Ecology

220 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessEN

Representation of the anthropocene epoch in Doris Lessing's Mara and Dann: An Adventure and the Story of General Dann and Mara's Daughter, Griot and the Snow Dog

The Anthropocene is a major concern in the twenty-first century. It highlights the human interference to nature and clarifies how human beings destroy the living and non-living things and what consequences can generate due to this interference. Doris Lessing, who is passionate about creating an image of the forthcoming disasters because of the intervention of a human, is one of the pioneer authors of the Anthropocene. In her works, Mara and Dann: An Adventure and its sequel The Story of General Dann and Mara's Daughter, Griot and The Snow Dog are the representatives of the post-apocalyptic world in the near future. Plots in both novels are set in the distant future and the characters in the novels suffer from the mistakes made by their ancestors. This study aims at demonstrating how the Anthropocene is described through the novels, what effects demonstrate on humanity. Throughout the novels, it is obvious that the author has managed to exhibit us that human beings will continue to suffer from their mistakes until they learn how to control their reactions towards nature.

Anthropocene AgeEcologyLessing, Doris+3
Ersin Aydınoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Pamuklu kumaşların enzimatik renklendirilmesinin geliştirilmesi ve ekonomik ve ekolojik açılardan reaktif boyama ile karşılaştırılması

Son yıllarda tekstilin diğer alanlarında olduğu gibi tekstil boyamacılığı alanında da çevredostu üretim alternatifleri üzerinde yoğun araştırmalar yapılmaktadır. Bu açıdan önemli fırsatlar vadeden bir yaklaşım çeşitli renksiz başlangıç maddeleri kullanılarak bunların lakkaz ile enzimatik reaksiyon sonucu boya molekülüne dönüştürülmesi ve müteakip veya eşzamanlı olarak liflerin boyanmasıdır. Bu tez kapsamında öncelikle başlangıç maddesi olarak fenol, amin ve bunların karışımı kullanılarak enzimatik boya sentezine ilişkin reaksiyon mekanizması ve elde edilen boyaların kimyasal yapıları Foruier Dönüşümlü Kızıl Ötesi Spekstroskopisi ve Nükleer Manyetik Rezonans Spekstroskopisi analizleri ile detaylı olarak aydınlatılmıştır. Ardından lakkaz ile enzimatik renklendirmede ultrason teknolojisi kullanımının ve enzim orijininin etkisi incelenerek literatürde daha önceki çalışmalarda elde edilmiş olan sonuçlar geliştirilmeye çalışılmıştır. Bunun ötesinde pamuğun kendi doğasında bulunan renk veren pigmentlerin veya bitkilerden ekstrakte edilen doğal başlangıç maddelerinin enzimatik renklendirmede kullanım olanakları araştırılmıştır. Son olarak, enzimatik boyamaların teknik (renk tekrarlanabilirliği; yıkama, sürtme, ışık ile ter haslığı değerleri ve UV koruma faktörü), ekonomik (bir kg kumaşın boyanması için gerekli kimyasal, enerji ve su tüketimi) ve ekolojik (atık suyun pH'ı, kimyasal oksijen ihtiyacı, biyolojik oksijen ihtiyacı, toplam çözünmüş katı madde miktarı, toplam Kjeldahl azotu ve klorür içeriği) açılardan günümüz pamuk boyamacılığında en fazla kullanılan yöntem olan reaktif boyama ile karşılaştırılması ve optimum reçetelerin endüstriyel ölçekli üretim koşullarında denenmesi gerçekleştirilmiştir.

BoyamaEkolojiEkonomi+3
Bürhan Buğdaycı
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Galerida cristata'nın (Tepeli Toygar) ekolojik önemi

Tepeli Toygar Isparta'da yerli olan kuş türüdür. Türün biyolojik özelliklerini tespit etmek için klasik ornitolojik gözlem teknikleri kullanılmıştır. Sahada veri toplamak amaçlı dört gözlem istasyonu seçilmiş ve özelliklerinin birbirinden farklı habitat özelliklerine sahip olmasına dikkat edilmiştir. Isparta merkez odaklı gerçekleştirilen çalışmada türün davranışsal açıdan uyumlu, beslenme yönüyle örifag, tarımsal alanlara zararı olmayan aksine yazın bazı böcek türleriyle beslendiğinden çiftçi dostu, beslenme zincirinin önemli bir halkası ve ornitofauna açısından önemli olduğu görülmüştür. Türün korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması açısından türün biyolojik özelliklerinin ele alandığı bu çalışma sonucunda tarımsal alanlardaki kimyasal madde kullanımının, habitat bölünmesi, parçalanması ve yok edilmesinin türün yaşam alanlarını ortadan kaldırdığı görülmüştür.

BiyolojiEkolojiKuşlar+3
Yiğit Anteplioğlu
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

GUL herbaryumu'ndaki Ocimum L. (Lamiaceae) cinsinin sistematiği ve ekonomiye kazandırılması

