Reproduction techniques

79 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessEN

Appropriate ivf vs. inappropriate ivf : Formation of the discursive space of in-vitro fertilization in Turkey

This study analyzes the local context of Turkey in which the reproductive technology of In Vitro Fertilization (IVF) takes place. Focusing on the ways in which this global biomedical technology is understood, produced, practiced, experienced and narrativized within the locality of Turkey, this study looks at the particular formation of Artificial Insemination by Donor (AID) as an "inappropriate" technology, and the conceptualization of "conventional IVF," where reproduction takes place between a heterosexual and married couple, as an "appropriate" technology. Looking into the legal, economic and social spheres of the practice of IVF, this thesis highlights the importance of several social processes like medicalization, economic liberalization and the formation of the nuclear family as the ideal form of social, organizational unit, to see how a global conceptive technology is shaped locally, according to the particular, contextual, discursive spaces. Avoiding essentialist explanations on the issue, this thesis looks at the intersection points of three axes – that are, the historical emergence of the nuclear family as the core organizational unit of the nation state, the conservative and family-oriented policies of the government, and the popular cultural values on issues such as motherhood, lineage, adoption and donor insemination, which are expressed repeatedly by women from different educational, social, economic and religious backgrounds. The study examines the ways in which state laws that limit the possible usages of IVF technology in Turkey to a strictly heterosexual married couple overlap with popular, cultural, moral values. Comparing the case of Turkey to Israel, Egypt, Iran, Lebanon and Greece, this thesis shows that a single, global, Western technology is formulated differently as it travels from place to place and encounters different historical, political, cultural spheres. Finally, by analyzing fourteen women's narratives of their experience with IVF, and one woman's telling of her experience with AID, this study pays attention to several ways in which the medical procedure of IVF is carried out on the bodies of women, stressing the conscious strategies they employ as active agents to steer their way in a hectic market of test-tube babies, scrutinizing the meanings they attach to these technologies in their local moral worlds by looking into their narratives.

Insemination-artificialFertilization-in vitroWomen+4
Feriha Merve Alıcı
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Erken bölünme değerlendirmesinin intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu sonuçlarıyla ilişkilendirilmesi

İnfertilite, korunmasız ve düzenli cinsel ilişkiye rağmen bir yıl süre sonunda gebe kalınamaması şeklinde tanımlanır. Yardımla üreme teknikleri gebelik elde edilmesi için başvurulan uygulamalardır. Bir in vitro fertilizasyon (IVF) siklusunda başarıyı etkileyen en önemli faktörlerden biri transfer edilecek en iyi embriyonun seçimidir. Transfer edilecek embriyolar morfolojilerine ve kültürde gelişim oranlarına göre belirlenmektedir. Embriyoların gelişimlerinin ve diğer embriyolarla arasındaki farklılıkların belirlenmesi için kritik zaman noktalarında gözlenmesi gerekmektedir.İnseminasyon veya mikroenjeksiyondan sonraki 25. saat kritik zaman noktası olarak kullanılmaktadır. 25. saatte iki hücreye bölünmüş embriyo erken bölünmüş embriyo olarak adlandırılır. Yapılan araştırmalar erken bölünen embriyoların daha yüksek gebelik ve implantasyon potansiyeline sahip olduklarını göstermiştir.Çalışmamızda transfer edilecek en iyi embriyonun seçim sürecinde ICSI den 25-27 saat sonra gerçekleşen erken embriyo bölünmesinin ICSI parametreleri üzerine etkileri incelendi. 202 hasta transfer edilecek erken bölünen ve bölünmeyen embriyoların varlığına göre iki gruba ayrıldı. I. grup en az bir tane erken bölünen embriyo transferi yapılan 109 hastadan, II. grup ise erken bölünmeyen embriyolarla transferi yapılan 93 hastadan oluşturuldu.Çalışma sonunda erken embriyo bölünmesinin ICSI parametrelerinden embriyo elde etme, embriyo bölünme hızı, kalitesi ve gebelik oranları üzerine etkisi değerlendirildi. Embriyo elde etme oranı açısından erken bölünen ve bölünmeyen grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Grup ayrımı yapılmadan tüm embriyolar değerlendirildiğinde, erken bölünen embriyodan gelişen embriyo bölünme hızı ve kalitesi, erken bölünmeyen embriyoya göre anlamlı yüksek bulundu. Gebelik oranları incelendiğinde; I. grupta gebelik oranı %72.5 ve II. grupta %31.2 bulundu. Erken bölünen embriyolarla transfer yapılan hastalarda gebelik oranı istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu.Bu verilere dayanarak transfer edilecek embriyoların seçiminde fertilize olmuş oositin ilk hücre bölünme zamanının önemli bir kriter olarak değerlendirilebileceği sonucuna varılmıştır.

EmbriyoFertilizasyon-in vitroÜreme teknikleri
Mehtap Tülü Aziret
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Kümülüs hücreleri proliferasyon ve apopitoz indekslerinin intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu sonuçlarıyla ilişkilendirilmesi

Günümüzde yardımla üreme tekniklerini kullanan (IVF: İn vitro fertilizasyon, ICSI: İntrasitoplazmik sperm enjeksiyonu) hastaların gebelik oranı pek çok faktörün etkisi altındadır. Bu faktörlerden bazıları semen kalitesi, ovaryan stimülasyon tipi, östradiol (E2) seviyeleri ve hasta yaşıdır. Bunlar oosit sayısını, kalitesini, matürasyon oranını ve embriyo gelişimini etkilemektedir. Oosit matürasyonun ilerlemesini ya da gecikmesini sağlayan kümülüs hücreleri, lokal ürünler aracılığıyla oositi etkileyerek proliferasyon ve apopitozda güçlü birer düzenleyici olarak rol oynamaktadırlar.Bu çalışmada, kümülüs hücrelerinin proliferasyon ve apopitoz oranları belirlenip ? 37 yaş ve altı ile ? 38 yaş ve üstü olmak üzere iki gruba ayrılan hastalarda, mikroenjeksiyon sonuçlarıyla ilişkisi değerlendirildi.Bu amaçla, mikroenjeksiyon uygulamasına tabi tutulan hastalardan toplanan kümülüs-oosit komplekslerinden alınan kümülüs hücrelerine, prolifere hücre nükleer antijeni (PCNA) monoklonal antikoru uygulanarak proliferasyon indeksi tespit edildi. 4, 6 diaminido 2 phenilindol (DAPI) floresan boyası uyguladıktan sonra mikroskop altında morfolojik kriterlere göre apopitoz oranı belirlendi.Elde edilen bulgulara göre, kümülüs hücrelerinin proliferasyon oranlarının ? 37 yaş ve altındaki grupta anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü. Kümülüs hücre apopitoz oranları değerlendirildiğinde ise her iki grup arasındaki fark anlamlı değildi. Proliferasyon ve apopitoz oranları tespit edilen gruplarda ayrıca oosit matürasyonu, fertilizasyon ve gebelik düzeyleri değerlendirildi. Toplanan oosit sayısı ve matürasyon oranlarının yanı sıra gebelik düzeylerinin kümülüs hücrelerinde yüksek proliferasyon indeksine sahip hastalarda anlamlı derecede artmış olduğu saptandı.Çalışmamızda, mikroenjeksiyon uygulanan hastalarda kümülüs hücre proliferasyon oranlarının sağlıklı gebelik eldesi konusunda önemli bir parametre olan kaliteli oosit seçiminde kullanılabilecek potansiyel bir belirteç olduğu sonucuna varılmıştır.

