Tüberküloz

Bu konu başlığı altında 83 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tekirdağ ilindeki tüberküloz şüpheli hastalarda aside dirençli basil tanısında ehrlich-ziehl-neelsen ve auramine-rhodamine boyama yöntemlerinin sonuçlarının karşılaştırmalı değerlendirilmesi

Tüberküloz yakın temas ile kolay bir şekilde bulaşan ve potansiyel ölüm tehlikesi olarak kabul edilen bir hastalık olması nedeniyle hızlı tanı konulması ve etkili bir şekilde tedavi edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada; tüberküloz şüpheli hastalardan laboratuvara gelen klinik örnekler EZN ve AR boyama yöntemleriyle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda; Kültür referans test kabul edilerek AR boyama yönteminin duyarlılığı (%92) EZN boyama yönteminin duyarlılığına (%78) göre daha yüksek bulunmuştur. EZN boyamanın özgüllüğü (%94) AR boyamanın özgüllüğüne (%84) göre daha düşük bulunmuştur. Çalışmamızda boyanan peraparatların mikroskopta alan tarama süreleri karşılaştırıldığında EZN ile boyanan bir preparat ortalama 5.4 dk da, AR ile boyanan bir preparat ortalama 2.8 dk' da incelenmiştir. Sonuç olarak; duyarlılığı yüksek bir boyama yönteminin kullanılması incelenecek örnek sayısını azaltarak, her preparat için alan tarama süresinin kısalmasıyla kültür pozitif örneklerin tespit edilme olasılığını arttıracaktır.

BacillusBoyama teknikleriLaboratuvar teknikleri+6
Yeliz Balıca
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

2000-2020 yılları arasında biyopsi tanısı olan tüberküloz vakalarının incelenmesi

2000-2020 yılları arasında biyopsisi olan %47,8'i kız, %52,2'si erkek olmak üzere 46 çocukluk çağı akciğer dışı tüberküloz hastası incelendi. Hastaların yaşları 5 ay ile 18 yaş arasında değişiyordu. Tüberkülozlu (TB) bir hasta ile temas oranı %20 idi. Hastaların %15'inde eşlik eden bir diğer hastalık, %10'unda ise immün baskılanma mevcuttu. Bacillus Calmette-Guérin (BCG) aşısı oranı %89,7 olarak bulundu. En sık saptanan 3 semptom %43,5 ateş, %26,1 kilo kaybı ve %23,9 boyunda şişlikti. Lenfadenopati en sık gözlenen fizik muayene bulgusuydu (%27,9). Tüberkülin deri testi (TDT) hastaların %71,4'ünde pozitifti. BCG aşısı olan hastalar arasında TDT pozitifliği %69,7'ydi. İnterferon gama salınım testi negatif olan hastaların yarısında TDT pozitif olarak bulundu. Başvuruda çekilen akciğer grafilerinin %80,4'ünde patolojik bulguya rastlanmadı. Biyopsilerin en büyük kısmı %43 oranında lenf nodlarından oluşuyordu. Biyopsilerin tamamında granülomatöz iltihap vardı, %74'üne nekroz eşlik ediyordu. Ziehl-Neelsen boyananların %31,1'i ARB pozitifti. Pozitif örneklerin %64'ünde, negatif örneklerin %40'ında kültürde üreme vardı. Hastalardan alınan herhangi bir örnekte çalışılan polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) hastaların %50'sinde pozitif sonuçlandı. Kültüründe üreme olan hastalarda PCR pozitifliği %72,7 olarak bulundu. En sık tutulan organ %41,9 ile lenf nodlarıydı. Araştırmamızda en sık akciğer dışı tüberküloz tanısı %30,4 ile tüberküloz lenfadenitti. İkinci sırada %17,4 ile miliyer TB, üçüncü sırada ise %15,2 oranla TB osteomiyelit geliyordu. Semptom başlangıcı ile tanı konulması arasındaki süre ortalama 3,5 aydı. Ortalama tedavi süresi 9,8 ay olarak bulundu. En az bir ilaca dirençli hastaların oranı %23,5'ti. Başarılı tedavi oranı %80,4 olarak bulundu.

BiyopsiEnflasyonGranülomatöz hastalık-kronik+4
Rıdvan Ocak
Hacettepe University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Böbrek nakli hastalarında tüberküloz, sitomegalovirus ve pnömosistis jirovecii profilaksi etkinliğinin değerlendirilmesi

Böbrek nakli hastalarında enfeksiyonlar önemli morbidite nedenleri olup enfeksiyonlarla savaşma stratejisinde profilaktik tedaviler ve aşılamalar önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmada 01.10.2001- 01.02.2021 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Hastanesi'nde yapılan ve Erişkin Nefroloji Bölümünce takip edilen 630 hasta, aldıkları tüberküloz (TB), sitomegalovirus (CMV) ve Pneumocystis Jirovecii pnömonisi (PJP) profilaksileri açısından değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı CMV ve PJP profilaksilerinin etkinliğini araştırmak ve literatürde önerilmesine karşın yan etki profili, direnç riski nedeniyle TB profilaksisi uygulanmayan hastanemizde hastaların TB enfeksiyonu sıklığını, morbidite ve mortalitesini araştırmaktır. Rutin TB profilaksisi kullanılmamasına rağmen 630 hastanın sadece 2'si TB enfeksiyonu geçirmiş olup bu iki hasta takiplerinde başarılı bir şekilde tedavi edilmiştir ve graft kaybı veya mortalite olmamıştır. 3 hasta profilaktik izoniazid (INH) tedavisi almışken bu hastalarda karaciğer fonksiyon testlerinde ılımlı bir bozulma olmuş, ciddi komplikasyon olmamıştır. Hastların %59.1'i CMV profilaksisi almış, bu gruptan %80.1'i profilaktik tedaviyi tamamlayabilmiş, kalan grupta başta sitopeni ve kreatinin artışı nedeniyle valgansiklovir profilaksisi kesilmiştir. Profilaksi alan hasta grubunda almayana göre CMV viremisi (p=0.003), rejeksiyon (p=0.07) ve ölüm (p<0.001) anlamlı derecede az görülmüştür. CMV profilaksisinin 3 aya tamamlanmasının ise mortaliteye bir etkisi yokken, viremi riskini azalttığı görülmüştür. (p=0.030). Hastaların %54,1'1 PJP için profilaktik trimetoprim-sulfametaksazol (TMP-SMX) profilaksisi almış, bunların %66'sı profilaksi tamamlayabilmiş, kalan grupta başta kreatinin artışı ve sitopeni nedeniyle TMP-SMX profilaksisi kesilmiştir. PJP profilaksisi alan hasta grubunda almayana göre PJP enfeksiyonu (p=0.008), rejeksiyon (p= 0.025) ve ölüm (p<0.001) anlamlı derecede az görülmüştür. 3 ay ve 6 ay profilaksi alan hastalar arasında mortalite açısından anlamlı fark saptanmamıştır(p=0.328). Hastalarda CMV ve PJP profilaksisi birlikteliği anlamlı derecede yüksek görülmüştür (p<0.001). Sonuç olarak CMV profilaksisi ve PJP profilaksisinin morbidite, mortaliteye etkisi çalışmamızca desteklenmiştir. PJP profilaksisi 3 ve 6 ay uygulanmış hastalarda mortalite ve rejeksiyon açısından fark görülmemiştir. Kliniğimizde TB profilaksisi uygulanmamasına rağmen sadece 2 hastanın TB bulguları göstermesi TB profilaksisinin sorgulanması gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği+7
Gülsüm Umay Topçu Karadenizli
Hacettepe University
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mycobacterium tuberculosis klinik izolatlarında yeni antitüberküloz ilaçlar olan bedaquiline ve Delamanid'in MİK değerlerinin ve dirence neden olan mutasyonların saptanması

