Testis

176 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Allojenik mezenkimal kök hücreler ve mikroakışkan sistemle vücut dışında testisteki spermatogonyal kök hücre mikroçevresinin devamlılığının sağlanması

Prepubertal kanser vakalarında kemo ve radyoterapi uygulamaları nedeniyle erkek hastaların yarısında infertilite görülmektedir. Kemik iliği kaynaklı mezenkimal kök hücrelerin (KİMKH) Sertoli hücreleriyle proliferatif faktörler salgılama karakterleri ve embriyonik kökenleri ortaktır. Mikroakışkan sistemleri (MaS), vücutta mikrovasküler akışı modelleyen yüksek teknolojik tıbbi cihazlardır. Tez çalışmasıyla geliştirilen MaS'ta KİMKH salgıları kullanılarak spermatogonyal kök hücrelerin (SKH) proliferasyonu ve farklılaştırılması hedeflenmiştir. Çalışma; disiplinler arası, rastgele seçilmiş, kontrol grubu içeren, ileriye yönelik in vitro deneysel araştırma şeklinde yürütülmüştür. Bağımlı değişkenler ölçüm parametreleri, bağımsız değişkenler MaS, asılı damla (AD) sistemleri; KİMKH salgılarının kullanılıp kullanılmadığı gruplar ve zamandır (7, 28 ve 42 gün). Histokimyasal boyamalara göre tübül epiteli kalınlığı, lümen çapı, spermatogonyum, spermatosit ve spermatid sayısı KİMKH salgısı kullanılan gruplarda kullanılmayan gruplara göre; MaS gruplarında AD gruplarına göre daha yüksektir (p<0.05). SALL4 immün işaretli SKH sayısının KİMKH ve MaS gruplarında kontrol gruplarına göre yüksek olduğu ortaya konmuştur (p<0.05). PLZF, c-Kit ve VASA işaretlemeleri ile sırasıyla SKH, spermatojenik seri hücreleri ve germ hücreleri akım sitometrisi ile değerlendirilerek histokimyasal ve immünhistokimyasal işaretlemelerin sonuçları doğrulanmıştır (p<0.005). KİMKH-KB ve MaS kullanımında 7, 42. günlerde testosteron seviyesinde kontrol gruplarına göre artış görülmüştür (p<0.005). Çalışmadan elde edilen verilerle KİMKH salgılarıyla desteklenen MaS'ta testis kültürünün, yenidoğan farede in vitro spermatogeneze olumlu etkisi ortaya konmuştur. Gerçekleştirilen özgün tasarım ve cihaz üretimi, ülkemizin önemli bir sağlık sorununda yurt dışına bağımlılığı azaltarak sağlık ekonomisine yeni bir çözüm sunacak bir model oluşturmuştur.

Kök hücrelerKısırlıkKısırlık-erkek+6
Selin Önen
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Augustinus'un teslis anlayışı

Hıristiyanlık'ın ihtilaflı olan fakat aynı zamanda da temelini oluşturan Baba, Oğul ve Kutsal Ruhun tanrısallığını ifade eden teslis öğretisi üçüncü ve dördüncü yüzyıllarda şekillenmeye başlamış bir öğretidir. Teslis fikri her ne kadar doğrudan Hıristiyanlıkla ilişkilendirilse de Hıristiyanlık öncesi toplumlarda da üçlü tanrılar; tek bedende üç kafa taşıyan tanrılar veya tek bir kafada üç yüz taşıyan tanrılar olarak açığa çıkmıştır. Kutsal Kitap'ta da izi sürülen teslis ancak çıkarımsal bir yolla elde edilmiştir çünkü ne Eski Ahitte ne de yeni Ahitte kelime ya da doktrin olarak mevcut değildir. Hıristiyanlığın temel taşı olan teslisin tarihsel gelişim süreci beraberinde konsiller tarihinin oluşumunu da getirmiştir. Bu çalışmada üçüncü ve dördüncü yüzyıllarda şekillenmeye başlamış teslis doktrinini anlamak için, günümüz Batı Hıristiyanlığının ilk evresini oluşturmuş olan Aziz Augustinus'un teslisi anlamada izlediği yolu ve kullandığı yöntemi araştırdım. Dördüncü yüzyıl Kapadokya babaları olarak bilinen Kayseriye piskoposu Basil, Nazianus'lu Gregory ve Nyssalı Gregor'un geliştirdikleri "öz" (Gr. ousia) ve "şahsî varlık" (Gr. hypostasis) gibi bazı teolojik ve ontolojik kavramlar teslis anlayışı üzerinde etkili olmuştur ve Augustinus da bu kavramları kendi anlayış çerçevesine yerleştirmiştir. Dolayısıyla Augustinus kendinden önceki teslis öğretisini anlamaya ve beraberinde getirdiği problemleri de analoji yöntemini kullanarak aşmaya çalışmıştır. Bu tezin amacı teslisin tarihsel gelişimini inceleyerek problem-çözüm aşamasını Batı Hıristiyanlığının dönüm noktası olmuş olan Aziz Augustinus'un yöntemi üzerinden anlamaya çalışmak ve Hıristiyanlığın gelişiminde felsefenin etkisini araştırmaktır. Anahtar Kelimeler: Analoji, Augustinus, Öz, Teslis

AnalojiAugustinusDin felsefesi+2
Şeyma Levent
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Mezenkimal kök hücrelerin ın vıtro koşullarda testis mikroçevresi ve spermatogonyal kök hücre havuzunun korunmasına etkisinin araştırılması

Önen, S. Mezenkimal Kök Hücrelerin in vitro Koşullarda Testis Mikroçevresi ve Spermatogonyal Kök Hücre Havuzunun Korunmasına Etkisinin Araştırılması. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Kök Hücre Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2019. Çocukluk çağı kanserlerinde kemo-radyoterapi sonrası testiste germ hücresi hasarı sonucu hastalarda %46 oranında infertilite görülmektedir. Erkeklerde puberteye kadar spermatogenez başlamadığından testisten olgun sperm eldesi mümkün olmayıp, spermatogonyal kök hücrelerin, in vitro koşullarda uzun süreli kültürü sağlanamamaktadır. Mezenkimal kök hücreler, spermatogenezin devamlılığında asıl etkili Sertoli hücreleriyle embriyonik köken, gen ekspresyon profili ve farklılaşma potansiyeli açısından benzerdir. Sertoli hücrelerine kimyasal destek sunacak mezenkimal kök hücreler, in vitro koşulda testis nişinde kök hücre havuzunun korunmasına katkı sağlayabilir. Bu çalışmanın amacı, in vitro koşulda allojenik mezenkimal destekli hava sıvı interfaz tekniği ile tasarlanmış indirekt kokültür sistemindeki C57BL/6 türü yenidoğan fare testis şeritlerinde yapı, işlev ve spermatogonyal kök hücre canlılığının 1, 2, 4 ve 6 hafta süreyle korunmasıdır. Mezenkimal kök hücreler deneylerde kullanılmak üzere karakterize edilmiş; kokültür sisteminin etkinliği akım sitometrisi, histokimyasal ve immünohistokimyasal kantitatif yöntemlerle ortaya konmuştur. Mezenkimal kök hücreler, in vitro koşullarda indirekt kokültür ortamında 1-6 hafta arasında seminifer tübül (p<0.05) ve 2. 6. haftada lümen alanını (p<0.05) arttırıcı etki göstermiştir. Mezenkimal kök hücreler kokültür ortamında 1-6 haftalar arasında SALL4 ile işaretli; 1 ve 2. haftada PLZF ile işaretli spermatogonyal kök hücre; 6. haftada c-Kit işaretli ileri farklılaşmış spermatojenik seri hücre sayısını kontrole göre arttırmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, kemik iliği kaynaklı mezenkimal kök hücrelerin in vitro kokültür sisteminde destekleyici etkisi ortaya konduğundan, klinikte gonadotoksik tedavi öncesi izole edilen testis şeritlerinin bu sistemle in vitro koşullarda korunabilmesinde kullanılabilecek tedavi stratejilerine iyi bir aday olabileceği saptanmıştır. Anahtar sözcükler: Testis, organ kültürü, kokültür, mezenkimal kök hücre, spermatogonyal kök hücre