ApoptozisApoptozisFertilizasyon+6
Olcay Alpak
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Safkan arap atı kısraklarında preovulatör folikül, koprus hemorajikum ve korpus luteumun vaskülarizasyonunun gebelik üzerine etkisi

Yardımcı üreme teknolojilerinin ve ileri görümtüleme yöntemlerinin kullanımının yaygınlaşması, ovaryum üzerindeki folikül ve korpus luteuma ait çeşitli özelliklerin daha detaylı incelenerek fertilizasyon ve gebeliğin devamı üzerinde etkilerinin ortaya konulması açısından önemli bir basamak sağlamıştır. Tez çalışmasında kısraklarda üreme sezonu içerisinde östrus süresince ovaryum üzerindeki görülen yapılardan olan preovulatör folikül, korpus hemorajikum ve korpus luteuma ait çap ölçümleri ve bu yapıların vaskülarizasyonlarının renkli doppler ultrasonografi ile değerlendirilerek gebelik ile ilişkilendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 5-20 yaş aralığında 40 adet Arap atı kısrağının üreme sezonundaki ilk ovulasyonları takip edilerek 4 mm ve üzeri foliküle sahip olan, uterus ödemi ile serviks ödemi ve servikal çapı arttığı tespit edilen kısrakların aşımları gerçekleştirilerek preovulatör folikül, aşım sonrası 24 saat içerisinde korpus hemorajikum ve aşımdan 7 gün sonra korpus luteuma ait ultrasonografik muayeneler yapılmıştır. B-mod ultrasonografi ile alınan görüntülerden çap ölçümleri ImageJ programı ile değerlendirilmiş, renkli doppler ultrasongorafi ile bu yapılara ait görüntülenen vaskülarizasyonlar subjektif olarak skorlanmıştır (1-4). Gebelik muayenesi 14. günde ultrasongrafi ile gerçekleştirilmiş, ilgili parametrelerin gebelik üzerindeki belirleyiciliği değerlendirilmiştir. Bunun sonucunda preovulatör folikül ve korpus luteuma ait çap değeri ile preovulatör folikül ve korpus luteun vaskülarizasyon skorunun gebelik üzerindeki belirleyiciliği anlamlı bulunmamıştır. Korpus hemorajikum çapı 36,7 mm ve altı olan kısraklar için gebelik %73,9 duyarlılık ve % 64,7 özgüllük ile ortaya konulabilirken (p<0,05), korpus luteum vaskülarizasyon skoru 4 olan belirlenen kısrakların gebelik durumunda %78,3 duyarlılık ve % 64,7 özgüllük ile belirlenebilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, korpus hemorajikum çap ölçümü ve korpus luteumun renkli doppler ultrasonografi ile vaskülarizasyonunun belirlenmesinin kısraklarda gebeliğin değerlendirilmesinde erken bir öngörü sağlayabileceği kanaatine varılmıştır

Arap atlarıCorpus hemorrhagicumCorpus luteum+7
Mustafa Oğuzhan Şahin
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

6.güne giden embriyoların transfer sonrası gebe kalma oranlarının belirlenmesi

Embriyo transferinden önce blastokist seçimi, sağlıklı bir implantasyon olanağını güçlendirir. ICSI sonrası 5. gün ve 6. gün embriyo blastokist gelişim takibi yapılır. Bu süreç embriyonun rahim içine tutunmasını dolayısıyla asıl hedef olan gebelik şansın arttırmasını sağlayacaktır. Blastokist transferi ile yüksek gebelik ve implantasyon oranı sağlanırken, çoğul gebelik oranı da düşmektedir. Bazen embriyolar beklenen hücre sayılarına gelemezler ve geriden takip ederler. 5. günde morula aşamasında veya erken blastokist aşamasında kalabilir. Bu durumda embriyo gelişimini tamamlaması için 6. güne bekletilir. Bu çalışma 2010-2022 tarihleri arasında Acıbadem Altunizade Hastanesi Tüp Bebek Merkezi'ne başvuran vakalar arasında belirlenen, 5. gün ve 6. gün blastokist transfer oranları retrospektif olarak araştırıldı. Çalışmada 2052 blastokist transferi gerçekleştirilmiş vaka değerlendirilmeye alındı. 1998 vaka 5. gün blastokist transferi, 54 vaka 6. gün blastokist transferi gerçekleştirenler olarak belirlendi. 2052 vakanın 1388'inde (%67,6) gebelik oluştuğu, 664'ünde (%32,4) gebelik oluşmadığı görüldü. Yapılan analiz neticesinde ET 5. gün olgularda gebelik oranı, ET 6. gün olanlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p=0.002; p<0.01). 5. gün embriyo transferi yapılan olguların grade II embriyo sayıları 6. gün embriyo transfer yapılanlardan istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptandı (0,002; p<0,01). 5. gün ET yapılanların 6. gün ET yapılanlara göre gebelik oluşma oranının yüksek olması nedeniyle 5. gün blastokistlerinin implantasyon başarısının daha yüksek olduğu sonucuna varıldı. Ancak 6. gün ET yapılanlarda da gebelik pozitif olguların varlığı transfer edilebilecek embriyo sayısının az olduğu durumlarda transfer yapılabileceğini gösterdi.

BlastokistEmbriyoEmbriyo gelişimi+4
Gülay Akyüz
Maltepe University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni evlenecek çiftlerin evliliğe yönelik görüşleri ile üreme sağlığı bilgi ve gereksinimleri

Bu araştırma, yeni evlenecek çiftlerin evliliğe yönelik görüşleri ile üreme sağlığı bilgi ve gereksinimlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 15 Haziran-25 Eylül 2014 tarihleri arasında, Ankara İli Çankaya Belediyesi hizmet sınırları içerisinde ikamet edip, evlenmek maksadıyla Çankaya Belediyesi Vedat Dalokay Evlendirme Müdürlüğü'ne başvuran çiftlerle yürütülmüştür. Araştırma örneklemini gönüllü toplam 257 çift oluşturmuştur. Araştırmaya katılan çiftler, basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılarak seçilmiştir Veri toplama aracı olarak, ilgili literatür doğrultusunda geliştirilen veri toplama formu kullanılmıştır. Veri toplama formu 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sosyo-demografik özellikler, ikinci bölümde evliliğe yönelik görüşler ile ilgili sorular ve üçüncü bölümde üreme sağlığı-cinsel sağlık ile ilgili sorular bulunmaktadır. Verilerin analizi için sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma, iki gruplu karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, üç ve daha fazla gruplu karşılaştırmalarda Kruskall-Wallis testi, değişkenler arasındaki ilişkilerde korelasyon analizi veya ki-kare bağımlılık testleri kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık değeri olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Çalışmada yeni evlenen bireylerin ortalama evlilik yaşı kadınların 27.1±3.6 (min:18, max:35), erkeklerin 29.1±3.2 (min:20, max:36) olarak bulunmuştur. Bireylerin çoğunluğunun üniversite mezunu olduğu (%77.2) ve gelir getiren bir işte çalıştığı (%90.3) belirlenmiştir. Bireyler evliliği en çok "hayatı paylaşma" (%83.1) olarak tanımlamışlardır. Çiftler, evlendikleri kişinin ilk sırada "sorumluluk duygusuna sahip olması"nı (%74.3) istediklerini belirtmişlerdir. Bireyler evlilik öncesi danışmanlıkta, anne baba olmayı öğrenme, problem çözme becerisi, çatışma yönetimi, iletişim becerileri ve üreme sağlığı-cinsel sağlık konularında danışmanlık almak istediklerini belirtmişlerdir. Araştırmaya katılan bireylerin üreme sağlığı-cinsel sağlık bilgi puanı ortalaması 44.6±20.7 (min:0, max:100) olarak bulunmuştur. Katılımcıların yaş grubu, eğitim düzeyi, çalışma oranı ve gelir düzeyi arttıkça üreme sağlığı bilgi puanının arttığı, evlilik öncesi danışmanlık hizmeti almayanların, parçalanmış aileye sahip, görücü usulü ile evliliğe karar verenlerin ve akraba evliliği olanlarda üreme sağlığı bilgi puanının daha düşük olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonucunda, evlilik öncesi danışmanlık alma durumunun üreme sağlığı-cinsel sağlık bilgi durumunu artıracağı bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara yönelik konu ile ilgili gerekli önerilerde bulunulmuştur.

Evli erkeklerEvli kadınlarEvli çiftler+4
Ebru İnan Kırmızıgül
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Yardımcı üreme teknolojisi ile gebe kalan kadınlar ve doğal yollardan gebe kalan kadınlarda plasentalarının yapısal ve immünohistokimyasal farklılıkları

Amaç: Plasenta, fetal bileşen ve anneye ait bileşenden oluşan geçici bir organdır ve fetüsü korumak ve doğuma kadar canlılığını sağlamak için gebeliğe özgü bir yapıdır. Plasenta aynı zamanda gebeliğin ve fetal sağlığın korunmasını sağlayan önemli sinyaller üreten bir endokrin organı olarak da hizmet etmektedir. Plasenta çalışması klinik, sonografik, laboratuvar ve anatomik verileri içerir. Yardımcı üreme teknolojisi (ART), geleneksel tüp bebek (IVF) ve intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) gibi hem oositlerin hem de spermin in vitro olarak işlendiği, gebeliği sağlamak için kullanılan bir dizi tedavi olarak tanımlanmaktadır. Yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalan kadınların plasentalarıyla normal yollardan gebe kalan kadınların plasentalarını yapısal ve immünohistokimyasal olarak değerlendirmek ve farklılıkları analiz ederek immunohistkimyasal yöntemle göstermeyi amaçladık. Materyal ve Metot: Çalışmamızda 20 Yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalan kadından ve 20 normal yollardan gebe kalan kadından plasenta ve göbek kordonundan örnekler alındı. Rutin histolojik yöntemlerle takip edildi. Bu dokulardan 3 μm kalınlığında kesitler alındıktan sonra Hematoksilen-Eozin, PAS, Masson-Trikrom ile boyandı. Ayrıca, antibody CD68+ ve antibody CD31 kullanılarak immünohistokimyasal boyama yapıldı. Bulgular: Histopatolojik inceleme sonucunda yardımcı üreme teknolojisi ile gebe kalan kadınların plasentalarında sinsitiyal düğümler ve fibrinoid tabakan varlığı daha yoğun gözlenirken normal yollarda gebe kalan kadınların plasentalarında damarlanma daha yoğun olduğu görülmüştür. Ayrıca yardımla üreme teknolojisi ile gebe kalan kadınların plasentalarında Hofbauer hücre belirteci olan CD68+ boyanma şiddeti de fazla olduğu görüldü. Sonuç: Elde edilen veriler yardımcı üreme tekniğinin, fetusun gelişiminde ve gebeliğin devamında rol alan plasentayı etkilediği görülmektedir. Bu etkilerin daha geniş zamanda ve uygun şartlarda araştırılması gerekmektedir.