Bu çalışmanın amacı, dirençli tüberküloz hastalarından izole edilen 101 M. tuberculosis klinik izolatının bedaquiline ve delamanid minimal inhibitör konsantrasyon (MİK) değerlerinin fenotipik olarak MGIT-960 otomatize sıvı kültür sisteminde bir araştırma yazılımı olan TB/eXİST ile saptanması ve dirence neden olan mutasyonların Sanger dizileme ve tüm genom analizi (WGS) yöntemleriyle genotipik olarak araştırılmasıdır. Suşların 31'i İsviçre Zürih Üniversitesi'nde, 70'i ise Türkiye'deki hastalardan izole edilmiştir. İsviçre suşlarında bedaquiline ve klofazimin arasında çapraz direnç varlığı da araştırılmıştır. Fenotipik duyarlılık sonuçlarına göre İsviçre ve Türkiye suşlarının bedaquiline, delamanid ve yalnızca İsviçre suşlarının klofazimin MİK dağılımları ve ortalama MİK değerleri sırasıyla <0,2 µg/ml ile ≥4,0 µg/ml arasında (ortalama MİK=0,92 µg/ml), ≤0,01 µg/ml ile ≥3,2 µg/ml arasında (ortalama MİK=0,18 µg/ml) ve ≤0,5 µg/ml ile ≥2,0 µg/ml arasında (ortalama MİK=1,11 µg/ml) saptanmıştır. İsviçre suşlarının bedaquiline MİK değerleri, Türkiye suşlarına göre daha yüksek bulunurken, Türkiye suşlarının delamanid MİK değerleri İsviçre suşlarına göre daha yüksek bulunmuştur. Dünya Sağlık Örgütü'nün Kritik İlaç Kosantrasyonları Raporu'na göre çalışmamızdaki tüm suşlar ortalama MİK değerlerine göre bedaquiline duyarlı bulunurken, delamanid ve klofazimine dirençli bulunmuştur. Bedaquiline ve klofazimin MİK değerleri yüksek suşlarda çapraz dirençten sorumlu olan mutasyon, Sanger dizileme ile saptanamamıştır, dirence neden olan yeni mutasyonun saptanması için ileri çalışmalar yapılması gerekmektedir. Bakteri genomunda bulunan ve tüm ilaçlara karşı gelişen direnç profillerini saptamak amacıyla bir WGS protokolü optimizasyon çalışması yapılmıştır. 25 suşun genomunda bulunan dirençle ilişkili varyantlar saptanabilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışmada ÇİD-TB tedavisinde yakın zamanda ülkemizde de kullanıma girmesi beklenen yeni ilaçlar için Türkiye M. tuberculosis suşlarının ön duyarlılık verisi elde edilmiştir. MGIT-960 sistemiyle entegre edilen araştırma yazılımı ve optimize edilmiş WGS protokolünün ÇİD-TB hastalarının kişiselleştirilmiş tedavilerinin belirlenebilmesinde kullanılabileceği düşünülmektedir.

Antitüberküloz ajanlarDelamanidDizi analizi+6
Fatma Nur Akdoğan Kıttana
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mycobacterium bovis antijenlerinin escherichia coli'de rekombinant DNA teknolojisi ile üretimi ve alt birim aşı geliştirilmesi

Tüberküloz, uzun yıllardan beri hala önlenememiş en yaygın bulaşıcı hastalıklardan birisidir. Hastalığın yayılmasının önlenmesi amacıyla insanlarda kullanımı onaylanmış tek aşı BCG aşısıdır. Ancak BCG aşısının koruyuculuğunun kişiler arasında değişkenlik göstermesi, enfeksiyonu önleyememesi gibi sorunları çözmek üzere arayışlar devam etmektedir. Bu bağlamda bu tez çalışmasında M. tuberculosis ve M. bovis'in virülansında önemli rol oynayan AhpC ve LprG proteinlerinin hem kendi başlarına hem de BCG ile prime aşılamanın ardından booster aşı antijeni olarak uygulanmaları ile hümoral ve hücresel bağışıklık yanıt üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla AhpC proteinini kodlayan ahpC ve LprG proteinlerini kodlayan lprG geni M. bovis genomundan polimeraz zincir reaksiyonu ile çoğaltılmış, bakteriyel ifadeleme vektörüne klonlanmış ve E.coli'de rekombinant olarak üretilmiştir. Rekombinant proteinler afinite kromatografisi ile saflaştırılmış, elektroforez ve immünoblotlama yöntemleriyle karakterize edilmiştir. Ardından, rekombinant AhpC ve LprG proteinlerinin yağ bazlı emülsiyon yapıda bir adjuvan olan Montanide ISA 61VG ile formülasyonları hazırlanmıştır. Aşılar farelere uygulandıktan sonra gelişen hümoral ve hücresel bağışıklık yanıtları ELISA yöntemine dayanan deneylerle araştırılmıştır. Fare serumlarında IgG ölçümüne dayanan hümoral yanıt ve IL-12 ölçümüne dayanan hücresel yanıt değerlendirmeleri her iki proteinin de aşı antijeni olarak etkili olduğunu göstermiştir. AhpC aşısının iyi bir booster aşı adayı olabileceği, LprG aşısının ise tek başına daha etkili olabileceği sonucuna varılmıştır.

AşılamaAşılarDNA+5
Özgün Fırat Düzenli
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

2005-2015 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Çocuk Göğüs Hastalıkları Bilim Dalında izlenmekte olan tüberküloz vakalarının incelenmesi

Hacettepe Üniversitesi Çocuk Göğüs Hastalıkları Bilim Dalında 2005-2015 yılları arasında tüberküloz (TB) tanısı alan veya tedavi alıp izlenmekte olan 93 vaka geriye dönük olarak incelenmiştir. Hastaların % 51,6'sı akciğer tüberkülozu olup; % 33,3'ünde akciğer dışı tutulum; % 15,1'inde ise akciğer TB ve akciğer dışı tutulum mevcuttur. Tüberkülozlu bir erişkinle temas öyküsü vakaların %29'unda saptanmıştır. En sık görülen akciğer dışı TB, %16,1 hastada gözlenen TB lenfadenittir. Hastaların %91,9'unun BCG aşılı olduğu görülmüştür. En yüksek aşısız olma oranının tüberküloz menenjit tanılı hastalarda olduğu gözlenmiş (% 33,3), bunu tüberküloz lenfadeniti (% 18,2) ve miliyer tüberküloz (%16,7) takip etmiştir. Hastaların %9,3'ünde primer immün yetmezlik bulunmaktadır. En sık başvuru yakınması öksürük ( %42,5) olup bunu ateş (%41,9) ve gece terlemesi (%22,6) izlemektedir. Hastaların %21,5'inin tanı anında fizik muayenesi normal olarak saptanmıştır. Akciğer grafisinde en sık saptanan bulgular infiltrasyon (%25,8) ve lenfadenopati (%19,3) olup toraks BT'de en sık saptanan bulgu lenfadenopatidir (% 43,5). Hastaların %72,2'sinde tüberkülin deri testi (TDT) pozitif olarak sonuçlanmış olup TDT ölçümünün dissemine TB grubunda anlamlı olarak daha düşük olduğu gösterilmiştir. Hastaların %20,4'ünde kültür, %17,2'sinde PCR (polimeraz zincir reaksiyonu) ve %15'inde ARB (aside rezistan basil) pozitifliği saptanmıştır. Kültürde üremesi olan hastaların %21,4'ünde en az bir anti-TB ilaca direnç saptanmıştır. İki hastanın konjenital TB tanılı olduğu; annelerinin ancak çocukların tanısından sonra tanı alabildiği görülmüştür. Ulusal rehberlere göre tedavi edilmiş hastaların tedavi sürelerinin ortalama 8,6 ay (6 -36 ay) olduğu görülmüştür. Hastaların %11,8'inin ek olarak steroid tedavisi aldığı; 2 hastada (%2,1) nörolojik bulgularda kötüleşme şeklinde paradoksik yanıt görüldüğü tespit edilmiştir. Akciğer TB tanılı hastalarda klinik iyileşmenin % 75,7 hastada ilk 2 ayda; radyolojik iyileşmenin %56,8 hastada 2-6 ay arasında sağlandığı görülmüştür. Hastaların %91,4'ünde iyileşme, %1,1'inde mortalite görülmüştür. Reaktivasyon %3,2 hastada saptanmış olup %4,3 hasta devredilmiştir. Tüberküloz sıklığında azalma görülmesine rağmen dünyada ve ülkemizde çok önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. Çocukluk çağı TB'sine karşı başarılı mücadelenin en önemli yolu erişkin tüberkülozunu önlemektir.

