Ekoloji
168 theses under this subject heading
Ekolojik krizi kapitalist sistem içerisinde çözme (Yeşil kapitalizm) arayışlarına karşı bir alternatif olarak ekososyalizm düşüncesi
Ekoloji kavramı 1800'lü yıllarda ortaya çıksa da ancak 1900'lü yıllarda biyolojinin bir alt dalı olarak nitelendirilmeye başlanmıştır. Bazı koşullara bağlı olarak bir alt dal olmaktan çıkan ve farklı anlamlar yüklenilen ekoloji kavramı günümüzde artık disipliner bir niteliğe sahiptir diyebiliriz. Ekoloji kavramının bu şekilde bir gelişim göstermesinde en büyük etki ise yaşanan ekolojik krizdir. 20. yüzyılda bölgesel olarak başlayan, giderek derinleşen ve küresel bir sorun haline gelen ekolojik kriz, son yüzyılda insanlığın baş etmek zorunda kaldığı ve gündemi meşgul eden önemli bir sorundur. Ekolojik krizin temel sebebi üzerine birçok tartışma yürütülmektedir. Özellikle 1970'li yıllardan sonra başlayan yeşil düşünce hareketleriyle birlikte küresel iklim değişikliği ve çevre sorunları daha çok gündeme gelmeye başlamıştır. Yaşanan krizin nedenleri ve çözümlerine dair yapılan tartışmalar birçok politik hareketin doğuşuna vesile olmuştur. Bu hareketlerden olan ve iki zıt kutup olarak değerlendirilebilen yeşil kapitalizm ve ekososyalizm hareketleri, bu tezin ana konusunu oluşturmaktadır. Çevre sorunları bir piyasa başarısızlığı olarak değerlendirilmekte ve bu yüzden de mevcut kapitalist sistem içerisinden çıkacak bir çözümün, yaşanan soruna gerçekten çözüm olamayacağı düşünülmektedir. Ancak yeşil kapitalizm bu düşüncelerin aksine çözüm yolunun kendi sistemleri içinden olabileceğini savunmaktadır. Bu sebeple yeşil kapitalizm, kapitalist sistem dahilinde bazı reformist sayılabilecek girişimler ile ekolojik krize çözümler sunmaktadır. Ekososyalizm, çevrecilik anlayışında radikal bir bakış açısına sahip olduğundan yeşil kapitalizmden tamamen farklı bir seyir izlemektedir. Ekososyalizm, ekolojik krizden çıkış için kapitalist sistemin terkedilmesinin de gerekliliğinden bahsetmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, yeşil kapitalizmin ve ekososyalizm düşüncelerinin, ekolojik krize bakış açılarını sergilemek ve hangi görüşün ekolojik krize dair daha gerçekçi, uygulanabilir bir çözüm yolu sunduğunu tartışmaktır. Bu değerlendirme yapılırken ekososyalist bir perspektif ile eleştirel bir yaklaşım sergilenmiştir. Anahtar Kavramlar: Ekoloji, Sermaye Birikimi, İnsan-Doğa İlişkisi, Yeşil Kapitalizm, Ekososyalizm, Ekolojik Devrim
Ekofeminist aktivist Vandana Shiva üzerine siyasal ekolojik bir inceleme
Ekofeminist Aktivist Vandana Shiva'nın hayatının ve düşüncelerinin yer aldığı bu çalışma, Vandana Shiva'nın yaşam öyküsü ile başlamakta, Shiva'nın Hindistan'da başlayan yaşamı, Gandi başta olmak üzere esinlendiği yerel aktivistler ve Hindistan'daki ekolojik emperyalist yıkım sürecine birebir tanık olmasının düşünceleri üzerindeki etkisi bu bölümde konu edilmiştir. Nitekim Shiva'nın aktivist düşüncelerinin oluşumunda yaşamının azımsanamayacak bir etkisi mevcuttur. Çalışmanın bir diğer bölümünde bugün yaşanan ekolojik emperyalizm sürecinin tahakküm altına aldığı yaşamsal bir kaynak olan suyun ortak kullanımının engellenmesi ile canlıların suya erişiminin engellenmesi sonucunda doğan toplumsal yansımalar konu edilerek, Shiva'nın su tahakkümü üzerine tespitlerine, aktivistin tahakküme karşı su hakkı mücadelesine ve ayrıca çözüm önerilerine yer verilmiştir. Bunun yanı sıra ekolojik emperyalist sürecinin en başat tahakküm argümanlarından olan tarımsal gıda üretim sürecine değinilmiş ve tarımsal gıda üretimi ile ilgili biyoteknoloji kullanımını dayatan ve 'modern tarımsal üretim yöntemleri' olarak adlandırılan üretim süreci değerlendirilmeye alınmıştır. Gıda üretimi sürecinde gelişen monokültür aklın yönetim ve tahakkümüne karşı, Shiva'nın biyoçeşitlilik savunusu üzerinden tarımsal gıda üretimi sürecine dair tespitlerine yer verilmiş, ayrıca gıda hakkı mücadelesi değerlendirmeye alınmıştır. Ekolojik emperyalist sürecin üretim ve tüketim mekanizmasının ekosistem için en olumsuz sonucu olan iklim değişikliği ve Shiva'nın iklim adaleti mücadelesi, çalışmanın bir diğer ana konusunu oluşturmaktadır. İklim değişikliğinin öngörülebilir küresel olumsuz sonuçları değerlendirmeye alınmış ve ekolojik sorunların küreselliğine bu bölümde tekrar vurgu yapılmıştır. Ekolojik emperyalizm sürecinin sömürü, tahakküm ve baskıcı biçimine karşı Shiva'nın çözüm önerisi olan 'Yeryüzü Demokrasisi' kavramı, çalışmanın son ana temasını oluşturmaktadır. Bu bölümde tahakküm altındaki ekosistemin totaliter toplumsal yansımaları ele alınmış ve bu bağlamda; ortak kaynakların kullanımı, öz- yönetim, öz- denetim, katılımcı demokrasi, gıda güvenliği, cinsiyet eşitliği, barış, yaşam hakkı ve özgürlüğü tesis edecek yeni bir toplum modeli olan Yeryüzü Demokrasisi'nin detayları ele alınmıştır.