Fertilizasyon-in vitroGebelikKadınlar+5
Nazife Aydın
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fındık yağı ve kanola yağı ile beslenen erkek ratlarda serum hormon ve testis histopatolojisinin değerlendirilmesi

Çalışmanın amacı Fındık yağı ve Kanola yağının erkek üreme sistemi üzerinde;serum hormonları ve testis üzerindeki histopatolojik etkilerini incelemek.Bunun için 30 tane Sprague-Dawley tipi erkek sıçan kullanıldı. Hayvanlar3 gruba ayrılarak 16 haftalık süren bir deney yapıldı. 1. grup kontrol grubuolarak belirlenirken 2. grup Fındık yağı ile beslenen, 3. Grup ise Kanola yağı ilebeslenen grup olarak oluşturuldu. Deney sonunda hayvanların tümü sakrifiyeedilerek testisleri alındı. Serumda FSH, LH, Testosteron hormonu, testis dokusu ise histopatolojik olarak incelenip immünohistokimyasal olarak primer testosteron antikoru bakıldı.Gruplar arasında hayvanların davranış şekillerinde ve tartı takibindeanlamlı bir fark görülmedi. Fındık yağı ve Kanola yağı ile beslenen erkekratlarda Kanola grubunda daha fazla olmak üzere serum LH ve Testosteronhormonu yüksekliği belirlenirken testis dokusunda ışık mikroskopisi ile yapılanhistolojik incelemede kriter olarak seminifer tübüllerdeki spermatogenezi gösteren Johnsen skoru baz alındı ve histopatolojik olarak bir fark saptanmadı.İmmunohistokimyasal olarak da testis dokularında anlamlı bir testosteron farkı saptanmadı. Sonuç olarak; Kanola ve Fındık yağı ile beslenen erkek sıçanlarda buyağların serum LH ve testosteronu arttırdığı ancak testis dokusunda herhangi bir fark yaratmadığı ortaya çıkmış olup fertilite üzerine net etkisinin araştırılabilmesi için ek olarak sperm fonksiyonlarını değerlendiren çalışmalaraihtiyaç olduğu sonucuna varıldı.

AntikorlarBitkisel yağlarFındık+5
Bülent Katı
İnönü University
2012
20
Master'sOpen AccessTR

Yardımcı üreme teknikleri ve spontan yolla gebe kalan annelerin emzirme tutumunun ve emzirme öz yeterliliğinin karşılaştırılması

Bu araştırma, yardımcı üreme teknikleri ve spontan yolla gebe kalan annelerin postpartum emzirme tutumunun ve emzirme öz yeterliliğinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı ve karşılaştırmalı tipte yapıldı. Araştırmanın örneklemini 47 yardımcı üreme teknikleri ve 74 spontan yolla gebe kalan toplam 121 anne oluşturdu. Veriler, 01.12.2020-01.05.2021 tarihleri arasında araştırmacı tarafından oluşturulan Anne Tanılama Formu, Emzirmeye İlişkin Soru Formu, Emzirme Tutum Değerlendirme Ölçeği (ETDÖ), Emzirme Öz Yeterliliği Ölçeği (EÖYÖ) ve LATCH Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı kullanılarak postpartum 4. ay ve 6. aylarda telefon görüşmeleri ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde ki kare, Mann-Whitney U, independent sample t test, Kruskal Wallis testi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Araştırmada spontan yolla gebe kalan annelerin 4. ay ve 6. ay ETDÖ puan ortalamalarının sırasıyla 120,77±19,64 ve 113,01±21,48, 4. ay ve 6. ay EÖYÖ puan ortalamalarının sırasıyla 55,11±10,28 ve 51,93±12,94, 4. ay ve 6. ay LATCH puan ortalamalarının sırasıyla 8,51±1,97 ve 7,97±2,53 olduğu saptandı. Yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalan annelerin 4. ay ve 6. ay ETDÖ puan ortalamalarının sırasıyla 96,38±13,03 ve 92,87±13,89, 4. ay ve 6. ay EÖYÖ puan ortalamalarının sırasıyla 40,04±9,32 ve 37,49±10,39, 4. ay ve 6. ay LATCH puan ortalamalarının sırasıyla 6,51±2,42 ve 6,79±2,75 olduğu saptandı. Spontan yolla gebe kalan annelerin yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalan annelere göre daha yüksek düzeyde emzirme başarısı, daha olumlu emzirme tutumu ve yüksek emzirme öz yeterliliğine sahip olduğu belirlendi (p<0,05).

AnnelerEbelikEmzirme+4
Filiz Şensoy
Hitit University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Inhibin polimorfizminin tüp bebek tedavisinin araştırılması

İnfertilite, en az bir yıl boyunca korunmasız ilişkiye rağmen, hamile kalmanın imkansızlığı olarak tanımlanır. İnfertilite, hem implantasyon basarısızlıklarına hem de tekrarlayan düşükleri meydana getirebilmektedir. Uremeye yardimci tedaviler bu infertil hastalara bir umut teşkil etmektedir. In vitro fertilizasyon (IVF) sikluslarindan once, yumurtalık rezervinin değerlendirilmesi ve kadınların üreme potansiyeli hakkında foliküler bazda da incelenerek, doktor hastanın spesifik infertilite tedavisine karar vermesi konusunda yardımcı olur. Günümüze kadar, stimulasyon sonrasi elde edilen oositlerin sayisini ve kalitesini araştırmak için bir cok calisma yapilmistir. Son yillarda yapilan calismalar, inhibin b gen polimorfizmleri ve serum FSH seviylerinin korelosyonunu arastirmistir. Yaptigimiz bu calismada, Inhibin B INHIBIN β (INHBB) rs57802235 polimorfizmi ve serum FSH seviyelerinin oosit maturasyonu ustundeki etkisini ilk kez Turk toplumunda arastirdik. Rastgele seçilen infertile hastalarda INHBB geninde %96 (50 hastada) doğal tip olan G/G alleleri gözlemlenmiştir. Heterozigot mutant allel A/G %4 saptanmıştır. Mutant allel sadece %2 olarak gözlemlenmiştir. Yaptigimiz bu calismalar, ileriki calismalara isik tutmakta ve hasta sayisi arttirilarak projenin devam edilmesi planlanmaktadir.

Fertilizasyon-in vitroKısırlıkPolimorfizm-genetik+2
Habip Aslan
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Farelerde in vitro embriyo kültürü ve embriyo transferinin yetişkin akciğer dokusunda toll-benzeri reseptör (TLR)-9 ekspresyonu üzerine etkisi

