Arthroscopy
68 theses under this subject heading
İzole lunatum kistlerinin skafolunat ligament lezyonları ile ilişkisi
Lunatumun intraosseoz ganglion kistleri genellikle asemptomatik olarak görülür fakat semptomatik olduğunda kronik el bileği ağrısının nadir nedenlerindendir. Skafolunat ligament komşuluğunda olan bu kistlerin standart tedavisi açık tekniklerle yapılan küretaj ve grefonajdır. Bu teknikler ameliyat sonrasında sertlik, vasküler bozulmalarla sonuç verebilmektedir. Artroskopik teknikler bu komplikasyonların önlenmesinde daha güvenilir bir tercihtir. Bu çalışmada lunatumdaki intraosseoz ganglion kisti nedeniyle artroskopik küretaj grefonaj yapılan hastaların fonksiyonel sonuçlarını ve skafolunat ligament hasarı birlikteliğini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmamız retrospektif bir çalışmadır. Lunatumda izole intraosseoz kist görülen, artroskopik olarak küretaj ve grefonaj uygulanan 18 hasta çalışmaya alındı. Bu hastaların ameliyat öncesinde ve sonrasındaki eklem hareket açıklıkları, Modifiye Mayo el bileği skorları, VAS skorları ve kavrama gücü kaydedildi. Hastalar ortalama 25 ay (18-52) takip edildi. skafolunat ligament hasarı olan hastalara artroskopik dorsal kapsülodez uygulandı. Çalışmaya katılan hastaların 15'inde skafolunat ligament lezyonu olduğu görüldü ve tedavi edildi. Ameliyat öncesine göre Modifiye el bileği skorlarında, VAS skorlarında ve kavrama gücünde anlamlı iyileşme olduğu görüldü. Eklem hareket açıklıklarının anlamlı olarak değişmediği görüldü. Hastaların tamamı iyileşti ve nüks görülmedi. Herhangi bir komplikasyonla karşılaşmadık. Sonuç olarak, gelişen artroskopik tekniklerle lunatumdaki intraosseoz ganglion kistlerinin tedavisi tatmin edici gözükmektedir. Ayrıca skafolunat ligament lezyonlarıyla birlikte görülebileceği ve aynı seansta tedavi edilebileceği akılda tutulmalıdır.
Rotator manşet yırtığı cerrahisi geçiren bireylerde deltoid kasının santral nöromüsküler etkileniminin, omuz fonksiyonel düzeyinin ve psikolojik faktörlerin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, unilateral artroskopik rotator manşet cerrahisi sonrası deltoidin uyarılabilirliği değerlendirilerek inhisbiyon durumu ve omuz fonksiyonel düzeyi incelendi. Çalışmaya, rotator manşet cerrahisi geçirmiş (>6 ay) 30-65 yaş aralığındaki (54,00±4,85 yıl) 21 birey ile 21 sağlıklı birey (50,19± 7,61 yıl) katıldı. Transkraniyal manyetik stimülasyon (TMS) ile motor uyarılmış potansiyel (MUP) belirlendi. Deltoid kasının kortikal eksitibilitesini değerlendiren İstirahat Motor Eşik (İME), Aktif Motor Eşik (AME), Kortikal Sessiz Periyot (KSP) kaydedildi. Omuz fonksiyonel düzeyinin değerlendirmesi için Amerikan Omuz ve Dirsek Cerrahları anketi (ASES) kullanıldı. Depresyon, anksiyete ve stres düzeyinin ölçülmesi için Depresyon, Anksiyete, Stres-21 Ölçeği (DASS-21); psikolojik sağlamlık düzeyi ise Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (CD-RISC) ile değerlendirildi. Çalışmanın sonuçları, rotator manşet cerrahisi geçiren bireylerde deltoid kasının eksitabilitesinin etkilendiği ve omuz fonksiyonel düzeyinin de sağlıklı bireylerden farklı olduğunu gösterdi (p<0,001). Ayrıca, psikolojik faktörlerin omuz fonksiyonel düzeyi ile doğrudan ilişkili olduğu belirlendi (r=0,508; p<0,001). Rotator manşet cerraisi sonrası deltoid kasının eksitabilite değişimi ile psikolojik faktörlerin fonksiyonellikle ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda rehabilitasyon sürecine bütüncül bir bakış açısı getirilmesi gerektiği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Rotator Manşet Yırtığı, Transkraniyal Manyetik Stimulasyon, Psikolojik Sağlamlık, Fonksiyonel Düzey Bu yüksek lisans tezi, Hacettepe Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi'nin Katılımlı Araştırma Projesi kapsamında 20542 nolu TUK-2023-20542 proje kodu ile desteklenmiştir.
Artroskopik omuz cerrahisi yapılan hastalarda biseps tendon patolojilerinin klinik ve radyolojik etkinliği
Amaç: Bu çalışmanın amacı, artroskopik cerrahi yöntem ile ameliyat edilen hastalardaki biseps tendon patolojilerine bağlı yapılan tenotominin ağrı ve fonksiyonel sonuçlar üzerine etkisinin araştırılması ve manyetik rezonans görüntülemenin (MRG) güvenilirliğinin belirlenmesidir. Materyal ve Metod: Bu çalışmada, Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde 2022-2023 tarihleri arasında artroskopik omuz cerrahisi yapılan ve kontrollerde takip edilen 41 hastanın ameliyat sonrası omuz fonksiyonları incelendi. Hastalar izole tendiniti olan ve olmayan olarak iki gruba ayrıldı; gruplar tenotomi yapılan ve yapılmayan olarak iki gruba daha ayrıldı. Toplamda 23 hastaya biseps tenotomisi uygulanırken, 18 hastaya tenotomi uygulanmadı. Hastaların MRG bilgileri, sosyo-demografik bilgileri (sosyo-demografik form), omuz eklem hareket açıklıkları, ağrı durumu vizüel analog skala (VAS) skoru ile, fonksiyonel durumu Amerikan Omuz ve Dirsek Cerrahları skoru (ASES), Constant skoru, omuz ağrı ve disabilite indeksi (SPADI), kol-omuz-el sorunları anketi (DASH), Oxford omuz skoru ile; sağlık durumu sağlık ölçütü anketi (SF-36) ile hem ameliyat öncesi hem de ameliyat sonrası 2.aydaki kontrolleri yapılarak kayda alındı. Biseps tenotomisi yapılan hastalarda ameliyat sonrası Popeye bulgusunun gelişip gelişmediği değerlendirildi. Ameliyat öncesi MRG ile ameliyat sırasında artroskopi görüntüleri karşılaştırılarak MRG'nin güvenilirliği değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 41 hastadan 15'i erkek, 26'sı kadındı. Ortalama yaş 53,29'du ve 26 hasta sağ koldan 15 hasta sol koldan ameliyat edildi. Tüm gruplarda cinsiyet ve ameliyat tarafı açısından istatiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi (p>0,05). 15 hastada MRG uyumlu değildi ve 15 hastada ameliyat sonrası Popeye deformitesi gelişti. İzole tendinti mevcut olan grupta tenotomi yapılanların, tenotomi yapılmayanlara göre istatiksel olarak VAS ve SPADI indeksinde anlamlı düzelme görüldü (p<0,05). Tüm gruplarda kendi içinde bakıldığında, omuz ağrısı ve fonksiyonları açısından ameliyat sonrasında istatiksel olarak anlamlı bir düzelme saptandı (p<0,05). Sonuç: İzole tendiniti olan ve biseps tenotomisi yapılan hastaların; ağrı ve fonksiyonel açıdan iyileşmeleri tenotomi yapılmayan hastalara göre daha üstün olduğu saptandı. MRG'nin %36,58 hastada biseps tendinitini atladığı ve güvenilirliğinin düşük olduğu görüldü. Anahtar Kelime: Biseps Tendonu, Biseps Tendiniti, Biseps Tenotomi, MRG, omuz artroskopisi
Femoroasetabular impingement sendromlu hastalarda artroskopik cerrahi sonrası fizyoterapi ve rehabilitasyon programının etkinliği
