Terörle mücadele

Bu konu başlığı altında 130 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Terörizmle mücadelede uluslararası işbirliği: Şangay işbirliği örgütü örneği

Terörizm tarih boyunca farklı hedef, ideoloji ve yöntemlere sahip çok sayıda örgüt tarafından kullanılan bir strateji olmakla birlikte son yıllarda bilgi, iletişim ve ulaşım teknolojilerinde yaşanan çarpıcı gelişmeler nedeniyle global ölçekli bir tehdide dönüşmüştür. Terörizmin ulus aşan bir karakter kazanması ile birlikte, devletler artık sadece kendi sınırları içerisinde meydana gelen terör eylemlerinden değil, uzak coğrafyalarında sürdürülen terörist faaliyetlerden de olumsuz etkilenir hale gelmiştir. Bu durum devletleri terörizmin olumsuz etkilerini azaltmak için aralarında çeşitli işbirliği mekanizmaları inşa etmeye sevk etmektedir. Bu çerçevede özellikle devletler arası bir platform işlevi gören uluslararası örgütler ön plana çıkmaktadır. Terörizmle mücadele alanında uluslararası işbirliği geliştirmeyi hedefleyen teşkilatlardan birisi de Şangay İşbirliği Örgütü'dür. Bu çalışma terörizmle mücadele alanındaki uluslararası işbirliği arayışlarını ve bölgesel bir işbirliği teşkilatı olan Şangay İşbirliği Örgütü'nün terörizmle mücadele kapasitesini ele almaktadır. Çalışmanın amacı terörizmle mücadelede uluslararası işbirliğinin önemini ortaya koymak ve Şangay İşbirliği Örgütü'nün terörizmle mücadele alanındaki kabiliyetlerini ve sınırlılıklarını açığa çıkarmaktır.

TerörTerörizmTerörle mücadele+3
Tarık Solmaz
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Askeri alanda devrimin Türk Silahlı Kuvvetleri'nin PKK terörizmi ile mücadelesine etkisinin analizi

Bu çalışmada, Askeri Alanda Devrim tartışmasının merkezinde yer alan hassas hedefleme teknolojisinin, TSK ile PKK terör örgütü arasındaki mücadeleye olan etkisi incelenmiştir. Hassas hedeflemenin TSK lehine yarattığı güç asimetrisi, PKK'yı tepki vermeye zorlamıştır. Bu nedenle, PKK eylem tarzını değiştirerek, modern sistem taktiklerini zaman-mekan-kuvvet boyutlarında operasyonel hale getirmeye çalışmıştır. Bu değişimin PKK açısından iki sonucu olmuştur. Birincisi, PKK kuvvet boyutunda yaptığı değişiklik nedeniyle konvansiyonel saldırı gerçekleştirme kapasitesini ve bu yolla alan hakimiyeti sağlama imkanını kaybetmiştir. İkincisi, konvansiyonel saldırı gerçekleştirme kapasitesini kaybetmesi nedeniyle, alan hakimiyet iddiasını korumak amacıyla, konvansiyonel savunmaya dayalı bir yöntem geliştirmiştir. Çalışmada söz konusu süreç istatistiki ve açıklayıcı yöntemler kullanarak açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hassas Hedefleme, Ateş gücü, Manevra

Askeri yeniliklerPKKSavunma teknolojileri+3
Tolga Ökten
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kentleşme ve asimetrik askeri mücadele: PKK terör örgütünün Silopi'de "Şehir savaşı" denemesi ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin mücadelesi

Bu çalışmada, kentleşmenin savaş olgusu üzerindeki etkisi neticesinde asimetrik askeri mücadelelerin yükselen önemi ve bu bağlamda kentleşmenin PKK terör örgütünün strateji, yöntem ve taktiklerine etkisi incelenmiştir. Geçtiğimiz yüzyıl başında tüm dünyada %16 olan kentsel nüfus oranı 2018 yılı itibariyle %55'e ulaşmış, diğer bir ifadeyle kırsal alan nüfusu azalmış ve insanlar kentlere yönelmiştir. Bu sebeple günümüzün asimetrik örgütlerinin, 20'nci yüzyılda başarılı olan gerilla hareketlerinin temel stratejisi olan kırsal alana dayalı mücadelesi ile hedefe ulaşması mümkün gözükmemektedir. Kentleşmenin bu denli hızlı gelişmesi ve yarattığı etkilerin PKK terör örgütü için iki farklı sonucu olmuştur. Birincisi, PKK terör örgütü, "Uzun Süreli Halk Savaşı" stratejisinin gereği olarak kırsal bölgeye dayalı bir "gerilla savaşı" ortamını kaybetmiştir. İkincisi, mücadelesini siyasal alana paralel olarak kentlere kaydırmıştır. Önümüzdeki süreçte PKK'nın kırsal alandaki eylemlerinde oransal olarak azalma, kentsel eylemlerinde ise doğrusal artış olması beklenmektedir. Çalışmada nicel ve nitel verilere dayanarak açıklayıcı bir metot izlenmiş, akademik yazın ve terör örgütü kaynaklarından istifade edilmiş ve Silopi İlçesi özelinde vaka analizi yapılmıştır.

Asimetrik tehditlerAskeriAskeri savunma+7
Mehmet Yüksel
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Terörizmle mücadelede lider kadro odaklı yaklaşım: Türkiye'nin PKK terör örgütü ile mücadelesi (2015-2020)

Bu çalışma, terörizmle mücadelede dekapitasyon olarak tanımlanmış ve Türkçeye bu çalışma kapsamında "tırpanlama" olarak uyarlanmış lider kadro operasyonlarını destekleyici nitelik arz etmesi için geliştirilen Organizasyonel Tırpanlama kavramını incelemektedir. Karizmatik ve kült kişiliğe sahip terör örgütü liderlerinin etkisiz hale getirilmesini ihtiva eden dekapitasyon/tırpanlama kavramı, alt ve orta düzey terör örgütü liderlerinin hedef alınmasının ayrıca incelenmesi gerektiğini öne süren Organizasyonel Tırpanlama kavramı ile tamamlanmaya çalışılmıştır. Organizasyonel Tırpanlama'nın uygulandığı bir örnek olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin PKK terör örgütü ile 2015 yılı ve sonrasındaki mücadelesinin bir sütunu ele alınmıştır. Bu bağlamda Organizasyonel Tırpanlama'nın uygulanışının analiz edilmesi için İçişleri Bakanlığı koordinatörlüğünde yürürlüğe konan Terör Arananlar platformu ve burada örgüt liderlerine ilişkin sunulan bilgiler incelenmiştir. PKK terör örgütü başta olmak üzere, terör örgütü liderlerinin değişen önem düzeyine göre tasnif edildiği bu platforma başvurularak bir veri seti oluşturulmuştur. Derlenen veri seti sonucunda elde edilen bulgular ışığında, etkisiz hale getirilen PKK terör örgütü mensuplarının sayıca ağırlığının alt ve orta düzey örgüt liderlerinde olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, en tepede bulunan örgüt liderinin yanında alt ve orta düzey örgüt liderlerinin de hedef alındığı Organizasyonel Tırpanlama'nın uygulanışı ortaya konmuştur.