İn vitro fertilizasyon ve embriyo transferi başta olmak üzere çeşitli üremeye yardımcı tedavi (ÜYTE) uygulamaları tüm dünyada infertilite tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak yapılan çalışmalar, ÜYTE uygulama sonucu dünyaya gelen çocukların normal gebelik ile dünyaya gelmiş çocuklara oranla enfeksiyonlara ve astım gibi alerjik solunum yolları hastalıklarına karşı daha fazla duyarlı olduklarını göstermektedir. Doğal bağışıklık sistemi, patojenlere ve yabancı antijenlere karşı ilk savunma hattını oluşturmaktadır. Toll-benzeri reseptörler, doğal bağışıklık sisteminde önemli bir yer tutmaktadır. Bununla birlikte doğal bağışıklık sisteminin önemli bir unsuru olan TLR-9, bakteriyel/viral CpG-DNA'nın algılanmasında ve immun yanıtın şekillenmesinde önemli rol oynamaktadır. Sunulan tez çalışmasında, in vitro embriyo kültürü ve embriyo transferi işlemlerinin yetişkin dönemde akciğer dokusunda TLR-9 ekspresyonu üzerine herhangi bir etkisinin olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, bir adet Kontrol grubu ve bir adet Deneme grubuna yer verilmiştir. Kontrol grubu, PMSG+hCG uygulaması yapılmamış olan dişilerin, aynı yaştaki erkeklerle çiftleştirilmelerinden elde edilen yetişkin bireylerden; Deneme grubu ise PMSG+hCG uygulamasını takiben çiftleştirilen dişilerden elde edilen döllenmiş yumurta hücrelerinin (zigot) atmosferik oksijen konsantrasyonunda büyütülmesiyle elde edilen, dolayısıyla in vitro ortamda gelişen blastosistlerin yalancı gebelere transferiyle elde edilen yavruların büyütülmesiyle elde edilen bireylerden oluşturulmuştur. Elde edilen Kontrol ve Deneme gruplarına ait yetişkin akciğer dokusunda, dokunun genel histolojik yapısını incelemek amacıyla Crossman'ın üçlü boyama yöntemi uygulanmıştır. Dokularda, TLR-9'un hangi hücreler tarafından eksprese edildiğini belirlemeye yönelik olarak immunohistokimya ve immunofloresan analizleri gerçekleştirilmiştir. TLR-9 ekspresyonunun mRNA ve protein düzeylerinde ekspresyonunu belirlemek amacıyla real-time PCR ve western blot tekniklerinden yararlanılmıştır. İmmunohistokimya/immunofloresan analiz sonuçları, TLR-9'un hava yollarında, alveol duvarında, alveol lümeninde, damar çevresinde, damar lümeninde eksprese edildiğini ve boyanmanın her iki grupta da benzer olduğunu göstermiştir. Western blot analizlerinden elde edilen sonuçlar, Kontrol grubu ile kıyaslandığında Deneme grubunda TLR-9 proteinine ait ekspresyon düzeyinin 1,25 kat arttığını göstermiştir (p=0,015). Diğer yandan, real-time PCR analizlerinden elde edilen sonuçlar, Kontrol grubu ile kıyaslandığında Deneme grubunda TLR-9'a ait mRNA düzeyinin 1,38 kat azaldığını göstermiştir (p>0,05). Sonuç olarak elde edilen veriler, TLR-9'un yetişkin farelerde akciğer dokusunda Tip II pnömositler ve makrofajlar da dahil olmak üzere belirli hücreler tarafından eksprese edildiğini göstermekte ve in vitro embriyo kültürü ve embriyo transferi işlemlerinin yetişkin akciğer dokusunda TLR-9 ekspresyonunun değiştirerek akciğer immun yanıtını etkiliyebileceğini düşündürmektedir.

EmbriyoEmbriyo nakliFareler+5
Murat Öztürk
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Doğal yolla ve yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalan kadınlarda anne bebek bağlanması ve postpartum depresyon düzeyinin değerlendirilmesi

Bu araştırma, doğal yolla ve yardımcı üreme teknikleri (YÜT) ile gebe kalan kadınlarda anne bebek bağlanması ve postpartum depresyon düzeylerinin karşılaştırılması amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi'nde yardımcı üreme teknileri (YÜT) ile gebe kalarak doğum yapan 52 ve doğal yolla gebe kalarak doğum yapan 104 kadın oluşturmuştur (n=156). Çalışmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu-1, Kişisel Bilgi Formu-2, Edinburg Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EPDÖ), Anne Bebek Bağlanma Ölçeği (ABBÖ) kullanılarak toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler, normallik testi Shapiro-Wilk ile analiz edilmiştir. Sayısal ve ölçek verilerinin değerlendirilmesinde ise non-parametrik testler (Mann-Whitney U testi, Kruskall Wallis testi) kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişkiye Spearman Korelasyon analizi kullanılarak bakılmıştır. Araştırma verilerinde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak belirlenmiştir. Çalışmamızda YÜT ile gebelik yaşayan kadınlarda ABBÖ puan ortalaması 1.50±1.29 iken, doğal yolla gebe kalan kadınlarda bu ortalama 3.73±2.91 olarak belirlenmiştir (p<0.05). Bu bulgu YÜT tedavisi alan kadınlarda doğal yol ile gebe kalan kadınlara göre anne-bebek bağlanma düzeyinin daha yüksek olduğunu göstermiştir. Bunun yanı sıra çalışmamızda doğal yolla gebe kalan kadınlarda postpartum depresyon risk ortalaması 13.45±6.31 iken, YÜT ile gebelik yaşayan kadınlarda bu ortalama 12.01±3.39 olarak belirlenmiştir (p0.05). Aynı zamanda doğal yolla gebe kalan kadınların %45.2'nin, YÜT ile gebe kalan kadınların %51.9'nun postpartum depresyon riskine sahip olduğu belirlenmiş olup, her iki gruptaki kadınlarda da postpartum risk puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak fark bulunmadığı belirlenmiştir (p0.05). Bu araştırmada doğal yolla gebe kalan kadınlarda EPDÖ ve ABBÖ toplam puanları arasında pozitif yönde bir korelasyon olduğu saptanmıştır (r=0.354; p<0.001). Bu sonuca göre doğal yolla gebe kalan kadınlarda, anne bebek bağlanma düzeyi azaldıkça postpartum depresyon riski de artmaktadır. Araştırma sonuçları doğrultusunda; özellikle kadın sağlığı hemşirelerinin infertil kadınlara gebelik öncesi, gebelik ve gebelik sonrası dönemde fiziksel ve psikososyal gereksinimlerine yönelik danışmanlık hizmetlerini planlaması önerilmektedir. Aynı zamanda daha büyük gruplarda doğal ve YÜT ile gebe kalan kadınlarda postpartum depresyon ve anne-bebek bağlanması ilişkisinin incelendiği daha fazla kanıt temelli çalışmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelime: infertilite, doğum sonu dönem, anne-bebek bağlanması, postpartum depresyon

BağlanmaDepresyonFertilizasyon+5
Elif Özdemir
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

IVF-ICSI-ET sikluslarinda luteal faz desteği için verilen progesteron ve progesteron + östradiolün gebelik oranlarina etkisi

Amaç: Gonadotropin releasing hormon analogları (GnRHa) kullanılarak kontrollü ovarian hiperstimulasyon yapılan IVF- ICSI-ET sikluslarında, luteal faz desteği için tek başına progesteron ile progesterona ilave olarak verilen östrojen ile elde edilen gebelik oranlarını karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: GnRH anologunun kullanıldığı kontrollü ovaryan hiperstimülasyon sikluslarında luteal fazda agonist tedavisi kesildikten sonra hipofizer baskılanma devam edeceği için luteal faz ortasında östrojen ve progesteron seviyelerinde düşme olmaktadır. Bu çalışma ile rutin olarak luteal faz desteği amacıyla kullanılan progesteron desteğine ek olarak östrojen kullanılmasının gebelik oranlarını iyileştirip iyileştirmediğini araştırdık. Çalışmamız Aralık 2008-Ekim 2009 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları-Doğum Kliniğinin Yardımla Üreme Merkezi Ünitesinde prospektif olarak kadın yaşı 20 ile 40 olan 142 infertil hasta alınarak yapıldı. 71 hastaya vajinal yoldan 90 mg progesteron jel, 71 hastaya aynı doz progesterona ek olarak haftada bir transdermal östrojen verildi. Embriyo transfer günü ve embriyo tranferi sonrası 12. Günde E2 serum seviyeleri ölçüldü. Her iki grup serum E2 seviyeleri, ßhCG pozitifliği, devam eden gebelik oranları, biyokimyasal abortus, klinik abortus oranları açısından karşılaştırıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan hastalardan progesteron + östrojen alan grupta ßhCG pozitifliği 20 (% 28,2), progesteron alan grupta ise 18 (% 25,4) tesbit edildi. Devam eden gebelik oranları progesteron + östrojen alan grupta 11 (% 15,5), progesteron alan grupta ise 10 (% 14,1) hastada tesbit edildi. Biyokimyasal abortus progesteron + östrojen alan grupta 7 (% 9,9), progesteron alan grupta ise 6 (% 8,5) hastada tesbit edildi. Klinik abortus her iki grup da 1 (% 1,4) hastada tesbit edildi.Sonuç: Çalışmamızda progesterona östrojen eklemenin ßhCG pozitifliği, devam eden gebelik, biyokimyasal ve klinik abortus oranlarına etkisi olmamıştır. Östrojen eklenen grupta embriyo transfer günü ve embriyo transferi sonrası 12. Gün E2 seviyelerinde anlamlı değişiklik izlenmedi. Gebe olanların 12. Gün E2 seviyeleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulundu. Çalışmadan çıkarılacak sonuç luteal faza östrojen eklemenin faydası yoktur. Embriyo transferi sonrası 12. Gün E2 seviyesi OHSS gelişmemiş olan hastalarda gebeliğin bir göstergesi olabilir.Anahtar Kelimeler: IVF-ICSI-ET siklusları, GnRH agonisti, Luteal faz desteği, progesteron, östrojen.