Son yıllarda 'Resimli Türkiye Florası' başlığı altında yeni ve kapsamlı bir kitap hazırlanmakta ve yayınlanmaktadır. Bu tez; adı geçen kitap için Türkiye'deki Ocimum L. cinsinin sistematik, coğrafi, ekolojik ve ekonomik özelliklerini tanıtmak amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmalar 2023-2025 yıllarında tarla koşullarında (MAREM, Eğirdir), GUL Herbaryumu'nda ve Ekolojik Ürünler Laboratuvarı'nda yürütülmüştür. Çalışma, Türkiye'de yetiştirildiği tespit edilen tüm Ocimum L. taksonlarını kapsamaktadır. Cinsin üyeleri Türkiye'de; 'Fesleğen, Fesliyen, Festikan, Reyhan, İreyhan, Peslan, Rahan' gibi isimlerle bilinmektedir. Kutsal Kitap Kur'anda doğrudan adı geçmemektedir. Dini kaynaklarda güzelliklerden, pozitif etkilerinden bahsedilirken sıkça adı geçer. Farsça kökenlidir. Arapça narin, zarif, latif, hoş kokulu anlamına gelmektedir. Reyhan; 'rayiha, yani 'hoşkoku veren' anlamına gelir. Latincedeki Ocimum kelimesi de: Yunanca 'hoş koku, aromatik ot' anlamına gelen 'Okimon' kelimesinden türetilmiştir. Gıda, ilaç ve kozmetik alanında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bazı ülkelerde ise bazı türleri kutsal kabul edildiği için ibadethane bahçelerine dikilmekte, gıda amaçlı olarak tüketimi yasaklanmaktadır. İslami kaynaklarda 'Reyhan kapısı' sadece oruçluların girebildiği cennet kapılarından birinin adıdır. İncelenen toplam farklı örnek sayısı yaklaşık 50; toplam koleksiyon örneği sayısı 150, Türkiye'deki toplam kültivar sayısı ise 35 kadardır. İlgili bitkilerin sistematik incelemesi sonucunda (Ocimum cinsine ait 8 tür, toplam 15 taksonu adlandırılmıştır. Tüm örnekler GUL Herbaryumu'nda (SDÜ, Isparta) muhafaza edilmektedir. Türkiye herbaryumları içerisinde Ocimum cinsi açısından en zengin koleksiyon GUL Herbaryumu'ndadır. Bu örnekler tarafımızdan çeşitli sistematik kaynaklardan teşhis edilmiş, teşhis edilemeyenlerin bir kısmı tarafımızdan ve ilk kez ve yeni olarak belirlenmiştir. Tüm taksonları Türkiye'de kültivardır, hiç birinin doğal formu bulunmamaktadır. Türkiye için bu cinsin detaylı bir revizyon çalışması gerekmektedir. Taksonomik açıdan önem sırasına göre; brakte şekli, yaprak şekli, korolla rengi, bitkide tüy durumu, çiçek salkımının rengi ve dallanması önemli ayırt edici karakterlerdir. Çalışmamızda; bazı kültivarların bilimsel isimleri belirlenebilmiş, bazıları ise belirlenememiştir. Tüm Ocimum taksonları çalışmamızda Fesleğen ve Reyhan olmak üzere 2 büyük gruba ve 8 türe ayrılmıştır. Halkın verdiği isimler esas alınmış, adı verilmeyenlere uygun Türkçe isimler önerilmiştir. İncelenen örneklerin tarafımızdan belirlenen taksonları, Türkçe adları ve taksonlara göre dağılım sayıları şöyledir: Türler: Ocimum basilicum L., Ocimum minimum L.Ocimum forskolei Benth.,Ocimum tenuiflorum L. ve Ocimum americanum L., Ocimum gratissimum L. Ocimum L. sp.-AOcimum L. sp.-B Fesleğen grubunda: Tatlı fesleğen (Ocimum basilicum L.: 4, Tarçın kokulu fesleğen (Ocimum x thyrsiflorum L.: 2,Top fesleğen (Ocimum minimum L.: 2, Yediveren fesleğen (Ocimum forskolei Benth.): 3, Kış fesleğeni/Mübarek fesleğen (Ocimum tenuiflorum L.): 2, Amerikan Fesleğeni (Ocimum americanum L.: 3 olmak üzere toplam 4 türe bağlı, 6 takson ve toplam 16 farklı kültivar. Reyhan grubunda ise: Arapgir reyhanı (Ocimum basilicum L. cf. var. purpurascens: 2, Parlak Mor reyhan: 1, Alacalı mor reyhan: 3, Tüylü reyhan (Ocimum L. sp.): 4 olmak üzere toplam 10 kültivar; Yanardöner reyhan (Ocimum L. sp.-A): 1 ve Ocimum L. sp.-B reyhan: 1 olmak üzere toplam 2 türe bağlı 2 kültivar. Egzotik (yurtdışından gelen) kültivar sayısı toplam 5 olup diğerleri yerlidir. O. basilicum dışındaki taksonların tamamı Türkiye için yeni kayıttır. Çalışmada adlandırılan Ocimum cinsinin, türlerinin, kültür varyetelerinin morfolojik ve taksonomik özellikleri belirlenmiş, tanımları yapılmış ve teşhis anahtarı hazırlanmıştır. Çimlendirme denemelerinin sonuçlarına göre; en yüksek tohum çimlenme oranı sırasıyla şu şekildedir: Arapgir mor reyhanı (%73), Alacalı mor reyhan % 78; Tarçın kokulu fesleğen (% 60); Tatlı fesleğen (% 69), Top fesleğen (% 65), Yediveren fesleğen (% 63) ve Kış fesleğeni/Mübarek fesleğen (% 43). Bol güneşli ve nemli, 1500 m'ye kadar rakımlı, nemi yüksek topraklarda iyi yetişir. Sonbaharda kokusu azalır ve biyolojik aktivitesi zayıflar. Sıcaklık 10°C'nin altına düşmeye başlayınca yapraklarını döker ve kurur. Ocimum cültivarlarının ekonomik amaçlı kullanımı önerilmektedir. Yerel halk; mor renkli olanlarına "Reyhan", yeşil renkli olanlarına "Fesleğen" adını vermektedir. Ocimum genusu bitkileri arasında hem morfolojik hem de kimyasal bileşim olarak geniş bir varyasyon bulunmaktadır. Kokuları çeşitlidir. Bu kemotipik çeşitlilik kültivara ve yetişme ortamına (habitat) göre değişir. Kemotipik çeşitlilikteki bu farklılık uçucu yağ kompozisyonundaki farklılıktan kaynaklanmaktadır. Uçucu yağ miktarı ve kompozisyonu hasat dönemine göre değişebilir. Sonbahar ve yaz hasatlarında koku miktarı ve tipi değişmektedir. Tüm kültivarların sonbaharda kokusu azalmaktadır. Reyhan grubunda genel olarak koku az ve taze iken çoğunlukla kokusu hoş değildir. Ancak kurutulduktan sonra kokusu yoğunlaşır ve genelde hoş koku verir.

EkolojiEkonomiFesleğen+5
Müşerref Demir Yaylalı
Süleyman Demirel University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ophisops elegans menetries, 1832 (Squamata:Lacertidae)'de sıcaklık düzenlemesi

Karasal ektoterm canlılar vücut sıcaklıklarını çeşitli davranışlarla düzenlerler. Davranışsal sıcaklık düzenlemesi olarak adlandırılan bu düzenleme, sıcaklık düzenleme etkinliği hesaplanarak gösterilebilmektedir. Bu çalışmada Ophisops elegans bireylerinin arazi şartlarında faaliyet gösterdikleri dönem içerisinde vücut sıcaklıklarının ve morfolojik parametrelerinin ölçümleri yapılmış ve buna ek olarak faaliyet gösterdikleri mikro-habitatlarda ortam sıcaklığı, yüzey sıcaklığı, güneş ışınımı gibi çevresel parametreler kaydedilmiştir. Ayrıca alandaki mikro-iklim verileri hem veri kaydediciler ile hem de çevrimiçi destekli mikroiklim yazılım programları ile elde edilmiştir. Sonrasında O. elegans türünün sıcaklık tercihi laboratuvar ortamında ölçülerek, daha önce ölçülen değerler ile birlikte değerlendirilip sıcaklık düzenleme davranışının etkinliği hesaplanmıştır. Düzenleme davranışları gözlemlenmiş, morfolojik karakterler ile olan ilişkisi incelenmiştir. Ek olarak araştırma yapmayı kolaylaştırabilecek termal görüntüleme yolu ile sıcaklık ölçüm yöntemleri de sınanmıştır. Sonuç olarak O. elegans'ın vücut sıcaklığı üzerinde en etkili parametrelerin çevre ve yüzey sıcaklığı olduğu görülmüştür. Yapılan çalışmalar sonucunda 1'e yaklaştıkça belirgin olduğu anlamına gelen sıcaklık düzenleme etkinliğinin O. elegans türü için yaklaşık 0,82 gibi oldukça yüksek bir değere sahip olduğu görülmüştür. Bu durum O. elegans'ın faaliyet zamanı içerisinde oldukça yüksek bir etkinlikle davranışsal sıcaklık düzenlemesi yaptığını göstermektedir. Termal kamera ile ölçüm sonuçları da vücut sıcaklığına en yakın ve güvenli ölçüm noktasının burun (snout) olduğunu göstermiştir.

