Knee
194 theses under this subject heading
Diz ve ayak bölgesindeki aksesuar ve sesamoid kemiklerin radyolojik olarak incelenmesi
Aksesuar ve sesamoid kemikler kırıkları taklit ederlerek yanlış tanılara neden olabilirler, semptomlara yol açarak, altta yatan patolojiye katkıda bulunabilir veya şiddetlendirebilirler. Literatürde diz eklemi çevresindeki ve ayak-ayak bileği çevresindeki aksesuar ve sesamoid oluşumlara yönelik varyasyonların prevalansını bildiren sınırlı sayıda çalışma vardı. Bu nedenle çalışmamızda diz ve ayak-ayak bileği bölgesinde bulunan sesamoid ve aksesuar kemiklerin varlığının; yaş, cinsiyet ve bulundukları anatomik lokalizasyonlara göre görülme sıklığını radyografiler ile retrospektif olarak incelenmesini ve karşılaştırılmasını amaçladık. Çalışmaya bilateral anteroposterior ve lateral diz radyografisi çekilen yaşları 18 yaş ve üzeri olan 1150 kişi (330 erkek ve 820 kadın)'ye ait toplam 2300 diz ile unilateral veya bilateral anteroposterior, lateral ve oblik ayak ve ayak bileği radyografisi çekilen 18 yaş üzeri 339 kişi (176 erkek, 163 kadın)'ye ait 345 ayak grafisi dahil edilmiştir. Radyografiler retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler için p<0,05 anlamlı farklılık kabul edilmiştir. Aksesuar ve sesamoid kemiklerin varlığı cinsiyet, yaş ve bulunduğu anatomik lokalizasyona göre karşılaştırılmıştır. Diz bölgesinde fabella ve bipartit patella prevalansı araştırılmıştır. Fabella'nın (tek taraflı veya iki taraflı) genel prevalansı %29,91 idi. Fabella unilateral %6, bilateral %23,91 oranında idi. Yaş grupları arasında cinsiyete göre anlamlılık yoktu. Çalışmamızda Fabella'nın tek taraflı, çift taraflı ve toplam görülme sıklığı kadın ve erkek arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı değildi. Yaş grupları içinde cinsiyete göre anlamlılık yoktu. Yaş grupları arasında fabella prevalansı benzerdi (istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu, p= 0,0704). Bipartit patella prevalansı genel olarak %0,17 idi. Erkeklerde bipartit patella görülme oranı %0,60 idi. Bipartit patella yalnızca 2 erkekte vardı. Kadınlarda bipartit patella'ya rastlanmadı. Cinsiyetler arasında bipartit patella görülme oranında anlamlı bir fark yoktu (2 erkek/0 kadın; p=0,0829). Ayak aksesuar kemik prevalansı %42,9 idi. Aksesuar kemik görülen olgularda aksesuar naviküler kemik %49,13; os trigonum %16,76; os supratalar %8,67; os intermetatarseum %8,09; os calcaneus secundarius %8,09; os supranaviculare %3,47; os subfibulare %2,89; os vesalianum %1,73; os subtibiale %1,16 oranlarında görülmüştür. Ayak grafilerinin %23,47'sinde sadece sesamoid kemik; %19,42 oranında sadece aksesuar kemik vardı. %23,76'sında aksesuar ve sesamoid kemik birlikte görülmekteydi. Os peroneum %25,80; halluks interfalangeal sesamoid %19.42; 2. metatarsofalangeal (MTP)'de sesamoid kemik %3,19; 4. MTP'de sesamoid kemik %1,45 ve 5. MTP'de sesamoid kemik %13,91 oranında görüldü. Aksesuar kemik görülen ayaklardan sadece aksesuar naviküler kemik'de kadın ve erkek arasında anlamlı fark vardı (p=0,0001). Yaş grupları içinde cinsiyete göre aksesuar kemik görülme oranı sadece 26-35 yaş aralığında istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,0001). Os peroneum (p=0,0361) ve halluks interfalangeal (p=0,0420)'de sesamoid kemik prevalansı ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Tüm MTP eklem sesamoidleri, peroneum ve halluks interfalangeal sesamoid kemiklerinin görülme sıklıkları arasındaki ilişkiyi incelediğimizde; os peroneum ile tüm MTP eklemlerindeki sesamoidler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0,0001). 1. MTP sesamoid ile halluks interfalangeal sesamoid ve diğer MTP eklem sesamoidleriyle arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,0001). Halluks interfalangeal sesamoid ile 2. MTP, 3. MTP ve 4. MTP sesamoid arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0,0001). 2. MTP ile 3. MTP (p=0,0009) ve 5. MTP (p=0,0001) sesamoid kemik arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. 3. MTP ile 5. MTP sesamoid kemik arasında (p=0,0001) istatistiksel olarak anlamlı fark vardı ve 4. MTP ile 5. MTP sesamoid kemik arasında (p=0,0001) istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. 26-35 yaş aralığında (p=0,0334) ve halluks interfalangeal sesamoid görülen olgularda cinsiyete göre sesamoid görülme sıklığı arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. 36-45 yaş aralığında halluks interfalangeal sesamoid (p=0,0070) ve 5. MTP (P=0,0298) görülen olgularda cinsiyete göre sesamoid görülme sıklığı arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Diğer yaş gruplarında cinsiyet açısından istatistiksel olarak fark yoktu. Sadece 1. MTP'de sesamoid görülen olgularda cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0,0463). Birden fazla sesamoid görülen lokalizasyonlarda 1. MTP - halluks interfalangeal olan olgularda (p=0,0466), 1. MTP-Os peroneum olan olgularda (p=0,0246) cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Çalışmamızda diz bölgesinde fabella ve bipartit patella'ya ait yaygınlık, simetri, yaş ve cinsiyet farklılıklarını ve ayak-ayak bileği bölgesine ait yaygınlık yaş ve cinsiyet farklılıklarını inceledik. Çalışmamız fabella ve bipartit patella açısından mevcut literatürde Türk populasyonu üzerinde geniş bir örnekleme sahiptir. Çalışmamızda diz ve ayak-ayak bileği bölgesinde tespit ettiğimiz aksesuar ve sesamoid kemiklerin prevalansı Türk populasyonunda daha once yapılan çalışmalarla benzerdir. Diz ya da ayak şikayetiyle sağlık kurumlarına başvuran hastalarda aksesuar ve sesamoid kemiklerin var olmasından kaynaklanabilecek yanlış tanıların azaltılması için diz ve ayaktaki aksesuar ve sesamoid kemiklerin bulundukları yer ve klinik önemlerinin iyi bilinmesi klinik açıdan önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Aksesuar kemik, sesamoid kemik, radyografi, diz, ayak.