Bu çalışma, Femoroasetabular İmpingement Sendromu(FAİ)olan hastaları ağrı,kas kuvveti, eklem hareket açıklığı ve kalça fonksiyonları yönünden değerlendirmek ve bu hastalar için kalça artroskopisi sonrası fizyoterapi ve rehabilitasyon programının etkinliğini objektif olarak belirlemek amacıyla toplam 24 hasta üzerinde gerçekleştirilmiştir. FAİ tanısı ile artroskopik cerrahi işlem uygulanmış hastalar, basit rasgele yöntemle Tedavi Grubu ve Ev Programı Grubu olmak üzere 12'şer kişilik iki gruba ayrılmıştır. Tedavi Grubu'ndaki hastaların 4'ü kadın, 8'i erkek olup yaş ortalamaları 39,25±8,05 yıldır(32-54yıl).Ev Programı Grubu'ndaki hastaların 6'sı kadın, 6'sı erkek olup yaş ortalamaları 36,33±7,46 yıldır(24-51 yıl).Her iki gruba aynı ev egzersiz programı verilmiş, Tedavi Grubu'na ek olarak haftada 2 gün 6 hafta süreyle fizyoterapist tarafından aktif rehabilitasyon uygulanmıştır. Tüm hastalar, cerrahi öncesinde ve cerrahi sonrası 6. hafta ve 6. ay takiplerinde, ağrı, normal eklem hareketleri, kas kuvveti, kas kısalıkları ve kalça fonksiyonları açısından değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar hem grup içi, hem de gruplar arası karşılaştırılmıştır.Cerrahi sonrası 6. ayda yapılan değerlendirmede cerrahi öncesi döneme göre, her iki grubun tüm parametreler açısından gelişme gösterdiği (p<0,01), ancak cerrahi sonrası 6. haftada yapılan değerlendirmede sadece Tedavi Grubunda ağrı, NEH (kalça abdüksiyonu ve addüksiyonu)ve Harris Kalça Skoru'na göre kalça fonksiyonlarının gelişme gösterdiği bulunmuştur (p<0,05;p<0,01). Cerrahi sonrası 6. haftada, Tedavi Grubunun Ev Programı Grubu'na göre gece ağrısı(p<0,01), kalça fleksiyon ve abdüksiyon eklem hareket açıklıkları(p<0,05), kalça fleksör, iç ve dış rotatör kas kuvvetleri (p<0,05;p<0,01) ve Harris Kalça Skoru'na göre kalça fonksiyon(p<0,01)değerleri daha iyi bulunmuştur. Cerrahi sonrası 6. ayda Tedavi Grubu'ndaki hastaların ağrı düzeylerinde (p<0,05;p<0,01), kalça iç ve dış rotasyon hareket açıklıklarında(p<0,05)ve kalça fleksör, ekstansör, abdüktör, addüktör ve dış rotatörlerin kas kuvvetinde (p<0,05;p<0,01)Ev Programı Grubu'na göre daha iyi sonuçlar elde edilmiştir. Ayrıca grup içi karşılaştırmalarda 4 parametre için en anlamlı gelişmelerin cerrahi sonrası 6. hafta ile 6. ay arasında ortaya çıktığı görülmüştür. Elde edilen bu sonuçlara göre, fizyoterapist tarafından uygulanan rehabilitasyon programının ev egzersiz programına eklenmesinin, bu hastaların ağrı, NEH, kas kuvveti ve fonksiyonel sonuçları üzerinde hem kısa, hem de uzun dönemde daha etkili olduğu kanıtlamıştır.Gelişmelerin 6. haftadan sonra başlaması ve en çok 6. ayda açığa çıkması da, bu hastaların sadece erken dönemde değil, ara veya geç dönemde de fizyoterapist eşliğinde aktif rehabilitasyon programına alınmalarının önemini ortaya koymuştur. Ancak, hastaların daha detaylı olarak değerlendirildiği, daha fazla sayıda ara değerlendirmelerin yapılarak daha uzun takipli, geniş örnekleme sahip randomize kontrollü ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Femoro asetabular İmpingement Sendromu, Kalça Fonksiyonları, Femoroasetabular Sıkışma Sendromu, Kalça Egzersizleri, Postoperatif Rehabilitasyon
Latarjet prosedüründe kullanılan fiksasyon tekniklerinin dayanıklığının biyomekanik test sonuçlarının karşılaştırılması - Kadavra çalışması
Latarjet Prosedüründe Kullanılan Fiksasyon Tekniklerinin Dayanıklığının Biyomekanik Test Sonuçlarının Karşılaştırılması – Kadavra Çalışması, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi Ve Travmatoloji Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2019. Omuz çıkıkları ortopedi ve travmatoloji pratiğinde sıkça karşılaşılan sorunlardan biridir. Tekrarlayan omuz çıkıklarının tedavisinde kapsülolabral onarımlar başarısız olduğunda ve glenoidde kemik defekti oluştuğunda Latarjet prosedürü uygulanmaktadır. Artroskopik Latarjet prosedüründe korakoid fiksasyonu için vida kullanılması literatürde sıkça ele alınmıştır. Korakoid fiksasyonu için endobutton (düğme dikiş) kullanımı tarif edilse de, literatürde bu fiksasyonun biyomekanik dayanıklığı ile ilgili az sayıda çalışma vardır. Çalışmamızda Latarjet prosedüründe korakoid fiksasyonu için kullanılan 3.5 mm parsiyel yivli kanüle kortikal vida ile titanyum düğme implantı fiksasyonunun biyomekanik test sonuçları karşılaştırıldı. Çalışmaya 10 kadavranın omuz spesimeni dahil edildi. Örnekler randomize olarak 2 eşit gruba ayrıldı. Korakoid çıkıntıya yapışan konjoint tendon (biseps kasının kısa başı ve korakobrakiyalis kası) korunacak şekilde skapula ve etrafındakı yumuşak dokular, tendon ve kaslar diseksiyon ile uzaklaştırıldı. Her spesimenin glenoid anteroposterior çapı ölçülerek glenoid anteiroinferiorunda glenoidin anterioposterior çapının %25'i büyüklüğünde kemik defekti oluşturuldu. Korakoid çıkıntı testere yardımıyla osteotomize edildi ve glenoid anteriorunda oluşturulan defekte transfer edildi. Birinci gruptaki örnekler 2 adet 3.5 mm parsiyel yivli kanüle kortikal vidalar kullanılarak, ikinci gruptaki örnekler ise titanyum düğme implantı kullanılarak fikse edildi. Tüm örnekler konjoint tendon ve glenoidden asılarak skapula gövdesine göre 45 derecelik anterior ve inferior yönde çekme testine tabi tutuldu. Tendon ve kemik birleşmesindeki kopmalar, vida kırılması, titanyum düğme impantı kopması, fikse edilen korakoid çıkıntı parçasının 5 mm'den fazla ayrışması, korokoid parçasının kırılması gibi sonuçlar fiksasyon başarısızlık ölçütleri olarak kabul edildi. Hiçbir örnekte tendon ve kemik birleşkesinde kopma, vida kırılması ve titanyum düğme impantı yetmezliği saptanmazken korakoidin 5mm'den fazla glenoidden ayrışması ve korakoid çıkıntıda kırılma başarısızlık ölçütleri olarak tespit edildi. Kuvvet uzama grafileri oluşturularak sonuçlar karşılaştırıldı. Vida kullanılan örnekler arasında başarısızlığın görüldüğü maksimum kuvvet değeri 533,93 N, minimum değer ise 102,85 N olarak saptandı. Ortalama değer ise 295,21 N olarak hesaplandı. Vida örnekleri arasında başarısızlık görüldüğü ortanca kuvvet değeri ise 257,59 N olduğu saptandı. Düğme dikiş kullanılan örnekler arasında başarısızlığın görüldüğü maksimum kuvvet değeri 270,17 N, minimum değer ise 74,10 N olarak saptandı. Ortalama değer ise 133,23 N olarak hesaplandı. Düğme dikiş örnekleri arasında başarısızlık görüldüğü ortanca kuvvet değeri ise 87,06 N olduğu saptandı. Sonuç olarak vida ile fiksasyonunun titanyum düğme implantına göre biyomekanik olarak daha dayanıklı olduğu gösterildi.
