Tüberküloz

Bu konu başlığı altında 73 tez

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

2000-2020 yılları arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği ve polikliniğinde takip edilen enfektif spondilodiskit tanılı hastaların retrospektif incelenmesi

Spondilodiskitin klinik bulguları özgül olmadığı için tanıda zorluklar ve gecikmeler yaşanabilir. Tedavi başarısı için etkene yönelik tedavi verilmesi esastır. Çalışmamızda spondilodiskit hastalarının klinik yansımaları, tanı yöntemleri, tedavi seçenekleri incelenerek hastaların morbiditesinin azalması için erken tanı alabilmesi ve etkin tedavi seçeneklerinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmamızda 1 Ocak 2000 ile 31 Aralık 2020 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği ve Polikliniği'nde takip edilen 18 yaş ve üstündeki enfeksiyöz spondilodiskit tanılı hastalar retrospektif değerlendirildi. Çalışmamıza 336 hasta dahil edildi. Hastaların 55 (%16,4)'i tüberküloz spondilodiskit, 86 (%25,6)'sı brusellar spondilodiskit, 195 (%58)'i piyojenik spondilodiskit tanılıydı. Piyojenik spondilodiskit hastalarının 107 (n=195, %54,9)'si toplum kökenli, 88 (n=195, %45,1)'i postoperatif gelişen spondilodiskitti. Tüm gruplar arasında en sık şikayet bel ağrısıydı (%77). En sık etkilenen vertebra tüberküloz spondilodiskitinde torakal vertebra (%45,5), brusellar spondilodiskitte lomber vertebra (%51,1), piyojenik spondilodiskitte lomber vertebra (%53,8) idi. Tüberküloz spondilodiskiti tanısı için 55 hastanın 53 (%96,3)'üne girişimsel işlem yapıldığı, hastaların 32 (%58)'sinde histopatolojinin tanıyı desteklediği ve 19 (%34,5)'unda kültürde üreme olduğu saptandı. Brusellar spondilodiskit tanısında brusella aglütinasyon testi ile 82 (%93), kültürde üreme ile 12 (%13,9) hastaya tanı konulduğu görüldü. Piyojenik spondilodiskit tanısında 195 hastanın 94 (%48,2)'üne girişimsel işlem yapıldığı, histopatoloji ile 83 (%42,5), kültürde üreme ile 72 (%36,9), hastaya tanı konulduğu saptandı. Tedavi ortanca süresi tüberküloz spondilodiskitinde 450 gün (240-1440 gün), brusellar spondilodiskitte 210 gün (36-720 gün) ve piyojenik spondilodiskitte 150 gün (15-960 gün) olarak saptandı. Cerrahi tedavinin tüberküloz spondilodiskitinde 35 (%63,6), brusellar spondilodiskitte 3 (%3,5) ve piyojenik spondilodiskitte 72 (%36,9) hastaya yapıldığı saptandı. Tedavi sonrası tüm hastaların 204 (%60,7)'ünde sekelsiz iyileşme görüldü. Spondilodiskit tanısı, şüphe duyulan hastalarda modern tıp yöntemlerinin birlikte kullanılmasını gerektirir. Uygun ve yeterli süre tedavi için etkenin saptanması önemlidir. Anahtar kelimeler: Spondilodiskit, tüberküloz, brusella, piyojenik, postoperatif

BrusellaBursaEnfeksiyonlar+3
Canan Taşdemir
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Investigating the factors affecting the available tuberculosis prevention and control in kampala, uganda

This study's main aim is to pinpoint the variables influencing tuberculosis preventive and control initiatives now in effect in Kampala, Uganda. The theoretical foundation for this cross-sectional study design was Wilber's integral theory. Data was put together using a structured questionnaire filled out by health workers at five Tuberculosis dispensaries in Kampala City Council Authority hospitals around Kampala district. A total of 413 respondents—151 women and 262 men—were questioned. Each respondent provided informed consent before the data was collected. Data analysis was done using SPSS. In order to understand how dependent and independent variables are related, the chi-square association test was used at a significance level of 0.05. 74.33% of the respondents had a treatment supporter while taking their TB medicine, yet 63.44% never disclosed their TB illness to anyone with whom they shared a home. Whereas 59.6% of the patients were HIV positive, 53.8% had low literacy about tuberculosis therapy. As 64.3% of people were taking other medications besides TB medicines, 64.2% were more likely to cease their Tuberculosis treatment due to feeling better in less than two months. These and other factors were pinpointed to be affecting the available Tuberculosis control and prevention programs in Kampala. In conclusion, the functioning of the existing TB prevention and control programs in the Kampala district of Uganda was figured to be aided by patients having a treatment supporter (DOT), TB dispensaries being close by or less than $3 in transportation costs away, the supply of TB drugs at the TB dispensaries, staff attitudes, convenient working hours, and short waiting times at the TB facilities.

Communicable diseases controlCommunicable diseasesInfection control+5
Hadıjah Mbonde
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği kapsamında mesleki biyolojik risklerden tüberküloz hakkındaki deneyimleri ve bilgi düzeyleri

Tüberküloz (Tbc), sağlık çalışanlarının karşılaştığı mesleki risklerden biridir. Bu tez, sağlık çalışanlarının tüberküloz hakkındaki deneyim ve bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın verileri, 24 Eylül-10 Ekim 2019 tarihleri arasında özel bir hastanede görev yapan sağlık meslek gruplarının anket sonuçlarının değerlendirilmesi şeklinde oluşturulmuştur. Hazırlanmış olan anket, veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Bu amaçla, tüberküloz ile karşılaşma riski olan 316 sağlık çalışanı ile anket yapılması düşünülmüştür. Ancak, 76 sağlık çalışanın, nöbet, doğum ya da yıllık izin gibi nedenlerden dolayı anketleri yapılamamıştır. Bu nedenle, araştırmanın verileri, 172'si kadın ve 78'i erkekten oluşan toplamda 250 sağlık çalışanının verilerinden oluşmaktadır. Ankete katılan sağlık çalışanlarının eğitim düzeyleri, %34,8'i sağlık meslek lisesi, %32'si ön lisans ve %12,4'ünün lisans mezunu olduğu tespit edilmiştir. Sağlık çalışanlarının, %72'sinin en az bir kez tüberküloz konusunda eğitim aldığı tespit edilmiştir. Hastanelerde, rutin olarak her yıl yapılan tüberküloz eğitimine son altı ay içerisinde katılanların oranı %6,4 olduğu belirlenmiştir. Katılımcılardan, tüberkülozun bulaşıcı bir hastalık olduğunu bilenler %86,8 oranındaydı. Tüberkülozun belirti ve bulguları sorulduğunda ise yanlış bilenlerin ve hiç bilmeyenlerin oranının %50,4 olduğu tespit edilmiştir. Negatif basınçlı odaların hakkında bilgisi olanların oranı %49,2 olarak belirlenmiştir. Tüberküloz hastasının oda girişine mavi çiçek sembolünün konulması gerektiğini düşünenlerin oranı %45,6' olarak belirlenmiştir. Tüberküloz da standart tanılama yönteminin, %58,8 oranında radyoloji ve %50,4 oranında ise fizik muayene olduğu düşünülmektedir. Katılımcıların %67,6'sının PPD testi hakkında bilgi sahibi olduğu tespit edilmiştir. Doğrudan gözetimli tedavinin ne olduğunu bilenler %44,8 oranına sahip olduğu görülmüştür. Bu araştırmanın verileri doğrultusunda, sağlık çalışanlarının tüberküloz hakkında bilgi düzeylerinde eksiklikler olduğu tespit edilmiştir. Mesleki risk faktörlerinden tüberküloz, sağlık çalışanlarının hayatını tehdit etmektedir. Sağlık personellerinin tüberkülozun bulaşma riskinden korunabilmeleri için kurumlarda alınacak olan mühendislik önlemlerinin yanı sıra hastalık hakkındaki bilgi düzeylerini arttırmaları gerekmektedir. Bu da kurumlarda verilecek olan eğitimlerle mümkün hale gelecektir. Aynı zamanda verilen eğitimlerin kalıcı olabilmesi için yönetimsel önlemler kapsamında yapılan uygulamaların sahada takip edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mesleki risk faktörü, sağlık çalışanları, tüberküloz, bilgi ve deneyim

BilgiBilgi düzeyiDeneyim+5
Merve Körükmez
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Irak hılla birincil sağlık ocaklarında görülen hemşirelerin tüberküloz hakkında bilgi ve tutumlarının belirlenmesi

Background: One issue that poses a danger to public health is tuberculosis, particularly in developing nations. It is crucial to identify TB patients in order to reduce the disease's prevalence in society and successfully complete the TB treatment regimen. Improved nurse awareness regarding the detection of TB cases is crucial to maintaining control over and reducing the risk of spreading this disease.Objective: The study aims to determination the knowledge and attitude of nursing about tuberculosis in primary health care centers at Hilla city, Iraq. Methodology: using a cross-sectional design. 230 nurses working in primary health care centers were randomly selected. data collection from 1/5/2022 to 1/8/2022. The study relied on a questionnaire based on a personal interview consisting of three sections: the first covered basic demographic data; the second covered nurses' knowledge of tuberculosis; and the third covered nurses' attitudes towards the disease and analyzed data collection using the Statistical Package for the Social Sciences (SPSS), version 22.Result: The results showed that 66.5% female, male 33.5%, age less than 31 years, more nurses with diploma certificates as educational level 60.9%, and years of service in primary health care centers are 1-4 years. Knowledge-related TB has a low response rate of 37.0%, whereas attitude-related TB has a negative response rate of 26.5%.Conclusion: The majority of the females in the sample were under the age of 31. The study revealed that the nurses' knowledge was unacceptable for all variables of the knowledge information about tuberculosis disease. The nurses' attitude towards the disease was also poor.