Diz protezi ameliyatı öncesi hastalara verilen eğitimin derin ven trombozu gelişimine yönelik etkisi
Hasta eğitimi, hastaların sağlık durumları ve tedavi süreçleri hakkında bilgi edinebildikleri temel yaklaşımdır. Bu çalışmada ortopedi servisinde diz protezi ameliyatı geçirecek olan hastalara ameliyat öncesi dönemde verilen hasta eğitiminin, ameliyat sonrası dönemde DVT gelişimine etkisinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmaya diz protezi ameliyatı olacak olan 60 hasta dahil edildi. Hastalar kontrol ve deney gruplarına ayrıldı. Deney grubundaki hastalara ameliyattan 24 saat önce eğitim kitapçığı ile hasta eğitimi verildi. Kontrol grubundaki hastalara ise sadece klinik uygulamadaki bakım verildi. Sosyo-Demografik Özellikler Veri Toplama Formu ve Derin Ven Trombozunu Önlemeye Yönelik Bilgi ve Davranış formu aracılığı ile alındı. Bu iki form araştırmacılar tarafından ilgili literatürler incelenerek hazırlandı. Deney grubunun ameliyat sonrası bilgi düzey değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). Total diz protezi ameliyatı olan hastaların cinsiyetlerine göre %85'i kadın, %15'i erkekti. Deney grubunda ' Bu ameliyat toplar damarlarınızda pıhtı ( tıkanıklık) yapar mı? ' sorusuna %93.3 kişi 'Evet' yanıtını verdi. Kontrol grubunda bu doğru yanıtı veren %70 kişiydi. Aralarındaki fark istatiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). İki grup arasında bacaklarında 'kızarıklık, ısı artışı, şişlik bir arada olduğunda yürür müsünüz' sorusuna verilen yanıtlarda iki grup arasında istatistiksel bir fark olmadığı tespit edildi (p>0.05). Tüm grupta ' DVT çorabınızı sabah kalkar kalkmaz yürümeden giyermisiniz ? 'sorusuna 'Evet giyeriz' ifadesini kullananlar %100 deney grubunda, %70 kontrol grubundadır. Aralarındaki fark istatiksel olarak anlamlıydı (p<0.05) Sonuç olarak, ''DVT hasta eğitim rehberi'' ile verilen planlanmış bir sağlık eğitiminin ameliyat sonrası iyileşme sürecine olumlu katkı sağladığı, ameliyattan bir gün önce eğitim verilen deney grubu hastalarının DVT'ye yönelik bilgi ve davranış durumları kontrol grubuna göre taburculuk öncesi daha iyi ve istatiksel olarak da anlamlıydı. Eğitim materyali uygulanan ve yüz yüze eğitim alan deney grubu hastalarının bilgi ve davranış düzeyleri, sadece klinik rutin uygulama verilen hastalardan daha iyi ve istatiksel olarak anlamlıydı. Anahtar kelimeler: Derin Ven Trombozu; Eğitim
Ön diz ağrılı olgularda ağrının uyku, yorgunluk, depresyon düzeyi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisi
Bu çalışma, ön diz ağrılı olgularda ağrının uyku, yorgunluk, depresyon düzeyi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya 25-45 yaş arası, 30 ön diz ağrılı ve diz ağrısı olmayan 30 sağlıklı birey olmak üzere toplam 60 katılımcı dâhil edildi. Ağrı düzeyinin belirlenmesinde Visual Analog Skalası, uyku kalitesinin tanımlanmasında Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, yorgunluk düzeyi için Checklist Individual Strength Ölçeği, depresyon düzeyinin saptanmasında Beck Depresyon Ölçeği ve yaşam kalitesinin belirlenmesinde Nottingham Sağlık Profili Ölçeği kullanıldı. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda ön diz ağrısının kadınlarda görülme oranı daha yüksek bulundu (%63,3). Ön diz ağrılı grup katılımcılarının omuz, kalça, ayak ve ayak arkı postürlerinde hafif düzeyde bozukluk saptandı ve gruplar arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0,001). Çalışma grubunda öznel uyku kalitesinin daha kötü, uykuya dalma süresinin daha uzun, uyku ve gündüz işlev bozukluğunun daha belirgin olduğu saptandı. Gruplar depresyon düzeyi bakımından karşılaştırıldığında çalışma grubunda elde edilen puanların kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu (p=0,001); yorgunluk değişkeni bakımından karşılaştırıldığında çalışma grubunda sübjektif yorgunluk, konsantrasyonda azalma, motivasyonda azalma ve fiziksel aktivitede azalma alt parametrelerinin ortalama puanlarının kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). Çalışma grubunda yaşam kalitesi kontrol grubuna göre daha düşük ve enerji, ağrı, duygusal reaksiyonlar, uyku, sosyal izolasyon ve fiziksel hareketlilik gibi yaşam kalitesi alt ölçeklerinin ortalama puanları çalışma grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0,001). Bu çalışma ile ön diz ağrılı olgularda ağrının uyku, yorgunluk, depresyon düzeyi ve günlük yaşam aktivitelerine olumsuz yönde etkisi olduğu sonucuna varıldı.
Kadın voleybolcularda kalça ve diz izokinetik kas kuvveti ile üst ekstremite fonksiyonel testler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın, kadın voleybolcularda alt ekstremite kalça ve diz fleksör-ekstansör kas gruplarının izokinetik kas kuvvetlerini ölçmek ve üst ekstremite fonksiyonel testler ile aralarında ki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı Çalışmaya Merinos Kadın Voleybol Spor Kulübü'nde 2021-2022 sezonunda aktif voleybol oynayan yaş ortalaması 17,89 ± 4,87 olan 45 sporcu dahil edildi. Çalışma için 14-35 yaş aralığında ve aktif voleybol oynayan ve ortopedik yaralanması olmayan sporcular seçildi. Daha sonra bireylerin demografik bilgileri kaydedildi. Sporcularda kalça ve diz fleksör ve ekstansör kas gruplarının izokinetik kas kuvvet ölçümleri, CYBEX (CSMI HUMAC NORM Testing and Rehabilitation System) cihazı ile yapıldı ve sonuçlar kaydedildi. Sporcuların üst ekstremite fonksiyonel değerlendirmeleri için Kapalı Kinetik Zincir Üst Ekstremite Stabilizasyon Testi (KKZÜEST), Sağlık Topu Fırlatma Testi (STFT) ve Y Denge Testi (YDT) uygulandı. Sporcularda ki anaerobik güç üretme kapasitelerini ölçmek için Dikey Sıçrama Testi uygulandı ve bu testin sonucuna göre kişinin Anaerobik Güç Ölçümleri (AGÖ) Lewis Nomogramı'na göre belirlendi. Verilerin istatistiksel analizi için İstatistiksel analizler için SPSS 22.0 (SPSS Inc., Chicago, IL, USA) programı kullanıldı ve P<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Yapılan analizler sonucunda KKZÜEST ile diz 60 derece / saniye Hamstring izokinetik kas kuvveti arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). STFT ile 60 derece / saniye ve 180 derece / saniye Hamstring izokinetik kas kuvveti arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). STFT ile 60 derece / saniye ve 180 derece / saniye Quadriceps Femoris izokinetik kas kuvveti arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). STFT ile 60 derece / saniye ve 180 derece / saniye İliopsoas izokinetik kas kuvveti arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). YDT ile diz ve kalça 60 derece / saniye ve 180 derece / saniye izokinetik kas kuvvetleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. AGÖ ile diz 60 derece / saniye ve 180 derece / saniye Quadriseps Femoris izokinetik kas kuvvetleri arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). AGÖ ile diz 60 derece / saniye ve 180 derece / saniye Hamstring izokinetik kas kuvvetleri arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). AGÖ ile diz 60 derece / saniye ve 180 derece / saniye İliopsoas izokinetik kas kuvvetleri arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, alt ekstremite diz ve kalça izokinetik kas kuvveti ile üst ekstremite fonksiyonel testler birbiri ile ilişkilidir. Yapılan çalışmanın sonucunda, voleybol sporu yapan kişilerde alt ekstremite kas kuvveti ile üst ekstremite fonksiyonel kapasitenin bir biri ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Voleybol sporu yapan kişilerin hem üst ekstremite olarak hem de alt ekstremite olarak birlikte değerlendirilmesi ve uygulanacak olan antrenman programının bu veriler göz önünde bulundurularak hazırlanmasının önemli olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: İzokinetik; Voleybol; Fonksiyonel testler; Dikey sıçrama; Güç
Total diz artroplastili hastalarda kinezyofobiyi tetikleyen faktörlerin incelenmesi
Total diz artroplastili (TDA) bireylerde kinezyofobiyi tetikleyen faktörleri preoperatif ve postoperatif 3. ayda incelemeyi amaçlayan bu çalışmaya, unilateral TDA cerrahisi geçirmek üzere hastaneye yatışı sağlanmış yaş ortalaması 64,16±7,50 yıl olan 45 gönüllü birey (33 kadın, 12 erkek) dahil edildi. Kinezyofobiyi değerlendirmek için Tampa Kinezyofobi Ölçeği'nin (TKÖ) diz OA'li bireylerde geçerli olan (1,2,9,10,14 ve 15 nolu soruları) kullanıldı. Bireylerin diz ağrısı ve fonksiyonelliği Oxford Diz Skoru ile, psikolojik durumu Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ) ile, fiziksel performansı 2- Dakika Yürüme Testi (2-DYT) ve Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT) ile diz eklem hareket açıklığı gonyometrik ölçüm ile yapıldı. Cerrahi sonrası kinezyofobi ile cerrahi sonrası düşme korkusu, cerrahi sonrası ekstansiyon limitasyonu, cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası ODS skorları arasında pozitif yönlü orta düzey (rs=0,336, p=0,024; rs=0,418, p=0,004; rs=0,300, p=0,045; rs=0,529, p= 0,000), boy ve cerrahi sonrası aktif fleksiyon EHA'sı arasında negatif yönlü orta düzey (rs= -0,409 , p= 0,005; rs=-0,384 , p=0,009) ilişki bulundu. TKÖ ile yaş, kilo, VKİ, ZKYT, cerrahi sonrası pasif diz fleksiyonu derecesi, cerrahi sonrası aktif ve pasif diz ekstansiyon derecesi, HAD – Anksiyete ve HAD–Depresyon ile 2–DYT arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Çalışmamızın sonuçlarına göre, kinezyofobinin erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu, cerrahi öncesi diz eklemi ekstansiyon limitasyonu varlığının, cerrahi sonrası 2-DYT ile yürünen mesafenin az olmasının ve aktif diz fleksiyonu derecelerinin az olmasının, cerrahi sonrası kinezyofobi oluşmasında %70 oranında açıklayan en etkili faktörler olarak bulundu (R2=0,70; p<0,001). Sonuç olarak, kinezyofobiyi tetikleyecek faktörlerin perioperatif dönemde fizyoterapistler tarafından dikkate alınması ve risk faktörlerine uygun bireysel fizyoterapi programları oluşturulması, TDA hastalarında postoperatif dönemde kinezyofobi gelişimini azaltıp fonksiyonelliğine katkı sağlayabilir.