Fertilizasyon-in vitroGonadorelinGonadotropinler+5
Çiğdem Akçabay
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anti-Müllerian Hormonunun (AMH) IVF hastalarında over rezervini belirlemekteki rolü

ÖZETAnti-Müllerian Hormonunun (AMH) IVF Hastalarında Over Rezervini Belirlemekteki RolüAmaç: Over rezervini belirlemede AMH(anti-müllerian hormon)'un diğer kullanılan rezerv belirteçleriyle kıyaslayarak etkinlik ve güvenirliliğini tespit etmektir.Gereç- Yöntem: Çalışmamız Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde prospektif olarak planlandı. Eylül 2009-Temmuz 2010 tarihleri arasında hastanemiz Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezinde yaşı 18-45 arası olan 89 infertil çift değerlendirmeye alındı. Hastalar ilk başvurduklarında öyküleri alınıp, fizik muayene ve pelvik muayeneleri yapıldı. Adetin 3.günü bazal serum FSH, LH, E2, prolaktin, sT3, sT4, TSH seviyeleri ölçüldü. Aynı gün AMH için kan alınıp, Eliza yöntemiyle AMH değerleri ölçüldü. Transvaginal ultrason ile over volümü ve AFC (antral folikül sayısı) belirlendi. Çalışmamızda tüm hastalara GnRH agonisti ile long protokol uygulandı. 18 mm'den büyük folikül gelişen hastalardan oosit toplama işlemi yapıldı. Tedavi başarısı toplanan oosit sayısına göre belirlendi. Toplanan oosit sayısı >=4(iyi yanıt), <4(kötü yanıt) olarak 2 gruba ayrıldı. Daha sonra elde edilen sonuçlar over rezerv tespitinde kullanılan diğer parametrelerle istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Ayrıca AMH ile gebelik oranları arasında istatistiksel ilişki olup olmadığı araştırıldı.Bulgular: İki grup arasında infertilite süresi (p: 0,867), vücut kitle indeksi (p: 0,819), LH (p: 0,779), E2 düzeyleri (p: 0,487) ortalamaları açısından anlamlı fark görülmemiştir. İki grup arasında yaş (p: 0,027), serum FSH (p: 0,036) , MİF düzeyleri (p: 0,001), hCG günü E2 düzeyleri (p: 0,001) , antral folikül sayısı (p: 0,002), hCG günü folikül sayısı (p:0,001), matür oosit sayısı (p: 0,001) istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. MİF için cut off değeri 0,24 ng/ml alındığı zaman sensitivitesi % 82,1; spesifitesi % 72,7 olarak saptandı. MİF en yüksek sensitivite ve spesifiteye sahip bulundu. MİF>0,24 ng/ml olan grupta 24 (% 39,3), diğer grupta ise 3 (% 10,7) gebelik izlendi ve p=0,006 idi gruplar istatistiksel olarak farklı bulunmuştur. MİF>0.24 ng/ml olan grupta 17 (% 27,8) canlı gebelik, diğer grupta ise 2 (% 7,1) canlı gebelik izlendi ve p=0,075 idi ve gruplar istatistiksel olarak farklı bulunmamıştır.Sonuç: Serum AMH seviyesi ile over cevabı arasında kuvvetli ilişki olduğunu gördük. Aynı zamanda yüksek MİF seviyeleri kimyasal gebelik başarısıyla da ilişkilidir. Ancak canlı doğumla MİF arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır.Anahtar kelimeler: IVF-ICSI-ET siklusları, AMH/MİF, over rezervi, gebelik

Antimüllerian hormonEmbriyo nakliFertilizasyon-in vitro+6
Haççe Yeniçeri
Çukurova University
2011
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

IVF-ICSI-ET sikluslarında luteal faz desteği için verilen progesteronun intramuskuler ve intravajinal kullanımının gebelik oranlarına etkisinin karşılaştırılması

İn Vitro Fertilizasyon - Embriyo Transferi Sikluslarında Luteal Faz Desteğinde İntramusküler ve Vajinal Progesteron Kullanımının Gebelik Oranlarına EtkisiAmaç: Gonadotropin releasing hormon analogları (GnRHa) kullanılarak kontrollü ovaryan hiperstimulasyon yapılan İn Vitro Fertilizasyon - Embriyo Transferi sikluslarında, luteal faz desteği için intramuskuler progesteron ve vajinal progesteron ile elde edilen gebelik oranlarını karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya kontrollü ovaryen hiperstimulasyon ile birlikte İn Vitro Fertilizasyon - İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu - Embriyo Transferi yapılan 66 hasta dahil edildi. Oosit toplanma gününden başlayarak 32 hastaya vajinal (günlük 90 mg jel) ve 34 hastaya intramuskuler progesteron (günlük 50 mg) verildi. İki grup arasında ß-hCG pozitifliği(?20 mİU/mL), klinik gebelik, canlı doğum ve implantasyon oranları karşılaştırıldı.Bulgular: İn Vitro Fertilizasyon - İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu ve Embriyo Transferi yapılan kadınlarda oosit toplanma günü başlanarak günde bir kez vajinal jel(90 mg) veya intramuskuler progesteron (50 mg) kullanılması ile benzer oranlarda ß-hCG pozitifliği, klinik gebelik, implantasyon oranları ve canlı doğum oranları görülmüştür.Sonuç: Luteal faz desteği olarak kullanılan vajinal progesteron desteği sonuçları ile intramuskuler progesteron desteği ile elde edilen sonuçlar benzer görüldü. Vajinal yolla progesteron desteğinin effektif ve hastalar tarafından daha kolay tolere edilebilen bir metod olması, luteal faz desteğinde vajinal yolun altın standart olmasını sağlamaktadır.Anahtar Kelimeler: in vitro fertilizasyon, intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu -embriyo transferi siklusları, progesteron, luteal faz desteği

EmbriyoEmbriyo nakliEnjeksiyonlar+7
Mehmet Murat Işıkalan
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Normal over rezervine sahip infertil hastalarda IVF-ICSI-ET Sikluslarında GnRH agonist uzun protokol ile gnrh antagonist protokolün karşılaştırılması

Normal Over Rezervine Sahip İnfertil Hastalarda IVF-ICSI-ET Sikluslarında GnRH Agonist Uzun Protokol İle GnRH Antagonist Protokolün KarşılaştırılmasıAmaç: Normal over rezervine sahip infertil hastalarda rekombinant FSH (rFSH) kullanılarak kontrollü overiyan stimülasyon yapılan IVF-ICSI-ET sikluslarında, GnRH agonist uzun protokol ile fleksible multidoz GnRH antagonist protokolü karşılaştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinin Yardımla Üreme Merkezi Ünitesinde 01.01.2007 ? 01.03.2010 tarihleri arasında kontrollü over stimülasyonu (KOS) için rekombinant FSH kullanılmış ve sonrasında IVF-ICSI-ET uygulanmış 1765 hastanın dosyaları retrospektif olarak taranarak kullanıldı. 649 hastaya rekombinant FSH ile GnRH agonist long protokol uygulanmış olduğu tespit edildi. 249 hastaya ise rekombinant FSH ile fleksible multidoz GnRH antagonist tedavisi uygulandığı tespit edildi. Belirlenen kriterlere uyan 121 rekombinant FSH ile GnRH agonist uzun protokol uygulanan hasta ve 53 rekombinant FSH ile fleksible multidoz GnRH antagonist protokol uygulanan hasta olmak üzere, toplamda 174 hasta çalışmaya dahil edildi. Seçilen hastaların dosyalarından gerekli bilgilere ulaşıldı. İki grup arasındaki ortalama; hCG pozitiflik oranlarının, klinik gebelik oranlarının (6-7 hafta fetal kalp atımı pozitif gebelik), eve giden bebek oranlarının, ortalam toplam FSH stimülasyon sürelerinin, kullanılan ortalama toplam FSH dozlarının, hCG günü follikülometri sonuçlarının (14-16 mm ve ?17 mm follikul sayıları), hCG günü östradiol düzeylerinin, hCG günü endomertriyal kalınlıklarının, elde edilen oosit sayılarının, Metafaz II oosit sayılarının, fertilizasyon oranlarının (fertilize oosit sayısı/ICSI uygulanan oosit sayısı x 100), implantasyon oranlarının (oluşan gebelik kesesi sayısı/transfer edilen embriyo sayısı x100) karşılaştırılması yapıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan hastalardan GnRH antagonist protokolde kullanılan ortalama toplam stimülasyon süresi 8,57 ± 1,26 gün iken GnRH agonist grupta 9,47 ± 1,56 gün olarak bulundu (p<0,001). GnRH antagonist protokolde kullanılan ortalama toplam FSH dozu 1368,4 ± 271,97 IU iken GnRH agonist grupta 1474,38 ± 283,53 IU olarak bulundu (p=0,023). hCG gününde elde edilen ortalama toplam 17 mm ve üzeri follikül sayıları incelemesinde iki grup arasınada istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi (p=0,007). Tedavi sonrası elde edilen ortalama toplam oosit sayıları GnRH antagonist protokolde 6,49±3,97 iken GnRH agonist long protokolde 8,15±4,37 bulunmuştur (p=0,019). Uygulanan protokole göre iki grup arasında toplanan oosit sayısı bakımından istaistiksel olarak anlamlı fark mevcuttur (p=0,019, <0,05). hCG pozitiflik oranları GnRH antagonist grupta % 35,8 iken GnRH agonist grupta % 34,7 bulunmuştur (p=0,508). Eve giden bebek oranları GnRH antagonist protokolde % 28,25 iken, GnRH agonist long protokolde % 27,3 bulunmuştur (p=0,503).Sonuç: Çalışmamızda, yardımla üreme teknikleri için kontrollü over stimülasyon programında kullanılan fleksible multidoz GnRH antagonist protokolünün, GnRH agonist uzun protokolüne kıyasla stimülasyon süresi daha kısa ve kullanılan ortalama toplam FSH dozu daha azdır. Folliküler gelişim ve elde edilen total oosit sayıları anlamlı derecede daha az olmakla beraber; metafaz 2 oosit sayısı, fertilize oosit sayısı, elde edilen toplam embriyo sayısı benzerdir. Yine hCG pozitiflik oranları, klinik gebelik oranları, eve götürülen bebek oranları benzer bulunmuştur. Sonuç olarak fleksible multidoz GnRH antagonist protokolünün, GnRH agonist uzun protokol ile benzer etkinlikte olduğu söylenebilir.Anahtar Kelimeler: Normal over rezervli infertil hastalar, IVF-ICSI-ET siklusları, GnRH agonist uzun protokol, fleksible multidoz GnRH antagonist protokol.

