, yoğun bir biçimde kaynak aldıkları eserler ile karşılaştırılarak, başta kaynağına sadıklıkları olmak üzere farklı konularda eleştirilmişlerdir. Bir sinema türü olarak konumlandırılan animasyon sineması da pek çok konuda olduğu gibi uyarlama konusunda da live-action sinemanın kriterleri ile ele alınmaktadır. Paul Wells bunun animasyonun sahip olduğu uyarlama potansiyelinin değerlendirilmesinde eksik bir yöntem olduğunu öne sürerek, altı maddelik "Öznel Karşıtlık" kuramını önermiştir. Bu altı madde, eleştirel birer kriter oluşturmanın yanı sıra, üretim sürecinde takip edilip uyarlama animasyon film üretiminde bir yöntem olarak kullanılabilme potansiyeli taşımaktadır. Bu çalışmada, Paul Wells'in "Öznel Karşıtlık" formülasyonu araştırmanın odağına alınmıştır. "Öznel Karşıtlık" formülasyonunun her bir maddesi irdelenmiş, sonrasında bu maddeler doğrultusunda Nazım Hikmet Ran'ın çocuk masalı olan "Kocakarıyla Tilki" masalı animasyon filme uyarlanarak, "Öznel Karşıtlık" kuramının uyarlama animasyon filmi üretiminde bir yöntem olarak taşıdığı potansiyel ortaya konmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Animasyon Sinema, Edebiyat Uyarlamaları, Öznel Karşıtlık Formülasyonu
Otonomist Marksist kuramda öznellik ve iktidar teorisi
Marksist literatürde ayrı bir gelenek olarak ortaya çıkan Otonomist Marksizm, kapitalizmin güncel krizini sermayenin, işçi sınıfının otonom gücüne karşı gösterdiği tepki içinde okumuştur. 1970'lerde emek ve üretim döngüsündeki dönüşümü, Fordizmden post-Fordizme geçiş olarak yorumlayan kuram, öznelliğe dair yeni düşünce ufuklarının, bu dönüşüm süreciyle birlikte oluştuğunu ortaya koymuştur. Hardt ve Negri, bu dönüşüm sürecinin açığa çıkardığı yeni öznelliği çokluk olarak tanımlamıştır. Düşünürlere göre çokluk, kapitalizmin yeni sömürü ve kontrol sisteminin, eş deyişle imparatorluğun, tahakküm mekanizmalarına karşı yeni öznelliğin politika üretme alanıdır. Hardt ve Negri'nin iktidar düşünceleri, Power (potestas, biyo-iktidar) ve power (potentia, biyo-politika) olmak üzere ikili bir ayrıma dayanmaktadır. Biyo-iktidar, basitçe yaşam üzerine sinen bir iktidar tekniğini ifade etmekteyken, biyo-politika kolektif toplumsal öznelliğin direniş süreçlerini ve ortaklık temelinde yükselen, kurucu yeni siyasal yaşamı açıklamaktadır. İktidar olgusunu tanımlama süreci, çokluğun\kalabalıkların siyasal yetkinliklerini kabul etmekle başlamaktadır. Bu çalışmada Hardt ve Negri'nin kuramsal görüşlerinde öznellik ve iktidar kavramları, siyasal ve felsefi bağlamlarında ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Yeni öznellik olarak sunulan çokluğun nasıl bir yapıya sahip olduğu, öznelliği mümkün kılan koşulların hangileri olduğu ve öznelliğe hayat verecek siyasal projenin yol haritasının nasıl belirlendiği ortaya koyulmuştur. Anahtar Sözcükler: Çokluk, Öznellik, Biyo-politika, Kurucu iktidar, Demokrasi.
1980 sonrası Türk resim sanatında kadın sanatçıların yapıtları ve öznellik
Bu tezin amacı 1980 sonrası Türk Resim Sanatında yer alan kadın sanatçıların eserlerinde öznellik kavramının bulgularını aramak ve eserler üzerinden öznellik kavramını açıklamaktır. Bu amaçla düşünce tarihinde öznellik kavramını ele alan belli başlı kuramsal yaklaşımların tarihsel izi sürülmüş; öznellik, kendilik, öznel deneyim, kendilik deneyimi ve nesnellik kavramları araştırılmıştır. Yanı sıra bu kavramların sanat olgusuyla ilişkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Antik Yunan, Ortaçağ, Aydınlanma ve Modernizmle birlikte özne, öznellik, öznel deneyim ve kendilik kavramlarının yarattığı tartışmalar incelenmiştir. Ayrıca öznellik ve öznel deneyim bağlamında resim sanatı, sözü edilen kavram ve kuramsal yaklaşımlarla ilişkilendirilmiştir. Bu tezde nitel araştırma yöntemi kullanılarak veriler toplanmış, kaynak analizleri yapılmış ve sanat eserleri incelenmiştir. Tezde yer alan eserler betimsel analiz yöntemine göre yorumlanmış ve kavramsal ilişkiler kurulmuştur. Bunun yanında Türk Resim Sanatında öznellik kavramı analiz edilmiş daha sonra sanatçılar ve eserleri öznellik bağlamında değerlendirilmiştir. Tez kapsamında Tomur Atagök, Neşe Erdok, Nur Koçak, Berna Türemen, İpek Duben, Gülsün Karamustafa, Azade Köker, Fatma Tülin Öztürk, Selma Gürbüz, Didem Ünlü olmak üzere on kadın sanatçı ve 1980 sonrasında ürettikleri eserlere yer verilmiştir. Sözü edilen sanatçıların eserlerinde öznellik ve öznel deneyim kavramlarının varlığı görülmüştür.
