Resveratrol

73 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Organofosfatlı bileşiklerle akut zehirlenme tedavisinde resveratrolün koruyucu etkisi

Bu tez çalışmasında, sıçanlarda fenthion ile oluşturulan akut toksisite sonrasında farklı dozlarda resveratrol (RES) ve pralidoksimin (PAM) tek başına veya birlikte kulanımının fenthionun sebep olduğu oksidatif hasarlara karşı antioksidan ve koruyucu etkileri biyokimyasal, immünohistokimyasal ve histopatolojik yöntemlerle araştırılmıştır. Akut fenthion toksisitesi sonrasında sıçan kan örneklerinde malondialdehit (MDA), glutatyon (GSH), askorbik asit, retinol, β-karoten düzeyleri, eritrositlerde süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (KAT), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) enzim aktiviteleri ve karaciğer, kalp, böbrek, beyin, akciğer dokularında MDA ve GSH düzeyleri biyokimyasal yöntemlerle incelenmiştir. Bununla birlikte karaciğer dokusunda immünohistokimyasal ve histopatolojik incelemeler yapılmıştır. Tüm toksikasyon gruplarında LPO belirteci MDA'nın arttığı görülmüştür. Tüm tedavi gruplarında RES ve PAM MDA düzeyini düşürerek lipit peroksidasyonunu (LPO) azaltmıştır. RES ve PAM fenthionun sebep olduğu retinol ve β-karoten kaybını önlemiştir. Fenthion SOD, GSH-Px ve KAT aktivitesini arttırmıştır. Ancak tedavi gruplarında kontrole göre anlamlı bir değişiklik olmamıştır. Fenthionun karaciğer, beyin, böbrek ve kalp dokularında LPO'nu arttırdığı, RES'un karaciğer, beyin ve kalpte oluşan LPO'nu anlamlı şekilde azalttığı görülmüştür. Karaciğerin histopatolojik incelemesinde tedavi gruplarında, toksikasyon grubunda meydana gelen lezyonların azaldığı tespit edilmiştir. İmmunohistokimyasal incelemede zehirlenme tüm gruplarda apoptozise kadar varan seviyeye ulaşmasa da fenthionun yol açtığı apoptozisi RES artan dozlarda durdurmuştur. PAM da RES kadar başarılı olmuştur. Sonuç olarak, RES, fenthionun sebep olduğu LPO'nu ve oksidatif hasarı önlemiş, karaciğerde oluşan doku hasarını azaltarak OF zehirlenmesinin zararlarına karşı koruyucu etki göstermiştir.

FenthionLipid peroksidasyonuOksidatif stres+5
Nisa Hocaoğlu
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Wıstar albıno sıçanlarda streptozotocın ile oluşturulan diyabetik nefropatinin tedavisinde melatonin, quercetın ve resveratrol'ün etkilerinin araştırılması