Kronik inme hastalarında diz hiperekstansiyonuna neden olan faktörler ve hiperekstansiyonun kontrolü için rijit bantlama uygulamasının etkisinin kinematik analiz yoluyla araştırılması
Bu çalışma, inme hastalarında yürüyüşün duruş fazında dizde hiperekstansiyona neden olan faktörleri belirlemek ve rijit bantlama uygulamasının hiperekstansiyona akut etkisi incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya 40-70 yaş arasındaki 30 inme hastası dahil edildi. Hastaların alt ekstremite kas kuvveti manuel kas testiyle, kas tonusu Modifiye Ashworth Skalası'yla, denge değerlendirmesi tek ayak duruş testiyle değerlendirildi. Yürüyüşün klinik değerlendirmesi 10 metre yürüme testi, kinematik analizi ise hareket analiz sistemi kullanılarak yapıldı. Çalışmanın ikinci gününde hastaların dizine hiperekstansiyon bantlama tekniği kullanılarak rijit bantlama uygulandı ve yürüyüş analizi tekrar edildi. Çalışmamızda maksimum diz hiperekstansiyon derecesi ile gastroknemius spastisitesi arasında orta düzeyde, kalça adduktör spastisitesi arasında zayıf düzeyde ilişki saptandı. Bununla birlikte diz hiperekstansiyon derecesi ile diz fleksör kas kuvveti arasında orta düzeyde, ayak bileği dorsifleksör kas kuvveti arasında zayıf düzeyde ilişki bulundu (p<0,05). Ayrıca diz hiperekstansiyonun artması ile pelvik retraksiyon açısının artmasının zayıf düzeyde ilişkili olduğu görüldü (p<0,05). Dize uygulanan rijit bantlamanın diz hiperekstansiyonunu ve pelvik retraksiyonu anlamlı şekilde azalttığı bulundu (p<0,05). Sonuçlarımız alt ekstremite spastisite ve kas kuvvetlerinin diz hiperekstansiyonuna neden olan faktörlerden olduğunu, rijit bantlama uygulamasının diz hiperekstansiyonun kontrolünde etkili olduğunu gösterdi. Sonuçlarımız inme sonrası görülen diz hiperekstansiyonunun multifaktorial bir bozukluk olduğunu, rijit bantlama uygulamasının dize mekanik olarak fleksiyon momenti vermesi ve proprioseptif girdi sağlaması nedeniyle diz hiperekstansiyonunun ve artmış pelvik retraksiyonun azalmasına katkı sağladığını düşünüldü. Anahtar Kelimeler: İnme, yürüyüş analizi, rijit bantlama, kinematik analiz, diz hiperekstansiyonu
Ön çapraz bağ onarımı geçirmiş erkek sporcuların fonksiyonel testlerdeki diz kinetik ve kinematiğinin kas kuvveti, denge, derin duyu ve subjektif ölçümlerinin birlikteliğinde değerlendirilmesi
Ön çapraz bağ (ÖÇB) yaralanmaları sporcular arasında sık görülen ve giderek sıklığı artan bir yaralanmadır. Profesyonel sporcular ÖÇB yaralanması sonrası çok büyük oranda cerrahi rekonstrüksiyon ile tedavi edilirler. Rehabilitasyon süreci ve sahaya dönüş kararında kullanılan çeşitli ölçme ve değerlendirme yöntemleri mevcuttur. ÖÇB rekonstrüksiyonu (ÖÇB-R) sonrasındaki rehabilitasyon programları ve ölçümler oldukça gelişse de yaralanma öncesi seviyesinde spora dönüş oranları hala beklenen seviyelerin çok altındadır. Buna biyomekanik defisitlerin devam etmesinin neden olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada ÖÇB-R sonrası rehabilitasyon ve spora dönüş değerlendirmesinde kullanılabilecek objektif, özgün ve tutarlı bir metrik bulunması amaçlandı. Bu amaçla 35 ÖÇB-R geçirmiş sporcu cerrahiden en az bir yıl sonra objektif ve subjektif testlerin yanı sıra iki farklı zıplama testine tabi tutuldu. Zıplama testlerinin iniş anındaki rotasyonel aks sapması sarmal eksen metoduyla hesaplandı ve iniş süresine göre oranlanarak birim zamandaki sapma metrikleştirildi (NormTopDeğ). Üç adım düz ve üç adım çapraz zıplama testi sonucunda NormTopDeğ açısından katılımcıların opere ekstremitelerinde (0.045 ve 0.043) non-opere ekstremitelerine (0.035 ve 0.0356) oranla ve anlamlı yüksek skorlar aldığı tespit edildi (p=0.0012, p=0.024). Buna ek olarak kişiler sagital düzlemdeki hareket genliklerini geri kazandıkları zaman rotasyonel aksın birim zamandaki sapmasında da non-opere dizleri ile benzer sonuçları yakaladılar. Total skorda ise hiçbir koşulda anlam mevcut değildi. Bunlara ek olarak yapılan objektif ve subjektif ölçümlerde çalışma grubumuz simetriyi yakalamıştı. Sonuç olarak özgün olarak ortaya konulmuş olan NormTopDeğ dizdeki patolojik hareketliliği objektif olarak kantifiye etmiştir.
Diz osteoartritli hastalarda dizlik ve bantlamanın denge ve fonksiyonellik üzerine etkinliğinin karşılaştırılması
Çalışmamızın amacı; 40-65 yaş arası diz osteoartritli hastalarda dizlik ve bantlamanın, fonksiyonellik, denge ve ağrı üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışmaya diz osteoartrit tanısı alan 34 hasta dahil edildi. Hastalar 2 gruba ayrıldı ve tedaviye alındı. İlk gruba patellar destekli dizlik (6hafta) uygulandı, ikinci gruba ise bantlama (kinesiotape, haftada 2 kere, 6hafta) yapıldı. Ayrıca her iki gruba da 6 hafta boyunca egzersizler verildi. Hastalar tedavi öncesi ve sonrasında, denge, fonksiyonellik, propriyosepsiyon, ağrı, kas kuvveti ve eklem hareket açıklığı bakımından değerlendirildi. Denge için Berg Denge Ölçeği, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi ağrı için Visual Analog Skalası (VAS), fonksiyonellik için WOMAC (Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri) Skorlaması ve Zamanlı Ayağa Kalk ve Yürü Testi (ZAKYT), EHA ve pozisyon hissi dijital gonyometre ile, kas kuvveti "Hand-held" dinomometre (Lafeyette Instrument®, Lafayette, IN) kullanıldı. Grup içi değerlendirmede, Grup-1 ve Grup-2'de denge, fonksiyonellik, ağrı, eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, propriosepsiyonda iyileşme bulundu (p<0,05). Gruplar arası değerlendirmede ise; denge ve fonksiyonellikte bantlama grubu lehine anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda diz osteoartritli bireylerde egzersize ek olarak uygulanan bantlamanın denge ve fonksiyonellikte dizlik grubuna göre daha etkin olduğu bulundu. Ayrıca her iki grupta ağrı, eklem hareket açıklığı ve kas kuvvetinde anlamlı bir iyileşme görüldüğü için kliniklerde tedavi seçeneği olarak dizlik veya bantlama tercih edilebilir. Anahtar Sözcükler: Osteoartrit, kinesiotape, fonksiyon, ağrı, denge
Total diz protezi yapılacak hastalarda preoperatif egzersiz eğitiminin postoperatif klinik ve fonksiyonel sonuçlarına etkisi
Amaç: Bu çalışmada gonartrozlu dizlerde Preoperatif Egzersiz Eğitiminin total diz protezi ameliyatı yapılacak hastalarda prospektif olarak incelenerek erken dönem klinik, fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarının ortaya konulmasıdır. Materyal ve Metod: Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde mayıs 2022 ve temmuz 2023 tarihleri arasında primer osteoartritli 68 hastanın 50 dizi çalışmaya dâhil edildi. 