Arthroscopy

60 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzole menisküs yırtıklarında artroskopik menisektomi

İZOLE MENISKUS YIRTIKLARINDA ARTROSKOPIK MENİSEKTOMİ ÖZET: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında Kasım 1990 ile Mayıs 1996 tarihleri arasında, izole meniskus yırtığı nedeniyle artroskopik menisektomi uygulanan ve en az 6 aylık takipleri bulunan 218 hastanın 232 dizinin fonksiyonel skorları Lysholm, aktivite düzeyleri ise Tegner kriterlerine göre değerlendirildi. Ayrıca postoperatif 1 yıldan fazla takip edilen olguların diz grafileri çekilerek Fairbank radyolojik dejenerasyon bulguları açısından, preoperatif grafileri ile kıyaslanarak değerlendirildi. Bu çalışma ile hastaların yaşı, preoperatif semptomatik sürenin uzunluğu, yırtığın tipi ve eklem kıkırdak dejenerasyon düzeyinin fonksiyonel sonuçlar üzerinde etkili olduğu, radyolojik dejenerasyon bulguların ilerlemesi ise çıkarılan meniskus miktarı ile ilgili olduğu sonucuna varıldı. Artroskopik menisektominin tatminkar fonksiyonel sonuçları ve düşük morbidite ile komplikasyon oranı, yöntemin tercih edilen bir prosedür olmasındaki en önemli faktörlerdir. Meniskus yırtıklarının tedavisinde, önemli fonksiyonları nedeniyle, parsiyel menisektomi gibi meniskusları korumaya yönelik girişimlerin tercih edilmesi gerektiği kanısındayız. Anahtar kelimeler: artroskopi, menisektomi, meniskus yırtığı. ARTHROSCOPIC MENISCECTOMY IN ISOLATED MENISCAL TEARS SUMMARY: Between November 1990 - May 1996, 232 knees of 218 patients underwent arthroscopic meniscectomy for isolated meniscal tear in the Department of Orthopaedics and Traumatology of Çukurova University, Faculty of Medicine. Patients who followed minimum of 6 months were evaluated by Lysholm's functional scores and Tegner criterions of activity level. Preoperative and the latest postoperative knee roentgenograms of patients followed more than 1 year were also compared according to Fairbanks degenerative X-ray findings. As a result of this study, it is concluded that functional scores were all affected by age, preoperative symptomatic duration, tear type and degeneration level of cartilage. Moreover derangement of radiological findings of degeneration was directly proportional to the amount of meniscus removed. Satisfactory functional results, low morbidity and complication rates are the main factors that popularized arthroscopic meniscectomy. Since the functions of the meniscii are very important, procedures like partial meniscectomy should be prefered in meniscal tear treatment. Key words: arthroscopy, meniscectomy, meniscal tears. 57

ArtroskopiDiz eklemiMenisci-tibial
Metin Manouchehr Eskandari
Çukurova University
1997
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz artroskopilerinden sonra intravenöz olarak uygulanan Lornoksikam ile intravenöz olarak uygulanan Tenoksikamın postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılmas

Amaç: Diz artroskopilerinden sonra intravenöz olarak uygulanan lornoksikam ile intravenöz olarak uygulanan tenoksikamın postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılmasını amaçladık.Gereç ve Yöntem: Sağlık Bakanlığı İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğü İlaç Klinik Araştırmalar Etik Danışma Kurulu onayı ve hastaların sözlü-yazılı onayı alındıktan sonra diz artroskopisi uygulanacak 50 hasta çalışmaya alındı. Tüm olgulara standart genel anestezi indüksiyonu ve idamesi uygulanarak rastgele iki grup oluşturuldu. Grup I'de 8 mg lornoksikam intravenöz olarak turnike açılmadan 10 dakika önce uygulandı, grup II'de 20 mg tenoksikam turnike açılmadan 10 dakika önce intravenöz olarak uygulandı. Postoperatif 30., 60., 120., 240. dakikalarda VAS dinlenmekle ve hareketle değerlendirildi. VAS 5 ve üzerindeki değerlerde ek analjezik uygulandı. Analjezik uygulama saatleri kaydedildi. Ayrıca postoperatif bulantı ve kusma takibi yapıldı.Bulgular: Grupların demografik özellikleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak fark saptanmadı (p>0,05). Gruplarda postoperatif analjezi değerlendirildiğinde; kaydedilen dinlenmekle ve hareketle 30.,60.,120.,240. dakika vizüel analog skala değerlerinde her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,945, p=0,693, p=0,596, p=0,044, p=0,492, p=0,461, p=0,084, p=0,024). Postoperatif bulantı kusma yönünden ve ek analjezik gereksinimi açısından gruplar değerlendirildiğinde gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05)Sonuç: Diz artroskopilerinden sonra intravenöz olarak uygulanan lornoksikamın ve tenoksikamın etkin bir postoperatif analjezi sağladığı düşünüldü. İntravenöz olarak uygulanan her iki yöntemde de dinlenme ve hareketle ağrıların zaman içerisinde istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı saptanmasına rağmen bu azalmanın uygulanan ilaçlar arasında anlamlı farklılık yaratmadığı gözlemlendi.Anahtar Sözcükler: Nonsteroid antiinflamatuar ilaç, lornoksikam, tenoksikam, postoperatif ağrı

Antiinflamatuar ajanlarAntiinflamatuar ajanlar-nonsteroidAntiinflamatuar ajanlar-nonsteroid+5
Tuncay Kalan
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi altında omuz artroskopisi yapılan ve interskalen brakial pleksus bloğu ile omuz artroskopisi yapılan hastaların hemodinamik parametrelerinin ve nöroendokrin yanıtlarının karşılaştırılması

Giriş: Cerrahi uygulanacak hastalarda oluşan stres yanıt, organizma için bir takım hemodinamik ve nöroendokrin değişikliklere neden olur. Hastaların perioperatif iyilik halinin sağlanması için oluşacak olan stres yanıtın baskılanması gerekmektedir. Yaptığımız bu çalışmada genel anestezi altında omuz artroskopisi yapılan ve interskalen brakiyal pleksus bloğu ile omuz artroskopisi yapılan hastaların hemodinamik parametrelerini ve nöroendokrin yanıtlarını karşılaştırdık. Materyal ve Metod: Çalışmanın etik kurul onayı ve hastalardan bilgilendirilmiş onam alındı. Çalışma için rotator cuff onarımı yapılması planlanan ASA I-II 18 yaş üstü 50 hasta seçildi. Hastaların randomizasyonu kapalı zarf yöntemiyle yapıldı. Hastalar, birinci grup interskalen brakiyal pleksus bloğu yapılanlar (Grup-1), ikinci grup genel anestezi uygulananlar (Grup-2) olarak iki gruba ayrıldı. 18 yaş altı, çalışmayı kabul etmeyen, aktivitesini sınırlayan hastalığı olan, ASA III ve üstü olan, rotator manşet yırtığı 5cm ve üzeri olan ve başarısız blok uygulanan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Hastalar preoperatif derlenme ünitesine alındıktan sonra başlangıç kalp atım hızları, ortalama arteryel basınçları ve oksijen saturasyonları kaydedildi . Hastaların 2 mg midazolam ile sedasyonları sağlandıktan sonra planlama dahilindeki başlangıç kan numunesi alındı. Grup-1 (n=25) hastalarda lokal anestezi amacıyla 20 ml % 0.5 bupivacain (100 mg), 10 ml aritmal (200 mg) ve 10 ml serum fizyolojik kullanıldı. Hastaların duyu ve motor blok seviyeleri Pin-Prick testi ve Modifiye Bromage skalası ile değerlendirildi. Tam motor blok oluştuktan sonra cerrahiye izin verildi. Grup-2 hastalara (n=25) genel anestezi amacıyla 2-3 mg/kg propofol, 0.6 mg/kg rocuronyum bromür ve 1 mcg/kg fentanyl uygulandı. İdame anestezide 2 lt/dk taze gaz akımı içerisinde oksijen/azot karışımı ve %2 (1MAC) sevofluran kullanıldı. Postoperatif analjezi amacıyla cerrahi bitmeden 30 dakika öncesinde, intravenöz 100 mg tramadolol hidroklorür uygulandı. Tüm hastalardan başlangıç, cerrahi başlangıçtan 30 dakika sonra ve postoperatif 0. dakikada kan numuneleri alındı. Glukoz, insülin, prolaktin ve kortizol değerleri çalışıldı. Hastaların intra-operatif ortalama arteryel basınçları, kalp atım hızları ve oksijen saturasyonları kaydedildi. Bulgular: İki grup arasında yaş ve cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Ortalama arter basınçları ve kalp atım hızları arasında preoperatif ölçülen değerlerde istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu ancak intraoperatif kıyaslamada Grup-1'deki hastaların değerleri Grup-2'deki hastaların değerlerinden yüksekti. Grup-2'deki hastaların intraoperatif oksijen saturasyonları daha yüksek olarak ölçüldü. Hastaların başlangıç kan numunelerindeki sonuçlara göre glukoz değişimi istatistiksel olarak anlamlı değildi ancak Grup-2 de Grup-1'den daha yüksek olarak bulundu (P:0.676). Kortizol ve prolaktin değerleri de Grup-2'de daha yüksek bulundu. Grup-2'de insülin değeri istatistiksel değerlendirmede anlamlı olarak daha düşüktü (P:0.001). Sonuç: İnterskalen brakiyal pleksus bloğu uygulaması, genel anestezi uygulamasına benzer şekilde hemodinamik parametreleri fizyolojik sınırlarda tutmaktadır. Ayrıca cerrahi stresi azaltarak organizmaya zararlı olabilecek nöroendokrin yanıtları da baskılamaktadır. Bu bilgiler ışığında cerrahi stresi azaltmak ve hemodinamiyi daha iyi korumak amacıyla interskalen brakiyal pleksus bloğunun güvenilir bir şekilde uygulanabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: omuz artroskopisi, İBPB, genel anestezi, cerrahi stres, hemodinami

AnesteziAnestezi-genelArtroskopi+6
İbrahim Adalı
Yozgat Bozok University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Omuz artroskopisi yapılan hastalarda preoperatif manyetik rezonans görüntülemede tespit edilen patolojik bulguların intraoperatif patolojik bulgularla korelasyonu

