Symbolism
Bu konu başlığı altında 57 tez
Orta çağ seyahatnameleri ve coğrafi eserlerine göre giyim kuşam geleneği (IX.-XV. yüzyıl)
İnsanların en temel ihtiyaçlarından biri giyinmektir. Bu nedenle insanların giyim kuşamı geçmişten günümüze evrilerek devam eden bir durumdur. Tarihi süreçlere bakıldığında ilk zamanlarda insanların çeşitli etkenlerden korunmak amacıyla vücudunu örttüğü/giyindiği fakat sonraki dönemlerde bambaşka anlam ve amaçlarla örtünmeye/giyinmeye başladığı görülür. İnsanların giyinmeye ne zaman başladığı, nasıl giyindiği, bunun için nelerden yararlandığı gibi pek çok konu büyük bir merak uyandırmaktadır. Literatür incelemesi yapıldığında bu konuyla ilgili birçok çalışmanın var olduğu görülür. Ancak seyyahların gözüyle giyim kuşama dair aktarılanlar işin bir başka bir boyutunu sunmaktadır. Orta Çağ dönemindeki seyahatnameler ve bunlardan beslenen coğrafi eserlerde dönemin giyim kuşamına dair bilgiler günümüze ışık tutmaktadır. Zira seyyah ve coğrafyacılar bizzat şahit oldukları veya kimi zaman onlar da kendilerinden önceki müelliflerden aldıkları bilgilerle kendilerinden sonraki insanların meraklarına cevap vermektedir. Seyyahların yerinde görme ve inceleme bağlamında yaptıkları gözlemler doğrultusunda Orta Çağ dünyasında insanların neler giyinip kuşandığı, bunlar için nelerden ve nasıl yararlandığı, bunların ticaretinin nasıl yapıldığı, diplomaside kullanımının nasıl olduğu gibi daha pek çok konu hakkında önemli bilgiler elde edilmektedir. Böylece insanların cinsiyetini, statülerini, içinde bulunduğu toplumun algısını, inançlarını, gelenek ve göreneklerini, iktisadi durumunu, kültürünü, psikolojisini hatta gücünü giyim kuşamla nasıl ifade edilebildiği gibi giyinmenin başka boyutlarını ortaya koymaktadır. Bu durum sosyal tarihçilik için birer veri kaynağı olarak araştırmacılar için büyük bir önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Orta Çağ'da Giyim Kuşam, Giyim Tarihi, Seyyahlar, Seyahatnameler, Coğrafi Eserler.
Türk resminde Şamanizm'in izleri, sembolleri ve resim üretmede olanakları
Bu çalışma Türk resminde Şamanizm'in izlerini, sembollerini ve modern Türk Resim üretmedeki olanakları ortaya konmak için yazılmıştır. Yapılan arkeolojik bulgular doğrultusunda Şamanların resim sanatına dair verdikleri ilk örnekler göz önünde alındığında onları tarihin ilk sanatçıları olarak kabul edebiliriz. Şaman ve Şamanizm ilk çağlardan günümüze kadar uzanan süreçte doğa ve mistik güçlerle ile iç içe olduğundan ve ayrıca yaşama verdikleri değer nedeniyle modern sanat alanında meydana gelen değişimler de değerini hep korumuştur. Bu özelliği ile resim alanındaki sanatçıların her zaman ilgi odağı durumuna gelmiştir. Bu tezin amacı, çağdaş Türk resmi içerisinde yer alan Şamanist semboller içeren eserlerin incelenip görsel çözümlemelerinin yapılması ve araştırmacının kendi bireysel çalışmalarının üretilmesi yolu ile Türk kültürünün mirası olan Şamanizm ve şaman sembollerinin canlı bir şekilde yaşatılmasına ve akabinde gelecek nesillere aktarılmasına dair katkı sağlamaktır. Bu araştırma kapsamında elde edilen bulgulardan, araştırılan sanatçılar doğrultusunda da Türk resmini temsil eden eserlerde en çok karşılaşılan sembollerin hayat ağacı, nazar boncukları, at, koruluklar, dağ ve kuşlar olduğu anlaşılmıştır.
II. Abdülhamid Dönemi (1876-1909) eğitim sistemi, eğitim yapıları ve askeri rüşdiyeler
XVII. yüzyılla birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nda eğitimde başlayan modernleşme hareketi, II. Abdülhamid Dönemi'nde de sürmüş, mali sıkıntılara rağmen, siyasi erk tarafından eğitim devletin üstlenmek zorunda olduğu bir kamu hizmeti olarak algılanmıştır.II. Abdülhamid Dönemi'nde, Osmanlı eğitim sisteminin sağlam bir zemine oturtulması 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi'nin tüm maddeleri ile hayata geçirilmesi sağlanmış, dolayısıyla da alt yapının kurulması ile eğitimin yaygınlaştırılması ve devletin eğitim sistemi üzerindeki denetimi kısmen de olsa sağlanmıştır.Eğitimin işlevsel bir araç olduğunu anlayan II. Abdülhamid, eğitim kavramını iktidarını tekrar üretecek ve sağlam bir zemine oturtacak bir kurum olarak görmüştür. Bu nedenle de eğitim, resmi ideolojinin aktarımında sıklıkla başvurulan araçlardan biri haline getirilmiştir.II. Abdülhamid'in tahta çıkışında Osmanlı İmparatorluğu'nda, 4 yüksekokul, 4 darülmuallimin, 253 rüşdiye, 18.490 sıbyan mektebi ve 1 özel okul bulunmaktaydı. II. Abdülhamid Dönemi'nin sonlarına doğru ülkedeki okul sayısı; 619 rüşdiye, 109 idadi, 32 darülmuallimin, 5000 civarında ibtidai mektebine ulaşmıştır.II. Abdülhamid Dönemi'nde diğer eğitim kurumları gibi askeri rüşdiyelere de önem verilmiş, İstanbul'dan Manastır ve Suriye'ye kadar uzanan bir coğrafyada, toplam yirmi sekiz adet askeri rüşdiye eğitim sistemi içerisine dahil edilmiştir. Bu okullarda dönemi için çağdaş ve modern sayılabilecek eğitim sistemi ve eğitim materyalleri uygulanmıştır. Ancak iddialı bir eğitimde modernleşme hamlesine imza atan Abdülhamid'in, idadi mimarisinin aksine bir askeri rüşdiye mimarisi tipolojisini, XIX. yüzyıl okul mimarisi repertuarında içerisinde kurgulayamadığı, eğitim tarihçemizde askeri rüşdiyelerin mimarileri ile değil de uyguladıkları eğitim modelleri ile varlık gösterdikleri burada gözden kaçırılmamalıdır.
