Thiols

61 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik nefropatili hastalarda serum apelin düzeyleri ve tiyol / disülfit dengesi ile albüminüri arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışmada tip 2 diyabet hastalarında apelin, dinamik tiyol / disülfit dengesi ve albüminüri düzeylerinin ölçülmesi, ölçülen parametrelerin karşılaştırarak hastalık patogenezinde oynadığı rolün incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu amaçla çalışmaya 87 tip 2 diyabetes mellitus (DM) tanılı hasta ile cinsiyet ve yaş aralığı eşitlenmiş 24 kişi, sağlıklı kontrol grubu olarak dahil edildi. Tüm bireylerden sabah açlık kanları serum ve plazma tüplerine alındı. Örnekler daha sonra 4000 devirde 10 dk santrifüj edildikten sonra serum ve plazmaları porsiyonlandı ve -80°C saklandı. Plazma örneklerindeki total ve native tiyol testleri Erel ve ark. tarafından geliştirilen kolorimetrik yöntemle çalışıldı. Disülfit düzeyleri hesaplandı. Hemogram ve HbA1c tam kan örneklerinde çalışıldı. Biyokimya parametreleri (Glukoz, BUN, kreatinin, AST, ALT, bikarbonat, sodyum, potasyum, klor, fosfor, alkalen fosfataz, albümin, total protein, ürik asit, spot idrarda albümin ve kreatinin) düzeyleri spektrofotometrik yöntemle otoanalizörde ölçüldü. C-reaktif protein (CRP) düzeyleri nefelometrik yöntemle çalışıldı. Serum parathormon, 25-(OH) vitamin D ve ferritin düzeyleri ölçüldü. Glomerüler filtrasyon hızı (GFH) düzeyleri kreatinin bazlı CKD-EPI formülüne göre hesaplandı. Apelin düzeyleri ise ELİSA yöntemi ile çalışıldı. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edildi ve tartışıldı. Bulgular: Çalışma sonucunda diyabetik hasta grubunda native ve total tiyol düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük bulundu (her ikisi için p=0.001). Buna karşın hesaplanan disülfit düzeyleri hasta ve kontrol grubu arasında benzer olarak bulundu (p=0.182, p=0.119). Serum apelin düzeyleri diyabetik hasta grubunda kontrol grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak daha düşük bulundu (p<0.001). Native tiyol, total tiyol ve apelin düzeyleri ile yaş arasında negatif korelasyon bulundu. Native tiyol, total tiyol, apelin düzeyleri ile glukoz, HbA1c ve albüminüri arasında anlamlı ve negatif yönde yüksek bir korelasyon bulundu. Bunun yanında, native tiyol, total tiyol, apelin düzeyleri ve GFH ile anlamlı ve pozitif yönde yüksek bir korelasyon gösterdi. Disülfit ile yaş ve GFH arasında korelasyon saptanmadı. XI Sonuç: Dinamik tiyol düzeylerinin kolorimetrik ölçümü rutin klinik biyokimya laboratuvarlarında kolayca uygulanabilir olması ve kronik böbrek hastalığı (KBH) olan hastalarda hastalık şiddeti ile ilişkisi nedeniyle bir belirteç olarak hastalığın tanısına ve takibine katkı sağlayabilir. Apelin / APJ sistemi diyabet ve komplikasyonlarının patogenezinde rol oynadığı düşünülmektedir. Bu nedenle, hayvanlarda ve hatta insanlarda daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Dinamik tiyol / disülfit dengesi, Apelin, Diyabetik nefropati, Mikroalbüminüri, Diyabetes mellitus

AlbüminüriApelinDiabetik nefropatiler+3
Ümran Gezici Güneş
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik ayak tanılı hastaların kanlarındaki bazı oksidan ve antioksidan düzeyleri amputasyon açısından bir risk faktörü müdür?

Diyabet; dünya genelinde görülme sıklığı her geçen gün artan ciddi komorbiditeler ve mortalite ile sonuçlanabilen hiperglisemi ile karakterize bir metabolizma bozukluğudur. Diyabetli hastalar için geliştirilen tedavi modaliteleri ile diyabetli hastaların ortalama yaşam süreleri artmaktadır. Bu durum diyabete bağlı komplikasyonların görülme sıklığını da arttırmaktadır. Bu komplikasyonların gelişiminin önlenmesi ve tedavisinin düzenlenmesinin önemi her geçen gün artmaktadır. Diyabete bağlı gelişen komplikasyonlardan önemli birisi de diyabetik ayaktır. Diyabetik ayak; ayakta farklı seviyelerde diyabetik ayak yaralarından başlayarak sonucunda amputasyona kadar ilerleyebilen bir diyabet komplikasyonudur. Diyabetik ayak nontravmatik alt ekstremite amputasyonlarının en sık nedenidir. Diyabetik ayak tanılı hastaların amputasyona gidişindeki risk faktörlerinin belirlenmesi ve amputasyona gidişin önlenmesi konusunda henüz tatmin edici tedavi yöntemleri geliştirilememiştir. Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği ve Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kliniğine başvurup diyabetik ayak tanısı alan hastalardan kan örnekleri alınmıştır. Hastalardan alınan kan örneklerinden önemli bir antioksidan olan tiyol-disülfit ve oksidan mekanizmanın önemli bir göstergesi olan 8-OHdG düzeyleri çalışılmıştır. Ortalama 9,6(6-16) aylık takip sonucunda amputasyona giden hastalar bu parametreler açısından incelenmiştir. Tiyol-disülfit ve 8-OHdG düzeyleri ölçülerek oksidatif ve antioksidatif mekanizmanın amputasyon açısından risk faktörü olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca hastaların yaş, cinsiyet, Wagner seviyesi ile amputasyon arasında ilişki olup olmadığına bakılmıştır. Yaptığımız çalışma sonucunda diyabetik ayak tanılı hastalarda amputasyona gidiş ile 8-OHdG düzeyleri ve tiyol-disülfit düzeyleri arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Amputasyona giden hastaların yaş ortalaması ve Wagner seviyesi gitmeyenlere göre daha yüksek bulunmuştur.Erkek cinsiyette kadınlara göre amputasyon daha fazla görülmüştür. Sonuç olarak antioksidan kapasiteyi değerlendirmek için kullandığımız tiyol-disülfid ve oksidan durumu değerlendirmek için kullanıdığımız 8-OHdG değerleri amputasyon açısından risk faktörü olarak görülmemiştir. Diyabetik ayak tanılı hastalarda amputasyona gidişte oksidatif stres ve antioksidan kapasite arasında ilişki bulunamamıştır.Daha önce tanımlanmış olan nöropati, mikrovasküler bozukluk, kötü glisemik kontrol, yaş, ayak bakımı gibi faktörler amputasyona gidişte daha önemli görünmektedir. Amputasyona gidişi önlemek için bu faktörlerin tedavisi ve hastaların eğitim ve bilinçlendirilmesinin daha faydalı olacağı anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Diyabetik ayak, Amputasyon, Oksidatif stres, Tiyol disülfit, 8-OHdG

8-hidroksi deoksiguanozinAmpütasyonAntioksidanlar+7
Kamil İnce
Gaziantep University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Erkek maraton koşucularında ve tempolu yürüyüş yapan sporcularda egzersiz stres testi ve serum α-CGRP'nin kardiyovasküler stres ve oksidatif stres belirteçleri ile ilişkisi

Fiziksel egzersiz, kardiyorespiratuar zindeliği destekleyen, kardiyovasküler risk faktörlerini olumlu yönde etkileyen yaşam tarzı değişikliğidir. Ağır dayanıklılık egzersizlerinin ise olumlu sağlık etkilerine dair kanıtlar olmasına rağmen, kardiyopulmoner sisteme uygulanan baskı son derece yüksektir. α-CGRP çeşitli kardiyovasküler hastalıklarda kapsamlı bir şekilde incelenmiş ve koruyucu bir etkisinin olduğu desteklenmiştir. Bu çalışmada maraton koşusu gibi ağır dayanıklılık egzersizi yapan bireylerde gelişen biyokimyasal stres belirteçlerinin α CGRP ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya tam mesafeli (42km) mastır maraton koşucuları (n=18), düzenli orta şiddette egzersiz yapan sporcular (n=22) ve düzenli egzersiz yapmayan sedanter (n=19) bireyler dahil edilmiştir. Tüm gönüllülere egzersiz stres testi uygulanıp test öncesi, sonrası ve 2 saat sonrası kan örnekleri alınmıştır. Alınan kan örneklerinde kardiyovasküler risk, kas hasarı, oksidatif stres biyobelirteçleri ile α-CGRP düzeylerine bakılmıştır. Bulgulara göre egzersiz stres testi sonrası tüm gruplarda akut düzeyde α-CGRP ve bazı oksidatif stres parametrelerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı görülmüştür. Maraton koşucularında diğer gruplara kıyasla egzersiz stres testi sonrası PC anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Dinamik Tiyol Disülfit parametreleri maraton grubunda diğer gruplara kıyasla tiyoller lehine anlamlı olarak yüksek bulundu. Kas hasarı parametreleri MM grubunda diğer gruplara kıyasla daha düşük bulundu. Sonuç olarak maraton koşucularında her ne kadar kardiyopulmoner sisteme baskı uygulansa da gelişen kardiyovasküler adaptasyonlar, α-CGRP ve antioksidan tiyol gruplarının artması sonucu, oluşan biyokimyasal risk parametreleri ve oksidatif stresi dengeleyerek kardiyovasküler sistem patofizyolojisinde egzersizin faydaları daha önemli bir rol oynamaktadır.

