Trauma

193 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Deprem sonrası yetişkinlerde sanat etkinliklerinin iyileştirici rolü

Deprem gibi travmatik olaylara yol açabilecek doğal felaketler sonrasında afetzedeler sosyal hayatta karşılaştıkları zorluklarla baş edebilmede birtakım çözümlere gereksinim duyabilmektedirler. Sanat, yaşanılan bu travmatize edici olaylara çözüm araçlarından biri olarak düşünülebilir. Bu bağlamda sanatsal faaliyetler, travmatik olguların dışa vurulmasında etkili ve tıbbi tedavilere ek bir destek olarak görülebilir. Dolayısıyla sanatın travmayla başa çıkmadaki etkisini araştırmak oldukça önem arz etmektedir. Bu çalışmada, deprem sonrasında yetişkinler özelinde sanatsal faaliyetlerin iyileştirici rolünün araştırılması amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın çalışma grubunu depremi/artçıları yaşamış 40 yetişkin oluşturmaktadır. Çalışmada, içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Bu analizde katılımcılara yarı yapılandırılmış bireysel sorular sorulmuştur. Araştırma sürecinde katılımcıların verdiği cevapların derlenmesi ve analiz edilmesi sonucu, "Duygusal Deneyim", "Zihinsel Deneyim", "Sosyal Etkiler" olmak üzere 3 ana tema ve "Rahatlama Huzur", "Duygusal Değişim", "Kişisel Tatmin ve Mutluluk", "Kişisel Tatmin ve Gelişim", "Zihinsel Rahatlama ve Odaklanma", "Toplumsal Uyum ve Bağlılık" ve "Sosyal Destek ve İlişkiler" olmak üzere 7 farklı alt tema ortaya çıkmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular, deprem sonrasında sanatsal faaliyetlerle uğraşmanın yetişkinlerde stres seviyelerinin azalmasına, rahatlamalarına, huzur bulmalarına ve sosyal bağlarının güçlenmesine katkı sağladığını göstermektedir. Sonuç olarak, sanatsal faaliyetlerin kaotik ve kriz dönemlerinde yetişkinlerin psiko-sosyal olarak rahatlaması için eğitim programlarına dahil edilmesi gerektiği çıkarımı yapılabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sanat, yetişkin, deprem, travma, iyileşme.

Güzel sanatlarTravmaTravma sonrası büyüme+2
Nazım Kartal
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Prolonged grief and posttraumatic growth following the loss of a relative from COVID-19: Role of pandemic grief risk factors, ruminations, and perceived social support

The present study explored COVID-19-caused bereavement outcomes of individuals. Correspondingly, the predictor roles of pandemic grief risk factors (PGRF), intrusive rumination, deliberate rumination, perceived social support and its subfactors (i.e., support from family, friends, and significant other) on prolonged grief (PG) symptoms and posttraumatic growth (PTG) were investigated. The potential buffering role of perceived social support on PTG was also investigated. The sample consisted of 144 bereaved people living in Turkey who had lost their loved ones due to COVID-19, reached through purposive and snowball sampling methods on social media. Data collections tools were the Demographic Information Form, the Pandemic Grief Risk Factors (PGRF) Inventory, the Event-Related Rumination Inventory, the Multidimensional Scale of Perceived Social Support, the Prolonged Grief Disorder-13, and the Post Traumatic Growth Inventory. First, a confirmatory factor analysis was performed for the Turkish-adapted PGRF inventory. The obtained data were then analyzed by performing hierarchical regression analyses and moderated mediation analyses. Findings indicated the predictor role of traumatic perception of loss, PGRF, and friends support on PG symptoms, the predictor role of age and deliberate rumination on PTG, and finally, the moderator role of family support on PTG. Within the framework of the literature, findings were discussed.

Perceived social supportCOVID 19Pandemics+7
Meyra Çakar
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Representing the unrepresentable: Postcolonial trauma and identity in Toni Morrison's Beloved and Tomson Highway's Kiss of the Fur Queen

This thesis offers an in-depth examination of the novels, Toni Morrison's Beloved (1987) and Tomson Highway's Kiss of the Fur Queen (1998), focusing on their poignant portrayal of postcolonial and racial trauma. Central to the analysis is an exploration of trauma in literature and psychoanalysis, particularly through a Freudian lens, as well as the periods of postcolonialism and racial identity. The research probes into how these literary works articulate issues surrounding trauma and the ensuing identity crisis. Primarily, it centers on the depiction of victimization experienced by African American and North Indian American communities, including dehumanizing actions. The novel Beloved is scrutinized in relation to the expression of African American grief and melancholia, along with an interpretation of Lacan's concept of 'jouissance'. On the other hand, the novel Kiss of the Fur Queen is examined from the perspective of indigenous cultural spirit. The goal of this study is to illustrate how both novels integrate past experiences that have not been completely assimilated into the psychical characters, signifying the suppressed aspects of their identity. Keywords: Colonialism, Identity, Trauma

RacismIdentityMorrison, Toni+3
Ayşegül Şentürk
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Sanatta travma ve beden

"Sanatta Travma ve Beden" başlıklı bu raporda travma kavramının geçmişten günümüze kadar çeşitli sanat dallarında nasıl farklı yollarla anlatıldığı, sıkışmışlık, kırılganlık, yalnızlık gibi ruhsal durumların beden kavramı üzerinden plastik sanatlar alanında nasıl ele alındığı araştırılmıştır. Bu çalışmada sanat bağlamında şiddet sonucu ortaya çıkan travmanın etkileri, bu etkiler ile birlikte nasıl hayatı idame ettirdiğimizi ve bize ne hissettirdiğine dair kişisel araştırmalar sunulmuştur. Travmanın kökeni ve çıkış noktası kapitalizm, şiddet, dışavurumculuk kavramlarıyla zenginleştirilmiş, bu doğrultuda sanat alanında beden üzerinden farklı biçimlendirmelerle olgunlaşması sağlanmıştır. Araştırmanın birinci bölümünde travmaya neden olan şiddet olgusunun, ne türden biçimlerde karşımıza çıktığı ve birey üzerinde etkileri anlatılmıştır. Devamında bu etkiler dışavurumculuk kavramı ile farklı sanatçı çalışmaları üzerinden örnekler ile sunulmuştur. Araştırmanın ikinci bölümünde ise kapitalizm olgusu ile modernizm sonrası sanat irdelenmiştir. Bunalımların, ruhsal sıkıntıların bireyi modern dünyadan nasıl kopardığı, postmodern filozoflardan örnek söylemler doğrultusunda açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise, travma kavramı ve beden ilişkisinin plastik sanatlara yansımaları, sanatçılardan örnek çalışmalar ile açıklanmıştır. Son olarak dördüncü bölümde, tüm bu kavram ve olgular dahilinde ortaya çıkan çalışmanın sonucunda, travma kavramının, heykel alanında beden üzerindeki yansımaları ve biçimleri, çalışmalarda kullanılan malzeme ile ilişkisi gösterilmiştir.