Türk siyasetinde kadınların özneleşmesi hali: Diyarbakır Anneleri
Günümüz tartışma konularından olan kadının siyasete katılması meselesi aslında bir demokrasi meselesidir. Kadınların siyasal yaşam içerisinden geri kalmaları geçmişten bugüne aktarılarak gelen toplumsal cinsiyet normlarından kaynaklanmaktadır. Bu çalışmada kadınların duygusallıklarından, anne oluşlarından, ekonomik ve sosyal çevrelerinden dolayı siyasal alan içerisinde nesne ve özne konumunda olmaları tarihsel, niteliksel bağlamda incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda Diyarbakır Anneleri örneklemi üzerinden gidilerek amaçlanan ana argüman, kadınların siyasal temsilinin ve karar verici (özne) olmasının öneminin yeniden vurgulanmasıdır.
Kapitalizm ve korku
Bu çalışma kapitalist toplumda üretim ve tüketim alanındaki öznenin, Marx, Foucault ve Lacan'nın özne üzerine tartışmalarından hareketle korku ve kaygı üzerinde temellenen nasıl bir öznellik geliştirdiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Günümüzde kapitalist sistem devamlılığını sağlarken, insanı da kendisiyle birlikte dönüştürmektedir. Üretim ilişkileriyle kendisine bağladığı insanı gün geçtikçe çeşitlenen tüketim ürünleriyle de kendisine bağlamaktadır. Diğer taraftan kapitalizm dünyayı tehdit eden risklerin küresel düzeyde artmasıyla insanları korku durumlarını çoğaltan bir sistemdir. Bu çalışma kapitalist sistemin ilerlemesiyle birlikte insanların genel kaygı ve korku düzeylerinin arttığını, çalışmanın hayatta kalmak için zorunlu para kazanma kaynağı haline dönüşmesiyle, insanların üretim ilişkilerine mecburen eklemlenmesi sonucu yaşadığı korku ve kaygı durumlarını tartışmaktadır. Burada üretim ilişkilerinin bir egemenlik ilişkisine dönüşürken, çalışmanın bir statü halini alması, statü endişesini oluştururken, esnek üretime geçmeyle birlikte iş güvencesizliğinin getirdiği korku ve kaygıya değinildi. Diğer taraftan tüketimin artık bir ihtiyacı karşılamak yerine bizzat kendisinin bir ihtiyaç halini almasıyla tüketim toplumuna girdiğimizi ilan eden Baudrillard?dan hareketle, insanın salt kendisi istediği için değil, kendine ?rasyonel? diye sunulan davranışları yapmak, ürünleri tüketmek zorunda hissetmesiyle birlikte bu uyumlulaştırma sürecinin modern insanda açtığı korku ve kaygının varlığı ortaya konulmaya çalışıldı. Öznenin kapitalist toplumda artık nesneler, göstergeler ve resmin şiddetine maruz kaldığını tespit ettik. Büyüsü bozulan dünyada gösteri toplumu her şeyi temsile bırakıp kaçarken öznenin nasıl anlamsızlık dünyasında kaldığına ulaşıldı. Marx bize sosyalizm fikrini sunarken onu istememiz ve sosyalizmi kurmamızın en büyük nedenlerinden birisi olarak insanın kendi değerini kendi belirlemesi olarak ortaya koyar. Tüketim ve üretim ile çevrilmiş toplumun hiçbir zaman kendi değerini kendinin biçemediği, artık tükettikçe yok olan, sahip oldukça var olduğu yanılsaması yaşayan bir öznenin olduğu tespit edildi. Öznenin kendi değerini bulduğunu sandığı nesneler ve gösteri dünyası, yaşamanın anlamı gibi görünen üretim ilişkileri, öznenin kendisini kaybederek kendini gerçekleştirdiği, kendi hakikati olabilmek için başkası haline geldiği bir ortam olduğunun altı çizildi. Anahtar Kelimeler: Kapitalizm, Korku, Kaygı, Marx, Baudrillard, Tüketim, Üretim, Gösteri Toplumu, Özne, Öznellik, Debord, Tüketim Toplumu
Sophie Calle, Nan Goldin ve Marlene Dumas`da öznellik ve bedenin temsili
Modernite düşüncesinin evrensel doğruyu bulma arayışı, sanat alanında da etkili olmuş, fikir yerine biçimsel kaygıların egemen olduğu sanat, kendini tekrar etmeye başlamıştır. Modernizmin sona erişiyle, biricik olan sanat objesi önemini kaybetmiş, kavramlar, orjinal fikirler ve farklı sunum şekilleri sanat alanında yeni kapılar açmıştır. Bu çalışmada, tek merkezci ve ataerkil bir söylemle yazılmış olan sanat tarihi içerisinde, kadın bedeninin ve toplum içindeki varlığının temsil edilme biçimleri ve öznelliğin sanat üretimindeki yeri incelenmekte, Sophie Calle, Nan Goldin ve Marlene Dumas'nın çalışmaları ile örneklendirilmektedir. Toplumsal pratiklerde olduğu gibi sanat alanında da Batı-Doğu, siyah-beyaz, kadın-erkek ayrımları yaşanmıştır. Bu karşıtlıklar dahilinde, Batılı beyaz erkek özne etken bir tavır içindeyken, kadın sanatta estetik bir haz objesi olarak temsil edilmiştir. Çalışma içerisnde, feminist hareketlerin etkili olduğu ve toplumsal cinsiyet teorilerinin önem kazandığı 1960 sonrası dönemde, kadın sanatçıların bedeni ve bireysel hikayelerini, sanat alanında etken bir hale gelebilmek amacıyla kullanış şekilleri incelenmektedir. Sanatçıların öznel bir bakış açısı ile eleştirisini yaptığı iktidar söylemleri, postmodern düşünceler bağlamında önemini kaybetmeye başlamıştır. Toplumsal ve teknolojik gelişmelerin önem kazandığı bir sanat ortamında öznellik, farklı eğilimlerin ifade edildiği bir özgürlük imkanı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Sophie Calle, Nan Goldin, Marlene Dumas, çağdaş sanat, öznellik, bedenin temsili. vııı
İşlevsel dilbilgisi açısından tarz eylemlerinin öğretimi üzerine
Bu çalışmada ?işlevsel dilbilgisi? nin öğretim üzerindeki etkisi ele alınmıştır. Öğretim alanının konusu çok kapsamlı olduğu için sadece ?tarz eylemler? üzerine bir çalışma yapılmıştır. Derslerdeki deneyimler ve Yabancı dil eğitimdeki iletişim ortamına bakıldığında, öğrencilerin tarz eylemlerinin nesnel kullanımında zorluk çekmediği ancak öznel kullanımlarda çektikleri görülmektedir. Bunun nedeni ise tarz eylemlerinin nesnel ve öznel kullanımı arasındaki farkı yapı benzerliğinden kavrayamamış olmalarıdır.Çalışmanın içeriği ikiye ayrılmaktadır. İlk bölümde işlevsel dilbilgisi kuramsal olarak ele alınmıştır. İkinci bölümünde de tarz eylemlerinin etkin bir şekilde öğretilmesine ve öğrenilmesine yönelik bazı yöntemler sunulmuştur. Böylece tarz eylemlerinin nesnel ve öznel kullanımdaki farkına dil bilinçlendirmesi yoluyla değinilmiştir.Anahtar Kelimeler: işlevsel dilbilgisi, iletişim, nesnel, öznel, tarz eylemler.