Artroskopik menisküs tamiri sonrası uygulanan telerehabilitasyon yöntemlerinin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, artroskopik menisküs tamiri geçirmiş hastalarda iki farklı telerehabilitasyon yönteminin etkinliğinin birbiriyle ve konvansiyonel rehabilitasyonla karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya dahil edilen 50 hasta senkronize telerehabilitasyon (ST), asenkronize telerehabilitasyon (AT) ve konvansiyonel telerehabilitasyon (KR) olmak üzere üç gruba randomize edildi. ST grubundaki hastalara 10-14. Günden itibaren 4 hafta, haftada 2 gün fizyoterapist ile video görüşmesi yoluyla, KR grubundaki hastalara 10-14. Günden itibaren, 4 hafta boyunca, haftada 2 gün hastanede fizyoterapist eşliğinde rehabilitasyon uygulandı. AT grubundaki hastalar ise postoperatif ilk günden itibaren mobil uygulama üzerinden sunulan egzersiz programını 6 hafta boyunca kendileri uyguladılar. Her üç grubun kuadriseps ve hamstring kas kuvveti, International Knee Documentation Committee Subjective Knee Form (IKDC) ölçeği ve Patient Reported Outcomes Measurement Information System -29 (PROMIS-29) ölçeği değerlendirmeleri preoperatif dönemde, postoperatif 6 hafta ve 6. Ayda, fleksiyon ve ekstansiyon EHA ve ağrı şiddeti (VAS) ölçümleri ise bu sürelere ek olarak 6 hafta içinde her hafta tekrarlandı. 6 haftalık değerlendirmeleri ST grubunda 14 (ort. yaş: 38,1±7,3), AT grubunda 14 (ort. yaş: 39,1±9,1) ve KR grubunda 14 (ort. yaş: 33,9±11,3) kişi tamamladı. 6 aylık değerlendirmeleri ise ST grubunda 7, AT grubunda 4, KR grubunda ise 5 kişi tamamladı. ST, AT ve KR gruplarının 6. Hafta ve 6. Ay değerlendirmelerinin karşılaştırılmasında hiçbir parametrede istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p>0.05). Bu sonuçlara göre, artroskopik menisküs tamiri sonrası uygulanan her iki telerehabilitasyon yöntemi de konvansiyonel rehabilitasyona alternatif olarak sunulabilecek etkili tedavi yöntemleridir. Anahtar Kelimeler: Menisküs Tamiri, Telerehabilitasyon, Postoperatif Rehabilitasyon
Kıkırdak lezyonu bulunan semptomatik medial plika hastalarında artroskopik tedavi sonuçları
Amaç: Semptomatik medial plikası olan ve buna bağlı gelişmiş kıkırdak lezyonu dışında ek patolojisi bulunmayan hastalarda plika tipleri, medial femoral kondil kondropatileri, patella femoral açılar arasındaki ilişkileri ve uyguladığımız artroskopik eksizyonun klinik sonuçları araştırılmıştır Hastalar ve yöntem: Herhangi bir nedenle diz artroskopisi yapılan 111 hastanın 30'unda medial plika saptandı. Kıkırdak lezyonu olan ve ek diz içi patolojisi olmayan 20 hasta çalışmaya alındı. Medial plikası total eksize edilen bu hastaların medial femoral kondil ve patelladaki kıkırdak lezyonları değerlendirildi. Hastalar post operatif 6. aydaki şikâyet dereceleri ve fonksiyonel kapasitelerine göre değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 20 hastada medial femoral kondilde 4(%20) Grade I, 10(%50) Grade II, 5(%25) Grade III kondral dejenerasyon saptandı. Plikalar Dandy sınıflamasına uyarlandığında tip C 7(%35), tip D 9(%45), tip E 4(%20) hastada bulundu. Sulkus açısı %50 hastada 132°'den küçük bulundu. Post operatif kontollerinde %85 çok iyi, %15 iyi sonuç görüldü. Sonuç: Kıkırdak lezyonu eşlik etse de semptomatik medial plikada artroskopik total eksizyon uygulanabilir bir cerrahi tedavidir.
Artroskopik cerrahi yapılan rotator cuff hastalarına interaktif online egzersizlerin etkinliğinin incelenmesi
Yaptığımız bu çalışmada rotator manşet yaralanması olan hastaların artroskopik cerrahi onarım sonrası interaktif online egzersiz programının etkinliğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya RM tamiri yapılan yaşları 44-65 yıl arası değişen toplam 46 hasta dahil edilmiştir. Hastalar dahil edilme kriterlerine bağlı olarak 2 gruba ayrılmıştır. Tüm hastalara RM tamiri sonrası sarkaç egzersizleri ve ağrı sınırında pasif egzersizler uygulanmıştır. Tüm hastalara 6 haftalık omuz bandajı uygulanmış ve her iki grup da ilk günden itibaren egzersizlere başlanmıştır. Aktif egzersizler tam hareket genişliğinde yapılmaya başladıktan sonra kuvvetlendirme egzersizleri ile devam edilmiştir. Planlanan tedavi süreci haftada 2 gün ve ortalama 50 dakika olmak üzere, her iki grup için de toplamda 24 seans uygulanmıştır. Tedaviye alınan tüm hastalardan öğretilen egzersizleri evde 4 tekrar olacak şekilde yapmaları istenmiştir. İnteraktif hasta grubu için WhatsApp uygulaması üzerinden görüntülü konuşma seansı şeklinde ayarlanmıştır. Hastalara verilen egzersizler hasta dosyasına yazılıp ve sonraki seansta hasta ile tekrar edilerek ev programı kontrol edilmiştir. Her iki grup için de aynı egzersizler uygulanmıştır. Egzersizlerin zorlukları aşamalı olarak artırılmıştır. Egzersiz sonrası hastalara 12 dakikalık buz uygulaması yapılması istenmiştir. Çalışmada hastalar cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası 2. hf, 3. ay ve 6. ayın sonunda değerlendirilmiştir. Hastaların ağrı şiddetini belirlemek için Visuel Analog Skala (VAS) ve omuz eklemi normal hareket sınırını belirlemek için gonyometre kullanılmıştır. Ekstremitenin fonksiyonel durumu için Quick-Dash kullanılmıştır. Ayrıca kavrama kuvveti manuel olarak ölçülmüştür. Bu çalışmanın sonunda her iki grupta da RM tamiri sonrası yapılan tüm değerlendirme yöntemlerinin sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde (p<0,05) gelişme gözlenmiştir. Gruplar arasında tedavi etkinliği açısından istatistiksel olarak bir farklılık bulunmamıştır. (p>0,05) Anahtar Kelimeler: Rotator Manşet Tamiri, Fizyoterapi, Telerehabilitasyon, İnteraktif Online Egzersiz
Tamir edilen rotator cuff rüptürü hastalarında lateral akromioplasti sonuçlarımız
Günümüz şartlarında artroskopik girişimler hızla önem kazanmakta ve geliştirilmektedir.Bu sayede anatomik ve patolojik yapılar daha iyi değerlendirilebilmekte ve gerekli müdaheleler daha iyi bir görüntü kalitesi ile yapılabilmektedir.Bu aynı zamanda hastanın kan kaybı,yumuşak doku travması,yara skarı,ameliyat sonrası ağrısının daha az olmasını sağlamaktadır.Bu girişimin uygulanmasıyla yeterli başarının elde edilmesinde uygun hasta ve tıbbi endikasyonların belirlenmesinin yanında cerrahın bilgi ve deneyimi de oldukça önemlidir. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğinde RM yırtığı ve subakromial sıkışma nedeniyle 2015-2018 yılları arasında konservatif tedaviye yanıt vermeyerek cerrahi yapılan hastalar değerlendirildi. RM'de tam kat yırtığı olan ve subakromial sıkışması olan 57 hasta çalışmaya dahil edildi. Tam kat yırtığı olup artroskopik RM tamiri, anterior akromioplasti ile beraber ALA yapılan hastalar birinci grup olarak belirlendi (Grup 1). Tam kat yırtığı olup artroskopik RM tamiri ve sadece anterior akromioplasti yapılan hastalar ise ikinci grup olarak belirlendi (Grup 2). Grup 1 30 hastadan, grup 2 ise 27 hasta tarafından oluşturuldu. Hastalarımız ALA (-) ve ALA (+) olarak 2 gruba ayrılmış; preoperatif ve postoperatif dönemlerde Constant ve Oxford skalaları ile değerlendirilmiştir. Constant skalasına göre yüksek skorlar, Oxford skalasına göre ise düşük skorlar elde edilmesi pozitif yönde anlamlıdır.Her iki skalaya göre de ALA (+) olan hasta grubunda daha iyi sonuçlar elde edilmiştir. Hastaların hem ağrı hem de fonksiyonel açıdan daha iyi hale geldiğini göstermektedir. Buna dayanarak ALA yaptığımız hastalarda postoperatif dönemde yapılan tendon tamirinin daha iyi iyileştiği ve korunduğunu düşünmekteyiz. Ayrıca yapılan ölçümlerimiz sonucunda ALA yapılan grupta preoperatif olarak ölçülen CSA değerini 37.93±2.64 (ortalama±SS) den postoperatif dönemde 33.13±1.33 (ortalama±SS) değerine düşürdük. Böylece yüksek olan CSA değerini olması gereken ideal değer aralığına çektiğimizi gördük.