Böbrek hasarının patogenezinde, oksijen radikallerinin rol aldıkları bilinmektedir. Diyabet'in reaktif oksijen ürünlerinin (ROS) oluşumunu hızlandırdığı yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı, sıçanlarda streptozotocin (STZ) ile oluşturulan diyabetin neden olduğu böbrek hasarının giderilmesinde antioksidan özellikleri bilinen melatonin, quercetin ve resveratrol'ün etkilerini karşılaştırmalı olarak incelemektir.Bu çalışmada, İnönü Üniversitesi Deney Hayvanları Araştırma Laboratuvarından temin edilen toplam 47 adet, 300-360 gram, erkek Wistar albino cinsi sıçanlar kullanıldı. Denekler rastgele seçilerek 5 gruba ayrıldı. Grup 1 (n=7): Kontrol, Grup 2 (n=10): Diyabet (STZ 45 mg/kg/tek doz/ip), Grup 3 (n=10): Diyabet + Melatonin (10 mg/kg/30 gün/ip), Grup 4 (n=10): Diyabet + Quercetin (25 mg/kg/30 gün/ip), Grup 5 (n=10): Diyabet + Resveratrol (10 mg/kg/30 gün/ip). Sıçanların deney başında, ortasında ve sonunda açlık kan glukoz değerleri ile vücut ağırlıkları ölçüldü. 30 günlük deney sonunda ketamin anestezisi altında sıçanlar sakrifiye edildi. Pankreas ve böbrek dokuları çıkartıldı. Sol böbrekler ve pankreas histolojik, sağ böbrekler biyokimyasal değerlendirmede kullanıldı. Doku örnekleri %10'luk nötral formalinde fikse edildikten sonra parafine gömüldü. 5 ?m kalınlığında alınan kesitlere Hematoksilen-Eozin, Periyodik Asid Schiff, Toluidin mavisi boyama metodları ile TGF-ß1 immün boyaması uygulandı ve Leica DFC 280 ışık mikroskobunda değerlendirildi.Diyabet grubunda, kontrol grubuna göre açlık kan glikoz seviyelerinde artış ile vücut ağırlıklarında azalma saptandı. Böbrek tubullerinde ve glomerüllerinde histopatolojik değişiklikler gözlendi. Tubullerde epitelyal dökülme, hücre şişmesi, intrasitoplazmik vakuolizasyon, mikrovillus kaybı ve peritubuler infiltrasyon tespit edildi. Glomerüllerde kapiller bazal membran kalınlaşması ve sklerotik değişiklikler izlendi. Bu grupta TGF-ß1 boyanan hücreler belirgindi. Biyokimyasal analizlerde, diyabet grubunda kontrol grubuna göre MDA seviyesi artmış, SOD ve CAT aktiviteleri azalmıştı. Diyabetik sıçanlara melatonin, quercetin ve resveratrol verilmesi böbrek hasarını önemli derecede azalttı. Bu gruplardaki açlık kan glikoz düzeyleri diyabet grubuna göre belirgin olarak azalmıştı. Tubuler ve glomerüler değişiklikler diyabet grubuna göre anlamlı derecede hafifledi. Ayrıca biyokimyasal analizlerde, diyabet grubuna göre MDA seviyesinde azalma gözlenirken, SOD ve CAT aktivitelerinde belirgin bir artış saptandı.Bu çalışmada, sıçanlarda diyabetin neden olduğu böbrek hasarında oksidatif stresin rol oynadığı, diğer yandan melatonin, quercetin ve resveratrol uygulamalarının oksidatif stresi azaltmada etkili olduğu gösterilmiştir. Sonuç olarak, uyguladığımız tüm tedavi edici ajanların diyabete bağlı olarak ortaya çıkan böbrek hasarının giderilmesinde, antioksidan savunma sistemini destekleyerek yararlı olduğu düşüncesindeyiz.

BöbrekDiabetes mellitusKuersetin+5
Hülya Elbe
İnönü University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Karbon tetraklorür ile oluşturulan akut ve kronik karaciğer hasarına karşı resveratrol ve melatoninin etkileri

Bu çalışmada sıçanlarda karbontetraklorür ile oluşturulan akut ve kronik karaciğer hasarı üzerine resveratrol ve melatonin'in etkilerinin, histolojik ve biyokimyasal yöntemlerle araştırılması amaçlandı.Karbon tetrakorür deneysel olarak nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı modeli oluşturmada yaygın olarak kullanılan bir ksenobiyotiktir. Karaciğerde serbest radikallerin üretimini arttırarak, antioksidan enzimlerin aktivitelerini azaltarak ve hücre ve organellerin membranlarında lipid peroksidasyonu oluşturarak hasara neden olur.Vücutta başlıca epifiz bezinde sentezlenip salgılanan melatonin, endokrin ve sirkadyen ritmin düzenlenmesi ve bağışıklık fonksiyonlarının uyarılması gibi çeşitli fizyolojik süreçlerde önemli rol oynar. Ayrıca, melatonin iyi bilinen bir antioksidan ve serbest radikal süpürücüdür.Resveratrol başlıca üzüm kabuğu ve çekirdeği olmak üzere, kiraz, yerfıstığı, dut gibi bitkilerde bulunan bir polifenolik bileşiktir. Resveratrolün sitoprotektif, antioksidan ve antiinflamatuvar etkileri olduğu bilinmektedir. Bunun dışında makrofaj ve adhezyon moleküllerinin inhibisyonunu sağladığı, endotel hücrelerinde nitrik oksid üretimini uyararak kan damarlarında vasodilatör etkiye sahip olduğu gösterilmiştir.Bu çalışmada toplam 80 adet erkek Wistar albino sıçan (150-180 g) kullanıldı. Sıçanlar on gruba ayrıldı (n=8).1. grup: Serum fizyolojik (SF), 0.5 ml2. grup: Zeytinyağı, 0.5 ml3. grup: Zeytinyağı-CCl4, 1 ml/kg/ gün (1/1 oranında),4. grup: Zeytinyağı-CCl4, 1 ml/kg + Resveratrol 10 mg/kg5. grup: Zeytinyağı-CCl4, 1 ml/kg + Melatonin 20 mg/kg6. grup: Serum fizyolojik (SF), 0.5 ml7. grup: Zeytinyağı, 0.5 ml8. grup: Zeytinyağı-CCl4, 1 ml/kg (1/1 oranında),9. grup: Zeytinyağı-CCl4, 1 ml/kg + Resveratrol 10 mg/kg10. grup: Zeytinyağı-CCl4, 1 ml/kg + Melatonin 20 mg/kgİlk beş gruptaki (1-5. gruplar) uygulamalar 4 gün, Son 5 gruptaki (6-10. gruplar) uygulamalar 20 gün süreyle günde bir kez intraperitoneal olarak yapıldı. 1-5. gruplardaki sıçanlar 5. gün, 6-10. gruplardaki sıçanlar 20. gün servikal dislokasyonla sakrifiye edilip intrakardiyak kan alındıktan sonra karaciğerden ışık mikroskobik, elektron mikroskobik ve biyokimyasal incelemeler için doku örnekleri alındı.Akut ve kronik karbontetraklorür gruplarındaki sıçanların karaciğer kesitlerinde hepatositlerde belirgin vakuolizasyon, apoptotik cisimcikler, intrasellüler ödem, mitokondri ve granüler endoplazmik retikulum hasarı saptandı. Ayrıca inflamatuvar hücre infiltrasyonu, nekroz ve fibrozi görüldü.Resveratrol ve melatonin gruplarında karbonteraklorürün oluşturduğu karaciğer hasarı bulgularında belirgin azalma olduğu tespit edildi.Akut ve kronik nonalkolik karaciğer yağlanması ve hasarı üzerine melatonin ve resveratrolün yararlı etkilerinin olduğu düşüncesindeyiz.