Level of knowledgePrimary health careAttitudes+1
Husseın Alı Sukab Sukab
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dhi Qar Valiliği birinci basamak sağlık merkezlerinde çalışan hemşirelerin tüberküloza ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesi

Arka Plan: İnsanlık tarihinde bilinen en eski hastalıklardan biri olan tüberküloz halk sağlığı için önemli tehditlerden biridir. Etkili bir tüberküloz kontrolü sağlamak, birinci basamak koruyucu sağlık hizmeti sunan kurumların görevleri arasındadır.Sağlık çalışanlarında tüberküloz riski, genel toplumdan yüksektir. Bu nedenle tüberküloz hakkında bilgi sahibi olmak hem sağlık çalışanları hem de toplum sağlığı için önemlidir. Çalışmanın amacı: Bu çalışma, DHI QAR VALİLİĞİ birinci basamak sağlik merkezlerinde çalışan hemşirelerin tüberküloza ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı tipte bu çalışma, Irak Dhi-Qar Valiliği Al-Rifai Bölgesin'deki birinci basamak sağlık merkezlerinde 0.10.2020-10.03.2021 tarirlerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, veri toplama tarihlerinde araştırmanın yürütüldüğü kurumlarda çalışan 18-65 yaş arasındaki 250 hemşire oluşturmuştur.Veriler, araştırmacı tarafından hemşirelerin sosyodemografik özelliklerini beliremeye yönelik hazırlanan soru formu ve tüberküloz hakkındaki bilgilerini belirlemeye yönelik hazırlanan soru formu ile toplanmıştır.Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin, %44.4'ünün 35-44 yaş aralığında, %57.22sinin evli, %47.6'sının üniversite mezunu ve %53.3'ünün 6-10 yıl arasında mesleki kıdeme sahip olduğu belirlenmiştir. Araştırma grubunun %50'sinin tüberkülozu, %56'sının tüberkülozun belirti ve bulgularını, %53.2'sinin tüberkülozun nasıl önleneceğini, %58.9'unun komplikasyonlarını ve %57.6'sının tüberkülozda kullanılan ilaçları bilmediği saptanmıştır.Hemşirelerin % 3.6'sı tüberküloz tedavisinin 6 ay ve üzeri sure olduğunu bilmektedir. Hemşirelerin,%52.8'inin şüpheli bir hasta ile karşılaşığında koruyucu ekipman kullanmadığı belirlenmiştir. Hemşirelerin tüberkülozdan korunmaya yönelik uyguladıkları ilk üç yöntemin kalabalık iş ortamlarında XIII havalandırma kullanmak (%52.4), aşılarını düzenli yaptırmak (%50),eldiven kullanmak (%46.0) olduğu saptanmıştır Sonuç: Araştırmanın bulguları, araştırmaya katılan hemirelerin tüberküloz hakkındaki bilgilerinin iyi olmadığını ve tüberküloza yönelik eğitim gereksinimleri olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, gerek mezuniyet öncesi eğitim programlarında gerekse mezuniye sonrası düzenlenecek hizmet içi eğitim programlarında toplumun sağlığını tehdit eden tüberküloza yönelik bilgilendirmelerin yapılması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Bilgi, Hemşire Korunma, Tüberküloz

Bilgi düzeyiBirinci basamak sağlık hizmetleriHemşireler+6
Mousa Abduljabbar Hamad Al-rıkabı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Evaluate of Glutathione S-transferase with some biochemical parameters and its association with anti tuberculosis drugs influenced liver impairment in Iraqi patients

The main goal of our project include the anti-TB drugs' hepatotoxicity can be predicted by measuring Glutathione S-transferase levels. The study included 150 blood samples, with 50 samples taken from patients with pulmonary tuberculosis (TB) who were newly diagnosed. There were no significant differences in the incidence of TB in both sexes, with females having a 54 percent incidence rate and males having a 46 percent rate. with ages ranging from 12 to 77 years, 27 females (55%) and 23 males (45%) and an average age of 33.95 ±6.4 years, wherase BMI are (19 out of 50 normal, 17 overweight and remeinder was 14) for all the mean BMI 26.7± 3.3. and 50 samples taken from control group, with ages ranging from 19 to 58 years, 23 females (54%) and 27 males (46%) and an average age of 28.95± 4.8 According to the findings of the current study. The distribution of GST protein levels in 100 TB patients'r specimens for the quantified results and shown a slightly increasing level of GST levels in the 50 patients' in newly diagnosis also with treatment increasing level of (66 % from 50 treated patient have a high level of GST 17.2±4.90 Protein levels of CRP, AST, LDH, and ALT were all considerably higher in patients than in controls. Keywords: Liver injury, Glutathione S-transferase, TB, Tuberculosis, Treatment

Glutathione transferaseLiverTreatment+1
Sufyan Hameed Othman Othman
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Isolation and identification mycobacterium tuberculosis and Aspergillus spp, which causes respiratory infections in Shirqat city

The current study was conducted in the consulting clinic for chest and respiratory diseases in the city of Shirqat during the period from 2020 to 2021. The aim was to find fungal and bacterial infections associated with tuberculosis. The study included a group of patients suspected of infection with tuberculosis and aspergillosis by examining sputum samples using the Microscope device, direct examination method KOH 10%, Acid fast stain, Gram Stain and cultured on the medium of Sabouraud Dextrose and Agar Potato Dextrose Agar (PDA) and using (API) test to know the type of Mushroom, bacteria type and sensitivity test to antifungal and bacterial, the results showed a group of samples infected with tuberculosis and aspergillosis and another group of samples were opportunistic fungal infections and bacterial infections, as they diagnosed Aspergillus fumigatus, Aspergillus nigar, Tuberculosis and bacillus. It was found through the current study that opportunistic fungi and bacteria isolated from lung infections have an effective role in causing the disease.

AspergillosisBiologyRespiration disorders+2
Abdullah Saad Khalaf Khalaf
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Tıpta Yan Dal UzmanlıkAçık ErişimTR

Tüberküloz temaslısı çocuklarda tüberküloz enfeksiyonu tanısında gamma interferon ve tüberkülin cilt testlerinin etkinliğinin karşılaştırılması

Amaç: Mycobacterium tuberculosis ile latent olarak enfekte olan olguların erken tanısında uzun yıllardır tüberkülin cilt testi (TCT) kullanılmaktadır. Ancak TCT yeteri kadar duyarlı ve özgül değildir. Son yıllarda interferon gamma (IFN ? ?) bazlı testler, latent tüberküloz enfeksiyonunun tanısında yeni bir tanı aracı olarak gündeme gelmiştirBu çalışmada; akciğer tüberkülozlu erişkinlerle temaslı çocuklarda TCT ve bir T hücre bazlı test olan ELISPOT tekniğine dayalı TSPOT.TB (Oxford Immunotec, Oxford, UK) testinin etkinliğini karşılaştırmayı amaçladıkGereçler ve yöntem: Çalışmada 60 temaslı çocuk değerlendirildi. Temaslı çocuklar uzak - yakın temaslı, BCG skar sayısı, BCG ile aşılanma durumu, kaynak olguyla temas süresi, öksürük süresi ve kaynak olgu sayısı, evdeki kalabalıklık indeksi ve TCT çaplarına göre ayrıldı. Tüm çocuklara ELISPOT ve TCT yapılıp akciğer grafisi çekildi. Veriler SPSS version 16.0 programı kullanılarak değerlendirildiBulgular: Altmış temaslı çocuğun 13 (% 22)'ünün TCT'si pozitif, 32 (% 53)'sinin TSPOT.TB testi pozitif olarak saptandı. Genel olarak her iki test arasındaki uyum zayıf (? =0,32), konkordans % 65 idi. TCT baz alındığında, TSPOT.TB testinin duyarlılığı % 92,3, özgüllüğü % 57,4 olarak saptandı. Çok değişkenli risk analizleri sonucu, kalabalıklık indeksi ve kaynak olgu sayısındaki artış TCT pozitiflik riski ile kuvvetli olarak ilişkili bulunurken, sadece kaynak olgu sayısındaki artış TSPOT.TB pozitifliği riski ile anlamlı olarak ilişkili saptandıSonuç: Tüberküloz enfeksiyon riskinin saptanmasında IFN-? bazlı testler TCT'e göre daha iyi bir belirleyicidir. Özellikle, kaynak olguyla uzak temaslılarda tüberküloz enfeksiyonunun saptanmasında her iki testin birlikte kullanımı erken tanı açısından önemli olabilir. Ancak bu kanıya varabilmek için, daha fazla olgunun değerlendirildiği geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç vardır.