Organizasyonel tırpanlamaPKKTerör+4
Elif Merve Dumankaya
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Globalization and the challenges of 3rd world countries: A case study of nigerian security challenges

The crux of the matter in this study piece is to examine the nexus between Globalization and the Challenges of 3rd world Countries focusing on Nigerian security challenges as a case study. Since the twentieth century, intensifying global transformations have being recognized as a condition that has breed struggle for society leadership and cultural leadership which has led to spread of religious extremism of the jihadist, Al-Qaeda, Islamic State in Iraq and Syria (ISIS),Al-Shabaab and Boko Haram Islamic sect movements to name a few. In the United States, there was the Al-Qaeda terrorist attack on the World Trade Centre on September 11, 2001 and similar attacks in Britain, Spain and other parts of Europe within the same period of time which have made the act of terrorism to be having a global awareness. Since 2001 till the period of this work, there has being various form of sectarian clashes across local societies, namely in Iraq, Syria and various parts in Africa, including Nigeria. All connected to the spread of international security challenge around the globe. In Nigeria, the Niger Delta Militants and the Boko Haram have been threatening Nigerian national unity with their own preferences in political system and religious believes, but now all are sharing into thesame ideology of embarking on national and global security threats. In this study, the nexus between the globalization process and the security challenges of Third World Countries will be examined through an explanatory analysis.

Boko HaramDeveloping countriesSecurity+7
Yusuf Saheed Adegboyega
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

USA drone strikes and its effects on Afghanistan and Pakistan's security

Following the terrorist attacks in 9/11, the Bush Administration declared global war on terrorism that was a multidimensional military campaign and the aim was to destroy Al-Qaeda and other affiliated group that was threaten the US as well as world security. As a result, the US invaded Afghanistan in 2001, in order to capture and kill high-level Al-Qaeda and Taliban leaders including Osama Bin Laden, who was considered to be responsible for 9/11 attacks. The US invasion has forced key Al-Qaeda and Taliban leaders to leave Afghanistan and settle in FATA (Federally Administrated Tribal Areas) in Pakistan. The stateless nature of FATA has facilitated Al-Qaeda and Taliban militants to reorganize, recover, reunite and form their ideal dominion. In order to kill top Al-Qaeda and Taliban members the Bush administration introduced drone campaign of target killing in FATA of Pakistan as well as in some parts of Afghanistan. In fact, the target killing campaign was not limited to Afghanistan and Pakistan; it encompassed other countries, such as Yemen, Somalia, Iraq and Libya. The US drone attacks have raised moral and legal issues by resulting in high levels of civilian casualties in targeted countries. This thesis claims that in some occasions drone attacks have violated international humanitarian laws (IHL) and international laws in Afghanistan in particular in Pakistan by causing legal, moral and sovereignty problems. Keywords: The US drone position under international laws.

AfghanistanUnited States of AmericaDrone+5
Dost Mohammad Safı
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Terörle mücadelede güvenlikçi yaklaşımlar; PKK ve IRA terör örgütleri üzerine karşılaştırmalı bir inceleme

Günümüzde uluslararası bir boyut kazanan terör sorunu, dünya gündemini her geçen gün daha fazla meşgul etmeye başlamıştır. Ülkelerin teröre karşı bütünleşik bir mücadele stratejisi üretememesi, terörü daha da büyütmektedir. Terörle mücadelede günümüz koşullarında stratejilerin geliştirilmesi gerekmektedir. Teröre sadece dar bir bakış açısıyla bakılıp, terör ve terörizm kavramları birbirinden ayırmadan yapılan mücadelelerin bir başarı sağlaması olanak dışıdır. Ülkeler, teröre karşı genellikle güvenlik perspektifinden bakarak, kapsamlı bir strateji üretmekte zorlanmaktadır. Terörizm, onu besleyen sosyal dinamizmler, ekonomik, kültürel ve politik alanlarda da incelenip bu bağlamda stratejiler üretilmelidir. Aksi takdirde uygulanan güvenlik stratejileri terör örgütlerine propaganda aracı sağlamaktan başka bir işe yaramamaktadır. Türkiye, terör örgütlerine karşı mücadelede askeri alanda başarı sağlasa da bu başarıyı diplomasi ile destekleyememektedir. Teröre karşı taktiksel alanda sağlanan başarı sosyal, kültürel ve ekonomik değerler bağlamında pekiştirilmemiştir. Bu nedenle terörle mücadele uzun yıllara yayılmış, günümüzde daha fazla güvenlik ve huzur ortamını bozmaktadır. Yıllar içinde binlerce masum insanın hayatına mal olan terör, Doğu bölgelerinin yaşam koşullarına dolaylı olarak etki etmektedir. Güven ve istikrar ortamının oluşmaması, bölgenin ekonomisine zarar vermekte, işsizlik yüksek seviyelere çıkmıştır. Bu nedenle iş bulmakta zorlanan bölge halkı, batı illerine göç etmek zorunda kalmaktadır. Terör mensupları ile müzakere yollarına girişmek, haince bir hareket sayılmaktadır. Ancak İngiltere'nin IRA'ya karşı uyguladığı güvenlik odaklı politikaları yumuşatarak müzakere sürecine girmesi neticesinde varılan sonuç incelendiğinde gerektiği zaman örgüt üyeleriyle müzakerenin bazen sonuca götürdüğü görülmektedir. Aslında bu müzakereler doğru bir şekilde yapıldığı zaman terörün elini kolunu bağlayabilmektedir. Müzakere olmadan bir sonuca varılamamakta ve terör, masum insanların hayatlarına mal olmaya devam etmektedir. Disiplinli, sağlam iradeli, profesyonel müzakerecilerin çabası, çözüm sürecine giden yolu kısaltmaktadır. Bu müzakereler gizli veya açık olsun, neticede ülkenin faydasına olmalıdır. Teröre karşı mücadele yöntemleri ne kadar doğru ve yapılan stratejik hataların getirdiği sonuçlar nelerdir? Bu tezde bu konulara değinilmiş olup terör ve terörizm ile ilgili kavramlar açıklanmıştır. Terör örgütlerinin stratejileri ve saldırılarda kullandıkları yöntemler araştırılıp özetlenmiştir. Geleneksel Güvenlik Teorileri ve Yeni Güvenlik Teorileri açıklanmış, bu teorilerin getirdiği sonuçlar incelenmiştir. PKK ve IRA karşılaştırılmış olup Türkiye ve İngiliz hükümetinin teröre karşı uyguladıkları güvenlik odaklı politikalar incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Teröre karşı güvenlik odaklı stratejilerin getirdiği sonuçlara değinilmiş ve teröre karşı mücadelenin sosyal, kültürel ve ekonomi politikalarıyla desteklenmesinden sonraki etkiye vurgu yapılmıştır. Anahtar kelimeler: Terör, terörizm, güvenlik, şiddet, strateji, teori