Ekolojik muhafazârlığın imkân ve sınırlılıkları üzerine bir değerlendirme
Ekolojik muhafazakârlık; çevre sorunlarına alternatif çözüm niteliği taşıyan felsefi bir görüş olarak ortaya çıkmıştır. Modernizm ile birlikte insan ve doğa arasındaki etkileşim sonucu çevresel tahribatlar artış göstermiştir. Çevre sorunlarına kayıtsız kalamayan ideolojilerden bir tanesi de muhafazakârlık olmuştur. Moderniteyle birlikte gelen yeniliklere karşı eleştirel tutum, muhafazakârlık ve ekolojiyi aynı paydada birleştirmiştir. Çalışmada "Ekoloji" bilimi tanımlanacak; ekolojinin içerisinde barındırdığı değerler göz önünde bulundurularak farklı ekolojist yaklaşımlar; Derin Ekoloji, Sosyal Ekoloji, Maneviyatçı/Dinsel Ekoloji açıklanacak ve bu sebeple ekolojinin sadece doğa (fen) bilimleri kapsamında değerlendirilmeyip sosyal bilimlerin de bir parçası olduğu kanısına ulaşılacaktır. "Ekoloji" ile "Yeşil Düşünce" arasındaki düşünsel farklılıklar açıklanarak Siyaset Bilimi literatüründeki tarihsel süreç incelenecektir. Ekoloji biliminin, sosyal bilimler içerisinde yer almasıyla birlikte Siyaset Biliminin de araştırma konusu oluşturmuştur. Bu yeni ideolojik oluşum "Ekolojik Muhafazakârlık" olarak literatürde yerini almıştır. Modern dünyanın düşünsel eylemleri sonucunda ortaya çıkan çağdaş siyasal bir ideoloji olan muhafazakarlık; yeniliklere mesafeli bir duruş sergilemekte olup aynı zamanda değişen ve dönüşen değerlere karşı da tedbirli davranılmasına yönelik vurgu yapmaktadır. Ekoloji biliminde modernitenin getirmiş olduğu yeniliklere eleştirel yaklaşılması, muhafazakâr ideoloji ile ekoloji bilimini ortak paydada birleştirmiştir. Bu çalışmada; literatürde yeni bir ideolojik oluşum olan "Ekolojik Muhafazakârlık" konusu, imkân ve sınırlılıklarıyla birlikte açıklanacaktır. Ekolojik Muhafazakârlığın İmkân ve Sınırlılıkları adlı çalışmada tanımlayıcı ve açıklayıcı anlatım yöntemleri kullanılacaktır. Ekolojik Muhafazakârlık; ideoloji ve çevrenin birleşimiyle interdisipliner bir araştırma konusunu oluşturmaktadır. Ekolojik Muhafazakârlığı, çevre sorunlarına alternatif çözüm sunan yeni bir ideolojik oluşum olarak değerlendirmek mümkün olacaktır. Yönetimde Muhafazakâr ideolojinin etkili olduğu İngiltere ve Türkiye'de, çevre politikaları ve çevre çalışmalarında teori ve pratik arasında farklılıklar bulunmaktadır. Teori ve pratik arasındaki bu farklılıklar, yeni ideolojik oluşumun sınırlılıkları kapsamında değerlendirilecektir. Muhafazakâr politikada çevre çalışmaları, günümüz çevre sorunlarının ekolojik bir kriz haline dönüşmesi, ekolojik muhafazakârlığın teori ve pratik arasındaki farklılıktan kaynaklandığını sonucuna ulaşılması yanlış bir tutum olmayacaktır. "Ekolojik Muhafazakârlığın İmkân ve Sınırlılıkları Üzerine Bir Değerlendirme" adlı çalışma, bugünün ve gelecekte yaşanması kaçınılmaz olan çevre sorunlarına alternatif bir çözüm niteliği taşıyan yeni bir ideolojik oluşumun tohumlarından oluşmaktadır. Dün, bugün ve yarının en büyük sorunlarının başında yer alan çevre sorunlarına ideolojiler de kayıtsız kalamamıştır. Muhafazakârlık, modern bir ideoloji olması yönünden bugünün yönetim biçimlerinde de etkili olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Muhafazakâr politikanın hâkim olduğu ülkelerde yapılan çevre çalışmalarının yetersiz kalması, çalışmanın merkezini oluşturmaktadır. Teori ve pratik arasındaki çelişkilere çözüm arayışları; ekolojik muhafazakârlığın başarılı bir düşünsel eylem haline dönüşmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Ekoloji, Muhafazakârlık, Çevre Sorunları, Ekolojik Muhafazakârlık
Ekvator yerli hareketi: Buen vivir ve ekolojik mücadele
Bu tez Ekvator yerlileri ve yerli hareketinin, ekolojik hareketler içerisindeki ekolojizmin felsefesi ve değerlerinden beslenerek kendi buen vivir (iyi yaşam) anlayışlarıyla bütünleştirdikleri, toprakları ve doğa için verdikleri bütüncül mücadeleyi inceler. Bir Güney Amerika ülkesi olan Ekvator, ekolojik çeşitlilikte dünyanın en önemli ülkelerinden birisidir. Ülkenin temel gelir kaynağı petrol ekonomisine dayanmaktadır. Bu ekolojik çeşitlilik ile petrol rezervleri çoğunlukla ülkenin Amazonlar ve And bölgelerinde toplanmıştır. Bu bölgeler aynı zamanda Ekvator yerli halklarına da ev sahipliği yapmaktadır. Ekvator tarihinde kültürel, politik, ekonomik, toplumsal gibi birçok alanda dışlanan yerliler 1990'lı yıllardan itibaren sistemli ve örgütlü bir biçimde ayaklanmışlardır. Bu çalışmada, 1990 sonrası Ekvator yerli hareketleri, yerlilerin siyasi sürece katılımları, Ekvator'daki istikrarsız politik süreç, yeni anayasa (2008) yapım süreci, yerliler ile hükümetin aldığı karşılıklı pozisyonlar ele alınmıştır. Ekvator'daki buen vivir temelli yerli hareketi, ekolojik hareketin hüviyetini taşıyan bir hareket olarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: İyi Yaşam (Buen Vivir), 1990 Ayaklanmaları, 2008 Ekvator Anayasası, Ekolojik Hareket, Petrol Ekonomisi
Tolkien Legendarium'unun çevre tarihi perspektifinden eko-eleştirel analizi
Çevre Tarihi insanlığın, toplumların ve devletlerin içerisinde yer teşkil ettikleri çevre ile etkileşimini ekoloji bilimi ve tarihi vesikalar ışığında inceleyen bir araştırma alanıdır. Eko-eleştiri ise kültür ve edebiyatın ekolojik perspektiften incelenmesine dayanan bir çalışma alanıdır. Bu çalışma çevre tarihi ve eko-eleştiri gibi araştırma alanlarını Tolkien Legendarium'u örneğinde buluşturmaktadır. 20. yüzyılın ilk yarısında İngiliz dilbilimci John Ronald Reuel Tolkien tarafından kaleme alınan Legendarium edebi niteliğinin yanı sıra kendi içerisinde binlerce yıllık bir tarih barındırmaktadır. Tolkien inşa ettiği Legendarium içerisine detaylı şekilde planlanmış bir coğrafya, jeolojik değişimler, toplumsal yapılar, diller, kültürler ve devletler yerleştirmiştir. Bu çalışma tüm bu oluşumların çevre ile ilişkisini konu edinmektedir. Bu araştırma çevre tarihi ve eko-eleştiri perspektiflerini Tolkien Legendarium'unu oluşturan eserlere uygulayarak bir analiz oluşturmaktadır. Bu kapsamda J.R.R. Tolkien'in Legendarium'u oluşturan metinleri analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu açıdan bu çalışma Tolkien'in eserlerine odaklanmasıyla anlatı araştırmasının ve Tolkien'in eserlerindeki ekolojik bağlantıların derinlemesine açıklanmasıyla durum araştırmasının özelliklerini barındırmaktadır. Bu araştırma inşa edilirken Tolkien Legendarium'un belli bir dönemi yerine tüm zaman çizelgesi ele alınmıştır. Bundan dolayı bu araştırma uzun dönemli bir araştırmadır. Orta Dünya tarihi boyunca büyü, savaşlar ve sanayileşme gibi faaliyet alanlarının ekolojik boyutuna dair bulgulara sahip olan bu çalışma Orta Dünya'da doğaya yabancılaşıp onu değiştiren ve dönüştüren tüm unsurların yok olduğu sonucuna ulaşmaktadır.