HistolojiKaraciğerKaraciğer yağlanması+2
Birgül Yiğitcan
İnönü University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Tolüen maruziyetinin oksidatif stres etkisi üzerine resveratrol'ün koruyucu özelliğinin araştırılması

Bu çalışmada endüstride ve günlük hayatta yaygın olarak kullanılan, uçucu bir bileşik olan tolüen kullanılmıştır. Tolüen maruziyetinden sonra vücudun birçok organ ve dokularında ciddi hasarlar oluşabilir. Tolüen metabolizması vücutta oksidatif strese neden olur. Bu da reaktif oksijen türlerinin (ROS) oluşmasına sebep olur. Antioksidanlar oluşan ROS'a karşı savunmada yer alır. Vücudumuzun ürettiği antioksidanlara ilave olarak besinlerle aldığımız antioksidanlar da vardır. Çalışmamızda tolüenin oluşturduğu oksidatif stres üzerine besinlerle aldığımız resveratrolün koruyucu etkisi araştırılmıştır. Resveratrol; antioksidan, anti-enflamatuar, yaşlanma karşıtı, antikanser, kardiyoprotektif ve nöroprotektif dâhil olmak üzere birçok biyolojik etkiye sahiptir. Resveratrol üzüm, yer fıstığı, dut gibi 72 farklı bitki türünde doğal olarak bulunan bir polifenoldür. Bu çalışmada, sıçanlarda toluen maruziyetinin neden olduğu oksidatif stres, lipid peroksidasyon ürünlerinden malondialdehit (MDA) ve antioksidanlardan biri olan glutatyon (GSH) üzerindeki değişiklikler araştırılmıştır. Bu amaçla, 250-350 gram ağırlığında 36 adet wistar-albino erkek sıçan, kontrol grubu ve deney grubu olarak ayrıldı. Kontrol gruplarına serum fizyolojik ve etanol (%10), deney gruplarına ise tolüen ve tolüen+resveratrol (5mg/kg, 10mg/kg, 20mg/kg) verildi. Deney gruplarına 900mg/kg dozunda tolüen ve resveratrol 6 gün boyunca introperitonal enjeksiyonu yapıldı. Altıncı günün sonunda hayvanlar disekte edilerek kan ve akciğer dokuları toplandı. Toplanan akciğer dokusunda ve kanda MDA ve GSH seviyeleri incelendi. Toplanan örneklerde tolüen enjeksiyonundan sonra büyük ölçüde GSH aktivitesi gözlendi. Tolüen ile muamele edilen grupla tolüen ve resveratrolün farklı dozlarıyla muamele edilen gruplar arasında anlamlı bir azalma görüldü. Aynı gruplar arasında akciğer dokusundaki MDA seviyesinde kontrol gruplarıyla tolüen grubu arasında önemli ölçüde artış görülürken kanda anlamlı bir değişiklik görülmedi.