Türk üniversite öğrencilerinin Fransızca öznellik kipi edinimi
Bu çalışma, Türk öğrencilerin Fransızca öğrenim sürecinde karşılaştıkları zorlukların dilsel boyutunun öznellik (fr. Subjonctif) kipi bağlamında karşıtsal bir yaklaşımla incelenmesini konu edinmektedir. Söz konusu kipin hem öğrenimi hem aktarımı karşılaşılan en önemli sorunlardan biridir. Bu sorun, sadece söz konusu kipin çekimiyle ilgili değil, aynı zamanda ve belki daha çok, kullanım alanlarının tam olarak kavranamamasından kaynaklanıyor olmalıdır. Kullanım alanlarının öğrencinin ana dilindekiyle birebir örtüşmemesi de bir başka güçlüktür. Gerçekten, Fransızca öznellik kipi öğreniminin gerek öğrenciler gerekse eğitimciler için güçlük çekilen konuların başındadır. Bu zorluğun temelinde yatan etkenin ise, diller arasındaki farklılıklardan kaynaklanıyor olduğunu düşünmekteyiz. Uygulamalı dilbilimin karşıtsal dilbilim alanına giren bu çalışmada, Fransızca öznellik kipi ile Türkçede eşdeğeri olan tasarlama kipleri karşıtsal bir yaklaşımla incelenmektedir. Öznellik kipinin biçimsel, işlevsel, anlamsal ve sözdizimsel olarak Türk üniversite öğrencilerine farklı olduğu görüşü ileri sürülmekte ve farklılıkların, öğrenim sürecinde sebep olduğu zorluklar araştırılmaktadır. Bu çalışma, nicel araştırma tekniği çerçevesinde değerlendirilmiştir. Veri toplamada, sormaca tekniği kullanılmış, sayısal veriler elde edilmiş ve analizleri yapılmıştır. Söz konusu sormaca; olgusal, tutum ve bilgi sorularından olmak üzere 37 sorudan oluşturulmuştur. Bu sormacadan elde edilen verilere göre, dilsel benzerlikler öğrenimi kolaylaştırmakta, farklılıklar ise, zorlaştırmaktadır. Fransızca öğrenirken en zor konulardan birinin öznellik kipi olduğu saptanmıştır. Bu kipin kullanımı ve fiilin öznellik kipindeki çekimi, öğrenimini zorlaştırdığı anlaşılmıştır. Öğrencilerin öznellik kipi kullanım alanlarını iyi bilmedikleri saptanmış ve bu sorunun da önemli bir zorluğa neden olduğu belirlenmiştir. Türk üniversite öğrencileri için öznellik kipinin, tamamen yabancı öğe (fr. Xénité) özelliği taşımadığı gibi tamamen aynılık özelliği de taşımadığı anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Uygulamalı dilbilim, karşıtsal dilbilim, dil edinimi, dil öğretimi, öznellik kipi.
Foucault perspektifinden iktidar, hakikat ve hakikat sonrası
Siyasi atmosferi yansıtmak için Oxford sözlüğü tarafından 2016‟da yılın kelimesi seçilen post-truth (hakikat sonrası) ABD‟deki başkanlık seçimleri ve İngiltere‟deki Brexit referandumu sürecinde seçmeni etkilemek adına hakikatin eğilip büküldüğü bir dönemi işaret eder. Hakikat sonrası çağda nesnel olguları göz ardı eden popülist politikacılar, duygu ve inançlarını gözeterek kurguladıkları hakikatlerle hedef kitlelerinin tutum ve davranışlarını yönlendirir. Fransız düşünür Michel Foucault‟un (1926-1984) bilgi/iktidar yorumlaması ışığında geçmişten bu güne iktidarların hakikat üreterek veya yok ederek toplumları nasıl şekillendirdiği, hakikat sonrası çağ denilen dönemle ilişkilendirilip birey ve grupların iktidar pratikleriyle nasıl yönetildikleri bu tez çalışmasında nitel yöntemle ele alınır. Alanyazı taramasında birincil kaynak olarak Foucault‟un kitapları, makaleleri ve söyleşileri incelenir; iktidar ve hakikat kavramları yorumlanarak iktidarın bir hakikat üretme makinası olarak nasıl çalıştığı incelenir. Foucault bakış açısıyla ele alınan hakikat sonrası kavramı ikincil kaynak eserler ve güncel olaylara dair haberlerle desteklenerek tez çalışması sonuçlandırılır.