DavranışEkolojiLacertidae+2
Sezer Dıblan
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Queer ekoloji bağlamında; insan, doğa ve çağdaş sanat

"Queer Ekoloji Bağlamında: İnsan, Doğa ve Çağdaş Sanat" başlıklı bu çalışmanın temel meselesi, doğa ve insan arasındaki yüzyıllardır süregelen düalist yapının sanat tarihi, ekoloji, sosyoloji, felsefe gibi alanlardaki yansımalarını ve bu yansımaların sanat ile ilişkisini irdelerken, özellikle sanat tarihinden seçilmiş örnekler ve bu çalışma kapsamında üretilmiş olan çağdaş sanat eserleri ile bu ilişkinin katmanlarını açmaktır. Antik Yunan' dan da daha eskiye dayanan doğa/kadın, insan/doğa, insan/ötekiler vb. düalist düşüncenin izlerini süren bu çalışma, sanat eserleriyle ve sanat tarihiyle ilişkisinin geniş bir tablosunu çizer. Aynı zamanda, bu çalışmanın temel amacı olan; çağımızın en önemli tartışmaları/problemleri içerisinde yer alan doğa katliamı, çevre kirliliği, sömürü, tahakküm gibi meseleleri queer teori çerçevesinde ele alıp bahsi geçen ikilikler tablosuyla ilişkisini irdelerken gölgelere sinmiş olan erkek egemen sisteme karşı feminist, post feminist, LGBTİ+ hareketlerin de üzerinde çokça durduğu ayrılıkçı yapı queer teori bağlamında daha da derinlemesine tartışılmaktadır. Ekoloji alanı ve queer düşüncenin bir arada ele alınması ile yukarıda bahsi geçen düalist yapının kökleri daha görünür ve tespit edilebilir hale gelir. "İlkel çağlar" dan Antik Yunan' a, Orta Çağın karanlığından yirmi birinci yüzyıl aydınlığına dek şekil değiştire değiştire/kılıktan kılığa girerek süregelen cinsiyet ve doğa ikiliği ile ortaya çıkan ayrılıkçı, sömürgeci, tahakküm zihniyeti, insanlığın miras bıraktığı ilk sanat eserlerinden günümüze dek okunabilir. Bu çalışma, ekoloji, felsefe, sosyoloji, sanat tarihi, feminizm, LGBTİ+ hareketleri, queer teori gibi alanların alet çantasından aldığı kavramları, temelde ortak olan toplumsal cinsiyet tartışmalarını bir araya getirirken sanat tarihinde yer alan/almayan, sözü edilen/edilmeyen sanatçılar ve eserleri üzerinden düalist yapının, tahakkümün, bastırmanın, kapatmanın, dışlamanın genel bir röntgenini çekerken queer' in ekoloji alanı ile bir araya geldiği queer ekoloji yaklaşımı doğa, cinsiyet, tahakküm, sistem vb. meselelerin ortaya çıkardığı tablonun eleştirisini yaparak kökeninin izlerini takip eder. Yukarıda bahsi geçen düşünceler ve tartışmalar üzerinden bu çalışmada ele alınan sanat eserleri, eserlerin anlam katmanları ve sanatçıların kendi söylemleri ya da hayatları queer ekoloji bağlamında ele alınırken toplumsal cinsiyet/doğa ikiliği tarihsel olarak takip edilmiştir. Çağdaş sanat eserlerinde çokça tartışılan doğa/kadın, doğa/insan, insan/öteki, doğa/LGBTİ+ gibi düalist yaklaşımlara karşı ortaya çıkan söylemler bir araya getirilmiştir. Bu çalışmanın son bölümünde yer alan kişisel sanat çalışmaları ise günümüze kadar süregelen bu tartışmaların katmanlarını açarken bazen gösteren, bazen işaret eden, bazen de yeni söylemler yaratan, queer bakış açısı ile ekoloji, toplumsal cinsiyet, iktidar, birey ve toplum arasındaki sınırlarda gezinen ve bu sınırları zorlayan çalışmalardır.

DoğaEkolojiEkolojik sanat+6
Akın Demiral
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çevresel yıkıntı görüntüleri

Çevresel sorunlar, insan aktivitelerinin biyolojik ve fiziksel çevre üzerindeki zararlı etkilerinin toplamına verilen addır. Bunlar, canlı organizmaları, doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilen fiziksel, kimyasal, biyolojik ve sosyal faktörlerdir. Temel çevre sorunları; İklim değişikliği, hava kirliliği, çevresel bozulma ve doğal kaynakların tükenmesidir. Biz insanlar, sadece üstün zekaya sahip olmakla kalmıyor, aynı zamanda ihtiyaçlarımızı karşılamak için çevreyi değiştirme yeteneğimizde de farklılıklar gösteriyoruz. Çevremizdeki sürekli değişim, insan türünün hayatta kalması için bir tehdit oluşturmaktadır. Biliyoruz ki değişim, doğanın temel yasasıdır. Ancak zaman içinde yapılan değişiklikler insanları farklı biçimde etkiler. Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabında da belirttiği gibi; ''Ne en güçlü olan tür hayatta kalır, ne de en zeki olan, değişime iyi adapte olabilendir hayatta kalan.'' (Esin, 15.14.2021. Erişim:https://tinyurl.com/mztwknas) Bu teori insanlara uygulandığında, çevreye en iyi uyum sağlayabilenlerin hayatta kaldığını söyleyebiliriz. 2005 yılında yayınlanan Milenyum Ekosistem Değerlendirme raporları, insanların ekosistem üzerindeki etkisinin yüksek olduğunu vurgulamaktadır. (Davidson, 22.10.2021.Erişim:https://tinyurl.com/5n9xa3fk) İnsanoğlunun doğasındaki kendini yok etme eğilimi, yavaş ama emin adımlarla bizi yıkıma yaklaştırmaktadır. Nüfus artışı, tüketim kültürünün hızla yayılması , doğal kaynakların azalması, doğanın hassas dengesini alt üst etmektedir. Endişe verici olan, tüketicilerin taleplerini karşılamaya çalışan endüstrinin çevreye zarar vererek, insan türünün varlığını tehdit etmesidir. Günümüzde nüfus artışını kontrol altına alabilmek için, yeni bir küresel anlaşmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Doğal afetlerin, savaşların, kontrolsuz üretimin veya tüketimin neden olduğu çevresel yıkım, sadece çevrecilerin, bilim insanlarının, politikacıların ya da devlet adamlarının sorunu değil, aynı zamanda sanatçıların da ilgilendiği bir sorundur. Kontrol edilmeyen sanayileşmenin beraberinde getirdiği çevre kirliliği ve çarpık kentleşme , özellikle Birinci Dünya Savaş'ından hemen sonra Batılı sanatçıların eserlerinde ele alınmıştır. ii Tez kapsamında, eserlerine yer verilmesi düşünülen sanatçıların, çevresel yıkım konusunda kullandıkları yöntem, malzeme ve tekniklerin, güncel sanattaki yansımaları incelenecektir. Bu konuda kavramsal çerçeve ele alınıp, Agnes Denes, Olafur Eliasson, Edward Burtynsky, Mel Chin, Mary Mattingly, Cai Guo-Qiang gibi sanatçıların eserleri, eğilimleri, ve kavramlarından söz edilecektir. Bu araştırmada, uygulama çalışmalarının betimleme ve içerik analizleri yapılacaktır. Anahtar Sözcükler: Ekoloji, Biyolojik, İklim değişikliği, Çevre, Darwin, Çevre bilimciler, Nüfus, Atık, Tüketimcilik.

AtıklarDarwin, Charles RobertEkoloji+7
Homa Taghıbıglou
Hacettepe University · Institute of Fine Arts
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ekofeminizm perspektifinden doğa kadın tahakkümü ve Petra Kelly bağlamında ekofeminizme bakmak

Ekofeminizm, artan çevre ve kadın sorunları üzerine yapılmış bir sorgulamadan yola çıkarak oluşturulmuş bir harekettir. Artan eşitsiz düzene karşı tahakküm altına alınan kadınların ve çıkarlarımız doğrultusunda sonuçlarını düşünmeden kullandığımız doğanın tahribatının yarattığı sorunlar giderek artmaktadır. Bunun çözümü eşitsizliği inşa eden Batılı, burjuva, eril ve beyaz öznenin gücünün eşitsizliğini vurgulamak, kadının ve doğanın da kurtuluşunun eşit ilişkiler bütününe yaymaktır. Böylece hem toplumsal cinsiyet eşitliği hem de yaşam alanımız olan doğanın sürdürülebilir kalkınma ile devamlılığı amaçlanmaktadır. Böylelikle dünya genelinde ve Türkiye'de eşit toplumsal düzen ve yeşil yaşama saygı duyularak ekolojik dengenin bozulmadığı bir politika seçeneği sunulmuştur. Bu hareketin başlamasına katkı sağlayan Petra Kelly'nin çözüm politikası, Petra Kelly'nin çalışmalarını aktaran belge incelemeleri ile söylem analizinden de faydalanılarak aktarılmıştır. Dünya üzerinde her canlının yaşama ve korunma hakkının olduğu, değerlerinin göz ardı edilmemesi gerektiği çalışmanın genel amacı olarak vurgulanmıştır.