Omuz Artroskopisi Yapılan Hastalarda Preoperatif Manyetik Rezonans Görüntülemede Tespit Edilen Patolojik Bulguların İntraoperatif Patolojik Bulgularla Korelasyonu Amaç: Artroskopik omuz cerrahisi yapılan hastaların geriye dönük Manyetik Rezonans (MR) görüntüleme raporları ve artroskopik cerrahi işlemlere ait kayıt altına alınan ameliyat notları taranarak görüntüleme raporlarındaki bulguların ve ameliyatlarda saptadığımız bulguların ne derecede örtüştüğü araştırılacaktır. Elde edilen verilerden günümüz poliklinik şartlarında raporlanan MR görüntülerinin artroskopik omuz cerrahisine karar vermede etkinliğine dair bilgiler elde edilecektir. Materyal ve Metot: Omuz şikâyeti ile başvuran ve cerrahi tedavi uygulanan 90 hasta ile retrospektif olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya alınan hastaların yaş, cinsiyet, patolojik omuz tarafı, akromiyon tipi, kemik patolojileri (humerus, distal klavikula, glenoid), eklem mesafeleri, kartilaj kaybı, ödem, osteofitik dejenerasyon, AC eklem patolojisi varlığı, rotator kas yırtıkları (supraspinatus, infraspinatus, teres minör ve subskapularis), biseps dejenerasyonu, SLAP lezyonu, rotator manşet tendon devamlılığı, bursit, sıvı koleksiyonu ve Vizüel analog skala (VAS) verileri incelendi. MR ve artroskopi sonrası sonuçlar kıyaslandı. Bulgular: Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 55,3±11,5 yıl olup, %52,2'si kadındı. Sağ eklem tutulum sıklığı %68,9 olarak saptandı. Humerus, distal klavikula ve glenoid patolojilerini göstermek açısından artroskopi ve MR arasında farklılık saptanmadı (p>0,05). En sık saptanan akromiyon tipi, Tip 1 olup, artroskopide Tip 3 görülme sıklığı anlamlı olarak yüksek saptanmış olup (p<0,05); yöntemler arasındaki uyum orta düzeydeydi. Eklem mesafesi, kartilaj kaybı, ödem ve osteofitik dejenerasyon açısından artroskopinin daha üstün olduğu (p<0,05) ve yöntemler arasında uyumun orta-yüksek olduğu saptandı. Yöntemler arasında AC eklem patolojisini göstermede fark olmadığı (p>0,05); yöntemler arasında uyumun önemsiz düzeyde olduğu saptandı. Supraspinatus yırtığı, infraspinatus yırtığı, SLAP ve rotator manşet tendon devamlılığının bozulduğu patolojilerde yöntemler arasında fark olmadığı (p>0,05); yöntemler arasında uyumun önemsiz düzeyde olduğu saptandı. Artroskopinin subskapularis yırtıklarında ve biseps dejenerasyonunu göstermede daha başarılı olsa da (p<0,05); uyumun düşük-orta düzeyde olduğu saptandı. Bursit ve sıvı koleksiyonunu göstermek açısından artroskopi ve MR arasında farklılık saptanmamış olup (p>0,05); yöntemler arasındaki uyum önemsiz düzeydeydi. Post operatif 60.günde hastaların VAS skorlarının anlamlı şekilde düştüğü saptandı. Sonuç: Omuz patolojilerine yol açan lezyonların tanısında, artroskopinin MR'den üstün olduğu saptandı. Özellikle subskapularis tendon rüptürlerinin MR'de diğer patolojilere göre daha az tanı aldığı saptandı. Bazı tanılarda MR'nin, artroskopi ile sonuçlarının yüksek uyumlu olsa bile hastanın bir bütün olarak değerlendirildiğinde yetersiz kaldığı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: omuz, artroskopi, manyetik rezonans

ArtroskopiManyetik rezonans görüntülemeOmuz+2
Melikşah Bulut
Yozgat Bozok University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz eklem içi patolojilerinde preoperatif magnetik rezonans görüntüleme raporları, muayene ve intraoperatif artroskopi bulgularının karşılaştırılması

Giriş:Diz eklemi;çevresindeki kas dokuların az olması,yük taşıyan bir eklem olması,artan sporsal aktiviteler gibi sebeplerle sık yaralanan ve poliklinik başvurularında en sık yakınma sebebi olan eklemdir. Diz eklemi patolojilerinde tanı;anamnez,fizik muayene ve görüntüleme yöntemleri ile konulmaktadır.MRG yumuşak dokuları göstermedeki başarısı sebebi ile diz ekleminde en sık uygulanan görüntüleme yöntemlerinin birisidir. Ülkemiz şartlarında poliklinik başvuruların yoğunluğu hastaların fizik muayene değerlendirme sürelerini düşürmektedir.Artan görüntüleme tetkikleri sebebi ile radyologların da MRG raporlama için ayırdıkları süreleride azalmaktadır.Günlük poliklinik işleyişi şartlarında yoğunluk nedeni ile diz eklem içi patolojilerinde muayene tanı başarılarının ve MRG raporlarının tanı başarısının düştüğünü düşünmekteyiz. Materyal metod:Çalışmaya retrospektif olarak polikliniğimizde fizik muayenesi yapılan,tespit edilen patolojiye yönelik MRG tetkiki yapılan ve çeşitli merkezlerde 1.5 tesla MRG tetkiki yapılmış ve kliniğimizde opere edilmiş 171 hasta dahil edildi.Mcmurray,appley,lachman ve pivot shift muayeneleri,MRG de rapor edilen menisküs lezyonları,ACL,PCL,kıkırdak lezyonu,medial patellar plica varlığı kayıt altına alındı.Fizik muayene ve MRG raporlama başarıları altın standart olan artroskopi bulguları ile karşılaştırıldı.Aradaki uyum değerlendirilmesi için kappa analizi yapıldı.İstatistiksel olarak p<0.05 anlamlı kabul edildi. Bulgular:Mcmurray ve apley testinin menisküs yırtıklarını belirlemede sırasıyla %76 -%73duyarlılık,%73-%82 özgüllük,%76-%75 tutarlılık düzeyine sahip olduğu ve uyum düzeyi kappa-065 ,-068(zayıf) olarak belirlendi.Lachman ve pivot shift testinin ACL rüptürü belirlemede sırasyıla %78-%88 duyarlılık,%97-%98 özgüllük,%92-%96 tutarlılık düzeyine sahip olduğu ve uyum düzeyinin kappa-169,-173(zayıf) oldukları belirlendi. MRG nin menisküs yırtıkları için%70 duyarlılık,%73 özgüllük,%70 tutarlılık düzeyi ve uyum düzeyinin kappa 242(düşük) olduğu belirlendi.Medial ve lateral menisküs yırtıkları için sırasıyla %75-%30 duyarlılık,%76-%98 özgüllük,%75-%85 tutarlılık düzeyine sahip olduğu ve kappa uyum düzeyinin 421-381(orta-düşük) olduğu belirlendi.MRG'nin ACL lezyonlarını belirlemede %78 duyarlılık,%97 özgüllük,%93 tutarlılık düzeyine sahip olduğu ve kappa uyum düzeyinin 780(önemli) olduğu tespit edildi.MRG'nin ileri evre kıkırdak lezyonları için %72 duyarlılık,%93 özgüllük,%81 tutarlılık düzeyine sahip olduğu ve kappa uyum düzeyinin 632(önemli)olduğu belirlendi. Sonuç:Poliklinik şartlarında yeterince vakit ayrılmadan yapılan muayenelerin tanı koymada başarı oranının literatüre göre düşük seviyede kaldığını saptadık.Güncel şartlarda MRG raporlamarında meniskal yırtıkları için literatüre göre düşük seviyede kaldığını,medial menisküs için tanı başarısının lateral menisküse göre daha iyi seviyede olduğunu,ön çapraz bağ lezyonları için tanı başarısının önemli düzeyde olduğunu,ileri evre kıkırdak lezyonlarını belirlemede önemli olduğunu sonucuna vardık..Bununla birlikte poliklinik şartlarında ön çapraz bağ ve ileri evre kıkırdak lezyonları için yapılan raporlamanın tanı ve tedavi protokolünü değiştirebilecek düzeyde olduğunu saptadık.Muayene ve MRG raporlamada deneyimin ve yeterli süre ayırmanın klinik başarıyı artıracağını ve tek başına fizik muayene veya MRG raporlamaları ile operasyon kararı verilmesinin doğru olmayacağını,anamnez muayene ve MRG raporlarının kombine edilmesi gerektiğini bu şekilde gereksiz artroskopik girişimlerin önlenebileceğini düşünmekteyiz.

ArtroskopiDizDiz eklemi+4
Ali Boz
Yozgat Bozok University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Ultrason kılavuzluğunda genikular sinir bloğu: Anatomisi ve diz artroskopik ön çapraz bağ tamiri cerrahisinde postoperatif analjezide etkinliği

Amaç: Genikular sinir bloğu diz eklemine innervasyon sağlayan duyu dallarının diz eklemi kapsülüne girmeden önce infiltrasyonu olarak tanımlanır. Literatürdeki genikular sinirlerin terminolojisi ve kökeni üzerindeki tutarsızlık anatomik tanımlamalardaki değişkenliklerle ilişkili olabilir. Bu çalışmada; genikular sinirlerin diseksiyonunun sağlanması ve tanımlanabilen sinirlerin USG eşliğinde bloke edilmesiyle artroskopik ön çapraz bağ (ÖÇB) tamirinde postoperatif analjezide etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın ilk aşamasında, dört kadavra diz diseke edildi. N.obturatorius, n.ischiadicus, n.peroneus communis ve n.tibialis dalları bulundu. Diz eklem kapsülünün genikular sinirleri gösterildi. İkinci aşamada ÖÇB operasyonu planlanan, 18-75 yaş 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar randomize iki eşit gruba ayrıldı. Grup G; preoperatif dört ayrı enjeksiyon noktasından genikular blok uygulanırken, Grup K;'da blok uygulanmadı. Tüm hastalar genel anestezi altında operasyona alındı. Hastalara postoperatif fentanil IV hasta kontrollü analjezi uygulandı. Hastaların postoperatif dönemdeki; dinlenme ve hareket halindeki VAS skorları, analjezik ilaç tüketimleri ve yan etki mevcudiyeti 1.-6.-12.-24. saatlerde ölçüldü. Bulgular: Superior medialde ve lateralde genikular dalların n. tibialis çıkışlı oldukları, inferior lateralde n.peroneus communis'den gelen dalların olduğu, inferior medialde n. tibialis'den ve bazı sinir dallarının n.saphenus'dan ayrılan dallar olarak sahanın duyusal innervasyona katıldığı görüldü. Klinik çalışmamızda Grup K'da tüm zamanlarda ek analjezik ihtiyacı gözlendi. Postoperatif VAS değerlerinde 1,6,12 ve 24.saatlerde Grup G'de düşüklük saptandı. Sonuç: Diz eklem kapsülünün oldukça zengin bir sinir ağı bulunmaktadır. ÖÇB tamir ameliyatlarından sonra genikular blok iyi bir postoperatif analjezi seçeneği olarak düşünülmelidir.