Konjenital anomalilerSteroidlerTüberküloz+1
Ayşe Mete Yeşil
Hacettepe University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ankara'nın seçilmiş verem savaş dispanserleri'nden ekim 2018-ocak 2019 tarihleri arasında hizmet alan Ankara'nın merkez ilçelerinde ikamet eden yeni tüberküloz tanılı hastaların ilaç uyumunun değerlendirilmesi

Bu araştırma Ankara'nın seçilmiş Verem Savaş Dispanserleri'nde Ekim 2018 - Ocak 2019 tarihleri arasında yeni tüberküloz vakası olarak başvuran hastaların sosyodemografik özelliklerinin ve ilaç uyumuna etkili olan değişkenlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın dâhil etme kriteri hastaların araştırmaya katılmayı kabul etmesidir. Araştırma prospektif kohort tipinde bir epidemiyolojik araştırma olup hastalardan tedavileri esnasında üç kez veri toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak 84 soruluk veri toplama formu uygulanmıştır. Belirtilen tarihler arasında yeni TB tanısı alan 84 hasta ile ilk izlem yapılmış olup 38 hasta ile çalışma tamamlanmıştır. Olguların %52,4'ü kadın, yaş ortalaması ise 44,7'dir. Olguların %92,9'unu 15 yaş üstü nüfus oluşturmuştur. 6 yaş ve üstü kişiler arasında okuma yazma bilmeme düzeyi (%15,2) yüksek olarak gözlenmiştir. Ortalama hane içi kişi sayısı 4,1'dir. Çalışmada akciğer dışı tüberküloz (AD-TB) sıklığı %58,4'tür. Araştırmada HIV(+) TB olgusu bulunmamaktadır. İlaç uyumu üzerine etkili değişkenler tekrarlı ölçümlerin analizini yapan Generalized Estimating Equations yöntemi ile değerlendirilmiştir. Buna göre TB ilaçlarını günlük temin etme, ilaçların düzenli alınmaması halinde bulaştırıcılığın süreceğini bilme, ilaçlarını Aile Sağlığı Merkezinden temin etmeme, çalıştığı iş yerinden ilaç temini için ayrılırken izin almama, yüksek gelir düzeyi, düzenli uyuma, AD-TB olma, ortaokul mezunu ve üzeri öğrenim düzeyinde olma ve alkol almamanın ilaç uyumunu artırdığı ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir.

AnkaraDispanserGenelleştirilmiş tahmin denklemleri+6
Şahin Can Özaltun
Hacettepe University
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Aktif tüberküloz hastalarında depresyonla ilişkilendirilmiş miRNA'ların ekspresyonlarının araştırılması

Tüberküloz (TB) kronik, bulaşıcı ve ölümcül bir hastalıktır. Mevcut tahminler dünya nüfusunun 1/4'ünün Mycobacterium tuberculosis (Mtb) ile enfekte olduğunu göstermektedir. Hem fiziksel hem de zihinsel olarak zayıflatıcı bir hastalık olan Depresyon (DP) eş zamanlı olarak TB'ye yüksek oranlarda eşlik etmektedir ve aralarında sinerjik bir etkileşim görülmektedir. Küçük kodlayıcı olmayan bir RNA türü olan mikroRNA'lar (miRNA) ise işlevlerini yerine getirmek için hedef mRNA'larının ifadesini kontrol etmektedir. Bu çalışmada, TB ve DP arasındaki sinerjik etkiyi değerlendirmek amacıyla DP ile ilişkilendirilmiş miR-128-3p, miR-34a-5p, miR-223-3p, miR-221-3p, miR-24-3p, miR-107, miR-134-5p, miR-135a ve miR-1202'nin aktif TB hastalarında ekspresyon düzeyleri araştırılmıştır. TB Hasta grubuna, aktif TB tanısı almış ve tedavisi başlamamış bireyler (n=35), Kontrol grubuna ise sağlıklı bireyler (n=35) dahil edilmiştir. miRNA'ların ekspresyon düzeyleri Real-Time PCR yöntemi ile tespit edilmiştir. TB Hasta grubu, Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında miR-128-3p, miR-34a-5p, miR-223-3p, miR-221-3p, miR-24-3p, miR-107, miR-134-5p ve miR-135a ekspresyon düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı artış olduğu belirlenmiştir. miR-1202 düzeyleri değerlendirildiğinde ise gruplar arasında farklılık gözlenmemiştir. DP hastalarında artış gözlenen miR 34a-5p, miR-128-3p, miR-223-3p, miR-221-3p ve miR-24-3p'nin, bu çalışmadaki TB hastalarında da anlamlı artışı saptanmıştır. Bu sonuç TB ve DP'nin patogenezinde bu miRNA'ların ortak olarak yer aldığını ve bu iki hastalık arasındaki sinerjide etkili olabileceğini destekler niteliktedir. TB hastalarında miR-135a, miR-107, miR-24-3p ve miR-134-5p ekspresyon düzeylerinde anlamlı artış gözlenmiştir. DP'de düşük ekspresyona sahip miR-134-5p, miR-135a ve miR-107'nin ise TB'de anlamlı artış gösterdiği saptanmıştır. Sonuç olarak TB hastalarında artış gösteren miR-135a, miR-107, miR-24-3p ve miR-134-5p yeni biyobelirteç olarak değerlendirilebilir. Ayrıca TB ve DP hastalarında artış gösteren miR-34a-5p, miR-128-3p, miR-223-3p, miR-221-3p ve miR-24-3p'nin her iki hastalığın ortak yolizlerindeki mediyatörler ile ileri çalışmalarının yapılması TB ve DP arasındaki sinerjinin tanımlanmasına katkı sağlayacaktır.

BiyobelirteçlerDepresyonGen ifadesi+4
Kevser Elçi
Mersin University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVİD-19 pandemi sürecinde bağışıklığı baskılanmış farklı hasta gruplarında latent tüberküloz enfeksiyonu prevalansının araştırılması

Latent Tüberküloz Enfeksiyonu (LTBE), aktif Tüberküloz (TB) hastalığına ait semptomları olmayan ve radyolojik olarak herhangi bir bulgu vermeyen, konakçı sisteminde uyku durumunda bulunan basillerin oluşturduğu TB enfeksiyonunun bir formudur. Bireylerde, altta yatan hastalıklara ve immünsüpresif tedavilere bağlı olarak immünsüpresyon oluşması durumunda, LTBE açısından reaktivasyon riski oluşmaktadır. Bu sebeple, LTBE'nin doğru bir şekilde tespit edilmesi önem taşımaktadır. LTBE'nin tanısında kullanılan testlerden biri olan QuantiFERON- TB Gold Plus (QFT- Gold Plus) testlerinin tanısal performası ise, herhangi bir immünsüpresif durumundan etkilenebilmektedir. Çalışmamızın amacı, altta yatan ek hastalıkları olan (COVID-19, HIV, diyabet, otoimmün hastalıklar vb.) ve steroid gibi immünosüpresanlarla tedavi almış bireylerde, bağışıklığı baskılayan bu koşullar altında LTBE varlığının araştırılması ve olası risk faktörlerinin değerlendirilmesidir. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde, Nisan 2021 – Nisan 2023 tarihleri arasında başvuran 280 hastanın örneği dahil edilerek yapılan bu çalışmada; birçok komorbiditesi bulunan ya da immünsüpresyon oluşturan ajanlarla tedavi alan hastalarda QFT TB Gold Plus test sonuçlarına göre LTBE prevalansının araştırılması amaçlanmıştır. Bu sonuçlara göre, COVID-19 geçirmiş olan hasta popülasyonunda LTBE prevalansının daha yüksek olduğunu tespit ettik (p=0,022). Buna ek olarak inflamatuvar otoimmün hastalıkları bulunan çalışma grubunda ise zayıflamış immünite sonucu IFN-Y üretimindeki düşüşe bağlı olarak negatifleşen LTBE sonuçları olduğunu gözlemlesek de anlamlı bir sonuç bulunmamaktaydı. Diğer altta yatan ek hastalıklar ve QFT sonuçları arasında da istatistiksel olarak bir anlamlılık bulunamamıştır. Ayrıca immünsüpresif özellikleri bulunan steroid gibi ajanlarla tedavi alan bireylerde LTBE prevalansına dair anlamlı bir sonuç tespit edilememiştir. Beklenilenin aksine elde ettiğimiz bu sonuçların, çalışmanın yetersiz hasta popülasyonu, hasta verilerinin sınırlı kalması gibi kısıtlılıklara bağlı olduğunu düşünmekteyiz (=0,950). Bunun yanı sıra biyobelirteçlerin tanısal rolünü saptamaya yönelik yaptığımız analizlerde, dahil edilen biyokimyasal testlerin tüm hasta popülasyonunda çalışılmamış olması gibi nedenlerle sonuçlarımız anlamlı bulunamamıştır. Ülkemizde, daha önce farklı birçok parametrenin dahil edilerek, LTBE araştırılmasına dair yapılan benzer bir çalışma bulunmadığı için bu bulgular bizlere farklı sonuçlar sunmaktadır. Fakat bu çalışma sonuçları, geniş ölçekli hasta ve kontrol grubunun dahil edildiği çalışmalara gereksinim olduğunu göstermektedir.