50 yaş ve üzeri, primer osteoartritli, varus gonartrozlu hastalar çalışmaya dâhil edilirken, 50 yaşından genç hastalar, romatoit artrit, posttravmatik artrit veya septik artrite sekonder osteoartrit gibi sekonder osteoartritli, valgus gonartrozlu ve aynı seans bilateral diz protezi yapılan hastalar çalışmaya dâhil edilmedi. Hastalara arka çapraz bağ koruyan çimentolu total diz protezi uygulandı. Eğitim grubundaki hastalardan, ameliyattan 12 hafta önce kendilerine verilen egzersiz eğitimininden sonra Amerikan Kalça ve Diz Cerrahları Derneği tarafından pre-operatif dönemde uygulanması tavsiye edilen egzersizleri uygulamaları istendi. Hastalara çalışma başlangıcında ve operasyondan iki hafta sonra klinik ve radyolojik değerlendirme yapıldı. Amerikan Diz Cemiyeti skoru ve WOMAC skoru, TAMPA kinezyofobi değerlendirilerek ameliyat öncesi ile karşılaştırıldı. Hastaların radyolojik değerlendirilmesi ise Total Diz Protezi Radyolojik Değerlendirme Kriterlerine göre yapıldı. Elde edilen sonuçlar preoperatif eğitim verilen kontrol grubu ve eğitim verilmeyen grupla karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 50 hastanın 7'si (%13,7) erkek ve 43'ı (%84,3) kadındı. Hastaların yaş ortalaması 64,90±7,29 idi. Hastaların vas ağrı skorlamasında ameliyat öncesi egzersiz grubunda ort 8,16 kontrol grubunda 7,96 iken ameliyat sonrası egzersiz grubunda 3,4 kontrol grubunda 4,2'e düştüğü görüldü görüldü. her iki grupta da ağrı ile ilişkili skorların iyileştiği ve bu gelişmelerin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu saptandı. Hastaların fleksiyon ve ekstansiyon sonuçlarına ait grup içi veriler analiz edildiğinde her iki grupta da eklem hareket açıklığı ile ilişkili skorların iyileştiği ve bu gelişmelerin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu saptandı. Hastalarda ameliyat öncesi egzersiz grubunda ortalama 11,52±4,65 varus, kontrol grubunda ise 13±4,5 varus varken ameliyat sonrası bu değerler egzersiz grubunda ortalama 2,62±1,82 valgus kontrol grubunda 2,61±2,08 valgus olarak tespit edildi. Hastaların TAMPA kinezyofobi incelenmesinde ameliyat öncesi egzersiz grubunda ortalama 40,16±3,44 kontrol grubunda 39,12±3,01 iken ameliyat sonrası bu değerler egzersiz grubunda 30,96±4,14 kontrol grubunda ise 33,08±2,94 tespit edildi. Hastaların radyolojik incelemesinde hiçbir hastada osteoliz bulgusuna rastlanmadı. Hastaların takibleri süresince hiçbir hastada derin protez enfeksiyonu görülmedi ve revizyon uygulaması hiçbir hastaya uygulanmadı. Sonuç: TDA sonrası hastaların fonksiyonel kapasitelerinin ve günlük yaşamda bağımsızlıklarının artması için rehabilitasyon süreci vazgeçilmezdir. Osteoartrit hastalarda dejenere ve afonksiyonel olduğu düşünülerek planlanan total diz protezi ameliyatında, ameliyat öncesi verilen egzersiz eğitim programının ameliyat sonrası hastalarda iyileştirici güç olduğu düşünülmektedir. Preoperatif başlanan rehabilitasyon, hastaların kas gücü rezervinin artmasını ve kişilerin postop yaklaşımlar için bilinç kazanmasını sağlamaktadır. Anahtar kelime: Osteoartrit, gonartroz, artroplasti, ameliyat öncesi egzersiz eğitimi
Ayak bileği instabilitesinin 18-30 yaş aralığındaki futbolcularda diz kas kuvveti ve esnekliğine etkisi
Lateral ayak bileği burkulması, spor popülasyonlarında en sık gözlenen yaralanma çeşididir. Ayak bileği yaralanma riski yüksek olan aktiviteler arasında açık havada veya oyunun temas, sıçrama ve yön değişiklikleri içeren kapalı alanlarda oynanan takım sporları yer almaktadır. En yüksek burkulma oranı futbolda meydana gelmektedir. Bu çalışmada 18-30 yaş aralığındaki futbolcularda ayak bileği instabilitesinin diz kas gücü ve esnekliğine etkisini ortaya koymaktı. Çalışmaya İstanbulda'a bulunan Göktürk Spor Kulübü ve Altınyıldız Spor Kulüplerinde bulunan 18-30 yaş aralığında 32 amatör futbolcu dahil edildi. Bireyler kontrol grubu (n=16) ve çalışma grubu (n=16) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki gruptaki bireylerin demografik bilgileri ve yaralanma ile ilgili hikayeleri kaydedildi. Bireylerin diz kas gücünü ölçmek için 1 Maksimum Tekrar Yöntemi, diz esnekliğini ölçmek için Otur-Uzan Testi uygulandı. Fonksiyonel ayak bileği instabilitesi durumunu ve derecesini belirlemek için Cumberland Ayak Bileği İnstabilitesi Anketi (CABİA) kullanıldı. Sporcuların fiziksel fonksiyonları Ayak ve Ayak Bileği Yetenek Ölçütü (FAAM) Türkçe versiyonu ile değerlendirildi. Ayak bileği instabilitesinin diz kas kuvvetine etkisi bulunamadı (p>0,05). Ayak bileği instabilitesinin diz esnekliğine etkisi saptanmadı (p>0,05). Her iki grup arasında Cumberland Ayak Bileği İnstabilitesi ve Ayak ve Ayak Bileği Yetenek Ölçütü bakımından anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,005). Çalışma sonunda ayak bileği instabilitesinin diz kas kuvveti ve esnekliğine herhangi bir etkisinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler : Ayak bileği instabilitesi, diz kas gücü, esneklik, lateral ayak bileği instabilitesi.
Diz osteoartriti olan orta yaş kadınlarda intramüsküler yağ oranının iskelet kası mimari yapısına ve fiziksel performansa olan etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı diz osteoartriti (OA) olan orta yaş kadınlarda kuadriseps femoris ve hamstring kaslarının intramüsküler yağ (İMY) oranını sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırmaktır. Ayrıca diz OA olan kadınlarda İMY oranı ile iskelet kasının mimari özellikleri ve fiziksel performans arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Çalışmamıza 40-65 yaş aralığında 31 diz OA olan ve 31 sağlıklı kadın dahil edildi. Katılımcıların demografik verileri (yaş, boy, vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi), ağrı durumları ve diz eklemi hareket açıklıkları kaydedildi. Yağ ve kas kütlesinin değerlendirilmesi; Bioelektrik İmpedans Analizi ile, izometrik kas kuvveti; hand held dinamometre ile, diz OA ile ilişkili semptom ve diz eklemi fonksiyonları Diz Yaralanma ve Osteoartrit Sonuç Skoru (KOOS) ile değerlendirildi. Kuadriseps femoris ve hamstring kaslarının mimari özelliklerinden pennasyon açısı, lif uzunluğu ve kalınlığı gibi Ultrasonografi (US) yöntemi ile değerlendirildi. Kasların İMY oranı ise ekointensite (Eİ) ölçümleri kullanılarak analiz edildi. Eİ değerlendirmesi, US yöntemi ile elde edilen görüntülerin ImageJ programı aktarılması ile yapıldı. Katılımcıların fonksiyonel performans değerlendirmeleri, Beş Kere Otur ve Kalk Testi, Zamanlı Kalk Yürü Testi ve Merdiven İnip-Çıkma Testi ile, yürüme hızı ise 20 Metre Yürüme Testi ile değerlendirildi. Diz OA olan hastaların sağlıklı kontrol grubuna göre rektus femoris, vastus intermedius, vastus lateralis, vastus medialis, biseps femoris, semitendinosus ve semimembranosus kaslarının İMY oranı daha fazla idi (p<0,05). Diz OA olan kadınların yaşları, vücut kütle indeksleri, vücut yağ kütlesi arttıkça kuadriseps ve hamstring kaslarının İMY oranı artmakta, iskelet kas kütlesi ve iskelet kas kütle indeksi artıkça İMY oranı azalmaktaydı (p<0,05). Rektus femoris, vastus medialis, biseps femoris ve semitendinosus kaslarının İMY oranı azaldıkça pennasyon açıları artmaktaydı (p<0,05). Rektus femoris ve vastus medialis kaslarının İMY oranı artıkça dizin izometrik ekstansör kuvveti azalmakta, biseps femoris kasının İMY oranı artıkça dizin izometrik fleksör kuvveti azalmaktaydı (p<0,05). Ayrıca vastus medialis ve biseps femoris kasların İMY oranı artıkça KOOS puanları azalmaktaydı (p<0,05). Kuadriseps femoris ve hamstring kaslarının İMY oranı arttıkça diz OA olan kadınların fiziksel performansları ve yürüme hızları da kötüleşmekteydi (p<0,05). Diz OA olan orta yaş kadınların kuadriseps femoris ve hamstring kaslarının intramuskuler yağ oranı sağlıklı kontrol grubuna göre daha fazla olup, bu hastalar için intramüsküler yağ dokusunu azaltmaya yönelik egzersiz ve tedavi stratejileri belirlenmelidir.