AnatomiAnestezi ve analjeziArtroskopi+7
İsmet Topçu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Artroskopik rotator kılıf tamiri yapılan hastalarda erken dönem kinezyobant uygulamasının ağrı, ödem ve fonksiyon üzerine etkisinin incelenmesi

Kinezyobantlamanın cerrahi sonrası etkileri ile ilgili literatürde çok az çalışma vardır. Çalışmamızın amacı artroskopik rotator kılıf tamiri sonrası kinezyobantlamanın etkinliğini araştırmaktır. Çalışmaya artroskopik rotator kılıf tamiri yapılan 45 hasta dâhil edildi. Katılımcılar randomize olarak kinezyobantlama (KT, n=15), sham bantlama (ST, n=15) ve kontrol (n=15) olarak 3 gruba ayrıldı. Çalışmaya katılan tüm bireylere konservatif fizyoterapi programı uygulandı. Konservatif fizyoterapi programı cerrahi sorası ilk 6 haftalık süreyi kapsıyordu. KT grubundaki hastalara ek olarak kinezyobantlama yapıldı. ST grubundaki hastalara ek olarak sham bantlama yapıldı. Tedavi boyunca tüm hastaların ağrı (visüel analog skala), ödem ve fonksiyonel skorları (Western-Ontario Rotator Cuff İndeksi, Modifiye Constant-Murley Omuz Skoru, Revize Oxford Omuz Skoru, Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi) belirli aralıklar ile değerlendirildi. Grupların başlangıç özellikleri homojendi (p>0.05). Üç grubun zamana göre tüm değerlendirme parametrelerinde anlamlı olarak geliştiği görüldü (p<0.05). Sonuçlar grup*zaman etkileşimleri açısından incelendiğinde tüm parametrelerde gruplar arasında fark yoktu (p>0.05). Çalışma sonuçlarına göre artroskopik rotator kılıf tamiri sonrası kinezyobantlamanın etkinliği saptanmadı.

ArtroskopiAğrıEgzersiz tedavisi+7
Muhammed İhsan Kodak
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartritinin tedavisinde artroskopik debridmanın yeri: Hayat kalitesi temelinde hasta seçimine yardımcı olacak parametrelerin araştırılması

Bu çalışmanın amacı 40 yaş üstü diz osteoartriti olan hastalarda, yaşam kalitesi (Short Form-36), Lysholm skoru ve görsel ağrı skalaları ile artroskopik tedavinin etkinliğini değerlendirmek ve hangi hasta gruplarında artroskopik tedavinin yararlı olduğunu ortaya koymaktır.Bu çalışma ortopedi ve travmatoloji kliniğinde dejeneratif diz nedeniyle, haziran 2007 ile aralık 2008 tarihleri arasında artroskopik cerrahi uygulanan 40 yaş ve üzeri hastalar ile gerçekleştirildi. Her iki dizden aynı seansta ameliyat edilen (N=2), takip sırasında her hangi bir nedenle aynı dizden yada karşı dizden tekrar ameliyat edilen (N=1; takibin birinci yılında aynı dize yüksek tibial osteotomi uygulandı.), takip sırasında exitus olan (N=1) ve son kontrolüne gelmeyen hastalar (N=17) çalışmaya dahil edilmedi. Çalışma kriterlerine uyan, son kontrollerine gelen ve gönüllü hasta onam formunu imzalayan 60 hasta ile çalışma gerçekleştirildi. Ortalama yaş 54,4 idi. (40-74). Hastaların 22'si erkek (%36,7) ve 38'i kadın (%63,3) idi. Ortalama takip süresi 20,53 ay (14-25 ay) idi.Hastaları yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, tibiofemoral açı, radyolojik evreleme (Kellgren-Lawrence), proksimal metafizyal varus, baker kisti, efüzyon, sinovit, medial parapatellar plika varlığı, menisektomi varlığı ve yırtık tiplerine göre gruplandırdık ve ameliyat öncesi ve takip sonu dönemde yaşam kalitesi skalası (SF-36), Lysholm skoru ve görsel ağrı skalası ile değerlendirdik. Böylece artroskopik debridmanın hangi hasta gruplarında, yaşam kalitesi ve diğer skorlarda iyileşme sağladığını ortaya koymaya çalıştık.Sonuç olarak ileri yaş, kadın cinsiyet, obezite (> 30 kg/m²), > 10? varus açılanması, kellgren-Lawrence evre 3, ileri ve yaygın kıkırdak hasarı (Outerbridge evre 4), efüzyon, baker kisti ve sinoviti olan hastalarda artroskopik debridmanın düşük yarar sağladığını saptadık. Dejeneratif menisküs yırtığı, medial parapatellar plika varlığının ve proksimal metafizyal varusun sonuçları anlamlı etkilemediğini gördük. Dejeneratif medial menisküs yırtığı olup parsiyel menisektomi yapılanlarda, menisküs yırtığı olmayanlara göre benzer iyileşme elde edildi.Bu durumda uygun hasta hasta seçimi koşuluyla, diz osteoartriti tedavisinde artroskopik debridman yaşam kalitesini artıran bir yöntemdir.

Artroskopi
Cemil Okta
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz artroskopisi planlanan hastalarda spinal anestezi ile kombine siyatik ve femoral blok uygulamasının postoperatif ağrı yönünden karşılaştırılması

Bu çalışmada günübirlik diz artroskopisi uygulanacak hastalar için ultrason eşliğinde kombine anterior siyatik ve femoral blok ve unilateral spinal anestezi uygulamalarını kullanarak hemodinamik parametreler, intraoperatif anestezi, postoperatif analjezi, postoperatif motor blok ve yan etkileri açısından karşılaştırmayı amaçladık.ASA I-II grubuna giren, rastgele seçilmiş 60 hasta iki gruba ayrıldı. Grup 1 (n=30) olgulara unilateral spinal anestezi ile 7.5 mg %0.5 hiperbarik bupivakain 40 saniyede verildi. Grup 2 (n=30) olgulara hem anterior yaklaşımla siyatik blok hem de femoral blok uygulandı. Kombine anterior siyatik-femoral sinir bloğu; ultrason ve 2 Hertz ve 0.5 -1 mA akımla periferik sinir stimülatörü kullanılarak kısa uçlu teflon kaplı iğne ile femoral sinirin üç dalının ayrı ayrı kontraksiyonları görülerek 10 mL %1 prilokain ve 10 mL bupivakain verilerek yapıldı. Siyatik sinir bloğu, modifiye anterior yaklaşımla ultrason kullanılarak sinirlerin stimulasyonu ile 10ml %1 prilokain ve 10 ml bupivakain verilerek yapıldı.SKB, DKB, OKB, KAH, SPO2'nin bazal değerleri ve ilaç uygulamasını takiben 5., 15., 30., 45., 60.dk, postoperatif 6., 12., 24. değerleri kaydedildi.Maksimum duyusal blok seviyesi,intraoperatif anestezi kalitesi, operasyon süresi, intraoperatif ve postoperatif dönem komplikasyonları, motor blok gerileme zamanı, postoperatif ilk idrara çıkma zamanı, postopertaif ilk analjezi alma süresi, postoperatif ıstırahat ve hareket VAS ağrı değerlendirmesi yapıldı.Gruplar arasında demografik veriler ve operasyon süreleri yönünden istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Grup 1'de hemodinamik parametreler bazal değere göre anlamlı olarak değişikliler gözlenirken Grup 2'de hemodinami bazal değere göre stabil olarak seyretti. Motor blokgerileme zamanı(bromage skoru) Grup 1'de GrupII'den daha yüksek olarak bulundu.Grup 1'de intraoperatif dönemde hastaların hiçbirinde ek sedasyon ve analjezik ihtiyacı olmadı. Peroperatif dönemde Grup 2 hastalarından 3 tanesinde ek analjezi ihtiyacı oldu ve IV fentanil yapıldı. Postoperatif dönemde Grup 1 hastalarından 3 tanesinde glob vesicale gelişmesi üzerine bu hastalara sonda ile mesane boşaltılması işlemi uygulandı. Peroperatif dönemde Grup 1 hastalarından bir tanesinde blok seviyesi yükselmesi üzerine derin bradikardi ve hipotansiyon görülmesi üzerine 0.5 mg atropin ve 1 mg adrenalin IV olarak uygulandı.Her iki gruplar arasında anestezi kalitesi açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Her iki grup arasında postoperatif dönemde tüm zamanlarda visüel ağrı skalasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Gruplar arasında ilk idrara çıkma zamanı açısından istatiksel olarak fark bulunmazken, ilk analjezi alma zamanı anlamlı olarak siyatik ? femoral grubunda daha kısa zamanda gerçekleşmiştir. Sonuç olarak, her iki teknik yeterli anestezi sağlamakla birlikte unilateral spinal anestezi uygulamasında minimum dozda bupivakain kullanmamıza rağmen kombine siyatik femoral blok uygulamasında hemodinami daha stabil seyretmiştir. Bu sebeple özellikle yüksek riskli hastalarda kombine siyatik femoral bloğun tercih edilmesi gerektiğini; özellikle travma hastalarında anterior siyatik ve femoral bloğun tercih edilmesinin hastaya pozisyon verme yönünden daha konforlu olacağını düşünmekteyiz. Günübirlik hastalarda uygulanacak en uygun anestezik tekniğin uzmanlar tarafından bütün bunlar göz önüne alınarak değerlendirilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.