Kök hücrelerOrgan kültürüSperm+2
Selin Önen
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Siklofosfamid ile oluşturulan deneysel sıçan testis hasarı modelinde resveratrolün etkilerinin çinko ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Amaç; CP ile oluşturulan deneysel testis hasarı modelinde Resveratrol (RES)'ün olası koruyucu etkisinin Çinko (Zn) ile karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çalışma kapsamında RES, Zn ve RES-Zn birlikte uygulamaları ile CP'nin hasar oranının azaltılması hedeflendi. CP ile oluşturulan toksik testis hasarı modelinde, Zn etkileri gösterilmiş bir kontrol model olarak yer alırken, RES'in Zn ile birlikte kullanılması sonucunda ortaya çıkan etkilerin taramalarında bakılmamış olduğunu saptadık. Çalışmamızda sıçanlar (n=64) rastgele 9 gruba ayrıldı. Deney gruplarına 3 haftalık uygulamaların sonunda tüm gruplar; biyokimyasal, histokimyasal ve immünohistokimyasal yöntemlerle incelendi. Sperm parametreleri olarak Johnsen testiküler skorlaması ve sperm yayma preparatlarındaki morfolojileri değerlendirildi. CP ile oluşturulan deneysel sıçan testis hasarı modelinde histokimyasal olarak H-E, PAS ve MT, immünohistokimyasal olarak iNOS, eNOS ve CD34 boyamaları yapıldı. Biyokimyasal analiz olarak da MDA ve Katalaz değerlerine bakıldı. RES ve Zn'nin karşılaştırmalı etkileri literatürde ilk kez tarafımızdan ortaya konulmaya çalışıldı. Sonuç olarak; Zn ve RES'in birlikte kullanımının testis hasarı üzerine koruyucu etkileri mevcut olsa da kontrol ve salin grupları kadar iyileşme gözlemlenmedi. Yeni bir hücre türü olan telositlerin ise interstisyel alandaki varlıkları ve seminifer tübül çevresini bir kılıf gibi sardığı saptanmıştır. Projemizde optimum dozlarda vücutta yararlı etkilerini ortaya çıkartabilen RES ve Zn'nin birlikte ve/veya ayrı kullanımlarının oluşturduğu etkileşimler değerlidir. Kurgulanan in vivo modelin kliniğe uyarlamaları, tanımlanacak hücresel sinyal yolakları üzerinden tedavi amaçlı pek çok uygulamada infertilitenin sağaltımı konusunda yeni klinik fikirler ortaya çıkarabilir. Anahtar Kelimeler: Siklofosfamid, Resveratrol, Çinko, Testis

Hayvan deneyleriResveratrolSiklofosfamid+3
Cansın Şirin
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin meme ve testis kanserine yönelik sağlık inançlarının belirlenmesi

AMAÇ: Tanımlayıcı tipte hazırlanan bu araştırma, üniversite öğrencilerinin meme ve testis kanserine yönelik sağlık inançlarının belirlemek için yapılmıştır. YÖNTEM: Araştırma 1 Ekim- 30 Kasım 2018 tarihleri arasında, Ege Üniversitesi Yabancı Diller Bölümü hazırlık sınıfında öğrenim gören, sadece lisans derecesindeki hazırlık sınıflarında öğrenim gören 2500 öğrenci araştırmanın evrenini, 350 öğrenci ise örneklemi oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında, literatür doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan 20 soruluk birey tanılama formu, Champion'un meme kanseri ve taramalarına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği ve Champion'un testis kanseri taramalarına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinde SPSS 20 paket programı kullanılmış, sonuçlar değerlendirilirken yüzde, ortalama, spearmans rho testi ve ki-kare testi uygulanmıştır. BULGULAR: Araştırmadaki kadın öğrencilerin yaş ortalaması, 18.71±1.52, erkek öğrencilerin yaş ortalaması ise; 19.39±1.84 olarak bulunmuştur. Kadın öğrencilerin %9.5'i meme kanseri hakkında önceden eğitim aldığını, %90.5'i önceden eğitim almadığını %67.0'si önceden KKMM'yi duyduğunu, %33.0'ü ise önceden KKMM'yi duymadığını, %8.5'i düzenli olarak KKMM yaptığını, %91.5'i ise yapmadığını, %58.5'i KMM'yi daha önceden duyduklarını, %41.5'i ise daha önceden duymadıklarını, %3.5'i klinik meme muayenesi yaptırdığını, öğrencilerin %90.0'ı erken tanı yöntemlerini duyduklarını, %10.0'u erken tanı yöntemlerini duymadıklarını belirtmişlerdir. Erkek öğrencilerin %8.8'i testis kanseri hakkında önceden eğitim aldığını, %91.2'si önceden eğitim almadığını, %23.5'i önceden KKTM'yi duyduklarını, %76.5'i ise önceden KKTM'yi duymadıklarını, %2.9'u düzenli olarak KKTM yaptığını, %97.1'i ise düzenli olarak KTMM yapmadığını, %34.7'si daha önceden KTM duyduklarını, %65.3'ü ise daha önceden duymadığını, sadece %1.2'si klinik testis muayenesi yaptırdığını, %66.5'i erken tanı yöntemlerini duyduklarını belirtirken, %33.5'i erken tanı yöntemlerini duymadıklarını belirtmişlerdir. Kadın öğrencilerde korelasyon analizi yapıldığında; SİM'e göre duyarlılık ve önemseme/ ciddiyet, sağlık motivasyonu ve KKMM yararları, mamografi yararları ve KKMM yararları, KKMM engelleri ve mamografi engelleri ölçek alt boyutları arasında yüksek düzeyde ilişki saptanmıştır. Erkek öğrencilerde, SİM'e göre duyarlılık, KKTM yararları ve KKTM engelleri alt boyutlarında yüksek düzeyde ilişki saptanmıştır. Kadın ve erkek öğrencilerde, ailede kanser tanısı olan kişi olma durumu, meme/testis kanseri hakkında önceden eğitim alma durumu duyarlılığı etkilemektedir. SONUÇLAR: Üniversite öğrencilerinin büyük bir kısmının, meme ve testis kanseri ve KKMM/KKTM hakkında bilgi sahibi olmadıkları ve ayrıca, düzenli olarak KKMM/KKTM uygulamadıkları belirlenmiştir. Yapılan çalışmanın sonucuna göre; ileriki çalışmalarda üniversite öğrencilerinde meme/testis kanseri ve KKMM/KKTM hakkında bilgi düzeyini arttırma amaçlı sağlık eğitimleri planlanması ve uygulanması önerilir.

Kendi kendine muayeneMemeMeme hastalıkları+6
Şükran Olgun
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Doksorubisin ile indüklenen sıçan testis hasarı modelinde fluvastatinin olası koruyucu ve tedavi edici etkilerinin histokimyasal ve immünohistokimyasal olarak değerlendirilmesi

Klinikte ilk kez 1967 yılında kullanılmaya başlanan doksorubisin, günümüzde hala solid tümörlerin ve hematolojik malignetilerin tedavisinde sıklıkla kullanılan antrasiklin bir antibiyotiktir. Anti-neoplastik özelliğinin yanı sıra mutajenik, karsinojenik ve teratojenik etkilere de sahip olan doksorubisinin kullanımı, kalp, böbrek, karaciğer, beyin ve testis gibi organlarda ortaya çıkan akut ve kronik yan etkiler nedeniyle kısıtlanmaktadır. Yapılan çalışmalardan elde edilen bulgular, doksorubisin kullanımı nedeniyle germ hücrelerinde meydana gelen oksidatif stres ve lipid peroksidasyonunun bu ilaca bağlı ortaya çıkan testiküler hasarlanmada başlıca etkenler olduğununa işaret etmektedir fakat doksorubisin kaynaklı testis hasarlanmasından sorumlu mekanizmalar henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Statinler, kolesterol biyosentezi için kilit enzim olan hidroksil-metil glutaril koenzim A (HMG-CoA) redüktazı, yarışmalı bir şekilde inhibe ederek etki gösteren en etkili kolesterolü düşürücü ajanlardır. Tamamen sentetik bir statin olan fluvastatin HMG-CoA redüktazı inhibe ederek, HMG-CoA'nın, kolesterol dahil çok sayıda sterolün öncül molekülü olan mevalonata dönüşümünü engellemektedir. Kolesterol düşürücü etkisinin yanı sıra, hidroksil ve superoksit radikallerini temizleyemek suretiyle antioksidan etki gösterdiği saptanan fluvastatinin, obezite kaynaklı testiküler hasarda mTOR sinyal yolağı üzerinden etki ederek koruyucu bir rol oynayabileceği ortaya konmuştur. Bu çalışmadaki amacımız, doksorubisin uygulaması ile indüklenen testiküler hasar modelinde fluvastatinin, olası koruyucu ve tedavi edici etkilerinin histokimyasal, immünohistokimyasal, biyokimyasal ve Real-Time PCR analizleri ile değerlendirilerek ortaya konulmasıydı. Yaptığımız analizlerden elde ettiğimiz veriler, doksorubisin ile indüklenen testis hasarında fluvastatinin özellikle, kan testis bariyerinin düzenlenmesinde önemli roller üstlenen mTOR, Cx43 ve MMP-9 protein ve mRNA ekspresyonlarını düzenlemek sureti ile hem koruyucu hem de tedavi edici etki olabileceğini ortaya koymuştur. Öte yandan bu ilacın profilaktik olarak kullanılmasının, tedavi amaçlı kullanılmasına oranla daha olumlu sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir.