DisülfitlerEgzersizKalsitonin geniyle ilgili peptid+6
Şeyda Nur Dağlı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anevrizmatik subaraknoid kanama hastalarında tiyol/disülfit, total oksidan seviyesi, total antioksidan seviyesi ve nitrik oksit düzeylerinin beyin omurilik sıvısında ve kanda karşılaştırılması; prospektif, kontrollü çalışma

Bu çalışmada anevrizmatik subaraknoid kanama hastalarında tiyol/disülfit, total oksidan seviyesi(TOS), total antioksidan seviyesi(TAS) ve nitrik oksit (NO) düzeyleri beyin omurilik sıvısında ve kanda eş zamanlı olarak ölçülmüş ve normal bireylerle kaşılaştırılmıştır. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniğinde yatmakta olan, yapılan tetkiklerde anevrizmatik subaraknoid kanama geçirmiş olup ilk 48 saat içerisinde opere edilen 38 hasta çalışma grubuna dahil edilmiştir. Bu hastalardan operasyon sırasında alınan beyin omurilik sıvısı(BOS) ve kan numuneleri çalışma grubunu oluşturmuştur. Kontrol grubunu ise Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi ameliyathanesinde diğer yönlerden ek hastalığı olmayan, spinal anestezi alarak opere olan hastalar oluşturmuş (n=40) ve spinal anestezi işlemi sırasında alınan kan ve BOS numuneleri çalışmamızda kullanılmıştır. Çalışmada her iki grup hastanın TAS, TOS, oksidatif stres indeksi (OSİ), doğal tiyol, total tiyol ve disülfid düzeyleri, doğal tiyol/total tiyol oranı, dinamik disülfit/total tiyol oranı, dinamik disülfid/doğal tiyol oranları ile NO düzeyleri kan ve BOS numunelerinde ölçülerek karşılaştırılmıştır. Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında çalışma grubunda serumunda TAS'ın azaldığı (P=0.0143), TOS'un (P=0.6264) ve OSİ'nin anlamlı olarak değişmediği (P=0.8388) saptanmıştır. Çalışma grubunda doğal tiyol(P<0.0001) ve total tiyol(P=0.0014 ) düzeyleri düşerken, disülfid düzeyleri(P<0.0001) belirgin olarak artmıştır. Hasta serumunda doğal tiyol/total tiyol oranı azalırken(P<0.0001), dinamik disülfit/total tiyol oranı(P<0.0001) ve dinamik disülfid/doğal tiyol oranı(P<0.0001) belirgin olarak yükselmiştir. Hasta serum NO düzeyleri de anlamlı olarak artmıştır(P<0.0001). BOS'da ise ölçülen parametrelerin tamamında anlamlı bir değişiklik saptanmamıştır(P>0.05). Çalışmamız bu parametrelerin eş zamanlı olarak kan ve BOS numunelerinde çalışılmış olması açısından özgündür. Sonuçta, hastaların serumunda oksidatif stresin ve NO düzeylerinin arttığı saptanmıştır. Subaraknoid kanama nedeni ile ortaya çıkan erken doku hasarın mekanizmasının anlaşılması ve buna bağlı gelişen diğer komplikasyonları önlemede oksidatif stres belirteçlerinin rolü hakkında literatüre katkıda bulunacağını umuyoruz.

AnevrizmaAntioksidanlarDisülfitler+7
Nebi Taş
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Crohn hastalarında oksidatif ve nitrozatif stresin araştırılması

Crohn Hastalığı, ağızdan anüse kadar tüm gastrointestinal sistemi etkileyebilen, atlamalı tutulum ile karakterize, relaps ve remisyonlarla seyreden bir inflamatuar barsak hastalığıdır. Crohn hastalığı gelişiminde; barsak mikrobiyomundaki değişiklikler, intestinal mukozadaki bozulmalar ve genetik faktörler sorumlu tutulmaktadır. Ayrıca oksidatif stresin hastalığı karakterize eden doku hasarına ve fibrozisine önemli bir katkı yaptığı düşünülmektedir. Crohn hastalarında artan reaktif oksijen türlerininseviyeleri ile azalmış antioksidan savunma arasındaki dengesizlik ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı; dinamik tiyol/disülfit homeostazının, glutatyonun, glutatyon peroksidazın, miyeloperoksidazın, 3-nitrotirozin ve nitrik oksitinCrohn hastalığı patofizyolojisine olası katkılarını belirlemek ve değerlendirmektir. 01.06.2021 ile 30.10.2022 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalına başvurmuş ve Crohn hastalığı ile takipli 38 remisyondave 38 yeni tanılı aktif hasta olmak üzere toplam 76 hasta prospektif olarak çalışmaya alındı.Çalışmaya alınan tüm hastaların yaş, cinsiyet, sigara öyküsü, hastalık yaşı, sigara içme durumu, takiplerde rutin olarak bakılan tam kan sayımı ve biyokimyasal parametreler ile oksidatif stres ve nitrozatif stres markerları kayıt altına alındı. NO, MPO, 3-NT, doğal tiyol, total tiyol, doğal/total tiyol, disülfit/doğal tiyol, disülfit/total tiyol markerları aktif hastalık, remisyon grubu ve kontrol grubu arasında karşılaştırıldı. Hem aktif hastalık grubunda hem de remisyon grubunda glutatyon ve glutatyon peroksidaz enzim aktivite düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulunmuştur (p<0.001). Nitrozatif stres markerlarından olan nitrik oksit düzeyi aktif hastalık ve remisyon grubunda anlamlı yüksek bulunmuştur(p<0.001). Miyeloperoksidaz enzimi ve 3-nitrotirozin düzeyleri ise her iki grupta da anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<0.001). Tiyol/disülfit homeostazının göstergelerinden olan doğal tiyol, total tiyol düzeyi ve doğal /total tiyol oranı sadece aktif hastalık grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük tespit edilmiştir(sırasıyla p<0.001, p<0.01 ve p<0.001). Disülfit düzeyi, disülfit/doğal tiyol ve disülfit/total tiyol oranları ise aktif hastalık grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksek tespit edilmiştir (sırasıylap<0.01, p<0.001 ve p<0.001). ÇalışmamızdaCrohn Hastalığı'nda oksidatif stres özellikle aktif hastalık döneminde artmış olup tiyol/disülfit mekanizması oksidasyon lehine bozulmuştur. Aktif hastalık grubunda; antioksidan düzeylerinde azalma, oksidatif stres belirteçlerinde artış olması bizlere bu sonuçların hastalardaki yüksek düzey inflamasyona bağlı olabileceğini göstermiştir. Ayrıca nitrozatif stres belirteçlerinin her birinde farklı sonuçların ortaya çıkması bu konu ile ilgili daha kapsamlı randomize kontrollü çalışmalar yapılması gerektiğini düşündürmüştür.

Crohn hastalığıDisülfitlerGastrointestinal hastalıklar+7
Ancel Aysun Bağdaş
Gaziantep University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Migrenli hastalarda YKL-40/kitinaz 3 benzeri protein 1 ile tiyol-disülfit homeostazının araştırılması

Migren hastalığı, yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen en sık rastlanan baş ağrısı türüdür. Bu klinik araştırmada, YKL-40 ve tiyol-disülfit homeostazi parametrelerini auralı ve aurasız migren hastalarının serumlarında ölçerek, hastalığın şiddeti ve seyri arasında ilişkili olup olmadığını araştırmayı hedefledik. 4 auralı, 37 aurasız migrenli hasta ve 40 gönüllü sağlıklı birey çalışmaya dahil edilmiştir. Ölçülen parametrelerden YKL 40, Disülfit, Total tiyol ölçümleri kontrole göre anlamlı derecede düşük bulunurken, ölçülen Natif tiyol, Disülfit/Ntiyol, Disülfit/Total tiyol, Ntiyol/Total tiyol değerleri hasta ve kontrol grubunun karşılaştırılması sonucunda gruplar arasında herhangi bir anlamlı bir fark bulunamamıştır. Aynı zamanda her gruptaki parametreler arasında da önemli negatif ve pozitif korelasyonlar tespit edildi.