DoğaEkofeminizmEkoloji+7
Yaren Kuzu
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Ecology, epidemics and the colonial state: Environmental change and health in Eastern Bengal Delta, 1858-1947

The dynamic nature of the ecological regime of eastern Bengal stems from the fact that it is home to the largest delta in the world, the Bengal Delta. Despite its importance, its history has been underrepresented in regional historiography. Iftekhar Iqbal tried to address thisunder-representation by incorporating the category of the ecological in his assessment of the region. An important aspect of Iqbal's scholarship includes the study of how human-induced ecological changes in the Bengal Delta spread water-borne diseases and caused famine. The present study argues that colonial efforts to combat the epidemic disease at Dhaka in eastern Bengal failed due to two reasons. First, the colonial medical institutions and health infrastructure in the nineteenth and early twentieth century Dhaka was disproportionately distributed and remained inadequate and out of the reach of those who needed it most. Second, colonial developmental projects and attitudes leading to the loss of ecological balance in the Bengal Delta contributed to famine-like conditions and hyperendemicity of epidemic disease in the region, which together contributed to higher mortality in the region. This study employs an ecological framework based on dynamic deltaic nature to examineepidemics in assessing the colonial history of the Bengal Delta region. It also uses the notion of the Delta as a broader 'zone of anomaly' in the history of colonial administration of the region. Employing this framework to assess the history of the region, the study concludes that colonial policies that neglected ecological concerns in the delta were directly responsible for failure in eradicating epidemics in eastern Bengal during the colonial period.

Bengal regionCommunicable diseasesGeography history+6
Mohammad Hossaın
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yapıda sık kullanılan malzemelerin ekolojik olarak değerlendirilmesi

İnşaat sektörü yaşanan nüfus artışı, endüstrinin gelişimi ve kentleşmenin artmasından dolayı tüm dünyada gelişmektedir. Bununla birlikte, yapı malzemelerinin üretimleri sırasında harcanan enerji miktarı, açığa çıkan karbon salınımı ve atık miktarlarının fazla olması yapı malzemelerinin ve yapı üretiminin çevreye zararlarını artırmaktadır. Küresel anlamda CO2 emisyonlarının 1/3'ünden fazlasının inşaat sektöründen kaynaklandığı ve bu nedenle küresel iklim değişikliğinin başlıca nedenleri olduğu tahmin edilmektedir. Yapıların çevresel etkilerinin azaltılabilmesi ve inşaat sektöründe sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için alınacak önlemlerden en önemlisi ekolojik yapı malzemelerinin kullanımlarının artırılmasıdır. Ekolojik yapı malzemeleri üretimleri ve kullanımları sırasında fazla enerji tüketmeyen, gömülü enerjisi düşük, atık miktarı az ve, toksik özelliği düşük malzemelerdir. Bu amaçla son yıllarda önemli çalışmalar yapılmakta, sık kullanılan yapı malzemeleri ekolojik özelliklere sahip hale getirilmeye çalışılmaktadır. Hatta doğada kolayca çözünen organik kökenli alternatif yapı malzemelerinin bu amaçla kullanılmak üzere geliştirildiği de bilinmektedir. Bu çalışma kapsamında, yapıda sık kullanılan malzemelerin ekolojik özellikleri, bu malzemelerin ekolojik özelliklerinin iyileştirilmesi için yapılan çalışmalar, çevresel etkisi düşük alternatif yapı malzemelerine değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yapı Üretimi, Enerji, Ekoloji, Gömülü Enerji, Karbon Salınımı

EkolojiEkolojik yapıEkolojik özellikler+2
Merve Kartal
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan-doğa ilişkisinde yaşanan değişimler ve sanata yansımaları

Dünyanın 4,5 milyar, canlı hayatının 3,8 milyar yıllık tarihi içinde yaklaşık sadece 300 bin yıllık bir geçmişe sahip insan, günümüzdeki çevre ve iklim krizinin nedeni, Dünyayı yok oluşa götürecek ve yeni bir jeolojik döneme geçilmesini sağlayacak kadar önemli bir etken olarak görülmektedir. 2000'lerin başında, J. Paul Crutzen tarafından öne sürülen Antroposen/Anthropocene (İnsan Çağı) tezine göre, Sanayi Devrimi ile girilen yeni jeolojik dönemde yerküre üzerindeki değişim, kirlenme, çevre ve iklim sorunlarının yaratıcısı insandır. İnsanın doğa üzerindeki dönüştürücü, yıkıcı etkileri, küresel ısınma, iklim krizi, çevre sorunları gibi meseleler, sanatın/sanatçının bu sorunlar karşısında yapabilecekleri Türkiye kültür sanat ortamında yoğun olarak tartışılan bir olgudur. Çalışma günümüzde yaşadığımız çevre ve iklim krizini ortaya çıkaran tarihsel nedenleri, süreçleri, bu süreçlerde insanın doğa düşüncesinde ve algısında yaşanan değişimleri ve sanata yansımalarını araştırmayı amaçlamaktadır. Sadece belirli bir kuramsal teoriye, tarihsel döneme ya da bir sanat akımına bağlı kalmak yerine insanın doğa ile olan ilişkisindeki dönüşüm geriye dönük incelenmeye çalışılmış, jeolojik dönemler ana başlıkları altında toplanmıştır. İnsanın doğaya bakışı, doğa ile olan ilişkisindeki değişimler, onu yorumlama tarzındaki değişimlerin en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkmakta, dönemin sanat formlarına, üretilen biçem ve içeriğe de yansımaktadır. Çalışmada değişen doğa algısının, düşüncesinin sanata nasıl yansıdığı, sanatı ve sanatçıları nasıl etkilediği, insanın/sanatçıların doğayı, çevreyi nasıl yorumladıkları ekoeleştirel bir yaklaşımla incelenmeye çalışılmıştır.

DeğişimEkolojiEkolojik çevre+5
Nagehan Kara
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kent planlamada ekolojik yaklaşımlar ve eko-kent örneklerinin değerlendirilmesi