BedenHeykelHeykel sanatı+4
Derya Uzun
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde travmatik yaşantı türü ve travma sonrası stres belirtileri ilişkisinde travma sonrası bilişler ve algılanan sosyal desteğin aracı rolünün incelenmesi

Bu çalışmada travma türü (insan ve doğa kaynaklı) ve travma sonrası stres belirtileri ilişkisinde travma sonrası bilişler ve algılanan sosyal desteğin aracı rolünün gösterilmesi hedeflenmiştir. Araştırma, geçmişte en az bir travmatik yaşantısı olan, 18 yaş ve üzeri, 216'sı kadın (%70), 91'i erkek (%30) olmak üzere 307 üniversite öğrencisi ile yürütülmüştür. Çalışmada katılımcılara "Demografik Bilgi Formu", "Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği (TSSTÖ)", "Travma Sonrası Bilişler Envanteri (TSBE)" ve "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'nin Gözden Geçirilmiş Formu (ÇBASDÖ)" uygulanmıştır. Değişkenler arası ilişkiyi incelemek için korelasyon analizi uygulanmıştır. Ayrıca değişkenlerin travma türüne (insan kaynaklı ve doğa kaynaklı) göre incelenmesi amacıyla MANOVA uygulanmış ve değişkenlerin aracı etkisi, aracı değişken analizi (PROCESS) ile çalışılmıştır. Çalışma boyunca travma sonrası bilişler travmatik yaşantı sonrası sahip olunan olumsuz düşünceleri ifade etmektedir. Analiz sonuçlarına göre, travma sonrası stres belirtileri ve travma sonrası olumsuz bilişler arasında pozitif yönde bir ilişki varken, travma sonrası stres belirtileri ve algılanan sosyal destek arasındaki ilişki negatif yöndedir. Benzer şekilde travma sonrası olumsuz bilişler ve algılanan sosyal destek arasındaki ilişki de negatif yöndedir. Değişkenler travma türüne göre incelendiğinde, travma sonrası stres belirtileri ve algılanan sosyal desteğin travma türüne göre farklılaşmadığı görülmüştür. Bununla birlikte, travma türünün travma sonrası olumsuz bilişlere etkisi anlamlıdır ve insan kaynaklı travmatik yaşantılarda travma sonrası olumsuz bilişler (benlik hakkında bilişler ve kendini suçlama alt boyutları) daha yüksektir. Travma türü ve travma sonrası stres belirtileri arasında, yani bağımsız ve bağımlı değişkenler arasında, anlamlı ilişki çıkmamıştır fakat Hayes (2009)'in önerdiği gibi aracı değişken analizi uygulanmıştır. Buna göre, insan kaynaklı travmatik yaşantı ve travma sonrası stres belirtileri ilişkisine travma sonrası olumsuz bilişlerin dolaylı bir etkisi olduğu söylenebilir. İnsan kaynaklı travma yaşamak travma sonrası olumsuz bilişleri etkilemekte ve travma sonrası olumsuz bilişler de algılanan sosyal desteği etkilemektedir. Fakat algılanan sosyal desteğin aracı rolü gösterilememiştir ve travma türünün travma sonrası stres belirtilerine olan toplam etkisi de anlamlı değildir. Bulgular ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır. Travma türünün travma sonrası bilişler açısından önemli bir değişken olabileceği düşünülmüştür. Ayrıca insan kaynaklı travmatik yaşantıların algılanan sosyal desteği etkileyiş yolu da bu çalışmada gösterilmiştir. Anahtar Sözcükler Travma Türü, Travma Sonrası Stres Belirtileri, Travma Sonrası Bilişler, Algılanan Sosyal Destek

Algılanan sosyal destekSosyal destekStres+5
Zeynep Ateş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Cinsel saldırıya maruz kalan kadınlarda psikoterapötik değişim sürecinin incelenmesi: Şema odaklı bir yaklaşım

Cinsel saldırıya maruz kalma, travma sonrası stres bozukluğu belirtileri başta olmak üzere pek çok psikolojik belirtinin ortaya çıkmasına neden olabilecek oldukça örseleyici yaşantılardandır. Cinsel saldırıya maruz kalan bireylerin psikoterapisinde yaygın olarak kullanılan psikoterapi yaklaşımlarının kısıtlılıkları ve bu yaklaşımlara getirilen eleştiriler göz önünde bulundurulduğunda, alternatif bir müdahale modelinin önerilmesinin önemli olduğu düşünülmektedir. Şema terapinin pek çok psikolojik bozukluğun tedavisinde etkili olduğu çalışmalar tarafından gösterilmiş olsa da, TSSB ve özellikle cinsel saldırıya yönelik müdahale konusunda alanyazındaki çalışmaların sınırlılığı dikkatleri çekmektedir. Bu noktadan hareketle bu araştırmanın amacı, cinsel saldırıya maruz kalan bireylere psikoterapötik müdahalede kullanılabilecek, kısa süreli ve şema terapinin sıklıkla kullandığı teknikleri içeren (imgesel yeniden senaryolaştırma, sandalye teknikleri, sınırlı yeniden ebeveynlik ve empatik yüzleştirme) bir psikoterapi protokolünde, psikoterapötik değişim sürecinin nicel ve nitel yöntemlerle incelenebilmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada, cinsel saldırıya maruz kalan 6 kadın katılımcı yer almıştır. Tüm katılımcılara terapi öncesi, terapi sonrası ve takip aşamalarında Travma Sonrası Stres Bozukluğu-Kendini Değerlendirme Ölçeği (TSSB-KDÖ), Beck Depresyon Ölçeği ve SCL-90 uygulanmış ve katılımcıların elde etmiş oldukları puanlar, bu aşamalar arasında değerlendirilmiştir. Tanımlayıcı düzeyde istatistiki sonuçlara ulaşmayı sağlayan analizlerin sonuçlarına göre genel olarak, katılımcıların son test ve takip aşamalarında almış oldukları puanların, ön test aşamasından almış oldukları puanlara göre düştüğü gözlenmiştir. Ayrıca TSSB-KDÖ için yürütülen analizler, tüm katılımcıların süreç içerisinde yaşamış oldukları değişimin klinik anlamlılığa sahip olduğu sonucuna ulaşılmasını sağlamıştır. Uygulanan şema odaklı psikoterapi sonrasında katılımcılardaki değişimin nasıl gerçekleştiğinin incelenebilmesi için ise öyküleyici (narrative) analiz kullanılmış, danışanların seanslarda aktardığı, cinsel saldırı yaşantısıyla bağlantılı öykülerin psikoterapistle birlikte nasıl yeniden birlikte inşa edildiği incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre danışanların psikoterapi süreçlerinin üç aşamada tamamlandığı görülmüştür. İlk aşama 'travmatik öykünün ilk yazarları', ikinci aşama 'travmatik öykünün yeniden yazarları' ve son aşama ise 'travmatik öykünün ortak yazarları' olarak isimlendirilmiştir. Tüm bulgular ayrıntılı şekilde ele alınmış, alanyazın doğrultusunda tartışılmış; ayrıca şema odaklı psikoterapi müdahalesi için bir model önerisinde bulunulmuştur.