DoksorubisinFluvastatinHayvan deneyleri+5
Çevik Gürel
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Azospermik olgulardan alınan tese dokularının ultrastrüktürel incelenmesi ve nos izoformlarının etkisinin değerlendirilmesi

Evli çiftlerde yaklaşık olarak %10-15 oranında infertilite görülmektedir ve bunların da yaklaşık %50?sini erkeğe bağlı nedenler oluşturmaktadır. Erkek infertilitesinin başlıca sebeplerinden biri, semende hiç sperm bulunmayan azospermi olgusudur. Nitrik oksit sentaz (NOS) izoformlarının (eNOS, iNOS, nNOS) testis dokusu ve bileşenlerinde varlığının gösterilmiş olması dikkatleri nitrik oksit (NO)?in spermatogenez üzerine olan etkisine çekmiştir. NO?in sperm maturasyonu ve motilitesi üzerine de etkili olduğu belirlenmiştir. Ayrıca spermatogenik seri hücre döngüsünde, hücreler arası bağlantılardaki bozukluklar sperm üretimini engellemektedir. Bu çalışmada; azospermi olgularından testiküler sperm ekstraksiyonu (TESE) ile testiküler doku elde edildi. Testis dokularının Hematoksilen-eozin (H-E), Masson?un üçlü boyaması tekniğini ve Toluidin mavisi kullanarak ışık mikroskobu düzeyinde genel morfolojisini inceledik. İmmunohistokimyasal olarak NOS izoformlarını ve sıkı bağlantı proteini olan zonula okludensi (ZO-1) gösterdik. Bununla bağlantılı olarak geçirimli elektron mikroskobu (TEM) düzeyinde ultrastrüktürel yapısını incelemeyi planladık. Bunun sonucunda elde ettiğimiz bulgulara göre NOS izoformları ile tubüler yapının etkisini değerlendirmeyi amaçladık. Elde ettiğimiz bulgularda spermatozoa bulunmayan gruplarda seminifer tubül yapısının bozulduğu ve hiyalinize olduğu görüldü. eNOS reaksiyonunun spermatozoa bulunan gruplarda bulunmayanlara göre oldukça yüksek olduğu belirlendi. iNOS reaksiyonu spermatozoa bulunmayan gruplarda oldukça yüksek gözlenirken nNOS reaksiyonunda anlamlı bir fark bulunamadı. Spermatozoa bulunan grupta, kan-testis bariyerinde normal ZO-1 reaksiyonu gözlendi. Sadece Sertoli Hücre Sendromu (SSHS) olarak değerlendirdiğimiz spermatozoa bulunmayan grupta, ZO-1 reaksiyonu Sertoli hücrelerinin tüm yan yüzeyinde gözlendi. Elektron mikroskobu bulgularımız ışık mikroskobu bulgularını desteklemekteydi. Bu bulgular Sertoli hücrelerindeki bozulmuş ZO-1 reaksiyonun ve seminifer tubüllerdeki artmış iNOS reaksiyonunun, spermatogenezin zarar görmesindeki faktörlerden biri olabilir. Bu nedenle Sertoli hücreleri arasındaki sıkı bağlantılar spermatogenezinin önemli bir rolü olduğu kabul edilir.

Nitrik oksitTestis
Ayse Altun
Demiroğlu Bilim University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik sudan kaçınma stresi ile testis dokusunda oluşturulan hasarı üzerine fulvik asitin tedavi edici etkisinin araştırılması

Amaç: Organizmada strese bağlı infertilite oluşumunda oksidatif stres, apoptoz ve inflamasyon önemli rol oynar. Stres, vücudun çeşitli içsel ve dışsal uyaranlara verdiği otomatik bir tepkidir. Kronik sudan kaçınma stres modelinin testis dokusunda oksidatif hasar oluşturduğu bilinmektedir. Fulvik asit, antioksidan, antiapoptotik ve antiinflamatuvar özelliklere sahip, toksik olmayan bir ajandır. Bu çalışmanın amacı kronik stresin testislerde oluşturduğu hasarın fulvik asit ile geri döndürülmesidir. Gereç ve Yöntem: 18 adet Sprague–Dawley erkek sıçan kullanıldı. Deney grupları: Kontrol (K), Kronik Stres (KS) ve Kronik Stres+Fulvik Asit (KS+FA). Testis dokusundan elde edilen histolojik kesitler Hematoksilen&Eozin ve Toluidin mavisi ile boyandı; ZO-1, β-aktin ve iNOS immünohistokimya işaretlemeleri yapıldı. Biyokimyasal olarak TAS/TOS, OSI, KAT, GPx ve SOD düzeyleri ölçüldü. Bulgular: Histopatolojik incelemelerde testis doku kesitlerinde, K grubuna kıyasla KS grubunda bazal membranda düzensizlik, seminifer tübülün germinal epitel bölgesinde açılmalar gözlendi. KS+FA grubunda hasar devam ederken bazal membranda düzelme görüldü. Seminifer tübüllerdeki germinal epitel arasındaki açılmaların azaldığı gözlenirken biyokimyasal bulgular da histolojik bulguları destekledi. Sonuç: Kullanılan fulvik asitin iyileştirici etkisinin olduğu ancak antioksidan etkisinin ortaya çıkarılması açısından daha yüksek dozlarda kullanılacağı çalışmaların yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Antioksidan, İnfertilite, Fulvik Asit, Sudan Kaçınma Stresi, Oksidatif Stres

AntioksidanlarFulvik asitKısırlık+5
Cansu Bahçıvan
Demiroğlu Bilim University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnfertil ve fertil erkeklerin testis ultrasonunda tekstür analizi

Amaç: Erkek infertilitesi multifaktoriyel bir patoloji olup altın tanı yöntemi olan spermiyogram ile birlikte yardımcı olan radyolojik görüntüleme yöntemleri mevcuttur. Amacımız testis ultrasonu ile elde edilen testis parankim görüntülerini segmente edip, makine öğrenme algoritmaları ile kombine ederek spermiyogram parametrelerini tahmin etmedeki etkinliğini ölçmektir. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmada, kurumumuzda testis ultrasonu ve bir ay içerisinde spermiyogram tetkiki yapılmış olan 169 olgu incelemeye alındı. Hastalardan 5'i daha önce çocuğu olan ve/veya testislere darbe aldıktan sonra spermiyogram kontrolü için gelen küçük bir grubu temsil ederken geri kalanları infertilite şüphesi ile kliniğimize başvurdu. Hastalar spermiyogram parametrelerinden sperm konsantrasyonu, total sperm sayısı, total motilite, progresif motilite, morfoloji ve TZI indeksi değerlerinden oluşturulan 5 persantil altı ile 5-95 persantil gruplarına ayrıldı. Testis uzun uzun aksta alınan ultrasonografi görüntülerinin 2 boyutlu segmentasyon işlemi ve radiomics özelliklerin çıkarımı "3D slicer" programı ile tek hekim tarafından yapıldı. Testis parankimi manuel çizilerek segmente edildi. Radyomiks çıktıları, orijinal, ince- kaba Laplacian of Gaussian ve wavelet transform filtreli görüntülerden oluşmakta idi. Her iki testis için toplam 1702 adet radyomiks özellik elde edildi. Voksel yeniden örnekleme 1x1x1 mm³ olarak standardize edildi. Makine Öğrenmesi (MÖ) için Orange Data Mining programı kullanıldı. Özellik azaltma için relieff, X2, Gain ratio ve Information gain metodları uygulandı. MÖ algoritmaları olarak k-nearest neighborhood (kNN), decision tree, random forest, logistic regression, support vector machine (SVM), naive bayes, neural network, Adaboost ve Gradient boost sınıflandırmaları kullanıldı. Sınıflandırmaları karşılaştırmak için çalışma karakteristik eğrisi (ROC) oluşturularak area under curve (AUC), duyarlılık (sensitivity, recall), özgüllük (spesifite), ve hata matriksi parametreleri hesaplandı. Tüm istatiksel sonuçlar için p <0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Sperm konsantrasyonu 5 persantil altı grubu tahmin etmede en yüksek başarıyı Naive Bayes modeli elde etti (AUC 0,77, duyarlılık 0,59, özgüllük 0,75). Total sperm sayısı 5 persantil altı grubu tahmin etmede en yüksek başarıyı Naive Bayes modeli elde etti (AUC 0,77, duyarlılık 0,60, özgüllük 0,76). Total sperm motilitesi 5 persantil altı grubu tahmin etmede en yüksek başarıyı Naive Bayes modeli elde etti (AUC 0,81, duyarlılık 0,65, özgüllük 0,82). Progresif sperm motilitesi 5 persantil altı grubu tahmin etmede en yüksek başarıyı Naive Bayes modeli elde etti (AUC 0,80, duyarlılık 0,55, özgüllük 0,80). Sperm morfolojisi 5 persantil altı grubu tahmin etmede en yüksek başarıyı Naive Bayes modeli elde etti (AUC 0,73, duyarlılık 0,64, özgüllük 0,65). Sperm TZI indeksi 5 persantil altı grubu tahmin etmede en yüksek başarıyı SVM modeli elde etti (AUC 0,73, duyarlılık 0,54, özgüllük 0,81). Ayrıca testisin konvansiyonel kalitatif ve kantitatif değerleri ile sperm konsantrasyonu ve total sperm sayısı grupları arasında karşılaştırma yapıldı. Bu işlem için SPSS programı kullanıldı. Testis hacmi ve Valsalva manevrası sonrası ölçülen reflü saniyeleri ile 5 persantil altı gruplar arasında güçlü derecede negatif korelasyon sağlandı. Ayrıca testis ekojenite sınıflandırmaları ile de sperm konsantrasyonu ve total sperm sayısı grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda testis ultrasonunda kaydedilen parankim segmentasyon verilerini kullanarak elde ettiğimiz MÖ algoritmalarının, spermiyogram parametrelerinin 5 persantil altı gruplarını tahmin etmede kullanılabilecek bir alternatif olduğunu gösterdik. Anahtar kelimeler: Erkek infertilitesi, testis ultrasonu, spermiyogram, makine öğrenmesi, radiomics, yüksek düzey doku özellikleri