Bu araştırma kapsamında ekolojik yaklaşım kavramı, planlamada ekolojik yaklaşımların nasıl ele alındığı ve bir eko-kentin ekolojik yaklaşımlarda hangi kriterler çerçevesinde geliştirildiği incelenmektedir. Bu araştırmada kavramların taraması yapılarak dünyada ve Türkiye'de var olan eko-kent örnekleri irdelenmekte ve bu örneklerin kriterleri incelenmektedir. Başarılı eko-kentlerin kriterleri doğrultusunda "başarılı bir eko-kent için olması gereken kriterler nelerdir?" sorusuna cevap aranmaktadır. Tezin birinci bölümünde araştırmanın konusu kapsamı ve yönetimine yer verilmektedir. Bu bölümde ortaya konulan bir hipotez, temel soru ve alt sorular yer almaktadır. Tüm bu hipotez ve sorular kapsamında ikinci bölümde kavramların tanımlarına yer verilmektedir. Ekolojik planlamanın kavramı, tarihi, hedefleri ve kriterleri üzerine araştırmalar yapılmaktadır. Bu araştırmalar neticesinde ortaya konulan kriterler çerçevesinde oluşturulan dört inceleme stratejisi ile Dünya'dan ve Türkiye'den örnekler incelenmektedir. Bu dört inceleme stratejisi; ulaşım, atık ve geri dönüşüm, ekosistem ve tasarruf ve yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. Bu stratejiler çerçevesinde incelenen eko-kent projeleri üzerinde başarı kriterleri beşinci bölümde ortaya konmaktadır. Araştırmanın ikinci bölümünde kavramların araştırmaları yapılarak; "Ekolojik yaklaşımların önemi ve kriterleri nelerdir?" ve "Kent planlamada ekolojik yaklaşımların rolü nedir? Kente, insana, kentin ve insanın sağlığına katkıları nelerdir?" sorularına cevap aranmaktadır. Araştırmanın üçüncü bölümünde Dünya'da var olan eko-kent yaklaşımları ele alınarak başarılı eko-kent projelerinin incelenmesine yer verilmektedir. Bu inceleme neticesinde; "Kent planlamada Dünya'daki ekolojik yaklaşımlar nasıl ele alınıyor?" ve "Eko-kentlerde ne tür alt projeler uygulanıyor?" sorularına cevap aranmaktadır. Araştırmanın dördüncü bölümünde Türkiye'de var olan eko-kent tutumu ve planlanan eko-kent projelerinin incelenmesine yer verilmektedir. Bu inceleme neticesinde, "Kent planlamada Türkiye'deki ekolojik yaklaşımlar nedir? Türkiye'de planlanan eko-kent projeleri nelerdir? sorusuna cevap aranmaktadır. Araştırmanın beşinci bölümünde dünyada ve Türkiye'de incelenmiş olan eko-kentlerin başarı elde ettikleri projelerin; hangi kriterlere bağlı kalarak başarı elde ettikleri anlatılmak istenmektedir. Başarı elde etmiş olan bu eko-kentlerin incelenmesi neticesinde başarıya götüren kriterlerin ortaya konması hedeflenmiştir. Bu hedef ile birlikte tezin hipotezi olan "belirli kriterler çerçevesinde ele alınıp planlanmış olan ekolojik kent planlamalarının elde ettikleri başarı kenti ve doğal kaynakları iyileştirici ve koruyucu bir role sahiptir" tezi savunulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ekolojik Yaklaşım, Kent Planlama, Eko-kent Kavramı

EkokentEkolojiKent planlama+1
Sedanur Tekeci Şengül
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Isparta ekolojik koşullarında yetiştirilen spearmint grubu nane klon ve çeşitlerinin verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi

Bu çalışama, Spearmint grubu nane klon ve çeşitlerinin verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla 2016 ve 2017 yıllarında Isparta ekolojik koşullarında yürütülmüştür. Çalışmada 5'i yabancı tescilli çeşit (Applemint, Crispa, Maracco, Pinedo, Yakima) bir tanesi ise karakterizasyon sonucu seçilmiş tek bitkiden çoğaltılmış klon (Tokat Spicata) olmak üzere 6 genotip kullanılmıştır. İncelenen çeşitlerin iki tanesi M. suaveolens, 4'ü M. spicata türüne aittir. Deneme materyali için fideler sera ortamında çoğaltılarak tesadüf blokları deneme deseninde 3 tekerrürlü olarak araziye kurulmuştur. Çalışmada bitki boyu, yeşil herba verimi, kuru herba verimi, kuru yaprak verimi incelenmiştir. Aynı zamanda Clavenger aparatı ile distilasyon işlemi sonrasında uçucu yağ oranı, GC-MS ve GC-FID ile uçucu yağ bileşenleri belirlenmiştir. Çalışmada her iki vejetasyon döneminde iki biçim alınmıştır ve ilk biçimlerde ikinci biçimlere göre daha yüksek verim elde edilmiştir. Çalışmada nane klon ve çeşitlerin bitki boyu değerleri 47.7-63.6 cm arasında değişim göstermiş ve Applemint çeşidi en yüksek bitki boyuna sahip olmuştur. İki yıllık çalışma sonucunda ortalama yeşil herba verimleri 1818.8-2148.8 kg/da, kuru herba verimleri 493.1-616.2 kg/da aralıklarında değişmiş, genotipler arasında uçucu yağ verimleri hariç diğer verimlerde fark önemli olmamıştır. En yüksek uçucu yağ verimi ortalama 8.81 L/da ile Yakima çeşidinden elde edilmiştir. Çalışmada M. suaveolens çeşitlerinden Applemint ve Pinedo'da ana bileşenler sırasıyla D-karvon ve piperiton oksit (%40.81 ve %67.04) olurken, M. spicata'da Crispa, Maracco, ve Tokat Spicata genotiplerinde D-karvon (sırasıyla %28.01, %41.83, %51.00), Yakima çeşitidinde Mentol (%38.42) olarak belirlenmiştir. Çalışma sonucunda yağ verimi bakımından Yakima çeşidi, baharatlık olarakta Tokat Spicata klonunun bölge için uygun olduğu belirlenmiştir.

EkolojiEkolojik koşullarEkolojik çiftlik+5
Selma Yasak
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Isparta Orman Bölge Müdürlüğü ardıç ağaçlandırma sahalarında fidan gelişiminin ekolojik açıdan değerlendirilmesi

Gerçekleştirilen bu tez çalışması ile boylu ardıç (Juniperus excelsa Bieb.), kokulu ardıç (Juniperus foetidissima Willd.) ve katran ardıcının (Juniperus oxycedrus L.) farklı ekolojik koşullara sahip alanlardaki gelişimleri araştırılmıştır. Bu türlerden boylu ardıç ve kokulu ardıç ekstrem koşullara (kuraklık ve soğuk) dayanıklıkları, katran ardıcı ise Akdeniz iklimi etkisindeki sahalarda çok geniş bir yayılış potansiyeli olması sebebiyle, küresel ısınma ve iklim değişimi sürecinde ormanların sürdürülebilirliği açısından ön plana çıkmaktadırlar. Bu tez çalışmasında ağaç yaşları 14-20 arasında değişen 80 adet örnek alanda çalışılmıştır. Her bir örnek alanda 15 adet ağacın dip çapı ve boy ölçümü gerçekleştirilmiştir. İstatistiki değerlendirme için değerler 14 yaşa enterpole edilmiştir. Gerçekleştirilen istatiksel analiz sonuçlarına göre; boylu ardıcın boy gelişimi ile toprak derinliği, organik karbon, toplam azot, kil miktarı arasında pozitif yönlü, kum miktarı ile negatif yönlü, kokulu ardıcın boy gelişimi ile eğim, kireç miktarı arasında pozitif yönlü, katran ardıcının boy ile potansiyel pH arasında negatif yönlü ve anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Ardıç türleri gelişimlerine göre karşılaştırıldığında; en iyi gelişimi (ortalama 7.3 cm dip çapı ve 1.72 m boy) boylu ardıcın gösterdiği, sonra sırası ile kokulu ardıç (ortalama 7.0 cm dip çapı ve 1.60 m boy) ve katran ardıcının (ortalama 5.8 cm dip çapı ve 1.53 m boy) olduğu belirlenmiştir. Bölge ağaçlandırmalarında yaygın olarak kullanılan kızılçam, karaçam ve Toros sediri türlerine göre ardıç gelişimlerinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte özellikle ekstrem sahalarda bu ardıç türleri ve bu türlerden özellikle de boylu ardıç önemli bir potansiyele sahiptir. Bu ise küresel ısınma ve iklim değişimi sürecinde ormanların sürdürülebilirliği açısından oldukça önemlidir.