Ağ kurma davranışlarının öznel kariyer başarısı üzerindeki etkisinde duygusal zeka ve formalleşmenin düzenleyici rolü
Bu araştırmada ağ kurma davranışının öznel kariyer başarısı üzerindeki etkisi ve duygusal zeka ile formalleşmenin ise bu iki değişken arasındaki ilişkide düzenleyicilik rolü incelenmiştir. Analizde geçerliliği ve güvenirliği yüksek olan ölçekler kullanılarak Adana ilinde faaliyet gösteren çeşitli banka çalışanlarından elde edilen 360 adet anket verileri analiz edilmiştir. Verilerin analiz edilmesi ile ulaşılan bulgulara göre, ağ kurma davranışının öznel kariyer başarısı üzerinde pozitif yönlü anlamlı bir etkisi olduğu ve duygusal zeka ile formalleşmenin de ağ kurma davranışı ile kariyer başarısı arasında düzenleyici bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca araştırmada ağ kurma davranışının demografik özelliklere bağlı olarak farklılık gösterip göstermediği de test edilmiştir. Bu sonuçlara göre cinsiyet, yöneticilik görevi, yaş, eğitim düzeyi, iş tecrübesi, çalışılan birim ve pozisyonun ağ kurma davranışları ortalamaları farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır.
Leyla Erbil'in eserlerine Lacancı özne merkezli bir yaklaşım
Bu çalışmada Leyla Erbil'in romanlarındaki ve anlatılarındaki özneleri oluşturan dinamikler ele alınmıştır. Bu öznelerin hem bireysel hem toplumsal düzeyde özne olma durumları incelenmiştir. Öznelerin oluşmasını sağlayan yapılar sadece içerik değil; anlatım teknikleri, edebi tür, kullanılan dilin çözümlenmesi gibi metni oluşturan öğelerin çözümlenmesiyle de tetkik edilmiştir. Çalışmanın kuramsal temeli, Jacques Lacan'ın özne kuramına ve bu kuramı oluşturduğu düşünülen kavramlara dayanmaktadır. Bunun sebebi ise Leyla Erbil'in eserlerindeki eksik ve arzulayan öznelerin, Lacan'ın simgesel düzeninde yer alan devlet, aile, toplum, dil, kültür, aşk, öteki, milliyet, din, cinsellik, siyaset gibi yapılar içerisinde konumlanmalarıdır. Lacan'ın negatif öznesinin izleri, Leyla Erbil'in Tuhaf Bir Kadın, Karanlığın Günü, Mektup Aşkları, Cüce, Kalan, Tuhaf Bir Erkek adlı eserlerinde aranmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde özne kavramının tarihi gelişimi, Lacan'ın özne kuramı ve Leyla Erbil'in edebi hayatına ve eserlerine yer verilmiştir. İkinci bölümde, adı geçen eserler içerik, anlatım teknikleri ve dil kullanımına göre Lacancı Özne Kuramının çeşitli kavramlarına göre değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: Leyla Erbil, Lacan, Özne, Psikanalitik Edebiyat Kuramı
Küresel iklim değişikliğinin Yukarı Fırat Havzası hidrometeorolojik verileri üzerine etkisi
İklim, tarih boyunca doğal ve beşeri etkilerden dolayı sürekli değişmektedir. Sürekli değişim halinde bulunan iklimin etkileri her geçen gün artmaktadır ve bu sebepten dolayı iklim değişikliğinin etkileri iyi hesaplanmalıdır. Bu tez çalışmasının amacı parametrik olmayan Mann-Kendall (MK), Spearman's Rho, Şen Yenilikçi Trend Analiz (ITA) ve Yenilikçi Poligon Trend Analiz (IPTA) yöntemlerini kullanarak Yukarı Fırat Havzasına ait yağış, akış, nispi nem ve sıcaklık verilerinde trend olup olmadığını saptamak ve bu yöntemleri birbirleriyle kıyaslamaktır. Çalışma alanında parametreler için yaklaşık 50 yıllık veriler kullanılmıştır. ITA ve IPTA metotlarında aylık ortalama yağış verilerinde istasyonlarda diğer metotlarda tespit edilemeyen trendler tespit edilmiştir. Aylık ortalama nispi nem verilerinde ise Mann-Kendall ve Spearman's Rho metotlarında sadece Erzincan istasyonunda azalan yönde bir trend eğilimi tespit edilirken; ITA ve IPTA metotlarında ise birkaç istasyonda trend tespit edilmiştir. Aylık ortalama sıcaklık verileri incelendiğinde ITA ve IPTA metotlarında trend tespit edilirken; Spearman's Rho ve Mann-Kendall yöntemlerinde ise sadece Erzincan istasyonunda artan yönde bir trend eğilimi tespit edilebilmiştir. Aylık ortalama akış verilerinde ise Mann-Kendall ve Spearman's Rho metotlarında Karasu ve Peri istasyonlarında artan yönde trend tespit edilirken; ITA ve IPTA metotlarında bu istasyonlara ek olarak Murat ve Munzur istasyonlarında da trend tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular ve bu bulguların karşılaştırılması neticesinde ITA ve IPTA metotlarının Mann-Kendall ve Spearman's Rho metotlarında tespit edilemeyen trendlerin tespitinde daha duyarlı olduğu sonucuna varılmıştır. IPTA metodunda ayrıca trendlerin artan ya da azalan bölgelere geçişleri ve bu trendlerin uzunlukları ve eğimleri de belirlenebilmiştir. Yapılan tez çalışması sonucunda IPTA metodunun çalışmada kullanılan diğer metotlara kıyasla daha duyarlı olduğu belirlenmiştir
Füsun Akatlı'nın denemeleri üzerine bir inceleme
Deneme; yazarın özgürce seçtiği bir konuda duygu ve düşüncelerini konuşma havası içinde kaleme aldığı bir düzyazı biçimidir. Deneme deyince Dünya edebiyatında akla ilk gelen isim Montaigne'dir. Bu tezde Cumhuriyet dönemi deneme yazarlarından Füsun Akatlı'nın denemeleri üzerine bir inceleme yapılmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde deneme türü hakkında genel bilgiler verilmiştir. Ayrıca deneme türünün yaygın tanımları, diğer türle ilişkisi açıklanmıştır. Denemenin tarihsel gelişim süreci, Batı edebiyatından hareketle ana hatlarıyla takip edilerek türün Türk edebiyatındaki gelişimi ele alınmıştır. İkinci bölümde Füsun Akatlı'nın hayatı hakkında bilgi verilerek edebi kişiliğine değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise Akatlı'nın denemeleri içerik ile dil ve üslup bakımından ikiye ayrılarak incelenmiştir. Akatlı'nın denemelerindeki içerik; kültürel, dil ve düşünce yazıları olmak üzere üç kısımda toplanmıştır. Akatlı'nın kültürel yazılarında eğitim, edebiyat, tiyatro, müzik, aydın-sanatçı gibi konular ele alınırken dil üzerindeki yazılarında da Türkçenin yanlış kullanımı, dilin yozlaşması, dilin kirlenmesi gibi dil ile ilgili sorunlarına değinilmiştir. Düşünce yazılarında ise siyaset, tarih, eleştiri ve felsefe konularını işlediği vurgulanmıştır. Akatlı, felsefeci kimliğini denemelerine yansıttığı için yazılarında soran, sorgulayan, eleştiren bir üslup kullanmıştır. Dili süsten, gösterişten uzak yalın ve açık bir özelliğe sahiptir.