Çağdaş resim sanatında ezoterik sembollerin göstergebilimsel çözümlemesi
İnsanlık, var olduğundan bu yana dünya üzerindeki pek çok olguyu, neden var olduğunu, içinde yaşadığı fauna ve florayı, duygu, düşünce ve yaşama dair pek çok sorunsalı sorgulamakta olan bir canlıdır. Düşünsel veya eylemsel boyutta kendi sorularının cevabını arayan insanoğlu realizmden başlayıp, mistisizme kadar giden geniş bir yelpazede çıkarımlar yapmaya çabalamıştır. Ancak bu uğurda ortaya koymuş olduğu cevapların, her zaman bir antitezinin var olmuş olması yaşama dair bir dilemmanın da var olmasına neden olmuştur. Kimi insan toplulukları kutsallık atfettikleri bu cevaplara mutaassıpça bağlanırken, kimileri ise cevapların gerçek/hakiki manalarını yalnızca kabullendikleri doktrinler ile sorgulamaktadırlar. Mistisizm yüklenmiş cevaplar ve anlamsal çıkarımlar toplumların veya grupların kendi öğretileri içerisinde özel bir yer tuttuğu da muhakkaktır. Tamda bu düzenin özelliklerini taşımakta olan Ezoterizm; saklı/sır tutulan düşünce sistemleri ve farklı birçok pratik bilgi formuyla ilişkilendirilmekte olan bir öğretim sistemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaşamın her alanına sirayet etmekte olan Ezoterizm; içsel olana dönüş, arınma, şifalanma sağlayan bir sanat yaklaşımı olarak düşünülmekteyken, efsunlu, gizli yönleriyle geçmişte de olduğu üzere günümüz sanatına da yansımaktadır. Zira sanatçı birey sanatsal yaratım süreci esnasında, inisiyatik eğitim alan bir bireyin yaşadığı ruhani arınmayı deneyimlemektedir. Sanatçının farklı malzeme ve teknikler kullanarak gerçekleştirmekte olduğu eserlerde, semboller doğrultusunda alımlayıcıda farklı bir değişim ve uyanış sürecine dahil olmaktadır. Bu bağlamda "Çağdaş Resim Sanatında Ezoterik Sembollerin Göstergebilimsel Çözümlemesi" isimli çalışmada; İlkel dönemlerden günümüze kullanılmakta olunan sembollerin, Çağdaş sanatçıların eserlerinde ezoterik anlamları açısından yansımaları irdelenmektedir.
Sembolizm bağlamında K.D. Balmont'un şiirlerinin çözümlenmesi
Konstantin Dmitriyeviç Balmont (1867-1942), Gümüş Çağ'ın ve Rus Sembolizminin teorisyenlerinden ve en ünlü şairlerinden biridir. Şair, kendine özgü üslubuyla kaleme aldığı şiirleri sayesinde sembolizmin Rus edebiyatında yerleşmesini sağlar ve Rus şiirinin gelişiminde önemli bir rol oynar. Sanatının ikinci dönemini oluşturan 1900'lü yılların başında Balmont, ününün zirvesine ulaşır. Bu dönemde verdiği eserler, yeni dekadan ve sembolist akımın odak noktası olur. Şair, Hint felsefesi, Alman idealizmi ve Solovyov felsefesi temelinde gelişen sembolist düşünce çerçevesinde sanat anlayışını geliştirir. Balmont, dini-felsefi öğeleri diğer sembolistler kadar yoğun mistik bir biçimde işlememesi, daha ziyade kendi duygu dünyasını yansıtma amacıyla kullanması bakımından farklıdır. Bu açıdan Balmont, sembolistler arasındaki en bireyci şair olarak görülür. Şair, panteist dünya görüşü doğrultusunda özellikle dört element, Güneş, Ay gibi kozmogonik öğeleri sanatının ilk ve ikinci evrelerinde hemen her şiirinde işler. Ekim 1917 Devrimi neticesinde Paris'e kaçması sonucunda bir göçmen olarak hayatını sürdüren şairin şiirlerinin konusu doğal olarak Rusya olur. Şair, şiirlerinde memleketine duyduğu özlemi Rusya'ya ait kültürel, tarihi ve mitolojik öğeler aracılığıyla aktarır. Bu doğrultuda tezimizin amacı, Balmont'un şiirlerinde ele aldığı temel konu, imge ve sembolleri en tipik örnekler aracılığıyla ortaya koymak ve elde edilen veriler doğrultusunda ayrıntılı bir biçimde çözümlemektir. Bununla beraber Balmont'un Gümüş Çağ dönemi Rus şiiri ve Rus sembolizmindeki yerini saptama tezimizin bir diğer hedefini oluşturmaktadır.
Görsel iletişim tasarımı açısından ekslibris sanatı: Örnek uygulamalar ve grafik tasarım çözümlemeleri
Bu araştırma ile ekslibris sanatının, görsel iletişim tasarımı açısından incelenmesi ve önemi vurgulanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ekslibris çalışmaları incelenerek örnek uygulamalar yapılmış, grafik tasarım çözümlemeleri sunulmuştur. Dör bölümden oluşan tezin birinci bölümünde, "Kitabın Tapusu Olarak Ekslibris" ana başlığı altında ekslibrisin tanımı, tarihsel süreçte gelişimi, ülkemizde ekslibris sanatının yaygınlaşması, ekslibris tasarımı, ekslibrislerde konular, ekslibris koleksiyonculuğu, Türkiye'de ve dünyada ekslibris etkinlikleri, ulusal ve uluslararası ekslibris sanatçılarının çalışmalarıyla örneklendirilmiştir. İkinci bölümünde, ekslibris baskı teknikleri, ekslibris çoğaltma teknikleri ve ekslibris baskı simgelerine yer verilmiş, kitaplar ve ekslibris arasındaki tarihsel ilişki anlatılmıştır. Üçüncü bölümünde, tezin problemi, önemi ve amacı üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümünde, yabancı ve Türk ekslibris sanatçılarına ait ekslibrisler, görsel tasarım ilkeleri açısından incelenmiş, bulgular ve yorumlara dayandırılmıştır. "Örnek Uygulama ve Çözümlemeler " başlıklı beşinci bölümde ekslibris sanatından yola çıkılarak, tez sahibinin kendi çalışmaları örnek alınmış, farklı teknik ve üslupla yapılmış ekslibris çalışmaları çözümlenmiştir. Teknik eleştiri ve göstergebilim açısından ele alınan çalışmalar, konu ve içerik, kompozisyon, renk, çizgi, doku, form, ışık- gölge ve perspektif öğeleriyle incelenmiş, iç dinamikleriyle anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ekslibris, sembolizm, sanat, göstergebilim, görsel iletişim, grafik tasarım, kompozisyon, renk, çizgi, doku, form
Güneydoğu Anadolu bölgesi çanak çömleksiz neolitik dönem Dikilitaş geleneğinin gelişimi ve simgeciliği