GüvenlikGüvenlik politikalarıIRA+7
İbrahim Halil Kan
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küreselleşme ve terörizm: Terörizmin finansal kaynakları

Bu çalışmada, küreselleşme ekseninde terörizm kavramı ele alınmakta ve terörizmin finans kaynakları incelenmektedir. Çalışmanın amacı, terörizmin küreselleşme sürecinden nasıl etkilendiğini vurgulamak ve terörizmin sürekliliğini sağlayan bir araç olarak finansman kaynaklarını irdelemektir. Çalışma dört bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde çalışmanın içeriği, amacı, önemi ve metodolojisi verilmiştir. İkinci bölümde küreselleşme ve terörizm kavramları bir arada ele alınmış, kavramsal ve tarihsel incelemeleri yapılmıştır.Üçüncü bölümde terörizmin finansmana ihtiyaç duymasının nedenleri, bu finans ihtiyacını karşıladığı yasal ve yasal olmayan kaynaklar ile devlet desteğine dayalı gelir sağlayıcı kaynaklar ele alınmıştır. Dördüncü bölümde küreselleşme ekseninde incelenen terörizmin, 21. yüzyılda ulaştığı boyut vurgulanmış ve finans kaynaklarının terörizmin sürekliliğindeki rolü üzerinde durulmuştur. Anahtar kelimeler: terörizm, küreselleşme, terörizmin finansmanı, uluslararası terörizm

Finansal kaynaklarFinansmanKüreselleşme+4
Zeynep Aysu Sarahan
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni nesil terör örgütü: Fetullahçı terör örgütü ve Türkiye'deki paralel devlet yapılanması

Tarikatlar ve cemaatler kavramları açısından, Ezoterizme dayalı gizli örgütlerin bulundukları ülkelerde siyasi olayları biçimlendirme, suça karışma, terörü bir araç olarak kullanarak uluslararası suç örgütüne dönüşebilmede dünya örnekleri arasında Fetullahçı Terör Örgütü ve Türkiye'deki Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) de yer almaktadır. Uluslararası konjonktüre göre büyük güçlerin istihbarat örgütleri tarafından hedef ülke, hedef ülkenin bulunduğu coğrafi bölge, tarikatın temsil ettiği dini ideoloji ve onla bağlantılı dünyadaki networklar gibi birçok alan için kullanılabilir hale gelmektedirler. Bu tezde devletlerarası gizli savaşların devlet dışı aktörleri konumuna gelen, bulunduğu ortamın şartlarına göre amaçları belirlenen bu gizli örgütlerden FETÖ/PDY detaylı olarak incelenecektir. FETÖ/PDY gerçekleştirmiş olduğu eylemler göz önüne alındığında; gerek uluslararası tanımlamalar, gerekse Türkiye anayasasında belirtilen terör kanunları yönünden incelendiğinde bir uluslararası terör örgütü ve casusluk şebekesidir. FETÖ/PDY pek çok yönüyle bilinen terör örgütlerinden farklılıklar gösteren bir yapıya sahip. Bu nedenle FETÖ/PDY ile mücadele edilirken klasik terörle mücadele yöntemleri tek başına sonuç verici olmayabilir. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan bu çalışma ile Fethullahçı Terör Örgütü'nü (FETÖ) terörizm disiplini açısından analiz etmek, "Yeni Nesil Terör Örgütü" kavramsallaştırması açısından özelliklerini ortaya koymak ve Türkiye'nin bu terör örgütü ile ulusal ve uluslararası mücadele yöntemlerini belirtmektir. FETÖ/PDY ile mücadele edilirken; örgütün lideri, eleman temin etme yöntemleri, yönetim biçimi, ideolojisi, ortaya çıkışında ve örgütlenmesinde yararlandığı boşluklar, uluslararası bağlantıları, hedefleri, eylem ve örgütlenme stratejileri, sosyolojisi ve din anlayışı ayrı ayrı ele alınarak analiz edilmiştir. FETÖ/PDY klasik terör örgütlerinden farklı yollar izleyen ve bir istihbarat servisi özelliklerini gösteren yapısı sayesinde kendini gizleyebilen bir yapıya sahiptir. Yeni Nesil Terör Örgütü Eylemleri terör eylemlerinden farklı olarak korku ve dehşet yaratmamış. Bunun yerine, istihbarat teknikleri kullanılarak hedefleri görev alanı dışına çıkarma, algı yönetimi, medya da stratejik iletişim araçları ile kara propaganda yapma, topyekûn yönetimi değiştirmek için demokrasiye askeri müdahale, gazetecilere yönelik suikast eylemleri gibi kolektif şiddet uygulayarak devlet bürokrasisini çökertmeye yönelik faaliyetler göstermiştir. Bilinen diğer terör örgütlerinin (PKK, ETA, PJAK, İRA, DEAŞ, El Kaide) hedeflerine ulaşmak için izlediği yollar olan; ayrılıkçılık, bölücülük gibi toplum içinde bir devletin oryantasyonunu bozmaya yönelik şiddet içeren eylemlerle, toplumun ayakta durmasını sağlayan moral değerlerini yıkmaya yönelik siyasal amaçlı halk üzerinde korku ve endişe yaratıcı eylemler yaparak başlamak ve sürdürmek yerine, örgütün sapkın görüş ve inanışlarına göre yetiştirmiş olduğu mensuplarını devletin en kritik ve önemli birimlerine gizlilik içerisinde yerleştirerek devleti içerden ele geçirmek yolunu tercih etmiştir. Devlet bürokrasini ele geçirmek amacıyla insan yerleştirme yani sızmacılık en temel faaliyetlerden biri olmaktadır. "Truva Atı" niteliğinde gizli ajandayı saklayarak ülkeyi içerden ele geçirme yöntemi de denilebilir. Dini duyguları kullanarak insanları etkisi atlına almış, dini söylemlerini ABD'nin ılımlı İslam modeline uyarlayarak bu sayede ekonomik güç elde etmiştir. Türkiye'de devletin sağlamakla yükümlü olmasına rağmen eksikliklerin bir türlü tamamlanamadığı eğitim alanındaki boşluklardan yararlanarak örgütüne eleman ve fon temin etmiştir. Amaçları doğrultusunda uluslararası istihbarat örgütleri ve terör örgütleriyle birlikte hareket ederek Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel taşlarını oluşturan hayati öneme sahip güvenlik bilgilerini çalarak kendisini kuran ve yöneten istihbarat örgütü olan CIA ile paylaşmıştır. Ulaşmak istediği hedefler doğrultusunda gerçekleştirmiş olduğu terör eylemleri ile devleti ele geçirecek güce eriştiğini hissettiği noktada baskı ve şiddet uygulayarak lideri olan Fetullah GÜLEN'in kendi doktrinlerine göre saptırılmış şer'i yasaların hâkim olduğu teokratik bir devlet kurmayı hedefleyen bir silahlı terör örgütüdür. Tarihte Şii din adamı Hassan bin Sabbah tarafından 1090 yılında kurulmuş, Alamut kalesini ablukaya alan dini tarikat Haşhaşiler'e benzer paralelleşme faaliyetleri göstermişlerdir. FETÖ örgütü hiyerarşik katı örgütlenme yapısı, rakiplerini ortadan kaldırma konusunda suikast taktiğini birincil savaş ilkeleri olarak benimsemeleri yönünden de Haşhaşilere benzetilmektedir. Selçuklu hükümetinin cihan devleti olma yönünde ilerken, Haşhaşiler tarafından bu engellenmiştir. Aynı şekilde küresel bir güç olmak isteyen Türkiye'nin önü FETÖ ile kapatılmaya çalışılmıştır. FETÖ/PDY incelerken uluslararası bağlantıları, yapmış olduğu eylemlerin zamanlaması ve sonuçları dikkate alınarak incelenmelidir. Örneğin örgüt tarafından gerçekleştirilen 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi ele alınırken; Irak ve Suriye sınırları içerisinde bir Kürt devleti kurup Ortadoğu enerjisini Akdeniz'e indirmeyi amaçlayan ve bu sayede uluslararası enerji hatlarını kontrolü altına almaya çalışan ABD'nin politikalarıyla, İsrail'in kendisine tehdit olarak gördüğü Irak ve Suriye'nin kurulacak Kürt devleti sayesinde zayıflatılacağı dolayısı ile Ortadoğu'da İsrail'e, Uluslararası arenada da ABD'nin menfaatlerine hizmet eden sonuçlar doğuracağı göz önünde bulundurularak ele alınmalıdır. FETO'nun 15-16 Temmuz darbe girişimi, ülkede bu örgüt ile topyekûn bir mücadeleye neden olmuş, ulusal birlik ve bütünlük, tam bağımsızlık, devletin bekası konusunda tüm siyasi partileri aynı çizgide buluşturmuştur. Geçmişte birçok ülkenin kaderine yön vermiş siyasetçilerin desteğini alan bu terör örgütünün, demokrasi ortamında kendi siyasi ajandasına göre örgütlenme ve güçlenmesiyle, uygun zamanda en son hamlesi yıkıcı, dönüştürücü ve dışa bağımlı ajandasını ortaya çıkarmıştır. Tez terör örgütü olarak hukuki açıdan yargılanan Fethullah Gülen cemaatinin ideolojik düşünce yapısını, örgütlenme biçimini ve uluslararası faaliyetlerini incelemektedir. Türk devletin bu faaliyetlere ve uluslararası örgütlenmesine karşı almış olduğu stratejik mücadele yöntemlerine de değinilecektir. Bu tezin temel amacı; Fetullahçı terör örgütünün örgütlenme modeli, ideolojisi, din anlayışı, örgüte eleman kazanma yöntemleri ve uluslararası bağlantılarını inceleyerek karşı tezler üretmek, hedeflediği insan kaynağına yönelik iyileştirici projeler geliştirmek, tabanını küçülterek marjinal seviyeye indirmekte kullanılacak akademik bir kaynak olmaktır. Anahtar Kelimeler: Yeni Nesil Terör, FETÖ/PDY, ABD, CIA, Ilımlı İslam, Terör, Paralel Devlet Yapılanması.