Artroskopik omuz cerrahisinde uygulanan rejyonal anestezi uygulamalarımızın değerlendirilmesi
İnterskalen brakiyal pleksus bloğu (ISB), omuz cerrahisi geçiren hastalarda postoperatif ağrı tedavisinde şu anki altın standarttır. Ancak, özellikle hemidiyafragmatik paralizi riski en önemlisi olmak üzere geniş bir yelpazede komplikasyonlar bu blokla ilişkilendirilmiştir. Tezimizde, interskalen bloğa alternatif olarak anterior supraskapular ve anterior kostoklaviküler düzeylerde yapılan blokların postoperatif analjezi ve hemidiyafragmatik fonksiyonları değerlendirdik ve üç grubu birbiriyle karşılaştırdık. Omuz artroskopisi planlanan 46 hastanın dahil edildiği bu prospektif gözlemcinin kör olduğu çalışmada katılımcılara ISB (n = 15), anterior supraskapular blok (ASB) (n = 15) veya kostoklaviküler brakiyal pleksus bloğu (CCB) (n = 16) yapıldı. Bu çalışmanın birincil amaçları, postoperatif numerik derecelendirme skalası (NRS) ağrı skorunu 1., 2., 6., 12. ve 24. Saatte değerlendirmek ve bloklardan önceki normal solunum sırasında ve bloklardan 30 dakika sonra diyafram ekskürsiyonunu ölçmekti. Cerrahi genel anestezi altında gerçekleştirildi. İlk iki saatlik NRS skorları, ISB grubunda diğer iki gruba göre istatistiksel olarak daha düşüktü (p<0,001), ancak bu fark klinik açıdan anlamlı değildi. 6. saatte üç grup arasında NRS skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. 12 ve 24 saatlik NRS skorları, ASB grubunda ISB grubuna göre istatistiksel olarak daha düşüktü (p<0,05) ve ASB ve CCB grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05). İpsilateral diyafram ekskürsiyonu 30 dakika sonra CCB grubunda en iyi şekilde korundu ve diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı fark mevcuttu (p<0,001). ASB grubunda diyafram ekskürsiyonu, ISB grubuna göre istatistiksel olarak daha iyiydi (p<0,001). ISB'ye göre, ASB ve CCB, pulmoner fonksiyona daha az etkisi olan tatmin edici postoperatif analjezi sağlarken diyafram fonksiyonunu korumaktadır. Bu bloklar, omuz artroskopisi için geleneksel ISB'ye alternatif olarak düşünülebilirler.
Diz içi eklem patolojilerinin 3 Tesla MRG bulguları ile artroskopi sonuçlarının karşılaştırılması
Çağımızda aktif yaşam ve spor faaliyetlerinin artmasına sekonder sıklıkla yaralanan eklemlerden biri de diz eklemidir. Anterior ve posterior krusiat ligament, menisküs yırtıkları, kıkırdak lezyonları, diz ekleminde en sık karşılaştığımız yaralanma tiplerindendir. Aralık 2005 ? Aralık 2010 tarihleri arasında toplam 161 hastaya ait 170 diz MRG değerlendirilerek altın standart olan artroskopi ile karşılaştırılmıştır. Amacımız 3T MRG'nin diz içi eklem patolojilerinden; meniskal yapıları, kartilaj ve ligamentlerin strüktürel yapılarını değerlendirmedeki etkinliğini göstermektir. MRG bulgularının duyarlılık, özgüllük, pozitif ve negatif tahmini değer ile tutarlılık oranları hesaplanmıştır. Gözlemciler içi, gözlemciler arası ve artroskopi ile yapılan karşılaştırmalarda tutarlılık hesaplamasında kappa istatistikleri kullanılmıştır. Menisküs yırtıklarını saptamada MRG'nin duyarlılığı gözlem 1a, 1b ve gözlem 2 için sırasıyla % 91.3- % 89.8- %79.6 bulunurken, özgüllük oranları sırasıyla % 90.4- % 92.5 ve %88.8 idi. AKL tam kat yırtığını belirlemede için MRG'nin duyarlılığı gözlem 1a, 1b ve gözlem 2 için sırasıyla % 99.3- % 100- %100 bulunurken, özgüllük oranları sırasıyla % 82.6- % 82.6 ve %82.6 idi. Gözlem 1a, gözlem 1b, gözlem 2'nin kondromalazi varlığı açısından yapılan değerlendirmesinde kappa değerleri sırasıyla; 0.429, 0.488, 0.489 ölçülmüş olup orta derecede uyumlu bulunmuştur. Sonuçta; MR görüntüleme menisküs lezyonu ve AKL yırtığı tanısında literatür ile uyumlu olarak yeterli bulunmuştur ancak kıkırdak hasarının teşhisinde yetersiz bulunmuştur. Bu yetersizliğin nedeni, bir çok çalışmada da belirtildiği gibi kıkırdak hasarının tanısında henüz MRG'nin yeterli olmamasından kaynaklanmaktadır. Ancak kıkırdak fizyolojisinin gösterilmeye başlandığı ileri MR teknikleri ile bu yetersizlikler de giderek azalmaktadır. Anahtar sözcükler: MRG, Artroskopi, Diz, Menisküs, Ligament, Kıkırdak
Artroskopik menisküs tamiri sonrası fasyal distorsiyon modeli ve ekipman yardımlı yumuşak doku mobilizasyonu tekniklerinin karşılaştırılması
Bu randomize kontrollü çalışmada amacımız artroskopik menisküs tamiri rehabilitasyonunda Fasyal Distorsiyon Model (FDM) ile Ekipman Yardımlı Yumuşak Doku Mobilizasyonu (EYYDM) uygulanan kişilerin ağrı, eklem hareket kısıtlılığı, hamstring esnekliği kas kuvveti, dizin genel durumu ve fonksiyonel durumunu karşılaştırmaktır. Bu çalışmada; 33 katılımcı rastgele 3 gruba ayrıldı. Post operatif 1. günden itibaren quadriceps femoris izometrik, düz bacak kaldırma, diz fleksiyonu ve ayak bileği pompalama egzersizleri rehabilitasyon sürecini yöneten fizyoterapist tarafından verildi. Başlangıçta 4 hafta sadece egzersiz eğitimi alan bireylerin genel diz durumu Lysholm anketiyle, ağrı düzeyi VAS ile, hareket açıklıkları universal gonyometreyle, hamstring esnekliği otur uzan testiyle, menisküsün durumu ve dizin fonksiyonel düzeyi WOMET anketiyle, kas kuvvetleri ise dijital dinamometreyle ölçülerek değerlendirildi. Birinci gruba FDM (n=11) triggerbant tekniği, 2. gruba ise EYYDM (Graston) (n=11)myofasyal gevşetme tekniği uygulandı. 3.grup ise sadece egzersiz programı uygulanmaya devam etti ve kontrol grubu (n=11) oldu. Haftada iki seans olmak üzere onar dakikalık uygulama 8 seans yapıldı. Tedaviye başlamadan önce, birinci seans ve son seans bittikten sonra değerlendirmeler yapıldı. Artroskopik menisküs tamiri rehabilitasyonunda FDM ile EYYDM uygulananlar arasındaki, ağrı, eklem hareket kısıtlılığı, hamstring esnekliği, kas kuvveti, dizin genel durumu ve fonksiyonel durumunu karşılaştırdık. Bu çalışmada yapılan değerlendirme parametrelerinden hamstring esnekliği (p<0.001), eklem hareket açıklığı (p=0.029), dizin genel durumu(Lysholm p=0.037) ve fonksiyonel durumunu da (WOMET p=0.019) FDM grubu ve EYYDM gruplarının kontrol grubuna göre daha etkin oldukları ama kendi aralarında üstünlük olmadığı saptandı. İstirahatteki ağrı (p=0.001) ve aktivitedeki ağrıda (p=0.012), 1. seans sonunda EYYDM grubunun FDM grubundan üstün olduğu saptandı. Gece ağrısında son seansta FDM ile EYYDM birbirleri üzerine herhangi bir üstünlük sağlayamasalar da FDM grubunun kontrol grubundan üstün olduğu görüldü (p=0.03). Hamstring/Quadriceps kuvvet oranında FDM grubu kontrol grubundan üstün olduğu bulundu (p=0.019). Artroskopik menisküs tamiri rehabilitasyonunda 4. haftadan sonra FDM ve EYYDM uygulamalarının egzersiz tedavisine ek uygulanmasının tedaviye olumlu katkı sağladığı ama birbirleri üzerinde salt üstünlük sağlayamadığı görüldü.