TestlerTeşhisTeşhis-ayırıcı+4
Ümit Çelik
Çukurova University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çocukluk çağı tüberkülozunda genetik yatkınlık

Çocukluk Çağı Tüberkülozunda Genetik Yatkınlık Amaç: Bu çalı?mada Çukurova Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları servisinde yatarak veya polikliniğinde ayaktan takip altında olan ve yeni tanı alan, 0-18 ya? arası pediatrik tüberküloz tanısı almı? hasta grubunun, kontrol grubuna oranla tüberküloza genetik yatkınlığının belirlenmesi amaçlanmı?tır. Gereç ve Yöntemler: 1996-2009 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları servisinde yatarak veya polikliniğinde ayaktan takip altında olan ve yeni tanı alan, 0-18 ya? arası pediatrik tüberküloz tanısı almı? 50 vaka hasta grubu; altta yatan herhangi bir kronik hastalığı ve akut hastalık tablosu söz konusu olmayan, daha önceden tüberküloz temas öyküsü bulunmayan, sağlıklı 0-18 ya? arası bireylerden seçilen 50 vaka kontrol grubu olarak belirlendi. NRAMP1 ve MBL gen polimorfizmlerinin belirlenmesi için hasta ve kontrol grubundaki bireylerden periferik venöz kan örneği alınarak Çukurova Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı genetik laboratuvarına analiz için gönlendirildi. Elde edilen verilerle; Çukurova Üniversitesi, Tıp Fakültesi Biyoistatistik Anabilim Dalı'nda istatiksel analiz yapıldı. Bulgular: NRAMP1 genin sık görülen polimorfizmlerinden; D543N, 3'-UTR ve INT4 polimorfizmleri açısından hasta grubu ve kontrol grubu vakalar arasında istatiksel bir farklılık saptanmamı?tır (p>0,05). MBL geninin sık görülen polimorfizmlerinden KODON 54 ve KODON 57 polimorfizmleri açısından hasta grubu ve kontrol grubu arasında istatiksel bir farklılık saptanmamı?tır (p>0,05). Bu değerler göz önünde bulundurulduğunda her iki grup arasında; NRAMP1 ve MBL gen polimorfizmleri açısından istatistiksel açıdan belirgin farklılık saptanmamı?tır. Sonuç: Bu çalı?mada hasta grubu ve kontrol grubu arasında NRAMP1 ve MBL gen polimorfizmleri açısından belirgin istatistiksel farklılık saptanmamı?tır. Litaretürdeki diğer benzer çalı?malardaki pozitif sonuçlar; bu çalı?malardaki vaka sayısı geni?liğinin yada sosyoekonomik, ırksal, çevresel ve coğrafi faktörlerin farklılılığını dü?ündürmektedir. Bu açıdan özellikle vaka sayısının arttırılması ve bu etkenlerin daha spesifiye edilebilmesi gereklidir. Anahtar Kelimeler: Pediatrik Tüberküloz, Genetik yatkınlık

GenetikTüberkülozÇocuk hastalıkları+1
Hüseyin Avni Solğun
Çukurova University
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yöremizde izole edilen mycobacterium tuberculosis suşlarında direnç profili

Dünya'da olduğu gibi ülkemizde de tüberküloz büyük bir sağlık sorunu olarak önemini korumaktadır. Akdeniz bölgesinde verem savaş dispanserinin 2006-2007 yıllarındaki tüberküloz insidansı sırasıyla 18.3/100.000 ve 17.8/100.000 olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada Adana ve çevre illerden Ocak 2008-Temmuz 2010 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinin çeşitli kliniklerine başvuran hastaların, Mikrobiyoloji laboratuvarına tüberküloz ön tanısıyla gönderilen materyallerinden izole edilen 179 M. tuberculosis suşunun antitüberküloz ilaçlara duyarlılıklarının BACTEC MGIT 960 sistemiyle belirlenmesi amaçlanmıştır. Toplam 179 suşun 148(%82.6)'i solunum yolu materyallerinden, 31(%18.4)'i diğer materyallerden(Eklem Mayisi, Abse, Doku, Biopsi Materyali, Lenf Sıvısı, Bos, İdrar) izole edilmiştir. Suşların 131 (%73.18)'i antitüberküloz ilaçların tümüne duyarlı iken, 48(%26.82)'i en az bir ilaca dirençli ve 18(%10.05)'i en az 2 ilaca dirençli bulunmuştur. Bu çalışmanın duyarlılık testlerinde kalite kontrol olarak, ilaçlara duyarlı olduğu bilinen Mycobacterium tuberculosis ATCC 27294 (H37Rv) suşu kullanılmıştır. Bu suşların streptomisin, izoniyazid, rifampisin, etambutol'e direnci sırasıyla 22(%19.89), 30(%27.63), 9(%9.87), 7(%6.85) olarak bulunmuştur. Çoklu ilaç direnci gösteren suşların 16(%9.49)'sı iki ilaca dirençli, 2(%1.12)'si üç ilaca dirençli ve tüm ilaçlara dirençli suş bulunmamıştır. Sadece tek bir ilaca dirençli suşların sayısı ise streptomisin, izoniyazid, rifampisin ve etambutol direnci sırasıyla; 15 (%8.38), 13 (%7.26), 1 (%0.56) ve 1 (%0.56) olarak bulunmuştur. M.tuberculosis'in ilaçlara olan yüksek direnci izoniyazid (%27.63) olarak tespit edilmiştir.

TüberkülinTüberkülin testiTüberküloz+2
Esra Zorluer
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çukurova bölgesinde izole edilen akciğer tüberkülozlu hastalara ait Mycobacterium tuberculosis suşlarının Spoligotyping ve Mycobacterial İnterspersed Repetetive Unit-Variable Number Of Tandem Repeat (MIRU-VNTR)) yöntemiyle tiplendirilmesi

Amaç: Tüberküloz gelişmekte olan tüm dünyada görülen ve giderek önem kazanan halk sağlığı problemleri arasındadır. HIV epidemisi ile birlikte gelişmiş ülkelerde de yeniden artış trendine giren Mycobacterium tuberculosis enfeksiyonlarının kontrolünde; yeni, daha hızlı, ucuz, sensitif ve spesifik tanı yöntemleri ile daha etkili anti-tüberküloz ilaçların yaratılması ve mikroorganizmanın toplum içerisindeki hareketleri ile bulaş yollarının tespitine imkan sağlayacak genom düzeyinde tanımlama yapabilen epidemiyolojik yöntemlerin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle riskli bölgelerde tüberküloz epidemiyolojisi ile ilgili Spoligotyping ve Mycobacterial Interspersed Repetitive Unit (MIRU) - Variable Number Tandem Repeats (VNTR) yöntemleri gibi moleküler bazlı yöntemlerin kullanıldığı birçok araştırma yapılmasına rağmen, ülkemizde ve bölgemizde Mycobacterium tuberculosis'in epidemiyolojik özelliklerini tespite yönelik çalışma yok denecek kadar azdır. Bu çalışma ile moleküler epidemiyolojik yöntemler kullanılarak Mycobacterium tuberculosis'in Çukurova bölgesindeki epidemiyolojik özelliklerinin tespiti amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ocak 2007- Haziran 2010 yılları arasında Çukurova bölgesinde bulunan farklı hastane ve verem savaş dispanserlerinden akciğer tüberkülozu veya temas kuşkusu ile laboratuarımıza gönderilen hastalara ait klinik materyalden izole edilen 467 Mycobacterium tuberculosis kompleks suşu dahil edilmiştir. Suşlar klonal düzeyde tanı amacı ile Spoligotyping ve 12 lokus MIRU-VTR yöntemleri ile değerlendirilmiştir.Bulgular: Spoligotyping yöntemi ile 467 izolatın izolatın 443'ünün (% 94,9) 21 küme içerisinde yoğunlaştığı, 24'ünün (% 5,1) ise SpolDB4 veri bankasındaki suşlarla karşılaştırma sonucunda bilinen hiçbir kümeye uymayan orphan suşlar oldukları belirlenmiştir. Bölgemizde en yaygın olan ailenin 239 izolat (% 51,9) ile T1 ailesi olduğu bunu 54 izolat (% 11,5) ile LAM7 TUR ailesinin izlediği görülmüştür.Sonuç:Bu çalışma sonunda, ülkemizde yapılan 5 çalışmaya ait sonuçlardan farklı olarak bölgemizde LAM7 TUR ailesinin değil T1 ailesinin daha yaygın olduğu görülmüştür.Anahtar Kelimeler: MIRU-VNTR, Mycobacterium tuberculosis, Spoligotyping