Amerika Birleşik DevletleriCIACemaatler+6
Dursun Duyan
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2010 yılı sonrası Türkiye' de terörle mücadele

Kapsamı ve amacı çok derin bir konu olan terör, yakın tarihten bakıldığında anlaşılmayacak kadar karmaşık bir düzeni oluşturmaktadır. Terör ifadesi ve terörizm çok eski tarihlere dayanan ve günümüze kadar çeşitli değişimlere uğrayarak gelen fakat ana düşüncesinden kopmayan bir olgudur. Tüm terör faaliyetlerinin çıkış noktası şiddettir. Devleti, buna bağlı olarak halkı güçsüz duruma düşürme çabası başka bir deyişle var olan devletin etkinliğini ve güvenirliliğini azaltarak, devlete hükmetme, devirme ya da istediği bir bölgede özerklik arayışıdır. Türkiye Cumhuriyeti jeopolitik konumu nedeniyle oldukça stratejik ve aynı zamanda kritik bir bölge üzerinde yer almaktadır. Türkiye öncelikli bu sebep yüzünden uzun yıllar terörle mücadele etmek zorunda kalmış bir ülke olmuştur. Yapılan araştırmada Türkiye' de terörle mücadele çalışmalarında devlet kavramı ele alınmıştır. Terörle mücadele devletin etkisi araştırılmış ve terör eylemlerinin devlete etkisi de değerlendirilmiştir. Devletin terörle mücadele kapsamında etkin şekilde yürüttüğü çalışmalar ve gerek terör eylemlerini durdurmak gerekse teröre karşı önlem almak konularında devletin varlığı değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Terör, terörle mücadele, devlet.

DevletTerörTerör olayları+3
Gamze Kaplan
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Investigating the engagement of private security services as a means of countering Boko Haram in Nigeria

Despite the efforts of the Nigerian military and other security forces to date, Boko Haram remains a significant threat to the country, and the potential role of private security services in combating this threat is largely unknown. Therefore, it is critical to examine the effectiveness of private security services in combating Boko Haram in Nigeria, focusing on the role of Specialized Tasks, Training, Equipment, and Protection Limited (STTEP) and the perceptions and experiences of key stakeholders. Drawing on a qualitative case study methodology, this study thus fills a critical gap in understanding the security landscape in Nigeria by shedding light on the potential role and impact of private security services in the fight against Boko Haram. The study's findings underscore the pivotal role that private security companies can play in the fight against Boko Haram in Nigeria. This is especially true for companies that have counterinsurgency experience in Africa and can gain the trust of local communities. In addition, the study highlights the critical importance of cultural sensitivity, commitment to long-term sustainability, respect for human rights, and strategic alliances to achieve lasting stability and effectiveness in counterterrorism. The study then underscores the compelling need for sound regulations, comprehensive training for personnel, and well-designed strategies specifically for private security companies in Nigeria. These findings are intended to guide policymakers, practitioners, and academics involved in security, counterinsurgency, and counterterrorism. Applied to a broader context, these findings also hold significant potential for developing more effective strategies in response to security threats, not only in Nigeria but also in other countries facing similar security challenges, underscoring the wider significance of these findings.