Antiinflamatuar ajanlar-steroidCOVID 19Enfeksiyonlar+6
Merve Hilal Altınlı
Mersin University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sığır tüberküloz ve paratüberküloz enfeksiyonlarının antemortem tanı yöntemleriyle ayrımı

Bu tez çalışmasında, Tüberküloz şüpheli işletmelerde bulunan hayvanlara, Sığır Tüberkülozunun antemortem tanı ve ayrımında kullanılan tüberkülin deri testleri (PPD bovine ve avian) sonuçlarından yola çıkılarak, Paratüberküloz enfeksiyonu teşhisi koymak için serolojik olarak incelendi ve fekal bakteriyoskopi yapıldı. Ayrıca Türkiye'de endemik olarak görülen Sığır Tüberküloz hastalığının antemortem tanı yöntemleri karşılaştırılıp, gama interferon testinin sensitivite ve spesifite değerleri belirlenerek Sığır Tüberküloz hastalığının eradikasyon çalışmalarına katkı sağlayacak verilerin elde edilmesi amaçlandı. Bu kapsamda;, Çankırı/Çerkeş ilçesinden 1, Çorum/Merkez ilçesinden 1, Ankara/Sincan ilçesinden 1, Eskişehir/Odunpazarı ilçesinden 1 ve Konya/Ereğli ilçesinden 1 işletme olmak üzere Tüberküloz şüpheli toplam 5 süt sığır işletmesinde bulunan 423 adet sığıra intradermal tüberkülin testi uygulandı ve bu test altın standart metot olarak belirlenerek, IFN-γ testinin sensitivitesi % 86, spesifitesi % 97 olarak belirlendi. Paratüberküloz enfeksiyonunun tanısı için bu hayvanlara antikor ELISA , fekal bakteriyoskopi ve IFN-γ ELISA yapıldı ve bu testlerin prevalansları sırasıyla % 10,4, % 5,44 ve % 4,96 bulundu ve sığırlardan 4 (%0,95)'ü Map enfeksiyonu tanı yöntemlerinin her birine pozitif sonuç verdi. Ayrıca intradermal PPD aviana pozitif reaksiyon veren 14 sığır PTB enfeksiyonu yönünden şüpheli kabul edildi ve bu sığırlardan 5 (%35,71)'i antikor ELISA'da, 6 (%42,86)'sı fekal bakteriyoskopide, 3 (%21,43)'ü IFN-γ ELISA'da PTB enfeksiyonu yönünden pozitif sonuç verirken, 2 sığırın (%14,29) tüm test sonuçlarında pozitiflik görüldü. Sonuç olarak; Sığır Tüberkülozu antemortem tanısında, intradermal tüberkülin test sonuçlarına benzer sonuçlar veren IFN-γ testininde kullanılabileceği ve Tüberküloz şüpheli sürülerde her iki testin birlikte yapılması çok daha fazla Tüberküloz enfekte hayvanı tespit edelebileceği ancak saha taramalarında kullanımının sınırlı olacağı kanısına varıldı. Tüberküloz enfeksiyonunun tanısı için yapılan karşılaştırmalı intradermal tüberkülin testinde PPD aviana pozitif reaksiyon veren hayvanların Paratüberküloz tanısı için kullanılan diğer testlerle desteklenerek nonspesifik reaksiyonların ortaya çıkarılmasında ya da PTB enfekte hayvanların tespit edilmesinde belirleyici rol oynadığı görüldü. Anahtar Sözcükler: ELISA, Gama-İnterferon, Mycobacterium bovis, Paratüberküloz, Sığır

Enzime bağlı immünosorbent testiHayvan hastalıklarıMycobacterium bovis+6
Halil Pir
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalında 2016-2021 yılları arasında izlenmekte olan tüberkülozlu çocuk olgularda tedavi yan etkilerinin incelenmesi

Uludağ Üniversitesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalında 2016- 2021 yılları arasında tüberküloz (TB) tanısı ile tedavi alan 94 hasta retrospektif olarak incelenmiştir. Hastaların %52'si akciğer tüberkülozu olup; %6,4'ünde ise birden fazla tutulum bölgesi mevcuttur. En sık görülen akciğer dışı TB, %14 hastada gözlenen TB lenfadenittir. Tüberküloz temas öyküsü %38,3 olarak saptanmıştır. Temas ile akciğer tutulumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,001). Hastaların %77,8 'inde tüberkülin deri testi (TDT) pozitif sonuçlanmıştır. Temas ile profilaksi arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur (p=0,005).En sık başvuru yakınması %18,18 ile öksürük olup bunu %16,53 ile ateş yüksekliği, %11,57 ile halsizlik izlemektedir. Hastaların %26'sının fizik muayenesi normal saptanmıştır. Akciğer grafisinde en sık (%41,3) saptanan bulgu infiltrasyon iken en az (%3,8) saptanan bulgu kavitedir. Toraks BT'de en sık saptanan bulgu %27,01 lenfadenopati olup, bunu infiltrasyon, buzlu cam ve tomurcuklu dal görünümü izlemektedir. Hastalarda %18'inde ARB pozitif, %23,4'ünde PCR pozitif ve %20,21'inde kültür pozitif saptanmıştır. Tedavi süresi akciğer TB'de ortalama 9,6 ay ve akciğer dışı TB' de ise ortalama 10,3 aydır. Hastaların %46'sında yan etki görülmüştür. En sık görülen yan etki %22,34 ile hepatotoksisitedir. Hepatotoksisite ve ürik asit yüksekliği ortalama 15 gün, GİS (gastrointestinal) yan etkiler ise 11 gün sürmüştür. Tedavi değişikliği yapılanların %71,4'ünde birden fazla yan etki olup istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,001). Hastaların %38,6'sında yan etki tekrar etmiştir. Yan etki sonrası sekel görülmemiştir. Hastaların %84'ünde tam iyileşme görülmüş, TB bağlı ölüm görülmemiştir. Çocukluk çağı TB sıklığında azalma görülmesine rağmen dünyada ve ülkemizde çok önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. TB hastalığı ile ilgili toplum bilincinin oluşturulması hastalık ile mücadelede çok önemlidir.

BursaTedaviToksisite+3
Fatma Betül Seymen
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kültür ile tanısı doğrulanmış ekstrapulmoner tüberküloz vakalarında takip ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi

Giriş ve amaç: Tüberküloz (TB) genellikle, Mycobacterium tuberculosis tarafından oluşturulan, akciğer başta olmak üzere her organı tutabilen bir hastalıktır. Son yılarda özellikle gelişmiş toplumlarda doğumsal veya ?human immunodeficiency virus?(HIV), lösemiler, diabet, alkol ve uyuşturucu bağımlılığının neden olduğu kazanılmış immün yetmezliği olan kişilerin sayısının artışına bağlı olarak TB insidansı tekrar artmaya başlamıştır. Çalışmamızda hastanemizde, 2004 ile 2010 yılları arasında ETB tanısı kültür ile kesinleştirilmiş olguların yıllara göre dağılımını, klinik formlarını, hastaların demogrofik verilerini, klinik, laboratuar ve tedavi sonuçlarını geriye dönük araştırmayı amaçladık.Gereç ve yöntem: İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Moleküler Mikrobiyoloji Laboratuvarı'na 2004-2010 yılları arasında gönderilen akciğer dışı örneklerden M. tuberculosis üremesi saptanan hastalar tez olguları olarak seçildi. Hastaların tıbbi kayıtlarından demografik bilgileri, klinik ve laboratuvar bilgilerine ulaşılarak hasta formuna kaydedildi. Hastaların bulgularının karşılaştırılmasında ?Student's t? testi, ?Mann-Withney U? testi, ?Pearson Chi Square? veya ?Fisher's exact test? ile kullanıldı. p değeri < 0.05 olanlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.Bulgular: Çalışmaya alınan toplam 73 hastanın 23 (%31.5)'ü erkek, 50 (%68.5)'si kadındı. Yaş ortalaması 46.4±18.2 ve yaş aralığı 17-83 yıldı. Ekstrapulmoner tüberküloz tanısı konan hastaların 23 (%31.5)'ü TB lenfadenit, 16 (%21.9)'sı kas-iskelet sistemi TB, 11 (%15)'i dissemine TB, 6 (%8.2)'sı üriner TB, 5 (%6.8)'i TB menenjit, 4 (%5.5)'ü genital TB, 4 (%5.5)'ü abdominal TB, 3 (%4.1)'ü cilt TB, 1 (%1.4)' i plevral TB idi. Mycobacterium tuberculosis kültürde en sık lenf nodu (%35.6) örneklerinde üretimişti. En sık üretildiği lenf nodu ise servikal lenf nodu (% 65.4) idi. Hastaların mikrobiyoloji laboratuvarında çalışılan örneklerindeki ARB pozitifliği %11.0, PZR pozitifliği %17.5 iken; histopatolojik örneklerde ARB pozitifliği %50 idi. Histopatolojik incelemeleri yapılan örneklerin tümünde granülomatöz değişiklik varken bunların %77.8'inde nekrozlaşma da mevcuttu. Antitüberküloz ilaçlara duyarlılık hastaların 55 (%75.3)'inde çalışılmıştı ve hastaların 11(%20.0)'inde en az bir antitüberküloz ilaca karşı direnç vardı. INH direnci 8 (%14.5), SM direnci 5 (%9.1), EMB direnci 2 (%3.7), RIF direnci 1 (%1.8) olguda saptandı. Tedavisi tamamlanan 43 hastadan SSS tutulumu ile giden dissemine TB'li bir hasta nüks sonrası gelişen komplikasyonlar nedeni ile kaybedildi. Öldükten sonra kültürde M. tuberculosis üreyen hasta sayısı 4 idi ve ölenlerin %44.4'ünü oluşturuyordu. Ekstrapulmoner TB'li hastalardan antitüberküloz tedavi başlanamadan, tedavisi tamamlandıktan sonra veya tedavi devam ederken ölen hastaların sayısı 56 hasta içinde 9 (%16.1) idi.Sonuç: Ekstrapulmoner TB'de çoğunlukla klinik, histopatolojik, radyolojik, daha az oranlarda direk mikroskopi ve kültür pozitifliği ile tanıya gidilmektedir. Ancak mikrobiyolojik tanıdaki güçlükler nedeni ile, özellikle de ağır hastaların tedavilerindeki gecikme mortalite riskinin artışını beraberinde getirmektedir. Bu nedenle ülkemiz gibi TB'nin sık görüldüğü ülkelerde, ETB de ayırıcı tanıda akılda tutulması, klinik tanımlamayı destekleyen hastaların uygun klinik örneklerinin alındıktan sonra antitüberküloz tedavisinin başlanması önemlidir.

Mycobacterium tuberculosisPrognozSosyodemografik özellikler+3
Sibel Altunışık Toplu
İnönü University
2011
40
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) yöntemi kullanılarak mycobacterium tuberculosis suşlarının tiplendirilmesi

ÖZET Farklı hastalardan izole edilen M. tuberculosis suşlarının epidemiyolojik açıdan ilişkilerini ortaya koyabilmek amacıyla, polimeraz zincir reaksiyon (PZR) yöntemi kullanılarak moleküler tiplendirme yapılmıştır. Araştırmada, Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Araştırma Enstitüsü, Tüberküloz laboratuvarına ülkemizin değişik bölgelerinden gönderilen 160 ve laboratuvarımızdan izole edilen 21 suş ile, tüberküloz hastalığı olan dört aileye ait 13 kişiden alman balgamlardan hazırlanan DNA örnekleri üzerinde yapıldı. İncelenen 181 suş arasından 50 farklı tip saptanmıştır. Bu tiplerde 1353 ila 118 baz çifti uzunlukta 1 ila 7 farklı band bulunmuştur. En fazla 310 ve 550 baz çifti uzunlukta bantlar gözlenmiştir. Farklı coğrafik bölgelere özgü herhangi bir tip bulunamamıştır. Aynı aileden olan tüberküloz hastalarından benzer genotipler saptanmıştır. Bir hastaya ait örnekten, farklı zamanlarda yapılan 10 ayrı PZR uygulamasından, hep aynı sonuç alınmıştır. Epidemiyolojik yönden ilişkili olmayan hastalardan izole edilen suşlar, farklı genotipte bulunmuştur. Antitüberküloz ilaçlara dirençli olan suşlara özgü herhangi bir genotip bulunamamıştır. Bulgular, Ross ve Dwyer taralından geliştirilen bu PZR yönteminin, ülkemizdeki tüberküloz basillerinin tiplendirilmesinde güvenle kullanılabileceğini göstermektedir. 39

GenotipMycobacterium tuberculosisPolimeraz zincirleme reaksiyonu+1
Selami Günal
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1998
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

2000-2020 yılları arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği ve polikliniğinde takip edilen enfektif spondilodiskit tanılı hastaların retrospektif incelenmesi

Spondilodiskitin klinik bulguları özgül olmadığı için tanıda zorluklar ve gecikmeler yaşanabilir. Tedavi başarısı için etkene yönelik tedavi verilmesi esastır. Çalışmamızda spondilodiskit hastalarının klinik yansımaları, tanı yöntemleri, tedavi seçenekleri incelenerek hastaların morbiditesinin azalması için erken tanı alabilmesi ve etkin tedavi seçeneklerinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmamızda 1 Ocak 2000 ile 31 Aralık 2020 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği ve Polikliniği'nde takip edilen 18 yaş ve üstündeki enfeksiyöz spondilodiskit tanılı hastalar retrospektif değerlendirildi. Çalışmamıza 336 hasta dahil edildi. Hastaların 55 (%16,4)'i tüberküloz spondilodiskit, 86 (%25,6)'sı brusellar spondilodiskit, 195 (%58)'i piyojenik spondilodiskit tanılıydı. Piyojenik spondilodiskit hastalarının 107 (n=195, %54,9)'si toplum kökenli, 88 (n=195, %45,1)'i postoperatif gelişen spondilodiskitti. Tüm gruplar arasında en sık şikayet bel ağrısıydı (%77). En sık etkilenen vertebra tüberküloz spondilodiskitinde torakal vertebra (%45,5), brusellar spondilodiskitte lomber vertebra (%51,1), piyojenik spondilodiskitte lomber vertebra (%53,8) idi. Tüberküloz spondilodiskiti tanısı için 55 hastanın 53 (%96,3)'üne girişimsel işlem yapıldığı, hastaların 32 (%58)'sinde histopatolojinin tanıyı desteklediği ve 19 (%34,5)'unda kültürde üreme olduğu saptandı. Brusellar spondilodiskit tanısında brusella aglütinasyon testi ile 82 (%93), kültürde üreme ile 12 (%13,9) hastaya tanı konulduğu görüldü. Piyojenik spondilodiskit tanısında 195 hastanın 94 (%48,2)'üne girişimsel işlem yapıldığı, histopatoloji ile 83 (%42,5), kültürde üreme ile 72 (%36,9), hastaya tanı konulduğu saptandı. Tedavi ortanca süresi tüberküloz spondilodiskitinde 450 gün (240-1440 gün), brusellar spondilodiskitte 210 gün (36-720 gün) ve piyojenik spondilodiskitte 150 gün (15-960 gün) olarak saptandı. Cerrahi tedavinin tüberküloz spondilodiskitinde 35 (%63,6), brusellar spondilodiskitte 3 (%3,5) ve piyojenik spondilodiskitte 72 (%36,9) hastaya yapıldığı saptandı. Tedavi sonrası tüm hastaların 204 (%60,7)'ünde sekelsiz iyileşme görüldü. Spondilodiskit tanısı, şüphe duyulan hastalarda modern tıp yöntemlerinin birlikte kullanılmasını gerektirir. Uygun ve yeterli süre tedavi için etkenin saptanması önemlidir. Anahtar kelimeler: Spondilodiskit, tüberküloz, brusella, piyojenik, postoperatif

BrusellaBursaEnfeksiyonlar+3
Canan Taşdemir
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Investigating the factors affecting the available tuberculosis prevention and control in kampala, uganda