Cinsel saldırı suçuKadınlarKlinik psikoloji+6
Burcu Korkmaz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cinsel istismar mağduru çocuğa meslek elemanı yaklaşımı: Süleymaniye Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma hastanesi örneği

Çocuğun büyüme ve gelişmesini olumsuz yönde etkileyen her türlü davranış olarak tanımlanabilen çocuk istismarına, insanlık tarihi boyunca her kültürde rastlanmaktadır. Fiziksel istismar, cinsel istismar, duygusal istismar ve ihmal şeklinde görülür. Sık görülen ve önemli bir sağlık sorunu olmasına karşın, tanısında ve ilgili uzmanlık dallarıyla işbirliğinde çoğu kez yetersizliklerle karşılaşılmaktadır. Kanıtların eksikliği, yanlış bilgiler, kültürel ve geleneksel değerler istismarın göz ardı edilmesine yol açabilmektedir. Travma ancak çok ciddi boyutlarda olduğunda çocuk istismarı düşünülmektedir. İstismar göstergesi olan hafif bulgular atlandığında veya bildirimi yapılmadığında, yaşamsal önem taşıyan olumsuz sonuçlarla karşılaşılabilmektedir. Cinsel istismar bireylerde sadece fiziksel değil, psikolojik olarak da birçok soruna neden olmaktadır. Sağlık kuruluşlarında çalışan sosyal hizmet uzmanı, psikolog, çocuk gelişimcisi gibi meslek elemanlarının cinsel istismar olgusunun tanımını yapamadığı bu sebeple sosyal hizmet modellerini uygulayamadığı gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın amacı topluma rehberlik, savunuculuk ve danışmanlık yapma görevi bulunan meslek elemanlarının sağlık kuruluşlarına başvuran cinsel istismar mağduru bireylere yaklaşımlarını, rol ve fonksiyonlarını ele almaktır.

Cinsel davranışCinsel tacizTedavi+3
Özgür Sağlam
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik döneminde bağlanma biçimi ve öz anlayış arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Çocukluk çağı travmalarının gelecek yaşamdaki psikolojik sorunlarla ilişkili olduğu yapılan araştırmalarda görülmektedir. Bireylerin çocukluk yıllarında ihmal ve istismar yaşantılarına maruz kalması, güvensiz bağlanma geliştirmelerine neden olarak yetişkin yaşantılarındaki ilişkilerini etkileyebilmektedir. Çocuklukta yaşanan travmaların ve güvensiz bağlanma biçimlerinin sağlıklı süreçlerle ilişkilendirilen öz anlayışı da olumsuz etkilediği düşünülebilir. Bu araştırma, bireylerin çocukluk çağında yaşadıkları travmaları, bağlanma ve öz anlayış arasındaki ilişkileri araştırmayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte çocukluk çağı travmaları, bağlanma ve öz anlayış düzeyinin yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, çalışma durumu, gelir düzeyi ve psikiyatrik tanının olup olmaması gibi değişkenlere bağlı olarak incelenmesi çalışmanın diğer hedefleridir. Anketler online formlar üzerinden uygulandığından, örneklem, yansız olarak ulaşılan ve farklı gruplardan oluşan 18 yaş üzeri kişilerden oluşmaktadır. Araştırmaya 212'si (%70,7) kadın, 88'i (%29,3) erkek olan 300 kişi katılmıştır. Bu çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II ve Öz Anlayış Ölçeği kullanılmıştır. Duygusal istismar, cinsel istismar, fiziksel istismar ve fiziksel ihmal alt boyutlarının kaygılı bağlanma, duygusal ihmal alt boyutunun ise kaçınan bağlanma üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu görülmektedir. Duygusal ihmal ve duygusal istismar ve kaygılı bağlanmanın katılımcıların öz anlayış düzeyleri üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu saptanmıştır. Elde edilen bu sonuçlara göre, tedavi sürecinde bireylerin çocukluk çağında yaşadıkları travmaların ve bağlanma biçimlerinin birlikte ele alınması, bunu yaparken öz anlayış düzeyinin artırılmasının iyileşme sürecine katkıda bulunacağı düşünülebilir.

BağlanmaBağlanma stilleriBenlik+6
Esra Peker
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Erkek heteroseksüel ve homoseksüel bireylerin çocukluk çağı travması ile bağlanma stilleri ve bilişsel duygu düzenleme stratejileri arasındaki ilişki

Bu araştırmada erkek heteroseksüel ve homoseksüel bireylerin çocukluk çağı travması ile bağlanma stilleri ve bilişsel duygu düzenleme stratejileri arasındaki ilişki incelenmiştir. Örneklemi İstanbul ilinde yaşayan, cinsel kimliğini erkek olarak tanımlayan 150 homoseksüel ve 150 heteroseksüel olmak üzere toplamda 300 kişi oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak kişilere Kişisel Bilgi Formu, İlişki Ölçekleri Anketi, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği ve Bilişsel Duygu Düzenleme Stratejileri Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler IBMM SPSS Statistics 24 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Farklılıkların belirlenmesinde Mann Whitney U Testi, Çok Faktörlü Varyans Analizi uygulanmıştır. Ayrıca ölçekler arasındaki ilişkilerin düzeyleri Spearman Korelasyon Analizi ile belirlenmiştir. Edinilen bulgular doğrultusunda hipotezlerin doğrulukları incelenmiştir. Bu çalışmanın sonucunda, çocukluk çağı tarvaması, bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve bağlanma stilleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Cinsel yönelim açısından ise iki grup arasında farklılaşma olduğu görülmüştür. Literatürün ise bu çalışmaya konu olan kısımlarının, özellikle cinsel kimlik, cinsel yönelim alanlarında belirgin eksiklikler gösterdiği gözlenmiştir. Homoseksüel bireylerin yaşadıkları problemleri daha iyi anlayabilmek adına çalışmaların arttırılması gerekmektedir.