Boko HaramSecurity servicesNigeria+3
Oluwaseyı Mıke Bamıgboye
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

International military cooperation in the Lake Chad Basin region to fight terrorism: Roles and effects

The Boko Haram insurgency in Lake Chad Region has gradually evolved into a complex regional catastrophe as many lives have been taken, properties worth billions of dollars have been destroyed, and destitution has increased in the immediate vicinity of Lake Chad, escalating tensions in other areas. Despite the activities of the Multinational Joint Task Force, the killings and destructions continued. Thus, a crucial question had to be quarried: What have been the roles and effects of MNJTF in the LCR, especially with the continuing and seemingly unpreventable terrorist attacks? Neoliberalism (Institutional Liberalism) is being used to investigate the issue. As a result, this research looked into the extent of international military cooperation between the Joint Task Force and the respective governments of LCR, as well as providing a variety of critical perspectives on security studies, covering a wide range of theoretical subjects from economic to political. The study looked at the complexity of theater (LCR) of the war against terrorists as a major concern, as well as poor coordination among various military forces, political and economic restraints, and pertinent recommendations based on the findings. The role of the Civilian Joint Task Force, its flaws, and how these flaws could be exploited are also reviewed. On the one side, this research looked at the link between government policies and terrorism, as well as how a lack of socioeconomic and political frameworks in the LCR encouraged the spirit of terrorism. The role of humanitarian organizations, intergovernmental entities, and international organizations in combating terrorist groups or mitigating the impact of subsequent assaults on the public is examined in this piece of work.

Military activitiesMilitary allianceTerror+6
Toyin Olalekan Babalola
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarihsel devlet dönüşümü kapsamında haydut devlet

Sermayenin ve devletin uluslararasılaşması sürecinde meydana gelen olayların, uluslararası hukuk nezdinde dönüştürücü etkisi oldukça önemlidir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerikan tüketim normlarının uluslararasılaşması süreciyle başlayan yeni dönem, 1980'li yıllardan sonra neo-liberal politikalar neticesinde sermayenin uluslararasılaşmasının hızlanmasıyla giderek etkisini artırmıştır. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla, uluslararası hukukun dönüşümünde Amerikan hegemonyasının etkisi zirveye ulaşmıştır. 11 Eylül 2001 tarihinde Pentagon ve Dünya Ticaret Merkezi'ne yapılan terör saldırıları, Amerikan dış politikasında yeni bir savaş stratejisinin doğmasına neden olmuştur. Uluslararası hukuka "önleyici/öngörücü meşru müdafaa" ve/veya insancıl hukuk çerçevesinde ortaya atılan "koruma sorumluluğu" gibi kavramlarla Amerikan çıkarlarına aykırı hareket eden devletlere müdahalelerde bulunulmuştur. Müdahalelerin meşrulaştırılması için uluslararası hukuk araç olarak kullanılmış ve bu işgaller, uluslararası hukuka eklemlendirilen kavramlar neticesinde meşru bir tabana oturtulmaya çalışılmıştır. Haydut devlet kavramı da bu amaçla ortaya çıkmış ve sermayenin uluslararasılaşması sürecine ayak uydurmak üzere gerekli devlet dönüşümlerini gerçekleştiremeyen, Batılı anlamda demokratik olmayan, ABD hegemonyasının çıkarlarına aykırı hareket eden devletleri tanımlamak için kullanılmıştır. Anahtar Sözcükler Haydut Devlet, Önleyici/Öngörücü Meşru Müdafaa, Terörizme Karşı Savaş, Uluslararası Hukuk, Ekonomi Politik.

Amerika Birleşik DevletleriDevletDevlet anlayışı+7
Şaduman Ceren Yılmaz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bağımsızlık sonrası Kazakistan'ın uluslararası terörizmle mücadeledeki tutumu: Hukuki bir bakış

Terörizm, modern dünyada ulusal nitelikte karşılaştığımız ciddi bir sorun olmanın yanında küresel bir boyut da kazanmıştır. Terör saldırıları gittikçe daha kapsamlı bir şekilde, modern silahlar kullanılarak insan sağlığına zarar verme ve ciddi yaşam tehdidi oluşturma amacıyla düzenlenmektedir. Toplumsal, milli, dini ve diğer çatışmaları çözmek için yasal yollardan ziyade terör tercih edilmeye başlanmıştır. Bütün bunlar, "uluslararası terörizm" olgusunun bilimsel alanda daha dikkatli araştırılmasına yol açmıştır. Bugüne kadar evrensel bir ölçekte geçerli tanımı yapılamayan terör ve terörizm kavramları konusunda görüş farklılıklarına rastlanmasının sebebi teknik değil siyasi bir nitelik taşımaktadır. Uluslararası hukukta genel kabul gören bir tanım yapılamamış olması çerçevesinde terör ve terörizm kavramları hakkındaki farklı yaklaşımlara çalışmamızda yer verilmiştir. Terörizm, ulusal sınırları aşarak uluslararası boyut kazanan ulusötesi bir olgu haline gelmiştir. Bu sebeple uluslararası terörizm kavramı da çalışmamızın önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Küresel ve ulaşılabilir çok taraflı mekanizmalara sahip olduğu için terörizme karşı alınması gereken önlemler, en çok Birleşmiş Milletler aracılığıyla alınmaktadır. Ayrıca terörizmle mücadele, bölgesel düzeyde Şangay İşbirliği Örgütü, Bağımsız Devletler Topluluğu, Kollektif Güvenlik Antlaşması Örgütü gibi uluslararası örgütlerin işbirliğiyle de yerine getirilmektedir. Çalışmamızda, Birleşmiş Milletler ve Şangay İşbirliği Örgütü bünyesinde kabul edilen terörizmle mücadele ile ilgili antlaşma ve belgeler, konunun temelini oluşturmaktadır. Ayrıca bu belgelere ve antlaşmalara dayanarak, Kazakistan'ın iç hukukundaki terörizmle mücadele alanında yürürlükte bulunan Ceza Kanunu, Terörizmle Mücadele Kanunu, Aşırılıkçılıkla Mücadele Kanunu, Kanun Dışı Yollarla Ele Geçirilen Gelirlerin Yasallaştırılması ve Terörizmin Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun ile ilgili değerlendirmeler yapılacaktır. Bunun yanı sıra, çalışmamız boyunca ortaya çıkan hukuki zemin çerçevesinde, Kazakistan'ın terörizmle mücadeledeki tutumu ele alınacaktır. Anahtar Sözcükler: Uluslararası Hukuk, Terör, Terörizm, Uluslararası Terörizm, Birleşmiş Milletler, Şanghay İşbirliği Örgütü, Kazakistan iç hukuku