This study's main aim is to pinpoint the variables influencing tuberculosis preventive and control initiatives now in effect in Kampala, Uganda. The theoretical foundation for this cross-sectional study design was Wilber's integral theory. Data was put together using a structured questionnaire filled out by health workers at five Tuberculosis dispensaries in Kampala City Council Authority hospitals around Kampala district. A total of 413 respondents—151 women and 262 men—were questioned. Each respondent provided informed consent before the data was collected. Data analysis was done using SPSS. In order to understand how dependent and independent variables are related, the chi-square association test was used at a significance level of 0.05. 74.33% of the respondents had a treatment supporter while taking their TB medicine, yet 63.44% never disclosed their TB illness to anyone with whom they shared a home. Whereas 59.6% of the patients were HIV positive, 53.8% had low literacy about tuberculosis therapy. As 64.3% of people were taking other medications besides TB medicines, 64.2% were more likely to cease their Tuberculosis treatment due to feeling better in less than two months. These and other factors were pinpointed to be affecting the available Tuberculosis control and prevention programs in Kampala. In conclusion, the functioning of the existing TB prevention and control programs in the Kampala district of Uganda was figured to be aided by patients having a treatment supporter (DOT), TB dispensaries being close by or less than $3 in transportation costs away, the supply of TB drugs at the TB dispensaries, staff attitudes, convenient working hours, and short waiting times at the TB facilities.

Communicable diseases controlCommunicable diseasesInfection control+5
Hadıjah Mbonde
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cumhuriyetin ilk yıllarında salgın hastalıklarla mücadele: Sıtma, trahom, frengi ve verem (1923-1950)

Ulus devletlerin kurulmaya başlamasıyla birlikte halk sağlığını korumaya yönelik çalışmalar devletlerin yerine getirmesi gereken önemli vazifelerden biri olarak görülmüştür. Halk sağlığını koruma çalışmaları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde salgın ve bulaşıcı hastalıklarla mücadele sürecine yansımış ve salgın hastalıklar üzerinden şekillenmiştir. Bu tez çalışmasında 1923-1950 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni meşgul eden salgın ve bulaşıcı hastalıklardan sıtma, trahom, frengi ve verem ele alınmış ve hastalıklarla mücadelenin, halk sağlık politikalarını nasıl şekillendirdiği üzerine değerlendirmeler yapılmıştır. Tez çalışmasında Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne miras kalan sağlık teşkilatı, halk sağlığı çalışmaları, koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetleri tarihsel süreç içerisinde incelenmiş ve tarihsel bir bütünlük içinde verilmeye çalışılmıştır. Osmanlı Devleti'nin sağlık sisteminde meydana gelen değişimler ve bu değişimlerin hangi ihtiyaçlardan doğduğu değerlendirilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin 1923-1950 yılları arasında halk sağlığını korumaya yönelik yapmış olduğu çalışmalar, koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik yapılan kanunlaştırma faaliyetleri ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hastalıklarla mücadele sürecini hangi amaçlar doğrultusunda şekillendirdiği incelenmiştir. Toplumsal afet olarak değerlendirilen salgın ve bulaşıcı hastalıklardan sıtma, trahom, frengi ve veremin tarih sahnesine çıkışı, bulaşma yolları ve hastalığın Türkiye'de yoğun olarak görüldüğü yerler araştırılmıştır. Ayrıca hastalıkların salgın haline gelmesine yardımcı olan yaşam şartları, sosyo-ekonomik durum, kültür ve eğitim seviyeleri gibi unsurlar incelenerek salgınların etkilediği toplum profili değerlendirilmeye çalışılmıştır. Sıtma, trahom, frengi ve verem hastalıklarının tedavi yöntemleri, hastalıkların epidemiyolojik karakterleri, halkın hıfzıssıhha seviyesini yükseltmek için yapılan propaganda faaliyetleri ve ülkenin sahip olduğu iktisadi, sosyal, kültürel ve demografik yapının mücadele sürecine etkisi arşiv kaynakları ve meclis tutanakları dikkate alınarak analiz edilmiştir.

Bulaşıcı hastalık kontrolüBulaşıcı hastalıklarHalk sağlığı+4
Gizem Daşpunar
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Osmanlı toplumunda verem hastalığı (19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başları)

Halk arasında ince hastalık adıyla bilinen tüberküloz "verem basili" denilen mikropların vücuda girmesi ve verem-evram isminde bir takım tomurcukların teşekkülü ile meydana gelir. Osmanlı Devleti'nde 1895 yılında veremle mücadele çalışmaları başlamış olup 1918 yılında gönüllü verem savaş dernekleri kuruldu. Babası ve dedesi veremden ölen II. Abdülhamit döneminde tüberkülozla mücadele için çeşitli girişimlerde bulunulmuştur. Osman Devleti'nde verem çalışmaları Robert Koch'un verem basilini 1882 yılında bulmasından birkaç yıl sonra başlamıştır. Robert Koch'un verem hastalığı hakkındaki çalışmaları takip edilmiş olup tüberkülin üretimi ve uygulaması Osmanlı Devleti'nde de yapılmıştır. Tüberkülozdan korunabilmek amacıyla 1921 yılında BCG aşısı kullanılmıştır. II. Mahmut Maslak'ta veremlilere özel hastane yaptırmıştır. II. Abdülhamid'in isteği üzerine Cemiyet-i Tıbbiye-yi Şahane tüberküloz konusuna eğilmiştir. Önemli çalışmalar arasında Dr. Nazım Şerafettin'in veremden korunma tedbirleri çalışması ile Dr. Avlonitis'in tüberküloza karşı bir savaş derneği kurması önerisi büyük ilgi görmüştür. Öneriler arasında hastane ve cezaevlerinde veremli hastalara tükürük hokkası verilmesi şartı konulmuştur. 1906 yılında Dr. Besim Ömer Uluslararası Tüberküloz Kongresinin ardından İstanbul ve İzmir'de verem oranlarının tespiti için çalışmalarda bulunmuş. 1906 yılında ilk çocuk sanatoryumu Şişli Etfal Hastanesi'nde veremli çocuklar için açıldı. Veremle mücadele etmek amacıyla birçok cemiyet kurulmuştur. Veremle Mücadele Osmanlı Cemiyeti 1918 yılında kuruldu. İzmir Veremle Mücadele Cemiyeti 1923 yılında kurulmuştur ve diğer illerde açtığı şubeler ve dispanserlerle verem savaşta önemli rol oynamıştır. Veremle mücadelede açılan üçüncü dernek Balıkesir'de 2 Ekim 1923'te açıldı. Dördüncü cemiyet ise İstanbul Verem Mücadele Cemiyetidir (1927). Verem ile mücadele amacıyla kurulan bu derneklerin ortak amaçlarından biri toplumu bu hastalık hakkında bilgilendirmek ve eğitmektir. Hastalıktan korunmaya odaklanan bu faaliyetlerin yanı sıra, derneklerin amaçlarından birisi de tedavi kurumları olarak verem hastanesi, sanatoryum ve dispanserler açmak için girişimlerde bulunmaktır. Ülkemizde tüberküloz alanında çalışmalarda bulunmuş önemli isimler: Dr. Besim Ömer, Dr. Tevfik Salim Sağlam, Dr. Behçet Uz, Dr. Nusret Karasu Anahtar Kelimeler: Verem, Verem Basili, BCG Aşısı, Veremle Mücadele Cemiyetleri

19. yüzyıl20. yüzyılAşılar+5
Elif Ziyanak
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İstanbul İli Zeytinburnu İlçesindeki tüberkülozlu hastaların güncel tedaviye uyum durumları ve bunu etkileyen faktörlerin incelenmesi