AğrıBaş ağrısıBaş ağrısı bozuklukları+5
Firdevs Emekli
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rinoplasti olgularında TİVA (total intravenöz anestezi) ve inhalasyon anestezisinin tiyol/disülfit dengesi üzerine etkisinin araştırılması

Giriş ve Amaç: Total intravenöz anestezi (TİVA) ve inhalasyon anestezisi anestezi idamesi için tercih edilebilen iki anestezi yöntemidir. Sevofluran ve propofol bu yöntemlerde sıklıkla kullanılan ilaçlardır. Bu çalışma kontrollü hipotansif anestezi uygulanan hastalarda sevofluran kullanılan inhalasyon anestezisinin ve propofol kullanılan TİVA'nın oksidatif stres üzerindeki etkilerini araştırmayı ve karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Gereç ve yöntem: Çalışmamız elektif rinoplasti operasyonu geçirecek 18-55 yaş arasında, ASA skoru 1 olan hastalarda yapılacak randomize kontrollü prospektif bir çalışma olarak planlandı. Çalışmamıza 62 hasta dahil edildi. Sigara, alkol, ilaç kullanımı öyküsü bulunan, Vücut Kitle İndeksi (VKİ)>30 olan hastalar, vaka sırasında tansiyon değerleri, üst üste 3 ölçümde belirlenen hedefler dışında kalan olgular çalışma dışı bırakıldı. Standart anestezi indüksiyonu uygulanan tüm hastalarımıza Bispektral İndeks (BİS) ve Train of Four (TOF) monitörizasyonu yapıldı. Kapalı zarf yöntemiyle iki gruba ayrılan hastaların bir grubuna TİVA (Grup 1, n=30) ile anestezi idamesi sağlanırken diğer grupta inhalasyon anestezisi (Grup 2, n=32) yöntemi kullanıldı. Her iki grupta da tansiyon hedefi OAB 50-65 mmHg aralığında olacak şekilde belirlendi. Hastalardan indüksiyon öncesinde ve indüksiyon sonrası 5, 30, 60 ve 120. dakikalarda TAS, TOS, Katalaz, Myeloperoksidaz, Total Tiyol, Native Tiyol ve Disülfit parametreleri ölçülmek üzere kan alındı ve saklandı. Hastaların hemodinamik verileri (KAH, SKB, DKB, OAB, SpO2) ve BİS değerleri 5 dakika aralıklarda kaydedildi. Cerrahi bitiminden ekstübasyona kadar geçen süre ekstübasyon süresi olarak kaydedildi. Cerrahi bitiminde cerrahi alan görüşü ve memnuniyet değerlendirmesi sırasıyla Boezaart Skorlaması ve cerraha sunulan anketle yapıldı. Hastalar derlenme ünitesinde 30 dakika boyunca takip edildi; numerik ağrı skorları ve bulantı-kusma skorları kaydedildi. Bulgular: Her iki grubun demografik verileri (yaş, cinsiyet, VKİ), cerrahi ve anestezi süreleri, BİS değerleri ve indüksiyon öncesi hemodinamik ve biyokimyasal parametreleri arasında fark saptanmadı. Grup 2'nin ekstübasyon süresi ve ek opioid kullanım ihtiyacı Grup 1'den istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Grupların Boezaart Skorlaması ve cerrahi memnuniyet değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı. Her iki grupta da TAS, TOS, OSİ, Katalaz, Myeloperoksidaz, Total Tiyol, Native Tiyol, Disülfit, Disülfit/Total Tiyol, Disülfit/Native Tiyol değerleri başlangıç değerlerine kıyasla azaldı. Değerlendirilen parametrelerde tüm zamanlarda her iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: Kontrollü hipotansiyon uygulanan rinoplasti olgularında propofol kullanılan TİVA'nın ve sevofluran kullanılan inhalasyon anestezisinin, cerrahinin sebep olduğu oksidatif stresten koruyucu etkiye sahip olduğu, her iki yöntem arasında birbirine üstünlük oluşturacak anlamlı bir fark olmadığı sonucuna vardık. Ancak bu konuda daha büyük hasta gruplarında yapılacak randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: TİVA, inhalasyon, sevofluran, propofol, oksidatif stres, tiyol-disülfit

Anestezi-inhalasyonAnestezi-intravenözBurun+6
Zeynep Nur İncekara
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromlu kadın hastalarda plazma ürotensin ıı seviyesi ve tiyol / disülfid homeostazisi

Fibromiyalji sendromu (FMS) etyolojisi tam olarak belli olmayan kas ağrıları, baş ağrısı, yorgunluk, ödem, uyku düzensizlikleri ile karakterize kronik kas ve iskelet sistem hastalığıdır. Ürotensin II (U-II), bilinen en güçlü vazokonstriktör ajan olup peptid yapısındadır. Birçok akut ve kronik hastalığın patofiyoljisinde rol oynar. Li ve ark. 2017 yılında ratlarda yapmış olduğu çalışmada spesifik U-II antagonistlerinin JNK / NF-κB yolunu baskılayarak nöropatik ağrıyı önlediğini göstermiştir. Literatüre bakıldığında ise FMS ve U-II ilişkisi üzerine henüz bir çalışma bulunmamaktadır. FMS etyopatogenezinde oksidatif stresin rolü tartışmalıdır. Tiyol-disülfit dönüşümü metabolizmada antioksidan/oksidan dengesinin çok hassas bir göstergesidir. Dinamik tiyol/disülfid homeostazis ölçümü Erel ve Neselioğlu tarafından 2014 yılında geliştirilen yeni otomatize yöntem ile kolaylaşmıştır. Bizim çalışmamızda FMS etyopatogenezinin aydınlatılmasına katkıda bulunmak için plazma U-II seviyesi ve tiyol/disülfid homeostazisin incelenmesi amaçlanmıştır. Amacımız doğrultusunda çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Polikiniğinde yeni tanı almış ve henüz ilaç tedavisi başlanmamış 42 FMS'li kadın hasta ile yaş ve cinsiyet uyumlu 42 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Her hasta bireye fibromyalji etki anketi, hamilton depresyon ve anksiyete ölçeği uygulanmıştır. U-II seviyesi ELISA yöntemi ve tiyol/disülfid homeostazis parametreleri yeni geliştirilen spektrofotometrik yöntem ile otoanalizörde ölçülmüştür. Çalışmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 24.0 paket programı ile yapılmıştır. Çalışmamızda FMS'li hastalarda U-II ve disülfid seviyeleri ile disülfid/native tiyol ve disülfid/total tiyol oranlarını sağlıklı kontrollere göre yüksek, total tiyol ve native tiyol seviyeleri ile native tiyol/total tiyol oranı ise daha düşük bulduk fakat istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuç olarak çalışma bulgularımız göstermişdir ki; U-II'nin FMS etyopatogenezinde yeri olup olmadığını tam olarak anlamak için özellikle santral teorileri baz alan geniş çaplı insan çalışmalarına ve yeni hayvan deneylerine ihtiyaç vardır. Ayrıca çalışmamızda FMS'li hastalarda oksidatif yöne eğilimli bir durum saptanmış olup ancak anlamlı düzeyde olmayan bu yüksekliğin etyolojide primer rol oynayan etkenlerden biri olduğunu söylemek için erken olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar sözcükler: Fibromyalji sendromu, Ürotensin II, Tiyol /Disülfid Homeostazisi.

DisülfitlerFibromiyaljiKadınlar+3
Maıs Alharırı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntrauterin gelişme geriliği ile komplike olmuş gebeliklerde maternal serumda oksidatif stres ve Ürotensin 2 seviyeleri

Amaç: Daha önce yapılan çalışmalarda intrauterin gelişme geriliği (İUGG) ile komplike olmuş gebeliklerde oksidatif dengenin bozulduğuna dikkat çekilmiştir. Ürotensin 2 (U-II) peptidi ise yapılmış çalışmalarda etyolojisinde oksidatif ve immünolojik mekanizmaların rol oynadığı birçok hastalıkta rolü olduğu gösterilmiş bir peptiddir. Bu çalışmada İUGG olan gebelerde U-II ile oksidan/antioksidan sistem parametrelerini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine başvuran İUGG tanısı alan 36 gebe ile İUGG tanısı almayan 36 sağlıklı gebe çalışmaya dahil edildi. Serum total antioksidan seviye (TAS), total oksidan seviye (TOS), tiyol-disülfid düzeyleri, U-II ölçümü ve OSİ hesaplanması Gaziantep Üniversitesi biyokimya laboratuarında yapıldı. Bulgular: Çalışmamızda İUGG bulunan grupla sağlıklı gebe kontrol grubu arasında total antioksidan seviye (TAS), total oksidan seviye (TOS), oksidatif stres indeksi (OSİ), nativ tiyol, total tiyol, disülfid, disülfid/nativ tiyol, disülfid/total tiyol, nativ tiyol/total tiyol ve UII değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. İUGG bulunan grupta TOS ile total tiyol seviyeleri arasında pozitif yönde doğrusal bir ilişki (p=0.021, r= 0.384), kontrol grubunda da OSİ ile total tiyol değerleri arasında pozitif yönde doğrusal bir ilişki gözledik (p= 0.049, r= 0.330). Bulduğumuz bir diğer ilişki İUGG li grupta disülfid düzeyleriyle doğum yapılan gebelik haftaları arasında negatif yönde bir ilişkiydi (p= 0.027, r= 0.369). Sonuç: Sonuç olarak, idiopatik İUGG ile komplike olmuş gebelerin serumlarında ölçülen oksidan/antioksidan sistem parametreleri ve UT-II düzeyleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında herhangi anlamlı bir fark bulamadık. IUGG' de oksidatif stresin rolünü araştırmak üzere plasental, maternal ve fetal oksidatif stresin birlikte değerlendirildiği daha geniş çaplı araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: İntrauterin gelişme geriliği, oksidatif stres, tiyol-disülfid, ürotensin 2.