ErkeklerKısırlık-erkekMakine öğrenmesi+7
Sercan Tosun
Balıkesir University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Polietilen tereftalat yapılı nanoplastiklere sub-kronik maruziyetinin testis ve sperm üzerinde meydana getirdiği hasarın fare modelinde araştırılması

İnfertilite, 12 ay veya daha fazla düzenli korunmasız cinsel ilişki sonrası gebelik elde edilememesi ile tanımlanan erkek veya dişi üreme organlarından kaynaklanan bir hastalıktır. Birçok genetik faktör ve yaşam tarzı faktörünün erkek infertilitesi ile ilişkili olduğu düşünülür. Yaşam tarzı faktörlerinden biri olan mikro ve nanoplastiklere maruziyetin de infertilitede etkili olabileceği çalışmalarda bildirilmiştir. Bu çalışmada sentetik yapılı polimerlerden biri olan polietilen tereftalat (PET) nanoplastiğinin erkek üreme sağlığı üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Beş haftalık 18 adet Balb-C türü fare rastgele seçilerek kontrol grubu, düşük doz PET-NP ve yüksek doz PET-NP uygulama grubu olarak üç gruba ayrıldı (n=6). 28 gün boyunca 100'er µL olacak şekilde sırası ile kontrol grubuna serum fizyolojik, düşük doz grubuna 0.1 mg/gün PET nanoplastiği ve yüksek doz grubuna 0.5 mg/gün PET nanoplastiği oral gavaj ile verildi. Sub-kronik PET nanoplastiği uygulaması sonucunda deneklerin testis organ endekslerinde kontrole kıyasla anlamlı bir değişim görülmezken (P<0.05), hem düşük hem de yüksek doz uygulama gruplarının sperm sayımlarında kontrole kıyasla anlamlı azalmalar görüldü (P<0.05). Benzer bir şekilde hem düşük hem de yüksek doz uygulama gruplarında sperm morfolojileri incelendiğinde normal morfolojiye sahip sperm oranlarında anlamlı azalış görüldü (P<0.05). Ayrıca, yüksek doz PET nanoplastiklerine maruz kalan grupta, sperm boyun anomalilerinde kontrole kıyasla anlamlı artış görüldü (P<0.01). COMET analiz yöntemi ile belirlediğimiz DNA hasarı sonuçlarında ise, PET nanoplastiklerine maruz kalan grupların sperm %kuyruk DNA miktarında anlamlı artış görüldü (P<0.05). Son olarak, testislerden alınan histolojik kesitlerin tübül yapıları Johnsen skorlaması ile değerlendirildiğinde, PET plastiğine maruz bırakılan her iki grupta da spermatogenezde kontrole kıyasla anlamlı bir değişim görüldü (P<0.05). Sonuç olarak sub-kronik PET nanoplastik maruziyeti, sperm sayısını azaltmakta, sperm morfolojisinde bozulmalara neden olmakta, spermlerde DNA kırıkları meydana getirmekte ve spermatogenez aşamalarında negatif etkiler oluşturmaktadır. Tüm bu negatif etkiler neticesinde PET nanoplastiği erkek üreme sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir.

Doku hasarıFarelerHayvan deneyleri+7
Oğuz Kaan Tombul
Maltepe University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Malathion'un neden olduğu spermatojenik disfonksiyona astaksantin ve quercetin etkilerinin araştırılması

Amaç: Bu araştırma astaksantin ve quercetinin, bir çeşit pestisit olan malathion ile indüklenen farelerde oluşan testis hasarı ve spermatojenik disfonksiyona karşı iyileştirici etkisini incelemek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 5 hafta süreyle malathion ile indüklenen farelere astaksantin ve quercetin tedavisi uygulandı. Süre sonunda sakrifiye edilen hayvanların testis dokusu ağırlıkları ölçülmüş, sperm sayı, motilite ve morfolojileri değerlendirilmiş, testis ve epididimis dokuları histolojik olarak incelenmiş, biyokimyasal analizleri yapılmış, testosteron seviyeleri ölçülmüş, qPCR ile Cas-3, Bax ve Bcl-2 bağımlı mRNA ekspresyon düzeyleri tespit edilmiş ve testis dokusunda apoptoz oranları TUNEL deneyi ile belirlenmiştir. Bulgular: Deney sonunda malathionun, hayvanların testis dokusu ağırlıklarında azalmaya sebep olduğu, sperm sayı ve motilite oranlarını düşürürken morfolojilerini olumsuz etkilediği, doku bütünlüğü ve fonksiyonunu bozduğu, testis dokusunda antioksidan aktiviteyi kısıtladığı, testosteron seviyesinde düşüşe sebep olduğu, apoptoza bağlı gen ekspresyon düzeylerini artırdığı ve testis dokusunda apoptozu indüklediği tespit edilmiştir. Astaksantin ve quercetin uygulanan gruplarda ise tüm parametre bulgularının malathion grubunun aksi yönde olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Bu çalışmada malathionun testis hasarı ve spermatojenik disfonksiyona yol açtığı, oral yolla alınan astaksantin ve quercetin takviyelerinin bu hasara ve fonksiyon bozukluğuna karşı iyileştirici etkiye sahip olduğu sonuçlarına ulaşıldı.

AstaksantinKuersetinMalation+3
Aslı Şişko
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde intramediastinum testis enjeksiyon tekniği ve kimyasal kastrasyon

Çalışma, köpeklerde formol ve kalsiyum klorürün (CaCl2) intramediastinum testise enjeksiyonunun sperma kalitesi, testiküler ölçüler, testosteron seviyesi ve histopatolojik değişiklikler üzerine etkisinin belirlenmesi, intramediastinum enjeksiyon tekniğinin kimyasal kastrasyonda kullanılabilirliği ve başarısını incelemek amacıyla yürütüldü. Dölverimi problemi olmayan, 18 erkek köpek kullanıldı. Köpekler kontrol (n=6), formol (n=6), CaCl2 (n=6) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Kontrol grubuna serum fizyolojik, formol grubuna %5'lik formol ve CaCl2 grubuna ise %50'lik CaCl2 solüsyonlarından 0.5 ml ultrason eşliğinde mediastinum testise uygulandı. Çalışma gruplarında 0. 22. ve 44. günlerde fiziksel ve USG testiküler ölçümler, spermatolojik özellikler ve testosteron konsantrasyonları belirlendi. Köpekler 45. günde kastre edildi ve testisler histopatolojik incelemeler için laboratuvara gönderildi. Çalışmada, 0. günde spermatolojik özellikler bakımından farklılık gözlenmedi. 22. günde, kontrol grubuna göre formol ve kalsiyum klorür gruplarında spermanın motilitesi ve yoğunluğunun azaldığı (p>0.05), ölü ve anormal spermatozoon oranlarının ise yükseldiği (p<0.05) gözlendi. Ayrıca, CaCl2 grubunda en yüksek anormal spermatozoon oranı tespit edildi. 44. gün spermatolojik muayenelerde, kalsiyum klorür grubundaki köpeklerden sperma alınamadı, kontrol ve formol grupları arasında ise farklılıkların önemli olduğu saptandı (p<0.05). Araştırma gruplarında 0. ve 22. günlerde testiküler ölçümler açısından farklılık bulunmadı. Sadece 44. günde CaCl2 da elde edilen fiziksel testis çapının formol grubundan farklı olduğu saptandı (p<0.05). Gruplarda testosteron konsantrasyonları değerlendirildiğinde, sadece 44. günde CaCl2 grubu ile kontrol ve formol grupları arasında farklılık gözlendi (p<0.05). Histopatolojik değerlendirmelerde, formol grubunun testis dokusunda orta şiddetlerde dejeneratif değişiklikler, seminifer tübüllerde epitel hücre döküntüleri, bazal membranlarında düzensizlikler, tübülusların bir kısmının kollabe olduğu bir kısmınında ise lümene dökülmüş, dejenere ve sağlam hücrelerle birlikte çok çekirdekli dev hücrelerinin bulunduğu saptandı. CaCl2 grubu testis dokularında benzer histopatolojik değişikliklere ilave olarak seminifer tübüllerde çok az sayıda spermatagonia ve sertoli hücreleri ile döşeli olduğu, lümenlerinin ise hemen hemen boş olduğu görüldü. Sonuç olarak, köpeklerde 0.5 ml formol ve CaCl2'nin intramediastinal uygulanmasının sperma kalitesini düşürmesi ve testis dokusunda önemli histopatolojik değişiklikler oluşturması, yöntemin cerrahi kastrasyona alternatif olarak üremenin kontrolünde kullanılabileceği kanaatine varıldı.