Anestezi-spinalAnesteziden ayılma dönemiArtroskopi+3
Hamza Bambal
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Talusun osteokondral lezyonlarında artroskopik drilleme sonuçlarımız

Talus osteokondral lezyonlu hastalar sıklıkla genç ve aktiftirler.Uygun tanıyı hızlı bir şekilde koyup gerekli tedaviyi hızla başlatmak gereklidir. Şu an elimizde multipl tedavi modaliteleri mevcuttur ve farklı klinik durumlar için en iyi tedavi seçeneği maalesef açık değildir. Yakın zamanda makaleler gözden geçirilmiş ve biyomateryaller ve kök hücre araştırmaları da ayrıca not edilmiştir.Talusun osteokondral lezyonları erken teşhis ve tedavi edilmediği takdirde ayak bileği artritiyle sonuçlanabilir.Bu araştırma Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde Talus'ta osteokondral lezyon nedeniyle opere olmuş lezyon iyileşmesini uyarıcı artroskopik drilleme yöntemi uygulanan 37 hasta değerlendirilerek yapılmıştır.Hastaların 29'u erkek, 8'i kadındı(n=37).Ortalama yaş 36,51 (16 - 63) idi.Ortalama takip süresi 43,30 ay (12 - 120) idi. İlk yaralanmadan ameliyat olunan güne kadar geçen ortalama süre 35,22 ay (2- 276) ; şikayetlerin başlangıcından ameliyat olunan güne kadar geçen ortalama süre 13,43 ay (1- 120) ; ameliyat öncesi konservatif tedavi denenen hastalarda uygulanan konservatif tedavi ortalama süresi 2,19 ay (1- 4) idi.23 hastada (%62,2) sağ, 14 (%37,8) hastada sol ayak bileği lezyonu vardı.9 hastada anterolateral (%24,3), 12 hastada anteromedial (%32,4), 12 hastada posteromedial (%32,4), 4 hastada talar kubbe (%10,8) bölgele talar lezyonu vardı.Hastaların 27'sinde major bir travma öyküsü vardı (%73). Lateralde konumlanmış 9 lezyonun hepsinde travma öyküsü mevcuttu(%100). Hastaların lateral talar lezyonu olanlarının 9' u da erkekti, bunu erkeklerin daha fazla travmaya maruz kalışıyla ilişkilendirdik ancak yaptığımız istatistiksel çalışmada erkeklerde lateral lezyon görülmesi istatistiksel olarak ilişkisiz çıktı (p=0,156).Ayrıca lateral lezyon konumuyla, öyküde majör travma maruziyeti varlığı istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,039). Ancak ameliyat sonrası takiplerinde ayak bileği artrozu gelişen 8 hasta değerlendirildiğinde bunların istatistiksel olarak majör travmayla ilişkisi anlamsız bulundu (p=1,000).Hastaların yalnızca 5 tanesinde (%13,5) bir ek hastalık mevcuttu.Ancak bunların 3'ünde ameliyat sonrası dönem takiplerinde artroz gelişmesi ilginç bir sonuç olarak göze çarptı. İstatistiksel incelemede anlamlı sonuç çıkmadı (p=0,057), ancak bu sınırda bir değerdi ve örneklem büyüklüğü biraz daha fazla olsa anlamlı bir sonuç beklenebilirdi.Hastaların vücut kitle indeksleri hesaplandı. Artroz gelişen 8 hastanın ortalama değeri 28,319 (en düşük 25,04; 35,95) idi. Diğer 29 hastanın ise ortalama değeri 26,3953 (en düşük 20,20; 33,26) idi. Artroz gelişimi ile vücut kitle indeksinin büyüklüğü arasında da anlamlı istatistiksel ilişki çıkmadı, bu değer sınırda bir değerdi (p= 0,055). Biz örneklem büyüklüğü biraz daha fazla olsa anlamlı sonuç çıkabileceğini düşündük.Yaptığımız çalışmaya dahil ettiğimiz 37 hastanın 4 tanesi hariç tümünde klinik skorlama sistemlerinde (AOFAS, Freiburg) ve göreceli skorlama sistemi olan VAS skorunda iyileşme yani skorda artış saptadık. Buna paralel olarak radyolojik evreleme sisteminde de yine iyileşme yani evrede düşme saptadık. İstatistiksel olarak da ameliyat öncesi ve sonrası döneme ait bu parametrelerde iyileşme ile istatistiksel olarak net bir ilişki saptadık (p=0,0000). Bu bizim için yapılan girişimin hasta memnuniyeti açısından olumluluğunu yansıtmaktadır. Ancak 8 hastada ameliyat sonrası takip dönemlerinde herhangi bir zamanda ve sıklıkla ileriki yıllarda yani geç dönemde ayak bileği artrozu gelişti. Bunların klinik ve göreceli skorlama sistemleriyle ve radyolojik evrelemeyle ameliyat sonrası dönem ile değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar çıktı; yani artroz gelişen hastaların genellikle klinik ve göreceli skorları düştü, radyolojik evreleri arttı.Ayak bileğinde artroz gelişen 8 hastanın tüm parametrelerini istatistiksel olarak karşılaştırdığımıza hiçbirinde neden-sonuç ilişkisi yaratabilecek anlamlı bir sonuç bulamasak da; sınırda değer olarak gelen vücut kitle indeksinin yüksekliği, kadın cinsiyet ve ek hastalık varlığı bizi uyarmaktadır. Ve artroz gelişen 8 hastanın 4 tanesinde posteromedial talar lezyon varlığının olması her ne kadar istatistiksel olarak anlamlı çıkmasa da lezyona artroskopik olarak ulaşma ve yaklaşım zorluğunu akla getirmektedir.

ArtroskopiKıkırdakKıkırdak hastalıkları+3
Yetkin Doğan
Manisa Celal Bayar University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Travmaya bağlı anterior omuz instabilitesi gelişen hastalarda tek anterior portalle bankart onarımı sonuçlarımız

Travmatik anterior omuz çıkığı sonrası glenoid labrumun ayrılması olarak tanımlanan bankart lezyonunun tedavisinde artroskopik tamir günümüzde standart tedavi modalitesi haline gelmiştir.İki veya gereğinde daha fazla anterior portal kullanılarak uygulanan artroskopik bankart tamiri için literatürde başarılı sonuçlar gösterilmiştir. Bu çalışmada travmatik omuz çıkığında artroskopik olarak anterior tek portal kullanarak bankart tamiri yaptığımız hastalarımızın sonuçları sunulmaktadır. Yöntem 2014-2018 yılları arasında travmatik tekrarlayan omuz çıkığı nedeniyle bankart lezyonu oluşanve aynı cerrah tarafından anterior tek portal kullanılarak artroskopik bankart tamiri yapılan 53 hasta(49 erkek,4 bayan) 54 omuz (bir hasta farklı zamanlarda iki omzuda opere edildi) çalışmaya dahil edildi. Eşlik eden kemik defekti, travmatik olmayan çıkığı olan hastalar çalışmayadahil edilmedi. Hastaların tamamı detaylı anammez,instabilite testleri,direkt grafi ve MR görüntüleme ile operasyonöncesi değerlendirildi. Genel anestezi altında lateral dekübit pozisyonunda;standart posterior portal açıldıktan sonra epidural iğneile glenoid anterior kenarına en geniş açı ile ulaşma imkanı sağlayan nokta tespit edilerek açılan tek anterior portal kullanılarak tamir uygulandı.Hastalara dört haftalık immobilizasyon sonrası rehabilitasyon programı başlandı. Hastalar preop ve postop son kontrollerinde Rowe ve Oxford skorlaması ile değerlendirildi. Bulgular Anterior tek portal ile artroskopik tedavi edilen 53 hastanın(49 erkek,4 bayan) ortalama yaşı 28,2(16-66) olup ortalama takip süresi 26(9-60) aydır.34 hastanın sağ 20 hastanın sol omuzunda lezyon saptandı.Hastalarda ilk çıkık ile cerrahi tedavi uygulanana kadar geçen süre ortalama 45,8 (1-288) ayidi.Başvuru esnasında ortalama çıkık sayısı 17,5(1-60) olup,ameliyatta kullanılan ankor sayısı ortalama3(1-5) adet idi. Ortalama cerrahi süre 44,6 (32-70) dakikadır.Postoperatif dönemde 3 hastada endişe testi pozitif olarak tespit edilmiş,bu hastaların takiplerinde tekrar çıkık saptanmamış ve ek bir tedavi uygulanmamıştır.Redüksiyon gerektiren çıkık hiçbir hastada saptanmamıştır. Hastaların preoperatif ortalama Rowe skorları 12(0-45) iken postoperatif son kontrolde ortalama93,1(70-100) olarak değerlendirildi.(p=0,001) Ameliyat öncesi Oxford skorları ortalama 18,5(0-29) iken postoperatif son kontrolde ortalama 45,7(35-49) olarak değerlendirildi.(p=0,001) Sonuç Travmatik omuz çıkığına bağlı gelişen bankart lezyonun tek anterior portal kullanılarak yapılan artroskopik tamirinin;güvenli, başarılı,daha az invaziv, sonuçları olan bir yöntem olarak kullanılabileceği kanaatindeyiz.

ArtroskopiCerrahiOmuz+4
Ramazan Parıldar
Gaziantep University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İlk çıkık ile tekrarlayan omuz çıkıklarında artroskopik bankart tamirinin karşılaştırmalı klinik ve fonksiyonel sonuçları

Amaç: Çalışmamızın amacı anterior glenohumeral insitabilitesi nedeniyle ilk kez omuz çıkığı geçiren hastalar ile tekrarlayan omuz çıkığı geçiren hastalarda uyguladığımız artroskopik bankart tamirinin klinik ve fonksiyonel sonuçlarının karşılaştırmasıyla literatüre kaynak sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Kasım 2016-Aralık 2021 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğine başvuran 18-55 yaşları arasında izole anterior omuz instabilitesi nedeniyle artroskopik bankart tamiri uygulanmış hastalar çalışmaya dahil edildi. Toplam 42 hastadan oluşan çalışmamızda hastalar ilk kez çıkık geçirenler ve tekrarlayan çıkık geçirenler olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. İlk çıkık gelişenler (Grup 1) 20 hastadan, tekrarlayan çıkık gelişenler (Grup 2) 22 hastadan oluşmaktadır. Hastalar klinik ve fonksiyonel açıdan retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların cerrahi detayları kaydedildi. Hastalar 6 ay süresince rehabilitasyon programına alındı. Postop 3, 6 ve 12. ay muayenelerinde subjektif ağrı durumu, spor aktivitesine ve işe dönüş süreleri kaydedildi. Fizik muayenede, hareket açıklığı ve apprehension testi uygulandı. Nüks oranı kaydedildi. Hastaların klinik ve fonksiyonel skorları; preop, postop 3, 6 ve 12. ay olarak VAS, Q-DASH, ASES ve ISIS ile değerlendirildi. Bulgular: Grup 1 de ASES ve Q-DASH ortalamaları sırasıyla preop (39,60±18,97), (48,20±21,85) 3. ayda (68,85±23,73), (22,25±23,75) 6. ayda (76,50±23,51), (12,65±19,51), 12. ayda (82,05±20,09), (7,75±15,99)'dur. Grup 2 de ASES ve Q-DASH ortalamaları sırasıyla preop (51,73±16,24), (35,05±20,5) 3. ayda (64,36±17,51),(28,73±23,29) 6. ayda (83,55±15,32), (11,95±18,38), 12. ayda (89,27±18,07), (6,32±8,96)'dur. Tekrarlayan grup ile ilk dislokasyon arasındaki sonuçlar değerlendirildiğinde tekrarlayan grupta ameliyat öncesi ASES değerleri daha yüksek bulunmuştur, ameliyat öncesi Q-DASH ve VAS değerleri arasında anlamlı fark bulunamamıştır. 3, 6 ve 12. aydaki VAS, Q-DASH ve ASES değerleri arasında fark bulunamamıştır. Sonuçlar: Anterior omuz instabilitesi geçiren hastalarda, uygun endikasyonda çıkık sayısından bağımsız olarak artroskopik bankart tamiri ile başarılı sonuçlar alınmaktadır. ANAHTAR KELİMELER, Omuz çıkığı, bankart, ilk çıkık, tekrarlayan, artroskopik tamir