Akciğer hastalıklarıEpidemiyolojiEpidemiyolojik yöntemler+4
Ülkü Oral Zeytinli
Çukurova University
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çukurova bölgesinde elde edilen Mycobacterium tuberculosis izolatlarının tür tayininde IS6110-RFLP yönteminin kullanılması

Tüberküloz günümüzde hala tüm dünyada görülen ve giderek önem kazanan halk sağlığı problemlerinden biridir. HIV epidemisi ile birlikte gelişmiş ülkelerde de yeniden artış trendine giren Mycobacterium tuberculosis enfeksiyonlarının kontrolünde; yeni, daha hızlı, ucuz, sensitif ve spesifik tanı yöntemleri ile daha etkili anti-tüberküloz ilaçların yaratılması ve mikroorganizmanın toplum içerisindeki hareketleri ile bulaş yollarının tespitine imkan sağlayacak genom düzeyinde tanımlama yapabilen epidemiyolojik yöntemlerin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışma ile Çukurova bölgesindeki 2007-2010 yılları arasında izole edilen M. tuberculosis izolatlarının IS6110-RFLP yöntemi ile tiplendirilmesi amaçlanmıştır.Çalışmaya 2007- 2010 yılları arasında Çukurova bölgesinde bulunan farklı hastane ve verem savaş dispanserlerinden akciğer tüberkülozu veya temas kuşkusu ile laboratuarımıza gönderilen hastalara ait klinik materyalden izole edilen 230 Mycobacterium tuberculosis kompleks suşu dahil edilmiştir. Suşlar klonal düzeyde tanı amacı ile IS6110-RFLP yöntemi ile değerlendirilmiştir.IS6110 RFLP analizi ile çalışılan 230 izolattan 146 farklı patern belirlenmistir. Yüz yirmi örneğin bulunduğu 35 küme (%29.1), 62 özgül profil (%26,9), 36 benzer suş(%15,6) bulunmuş olup 12(%5,2) örnek tanımlanamamıştır. Bu çalışma sonunda, ülkemizde yapılan diğer IS6110-RFLP çalışmalarına ait sonuçlar kıyaslandığında kümeleşme oranın daha düşük olduğu görülmüştür.

MycobacteriumMycobacterium tuberculosisTüberkülin testi+2
Ayşe Karacalı
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mycobacterium tuberculosis izolatlarının 24 lokus mycobacterial interspersed repetitive units variable number of tandem repeats (MIRU-VNTR)yöntemi ile genotiplendirilmesi

Mycobacteriumtuberculosisizolatlarının 24 LOKUS MYCOBACTERIAL INTERSPERSED REPETITIVE UNITS VARIABLE NUMBER OF TANDEM REPEATS(MİRU ? VNTR)YÖNTEMİ İLE GENOTİPLENDİRİLMESİTüberkülozun az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki yüksek prevalansının yanı sıra HIV ile birlikte gelişmiş ülkelerde de yeniden artma trendine giren insidansı, en az 2 major ilaca dirençli (MDR) ve florokinolonlarla birlikte en az enjektable minor ilaca dirençli (XDR) suşlarının ortaya çıkışları ve global yayılım gösterme eğilimleri M tuberculosis kontrol çalışmalarında moleküler düzeyde sürveyansın önemini artırmıştır. Bu çalışmada Ç.Ü Tropikal Hastalıklar Araştırma ve Uygulama Merkezi (THAUM) ve Bölge Tüberküloz laboratuarına gönderilen akciğer tüberkülozu şüphesi olan hastalardan gönderilen balgam örneklerinden sıvı [BACTEC 960 TB (hızlı)] ve katı [Löwenstein Jensen Besiyeri (yavaş)] kültür ortamlarında üretilen ve ticari kart testler ile M.tuberculosis kompleksi ön tanısı alan M.tuberculosis izolatları MIRU-VNTR yöntemi ile genotiplendirilmiştir.Anahtar Kelimeler :M.tuberculosis, MIRU-VNTR, PCR

GenotipMycobacteriumMycobacterium tuberculosis+2
Mahdi Marzi
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mycobacterium bovis izolatlarının MIRU - VNTR ve spoligotyping ile surveyansı

İnsan ve hayvan tüberküloz olgularından izole edilen M. bovis suşlarının epidemiyolojik özelliklerinin belirlenmesi, kaynağı hayvan ve hayvan ürünleri olan bir grup tüberküloz olgusunun kontrolü ve etkin kontrol tedbirleri ile en aza indirilmesini sağlayacaktır. Bu çalışmada Çukurova bölgesinde pulmoner tüberküloz ön tanılı hastaların balgam örnekleri ile Adana mezbahasında et üretimi amacı ile kesilen hayvanların akciğer ve lenf nodlarının makroskopik incelemelerinde tüberküloz şüphesi yaratacak lezyona sahip olan dokulardan izole edilen M. bovis suşlarının muhtemel bir bulaşa delil teşkil etmek üzere klonal düzeyde irdelenmeleri ve bu amaçla kullanılan yöntemlerin tek başlarına veya birlikte kullanılmaları halindeki ayırım güçlerinin tespiti amaçlandı. Çalışmaya Mart 2011-Haziran 2012 tarihleri arasında izole ve identifiye edilen hayvan kökenli 32 ile insan kökenli 10 M. bovis izolatı dahil edildi. Klonal ilişkinin belirlenmesinde 12 lokus MIRU-VNTR yöntemi ile spoligotyping yöntemi kullanıldı. Test izolatlarının tamamının spoligotipleme ile 6, MIRU-VNTR ile 10 farklı patern gösterdikleri, her iki yöntemin birlikte kullanılması halinde ise patern sayısının 28'e çıktığı, MIRU lokusları içerisinde MRU4, MIRU26, MIRU31 ve MIRU40'ın ayırım gücü en yüksek lokuslar olduğu, spoligotiplemede de izolatların % 42.85 oranı ile SB0120 paterninde yoğunlaştıkları, aynı yöntemle 7 izolatın M. bovis ssp caprae paterni, 2 insan izolatının da M. bovis BCG paterni sergiledikleri, 5 insan izolatının spoligotyping ve MIRU-VNTR kalıplarının sığır kökenli izolatlar ile % 100 uyumlu olduğu yani ortak kökenden enfekte edildikleri görüldü. Bu çalışmada M. bovis izolatlarının epidemiyolojik analizinde spoligotyping ve MIRU-VNTR yöntemlerinin birlikte kullanılması halinde ayırım güçlerinin her iki yöntemin tek başına kullanılmasına oranla daha yüksek olduğu, bölgemizde bir kaynaktan köken alan suşların hem insanları hem de hayvanları enfekte ettiği bu sebeple de M. bovis moleküler epidemiyolojisine yönelik çalışmaların sürdürülerek elde edilen sonuçların Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile paylaşılmasının uygun olacağı kanaatine varılmıştır.Anahtar Kelimeler: M. bovis, MIRU-VNTR, Spoligotyping

GenotipHastalıkMycobacterium bovis+4
Nevin Tuzcu
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çoklu ilaç dirençli (ÇİD) mycobacterium tuberculosis izolatlarının filogenetik ilişkilendirilmesinde kullanılan IS6110, MIRU-VNTR ve spoligotyping yöntemlerinin karşılaştırılması