DisülfitlerFetal gelişme geriliğiGebelik+4
Esra Çelik
Gaziantep University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Akut immun trombositopenili çocuklarda plazma tiyol/disülfit düzeylerinin araştırılması

Oksidatif stres, immün trombositopeninin (İTP) patogenezinde rol oynayabilir, ancak dinamik tiyol / disülfit homeostazının rolü henüz araştırılmamıştır. Bu çalışmanın amacı akut İTP'li çocuklarda tiyol/disülfit homeostazında bir değişiklik olup olmadığını değerlendirmektir. Bu çalışmaya yaş ve cinsiyetlerine göre ayrılan toplam akut İTP'li 40 çocuk ve sağlıklı 50 çocuk dahil edildi. Serum total tiyol ve doğal tiyol seviyeleri yeni bir otomatik spektrofotometrik yöntemle ölçüldü. Dinamik disülfit bağları ve ilgili oranlar bu değerlerden hesaplanmıştır. Hasta grubunun ortalama total tiyol ve doğal tiyol seviyeleri, kontrol düzeylerinden anlamlı derecede düşük bulundu (P<0.01). Bununla birlikte, 1 g/kg/gün ile intravenöz immünoglobulin (İVİG) tedavisi bu azalmaları önledi. İTP hastalarında hafif derecede disülfit seviyesi anlamlı olmayan bir şekilde azalmakla birlikte, İVİG tedavisinden sonra iyileşti. Disülfit / total tiyol, disülfit / doğal tiyol ve gruplar arasında doğal tiyol / total tiyol oranlarında belirgin değişiklikler saptanmadı. Bu sonuçlar, tiyol / disülfit homeostazının, İTP patogenezinde rol oynadığını gösteren ilk örnektir ve İVİG tedavisi, çocuklarda tiyol düzeylerindeki azalmayı önleyebilir. Anahtar sözcükler: İmmün trombositopeni, çocukluk çağı, tiyol, disülfit, oksidatif stres

DisülfitlerOksidatif stresPlazma+4
Husam Beyazıt
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Beyaz şarap üretiminde Metschnikowia pulcherrima mayasının saf ve karışık kültür fermantasyonunun aroma ve tiol bileşikleri üzerine etkisi

Bu çalışmada Denizli'nin Güney ilçesi Sauvignon Blanc üzümünden Metschnikowia pulcherrima (Mp) ve Saccharomyces cerevisiae (Sc) mayalarının saf ve karışık kültürü (Mp+Sc) kullanılarak beyaz şarap üretilmiş, bu şarapların uçucu tiol ve aroma bileşikleri belirlenmiş, kullanılan mayaların şarapların kalitesi üzerine etkisi araştırılmıştır. Şarapların uçucu tiol bileşikleri analizi 4,4′-ditiodipiridin (DTDP) türevlendirme ajanı kullanılarak LC-MS/MS tekniği ve dış standart yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Şarapların aroma maddelerinin ekstraksiyonu katı faz ekstraksiyon (SPE) yöntemi ile, tanımlanması ve miktarının tespiti ise GC-MS-FID tekniği ile gerçekleştirilmiştir. S. cerevisiae'nın 4 MMP bileşiğini (17.8 ng/L), karışık kültür fermantasyonunun 3MH ve 3MHA bileşiklerini (sırasıyla 1111.2 ng/L ve 344.1 ng/L) diğerlerine göre daha yüksek miktarlarda oluşturduğu belirlenmiştir. Mp, Sc ve Mp+Sc şaraplarında 39 adet aroma bileşiği tanımlanmış, bunların miktarları sırası ile 173 mg/L, 176 mg/L, 184 mg/L olarak belirlenmiştir. Saf M. pulcherrima yüksek alkol bileşiklerini, karışık kültür fermantasyonu ise ester ve uçucu asit bileşiklerini diğerlerine göre daha yüksek miktarda oluşturmuştur. M. pulcherrima ve S. cerevisiae karışık kültür fermantasyonunun diğer iki saf kültür fermantasyonuna göre uçucu tiol ve aroma konsantrasyonunu arttırdığı ve şarap üretiminde uygulanabilir olduğu sonucuna varılmıştır.

AromaBeyaz şarapKütle spektrometri+3
Abdullah Özonur
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Akut solunum yetmezliği olan yoğun bakım hastalarında dinamik tiyol disülfit homeostazının araştırılması

Tiyoller, sülfür ve karbon atomundan oluşan, sülfhidril grubu (-SH) içeren merkaptan grubundan antioksidan ajanlardır. Oksidatif stresin arttığı durumlarda reaktif oksijen moleküllerinin nötralizasyonunda kullanıldıklarından tiyol seviyeleri düşmektedir. Bu çalışmada, başta pnömoni olmak üzere solunum yetmezliğine neden olabilen enfeksiyon ya da inflamatuar nedenli hastalıkların patogenezinde rolü bulunan total oksidan durumunun bir belirteci olarak tiyol ve disülfit kan seviyelerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan parsiyel arteriyel oksijen basıncı (PaO2)<60 mmHg veya parsiyel arteriyel karbondioksit basıncı (PaCO2)>45 mmHg olan 98 hasta (58 erkek, 40 kadın) ve 98 sağlıklı (59 erkek, 39 kadın) gönüllü dahil edilmiştir. Total tiyol, doğal tiyol ve disülfit seviyeleri spektrofotometrik yöntem ile ölçülmüştür. Hasta grubunun total tiyol (270±99.81) doğal tiyol (203.90±103.41) ve disülfit (33.10±12.42) seviyeleri, kontrol grubunun total tiyol (423.62±70.3), doğal tiyol (307.13±57.73) ve disülfit (58.24±27.21) seviyelerinden anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0.001). Doğal tiyol/total tiyol, disülfit /total tiyol ve disülfit/doğal tiyol oranlarında hasta grubu ile kontrol grubu arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Çalışma ile akut solunum yetmezliği hastalarında otomatik, hızlı ve ucuz bir yöntemle tiyol ve disülfit kan seviyelerinin ya da tiyol/disülfit oranlarının ölçülmesinin prognostik bir test olarak kullanılarak yoğun bakım ünitelerinde solunum yetmezliği hastalarının tanı ve takibinde yol gösterici olabileceği gösterilmiştir.

DisülfitlerHomeostazOksidatif stres+6
Zeynep Pınar Apaydın
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Aort kapak sklerozlu hastalarda oksidan/antioksidan status ve oksidatif DNA hasarının araştırılması

Aort kapak sklerozu (AKS), aort kapak hareketlerinde kısıtlanma olmamasına karşın aort kapağının kalınlaşması ve kalsifikasyonu olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada, AKS'lı hastaların serum tiyol/disülfit homeostazı, total antioksidan durumu (TAS), total oksidan durumu (TOS) ve 8-OH deoksiguanozin (8-OHdG) seviyelerini ölçmek ve hastalık şiddeti ile ilişkili olup olmadığı araştırmayı amaçladık. AKS'li 40 hasta ve 40 sağlıklı birey çalışmaya dahil edildi. AKS grubunda, TAS, TOS, OSI, Ntiyol, Ttiyol, disülfit, disülfit/Ntiyol, disülfit/Ttiyol ve 8-OHdG düzeyleri kontrol grubunun değerlerine göre anlamlı derecede düşük olduğu tespit edildi. Bununla birlikte, Ntitol/ Ttiyol düzeyleri kontrol grubundan istatistiksel olarak daha yüksek bulundu. Sonuç olarak, elde ettiğimiz sonuçlar, artmış oksidan stresin aort kapak sklerozunun başlangıcında ve ilerlemesinde önemli bir nokta olabileceğini düşündürmektedir. Bu nedenle, tedaviye antioksidanların eklenmesi, tiyol/disülfid dengesinin geri kazanılması, aort kapak stenozunun yavaşlatılması veya hatta durdurulması için yeni terapötik hedeflere ışık tutabilir.