BağımsızlıkBirleşmiş MilletlerHukuk+4
Dana Kaskabayeva
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geçiş güvenlikleri ekseninde Türkiye'de enerji güvenliğinin geleceği ve güvenlik ekonomisi

Enerji güvenliği kavramını, var olan enerji kaynağına uygun fiyat koşulunda ulaşılarak, enerji arzının devamlılığının emniyetli ve sorunsuz bir şekilde, ihtiyaç sahibi ülkelere aktarılması şeklinde tanımlayabiliriz. Her geçen gün talebin sürekli arttığı enerji piyasasında enerji güvenliği, giderek önemli bir pozisyona yükselmektedir. Bu durumun ortaya çıkmasında yakın tarihte yaşanan savaşların sebep olduğu söylenebilir. Bu savaşlar neticesinde ülkeler enerji güvenliği özelinde çalışmalar yapma ihtiyacı duymuştur. Günümüzde güvenlik teriminin alt bölümlerinde yer alan kritik altyapıların, kamu düzeninin devamı için büyük önem taşıdığı düşünülmektedir. Bu çalışmada, enerji özelinde enerji güvenliği kavramını oluşturan etmenler, enerji kaynaklarının tanımlanması, enerji kaynaklarına sahip ülkelerin enerji politikası ve güvenliği konusunda sahip oldukları rol ele alınmıştır. Ülkemizin enerji politikası ele alınarak özellikle geçiş güvenliği ekseninde enerji güvenliği konusunda sosyal politika önerileri paylaşılmıştır.

Ekonomi politikalarıEnerjiEnerji güvenliği+6
Halit Uygur
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dini motivasyonlu terörle hukuki mücadele politikası: Japonya'nın Aum Shinrikyō ile mücadele örneği

Dini motivasyonlu bir terör örgütü olan Aum Shinrikyō, 1995 yılında Tokyo metrosuna kimyasal silahla saldırarak adını duyurmuştur. Bu kapsamda tezde, dini bir hareket olarak başlayan Aum Shinrikyō'nun bir külte akabinde de terör örgütüne dönüşüm süreci, terör türleri arasındaki yerinin tespiti, diğer terör örgütlerinden farklılaşan özellikleri ve Japonya'nın başvurduğu mücadele yöntemleri ele alınmıştır. Başlangıçta bir yoga kursu olarak faaliyete başlayan Aum Shinrikyō zamanla kendi başına kitle imha silahları dahi üretebilecek kabiliyete erişmiş olup geniş kitlelerin hayatına kasteden eylemler gerçekleştirmiştir. Buna rağmen Japonya bu denli tehlike oluşturan bir terör örgütüyle mücadelesini temel hak ve özgürlükleri kısıtlamadan, dini oluşumları yasallaştırarak denetim altında tutmuştur. Bu yöntem ile terör örgütünü kontrol altına almış ve eylem yapamayacak hale getirmiştir. Aum Shinrikyō'nun devamı niteliğinde olan Aleph gibi dini oluşumlarla da mücadelesini hukuki yollarla sürdürerek yeni bir terör örgütünün filizlenmesini engellemiştir. Türkçe literatürde dini motivasyonlu terör örgütleri veya suç örgütleri ile mücadele konusunda, İslam Dini ile ilişkilendirilen örgütler dışında bir başka yapı incelenmemiştir. Dolayısıyla bu alanda ulusal literatürde bir boşluk olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda çalışmanın amacı dini motivasyonlu terörle mücadele kapsamında Japonya'nın terörle mücadele politikasına açıklık getirmektir. Nitel dokümantasyon incelemesi yöntemiyle gerçekleştirilen bu tez çalışmasında Japonya'nın Aum Shinrikyō ile hukuki mücadelesinde getirdiği hukuki düzenlemeler, Aum Shinrikyō'nun ardılı sayılan dini oluşumların tâbi tutulduğu denetimler ve Tokyo metrosu saldırısına ilişkin yargılama süreci ele alınmıştır. Araştırma sonunda Japonya'nın dini motivasyonlu bir terör örgütüyle etkin bir mücadele ettiği, bu mücadelede hukuk ve insan hakları değerlerine bağlı kaldığı bulgusuna ulaşılmıştır.

Aum ShinrikyoDinDini unsurlar+7
Namık Berke Alpcan
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Terörizm, Türkiye'de terör olgusu ve PKK/PYD

Türkiye'de terör olgusu bir bölümü Osmanlı İmparatorluğu'ndan devralınan, diğer bölümü ise cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar geçen süre içerisinde, bulunduğu coğrafyanın da jeopolitik ve jeostratejik özelliklerinden kaynaklı, çıkar hesaplarının ve tarihsel amaçların kesiştiği bir merkez durumunda oluşu ile zamana, mekana ve amacına göre sürekli boyut değiştiren, neredeyse tüm ideolojik akımların geçmişten günümüze terör tehdidinin gündeme geldiği bir ülke olmuştur. Türkiye'nin bölgesinde etkili ve güçlü bir devlet olmasından rahatsızlık duyan bazı ülkeler, doğrudan çatışmalarda yer almak istemeyip, politikalarının merkezine terörü alarak her fırsatı ve sinsi hareketi değerlendirip, vekil aktör olarak tayin ettikleri terör örgütleri üzerinden aynı kadri paylaşan ve aynı topraklar üzerinde yaşayan insanlar arasında etnik temelli çatışmalar çıkartarak ülkeyi ve bölgeyi istikrarsızlaştırmak istemekte, bir takım siyasi ve ekonomik çıkarlar sağlama hedefiyle de açık veya gizli olarak terörizm silahı ile Türkiye'yi tehdit etmektedirler. Yapılan bu çalışma ile küresel bir niteliğe bürünmüş olan terör ve terörizm sorununun çözümüne bilimsel zeminde katkı sağlamak gayesiyle, terör ve terörizmin ''mevcut sorunların nedeni olmaktan öte mevcut sorunların sonucu'' olduğu düşüncesinden hareketle ekonomik, sosyal, siyasal ve psikolojik nedenlerin yanı sıra dış desteğin de nedenlerinin bilinmesi ve incelenmesi, kurgulanma metodlarının analizinin yapılması, konunun bütün yönleri ile iyice anlaşılması ve genel perspektifinin rasyonel genellemelerle ortaya konulması düşünülerek ele alınmıştır. Terör ve terörizm sorunu Türkiye'nin ulusal güvenliğinin, heba edilen yıllarının, maddi manevi kayıplarının yanı sıra tüm insanlığı ve gelecek nesilleri tehdit eden boyutları ile onbinlerce insanın canını kaybetmesi, geride bırakılan aile ve sevenlerinin acı ve ısdırapları, ahlaki hiçbir temelinin bulunmayışı, hukukun üstünlüğünün kabul edilmeyişi, siyasi hedefler için insan hayatının değersizleştirilmesi, masum insanların canına kıyılması gibi hususlarla bu sorunun sadece askeri ve güvenlikçi yaklaşımlarla değil, çözümü için aynı zamanda bu alanda bilimsel çalışmaların yapılmasının da ne kadar zaruri bir ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü terörle mücadele süreci yalnızca güvenlik birimlerinin özverisi ile değil, uzun yıllar boyunca toplumun her kesimi ve her bireyi tarafından desteklenmesi gereken zorlu bir süreçtir. Söz konusu bu çalışma, işte bu alandaki ihtiyacın hissedilmesinin yanı sıra aynı zamanda bir sorumluluk olarakta görülmesi nedeniyle yapılmıştır.