Gender, contested intimacies, and subjectivities in the field of theatre in Turkey
This thesis examines institutional and cultural structures that produce, sustain and normalize gender-based hierarchies and domination in Turkey's theatre field. Drawing upon the semi-structured interviews with 15 theatre professionals working in the field of theatre as an actor, writer, director, designer, or technician, the thesis brings a non-Eurocentric perspective to gender and art literature in the post-#MeToo era and a gender perspective to theatre studies in Turkey. Using the analytical lens of theatrical intimacy, I first argue that the ambiguous discourses and practices surrounding how performers' bodies act in intimate encounters, conceal and reproduce sexual harassment culture in Turkish theatre. Second, intimate encounters in theatre are not in and of themselves empowering or liberating for women and LGBTQIA+ individuals. On the contrary, uncharted territory of intimate encounters renders performers vulnerable to the unexpected forms of sexual harassment and contributes to the reproduction of hegemonic patriarchal conventions in society. Finally, as more women and LGBTQIA+ people share their uncomfortable experiences during theatre performances as well as their hidden and everyday strategies to prevent them, the seemingly progressive but mostly normative conventions become the subject of feminist discussion and intervention and pave the way to a more egalitarian and non-sexist education and production processes in theatre.
From empire to nation: Women and nation building in Spain and Turkey, 1898-1936
Cinsiyet ve uluş inşasına odaklanan sayısız çalışma olsa da bu çalışmaların çok azı sistematik karşılaştırmalı yaklaşımı benimsemiş ve daha da azı Avrupalı ve Avrupalı olmayan örnekleri ele almıştır. Bu tez, 1898-1936 yılları arasında, İspanyol-Amerikan Savaşı'nın bitişinden İspanyol İç Savaşı'na kadar olan süreçte, İspanya ve Türkiye'de imparatorluk sonrası ulusta kadının rolünü analiz etmektedir. Kültürel farklılıkları ve ayrı yollarda ilerlemelerine rağmen, aynı zaman aralığında, bu iki devlet politik kimliklerini imparatorluktan ulusala dönüştüren bir süreçten geçmişlerdir. Bu dönüşümün kilit bir birleşeni kadınlara spesifik roller atamaktı. Bunun sonucu olarak, bu tezin iki amacı vardır. Birincisi, imparatorluktan ulusa geçiş döneminde kadının yerinin yeniden tanımlanmasında, hangi özelliklerin ülkelere özgü olduğunun yanı sıra hangilerinin imparatorluk-aşırı ve ulus-aşırı politik kültürden kaynaklandığını anlamak. İkinci amacı ise, kadın dergilerini birincil kaynak olarak kullanarak, kadınların bu süreçte ne kadar aktif olduklarını ölçmek. Bu tez, kadınlar ve modernlik, kadın hakları, annelik, ulus ve kadınların kamusal söylemlerine erkeklerin müdahaleleri olmak üzere farklı konulara odaklanmıştır. Bu çalışmanın bağlayıcı ve kapsayıcı teması, geleneksel olarak kadınlara atfedilen rollerin yeniden oluşturulmasıdır. Anahtar kelimeler: Ulus-inşası, İspanya, Türkiye, toplumsal cinsiyet, kadınların özneliği, ulus aşırı tarihi
Günümüz sanatında ifadeci yaklaşımlar bağlamında belirginleşen desen olgusu
Günümüz sanatını anlamlandırabilmek, çağdaş gündelik hayatın içeriği ile bağlantısını incelemekle mümkündür. Yaşanan kültürel pratiğin tarihi sanat kurumu ile bağlantısının çözülmesi, modernleşmenin her dönem ittiği kültürel özerklik estetiği, modern dünya insanını çağın gereklerine uygun ifade şekillerine doğru yönlendirmiştir. Kültürel süreçle birlikte şekillenen günümüz sanatı; sanatçının kendini ifade şekliyle önem kazanır. Bu çalışmada, ifadeci yaklaşımlar bağlamında yeni algılamalar ve dışavurumsal süreçlerin (1980'li yıllar) günümüze kadar gelişim aşamaları ile biçimlendirilmiş görselliğin ve içeriğin dayandığı lirizm, korku, öznellik, popüler kültür, cinsiyet, din, beden, politika kavramlarının eleştirel anlayışlarla olan ilişkisi incelenmiştir. Ayrıca ifadesel söylem alanında, belirginleşen yeni algılamalar ve dışavurumsal süreçlerin, günümüz sanatındaki eserlerin yorumlanabilmesinde sağladığı katkılarla, yine öne çıkan figüratif tavır ve siyasi algılamaların, çağdaş söylemler dahilindeki kavramsal süreçlere nasıl dönüştüğü irdelenmiştir. Öncelikle, ifadeci anlatımlara yön veren çizgisel anlayışların 2000'li yıllarda öne çıkan isimlerinden Raymond Pettibon, Marlene Dumas, Luc Tuymans, Peter Doig, Wilhelm Sasnal, Neo Rauch, Wilhelm Kentridge gibi sanatçıların; ifadesel söylemleri ve belirginleşen desen ağırlıklı eserleriyle, günümüz sanatındaki etkin konumlarına dikkat çekilmek istenmiştir. Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Sanat Eleştirisi 2- Desen 3- İfadecilik 4- Öznellik 5- Kavramsal Sanat 6- Lirizm
Türkçede tanıtlama belirticilerinin işlevleri