Araştırma; İstanbul İli Zeytinburnu İlçesindeki Verem Savaş Dispanserinde kayıt altına alınan tüberküloz olgularında, güncel tedaviye uyum durumları ve bunu etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Tüberküloz hastalarının tedaviye uyumuna yönelik ülkemizde yeterli sayıda çalışma bulunmadığından yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışma 01.10.2015/01.10.2016 tarihleri arasında Zeytinburnu Verem Savaş Dispanserine başvuran 20-65 yaş arası 85 hasta ile gerçekleştirildi. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket formu ve Verem Savaş Dispanseri kayıtları kullanılmıştır. İstatistiksel analizler SPSS Statistics 18 kullanılarak yapılmıştır. Verilerin karşılaştırılmasında Eta, pearson ki kare, fisher's exact test, Mann Whitney U test kullanılmıştır. Çalışmaya dâhil edilen 85 hastanın 31 (%36,5)'i kadın, 54 (%63,5)'i erkek ve yaş ortalaması 36,1647 (Min:20-Max:65) yaştır. %24,7'sinin eğitim düzeyi lise ve üzeridir. Hastaların %76,5'i yeni olgudur. %22,3'ü diyabet hastasıdır. Erkek hastaların ilaç almaya gelmeme oranı kadın hastalardan yüksek olduğu görülmektedir (Erkek: %25 ve Kadın: %3,2). Erkeklerin ilaç içmeyi unutma oranı kadınlarınkinden fazladır (Erkek: %27 ve Kadın: %9,7). Eğitim durumu, aile tipi ve sosyal güvencesi olup olmama ile ilaç içmeyi yarıda bırakıp bırakmama, ilaç almaya gelip gelmeme, arasında istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç bulunmamıştır. Sigara ile ilaç içmeye gelip gelmeme (P=0,005) karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur P<0,05. Alkol kullanımı ilaç almaya gelip gelmeme (P=0,009) ve ilaç içmeyi unutup unutmama ile karşılaştırıldığında (P=0,042) istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P<0,05). Erkek hastaların ilaç almaya gelmeme ve ilaç içmeyi unutma oranı kadın hastalardan yüksek olduğu görülmektedir. Sigara içenlerde ilaç almaya gelmeme oranı daha yüksektir. Alkol kullananlarda ilaç almaya gelmeme ve ilaç içmeyi unutma oranı daha yüksektir.

HastalarTedaviTedaviye bağlılık ve uyum+2
Ayşenur Oral
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İstatistiksel proses kontrol ile HIV ve tüberküloz insidanslarının yıllara göre değerlendirilmesi

Son yıllarda birçok ülkede sağlık verileri kayıt altına alınmaktadır. Oldukça fazla miktardaki bu veriler izlenerek HIV ve tüberküloz insidanslarının zaman içindeki seyri hakkında bilgi sağlanmaktadır. İstatistiksel proses kontrol grafikleri enfeksiyon hastalıklarının belli bir zaman dilimindeki seyrini izleyerek süreci anlamayı, kontrol etmeyi ve geliştirmeyi sağlamaktadır. Küresel taşımacılık ağı geliştikçe bulaşıcı hastalıkların yayılması da bir o kadar hızlı gerçekleşmektedir. Bu durum önlemlerin alınması zorunluluğunu gerektirmektedir. En eski hastalıklardan birisi olan tüberküloz (TB) günümüzde hala ölümcül hastalıklar arasında bulunmaktadır. Dünya nüfusunun dörtte biri latent TB enfeksiyonuna sahiptir. Bağışıklığı zayıf olan kişiler, HIV virüsüne sahip kişiler, yetersiz beslenme, diyabet hastaları, tütün ürünleri kullanan kişiler TB enfeksiyonunun hastalığa dönüşmesinde yüksek risk grubundadır. HIV ve TB hastalıklarının bir arada bulunması ölümle sonuçlanmaktadır. HIV enfeksiyonunun henüz bir çaresi bulunmamakla birlikte kontrol altında tutulması son derece önemlidir. Tez çalışmasında nicel ve nitel özellikler için istatistiksel proses kontrol grafikleri anlatılmıştır. Avrupa kıtası ülkelerindeki HIV ve Tüberküloz insidanslarının 1990 – 2016 yılları arasındaki seyri izlenmiş, analizler yapılmış ve uygun kontrol grafikleri çizilmiştir. Hastalar enfekte olmuş / enfekte olmamış şeklinde iki duruma sahiptir. Öncelikle verilerin aşırı yayılım ve az yayılım gösterip göstermediğini belirlemek için grafik yöntemi ile analizler yapılmıştır. Analiz sonucuna göre Laney P veya Shewhart P kontrol grafiği çizilmiştir. Çizilen kontrol grafikleri yorumlanarak ülkelerin HIV ve TB enfeksiyonuna karşı kontrol altında olup olmadığı belirlenmiştir.

BiyoistatistikHIVHIV enfeksiyonları+3
Özlem Toluk
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rifampisin ve izoniazid dirençli tüberküloz tespiti için antibiyotik duyarlılık testi ve pirosekans analizi karşılaştırılması

Tüberküloz küresel bir halk sağlığı sorunudur. Çok ilaca dirençli Mycobacterium tuberculosis sıklığındaki artış sorunu daha da kötü hale getirmiştir. Tedavi etkinliğinin artırılması ve dirençli tüberkülozun yayılmasının azaltılması, hızlı, etkili ve güvenilir tanı yöntemlerini gerektirmektedir. Moleküler yöntemler M.tuberculosis ilaç direncinin hızlı tespiti için umut vericidir. Çalışmamızda Ocak 2013-Nisan 2014 arasında Gaziantep Üniversitesi Mikobakteriyoloji Laboratuvarına çeşitli kliniklerden gönderilen ve MGIT 960 sistemi ile M.tuberculosis üremiş 49 izolatta rifampisin (RIF) ve izoniazid (INH) direncini "pyrosequencing" yöntemi ile araştırdık. Aynı zamanda yapılmış MGIT duyarlılık testi ile karşılaştırdık. MGIT 960 duyarlılık yöntemi ile 49 izolattın 37 si hem INH hem de RIF'e duyarlı, 11 izolat mono-dirençli (1 tanesi RIF'e ve 10 tanesi de INH'e dirençli) ve bir izolat da hem RIF hem de INH'e dirençli bulunmuştur. MGIT 960 ile dirençli bulunan iki izolat, Pyrosequencing yöntemi ile duyarlı (rpoB geninde Rifampicin Resistance Determining Region =PRDR bölgesinde herhangi bir mutasyon saptanmamıştır), öte yandan MGIT ile RIF duyarlı bulunan üç izolatta PRDR bölgesinde mutasyonlar saptanmıştır. MGIT 960 sistemi kullanılarak INH direnci saptanan 11 izolattan yalnızca birinde Pyrosequencing yöntemi ile katG geninde mutasyon tespit edilmiş diğerleri duyarlı bulunmuştur. MGIT 960 sistemi ile INH duyarlı saptanan 38 izoların birinde katG geninde mutasyon saptanmıştır. Pyrosequencing yöntemi, RIF ve INH dirençli M.tuberculosis izolatlarının sonuçlarını kısa bir sürede sağlama avantajına sahiptir. Ancak yöntemin henüz fenotipik yöntemlerle korele olduğu söylenemez. Öte yandan pahalı olması, bir direnç kararının verilebilmesi için, ilaç direnciyle ilişkili birkaç genin çalışılmasını gerektirmesi gibi dezavantajları vardır. Ancak, bu dezavantajlarına rağmen moleküler yöntemlerin hızlı tanıda gelecek vaat ettiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Mycobacterium tuberculosis, Rifampisin, İzoniazid, Pyrosequencing

RifamisinlerTüberkülin testiTüberküloz+6
Waleed Al Shlash
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği kapsamında mesleki biyolojik risklerden tüberküloz hakkındaki deneyimleri ve bilgi düzeyleri