ArtroskopiFonksiyonel yetkinlikNüks+3
İlyas Kaban
Düzce University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal anestezi altında gerçekleştirilen artroskopik cerrahide deksmedetomidin ve tramadolün titreme üzerine etkileri

Titreme postoperatif dönemde görülebilen bir komplikasyondur. Yapılan çalışmalarda Rejyonal anestezi (RA) altında titreme sıklığı %39 olarak bulunmuştur. Titremeyi kontrol etmek için birçok farmakolojik tedavi yöntemi bulunmaktadır. Bu yöntemlerin bazıları RA altındaki hastalarda sakıncalı olabilir. Çalışmamızda, spinal anestezi sırasında görülebilen titremenin önlenmesinde profilaktik verilen deksmedetomidin ve tramadolün etkinlikleri ile yan etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Spinal anestezi altında elektif artroskopi operasyonu planlanan; ASA I-II, 18-60 yaş arası 90 erişkin olgu rastgele üç gruba ayrıldı. Spinal blok uygulamasını takiben, Grup T'ye (n=30) 100 mg tramadol 100 ml salin içinde, Grup D'ye (n=30) 0.5 µg/kg deksmedetomidin 100 ml salin içinde ve Grup P'ye (n=30) 100 ml salin iv 10 dakikada gidecek şekilde verildi. Olguların operasyon süresince ve postoperatif 45 dakikalık dönemde non-invaziv arteriyel kan basıncı, kalp atım hızı, periferik oksijen saturasyonları, timpanik ısıları, titreme ve sedasyon skorları ayrıca bulantı-kusma, bradikardi, hipotansiyon gibi yan etkiler izlendi ve gerektiğinde tedavi edildi. Grup T ve Grup D'de 20. dakika titreme skorları Grup P'den istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde düşüktü (p<0.05). Sedasyon skorları 5. dakikadan itibaren Grup D'de diğer gruplardan istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksekti (p<0.05). Hipotansiyon, bradikardi, bulantı-kusma gibi yan etkilerin gelişme sıklığı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.05) ve her 3 grupta hiçbir hasta desatüre olmadı. Çalışmamızda spinal anestezi altında gelişebilecek titremenin önlenmesinde profilaktik olarak verilen tramadol ve deksmedetomidinin etkin olduğu sonucuna vardık. Ayrıca deksmedetomidinin önemli bir avantajının hastalarda yan etkilerde artışa yol açmadan anksiyeteyi giderecek şekilde düşük sedasyon düzeyi oluşturduğu sonucuna vardık.Anahtar kelimeler: Termoregülasyon, Titreme, Spinal anestezi, Deksmedetomidin, Tramadol.

AnaljeziklerAnestezi-spinalArtroskopi+4
Şemsettin Bozgeyik
Gaziantep University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Artroskopik girişimlerde vima ve tiva indüksiyonu sonrası lma uygulamasının solunum fonksiyonlarına etkisinin karşılaştırılması

Bu çalışmada artroskopik girişimlerde VİMA (Volatil induction and maintanence anesthesia) ve TİVA (Total intravenöz anestezi) indüksiyonu sonrası LMA uygulamasının solunum fonksiyonlarına etkisini karşılaştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ameliyathanesi ve Göğüs Hastalıkları polikliniğinde gerçekleştirildi.Bilgilendirilmiş hasta onamları alındıktan sonra genel anestezi ile operasyonu planlanan ASA 1-2, 18-60 yaş arası artroskopi operasyonu olacak 50 hasta çalışmaya dahil edildi. Operasyon odasında hastaların elektrokardiyografi ( EKG ), sistolik kan basıncı ( SKB ), diastolik kan basıncı (DKB), ortalama kan basıncı (OKB), kalp atım hızı (KAH), periferik oksijen satürasyonu (SPO2) monitorize edildi.Çalışmaya dahil edilen tüm hastalara Göğüs Hastalıkları polikliniğinde preoperatif, postoperatif 2.saat ve postoperatif 24.saat solunum fonksiyon testi yapıldı. Test 3 sefer tekrar edilerek en iyi FVC ve FEV1 değerleri seçildi.Bulgular: Postoperatif periyottaki FEV1, FVC, FEF %25-75 değerleri preoperatif ve taburculuktaki duruma göre anlamlı düzeyde düşük çıkmış ancak preoperatif ve taburculuktaki FEV1, FVC, FEF %25-75 değerleri arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Bunların yanısıra TİVA grubundaki FEV1 ve FVC ortalaması VİMA grubuna göre her 3 ölçüm periyodunda da anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur.FEV1/ FVC bakımından yapılan değerlendirme sonucunda anestezi grupları arasında anlamlı farka rastlanmamıştır. Ayrıca preoperatif, postoperatif ve taburculuk öncesi ölçüm periyotları arasında da anlamlı farka rastlanmamıştır.Tartışma: Sonuç olarak çalışmamızda genel anestezi sonrasında her iki grupta da FVC, FEV1, FEF %25-75 gibi respiratuar parametrelerde azalma saptadık. Değişmeyen FEV1 /FVC oranıyla beraber akciğer fonksiyonlarında azalma her iki gruptada gözlendi.ANAHTAR SÖZCÜKLER, solunum fonksiyon testi,LMA ( laringeal mask airway), VİMA, TİVA, artroskopi.

AnesteziAnestezi-intravenözArtroskopi+3
Selin Yavuz
Düzce University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Omuz SLAP II lezyonlarında muayene görüntüleme ve artrokopi bulgularının korelasyonu

Labrumun anatomik varyasyonları, eşlik eden diğer omuz patolojileri nedeni ile SLAP (Superior Labrum Anterior Posterior) lezyonlarının klinik olarak tanı koymak zordur. SLAP II superior labral lezyonlar arasında %21-70 görülme sıklılığı ile klinikte en çok görülen tiptir. 56,58 SLAP II lezyonlarına klinik olarak tanı koyabilmek için bazı spesifik testler tarif edilmiştir ve yüksek duyarlılığa sahip O?Brien testi (aktif kompresyon testi) bunlardan biridir. Ayrıca, günümüzde yaygınlaşan MRG (Manyetik Rezonans Görüntüleme) kullanımı SLAP II lezyonlarının tanısını kolaylaştırmaktadır. MRG patolojinin saptanmasında ve tedavinin planlanmasında yardımcı olduğu kadar eşlik eden patolojiler ile ilgili de bilgi veren bir yöntemdir. Bu tez çalışmasındaki amacımız mevcut arşivimizdeki MRG görüntülerini tarayarak bunları artroskopik görüntülerde saptanan patolojiler ve klinik muayene sonuçlarımız ile karşılaştırmaktır. MRG ve artroskopik dijital kayıtları bulunan 334 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm hastalar tek cerrah tarafından ameliyat edilerek artroskopi görüntüleri arşivlenmiştir. Artroskopik olarak SLAP II tanısı konularak tamir uygulanan 134 hastadan çalışma grubu oluştrulmuş, diğer patolojiler nedeni ile artroskopi uygulanan 200 hasta kontrol grubuna dahil edilmiştir. Hastaların ameliyat öncesi klinik muayenede O?Brien testi; MRG? de koronal oblik kesitlerde biseps ankoru altında sıvı varlığı, glenoid labrumda sinyal artışı, biseps tutunma yerinde ayrılma ve glenoid labrumun superior kısmında yarıklanma bulgusu artroskopik olarak SLAP II pozitif ve negatifliğine göre gruplandırıldı. Ayrıca her grup için hastaların yaş, cinsiyet ve opere olan tarafları da belirlenmiştir. Tüm hastalar incelendiğinde O?Brien testinin duyarlılığı %45 özgüllüğü %75 olarak hesaplandı. Pozitif prediktif değer %83, negatif prediktif değer ise %28 olarak bulundu. Hastaların O?Brien test sonuçları ile artroskopik görünümleri karşılaştırıldığında O?Brien test pozitifliği ile artroskopik olarak SLAP II lezyonu tanısında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p=0,001) Tüm hastalar incelendiğinde MRG incelemesinde biseps tendonu yapışma yeri altında sıvı ve/veya süperior labrumda yarıklanma oluşumu duyarlılığı %80 özgüllüğü %70 olarak hesaplandı. Tüm hastaların MR bulguları ve artroskopik görünümleri karşılaştırıldığında artroskopik olarak SLAP II tanısı alan hasta grubunda MRG?de saptanan biseps yapışma yerinin altında sıvı bulunması ve/veya glenoid labrumda yarıklanma görülmesi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,001) Artroskopik olarak SLAP II tanısı konulan 134 hastadan 89 hastada (%66,4) hem klinik olarak O?Brien testi pozitifliği hem de MRG?de biseps tendonu yapışma yeri altında sıvı ve süperior labrumda yarıklanma oluşumu izlenmiştir. Sonuç olarak; çalışmaya katılan ve artrokopik olarak SLAP II tanısı alarak tedavi edilen 134 hastadan 89?unda (%66,4), hem klinik olarak O?Brien testi pozitifliği ve MRG?de biseps tendonu yapışma yeri altında sıvı ve süperior labrumda yarıklanma oluşumu izlenmiştir. Yaptığımız bu çalışma sonucunda elde edilen bu bilgiler ışığında SLAP II lezyonlarının klinik tanısında MRG?de biseps yapışma yerinin altında sıvı görülmesinin aktif kompresyon testinin beraber poziftiliğinin istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde önemli klinik tanı yöntemleri olduğu ortaya konulmuştur. Anahtar kelimeler: Superior labrum anteroposterior, omuz artrokopisi Magnetik rezonans görüntüleme, aktif kompresyon (O?Brien) testi