İletişim sırasında kişiler arasındaki bilgi aktarımının sağlamasında konuşucunun/yazarın bilginin kaynağına ve güvenilirlik derecesine ilişkin kişisel duygu, inanç ve tutumunu tanıtlama belirticileri denilen dilsel düzeneklerle gösterdiği gerçeğinden yola çıkan çalışmamız `Sosyal Bilimler alanlarına (tarih, coğrafya, sanat tarihi, sosyoloji, psikoloji, felsefe, dilbilim) ait metinlerde bilim ideolojisine, dolayısıyla metin oluşturma geleneğine bağlı olarak tanıtlama belirticilerinin öznelliğin nesnelleştirilmesi işlevini yüklendiği' varsayımını sınamak amacıyla Türkçede tanıtlama belirticilerinin sosyal bilimler alanına ilişkin bilimsel metinlerde nasıl kodlandıkları ve ne tür söylem işlevleri yüklendikleri sorularına yanıt aramıştır. Bu araştırma sorularını yanıtlayabilmek için hakemli bilimsel dergilerde yayınlanmış makalelerden tabakalandırılmış rastlantısal örnekleme yoluyla bir bütünce oluşturulmuş ve Dizgeci-İşlevsel Dilbilgisi modeli çerçevesinde incelenmiştir.Çalışmamızdan elde edilen bulgular Türkçede sosyal bilimler alanına ilişkin bilimsel metinlerde yazarların bilgiye olan tutumlarını sistematik olarak hangi dilsel düzenekler aracılığıyla kodladıklarını ve bu dilsel düzenekleri öznellik, nesnellik, paylaşılan-öznellik boyutunda ne sıklıkta kullandıklarını ortaya çıkarmıştır. Bu bulgular aynı zamanda sosyal bilimler alanına ilişkin bilimsel metinlerde dil kullanımının altında yatan ideolojik nedenlerin eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilmesine de ışık tutmaktadır. Buna göre, çalışmamız sosyal bilimler alanındaki bilimsel metinlerde tanıtlama belirticilerinin öznelliği örtükleştirme ve nesnelliği sağlama işlevinde rol oynadığını ileri sürmektedir. Tanıtlama belirticilerine ilişkin seçimlerin altında bilimsel alanda, baskın bilimsel paradigmanın normlarına uyarak saygınlık elde etme kaygısı yatmaktadır.
Evrimci materyalist bilim anlayışı açısından bilinç sorunu
Birinci şahıs perspektifinden öznel ve içsel olarak erişilebilen zihin durumlarının ve bu bağlamda bilinçliliğin, üçüncü şahıs perspektifinden nesnel bilimin konusu olup olamayacağı, çağdaş zihin felsefesinin en çok tartışılan sorularından birisidir. Günümüzde en çok bilinen ve referans olarak kullanılan düşünce deneyleri de bilince bu ayrıcalıklı erişime veya iç niteliklere göndermede bulunarak, bilinçliliğin varlığının materyalist dünya görüşüne uyumsuzluğunu göstermeyi amaçlar. Bu tezde karşıt görüşler incelenerek açıklandıktan sonra, Daniel Dennett'ın inşa ettiği bilinç kuramı üzerinden bilinçli organizmanın materyalist evrende nasıl ortaya çıktığı ve üçüncü şahıs perspektifinden nesnel bilimin nasıl konusu olabileceği ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bilinçli organizmanın ortaya çıkışını Darwinci evrimin doğal seçilim kuramı ile adım adım açıklayan Dennett, Heterofenomenoloji adını verdiği yöntemi ile de bilincin bilimsel olarak incelenebilirliğini gösterir. Tezde son olarak da, bilinci materyalist dünya görüşünün ve dolayısıyla bilimin dışında tutmayı amaçlayan, zihin felsefesinin en bilinen ve değinilen düşünce deneylerine Dennett'ın yanıtları ele alınır. Böylece bilinç sorununun bilimsel bir açıklamasının yapılabileceği; bilincin, bilimin yöntem ve kavramlarının dışında kalmadığı, doğaüstü bir fenomen olmadığı görüşü ortaya konulmuş olur. Anahtar Kelimeler: Bilinç, Dil, Evrim, Materyalizm, Öznellik, Yönelimsellik
Heidegger'in batı metafiziğine yönelik tedirginliği ve modern özne eleştirisi
Heidegger'e göre klasik özne, Varlık'a sadece teorik bilme edimiyle yönelen, dolayısıyla kendini de eksik ve yanlış yorumlayan bir öznedir. Heidegger'in özneye yönelik eleştirisi, batı felsefesinin Platon'la başlayan, oluş sorusunun hak ettiği derinliği görmezden gelen, epistemolojik bir kesinlik arayan, bu nedenle de bağlamdan kopan bir metafizik düşüncede buluşan geleneksel programı hedef alır. Heidegger'e göre batı felsefesinin, Varlık'ı bir bütün olarak ve akış halinde kavramaktan uzak, epistemolojik kesinliklere tutturmak isteyen tavrı ve bu nedenle kaçınılmaz olarak bağlamdan kopuk bir izlekte seyretmesi temel bir hatadır. Dolayısıyla, kendimiz ve dünya hakkındaki kavrayışımızın da hatalı olarak belirlenmesine yol açar. Bu bağlamda, tüm felsefi sorunlar, esaslı bir ontolojik açılımla yeniden ele alınmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu, Heidegger'in tüm felsefesine ağırlığını koyan temel argüman (fundemental ontoloji) olup, onun modern özne değerlendirmesinin de karakteridir. Bu çalışmada, öncelikle geleneksel metafiziğin özne algılayışına yönelik Heidegger'ci eleştiri, ardından da bu eleştiriyi olanaklı kılan temel gerekçeler araştırılacaktır. Sonuç olarak, Heidegger'in modern özne eleştirisi ve Dasein kavrayışı ile, modern özneyi alt etme projesinin başarılı olduğu iddiası ve buna karşılık Heidegger'in yeni bir özne anlayışı geliştirdiği iddiası karşılaştırılarak tartışılacaktır.