AntioksidanlarAortDNA hasarı+6
Arzu Yücel
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı kronik böbrek hastalarının serumlarında YKL-40/kitinaz 3 benzeri protein 1 ile tiyol-disülfit homeostazının araştırılması

Kronik böbrek hastalığı (KBH), son dönem böbrek yetmezliğine (SDBY) de ilerleyebilen, geri dönüşümsüz böbrek hasarı ile ilgili bir durumu ifade eder. Bu çalışmada, insan kitinaz-3 benzeri Protein 1 (YKL-40), oksidan/antioksidan statüsü ve tiyol-disülfit homeostazi parametrelerini çocukluk çağı kronik böbrek hastalarının serumlarında ölçmek ve hastalığın şiddeti arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmayı amaçladık. 25 periton diyaliz (PD) hastası, 10 hemodiyaliz (HD) hastası ve 25 kompanse kronik böbrek hastası (KBH) ile 20 sağlıklı birey kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edildi. Ölçülen parametrelerden Kreatinin, GFH, total oksidan statüsü (TOS), total antioksidan statüsü (TAS), oksidatif stres indeksi (OSI), Natif tiyol (Ntiyol), total tiyol (Ttiyol), Disülfit, Disülfit/Ntiyol, Disülfit/Ttiyol, Ntiyol/Ttiyol ve YKL-40 değerleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunurken, Ntiyol, Ttiyol, Disülfit ve YKL-40 seviyeleri ise önemli derecede daha düşük olduğu bulundu (p<0.05). Ayrıca her bir gruptaki parametreler arasında da önemli negatif ve pozitif korelasyonlar tespit edildi. Sonuçlarımız hasta gruplarında oksidan durumun arttığı, uygulanan tedavinin yanında antioksidan maddelerin ilavesinin faydalı olacağını düşündürmektedir.

BöbrekBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+6
Melek Sena Tarakçıoğlu
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Wilson hastalarında plazma tiyol/disülfit düzeylerinin araştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ. Wilson hastalığı (WH), bakır birikimi sonucu karaciğerde ve sonunda beyinde toksisiteye neden olan, otozomal resesif geçişli bakır metabolizması bozukluğudur. Oksidatif stres, WH'nın patogenezinde rol oynayabilir, ancak dinamik tiyol/disülfit homeostazının ve nitrozatif stresin rolleri bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı, Wilson hastalarında tiyol/disülfit homeostazında ve nitrozatif streste değişiklik olup olmadığını değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM. WH'ı olan toplam 50 hasta (42'si ilaç tedavisi altında ve 8 yeni teşhis edilmiş ve ilaç tedavisi görmemiş hasta) ve yaş ve cinsiyet uyumlu 50 sağlıklı kontrol bu çalışmaya dahil edildi. Serum toplam tiyol ve doğal tiyol seviyeleri spektrofotometrik bir yöntemle ölçüldü. Dinamik disülfür bağlarının miktarı ve ilgili oranlar bu değerlerden hesaplandı. Serum nitrik oksit (NO) ve 3-nitrotirozin (3-NT) seviyeleri sırasıyla kemilüminesans ve ELISA testleri kullanılarak tespit edildi. BULGULAR. Tedavi altında olan WH grubunda ortalama doğal tiyol seviyeleri, kontrollere göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05). Gruplar arasında toplam tiyol, disülfit, disülfit/toplam tiyol, disülfit/doğal tiyol veya doğal tiyol/toplam tiyol oranlarında belirgin bir değişiklik tespit edilmedi. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, yeni tanı WH grubunda NO düzeylerinde ve yeni tanı ve tedavi altında olan WH gruplarında ila 3-NT düzeylerinde belirgin yükselmeler bulundu (sırasıyla, p <0.05, p <0.01). SONUÇ. Sonuçlarımız tiyol/disülfit homeostazının ve nitrozatif stresin WH patogenezinde rolü olabileceğini düşündürmüştür.

DisülfitlerHepatolentiküler dejenerasyonNitrik oksit+1
Emine Melis Yücel
Gaziantep University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Obez hastalarda diyet, egzersiz ve antiobezite ilaç uygulamalarının oksidan stres ve antioksidan savunma mekanizmaları üzerindeki etkileri

Obez hastalar üzerinde yapılan çalışmalarda vücutta oksidatif stres belirteçlerinin arttığı ve antioksidan savunma enzimlerinde azalma olduğu gösterilmiştir. Oksidatif stres, hücrelerin lipit, protein, DNA, karbonhidratlar gibi önemli bileşiklerine etki ederek yapılarının bozulmalarına neden olurlar.Diyet ve egzersiz uygulamalarının yanı sıra, obezitenin tedavisine yönelik olarak geliştirilmiş Orlistat ve Sibutramin adlı iki ilaç bulunmaktadır. Orlistat, gastrik ve pankreatik lipazı irreversible inhibe eder. Sibutramin ise, serotonin ve noradrenalinin sinir uçlarından re-uptake'ini inhibe eder.Bu çalışmada obez hastalarda diyet, egzersiz ve antiobezite ilaç uygulamalarının oksidatif stres ve antioksidan savunma mekanizmaları üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmamıza bu amaçla, VKİ>33 kg/m2 olan 21 obez kadın hasta ile 7 sağlıklı gönüllü kontrol alındı. Hastalar üç tedavi protokolüne ayrıldı: Protokol I'de düşük kalorili diyet+egzersiz, Protokol II'de düşük kalorili diyet+egzersiz+Sibutramin, Protokol III' de düşük kalorili diyet+egzersiz+Orlistat tedavileri uygulandı. Başlangıç ve 3 aylık tedavi sonrasında bu uygulamaların serum oksidatif stres, antioksidan savunma sistemi parametreleri, VKİ ve lipid profilleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, serum trigliserit, total kolesterol, LDL, HDL, malondialdehit, total tiyol, total hidroperoksit, total antioksidan kapasite (FRAP), vitamin A, vitamin E, vitamin C ve plazma 3-nitrotirozin seviyeleri ölçüldü.Genel olarak obezlerde, vitamin düzeylerinin ve protein oksidasyonunun kontrollere göre yüksek olduğu bulunmuştur. Tedavi sonrasında tüm gruplarda vitamin değerleri azalarak kontrol grubu değerlerine yaklaşmıştır. Diyet+egzersiz grubunda tedavi sonrasında oksidatif stres belirteçlerinden T-HP değerinin yükseldiği bulunmuştur. Sibutramin tedavisinden sonra, 3-NT düzeyleri düşmüş, T-HP düzeyleri ise artmıştır. Orlistat tedavisinden sonra ise MDA ve T-HP seviyeleri artmıştır.

AntioksidanlarEgzersizHiperoksi+5
Ayfer Bolga Avşaroğlu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Helikobakter pylori pozitif non-ülser dispepsili hastalarda eradikasyon tedavisinin serum tiyol/disülfit düzeylerine etkisi

Amaç: Fonksiyonel veya non-ülser dispepsi (NÜD),semptomları açıklayacak kesin yapısal veya biyokimyasal nedeni olmayan epigastrik bölgeye lokalize tekrarlayan veya sürekli karın ağrısı ve rahatsızlık durumudur.Dispepsi etyolojisinde visseral algılamada anormallikler, motor disfonksiyon, asid sekresyonu, psikolojik stres, kişilik yapısı, çevresel faktörler (diyet, sigara, sosyo-ekonomik durum) ve Helikobakter pylori (Hp)infeksiyonu gibi multifaktöriyel durumlar yer almaktadır. Etyolojik sebeplerden biri olarak kabul edilenHp'nin dispepside yeri ve etkisi hakkında kesin bir karar yoktur.Bununla birlikte Hpsaptanan dispepsi hastalarında eradikasyon tedavisi önerilmektedir.Helikobakter pylori , gastrik mukozada yerleşerek kronik inflamatuvar bir yanıta yol açmaktadır. Bu inflamasyon neticesinde gastrik mukozada oksıdoreduksiyon dengesi etkilenmektedir. Çalışmamızın amacı Hp pozitif NÜD'lülerdetiyol-disülfit seviyelerini ve bunun eradikasyon tedavisi başarısıyla ilişkisini araştırmaktır. Materyal-Metod:Bu çalışmaya Mart 2019 ile Aralık 2019 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Polikliniğinde ayaktan takipli, endoskopi yapılan, NÜD'li 73'ü erkek, 71'ı kadın toplam 144 hasta (yaş ortalaması 36,3±12.8) prospektif olarak alındı. Endoskopik biyopsinin histopatolojik incelemesindeki Hpvarlığısonuçlarına göre bu hastalar Hppozitif veya Hp negatif NÜD olmak üzere iki gruba ayrıldı. Çalışmaya alınan hastaların başlangıç ve tedavi sonrası serum doğal tiyol (sNT), serum toplam tiyol (sTT) ve serumdisülfid seviyesi (sD) düzeyleri Erel ve Neselioglu tarafından geliştirilen yöntem kullanılarak değerlendirildi. Bulgular:Çalışmaya alınan 92'si Hp pozitif, 52'si Hp negatif NÜD'li hasta grubu karşılaştırıldığında yaşve cinsiyet bakımından anlamlıbir fark yoktu. Histopatolojik olarak inflamasyon derecesi (p<0,001), nötrofil aktivitesi (p<0,001) ve atrofi varlığı (p=0,041) Hp pozitif grupta anlamlı derecede yüksek saptandı. Helikobakter pylori eradikasyon tedavi başarısı % 93 (52/56 hasta) idi. Helikobakter pylori pozitif ve negatif dispepsili hastaların başlangıç tiyol-disülfit düzeyleri arasında fark saptanmadı. Histopatolojik olarak atrofi varlığı ile sNT (R= -0.214, p= 0.010) ve sTT (R= -0.189, p= 0.024) arasında negatif korelasyon saptandı. Tedavinin başarılı olduğu grupta eradikasyon sonrası sNT, sTT ve sD düzeylerindeki değişiklikler istatistiksel açıdan anlamlı idi (p=0.003, p=0.018, p=0.04). Sonuç:Çalışmamızda Hp eradikasyonunun, tiyol azalması ve disülfit artışı şeklindeki hücre redoks dengesindeki bozulmayı, tiyol artışı ve dısulfit azalması şeklinde tersine çevirerek oksidatif stresi azalttığı görülmüştür. Tiyol ve disülfit düzeyleri midede atrofi varlığını tahmin etmede ucuz, basit, yararlı biyokimyasal bir markır olabilir. H.Pylori pozitif NUD hastalarında eradikasyon tedavisinin yanısıra antioksidan ajanların kullanımı oksidatif stres ve klinik yanıtta ek yararlar sağlayabilir.