Bağlanma stilleriBilişsel duygu düzenlemeDuygu düzenleme+4
Dostcan Kazak
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessEN

The association between posttraumatic stress disorder and trauma-related guilt, shame, fear, and sense of control in women with sexual trauma

Peri-trauma emotional reactions and sense of control have been shown to be important predictors of post-traumatic stress disorder (PTSD) in various groups of trauma survivors. It is not clear how these reactions exert their impact on PTSD. One hypothesis could be that post-trauma fear due to an ongoing sense to threat to safety and sense of helplessness in life, trauma-related shame and guilt cognitions mediate the association between peri-trauma reactions and PTSD. These post-trauma reactions have been reported to be associated with PTSD. The present study examined these associations using structural equation modeling (SEM) in sexual trauma survivors. Data from 601 women with sexual trauma history were collected using the Facebook advertisement tool. Survivors completed online versions of Trauma-Related Guilt Inventory, Trauma-Related Shame Inventory, Fear and Loss of Control Scale and Traumatic Stress Symptom Checklist and rated their peri-trauma fear / distress / discomfort and sense of control. Both the measurement model and the structural model provided an acceptable fit. The findings provided support to the hypothesis that the relationship between PTSD symptom severity and peri-trauma distress and sense of control is mediated through post-trauma fear and helplessness responses and trauma-related shame but did not support the mediatory role of guilt cognitions. These findings highlight the important role played by post-trauma emotional reactions in traumatic stress and suggest that effective psychological interventions aimed at reducing fear and shame and enhancing sense of control over one's life would be effective in improving traumatic stress symptoms in survivors of sexual trauma.

Sexual attack crimeSexual problemsFear+7
Tubanur Bayram Kuzgun
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Travmanın insan ilişkileri üzerindeki etkisinin ikinci tekil ve ikinci çoğul şahıs üzerinden dil kullanımına yansıması

Bu çalışmada, travmatik deneyimlerin insan ilişkilerinde ikinci tekil ve ikinci çoğul sahış üzerinden dil kullanımına yansıması incelenmiştir. Çalışma için 83'ü kadın 18'i erkek toplam 101 katılımcının travmatik yaşantıları, anlatmış oldukları mutlu ve üzgün hikayeler üzerinden dil kullanımı ele alınmıştır. Katılımcıların dil kullanımına ilişkin sağladığı veriler "Dilbilimsel Analiz ve Sözcük Sayımı (Linguistic Inquiry and Word Count)" yazılımı ile incelenmiştir. Travmatik yaşantılara ilişkin veriler katılımcılara verilen "Travmatik Yaşantılar Ölçeği" ile toplanmıştır. Çalışmada katılımcıların kullandıkları tüm sözel ifadeler çözümlenmiş; sonucunda kendi yaşantılarından bahsederlerken ikinci tekil ve ikinci çoğul şahıs kullanımı arasında anlamlı ilişki bulunmuş ve bu doğrultuda araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda, üzgün olduğunu düşündükleri günü paylaşan katılımcıların mutlu olduğunu düşündükleri günü paylaşan katılımcılara göre travma yaşantıları sayısının daha fazla bildirildiği ve kendi yaşantılarından bahsederlerken ikinci tekil ve ikinci çoğul şahıs kullanımının daha fazla olduğu saptanmıştır. Elde edilen bulguların, zamirlerin kullanımının kişilerin psikolojik belirtileri ile ilişkili bir unsur olabileceği ve özellikle travma ile mesafe, genelleme ve empati/hikayeleştirme kavramları arasındaki ilişkinin ele alınmasında kişilerin sen/siz ifadelerini kullanım sıklığı ile paralellik gösterdiği görülmektedir. İlerleyen dönemlerde yapılacak çalışmalar açısından söz konusu bulguların katkı sağlayabileceği düşünülmektedir

Dil kullanımıTravmaÖlçekler+2
Merve Beyhan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Travma sonrası hayata küsme bozukluğunun olumlu ve olumsuz ruh sağlığı üzerindeki etkisinde dünyaya ilişkin varsayımların aracılık etkisi

Bu çalışmanın amacı, dünyaya ilişkin varsayımların travma sonrası hayata küsme bozukluğu ile olumlu ve olumsuz ruh sağlığı arasındaki ilişki üzerindeki aracılık etkisini genel popülasyonda incelemekti. Araştırmanın örneklemini yaşları 18 ile 74 arasında değişen toplam 262 kişi (101 erkek ve 161 kadın) oluşturmaktadır. Katılımcılar travma sonrası hayata küsme bozukluğu, dünyaya ilişkin varsayımlar, duygusal iyi oluş ve depresyon şiddetini değerlendiren öz-bildirim ölçekleri doldurdular. Yapısal eşitlik modeli analizleri, dünyaya ilişkin varsayımların, travma sonrası hayata küsme ve depresyon şiddeti arasındaki ilişkiye aracılık ettiğini ortaya koymuştur. Öngörüldüğü gibi, analizler, dünyaya ilişkin varsayımların travma sonrası hayata küsme ile duygusal iyi oluş arasındaki ilişki üzerinde bir aracılık etkisi olduğunu göstermektedir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, dünyaya ilişkin varsayımların ruh sağlığı üzerinde önemli bir etkisi vardır. Bu nedenle, dünyaya ilişkin varsayımların psikoterapide önemle ele alınması gereken bir konu olduğu anlaşılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Travma sonrası hayata küsme bozukluğu, dünyaya ilişkin varsayımlar, depresyon, duygusal iyi oluş, yapısal eşitlik modellemesi.

DepresyonDünyaDünya görüşü+5
Yılmaz Erkmen
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Turkish adaptation of Dissociative Subtype of Post Traumatic Stress Disorder Scale

After the changes in DSM-V, dissociative subtype was added to post traumatic stress disorder. Wolf and colleagues developed a scale named Dissociative Subtype of Post Traumatic Stress Disorder (DSPS) to measure this subtype and help the diagnosis. The purpose of this study is to adapt Dissociative Subtype of Post Traumatic Stress Disorder to Turkish, examine its reliability and validity. For this purpose, scale was translated to Turkish and applied to 300 people from non clinical population both via online survey and face to face application. It's a self report scale consists 15 questions. Every question has stages, if a person answeres "Yes" to a first, symptomatic question, then its frequency and severity is questioned. Scales internal consistency examined and a good score was obtained (α=,84). This scale has three factors as psychogenic amnesia, depersonalization/derealisation and loss of awareness. From these subscales, good reliability scores were obtained also. Besides, items were loaded to the factors the same as the original study. Most of the questions were loaded to Depersonalization/Derealization subscale. By conducting this study, it was aimed to adapt a new scale to Turkish and prepare a basis to the researchers among this area.