ArdıçAğaçlandırmaEkoloji
Halim Şahin
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Biyomimikri ve modern mimari

Tarihsel süreç içerisinde insanların sosyal bir varlık olmasından kaynaklı değişimlerin yaşandığı açıkça görülebilmektedir. Bu anlamda insanların artan ilişki biçimlerine uygun biçimde mekanlar ortaya çıkmıştır. Günümüzde ise bu mekanların tasarımında doğanın doğrudan kendisinden ilham alınarak yapıların tasarlandığı bir değişime gidilmektedir. Bu anlamda yapılan bu çalışmada doğanın insan yaşamını şekillendirmesinde önemini vurgulayan biyomimikri ile insanların yaşam mekanlarını şekillendiren mimari üzerinden incelemeler yapılmıştır. Özellikle dünyada ve Türkiye'de yapıların biyomimikri unsurlarının neler olduğu ve sürdürülebilirlik açısından uyumlulukları değerlendirilmiştir. Sonuç olarak mimaride biyomimikrinin henüz hızlı bir süreçte olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

BiyomimikriEkolojiMimari+1
Burak Ender
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessEN

An investigation of an urban novel from an ecocritical view: If nobody speaks of remarkable things by Jon Mcgregor

Nature, which has been used as a common theme in world literature to the present day, is considered to be largely neglected in contemporary novels. Contemporary writers are criticized for their tendency to build their works on urban, culture, character development and textuality and thus drawing attention away from the natural world and causing a kind of alienation from the natural. For this reason, while the development of main stream ecocriticism continues on subjects like nature writing and pastoralism, the surveys of urban ecologies where culture and nature meet have been sparse on the grounds they have no immediate connection with non-human life. With the intent of maintaining a stance against this perception, I develop my argument on the hypothesis that urban-based literature may as well give insights about the human-nature relations and contribute to ecocriticism in terms of extending its narrow canon. To demonstrate the presence of nature in urban fictional environments, I adopt an approach that goes beyond the traditional analysis of nature within the field ecocriticism which is mostly concerned with nature-oriented texts. I apply this ecocritical reading perspective to my analysis of Jon McGregor's first novel If Nobody Speaks of Remarkable Things which, at first sight, gives the impression of having no concerns about non-human environment. With a critical shift in reading perspective, the novel appears to include representations of nature and human relations that are either dualistic or naturalcultural. The purpose of this thesis is to reveal that even if nature is marginal for much of the work; an urban-based fictional novel can also offer numerous possibilities for an ecocritical reading.

NatureEcologyCulture+1
Sedat Taşin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Silene sclerophylla chowdh vesilene araratica scischk subsp. araratica bitkilerinin ekolojik, morfolojik, anatomik özellikleri ve uçucu yağ bileşenlerinin belirlenmesi

Bu tez çalışmasında, farklı ekolojilerde yayılış gösteren Silene sclerophylla Chowdh ve Silene araratica Scischk subsp. araratica taksonlarının morfolojik, anatomik, polen ve tohum özellikleri, uçucu yağ özellikleri ve ekolojik özellikleri belirlendi ve aralarındaki farklar ortaya koyuldu.Polenler ve tohumlar hem ısık hem de Scanning Elektron Mikroskobunda (SEM) incelendi. Morfolojik çalışmalarda taksonların; gövde, yaprak, çiçek, meyve, tohum ve polen kısımlarının ölçümleri yapılarak ayırt edici özellikleri tablolar halinde belirtildi. Anatomik çalışmalarda el ile alınan kesitler safranin-fast green ikili boyama yöntemiyle boyandı. Araştırma mikroskobuyla preparatların fotoğrafları çekildi ve ayırt edici özellikleri tespit edildi. Uçucu yağ bileşenlerinin belirlenmesinde, bitkilerin toprak üstü kısımları kurutularak hidrodistilasyon yöntemiyle uçucu yağları izole edildikten sonrauçucu bileşenleri GC-MS ile analiz edildi. Ekolojik çalışmalarda, bitkilerin genellikle kayalık, taşlık ve step alanlarda yayılış gösterdiği, Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü yerleri tercih ettiği, kumlu-killi-tın ve kumlu-tınlı topraklarda yetiştiği ve topraktaki besin madde durumlarının alandan kaynaklı olarak oldukça yüksek olduğu tespit edildi.

AnatomiEkolojiMorfoloji
Büşra Arık
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Akdenizde ekoturizm, ekoturizm uygulamaları ve kadının rolü

Turizm insanların talep ve beklentilerinden etkilenen bir sektördür. Aynı zamanda doğal ve kültürel çevreyi etkileyen ve ondan etkilenen bir sistemdir. Bu nedenle değişen turist beklentilerine yönelik alternatif turizm çeşitlerinin günden güne artması turizmin güncelliğini koruyor olmasının göstergesidir. Ekoturizm turist talep ve beklentilerinin sonucunda, klasik turizm olarak adlandırılan deniz, kum, güneş turizmine alternatif olarak ortaya ortaya çıkmıştır. Ekoturizm doğal çevrenin ve kültürün korunmasını amaçlayan, aynı zamanda yerel kültürün değerlerine saygılı ve onları korumaya çaba sarf eden alternatif bir turizm çeşididir. Kültürün öneminden ötürü, yerel ürünlerin ekoturizmde önemli bir yeri vardır. Yerel ürünlerin yapılması ve pazarlanması konusunda da kadınların yeri yadsınamaz bir gerçektir. Bu nedenle çalışmada Batı Akdeniz Bölgesinde Doğuda Çıralı, Batıda Dalyan sınırları içerisinde yer alan destinasyonlarda ki ekoturizm, yerel ürünler ve kadınların bunlarda ki rolü araştırmaya konu edilmiştir. Çalışmada nitel ve nicel yöntemler birlikte kullanılmış, anket uygulanmış ve görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde. Ekoturizm, yerel ürünler ve kadınlar arasında doğrudan ilişki olduğu ve bu sürecin doğru yönetilmesi halinde bölgede sürdürülebilir bir turizm hareketinin gerçekleştirilebileceği sonucu ortaya çıkmıştır.

Batı Akdeniz bölgesiDoğaDoğa koruma+7
Avşin Ayhan Kaya
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Arne Naess'in derin ekoloji prensiplerinin Rachel Carson ve Yaşar Kemal'in kitaplarindaki yansımaları

Human being has been in a mutual interaction with nature from the beginning up to now. With regard to some people have pointed out that this interaction is modern society's subject as a debate in two issues; humans take the first one in the history of the struggle against nature, and the second one is searching wholeness and coherence between nature and humanity. However, mainly this opinion displays the reality of modern society's eagerness to command the environment and seeing nature as a saver from the difficulties of the situation, which people are struggling for it. At this point, the Deep Ecology Movement, which is called as a philosophy of environmental ethics that distances itself from Shallow Ecology, has emerged in the state of rapid industrialization and technology in modern societies to show human beings who almost acknowledge themselves as being the owner of nature is not valid. One of the purposes of this thesis is to reveal the fact as Norwegian philosopher Arne Naess has explained in Deep Ecology Movement, human beings are not superior to nature and nature is not human-centered but in reality, is nature-centered. Furthermore, the other purpose of the thesis is to display the reflections the fact that human beings are part of nature, in other words, human beings are more holistic and demonstrate the significance of giving honor to the integrity of each being, in the trilogy of Yaşar Kemal's An Island Story; Look, The Euphrates is Flowing Blood, Ant's Drinking Water and The Cocks of Dawn in Rachel Carson's Silent Spring and Under the Sea Wind books.

