Testis
Bu konu başlığı altında 168 tez
Fındık yağı ve kanola yağı ile beslenen erkek ratlarda serum hormon ve testis histopatolojisinin değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı Fındık yağı ve Kanola yağının erkek üreme sistemi üzerinde;serum hormonları ve testis üzerindeki histopatolojik etkilerini incelemek.Bunun için 30 tane Sprague-Dawley tipi erkek sıçan kullanıldı. Hayvanlar3 gruba ayrılarak 16 haftalık süren bir deney yapıldı. 1. grup kontrol grubuolarak belirlenirken 2. grup Fındık yağı ile beslenen, 3. Grup ise Kanola yağı ilebeslenen grup olarak oluşturuldu. Deney sonunda hayvanların tümü sakrifiyeedilerek testisleri alındı. Serumda FSH, LH, Testosteron hormonu, testis dokusu ise histopatolojik olarak incelenip immünohistokimyasal olarak primer testosteron antikoru bakıldı.Gruplar arasında hayvanların davranış şekillerinde ve tartı takibindeanlamlı bir fark görülmedi. Fındık yağı ve Kanola yağı ile beslenen erkekratlarda Kanola grubunda daha fazla olmak üzere serum LH ve Testosteronhormonu yüksekliği belirlenirken testis dokusunda ışık mikroskopisi ile yapılanhistolojik incelemede kriter olarak seminifer tübüllerdeki spermatogenezi gösteren Johnsen skoru baz alındı ve histopatolojik olarak bir fark saptanmadı.İmmunohistokimyasal olarak da testis dokularında anlamlı bir testosteron farkı saptanmadı. Sonuç olarak; Kanola ve Fındık yağı ile beslenen erkek sıçanlarda buyağların serum LH ve testosteronu arttırdığı ancak testis dokusunda herhangi bir fark yaratmadığı ortaya çıkmış olup fertilite üzerine net etkisinin araştırılabilmesi için ek olarak sperm fonksiyonlarını değerlendiren çalışmalaraihtiyaç olduğu sonucuna varıldı.
Testis iskemi/reperfüzyonu oluşturulmuş ratlarda apocyninin testis dokusu üzerine koruyucu ve tedavi edici etkilerinin araştırılması
Amaç: Testis torsiyonu çocuklarda ve adelosanlarda sık görülen, kısa zamanda müdahale gerektiren ürolojik acillerden biridir. Bu çalışmada amacımız testis torsiyonu sonrası dokudaki oksidatif stresi biyokimyasal, histopatolojik olarak belirlemek ve apocynin tedavisinin bu hasar üzerindeki etkilerini incelemektir. Materyal metod: 250-350 gr ağırlığında 32 adet wistar albino rat gelişi güzel olarak 4 gruba ayrıldı. 1.grup sham grubu olarak belirlendi. 2. grupta torsiyon + detorsiyon oluşturuldu, 3. grupta 2.gruba uygulanan prosedüre ek olarak torsiyonun (iskemi) 210. dk?sında tek doz salin tedavisi intraperitoneal uygulandı (10ml/kg ). 4. grupta 2. gruba uygulanan prosedüre ek olarak iskeminin 210. dk?sında tek doz apocynin tedavisi intraperitoneal uygulandı. (20 mg/kg ). Sham grubu hariç diğer gruplara 240 dk `lık torsiyon sonrasında 60 dk detorsiyon (reperfüzyon) uygulandıktan sonra sol orşiektomi yapılıp ratlardan kan örnekleri alınarak ötenazi uygulandı ve işleme son verildi. Bulgular: MDA, TOS ve OSİ değerleri I/R ve I/R+SF grubunda Sham grubuna göre anlamlı olarak artmış izlendi. Süperoksit dismutaz, CAT, GPX ve GSH değerleri IR ve IR+SF grubunda Sham grubuna göre anlamlı olarak azalmış izlendi. Malonoldialdehit, TOS ve OSİ değerleri I/R+Apocynin grubunda I/R ve I/R+SF gruplarına göre anlamlı olarak azalmış, SOD ve CAT değerleri ise anlamlı olarak artmış izlendi. Myeloperoksidaz değeri I/R+Apocynin grubunda I/R ve I/R+SF gruplarına göre azalmış, TAK değeri ise I/R+Apocynin grubunda I/R ve I/R+SF gruplarına göre artmış izlensede tüm gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. İskemi reperfüzyon yapılan gruplarda tübül çapının azaldığı, ancak apocynin tedavisi verilen grupta seminifer tübüllerinin ortalama çapının I/R grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı saptandı. Sonuç: Torsiyon sonrasında oksidatif enzimlerde, lipid peroksidasyonda artış testis dokusunda oksidatif stresin geliştiğini ortaya koymaktadır. Çalışmamızın bulguları ışığında apocyninin testisteki oksidatif stresi azalttığını gözlemledik. Bu tedavi modalitesinin insanlarda rutin kullanıma dahil edilebilmesi için randomize, prospektif, geniş kapsamlı ve uzun dönem takip sonuçlarına sahip çalışmaların yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.
Sıçanlarda epididimo-testiküler bileşkeden yapılan testis fiksasyonunun enflamasyon, oksidatif stres ve spermatogenez parametreleri üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Çocuk ürolojisinin en sık uygulanan cerrahi işlemlerinden olan inmemiş testis ve testis torsiyonu işlemleri sonrası testis skrotuma fikse edilmektedir. Bu fiksasyon sütürlerinin testis parankiminde ve spermatogenetik fonksiyonlarda hasara yol açabileceği deneysel çalışmalarla gösterilmiştir. Bu çalışmada avasküler bir alan olan epididimo-testiküler bileşkeden sütür geçilmesi ile testis parankiminden sütür geçilmesi arasında testisde oluşabilecek histopatolojik, spermatogenetik ve biyokimyasal hasarın karşılaştırılması amaçlandı. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 28 adet 8 haftalık Sprague-Dawley sıçan dâhil edildi. Sıçanlar toplam 4 gruba randomize edildi. 1. grupta (sham) skrotum eksplore edildikten sonra testis dokusu dışarı çıkarılıp hiçbir işlem uygulanmadan skrotum geri kapatıldı. 2. grupta (transparankimal fiksasyonu = TPF) skrotum eksplore edildikten sonra testis dokusu dışarı çıkarıldı. Testis parankiminden 5.0 vicryl sütür ile geçilerek testis skrotuma fikse edildi. 3. grupta ( epididimo-testiküler fiksasyon = TETF) skrotum eksplore edildikten sonra testis dokusu dışarı çıkarıldı. Ardından epididimo-testiküler bileşkeden 5.0 vicryl sütür geçilerek testis skrotuma fikse edildi. 4. grupta (dartos poş fiksasyon = DPO) skrotum eksplore edildikten sonra testis dokusu dışarı çıkarıldı. Ardından hiçbir fiksasyon yöntemi uygulanmadan testis subdartos poşa yerleştirildi. Cerrahi işlemlerden 1 ay sonra sıçanlar sakrifiye edildi. Testis dokularının çap ve ağırlıkları ölçüldü. Testis dokuları histopatolojik ve biyokimyasal olarak incelendi. Histopatolojik olarak sütür çevresi inflamasyon, spermatogenez (Johnsen kriterleri), mikrolitiyazis değerlendirilmeleri yapıldı. Biyokimyasal olarak testis dokusundan ELISA kitleri ile yapılan ölçümlerde inflamasyon belirteçleri (IL-1B, IL-6, TNF-α) değerlendirildi. Testis dokusundan Erel yöntemi ile yapılan ölçümlerde oksidatif stres parametreleri (total antioksidan kapasite = TAS, total oksidan kapasite = TOS, oksidatif stres indeksi = OSİ) değerlendirildi. İstatistiksel karşılaştırmalar için SPSS 23.0 (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanıldı. Sayısal değerler median (minimum-maksimum) şeklinde ifade edildi. Tüm değerlerin karşılaştırılmasında Kruskall Wallis testi kullanıldı. p < 0.05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Tüm gruplardaki testis ağırlıkları karşılaştırıldığında istatistiksel bir fark saptanmadı (p = 0.324). Spermatogenezin değerlendirildiği Johnsen skorları ortalamasına bakıldığında sham grubunun hem TETF hem de DPO grubuna oranla anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p = 0.001). İnflamasyon belirteçleri bütün gruplarda benzer olarak saptandı (p = 0.632). Histopatolojik değerlendirmelerde, sham grubunda hiçbir testisde inflamasyon bulgularına rastlanmazken, TPF grubunda 1 testisde (%14.2) orta derecede inflamasyon belirlendi. TETF grubunda 1 testisde (%14.2) orta ve 1 testisde (%14.2) de ağır derecede inflamasyon tespit edildi. DPO grubunda ise sadece 1 testisde (%14.2) orta derecede inflamasyon saptandı. Mikrolitiyazis değerlendirilmesine bakıldığında TPF grubunda diğer gruplara kıyasla anlamlı olarak yüksek oranda mikrolityazis belirlendi (p = 0.046). Sham grubunda hiçbir testisde mikrolitiyazis saptanmazken, TPF grubunda 6 testisde (%85.7), TETF grubunda ise 2 testisde (%28.5) mikrolitiyazis tanımlandı. Son olarak DPO grubunda 1 testisde (%14.2) mikrolitiyazis saptandı. Doku örneklerinden çalışılan inflamasyon belirteçlerinden IL-1B, IL-6 ve TNF-α sonuçlarına bakıldığında sham grubuna kıyasla TPF ve TETF gruplarında IL-1B değerleri anlamlı derecede yüksek tespit edildi (p = 0.002). IL-6 ölçümlerinde TPF grubunun değeri hem sham grubuna hem de DPO grubuna göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p = 0.001). TNF-α değerlerine bakıldığında ise TPF ve DPO gruplarında sham grubuna kıyasla anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p = 0.008). Gruplara göre TAS, TOS ve OSİ gibi oksidatif stres parametreleri değerlendirildiğinde tüm gruplar arasında TAS ve TOS değerleri benzer olarak belirlendi (sırasıyla p = 0.487, 0.522). OSİ değerlerinde sham grubu TPF ve TETF gruplarına göre anlamlı derecede düşük olarak saptandı (p = 0,001). Sonuçlar: Çalışmanın bulguları doğrultusunda testis fiksasyonunun sham grubuna kıyasla testisde ciddi histopatolojik ve biyokimyasal hasara yol açtığı saptandı. 1. Spermatogenezin TETF ve DPO gruplarında anlamlı olarak azaldığı gösterildi. 2. Histopatolojik olarak sham grubu haricindeki çalışma gruplarının hepsinde orta veya ağır derecede inflamasyon saptandı. 3. Mikrolitiyazisin en yüksek oranda TPF grubunda oluştuğu gözlendi. 4. Biyokimyasal inflamasyon belirteçlerinin en belirgin olarak TPF grubunda arttığı belirlendi. 5. Oksidatif stres belirteçlerinden TAS ve TOS değerleri bütün gruplarda benzer olarak saptanırken, OSİ değerinin TPF grubunda belirgin olarak arttığı tespit edildi.