AntioksidanlarDispepsiDisülfitler+3
Nihat Aslan
Dicle University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tiyol-disülfit dengesi ve okside-redükte glutatyon dengelerinin inme sonrası hastalık şiddeti ve klinik prognoz ile ilişkisi

Amaç İnme, tüm ölümlerin ve Yeti Yitimine Ayarlanmış Yaşam Yılının (DALY) dünyadaki en yaygın sebepleri arasında yer alır. İnme patofizyoloji ve inme sonrası klinik ile oksidatif stres (OS) arasında bilinen yakın bir ilişki mevcuttur. Moleküllerde bulunan tiyol (sülfidril, SH) grupları önemli antioksidan özellik gösterirler. Tiyol-disülfit homeostazis sistemleri, SH düzeyleri ile antioksidan kapasiteyi ve disülfit (SS) formu ile oksidatif durumu gösteren hücre dışı ve hücre içinde önemli oksidatif stres belirteçlerindendir. Bu çalışmada; subakut inme hastalarının klinik durumları ile hücre dışı tiyol-disülfit (SH-SS) ve hücre içi okside-redükte glutatyon (GSSG-GSH) dengelerinin ilişkisi ve hastalardaki bu dengelerin sağlıklı gönüllerle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca rehabilitasyon programının bu oksidatif stres belirteçleri ve klinik veriler üzerindeki etkisi ve bu oksidatif stres parametrelerinin klinik prognoz üzerindeki öngörücü değeri de değerlendirildi. Gereç ve Yöntem Prospektif gözlemsel araştırma olarak tasarlanan bu çalışmada ilk defa inme geçiren ve ilk kez rehabilitasyon tedavisi amacıyla hastaneye kabul edilen subakut inmeli hastalar ve sağlıklı gönüllüler (kontrol grubu) dahil edildi. Hastaların klinik durumları, tedavi öncesi ve 4 haftalık rehabilitasyon programı sonrası taburculuk sırasında National Institues Of Healt Stroke Scale Scores (NIHSS), modifiye Rankin Skalası (mRS) ve Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi (BI) ile değerlendirildi. Kontrol grubundan ve hasta grubundan tedavi öncesi ve taburculuk sırasında alınan serum örneklerinden, SH-SS dengesi parametreleri olan SH, Total SH, SS ve SS/SH yüzde oranı, alınan tam kan örneklerinden GSSG-GSH dengesi parametreleri olan GSH, Total GSH, GSSG ve GSSG/GSH yüzde oranı değerleri belirlendi. Bulgular Çalışmaya 42 hasta ve 35 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Hasta ve kontrol grupları arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Hasta grubunda, tedavi öncesi ve taburculuk sırasında SH ve GSH değerleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük (her ikisi için p<0,05); SS, GSSG, SS/SH yüzde oranı ve GSSG/GSH yüzde oranları anlamlı olarak yüksekti (hepsi için p<0,05). Rehabilitasyon programı sonrasında öncesine göre SH, GSH ve BI değerlerinde anlamlı yükselme; SS, GSSG, SS/SH yüzde oranı, GSSG/GSH yüzde oranları, NIHSS ve mRS değerlerinde anlamlı düşme saptandı (hepsi için p<0,05). Tedavi öncesi SS/SH ve GSSG/GSH yüzde oranları ile tedavi öncesi ve sonrası NIHSS ve mRS skorları arasında pozitif, tedavi öncesi ve sonrası BI skorları arasında negatif korelasyon saptandı (hepsi için p<0,05). SH ve GSH düzeylerindeki artış ile NIHSS skorlarındaki düşüş ve BI skorlarındaki artış arasında anlamlı korelasyon saptandı (hepsi için p<0,05). Sonuç Bu çalışmada subakut inme hastalarında, hücre dışı SH-SS ve hücre içi GSSG-GSH denge parametrelerinin oksidatif tarafa doğru kaydığını ve bu durumun NIHSS, BI ve mRS skorları ile belirlenen daha kötü klinik ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Ayrıca bu dengelerin rehabilitasyon programı ile antioksidan tarafına doğru düzelme sağladığı ve bu durumla paralel olarak klinik değerlendirme skorlarında da düzelme olduğu gösterildi. Bu dengelerdeki parametlerin, subakut inme hastalarında, klinik prognozu belirlemek açısından potansiyel yararlı belirteçler olabileceği sonucuna varılmıştır. Bu dengelerdeki antioksidan kapasitelerin artması ile klinik verilerdeki düzelme arasında ilişki saptanmış olması nedeni ile; N-asetil sistein, lipoik asit gibi tiyol grubu içeren molekül takviyelerinin inme hastalarında potansiyel olarak daha iyi klinik sonuçlar elde edilmesinin sağlanmasına katkısı olabileceği sonucuna varılmıştır.

DisülfitlerGlütatyonHastalık şiddeti indeksi+5
Tuğba Alışık
Bolu Abant İzzet Baysal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nazal polipli hastalarda dinamik tiyol / disülfid homeostazı ve sigaranın homeostaz parametreleri üzerine etkileri

Amaç: Bu çalışmanın amacı nazal polipli hastalarda bir oksidatif stres belirteci olarak dinamik tiyol/disülfid homeostazı ve nazal polipli hastalarda sigaranın homeostaz parametreleri üzerine etkilerini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza nazal polipli 40 hasta ve 36 sağlıklı gönüllü birey dahil edildi. Hasta grubu kendi içerisinde 20'si sigara içen ve 20'si sigara içmeyen hasta olarak 2 gruba ayrıldı. Tüm katılımcıların serum örneklerinde tiyol-disülfit homeostazisi parametreleri Erel ve Neşelioğlu tarafından geliştirilen yeni otomatik ölçme yöntemi ile analiz edildi ve gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Tiyol/disülfid homeostazına ilişkin her bir parametre native tiyol (SH), total tiyol (ToSH), disülfid (SS), SS/SH%, SH/ToSH% ve SS/ToSH% ayrı ayrı değerlendirildi. Gruplar arasında tiyol-disülfid dengesine ilişkin belirteçler bakımından belirgin anlamlı farklılıklar saptandı. Nazal polipli hastalarda Total Tiyol (ToSH) µmol/L (p=0,005; p<0,01), Nativ Tiyol (SH) µmol/L (p=0,001; p<0,01) ve SH/ToSH % seviyeleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük bulunurken, Disülfid (SS) (p=0,001; p<0,01), SS/NT % (p=0,001; p<0,01) ve SS/ToSH % seviyeleri ise kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu. (p=0,001; p<0,01) Sonuç: Tiyol/ disülfid homeostazının nazal polipli hastalarda native tiyol oksidasyonunun bir sonucu olarak disülfid oluşumuna doğru kaydığı gösterilmiştir. Tiyol/disülfid homeostazı parametreleri nazal polipte yeni oksidatif stres belirteçleri olarak kullanılabilir. Nazal polip tedavisinde antioksidan tedavi eklemenin ne kadar etkili olabileceği, tedavi modalitelerini değiştirip değiştirmeyeceğini, cerrahinin mutlak üstünlüğünü kırıp kıramayacağını öğrenmek için daha geniş klinik çalışma ve gözleme ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Nazal polip, Oksidatif stres, Tiyol/disülfid homeostazı

DisülfitlerHomeostazNazal polipler+4
Tuğba Bayatkara
Bolu Abant İzzet Baysal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda alt ekstremite iskemi/reperfüzyon hasarında Karvakrol'ün etkilerinin araştırılması