Bu tez çalışmasında, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem'e ait dikilitaş geleneği ve simgeciliği araştırılmıştır. Bu doğrultuda ilk olarak bölgede bulunan yerleşim yerlerinden Çayönü, Gusir Höyük, Hasankeyf Höyük, Nevali Çori, Göbeklitepe, Harbetsuvan Tepesi ve Yeni Mahalle kazılarında açığa çıkartılmış olan dikilitaşlar ve ilişkili olduğu yapılar incelenmiştir. Aynı şekilde bölgede yer alan Karahan Tepe, Sefer Tepe, Hamzan Tepe, Taşlı Tepe, Kurt Tepesi, Ayanlar Höyük, Kocanizam, Kilisik, Besta Faki Mevkii, Aşağı Komat Mevkii gibi arkeolojik alanlarda yürütülen yüzey araştırmalarında tespit edilen dikilitaşlar da çalışma kapsamına dahil edilerek toplamda on yedi yerleşim yeri değerlendirilmiştir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin Neolitik Dönem yerleşimleri özellikle son yirmi beş yıldır kült yapılar ve simgecilik merkezli farklı teoriler üzerinden yoğun olarak incelenmiştir. İlk olarak Nevali Çori sonrasında, Göbeklitepe'nin keşfi ile birlikte bölgedeki araştırmaların merkezine yerleşen kült yapılar ve simgecilik tüm bu süre boyunca ulaşılan yeni verilerin, bölgenin kült arkeolojisi açısından farklı değerlendirmelere yönelik zengin bulguları da ortaya koyduğu görülmüştür. Başta Göbeklitepe olmak üzere, tanımlanmış olan kült veya özel yapıların karakteristiğinde mimari bir öğe olarak karşılaşılan dikilitaşlar ve dikilitaşların üzerinde çeşitli görünümlerde betimlenmiş olan kabartma tasvirleri tespit edilmiştir. Bölge özelinde, Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem içerisinde bir gelenek halini alan dikilitaşların işlevsel kullanımlarına dair tartışmaların dışında, dikilitaş geleneğinin gelişimi ve simgeciliği, mekânsal ilişkisi ortaya konmuştur. İkinci aşamada özellikle simgecilik özelinde, sosyolojik ve etnolojik gözlemlere de dayanan bütüncül bir yaklaşım içerisinde birlikte ele alınarak tarafımızca simgeci işlevleri yeniden değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme kapsamında ilk olarak tüm yerleşim yerlerinde saptanmış olan dikilitaşlar ve üzerinde bulunan betimlemeler ayrıntıları ile açıklanmıştır. Ardından dikilitaşların yapısal özellikleri ile betimlemelerinin, evrelere, yapılara ve dikilitaşlara göre sayısal dağılımları tablolar haline getirilmiştir. Göbeklitepe merkezli olmak üzere dikilitaşlara ait son yirmi beş yılın yayımlanmış olan tüm yayınlar, tablolar üzerinden yeniden gözden geçirilerek değerlendirilmiştir. Dikilitaşların, Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem'in evrelerine göre yapısal ve simgesel betimlemelerinin yanı sıra konteks durumları da ele alınarak bütüncül bir yaklaşım içerisinde değerlendirilmeleri yapılmıştır. Değerlendirme sonucunda dikilitaşların dönemin insanları açısından taşıdığı anlama yönelik olarak yeni ve farklı bakış açıları getirilmeye çalışılmıştır. Dikilitaş simgeciliğinin yorumlanmasında etnolojik veriler ve psikolojik yaklaşımlar ile ilişkisi de ortaya konulmuştur. Böylece dönemin gelişmiş avcı-toplayıcı topluluklarından en erken yerleşik topluluklarına dünyayı, yaşam alanlarını algılama ve anlamlandırmaya dönük olarak nasıl bir zihinsel ve davranışsal eğilim içerisinde olduğu anlaşılmaya çalışılmıştır.
Arap edebiyatında sembolizm "Muhammed el- Mâgût örneği"
Bu çalışma esas olarak Arap şiirinde sembolizm akımının incelenmesine dayanmaktadır. Çalışmanın uygulanmasına örnek olarak Muhammed el-Mâgût'un şiirlerinde sembolizmin tezahürleri ve sembolizmi çalışmalarında nasıl uyguladığı ele alınmıştır. Sırasıyla Sembolizmin kökeni, terminolijik olarak ne anlama geldiği hakkında bilgilere yer verilmiş, bunlara ek olarak sembolizm akımının tarihi - Sembolizmin kökleri eski çağlarda olsa da modern zamanlarda anlamı genişlemiştir- İslam öncesi Arap edebiyatından modern edebiyata kadar takip edilebilmektedir. Burada sembolizm, edebiyattaki yeni gelişmelerin meydana getirdiği modern bir edebi doktrin olarak, ortaya çıkış nedenleri, mahiyeti ve Arap şiirindeki en önemli özellik ve şekilleri gösterilerek ele alınmıştır. Ayrıca Muhammed el-Mâgût'un edebi bir şahsiyet olarak modern Arap edebiyatındaki yeri ve etkisinin ne olduğu; şiirlerinde sembolizmi nasıl kullandığı üzerinde de durulmuştur. Bu çalışma, sembolizmin Arap şiirinin muhtelif merhalelerinde yoğun bir şekilde bulunduğu halde modern çağda prensipleri belirli olan edebi bir akım olarak şekillendiği sonucuna varmaktadır.
Sühreverdî'nin Akl-ı surh, Kıssatü'l-Ğurbeti'l-Ğarbiyye ve Âvâz-i Per-i Cibrîl isimli sembolik hikâyelerinin tahlîli
Tezin konusu, Sühreverdî'nin Akl-ı Surh, Kıssatü'l-Ğurbeti'l-Ğarbiyye ve Âvâz-i Per-i Cibrîl İsimli Sembolik Hikâyelerinin Tahlîli'dir. Konu, Sühreverdî'nin bizzat yazdığı birincil kaynaklar incelenerek ve bu alanda araştırma yapmış bilginlerin emeklerinden yararlanılarak hazırlanmıştır. Bu çalışmada amaç, Sühreverdî'nin kısaca yaşam öyküsünü, temel düşüncelerini, kurduğu işrâk okulunun esaslarını gözden geçirerek Sühreverdî sembolizmini ve bu bağlamda sembolik hikâyelerini anlamak ve yorumlamaktır. Bu çalışmayla, Sühreverdî'nin kısa ömrünü büyük gayret ve feragatlerle okuma, araştırma ve yazma faaliyetleriyle geçirdiği, ilkin Meşşaî Felsefe'de yetkin hale geldiği, ardından aklî ve felsefî burhanın teşne ruhunu doyuramadığı için kalbi veya zevki marifete erişmek için seyr-i sülûka veya riyazete girdiği ve son tahlilde kurduğu Hikmet-i İşrak mektebiyle beyan, burhan ve irfanı büyük bir deha örneğiyle sentezleyerek kardeş kıldığı ancak kurtuluşu sağlayan en önemli bilginin, kalbi veya zevkî yoldan edinilen irfan olduğu sonucuna varılmıştır.