Evre I,II ve III diz osteoartritli hastalarda diz içi hyalüronik asit enjeksiyonunun Ağrı, yaşam kalitesi ve fiziksel performans üzerinde etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışma, diz içine uygulanan hyaluronik asit enjeksiyonunun diz osteoartriti (OA) tedavisinde ağrı, yaşam kalitesi ve fiziksel performans üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 45 yaş üzeri ağrı ve hareket kısıtlılığı ile başvuran Kellgren-Lawrence radyolojik evrelemesine göre evre 1,2 ve 3 olan 60 kişi dahil edilmiştir. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası sonuçları ağrı şiddeti Vizüel analog skalası (VAS) ile yaşam kalitesi ve fiziksel performans değerlendirmeleri SF-36 ile değerlendirilmiştir.
Patellar tendon bandının ilgili anatomik yapılar üzerine etkisinin kinematik olarak incelenmesi
Ön diz ağrısının kuadriseps femoris kasının vastus medialis ve vastus lateralis parçalarının kasılma hızı arasındaki farklılıktan kaynaklanabileceğini öne süren çalışmalar vardır. Yapılan bazı çalışmalarda patellofemoral ağrısı olan bireylerin vastus medialis kasının vastus lateralise göre daha geç kasıldığı, egzersiz veya bantlamanın ağrıyı azalttığı ortaya konmuştur. Bu hastalarda ağrının azalması ile birlikte vastus medialis-vastus lateralis kaslarının kasılma zamanları arasındaki farkın azaldığı da tespit edilmiştir. Patellar tendon bandı, patella ve tuberositas tibia arasına, patellar tendonun tam üzerine belirli bir sıkılıkla takılmaktadır ve patellar tendon kaynaklı ön diz ağrısını azaltmaktadır. Bu çalışmanın amacı patellar tendon bandının serbest düşme esnasında vastus medialis ve vastus lateralis aktifleşme ve maksimum genlikleri üzerine olan etkilerini patellofemoral ağrısı olan hastalarda gözlemlemek için sağlıklı gönüllülerde bir metodoloji çalışması oluşturmaktır. Çalışmaya 4 sağlıklı gönüllü katılmıştır ve 50 santimetrelik platformdan yumuşak bir zemine bantlı ve bantsız şekilde serbest düşüş hareketi gerçekleştirmişlerdir. Hareket sağ alt ekstremiteye konulan yansıtıcı işaretler, hızlı kamera ve EMG düzeneği yardımıyla incelenmiş ve düşme hareketi esnasında her iki durum için EMG aktifleşme, maksimum genlik ve eklem açılarındaki değişimin hesaplanıp karşılaştırılabileceği bir metodoloji hazırlanmıştır. Dört katılımcı için de RF ve VL kaslarının bantlı koşulda EMG maksimum genlikleri azalmıştır. VM-VL kasları arasında aktifleşme zamanı bütün katılımcılar için bantlı ve bantsız koşullarda farklılıklar göstermektedir. Patellofemoral ağrı sendromlu hastalar üzerinde yapılacak çalışmalar, bantın ağrı üzerine etkisini daha net ortaya koyacaktır. Anahtar Kelimeler: Patellar tendon bandı, ön diz ağrısı
Klinik ve radyolojik olarak diz osteoartriti tanısı almış olan hastalarda serum COMP ve MMP-3 düzeylerinin hastalık evresi ve günlük yaşam aktiviteleri ile ilişkisi
Giriş: Osteoartrit en sık görülen eklem hastalığı olup, en fazla diz eklemini tutmaktadır. İnsidansı giderek artmakta ve özellikle yaşamın ikinci yarısında önemli ölçüde morbiditeye yol açarak yaşam kalitesini olumsuz olarak etkilemektedir. Günümüzde osteoartritte düşük dereceli kronik inflamasyonla seyreden multifaktöriyel bir sürecin rol oynadığı kabul edilmektedir. Çalışmanın amacı; klinik ve radyolojik olarak diz osteoartriti tanısı almış hastalarda serum COMP (Kıkırdak Oligomerik Matriks Proteini) ve MMP-3 (Matriks Metalloproteinaz-3) düzeyleri ile, hastalık evresi ve günlük yaşam aktiviteleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine başvuran, ACR (Amerikan Romatoloji Derneği) kriterlerine göre primer diz osteoartriti tanısı alan 85 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, kilo, boy, eğitim durumları, meslekleri, ek hastalıkları ve kullandıkları ilaçlar kaydedildi. Ayrıntılı fizik muayene yapılarak diz osteoartriti değerlendirildi. Ayrıca serum COMP ve MMP-3 ölçümleri için hastalardan kan örneği alındı. Ağrının şiddeti ve günlük yaşam aktivitelerindeki fonksiyonel durumları VAS (Görsel Analog Skala), WOMAC (Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi), Lequesne ve KOOS-PS (Diz yaralanması ve osteoartrit sonuç skoru-fiziksel fonksiyon kısa form) ölçekleri ile değerlendirildi. Bulgular: Hastaların 75'i (%88.2) kadın, 10'u (%11.8) erkekti. 85 hasta, Kellgren-Lewrence radyolojik evreleme sistemi (K-L) ne göre 3 gruba ayrıldı. K-L evre-I hastalar grup 1' e, K-L evre-II ve III olan hastalar grup 2' ye, K-L evre-IV olan hastalar ise; grup 3' e alındı. Yaş ortalaması grup 1' de 57.17±9.37, grup 2' de 64.73±9.48 ve grup 3' te 68.17±10.27 yıl olarak bulundu. Çalışmamızda hastaların serumda ölçülen COMP ve MMP-3 düzeyleri her üç grupta benzer saptandı. Kanda bakılan bu biyobelirteçler ile fonksiyonel test skorları karşılaştırıldığında, serum COMP düzeyi ile VAS skoru arasında orta derecede korelasyon, WOMAC ile orta derece negatif korelasyon, KOOS-PS ile düşük-orta derecede negatif korelasyon görüldü. Serum MMP-3 düzeyi ile VAS, WOMAC, KOOS-PS skorları arasında korelasyon görülmezken, Lequesne skoru ile düşük düzeyde korelasyon saptandı. Sonuç: Serum COMP ve MMP-3 ölçümlerinde farklı evrelerdeki diz OA' sı grupları arasında anlamlı fark görülmemiş olup, serumda ölçülen bu biyobelirteçler ile ilgili OA tanısı ve bu belirteçlerin prognostik değeri adına daha büyük örneklem gruplarında ileri çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.
Total diz artroplastisinde sabit insert ve hareketli insert dizaynlarının uzun dönem sonuçlarının değerlendirilmesi
Total diz artroplastisi (TDA), diz osteoartritinde yüksek başarı gösteren bir prosedür olarak tüm dünyada ve ülkemizde giderek artan oranda uygulanmaktadır. Diz artroplastisi uygulanan bireylerin ortalama yaşlarındaki düşüşle birlikte, protezin uzun süre sağkalımı ve cerrahinin klinik sonuçları hakkındaki hasta beklentileri son zamanlarda artmıştır. Çalışmamızda uzun dönem takip süresi sonunda, Posterior stabilize total diz protezi sisteminin sağkalım oranını, klinik ve radyolojik sonuçlarını değerlendirmeyi planladık. Haziran 2002-Ocak 2010 tarihleri arasında Anabilim Dalımızda Nexgen LPS-Flex (posterior stabilized- Posterior stabilize) diz sistemi ile total diz artoplastisi uygulanan ve en az 10 senelik takip süresi olan 248 hastanın 328 dizi incelenmiştir. Ortalama takip süresi 13.2± 2.1 yıl olan hastaların %16.9'u erkek iken ortalama yaş 67.2yıl (25-81) idi. 69 dizde hareketli insert tercih edilirken 259 dizde ise sabit insert tercih edilmişti. Amerikan Diz Cemiyeti'nin değerlendirme sistemi ve Unutulmuş Eklem Skoru'nun Türkçe Adaptasyonu kullanılarak ameliyat öncesi ve son takip dönemindeki klinik ve fonksiyonel değerlendirmeler yapıldı. Amerikan Diz Cemiyeti'nin Diz ve Fonksiyon Skorları yanı sıra, eklem hareket açıklığı ve tibiofemoral dizilim açısından en son takipte ameliyat öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı bir gelişme vardı (p<0.05). Sabit ve hareketli insert grupları arasında diğer klinik parametreler açısından anlamlı fark olmasa da son takip döneminde uygulanmış olan Unutulmuş Eklem Skoru açısından anlamlı fark vardı (p:0.026). 17 hastada revizyon cerrahisi gerekti ve tüm hastalarda ele alındığında son takip döneminde implant sağkalım oranı %94.8 idi. Sonuç: NexGen LPS-Flex diz sistemi ortalama 13.2 yılda % 94.8 implant sağkalım oranı ile tatmin edici klinik ve radyolojik sonuçlar göstermektedir. Uzun takip süresi sonunda sabit ve hareketli insert grubu kıyaslandığında Unutulmuş eklem skoru açısından sabit insert grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır.
Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu geçiren rekreasyonel sporcularda izokinetik diz kas kuvvetinin yaşam kalitesi, spora dönüş ve günlük yaşam aktiviteleri ile ilişkisi
Bu çalışmanın amacı, hamstring tendon otogrefti ile ön çapraz bağ cerrahisi (ÖÇB-R) geçirmiş, cerrahi sonrası en az 1. yılını dolduran rekreasyonel sporcularda izokinetik diz kas kuvvetini aynı yaştaki sağlıklı kişilerle karşılaştırmak ve ÖÇB-R geçiren bireylerin izokinetik kas kuvveti ile yaşam kalitesi, spora dönüş ve günlük yaşam aktiviteleri puanları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmaya ÖÇB-R grubu olarak; ÖÇB-R sonrası en az 1. yılı dolmuş olan, 18-40 yaşları arasında 23 erkek birey ve kontrol grubu olarak aynı yaştaki 23 sağlıklı erkek birey dahil edildi. Bireylerin kas kuvveti ISOMED 2000 izokinetik dinamometre ile, yaşam kalitesi Ön Çapraz Bağ Yaşam Kalitesi Ölçeği (ACL-QOL) ile, spora dönüşü Ön Çapraz Bağ Yaralanması Sonrası Spora Dönüş Ölçeği (ACL-RSI) ile, günlük yaşam aktiviteleri ise Unutulan Eklem Skoru Anketi (UES-12) ile değerlendirildi. ÖÇB-R grubunda hamstring kas kuvveti ve enduransı 60°/s ve 180°/s açısal hızlarında kontrol grubuna göre daha düşüktü (p=0,035; p=0,029); gruplar arasında 60°/s açısal hızda, quadriceps femoris kas kuvveti açısından fark yoktu (p=0,173); 180°/s açısal hızda ise, ÖÇB-R grubunda quadriceps femoris kas enduransı kontrol grubuna göre daha düşüktü (p=0,036). ÖÇB-R geçiren bireylerin ACL-QOL, ACL-RSI ve UES-12 ölçeklerinden aldıkları puanlar literatürdeki örneklerinden daha düşüktü. ÖÇB-R grubunda 60°/s ve 180°/s açısal hızlarda, quadriceps femoris ve hamstring kas kuvveti ile spora dönüş (ACL-RSI) puanları arasında (r=-0,269, p=0,215; r=-0,277, p=0,201; r=-0,231, p=0,288; r=-0.271, p=0,211); yaşam kalitesi (ACL-QOL) puanları arasında (r=-0,034, p=0,879; r=-0,235, p=0,280; r=-0,024, p=0,914; r=-0,259, p=0,233) ve günlük yaşam aktiviteleri (UES-12) puanları arasında (r=-0,333, p=0,121; r=-0,244, p=0,263; r=-0,083, p=0,706; r=-0,179, p=0,414) ilişki bulunmadı. Sonuç olarak, ÖÇB-R sonrası bireylerin uzun dönem sonuçları düşünüldüğünde; rehabilitasyon sürecinde, yalnızca kas kuvvetini geliştirmek yeterli değildir, bunun yanı sıra bireyleri spora dönüşe psikolojik olarak hazır olmaları için teşvik etmek, yaşam kalitelerini arttırmak ve eklem farkındalığını en aza indirerek günlük yaşama adaptasyona katkıda bulunmak gereklidir.
Alt ekstremite fonksiyonel performans testlerini etkileyen faktörlerin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, klinikte alt ekstemite fonksiyonel performansını değerlendirmek için sıklıkla kullanılan modifiye yıldız denge testi (MYDT), ağırlık aktarmalı hamle testi (AAHT) ve basamak inme testlerini (BİT) etkileyen faktörlerin araştırılmasıydı. Çalışmaya 30 erkek, 21 kadın olmak üzere 51 sağlıklı birey dahil edildi (Yaş: 22,74±1,93 yıl; Beden Kütle İndeksi: 22,52±2,29 kg / m2). MYDT'i etkileyen faktörler olarak ayakkabı kullanımı, ellerin pozisyonu, alt ekstremite uzunluğu, ayak bileği dorsifleksiyon eklem hareket açıklığı (DFNEH); AAHT'yi etkileyen faktörler olarak bireylerin Gastroknemius ve Soleus esnekliği, alt bacak uzunluğu ve tibial inklinasyon açısı; BİT'i etkileyen faktörler olarak ayak bileği dorsifleksiyon eklem hareket açıklığı, Kuadriseps kas kuvveti, Kuadriseps kas dayanıklılığı ve dinamik valgus açısı belirlendi ve değerlendirildi. İstatistiksel analizde doğrusal regresyon analizi ve tekrarlayan ölçümlerde varyans analizi kullanıldı. MYDT için ayakkabı kullanımı, ellerin pozisyonu ve alt ekstremite uzunluğunun anlamlı etkisi bulundu (p<0,001), DFNEH MYDT'de yalnızca anterior yönde uzanma ile ilişkili bulundu (p<0,05). AAHT sonuçları ile Gastroknemius esnekliği (r= 0,56; p<0,001), Soleus esnekliği (r=0,44; p=0,001) ve tibial inklinasyon açısı (r= 0,50; p<0,001) arasında ilişki bulundu ancak alt bacak uzunluğu ilişkisi görülmedi (p>0,05). BİT ile DFNEH, Kuadriseps kas dayanıklılığı ve dinamik valgus açısı arasında ilişkili bulunmadı (p>0,05) ancak Kuadriseps kas kuvveti ile ilişki bulundu (r= 0,51; p<0,05). MYDT'de, ayakkabı kullanımının, ellerin pozisyonunun ve alt ekstremite uzunluğunun sonuçları etkilemesinden dolayı bu test için standart bir uygulama gerekmektedir. AAHT'de mezura ile ölçüme alternatif olarak tibial inklinasyon açısı ölçümü kullanılabilir. Basamak inme performansını değerlendirirken Kuadriceps kas kuvvetinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Ön diz ağrısı olan adölesan voleybol oyuncularında gluteal kas aktivasyon programının sıçrama performansı üzerine akut etkisi
Bu çalışmanın amacı, ön diz ağrısı (ÖDA) olan adölesan voleybol oyuncularında gluteal kas aktivasyon programının sıçrama performansına etkisini araştırmaktı. Çalışmaya, ÖDA bulunan, 14-18 yaş arası 20 kadın voleybol oyuncusu dahil edildi. Dikey sıçrama yüksekliği "Optojump" (Microgate, İtalya) ile, kalça ekstansiyon, abdüksiyon ve eksternal rotasyon güç üretim oranı ve tepe güce ulaşma süresi el dinamometresi (Lafayette Instruments) ile değerlendirildi. Gluteal kas aktivasyon programı EMG çalışmalarına göre midye egzersizi, yana adım alma, unilateral köprü kurma, diz ekstansiyonda kalça ekstansiyonu ve diz fleksiyonda kalça ekstansiyonu olmak üzere gluteus maksimus ve medius kaslarını yüksek oranda aktive edip tensor fasya lata kasını düşük oranda aktive eden egzersizlerden oluşturuldu. İlk ölçümler alındıktan bir hafta sonra gluteal aktivasyon programı uygulandı ve programın hemen ardından ikinci ölçümler alındı. Çalışma sonucunda, gluteal kas aktivasyon programı öncesi ve sonrasında dikey sıçrama yüksekliklerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Kalça ekstansiyon, abdüksiyon ve eksternal rotasyonunda güç üretim oranı ve tepe güce ulaşma süresinde de anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). ÖDA olan adölesan voleybol oyuncularında düşük yoğunlukta gluteal kas aktivasyon programı sıçrama performansı üzerinde etki göstermemiştir. Kas aktivasyon programlarının sıçrama performansı üzerine etkilerini uzun süreli takiple ve daha geniş örneklem büyüklüğünde inceleyen çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Ön diz ağrısı, adölesan, voleybol, kas kuvveti, sıçrama
Kalça adduktör kas yaralanması olan ve olmayan sporcularda kalça çevresi kas kuvveti, dinamik valgus açısı ve fonksiyonel seviyenin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı kalça adduktör kas yaralanmasına (AKY) sahip sporcuların tek bacak çömelme sırasında diz valgus açı, kalça çevresi kas kuvveti ve fonksiyonel düzeylerini sağlıklı sporcular ile karşılaştırmaktır. Çalışmaya 26 AKY'li adölesan sporcu ve aynı yaş, boy, vücut ağırlığı ve spor branşına sahip 26 sağlıklı sporcu dahil edildi. Tek ayak üzerinde çömelme aktivitesi sırasında frontal ve sagital planda yerleştirilmiş kameralar ile Frontal Düzlem İzdüşüm Açıları (FDİA) kaydedildi. Kinovea yazılımı ile diz FDİA (diz valgus açısı), kalça FDİA ve gövde açısı analiz edildi. Kalça çevresi kas kuvvetleri el-dinamometresi ile değerlendirilerek, rölatif kuvvet değerleri (N.m/kg) karşılaştırıldı. Adduktör sıkıştırma kuvveti stabilizer ile değerlendirildi. Fonksiyonel seviye Kalça Değerlendirme Skoru (KDS) ile ve ağrı şiddeti Görsel Analog Skala ile belirlendi. Her iki grubun demografik özellikleri birbirine benzerdi (p>0,05). AKY grubu adduktör sıkıştırma kuvveti, kontrol grubuna göre düşük bulundu (p<0,05). AKY grubu kalça adduktor, abdüktör, eksternal ve internal rotatör ve ekstansör izometrik kas kuvvetleri ve adduktör/abdüktör kuvvet oranı kontrol grubuna göre düşük iken (p<0,05), fleksör kas kuvveti benzer bulundu. AKY'li sporcularda, kontrol grubuna kıyasla tek ayak üzerinde çömelme sırasında diz FDİA açısı daha yüksek, kalça FDİA açısı ise daha düşük idi. Bu farklılıklar, AKY'li sporcuların proksimal stabilizasyonu sağlamada yetersiz olduğu şeklinde yorumlandı. AKY grubunda KDS günlük yaşam aktiviteleri puanı, spor puanı ve toplam KDS puanları daha düşüktü (p<0,001). AKY'li sporcularda bozulmuş hareket paternlerini düzeltmeye odaklanan egzersizlerin yapılması ileride gelişebilecek yaralanmaların önlenmesi açısından etkili olabilir. AKY olan sporcularda kalça çevresi kas kuvveti ve iki boyutlu kinematik ölçümlerin fizyoterapistler tarafından spora dönüş fazında yapılması önerilir.