Öznelik kapasitesi bağlamında biyolojik annelik: Üremeye yardımcı teknolojileri kullanan kadınların deneyimleri
Eril sistemin geçerli olduğu geleneksel toplumlarda kadınlar küçüklüklerinden itibaren annelikle özdeşleştirilerek yetiştirilmekte ve annelik rolünün içselleştirilmesi sağlanmaktadır. Bu şekilde annelik üzerinden özneliklerini inşa eden kadınlar için toplum içerisinde varoluşlarını tamamlayacak bir unsur olan biyolojik anneliğin önemi oldukça büyüktür. Bundan dolayı biyolojik olarak anne olamayan kadınlar anne olmak için üremeye yardımcı teknolojilere başvurmakta ve her ne kadar sıkıntılı, zor, maddi-manevi yıpratıcı bir süreç olsa da pek çok kadın bu sürece dâhil olmaktadır. Bu noktada kadınların biyolojik anne olma "kararlarını/istemlerini" etkileyen unsurların arka planının inceleme altına alınması, kadınların öznelik inşası, öznelik kapasitesi ve ataerkil inşaya direnme potansiyelinin tartışılması önemlidir. Bu nedenle bu araştırmanın amacı; üremeye yardımcı teknolojilerden yararlanarak biyolojik anne olmaya çalışan kadınların deneyimlerinden hareketle annelik inşasını öznelik kapasitesi üzerinden incelemek ve tartışmaktır.
Søren Kierkegaard'da rasyonalite soruşturması
Bu çalışma, Danimarkalı düşünür Søren Kierkegaard'ın varoluş felsefesi kapsamında rasyonalite meselesini soruşturmayı amaçlamaktadır. Kierkegaard'ın felsefesinin temel gayesi olan bireyin varoluşu bu tezin temel dayanağıdır. Hakikatin rasyonellikle bağdaştırıldığı 19. yüzyılda Kierkegaard'ın "hakikat öznelliktir" iddiası ve paradoksal akıl anlayışı felsefe camiası tarafından eleştirilmesine sebep olmuştur. Bu eleştiriler ağırlıklı olarak Kierkegaard'ın ve felsefesinin irrasyonel veya rasyonellik karşıtı olduğu iddiasını içerir. Bu tezin amacı bu eleştirilerin ima ettiği gibi Kierkegaard felsefesinin bir misoloji içerip içermediğini soruşturmaktır. Bu ima, Kierkegaard'ın Hegel'e yönelik eleştirilerinden ve felsefesinde aklın paradoksu olarak işaret ettiği iman kavramını ele almasından kaynaklanır. Oysa Kierkegaard'ın felsefesi salt bir imancılık eğilimden öteye geçer. Kierkegaard'ın asıl amacı rasyonel fanatizmin bireyin öznelliğini ihmal ettiğini göstermektir. Bu anlamda aklın kendisine değil, aklın tanrısallaştırılmasına karşı çıkan Kierkegaard'ın eleştirilerine bu bağlamda dikkat çekmeye çalıştık. İlk bölümde 17. yüzyıldan başlayarak 19. yüzyıla dek rasyonalitenin düşünce tarihindeki serüvenini genel hatlarıyla özetlemeye çalıştık. Bu bölümde kendi dönemlerinin rasyonalizm temsilcileri olarak gördüğümüz Descartes, Kant ve Hegel'in felsefelerine dikkatimizi vererek bu filozofların rasyonalite anlayışlarını ortaya koymaya çalıştık. İkinci bölümde Kierkegaard'ın felsefesinin önemli kavramları olan ironi, kaygı, umutsuzluk ve iman anlayışını serimleyerek, bireyin varoluş alanlarını detaylıca ele aldık. Üçüncü bölümde ise, Kierkegaard'ın rasyonalite eleştirilerini göz önünde bulundurarak Kierkegaard felsefesinin bütününü irrasyonel veya rasyonellik karşıtı saymanın sağlam bir temeli olmadığı ve böyle bir ayrımın esasen yapay bir ayrımdan ibaret olduğu kanısına varmış olduk.
Mushaf ve nesnellik
Farklılaşan ihtiyaçlar, değişen toplum ve şartlar, beraberinde yorum farklılıklarını da getirmiştir. Tefsir ilmi için de geçerli olan bu ihtilâfların sebebi bağlamında birçok araştırma yapılmıştır. Bu yönde yapılmış çalışmalarda ihtilâfların kökeni noktasında; müfessirin yaşadığı ortam, bilgi seviyesi, yaklaşım tarzı gibi durumlar sayılmıştır. Dolayısıyla Mushaf'ın anlaşılmasındaki öznelliğin merkezinde okuyucu/yorumcu vardır. Nesne üzerinde yeteri kadar durulmamış, bunun ne gibi sonuçlara sebebiyet vereceği üzerine odaklanılmamıştır. Binaenaleyh mevcut tezi bu tür çalışmalardan ayıran en bariz nüans, araştırmamızda kimi ihtilâfların, başka bir söylemle öznelliklerin metnin kendisinden kaynaklandığına işaret edilmesidir. Aynı zamanda ihtilâfa sebebiyet veren ifadeler üzerinden bir nesnelliğe varılıp varılamayacağı da tetkik edilmiştir. Özellikle son bölümde zikredilen başlıklar çerçevesinde Mushaf'ın, bazı açılardan nesnelliğe engel olan yönleri olduğuna ulaşılmıştır. Kanaatimizce son bölümdeki başlıklar altında sayılabilecek noktalarda radikal bir nesnellik iddiası, ayrışma ve kavgalara sebep olmaktadır. Mushaf'ın söz konusu başlıklar çerçevesinde bazen öznelliğe kapı araladığı iddiası; ilgili noktalardaki Kur'ânî ifadelerin keyfî bir şekilde yorumlanabileceği, bu anlamda sonsuz bir özgürlük alanı tanıdığı veya hiçbir anlama ulaşılamayacak kadar kapalı olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Zira en nihayetinde dil ve bu dilin kullanıldığı iç bağlam buna engel olmaktadır. Bazı âyetlerin öznelliğe kapı araladığından maksat, söz konusu ifadeler üzerinde evrensel, nihaî bir yargıya varılamayacağıdır. Bu sonuç açısından bakıldığında Kur'âniyyûn ehlinin temel fikrinin de sahih olmadığına kanaat getirilmiş, bu açıdan ilgili düşünce biçimi de eleştirilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Kur'ân, Mushaf, Tefsir, Nesnellik, Öznellik.