Embriyo nakliGnRHGonadotropinler+5
Önder Başeğmez
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Açıklanamayan infertilitede olası risk faktörü olarak herediter tromofilinin yeri

Açıklanamayan İnfertilitede Olası Risk Faktörü Olarak Herediter Trombofilinin YeriAmaç: Bu çalışmadaki amacımız kliniğimize başvuran Açıklanamayan infertilite tanısı alarak invitro fertilizasyon-intrastoplazmik sperm enjeksiyonu/embriyo transferi planlanan infertil kadınlarda herediter trombofili paramatrelerinin incelenmesi ve daha önce hiçbir abortus öyküsü, trombofilinin sebep olabileceği tromboz öyküsü olmayan 45 yaş altı, doğum yapmış, fertil kadınlar ile karşılaştırılması sonucunda trombofili parametrelerinin infertilite sebebi olup olamayacağını araştırmaktır.Son yıllarda yapılan araştırmalarda; herediter trombofilinin (metilentetrahidrofolatredüktaz C677T, Factor V Leiden G1691A, prothrombin G20210A, D-Dimer) tekrarlayan düşükler ve başarısız invitro fertilizasyon denemelerinin yanısıra açıklanamayan infertilite ön tanısıyla in vitro fertilizasyon programına alınan hastaların anlamlı bir kısmında mevcut olduğu ve açıklanamayan infertilite tanısı ve tedavisinde yeri olabileceği tartışılmaktadır.Bu bilgiye dayanarak üremeye yardımcı tedavi polikliniğinde açıklanamayan infertilite ön tanısıyla invitro fertilizasyon-intrastoplazmik sperm enjeksiyonu/embriyo transferi programında tedaviye alınan hastalarda herediter trombofilinin infertilite etiyolojisindeki yeri ve güvenirliği açısından kullanılabilirliğini araştırmayı planladık. Böylece infertilite sebebi açıklanamayan hastaları herediter trombofili açısından da değerlendirip tedaviyi ona göre yönlendirmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Hasta ve kontrol grubundaki tüm kadınlardan; Etilendiamintetraasetikasitli tüplere 2 cc venöz kan alınarak Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi İç Hastalıkları Hematoloji Laboratuvarında MagNA Pur LC cihazında polimeraz zincir reaksiyonu tekniğiyle methilentetrahidrofolatredüktaz C677T mutasyon, Factor V Leiden mutasyon ve prothrombin G20210A mutasyon kitleri kullanılarak; D-Dimer içinse koagülasyon tüpüne 4 cc venöz kan alınarak bekletilmeden yine Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi İç Hastalıkları Hematoloji Laboratuarı'nda Coag MDA Auto-Dimer kiti kullanılarak MDA II cihazından elde edilen sonuçlar değerlendirildi. Elde edilen sonuçlar SPSS 19.0 paket programında Pearson Chi-square ve Fishers Exact Testi and Students-t Testi kullanılarak değerlendirildi. P<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.Sonuç: Açıklanamayan infertilite etiyopatogenezinde hala netleşmemiş noktalar mevcuttur. Çalışmamızın sonucu, Faktör V Leiden ve Faktör II G20210A ve methilentetrahidrofolatredüktaz C677T mutasyonları varlığının ve D-Dimer yüksekliğinin açıklanamayan infertilite ile istatistiksel anlamda ilişkisi olmadığını göstermiştir. Ancak sonuçların güvenilir olması ve klinik olarak kullanılabilmesi için daha büyük hasta ve kontrol grubu gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Açıklanamayan İnfertilite, Herediter trombofili

FertiliteFertilizasyon-in vitroKısırlık+3
Fikriye Işıl Adıgüzel
Çukurova University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Migrasyon-sedimentasyon yönteminin semen hazırlamadaki etkinliğinin santrifügasyon kullanılan yöntemle karşılaştırılarak değerlendirilmesi

Çalışmamızda migrasyon-sedimantasyon yönteminin semen hazırlamadaki etkinliğinin santrifügasyon kullanılan yöntemle karşılaştırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üremeye Yardımcı Tedavi ve Eğitim Merkezi'ne başvuran progresif ileri hareketli sperm oranı %10'un üzerinde olan erkek hastalar üzerinde yapılmıştır. İki farklı yöntemle (santrifüj-gradient-swim-up; SGS, migrasyon-sedimantasyon; MS) seçilen spermatozoonlar; hareketlilik, konsantrasyon, morfoloji, canlılık, DNA fragmantasyonu ve persiste histonların varlığı açısından incelenerek karşılaştırılmıştır. Yapılan çalışma neticesinde MS grubu örneklerde işlem sonrası spermatozoon sayı ve hareketliliğinin SGS grubuna kıyasla daha iyi olduğu, ancak gruplar arasındaki farkın anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. Yine, SGS ve MS gruplarında sırasıyla; normal morfolojiye sahip spermatozoon oranı %12.19±6.45 ve %10.67±5.44, canlılık oranı %74.09±16.65, ve %70.45±16.78, DNA fragmantasyonu oranı %3.91±3.96, ve %2.95±3.33, persiste histon varlığı oranı %10.59±13.40, ve %8.86±7.89 olarak tespit edildi, ancak deney grupları arasında istastistiksel anlamlı fark bulunamadı. Sonuç olarak migrasyon-sedimentasyon yönteminin, santifüj kullanılan gradient-swim-up kombinasyonuna göre sperm seçme etkinliğinde anlamlı farklılık görülmemiştir. Migrasyon sedimentasyon, bir sperm seçme yöntemi olarak, motilite sorunu olmayan hasta örneklerinde güvenle kullanılabilir. Anahtar kelimeler: infertilite, migrasyon-sedimantasyon, santrifügasyon, sperm seçimi

Kan sedimentasyonuKısırlıkMeni+3
Sevil Kıratlı
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Nedeni açıklanamayan infertilite tanısı konulan kadınlarda sekretuvar fazdaki endometriyum epitelinin ultrastrüktürel özellikleri ve epitelde musin-1 ekspresyonu