Anterior omuz instabilitesi olan hastalarda artroskopik remplissage prosedürünün omuz eklem hareket açıklığına etkisi
Amaç: Artroskopik Bankart onarımı (ABO) ve artroskopik Bankart onarımına ek replisaj prosedürü uygulanan hastalarda özellikle ABO ve remplisaj uygulanan hastalar açısından opere olan omuzlarda eklem hareket açıklığının etkilenip etkilenmediği tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Bunlardan yola çıkarak biz bu çalışmada kliniğimizde ABO ya ek remplisaj prosedürü uyguladığımız hastaların post-operatif dönemde sadece ABO uygulanan hastalara göre eklem hareket açıklıklarının etkilenip etkilenmediğini ve bu hastaların fonksiyonel sonuçlarını değerlendirmeyi daha fazla hasta sayısı ve daha çok kontrol grubu hastası içeren bir çalışma ile açıklığa kavuşturmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: 2017 – 2021 yılları arasında Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi ve Ankara Şehir Hastanesi'nde anterior omuz instabilitesi nedeni ile artroskopik olarak izole Bankart onarımı yapılan ve yine artroskopik olarak Bankart onarımına ek remplisaj prosedürü uygulanan hastalar çalışmamıza dahil edildi. 1. yıl kontrollerindeki muayene, ölçüm ve skorlama kayıtları alınarak hasta dosyalarında dökumante edildi. Hastaların birinci yıl kontrollerindeki Rowe skorları, eklem hareket açıklıkları demegrafik verileri klinik olarak değerlendirildi. Bulgular: 30 izole artroksopik Bankart onarımı ve 30 artroskopik Bankart onarımına ek olarak remplisaj prosedürü uygulanmış olan toplamda 60 hastanın 60 omzu çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 27.5±5.8 yıl; hastaların %70 i erkekti. Uygulanan prosedürlere göre gruplar arasında yaş ve cinsiyet istatistik olarak farklı değildi ve gruplar homojen dağılmaktaydı. İzole ABO yapılan 30 hastadan 1 tanesinde ameliyat sonrası 2. ayda kendi seviyesinden düşme sonrası opere edilen omuzda tekrar çıkık meydana geldi ve başarısız sonuç olarak kabul edildi. Opere edilen toplam 60 hastanın hiçbirinde yara yeri enfeksiyonu ve cilt problemi oluşmadı. Yine hiçbir hastada nörovasküler hasar izlenmedi. ABO ya ek olarak remplisaj prosedürü uygulanan 30 hastadan 3 tanesinde posterolateral aksesuar portal civarında sertlik ve ağrı ameliyat sonrası 1. yıl kontrollerinde mevcuttu. Hastaların gruplara göre dış rotasyon ölçümleri istatistik anlamlı olarak farklı bulunmuştur. Bankart +Remplissage grubundaki hastaların dış rotasyon ölçümlerinin istatistik anlamlı olarak daha düşük olduğu saptanmıştır. Sadece ABO uygulanan hastalarda sağlam omuza göre dış rotasyon kısıtlılığı mevcuttu fakat bu fark istatiksel olarak anlamlı değildi. Uygulanan prosedürlere göre gruplar arasında iç rotasyon ve Rowe skorları arasında istatistik olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. Gruplara göre ileri fleksiyon ve abdüksüyon sonuçları incelendiğinde; Bankart +Remplissage prosedürü uygulanan hasta grubunda, izole Bankart onarımı yapılan gruba göre ölçümlerinin istatistik anlamlı olarak daha düşük olduğu saptanmadı. Sonuç: Uygun cerrahi endikasyon varlığında ABO'ya ek olarak uygulanan remplisaj tekniğiyle tatmin edici klinik sonuçlar alınabilmektedir. Ancak ek remplisaj prosedürü sonrasında tenodez etkisi ve kapsüler hacmin daralmasına bağlı olarak eklem hareket açıklıklarında azalma olup olmayacağı tartışma konusu olmuştur ve bu konuyla alakalı hala fikir birliğine varılamamıştır. Biz de sonuçlarımızda ABO ya ek olarak remplisaj prosedürü uygulanmış hastalar izole ABO uygulanmış hastalarla kıyaslandığında; dış rotasyon, ileri fleksiyon ve abduksiyonda ABO ve remplisaj prosedürü birlikte uygulanan hastalar için istatiksel olarak anlamlı derecede düşük eklem hareket açıklıkları sonucuna ulaştık. Sonuçlarımıza göre iç rotasyon derecelerinde iki yöntem arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptamadık. Fonksiyonel olarak her iki prosedürde de Rowe skorları incelendi ve her iki prosedürde de iyi sonuçlar aldık. Doğru hasta seçimi, uygun endikasyonda uygun tedavi, hasta uyumu ve doğru uygulanacak bir rehabilitasyon programı cerrahi sonrası alınacak sonuçlara doğrudan etki etmektedir. Bu sebeple rehabilitasyon programının doğruluğundan hastanın bunu doğru anlayıp uyguladığından emin olmamız gerekmektedir.
Artroskopik rotator kılıf tamiri olan bireylerde fasya tekniğinin akut etkilerinin incelenmesi
Çalışmamız artroskopik rotator kılıf tamiri olan bireylerde uygulanan fasya tekniğinin ağrı, eklem hareket açıklığı, üst ekstremite fonksiyonel düzeyi ve hareket korkusu üzerinde olan akut etkilerini incelemek amacıyla planlandı.Çalışmaya artroskopik rotator kılıf tamiri olan 30 gönüllü birey dahil edildi. Bireyler randomize olarak iki gruba ayrıldı. Klasik fizyoterapi grubuna hotpack, enterferansiyel akım ve egzersiz programı uygulanırken, tedavi grubuna klasik fizyoterapi programına ek olarak fasya tekniği haftada 2 seans olmak üzere 2 hafta süreyle uygulandı. Bireylerin ağrı şiddeti Görsel Analog Skala, eklem hareket açıklığı gonyometre, fonksiyon düzeyi SPADI, hareket korkusu Tampa Kinezyofobi Ölçeği ile tedavi öncesi ve tedavi sonrasında, memnuniyet düzeyleri ise tedavi sonrasında Görsel Analog Skala kullanılarak değerlendirildi. Tedavi öncesi grupların demografik ve klinik özellikleri benzerdi (p>0.05). Tedavi sonrası her iki grubun da ağrı, eklem hareket açıklığı ve üst ekstremite fonksiyonlarında iyileşme görüldü (p<0.05). Tedavi grubundaki iyileşmenin klasik fizyoterapi grubuna göre daha fazla olduğu belirlendi (p<0.05). Bireylerin hareket korkusu düzeylerinde tedavi grubunda azalma bulunurken (p<0.05), gruplar arasında fark olmadığı görüldü (p>0.05). Memnuniyet düzeyi açısından her iki grubun sonuçları benzerdi (p>0.05).Bu çalışma ile artroskopik rotator kılıf tamiri olan bireylerin tedavisinde fasya tekniğinin ağrı, eklem hareket açıklığı ve üst ekstremite fonksiyonelliği üzerine akut olarak etkili olduğu ve artroskopik rotator kılıf cerrahisi sonrasında rehabilitasyon programına dahil edilmesiyle daha başarılı sonuçlar elde edileceği sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Ağrı, Artroskopik Rotator Kılıf Tamiri, Eklem Hareket Açıklığı, Fasya Tekniği
Artroskopik transosseoz sistemle rotator manşet onarımı yapılan hastaların klinik ve radyolojik sonuçlarının retrospektif değerlendirilmesi
Bizim çalışmamızdaki transosseoz tamir; mekanik stabiliteyle birlikte ayak izi yapışma yerinin daha iyi restore edilmesini, iyileşme için kontak alanını arttırılmasını sağlar.Rotator manşet tamirinde artroskopik transosseoz teknik uygulanan hastalarda iyi sonuçlar bildirilmiştir.Birkaç çalışmada ise hem anatomik hem de biyomekanik avantajları gösterilmiştir. Çalışmamızın amacı yeni bir yöntem olan artroskopik transosseoz tamir uygulanan hastalardaki kısa dönem klinik ve radyolojik sonuçları ve belirleyici faktörleri gözler önüne sermek, etkinligini değerlendirmek, avantajları,zorlukları ve komplikasyonları konusunda literatüre katkıda bulunmaktı.
İnterskalen ve supraskapular sinir bloğu ile omuz cerrahisi yapılan hastalarda propofol ve ketafol sedasyonunun karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Omuz cerrahisinde sık kullanılan interskalen ve supraskapular blok ile anestezide sedasyon amaçlı, propofol ile ketafolün intraoperatif ve postoperatif hemodinamik, solunumsal parametreler ve sedasyon etkinliği üzerine etkilerini, postoperatif derlenme ve derlenme odasından servise taburculuk süresine olan etkilerini karşılaştırdık. Hemodinamisi stabil, erken etki başlangıçlı hızlı derlenme ile sonuçlanan etkin bir sedasyon elde etmeyi amaçladık. Gereç Yöntem: Çalışma 18-65 yaş arası ASA I ve II, her grupta 21 hasta, toplam 42 omuz cerrahisi planlanan hasta üzerinde, çift kör randomize prospektif olarak gerçekleştirildi. Hastalara blok odasında USG eşliğinde interskalen ve supraskapular sinir bloğu yapılarak anestezi sağlandı. Grup 1(Propofol) olarak adlandırılan hasta grubuna 1 mg/kg propofol 30-45 saniyede IV uygulandı. Grup 2 (Ketafol) hasta grubuna ketamin:propofol karışımı 1:1 oranında, 5mg propofol ve 5mg/ml ketamin olacak şekilde 10ml lik enjektöre hazırlandı.1mg/kg ketafol 30-45 saniyede IV uygulandı.Her iki grupta da RSS 3 olduğunda işleme başlandı. Ameliyat masasına alınan moniterize edilen hastaların gelişinden itibaren 5 dk aralıklarla sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, ortalama kan basıncı, nabız,O2 saturasyonu, RSS, Yüz Skalası 60 dk boyunca ve çıkış değeri kaydedildi. Ameliyatı biten hastalar post-op derlenme odasına alındı, yine hemodinamik moniterizasyon yapıldı. Gelişinden itibaren 5 dk da bir sistolik kan basıncı, diastolik kan basıncı, ortalama kan basıncı, nabız, saturasyonu, RSS, Yüz Skalası, Modifiye Aldrete Skoru, bulantı, kusma şikayeti olup olmadığı kaydedildi. Aldrete skoru 9 olan hastalar çalışma sonlandırılarak servise gönderildi. Sonuç: Sedasyon amaçlı uyguladığımız ketafol ve propofolu karşılaştırdığımızda, propofol ile sedasyonda hızlı etki başlama ve hızlı derlenme olmasına rağmen, hem hemodinami ve komplikasyonlar bakımından hem de sedasyon derinliği ve kalitesi üzerine etkisine baktığımızda ketafolü daha etkin bulduk. Postop derlenmede RSS açısından propofol daha avantajlı olup, aldrete skorlaması açısından gruplar arası anlamlı fark bulunmamıştır. Bu nedenle sedasyon açısından her iki grubun da birbirine farklı üstünlükleri olup her iki ajan da güvenle tercih edilebilir kanaatindeyiz.