Kolaj tekniğinin takı ve mücevher sanatına uygulanması
Bu günün takı ve mücevher çalışmaları sayısız çeşitlilikler göstermektedir. Takı ve mücevher sanatında geleneksel yaklaşımların yanında farklı sanat dallarında kullanılan teknikleri, yenilikçi üslupları ve malzemeleri kullanmak, tasarımlardaki ifade gücünü daha da zenginleştirmektedir. Bu yenilikçi üslupların en önemlilerinden birisi kolâj tekniğidir. Görsel sanatlarda kolâj tekniği, gazete kâğıdı, kumaş ve duvar kâğıdı gibi buluntu nesnelerin bir pano ya da tuvalde, çoğunlukla da boyanmış yüzeylerle birlikte kullanılmasıdır. 20. yüzyılın başlarında Modern Sanat ile kullanılmaya başlanan kolâj tekniğinin bu gün geldiği nokta, sanatta ve toplumsal yaşamda yarattığı değişim hayranlık uyandırıcıdır.Sanat şüphesiz içinde bulunulan bilimsel, teknolojik ve sosyolojik olaylardan bağımsız değildir. Her dönemin kendine özgü ifade biçimleri vardır. 20. yüzyıl da nesneleri tanımlamak üzere yalnızca dış görünüşünün temsili fikri, geçerliliğini yitirmeye başlamıştır. Gelişen teknolojiye ve bilime paralel olarak sanatçılarda bu değişimin farkına varmış ve sanatsal yaratımlarında ?görünenin ötesi? fikrini yansıtmaya başlamışlardır. Bu fikir kübizm ile başlayan, dadaizm ve konstrüktivizm ile gelişen Pop Art'a kadar uzanan çeşitli nesneleri, kesme, çoğaltma ve birleştirmeyle elde edilen kompozisyonları kullanan anlayıştır.Kolâj, neyin sanat, neyin gerçek olduğu gibi güncel sanatta çok önemli bir kavramla da ilgilidir. Zira dış dünyadan gelen ve seri üretimle veya zanaatkârlar ile yapılmış objelerin, sanatın bünyesine sokulması, sanatsal yaratının, baştan sona sanatçı tarafından üretilmişliği tanımlamasına son vermektedir. Bunun yerine artık fikir, düzenleme ve yeniden kavramsallaştırma, sanatsal yaratıyı tanımlamakta ve adeta sorgulamaktadır. Madde olarak sanat, ya da sanatın maddesi yanında tekniklerin, var olan düşüncenin yansıtılması bakımından önemi büyüktür.Kolâj, asamblaj ve montaj gibi tekniklerle, farklı sanat türlerinde fikrin ifade edilebilirliği ve nesneden bağımsız kullanılabilirliği, ortaya konmuştur. Bu günün toplumsal yaşamını, düşünce tarzını en iyi ifade ettiği düşünülen kolâj, asamblaj ve montaj gibi teknikler yakından incelendiğinde, bu tekniklerin uygulanış tarzlarının ve içlerinde barındırdıkları fikrin özünün gerçek yaşamdan çok farklı olmadığı görülmektedir.Bugün bilinen anlamı ile kolâj, 20. yüzyıl başında kübist sanatçılarla son halini almıştır. 20. yüzyıl öncesinde yapılan uygulamalar bu araştırmada kolâj tekniğine zemin hazırlamış ?ön biçimler? olarak ele alınmıştır. Kolâj tekniği, asamblaj ve montaj gibi bir araya getirme teknikleri ile beraber 1900'lerde kullanılmaya başlanmış, etkileri ve temas alanı günümüze kadar genişleyerek devam etmiştir. Bu tekniklerin kullanımına yol açan sosyal ve ekonomik nedenler 18. ve 19. yüzyıllar'da ortaya çıkmıştır. Araştırma bu tarihler kapsamında ele alınmıştır ancak kolâj tekniğine zemin hazırlayan ?minyatür?, ?mozaik?, ?kırkyama? (patchwork), ?vitray?, ?ikona? gibi sanat dallarının kolâj tekniğinin ?ön biçim?leri olduğu varsayılarak araştırmada bu sanat dallarına da kısaca değinilmiştir.Her ne kadar takı ve mücevher sanatında kolâj tekniğinin 20. ve 21. yüzyıllarda modern sanatla geliştiği düşünülse de bir açıdan insanlar her zaman bir takım anlamlar yükledikleri objeleri kendilerine göre bir araya getirerek takılar üretmiş ve takmışlardır. Geleneksel takı ve mücevherde kullanılan altın gümüş vb değerli malzemeden kaynaklanan maddi değerin tersine kolâj takılar maddi değerden yoksundur. Ancak sanatçının yaratıcılık gayreti açısından ve kolâj takıyı kullanan kişinin geçmiş ve şimdiki yaşamına paralel bir takım imgeler taşıdığından sanatsal ve manevi değerinin oldukça yüksek olduğunu söylemek mümkündür.Kolâj takı ve mücevherde amaç takıyı kullanan kişi ve takı arasındaki ilişkiyi şimdiki yaşam, geçmiş yaşam, hatıralar, aşk, inanç, tutkular, yas, sevinç, bir tarih, bazen bir yer veya bir isim, gibi soyut ancak kişisel öz yaşama dair çok etkili yansıması olan bu anahtar kavramlar ile güçlendirerek yansıtmaktır. Bir anlamda kişisel yaşamı bu takılar aracılığı ile yansıtmaktadır.Türkçe Anahtar Kelimeler:1- Kolaj2- Takı3- Kübizm4- Sembolizm5- Malzeme
Franz Schubert'in Winterreise şarkı dizisinde sembolizm ve müziğe yansımaları
Alman sanat şarkıları olarak bilinen lied repertuvarının önemli eserlerinden biri de 19.yy bestecisi Franz Schubert'in "Winterreise" op.89 (D.911) başlıklı albümüdür. Bu albüm Wilhelm Müller'in "Gedichte aus den hinter lassenen Papieren eines reisenden Waldhornisten" (Gezgin Kornocunun Geride Bıraktığı Sayfalardan Şiirler) isimli şiir albümünün 1821-1824 yılında yazmış olduğu şiirlerden oluşmaktadır. Schubert bu liedleri bestelerken şiirlerde yer alan tema ve sembolleri müziğe bazı özel teknikler kullanarak aktarmıştır. Bu sembollerin müziğe aktarımını inceleyen bu çalışma üç ana bölümden oluşur. Tarihsel yöntemin kullanıldığı birinci bölümde, lied kavramı, liedin ortaya çıkışı ve Alman lied türü anlatılmıştır. İkinci bölümde ise, albümün bestecisi olan Franz Schubert'in ve şair William Müller'in hayatından bahsedilmiştir. Ayrıca, albümün oluşum süreci anlatılmış ve şiirin içeriğindeki hikâyeye değinilmiştir. Çalışmanın son bölümü olan üçüncü bölümde ise, eserdeki sembolizm fikirleri ve metin-müzik ilişkisi incelenmiş, partitür örnekleriyle gösterilmiştir. Sonuç olarak, lied geleneğinin önemli bestecilerinden biri olan Franz Schubert'in Winterrreise albümündeki sembolizmin incelendiği bu çalışmada, şarkıların baştan sona bir bütün oluşu, şarkılar içeresindeki ortak figürler, motifler ve bunların müzik içindeki yansımaları anlatılmıştır.