Ratlarda Alt Ekstremite İskemi/reperfüzyon Hasarında Karvakrol'ün Etkilerinin Araştırılması Amaç: Akut ekstremite iskemisi ciddi morbidite ve mortaliteye neden olan klinik bir problemdir. Yapılan çalışmalar karvakrolün antioksidan, antibakteriyel, antifungal, antikanser, antiinflamatuvar, hepatoprotektif, spazmolitik ve vazorelaksan dâhil olmak üzere çeşitli biyolojik ve farmakolojik özelliklere sahip olduğunu göstermektedir. Çalışmamızda femoral iskemi reperfüzyon hasarında karvakrolün Total Oksidan Seviye(TOS), Total Antioksidan Seviye(TAS), ve Tiyol Disülfit Homeostazı (TDH) üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada toplam 36 adet Spraque Dawley cinsi erkek rat kullanıldı ve her grupta 6 hayvan olmak üzere 6 grup (Kontrol, İskemi-reperfüzyon, Karvakrol, DMSO, Heparin ve Heparin+karvakrol) oluşturuldu. Kontrol grubu hariç hayvanlar 90/10 mg/kg ketamine/ksilazine im uygulama ile anesteziye alındıktan sonra lastik teyp ile 60 dk. sol femoral iskemi oluşturuldu. Reperfüzyon için 60 dk. bekletildi. Reperfüzyon aşamasında karvakrol verilen gruplara 0,01mL (5mg/kg) ip karvakrol heparin verilen gruplara ise 0,1mg/;kg enoxaparin sc verildi. Reperfüzyon sonrası intrakardiyak 5ml alınan kanda ELİSA ile TAS, TOS, Tiyol Disülfit Seviyelerine, FİR yapılan alp ekstremite caput femoris hizasından ekarte edilerek hematoksilen eozine boyama ile hücre apopitozisi, kas liflerinin düzensizliği, hemoraji ve inflamatuar hücre artışı yönünden değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda biyokimyasal ve histopatolojik olarak bakıldığında TAS, TOS, Tiyol Disülfit Seviyesi artmış, dejenerasyon, hücrelerde ayrışma, inflamasyon ve konjesyon bulguları azalmış olarak verilerimiz anlamlı çıkmış olup literatür bulguları ile uyuşmaktadır. Disorganizasyon, hemoraji ve nekroz bulguları istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda karvakrolün iskemi reperfüzyon hasarında olumlu yönde etkilerinin olduğu kanaatine varılmıştır. Bu bulgularımızın tüm etkilerinin ortaya çıkartılması ve pratikte de uygulanabilmesi için daha fazla deneysel ve klinik araştırmaya gereksinim vardır.

Alt ekstremiteAntioksidanlarDisülfitler+7
Osman Ünal
Bolu Abant İzzet Baysal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Etilen glikolle indüklenmiş nefrolitiyazisli ratlarda morus nigra ekstresinin taş oluşumunda koruyucu etkinliği

Amaç: Ülkemizde ve dünyada taş hastalığından korunmada birçok bitkisel ürün kullanılmaktadır. Bu bitkisel ürünlerin faydalı olup olmadığı bilimsel çalışmalarla ortaya konulmalıdır. M. nigra içerdiği fenoller ve flavonoidler sayesinde antioksidan etkinliği oldukça yüksek bir meyvedir. Çalışmanın amacı M. nigra'nın taş oluşumunda koruyucu etkinliği olup olmadığını potasyum sitratla karşılaştırarak araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Deney Hayvanları Uygulama ve Araştırma Merkezi'nden temin edilen 28 adet erişkin Wistar tipi rat dört gruba ayrıldı. I. Grup kontrol grubu olarak sadece su ile, II. Grup %0,75'lik etilen glikol ile, III. Grup %0,75'lik etilen glikol ve rat başına 0,4 mEq/gün potasyum sitrat ile, IV. Grup %0,75'lik etilen glikol ve rat başına 800 mg/kg/gün M. nigra ekstresi ile 28 gün boyunca labaratuvar şartlarında oral gavaj yoluyla beslendi. Ratlar 28 günün sonunda 24 saatlik idrar toplanması amacıyla metabolik kafeslere alındı. Sonrasında ratlar sakrifiye edilerek serumda Üre, Cr, Na, Ca, Mg, K, Cl, Total Tiyol, Nativ Tiyol, Disülfit ve idrarda kristal, lökosit, pH değerleri çalışıldı. Böbrek dokularının histolojik kesitlerinde kristal yapıları incelendi. Bulgular: Etilen glikol grubunda (40±6,33 µmol/L) disülfit seviyesi potasyum sitrat grubuna (32,17±4,48 µmol/L) göre anlamlı derecede yüksekti (p=0,04). Disülfit değerleri M. nigra grubunda (37,67±6,09 µmol/L) etilen glikol grubuna göre anlamlı fark olmasa da daha düşüktü. İdrar kristal yoğunluğu M. nigra grubunda [289 (19-340) n/µL], etilen glikol grubuna [1099 (507-1178) n/µL] göre istatistiksel olarak anlamlı seviyede daha düşüktü (p=0,016). Sonuç: M. nigra'nın idrarda ve böbrek patoloji kesitlerinde kristal yoğunluğunu anlamlı derecede azalttığı, antioksidatif etkinliği sayesinde serum analizinde oksidatif parametrelerde düşüş sağladığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Morus nigra, Nefrolitiyazis, Kristalizasyon, Böbrek Taşı, Tiyol-Disülfit, Potasyum Sitrat

Böbrek taşlarıDisülfitlerEtilen glikoller+7
Muhammet Demir
Bolu Abant İzzet Baysal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromlu olgularda tiyol/disülfit düzeylerinin oksidatif stres ve klinik parametrelerle ilişkisi

Fibromiyalji Sendromu (FMS), yaygın vücut ağrısı, yorgunluk, uyku bozukluğu, kognitif fonksiyonlarda bozulma ve anksiyete ile seyreden kronik bir sendrom olarak tanımlanmaktadır. FMS etyolojisinde rol oynayan reaktif oksijen türleri (ROS) mekanizmaları üzerinde birçok çalışma vardır ama fibromyaljide oksidatif stresin rolü hala tartışmalıdır. Önemli bir antioksidan olan tiyoller, oksidan moleküller ile oksidasyon reaksiyonlarına girerek, disülfit bağları oluştururlar. Dinamik thiol/disülfit dengesi, detoksifikasyonda, antioksidan korumada, sinyal iletiminde, apopitozda, enzimatik aktivitenin ve transkripsiyon faktörlerinin düzenlenmesinde ve hücresel sinyal mekanizmalarında çok önemli rollere sahiptir. Biz bu çalışmada, FMS etiyopatogenezinde ve klinik süreçte rol alabileceğini düşündüğümüz thiol/disülfit düzeylerinin oksidatif stres ve klinik parametrelerle ilişkisini incelemeyi amaçladık. Çalışmaya, 2013 ACR Fibromyalji Tanı Kriterlerini karşılayan 48 fibromiyalji hastası ve 38 sağlıklı gönüllü alındı. Hastaların değerlendirilmesinde; WBC (Beyaz Küre Sayısı), Sedimantasyon, CRP (C-Reaktif Protein), VAS-Ağrı, VAS-Yorgunluk, FIQ (Fibromiyalji Etki Anketi), BDÖ (Beck depresyon ölçeği), BAÖ (Beck anksiyete ölçeği), SF-36 (Kısa Form-36), PUKİ (Pittsburgh uyku kalite indeksi), SLANSS (Self-Leeds nöropatik belirti ve bulgu değerlendirmesi), FSFI (Kadın Cinsel İşlev Ölçeği), kullanıldı. Serum NT (Nativ Tiyol), TT (Total Tiyol), TAS (Total Antioksidan Stres) ve TOS (Total Oksidan Stres) düzeyleri enzyme-linked immunosorbent assay (ELİSA) ile ölçüldü. Disülfit (D); TT (Total Tiyol) ile NT (Nativ Tiyol) arasındaki farkın yarısı olarak hesaplandı. OSİ (Oksidatif Stres İndeksi), TOS/TAS olarak hesaplandı. Çıkan sonuçlardan NT/TT, D/NT ve D/TT oranları hesaplandı. FMS'li hasta grubu ile kontrol grubu arasında nativ tiyol, total tiyol, disülfit düzeyleri, nativ tiyol/total tiyol, disülfit/nativ tiyol, disülfit/total tiyol oranları, TAS, TOS ve OSİ düzeyleri açısndan anlamlı fark saptanmadı. Çalışmamızda NT ile CRP arasında ve disülfit ile VAS-ağrı skoru arasında negatif korelasyon saptandı. Hastaların NT, TT, disülfit düzeyleri, NT/TT, D/NT, D/TT oranları ile TAS, TOS, OSİ, WBC, sedimantasyon, hassas nokta sayısı, şikayet süresi, VAS-yorgunluk, FIQ, BDÖ, BAÖ, iii SF-36 total skoru, SF-36 alt parametreleri, PUKİ, S-LANSS, FSFI arasında bir korelasyon saptanmadı. Sonuç olarak; fibromiyalji sendromlu olgularda tiyol/disülfit dengesinin, oksidatif stres ve klinik parametrelerle ilişkisini araştırdık. Çalışmamızda hasta ve kontrol grubu arasında tiyol/disülfit dengesi parametreleri, TAS, TOS, OSI değerleri açısından istatiksel anlamlı fark saptamadık. NT ile CRP ve disülfit ile VAS-ağrı skoru arasında korlasyon izlendi. Diğer tiyol/disülfit dengesi ile klinik ve laboratuvar parametreleri arasında korelasyon izlenmedi. Çalışmamızda FMS'li hastalarda oksidatif stresin artmadığını bulduk. Tiyol/disülfit ve oksidatif stres parametrelerinin, FMS etiyopatogenezinde ve klinik süreçte rolünün anlaşılması için geniş katılımlı daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.