Ön çapraz bağ rüptürü tanısı ile artroskopik rekonstrüksiyon uygulanan hastalarda eşlik eden diz eklemi lezyonlarının değerlendirilmesi ve bu lezyonların orta-uzun dönem fonksiyonel sonuçlara etkisi
Amaç: Ön çapraz bağ rüptürü beraberinde diz içinde birçok başka lezyonla karşılaşılabilmekteyiz. Çalışmamızın amacı primer artroskopik ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu uyguladığımız hastalardaki eşlik eden diz içi diğer patolojileri saptamak ve bu patolojilerin orta-uzun dönem fonksiyonel sonuçlara etkisini araştırmaktır. Materyal method: 2011-2020 seneleri arası kliniğimizde artroskopik ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu uyguladığımız hastalar öncelikle geriye dönük olarak tarandı. Post-operatif en kısa takip süresi 9 ay, en uzun takip süresi 10 yıl 3 aydı. 612 hastanın mevcut ameliyat notu arşivden bulunarak incelendi, ön çapraz bağ rüptürüne eşlik eden diğer diz içi ek patolojileri kaydedildi. 612 hastadan (558 erkek, 54 kadın) takiplerine düzenli olarak devam eden 443'ünün yaşları, eşlik eden diz içi meniskal ve kondral patolojileri, yaralanmadan operasyona kadar geçen süreleri, pre-operatif ve post-operatif spor aktivite düzeyleri, pre-operatif ve post-operatif rehabilitasyon süreleri, post-operatif IKDC, KOOS, Lysholm skorları ve Tegner aktivite skorları değerlendirildi. Bulgular: 612 hastanın 311'inde (%50.82) medial menisküs, 114'ünde (%18.63) lateral menisküs lezyonu izlenirken 95 hastada (%15.5) kondral hasar saptanmıştır. Yalnızca menisküs lezyonu olan hastaların yaralanmadan operasyona kadar geçen ortalama süreleri 18.5±33.6 ay iken, yalnızca kondral hasarı olan hastalarda bu süre 27.5±72 ay, bir ek patoloji saptanmayan hasta grubunda 4.9±9.2 ay iken, hem meniskal hem de kondral hasarı olanların yaralanmadan operasyona kadar geçen ortalama süreleri 42.4±58.8 ay olarak bulunmuştur. Tam kat kondral hasar (evre 3-4), yaralanmadan operasyona kadar geçen süre ve post-operatif rehabilitasyonun post-operatif IKDC, KOOS, Lysholm skorları üzerine anlamlı etkisi görülmüştür. Sonuç: Yaralanmadan rekonstrüksiyona kadar olan süreç uzadıkça diz içi lezyonların sayıca ve evrece ilerlediği, bunun post-operatif fonksiyonel sonuçları negatif yönde etkilediği görüldü. Yaralanmadan sonraki 6 ay içinde opere olan hasta grubunun en iyi post-operatif skorlara ulaştığı görüldü. Post-operatif rehabilitasyonun post-operatif skorlar üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu gözlendi.
İzole menisküs yırtıklarında artroskopik menisektomi
İZOLE MENISKUS YIRTIKLARINDA ARTROSKOPIK MENİSEKTOMİ ÖZET: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında Kasım 1990 ile Mayıs 1996 tarihleri arasında, izole meniskus yırtığı nedeniyle artroskopik menisektomi uygulanan ve en az 6 aylık takipleri bulunan 218 hastanın 232 dizinin fonksiyonel skorları Lysholm, aktivite düzeyleri ise Tegner kriterlerine göre değerlendirildi. Ayrıca postoperatif 1 yıldan fazla takip edilen olguların diz grafileri çekilerek Fairbank radyolojik dejenerasyon bulguları açısından, preoperatif grafileri ile kıyaslanarak değerlendirildi. Bu çalışma ile hastaların yaşı, preoperatif semptomatik sürenin uzunluğu, yırtığın tipi ve eklem kıkırdak dejenerasyon düzeyinin fonksiyonel sonuçlar üzerinde etkili olduğu, radyolojik dejenerasyon bulguların ilerlemesi ise çıkarılan meniskus miktarı ile ilgili olduğu sonucuna varıldı. Artroskopik menisektominin tatminkar fonksiyonel sonuçları ve düşük morbidite ile komplikasyon oranı, yöntemin tercih edilen bir prosedür olmasındaki en önemli faktörlerdir. Meniskus yırtıklarının tedavisinde, önemli fonksiyonları nedeniyle, parsiyel menisektomi gibi meniskusları korumaya yönelik girişimlerin tercih edilmesi gerektiği kanısındayız. Anahtar kelimeler: artroskopi, menisektomi, meniskus yırtığı. ARTHROSCOPIC MENISCECTOMY IN ISOLATED MENISCAL TEARS SUMMARY: Between November 1990 - May 1996, 232 knees of 218 patients underwent arthroscopic meniscectomy for isolated meniscal tear in the Department of Orthopaedics and Traumatology of Çukurova University, Faculty of Medicine. Patients who followed minimum of 6 months were evaluated by Lysholm's functional scores and Tegner criterions of activity level. Preoperative and the latest postoperative knee roentgenograms of patients followed more than 1 year were also compared according to Fairbanks degenerative X-ray findings. As a result of this study, it is concluded that functional scores were all affected by age, preoperative symptomatic duration, tear type and degeneration level of cartilage. Moreover derangement of radiological findings of degeneration was directly proportional to the amount of meniscus removed. Satisfactory functional results, low morbidity and complication rates are the main factors that popularized arthroscopic meniscectomy. Since the functions of the meniscii are very important, procedures like partial meniscectomy should be prefered in meniscal tear treatment. Key words: arthroscopy, meniscectomy, meniscal tears. 57
Diz artroskopilerinden sonra intravenöz olarak uygulanan Lornoksikam ile intravenöz olarak uygulanan Tenoksikamın postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılmas
Amaç: Diz artroskopilerinden sonra intravenöz olarak uygulanan lornoksikam ile intravenöz olarak uygulanan tenoksikamın postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılmasını amaçladık.Gereç ve Yöntem: Sağlık Bakanlığı İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğü İlaç Klinik Araştırmalar Etik Danışma Kurulu onayı ve hastaların sözlü-yazılı onayı alındıktan sonra diz artroskopisi uygulanacak 50 hasta çalışmaya alındı. Tüm olgulara standart genel anestezi indüksiyonu ve idamesi uygulanarak rastgele iki grup oluşturuldu. Grup I'de 8 mg lornoksikam intravenöz olarak turnike açılmadan 10 dakika önce uygulandı, grup II'de 20 mg tenoksikam turnike açılmadan 10 dakika önce intravenöz olarak uygulandı. Postoperatif 30., 60., 120., 240. dakikalarda VAS dinlenmekle ve hareketle değerlendirildi. VAS 5 ve üzerindeki değerlerde ek analjezik uygulandı. Analjezik uygulama saatleri kaydedildi. Ayrıca postoperatif bulantı ve kusma takibi yapıldı.Bulgular: Grupların demografik özellikleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak fark saptanmadı (p>0,05). Gruplarda postoperatif analjezi değerlendirildiğinde; kaydedilen dinlenmekle ve hareketle 30.,60.,120.,240. dakika vizüel analog skala değerlerinde her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,945, p=0,693, p=0,596, p=0,044, p=0,492, p=0,461, p=0,084, p=0,024). Postoperatif bulantı kusma yönünden ve ek analjezik gereksinimi açısından gruplar değerlendirildiğinde gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05)Sonuç: Diz artroskopilerinden sonra intravenöz olarak uygulanan lornoksikamın ve tenoksikamın etkin bir postoperatif analjezi sağladığı düşünüldü. İntravenöz olarak uygulanan her iki yöntemde de dinlenme ve hareketle ağrıların zaman içerisinde istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı saptanmasına rağmen bu azalmanın uygulanan ilaçlar arasında anlamlı farklılık yaratmadığı gözlemlendi.Anahtar Sözcükler: Nonsteroid antiinflamatuar ilaç, lornoksikam, tenoksikam, postoperatif ağrı