Ravel'in müziğinin yapı taşları
Maurice Ravel'in gerek piyano eserleri, gerek orkestra eserleri, müzik repertuvarında önemli bir yere sahiptir. Ravel'in müzik repertuvarına kazandırdıkları yalnızca eserleri ile sınırlı değildir; kendisi aynı zamana bir orkestrasyon dehası olmakla da bilinir. Ravel'in komposizyon tekniğindeki mekanik ustalık, Stravinsky'nin Ravel'e "İsviçre saati" atfı ile anlatılabilir. Buna rağmen Ravel'in kompozisyonundaki mekanik kusursuzluk kaygısı, müziğindeki renk kalitesinin önüne geçmez; soyut öğeleri net bir zemin üzerine oturtur. Tezin başlığı olan Ravel'in Müziğinin Yapı Taşları, bestecinin yaratısını doğrudan etkileyen görsel ve edebi akım ve şahsiyetler, dönemin politik ve sosyolojik gelişmeleri, Empresyonizm akımının müzikte öncüsü olarak kabul edilen Claude Debussy ile etkileşimi doğrultusunda geniş bir yelpazede değerlendirilerek oluşturulmuştur. Ravel'in kendine has müzikal stili zaman içerisinde, Fransız geleneklerine olan saygısı doğrultusunda, farklı kaynaklara olan ilgisinden de ötürü birçok unsuru içerisinde barındıran bir tutum ile şekillenir. Bu çalışmada Ravel hakkında yazılan kaynaklar ve eserler incelenerek, müziğini oluşturan ana unsurlar dört başlıkta ele alınmıştır. Birinci bölümde Maurice Ravel'in hayatı, ikinci bölümde komposizyon stilinin oluşmasındaki ana faktörler ve bestecinin kendisi ve müziği ile ilgili önemli kişilerin görüşleri, üçüncü bölümde orkestrasyonu, dördüncü bölümde ise sonuç ve önerilere yer verilmektedir.
Skryabin'in evreninde teozofi ve sembolizm
20. yy'ın ilk çeyreği Rusya'da sanat hayatı için çok verimli bir dönem olmuştur. Rus şiiri "Gümüş Çağı" nı yaşamaktayken diğer sanat dalları da bu dönemin etkileriyle değişmektedir. Bu döneme damgasını vuran en önemli akım ise sembolizm olmuştur. Rus şiiri sembolizm akımı etrafında şekillenirken Rus müziğinde de bu etkinin yansımaları hissedilmiştir. Aleksandr Skryabin Rus müziğinde sembolizm akımının en önemli temsilcilerinden biridir. Müziğinde kullandığı sembolist ögeler üslubunun ayrılmaz bir parçası olmuştur. Teozofi doktrinine duyduğu ilgi düşünce dünyasını şekillendirmiştir. Teozofik fikirleri müziğinde kullandığı simgelerin de kaynağı olmuştur. Bu tezin amacı, Skryabin'in teozofik ve sembolist hareket etrafında şekillenmiş olan düşünce dünyasının eserlerine nasıl yansıdığını araştırmaktır. Anahtar Kelimeler: Skryabin, Teozofi, Sembolizm, Mistik Akor
Psychoanalysis of repetition: Return of the symbolic and the real in Edgar Allan Poe's tales
Although psychoanalysis has been partly replaced by the branches such as neurobiology and hypno-psychotherapy, it has been one of the prominent criticism and analysis techniques used in academia since the end of the 20th century, and this new tradition still maintains its popularity. Besides, psychoanalyzing the society, media and politics has become widespread today. With Jacques Lacan?s amalgamation of Freudian and post-structuralist theories and his creation of a new movement, it has also begun to be used in other schools of criticism like post-feminism and gender studies.Psychoanalysis as a literary criticism not only brings out the mental structures of the characters in novels and short fiction, but also aims at unfolding the reasons regarding the style and narration, which stem from the unconscious. What it actually does is neither a thorough analysis of the writer nor the restoration of the psychological defects within the text; it is not the ethical rehabilitation of the guilty, but the presentation of the real to the reader by dislocating them from the said and the unsaid inside the text. Thus, it forces them to face the unknown and leave them at this point, thereby providing an open-ended solution for the reader.The fact that the neurotic, hysterical and psychotic symptoms of Edgar Allan Poe?s characters are so definite enables the affective use of psychoanalysis. Their distance from the notion of the typical subject of Lacan?s Symbolic order causes the disclosure of the unconscious at certain moments, and these result in regret, alienation, violence and melancholy. Whether it is the outside `big Other? that is repressed or the idea and thought inside the mind, it returns to the conscious in various ways and it may make the experienced crisis vicious and unbearable. The Symbolic is usually capable of manipulating both the conscious and the unconscious of the subject. Thus the study in this thesis is the close analysis of the returns of Symbolic and the Real among the traumatic repetitions to the consciousness of Poe?s characters.