BölücülükKürt sorunuPKK+5
Güngör Gökdağ
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Peru'da terörle mücadele ve GEIN İstihbarat Servisi

Bu tez, Peru Cumhuriyeti tarihindeki en önemli anlardan birini kapsayacaktır. 1980'lerin başında Aydınlık Yol'un silahlı mücadelesinin terörizme dönüşmesi, Peru Devleti'nin şiddet yoluyla iktidarı ele geçirmeye çalışan yeni bir iç tehditle karşı karşıya kalabilme kapasitesinin olmadığını ortaya çıkardı ve bu duruma bir son vermek için yeni bir sert önlemler formülasyonun meydana gelmesini sağladı. Araştırmamız, bu grubun silahlı mücadelesinin başlangıcından bu örgütün dağıldığı döneme kadar ülkedeki devlet politikalarını analiz eden Peru Özel İstihbarat Grubu'nun (GEIN) oluşumu gibi Aydınlık Yol (PCP-SL) terör örgütünün eylemlerine karşı uygulanan başarılı vizyon ve politikaları analiz edecektir.

Aydınlık YolDevlet politikalarıGüvenlikleştirme+7
Gıanfranco Ivano Guerra Padılla
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bush ve Obama yönetimlerinin "Teröre karşı savaş" söylemleri: Güvenlikleştirme kuramı çerçevesinde bir analiz

Bu çalışma, Ulusal Güvenlik Stratejileri ve kamuya açık konuşmaları üzerinden 'Referans Nesne(lerini)' ve 'Varoluşsal Tehdit(leri)' – güvenlikleştirme kuramının en önemli iki yönü – keşfetmek amacıyla ABD Başkanları George W. Bush ve Barack Obama'nın teröre karşı savaş politikalarını incelemektedir. Bu kuramın temel içeriğiyle tutarlı olarak referans nesneleri kavramlarının ve bunların varoluşlarına yönelik tehditlerin her zaman güvenlikleştirici aktörlerin söylemsel pratikleri aracılığıyla gerçekleştirildiğini iddia etmektedir. Referans nesneleri, korumaya ve muhafaza etmeye çalışmamız gereken kişiler, nesneler veya kişisel olmayan nesnelerdir. Bu referans nesnelerini korumak için gereken her şeyi kullanmak meşrudur ve bunun için hemen harekete geçmek önemlidir. Öte yandan, varoluşsal tehdit, gelişimini engellemek için derhal harekete geçilmesi gerekilen benzeri görülmemiş bir tehlike olarak görülen kavramdır. Güvenlikleştirme kuramı, bir konuyu güvenlikleştirmek için bir tehdidin var olması gerektiğini ve referans nesnesinin varlığını devam ettirmek için bu tehdidin ortadan kaldırılması gerektiğini ifade eden 'güvenlikleştirme' sürecini ortaya koymaktadır. Güvenlikleştirme teorisinin tüm koşulları göz önünde bulundurulduğunda, mevcut çalışma, Başkan Bush'un referans nesnesini korumak amacıyla dramatik bir şekilde varoluşsal tehditler sunan bir güvenlikleştirici aktör olduğunu öne sürmektedir. Öte yandan, Başkan Obama'nın konuşmaları ise onu güvenlikleştirici bir aktör olmadığını göstermektedir. Güvenlik tehditlerinin belirlenmesinin daha çok söylem yoluyla gerçekleştiği dikkate alındığında, özellikle her dönemin güvenlikleştirme siyasetini analiz ederken, söz konusu dönemin ulusal güvenlik stratejileri (2002, 2006, 2010 ve 2015 yıllarda yayınlanan) incelenmektedir. Başkanların önemli söylemleriyle birlikte onlara yakın olan idarecilerin söylemleri de ele alınmıştır. Başkan Bush'un çeşitli bireyleri, grupları ve meseleleri güçlü bir şekilde güvenlikleştirdiği ve bu bireylere, gruplara ve meselelere karşı kamuoyu oluşturduğu tespit edilirken, Başkan Obama'nın konuşmalarının bunun tam tersi bir durum yarattığı ortaya konulmuştur. Obama'nın söylemlerinde, belirli bir bireyin, grubun veya konunun bu kadar güçlü bir şekilde güvenlikleştirilmediği, ancak bazen önceki rejim tarafından güvenlikleştirilmiş olan görece daha az korkutucu bir konuyu güvenlik dışılaştırmaya çalışıldığı keşfedilmiştir.

Amerika Birleşik DevletleriBush, GeorgeGüvenlik stratejileri+7
Md Mahmudur Rahman
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de gazilerde travma sonrası stres bozukluğu ve ilişkili faktörlerin incelenmesi: Bir sistematik derleme çalışması