Genel anestezi altında omuz artroskopisi yapılan ve interskalen brakial pleksus bloğu ile omuz artroskopisi yapılan hastaların hemodinamik parametrelerinin ve nöroendokrin yanıtlarının karşılaştırılması
Giriş: Cerrahi uygulanacak hastalarda oluşan stres yanıt, organizma için bir takım hemodinamik ve nöroendokrin değişikliklere neden olur. Hastaların perioperatif iyilik halinin sağlanması için oluşacak olan stres yanıtın baskılanması gerekmektedir. Yaptığımız bu çalışmada genel anestezi altında omuz artroskopisi yapılan ve interskalen brakiyal pleksus bloğu ile omuz artroskopisi yapılan hastaların hemodinamik parametrelerini ve nöroendokrin yanıtlarını karşılaştırdık. Materyal ve Metod: Çalışmanın etik kurul onayı ve hastalardan bilgilendirilmiş onam alındı. Çalışma için rotator cuff onarımı yapılması planlanan ASA I-II 18 yaş üstü 50 hasta seçildi. Hastaların randomizasyonu kapalı zarf yöntemiyle yapıldı. Hastalar, birinci grup interskalen brakiyal pleksus bloğu yapılanlar (Grup-1), ikinci grup genel anestezi uygulananlar (Grup-2) olarak iki gruba ayrıldı. 18 yaş altı, çalışmayı kabul etmeyen, aktivitesini sınırlayan hastalığı olan, ASA III ve üstü olan, rotator manşet yırtığı 5cm ve üzeri olan ve başarısız blok uygulanan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Hastalar preoperatif derlenme ünitesine alındıktan sonra başlangıç kalp atım hızları, ortalama arteryel basınçları ve oksijen saturasyonları kaydedildi . Hastaların 2 mg midazolam ile sedasyonları sağlandıktan sonra planlama dahilindeki başlangıç kan numunesi alındı. Grup-1 (n=25) hastalarda lokal anestezi amacıyla 20 ml % 0.5 bupivacain (100 mg), 10 ml aritmal (200 mg) ve 10 ml serum fizyolojik kullanıldı. Hastaların duyu ve motor blok seviyeleri Pin-Prick testi ve Modifiye Bromage skalası ile değerlendirildi. Tam motor blok oluştuktan sonra cerrahiye izin verildi. Grup-2 hastalara (n=25) genel anestezi amacıyla 2-3 mg/kg propofol, 0.6 mg/kg rocuronyum bromür ve 1 mcg/kg fentanyl uygulandı. İdame anestezide 2 lt/dk taze gaz akımı içerisinde oksijen/azot karışımı ve %2 (1MAC) sevofluran kullanıldı. Postoperatif analjezi amacıyla cerrahi bitmeden 30 dakika öncesinde, intravenöz 100 mg tramadolol hidroklorür uygulandı. Tüm hastalardan başlangıç, cerrahi başlangıçtan 30 dakika sonra ve postoperatif 0. dakikada kan numuneleri alındı. Glukoz, insülin, prolaktin ve kortizol değerleri çalışıldı. Hastaların intra-operatif ortalama arteryel basınçları, kalp atım hızları ve oksijen saturasyonları kaydedildi. Bulgular: İki grup arasında yaş ve cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Ortalama arter basınçları ve kalp atım hızları arasında preoperatif ölçülen değerlerde istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu ancak intraoperatif kıyaslamada Grup-1'deki hastaların değerleri Grup-2'deki hastaların değerlerinden yüksekti. Grup-2'deki hastaların intraoperatif oksijen saturasyonları daha yüksek olarak ölçüldü. Hastaların başlangıç kan numunelerindeki sonuçlara göre glukoz değişimi istatistiksel olarak anlamlı değildi ancak Grup-2 de Grup-1'den daha yüksek olarak bulundu (P:0.676). Kortizol ve prolaktin değerleri de Grup-2'de daha yüksek bulundu. Grup-2'de insülin değeri istatistiksel değerlendirmede anlamlı olarak daha düşüktü (P:0.001). Sonuç: İnterskalen brakiyal pleksus bloğu uygulaması, genel anestezi uygulamasına benzer şekilde hemodinamik parametreleri fizyolojik sınırlarda tutmaktadır. Ayrıca cerrahi stresi azaltarak organizmaya zararlı olabilecek nöroendokrin yanıtları da baskılamaktadır. Bu bilgiler ışığında cerrahi stresi azaltmak ve hemodinamiyi daha iyi korumak amacıyla interskalen brakiyal pleksus bloğunun güvenilir bir şekilde uygulanabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: omuz artroskopisi, İBPB, genel anestezi, cerrahi stres, hemodinami
Omuz artroskopisi yapılan hastalarda preoperatif manyetik rezonans görüntülemede tespit edilen patolojik bulguların intraoperatif patolojik bulgularla korelasyonu
Omuz Artroskopisi Yapılan Hastalarda Preoperatif Manyetik Rezonans Görüntülemede Tespit Edilen Patolojik Bulguların İntraoperatif Patolojik Bulgularla Korelasyonu Amaç: Artroskopik omuz cerrahisi yapılan hastaların geriye dönük Manyetik Rezonans (MR) görüntüleme raporları ve artroskopik cerrahi işlemlere ait kayıt altına alınan ameliyat notları taranarak görüntüleme raporlarındaki bulguların ve ameliyatlarda saptadığımız bulguların ne derecede örtüştüğü araştırılacaktır. Elde edilen verilerden günümüz poliklinik şartlarında raporlanan MR görüntülerinin artroskopik omuz cerrahisine karar vermede etkinliğine dair bilgiler elde edilecektir. Materyal ve Metot: Omuz şikâyeti ile başvuran ve cerrahi tedavi uygulanan 90 hasta ile retrospektif olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya alınan hastaların yaş, cinsiyet, patolojik omuz tarafı, akromiyon tipi, kemik patolojileri (humerus, distal klavikula, glenoid), eklem mesafeleri, kartilaj kaybı, ödem, osteofitik dejenerasyon, AC eklem patolojisi varlığı, rotator kas yırtıkları (supraspinatus, infraspinatus, teres minör ve subskapularis), biseps dejenerasyonu, SLAP lezyonu, rotator manşet tendon devamlılığı, bursit, sıvı koleksiyonu ve Vizüel analog skala (VAS) verileri incelendi. MR ve artroskopi sonrası sonuçlar kıyaslandı. Bulgular: Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 55,3±11,5 yıl olup, %52,2'si kadındı. Sağ eklem tutulum sıklığı %68,9 olarak saptandı. Humerus, distal klavikula ve glenoid patolojilerini göstermek açısından artroskopi ve MR arasında farklılık saptanmadı (p>0,05). En sık saptanan akromiyon tipi, Tip 1 olup, artroskopide Tip 3 görülme sıklığı anlamlı olarak yüksek saptanmış olup (p<0,05); yöntemler arasındaki uyum orta düzeydeydi. Eklem mesafesi, kartilaj kaybı, ödem ve osteofitik dejenerasyon açısından artroskopinin daha üstün olduğu (p<0,05) ve yöntemler arasında uyumun orta-yüksek olduğu saptandı. Yöntemler arasında AC eklem patolojisini göstermede fark olmadığı (p>0,05); yöntemler arasında uyumun önemsiz düzeyde olduğu saptandı. Supraspinatus yırtığı, infraspinatus yırtığı, SLAP ve rotator manşet tendon devamlılığının bozulduğu patolojilerde yöntemler arasında fark olmadığı (p>0,05); yöntemler arasında uyumun önemsiz düzeyde olduğu saptandı. Artroskopinin subskapularis yırtıklarında ve biseps dejenerasyonunu göstermede daha başarılı olsa da (p<0,05); uyumun düşük-orta düzeyde olduğu saptandı. Bursit ve sıvı koleksiyonunu göstermek açısından artroskopi ve MR arasında farklılık saptanmamış olup (p>0,05); yöntemler arasındaki uyum önemsiz düzeydeydi. Post operatif 60.günde hastaların VAS skorlarının anlamlı şekilde düştüğü saptandı. Sonuç: Omuz patolojilerine yol açan lezyonların tanısında, artroskopinin MR'den üstün olduğu saptandı. Özellikle subskapularis tendon rüptürlerinin MR'de diğer patolojilere göre daha az tanı aldığı saptandı. Bazı tanılarda MR'nin, artroskopi ile sonuçlarının yüksek uyumlu olsa bile hastanın bir bütün olarak değerlendirildiğinde yetersiz kaldığı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: omuz, artroskopi, manyetik rezonans