StressStress disorderTrauma+3
Zühre Neslihan İçin
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmaları ve romantik ilişki doyumu arasındaki ilişkide; Otomatik düşüncelerin aracılık rolü

Bu araştırmada, 18-22 yaş aralığındaki bireylerin çocukluk çağı travmaları(ÇÇT) ile ilişki doyumları(İD) arasındaki ilişkide; otomatik düşüncelerin(OD) aracılık rolü incelenmek istenmiştir. Araştırma, online anketler düzenlenerek Türkiye genelindeki devlet ve vakıf üniversitelerinde öğrenim gören 18-22 yaş arasındaki 354 ön lisans ve lisans öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada öğrencilerin ÇÇT ve İD arasındaki ilişkide OD'in aracılık rolünü ölçmek amacıyla; 'Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği' (Şar, Öztürk ve Ikikardes,2012), 'İlişki Doyumu Ölçeği' (Curun, 2001),'Otomatik Düşünceler Ölçeği'(Aydın G. & Aydın O., 1990), kullanılmıştır. Öğrencilerin demografik bilgileri ise araştırmacı tarafından oluşturulan "Demografik Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Araştırmanın sonucunda ÇÇT'nın İD'u ve OD'i, OD'in İD'u ve İD'nun OD'i istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yordadığı, ÇÇT ile İD arasındaki ilişkide OD'in aracılık etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, Otomatik Düşünceler, Romantik İlişki Doyumu.

Duygusal ilişkiPsikolojik travmaRomantizm+5
Burcu Yıldırım
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyalji hastalarında travmatik olay deneyimi, çocukluk çağı travmalarının yaygınlığı ile aleksitimi ve travmatik stres belirtileri arasındaki ilişki

Fibromiyalji hastalığı bedenin belirli bölgelerinde duyulan hassasiyet ve ağrılarla karakterize bir sendromdur. Fibromiyaljinin etiyolojisinde birçok psikolojik faktör tanımlanmıştır. Bu çalışmanın amacı çocukluk çağı travmaları, aleksitimi, travmatik stres belirtileri ile fibromiyalji arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu amaçla yapılan çalışmaya yaş ortalaması 39 olan toplam 150 fibromiyalji hastası (109'u kadın) katılmıştır. Katılımcılara içerisinde sosyodemografik veri formu, Çocukluk Çağı Travmaları, Toronto Aleksitimi Ölçeği, Olayların Etkisi Ölçeği ve Fibromiyalji Etki Anketinin bulunduğu form uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda travmatik olay deneyimi, aleksitimi ve çocukluk çağı travmalarının kişilerin fibromiyalji düzeylerine etki ettiği görülmüştür. Elde edilen bulgular Fibromiyaljinin psikolojik etiyolojisinin anlaşılmasında önemli bilgiler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: aleksitimi, fibromiyalji, travmatik stres, çocukluk çağı travmaları

AleksitimiFibromiyaljiStres+3
Eyup Ceyhun Yıldırım
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Borderline kişilik bozukluğunda depresif semptom ve çocukluk çağı travmalarının dürtüsellik, kendine zarar verme ve intihar davranışları üzerindeki yordayıcı etkisi

Bu araştırmanın temel amacı, Borderline Kişilik Bozukluğu (BKB) tanılı ve BKB tanılı olmayan (kontrol) gruplarda depresif semptom ve çocukluk çağı travmalarının, dürtüsellik, kendine zarar verme ve intihar davranışları üzerindeki yordayıcı rolünü incelemektir. Araştırmanın örneklemini, İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi ve Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Servisinde takipleri devam eden BKB tanılı olgu grubu (n1=72) ve sağlıklı gönüllülerden oluşan kontrol grubu (n2=71) oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında, Demografik Bilgi Formu, Borderline Kişilik Envanteri (BKE), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Hamilton Depresyon Skalası (HAM-D), Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BIS-11), Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), Kendine Zarar Verme Davranışı Değerlendirme Envanteri (KZVDDE) ve İntihar Davranışı Ölçeği (İDÖ) kullanılmıştır. Gruplar arası farklılıkların değerlendirilmesinde bağımsız örneklemler için t-Testi kullanılmıştır. Değişkenler arası ilişkilerin değerlendirilmesi için ise Pearson korelasyon katsayısı ve çoklu doğrusal hiyerarşik regresyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarında, BKB tanılı grupta, çocukluk çağında duygusal istismara maruz kalma ve depresif semptomlar (Beck Depresyon Ölçeği) düzeyi arttıkça dürtüsel davranışların da arttığı saptanmıştır. Yine BKB grubunda, çocukluk çağında duygusal istismara maruz kalma düzeyi arttıkça kendine zarar verme davranışının da arttığı belirlenmiştir. Ayrıca BKB grubunda, çocukluk çağında cinsel istismara maruz kalma düzeyi ve depresif semptomlar (Beck Depresyon Ölçeği) arttıkça intihar davranışının da arttığı saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılarak araştırmacılara ve klinisyenlere önerilerde bulunulmuştur.

Depresif belirtilerDürtüsel davranışKendine zarar verme davranışı+5
Pervin Tunç
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan eliyle oluşturulmuş ruhsal travma mağdurlarında psikanalitik psikoterapinin etkililiği

Bu çalışmada insan eliyle oluşturulmuş ruhsal travmalarda uygulanan psikanalitik psikoterapinin etkililiği incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi 2012-2018 yılları arasında başta işkence olmak üzere yaşamış oldukları insan eliyle oluşturulmuş ruhsal travmalar nedeniyle, tedavi amacıyla TİHV'e başvuran, Travma Sonrası Stres Bozukluğu başta olmak üzere, Akut Stres Bozukluğu, Majör Depresyon Bozukluğu teşhisi konulan, yaşları 20 ile 70 arasında değişen, 49'u kadın toplam 92 kişiden oluşmaktadır. Bireylerin ruhsal tanıyı aldıklarındaki hastalık şiddeti ve psikoterapi seyri boyunca hastalığın iyileşme düzeylerini belirlemek için Klinik Global İzlenim Ölçeği kullanılmıştır. Bireylerin tanıları vakfın psikiyatrları tarafından konulmuş ve tedavi seyirleri aynı psikiyatrlar tarafından değerlendirilmiştir. Psikoterapileri ise psikanalist ya da bireysel psikanalitik formasyon sürecinde olan psikoterapistler tarafından yapılmıştır. Araştırma sonucunda, kişilerin psikanalitik psikoterapiye devamlılığıyla birlikte hastalık şiddetinin seyrinde önemli düzelmeler olduğu, psikanalitik psikoterapinin orta büyüklükte bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Literatür incelendiğinde Travma Sonrası Stres Bozukluğu tanısı olan ve özellikle işkenceye özgü, bireylere uygulanan psikanalitik psikoterapinin etkililiği ile ilgili çalışmaların yok denecek kadar kısıtlı olduğu görülmüştür. Bu nedenle mevcut araştırmanın hem literatüre, hem klinik alana katkıda bulunacağı düşülmektedir.