ArtroskopiManyetik rezonans görüntülemeOmuz+3
Ahmet Tolga Kütük
Gazi University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otojen hamstring grefti ile ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu uygulanan hastalarda transtibial ve anteromedial tekniğin radyografik ve fonksiyonel olarak karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, otojen hamstring grefti ile yapılan ÖÇB rekonstrüksiyonlarında transtibial teknik ile anteromedial portal tekniğinin kısa dönem fonksiyonel ve radyografik sonuçlarını karşılaştırmaktır. Mart 2010 ile kasım 2012 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Hastanesi?nde ÖÇB yırtğı nedeniyle aynı cerrah tarafından artroskopik rekonstrüksiyon uygulanan ek diz problemi olmayan 60 hasta (30 TT, 30 AM) değerlendirildi. Operasyon öncesi ve 6-12. ay takiplerde, fonksiyonel sonuçlar; Lysholm diz, IKDC sübjektif form, Tegner aktivite skorları ve Rolimeter ile değerlendirildi. Ön-arka ve yan radyografilerde kemik tünel genişlik ve pozisyonu, Amis Jacob çizgisi yüzdesi dijital kumpas kullanılarak ölçüldü. Lachman ve ters (r)Pivot Shift testleri de uygulandı. 6-12.ay takip sonuçları. Transtibial teknik grubu anlamlı derecede yüksek Lachman, ters (r)Pivot Shift ve Rolimeter değerine sahipti (p ? 0.05). Anteromedial portal teknik grubu daha iyi Lysholm skoruna sahipti (p ? 0.05). Anteromedial portal teknik grubunda femoral tünel genişlemesi ön arkada % 37,09±15,73, yanda 36,09±15,58, tibial tünel genişlemesi ön arkada % 43,31±15,43, yanda 43,31±15,43 olarak hesaplandı. Transtibial teknik grubunda femoral tünel genişlemesi ön arkada % 71,97±19,76, yanda 59,59±17,89, tibial tünel genişlemesi ön arkada % 44,21±14,03, yanda 45,85±12,88 olarak hesaplandı. Anteromedial portal teknik grubunda ön-arka ve lateral femoral tünel ve lateral tibial tünel genişleme yüzdeleri anlamlı derecede düşük bulundu. Transtibial teknik grubunda Amis Jacob çizgisine göre tibial tünel pozisyonu anlamlı derecede posteriorda bulundu.. Transtibial teknikle karşılaştırıldığında, anteromedial portal tekniği ile doğal ÖÇB ayak izi merkezli daha anatomik femoral tünel açılmakta ve bunun sonucunda da Lachman ve Pivot Shift testleriyle tibial translasyon ve rotasyon daha iyi kontrol edilebilmektedir. Transtibial teknikle doğal ÖÇB femoral ayak izi merkezini yakalamak için tibial tünelin anlamlı derecede posterior ve laterale yerleştirilmesi gerekmektedir. Bu da daha oblik greft yerleşimiyle sonuçlanmaktadır. Bu bilgiler ışığında ÖÇB greft oryantasyonunu diz rotasyonel kinematiğinde rol oynadığını söyleyebiliriz. Transtibial teknikle femoral tüneli daha anatomik açmak için tibial tünel içerisinden yerleştirilen klavuz tel tibial tünel posterolateraline yönelmekte ve femoral tünel açılırken tibial tünel eklem çıkışında iatrojenik eksantrik genişleme olmaktadır. Anatomik anteromedial portal tekniği ile femoral tünel genişleme insidansı ve miktarı transtibial tekniğe göre anlamlı derecede düşük bulundu. Bu çalışma, anatomik ÖÇB rekonstrüksiyonuyla ilişkili olarak klinik sonuçlardaki iyileşmeyi göstermektedir.

ArtroskopiCerrahiCerrahi tedavi+5
Mustafa Özer
Gazi University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İki farklı ankor kılavuzu kullanılarak artroskopik bankart tamiri yapılan hastaların klinik sonuçlarının karşılaştırılması

Bankart lezyonunun, günümüzde en popüler tedavi şekli artroskopik tamirdir. Kliniğimizde artroskopik bankart tamir cerrahisinde, ankorun yerleştirilmesi sırasında iki farklı kılavuz kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı; artroskopik bankart tamiri yapılan hastalarda kullandığımız açılı ve düz ankor kılavuzların klinik sonuçlara etkisini karşılaştırmaktır. Ocak 2013 ile Ocak 2020 tarihleri arasında artroskopik bankart tamiri yapılan ve en az bir yıl takibi olan, verilerine ulaşabildiğimiz ve dahil edilme kriterlerine uygun olan 43 hasta çalışmaya alındı. Hastane kayıt sistemi ve arşiv dosyalarından hastalara ulaşıldı. Tüm hastaların, ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası son kontrollerinde muayene bulguları değerlendirildi. Açılı kılavuz kullanılan hastalar ile düz kılavuz kullanılan hastaların; ameliyat süreleri, ameliyat sonrası redislokasyon oranları, ameliyat öncesi ve sonrası Rowe ile Constant skorları karşılaştırıldı. Yirmi üç hastada açılı ankor kılavuzu, 20 hastada düz ankor kılavuzu kullanıldı. Düz kılavuz ile açılı kılavuz arasında cerrahi süre açısından anlamlı bir farklılık görülmedi (p=0,212). Açılı kılavuz kullanılan 1 (%4,3) hastada, düz kılavuz kullanılan 1 (%5) hastada ameliyat sonrası dönemde redislokasyon görüldü. Ameliyat sonrası, yeniden çıkık açısından iki grup arasında anlamlı farklılık görülmedi (p=0,919). Grupların, ameliyat sonrası Rowe ve Constant skorları karşılaştırıldı. Gruplar arasında ameliyat sonrası Rowe (p= 0,718) ve Constant skorları (p= 0, 188) açısından anlamlı farklılık görülmedi. Ameliyat sonrası fonskiyonel sonuçlar ve redislokayon oranları açısından iki kılavuzun sonuçları benzer ve başarılı bulundu. Anteroinferior bölgeye daha iyi açı ile ankor gönderilebilmesi, karşı korteks perforasyonu ile eklem kıkırdak hasarı riskini azaltması açılı kılavuzun avantajlarıdır. Daha fazla çalışma yapılmasının ve daha çok vaka serilerinin paylaşılmasının, uygun kılavuz ve materyal konusunda daha iyi bilgi vereceği ve artroskopik bankart tamirinde nüks ve komplikasyon oranlarının azalmasına katkı sağlayacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Bankart lezyonu, artroskopik tamir, açılı kılavuz, düz kılavuz, ankor.

ArtroskopiOmuzOmuz eklemi+3
Musab Solgun
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Artroskopik medial menisküs yırtığı ameliyatında pie crusting yapılan ve yapılmayan hastaların postop dönemde mukayesesi

Menisküs ameliyatının, günümüzde en popüler tedavi şekli artroskopik tamirdir veya eksizyondur. Çalışmamızın amacı; artroskopik menisküs onarımı yapılan hastalarda pie crusting uygulanan ve pie crusting tekniği uygulanmayan hastaların klinik ve fonksiyonel sonuçlarını incelemektir. Ocak 2017 ile Ocak 2021 tarihleri arasında artroskopik menisküs tamiri yapılan ve en az bir yıl takibi olan, verilerine ulaşabildiğimiz ve dahil edilme kriterlerine uygun olan 43 hasta çalışmaya alındı. Hastane kayıt sistemi ve arşiv dosyalarından hastalara ulaşıldı. Tüm hastaların, ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası son kontrollerinde muayene bulguları değerlendirildi. Pie crustin tekniği uygulanarak menisküs onarımı yapılan hastalar ile pie crusting tekniği uygulanmadan menisküs onarımı yapılan hastaların; ameliyat süreleri, ameliyat sonrası sportif faaliyetlere dönüş zamanı, ameliyat öncesi ve sonrası Lysholm ile Cincinnati skorları karşılaştırıldı. Yirmi bir hastada pie crusting tekniği kullanılarak menisküs onarımı yapıldı, 22 hastada pie crusting tekniği kullanılmadan menisküs onarımı yapıldı. İki grup arasında cerrahi süre açısından anlamlı bir farklılık görülmedi (p=0,318). Grupların, ameliyat sonrası Lysholm ve Cincinnati skorları karşılaştırıldı. Gruplar arasında ameliyat sonrası Lysholm (p= 0,784) ve Cincinnati skorları (p= 0, 511) açısından anlamlı farklılık görülmedi. Ameliyat sonrası klinik ve fonskiyonel sonuçlar ve cerrahi süreler iki grup için benzer ve başarılı bulundu. Pie crusting tekniği uygulanan hatalarda eklem aralığının görselleştirilmesinin daha iyi olması ve buna bağlı olarak iyatrojenik kıkırdak hastarının önünen geçilmesi bu tekniğin avantajlarıdır. Daha fazla çalışma yapılmasının ve daha çok vaka serilerinin paylaşılmasının, uygun kılavuz ve materyal konusunda daha iyi bilgi vereceği ve artroskopik medial menisküs tamirinde nüks ve komplikasyon oranlarının azalmasına katkı sağlayacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Medial menisküs, pie crusting, artroskopik tamir

ArtroskopiCerrahi işlemler-operatifMenisküs+2
Ahmet Yılmaz
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rotator manşet yırtığı olan hastalarda biseps tenotomisin klinik sonuçlara etkisi