Diz eklem içi patolojilerinde preoperatif magnetik rezonans görüntüleme raporları, muayene ve intraoperatif artroskopi bulgularının karşılaştırılması
Giriş:Diz eklemi;çevresindeki kas dokuların az olması,yük taşıyan bir eklem olması,artan sporsal aktiviteler gibi sebeplerle sık yaralanan ve poliklinik başvurularında en sık yakınma sebebi olan eklemdir. Diz eklemi patolojilerinde tanı;anamnez,fizik muayene ve görüntüleme yöntemleri ile konulmaktadır.MRG yumuşak dokuları göstermedeki başarısı sebebi ile diz ekleminde en sık uygulanan görüntüleme yöntemlerinin birisidir. Ülkemiz şartlarında poliklinik başvuruların yoğunluğu hastaların fizik muayene değerlendirme sürelerini düşürmektedir.Artan görüntüleme tetkikleri sebebi ile radyologların da MRG raporlama için ayırdıkları süreleride azalmaktadır.Günlük poliklinik işleyişi şartlarında yoğunluk nedeni ile diz eklem içi patolojilerinde muayene tanı başarılarının ve MRG raporlarının tanı başarısının düştüğünü düşünmekteyiz. Materyal metod:Çalışmaya retrospektif olarak polikliniğimizde fizik muayenesi yapılan,tespit edilen patolojiye yönelik MRG tetkiki yapılan ve çeşitli merkezlerde 1.5 tesla MRG tetkiki yapılmış ve kliniğimizde opere edilmiş 171 hasta dahil edildi.Mcmurray,appley,lachman ve pivot shift muayeneleri,MRG de rapor edilen menisküs lezyonları,ACL,PCL,kıkırdak lezyonu,medial patellar plica varlığı kayıt altına alındı.Fizik muayene ve MRG raporlama başarıları altın standart olan artroskopi bulguları ile karşılaştırıldı.Aradaki uyum değerlendirilmesi için kappa analizi yapıldı.İstatistiksel olarak p<0.05 anlamlı kabul edildi. Bulgular:Mcmurray ve apley testinin menisküs yırtıklarını belirlemede sırasıyla %76 -%73duyarlılık,%73-%82 özgüllük,%76-%75 tutarlılık düzeyine sahip olduğu ve uyum düzeyi kappa-065 ,-068(zayıf) olarak belirlendi.Lachman ve pivot shift testinin ACL rüptürü belirlemede sırasyıla %78-%88 duyarlılık,%97-%98 özgüllük,%92-%96 tutarlılık düzeyine sahip olduğu ve uyum düzeyinin kappa-169,-173(zayıf) oldukları belirlendi. MRG nin menisküs yırtıkları için%70 duyarlılık,%73 özgüllük,%70 tutarlılık düzeyi ve uyum düzeyinin kappa 242(düşük) olduğu belirlendi.Medial ve lateral menisküs yırtıkları için sırasıyla %75-%30 duyarlılık,%76-%98 özgüllük,%75-%85 tutarlılık düzeyine sahip olduğu ve kappa uyum düzeyinin 421-381(orta-düşük) olduğu belirlendi.MRG'nin ACL lezyonlarını belirlemede %78 duyarlılık,%97 özgüllük,%93 tutarlılık düzeyine sahip olduğu ve kappa uyum düzeyinin 780(önemli) olduğu tespit edildi.MRG'nin ileri evre kıkırdak lezyonları için %72 duyarlılık,%93 özgüllük,%81 tutarlılık düzeyine sahip olduğu ve kappa uyum düzeyinin 632(önemli)olduğu belirlendi. Sonuç:Poliklinik şartlarında yeterince vakit ayrılmadan yapılan muayenelerin tanı koymada başarı oranının literatüre göre düşük seviyede kaldığını saptadık.Güncel şartlarda MRG raporlamarında meniskal yırtıkları için literatüre göre düşük seviyede kaldığını,medial menisküs için tanı başarısının lateral menisküse göre daha iyi seviyede olduğunu,ön çapraz bağ lezyonları için tanı başarısının önemli düzeyde olduğunu,ileri evre kıkırdak lezyonlarını belirlemede önemli olduğunu sonucuna vardık..Bununla birlikte poliklinik şartlarında ön çapraz bağ ve ileri evre kıkırdak lezyonları için yapılan raporlamanın tanı ve tedavi protokolünü değiştirebilecek düzeyde olduğunu saptadık.Muayene ve MRG raporlamada deneyimin ve yeterli süre ayırmanın klinik başarıyı artıracağını ve tek başına fizik muayene veya MRG raporlamaları ile operasyon kararı verilmesinin doğru olmayacağını,anamnez muayene ve MRG raporlarının kombine edilmesi gerektiğini bu şekilde gereksiz artroskopik girişimlerin önlenebileceğini düşünmekteyiz.
Ultrason kılavuzluğunda genikular sinir bloğu: Anatomisi ve diz artroskopik ön çapraz bağ tamiri cerrahisinde postoperatif analjezide etkinliği
Amaç: Genikular sinir bloğu diz eklemine innervasyon sağlayan duyu dallarının diz eklemi kapsülüne girmeden önce infiltrasyonu olarak tanımlanır. Literatürdeki genikular sinirlerin terminolojisi ve kökeni üzerindeki tutarsızlık anatomik tanımlamalardaki değişkenliklerle ilişkili olabilir. Bu çalışmada; genikular sinirlerin diseksiyonunun sağlanması ve tanımlanabilen sinirlerin USG eşliğinde bloke edilmesiyle artroskopik ön çapraz bağ (ÖÇB) tamirinde postoperatif analjezide etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın ilk aşamasında, dört kadavra diz diseke edildi. N.obturatorius, n.ischiadicus, n.peroneus communis ve n.tibialis dalları bulundu. Diz eklem kapsülünün genikular sinirleri gösterildi. İkinci aşamada ÖÇB operasyonu planlanan, 18-75 yaş 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar randomize iki eşit gruba ayrıldı. Grup G; preoperatif dört ayrı enjeksiyon noktasından genikular blok uygulanırken, Grup K;'da blok uygulanmadı. Tüm hastalar genel anestezi altında operasyona alındı. Hastalara postoperatif fentanil IV hasta kontrollü analjezi uygulandı. Hastaların postoperatif dönemdeki; dinlenme ve hareket halindeki VAS skorları, analjezik ilaç tüketimleri ve yan etki mevcudiyeti 1.-6.-12.-24. saatlerde ölçüldü. Bulgular: Superior medialde ve lateralde genikular dalların n. tibialis çıkışlı oldukları, inferior lateralde n.peroneus communis'den gelen dalların olduğu, inferior medialde n. tibialis'den ve bazı sinir dallarının n.saphenus'dan ayrılan dallar olarak sahanın duyusal innervasyona katıldığı görüldü. Klinik çalışmamızda Grup K'da tüm zamanlarda ek analjezik ihtiyacı gözlendi. Postoperatif VAS değerlerinde 1,6,12 ve 24.saatlerde Grup G'de düşüklük saptandı. Sonuç: Diz eklem kapsülünün oldukça zengin bir sinir ağı bulunmaktadır. ÖÇB tamir ameliyatlarından sonra genikular blok iyi bir postoperatif analjezi seçeneği olarak düşünülmelidir.
Artroskopik rotator kılıf tamiri yapılan hastalarda erken dönem kinezyobant uygulamasının ağrı, ödem ve fonksiyon üzerine etkisinin incelenmesi
Kinezyobantlamanın cerrahi sonrası etkileri ile ilgili literatürde çok az çalışma vardır. Çalışmamızın amacı artroskopik rotator kılıf tamiri sonrası kinezyobantlamanın etkinliğini araştırmaktır. Çalışmaya artroskopik rotator kılıf tamiri yapılan 45 hasta dâhil edildi. Katılımcılar randomize olarak kinezyobantlama (KT, n=15), sham bantlama (ST, n=15) ve kontrol (n=15) olarak 3 gruba ayrıldı. Çalışmaya katılan tüm bireylere konservatif fizyoterapi programı uygulandı. Konservatif fizyoterapi programı cerrahi sorası ilk 6 haftalık süreyi kapsıyordu. KT grubundaki hastalara ek olarak kinezyobantlama yapıldı. ST grubundaki hastalara ek olarak sham bantlama yapıldı. Tedavi boyunca tüm hastaların ağrı (visüel analog skala), ödem ve fonksiyonel skorları (Western-Ontario Rotator Cuff İndeksi, Modifiye Constant-Murley Omuz Skoru, Revize Oxford Omuz Skoru, Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi) belirli aralıklar ile değerlendirildi. Grupların başlangıç özellikleri homojendi (p>0.05). Üç grubun zamana göre tüm değerlendirme parametrelerinde anlamlı olarak geliştiği görüldü (p<0.05). Sonuçlar grup*zaman etkileşimleri açısından incelendiğinde tüm parametrelerde gruplar arasında fark yoktu (p>0.05). Çalışma sonuçlarına göre artroskopik rotator kılıf tamiri sonrası kinezyobantlamanın etkinliği saptanmadı.