AntioksidanlarDisülfitlerFibromiyalji+3
Bilal Aktekin
Dicle University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artritli hastalarda tiyol/disülfit düzeylerinin oksidatif stres ve klinik parametreler ile ilişkisi

Romatoid artrit (RA); etyolojisi tam belli olmayan, kronik, inflamatuar ve multisistemik bir hastalıktır. Reaktif oksijen sisteminde pro-inflamatuar faktörlerin artması ile oksidatif homeostazda bir dengesizlik meydana gelir ve bu durum oksidatif stresin oluşmasında güçlü rol oynar. Önemli bir antioksidan olan tiyoller, oksidan moleküller ile oksidasyon reaksiyonlarına girerek, disülfit bağları oluştururlar. Detoksifikasyon, sinyal yollarının düzenlenmesi, apoptoz ve enzimatik reaksiyonların düzenlenmesi için dinamik tiyol/disülfit homeostasisi gereklidir. Bizde bu çalışmada romatoid artritli hastalarda tiyol/disülfit düzeylerininin oksidatif stres ve klinik parametreler ile ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmaya, 2010 ACR/EULAR Romatoid Artrit Sınıflandırma Kriterleri'ni karşılayan 93 hasta ve 30 sağlıklı gönüllü alındı. Hastaların değerlendirilmesinde; WBC (Beyaz Küre Sayısı), Sedimantasyon, CRP (C-Reaktif Protein), HAQ (Stanford Sağlık Değerlendirme Anketi) ve SF-36 (Kısa Form-36) formları kullanıldı. Serum NT (Nativ Tiyol), TT (Total Tiyol), TAS (Total Antioksidan Stres) ve TOS (Total Oksidan Stres) düzeyleri enzyme-linked immunosorbent assay (ELİSA) ile ölçüldü. Disülfit (D); TT (Total Tiyol) ile NT (Nativ Tiyol) arasındaki farkın yarısı olarak hesaplandı. OSİ (Oksidatif Stres İndeksi), TOS/TAS olarak hesaplandı. Çıkan sonuçlardan NT/TT, D/NT ve D/TT oranları hesaplandı. RA hastalarında, kontrollere kıyasla NT, TT, disülfit ve TAS değerleri anlamlı derecede düşük çıktı (p<0.05). OSİ oranı sağlıklı kontrollere kıyasla RA hastalarında anlamlılığa yakın derecede yüksek çıkmıştır (p: 0.05). Hastalarda DAS-28 hastalık aktivite skoru ile NT ve DAS-28 hastalık aktivite skoru ile TT düzeyi arasında anlamlı ters korelasyon saptandı (p<0.05). Hastaların NT, TT, disülfit düzeyleri, NT/TT, D/NT, D/TT oranları ile TAS, TOS, OSİ ve SF-36 Total değerleri arasında herhangi bir korelasyon saptanmadı. Hastaların NT, NT/TT, TT ile sedimantasyon arasında anlamlı ters korelasyon saptanmış iken; D/NT, D/TT ile sedimantasyon arasında anlamlı pozitif korelasyon saptandı (p<0.05). RA hastalarının HAQ skorları ile D/TT, D/NT oranları arasında anlamlı pozitif korelasyon; HAQ skorları ile NT/TT oranı arasında anlamlı ters korelasyon tespit edildi. Sonuç olarak; romatoid artritte Tiyol/Disülfit dengesinin, oksidatif stres ve klinik parametrelerle ilişkisini araştırdık. Çalışmamızda sedimantasyon, CRP, WBC, NT, TT, Disülfit, TAS ve OSİ değerlerinde hasta ve kontrol grubu arasında istatiksel açıdan anlamlı fark saptadık. Tiyol/Disülfit dengesinde bazı klinik ve laboratuvar parametreler arasında korelasyon izlendi. Bu parametrelerin, romatoid artrit patogenezinde, klinik seyirinde ve takibinde kullanılıp daha iyi anlaşılması için geniş katılımlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Nativ Tiyol, Total Tiyol, Disülfit, Romatiod artrit, TAS (Total Antioksidan Stres), TOS (Total Oksidan Stres), OSİ (Oksidatif Stres İndeksi)

AntioksidanlarArtritArtrit-romatoid+4
Hüseyin Işık
Dicle University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bipolar bozuklukta thiol disülfid dengesi

Amaç: Bu çalışmamızdaki amacımız poliklinikten başvuran veya yatarak takip edilen Bipolar bozukluk tanısı olan hastalarda, hastalık patolojisiyle ilgili olabileceğini düşündüğümüz serum total tiyol, nativ tiyol, dinamik disülfid düzeyleri ile nativ tiyol/total tiyol, disülfid/total tiyol ve disülfid/nativ tiyol oranları ile hastalığın manik, depresif veya ötimik duygudurum dönemleri arasında sağlıklı kontrol grubuna göre fark olup olmadığını araştırmaktır. Çalışmamız bipolar bozukluğun depresyon dönemindeki hastalarda tiyol disülfid dengesini inceleyen ilk çalışmadır. Gereç ve Yöntem: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalına 2017 Kasım ile 2018 Kasım ayları arasında başvuran 18-65 yaşları arasında DSM- 5 ölçütlerine göre Bipolar bozukluk I tanısı almış ve tedavi gören 120 hasta ile 80 sağlıklı kontrol grubu aydınlatılmış onamları alındıktan sonra çalışmaya dahil edildi. 4 grup oluşturuldu. Grup 1: bipolar bozukluk depresif dönemde olan 40 hasta, Grup 2: bipolar bozukluk ötimik dönemde olan 40 hasta, Grup 3: bipolar bozukluk manik dönemde olan 40 hasta ve Grup 4: 80 sağlıklı gönüllü(kontrol grubu) çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalara; Onam Formu, Sosyodemografik Veri Formu, Young Mani Değerlendirme Ölçeği, Montgomery ve Asberg Depresyon Ölçeği, Klinik Global İzlem Ölçeği(KGI) uygulandı. Verilerin analizinde SPSS 19. 0 istatistik paket programı kullanıldı. Bulgular: Çalışmamızda hastaların sosyodemografik verileri incelendiğinde yaş, cinsiyet, eğitim, sigara kullanımının tüm gruplarda birbirine yakın olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptandı (p>0.05). Gruplar arasında çalışma durumu istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Grup 1 ve 3 hastalarında işlevselliğin Grup 2 hastalarına göre daha fazla bozulduğu saptandı. Gruplar arasında sigara kullanımı açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Dört gruptaki hastaların T_Tiyol, N_Tiyol, Dinamik Disülfid, N_Tiyol/T_Tiyol, Disülfid/T_Tiyol ve Disülfid/N_Tiyol değerlerinin karşılaştırılması sonucu Grup1, Grup2 ve Grup 3'te T_Tiyol, N_Tiyol, Dinamik Disülfid değerlerinin Grup 4'e göre düşük olduğu gözlenmiş olup anlamlı farklılık saptanmıştır(p<0,05). Sonuçlar: Mani, depresyon ve ötimi dönemindeki grupların tümünde nativ tiyol, total tiyol ve dinamik disülfid seviyeleri sağlıklı kontrollerden daha düşüktü. Mani, depresyon ve ötimi dönemindeki hastalar arasında nativ tiyol seviyeleri, total tiyol seviyeleri ve disülfid seviyeleri açısından anlamlı farklılık saptanmadı. Disülfid/N_Tiyol, N_Tiyol/T_Tiyol ve Disülfid/T_Tiyol oranları tüm gruplar arasında istatistiksel olarak benzer bulundu. Anahtar sözcükler: Bipolar bozukluk, oksidatif stres, tiyol, disülfid, tiyol/disülfid dengesi

Bipolar bozuklukDisülfitlerOksidatif stres+1
Ali Baytar
Dicle University
2019
00

Related subjects