Uzun süreli cep telefonu kullanımının testis histopatolojisi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada cep telefonunun yaydığı düşük yoğunluklu elektromanyetik dalgaların sıçan testisleri üzerinde histopatolojik ve ultrastrüktürel anlamda değişikliklere yol açıp açmadığını araştırmayı amaçladık.Yöntem ve Gereçler: Deneylerde Wistar Kyoto cinsi (200-300 g) erkek sıçan kullanıldı. Sıçanlar kontrol ve elektromanyetik alana maruz bırakılan grup olmak üzere iki gruba ayrıldı. Kontrol grubunda yer alan 15 adet sıçanın bulunduğu kafeslere SAR değeri 1,58 olan 2 adet, deney grubunda yer alan 30 sıçanın bulunduğu kafeslere SAR değeri 1,58 olan 4 adet cep telefonu yerleştirildi. Kontrol grubundaki sıçanların kafesindeki cep telefonları kapalı halde tutuldu. Çalışma grubundaki sıçanların kafeslerine yerleştirilen cep telefonları ise haftanın yedi günü aktif halde tutuldu. Üçüncü ayın sonunda sıçanlar isofloran anestezisi altında sakrifiye edilerek testisleri alındı. Hem kontrol hem de deney grubunda çıkarılan testis ağırlıkları hassas terazi ile tartıldı. Her sıçanın testisinin bir yarısı histopatolojik inceleme için diğer yarısı ise elektron mikroskopik incelemesi için ayrıldı. Histopatolojik inceleme amacıyla oluşturulan her bir kesitte 50 adet seminifer tübül Johnsen skorlama sistemine göre randomize skorlandı. Yine her kesitte 10 adet seminifer tübül çapı randomize olarak ölçüldü. Seminifer tübül çapları ve testis ağırlıkları parametrik olmayan Mann Whitney U testi ile karşılaştırıldı. Johnsen skorlarının kontrol ve çalışma gruplarında benzer şekilde dağılıp-dağılmadığını test etmede Ki kare testi kullanıldı.Bulgular: Elektromanyetik alana maruz bırakılan ve bırakılmayan gruplarda testis ağırlıkları, seminifer tübül çapları ve Johnsen skorlarının histopatolojik incelemesinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Ancak yapılan elektron mikroskopi incelemede çalışma grubundaki testislerdeki membrana propria kalınlığında ve kollajen lif miktarında artış, kapiller damarlarda genişleme gözlendi. Sertoli hücrelerinin sitoplazması içerisinde yaygın vakuolizasyon, elektron dens yapılarda artış ve iri lipit damlacıklarının varlığı dikkat çekici bulgulardandı.Sonuç: Uzun süreli elektromanyetik alana maruz bırakılan sıçanların histopatolojik incelemesinde testis ağırlıkları, seminifer tübül çapları ve Johnsen skorlarında anlamlı bir değişiklik görülmemiş olup, yapılan ultrastrüktürel incelemede testislerdeki membrana propria kalınlığında ve kollajen lif miktarında artış, kapiller damarlarda genişleme ve Sertoli hücre sitoplazmasında yaygın vakuolizasyon saptanmıştır. Ultrastrüktürel incelemede meydana gelen değişikliklerin kliniğe yansıyacak etkilerinin anlaşılabilmesi için daha uzun süreli çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Sözcükler: Cep telefonu, sıçan testisi, elektromanyetik alan
Methamidophos' un fare testis dokusu üzerine etkilerinin elektron mikroskobik düzeyde araştırılması
Amaç: Bu çalışmada Methamidophosun fare testisine olan etkilerinin elektron mikroskobik düzeyde araştırılması ve tedavi etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmada 50 adet fare 3 gruba ayrılmış, 1. Gruba (Deney grubu) letal dozda ((LD50)=30 mg/kg) Methamidophos uygulanmış ve kolinerjik bulgular gelişinceye dek beklenmiş, 2. Gruba (Kontrol grubu) Methamidophosla aynı miktarda izotonik sodyum klorür verilmiş, 3. Gruba (Tedavi grubu) ise yine letal dozda Methamidophos verilmiş ve kolinerjik bulgular gelişinceye dek beklenip sonra tedavi edilmiştir. 3 grubun testis dokuları alınıp elektron mikroskop ile incelendi.Bulgular: Methamidophos uygulanmış grupta yer alan farelerin testis doku örneklerinde membrana proprida total kalınlık artışı, Sertoli hücrelerinde elektron denslikte artış, agranüler endoplazmik retikulum vakuolizasyonuna bağlı köpüğümsü görünüm, dens mitokondriyonlar, dev lipid damlacıklarının artışı ve çoğu tübüllerde sitoplazmik lizis bulgularına rastlandı. Ayrıca spermatojenik hücrelerde arrest, lümene immatur dökülme ve apopitotik değişiklikler gözlendi. Tedavi uygulanan grup örneklerinde ise bazı tübüllerde minimal değişiklikler görülmekle birlikte, tübüllerin çoğunluğunda, membrana propria, Sertoli hücreleri ve spermatojenik hücrelerde deney grubundakilere benzer değişiklikler meydana geldi ve dikkati çeken yapısal düzelme görülmedi. Kontrol grubunda ise normal testis yapısı izlendi.Sonuç: Çalışmamızda Methamidophosa akut olarak maruz kalmanın testis ultrastrüktüründe önemli dejeneratif değişiklikler oluşturduğu, antidot tedavisiyle hücresel dejenerasyonların akut dönemde geri dönüşümlü olmadıkları sonucuna ulaşıldı.Anahtar sözcükler: Methamidophos, organofosfat, testis dokusu, ultrastrüktür.
Nikotin ile oksidatif strese maruz bırakılan farelerde curcuminin testis üzerine etkileri
Sigaranın major toksik bileşenlerinden biri olan nikotinin erkek üreme sistemi üzerine toksik etkisi bilinmektedir. Asya ve Afrika ülkelerinde boya, baharat ve tıbbi bitki olarak kullanılan curcuminin, antiinflamatuvar, antiseptik, antioksidan, antikarsinojenik ve hipokolesterolemik etkileri rapor edilmiştir. Bu çalışmada, nikotin alımının testiste oluşturduğu oksidatif strese karşı, curcuminin etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmamızda Swiss albino tip 60 erkek fare her bir grupta 12 hayvan olmak üzere 5 gruba ayrıldı. 1. grup kontrol grubu olarak değerlendirildi. 2. ve 3. grupta yer alan 12'şer fareye sırasıyla 14 ve 28 gün boyunca günde tek doz intraperitonel olarak nikotin (0,4mg/kg/gün) uygulandı. 4. ve 5. gruptaki 12'şer fareye ise sırasıyla 14 ve 28 gün boyunca nikotin (0,4mg/kg/gün) ve gavajla mısır yağında çözdürülen curcumin (200mg/kg/gün) verildi. Her bir grupta yer alan 12 fareden 6 tanesi uygulama süreleri sonunda sakrifiye edilirken, kalan 6 tanesi 28 gün hiçbir işlem yapılmadan normal şartlarda yaşatıldıktan sonra sakrifiye edildi. Sakrifiye edilen farelerden alınan kan örneklerinin testosteron seviyeleri ölçüldü, testis doku örnekleri, ışık ve elektron mikroskobik düzeyde incelendi.Işık mikroskobik düzeyde; 2. ve 3. grup farelerin testislerinde seminiferöz epitelde dökülme ve lümende immatür hücre birikimi ile interstisyel alanda ödem izlendi. Nikotin ve curcumin uygulanan 4. ve 5. grup farelerde kontrol grubuna benzer nitelikte düzenli görünüme sahip seminiferöz tübüller ve interstisyum gözlendi. Elektron mikroskobik incelemede; 2. ve 3. grupta membrana propria total kalınlığında artış, elektron dens Sertoli hücre sitoplazmasında vakuolizasyon, lipid damlacıkları, dejeneratif mitokondriyonlar ve litik spermatojenik hücrelere rastlanıldı. Sertoli hücreleri ve spermatojenik hücreler arasında geniş boşluklar dikkat çekti. Elektron dens Leydig hücrelerinde dejeneratif mitokondriyonlar, boyutu ve sayısı artmış lipid damlacıkları gözlendi. 28 gün hiçbir işlem yapılamadan takibe alınan bu gruplardaki farelerde dejenerasyonun devam ettiği fark edildi. 2. ve 3. grup farelerin testosteron seviyeleri de kontrol grubundan belirgin şekilde düşük ölçüldü. Nikotin ve curcumin uygulanan 4. ve 5. deney gruplarına ait örneklerde membrana propria, seminiferöz tübül epiteli ve interstisyum yapısında anlamlı bir düzelme gözlendi. 4. ve 5. grup farelerden uygulama sonrası hiçbir işlem yapılmadan bekletilenlerde ise nikotin uygulanan farelere benzer özellikler izlendi. 4. ve 5. grup testosteron seviyelerinde ise artış gerçekleşti.Nikotinin özellikle membrana propria, Sertoli hücreleri ve spermatojenik hücrelerde dejeneratif değişikliklere neden olduğu belirlendi. Kronik nikotin alımına karşı curcuminin tedavi süreci boyunca, testiste anlamlı bir koruyucu etkisinin bulunduğu sonucuna varıldı.