Carson, RachelEcocriticismEcology+4
Şükran Aslan Acar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Impact of interrelation of ecology and dystopia on fictionalization process: The Windup Girl and The Water Knife by Paolo Bacigalupi, and The Drowned World and The Drought by J. G. Ballard

Ecology and dystopia can be counted among the most reflective genres in literature through which reader have the opportunity to see the consequences of human deeds on nature manifestly. Even though they are commonly analyzed as different branches of literary works, they can be regarded as the parts of an intermingled unity since they portrait the possible incidents in the near future caused by human action. In addition to that the relationship between ecology and dystopia makes it possible to identify and classify the contemporary novel better. In fact, this identification and classification make it easier to observe the impacts of the careless activities of human-centered life on earth. In that respect, this thesis offers a wide examination on the field of ecology and an in-depth research on the dystopia. Furthermore, this work will contribute to the field with brief and clear information on ecology and dystopia and their impact on fictionalization process. In other words, this study aims to put forward significant information on the effects of the relationship between ecology and dystopia on contemporary narrative. The influences of this link on the fictionalization process of the contemporary novel will be illustrated through four novels; The Windup Girl and The Water Knife by Paolo Bacigalupi, and The Drowned World and The Drought by J.G. Ballard. Finally, these books will be handled under these subtitles; character; human and nature, and setting; time and place.

Bacigalupi, PaoloBallard, James GrahamDystopia+5
Fatma Karaman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kozak yaylasında (Bergama) fıstık çamının ekolojik şartları ve yetiştiriciliği

İnceleme alanı olan Kozak, Ege Bölgesi'nin Asıl Ege Bölümü'nde yer almaktadır. Araştırma sahası, Bergama ilçesinin kuzeyinde olup, ilçe merkezine uzaklığı 20 km. dir. Akdeniz iklim sahasında yetişme olanağı bulan Fıstık Çamı {Pinus pinea), çok özel bir bitkidir. Yetişmesi kolay ve ekonomiye olan katkısı çok büyüktür. Dünyada ılıman kuşak ve Akdeniz ülkelerinde yetişen bu çam türü dış görünüşü ile diğer çam türlerinden kolay bir şekilde ayırt edilebilir. Kullanım alanı ve besin değeri ile ekonomiye katkısı fazladır. Ekonomik değeri yüksek olması nedeniyle Fıstık Çamı, yetiştirildiği ülkelerde ticaret payını yükselten bir üründür.Bu çalışmada, Bergama - Kozak Yöresi'nde Fıstık Çamı'nın ekolojik şartları ve yetiştiriciliği hakkında bilgi toplamak amaç edinilmiştir. Bu ağacın özellikleri, optimum yetişme koşulları ve Kozak Yöresi'nde yayılmasının sebepleri araştırılmıştır. Araştırma sahasında Fıstık Çamı dikili alan yaklaşık olarak 16.000 ha dır. Türkiye'nin en büyük ve doğal Fıstık Çamı sahası olan Kozak Yaylası coğrafi açıdan önemli bir yere sahiptir. Tüm uygun şartlar bu havzada mevcuttur. İklim, toprak, jeolojik ve jeomorfolojik faktörlerin bir arada bulunması bu bölgede Fıstık Çamı'nın yetişmesini kolaylaştırmıştır. Granodiyoritlerin yayılış göstermesi bu yörede Fıstık Çamı için en önemli unsuru teşkil eder. Toprak karakteri olarak granitlerin üzerinde gelişen kumlu toprakları seven Fıstık Çamı, bu alanda rahat bir şekilde yetişmektedir. Bakımı da oldukça kolaydır. Bu nedenlerden dolayı Kozak tipi Fıstık Çamı'nda verim diğer Fıstık Çamı tiplerine göre daha yüksektir. Ülkenin ihraç ürünlerinde çam fıstığı, kuru meyve alanında büyük bir başarı yakalamıştır. Bu satış gelirlerinin yanında yöre halkına geniş bir istihdam sahası oluşturmaktadır.Fıstık Çamı'nı yine bir Akdeniz bitki elemanı olan zeytinle karşılaştırmak gerekirse, zeytinin bakımı daha zor ve uğraştırıcıdır. Fıstık Çamı bakımında ise böyle bir durum söz konusu değildir. Yetiştirilmesinde budama çok önemli bir yer tutar. Zeytinin yetiştirilmesinde olduğu gibi gerekli olan çapalama, gübreleme ve ilaçlama masrafları bulunmaz. Yetişme dönemi uzun olmasına rağmen getirmiş olduğu gelir çok yüksektir. Bu nedenle Bergama'nın ekonomik açıdan en zengin köyleri bu yörede yer alır.Fıstık Çamı yetiştiriciliğinin en önemli sorunu, hasat zamanı gelmeden toplanan kozalaklardır. Hırsızlık olayları nedeniyle köy halkı kozalaklarını olgunlaşmadan toplama gereği duymakta, bu da verimi düşürmektedir. Bu sorunun yetkililerce çözümlenmesi gerekir. Diğer sorunlar ise yetersiz tanıtım, kalifiye eleman eksikliği, eğitim ve pazarlama olarak söylenebilir.Sahanın Fıstık Çamı yetiştiriciliği dışında diğer geçim kaynakları ise; bağcılık, hayvancılık ve granit taşı işletmeciliğidir. Kozak Yaylası'nda ağırlıklı olarak büyükbaş hayvancılığının yapıldığı söylenebilir. Yöre halkına getirişi Fıstık Çamı'ndan sonra en fazla olan iş sahası granit işletmeciliğidir. Granit işletmecilikleri Terzihaliller ve Yukarıcuma Köyleri'nde faaliyet gösterir. Fakat bu granit taş işletmelerinin çevreye verdiği zararlar da önemli bir sorundur. İşletmelerin doğaya yaydıkları toz ve katı atıklar, çevre kirliliğine yol açmaktadır. Bu nedenle taş işletmeciliği konusun da gerekli tedbirler alınmalıdır.Anahtar Kelimeler: Fıstık Çamı, ekoloji, Kozak Yaylası, coğrafya, Pinus pinea

Bitki yetiştirmeCoğrafyaEkoloji+7
Şule Solbaş
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessEN

Climate change and ecological economics in kim Stanley Robinson's forty signs of rain, Newyork 2140, and the ministry for the future

American science fiction author Kim Stanley Robinson depicts the devastating impact of neoliberal capitalism on climate change in his novels Forty Signs of Rain (2004), New York 2140 (2017), and The Ministry for the Future (2020). Environmental disasters induced by anthropogenic climate change pose a tremendous threat both now and in the near future. Examining the source of these disasters and threats as well as how mainstream economic practices are criticized in Kim Stanley Robinson's selected novels, this thesis proposes that advancements in science and technology, collective actions of citizens, and state-sponsored interventions will contribute to solving climate change-related issues. This thesis aims to examine Kim Stanley Robinson's views on the effects of a steady-state economy within the framework of ecological economics as an alternative to neoliberal capitalist economic models in mitigating the consequences of climate change. In the first chapter, Kim Stanley Robinson's critiques of the human impact on climate change are addressed through scientific research and capitalist economic policies that always aim to sustain economic growth. The second chapter explores how neoliberal capitalist economy practices influence climate change, the active role of science and technology in catastrophe management, the impact of collective actions, and the significance of the transition from the mainstream economic model to ecological economics. In the third chapter, the economic alternatives put forward by Kim Stanley Robinson to eliminate the destructive impacts of the neoliberal capitalist economy on climate change are evaluated, and these ecological economics-based praxes are analyzed within the framework of Herman Daly's steady-state economy. As a result, this thesis examines Kim Stanley Robinson's criticism of the relationship between climate change and neoliberal capitalist economy in his selected novels. Given these criticisms, it is claimed that the economic alternatives introduced by the author are based on the ecological economics model, and government-supported steady-state economy practices have an effective role in mitigating the impacts of the climate crisis and dealing with climate change.