Tüberkülozun az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki yüksek insidansı ve en az 2 major ilaca (MDR) ek olarak iki minor ilaca dirençli (XDR) suşlarının ortaya çıkışları,bu suşlarla birlikte özellikle anti-tüberküloz tedaviye cevap vermeyen Beijing suşlarının tüm dünyada yayılma eğilimi göstermesi tüberküloz kontrol programlarının en önemli handikapıdır. Bu global problem M tuberculosis suşlarının toplum içerisindeki hareketlerinin daha duyarlı ve yüksek ayırım gücüne sahip moleküler epidemiyolojik yöntemlerle izlenmesi ile aşılabilir. Bu amaçla Hsp65, IS6110, ve genomdaki random dağılım gösteren kısa tekrarların polimorfizmini hedef alan PCR, PCR-RFLP, MIRU-VNTR ve spoligotipleme gibi moleküler yöntemler ve modifikasyonları denenmiştir. Yapılan çalışmalarda bu yöntemlerin tek başlarına ayırım güçlerinin iki veya daha fazla yöntemin birlikte kullanılması ile elde edilecek ayırım gücünden daha düşük olduğu gösterilerek birden çok yöntemin kullanıldığı çalışmalar önerilmiştir. Daha önceki çalışmalarımızda bölgemizde akciğer tüberkülozlu hastalardan izole edilen M tuberculosis suşlarının epidemiyolojik özelliklerinin tespiti için bu yöntemlerden bazıları laboratuarımızda denenmiş, Beijing suşunun bölgemizdeki varlığı tespit edilmiştir. Bu çalışmada epidemiyolojik amaçlarla kullanılan IS6110 PCR-RFLP, 15 lokus MIRU-VNTR ve spoligotyping yöntemi ile M tuberculosis suşları arasındaki ilişkinin sorgulanması ve 3 yöntemin birlikteliği ile elde edilecek yüksek ayırım gücünün epidemiyolojik çalışmalara sağladığı muhtemel katkı tartışılacaktır. Bu proje kapsamında Ç.Ü THAUM ve Bölge Tüberküloz laboratuvarına gönderilen balgam örneklerinden sıvı [BACTEC 960 TB (hızlı)] ve katı [Löwenstein Jensen Besiyeri (yavaş)] kültür ortamlarında üretilen ve ticari kart testler ile M.tuberculosis kompleksi üyesi oldukları tespit edilen M.tuberculosis izolatları IS6110, MIRU-VNTR ve Spoligotyping yöntemleri ile tür düzeyinde tayin edilecek ve filogenetik ilişkileri irdelenecektir.

GenetikMycobacterium tuberculosisPolimeraz zincirleme reaksiyonu+4
Gülfer Yakıcı
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diyabetik hastalarda latent tüberkülozun quantiferon gold testi ile araştırılması

Tüberküloz (TB), insanlık tarihi boyunca, enfeksiyon hastalıklar içinde her zaman önemli bir yere sahip olup son yıllarda yeni TB olgularının sayısı hızla artmaktadır. Bu artışta Latent tüberküloz (LTB) olgularının da önemli bir yeri bulunmaktadır. LTB enfeksiyonu olan bireylerdeki en önemli risk, hayatlarının bir döneminde aktif TB enfeksiyonu gelişmesidir. TB enfeksiyonunun hastalığa ilerleme riski konağa ait risk faktörlerine göre değişmektedir. Bu risk normal popülasyonda %5-10 arasındır ve aktif hastalık ve gelişme riski enfeksiyonun edinilmesinden sonraki ilk 2 yıl içinde maksimum düzeydedir. Bu yüzden gelişmiş ülkelerde TB kontrol stratejilerinin en önemli basamaklarından biri de enfekte olan kişilerin belirlenmesi ve bunların tedavi edilmesidir. Bu da LTB enfeksiyonu olan bireylerin doğru tanı ve tedavisini önemli kılmaktadır. Enfekte olduktan sonra hastalanma riskini arttıran en önemli neden kişinin immünsüpresyonudur. Diabetes Mellitus (DM) hastalığı toplumda yaygın olarak bulunan ve immün sistemi baskılayan önemli hastalıklardan biridir. Bu nedenle çalışmada, diyabetli hastalarda latent Mycobacterium tuberculosis prevalansının Quantiferon- TB Gold yöntemiyle saptanması amaçlanmıştır. Çalışmada, endokrinoloji polikliniğinde tanısı konmuş veya tedavi alan Tip 1 ve Tip 2 DM hastaları ve toplumdan randomize olarak oluşturulan kontrol grubu olmak üzere üç grup kendi arasında karşılaştırılmıştır. Her gruptan 25 er kişi olmak üzere toplam 75 kişiden kan alınarak çalışılmıştır. Bu çalışma sonucunda, Tip 1 DM hastalarda 5 (%20), Tip 2 DM grubunda 10 (%40) ve kontrol grubunda 6 (%24) olmak üzere 75 kişinin 21'inde (%28) pozitiflik saptanmıştır. Gruplar arasında ve grupların kontrol grubu ile yapılan istatistiksel değerlendirmesinde anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Cinsiyet olarak bakıldığında erkeklerde daha fazla görülmekle birlikte anlamlı farklılık bulunmamıştır. Yaş grupları arasında da anlamlı farklılık saptanmamıştır. Sonuç olarak LTB enfeksiyonunu,özellikle immünsüprese kişilerde daha sık saptandığı ve bu nedenle diyabetli kişilerde latent tüberkülozun araştırılması gerekliliği görülmektedir. Anahtar kelimeler: Diyabet, Latent tüberküloz, Quantiferon TB-Gold testi

Diabetes mellitusTestlerTeşhis+2
Halil İbrahim Öztürk
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Toll-ınteracting protein (TOLLIP), ıl-1β ve ıl-10 gen polimorfizmleri ile insan doğal immün cevabının negatif regülatörlerinin ekspresyonunun tüberküloza duyarlılıkla ilişkisi

Tüberküloz (TB), dünyada insanlarda infeksiyona bağlı ölümlerin başlıca sebeplerinden biridir, fakat immün patogenezi tam olarak anlaşılmadan kalmıştır. Doğal immün cevap mikobakterilere karşı konağın ilk savunması için çok önemlidir. Bu bağlamda, bir proinflamatuvar sitokin olan IL-1β'i, antiinflamatuvar sitokin IL-10'u ve Toll-like reseptörleri (TLRs) ile iletişime girerek inflamatuvar cevabı negatif yönde düzenleyen mediatörler arasında yer alan Toll-interacting protein (TOLLIP)'i kodlayan genlerdeki birçok polimorfizm ile immün cevabın negatif regülatörlerinin gen ekspresyon düzeylerinin farklı insan populasyonlarında birçok kronik infeksiyonda olduğu gibi TB patofizyolojisinde ve TB'a yatkınlıkta da önemli bir rol oynadığı az sayıdaki moleküler çalışmalarda ileri sürülmüştür. Biz çalışmamızda konağa ait bu risk faktörlerinin TB'a duyarlılıkla ilişkisini araştırmayı amaçladık. Aralık 2015 ile Aralık 2017 tarihleri arasında ÇÜ THAUM Bölge Tüberküloz Laboratuvarı'na Adana İlinden gönderilen balgam örneklerinin incelenmesi sonucunda TB tanısı alan ardışık 50 hasta ile 50 TB negatif sağlıklı kontrol bireyden EDTA'lı tüplere 8 ml venöz kan örneği alındı. Örneklerin 2 ml'sinden DNA ekstraksiyonu sonrasında TOLLIP genindeki rs5743899A/G ve rs3750920C/T polimorfizmleri ile IL-1β genindeki +3954C/T polimorfizmi Polymerase Chain Reaction - Restriction Fragment Length Polymorphism (PCR-RFLP) yöntemi ile, IL-10 genindeki -1082G/A polimorfizimi de Amplification Refractory Mutation System - Polymerase Chain Reaction (ARMS-PCR) yöntemi ile incelendi. Kalan 6 ml örnekten ise mononükleer hücre izolasyonu sonrası RNA ekstraksiyonu gerçekleştirilerek, immun cevabın negatif regülatörleri arasında bulunan A20, SOCS1, SOCS3, SIGIRR, ST2, TOLLIP, MKP1, IRAK-M gen ekspresyon düzeyleri kantitatif Real-Time PCR yöntemi ile incelendi. Hastalarda negatif regülatörlerin ekspresyonlarının ST2, TOLLIP ve SIGIRR'de anlamlı derecede yükseldiği, IRAK-M ve MKP1'de ise azaldığı tespit edildi. Polimorfizmler tek başlarına TB ile ilişkilendirilemese de, negatif regülatörlerin ekspresyonları ile birlikte değerlendirildiklerinde daha da anlamlı ilişkiler belirlendi. Bildiğimiz kadarıyla, araştırmamız bu immün mediatörlerin birlikte değerlendirildiği ve TB'a duyarlılıkla ilişkilendirildiği ilk çalışmadır. Sonuç olarak, hızlı tanıya ek olarak konağa ait bu biyobelirteçlerin birlikte değerlendirilmesi ile TB immünpatogenezinin daha iyi anlaşılacağı, dolayısıyla çalışmamızın kontrol ve tedavi protokollerinin yeniden düzenlenmesine katkı sağlayacağı ve daha geniş populasyonlu sürveyans çalışmalarına ışık tutacağı kanaatindeyiz.