Medulla spinalis yaralanmasının testis ince yapısına etkisi
Medulla spinalis yaralanması ile testiküler atrofi ve spermatogenezisin bozulması üzerine yapılan araştırmaların günümüzde hala çok yetersiz olduğu görülmektedir. Bu çalışmada torakal düzeyde oluşturulan medulla spinalis kesisinin testis üzerine olası etkilerinin elektron mikroskopik düzeyde araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmamızda 250-300 gram ağırlığında 30 yetişkin Wistar türü erkek sıçan kullanıldı. Sıçanlar her bir grupta 5 hayvan olmak üzere 6 gruba ayrıldı. 1. grubu oluşturan 5 hayvana herhangi bir cerrahi işlem uygulanmadı ve bu hayvanlar kontrol grubu olarak değerlendirildi. Geriye kalan 25 hayvanda ise torakal 7-9 seviyelerinde medulla spinalis transeksiyonu yapıldı. Yaralanma sonrası tabakalar kapatıldı ve kontrol grubu da dahil, tüm gruplardaki hayvanlar aynı ortam şartlarında yaşatıldı. Operasyonu takiben 2, 3, 4, 5 ve 6. grupları oluşturan sıçanlardan sırası ile 1, 3, 7, 14 ve 28 gün sonra testisler alındı. Ayrıca hayvanlardan hormon analizi için kan örnekleri de alındı. Elde edilen testis doku örnekleri rutin elektron mikroskopik doku takip yöntemleri ile hazırlandı. Alınan ince kesitler Jeol JEM-1400 elektron mikroskobu ile incelendi.Medulla spinalis kesisinden 1 gün sonra elde edilen testis dokularının incelenmesinde belirgin bir yapısal değişiklik görülmedi. 3. günde Sertoli hücrelerinin sitoplazmasında hafif vakuolizasyon, lipofuksin granülleri ve iri lipid damlacıkları gözlendi. Ayrıca Leydig hücrelerinde agranüler endoplazmik retikülüm sisternalarında genişlemeye bağlı vakuolizasyon izlendi. Kesiden 7 gün sonra membrana propria duvarında kalınlaşma, bazal laminanın ondüleli bir şekil alması, kollajen lif miktarında artma, Sertoli hücrelerinde agranüler endoplazmik retikülüm sisternalarında genişleme, lipid damlacıklarında artma ve sitoplazmada litik alanların oluştuğu izlendi. Spermatogoniumların aralarında geniş boşluklar ve bazı spermatidlerde dejeneratif akrozomal değişiklikler de görüldü. Kesiden 14 ve 28 gün sonra alınan testislerde, Sertoli hücrelerinde çekirdekte piknotik değişiklikler, sitoplazmada ileri derecede vakuolizasyon ve lizis, spermatidlerde yapısal bozukluklar, membrana propriada ondüleli şekil alma ve kollajen liflerde artış gibi dejeneratif değişikliklerin belirgin olarak arttığı dikkati çekmekteydi.Sonuç olarak bu çalışmada, torakal seviyedeki medulla spinalis kesisi sonucu testis ultrastrüktürel düzeyde incelenmiş ve oluşan yapısal dejenerasyonlar ayrıntılı olarak gösterilmiştir. Medulla spinalis kesisinin spermatogenez üzerindeki akut etkisinin hormon eksikliğine bağlı olabileceği, kesinin kronik fazı boyunca gözlenen anormal spermatogenez ve seminiferöz epitel gerilemesinin altında daha çok nörojenik mekanizmaların yattığı düşünülmektedir. Fertiliteyi olumsuz yönde etkileyen testiküler dejenerasyonların, medulla spinaliste oluşan nörolojik hasarlardan kaynaklanabileceği, dolayısıyla nöral-hipotalamik-testiküler bir yolun varlığını düşündürdüğünü ancak bu konuda daha ileri çalışmaların yapılması gerektiğini göstermektedir.
Sıçanlarda metotreksatın yaptığı testis hasarına karşı proantosiyanidinin koruyucu etkisi
Kemoterapide kullanılan bir ilaç olan metotraksatın erkek üreme sisteminde spermatogenez, sperm kalitesi, germ hücreleri ve kan-testis bariyerine verdiği zararların infertiliteye neden olduğu bilinmektedir. Çalışmada metotreksatın sıçan testisinde yaptığı hasarlar üzerinde üzüm çekirdeğinden elde edilen proantosiyanidinin koruyucu etkisi araştırıldı. Çalışmamızda kullanılan 200-250 gr ağırlığındaki 26 adet erkek Wistar Albino cinsi sıçan 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna 7 gün boyunca 2cc/kg salin gavaj yoluyla verildi. Proantosiyanidin grubuna 7 gün boyunca günde 200 mg/kg proantasiyanidin gavaj yoluyla verildi. Metotreksat grubuna sadece 3. gün 20 mg/kg metotreksat i.p olarak tek doz uygulandı. Proantosiyanidin+Metotreksat grubuna da 6 gün boyunca günde 200 mg/kg proantosiyanidin gavaj yoluyla verildi ve sadece 3. gün tek doz 20 mg/kg metotreksat i.p olarak verildi. Hayvanlar 8. gün sakrifiye edildi. Alınan testis dokularında ışık ve elektron mikroskopik incelemelerin yanısıra SOD, GPX ve MDA tayinleri yapıldı. Metotreksat verilen grubun testislerinde seminifer tübül epitelinde incelme ve spermatogonyum hücrelerinde azalma gibi histopatolojik bulgular saptandı. Elektron mikroskop bulgularıda bu hasarları desteklemekteydi. Aynı zamanda testis dokularında bakılan MDA seviyesi anlamlı olarak artış, SOD ve GPX seviyeleri de anlamlı olarak azalış gösterdi. Bu çalışmada proantosiyanidinin metotreksatın neden olduğu doku hasarlarını ve biyokimyasal parametrelerdeki bozulmaları önlediği gözlenmiştir.
Sıçan prostat ve vas deferens düz kasları üzerinde ferula elaeochytris (çakşır)kök ekstresinin etkisi
Ferula L. maydanozgiller familyasından 185 türü olan bir çiçekli bitki cinsidir. Akdeniz bölgesinin doğusu ve Orta Asya'da yerleşim göstermektedir. Genelde kurak iklimlerde yetişir. Anadolu'da ÇAKŞIR/ÇAĞŞIR diye bilinen 23 Ferula türü bulunmaktadır. Anadolu'da bu bitkinin yaprak ve kök kısımları halk arasında keçi ve koyunların çiftleşmesini stimüle etmek için veya insanlarda kaynatılarak çay halinde afrodizyak amaçlı kullanılmaktadır. Ferula elaeochytris kök ekstresinin prostat ve vas deferens gibi fertilite üzerinde rol oynayan dokularda etkisi henüz gösterilmemiştir. Bu tez çalışmasında in vitro ortamda izole sıçan prostat ve vas deferens dokularında Ferula elaeochytris kök ekstresinin etkileri araştırılmaktadır. Sıçan vasdeferens ve prostat dokusunda Elektrik Saha Stimülasyonu (ESS) ile nörojenik kasılmalar oluşturulmuştur ve çakşır kök ekstresi adrenerjik ve purinerjik yolaklara bağlı kasılmaları doza bağımlı ve anlamlı bir şekilde inhibe etmiştir. Bu inhibisyon ortama dışardan ilave edilen kalsiyumun etkisi ile doza bağımlı bir şekilde tersine çevrilmiştir. Bulgularımız bu dokularda çakşır kökü ekstresine bağlı inhibisyon mekanizmasında kalsiyum kanallarının önemli rol alabileceğini düşündürmektedir. Çakşır kök ekstresine bağlı olarak vasdeferens hipoaktivitesinin, spermlerin naklini yavaşlatabileceğini ve erkeklerde infertiliteye neden olabileceğini düşündürmektedir. Afrodizyak olarak kullanılan bu bitki türünün bir yandan afrodizyak etkileri olduğu gösterilirken bir yandan da erkeklerde infertiliteye neden olabileceği konusu düşündürmektedir.