EnjeksiyonlarKalsiyum klorürKastrasyon+4
Zehra Coşkun
Hatay Mustafa Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut soğuk iskemi süresinin testiküler doku üzerine etkisi

Amaç: Testis tümörleri 20-40 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında yer almaktadır. Biz çalışmamızda son dönemde artan oranda uygulanmakta olan parsiyel orşiektomide soğuk iskemi süresini belirlemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 30 adet wistar albino erkek rat gelişi güzel 4 gruba ayrıldı. Tüm gruplarda her iki testis buz kalıpları ile işlem boyunca soğutuldu. Sham grubuna (Grup I, n=6) bilateral orşiektomi işlemi yapıldı. Diğer ratların her iki testisleri de klemplenerek iskemi oluşturuldu. Grup II (n=8) deki ratların klempleri 10. dakikada, Grup III (n=8) deki ratların klempleri 20. dakikada ve Grup IV (n=8) deki ratların klempleri 30. dakikada açılarak 1 saat süreyle reperfüzyon sağlandıktan sonra bilateral orşiektomi yapıldı. Gruplarda testis dokusunda meydana gelen biyokimyasal ve histopatolojik değişiklikler karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar karşılaştırıldığında malondialdehit (MDA) ve superoksit dismutaz (SOD) seviyelerinde anlamlı değişiklikler izlenmedi. Tümör nekrozis faktör alfa (TNF-α) ve Interlökin-6 (IL-6) seviyelerinde iskemi süresi uzadıkça belirgin artışın olduğu görüldü. İskemi süresi uzadıkça Grup II, Grup III ve Grup IV de Grup I'e göre total antioksidan status (TAS) seviyesinin azaldığı, total oksidan status (TOS) seviyesinin yükseldiği ve buna bağlı olarak da oksidatif stres indeksi (OSİ)'de artış olduğu görüldü. Histopatolojik incelemede, gruplar karşılaştırıldığında iskemi/reperfüzyon (I/R) gruplarında iskemi süresi uzadıkça tübül çaplarının azaldığı görüldü (p= 0,000). Sonuç: Parsiyel orşiektomi operasyonu esnasında kalan testis dokusunda gelişecek olan iskemi/reperfüzyon hasarının azaltılabilmesi için spermatik kord klemp(iskemi) süresinin 20 dakika ile sınırlandırılmasının uygun olacağı kanaatindeyiz.

OrşiektomiReperfüzyonReperfüzyon+5
Mustafa Kestel
Muğla Sıtkı Kocman University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Lavandula stoechas'ın kadmiyum klorür ile sıçanlarda indüklenen testis hasarındaki olası koruyucu etkilerinin histopatolojik olarak araştırılması

Bu çalışma, Lavandula stoechas'ın kadmiyum klorür ile sıçanlarda indüklenen testis hasarındaki olası koruyucu etkilerinin histopatolojik olarak araştırılması amacı ile yapılmıştır. Kadmiyum (Cd) metal kaplama endüstrisinde, kimyasal gübrelerde, plastik ürünlerde ve boyalarda bulunabilen çevreyi kirleten bir maddedir. İnsanlar ve hayvanlar, Kadmiyum ile kirlenmiş tarım ürünlerini tüketerek veya solunum yoluyla bu toksik metali alabilirler. Kadmiyum oksidatif strese yol açar ve antioksidan savunma sistemini bozar. Çalışmalar Kadmiyum maruziyetinin memelilerde kan testis bariyerinin bozulmasına, germ hücre kaybına, testis ödemine, kanamaya, inflamasyon ve steriliteye neden olduğunu göstermiştir. Bu faktörlerin çoğu oksidatif strese neden olur. Spermatozoa, oksidatif strese karşı çoğu hücreden daha fazla duyarlıdır. Kadmiyum toksisitesini engelleyebilmek için doğal ürünlerin kullanılması yönünde çalışmalar yapılmaktadır. Lavandula stoechas, Labiatae (Lamiaceae) familyasının önemli bir üyesidir. Bu bitki aktif bileşiklerinin yüksek içeriği, antioksidan ve antienflamatuvar etkileri nedeniyle terapötik olarak birçok yararlı etki sunar. Bu çalışmada, 35 erkek Wistar albino sıçanları rastgele olarak kontrol (K) grubu, taşıyıcı (T) grubu (50 mg/kg/gün i.p.), Lavandula stoechas (LSEO) grubu (50 mg/kg/gün i.p.), kadmiyum klorür (CdCl2) grubu (2 mg/kg/gün i.p.) ve CdCl2 (2 mg/kg/gün i.p.) + LSEO grubu (50mg/kg/gün i.p) olmak üzere beş gruba ayrılmıştır. İlaç uygulamaları 20 gün boyunca her gün aynı saatte uygulanmıştır. Deney 21. Günde sonlandırılarak testisler histopatolojik olarak incelenmiş, seminifer tübül çapları ölçülmüş ve Johnsen testiküler skor analizi yapılmıştır. CdCl2 ile kontrol grubuna göre sıçan ağırlıklarının (p<0,01), seminifer tübül çaplarının (p<0.001) ve Johnsen skorunun (p<0.001) istatiksel olarak anlamlı seviyede azaldığı saptanmıştır. LSEO ile sıçan ağırlıklarının CdCl2 grubuna göre arttığı, ancak LSEO + CdCl2 grubunda seminifer tübül çaplarının (p<0.001) ve Johnsen skorunun (p<0.001) kontrol grubuna göre anlamlı seviyede azaldığı gözlendi. Çalışmamızda 20 gün süreyle 50 mg/kg LSEO uygulamasının sıçanlarda 2 mg/kg CdCl2 ile oluşan kilo kaybını engellediği ancak CdCl2'ün oluşturduğu histopatolojik hasar üzerinde belirgin bir koruyucu etki göstermediği tespit edilmiştir.

Hayvan deneyleriHistopatolojiKadmiyum klorür+7
Süleyman Bakar
Muğla Sıtkı Kocman University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel diyabet modeli oluşturulan sıçanlarda Omega-3'ün testis dokusuna etkileri

Amaç: Bu çalışmada, STZ ile deneysel diyabet modeli oluşturulan sıçanların testis dokusu üzerinde oluşan hasara karşı, Omega-3'ün muhtemel protektif etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: 28 adet Wistar Albino cinsi erkek sıçan, K, DM, DM+O ve O olarak her grupta 7 sıçan olacak şekilde gruplandırıldı. K grubu, ad libitum olarak beslendi. DM grubuna, tek doz SF içinde çözünmüş STZ i.p. olarak uygulandı ve enjeksiyonu takiben 4. gün kan-glukoz seviyeleri kontrol edilerek kan-glukoz düzeyleri ≥200 mg/dl olan sıçanlar DM kabul edildi. DM+O grubundaki sıçanlara STZ ile DM indüklenerek gün aşırı 500 mg/kg ω-3 verildi. O grubuna ise 500 mg/kg ω-3 verildi. 42 günlük deney sonunda sıçanlardan anestezi altında intrakardiyak kan ve testis doku örnekleri alınarak sakrifiye edildi. Testis dokuları, histopatolojik, immünohistokimyasal ve biyokimyasal yöntemlerle incelendi. Bulgular: K ve O gruplarının seminifer tübülleri normal histolojik yapı sergiledi. DM grubunda, bazal sınırları düzensiz seminifer epitelde yer yer dökülme, nekroz, interstisyel alanda vasküler konjesyon ve belirgin ödem gözlemlendi. ω-3, DM'nin sebep olduğu bu histopatolojik hasarları azalttı. K ve O gruplarında KAS-3 immünreaktivitesi en düşük seviyedeyken, VEGF ve TJP1 ekpresyonları en yüksektir. DM grubunda KAS-3 ekspresyonu fazla, VEGF ve TJP1 immünreaktiviteleri azalmıştır. ω-3'ün bu değerleri tersine regüle ettiği gözlendi. DM+O grubunda FSH, LH ve T seviyeleri DM grubundakine göre daha yüksek düzeyde tespit edilmiştir. O grubu, FSH, LH ve T seviyeleri açısından en yüksek değere sahiptir. Sonuç: Bu çalışma, STZ ile DM indüklenen sıçanlarda, DM'nin sebep olduğu testiküler hasara karşı ω-3'ün iyileştirici ve koruyucu etkileri olduğunu gösterdi. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Omega-3, Testis