Türkiye'de çevre sorunları açısından hidroelektrik santrali (hes) uygulamalarının değerlendirilmesi
Günümüzde çevre sorunları öncelikli olarak ele alınması gerekli bir konudur. Çünkü sanayi devrimiyle birlikte artan enerji ihtiyacı çevre sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Hızlı sanayileşme ile enerji üretimine yönelik çalışmalar ve ortaya çıkan sorunlar, çevreye olan müdahalelerin tartışılmasına neden olmuştur. Çevre sorunları insanlar üzerinde etkisini göstermeye başladığında ise, çevresel sorunların çözümüne yönelik ilgiyi arttırmıştır. Özellikle son dönemlerde artan enerji ihtiyacı yatırımlarına yönelim olmaktadır. Enerji ihtiyacını karşılmak için yapılan bu yatırımlardan birisi de hidroelektrik santrali uygulamalarıdır. Bu nedenle hidroelektrik santrallerinin çevreye verdiği olumsuz etkiler araştırılması gereken alanlardan bir tanesidir. Çünkü hidroelektrik santralleri çevre dostuymuş gibi gözükseler de çevre sorunlarına yol açmaktadırlar. Bu tezin amacı, hidroelektrik santrallerin çevre sorunlarına neden olduğunu ifade etmektir. Çünkü esas olan nokta, hidroelektrik santralleri yapılırken çevresel etkileri göz önünde tutularak uygulanması gerektiğidir. Yani HES'ler olmalı ancak çevre ön planda tutularak uygulanması gerekmektedir. HES'ler ekonomik kalkınmaya katkı sağladığı için ekolojik etkiler göz ardı edilmektedir. Bu nedenle Türkiye'deki HES uygulamalarının ortaya çıkardığı çevre sorunları dile getirilme gereksinimi duyulmuştur. Aslında bu tezin yaklaşımı insan merkezci değil, çevre merkezci hareket edilmesi gerektiğini belirtmektir. Çünkü çevrenin insana değil, insanın çevreye bağımlılığı söz konudur. Anahtar Kelimeler: Çevre, Ekoloji, Çevre Sorunları, Hidroelektrik Santrali (HES), Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED)
Gaziantep iline özgü ekolojik bir üniversite önerisi
Günümüzde üniversitelerin temel misyonu sadece eğitim ve araştırma olmaktan çıkmış, üniversitelerden bulundukları bölgeyi ekonomik, kültürel, sosyal yönlerden de kalkındırmaları beklenmektedir. Bu nedenle üniversiteler çevrelerinin beklentilerini karşılamak için sıklıkla yapısal değişikliklere, yeni düzenlemelere gitmek zorunda kalmaktadır. Ancak mevcut üniversite sistemi ve yapılanması, istenen değişimi ve çevrenin beklentilerini karşılamakta yine de yetersiz kalmaktadır. İlgili literatürde yüzyılın gerektirdiği değişim ve gereksinimlerine uyum sağlayabilen birkaç postmodern üniversite modeli önerilmektedir. Ekolojik üniversite de bu uygulanabilir modellerden biridir. Bu üniversite modeli, üniversitenin yedi ekosistemle organik bağlarla bağlantılı olduğunu hatta bu yedi ekosistemin içinde gömülü olduğunu belirtmektedir. Bu yedi ekosistem; ekonomi, bilgi, öğrenme, sosyal kurumlar, bireyler, kültür ve doğal çevre olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışma, üniversitenin bu ekolojilerden üçüyle nasıl bağlantılı olduğunu ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Ayrıca bu tezle ekonomi, kültür ve doğal çevre ekolojilerine duyarlı bir üniversitenin ne tür niteliklere sahip olması gerektiği, nasıl bir yapılanmaya gidilmesi gerektiğinin de araştırılması hedeflenmiştir. Bu çerçevede sanayi, kültür ve doğal çevre ekolojilerinde otorite kabul edilen insanlarla görüşülmüş, bu kişilerin görüşleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma nitel verilere dayanan keşfedici desende yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunda her üç boyutu temsil eden katılımcıların olması doğrultusunda ölçüt örnekleme yapılmış, araştırma verileri yarı yapılandırılmış görüşme tekniğiyle toplanmıştır. Toplanan veriler NVIVO 12 nitel veri analizi programı kullanılarak içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Sonuçlar, üniversitenin ekolojik üniversite modelinde belirtildiği gibi dış dünyasıyla organik bağları olduğunu göstermektedir. Bulgular, üniversitenin hem kendisinin hem de dış dünyasının gelişimini sağlayabilmek için ekosistemindeki diğer kurumlarla sistematik olarak çalışması gerektiğini, çevresini kalkındırmak ve sürdürebilirliğini sağlamak için sahip olduğu kaynakları toplumun yararına kullanması gerektiğini ortaya koymuştur.