Metforminin sıçan testis yapısına etkisinin ışık ve elektron mikroskobik düzeyde incelenmesi
Biguanid sınıfı antidiyabetik ilaç olan metformin tip 2 diyabetli hastaların tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Patogenezinde insülin direncinin bulunduğu hastalıkların tedavisinde de yer almasıyla birlikte kullanım alanları giderek artan ilacın etkileriyle ilgili olarak yapılan çalışmalar daha çok gestasyonel diyabet ve polikistik over sendromu konularında yoğunlaşmıştır. Literatürde erkek üreme sistemi üzerine etkilerini inceleyen az sayıda çalışma yapıldığı görülmüş, ultrastrüktürel bir çalışmaya ise rastlanmamıştır. Çalışmamızda, farklı doz düzeylerinde metformin tedavisi uygulanan sıçanlardan elde edilen testis dokularının ışık ve elektron mikroskobik düzeyde incelenerek biyokimyasal verilerle birlikte karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi ve testis histolojik yapısında gözlenen değişikliklerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmamızda 250-300 gr ağırlığında 26 adet Wistar albino türü ergin erkek sıçan kullanıldı. Kontrol grubuna gavaj yoluyla yalnızca distile su uygulanırken 2.gruba gavaj yoluyla 150 mg/kg/gün, 3.gruba ise 300 mg/kg/gün metformin 30 gün boyunca verildi. Deney sonunda ışık ve elektron mikroskobik incelemeler için testis dokuları, biyokimyasal analizler için intrakardiyak kan örnekleri alındı. Deney grupları ışık ve elektron mikroskobik olarak değerlendirildiğinde dozla ilişkili olarak seminiferöz tübüllerde düzensizleşme, epitel bütünlüğünde bozulma ve hücrelerarası boşluklar, spermatojenik hücre kaybı ve hücrelerde dejeneratif değişiklikler gözlendi. Seminiferöz tübül çaplarının ve epitel yüksekliklerinin morfometrik ölçümleri ile serum FSH, LH, testosteron, SOD ve MDA verilerinin değerlendirmesinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Metformin kullanımının testis üzerine etkilerinin ultrastrüktürel olarak değerlendirildiği ilk çalışma olması nedeniyle önem taşıyan bu çalışmada ortaya konulan bulgular ışığında yüksek doz metformin kullanımının seminiferöz tübüllerin yapısını ve spermatogenezisi etkileyebileceği ancak bu değişikliklerin reversibl olduğu düşünüldü. Ayrıca, metforminin uzun süreli kullanımına bağlı etkilerin, biyokimyasal analizler, moleküler ve immünohistokimyasal düzeyde yapılacak ileri çalışmalar ile kapsamlı olarak incelenmesi gerektiği sonucuna varıldı.
Deneysel olarak oluşturulan diyabet ve iskemi-reperfüzyonda liraglutidin testis üzerine etkileri
Testiküler torsiyon, neonatal ve ergenlik döneminde sıklıkla görülen ürolojik bir problemdir. Testiküler torsiyondaki temel patoloji, torsiyonu takiben serbest oksijen radikalleri tarafından oluşturulan doku hasarı ile birlikte ortaya çıkan biyokimyasal ve yapısal değişikliklerdir. Diyabetes Mellitus; insülin eksikliği ve/veya insülin direnci sonucu kanda glukoz seviyesinin yükselmesine bağlı olarak gelişen, akut ve kronik komplikasyonlara neden olabilen, sistemik bir hastalıktır. Literatürde glisemik kontrol için liraglutid uygulaması rapor edilmiştir. Ayrıca son yıllarda özellikle tip 2 diyabet hastalarında böbrek, kalp, mide, bağırsak, beyin, pankreas, over, karaciğer ve adipoz doku gibi, çeşitli organ ve dokularda da deneysel araştırmalar yapılmıştır. Erkek üreme sistemi üzerine liraglutidin etkisiyle ilgili çok az sayıda çalışma bulunmaktadır. Sunulan çalışmada deneysel olarak diyabet oluşturulan ve iskemi/reperfüzyon uygulanan sıçanlarda testiste, liraglutidin antidiyabetik, antioksidatif ve antiapopitotik etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmamızda Wistar albino cinsi toplam 36 adet erkek sıçan kullanıldı. Kontrol grubu (Grup 1, n=6), diyabet grubu (Grup 2, n=12), torsiyon grubu (Grup 3, n=18) olmak üzere denekler 3 gruba ayrıldı. 2.grup sıçanlarda, 50 mg/kg streptozosin uygulamasından 72 saat sonra kan glukoz seviyeleri ölçüldü, > 300 mg/dL olan sıçanlar diyabetik olarak kabul edildi. Diyabetik sıçanlar da kendi içinde 2 alt gruba ayrıldı. 2a grubu sıçanlar, 14 gün boyunca normal koşullarda yaşatılırken, 2b grubuna 14 gün boyunca 0,3 mg/kg liraglutid günde 2 kez subkutan olarak uygulandı. 3. grup sıçanların sol testisleri 720° döndürülerek torsiyon gerçekleştirildi. Torsiyon yapılan bu grup sıçanlar da kendi içerisinde 3 alt gruba ayrıldı. 3a grubu denekler, 3 saatlik torsiyondan sonra sakrifiye edildi. 3b grubundaki sıçanların ise testislerine 3 saatlik torsiyon sürecinden sonra detorsiyon yapıldı ve 14 gün yaşatıldı. 3c grubuna torsiyonun 2. saatinde subkutan olarak 0,3 mg/kg liraglutid enjekte edildikten 1 saat sonra detorsiyon yapıldı ve ardından 14 gün boyunca, günde 2 kez liraglutid enjeksiyonuna devam edildi. Sakrifikasyondan önce sıçanlardan alınan kan örneklerinde MDA, SOD ve testosteron ölçümleri yapıldı. Elde edilen testis doku örnekleri ışık ve elektron mikroskobik incelemeler için hazırlandı. Ayrıca testis doku kesitlerinde, apopitotik marker olan kaspaz-3 ekspresyonu immunohistokimyasal olarak araştırıldı. Çalışmamızda; ışık mikroskobik olarak diyabet (Grup 2a), torsiyon (Grup 3a) ve torsiyon/detorsiyon (Grup 3b) gruplarında seminiferöz tübüllerde dejenerasyon ve interstisyumda ödem gözlenirken, ince yapı düzeyinde elektron dens Sertoli hücre sitoplazmasında dev lipid damlacıkları, SER vakuolizasyonu ve dejenere mitokondriyonlar dikkati çekti. Ayrıca spermatojenik hücrelerde büzüşmeler ve apopitotik değişiklikler izlendi. Liraglutid uygulanan gruplarda ise, ışık mikroskobik düzeyde nispeten normale yakın bir morfoloji gözlenirken, ince yapı düzeyinde; bazı tübüllerde çift çekirdekli anormal spermatidlere, lümende immatür, fagositik ve apopitotik hücrelere rastlandı. İmmünohistokimyasal bulgularda 2a, 3a ve 3b gruplarında, kaspaz-3 ekspresyonu belirgin olarak gözlenirken, 2b ve 3c gruplarında, kontrol grubuna benzer ekspresyon elde edildi. Biyokimyasal analizlerde; 2a, 3a ve 3b gruplarında MDA seviyelerinde artış, SOD ve testosteron düzeylerinde azalma görüldü. 2b ve 3c gruplarında; SOD, MDA ve testosteron seviyelerinin kontrol grubuna yakın olduğu dikkati çekti. Bütün bulgular birlikte değerlendirildiğinde; liraglutidin diyabet ve torsiyon/detorsiyon gruplarında meydana gelen yapısal değişiklikler ile hormon seviyeleri üzerine olumlu etkilerinin, uzun süreli kullanımda daha etkin olabileceği düşünüldü. Liraglutidin, testise etkileri ile ilgili ileri araştırmaların yapılması ve buna yönelik bilgilerin artmasıyla, gelecekte diyabet hastalarında ve/veya torsiyon/detorsiyon vakalarında, testis yapısı ve fonksiyonunun korunmasında, alternatif bir tedavi ajanı olabileceği kanaatine varıldı.