GenlerMikobakterium tüberkülozisPolimorfizm-genetik+4
Emel Eker
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eski Anadolu toplumlarında tüberküloz olgusu

İnsanlık tarihi boyunca dünyada mikroorganizmaların neden olduğu birçok enfeksiyon hastalığı görülmüştür. Bu hastalıklardan bir diğeri de tüberküloz 'dur, Mycobacterium tuberculosis basili tüberküloz enfeksiyonuna yol açarak birçok insanın hastalanmasına ve hayatlarını kaybetmesine neden olmuştur. Bir enfeksiyon hastalığı olan tüberküloz, Neolitik dönemde insanların yerleşik hayata geçmeleri sonrası yayılım hızını her geçen zaman diliminde biraz daha arttırarak günümüze kadar ulaşmıştır. Mycobacterium tuberculosis basili en çok solunum yolu ile insanlara bulaşmakta olup, havada asılı kalabilmesi nedeniyle toplu yaşam ortamlarında daha kolay yayılmaktadır. Hastalığın temel etkeni tüberküloz basili olmasına rağmen, bireylerin yaşam biçimi hastalığın ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Yetersiz ve tek tip beslenme, savaşlar, kötü hava koşuları, rutubete uzun süre maruz kalma vb. nedenlerle gelişen bağışıklık sisteminin yeterli savunmayı gösterememesi neticesinde hastalığın ortaya çıkması kolaylaşmaktadır. Tüberküloz basili, bazı durumlarda uzun yıllar boyunca vücutta gizlenebilmekte olup, yıllar sonra hastalığa neden olabilmektedir. Eski toplumlarda yaşayan bireylerin yaşam biçimlerinin incelenmesinde paleopatolojinin önemi oldukça büyüktür. Toplumların gelişmişlik düzeylerinin belirlenebilmesi, toplumda yaşayan bireylerin yaşam biçimlerinin analiz edilebilmesi için paleopatolojik ve paleoepidemiyolojik çalışmalara fazlaca ihtiyaç duyulmaktadır. Ülkemiz ve Dünya'da literatüre bakıldığında, tüberküloz hakkında yapılan paleopatolojik çalışmaların henüz istenen düzeyde olmadığı anlaşılmaktadır. Birçok topluma ev sahipliği yapmış olan Anadolu coğrafyasında yapılan çalışmalar, geçmiş toplumları inceleyerek günümüzle kıyas yapılabilme, farklılıkları belirleyebilme ve tarihe katkı sağlama açısından oldukça önemlidir. Bu bağlamda yapılan çalışmamızın toplumların yaşam koşullarının daha iyi incelenebilmesi ve tüberküloz hastalığının daha iyi anlaşılması açısından literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu çalışmada, geçmiş yıllarda yapılmış arkeolojik ve antropolojik kazılarda çıkarılan bireyler araştırılmış olup, ilgili literatürlerden alınan paleodemografik veriler işlenmiş ve toplu hale getirilerek incelenmiştir. Çalışma neticesinde bireylerin kötü yaşam koşullarına bağlı olarak Mycobacterium tuberculosis enfeksiyonuna daha kolay yakalandığı ve bazı bireylerin bu enfeksiyona bağlı olarak hayatlarını kaybettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda, Büyük Saray Eski Cezaevi Toplumunda 1, Hakkâri Erken Demir Çağı toplumunda 2, Kadıkalesi Toplumunda 2, Karagündüz Toplumunda 6, Konstantin ve Helena Klisesi Toplumunda 2, Nif Olimpos Toplumunda 1, Tasmasor Toplumunda 3 ve Van Kalesi Toplumunda 1 bireyde tüberküloz enfeksiyonu izlerine rastlanılmıştır.

EpdemiEski AnadoluEski Anadolu medeniyetleri+3
Onur Karayiğit
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Aktif akciğer tüberkülozunun erken tani ve prognozunda MIR-29a, MIR-144, MIR-146A ve MIR-155 ile IL-6, TNF-α, IFN-γ, IL-17 ve IL1-β'nin prediktif marker olarak değerlendirilmesi

Tüberküloz, hayatı tehdit eden en eski enfeksiyonlardan birisi olup, tüm dünyada hala mortalitenin en önemli sebepleri arasında yer almaktadır. Yaklaşık olarak dünya nüfusunun 1/4'nin M. tuberculosis ile enfekte olduğu her yıl 10 milyondan daha fazla kişide aktif tüberküloz geliştiği en az 1 milyon kişinin de tüberküloz sebebi ile hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Aktif tüberküloz gelişiminde; konağın immün yapısı, genetik faktörler, çevre şartları ve konak-patojen etkileşimi son derece önemli rol oynamaktadır. Günümüzde halen tüberkülozun moleküler patogenezi ve immünopatolojik olaylar tam olarak aydınlatılamamıştır. Ancak tüberküloza karşı koruyucu immunitede konağın immün yapısının son derece önemli rol oynadığı bilinmektedir ve bu süreç immün sistemin birçok komponentini içermektedir. İnsan ve hayvan modelli deneysel çalışmalarda MikroRNA'ların ve sitokinlerin mikobakteriyel enfeksiyonlarda ve enfeksiyonun seyrinde önemli rol oynadığı gösterilmiştir. MikroRNA'lar hücre farklılaşması, gelişim, apoptosis ve immün cevabı da içeren birçok biyolojik süreçte önemli rol oynamaktadır ve başta kanser olmak üzere, tüberküloz gibi yüksek morbidite ve mortalite gösteren enfeksiyonlarla ilişkisi gösterilmiştir. Sitokinler de hücresel seviyede immünolojik cevabı regüle eden, çeşitli hücre alt grublarını immünite ve inflamasyonda biraraya toplayan küçük moleküllerdir. Tüberküloz kontrolü ve tedavinin takibi için prediktif tanı yöntemlerinin geliştirilmesi son derece önemlidir. MikroRNA'lar ve sitokinler aktif tüberkülozun erken tanısında, tedavinin prognozunda ideal potansiyel biyomarker ve terapotik ajan olarak umut vadeden biyobelirteçlerdir. Bu araştırmada; Çukurova Üniversitesi Tropikal Hastalıkları Araştırma Merkezi Bölge Tüberküloz Laboratuvarına gönderilen, mikrobiyolojik olarak tüberküloz tanısı konmuş, tedavi almamış 50 hasta ve 50 sağlıklı birey dahil edildi. Her bir hastadan ve kontrol grubundan kan örnekleri alınarak plazma elde edildi ve immün cevapla ilişkili genlerin regülasyonunda rol oynadığı bilinen miR-29a miR-144, miR-155, miR146-a'nın ifade düzeylerindeki değişim yüksek kapasiteli real-time PCR cihazı ile, tüberküloza karşı koruyucu immünitede rol oynayan IL-6, TNF-α, IFN-γ, IL-17, IL1-β'nın seviyeleri ise Enzyme Linked-Immunosorbent Assay (ELISA) yöntemiyle değerlendirildi. Aynı zamanda elde edilen sonuçların Receveir Operating Curve (ROC) Analizi ile duyarlılık ve özgüllük değerleri belirlendi. Hasta ve kontrol grubu karşılaştırıldığında, plazmada miR-146a, miR-29a ve miRNA-144 ifade düzeyleri, TNF-α, IFN-γ, IL-17, IL1-β'nın ifade düzeyleri arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki mevcut idi (p<0,005). ROC analizi sonucunda miR-29a, miR-144 ve miR-146a'nın iki grup arasında yeterli ayrım gücüne sahip olduğu bulundu. mikroRNA genleri ile sitokinler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunamadı. Sonuç olarak, aktif akciğer tüberkülozlu hastaların plazma mikroRNA ve sitokin düzeylerindeki değişim, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında özellikle mikroRNA düzeylerindeki farklılıkların sitokin sekresyon düzeyleri ile korelasyonunun aktif tüberküloz tanısında ve prognozunda diagnostik biyomarker olarak önemli olduğu ve konağa ait bu biyobelirteçlerin tüberküloz immünpatogenezindeki rolünün daha iyi anlaşılması için yapılacak daha geniş sürveyans çalışmalarına katkı sağlayacağı sonucuna varıldı.