Mimari tasarıma ekolojik yaklaşım; Adana'da bir tasarım denemesi
Ekolojik dengelerin bozulması sonucu oluşan ve etki alanları tüm dünyayı kaplayan çevre kirliliğinin önlenmesi çalışmasında; mimarlık meslek grubuna düşen sorumluluk; ekolojik yapım mantığını geliştirmek ve sürdürülebilir bir çevre oluşturmaktır. Tez; ekolojik bina tasarım kriterlerini saptamak ve bu doğrultuda Adana Menekşe Köyü 155 No'lu parsel üzerinde, saptanan bulgular ve mevcut fiziki çevre verilerinin değerlendirilmesiyle öne sürülen hipotezin uygulanabilirliğini bir alan projesi kapsamında irdelemeyi amaçlar. însan ürünü fiziki çevrenin, ekosistemlere olan etkisini en aza indirecek hatta katkıda bulunacak strüktür, yapı formu, yapı malzemesi, döngüsel kazanım ve temiz enerjilerin evsel kullanımının sağlanması gibi çalışmalar ekosistemlerin gerek büyüklük gerekse karakteri bakımından değişiklik gösterir. Bu nedenle ekolojik mimari alan özelliklidir. Tezde önerilen modelin belirlenmesi sürecinde, yurtdışında yapılan benzer örneklerin incelenmesi ve alanın hakim olduğu iklim, manzara, altyapı, jeolojik durum, bitki örtüsü gibi fiziki çevre verileriyle beraber önerilen kullanıcı kesiminin sosyo-kültürel durumunun analizi sonucu Adana Menekşe Köyü için bir model belirlenmiştir. Ekolojik mimarinin kesin olarak belirlediği bir model anlayışı olmamasına karşın üzerinde titizlikle durulması gereken çalışma konulan saptanmıştır. Mimari tasarıma ekolojik yaklaşımda üzerinde çalışılması gereken bu prensiplerin Adana Menekşe köyü alan projesinde irdelenmesiyle, bölge üzerinde ekolojik anlamda bina ve bina yerleşimlerinin yapılabilirliği görülmüştür. ANAHTAR KELİMELER: o Ekolojik Mimari o Eko Ev o Ekolojik Tasarım Prensipleri o Sürdürülebilir Mimari o Enerji Etkin Tasarım
Organik tarım ve ekolojik inovasyon: Global Malmquist Luenberger Endeks yaklaşımı
Organik tarım, küresel dünyada sadece sektör olarak nitelendirilmekten ziyade teknoloji ile birleşerek, insani gıda ihtiyaçlarının karşılanmasında da önemli bir yöntem olarak kullanılmaya başlanmıştır. Çalışmanın içeriğinde öncelikle teknolojinin inovasyon haliyle bilimsel dünyaya kazandırılması ve daha sonrasında tarımın çevreyi koruyucu yöntemlerle geliştirilmesindeki önemi açıklanmıştır. Çalışmanın amacı ise organik tarımın ekolojik inovasyonlarla ilerleyerek verimlilikte artış sağladığını göstermek ve amonyak emisyonu salınımında azalış sağladığını uygulanan analiz yöntemi ile somut olarak ortaya koymaktır. Tarımın ekolojik inovasyonla birleşerek organik tarıma dönüşmesini ve amonyak emisyon oranını ile tüketim izlerini azaltıcı etki oluşturan girdileri analiz yöntemi ile göstermesi ise literatüre olan katkısıdır. Çalışmada organik tarım üzerinde uygulanan ekolojik inovasyonların ekonomik ve sosyal kalkınmadaki etkisi araştırılarak pozitif yönde bir ivme kazandırdığı görülmüştür. Avrupa Birliği'ne üye olan ülkelerin amonyak emisyon oranları da incelenerek analize dâhil edilmiş ve bu oranların azalması için organik tarım ve ekolojik inovasyonlar çözüm önerisi olarak sunulmuştur. Seçilen 25 ülkenin 2013-2020 yılları arasındaki verileri belirlenen değişkenlere göre alınmış ve Global Malmquist Luenberger Toplam Faktör Endeksi analiz yöntemi ile incelenmiştir. Araştırmaların sonucunda ise inovasyonlarla gelişen organik tarımın uygulandığı ülkelerde ekonomik büyümeye olumlu katkı sağlarken, güvenli gıda oluşumunu da gerçekleştirdiği görülmüştür. Gıda güvenliği, çevre koruması ve insan sağlığı gibi konulara odaklanarak organik tarımın sürdürülebilir döngü için gerekli olduğu ve tarım sektöründe önemli bir amaç ve yöntem olarak kabul edildiği kanaatine çalışmanın sonunda ulaşılmıştır.
Sürdürülebilirlik bağlamında ekolojik tasarım prensiplerinin mimaride uygulanabilirliğinin irdelenmesi
Yirminci yüzyılda sanayileşmenin beraberinde getirdiği makineleşmeye bağlı olarak artan enerji ihtiyacı, toplumların yenilenmesi mümkün olmayan fosil yakıtlara yönelmesi sonucunu doğurmuştur. Günümüzde yenilenemeyen enerji kaynaklarının tükenmesi olgusu, bu kaynakların aşırı kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan çevre sorunları ve ekonomik olumsuzluklar, kullanılan enerjinin büyük bir bölümünü tüketen binalarda yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılmasını gerekli kılmaktadır.Binaların doğal çevreye getirdiği yükün azaltılabilmesi, mimarların çevreye duyarlı yapılar tasarlama sorumluluğunun artmasıyla gerçekleşir. Yenilenebilir kaynak potansiyeli açısından zengin olan ülkemizde, binalarda tükenmeyen enerji kaynaklarını etkin kullanma tekniklerinin kullanıcılar tarafından da öğrenilmesi ve yaygınlaşması gerekmektedir. Böylece çevreye ve ekonomiye verilecek zarar en aza indirilebilir ve doğal kaynaklardan gelecek nesillerin de yararlanabilmesi sağlanır.Ekolojik döngünün devamlılığının sağlanması, canlı yaşamı için hayati önem taşımaktadır. Enerji kullanımından doğan çevre sorunları, ekolojik döngüyü ve dolayısıyla canlı yaşamını tehdit etmektedir. Enerji tüketimindeki payı nedeniyle binaların tasarım ve yapım aşamasında görev alan meslek gruplarının, gerek kentsel ölçekte gerekse bina ölçeğinde çevreye duyarlı, enerjinin etkin kullanıldığı, sürdürülebilir yaşama birimleri ve alanları tasarlaması gerekmektedir. Bununla birlikte mevcut yapıların yapılacak çeşitli müdahaleler ile toplum yararına yeniden ve enerji etkin yapılar halinde kullanılmaları sağlanmalıdır.
Ekolojik mimarlık kapsamında konut tasarımlarının incelenmesi
Binalarda kullanılan kaynak ve enerjinin çevrede yarattığı küresel sorunlar hızla artmaktadır. Yaşanan süreci tersine dönüştürmek için, mimaride; doğal çevre, toplum ve yapay çevrenin sağlıklı bileşkesini oluşturmak gerekmektedir. Bu amaçla öncelikle ekolojik bilincin gelişmesi, bu alanda yapılacak uygulamaların teşvik edilmesi ve mimari uygulamaların ekolojik ilkeler doğrultusunda şekillenmesi sağlanmalıdır. Bu çalışma kapsamında, teknolojik gelişmelerin paralelinde oluşan, çevresel sorunların çözümünde ekolojik konut tasarımının etkileri incelenmektedir. Giriş bölümünde çalışmanın amacı, kapsamı ve sınırlan belirlenmektedir. İkinci bölümde konuyla ilgili kavramlar ve tanımların ışığında çevre ve insan ilişkilerinin mimaride ve diğer bilim dallarında ele almışı değerlendirilmektedir. Sürdürülebilirlik bağlamında nüfus, çevre ve kaynakların denge içerisinde olmasının önemi vurgulanmaktadır. Üçüncü bölümde, yenilenebilir enerji kaynaklan esas alınarak geliştirilen sistemler incelenmektedir. Mimari tasarımda güneş, rüzgar, su, jeotermal gibi tükenmeyen, temiz kaynakların kullanım yöntemleri açıklanarak, konuyla ilgili bilgiler ve örnekler sunulmaktadır. Dördüncü bölümde ekolojik mimarlık ilkeleri tanımlanmaktadır. Konutun; arazi verileri, iklimsel veriler ve doğal çevre örtüsü ile yerleşim kriterlerine uyum sağlaması gerekliliği üzerinde durulmaktadır. Mimarlığın ana öğeleri; form, fonksiyon ve konstrüksiyon kavramları, ekolojik mimarlığın tasarım kriterleri doğrultusunda ele alınmaktadır. Bina formu, mekan organizasyonu ve bina kabuğu bu çerçevede incelenmektedir. Son bölümde dünyada ekolojik mimarlık kapsamında yapılan konut çalışmaları değerlendirilmektedir. Bu kapsamda seçilen örneklerin yerleşim ve tasarım kriterlerine uygunluğu tartışılmaktadır. Günümüzde yapılan ekolojik mimarlık uygulamaları doğrultusunda, konut üretiminde benzer çalışmaların yaygınlaşması gerektiği belirtilmektedir. Tezin genel değerlendirilmesi ise sonuç bölümünde gerçekleştirilmiştir.Anahtar kelimeler: ekolojik mimari, konut, çevre, yenilenebilir enerji, kaynaklar
Kuzey Amanos dağları (Hatay-Dörtyol) biryofit florası ve epifitik biryofit vejetasyonunun araştırılması
Türkiye `nin en önemli ormanlarından birine sahip olan Kuzey Amanos dağlarının (Hatay-Döryol) biryoflorası ve epifitik vejetasyonu çalışılmıştır. Alandan toplanan 3077 biryofit örneğinin teşhisi sonunda, 24 familya, 85 cins'e ait 212 takson karayosunu ve 22 familya, 31 cins'e ait 43 ciğerotu ve tek boynuzlu ciğerotu taksonu belirlenmiştir. Bunlardan 2 takson Türkiye biryofit florası için yenidir. Ayrıca ciğerotlarından 35, karayosunlarından ise 105 takson Henderson kareleme sistemine göre C13 karesi için yeni kayıt olarak bulunmuştur. Epifitik vejetasyon klasik Braun-Blanquet metoduna göre araştırıldı ve 5 birlik ve 4 altbirlik tespit edildi. Bunlardan 3 birlik ve 3 alt birlik Türkiye için yeni olup bir alt birlik (Anomodonto viticulosi-Leucodontetum sciuroidis-palamocladietosum euchloronis subass. nov) bilim dünyası için yenidir. Bitki birliklerini belirlemek için vejetasyon verileri klasik Braun ?Blanquet metodunun yanı sıra Multivariate yöntemleriyle de analiz edilmiştir.