Diabetes mellitus-deneyselTestisYağ asitleri-omega 3
Eda Nur Özsoy
İnönü University · Institute of Health Sciences
2024
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fındık yağı ve kanola yağı ile beslenen erkek ratlarda serum hormon ve testis histopatolojisinin değerlendirilmesi

Çalışmanın amacı Fındık yağı ve Kanola yağının erkek üreme sistemi üzerinde;serum hormonları ve testis üzerindeki histopatolojik etkilerini incelemek.Bunun için 30 tane Sprague-Dawley tipi erkek sıçan kullanıldı. Hayvanlar3 gruba ayrılarak 16 haftalık süren bir deney yapıldı. 1. grup kontrol grubuolarak belirlenirken 2. grup Fındık yağı ile beslenen, 3. Grup ise Kanola yağı ilebeslenen grup olarak oluşturuldu. Deney sonunda hayvanların tümü sakrifiyeedilerek testisleri alındı. Serumda FSH, LH, Testosteron hormonu, testis dokusu ise histopatolojik olarak incelenip immünohistokimyasal olarak primer testosteron antikoru bakıldı.Gruplar arasında hayvanların davranış şekillerinde ve tartı takibindeanlamlı bir fark görülmedi. Fındık yağı ve Kanola yağı ile beslenen erkekratlarda Kanola grubunda daha fazla olmak üzere serum LH ve Testosteronhormonu yüksekliği belirlenirken testis dokusunda ışık mikroskopisi ile yapılanhistolojik incelemede kriter olarak seminifer tübüllerdeki spermatogenezi gösteren Johnsen skoru baz alındı ve histopatolojik olarak bir fark saptanmadı.İmmunohistokimyasal olarak da testis dokularında anlamlı bir testosteron farkı saptanmadı. Sonuç olarak; Kanola ve Fındık yağı ile beslenen erkek sıçanlarda buyağların serum LH ve testosteronu arttırdığı ancak testis dokusunda herhangi bir fark yaratmadığı ortaya çıkmış olup fertilite üzerine net etkisinin araştırılabilmesi için ek olarak sperm fonksiyonlarını değerlendiren çalışmalaraihtiyaç olduğu sonucuna varıldı.

AntikorlarBitkisel yağlarFındık+5
Bülent Katı
İnönü University
2012
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Testis iskemi/reperfüzyonu oluşturulmuş ratlarda apocyninin testis dokusu üzerine koruyucu ve tedavi edici etkilerinin araştırılması

Amaç: Testis torsiyonu çocuklarda ve adelosanlarda sık görülen, kısa zamanda müdahale gerektiren ürolojik acillerden biridir. Bu çalışmada amacımız testis torsiyonu sonrası dokudaki oksidatif stresi biyokimyasal, histopatolojik olarak belirlemek ve apocynin tedavisinin bu hasar üzerindeki etkilerini incelemektir. Materyal metod: 250-350 gr ağırlığında 32 adet wistar albino rat gelişi güzel olarak 4 gruba ayrıldı. 1.grup sham grubu olarak belirlendi. 2. grupta torsiyon + detorsiyon oluşturuldu, 3. grupta 2.gruba uygulanan prosedüre ek olarak torsiyonun (iskemi) 210. dk?sında tek doz salin tedavisi intraperitoneal uygulandı (10ml/kg ). 4. grupta 2. gruba uygulanan prosedüre ek olarak iskeminin 210. dk?sında tek doz apocynin tedavisi intraperitoneal uygulandı. (20 mg/kg ). Sham grubu hariç diğer gruplara 240 dk `lık torsiyon sonrasında 60 dk detorsiyon (reperfüzyon) uygulandıktan sonra sol orşiektomi yapılıp ratlardan kan örnekleri alınarak ötenazi uygulandı ve işleme son verildi. Bulgular: MDA, TOS ve OSİ değerleri I/R ve I/R+SF grubunda Sham grubuna göre anlamlı olarak artmış izlendi. Süperoksit dismutaz, CAT, GPX ve GSH değerleri IR ve IR+SF grubunda Sham grubuna göre anlamlı olarak azalmış izlendi. Malonoldialdehit, TOS ve OSİ değerleri I/R+Apocynin grubunda I/R ve I/R+SF gruplarına göre anlamlı olarak azalmış, SOD ve CAT değerleri ise anlamlı olarak artmış izlendi. Myeloperoksidaz değeri I/R+Apocynin grubunda I/R ve I/R+SF gruplarına göre azalmış, TAK değeri ise I/R+Apocynin grubunda I/R ve I/R+SF gruplarına göre artmış izlensede tüm gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. İskemi reperfüzyon yapılan gruplarda tübül çapının azaldığı, ancak apocynin tedavisi verilen grupta seminifer tübüllerinin ortalama çapının I/R grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı saptandı. Sonuç: Torsiyon sonrasında oksidatif enzimlerde, lipid peroksidasyonda artış testis dokusunda oksidatif stresin geliştiğini ortaya koymaktadır. Çalışmamızın bulguları ışığında apocyninin testisteki oksidatif stresi azalttığını gözlemledik. Bu tedavi modalitesinin insanlarda rutin kullanıma dahil edilebilmesi için randomize, prospektif, geniş kapsamlı ve uzun dönem takip sonuçlarına sahip çalışmaların yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.

AposininOksidatif stresReperfüzyon+5
Özkan Özbek
İnönü University
2013
30
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda sisplatin ile oluşturulan testis hasarına karşı epigallokateşin-3-gallat'ın bazı protein sinyal yolaklarına etkisi

Son yıllarda aldığımız gıdalardan, yediğimiz besinlerden, yaşam şartlarımızdan, hava kirliliğinden ve kalıtsal olaylardan ötürü kansere yakalanma riskimiz giderek artmaktadır. Dünya genelinde bakıldığında kanser en yaygın ikinci hastalık olarak görülmekte ve yapılan çalışmalara göre önümüzde ki 10 yıl içinde ilk sıralarda yer alacağı da düşünülmektedir. Anti-inflamatuar, antimutajenik ve antioksidatif etkisi olduğu bilinen epigallokateşin-3-gallat (EGCG)'ın çilek, üzüm ve nar benzeri taneli meyvelerde ve ceviz gibi yiyeceklerde bulunan bir polifenol türevi olduğu belirlenmiştir. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlardan biri olan sisplatinin doku da kalıcı hasarlara yol açtığı bilinmektedir. Sisplatinin neden olduğu testis toksisitesine karşı antikanserojen ve antioksidan etkilere sahip polifenolik bir kateşin olan EGCG'nin koruyucu etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada, 28 adet erkek sıçan 4 gruba ayrılarak yapılmıştır ve deneyler 28 gün devam etmiştir. Sisplatin ve EGCG tek doz olarak intraperitonal (ip) şekilde sıçanlara verilmiştir. TNF-α, Bcl-2, NF-ĸB ve Bax proteinlerin ekspresyonları western blotlama yöntemiyle belirlenerek testis dokusunun histopatolojik incelemesi yapılmıştır ve bulgular istatiksel olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak testis dokuda tedavi özelliği olan EGCG'nin uygulandığı sıçan gruplarında, malondialdehit (MDA)'in seviyesinde azalış, katalaz (CAT)'ın aktivitesinde ve glutatyon (GSH)'un seviyesinde ise artış gözlenmiştir. EGCG ile tedavi edilen grupta (EGCG+Cis) enflamasyon göstergesi olan proteinlerin ekspresyon seviyelerinin, sisplatin (Cis) grubuna oranla önemli ölçüde azaldığı görülmüştür. Histopatolojik çalışmada sisplatinin uygulandığı grupta belirgin olarak testislerde hasar oluştuğu ve EGCG verilen tedavi grubunda ise azalma olduğu gözlenmiştir. Bu bulgular, sisplatin ile oluşturulan testis toksisitesinde, EGCG ile yapılan tedavinin antienflamatuar etki gösterdiği ve testis toksisitesini büyük oranda önleyebildiğini göstermektedir.