Akciğer hastalıklarıErken teşhisMikro RNA+7
Fırat Karslı
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve yabancı uyruklu pulmoner tüberkülozlu hastalardan izole edilen mycobacterium tuberculosis kompleks suşlarının filogenetik ilişkisinin mıru-VNTR ve spoligotipleme ile tespiti

Pulmoner tüberküloz yaklaşık 70 yılı aşkın süredir uygulanan korunma, kontrol ve ilaç ile tedavi çabalarına rağmen, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, halk sağlığını tehdit eden önemli hastalıklar arasında yer almaktadır. Düşük sosyoekonemik seviyeye sahip beslenme ve hijyen şartlarının yetersiz olduğu toplumlarda yüksek insidansa ulaşan tüberküloz, 90'lı yıllardan itibaren tüm dünyada pandemi haline dönüşen HIV enfeksiyonlarından sonra gelişmiş ülkelerdeki refah toplumları için de ciddi tehdit haline gelmiştir. Anti-tüberküloz tedavide kullanılan ilaçların hastalar tarafından tolere edilememesine bağlı olarak irrasyonel kullanılımları, tüberküloz tanısında özellikle endemik gelişmekte olan ülkelerde yaşanan yetersizlikler sebebi ile geç tanı ve tedavi başlangıcı ve nihayet hastanın ilaca ulaşamaması Mycobacterium tuberculosis kompleks (MTBK) suşlarında anti-tüberkülozlara karşı ilaç direncini provake etmiştir. Tek ilaca karşı direnç ile başlayan bu gelişim majör ve minör bütün ilaçlara karşı dirençli XDR (Yaygın ilaç dirençli) suşların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Günümüzde TB tehditinin yeni adı MDR, XDR-MTB'dir. Bölgemizde, özellikle sınırötesi komşu ülkelerde son 7 yıldır yaşanan sıcak gelişmeler bu ülkelerde sefaletin yanı sıra büyük ölçüde insan hareketlerinin yaşanmasına sebep olmuştur. Bu bağlamda en fazla sayıda göç alan ülkemiz ve özellikle Çukurova bölgesi göç hareketlerinin doğuracağı önemli sağlık problemlerine de açıktır. Bu çalışmada savaş, yokluk ve kötü hijyen şartlarında geniş halk kitleleri arasında kolaylıkla yayılan MTBK türlerinin göç hareketleri sonrasında bölgemizde görülen MTBK türleri ve prevelansına etkisi genotip düzeyinde irdelenecektir. Bölgemizde sürdürmekte olduğumuz tüberküloz korunma ve kontrol programlarının başarısı ve dış kaynaklı insan hareketlerini bölgedeki MTBK suşların klonal çeşitliliğine etkisini gösterebilmek ve tanımlanan klonların hastaların meşei ile muhtemel ilişkilerini ortaya koymak amacı ile T.C. vatandaşı ve Suriye uyruklu pulmoner tüberkülozlu hastalara ait klinik materyallerden izole edilen MTBK suşlarının; MIRU-VNTR ve mikroboncukların kullanıldığı spoligotipleme yöntemleri ile genotip düzeyinde tespitini amaçladık. Bu çalışmaya Ç.Ü. Rektörlüğü THAUM bünyesinde yer alan T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Kurumu Adana Bölge Tüberküloz Laboratuvarına bağlı 8 ildeki hastane ve VSD'de pulmoner tüberküloz veya şüpheli temas öyküsü ile takip edilen 59'u T.C. vatandaşı, 41'ide Suriye uyruklu hastalara ait klinik materyallerden izole edilen 100 MTBK suşunu dahil ettik. Bu klinik izolatları MIRU-VNTR ve mikro boncukların kullanıldığı TB-SPRINT metodları ile klonal ilişki yönünden değerlendirdik. Çalışmaya dahil izolatlarımızın, 74'ünün (%75.5) birden çok üyeli 8 kümeye dağıldığı ve 24 suşun da unique profil oluşturduğu toplam 32 farklı spoligotip profili gösterdiğini, Türk ve Suriyeli hasta klinik izolatlarında baskın spoligo ailesinin sırası ile 28/59 (%47.5) ve 17/39 (%43.6) üyeli T1 olduğunu bunu yine her iki popülasyonda da sırası ile 17/59 (%28.8) ve 11/39 (%28.2) üyeli TUR ailesinin izlediğini gördük. Diğer taraftan suşlarımızın MIRU-VNTR yöntemi ile birden fazla üyeli 10 küme ye dağıldığı, 71 farklı MIRU-VNTR paterni belirledik. Klonal dağılıma ait genel epidemiyolojik bulguları değerlendirmemiz sonunda; her iki uyruğa ait hasta izolatlarının benzer klonal özelliklere sahip olduklarını, Suriye uyruklu vatandaşlarda T.C. vatandaşlarında görülmeyen, T.C. vatandaşlarında da Suriye'li hasta izolatları arasında yer almayan az sayıda farklı klonun olduğunu, ancak bu klonların sayısının azlığı sebebi ile bölgeye yeni klonların taşındığının söylemenin mümkün olmadığını, indeks çalışma özelliğine sahip olan çalışmamız sonuçlarının periyodik olarak tekrarlanacak benzer çalışmalarda, yani long-term sürveyans ile elde edilecek sonuçlarla kıyaslanması halinde, bölgemizdeki MTBK suşlarının hareketi hakkında daha kesin sonuçlar elde edilebileceği kanaati oluşmuştur.

GenotipMikrokürelerMycobacterium tuberculosis+3
Gülfer Yakıcı
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Pediatrik romatoloji hastalarındaTNF-alfa blokörü kullanımı öncesi tüberküloz enfeksiyonu tanısında interferon-gama salınım testlerinin tanısal değeri

Amaç: Mycobacterium tuberculosis ile latent olarak enfekte olan olguların erken tanısında uzun yıllardır tüberkülin deri testi (TDT) kullanılmaktadır. Son yıllarda İnterferon-gama (IFN – γ) temelli testler, latent tüberküloz enfeksiyonunun (LTBE) tanısında yeni bir tanı aracı olarak gündeme gelmiştir. Bu araştırmada jüvenil idiyopatik artrit, entezit ilişkili artrit, psöriatik artrit, otoimmün üveit ve Adenozin Deaminaz 2 enzim eksikliği tanısı almış standart tedavilere dirençli, Tümör Nekrozis Faktör-α (TNF-α) blokörü kullanım endikasyonu olan çocuk hastalarda LTBE tanısında, İnterferon-γ Salınım Testleri'nin (İGST) tanısal değerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada 2017-2019 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Romatoloji bilim dalında izlenen, standart tedavilere dirençli 99 çocuk hasta TNF-α blokörü kullanımı öncesi LTBE araştırılmak amacıyla retrospektif olarak incelendi. Hastaların demografik, klinik, radyolojik ve laboratuvar özellikleri ile TDT ve İGST sonuçları, İNH (izoniyazid) başlanma oranları araştırma föylerine kaydedildi. TDT ve İGST sonuçları ile demografik, klinik ve laboratuvar özellikleri, romatolojik hastalık tanısı, TNF-α blokörü öncesinde kullandığı tedaviler ve akciğer grafi bulguları değerlendirildi. İGST ve TDT testlerinin birlikte uygulandığı 99 hastada her iki test sonucu arasındaki uyum değerlendirildi. TDT testi Mantoux yöntemi ile yapıldı. İGST testi için Quantiferon- TB Gold Plus cihazı kullanıldı. Veriler SPSS version 20.0 programı kullanılarak incelendi. Bulgular: Bu araştırmada incelenen 99 hastaya hem TDT hem İGST testi uygulandı. Doksandokuz hastanın 19'unun (%19,2) TDT sonucu 4'ünün (%4) İGST sonucu pozitif olarak saptandı.TDT sonucu pozitif (≥5 mm) ve İGST sonucu negatif olan 17 hasta (%17,2) saptandı. TDT sonucu negatif (<5 mm) ve İGST sonucu pozitif olan 2 (%2) hasta saptandı. TDT pozitif ve İGST pozitif hasta sayısı 2 (%2) olarak saptandı. Her iki testin uyumluluk oranı %12 olarak belirlendi. Her iki testin uyumu istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,110 , kappa=0,115). BCG aşılanma süreleri <5 yıl, 5-10 yıl arası, ≥10 yıl olarak katogerize edildi. BCG aşılanma süresi ile TDT arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0,243). JİA tanılı hastalar ve non-JİA tanılı hastalar ile TDT pozitifliği arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,999). JİA tanılı hastalar ve non-JİA tanılı hastalar ile İGST pozitifliği arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,999). TDT ve İGST sonuçları ile cinsiyet, yaş, BCG aşılanması, TB temas öyküsü, romatolojik hastalık tanısı, akciğer grafi bulguları arasında ilişki ististiksel olarak saptanmadı.TNF-α blokörü kullanımı öncesi metotreksat kullanımı ile TDT ve İGST pozitifliği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p> 0,05). Sonuç: TNF-α blokörü kullanımı öncesi tüm hastaların latent tüberküloz enfeksiyonu açısından taranması gereklidir. Tarama için TDT ve İGST testleri kullanılabilir. Ancak BCG aşısı TDT sonucunu etkileyip BCG aşılılarda TDT'nin özgüllüğü ve güvenirliliği düşmektedir. Ayrıca anti-TNF tedavi gibi immünsüpresif durumlarda İGST'nin tercih edilmesinin daha doğru olduğu düşünülmektedir. Ancak bu kanıya varabilmek için, daha fazla olgunun değerlendirildiği çalışmalara gereksinim vardır. Anahtar Kelimeler: İnterferon-gama salınım testleri, tüberkülin deri testi, tüberküloz enfeksiyonu, tümör nekrozis faktör-α blokörü