Akarsu ekosisteminde su kalitesi değerlendirilmesinde swat modeli uygulaması: Tatlıçay havzası örneği (Çankırı, Türkiye)
Su, çevre sağlığını etkileyen en önemli aktörlerden biridir. Bu nedenle suyun doğadaki davranışının tahmin edilmesi, izlenmesi ve su kirliliğinin oluşmadan önlenmesi, çevre sağlığı açısından oluşabilecek sorunların önüne geçmeyi kolaylaştırmaktadır. Suyun davranışını tahmin etmek için hidrolojik döngünün havza bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirmeyi yapabilmek için, hidrolojik süreçlerin matematiksel temsilini yapmaya yarayan hidrolojik modellerden faydalanma potansiyeli yüksektir. Hidrolojik modeller, çevre sağlığı alanında sıklıkla karşılaşılan sorunlardan kötü su kalitesi, kirlilik, partikül ve sediman taşınımı, yağ ve petrol türevlerinin yayılması gibi problemlerin tahmini ve izlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmada, Çankırı İli yerleşiminde çevre sağlığını iyileştirmeye yönelik çözümler önermek için 2 boyutlu bir yüzey suyu modeli olan SWAT kullanılarak, Tatlıçay akarsu ekosistemi ve mevcut su kalitesi simüle edilmiştir. Girilen verilerin doğruluğu ve modelin geçerliliği yapılan kalibrasyon ve validasyon çalışmalarıyla kontrol edilmiş, oluşabilecek olumsuz senaryolar karşısında hızlı, doğru ve etkili çözüm üretebilme imkanı sunulması amaçlanmıştır.
Adana il merkezinde yaşayan farklı sosyokültürel grupların sağlık hizmetlerini kullanma davranışlarının değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmanın amacı, Adana il merkezinde yaşayan farklı sosyokültürel grupların sağlık hizmet basamakları kullanımının ve bunun sosyodemografik özelliklerle ilişkisinin değerlendirilmesi ve tıbbi bakım ekolojisinin gösterilmesidir.Gereç ve Yöntem: Adana il merkezinde, sosyoekonomik açıdan `iyi'. `orta' ve `kötü' olarak belirlenen üç bölgede yaşayan 685 erişkin birey çalışmamıza alındı. Çalışma 1 Mayıs 2009-15 Haziran 2009 tarihleri arasında yürütüldü. Bireylere sosyodemografik veri toplama anketi, sağlık tutum davranış değerlendirme anketi ve kısa form-12 (SF-12) kısa sağlık ölçeği yüz yüze görüşme tekniği ile uygulandı. Veriler, istatistik paket programı kullanılarak analiz edildi.Bulgular: Araştırmamıza katılan 685 bireyin 504'ü (% 73,6) kadın, 181'i (% 26,4) erkek, yaş ortalaması 36,68±13,89 yıl (18-83) idi. Bireylerin 273'ünün (% 39,9) eğitim düzeyinin ilköğretim, 520'sinin (% 75,9) evli, 479'unun (% 69,9) Adana'ya göç etmiş, 577'nin (% 84,2) sosyal güvencesinin olduğu, 368'inin (% 53,7) sosyoekonomik olarak kendini ve ailesini `orta' düzeyde değerlendirdiği saptandı. Eğitim düzeyi, sosyal güvence, sosyoekonomik durum ve medeni durum ile SF-12 alt ölçeği olan MCS-12 arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Yaş ile MCS-12 ve PCS-12 arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,001). Hem akut, hem kronik sağlık sorunlarında en sık tercih edilen sağlık hizmet basamağı; ikinci basamak olup, sağlık hizmet basamakları tercihi ile sosyodemografik özellikler (cinsiyet, eğitim düzeyi, yaş, sosyal güvence, sosyoekonomik durum) arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,01). Son bir ay içinde 540 kişi (% 78,8) en az bir sağlık sorunu yaşamış, bunların 433'ü (% 38) kendi kendine bakım yaparken, 323'ü (% 28,4) ikinci basamak, 309'u (% 27,1) birinci basamak sağlık kurumuna başvurmuş ve 2 kişi (% 0,5) hastaneye yatırılarak tedavi edilmiştir.Sonuç: Sağlık hizmet basamaklarının kullanımı, sosyodemografik özelliklerden etkilenmektedir. En çok tercih edilen sağlık hizmet basamağı, ikinci basamaktır. Birinci basamak sağlık kurumları geliştirilmeli ve güçlendirilmelidir.Anahtar sözcükler: Sağlık hizmetleri kullanımı, SF-12, tıbbi ekoloji, birinci basamak
Doğu Akdeniz bölgesinde yetişen Melia azedaracah L. (Meliaceae)`in yaprak ve meyvelerinin toprak karbon mineralizasyonuna etkisi
Bu çalışmada Akdeniz iklimi etkisindeki Çukurova Üniversitesi Kampüsünde yetişen üç farklı Melia azedarach (Tesbih ağacı, Zamzalak) ağacının toprakları incelenmiştir. Bunun için sadece toprakta (tanık), topraklara ayrı ayrı toprak karbonu ve iki katına eşdeğer karbon içeren yaprak ve meyve, ayrıca toprağa doğal insektisid olan Azadirachtin karıştırılarak karbon mineralizasyonları respirasyon yöntemiyle belirlenmiştir.Tüm örneklerde ilk üç gün karbon mineralizasyonu az olmuş, daha sonra yaprak ve meyve karıştırılan topraklarda hızla artmıştır. Karbon mineralizasyon oranı tanıkta % 0,92, azadirachtinli (150 mg/ 100 g toprak) toprakta % 0,76; toprak karbonuna eşdeğer ve 2 katı karbon içeren yaprak karıştırılmış toprakta % 1,71 ve % 1,01; aynı şekildeki meyve karıştırılan toprakta ise % 1,77 ve % 0,96 bulunmuştur.İstatistiksel olarak tanıkla toprak+azadirachtin arasında anlamlı bir fark yokken; hem yaprak hem de toprak+azadirachtin ile diğer tüm yaprak ve meyve karıştırılmış topraklar arasında çok önemli bir fark gözlenmiştir (P< 0,001). Bunun yanında yapraklar ile meyveler arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır.