PsikanalizPsikolojik travmaPsikoterapi+4
Saliha Baykara
İstanbul Arel University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İkincil travmatik stres ve mizah yoluyla başa çıkma arasındaki ilişkide kaygının aracı rolü

Bu araştırmanın amacı ikincil travmatik stres ve mizah yoluyla başa çıkma arasındaki ilişkide kaygının aracı rolünün incelenmesidir. Aynı zamanda bu üç değişkenin bireylerin demografik özelliklerine bağlı olarak farklılık gösterip göstermediği de incelenecektir. Araştırmanın çalışma grubu 18 yaş üstü 408 kadın ve 173 erkek olmak üzere 581 bireyden oluşmaktadır. Bu çalışmada Demografik Bilgi Formu, İkincil Travmatik Stres Ölçeği, Mizah Yoluyla Başka Çıkma Ölçeği ve Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Verilerin analizleri yapılırken IBM SPSS 26.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizi aşamasında Bağımsız Örneklem t-Testi, Tek Yönlü ANOVA, Pearson Korelasyon Analizi ve Bootstrap yöntemini esas alan regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda ikincil travmatik stres ve mizah yoluyla başa çıkma arasındaki ilişkide kaygının aracı rolü olduğu bulunmuştur. Ayrıca yaşa göre istemsiz etkilenmeler, kaçınma, uyarılmışlık ve ikincil travmatik stres puan ortalamalarında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. 18-24 yaş grubunda bulunan katılımcıların istemsiz etkilenmeler, kaçınma, uyarılmışlık ve ikincil travmatik stres puan ortalamaları en yüksek, 25-44 ve 65+ yaş gruplarında bulunan katılımcıların puan ortalamaları ise en düşüktür. Çocuk sahibi olma durumuna göre istemsiz etkilenmeler, kaçınma, uyarılmışlık, ikincil travmatik stres puan ortalamaları anlamlı bir farklılık göstermektedir. Çocuk sahibi olmayan katılımcıların istemsiz etkilenmeler, kaçınma, uyarılmışlık ve ikincil travmatik stres puan ortalamaları anlamlı olarak daha yüksektir. İstemsiz etkilenmeler puanları ile durumluk kaygı ve sürekli kaygı puanları arasında orta düzeyde pozitif yönlü ilişkilerin bulunmuştur. Kaçınma puanları ile mizah yoluyla başa çıkma, durumluk kaygı ve sürekli kaygı puanları arasında düşük ve orta düzeyde pozitif ve negatif yönlü ilişkiler olduğu bulunmuştur. Uyarılmışlık puanları ile durumluk kaygı ve sürekli kaygı puanları arasında orta düzeyde pozitif yönlü ilişkilerin olduğu bulunmuştur. İkincil travmatik stres puanları ile mizah yoluyla başa çıkma, durumluk kaygı ve sürekli kaygı puanları arasında sırasıyla düşük ve orta düzeyde negatif ve pozitif yönlü ilişkilerin bulunduğu gözlenmiştir. Mizah yoluyla başa çıkma, durumluk ve sürekli kaygının birlikte istemsiz etkilenmeler, kaçınma ve uyarılmışlık ile anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur. Anahtar kelimeler: İkincil travmatik stres, mizah yoluyla başa çıkma, kaygı

Başa çıkmaKaygıMizah+2
Aybüke İrem Şahin
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Travma sonrası stres bozukluğu ve depresyon belirti düzeyi ile travma sonrası olumsuz bilişler, peritravmatik sıkıntı düzeyi, duygu düzenleme ve davranışsal kaçınma arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Bu çalışmada cinsel istismar deneyimi nedeniyle kurum bakımına ihtiyaç duyan kız ergenlerin çeşitli demografik, ruhsal ve istismara dair özellikleri incelenmiştir. Bununla birlikte travma sırasındaki duygular ve şiddeti, davranışsal kaçınma, duygu düzenleme özellikleri ile travma sonrası olumsuz bilişlerin katılımcıların travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ve depresyon belirti şiddetini yordayıcı rolünü ele almak üzere travma sonrası stres bozukluğu ve depresyon regresyon modeli kurulmuştur. Araştırma, cinsel istismar deneyimi nedeniyle Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü'ne bağlı bir Çocuk Destek Merkezinde (ÇODEM) bakım ve korunma altında bulunan 12-18 yaş aralığındaki 109 kız çocuğu ile yürütülmüştür. Katılımcıların %60'ının muhtemel TSSB ve %43'ünün depresyon tanısı alabileceği, TSSB'ye komorbid depresyon tanısı alma olasılığının yaklaşık %69 (n = 45) olduğu görülmüştür. Yaş, cinsel istismar özellikleri ve eşlik eden diğer istismarın TSSB ve depresyon belirti şiddetini yordamadığı ancak cinsel istismar deneyimi sırasında deneyimlenen duyguların şiddeti, davranışsal kaçınma, işlevsel olmayan duygu düzenleme özelliklerini yordadığı görülmüştür. Travma sonrası bilişler TSSB ile ilişkili bulunmazken, benliğe ilişkin olumsuz bilişler depresyon belirtilerinin şiddetiyle zayıf bir ilişki göstermiştir. Kurulan iki regresyon modeline ve ele alınan değişkenler arasındaki ilişkilere dayanarak, maruz kalınan cinsel saldırı sırasında deneyimlenen öfke, korku, çaresizlik ve üzüntü gibi duyguların stresöre ilişkin kontrol kaybını azalttığı ve günlük yaşamda deneyimlenen sıkıntı verici anılar, bilişler ve duyguların işlevsiz baş etme mekanizmalarını tetikleyebileceği düşünülmüştür. Bu mekanizmanın TSSB ve depresyon belirti şiddeti ile ilişkisi tartışılmıştır. Elde edilen bulgular cinsel istismar deneyiminin yol açabileceği TSSB ve depresyon belirtilerinin tedavisinde duygu düzenleme becerilerine, travma anısı ve travmatik tetikleyicilerin ortaya çıkarabileceği korku, öfke, çaresizlik ve üzüntü gibi duygularla baş etmeye yönelik sistematik tedaviler kullanılmasının etkili olabileceğini göstermektedir. Bunun yanında cinsel istismara uğramaları nedeniyle kurum bakımına alınmış kız ergenlere verilen grup bakımı önerilerde bulunulmuştur.