PediatriRomatolojiTeşhis teknikleri ve prosedürleri+4
Fatma Tuğba Çetin
Çukurova University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tüberküloz tanısında led floresan mikroskopinin performansının değerlendirilmesi

Amaç: Projenin amacı akciğer tüberkülozu kuşkusu olan hastaların solunum yolu örneklerinin mikroskobik incelemesinde LED floresan mikroskopi (LED FM) ile Erlich Ziehl Nelseen (EZN) boyama yöntemini karşılaştırmak ve kültür sonuçları referans alınarak LED FM'nin performansını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada Şubat 2018-Aralık 2019 döneminde Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Tüberküloz Laboratuvarında akciğer tüberkülozu ön tanılı hastalardan alınan solunum yolu örnekleri incelenmiştir. NALC-NaOH yöntemi ile işlenen örneklerden ikişer yayma hazırlanmış ve yaymalar iki okuyucu tarafından kör olarak hem EZN hem de LED FM ile incelenmiştir. Performans değerlendirmesinde kültür sonuçları referans alınmıştır. Bulgular: Araştırmada 1499 solunum yolu örneği değerlendirilmiştir. Örneklerin 134'ünün (%8.9) kültüründe mikobakteri üremiştir. Kültür sonuçları referans alındığında LED FM'nin duyarlılığı %64,2, özgüllüğü %96, pozitif prediktif değeri %61.4 ve negatif prediktif değeri %96.5 bulunmuştur. EZN yönteminin duyarlılığı ise %51.5, özgüllüğü %99.9, pozitif prediktif değeri %97.2 ve negatif prediktif değeri %95.4'dir. Ancak LED FM'de yayma şüpheli, kültür negatif (54/1365) sonuçlar EZN'den (0/1365) anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Bunun nedeninin okuyucuların deneyim eksikliğine bağlı olduğu düşünülmüştür. LED FM inceleme süresi %69 zaman tasarrufu sağlanmıştır. LED floresan mikroskopların maliyetleri yüksek olmakla birlikte florokrom boyama maliyeti EZN boyama yönteminden ucuz bulunmuştur. Okuyucular arasındaki uyum iyi derecede bulunmuş ve okuyuculara yapılan anket sonucu rutin incelemede LED FM tercih edilebileceği belirlenmiştir. Sonuç: LED FM'nin duyarlılığı EZN'den %12.7 daha yüksek bulunmuştur. Ancak yanlış pozitif sonuç oranının yüksek olması nedeni ile LED FM'nin okuyuculara gerekli eğitim verildikten sonra kullanıma girmesi gereklidir. LED FM'nin ülkemizde büyük ölçekli laboratuvarlarda kullanılmasının maliyet etkin olacağı düşünülmüştür.

Boyama ve işaretlemeMikroskopi-flüoresansTeşhis+2
Gizem Adısanlı
Manisa Celal Bayar University
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tüberküloza duyarlılıkla IL-17A, IL-17F ve IL-23R gen polimorfizmleri ile Irak-1 ve Irak-3 doğal bağışıklık regülatörlerinin ilişkisi

Tüberküloza (TB) yatkınlık ve hastalığın prognozu, bakteriyel ajan, konakçı bağışıklık sistemi, çevresel ve genetik faktörler arasındaki etkileşimlere bağlıdır. Yapılan çalışmalarda sitokin gen polimorfizmlerinin TB ile ilişkili olduğu gösterilse de, etki mekanizmaları tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu vaka kontrollü çalışmada, IL-17A, IL-17F ve IL-23R genlerindeki tek nükleotid polimorfizmlerinin TB'a yatkınlıktaki rolü ve insan doğal immün cevabının TB' a duyarlılıkla ilişkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmaya katılmayı kabul eden 50 sağlıklı kontrol grubu (21 (%42)'i erkek ve 29 (%58)'u kadın) ve 50 hasta (31 (%62)'i erkek ve 19 (%38)'u kadın) dahil edildi. Hasta ve sağlıklı kontrol grubu cinsiyet dağılımları karşılaştırıldığında anlamlı bir fark bulundu (p=0,045). Çalışmaya katılan sağlıklı kontrol grubunun yaş ortalaması 37,34±11,519 ve hasta grubunun yaş ortalaması 45,82±13,002'dir. Hastaların ve kontrollerin yaş ortalaması karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edildi (p=0,001). Hasta ve kontrol grupları arasında sigara kullanma alışkanlıkları değerledirildiğinde %70 gibi yüksek bir oran bulundu ve istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı bir fark bulundu (p=0,001). Hasta ve kontrol gruplarından EDTA'lı tüplere kan örnekleri alındı ve kan örneklerinden ilk olarak DNA ekstraksiyonu yapıldı. Ardından IL-17A genindeki (rs2275913) ve IL-17F genindeki (rs763780) polimorfizmler Amplification Refractory Mutation System-Polymerase Chain Reaction (ARMS-PCR) yöntemi ile IL-23R genindeki (rs11209026) polimorfizim varlığı Polymerase Chain Reaction-Restriction Fragment Length Polymorphism (PCR-RFLP) yöntemi ile incelendi. Kalan kan örneklerinden mononükleer hücre izolasyonu sonrası RNA ekstraksiyonu ve elde edilen RNA'lardan cDNA ekstraksiyonu yapıldı. Ardından doğal immun cevap regülatörleri arasında bulunan IRAK-1 ve IRAK-3 doğal bağışıklık regülatörlerinin mRNA seviyeleri kantitatif Real-Time PCR yöntemi ile incelendi. Tüm sonuçlar elde edildikten sonra gen polimorfizmleri ile IRAK-1 ve IRAK-3 regülatör genleri arasındaki ilişki istatistiksel olarak karşılaştırıldı. IL17/IL23'ün farklı hastalıklarla ilişkisini araştıran birçok çalışma yapılmıştır. Fakat çalışmamız tüberküloz ile ilişkiyi araştıran ülkemizdeki ilk çalışmadır. Çeşitli ülkelerde bulunan farklı sonuçlar için çalışmamızın verilerinin literatürler açısından çok önemli olacağının, yeni tanı ve tedavi çalışmalarına referans olacağının kanaatindeyiz.

Polimorfizm-genetikTüberkülozİmmünite+4
Gülşah Tollu
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Latent tüberküloz tanısında gama interferon salınım testinin etkinliğinin araştırılması

Çalışmamızda, latent tüberküloz enfeksiyonu tanısında QuantiFERON-TB Gold Plus (QFT-Plus) testinin etkinliğinin araştırılması amacıyla Mayıs 2019-Mayıs 2021 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tropikal Hastalıkları Araştırma Merkezi Bölge Tüberküloz Laboratuvarına gönderilen, numunelerin sonuçları araştırılarak testin etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza 50 sağlıklı ve 75 hasta grubu olmak üzere 125 kişi dahil edilmiştir. Her iki gruptaki hastalardan toplam 15'inde pozitiflik belirlendi. Sağlıklı gruptan 7'si (%14) QFT-Plus testinde pozitif, 43'ü (%86) negatif olarak tespit edildi. Hasta grubuna dahil edilen 75 hastadan 8'i (%10.7) pozitif ve 67'si (%89.3) negatif olarak belirlendi. İki hasta grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Latent tüberküloz enfeksiyonunun tanısında altın standart bir testin olmayışı nedeniyle QFT plus testi maliyetinin yüksek olmasına rağmen daha sık kullanımının tanıda yardımcı ve aynı zamanda taramalarda da kullanılabilmesinden dolayı hastaların tanı ve tedavilerinin gecikmesini önlemek amacıyla faydalı olabileceği sonucuna varıldı.

Mycobacterium tuberculosisTeşhisTeşhis teknikleri ve prosedürleri+2
Hasan Bayrak
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00

İlgili konular