Türkiye'de çevre eğitiminin sosyolojik çözümlemesi
Bu çalışmada çevre, çevre sorunları, çevre eğitimi, çevre sosyolojisi ve çevre eğitiminin sosyolojik bakış açısıyla değerlendirilmesi ele alınmıştır. Çevre eğitimi, çevre sorunlarının azaltılması ve ortadan kaldırılması amacıyla kullanılabilecek en önemli araçlar içerisindedir. Bu eğitim sayesinde çevre bilincine sahip bireyler yetiştirilmesi hedeflenmektedir. Bu özelikleri bakımından çevre eğitimi, çevre bilimi veya diğer ekolojik içerikli eğitimlerden farklılık göstermektedir. Bu çalışmanın amacı ise, çevre eğitiminin öneminin vurgulanarak toplumsal karşılığının belirlenmesidir. Diğer taraftan çevresel sorunlar ve çevresel süreçlerin sosyolojik bir bakış açısıyla ele alınması amaçlanmıştır.
Geleneksel çevre etiği anlayışlarının eleştirisi ve bütüncül bir etik inşâsı: Biyosferik etik
Biyosferi yok oluşun eşiğine sürükleyen çevresel problemlerin kaynağına içkin birçok bilim insanı, aktivist ve filozof görüş bildirmiştir. Ekolojik krizin kaynağı kimilerine göre mevcut kapitalist sisteme, bir başka anlayışa ilişkin olarak ise sanayi devrimi ve nüfus artışı gibi faktörlere bağlanmaktadır. Ekolojik krizle birlikte tüm canlı yaşamı için uygun ortam yok olmaktadır. Hâlbuki insanlık, yerleşik yaşama geçişinden bugüne en uygun ortamı ve insanı arama çabası içerisindedir. Bu arayış, artık yaşamsal bir boyuta ulaşmıştır. Zira kimi alternatif görüşlere göre, içerisinde bulunduğumuz asır kaos ortamı/ yok oluş çağı olarak nitelendirilmektedir. Bu çalışma bir yandan geleneksel çevre etiği anlayışlarını eleştirirken, diğer taraftan insan-doğa ilişkilerini, onto-epistemik manada tin ile logos arasındaki köprüleri kaldırmadan karşılıklı fayda birlikteliğini yeniden inşa etmek istemektedir. Nous-logos diyalektiğini tinden tene yolculuk ekseninde anlamayan kavrayış ekolojik krizin çözümünü, atmosferdeki karbon miktarının azaltılması, az enerji tüketen beyaz eşyalar kullanılması vs. gibi salt mekanik çözümlerde aramaktadır. Hâlbuki bu tarz mekanik, kavrayışa endeksli çözümler, birkaç asırdır süregelen sorunu çözmek yerine, onu daha fazla büyütmektedir. Günümüzde insan-doğa ilişkilerinin daha fazla kriz üretmemesi için mekân-insan ilişkilerinin yeniden inşa temelinde, hatta radikal bir teori-pratik düzlemde dönüştürülmesi elzemdir. Doğa ancak bu yolla fark edilecek ve etik üzerinden bir iletişim sağlanacaktır. Bu araştırmada yerel bir çevre probleminden devasa bir sorunlar yumağı haline dönüşen ekolojik kriz karşısında bütüncül bir Biyosferik Etik fikri öne sürülmüştür.
Manisa ve çevresinin cyclamen türleri üzerine morfolojik, anatomik, palinolojik ve ekolojik bir çalışma
Bu çalışmada, Primulaceae (Çuha çiçeğigiller) familyası içinde yer alan Cyclamen (yersomunu) cinsinin Manisa ve çevresinde yayılış gösteren Cyclamen hederofolium Aiton ve C. persicum Mill. türleri morfolojik, anatomik, palinolojik ve ekolojik yönden incelenmiştir. Morfolojik olarak yapılan çalışma ile arazide yapılan gözlemler ve stereo mikroskoptaki detaylı incelemeler ile tür betimleri genişletilmiştir. Anatomik incelemede, türlere ait gövde ve yaprak enine kesitleri alınarak ışık mikroskobunda incelenmiştir. Türlere ait polenler ışık mikroskobu ve taramalı elekron mikroskobu ile incelenerek palinolojik özellikleri belirlenmiştir. Ekolojik inceleme kapsamında türlerin yetişme alanından alınan toprak örneklerinin analizleri yapılarak, element istekleri belirlenmiştir. Türlerin genel morfolojik karekterler bakımından kolaylıkla ayırt edildiği görülmüştür. Mikromorfolojik incelemeler ile, tohum şekillerinin C. hederifolium türünün dikdörtgensi-yamuk, C. persicum türünün ise, elips şeklinde olduğu tespit edilmiştir. Palinolojik incelemelerle, C. hederifolium ve C. persicum türlerinin polen şekillerinin her iki türde de, sferoidal şekilden oblat şekle kadar, izopolar olduğu, ornemantasyonlarının psilat, skabrat, apertür durumlarının ise trikolpat olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle incelediğimiz türlerin ayrılmasında polen yapılarının kullanılamayacağı sonucuna varılmıştır. Anatomik incelemeler sonunda, C. hederifolium ve C. persicum türlerinin ölçüm değerleri dışında bir farklarının bulunmadığı tespit edilmiştir. Ekolojik bakımdan C. hederifolium ve C. persicum türlerinin ph değerleri hafif alkali, tuzsuz, killi tın, C. hederifolium türünün orta ve çok kireçli, organik madde açısından fakir, orta, yüksek C.persicum türünün ise az kireçli, organik madde bakımından yüksek toprakları tercih ettiği tespit edilmiştir. Çalışmanın sonunda, her iki türün birbirinden kolaylıkla ayırt edilebildiği ve yetişme alanlarının genellikle benzer olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Cyclamen, persicum, hederifolium, Morfoloji, Anatomi, Palinoloji, Ekoloji 2019, 48 sayfa