DepresyonDuygu düzenlemeKaçınma davranışı+7
Özlem Şahin
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemide Türkiye'de yaşayan 11-15 yaş arası Suriyeli mültecilerin travma ve depresif semptomlarının incelenmesi

Suriye'de yaşanan savaş sebebiyle mülteciler ülkelerinde ciddi kayıplar vermiş ve yerlerinden edilmişlerdir. Bununla birlikte, daha iyi ve yaşanabilir bir hayat hayaliyle başka ülkelere göç etmişlerdir. 2020 senesinde tüm dünyada ortaya çıkan Covid-19 pandemisi ise zor şartlar altında yaşamaya çalışan Suriyeli mültecileri daha da etkilemiştir. Bu etkinin bazı psikolojik değişkenlerini tespit etmek amacıyla bu araştırma dizayn edilmiştir. Araştırma kapsamında yaşları 11-15 arasında değişkenlik gösteren 224 ergen mülteci ile yüzyüze görüşmeler sağlanmıştır. Araştırmanın verileri, Demografik Form, Çocuklarda Umut Ölçeği (ÇUÖ), Çocuk Semptom Değerlendirme Envanteri (COSDE), Çocuk ve Ergen Travma Değerlendirme Anketi (CATS) ve Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği (CDI) kullanılarak ölçülmüştür. Araştırma ilişkisel tarama modeline bir örnektir. Bulgular neticesinde katılımcıların travma düzeyi, travma sonrası belirtiler, psikolojik belirtiler, depresyon ve umut düzeyleri arasında ilişkiler olduğu ve değişkenlerin araştırmada yer alan demografik değişkenlere göre de farklılık gösterdiği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: mülteci, pandemi, travma, depresif semptom, ergen

Depresif belirtilerDepresyonGöçmenler+4
Gizem Önen
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli mültecilerde hayatta anlam fenomeninin incelenmesi: Fenomenolojik bir çalışma

Bu tez araştırmasının en temel amacı İstanbul'da yaşayan Suriyeli mültecilerin deneyimledikleri acı ve travmalarının ardından hayatlarındaki anlam fenomenin incelenmesidir. Bu minvalde, mültecilerin iç savaş ve mültecilik deneyimleri, bu deneyimlerle nasıl başa çıktıkları ve bu deneyimler ile beraber yaşamlarındaki anlam ve amacın katılımcıların bakış açılarıyla derinlemesine araştırılması amaçlanmıştır. Suriyeli mültecilerin hayatta anlam ve acıda anlam fenomenlerinin anlaşılması için nitel yöntemlerden biri olan yorumlayıcı fenomenolojik analiz yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışmada hayatın anlamı fenomenini araştırmak için şu araştırma soruları tasarlanmıştır: Suriyeli mülteciler yaşadıkları acı ve travmatik deneyimlerin ardından nasıl bir anlam inşa etmektedir? Suriyeli mültecilerde hayatta anlam fenomenine etki eden başlıca faktörler nelerdir? Bu amaçla katılımcılar İstanbul'da şehir hayatı yaşayan, üç kadın ve üç erkek, 22-34 yaş arasında ve Suriye İç Savaşı'nı en az iki yıl deneyimleyen mültecilerden oluşmaktadır. Her bir katılımcı ile ortalama bir saat süren bir defalık görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler yorumlayıcı fenomenolojik analiz ile incelenmiştir. Analiz sonucunda, 'savaş ve mültecilik deneyimleri', 'baş etme mekanizmaları', 'hayatın anlamı ve amacı' ve ''gelecek tasarımları' olmak üzere dört üst tema ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu temalar mevcut literatürle ilişkili bir şekilde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hayatın anlamı, fenomenoloji, Suriyeli mülteciler, travma

DeneyimFenomenolojiGöçler+7
Cemal Çavuşoğlu
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmatik yaşantıları: Bir ölçek geliştirme çalışması

Bu araştırma, yetişkinlerin çocukluk çağında yaşamış oldukları travmatik yaşantıların niteliksel olarak değerlendirilmesini sağlayacak geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı geliştirmeyi amaçlar. Geliştirilen ölçüm aracı Prof. Dr. Medaim Yanık'ın "Çocuk Yetiştirirken Travmatik Yanlışlar - Geliştiren Doğrular" kitabı çerçevesinde hazırlanmıştır. İlk olarak çeşitli travmatik yaşantıları içeren bir madde havuzu oluşturulup uzman bir ekibin değerlendirilmesine sunularak maddelerin kapsam geçerliği sağlanmıştır. Kapsam geçerliği almış 39 madde ile ölçek oluşturulup Çocukluk Çağı Travmatik Yaşantılar Ölçeği (ÇÇTYÖ) olarak adlandırılmıştır. Bu ölçek kişilerin travmatik yaşantılara maruz kalma durumu, kaç yaşında maruz kaldığı ve ne düzeyde etkilendiği bilgilerini toplar. Araştırma sorularının test edilmesi için, ÇÇTYÖ, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ), Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği (WEMİOÖ) ve Oxford Mutluluk Ölçeği-Kısa Formu (OMÖ-KF), Türkiye sınırları içinde çeşitli illerden 18 yaş üstü yetişkin kadın ve erkek 448 katılımcıya uygulanmıştır. Toplanan veriler SPSS 22 ve Mplus programları ile analiz edilmiştir. Madde toplam korelasyon analizi yapılan ölçeğin, yapı geçerliği, eş zamanlı geçerliği ve ayırt edici geçerliği test edilmiştir. Daha sonra, güvenirlik analizi için iç tutarlık katsayısına bakılmıştır. Yapılan analizler sonucunda Çocukluk Çağı Travmatik Yaşantılar Ölçeği'nin geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu görülmüştür. Geçerliği ve güvenirliği kanıtlanan ölçeğin kesim noktasının tespit edilebilmesi için ROC analizi (Receiver Operating Characteristic Curve) yapılmış ve kesme puanının 8,5 olduğu görülmüştür. Çocukluk çağı travmatik yaşantılarının demografik değişkenler (cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, tıbbi ve ruhsal hastalık geçmişi) açısından anlamlı farklılaşma göstermediği tespit edilmiştir. Son olarak travmatik yaşantıya maruz kalma yaşının ve travmanın üzerinden geçen zamanın travmadan etkilenme düzeyine negatif etkisi olduğu görülmüştür.