Spermiyogram bulgularını öngörmede skrotal usg ve skrotal rdusg'nin yeri
Spermiyogram Bulgularını Öngörmede Skrotal USG ve Skrotal RDUSG'nin Yeri Amaç: Varikoselli olan ya da olmayan, varikosel dışında ek ürogenital hastalığı olmayan infertil erkeklerde spermiyogram bulgularını öngörmede skrotal USG ve skrotal RDUSG bulgularının rolünü araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: 01 Ocak 2014 ile 31 Aralık 2015tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde değerlendirilen her iki testis parankimi normal, Hipotalamo-hipofizer-gonadal aks hormonlarında anomali olmayan, varikosel dışında ek ürogenital hastalığı olmayan, varikoselli olan ya da olmayan 154 infertil erkek çalışmaya dahil edildi. Hastalara ait skrotal USG-RDUSG kayıtları hastanemizin otomasyon sisteminden; spermiyogram sonuçları tüp bebek merkezinden elde edilerek retrospektif olarak incelendi. Benzer skrotal USG-RDUSG bulgularına sahip bireyler kendi aralarında gruplandırıldı. Gruplar ile spermiyogram sonuçları açısından ilişki olup olmadığına bakıldı. İstatistiksel analizlerde Ki kare testi yöntemi kullanıldı. Bulgular: İnfertilite açısından diğer nedenler ekarte edildiğinde varikosel, infertil erkeklerde %70,13 oranında bulundu. Varikoselli olmayan infertil bireylerde azospermi 6 vakada(%13); varikoselli bireylerde ise 13 vakada(%11,9) görüldü. Varikoselli olmayan infertil bireylerde 17 vakanın(%37); varikoselli bireylerde ise 26 vakanın (%23,9) sperm konsantrasyonu ve total sperm sayısı normaldi. 22-34 yaş arasındaki infertillerde, varikoselli olmayan grupta en çok 13(%50) vaka ile sperm konsantrasyonu ve total sperm sayısı normal bireyler; varikoseli grupta en çok 20(%27,4) vaka ile şidetli olmayan oligospermik bireyler mevcuttu. 35-62 yaş arasındaki infertillerde, varikoselli olmayan grupta en çok 7(%35) vaka ile şidetli oligospermik bireyler; varikoseli grupta da en çok 16(%44) vaka ile şidetli oligospermik bireyler mevcuttu. Sonuç: Görece genç yaşlarda (22-34 yaş aralığında, 35-62 yaş aralığına göre) infertilite nedeniyle başvuran erkeklerde başka infertilite nedeni yoksa varikosel daha fazla oranda olduğu görüldü. Azospermik olmayan infertil bireyler arasında kıyas yapıldığında yaş arttıkça ortalama sperm konsatrasyonu ve total sperm sayısı azaldığı görüldü. Azospermik bireylerin varikoseli olmayan ya da varikoseli olan gruplar arasında oransal olarak anlamlı dağılım farkı gözlenmedi. Bu bulgu varikoselin azospermi nedeni olmadığını düşündürdü. İnfertil bireylerde varikoselin sperm konsatrasyonu ve total sperm sayısını azatlığı, oligospermiye neden olabileceği görüldü. Her iki testis parankimi normal, Hipotalamo-hipofizer-gonadal aks hormonlarında anomali olmayan, ek ürogenital hastalığı olmayan infertil bireylerde tek başına skrotal USG ve RDUSG bulguları ile spermiyogram bulgularını öngörebilmek mümkün değildir. Yalnızca o grup varikoselli ya da varikoselli olmayan bireylerde ortalama değerleri söyleyebilmek mümkündür. Daha sağlıklı ortalama değeri söyleyebilmek açısından daha geniş vaka grupları üzerinde çalışılması daha uygun olacaktır. Anahtar sözcükler: Skrotal USG, Skrotal RDUSG, Spermiyogram, Semen Analizi
Sisplatin uygulanan sıçanların testislerinde meydana gelen değişiklikler ve bu değişiklikler üzerine kurkuminin etkisi
Sisplatin birçok kanser türünü tedavi etmek için kullanılan etkili bir antineoplastik ilaçtır. Bu ilacın en çok bilinen yan etkisi infertilitedir. Zerdeçal olarak da adlandırılan kurkuminin antioksidan ve antitümör aktiviteleri bulunmaktadır. Bu çalışma, özellikle testis kanserlerinde bir kemoterapötik ilaç olarak kullanılan sisplatinin spermatogenetik seri hücrelerinde meydana getirdiği değişiklikler üzerine kurkuminin etkilerini araştırmak amacıyla tasarlanmıştır. Bu amaçla çalışmamızda Spraque Dawley soyuna ait sıçanlardan rasgele seçilerek kontrol, sisplatin, kurkumin ve kurkumin+sisplatin olmak üzere dört grup oluşturulmuş ve her grup üç alt gruba ayrılarak toplam 12 alt grup elde edilmiş, her alt grupta 3 adet olmak üzere toplam 36 adet sıçan kullanılmıştır. Sıçanlardan elde edilen testis dokuları histokimyasal, immunohistokimyasal ve elektron mikroskokopik düzeyde değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın sonuçlarında sisplatin enjeksiyonuyla birlikte kurkumin verilen deney gruplarında apoptozis oranının anlamlı şekilde arttığı ve sisplatin verilen deney gruplarında XII, XIII ve XIV. evreye ait uzamış spermatidlerde DNA paketlenmesinde görevli protein olan transition-1 immunpozitivitesinin kontrol gruplarına göre istatistiksel olarak arttığı görülmüştür. Hem ışık hem de elektron mikroskopik bulgular özellikle sisplatinle birlikte kurkumin verilen grupta yoğun dejenerasyon, vakuolizasyon, germ hücre kaybı ve spermatogenetik arrest gerçekleştiğini göstermiştir. Çalışmamızın sonuçları sisplatinin DNA paketlenmesi üzerinden infertilitede sorunlara yol açabileceğini ve sisplatin ile birlikte kullanılan kurkuminin koruyucu etkisinden çok olumsuz etkileri daha da şiddetlendirerek, hücreleri apoptozis ve nekroza sürüklediğini göstermiştir.
Siklik GMP amp sentaz / interferon genlerinin uyarıcısı yolağının embriyolojik gelişim sürecindeki yeri
Amaç: Sitozolik DNA'yı tanıyarak inflamatuar süreçleri aktive eden cGAS/STING yolağıdır. Fertilizasyonda bu yolağın baskılanması beklenmektedir. Eğer bu yolak baskılanmazsa inflamatuar süreçler aktive olarak fertilizasyon başarısızlığına veya da erken embriyonik gelişimde bozukluğa yol açabilir. Bu çalışmada cGAS/STING yolağının embriyolojik gelişim sürecindeki yerinin belirlenmesi, fertilizasyona ve embriyolojik gelişime etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Balb/C cinsi farelerden üç grup oluşturulmuştur. Grup 1: Kontrol grubu, Grup 2: Fertilizasyon grubu (Çiftleştirildikten sonra embriyonik 1. gün sakrifiye edilen grup; n:15), Grup 3: İmplantasyon grubu (Çiftleştirildikten sonra embriyonik 4,5. gün sakrifiye edilen grup; n:15). Grup 1 ve Grup 3' de Hematoksilen ve Eozin ile cGAS, STING, NLRP14, IRF3 ve IFN primer antikorları ile indirekt immunohistokimya metodu uygulanmıştır. Grup 2'de ise 1 günlük embriyolar toplanıp, immunflorasan boyama yapılmıştır. Bulgular: Kontrol grubunda, cGAS/STING yolağının ve bu yolağın negatif regülatörü NLRP14'ün varlığı indirekt immunohistokimya ile gösterilmiştir. Fertilizasyondan sonra 1 ve 4,5. günlerdeki embriyolarda yüksek cGAS ve STING immunoreaktiviteleri ile orta düzeyde IRF3 ve IFN immunoreaktiviteleri, negatif NLRP14 immunoreaktivitesi saptanmıştır. Sonuç ve Yorum: Kontrol grubu, embriyonik 1 ve 4,5. günlerdeki cGAS/STING yolağına ait moleküllerin ve bu yolağın negatif düzenleyicisi olan NLRP14'ün immunoreaktivite düzeyleri saptanmıştır. Özellikle NLRP14'ün fertilizasyon ve erken embriyo gelişiminde nükleik asit algılayıcı yolağın suprese edilmesinde önemli olduğu ve açıklanamayan infertilite olgularında göz önüne alınması gerektiği öne çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: cGAS, STING, NLRP14, fertilizasyon, implantasyon, ovaryum, testis
Azospermi oluşturulan farelerde testis hasarının serum mikroRNA düzeyi ile belirlenmesi