Symbolism in Virginia Woolf`s novels The Voyege Out and To the Lighthouse
Virginia Woolf is generally regarded as one of the most outstanding novelists of the twentieth century English literature. This thesis focuses on two of her works, namely The Voyage Out and To the Lighthouse. It is aimed to analyse these two novels in terms of symbolism and to find out various symbolic elements shared by both novels. In Preface, a brief summary of Virginia Woolf s life and writing career is presented. In Introduction, general information on the parts of the thesis is given. The third part of the thesis entitled A General Look at Symbolism deals with some of the basic features of symbol and symbolism. In Symbolism in The Voyage Out, the novel in question is analysed with regard to its symbolic elements, considering the fact that it is the first novel written by Virginia Woolf. In this part, the emphasis is laid on characters and events that have symbolic importance. In Symbolism in To the Lighthouse, the novel consisting of three parts is studied in terms of symbolism. This part aims to enlighten the extremely complicated structure of the novel and attempts to discover some of its symbolic elements. In A Comparison of the Symbolic Elements in The Voyage Oat and To the Lighthouse, various symbolic elements shared by both novels are handled, taking into consideration the fact that these novels naturally have some common features since they are created by the same author. In Conclusion, the insights that are derived in the analyses of The Voyage Out and To the Lighthouse are presented. And it is concluded that these two novels by Virginia Woolf are not totally different from each other although they were written at different periods of her literary career.
Hamhullah Hamdi'nin Yûsuf u Züleyhâ mesnevisinde arketipsel sembolizm açısından aşkın kemâle ulaşması
Konusunu Kur'ân'da geçen bir sureden alan Yûsuf u Züleyhâ mesnevileri, İslamî edebiyatta oldukça sevilmiş ve birçok şair tarafından yüzyıllarca kesintisiz bir şekilde tekrar tekrar yazılmıştır. Kur'ân'da nefsine yenik düşen Züleyhâ'nın Hz. Yûsuf'u elde etmek için giriştiği entrikaları ve Hz. Yûsuf'un bu entrikalar karşısındaki ahlaklı duruşunu anlatan bu kıssa, Müslüman şairler tarafından tasavvufî aşkın ve bu aşkın evrelerinin anlatıldığı, aşk ve güzellik yoluyla Allah'a ulaşma sürecinin işlendiği bir hikâye olarak ele alınmıştır. Tasavvufun nihai amacı olan insan-ı kâmil olma sürecinin konu alındığı bu mesnevilerdeki temel motifler ve süreçlerin, Jung psikolojisinin nihai hedefi olan bireyleşim süreciyle örtüşen hususlar barındırır. Tasavvufta, salikin Allah'a ulaşmak amacıyla yaptığı içsel yolculuk ile bireyin bireyleşim yolunda karşılaştığı engeller ve sınavlar; Campbell'ın, mit ve destanlarda sistemleştirdiği arketipler ile amaç ve kapsam bakımından uyuşan özelliklere sahiptir. Çalışmada Carl Gustav Jung'un Analitik Psikolojisi bireyin ben olma, bireyleşim yolunda ilerlemesi amaçlı çalışmasının temel noktalarından olan arketipler aracılığıyla, arketipsel sembolizm bağlamında Hamdullah Hamdî'nin Yûsuf u Züleyhâ mesnevisi incelenmiş, Campbell ve Jung'un uyguladığı uygulamalardan yola çıkarak arketipsel olarak 'ayrılma, sınanma, dönüşüm' disipliniyle ele alınmıştır.
Rengin politikası
İnsanlığın ortaya çıkışından beri rengin bir politikası olagelmiştir. Rengin farklı kültür ve ortamlarda mutlak politik bir belirlenimi vardır. Rengin politikası, politik bir ideolojiyi, hareketi veya partiyi temsil etmek amacıyla kurulmaktadır. Renklerin doğasında olmayan bir anlamın yüklenmesi çoğunlukla sembol olarak kullanılmasına bağlıdır. Rengin politikleştirilmesi, renk sembolizmi ile politik sembolizmin bir araya gelmesidir. Bu bağlamda tez çalışmasında rengin politik belirlenimi üzerinde durulmaktadır. Sadece rengin siyahi beden üzerinde politikleştirilmesi değil; yaşanılan dünya ve coğrafyanın öteki yerlerinde de farklı renk sembolizması nedeniyle politik durumlar ve statüler de mevcuttur. Politik renk durumuyla ilgili bir çalışmanın yapılmamış oluşu bizi bu konu üzerinde durmaya ve rengin politikası üzerinde çalışmaya yöneltmiştir.
Kore kültüründe sembolizm ve Joseon dönemi kadın giyim kuşamı üzerindeki etkileri
Kore kültürü, son zamanlarda popüler kültür kavramının da etkisiyle insanların dikkatini çekmeye başlamıştır. Bu çalışmanın temel hedefi; Japon ve Çin kültürünün yanında gölgede kalmış, Kore kültürünün incelenmesini ve Joseon Dönemi kadın giyim kuşamı üzerinden, sembolizm odaklı olarak araştırılmasını içermektedir. Tez çalışması; kültür ve sembolizm kavramları arasındaki bağlantıyı, bu kavramların günümüzde de süregelen önemini de göz önünde bulundurarak, geleneksel kültürden beslenmenin önemini ve bunların geçmişten günümüze giyim kuşamı nasıl etkilediğini vurgulamaktadır. Birinci bölümde genel hatlarıyla; kültür kavramı ve kültür kavramının, medeniyet, toplum, iletişim, imge, inanç, sembolizm, mitoloji, giyim kuşam gibi ilişkili unsurlarından bahsedilmiştir. Kültür ile bağlantılı bu ögelerin anlamları ve birbirleriyle ilişkileri detaylarıyla birlikte tanımlanmıştır. İkinci bölümde Kore Yarımadası tarihi ve tarihi süreci boyunca yarımadada var olmuş krallıkların kültür, sanat, giyim kuşam anlayışları üzerinde durulmuştur. Ardından genel hatlarıyla Kore toplumunun kültür algısından bahsedilmiştir. Bu bölümde işlenen diğer bir konu ise Kore kültüründe sembolizmdir. Kore kültürüne ait ögelerde kullanılan semboller ve anlamları; hayvan, bitki, doğa, renk, ulusal, mitolojik, Çince gibi başlıklar altında incelenmiştir. Üçüncü bölümde Kore kültüründe kadın giyim kuşamı ve sembolizm ile ilişkisi açıklanmıştır. Giyim kuşam materyalleri; üst giyim, alt giyim, iç giyim, dış giyim, törensel, saç modelleri, aksesuar ve başlıklar kapsamında incelenerek, sembolik çözümlemeleri yapılmıştır. Dördüncü ve son bölümde ise, yapılan tüm araştırmalar doğrultusunda edinilen bilgilerden yola çıkılarak oluşturulan özgün tasarımların detaylarına yer verilmiştir.