Sekizinci sınıf EBOB-EKOK konusuyla ilgili öğretilen bilgiden özümsenen bilgiye dönüşümün ekolojik bağlamda incelenmesi
Bireyin bilgiyle olan etkileşimi sonucu bilgi bir dönüşüme uğramaktadır. Üretilen bilimsel bilginin öğrenilecek bilgiye ve okulda öğretilen bilgiden öğrencinin özümsediği bilgiye dönüşüm süreçlerinin nasıl gerçekleştiğini "Didaktiksel Dönüşüm Teorisi"nde [DDT] açıklanmaktadır. DDT'ye göre öğretmenler tarafından sınıf ortamında konuya uygun materyaller kullanılarak öğrenciye sunulan bilgi öğretilen bilgi iken, öğrencinin çalışmalarından oluşan öğrenme ürünleri öğrenilen veya özümsenen bilgidir. Eğitim kurumları, bilginin dönüşümünün gerçekleştiği ortamlardır. Bilginin değişerek taşındığı ve dönüştüğü ortam ise bilginin ekolojisini ifade etmektedir. Bu araştırmanın amacı, sekizinci sınıf EBOB-EKOK konusuyla ilgili öğretilen bilgiden özümsenen bilgiye dönüşümün ekolojik bağlamda incelenmesidir. Araştırma bütüncül çoklu durum çalışması olarak desenlenmiştir. Araştırmada ekolojik bağlam olarak, sosyo-ekonomik düzeyleri ve başarı durumları farklı Hatay'ın Erzin ilçesinden üç devlet ortaokulu (LGS başarı sıralamaları ve sosyo-ekonomik düzeylerine göre) seçilmiştir. Katılımcılar maksimum çeşitlilik örneklemesiyle belirlenmiştir. Araştırmanın katılımcıları, veli izni alınan gönüllü 54 sekizinci sınıf öğrencisi ve üç ortaokuldan sekizinci sınıf öğrencilerinin matematik dersine giren gönüllü 6 matematik öğretmenidir. Araştırmada veriler, öğretilen bilgiden özümsenen bilgiye dönüşümü incelemek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan 15 soruluk EBOK-EKOK akademik başarı testi, görüşme formları ve ders gözlemleri (videolarla) aracılığıyla toplanmıştır. Öğrencilerin akademik başarı testindeki yanıtlar araştırmacı tarafından geliştirilen rubrik ile puanlanarak SPSS programında analiz edilmiştir. Akademik başarı testinden her öğretmenin en yüksek ve en düşük puan alan öğrencileri ile ve öğretmenlerle görüşme yapılmıştır. Araştırmada nitel veriler, tümevarımcı içerik analiziyle çözümlenmiştir. Araştırmanın sonucunda, her üç sosyo-ekonomik düzeydeki okulda düşük gelire sahip velilerin olduğu tespit edilmiştir. Öğretmenlerin öğretilen bilginin sunumunda kullandıkları teknikler karşılaştırıldığında üst SED' deki okuldaki öğretmenlerin soru çözüm stratejilerini sıklıkla kullandıkları, buna karşılık alt SED' deki okuldaki öğretmenlerin çoğunlukla bilgiyi anlamlandırmaya ve konuyla ilgili önemli bilgilere odaklanmaya başvurdukları belirlenmiştir. Yine üst SED'deki okuldaki öğretmenlerin EBOB-EKOK konusundaki kuralları vurgulamadan işlemleri yaptıkları, fakat alt ve orta SED' deki okuldaki öğretmenlerin kuralları vurgulayarak, işlemlerin adımlarını ve amacını açıklayarak soru çözdükleri saptanmıştır. Akademik başarı testinden elde edilen bulgulara göre, SED' den bağımsız olarak öğrencilerin çoğunluğunun kısmen yeterli (2. Düzey) ve yeterli (3. Düzeyde) performans sergiledikleri saptanmıştır. Fakat öğrencilerin hataları incelendiğinde orta SED' deki okuldaki öğrencilerin kavramsal hata, işlemsel hata ve hem kavramsal hem işlemsel hataları daha fazla yaptıkları tespit edilmiştir. Öğrencilerin yaptıkları hataların nedenleri ise dikkatsizlik ve soruyu anlama güçlüğü olarak belirlenmiştir. Bu araştırmanın sonuçlarından faydalanılarak öğretmenler EBOB-EKOK konusuyla ilgili hatalara, hataların kaynaklarına (nedenlerine) ve bu hataları gidermeye yönelik öğretim etkinlikleri tasarlayabilirler. Anahtar kelimeler: Ekolojik bağlam, öğretilen bilgi, özümsenen bilgi
Karabük ili çiçek sineklerinin (Diptera: Syrphidae) fauna ve ekolojisi
Syrphidae örnekleri Haziran- Ağustos 2022 ve Mayıs 2023 tarihleri arasında Karabük ilinden toplanmıştır. Bu çalışmada 38 tür tespit edilmiştir. Bu türlerin 20 tanesi Karabük Syrphidae faunası için ilk kayıttır. Çalışma alanında tespit edilen 38 syrphid türünün kısa bir tanımı ve ekolojileri verilmiştir. Ayrıca türlerin erkeklerine ve dişilerine ait resimler de verilmiştir.
1960'sonrası sanatta bozulan doğa
"1960 Sonrası Sanatta Bozulan Doğa" başlıklı tezimde doğanın içinde bulunduğu tehlikeler incelenecek, iklim değişikliğinin sebep olduğu krizler doğayı ve doğadaki canlı yaşamını nasıl etkilediği eleştirel yönden ele alınacaktır. Doğada oluşan bozulmaların doğanın kendi akışı ve döngüsü içerisinde olmadığı, bozulma kavramının insandan kaynaklı bir odaklanma olduğu anlatılmak istenmiştir. İnsanın sebep olmuş olduğu bozulmalar aynı zamanda doğada dengesizliğe sebep olmaktadır. Doğa ve insanın birlikteliğiyle değişen doğaya yer verilecektir. Plastik atıkların canlılara etkisi çevresel haberler doğrultusunda incelenecektir. Doğa bugün çağdaş sanatta önemli kavramlar arasındadır. Geçmiş yıllarda ve günümüzdeki doğa çokça bahsedilen bir konu olarak bu çalışmanın temelini oluşturacaktır. Bu çalışmada sürekli değişen doğanın ikinci yönü ele alınacaktır.