AMAÇ: Siklofosfamid (CP) alkilleyici, kemoterapötik ajandır. Kanser tedavilerinde yaygın olarak kullanılmaktadır ve birçok organ üzerinde özellikle gonadlar üzerinde zararlı etkileri bulunmaktadır. Bu çalışmada, farelerde CP uygulaması sonrasında ortaya çıkan testis hasarının, GDNF, Okludin ve TGF-β3 primer antikorları ile immunohistokimyasal teknik kullanılarak belirlenerek, kan ve doku örneklerindeki mir-34b ve mir-34c arasındaki ilişkinin tespit edilmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Manisa Celal Bayar Üniversitesi Deney Hayvanları Araştırma ve Uygulama Merkezi Laboratuvarları'ndan alınan sağlıklı 2 aylık erkek fareler (n:18) üç gruba ayrıldı. Kontrol grubuna hiçbir işlem uygulanmadı. Deney grubuna 5 gün boyunca intraperitoneal, günde bir kez 100 mg/ kg CP, sham grubuna ise aynı miktarda serum fizyolojik enjekte edildi. Son enjeksiyondan 24 saat sonra hayvanlar sakrifiye edilerek, testis dokuları ve kan örnekleri alındı. Dokular ve kan örnekleri immunohistokimyasal ve RT-PCR incelemeleri için takip edildi. BULGULAR: Testis dokularının immunohistokimyasal incelenmesinde, kontrol grubu ve sham grubu ile karşılaştırıldığında, CP verilen grupta spermatogenik germ hücre sayısında, GDNF ve Okludin ekspresyonlarında azalma; TGF-β3'ekspresyonunda artış gözlendi. RT-PCR tekniği ile mir-34b ve mir-34c ekspresyonları incelendiğinde, doku örneklerinde CP verilen grupta belirgin azalma tespit edilirken, plazma örneklerinde yeterli ekspresyon gözlenmedi. SONUÇLAR: Bu çalışmada, CP'nin neden olduğu testis hasarında GDNF, Okludin ve TGF-β3 ekspresyonlarının önemli rol oynadığı, doku örneklerinde mir-34b ve mir-34c ekspresyonlarında ortaya çıkan azalmanın, testis hasarının belirlenmesinde önemli bir marker olabileceği, ancak plazmada tespit edilebilmesi için daha ileri tetkiklere ihtiyaç olduğu sonucuna varıldı. ANAHTAR KELİMELER: Siklofosfamid, testis, GDNF, Okludin, TGF-β3, miR34b/c
Deneysel olarak oluşturulan laparoskopik fowler-stephens operasyonu'nda EGF'nin testis koruyucu olarak etkinliği
Son yıllarda intraabdominal yerleşimli testis olgularının cerrahi tedavisinde Fowler-Stephens operasyonu uygulanmaktadır. Ancak özellikle deneysel çalışmalar olmak üzere bu operasyonun testiste atrofiye yol açtığı ve testis kanlanmasını bozduğu yönünde görüşler bildirmektedir. Yine EGF'nin lokal uygulanması ve orşiyopeksi kombinasyonunun birlikte uygulanmasının tek başına orşiyopeksi uygulanmasına göre spermatogenezin restorasyonunda çok daha etkili olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızda serum inhibin B düzeyi ölçülerek ve testise lokal EGF uygulanarak laparaskopik olarak oluşturulmuş Fowler-Stephens modelinin testis fonksiyonlarına etkisini değerlendirildi.Çalışmamızda 20 adet yetişkin tavşan 3 gruba ayrılmış, sağ testisleri işleme başlamadan önce çıkarıldı. Grup 1'deki deneklerin sol testisi laparaskopik olarak kesildi, Grup 2'de sol testis içerisine 100 µL EGF 30G iğne ile verilerek 1. gruba uygulanan işlem uygulandı, 3. gruba ise sadece laparaskopik görüntüleme (sham grubu) uygulandı. Deneklerin 1 ay sonunda serum inhibin B düzeyi ile testis histopatolojisine bakıldı.Çıkarılan testisler incelendiğinde Fowler-Stephens operasyonu uygulanan gruplarda testisler belirgin olarak ödemli ve nekrotikti. Serum inhibin B düzeyleri açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Testislerin histopatolojik incelemesinde sham grubu dışında tüm gruplarda belirgin nekroz dikkati çekmektedir.Sonuç olarak olarak laparoskopik de olsa spermatik damar ligasyonunda kan akımının azaldığı kesindir ve rete testis içine verilen EGF, testis histolojisinde ve spermatogenezde belirgin bir düzelme sağlayamamaktadır. Ancak serum inhibin B düzeylerinin düşük çıkmaması, spermatogenezin bozulmasına karşılık testiste halen daha sertoli hücre fonksiyonunun devam ettiğinin göstergesidir.
Deneysel tek taraflı kriptorşidizmli sıçanlarda testiküler mast hücreleri ve fibrozisin araştırılması
Tedavi edilmemiş inmemiş testislerde çeşitli komplikasyonların yanı sıra fibrozis de önemli bir sorundur. İnmemiş testiste bir yaşından sonra fibrozis önemli derecede artar. Fibrozisin artması bazal membran kalınlaşmasına ve germ hücre sayısında azalmaya sebep olmaktadır. Fibrozis, etkilenmiş testiste fonksiyonel parankimanın yerini almaktadır. Mast hücreleri fibrozis gelişiminde rol oynar ve germ hücre hasarıyla ilişkili olabilir. Bu çalışmada deneysel kriptorşidizmli sıçanlarda testiküler mast hücreleri ve fibrozis arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık. Çalışmamızda 15-17 günlük tane erkek Sprague Dawley türü sıçan kontrol ve kriptorşid grupları olmak üzere 2 eşit gruba ayrıldı. Deney hayvanlarının kriptorşidizm modeli oluşturulduktan 15 gün sonra testisleri alındı. Alınan testis dokuları ışık mikroskobik ve elektron mikroskobik incelemelere ek olarak Anti Mast Cell Tryptase Antikoru kullanarak immünohistokimya yöntemi ile boyanarak mast hücre sayısı değerlendirildi. Çalışmamızda kriptorşidik testislerde insterstisyel alanda seminifer tübüllerin birbirinden uzaklaşması, germ hücrelerin bazal membrandan ayrılması, perivasküler fibrozis, ödem, konjesyon, hemoraji, interstisyel alanda ve peritübüler alanda fibrozisin artışı, seminifer tübül çaplarında ise azalma gözlemledik. Çalışmamızda mast hücre sayısı ile fibrozis arasında pozitif yönde bir korelasyon olduğunu tesbit ettik.
STZ ile indüklenmiş tip 1 diyabet sıçanlarda hidroksitirozol'ün testiküler TSSK6 ekspresyonu üzerine etkisinin araştırılması
Diabetes mellitus, spermatogenezin endokrin kontrolünü, üremeyi ve ejakülasyonu etkileyerek erkek fertilitesini etkileyen önemli bir metabolik hastalıktır. Biz bu çalışmada testiküler hasarı önleyici etkinliği bilinen polifenolik bir bileşik olan hidroksitrozolün, spermatogenezde ve erkek fertilitesinde önemli rol alan Tssk6 proteini ekspresyonu üzerine etkisini araştırdık. Çalışmada kullanılan ratlar kontrol, hidroksitirozol, streptozotosin ve streptozotosin+ hidroksitirozol olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Çalışmada streptozotosin tek doz 55 mg/kg ve hidroksitirozol 30 gün 10 mg/kg intraperitoneal olarak uygulandı. Çalışmada kan glukoz değerleri rutin olarak ölçüldü ve çalışma sonu alınan dokularda histopatolojik inceleme, Tssk6 proteini immunohistokimyası ve Western blot yöntemleri uygulandı. Streptozotosin ve streptozotosin+hidroksitirozol grupları kan glukoz seviyeleri kontrol ve hidroksitirozol gruplarına kıyasla anlamlı şekilde arttı. Streptozotosin+hidroksitirozol grubunda ise kan glukoz değerleri streptozotosin grubuna göre anlamlı şekilde azaldı. Histolojik incelemelerde, streptozotosin grubunda gözlenen morfolojik bozulmalar, streptozotosin+hidroksitirozol grubunda düzeldiği gözlendi. Streptozotosin ve streptozotosin+hidroksitirozol grupları Tssk6 ekspresyonu kontrol ve hidroksitirozol gruplarına kıyasla anlamlı şekilde azaldı. Streptozotosin grubunda azalan Tssk6 protein ekspresyonu streptozotosin+hidroksitirozol grubunda istatiksel olarak anlamlı bir şekilde arttığını gözlemledik. Hidroksitirozol'ün, tip 1 diyabet modelinde artmış kan glukoz seviyesini düşürdüğünü, testiste oluşan hasarı azaltıcı etki gösterdiğini ve spermatogenezin tamamlanabilmesi ve sperm hareketliliği için önemli olan Tssk6 ekspresyonunu arttırdığını belirledik. Sonuç olarak akdeniz diyetinin en önemli parçası olan zeytin ve zeytinyağında bol bulunan hidroksitirozol, diyabet hastalarında kan glukoz seviyesini düzenleyerek ve erkek fertilitesinde önemli rol alan Tssk6 ekspresyonunu artırarak diyabete bağlı infertiliteyi azaltabilir.