Türk ütopyalarında özneleşme pratikleri
Bu çalışmada, Türk ütopyaları bir yönetim biçimi olarak ele alınmıştır. Ütopyalar ortaya çıktıkları andan itibaren toplumsal sorunları ele alan eleştirel metinler olmuşlardır. Ancak ütopyalar eleştirel olmalarının yanında toplumsal sorunlar için alternatif çözüm yolları da önermiştir. Ütopyalar edebi metinler olmalarının yanı sıra, bu önerilerle birlikte bir yönetim kurgusu olmayı da başarmıştır. Türk ütopyaları da benzer kaygılarla on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede Türk ütopyaları bu çalışmada bir yönetim kurgusu olarak incelemiştir. Yönetim meselesi ise Foucaultyen yöntem kapsamında, "özneleşme pratikleri" ile ele alınmıştır. Özneleşme pratikleri Foucault açısından "yönetimsel" düzeni açıklamak içindir. Foucault bu çerçevede özneyi yönetimsellik ve değişen iktidar biçimiyle tartışmıştır. İktidar toplumun kılcal damarlarına kadar indirgenmiştir. Bütün bu kavramlar ayrıca modernleşme perspektifiyle de değerlendirilmiştir. Foucaultyen manada modernleşme hayat temelli bir "yönetimselliği" var eder. Çalışmada yönetimsellik kavramı, değişen iktidar anlayışı çerçevesinde Türk/Osmanlı modernleşmesi örneğiyle ortaya konulmuştur. Türkiye'de Modernleşme kavramı genellikle "özne dışı" olarak ele alınmıştır. Çalışma bu amaçla özne temelinde Türk modernleşmesini tartışmıştır ve Osmanlı modernleşmesinin "özneleşme pratikleri" ile açıklanabileceğini ileri sürmüştür. İkinci bölümde, genel olarak ütopya kavramı ele alınmış ve ütopyaların yönetim bağlamı incelenmiştir. Bu bölüm aynı zamanda klasik ütopyalar ile modern ütopyaların farkını da ortaya koymuştur. Böylece ütopyalardaki yönetim bağlamının zaman içerisindeki değişimi ortaya çıkartılabilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise altı Türk ütopyası sırasıyla "Osmanlı", "Kadın" ve "Türk" öznesi çerçevesinde ele alınmıştır. Bu sayede özneleşme pratikleri ile edebi bir metin olan ütopyalar incelenmiştir. Böylece edebi bir kurmaca olan ütopyaların yönetim çerçevesinde ele alınabileceği ortaya konulabilmiştir. Anahtar Kelimeler: Modernleşme, Yönetimsellik, Ütopyalar, Özneleşme Pratikleri, Türk Ütopyaları
L'enseignement de l'expression linguistique de la subjectivité dans la classe de FLE
Bu çalışmada, Fransızcanın yabancı dil olarak öğretilmesi / öğrenilmesi sürecinde, öznelliğin dilsel ifadesine ilişkin farkındalığın artırılması amacıyla teşvik edici bir eğitim deneyimi dikkate alınmıştır. Bu araştırma, Ankara Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fransızca Öğretmenliği Bölümü 1. sınıf gönüllü öğrencileriyle, 2022-2023 eğitim-öğretim yılı birinci dönemindeki "Fransızca Okuma Becerileri I" derslerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma tasarımında karma yöntem benimsenmiştir. Bu bağlamda, araştırmanın ilk bölümünde, yarı yapılandırılmış sorulardan oluşan bir anket aracılığıyla, öğrencilerin bu öğrenme sürecine ilişkin paylaştıkları görüşlerden elde edilen veriler temel alınmıştır. Araştırmanın bu bölümünden elde edilen nitel veriler tematik içerik analizi yoluyla incelenmiştir. İkinci bölüm ise, öznel ifadelerin saptanmasına ilişkin okuduğunu anlama ve öznel ifadelerin kullanımına ilişkin yazılı üretim bölümlerinden oluşan, gözlem ve değerlendirme formu içeren ön test ve son testten elde edilen veriler üzerine oluşturulmuştur. İkinci bölümden elde edilen nicel veriler SPSS 18 prosedürü kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, ön test ve son test arasındaki farklar ders sürecindeki öğrenmenin önemli ölçüde arttığını göstermiştir. Öğrenciler bu deneyimin, dilin yapısal ve işlevsel özelliklerini daha iyi anlamalarına, dilin incelikli yapılarını ve kullanımlarını daha bilinçli bir şekilde gözlemleyerek dilin sosyokültürel ve bireysel bağlamlarda nasıl işlediğini daha iyi anlamalarına yardımcı olduğunu bildirmişlerdir. Bu nedenle, sözceleme kuramının bir bileşeni olarak öznellik kavramının, Fransızcanın yabancı dil olarak öğretilmesi / öğrenilmesi sürecine dahil edilmesi önerilmektedir.