Tüberküloz (Tbc), sağlık çalışanlarının karşılaştığı mesleki risklerden biridir. Bu tez, sağlık çalışanlarının tüberküloz hakkındaki deneyim ve bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın verileri, 24 Eylül-10 Ekim 2019 tarihleri arasında özel bir hastanede görev yapan sağlık meslek gruplarının anket sonuçlarının değerlendirilmesi şeklinde oluşturulmuştur. Hazırlanmış olan anket, veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Bu amaçla, tüberküloz ile karşılaşma riski olan 316 sağlık çalışanı ile anket yapılması düşünülmüştür. Ancak, 76 sağlık çalışanın, nöbet, doğum ya da yıllık izin gibi nedenlerden dolayı anketleri yapılamamıştır. Bu nedenle, araştırmanın verileri, 172'si kadın ve 78'i erkekten oluşan toplamda 250 sağlık çalışanının verilerinden oluşmaktadır. Ankete katılan sağlık çalışanlarının eğitim düzeyleri, %34,8'i sağlık meslek lisesi, %32'si ön lisans ve %12,4'ünün lisans mezunu olduğu tespit edilmiştir. Sağlık çalışanlarının, %72'sinin en az bir kez tüberküloz konusunda eğitim aldığı tespit edilmiştir. Hastanelerde, rutin olarak her yıl yapılan tüberküloz eğitimine son altı ay içerisinde katılanların oranı %6,4 olduğu belirlenmiştir. Katılımcılardan, tüberkülozun bulaşıcı bir hastalık olduğunu bilenler %86,8 oranındaydı. Tüberkülozun belirti ve bulguları sorulduğunda ise yanlış bilenlerin ve hiç bilmeyenlerin oranının %50,4 olduğu tespit edilmiştir. Negatif basınçlı odaların hakkında bilgisi olanların oranı %49,2 olarak belirlenmiştir. Tüberküloz hastasının oda girişine mavi çiçek sembolünün konulması gerektiğini düşünenlerin oranı %45,6' olarak belirlenmiştir. Tüberküloz da standart tanılama yönteminin, %58,8 oranında radyoloji ve %50,4 oranında ise fizik muayene olduğu düşünülmektedir. Katılımcıların %67,6'sının PPD testi hakkında bilgi sahibi olduğu tespit edilmiştir. Doğrudan gözetimli tedavinin ne olduğunu bilenler %44,8 oranına sahip olduğu görülmüştür. Bu araştırmanın verileri doğrultusunda, sağlık çalışanlarının tüberküloz hakkında bilgi düzeylerinde eksiklikler olduğu tespit edilmiştir. Mesleki risk faktörlerinden tüberküloz, sağlık çalışanlarının hayatını tehdit etmektedir. Sağlık personellerinin tüberkülozun bulaşma riskinden korunabilmeleri için kurumlarda alınacak olan mühendislik önlemlerinin yanı sıra hastalık hakkındaki bilgi düzeylerini arttırmaları gerekmektedir. Bu da kurumlarda verilecek olan eğitimlerle mümkün hale gelecektir. Aynı zamanda verilen eğitimlerin kalıcı olabilmesi için yönetimsel önlemler kapsamında yapılan uygulamaların sahada takip edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mesleki risk faktörü, sağlık çalışanları, tüberküloz, bilgi ve deneyim

BilgiBilgi düzeyiDeneyim+5
Merve Körükmez
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Irak hılla birincil sağlık ocaklarında görülen hemşirelerin tüberküloz hakkında bilgi ve tutumlarının belirlenmesi

Background: One issue that poses a danger to public health is tuberculosis, particularly in developing nations. It is crucial to identify TB patients in order to reduce the disease's prevalence in society and successfully complete the TB treatment regimen. Improved nurse awareness regarding the detection of TB cases is crucial to maintaining control over and reducing the risk of spreading this disease.Objective: The study aims to determination the knowledge and attitude of nursing about tuberculosis in primary health care centers at Hilla city, Iraq. Methodology: using a cross-sectional design. 230 nurses working in primary health care centers were randomly selected. data collection from 1/5/2022 to 1/8/2022. The study relied on a questionnaire based on a personal interview consisting of three sections: the first covered basic demographic data; the second covered nurses' knowledge of tuberculosis; and the third covered nurses' attitudes towards the disease and analyzed data collection using the Statistical Package for the Social Sciences (SPSS), version 22.Result: The results showed that 66.5% female, male 33.5%, age less than 31 years, more nurses with diploma certificates as educational level 60.9%, and years of service in primary health care centers are 1-4 years. Knowledge-related TB has a low response rate of 37.0%, whereas attitude-related TB has a negative response rate of 26.5%.Conclusion: The majority of the females in the sample were under the age of 31. The study revealed that the nurses' knowledge was unacceptable for all variables of the knowledge information about tuberculosis disease. The nurses' attitude towards the disease was also poor.

Level of knowledgePrimary health careAttitudes+1
Husseın Alı Sukab Sukab
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dhi Qar Valiliği birinci basamak sağlık merkezlerinde çalışan hemşirelerin tüberküloza ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesi

Arka Plan: İnsanlık tarihinde bilinen en eski hastalıklardan biri olan tüberküloz halk sağlığı için önemli tehditlerden biridir. Etkili bir tüberküloz kontrolü sağlamak, birinci basamak koruyucu sağlık hizmeti sunan kurumların görevleri arasındadır.Sağlık çalışanlarında tüberküloz riski, genel toplumdan yüksektir. Bu nedenle tüberküloz hakkında bilgi sahibi olmak hem sağlık çalışanları hem de toplum sağlığı için önemlidir. Çalışmanın amacı: Bu çalışma, DHI QAR VALİLİĞİ birinci basamak sağlik merkezlerinde çalışan hemşirelerin tüberküloza ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı tipte bu çalışma, Irak Dhi-Qar Valiliği Al-Rifai Bölgesin'deki birinci basamak sağlık merkezlerinde 0.10.2020-10.03.2021 tarirlerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, veri toplama tarihlerinde araştırmanın yürütüldüğü kurumlarda çalışan 18-65 yaş arasındaki 250 hemşire oluşturmuştur.Veriler, araştırmacı tarafından hemşirelerin sosyodemografik özelliklerini beliremeye yönelik hazırlanan soru formu ve tüberküloz hakkındaki bilgilerini belirlemeye yönelik hazırlanan soru formu ile toplanmıştır.Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin, %44.4'ünün 35-44 yaş aralığında, %57.22sinin evli, %47.6'sının üniversite mezunu ve %53.3'ünün 6-10 yıl arasında mesleki kıdeme sahip olduğu belirlenmiştir. Araştırma grubunun %50'sinin tüberkülozu, %56'sının tüberkülozun belirti ve bulgularını, %53.2'sinin tüberkülozun nasıl önleneceğini, %58.9'unun komplikasyonlarını ve %57.6'sının tüberkülozda kullanılan ilaçları bilmediği saptanmıştır.Hemşirelerin % 3.6'sı tüberküloz tedavisinin 6 ay ve üzeri sure olduğunu bilmektedir. Hemşirelerin,%52.8'inin şüpheli bir hasta ile karşılaşığında koruyucu ekipman kullanmadığı belirlenmiştir. Hemşirelerin tüberkülozdan korunmaya yönelik uyguladıkları ilk üç yöntemin kalabalık iş ortamlarında XIII havalandırma kullanmak (%52.4), aşılarını düzenli yaptırmak (%50),eldiven kullanmak (%46.0) olduğu saptanmıştır Sonuç: Araştırmanın bulguları, araştırmaya katılan hemirelerin tüberküloz hakkındaki bilgilerinin iyi olmadığını ve tüberküloza yönelik eğitim gereksinimleri olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, gerek mezuniyet öncesi eğitim programlarında gerekse mezuniye sonrası düzenlenecek hizmet içi eğitim programlarında toplumun sağlığını tehdit eden tüberküloza yönelik bilgilendirmelerin yapılması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Bilgi, Hemşire Korunma, Tüberküloz

Bilgi düzeyiBirinci basamak sağlık hizmetleriHemşireler+6
Mousa Abduljabbar Hamad Al-rıkabı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Evaluate of Glutathione S-transferase with some biochemical parameters and its association with anti tuberculosis drugs influenced liver impairment in Iraqi patients

The main goal of our project include the anti-TB drugs' hepatotoxicity can be predicted by measuring Glutathione S-transferase levels. The study included 150 blood samples, with 50 samples taken from patients with pulmonary tuberculosis (TB) who were newly diagnosed. There were no significant differences in the incidence of TB in both sexes, with females having a 54 percent incidence rate and males having a 46 percent rate. with ages ranging from 12 to 77 years, 27 females (55%) and 23 males (45%) and an average age of 33.95 ±6.4 years, wherase BMI are (19 out of 50 normal, 17 overweight and remeinder was 14) for all the mean BMI 26.7± 3.3. and 50 samples taken from control group, with ages ranging from 19 to 58 years, 23 females (54%) and 27 males (46%) and an average age of 28.95± 4.8 According to the findings of the current study. The distribution of GST protein levels in 100 TB patients'r specimens for the quantified results and shown a slightly increasing level of GST levels in the 50 patients' in newly diagnosis also with treatment increasing level of (66 % from 50 treated patient have a high level of GST 17.2±4.90 Protein levels of CRP, AST, LDH, and ALT were all considerably higher in patients than in controls. Keywords: Liver injury, Glutathione S-transferase, TB, Tuberculosis, Treatment

Glutathione transferaseLiverTreatment+1
Sufyan Hameed Othman Othman
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00

İlgili konular