Bu çalışma Türkiye'de silahlı çatışmaya katılmış ve çatışma sırasında yaralanmış travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) tanılı askerlere dair yayınlanmış araştırmaların gözden geçirilmesi ve araştırmalardan elde edilen verilerin sistematik biçimde incelenmesiyle gerçekleştirilmiştir. Konuya ilişkin elli dört adet araştırmaya ulaşılmıştır ve dahil edilme kriterlerine uygun bulunan yirmibeş adet araştırma tez çalışması kapsamında değerlendirilmiştir. Tez çalışması kapsamına alınan araştırmalarda kullanılan yöntemler ve bulunan sonuçlar sistematik biçimde incelenmiştir. Bu sistematik derleme çalışması sonunda incelenen araştırmalarda silahlı çatışmada yaralanma sonucu TSSB gelişiminin askerlerde önemli bir sorun olduğu, bazı araştırmalarda gazilerin eş tanılar aldıkları, psikolojik travmayla başa çıkmak amacıyla alkol kullanımına başvurdukları, çatışma tecrübesi sonunda yakın sosyal çevresine saldırganlıkta artışlar gözlendiği sonuçlarına yer verildiği görülmüştür. Tez çalışmasında sosyal destek algısı, başa çıkma yöntemleri ve psikolojik yardım arama tutumlarını sorgulayan araştırmaların sonuçları da incelenerek veriler derlenmiştir. Silahlı çatışmayı izleyen süreçte gazilerin sosyal destek algısının pozitif hale gelmesinde sırasıyla aile, silah arkadaşları ve kurumsal desteklerin en fazla rol oynadığı incelenen araştırmalarda ortaya konan önemli sonuçlardır. TSSB tanılı askerlerin sıkça başvurdukları başa çıkma yöntemlerinden birinin dini inanç odaklı başa çıkma olduğu ve yaralanmayı vatan savunması kavramıyla özdeşleştirmenin de gazilerde başa çıkmayı kolaylaştırdığı da incelenen araştırmalarda ortaya konmuş dikkat çekici sonuçlardır. Ayrıca, gazilerin psikolojik yardım arama tutumlarının olumsuz olduğu da incelenen araştırmalarda yer verilen bir sonuç olup bu sonucun önceki gazi araştırmalarıyla uyumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak TSSB'ye ilişkin araştırmaların sistematik olarak incelenmesi bu konunun önemini ortaya koymuştur.

Başa çıkmaGazilerPsikolojik yardım+5
Burcu Ertuğ
MEF University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Basın demeçleri bağlamında Türk ve Amerikan ilişkilerinin terörle mücadele boyutu

Bu tez çalışmasında Suriye'ye sıçrayan Arap baharının oluşturmuş olduğu kaotik ortamda kendine yer edinen PKK/PYD ve İŞİD terör örgütlerine karşı müttefik olan Türkiye ve Amerika'nın terörle mücadelede ne denli işbirliği yapabildiği araştırma sorusundan yola çıkılarak, devletlerin terörizme karşı işbirliği zorlukları irdelenmiştir. İzlenilen metot söylem analizi ve süreç analizi birlikteliğidir. 2011-2018 yılları arasında devlet başkanlarından savunma bakanlığına, dışişleri bakanlarından hükümet sözcülerine kadar farklı kurumların yönetimlerinde bulunan kişilerin söylemleri analiz edilerek ve sahadaki eylemleriyle karşılaştırılarak süreç analizi yapılmıştır. Araştırma sırasında yıllara göre çeşitli haber kaynakları taranmış ve sahada terör örgütlerine karşı gerçekleştirilen operasyonlar literatür taraması ile detaylı olarak incelenmiştir. Devlet kurumlarında bulunan kişilerin söylemleri kamuoyuna açık kaynaklardan elde edilmiş ve çeşitli kaynaklardan araştırılıp teyit edilerek sunulmuştur. Tez içerisinde bulunan görüş ve önerilerin tamamı, yaptığım araştırmalar sonucu şekillendirdiğim kişisel fikirlerimdir ve herhangi bir kişi veya kurumun görüşünü yansıtmamaktadır.

Amerika Birleşik DevletleriIŞİDPKK+7
Elif Vardar
MEF University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Terror management and pro-social values: Does mortality salience facilitate forgiving only in-group transgressors?

The main goal of the current research was to examine the existential motivations that underlie forgiveness and punishment in the intergroup context. The personal importance of self-transcendence and self-enhancement values and the Social Dominance Orientation (SDO) were also investigated for their potential contributions to the moral judgment process. The results of 2 (Condition: Mortality Salience, Control) x 2 (Group Affiliation of the Transgressor: Out-Group, In-Group) MANCOVA and follow-up two ANCOVAs demonstrated a main effect of group affiliation of the transgressor. Participants were less forgiving towards and harsher in sentencing the in-group offender (M.H., a Turkish citizen) than the out-group offender (M. H., with a Syrian origin). Contrary to the expectations, mortality salience did not result in the heightened tolerance for the wrongful in-grouper. Higher scores on the self-enhancement values predicted lower levels of forgiveness. Additionally, penalty toughness was negatively predicted by the self-transcendence value, and positively by the self-enhancement value. The findings were discussed for their contributions to the related literature.

ForgivenessTerror Management TheoryValues+6
Emine Yücel
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çeçen sorununun terörizme evrilme süreci ve Rusya Federasyonu'nun Çeçen politikası

Geçmişten günümüze Rus-Çeçen ilişkileri incelendiğinde, Çarlık Rusya'dan başlayarak günümüz Rusya Federasyonu'na (RF) kadar devam etmekte olan bir çatışma ortamı görülmektedir. Bu çatışmaların temel kaynağı Çarlık Rusya döneminden itibaren yayılmacı ve saldırgan politikalara sahip olan Rusların, genelde Kuzey Kafkasya özelde Çeçenler üzerinde hakimiyet kurma isteğidir. Bu bağlamda Çarlık Rusya'nın başlattığı saldırılardan I. Çeçen Savaşı'nın bitimine kadar olan dönemde Ruslara karşı bağımsızlık kazanmak amacıyla mücadele eden Çeçenler, I. Çeçen Savaşı'nın ardından terörizmi oluşturan unsurları mücadelelerine dahil ederek, RF devlet başkanı Vladimir Putin'in Çeçen politikasını terörizm ile mücadele kapsamında değerlendirmesine ve bu politikaların "terörizm ile mücadelede genel politika seçenekleri" çerçevesinde şekillenmesine sebep olmuşlardır.

Devlet politikalarıRusyaTerörizm+6
Etkin Demir
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin Irak'ın Kuzeyine müdahalesinin değerlendirilmesi: Nicel bir araştırma

Bu çalışma, Türkiye'nin PKK terör örgütü ile mücadele kapsamında Irak'ın kuzeyinde oluşan dış politikasını, 2016 yılı sonrası Irak'ın Kuzeyine gerçekleştirdiği müdahale operasyonlarının nedenlerini anket ile desteklenerek açıklık getirmektedir. Türkiye'nin bölgesel aktör olarak Irak'ın kuzeyinde benimsediği stratejiyi bu çalışma açıklamaktadır. Türkiye iç politika unsurlarından etkilenmekte ve devletin dış politikasına biçim verilmektedir. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'ın Irak'ın kuzeyi özelinde bakış açısı ve algısı, yerel faktörlerle birlikte Irak dış politika kararlarını etkilemiştir. Irak'ın kuzeyine gerçekleştirilen müdahale operasyonları alınan bu kararla başlamış ve Türkiye alan hakimiyeti konsepti uygulayarak başarılı bir şekilde belirlemiş olduğu hedefine doğru ilerlemektedir.

Askeri müdahaleIrakKuzey Irak+5
Murat Mutlu
Hakkari University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00

İlgili konular