ApoptozisBiyolojiHedef organ hasarı+3
İlkay Özdemir
Fırat University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda alüminyum klorid ile oluşturulan testiküler hasara karşı L-argininin koruyucu etkileri

Alüminyum (Al) günlük hayatta kullanılan pek çok üründe ve doğada bulunduğu için sıklıkla maruz kalınan toksik bir metaldir. L-arginin yarı esansiyel aminoasitlerden biridir, vücutta pek çok biyokimyasal yolakta yer alır ve antioksidan özellikleri vardir. Bu çalışmada, L-argininin alüminyumun klorid (AlCl3)'in neden olduğu testis toksisitesi üzerindeki olası koruyucu etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada denek olarak 28 adet 8 haftalık Wistar Albino cinsi erkek rat kullanıldı. Deney başlangıcında ratların ağırlıkları ölçülerek rastgele 4 gruba ayrıldı (n=7): Kontrol, Al, Al+L-arginin, L-arginin. Kontrol grubundaki ratlara deney süresi boyunca herhangi uygulama yapılmadı. Al grubundaki ratlara 20 mg/kg/gün AlCl3, Al+L-arginin grubundaki ratlara 20 mg/kg/gün AlCl3 ve 50 mg/kg/gün L-Arginin, L-arginin grubundaki ratlara 50 mg/kg/gün L-Arginin uygulandı. AlCl3 ve L-arginin serum fizyolojik içinde çözdürüldü ve uygulamalar intraperitoneal (i.p.) olarak 4 hafta boyunca yapıldı. Deney sonunda tüm ratlar dekapite edildi. Testosteron seviyelerine bakmak için kan örnekleri alındı. Spermiogram testi yapmak için epididimis dokuları, histopatolojik değerlendirmeler için testis dokuları alındı. Testis dokusu rutin takip serilerinden geçirildi ve parafin bloklara gömüldü. Bloklardan alınan kesitlerin bir kısmı histokimyasal yöntemlerle, bir kısmı TUNEL metoduyla boyanırken bir kısmıyla da 4-Hidroksinonenal (4-HNE) ve 8-Hidroksi-2'-Deoksiguanozin (8-OHdG) immünreaktivitesi değerlendirildi. Al uygulamasının ratların vücut ağırlık değişim yüzdesi ve testosteron konsantrasyonunu anlamlı derecede azalttığı, buna karşın Al ile birlikte L-arginin uygulanan grupta bu değerlerde iyileşme olduğu belirlendi. Al'nin sperm motilitesi ve konsantrasyonunu azalttığı, ayrıca anormal sperm oranını arttırdığı belirlendi. Buna karşın Al ile birlikte uygulanan L-argininin başta sperm motilitesi olmak üzere her üç parametre üzerine olumlu etkiler yaptığı tespit edildi. Işık mikroskobik incelemede, kontrol grubunun testis dokularının doğal gürünümde oldukları belirlendi. Al grubunun testis dokularında, germinal epitelde vakuoller ve yer yer atrofik tübüller, seminifer tübül lümenine atılmış immatür hücreler, interstisyel alanda ödem konjesyon ve Leydig hücrelerinde fokal hiperplazilere rastlandı. Al+L-arginin grubunda bu bulguların önemli ölçüde azaldığı belirlendi. L-arginin grubunun kesitleri de kontrol grubu gibi doğal görünümde izlendi. Al grubunun apoptotik indeksi, 4-HNE ve 8-OHdG immün reaktivitesi anlamlı derecede tüm gruplardan yüksek bulundu ve bu bulgular üzerine L-argininin müsbet etkileri olduğu tespit edildi. Sonuç olarak yapılan bu çalışmada Al'nin oksidatif stresi arttırarak erkek üreme sistemine hasar verdiği, Al maruziyetine karşı koruyucu amaçla kullanılan L-argininin antioksidan özelliği sayesinde, Al'nin oluşturduğu olumsuz etkileri önemli ölçüde azalttığı tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Alüminyum, L-arginin, TUNEL, 8-OHdG, 4-HNE, Histokimya, Testis

4-hidroksinonenal8-hidroksi deoksiguanozinAlüminyum+7
Sena Özcan Yıldırım
Fırat University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Farelerde borik asidin testis dokusunda oksidatif stres ve spermatozoon DNA hasarına olan etkisinin saptanması

Bu çalışmada, borik asidin erkek Swiss albino CD-1 farelere farklı dozlarda (115, 250 ve 450 mg/kg/gün) ve sürelerde (4 ve 6 hafta) oral yolla uygulanmasının canlı ağırlık, erkek fertilitesi (testis ve vesicula seminalis ağırlıkları), sperm kalitesi (motilite, ölü/canlı oranları ve membran bütünlüğü) ve testis dokusu oksidatif stress parametreleri (malondialdehid (MDA) ve glutatyon (GSH) düzeyleri ile süperoksit dismutaz (SOD) ve katalaz (CAT) enzim aktiviteleri) ile spermatozoon DNA hasarına olası etkileri araştırıldı. Çalışmada farelerde uygulama süresi sonunda (4 ve 6 hafta) v. seminalis ağırlıklarında azalmanın (P<0.05) olduğu, bunun en fazla 450 mg/kg borik asit verilen grupta olduğu görüldü. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, sperm örneklerinde motilite değerleri (%), 4 haftalık 450 mg/kg/gün (P<0.05), 6 haftalık 250 ve 450 mg/kg/gün borik asit uygulanan gruplarda azaldığı (P<0.001), canlı sperm oranları (%), 4 haftalık gruplarda doz arttıkça düştüğü (P<0.01), bunun 6 haftalık gruplarda daha yüksek düzeyde (P<0.001) olduğu, membran bütünlüğü değerlerinin (%) ise 4 ve 6 haftalık tüm gruplarda borik asit uygulaması ile azaldığı (P<0.001) tespit edildi. Spermatozoonlarda uygulama süresi içinde 4 hafta borik asit uygulanan tüm gruplarda DNA hasarı gözlenmezken, 6 haftalık gruplarda % 3.3-14.4 arasında değişen oranlarda DNA hasarı (P<0.001) olduğu görüldü. Testis dokusunda kontrol grubuna göre doz arttıkça MDA düzeylerinin yükseldiği (P<0.001 ve P<0.05), SOD enzim aktivitelerinin 6 haftalık 250 ve 450 mg/kg/gün doz gruplarında azaldığı (P<0.01), GSH aktivitelerinin ise 4 haftalık 450 mg/kg/gün (P<0.05), 6 haftalık 250 ve 450 mg/kg/gün doz gruplarında oldukça düşük (P<0.001) olduğu belirlendi. Çalışmada uygulanan süre ve dozlar dikkate alındığında, uygulama süresinin bor bileşiklerinin fertilite ve toksik etkilerinin değerlendirilmesinde etkin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca spermatozoonlarda olası DNA hasar düzeylerinin belirlenmesi ve değerlendirilmesinde farklı analiz metodları ve parametreleri de kapsayan multidisipliner çalışmaların yararlı olacağı kanısına varılmıştır.

Borik asitDNADNA hasarı+4
Serdar Aktaş
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Fare testisinde küçük-vcp ile etkileşen protein (SVIP) ekspresyonu ve fonksiyonunun belirlenmesi

Küçük VCP ile etkileşen protein (SVIP: Small VCP-InteractingProtein), Endoplazmik Retikulum ile ilişkili protein yıkımı (ERAD) ailesine ait 76 aminoasitten oluşmuş 9-Kda'luk bir proteindir. Son yapılan çalışmalar da SVIP'in androjene cevap veren bir protein olduğu ve androjenler tarafından SVIP ekspresyonunun düzenlendiği belirlenmiştir. Fakat bugüne kadar, SVIP'in androjen reseptörlerinin fazlaca ekspre edildiği testis dokusunda hücresel lokalizasyonu ve olası fonksiyonu araştırılmamıştır. Bu nedenle bu çalışmada öncelikle SVIP proteinin gelişmekte olan fare testisindeki ekspresyonu belirlenmiş ve bu proteinin olası fonksiyonunu hücre kültürü çalışmaları ile saptamak amaçlanmıştır. Gelişmekte olan fare testislerinde SVIP'in protein ekspresyonunu belirlemek amacıyla fetal (18 ve 19 günlük, n:6), postnatal (1, 5, 15, 35 günlük, n:6) ve ergin fareler (50 günlük, n:6)'den elde edilen testis dokuları İmmünohistokimya ve Western blot çalışmaları için kullanılmıştır. TM3 ve MA-10 fare Leydig hücreleri kültüre edilmiş, bu hücrelerde SVIP ve Steroidogenik akut regulatör protein (STAR)'nin ekspresyonları kolokalizasyon çalışmalarıyla değerlendirilmiş ve SVIP siRNA'leri kullanılarak SVIP ekspresyonu baskılanarak STAR protein ekspresyonundaki değişimler çalışılmıştır. Bu çalışmada ilk defa androjen reseptörü olarak literatürde geçen SVIP proteinin İmmünohistokimya ve Western blot çalışmaları sonucundaekspresyonu gösterilmiştir. Fetal, postnatal ve ergin farelerin testislerinde SVIP'in baskın olarak Leydig hücrelerinde ekspre olduğu ve gelişmekte olan testis dokularında ekspresyonunun artığı belirlenmiştir. TM3 ve MA-10 Leydig hücrelerinde de SVIP proteini ekspresyonlarının gözlenmesi sonucu steroidogenezle ilişkisi kurulmuş ve SVIP proteinin baskılanması sonucu Leydig hücre belirteçi olarak bilinen ve steroidogenezde aktif rol alan steroidogenik akut regulator protein (STAR)'in proteinin ekspresyonununda azaldığı gösterilmiştir ve proteinler arasında korelasyonlar gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: SVIP, STAR, Fare Testisi, Leydig Hücresi.