Total diz protezi uygulanan hastalarda öğrenim gereksinimlerinin belirlenmesi
Bu araştırmanın amacı, ilk kez total diz protezi ameliyatı olan hastaların, öğrenim gereksinimlerinin belirlenmesidir. Tanımlayıcı türde olan bu araştırma, 01 Eylül 2018 – 28 Şubat 2019 tarihleri arasında Manisa'nın Turgutlu ilçesinde yer alan Turgutlu Devlet Hastanesi ortopedi kliniğinde yürütüldü. Araştırma örneklemini, ilk kez total diz protezi ameliyatı olan 104 hasta oluşturdu. Veriler Sosyodemografik Veri Toplama Formu ve Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği (HÖGÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin istatistik analizlerinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler kullanıldı. Araştırmaya katılan hastaların %87.5'inin kadın, %53.8'inin 65 yaşın üstünde, %87.5'inin evli, %56.7'sinin ilkokul mezunu, %72.1'inin çalışmadığı, %66.3'ünün kronik hastalığının olduğu ve sürekli ilaç kullandığı ve daha önce hastaneye yatanların %44.2'sinin cerrahi nedenlerle yattığı saptanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların %92.3'ü taburculuk eğitimi aldığı, taburculuk eğitimi alan hastaların ise %40.4'ünün taburculuk eğitimini fizyoterapistten aldığı belirlenmiştir. Araştırma kapsamına alınan 104 hastanın öğrenim gereksinimleri toplam puan ortalaması 191.18±25.19, önem düzeyi 3.59 olarak bulundu. HÖGÖ toplam ve alt ölçekler incelendiğinde; hastalar için en önemli öğrenim gereksiniminin cilt bakımı alanında çok önemli düzeyde (ortalama=20.75±2.57, önem düzeyi=4.15), en az önemli öğrenim gereksiniminin ise duruma ilişkin duygular (ortalama=16.17±4.50, önem düzeyi=3.23) düşük düzeyde olduğu görüldü. HÖGÖ' den aldıkları puanları ile yaş grupları karşılaştırıldığında 66 yaş ve üstü olan grubundaki hastaların öğrenim gereksinimleri puan ortalamaları, 65 yaş ve altındaki gruba göre daha yüksek bulunmuş, alt gruplardan duruma ilişkin duygular ve toplam puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Hastanede yatış süresine göre HÖGÖ toplam ve ölçek alt boyut puan ortalamaları karşılaştırıldığında yaşam aktiviteleri puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Araştırmaya katılan hastaların en önemli öğrenim gereksiniminin ameliyat yarasının bakımını nasıl yapması gerektiği olarak belirlendi. Bu araştırmanın sonucunda, total diz protezi ameliyatı geçiren hastaların taburculuk öncesi öğrenim gereksinimlerinin önemli düzeyde olduğu, taburculuk öncesi bilgilendirmenin öğrenim gereksinimlerini azalttığı saptanmıştır. Hastaların bireysel özelliklerine ve öğrenim gereksinimlerine uygun planlı taburculuk eğitiminin yapılması önerilebilir. Anahtar Sözcükler: total diz protezi; öğrenim gereksinimleri; taburculuk; hemşirelik
Profesyonel voleybol ve futbol oyuncularında M. quadriceps femoris ve adductor grup kaslarının ızokinetik test yöntemiyle ölçülmesi ve değerlendirilmesi
Bu araştırmada, CSMI (CYBEX) Humac Norm İzokinetik Test yöntemiyle voleybolcu ve futbolcuların diz eklemi üzerinde etkili olan fleksör (hamstring) ile ekstensör (m. quadriceps) ve uyluk abductor adductor kas gruplarının kuvvetlerinin farklı açısal hızlarda ölçülerek tespit edilen veriler ile , antreman programlarının değerlendirilmesi ve sporcularda bu çalışma programlarına bağlı oluşacak yaralanma eğilimlerinin gösterilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmamıza 17 voleybol oyuncusu, 20 futbol oyuncusu olmak üzere, toplamda 37 denek alınmıştır. Sporcuların düzenli olarak spor yapmaları ve en az 5 yıldır aktif spor hayatlarının olması şart koşulmuştur. Araştırmaya gönüllü olarak katılan tüm sporculardan gönüllülük onam formu alınmıştır. Araştırmaya dahil edilen deneklerin diz fleksiyon/ekstensiyon oranı (Hamstring/Quadriceps) 60º/saniye ve 240º/saniyelik açısal hızda, abductor/adductor kas gücü oranı 60º/saniye ve 120º/saniyelik açısal hızda her sporcunun dominant ve non-dominant alt ekstremitesinde CSMI (CYBEX) Humac Norm İzokinetik Test yöntemiyle ölçülmüştür. Araştırmaya ait verilerinin tüm analizleri SPSS istatistik paket programında yapılmıştır. Voleybolcu ve futbolcu gruplarının dominant ve non-dominant ekstremitelerinin izokinetik kuvvetlerinin ölçüm değerlerinin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilk (n<50) testiyle incelenmiştir. Normal dağılıma uygunluk sağlandığında Independent Samples T test sağlanmadığında Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Dominant ve non-dominant ekstremitelerin ekstensör ve fleksör grup kaslarında 60º/saniye ve 240º/saniyelik açısal hızlarda, Peak Tork değerlerinde, voleybolcular ile futbolcular arasında voleybolcular lehine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (p0.05). Dominant ve non-dominant ekstremitelerde, ekstensör ve fleksör grup kaslarında 60º/saniye ve 240º/saniyelik açısal hızlarda fleksör/ekstensör (H/Q) oranları voleybolcular ile futbolcular arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlemlenmemiştir (p>0.05). Dominant ve non-dominant ekstremitelerin adductor grup kaslarında 60º/saniye ve 120º/saniyelik açısal hızlarda, Peak Tork değerlerinde, voleybolcular ile futbolcular arasında voleybolcular lehine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Dominant ekstremitelerin abductor grup kaslarında 60º/saniye ve 120º/saniyelik açısal hızlarda, Peak Tork değerlerinde, voleybolcular ile futbolcular arasında anlamlı bir farklılık gözlemlenmemiştir (p>0.05). Non-dominant ekstremitelerin abductor grup kaslarında 60º/saniye ve 120º/saniyelik açısal hızlarda, Peak Tork değerlerinde, 60º/saniye açısal hızda istatistiki olarak anlamlı bir farklılık saptanmazken (p>0.05), 120º/saniyelik açısal hızda voleybolcular ile futbolcular arasında istatistiki olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0.05). Dominant ekstremitelerin adductor ve abductor grup kaslarında 60º/saniye açısal hızda ve 120ºlik açısal hızda, abductor/adductor oransal değerlerinde, voleybolcular ile futbolcular arasında voleybolcular lehine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlemlenmemiştir (p>0.05). Non-dominant ekstremitelerin adductor ve abductor grup kaslarında 60º/saniye ve 120º/saniyelik açısal hızlarda, abductor/adductor oransal değerlerinde, voleybolcular ile futbolcular arasında voleybolcular lehine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir (p>0.05). Bu araştırmada, açısal hız artışıyla H/Q oranınında da artış olduğu tespit edilmiştir. Dominant ve non-dominant ekstremiteler arasındaki farklılıkların yaralanma konusunda kritik seviye olarak kabul gören %10'un üstüne çıkmadığı görülmüştür. Alt ekstremitede hem statik hem dinamik kuvvetin ön planda kullanıldığı voleybolcuların Peak Tork değerleri, dinamik kuvvet kullanımı amacıyla çalışan futbolculardan bütün açısal hızlarda yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak; araştırmada yer alan farklı sporcu gruplarının H/Q ve dominant - non-dominant oranları ile Peak Tork değerleri, sporcuların birinci derecede yaralanmaya sebebiyet verecek düzeyde olmadığı, normal kabul edilen sınırlar içerisinde olduğu görüldü. Sporcularda orantısız bir kas gücü ve ciddi düzeyde bir yaralanma eğilimi bulunmadığı tespit edildi.Çıkan bu tablo sporcuların kariyerleri boyunca doğru egzersiz yöntemleriyle çalıştıklarını göstermiştir. Dolayısıyla araştırmaya katılan voleybolcu ve futbolcuların egzersiz programlarıyla ilgili yeni yöntemler sunmaya ihtiyaç görülmemiştir. Anahtar kelimeler: Diz; izokinetik ölçümleme; kuvvet; yaralanma; spor