İnfertil hastalarda testis arfi elastografi değerlerinin sperm sayıları ile ilişkisi
Amaç: Bu prospektif çalışmanın amacı infertil erkek hastalarda shear wave elastografinin (SWE) sperm sayısı ile ilişkisini saptamak ve tanısal performansının değerlendirilmesidir. Materyal ve Metod: Çalışma Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda infertilite tanısı almış ve semen analizi yapılmış 113 hasta ile yapılmıştır. Tüm hastalara US incelemesi ve virtual touch tissue imaging quantification (VTIQ) kullanılarak SWE incelemesi yapıldı. Her testiste toplam 6 ölçüm yapıldı.US inceleme ile testislerin hacim ölçümleri yapıldı. Renkli Doppler Ultrasonografi kullanılarak varikosel yönünden hastalar değerlendirildi Bulgular: Azospermi hastalarında sağ ve sol testis volüm değerleri diğer gruplardan istatistiksel olarak farklı ve düşük değerde bulunmuştur(p=0,001). Azospermi hastalarında tüm zonlarda ve ortalama SWE değerleri diğer gruplara göre anlamlı yüksek bulunmuştur(p=0,001). Sperm sayısı ile ortalama volüm arasında pozitif yönde orta şiddette bir ilişki saptanmıştır (r=0,545, p=0,001). Sperm sayısı ile ortalama SWE arasında negatif yönde orta şiddette bir ilişki saptanmıştır (r=-0,429, p=0,001). Ortalama volüm ile ortalama SWE arasında negatif yönde orta şiddette bir ilişki saptanmıştır (r=- 0,590, p=0,001). Sperm sayısı normal hasta grubu ile azospermi hastaları arasında yapılan ROC analizinde kesim değeri 2,06 m/sn olup sensivite (duyarlılık) %72 spesivite(özgüllük) %87,88 ölçülmüştür. (p<0,001; EAA=0,837; Sensitivite= 72,00% (95% GA 46,5-85,1); Spesivite=87,88% (95% GA 81,5-95,2). Azospermi hasta grubu ile oligospermi hasta grubu arasında yapılan ROC analizinde kesim noktası 2,04 m/sn olarak belirlenmiştir. Buna göre yapılan değerlendirmede sensivite %72 spesivite %83,33 ölçülmüştür. (p<0,001; EAA=0,789; Sensitivite= 72,00% (95% GA 46,5-85,1); Spesivite=83,33% (95% GA 81,5-95). Sonuç: İnfertilite şikayetiyle başvuran erkek hastalarda testis parankiminin değerlendirilmesinde, SWE invaziv olmayan bir yöntem olup gri skala ve RDUS tetkiklerine ek yararlı bilgiler sağlayabilir.
İskemik önkoşullamanın sıçan testisinin iskemi ve reperfüzyon yaralanması üzerine etkisi: 5-hidroksidekanoik asit ve y-27632'nin rolü
Amaç: Testisin torsiyon ve detorsiyonu organda iskemi-reperfüzyon (İR) yaralanmasına yol açar. Kısa süreli iskemik periyotların, daha uzun süreli iskemik dönemlerde organ, doku ve hücrelerde nekroz gelişmesine karşı belirgin bir direnç oluşturması iskemik önkuşullama olarak adlandırılır. Bu çalışma iskemik önkoşullamanın sıçan testisinin İR yaralanması üzerindeki etkilerini ve selektif bir KATP kanal inhibitörü olan 5-hidroksi dekanoik asit (5-HD) ve selektif bir Rho kinaz inhibitörü olan Y-27632'nin testisin iskemik önkoşullamasındaki rolünü araştırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir.Gereç ve yöntem: Testis iskemisi testis pedikülünün bir atarvamatik damar klipsi ile geçici olarak tutularak oluşturuldu. Testisin İR hasarı organın 180 dk iskemisi ve ardından 60 dk reperfüzyonuyla gerçekleştirildi. İskemik önkoşullamanın her bir siklüsü testisin 5 dk iskemi ve 5 dk reperfüzyonuyla gerçekleştirildi. Kırk erkek Wistar albino türü sıçan 5 eşit gruba ayrıldı. Deneyler sağ testis üzerinde gerçekleştirildi. Grup 1'de yalnızca sham operasyonu yapıldı. Grup 2'de yer alan sıçanlarda yalnızca testis İR uygulandı. Grup 3'te İR öncesi testiste 3 siklüslü iskemik önkoşullama yapıldı. Grup 4 ve grup 5'de yer alan deneklere iskemik önkoşullama ve İR öncesi sırasıyla 0.3 mg/kg Y-27632 ve 10 mg/kg 5-HD intraperitoneal yoldan verildi. Deney sonunda hayvanlar öldürüldü ve testis dokusu histopatolojik ve biyokimyasal incelemler için alındı. Dokular histopatolojik olarak germinal epitelin incelenmesiyle yapılan modifiye Johnson skoru (MJS) ile değerlendirildi. Biyokimyasal incelemelerde lipidperoksit (LOOH) düzeyi, myeloperoksidaz (MPO) aktivitesi, toplam antioksidatif kapasite (TAK), toplam oksidatif seviye (TOS) ve oksidatif stres indeksi (OSİ) ölçüldü.Sonuçlar: İR hasarı, sıçan testisinde spermatozoaların, spermatid ve geç spermatidlerin kaybı gibi histopatolojik lezyonlara yol açarak MJS'nin sham grubuna göre anlamlı olarak düşmesinin yanısıra, LOOH düzeyinde ve MPO aktivitesinde yükselmeye, TAK, TOS ve OSİ'de anlamlı artışa neden oldu. İR hasarı öncesinde uygulanan iskemik önkoşullama MJS'de anlamlı yükselme ve MDA, MPO, TAK, TOS ve OSİ değerlerinde anlamlı düşme meydana getirdi. Grup 3 ile karşılaştırıldığında Y-27632 tedavisi MPO aktivitesindeki anlamlı azalma dışında MJS ve çalışılan diğer parametrelerde anlamlı değişikliğe yol açmadı. 5HD tedavisi uygulanan grup, grup 3 ile karşılaştırıldığında, MJS anlamlı olarak düşük, TOS dışında çalışılan biyokimyasal parametreler anlamlı olarak yüksek bulundu.Yorum: Bu çalışmada uygulanan iskemik önkoşullama, sıçan testisinde İR'nin yol açtığı doku zedelenmesi üzerinde olumlu etki göstermiştir. Bu olumlu etkinin 5-HD uygulamasından sonra anlamlı olarak azalması, KATP kanallarının testisin iskemik önkoşullamasının oluşum mekanizmasında rolü olduğunu göstermiştir. Y-27632 tedavisi iskemik önkoşullamanın etkilerini değiştirmemiştir.ANAHTAR KELİMELER: İskemik önkoşullama, testis, sıçan, Y-27632, 5-hidroksi dekanoik asit
Cep telefonu radyasyonunda melatonin kullanılmasının testis dokusuna olası koruyucu etki
Bulunduğumuz ortamda çevre, gürültü ve elektromanyetik kirlilik gibi sorunlar yaşamı olumsuz etkilemektedir. Son yıllarda cep telefonu kullanımındaki artış beraberinde, yeni baz istasyonlarının kurulmasını gündeme getirmiştir. Yaşadığımız alanda elektrik akımı taşıyan kablolar, radyo ve televizyon vericileri, cep telefonları ve baz istasyonları, yüksek gerilim hatları, trafolar, mikrodalga yayan ev aletlerinin yarattığı elektromanyetik alan, elektromanyetik kirliliği oluşturmaktadır. EMA kaynakları arasında, özellikle cep telefonları vebaz istasyonları bulunmaktadır. 21. yüzyılın başlarında ise günümüzde yaygın olarak kullanılan üçüncü nesil telefonlar üretilmeye başlanmıştır. Yoğun bir şekilde etkin kalınan bu elektromanyetik dalgalar ve bununla ilgili olarak cep telefonlarının biyolojik etkileri son zamanlarda bilimsel çalışmalara konu olmaya başlamıştır. Biyolojik sistemlerde prooksidan/antioksidan dengenin bozulmasıyla oluşan oksidatif stres, birçok patolojik durumla ilişkilendirilmektedir. Epifiz bezinin esas salgısı olan melatoninin antioksidanlar içerisinde en güçlü radikal tutucu olduğu öne sürüldüğünden, MEL?e olan ilgi artmakta ve antioksidan özelliği gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, elektromanyetik alana kronik etkin kalmanın testis dokusunda oluşturabileceği yapısal değişimler ve bunlara melatoninin koruyucu etkisinin incelenmesini sağlamaktır. Çalışmamızda 24 Wistar albino cinsi erkek sıçan 4 eşit gruba ayrıldı. 90 günlük deney süresince; kontrol grubuna hiçbir uygulama yapılmaz iken, 2.gruba her gün deri altımelatoninuygulaması, 3.gruba her gün30 dakika 2100 MHz radyasyonuygulaması, 4.gruba ise radyasyon uygulamasından 40dk önce deri altı melatonin ve 30 dakika radyasyon uygulaması yapıldı. Çalışma süresince deneklerin vücut ağırlıkları her gün ölçülerek kaydedildi. Deney bitiminde yüksek doz anestezi altında feda edilen deneklerden testis dokusu alındı, ağırlıkları ölçüldü ve histolojik izleme yöntemlerinden geçirildi. Değerlendirme için alınan kesitlere Hematoksilen-Eozin, Masson trikrom ve PAS boyaları uygulandı ve ışık mikroskobunda resimleri çekildi. Yapılan değerlendirmede; Hematoksilen ? Eozin ile yapılan boyama sonucunda, kontrol grubuna ait testis dokusunda normal testis dokusu yapısı gözlenirken, melatonin uygulanan grupta kontrol grubuyla benzer yapıların yanında, spermiyogenez aşamasını geçiren spermatidlerin lümene doğru yayıldığı, bunların yuvarlak ve uzamış şekilli oldukları ilgiyi çekti. Radyasyon uygulanan grupta ise seminifer tübüllerde düzenli yapının bozulduğu yer yer ödemsi görünüm ve ayrışmalar dikkati çekti. Belirgin ödeme karşı spermatogenik epitel boyunun oldukça kısa olduğu da ayırtedildi. Lümende olgun spermiyumlar son derece azdı. Radyasyon+melatonin uygulaması yapılan grupta seminifer tübül yapısının radyasyon grubuna karşı korunduğu; epitel boyunun kontrole benzer görünümde olduğu görüldü. Masson trikrom boyası bulgularında ise; kontrol ve melatonin grubundaki bulgular Hematoksilen-Eozin boyamasındaki testis dokusu örneklerine eşteşti. Radyasyon uygulanan grupta seminifer tübülleri oluşturan hücrelerdeki tüm yapısal değişimler ve epitel boyunun kısalması belirgindi. Radyasyon +melatonin uygulanan grupta da tüplerdeki dejenerasyonun azaldığı dikkat çekti.