Nedeni açıklanamayan infertilite tanısı konulan kadınlarda, implantasyondaki yetersizlik, yardımla üreme tekniklerinin başarısını sınırlayan en önemli etkenlerden birisidir. İmplantasyon başarısızlığında; endometriyal reseptivite üzerine etkili birçok moleküler ve yapısal belirteçlerin olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada, fertil ve nedeni açıklanamayan infertilite tanısı konulan kadınların implantasyon penceresi dönemindeki endometriyum dokularının ışık ve elektron mikroskobik düzeyde yapısal özellikleri ile implantasyonda önemli rol oynayan MUC-1'in immünohistokimyasal ifadesi ve biyokimyasal değerleri karşılaştırılarak sonuçların implantasyon başarısındaki rolünün değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezi'ne nedeni açıklanamayan infertilite sebebi ile başvuran 18 hastadan ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalına çeşitli jinekolojik şikayetler ile başvuran 18 fertil kadından ovulasyondan sonra 5., 6 ve 7. günlerde endometriyum biyopsileri alınarak çalışma ve kontrol grupları oluşturuldu. Endometriyal doku örneklerinin bir bölümü ışık mikroskobik, bir bölümü ise elektron mikroskobik doku hazırlama yöntemlerine uygun olarak hazırlandı. Işık mikroskobik inceleme için hazırlanan dokulara Hematoksilen-Eozin boyası ve MUC-1'in belirlenmesi için immünohistokimyasal yöntemler uygulandı. Ayrıca menstrüel siklusun 2. gününde ve biyopsi esnasında kan örnekleri de alınarak, serum hormon düzeyleri belirlendi. Serum FSH, LH, TSH, östrojen, progesteron ve total testosteron düzeylerinin tüm gruplar arasında önemli bir fark göstermediği, ancak prolaktin değerinin infertil grupta daha yüksek olduğu saptandı. İnfertil kadınlarda endometriyum yüzey epitelinin yer yer psödostratifiye ve çok katlı yassı epitel yamaları içerdiği, basit prizmatik epitelin olduğu bölgelerde, mikrovillüstan zengin hücrelerin yaygın olduğu, pinopodlu ve vesiküllü hücrelerin oldukça azaldığı, pinopod gelişiminin fertil gruptakilere oranla yetersiz olduğu, hücrelerarasında intraepitelyal lenfositlere sıklıkla rastlanıldığı görüldü. Endometriyal bezlerde ise gelişimin fertil gruptakilere göre daha zayıf olduğu, bez hücrelerinde mitoz bölünmenin devam ettiği izlendi. MUC-1 immünreaktivitesinin ise iki grup arasında fark göstermediği görüldü. Tüm bu bulgular dikkate alındığında infertil hastalarda endometriyumda yüzey ve bez epitelinde gözlenen bu yapısal farklılıkların, bu hücrelerin steroid hormonlara cevabındaki yetersizlikten kaynaklanabileceği ve bu değişikliklerin blastokistin endometriyuma implantasyonunu etkileyebileceği kanaatine varıldı.

EndometriyumKısırlıkKısırlık-kadın+4
Özdem Karaoğlan
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Fertil-infertil kadınların üreme fonksiyonları hakkındaki bilgilerinin stres düzeyine etkisi

ÖZET FERTİL-İNFERTİL KADINLARIN ÜREME FONKSİYONLARI HAKKINDAKİ BİLGİLERİNİN STRES DÜZEYİNE ETKİSİ Burcu ÇAKI Yüksek Lisans Tezi, Hemşirelik Anabilim Dalı Halk Sağlığı Hemşireliği Yüksek Lisans Programı Tez danışmanı: Dr.Öğr.Üyesi Rabia SOHBET Temmuz 2018, 67 sayfa Araştırma, fertil-infertil kadınların üreme fonksiyonları hakkındaki bilgilerinin stres düzeyine etkisini belirlenmek amacıyla yapılmış tanımlayıcı-kesitsel bir çalışmadır. Çalışmanın evrenini; 2016 yılında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum poliklinik ve servisine başvuran 4339 gebe ve 2458 infertil kadın oluştururken; 223 gebe ve 157 infertil toplam 380 kadın araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında tanımlayıcı özellikleri ve üreme fonksiyonları bilgi düzeylerini belirlemek için hazırlanan anket formu ile Fertilite Sorun Envanteri(FSE) kullanılmıştır. Veriler SPSS 20 programında değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan infertil kadınların %54.8'inin adet takvimi kullandığı, %54.1'inin menstruasyona iki hafta kala göğüslerde şişkinlik, %76.4'ünün ağrı belirtilerini bildiği saptanmıştır(p<0.05). Ayrıca infertillerin %19.1'i menstruasyondaki en önemli hormonu, %73.9'u ovulasyon ile menstruasyon arasındaki süreyi, %75.8'i ovulasyonun tanımını, %49.7'si ovulasyonda serbest bırakılan yumurta sayısını, %58.6'sı yumurta ve spermin kadın vücudundaki yaşam süresini, %87.9'u ovulasyondaki vajinal akıntı bulgusunu, %82.2'si akıntı rengini, %92.4'ü ovulasyon döneminde hamilelik ihtimalinin yüksek olduğunu bilmesi anlamlı şekilde yüksek bulunurken; fertillerin %41.3'ünün gebeliğin oluşmasını sağlayan en önemli organı bilmesi anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur(p<0.05). Kadınların FSE puanlarında; Çocuksuz Yaşamı Reddetme alt boyutu fertil (33.40±6.01) kadınlarda daha yüksek bulunmuştur(p<0.05). Kadınların Global Stres Puanı ile FSE alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır. İnfertil kadınların infertilite nedeni ile cinsel sorunlar alt boyutu stres düzeyi arasında anlamlı ilişki saptanmış; infertilite nedeni kendisi olan kadınların %52.1'inin stres düzeyi daha yüksek saptanmıştır(p<0.05). Kadınların ilişkiler alt boyutu stres düzeyi ile çocuk sayıları arasında anlamlı ilişki bulunmuş; stres düzeyi orta olan kadınların %81.5'inin üç ve üzeri çocuğa sahip olduğu saptanmıştır.

BilgiFertiliteKısırlık+4
Burcu Çakı
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Analysis of sperm cytoplasmic mRNA content with special reference to the storage temperature and its possible impact on early embryonic development

Aims: The current study aims to investigate five mRNA necessary for chromatin decompaction and demetilation and mRNA degradation in Oryctolagus cuniculus sperm cytoplasm. The investigation was implemented on three groups, one fresh control and two stored at different temperatures such as 4°C and 15°C to investigate also an impact of storage temperature on possible mRNA self decay. The results would be beneficial for understanding of maternal – paternal genes interplay during the very first hours of the embryonic development and the impact of paternal genes on the basic tasks implementation just before the embryonic genome activation (EGA). This knowledge would help to improve ART success rates by development better medium, storage and ICSI techniques for the cases with unexplained infertility. Materials and Methods: Sperm for the current project was collected once or twice a week (during 7 weeks) using artificial vagina from adult male rabbits known to be fertile. After dilution, the samples were divided into two equal groups. The first group of the samples was stored at 4°C and the second one was stored at 15°C for 72 hours. At the end of this period, a freshly taken ejaculate after examinations was also added as a control group (without previous storage). The mRNA was isolated, cDNA synthesized and qRT-PCR performed. For the gene expression comparison among the groups the ΔCT method was used as a normalization method, and the Independent Samples one-sided T Test was used to decide on the significance of the intergroups differences with the 0.05 level of significance. Statistic analyses were performed using SPSS (Statistical Packag for Social Sciences) for Windows 22. xiv Results: The study has confirmed that sperm cytoplasm indeed contains paternally produced mRNA, and this study could determine five gene transcripts in Oryctolagus Cuniculus sperm cytoplasm: CNOT1, CNOT8, TET3, NPM2 and XRN1. Moreover, CNOT8 and CNOT1 were present the most, XRN1 and NPM2 were present the least. According to the Independent Samples T Test, TET3 transcripts' sensitive to low storage temperatures was claimed with 87% of statistical power at 0.95 significance. Conclusion: The current study has met it's research goals succesfully. It has added valuable research data to the field of research in sperm cytoplasmic content and to the whole field of embryology. This research contribution has also added to the field of knowledge on Oryctolagus cuniculus species.

Growth and embryonic developmentEmbryoEmbryonic development+6
Maia Özdemir
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