Uludağ Milli Parkı'ndaki rekreasyonel kullanımların ekosistemin bazı bileşenleri üzerine etkileri
Milli parklar dünyada ve Türkiye'de turizm ve rekreasyon için yüksek kaynak değerlerine sahiptirler. Ancak bu durum milli parkların kaynak değerlerinde (biyolojik çeşitlilik, toprak yapısı, su kaynakları ve rekreasyon olanakları) bozulmalara neden olabilmektedir. Bu rekreasyonel etkileri belirleyen unsurlar ise kullanımın tipi, miktarı, zamanı, alanın özellikleri olarak sıralanmaktadır. Bu çalışmanın amacı rekreasyonel kullanımların tipinin, kullanımın yoğunluğunun, kullanım zamanının bitki örtüsüne ve toprak yapısına olan ekolojik etkilerini belirlemektir. Bu amaçla hem yaz hem de kış aylarında ziyaretçilerine rekreasyonel olanaklar sağlayan, büyük şehirlerin etki alanında bulunan, ziyaretçi sayısı yıllık ortalama 550 000 kişiyi kapsayan ve 1961 yılından beri milli park olan Uludağ Milli Parkı seçilmiştir. Çalışmada Uludağ Milli Parkı içerisindeki beş adet piknik ve kamp alanı ile bir adet turizm gelişim kayak alanı gözlemlenmiştir. Ekolojik etki gözlemleri temel olarak iki farklı şekilde yapılmıştır. İlki eski yıllara ait hava fotoğrafları ile güncel uydu görüntülerinin analizi yapılarak ikincisi ise örnekleme alanlarından alınan bitki örtüsü, toprak özelliklerinin analizleri yapılarak ve oluşturulan gözlem formu alanda doldurulup analizleri yapılarak gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre alandaki uzun yıllara ve son üç yıla ait rekreasyonel kullanımdan kaynaklı etkiler gözlemlenmiştir. Rekreasyonel kullanımın etkisi ile uzun dönemli olarak arazi örtüsündeki değişime bakıldığında bina alanlarının, yol alanlarının ve çıplak toprak alanlarının arttığı, çayırlık alanların azaldığı, ormanlık alanların ise direk olumsuz etkilenmediği sonucuna varılmıştır. Rekreasyonel kullanım alanlarında üç yıl yapılan alan gözlemleri sonucunda çok yoğun kullanılan alanların durumunun kötü olduğu ve üç yıl içerisinde rekreasyonel kullanımlardan orta yoğun kullanılan alanlar kadar etkilenmedikleri tespit edilmiştir. Ancak meydana gelen bu etkilerin alanların genel durumlarında kötüye çevirecek bir değişime yol açmadığı sonucuna varılmıştır. Ekolojik göstergeler üzerinde en fazla kamp aktivitesinin etkili olduğu belirlenmiştir. Rekreasyonel aktivite alanlarında kullanım yoğunluğu artışı bazı ekolojik göstergeleri beklenenden daha fazla olumsuz yönde etkilediği sonucuna varılmıştır. Ayrıca piknik ve kamp alanlarının üç yıl kullanıma kapatılması ile beklenen iyileşme gerçekleşmemiştir.Anahtar sözcükler: Doğal alanlar, Etki, Rekreasyon, Ekoloji, Uludağ Milli Parkı
Ekolojik kent teorisi-Ankara örneği
Cumhuriyet'in kurulması ve Ankara'nın başkent olarak seçilmesi ile birlikte Türkiye'de kentleşme süreci bağlamında adımlar atılmıştır. 1923-1930 yılları arasında Lörcher ve Jansen kent planları ile Ankara kenti planlı bir kent haline getirilmeye çalışılmıştır. 1950'li yılların ardından köyden kente yaşanan yoğun göç kent planlarında tahmin edilen nüfus sayısının çok üzerinde bir rakama ulaşmış ve kent planları işlerliğini kaybetmiştir. Köyden kente yaşanan yoğun göç gecekondulaşma, çarpık kentleşme, trafik, alt yapı sorunları gibi soruların gündeme gelmesine neden olmuştur. Park, Burgess, McKenzie Şikago kentinde yoğunlaşan siyahi göçü incelemiştir1920'li yıllarda yaşanan siyahi göç Şikago'da fiziksel, mimari, sosyal, ekonomik ve kültürel değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur. Şikago kentinde yaşanan bu değişimler Park, Burgess, Mckenzie tarafından incelenmiştir. Yapılan incelemeler ve tespitler sonucunda Ekolojik Kent Teorisi ortaya çıkmıştır. Akademik çalışmada ilk olarak Ekolojik Kent Teorisi ve Ankara'nın özellikle 1923'den sonraki tarihsel, mekansal ve sosyolojik değişimi incelenmiştir. Bu incelemeler neticesinde Şikago'da yaşanan siyahi göç ile 1950'li yıllardan sonra Ankara'ya kırdan kente olan göç karşılaştırılmıştır. İki göç hareketinde hem Şikago'da hem de Ankara'da mekansal, sosyal, ekonomik, fiziksel, kültürel benzer sonuçlara neden olduğu görülmüştür. Bu saptamalar sonucunda Ekolojik Kent Teorisi bağlamında Ankara'nın kentsel gelişimi incelenmiştir. Tezin amacı; Ekolojik Kent Teorisi öğretisiyle Ankara'nın kentleşme sürecinin açıklanmasıdır. 1920'li yıllarda Şikago'ya yaşanan siyahi göç Şikago'da mekânsal, mimari, ekonomik, toplumsal ve kültürel değişimler meydana gelmiştir. 1950'lerden sonra Ankara'da yaşanan yoğun göç dalgası ile Şikago kentinde yaşanan değişim süreçleri incelenerek benzerlikler ve farklılıklar ortaya konulmuştur.
Çağdaş heykel sanatında ekoloji ve kent ekseninde yapay deneyimler
İlk bölümde; tezin kapsamında ekoloji ve alt başlığı olan simbiyotik yaşam biçimleri, tanımları ve terimleri açıklanacaktır. Bu bağlamda, canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle uyumları temelinden hareket edilerek insanın çevresi ile olan uyumu kent hayatı temelinde ele alınacak, yine kent kuramları ve ekoloji referansları ile tartışılacaktır. Ekonomik fayda merkezli üretim biçimlerinin, tüketimi kültürleştirerek dönüştürdüğü insan modelinin ve insanın doğadan öğrendiklerini yoz bir anlayışla yapaylaştırması üzerinde durulacaktır. Bu bağlamda; teknolojik gelişmelerin sosyal, siyasal hayata ve kent yaşamına etkileri, yeni medya araçlarının kitle oluşturma stratejileri temelinde incelenerek, güncel kent yaşamında yapay bir kamusal alan ve sosyal çevre yaratma önerileri gözden geçirilecektir. İkinci bölümde Romantik dönemden başlayan özgürleşme hareketleri; teknolojik, sosyolojik, siyasal, ekonomik gelişmelere bağlı değişkenlerle yapaylık, doğallık bağlamlarında, sanat tarihi içerikli bir kronoloji incelemesiyle tartışılacaktır. Bu bağlamda, çağdaş sanatta disiplinler arası çalışmalar, görsel örneklerle incelenecek ve göstergeleri açıklanacaktır. Üçüncü bölümde çağdaş sanatın kurumsal tarihi, müzecilik, koleksiyonculuk, alternatif üretim biçimleri, kolektif ve sürdürülebilir sanat ekosistemi üzerine tartışmalar yapılacak; konu, sanat yapıtı, sanatçı ve sanat piyasası bağlamlarında incelenecektir. Sonuç bölümünde kent, ekoloji ve teknoloji temelli araştırmalar sonucu ortaya çıkan bireysel ve kolektif üretimlerim, yüksek lisans eğitim sürecinde dahil olduğum etkinlikler, ortaya koyduğum yapıtlar örnek görseller üzerinden açıklanacaktır. Anahtar Kelimeler: Ekoloji, Kent, Yapaylık, Heykel, Çağdaş Sanat