Medial açık kama yüksek tibial osteotomi prosedüründe frontal plandaki osteotomi eğiminin lateral korteks kırığı üzerine etkisi
Amaç: Medial kompartman artrozu tedavisinde özellikle orta yaş grubunda yüksek tibial osteotomi tekniğinin rolü gün geçtikçe artmaktadır. Bu teknik sayesinde diz eklemi üzerinden geçen aks düzenlenerek medial kompartman üzerindeki yükün azaltılması amaçlanmaktadır. Biz de çalışmamızda frontal plandaki osteotomi eğiminin, medial açık kama yüksek tibial osteotomi ameliyatı sırasında oluşabilen lateral korteks kırığı üzerine etkisini inceleyeceğiz. Yöntem: Çalışmamız sonlu eleman analiziyle oluşturulmuş nümerik bir çalışmadır. Çalışmamız bilgisayar üzerinden yapılmış olup Karatay Üniversitesi Makine Mühendisliği laboratuvarında tamamlandı. Bilgisayarlı tomografi üzerinden oluşturulan katı tibia modeli üzerinde bilgisayar ortamında farklı açılarda osteotomiler yapılarak (10°, 13°, 16°, 19°, 22°) 5 farklı model oluşturuldu. Modeller üzerine tibia proksimalde osteotomi hattı distaline 5 N'dan başlayarak 75 N'a kadar olmak üzere, 5 N' luk değişimlerle kuvvet uygulandı. Uygulanan kuvvet sonucu oluşan momentin lateral menteşe üzerinde oluşturduğu kemik gerilmeleri (MPa), osteotomi hattındaki açı değişimleri (°) ve gap mesafeleri (mm) kayıt altına alındı. Bulgular: Tibia proksimalde osteotomi hattı distaline uygulanan kuvvetler sonucu düzeltme açıları elde edildi. Aynı düzeltme açısına ulaşıldığında, tüm modellerde yaklaşık olarak aynı lateral korteks kemik gerilimleri elde edildi. Ancak aynı kuvvet altındaki modeller kıyaslandığında, yüksek frontal eğim ile osteotomi yapılan modellerde daha yüksek açı değişimleri ve gap aralıklarına ulaşıldı. Örneğin 5 N kuvvet altında 10° frontal eğim ile osteotomi yapılan modelde 0,26° düzeltme açısı, 1,43 mm gap mesafesi oluşurken; 22° frontal eğim ile osteotomi yapıldığında 0,35° açısı ve 1,37 mm gap mesafesi oluştuğu gözlendi. 75 N kuvvet altında ise 10° eğim ile osteotomi yapılan modelde 10,81° düzeltme açısı, 14,02 mm gap mesafesi oluşurken; 22° eğim ile osteotomi yapıldığında 16,86° düzeltme açı ve 19,31 mm gap mesafesi oluştuğu gözlendi. Sonuç: Aynı düzeltme derecesine ulaşıldığında tüm osteotomi modellerinde aynı lateral menteşe gerilimleri elde ettik. Ancak aynı kuvvet uygulanan modellerde eklem çizgisine göre daha distalden osteotomi yapıldığında, daha yüksek düzeltme derecelerine ve gap aralıklarına ulaşılabileceğini gözlemledik. Daha yüksek miktarda düzeltme gereken olgularda osteotomi başlangıç noktasını eklem hattından daha distalde tutarak, daha hızlı şekilde sonuca ulaşılabileceğini söyleyebiliriz.
Total diz artroplasti sonrası telerehabilitasyon ile uygulanan klasik egzersiz programı ve ilave verilen görev odaklı eğitimin ağrı, denge, fonksiyonellik ve kinezyofobi üzerine etkisi
Araştırmamızda, robotik unilateral total diz artroplastisi (TDA) uygulanan primer diz osteoartrit (OA) tanılı hastalara telerehabilitasyon (TR) programı uygulandı. Kontrol grubuna klasik egzersiz programı verilirken, çalışma grubuna programa ek olarak görev odaklı eğitim verildi. Çalışmanın amacı görev odaklı egzersiz eğitiminin ağrı, denge- koordinasyon, yaşam kalitesi, düşme, hareket etme korkusu, fonksiyonel kapasite, fiziksel aktivite üzerine etkisini incelemektir. Katılımcılara uygulanacak tedavi programı 8 hafta, haftada 3 TR ile fizyoterapist eşliğinde, diğer günler ise katılımcı tarafından bireysel olarak uygulandı. Eklem hareket açıklığını (EHA) arttırmaya yönelik devamlı pasif hareket cihazı (Continuous Passive Motion- CPM) 2 hafta ve dolaşımı arttırmaya yardımcı olmak amacıyla intermitant pnömatik kompresyon cihazı 1 hafta katılımcı tarafından uygulandı. Değerlendirmeleri pre-operatif (pre-op), post-operatif (post-op) 15. gün ve post-op 8. haftada yapıldı. Değerlendirmede kullanılan anketler, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form (UFAA- Kısa Form), Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC), Oxford Diz Skoru, 2 dakika yürüme testi, Kısa form- 36 (KF-36), Tampa Kinezyofobi Ölçeği, Düşme Etkinlik Ölçeği, Berg Denge Ölçeği (BDÖ), Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) ve Vizüel Analog Skalası (VAS)'dır. UFAA- Kısa Form orta düzeyde, yürüme alt ölçeği ve toplam skor sonuçlarındaki fark çalışma grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bulundu. WOMAC tüm parametrelerinde, Oxford diz skalasında, VAS ölçeğinde, BDÖ ölçeğinde sonuçlar, iki grupta da istatistiksel olarak anlamlılık gösterdi. FUT ölçeğinde, çalışma grubunda istatistiksel anlamlı değişim görüldü. KF-36 fiziksel fonksiyon, fiziksel- emosyonel rol güçlüğü, sosyal fonksiyon ve ağrı alt parametreleri çalışma ve kontrol grubunda; enerji ve ruhsal sağlık parametreleri kontrol grubunda istatistiksel anlamlı farklılık gösterdi.
Kıkırdak lezyonu bulunan semptomatik medial plika hastalarında artroskopik tedavi sonuçları
Amaç: Semptomatik medial plikası olan ve buna bağlı gelişmiş kıkırdak lezyonu dışında ek patolojisi bulunmayan hastalarda plika tipleri, medial femoral kondil kondropatileri, patella femoral açılar arasındaki ilişkileri ve uyguladığımız artroskopik eksizyonun klinik sonuçları araştırılmıştır Hastalar ve yöntem: Herhangi bir nedenle diz artroskopisi yapılan 111 hastanın 30'unda medial plika saptandı. Kıkırdak lezyonu olan ve ek diz içi patolojisi olmayan 20 hasta çalışmaya alındı. Medial plikası total eksize edilen bu hastaların medial femoral kondil ve patelladaki kıkırdak lezyonları değerlendirildi. Hastalar post operatif 6. aydaki şikâyet dereceleri ve fonksiyonel kapasitelerine göre değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 20 hastada medial femoral kondilde 4(%20) Grade I, 10(%50) Grade II, 5(%25) Grade III kondral dejenerasyon saptandı. Plikalar Dandy sınıflamasına uyarlandığında tip C 7(%35), tip D 9(%45), tip E 4(%20) hastada bulundu. Sulkus açısı %50 hastada 132°'den küçük bulundu. Post operatif kontollerinde %85 çok iyi, %15 iyi sonuç görüldü. Sonuç: Kıkırdak lezyonu eşlik etse de semptomatik medial plikada artroskopik total eksizyon uygulanabilir bir cerrahi tedavidir.