İstatistiksel olarak da; radyasyon uygulanan grupta seminifer tübül çapının genişlediği ve epitel boyunun azaldığı belirlendi. PAS boyaması bulguları değerlendirildiğinde; kontrol ve melatonin grubunda bazal membran belirgin olarak ayırt ediliyordu. Radyasyon uygulanan grupta seminifer tüplerin şekillerinin bozulmasına koşut olarak bazal membranın kıvrıntılı seyir gösterdiği yer yer kalınlaştığı dikkati çekti. Radyasyon+ melatonin uygulanan grupta ise bazal membranın yer yer kalınlığını koruduğu izlenirken yapının oldukça normal olduğu ayırt ediliyordu. İstatistiksel olarak da, radyasyon ve radyasyon+ melatonin gruplarında bazal lamina kalınlığının arttığı belirlendi. Işık mikroskobik ve istatistiksel bulgular birbirlerini destekliyordu. Sonuç olarak yüksek doz cep telefonu radyasyonunun testis histolojik yapısına, özellikle spermatogenezis ve spermiyogenezis düzeyinde etkili olduğu belirlenirken, melatoninin koruyucu özellik gösterdiği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler : Cep telefonu, Radyasyon, Melatonin, Testis
Aspartamın testiste neden olduğu apoptotik etkiye karşı kafeik asit fenetil esterin koruyucu etkisi
Günümüzde infertilite, gittikçe artan bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Birçok faktör infertiliteye doğrudan ya da dolaylı olarak sebep olmaktadır. Hastalıklar, yaşam şartları, mesleki koşullar, sigara, alkol, cep telefonu gibi teknolojik aletlerin sık kullanımı, hazır gıdalardaki kimyasal maddeler ve koruyucular en belirgin olanlarıdır. Hazır gıdalar ve gazlı içeceklerde bulunan bu maddelerden birisi de aspartamdır. Aspartam tatlandırıcı olarak özellikle çeşitli gıda ve gazlı içeceklerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Şekerden 200 kat daha tatlıdır ancak çok düşük kalorili bir maddedir. Aspartam sindirimden sonra %50 aspartik asit, %40 fenilalanin ve %10 metanole metabolize olur. Bu metabolitler arasında en toksik olanı metanoldür ve metanolün de metabolize olmasıyla formaldehit meydana gelir. Aspartamın başka dokular üzerine toksik etkisinin olduğu çalışmalarda gösterilmiştir ama testis üzerine olan apoptotik etkisiyle ilgili bir çalışma bulunmamaktadır. Kafeik Asit Fenetil Ester ise bal arıları tarafından üretilen propolisin bir bileşenidir. Fenolik bir bileşik olan CAPE'in antioksidan, antienflamatuar, antiviral, antikanser gibi birçok özelliği vardır. Çalışmamızda Aspartamın testis üzerinde varsa olumsuz etkisini göstermeyi ve Kafeik Asit Fenetil Ester ile bu olumsuz etkilerin ne kadar azaltılabileceğini görmeyi amaçladık. Deney için 2-3 aylık, 29 tane erkek fare kullanıldı. Denekler; Kontrol, Sham, CAPE, ASP ve CAPE+ASP olmak üzere beş gruba ayrıldı. 35 gün boyunca CAPE ve CAPE+ASP grubuna intraperitoneal olarak 20 mg/kg dozunda CAPE verildi. ASP ve CAPE+ASP grubuna da gavaj yoluyla 50 mg/kg dozunda aspartam verildi. Sonuç olarak histolojik incelemelerde gruplar arasında patolojik bir değişiklik görülmedi. Cleaved Kaspaz-3 kullanılarak yapılan immunohistokimyasal boyamada ise gruplar arasında bir farklılık bulunmadı. Kaspaz 8 ve P53 ekspresyonlarına bakıldığında ise aspartamın testiste p53 aktivasyonunu azalttığı ve buna bağlı olarak apoptoza gidişi yavaşlattığı görüldü.
Sıçanlarda streptozotosin ile indüklenen diabetes mellitusun sebep olduğu testiküler oksidatif hasara karşı hidroksitirosolün koruyucu rolünün araştırılması
Diabetes Mellitus, insülin yetmezliğine veya direncine bağlı olarak gelişen, organ ve işlev kayıplarına yol açabilen, yüksek morbidite ve mortalite hızı, yüksek tedavi harcamaları ve iş gücü kaybı nedeni ile topluma sosyoekonomik yük getiren metabolik bir hastalıktır. Hidroksitirozol zeytin bitkisinde yaygın olarak bulunan güçlü bir doğal serbest radikal baskılayıcısıdır. Yapılmış olan bu çalışma ile Diabetes Mellitus'un sıçan testisleri ve bazı biyokimyasal parametreler üzerine olası olumsuz etkilerine karşı hidroksitirosolün koruyucu rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Deneyde, Kontrol, Hidroksitirozol, Streptozotosin, Hidroksitirozol + Streptozotosizn olmak üzere 4 grup oluşturuldu. Diyabet modeli oluşturmak için tek doz 55 mg/ kg/ i.p. streptozotosin uygulaması yapıldı. STZ enjeksiyonundan 42 saat sonra kan glukoz değerleri ölçülerek 250 mg/ dL ve üstü olan ratlar diyabet olarak kabul edildi. STZ + HT ve HT grubuna 30 gün boyunca 10 mg/ kg/ i.p. HT uygulaması yapıldı. Sıçanların deney öncesi ve deney sonu vücut ağırlıkları, açlık kan şekerleri ölçülüp karşılaştırıldı. Testosteron düzeyleri ölçülmek üzere kan örnekleri toplandı. Testisler çıkarılıp ağırlıkları kaydedildi ve Testis Ağırlık İndeksi hesaplandı. Testislerde mikroskobik ve morfolojik incelemeler yapıldı. Sperm parametrelerinin analizi için epididimisten spermatozoa aspire edilerek spermiyogram yapıldı. Deney sonunda; Hidroksitirozol verilen gruplarda diyabetle birlikte artan açlık kan şekerinin azaldığı görüldü. Histolojik incelemelerde, Diyabet grubunda düzensiz şekilli seminifer tübüller, germ hücre tabakalarında azalma, apoptotik hücreler ve rezidüel cisimcikler saptandı. STZ + HT grubunda ise morfolojik düzelmeler görüldü. İmmünohistokimyasal incelemelerde, Diyabet grubunda kontrol grubuna göre Nrf2 ekspresyonunda bir artış olduğu gözlenirken tedavi grubunda ekspresyonunun STZ grubuna kıyasla daha az olduğu belirlendi. Hidroksitirozolün T1DM artan kan şekerini azalttığı, testiste oluşan hasara karşı koruyucu etki gösterdiği ve Nrf2 ekspresyonunu azalttığı gözlendi.
Testis üzerine cisplatinin apoptotik etkisine karşı timokinonun koruyucu etkisi
Bu tez çalışmasıyla, biyolojik etkileri olduğu bilinen ve son yıllarda yapılan araştırmalarda önemi artan timokinon ile bir antitümör ilaç olan Cisplatinin testis dokusu üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmayı veya en aza indirmeyi amaçladık. Bu amaçla 29 adet, Wistar albino rat rastgele 1. Kontrol (n = 4), 2. Sham (n = 4), 3. Cisplatin (n = 7), 4. Cisplatin + Timokinon (n = 7), 5. Timokinon (n = 7), gruplarına ayrıldı. 2. grup Sham grubuna 10 gün boyunca gavaj yoluyla mısır yağı (500 μl) verildi. 3. Cisplatin grubuna 1.5 mg / kg / gün Cisplatin 3, 5 ve 7. günlerde intraperitoneal enjeksiyonla uygulandı. 4. Timokinon + Cisplatin grubuna; gavaj yolu ile mısır yağı (500 μl) + timokinon 50 mg / kg / gün ve cisplatin 3, 5 ve 7. günlerde 1.5 mg / kg / gün intraperitoneal olarak uygulandı. 5.grup Timokinon grubuna 10 gün boyunca gavaj yoluyla timokinon (50 mg / kg / gün + mısır yağı (500 μl)) verildi. Deneyin ilk aşamasında ratların vücut ağırlıkları ölçüldü. Deneyin 10. günde anestezi altında deneklerin testisleri alındı, histopatolojik incelemeler için alınan testisler rutin işlemlere tabi tutuldu. Epididimisten alınan örneklerden sperm sayımları yapıldı. Spermler hemotoksilen eozin ile boyandı. Testisler HE, Gomori trikrom ve PAS boyaları ile boyandı. Cleaved Caspase - 3 antikoru ile immunohistokimyasal boyama yapıldı. Işık mikroskobik inceleme sonucunda; timokinonun cisplatinin neden olduğu testiküler hasarı ve germ hücre apoptozisini azalttığı tespit edildi.