AndrojenlerEndoplazmik retikulumFareler+5
Gülben Akcan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Fare testisinde ve leydig hücre hatlarında endoplazmik retikulum ile ilişkili protein yıkımının (ERAD) steroidogenez ile ilişkisinin belirlenmesi

ERAD ve steroidogenez ile yapılan son çalışmalarda ERAD'ın androjenlerce regüle edildiği ortaya konulmuştur. Özellikle ERAD proteinlerden SVIP'in, ERAD inhibitörü olduğu literatüre geçmiştir. Fakat bu zamana kadar ERAD proteinlerinin steroidogenez basamaklarında yer alan proteinlerle etkileşimleri ve ya onların ekspresyonlarını nasıl etkiledikleri konusunda bir çalışma yapılmamıştır. Bu bilgiler ışığında tezimde fare testis dokusunda ve Leydig hücrelerinde, ERAD proteinlerinin steroidogenez sürecindeki rollerine açıklık getirmek amacı ile SVIP, p97/VCP, StAR, CYP17A1 ve 3β-HSD'nin ekspresyonları immünfloresan, immünohistokimya, ko-immünopresipitasyon, Western blot, Gen Ekspresyonu Analizi/QRT- PCR ve ELISA yöntemleriyle analiz edilmiştir. StAR'ın, CYP17A1'in ve 3β-HSD'nin, SVIP ve p97/VCP ile Leydig hücrelerinde kolokalize olduğu belirlendi. MA10, TM3 ve HLC Leydig hücrelerinde SVIP siRNA'ler ve p97/VCP siRNA'ler ile protein ekspresyonlarının baskılanması sonucunda CYP17A1, 3β-HSD ve StAR ekspresyonlarında azalma gözlenmiştir. İnsan Leydig hücrelerinde SVIP siRNA ile transfeksiyon ve hücrelerin hCG ile muamelesi sonrasında SVIP protein ekspresyonunda anlamlı artış gözlenirken, CYP17A1, 3β-HSD ve StAR ekspresyonlarında anlamlı bir değişiklik saptanmamıştır. p97/VCP siRNA ile transfeksiyon ve hücrelerin hCG ile muamelesi sonrasında ise p97/VCP, CYP17A1, 3β-HSD ve StAR protein ekspresyonlarında anlamlı bir değişiklik saptanmamıştır. Kontrol siRNA, SVIP siRNA ve p97/VCP siRNA ile transfekte edilmiş İnsan Leydig hücrelerinde SVIP ve p97/VCP gen ekspresyonlarında anlamlı düşüş gözlenirken, CYP17A1, 3β-HSD ve StAR gen ekspresyonlarında anlamlı değişiklik gözlenmemiştir. p97/VCP proteini çöktürülen HLC Leydig hücrelerinde StAR, CYP17A1 ve 3β-HSD ile bu proteinlerin p97/VCP ile etkileşimde oldukları belirlenmiştir. İnsan Leydig hücrelerinde Kontrol siRNA, SVIP siRNA ve p97/VCP siRNA ile transfekte edilmiş hücre medyumlarındaki testosteron düzeyleri karşılaştırıldığında, SVIP siRNA ve p97/VCP siRNA ile transfekte grupta testosteron düzeylerinde anlamlı derecede azalma görülmüştür. SVIP siRNA ile transfeksiyon ve hCG ile muamele sonrası testosteron düzeyleri SVIP siRNA ile transfekte grupla karşılaştırıldığında anlamlı derecede artış belirlenmiştir. Sonuç olarak diyebiliriz ki; ERAD'a ait proteinlerden SVIP ve p97/VCP Leydig hücrelerinde steroidogenezi etkiler, SVIP ve ve p97/VCP testosteron sentez sürecinde rol oynamaktadır.

Endoplazmik retikulumFarelerHücre dizisi+3
Ebru Alimoğulları
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçan testisinde metotreksatın yaptığı hasara karşı vitamin E ve L-karnitin'in etkisi

Kanser tedavisinde kullanılan MTX; kemik iliği, GIS mukozası ve seminifer tübüller gibi hızlı bölünen hücreler içeren doku ve organlarda akut toksik yan etkilere yol açar. Biz bu çalışmada MTX?in sıçan testislerinde yaptığı hasarlar üzerine E vitamini ve L-karnitininin koruyucu etkisini araştırdık. Bu çalışmada sıçanlar biri kontrol grubu olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Hayvanlara 17 gün süren deney boyunca intraperitoneal yoldan E vitamini (250 mg/kg/gün), L-karnitine (500 mg/kg/gün) veya plasebo verildi. Kontrol haricindeki gruplara, deneyin 3. ve 10. günü intraperitoneal yolla 20 mg/kg metotreksat yapıldı. Sadece metotreksat verilen gruptaki hayvanlarda kilo kaybı, testislerde ağırlık kaybı ve önemli histolojik hasarlar, malondialdehit değerlerinde yükselme ve süperoksit dismutaz değerlerinde düşme gözlendi. E vitamini ve L-karnitin metotreksatın sebep olduğu kilo kaybı ve testis ağırlığındaki düşüşleri etkilemezken, metotreksatın yol açtığı testisdeki histolojik hasarları azalttılar. E vitamini ve L-karnitin verilen gruplarda malondialdehit değerlerinde yükselme ve süperoksit dismutaz değerlerinde düşme, MTX grubundaki değerlere göre anlamlı derecede azalmıştı. Anahtar kelimeler: Testis, metotreksat, E vitamini, L-karnitin, sıçan

KarnitinMetotreksatSıçanlar+2
Nezahat Keser Bükücü
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda cep telefonu maruziyetinin testis morfolojisine olan etkilerinin stereolojik yöntem kullanılarak araştırılması

Cep telefonlarının (CT) oluşturduğu elektromanyetik enerji dokular üzerinde ısısal, ısısal olmayan, genetik ve kanserojenik etkiler ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmada, cep telefonlarından yayılan elektromanyetik alanın (EMA), sıçanların testis morfolojisine olan etkilerinin stereolojik teknikler kullanılarak değerlendirilmesi amaçlandı. Ayrıca, üreme fonksiyonları ile ilişkili hormonal parametreler ile serum demir parametreleri de değerlendirildi. Çalışmada otuziki erkek Wistar albino sıçan (8-10 haftalık, 200±20 g) kullanıldı. Sıçanlar; Kontrol (K, n=8), Sham (S, n=8, 12 saat/gün), cep telefonu Konuşma (KO, n=8, 2 saat/gün) ve cep telefonu Bekleme (BEK, n=8, 12 saat/gün) olmak üzere randomize olarak dört gruba ayrıldı. Deney süresi bütün gruplar için 10 hafta idi. Testisin morfometrik ölçümleri bilgisayar destekli stereoloji analiz sistemi yardımıyla değerlendirildi. EMA'a maruz kalan grupların ortalama testis ve vücut ağırlıklarının K ve S gruplarına göre azaldığı belirlendi (p<0,05). Konuşma ve BEK gruplarının testis hacimlerinin K ve S gruplarına göre azaldığı görüldü (p<0,05). EMA'a maruz kalan gruplarda, K ve S gruplarına göre, interstisyel doku hacim oranlarının arttığı, tübüler doku hacim oranlarının azaldığı tespit edildi (p<0,05). EMA'na maruz kalan grupların tübüler doku hacmi ve testis parankim hacimlerinin azaldığı belirlendi (p<0,05). Kontrol ve S gruplarına göre, EMA'a maruz kalan gruplarda ortalama seminifer tübül çapı ve germinal epitel yüksekliğinde anlamlı bir azalma gözlendi (p<0,05). Deney gruplarında, testiste gelişen dejenerasyonun özellikle germinal epiteldeki hasar sonucunda oluştuğu görüldü. Konuşma ve BEK gruplarında, kortizol seviyelerinde anlamlı bir artış, doymamış demir bağlama kapasitesi ile toplam demir bağlama kapasitesinde ise anlamlı bir azalma tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak, cep telefonlarının oluşturduğu elektromanyetik alan stresi, germinal epitel dokusunu olumsuz etkileyerek testiste morfolojik ve histolojik değişikliklere neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: Cavalieri prensibi, Cep telefonu, Germinal epitel, Elektromanyetik alan, Stereoloji, Testis morfolojisi

Cavalieri prensibiCep telefonuElektromanyetik alanlar+3
Murat Çetkin
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00

Related subjects