Rotator manşet yırtıkları omuz ağrısı ve hareket kısıtlılığının en sık sebeplerinden biridir. Bu yırtıkları tamir etmek için bazı yöntemler tanımlanmıştır. İlk tarif edilen ameliyatların hepsi açık cerrahi yöntemler ile yapılmaktaydı, ancak teknolojinin ve cerrahi tekniklerin gelişmesiyle birlikte günümüzde bu ameliyatlar tamamen kapalı bir yöntem olan artroskopik teknikle yapılabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, artroskopik rotator manşet tamiri yapılan hastalarda biceps tenotomisinin fonksiyonel ve radyolojik sonuçlar üzerine olan etkisini araştırmaktır. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında Mart 2013 ile Temmuz 2017 tarihleri arasında rotator manşet yırtığı olan hastalarda, yırtık tamirine ek olarak artroskopik biseps tenotomisi uygulanan ve uygulanmayan hastalar geriye dönük olarak yapılan dosya incelemesi sonucu belirlendi. Seçmiş olduğumuz kriterlere uyan ve ulaşabildiğimiz hastalar klinik ve radyolojik değerlendirilme için kontrole çağrıldı. Kontrole gelen hastalar klinik (Modifiye Constant-Murley skorlaması), fonksiyonel (Bilimsel araştırma projesi oluşturarak geliştirdiğimiz izokinetik dinamometre cihazı yardımıyla bilateral dirsek fleksiyon gücü ve bilateral ön kol supinasyon gücü ölçümü), radyolojik (tenotomi uygulanan omuzlarda USG ile biseps uzun başının olukta olup olmaması), kozmetik açıdan (Temel Reis bulgusunun varlığı) değerlendirildi. Son kontrolleri yapılabilen toplam 66 hasta ile çalışma tamamlandı. 40 hastaya tenotomi yapılmışken 26 hastaya tenotomi yapılmamıştı. Hastaların 25'i erkek, 41'i kadındı. Tenotomi yapılan hastalarda ortalama yaş 58,17±7,95 ve takip süresi 28,7 ay, tenotomi yapılmayan hastalarda ise ortalama yaş 60,61±4,66 ve takip süresi 35,28 aydı. Yaş ve takip süresine göre yapılan karşılaştırmada 2 grup arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Klinik olarak Modifiye Constant-Murley skorlamasına göre iki grup arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Fonksiyonel açıdan ön kolun fleksiyon ve supinasyon kuvvetlerinde iki grup arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Ancak her hastanın ameliyat olan tarafla olmayan taraf arasındaki kas kuvvetinde anlamlı fark görüldü (p<0,05). Tenotomi yapılan gurupta görülmesi beklenen bulgulardan biri olan Temel Reis bulgusu 3 hastada (%7,5) görüldü. Bu hastaların diğer hastalara göre daha zayıf oldukları ve ciltaltı yağ dokularının daha ince olduğu görüldü. Ancak bu hastalarda kramp ağrıları olmadığından ve "Temel Reis" bulgusu hafif derecede görüldüğünden hastalar bunu fark etmiyorlardı ve hasta memnuniyeti yüksekti. Bu hastalarda kramp ağrılarına ve biseps oluğunda hassasiyete rastlanmadı. Radyolojik olarak USG ile biseps uzun başının biseps oluğundaki lokalizasyonu değerlendirildi. Biseps uzun başı biseps oluğunda görülmeyen hastalarda bile "Temel Reis" bulgusunun nadiren geliştiği gözlendi. Bu çalışmanın sonucuna göre her iki grupta başarlı sonuçlar elde edildi. Hasta memnuniyetiyle beraber birçok parametreyi değerlendirdiğimiz Modifiye Constant Murley klinik skorlamasında her iki grupta da memnuniyet yüksekti. Anlamlı bir fark oluşturacak kadar olmasa da tenotomi yapılan gruptaki memnuniyet skoru (%89,83) tenotomi yapılmayan gruba göre (%86,19) daha yüksekti. Günlük fonksiyonel aktivite için biseps tenotomisi uygulamasının olumsuz bir etki oluşturmadığı gözlendi. Anahtar Kelimeler: Rotator manşet, artroskopik tamir, biseps, tenotomi

ArtroskopiOmuzOmuz eklemi+2
Gökhan Önce
Fırat University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Artroskopik ön çapraz bağ rekonstrüksiyonunda kullanılan sabit ilmikli endobutton (endobutton CL) yöntemiyle ayarlanabilir ilmikli endobutton (asansörlü) yönteminin klinik sonuçlarının karşılaştırılması

Kliniğimizde ÖÇB'nin artroskopik rekonstrüksiyonu yapılırken rutin olarak otojen hamstring tendonları kullanılmakta ve 2 farklı tip endobutton ile greftlerin femura tespiti yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı; kliniğimizde yapılan artroskopik ÖÇB rekonstrüksiyonunda greftin femura tespiti sırasında kullanılan sabit ilmikli endobutton (Endobutton Continuous Loop - CL) yöntemiyle ayarlanabilir ilmikli (asansörlü-ultrabutton) endobutton yönteminin klinik sonuçlarının karşılaştırılmasıdır. Çalışmamıza Ocak 2017 ile Kasım 2018 tarihleri arasında kliniğimizde ÖÇB rüptürü nedeniyle, artroskopik anatomik tek bant yöntemiyle ÖÇBR yapılan 142 hasta dahil edildi. Bu hastalardan alınan hamstring greftlerin femura tespiti sırasında kullanılan tespit materyali göz önüne alınarak, ameliyat öncesi durum ve ameliyat sonrası ortalama 1 yıllık klinik sonuçlar araştırılıp karşılaştırma yapıldı. Hasta bilgilerine hastanemizde kullanılan kayıt sistemi ve dosyaları üzerinden ulaşıldı. Mevcut klinik durum, fizik muayene bulguları eşliğinde değerlendirildi. Tüm hastalar için ameliyat öncesi ve son kontrol muayenelerinde Lysholm ve Cincinnati skorlamaları ile IKDC diz değerlendirme formu dolduruldu. Farklı endobutton tipleriyle tespit edilen hastaların klinik sonuçları arasındaki fark; cerrahi kolaylık ve cerrahi süreleri göz önünde bulundurularak değerlendirildi. 74 hastada (%65) ayarlanabilir ilmikli (asansörlü) endobutton sistemi ile 40 hastada (%35) ise sabit ilmikli (endobutton CL) endobutton sistemi ile otojen hamstring tendonların femura tespiti yapıldı Her iki yöntem ile tespit yapıların hastaların ek patoloji oranları karşılaştırıldı ve istatiksel anlamlı fark bulunmadı. (p= 0,217) Ayarlanabilir ilmikli endobutton ile tespit yapılan hastaların cerrahi süresi sabit ilmikli endobutton ile tespit yapıların hastaların cerrahi süresinden anlamlı (p =0,000 < 0,001) olarak daha kısa bulundu. Fizik muayene bulguları, Lysholm, Cincinnati, IKDC skorlamarı ve komplikasyonlar bakımından her iki yöntemin klinik başarısı benzer ve tatminkar olarak bulundu. Ayarlanabilir ilmikli endobutton yönteminin cerrahi sırasında hesaplama gereksiniminin az olması ve cerrahi süresinin kısa olması bu yöntemin avantajlarıdır. Ancak ideal tekniğin tanımlanması için uzun dönem takipli ve birbirine yakın özellikleri olan daha fazla hasta ile objektif değerlendirme yapılan prospektif randomize çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler; Ön çapraz bağ, Sabit İlmikli Endobutton, Ayarlanabilir İlmikli Endobutton, Ultrabutton

ArtroskopiCerrahi tedaviOrtopedik aygıtlar+2
Muhammed Kazez
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Humerus başı kistleri ile rotator manşet patolojilerinin ilişkilerinin değerlendirilmesi

Humerus Başı Kistleri İle Rotator Manşet Patolojilerinin İlişkilerinin DeğerlendirilmesiArtan fiziksel aktivite ve yaşlılık fizyolojisine bağlı olarak günümüzde rotator manşet hastalıkları polikliniklerimize artan sıklıkla görülmektedir. Rotator manşet hastalıkları omuz sıkışma sendromundan tendon masif yırtıklarına kadar geniş bir çerçevede gözlemlenmektedir.Günümüzde yaygınlaşan MRG kullanımı ile rotator manşet hastalıklarının tanısı kolaylaşmıştır. MRG manşet patolojilerini saptamamızda ve tedaviyi planlamamızda yardımcı olduğu kadar kemik patolojileri de detaylı olarak bize sunmaktadır. Bu kemik patolojilerinden biri de humerus başında görülen kistlerdir.Humerus başındaki kistler ile rotator manşet patolojileri arasındaki ilişkileri ortaya koymaya dair birçok araştırma yapılmıştır. Günümüzde humerus başındaki kistlerin görüntülenmesinde en değerli yöntem olan manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve MR artrografi teknikleridir. MRG incelemesinde yaş ve manşet ile kist arasındaki ilişkiler ortaya konmuştur. Kistik lezyonların supraspinatus ve subskapularis yapışma bölgesinde bulunanların yırtıkla yakından ilişkili olduğu, infraspinatus yapışma yerine karşılık gelen çıplak alandaki kistlerin ise yaşla ilgili olduğu gösterilmiştir.Bu çalışma rotator manşet patolojilerinin artroskopik tanılarıyla humerus baş bölgesinde görülen kistlerin ilişkilerinin değerlendirilmesi esasına dayanmaktadır.Kist lokalizasyonları tüberkulum majus anterior ve posterior faseti ve tüberkülum minus olarak değerlendirildi. Kist boyutları yaşa, boyuta ve lokalizasyonlara göre sınıflandırıldı.Artroskopik değerlendirmede sıkışma sendromu ve rotator manşet yırtığı olarak tanı konuldu. Manşet yırtıkları ilgili tendonlara, boyuta, şekle göre sınıflandırıldı. 5 cm'den büyük ve birden fazla tendon yırtığının eşlik ettiği yırtıklar masif olarak değerlendirildi.Hasta yaşları ortalama erkeklerde 57 ve kadınlarda 59 olarak saptandı. Hastalar yaşlarına göre 50 yaş altı (n=9), 50-60 yaş arası (n=24) ve 60 yaş üstü (n=27) olarak gruplandırıldı.Yırtık lokalizasyonu ile artroskopik tanı karşılaştırması yapıldı. Anterior faset lokalizasyonlu kistlerin %92,1 oranında supraspinatus tam kat yırtığı olan hastalarda görüldüğü sonucu ortaya çıktı ve bunun analizinde anterior faset kistleri ile supraspinatus tam kat yırtığı arasında anlamlı ilişki olduğu görüldü (p<0,05). Literatüre bakıldığında ilişki benzerlik göstermekle birlikte yüksek oran göstermektedir.MRG incelenmesi sırasında anterior faset lokalizasyonlu kistler görüldüğünde tam kat yırtıkla karşılaşma olasılığınızın yüksek olduğunun bilinmesi önemlidir. MRG'nin artefaktlar nedeni ile yanlış pozitif olduğu durumlar sıklıkla gözlenmektedir. MRG incelenmesi sırasında görülecek anterior faset lokalizasyonlu kistlerin olası bir yırtıkla karşılaşma olasılığınızın yüksek olduğunun bilinmesi tedavinin planlanması açısından önemlidir. Çalışmamız MRG'de anterior fasette kist görülmesi halinde özellikle supraspinatus tendonunun tam kat yırtık açısından iyi muayene edilmesi ve tamir için gerekli ekipmanların hazırlanması gerektiğini ortaya koymaktadır.Anahtar kelimeler: humerus başı kistleri, omuz artroskopisi, supraspinatus tam kat yırtığı