IVF/ICSI-Et başarısızlığında histeroskopik bulgular

Amaç: Çalışmada daha önceden IVF-ICSI-ET yapılmış ancak başarısız olmuş hasta grubuna uygulanan histeroskopi sonucunda saptanan intrauterin patolojilerin saptanması ve bu patolojilerin sınıflandırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın Yapıldığı Yer: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları Hatalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Reprodüktif Endokrinoloji ve İnfertilite Bilim Dalı Yöntem ve Gereçler: Retrospektif olarak yapılan bu tanımlayıcı çalışmada, 01.01.2013 ve 31.12.2019 tarihleri arasında İnfertilite Polikliniği'ne başvuran 228 primer ve sekonder infertilite tanılı, daha önceden dış merkezde veya kliniğimizde IVF-ICSI/ET yapılıp başarısızlıkla sonuçlanan hastalara uygulanan histeroskopi sonuçları değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 228 hastanın histeroskopi sonuçları değerlendirildiğinde, hastaların 97 tanesi (%42.5) normal histeroskopik bulgulara, 131 tanesi (%57.5) anormal histeroskopik bulgulara sahipti. Bu anormal bulguları inceleyecek olursak, en sık izlenen patoloji % 23.1 oranla endometrial polip saptanmıştır. %20.5 intrauterin sineşi, %18.6 servikal patoloji (polip ve defekt), %13.5'inde servikal stenoz, %10.9 uterin septum/subseptum, %4.5'inde myoma uteri, %3.2'sinde arkuat uterus, %3.2'sinde T-shape uterus , %1.9'unda intrauterin enfeksiyon, %0.6'sında vajinal septum saptanmıştır. Sonuçlar: Bu tez çalışmamızın sonuçları incelendiğinde tartışmada bahsedilen literatür taramaları sonucunda değerlendirilen çalışmalarla büyük oranda benzerdir. İmplantasyon başarısızlığı olan hastalarda nedene yönelik ek incelemeler yapılmalıdır. Önerilen incelemeler; histeroskopi, histerosalpingografi, pelvik ultrasonografi, karyotip analizi, overyan rezerv ve fonksiyon testleridir. Bu hastalara uygulanacak tedaviler kanıta dayalı tıp dahilinde olmalıdır. Tedavideki amaç, embriyo kalitesi ve endometrial reseptiviteyi arttırmaktır. Histeroskopinin IVF üzerine olan pozitif etkisi endometrial kavitedeki lezyonları saptama ve tedavi etmesi ile ilişkilidir. Sonuçlarımıza göre ve mevcut literatüre uygun olarak, histeroskopi, diğer araştırma yöntemleri tarafından gözden kaçırılan intrauterin patolojileri saptamaktadır. Anahtar Kelimeler: IVF, IVF-ICSI/ET, IVF başarısızlığı, histeroskopi, intrauterin patolojiler, infertilite

FertilizasyonFertilizasyon-in vitroHisteroskopi+3
Lena Türeyici
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

IVF gebeliklerin perinatal sonuçlarının değerlendirilmesi

IVF Gebeliklerin Perinatal Sonuçlarının Değerlendirilmesi Amaç: IVF gebeliklerde gebelik süresi boyunca oluşabilecek komplikasyonları, bunların hem maternal hem de fetal mortalite ve morbidite üzerine etkisini retrospektif çalışma yöntemiyle incelemek ve bu gebeliklerin yönetiminde en uygun yolları belirleyebilmektir. Çalışmanın Yapıldığı Yer: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Perinatoloji Bilim Dalı Yöntem ve Gereçler: Retrospektif olan bu çalışmada 01 Ocak 2015 ve 31 Aralık 2019 tarihleri arasında hastanemizde doğumu gerçekleşmiş olan ve in vitro fertilizasyon (IVF) ile gebe kalmış 241 hastanın dosyaları geriye dönük incelenerek analiz yapılması planlanmıştır. Yapılacak analizlerde hastaların yaşı, paritesi (nullipar - multipar), sigara kullanımı, gestasyonel diyabet gelişmesi, gestasyonel hipertansiyon gelişmesi, preeklampsi ya da eklampsi gelişimi, plasenta previa gelişimi, çoğulluk (tekiz-çoğul gebelik), doğum haftası, doğumun şekli (normal vajinal yolla - sezaryen ile) gibi parametrelerin incelenmesi planlandı. Çalışmada aynı zamanda; bebeğin doğum kilosu, bebeğin 5. Dakika APGAR (aktivite, nabız, yüz buruşturma, görünüm ve solunum) puanı, fetal anomali gelişmesi gibi bebeğe ait sonuçlar da incelenerek IVF gebeliklerde gebelik sonuçlarının da değerlendirilmesi planlanmıştır. Beklenen Yararlar: Çalışmamızda; IVF gebeliklerin takibinde gelişebilecek komplikasyonlar hakkında önceden bilgi sahibi olmanın, hem gebelik takibini yapacak olan doğum hekiminin farkındalığının arttırılarak zamanında müdahale edilmesine hem de gebeye bu durumlar hakkında bilgi vermenin önemine dikkat çekmek istedik. Çalışmamızdan elde edilecek perinatal sonuçlar; gebeliğin takibi, komplikasyonların yönetimi ve doğum şeklini belirleme gibi konularda doğum hekimlerine yol gösterecektir. Aynı zamanda incelenen çoklu parametrelerle, maternal ve fetal mortalite ve morbiditenin en aza indirilmesi sağlanacak ve optimal yönetim şekli belirlenecektir. Bulgular: Çalışmaya IVF ile gebe kalan ve hastanemizde doğum yapmış toplamda 241 hasta dâhil edildi ve parametrelere göre tek tek incelendi. Çalışmamızda annelerin yaş ortalamaları 33,3 (Ortanca: 33, min: 19, maks: 58) yıl olduğu gözlenirken, bebeklerin doğum haftaları ortalama 35,54 (Ortanca: 37, min: 23, maks: 41) hafta olduğu, bebeklerin doğum kilosu ortalamaları ise 2480,55 (Ortanca: 2655, min: 200, maks: 4320) kilo oldukları belirlendi. Çalışmada yer alan gebelikler incelendiğinde % 62,7 (n=151)'si tekiz gebelik, % 33,2 (n=80)'si ikiz gebelik % 4,1 (n=10)'inin ise üçüz gebelik olduğu saptandı. Çalışmada yer alan hastaların 207 (% 85,9)'sinde DM(diabetes mellitus) varlığı gözlenmezken, 4 (% 1,7) hastada PGDM (pregestasyonel DM), 30 (% 12,4) hastada ise GDM (gestasyonel DM) varlığı saptandı. HT (hipertansiyon) varlığı bulguları incelendiğinde; 218 (% 90,5) hastada HT (hipertansiyon) bulgusuna rastlanılmazken, 9 (% 3,7) hastada KRHT (kronik HT), 14 (% 5,8) hastada ise GHT (gestasyonel HT) bulgusu tespit edildi. Hastaların doğum şekilleri incelendiğinde; 60 (% 24,9) hasta NVD(normal vajinal doğum) yaparken, 181 (% 75,1) hasta ise C/S (sezaryen) ile doğum yapmıştır. Sonuçlar: IVF gebeliklerin spontan gebeliklere göre komplikasyon oranları daha yüksek olup yönetimleri de farklılıklar göstermektedir. Kliniğimizin IVF gebelik sonuçlarının yüksek hasta sayılı çalışmaların yapıldığı diğer kliniklerin sonuçlarıyla benzer olduğu görülmüştür. Yapılacak yeni araştırmalar ve gebelik takiplerindeki hassasiyetlerle sağlıklı IVF gebelikleri ve sağlıklı IVF nesilleri elde edilebilecektir. Anahtar kelimeler: IVF (in vitro fertilizasyon), perinatal, gebelik sonuçları

Fertilizasyon-in vitroGebelikPerinatal bakım+1
Kübra Duran
Çukurova University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalan kadınlarda doğum korkusu ve etkileyen faktörler

Bu tez çalışması; yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalan kadınlarda doğum korkusu ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı bir araştırma olarak yapıldı. Araştırma, Haziran 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında, gerekli izinler alınarak, Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğinde uygulandı. Araştırmanın yürütüldüğü tarihler arasında belirtilen poliklinikte doğum öncesi takipleri yapılan, yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalan, 28-40. gebelik haftasında olan, araştırmaya katılmaya kabul eden ve Türkçe iletişim kurulabilen 160 kadın araştırmanın örneklemini oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Veri Toplama Formu" ve "Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği (W-DEQ) A versiyonu" kullanıldı. Veriler, kadınlar araştırma hakkında bilgilendirilerek onamları alındıktan sonra araştırmacı tarafından yüz yüze görüşerek toplandı. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizleri IBM SPSS Statistics 22.0 paket programı kullanılarak, İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi, ANOVA, Kruskal-Wallis H, Mann-Whitney U, Ki-kare testleri ve Korelasyon analizleri ile yapıldı. Kadınların W-DEQ puan ortalamasının 56,23±19,40 olduğu, %54,4'ünün orta ve %23,1'inin ağır derecede korku yaşadıkları saptandı. Gebelikleri sırasında doğum öncesi bakım eğitimi almayan kadınların W-DEQ puan ortalamalarının (60,88±20,05) eğitim alan kadınlardan (52,52±18,14) anlamlı olarak daha yüksek olduğu ve daha fazla doğum korkusu yaşadıkları bulundu (p<0,05). Daha önce düşük deneyimi olan, kırsal bölgede yaşayan ve eşleri çalışmayan kadınların doğum korkusu düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulundu. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalan kadınlarda doğum korkusunu azaltmak için hemşirelerin gebelik süresince kadınlara düzenli eğitim vermeleri ve danışmanlık yapmaları, kadınların doğum korkularını geçerli ve güvenilir ölçüm araçlarıyla değerlendirmeleri, sosyodemografik ve obstetrik özelliklerini dikkate almaları önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: doğum korkusu, yardımcı üreme teknikleri, gebelik, hemşirelik

DoğumDoğum korkusuGebelik+2
Hatice Çelik
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2020
00

Related subjects