American literatureLiterary worksEcology+4
Başak Almaz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Bireyin ekolojisi ve sanatsal gerçeklik

Teknolojik gelişmeler değişen doğa algısı ile birlikte ikinci doğayı ortaya çıkarmıştır. Toplum değişen çevre ile birlikte dönüşüme uğrar. Bu dönüşüm bireysel dönüşüme de kaynaklık eder. Bu dönüşüm beraberinde ekolojik, toplumsal ve bireysel riskleri de getirir. İkinci doğanın ortaya çıkardığı ve dünyada azımsanmayacak miktarda bulunan atıklar, bireyin de yaşamını doğrudan etkiler. 21. yüzyılda etkinliğini giderek arttıran ekoloji kavramı, bireyin çevre ile ilişkisi üzerinden yorumlanma biçimleri birey-toplum ilişkisini ve birey-mekan ilişkisini merkeze alan bir anlayış ile dönüşüme uğramıştır. Anılarımız ve deneyimlerimiz sonucunda birey-çevre ilişkisi ve bireyin çevre üzerine yapılandırdığı düşüncelerde değişmektedir. Bireyin algıladığı gerçeklikte aynı doğrultuda değişime uğrar. Bu durum sanatsal yaratıcılık düşünce biçimi ve üzerine kurgulanan düşüncenin harmanlanması ile oluşturulan gerçeklik, sanatsal gerçekliğin ana hatlarını oluşturur. Her bireyin çevresi ve yaşamını oluşturan yapısal farklılıklar yani din, kültür, yaşanılan yer, yaratıcılığın ya da temsilin yani öznel gerçekliğin izdüşümünü oluşturur. Öznel gerçeklik sanatta yaratıcılık olgusunun temellendirildiği ana unsurdur. Dönemsel olarak değişen bu fikirler sanatta da etkisini göstermiştir. Günümüz sanat anlayışının birey ekolojisine yaklaşımı değişen mekan algısı ile öznel bakış açılarını ele alan bireysel deneyimlere odaklanmıştır. Bu çalışmada 21.yüzyılda birey ekolojisi ve gerçeklik ilişkisi, görsel örnekler ve düşünce biçimleri üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Ortaya çıkan bulgular üzerinden, değişen gerçeklik algısının sanatta ve birey üzerinde etkisine ve ne gibi yeniliklere yol açtığına odaklanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sanat, gerçeklik, birey, ekoloji, ikinci doğa, mekan.

EkolojiEkolojik modelEkolojik sanat+6
Semih Çınar
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Düşük sıcaklıkların Aedes (Stegomyia) aegypti (Linneus,1762) (Diptera: Culicidae) türü hayat döngüsüne etkilerinin belirlenmesi

Sivrisinekler, insan ve hayvan sağlığını tehdit eden birçok önemli hastalığın vektörlüğünü yapmaktadır. İstilacı sivrisinek Aedes aegypti, bunlardan dang, sarı humma, chikungunya, ZIKA gibi hastalıkları bulaştırabilmektedir. Tropikal ve sub tropikal kuşaklarda geniş yayılım gösteren Aedes aegypti'nin Batı Palearktik Bölgesi'nde Madera Adası/Portekiz, Güney Rusya Federasyonu, Gürcistan'da yerleşik popülasyonları bulunmaktadır ve 2015 yılında ülkemizde Doğu Karadeniz Bölgesi'nde tespit edilmiştir. Bu çalışmada, beş farklı sabit sıcaklık koşulunun (5°C, 10°C, 15°C, 20°C ve 26°C) ve üç farklı sabit düşük sıcaklık koşulunda (-5°C, 0°C ve 5°C) soğuk şoklamasının Ae. aegypti hayat döngüsüne etkileri ve yaşam evrelerinin verdikleri tepkiler araştırılmıştır. Laboratuvar koşullarında, standart iklim odasında (26°C, %60 bağıl nem, 12:12 Aydınlık:Karanlık) yetiştirilen Ae. aegypti yumurtaları 5°C, 10°C, 15°C, 20°C ve 26°C sabit sıcaklık koşullarında açılmaya bırakılmış ve evreler itibarıyla yaşam döngüsü takip edilmiştir. Bu sıcaklıklarda iki farklı besin kaynağının (Balık yemi (BY) / Nütrient Broth ve Bira Mayası (NB)) etkileri belirlenmiştir. Tüm sıcaklık koşullarında yumurtalar açılmıştır. Buna göre, sıcaklık ile yumurta açılma oranları arasında doğru orantılı şekilde, sıcaklık düştükçe açılma oranında azalma görülmüştür. Bu çalışmada, gelişim 15°C sıcaklık koşulunda L4 larva evresine kadar başarılı bir şekilde tamamlanmıştır. Yalnız 20°C ve 26°C sabit sıcaklık koşullarında ergin çıkışı gözlemlenmiştir. Ergin ömür uzunluğu, 20°C sabit sıcaklık koşulunda dişiler için 26,06±13,4 gün, erkekler için 24,83±15,52 gün, 26°C sabit sıcaklık koşulunda dişiler için 28,83±16,36 gün, erkek için 16,03±5,8 gün olarak belirlenmiştir. Ergin çıkışlarının gözlemlendiği sıcaklıklarda yaşa bağlı hayat tablosu parametrelerinin hesaplanması için 30 dişi / 30 erkek (F0) bireyden oluşan takımlar 20°C ve 26°C sabit sıcaklık koşullarına konulmuş, yalnız 26°C'de ergin hayat tablosu oluşturulmuştur. Hayat tablosu parametreleri, 26°C'de doğal artış kapasitesi (rm)=0,24, jenerasyon süresi (Tc)=21,46 ve net üreme oranı (R0)=186,50 olarak belirlenmiştir. Hayat tablosu deneylerinde, 20°C'de takımlardan elde edilen bir sonraki nesle ait yumurtaların (F1) açılmaması nedeniyle bu koşulda hayat tablosu parametreleri hesaplanamamıştır. Bu çalışmada, Ae. aegypti'nin tüm yaşam evrelerine uygulanan soğuk şoku deneylerinde düşük sıcaklık koşullarından -5°C, 0°C ve 5°C'nin yaşam evrelerinin gelişimine etkileri gözlemlenmiştir. Şoklamaya sokulan tüm evrelerde -5°C 24 saatte ölümcül etki göstermiştir. Bir gün boyunca 0°C'ye maruz kalan yumurtalar %79,5±8,1 (76-94,5) oranında hayatta kalmıştır. Larva, pupa ve ergin evreleri bir gün boyunca 0°C soğuk şokunda hayatta kalamazken, bir gün boyunca 5°C sabit sıcaklık koşulunda yumurtalar %87,33±8,1 (76-94,5), larvalar %93±1,24 (92-95), pupalar %70±11,7 (58-86) ve erginler %94±0,94 (93-95) oranında hayatta kalmıştır. Bu iki deney seti ile düşük sıcaklıkların Ae. aegypti'nin yaşam döngüsü üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Bu tez çalışması, istilacı vektör Ae. aegypti türünün, özellikle düşük sıcaklığa sahip yeni habitatlarda yerleşik populasyon oluşturma kapasitelerinin ve adaptasyon derecelerinin belirlenebilmesi amacına yönelik araştırmaların başlangıcı niteliğindedir. Çalışmada elde edilen veriler, Ae. aegypti türü ve yakın türler için ileride geliştirilecek modelleme çalışmalarına katkı sağlayacaktır.

EkolojiSivrisineklerSıcaklık+3
Kıvanç Sevim
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00

Related subjects