Resimde avangart imge görünümlerinin anlatımcı kuram bağlamında incelenmesi
Sanat tarihi boyunca imgeler ve insan bedeni resim sanatının vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Resimde figür imgesi, sanatçılar için hep bir merak konusu olmuş ve bu imgeyi, semboller, motifler ve nesneler ile zenginleştirmişlerdir. Sanatçıların kullandıkları tüm sembol, imge ve nesneler, sanat yapıtını içerik, biçim ve anlam açısından etkilemiştir. Tezde araştırma konusu olan figüratif imgeler, resimde imgenin etkisi, resimde kullanılan avangart imge ve figür-obje ilişkisi bağlamında incelenerek önem kazanmıştır. Her sanatçının ve her sanat kuramının kendisine ait bir dünya görüşü, düşüncesi ve sezgileri vardır. İmgenin, figürün ve avangart kuramının tarihsel süreç içerisinde bu kadar çok değişime uğramasının dayanaklarından biri de budur. Bu anlamda, figüratif resimde kullanılan imgeler bağlamında figür-obje ilişkisi araştırılmış, özellikle iki önemli avangart sanatçı Brueghel ve Goya'nın eserleri incelenmiştir. Bu sanatçıların eserlerinde imge, obje ve figür ilişkileri çözümlenmeye çalışılmıştır. Bu tez çalışmasında; figüratif resimde imge ve nesnenin birlikte kullanılması sonucu oluşan anlamlar, figüratif resmin avangart süreç ve imge açısından değerlendirilmesi ve iki sanatçı ile tüm bu olgular, kavramlar üzerinden bir literatür taraması yapılmış ve incelenen bulgular eklenmiştir. Anahtar Sözcükler: Avangard kuramı, Resimde İmge, Figüratif İmge, Resimde Nesne, Sembolizm, İmge, Brueghel, Goya.
Sanat tarihindeki ezoterik sembollerin incelenmesi: kutsal tasvirler
Bu çalışma, sanat tarihinde mağara resimlerinden günümüze kadar uzanan süreçte Ezoterik bilginin etkilerini inceleyen nitel bir durum çalışmasıdır. Araştırmanın temel amacı, farklı dönemlerde üretilmiş sanat eserlerinde ortak sembollerin ve Ezoterik anlamların izini sürerek, bu sembollerin tarihsel ve kültürel bağlamda nasıl dönüştüğünü ortaya koymaktır. Araştırma, nitel araştırma desenlerinden durum çalışması yöntemiyle yürütülmüştür. Veri toplama sürecinde sanat eserlerinin görsel ve kuramsal analizleri, belgesel incelemeleri ve basılı kaynaklar kullanılmıştır. Elde edilen veriler, Ezoterik bilgi bağlamında yorumlanarak sembolik okumalarla incelenmiştir. Çalışmada, mağara resimlerinden başlayarak Orta Çağ, Rönesans, Barok ve modern dönemlere kadar uzanan süreçte Ezoterik öğelerin sanat üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Boğa, boynuz, spiral, daire gibi sembollerin büyüsel, metafizik ve düşünsel anlamlar taşıdığı; ışık ve geometrik formların mimari ve görsel sanatlarda Ezoterik bağlamda nasıl kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu verilere göre sanatçılar, Ezoterik sembolleri yalnızca estetik değil, aynı zamanda düşünsel bir ifade aracı olarak kullanmış; bu semboller aracılığıyla kozmik ve içsel anlamları sanat yoluyla aktarmışlardır. Sanatçılar, Ezoterik sembolleri yalnızca estetik değil, aynı zamanda metafizik ve düşünsel bir araç olarak kullandıkları yadsınamaz bir gerçekliktir. Bu durum, sanatın yalnızca görsel bir ifade biçimi değil, aynı zamanda bilgi üretiminde ve aktarımında işlevsel bir alan olduğunu da gözler önüne sermektedir. Bu çalışma ile Ezoterik bilginin, mağara resimlerinden başlayarak günümüz sanatına kadar uzanan süreçte sanat eserlerinin biçimsel ve içeriksel yapısını etkilediği incelenmektedir. Bu durum çalışması, Ezoterik sembollerin tarihsel sürekliliğini ve sanatçıların bu sembolleri yeniden üretme biçimlerini ortaya koyarak, sanatın düşünsel derinliğine dair kuramsal bir çerçeve sunması bakımından önemlidir.
Yuhanna İncili'nde sembolizm ve Kristoloji: İsa tasvirinin bağlamı ve inşâsı
Bu çalışmada Yuhanna İncili'nin İsa tasviri konu edilmiştir. Yuhanna İncili'nin metni diyakronik bir okuma stratejisi ile ele alınmış, araştırma çerçevesi de tarihsel ve edebi kritik metotların soruları eşliğinde belirlenmiştir. İncil yazarının ve cemaatinin tarihsel, sosyal ve teolojik durumları İncil'in İsa tasvirinin bağlamı olarak okunmuş, tasvirin inşâsı ise İncil anlatısının sembolik bileşenleri ve kristolojik unvanları üzerinden gösterilmiştir. Bu çerçevede Yuhanna yazarının İsa'ya dair salt tarihsel bir aktarımla ilgilenmediği, yer yer hermenötik bir çabayla İsa'nın söz ve eylemlerini yorumlayarak İncil'de ikinci bir anlatı katmanı oluşturduğu ortaya konulmuştur. Sembolik dilin hâkim olduğu bu katman bir yandan Yuhanna'nın İsa tasvirini inşâ etmekte, diğer yandan ise Yuhanna cemaatinin durumunu yansıtmaktadır. Bu açıdan Yuhanna sembolizmi, İncil yazarının belleğindeki İsa tasvirini içinde yaşadığı cemaatin tarihsel-sosyal şartlarını da dikkate alarak anlatısal bir kurgu aracılığıyla inşâ etmesine imkân vermiştir. Yuhanna'nın İsa tasviri, anlatının sembolik bileşenleri ile İncil'de İsa'ya atfedilen başat unvanların tarihsel ve metinsel bağlamlarına yoğunlaşan bir inceleme sonucunda açığa çıkarılmıştır. Yuhanna yazarının geleneksel kristolojik betimlerle sınırlı kalmadığı, İncil'in derlendiği dönemde cari olan tanrılaştırma söylemlerinin dilini büyük oranda kullandığı örneklerle gösterilmiştir. Bu açıdan Yuhanna İncili'nin kristolojik modeli ile Helenistik atmosferin kuşattığı kültürlerin aşina olduğu kurtarıcı figürler ve onlara ilişkin anlatılar arasında bir etkileşim zemininin bulunduğuna işaret edilmiştir. Mesiyanik vurgu yerine İsa'nın tanrısal kimliğine odaklanan kristolojik modelin eskatolojiden ziyade protolojiyi yani İsa'nın varlık öncesi durumunu önceleyerek söylemsel bir tanrılaştırma ürettiği sonucuna ulaşılmıştır.