ArtroskopiHumerusKistler+2
Fatih Suluova
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Menisküs yırtığı tanısında diz manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile artroskopi bulgularının karşılaştırılması: MRG'de pozitif ve negatif öngörü sebeplerinin araştırılması

Bu çalışmada, yapılan diz MRG ile artroskopi bulgularının karşılaştırılmasıve menisküs yırtığı tanısında MRG'de pozitif ve negatif öngörü sebeplerininaraştırılması amaçlanmıştır.Diz MRG gerçekleştirilen ve menisküs hasarı nedeniyle artroskopi yapılan106 olgu çalışmaya dahil edildi. Olguların yaşları 19-76 arasında (ortalama 44.7)olup, 42'si kadın, 64'ü erkekti. Olguların, 59'u 1.5 Tesla (T) MR cihazında (GESigna Excite,Wisconsin,WI, USA), 47'si ise 3 Tesla (T) MR cihazında (SiemensVerio VB17, Erlangen, Almanya) incelendi. Elde olunan MR görüntüleri işistasyonlarında kas-iskelet MRG konusunda deneyimli iki radyolog tarafındandeğerlendirildi. İki veya daha fazla ardışık görüntülerde veya hem koronal hem desagittal görüntülerde bir eklem yüzeyi ya da serbest kenarı ile ilişkili olanintrameniskal sinyal artışının varlığı veya meniskal cerrahinin olmadığı birdurumda anormal meniskal morfolojinin bulunması kesin menisküs yırtığı olarakdeğerlendirildi. MRG'de tek görüntüde bir eklem yüzeyi ya da serbest kenarı ileilişkili olan intrameniskal sinyal artışı ise şüpheli yırtık olarak değerlendirildi.Menisküs yırtıkları menisküs ön boynuz, gövde ya da arka boynuz yerleşimliolarak belirtildi. Menisküs yırtıklarının tiplendirilmesinde cerrahi sınıflamakullanıldı ve radyal, flap tarzında, horizontal, longitudinal, kova sapı veyakompleks yırtıklar şeklinde isimlendirildi. Her olgu iki radyolog arasında görüşbirliği sağlanarak değerlendirildi ve artroskopik tanıları ile karşılaştırıldı.Artroskopide 106 dizden 96'sında, MR görüntülemede ise 106 dizden88'inde menisküs yırtığı saptandı. Artroskopide menisküs yırtıklarının 61'i medialmenisküste, 17'si lateral menisküste, 18'i ise hem lateral hem de medialmenisküste; MRG'de menisküs yırtıklarının 55'i medial menisküste, 16'sı lateralmenisküste, 17'si ise hem lateral hem de medial menisküste saptandı. HemMRG'de (%44.3) hem de artroskopide (%30.2) en çok saptanan yırtık tipi medialmenisküs arka boynuzunda kompleks yırtıktı. Cinsiyet, yaş, MR cihaz gücü,effüzyon varlığı, travma varlığı, kemik kontüzyon varlığı, parameniskal kistvarlığı, ÖÇB yırtığı varlığı ve diskoid menisküs varlığı ile menisküs yırtığıtanısında arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. Lateral ve medialmenisküste menisküs yırtığı varlığı tanısında MRG ile artroskopi arasında geçensüre 30 günden az olan olgularda MRG'nin duyarlılığı %94.1 ve doğruluğu %91.1iken, 60 günden fazla olan olgularda MRG'nin duyarlılığı %72.7 ve doğruluğu%73.9 bulundu. Menisküs yırtığı varlığı tanısında MRG'nin doğruluk oranlarıMRG ile artroskopi arasında geçen süre 60 günden fazla olan olgularda dahadüşük bulundu. Menisküs yırtığı tanısında artroskopi altın standart olarak kabuledildiğinde; MRG'nin duyarlılığı %88.5, seçiciliği %80, PTD %97.7, NTD %92.1ve doğruluğu %87.7 idi. MRG ile menisküs yırtığı varlığı tanısı arasındaistatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (p=<0,001). Menisküs yırtığı tanısındaartroskopi altın standart olarak kabul edildiğinde MRG'nin duyarlılığı, seçiciliğive doğruluk oranı yüksek bulundu.MRG, menisküs yırtığı tanısında artroskopi sonuçları ile yakın doğruluktaolup tanıda etkin bir görüntüleme yöntemidir.Anahtar kelimeler: Manyetik rezonans görüntüleme; menisküs yırtığı;artroskopi

ArtroskopiDizDiz eklemi+2
Almıla Coşkun
Gazi University
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Keçilerde deneysel olarak oluşturulan ön çapraz bağ rupturlarının musculus peroneus longus ve musculus tibialis cranialis tendoları ile sağaltımı: Radyografik, artroskopik ve histopatolojik değerlendirmeler

Ön çapraz bağ kopuğu, arka ektremite topallıklarının büyük bir kısmını oluşturan, veteriner hekimliğinde önemli yere sahip olan bir hastalıktır. Ön çapraz bağ kopuğunun sağaltımında, intraartiküler, ekstraartiküler ve osteotomi teknikleri olarak çok sayıda yöntem tanımlanmıştır. İntraartiküler teknikte otojen ya da sentetik materyaller tercih edilmektedir. İntraartiküler stabilizasyon amacıyla deri, fasia lata, ligament, kemik–patellar ligament ve tendolar gibi otogreftler kullanılmaktadır. Bu deneysel çalışmada keçilerde ön çapraz bağ kopuğunun sağaltımında intraartiküler stabilizasyon yöntemi kullanılarak iki farklı oto greft Musculus Peroneus Longus (MPL) ve Musculus Tibialis Cranialis (MTC) kullanıldı. On iki adet ergin dişi keçi iki ana gruba ayrıldı. Bütün deneklerin operasyon öncesi sağ ve sol diz eklemlerinin fiziksel ve radyografik muayeneleri yapıldı. Operasyondan sonra altıncı aya kadar fiziksel radyografik ve artroskopik muayeneler yapıldı. Altı ay sonunda bütün denekler ötenazi edilerek diz ekleminin makroskobik ve mikroskobik incelemesi yapıldı. Ön çapraz bağ kopuğu tedavisinde MPL ve MTC tendo otojen greftlerinin intraartiküler stabilizasyon ile uygulanması sonucu elde edilen klinik, radyografik, artroskopik, makroskopik ve histopatolojik bulguları değerlendirildiğinde her iki greftin de ön çapraz bağ kopuğu vakalarında altı aylık sürede herhangi bir komplikasyon oluşturmadığı ve kullanılabilirliğinin olduğu görüldü. Sonuç olarak kullanılan otogreftlerin çapraz bağ ligamentine dönüştüğü ve rahatlıkla kullanılabileceği artroskopik ve histopatolojik olarak ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Keçi, ön çapraz bağ, intraartiküler stabilizasyon, otogreft, artroskopi

ArtroskopiCerrahi-veteriner hekimlikKeçiler+4
Sema Çakır
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Artroskopik omuz cerrahisinde lateral dekübit ve şezlong pozisyonunun hava yolu basıncı üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Çalışma artroskopik omuz cerrahisi yapılacak, ASA I-II grubu, 18-65 yaş arası, genel anestezi altında toplam 50 hastada iki grubun karşılaştırılması şeklinde prospektif olarak yapıldı. Çalışmaya dahil edilen hastalara cerrahın tercihine göre pozisyon verilip; lateral dekübit pozisyon verilen hasta grup L, şezlong pozisyon verilen hasta grup B olarak iki gruba ayrıldı. Her iki gruba da 1 µg/kg fentanil, 1 mg/kg lidokain, 2-3 mg/kg propofol ile anestezi indüksiyonu uygulandıktan sonra nöromusküler blokaj için 0,6 mg/kg roküronyum uygulandı. Anestezi idamesi, tüm hastalardan %50 oksijen, %50 azot protoksit, %2-3 sevofluran gaz karışımı ile sağlandı. Tüm hastaların; kalp atım hızı, oksijen satürasyonu, ortalama arter basıncı, BİS değerleri, EtCO2, iPEEP, PAW, PVI, PI, vücut ısısı değerleri indüksiyon öncesi, entübasyon sonrası, 5.dk, 15.dk, 30.dk, 45.dk, 60.dk, 75.dk, 90.dk, 105.dk, 120.dk, 135.dk'larda ve ekstübasyon sonrası kaydedildi. Hastaların preoperatif ve postoperatif boyun, omuz ve göğüs çevresi ölçümleri kaydedildi. Ekstübasyon sonrası ve postoperatif derlenme ünitesinde Modifiye Aldrete Skorlaması'na göre toplam skor 9 ve üzerinde olan hastalarda nefes darlığı, göğüs ağrısı, ses kısıklığı, göğüste çekilme, takipne, siyanoz ve desatürasyon olup olmadığı değerlendirildi. Gruplar arasında yaş, ASA, BMI, operasyon süresi, cerrahi süre ve toplam verilen sıvı miktarı açısından fark yoktu. Lateral dekübit pozisyonunda cerrahi geçiren hastalarda kullanılan toplam irrigasyon sıvı miktarı ortalaması daha yüksekti. Lateral dekübit ile şezlong pozisyonunda artroskopik cerrahi geçiren hastaların PAW ölçümleri açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu. Grup L'deki hastaların preoperatif ve postoperatif boyun çevresi ortalaması anlamlı olarak yüksek çıktı. Preoperatif ve postoperatif göğüs ve omuz ölçümleri açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu. Sonuç olarak; lateral dekübit pozisyonunda ya da şezlong pozisyonunda hava yolu basınç artışlarında herhangi bir fark görülmediğinden iki pozisyonuda güvenle kullanılabiliriz. Fazla miktarda irrigasyon solüsyonunun kullanımının boyun çevresi ölçümlerinde daha fazla artışlara neden olabileceğini söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: Omuz Artroskopisi, Hava Yolu Basıncı, İrrigasyon Solüsyonu, Lateral-Şezlong Pozisyonu.

AnesteziArtroskopiCerrahi+5
Pınar Duman Aydın
Karadeniz Technical University
2017
00

Related subjects