Güvenilirlik ve geçerlilikTravmaÇocukluk dönemi+4
Ayşe Nur Doğan
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk dönemi travmatik yaşam olaylarına maruz kalmış yetişkin bireylerin benlik saygısı, kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırmada, çocukluk döneminde ebeveyn kaybı yaşamış yetişkin bireyler ile ebeveyn kaybı yaşamamış yetişkin bireylerin benlik saygısı, kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın örneklemini, yetiştirme yurdu geçmişi olan çocukluk dönemi ebeveyn kaybı yaşayan ve yetiştirme yurdu geçmişi olan çocukluk dönemi ebeveyn kaybı yaşamayan iki grup oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan 80 kişinin 52' sini ebeveyn kaybı yaşayan araştırma grubu, 28' ini ise ebeveyn kaybı yaşamayan kontrol grubu katılımcıları oluşturmaktadır. Veri toplama aşamasında Sosyo-Demografik Özellikler ve Bilgi Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ), Kişilerarası İlişki Tarzları Ölçeği (KİTO) ve Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) kullanılmıştır. Araştırmada, frekans analizi, tanımlayıcı istatistikler, ikili gruplar için bağımsız t-testi, oneway anova, Pearson korelasyon analizleri uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmamızda iki grup arasında benlik saygısı, kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinde ölçeklerin toplam puanları üzerinde anlamlı bir fark saptanmazken alt boyutlarında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Çocukluk dönemi ebeveyn kaybı yaşamayan kişilerin, kişilerarası ilişkilerinde besleyici alt boyutun daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ebeveyn kaybı yaşayan ve yaşamayan iki grup arasında demografik değişkenlere bakıldığında, erkeklerin benlik saygısının kadınlara oranla daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ebeveyn kaybı yaşamayan grupta ise kadınların kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinde daha olumlu tutum sergiledikleri bulunmuştur. Yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre, ebeveyn kaybı yaşamayan grupta kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerileri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunurken benlik saygısı arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Araştırma bulguları doğrultusunda, çocukluk dönemi ebeveyn kaybı yaşamayan kişilerin ebeveyn kaybı yaşayanlara göre kişilerarası ilişkilerinde besleyici ilişkiler kurdukları ve daha olumlu bir tutum sergiledikleri belirlenmiştir. Erkeklerin benlik saygısının kadınlara göre daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Ebeveyn kaybı yaşamayan kadınların, kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinde daha iyi oldukları gözlenmiştir. Ölçekler arasında kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinin birbiri ile ilişki içerisinde olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların kişilerarası ilişki tarzları olumlu yönde geliştikçe baş etme becerilerinin de olumlu yönde arttığı belirlenmiştir. Bu alanda yapılacak çalışmalar için uzun süreli, takip çalışması kullanılarak yapılacak olan araştırmalar önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Travma, çocukluk travması, benlik saygısı, kişilerarası ilişki tarzları, baş etme becerileri, yetiştirme yurdu

Başa çıkmaBenlik saygısıKişiler arası ilişkiler+5
Özgün Öklük
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmalarının somatizasyon ile ilişkisinde aleksitiminin aracı rolü

Amaç: Bu araştırma çocukluk çağı travmalarının somatizasyon ile ilişkisinde aleksitiminin aracı rolünün olup olmadığını incelemek için gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Araştırmaya İstanbul ve Bursa illerinde yaşayan 20-49 yaş grubundaki 361 birey katılmıştır. Araştırmada katılımcıların sosyodemografik bilgilerine ulaşmak için "Kişisel Bilgi Formu'', çocukluk dönemindeki travmatik yaşantıları ölçmek için "Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ)'', aleksitimiyi ölçmek için "Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20)'', somatik belirti düzeylerini ölçmek için "Belirti Tarama Ölçeği (SCL-90-R)'' uygulanmıştır. Sonuçlar SPSS programı ile analiz edilmiş ve veriler bağımsız t-test, tek yönlü varyans analizi, korelasyon ve mediatör analizleriyle elde edilmiştir. Bulgular: Çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur. Aynı şekilde çocukluk çağı travmaları ile aleksitimi arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki tespit edilmiştir. Somatizasyon ile aleksitimi arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişkinin olduğu sonucuna varılmıştır. Çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitiminin kısmi aracılık rolü olduğu saptanmış ve hipotezimiz desteklenmiştir. Çocukluk çağı travmaları ile sosyodemografik değişkenler arasındaki ilişkiye bakıldığında; katılımcıların gelir seviyesinin, anne/baba evlilik durumunun ve babanın eğitim durumunun çocukluk çağı travmaları ile anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur. Anne babası boşanmış veya ayrı olanlarda, düşük gelir seviyesine sahip olanlarda ayrıca babasının eğitim seviyesi düşük olan katılımcılarda çocukluk çağı travma düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Buna karşılık cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, anne/baba kaybı, annenin eğitim durumu, çocuklukta büyünülen yer ve yetişkinlik yaşamının büyük çoğunluğunun geçtiği yer ile çocukluk çağı travmaları arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı saptanmıştır. Somatizasyon ile sosyodemografik değişkenlere bakıldığında ise somatizasyon ile cinsiyet ve babanın eğitim seviyesi arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir. Kadınların ve babasının eğitim seviyesi düşük olan katılımcıların diğerlerine göre somatizasyon değerlerinin daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Bakılmış olan diğer sosyodemografik değişkenler ile somatizasyon arasında anlamlı bir farklılığın olmadığı görülmüştür. Aleksitimi ile sosyodemografik değişkenlere bakıldığında aleksitiminin sadece yaş ile anlamlı bir ilişkisinin olduğu tespit edilmiştir. Artan yaş ile birlikte aleksitimi seviyesinin düşüş gösterdiği görülmüştür. Sonuç: Çocukluk çağı travmaları arttıkça somatizasyon düzeyinin arttığı görülmüştür. Aynı zamanda çocukluk çağı travmaları arttıkça aleksitimi düzeyleri de artmaktadır. Özetle, çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitiminin kısmi aracı rol oynadığı belirlenmiştir.

AleksitimiBedenselleştirmeTravma+3
Nesibe Baylan
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00

Related subjects