Yunan şair Kostas Karyotakis'in yaşamı, yapıtları ve Yunan şiirine etkisi
19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan sembolizm akımından etkilenerek eserler kaleme alan 1920 Kuşağı şairleri Yunanistan edebiyat tarihi için oldukça önem arz etmektedir. Kısa ömrüne çok sayıda ve nitelikli şiirler sığdırmış olan şair Kostas Karyotakis ise bu edebi kuşağın en önemli temsilcilerinden sayılmaktadır. Türkiye'de konu üzerine yapılmış olan çalışmaların sayısının kısıtlı olması bu çalışmanın yapılmasında önemli bir etkendir. Çalışmada öncelikle Kostas Karyotakis'in yaşadığı dönemin siyasal olayları ve edebi gelişmeleri ele alınarak genel bir tasvir yapılmaya çalışılmış, ardından 32 yıllık yaşamı kronolojik olarak aktarılmıştır. Şairin etkilendiği yerli ve yabancı kaynakların izleri gözlemlendikten sonra ölümünün ardından ortaya çıkan "Karyotakizm" akımının Yunan edebiyatında nasıl bir etki oluşturduğu analiz edilmiştir. Çalışmanın sonunda ise Yunan şairin 22 şiirinin Türkçe çevirisine yer verilmiştir.
Birinci Dünya Savaşı'nın ikinci kuşak Rus sembolist şiirine yansımaları
Birinci Dünya Savaşı, insanlık tarihini, kültürel, sosyal, politik ve sanatsal olarak geri dönülmez bir biçimde değiştiren önemli olaylardan biridir. Bu savaşın öncesinde ve yaşandığı dönemde imparatorluk düzeni, sömürgecilik gibi kavramlar tümden bir değişim geçirmiş, var olan imparatorlukların bir kısmı yenilen devletler olarak ortadan kalkmış, bir kısmı ise kazanan devlet olmasına karşın var olan imparatorluk düzenleri bir krize girmiştir. Savaş kavramını önceki yüzyıllardan daha farklı bir boyuta taşıyıp dünya çapında insan gücünün, kaynakların seferber edildiği bir topyekûn bir savaş halini alan Birinci Dünya Savaşı, kuşkusuz sanatta ve özellikle edebiyatta da yansıma bulmuştur. XIX. yüzyılın sonu ve XX. yüzyılın başlarında gelişim gösteren modern edebiyat, çeşitli yazın türleri ve bu yazın türlerinin anlatım özellikleriyle hem Birinci Dünya Savaşı öncesindeki hem de savaş sırasındaki politik, toplumsal ve kültürel ortamı ele almıştır. Çalışmamızın odak noktası, modern Rus şiirinin önemli akımlarından sembolizmin ikinci kuşak temsilcileri arasında yer alan Aleksandr Blok ve AndreyBelıy'nin Birinci Dünya Savaşı öncesinde, savaş sırasında ve 1917 Devrimi dönemlerindeki şiir sanatlarıdır. Çalışmamız konu itibariyle XX. yüzyıl Avrupa ve Rus tarihi, felsefe ve edebiyat gibi farklı disiplinlerden kesitleri kapsamakta olup adı geçen şairlerin dönemle bağlantılı eserlerinden örnekler içermektedir. Söz konusu şairlerin eserlerinden örnekler, bağlı oldukları edebi akım ve dünya görüşleri, edebiyat, tarih, kültür, politika gibi farklı alanlar arasındaki sınırları aşan yapısalcılık ötesi bir yöntemle ele alınmıştır. Kullanılan yöntemin neticesinde, adı geçen şairlerin gerek XX. yüzyılın başında gerekse Birinci Dünya Savaşı ile 1917 Devrimi dönemlerinde hem içinde bulundukları ülkenin hem de dünyanın yazgısını bağlı oldukları edebi akımın özellikleriyle yansıttığı, kullandıkları sembollerle, yeniden şekillenen dünyayı ve Rusya'yı resmettikleri görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Birinci Dünya Savaşı, 1917 Devrimi, Sembolizm, Aleksandr Blok, AndreyBelıy
Modern Suriye romanı (1937-1967) ortaya çıkışı, öncüleri ve etkilendiği edebî akımlar
Araştırmamız Suriye romanının doğuşu, gelişimi, etkilendiği edebî akımları ve önemli temsilcilerini içermektedir. Suriye'de romanın doğuş tarihi kabul edilen 1937'den 1967'deki Altı Gün Savaşı'na kadarki 30 yıllık dönemi kapsamaktadır. 1967 yılı genelde Arap ülkelerinde, özelde ise Suriye'de yeni, çağdaş bir roman türünün doğduğu önemli bir tarihtir. Bu çalışmada belirtilen dönemde ortaya çıkan edebî akımları irdelemeye, her edebî akımdan bir romanı da tahlil etmeye gayret edilmiştir. Bu dönemde Suriye romanının öncüleri zikredilirken Suriye'deki siyasi ve sosyal şartların Suriyeli romancılar ve eserleri üzerindeki etkileri anlaşılmaya çalışılmıştır. Araştırma giriş, üç bölüm ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Giriş bölümü araştırmanın önemi, hedefi, sınırları, önemli kaynakları, araştırma yöntemini ve daha önce yapılmış araştırmaların tahlilini içermektedir. Birinci bölüm altı başlıktan oluşmaktadır. Arap edebiyatında romanın tanımı, kısa modern Suriye tarihi, modern Suriye'de sanatsal romanın doğuşu, romanın gelişim aşamalarını içermektedir. İkinci bölüm dört başlıktan oluşmakta olup araştırmanın kapsadığı dönemdeki edebî akımları, önemli yazarları, romantizm akımının başlangıcı, realizm, sembolizm ve varoluşçuluk akımlarını içermektedir. Üçüncü ve son bölüm ise altı başlıktan oluşmaktadır. Araştırmanın kapsadığı dönemde en belirgin Suriyeli romancılardan, "Şekîb el-Câbirî, Kuveylit Hûrî, Sıdkı İsmail, Fâris Zerzûr, George Salim, Mutâ' Safedî"nin incelenmesini içermektedir. Bu araştırmanın başlıca hedefi modern Suriye romanının gelişiminin genel bir çerçevesini çizmek, siyasî ve sosyal süreçlerin roman ve yazarları üzerindeki etkilerini, Batı kaynaklı edebiyatın edebî akımların oluşumundaki etkisini belirlemektir. Öncelikle söz konusu dönemin önde gelen romanları okunmuş, daha sonra akademik çalışmalar gözden geçrilmiş ve elde ettiğimiz verilerle analiz ve sentez yöntemleri takip edilmiştir. Sonuç olarak Suriye romanının gelişim aşamaları modern Suriye devletiyle paralel bir şekilde seyrettiği tespit edilmiş ve 1967'ye kadarki süreçte realizm baskın karakter olmuştur. 1967'den sonra ise Suriye romanı daha özerk bir yapıya kavuşmuştur.