MalondialdehitResveratrolToluen
Ahmet Barat
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nefrotik sendrom oluşturulan sıçanlarda resveratrol ve metformin tedavilerinin böbrek dokusundaki anti-apoptotik proteinlere etkileri

Nefrotik sendrom (NS) çocukluk çağı böbrek yetmezliğinin önemli bir nedeni olmakla birlikte patogenezi henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Apoptozis NS'de önemli bir hasar mekanizması olarak görülmektedir. Ancak NS'de ortaya çıkan apotozis ile ilişkili anti-apoptotik proteinlerin böbrek doku düzeyleri ve bu proteinlere etkili olabilecek tedavi yöntemleri ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Çalışmamızda adriamisin ile oluşturulan deneysel NS modelinde, pro-apoptotik kaspaz-3 ve anti-apoptotik proteinler olan XIAP ve survivin'in serum ve böbrek doku düzeyleri ölçülerek, potansiyel anti-apoptotik özelliklere sahip resveratrol ve metformin tedavilerine olan yanıtları araştırılmıştır. NS oluşturulmak üzere intra-peritoneal adriamsin verilen sıçanlar rasgele 3 gruba ayrıldı. Grup 1'deki sıçanlara (n=11) hiçbir tedavi verilmedi. Adriamisin verilmesini takip eden ikinci haftanın sonunda, dört hafta süre ile Grup 2'deki sıçanlara (n=8) resveratrol; Grup 3'teki sıçanlara (n=7) da metformin tedavileri verildi. Grup 4'teki sıçanlar (n=10) ise kontrol grubu olarak izlendi. Altıncı hafta sonunda elde edilen serum ve böbrek doku lizatında kaspaz-3, XIAP ve survivin düzeyleri ELİSA yöntemi ile ölçüldü. Deney gruplarındaki sıçanlara ait böbrek dokularında glomerüler, tübüler ve interstisyel hasarları belirlemek üzere skorlama yapılarak patolojik değerlendirme yapıldı. Survivin, XIAP ve kazpaz-3'ün renal doku düzeyleri tedavi edilmeyen sıçanlarda konrol grubu ile benzerdi. Resveratrol ve metformin ile tedavi edilen sıçanların renal doku survivin değerleri, tedavisiz gruba göre, istatistiksel olarak anlamlı azalma gösterdi. Nefrotik sendromlu sıçanların serum survivin ve XIAP düzeyleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Serum kazpaz-3 düzeyleri ise kontrol grubuna göre düşüktü istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü. Resveratrol ve metformin tedavileri, eşit derecede olmak üzere, tedavisiz sıçanlara göre serum kaspaz-3 düzeylerini artırarak kontrol grubu ile benzer hale getirdi. Tedavisiz izlenen sıçanların böbrek dokusundaki iskemik kollapsın, resveratrol ve metformin tedavileri ile tedavi edilen hiçbir nefrotik sıçanda görülmedi. Serum total kolesterol ve trigliserid düzeyleri resveratrol ve metforminin tedavilerinden etkilenmedi. Resveratrol ve metformin ile glomerular hasarın istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı saptandı. Metformin tedavisi ile ayrıca interstisyel hasarlanma da istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldı. Resveratrol ve metformin tedavilerinin tubuler hasarı azaltmadığı görüldü. Resveratrol ve metformin tedavileri ile deney sonucunda ölçülen proteinüri düzeylerinde 4.haftaya göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma olduğu saptandı. Tedavi edilmeyen sıçanlarda ise proteinürinin artmaya devam ettiği belirlendi. Sonuçlarımız resveratrol ve metforminin, halen kullanılan immunsupresif ilaçların yanında destek tedavileri olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Metformin ve resveratrol tedavilerinin nefrotik sendromlu hastalardaki etkinliğinin gösterilebilmesi için daha geniş çapta klinik ve laboratuvar çalışmalarına ihtiyaç vardır.

ApoptozisBöbrekHayvan deneyleri+6
Belçim Hazar
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Resveratrolün sıçan random deri fleplerinin yaşayabilirliği üzerine etkisi: Deneysel çalışma

Random paternli cilt flepleri doku defektlerinin kapatılması amacıyla plastik cerrahide sık kullanılır. Flep boyu uzadıkça, flep vaskülaritesini etkileyecek bir travma varlığında ve/veya flep planlamasının hatalı yapıldığı durumlarda flebin kan akımı kritik düzeylere düşebilir. Flep yaşayabilirliğini arttırmak için sempatolitik, direkt vazodilatatör, antitrombotik ve antikoagülan ajan kullanımı, kanın reolojik özelliklerini değiştirme, antioksidan ilaçlar kullanılması gibi yaklaşımlar mevcuttur. İskemiye maruz kalan bölgede serbest oksijen radikalleri ve nötrofil birikimi doku hasarına neden olur. Oluşan toksisiteyi önlemek için bir çok çalışma yapılmıştır. Resveratrol, bitkiler tarafından travmatik zedelenme veya fungal saldırılara karşı sentezlenir. Yapılan çalışmalarda resveratrolün anti-agregan, anti-oksidan, anti-enflammatuar ve vazodilatasyon etkileri olduğu bildirilmiştir. Bu etkileri göz önüne alınarak resveratrolün flep yaşayabilirliğini arttıracağı düşünülerek çalışma planlandı. Resveratrolün flep yaşayabilirliğini olumlu yönde etkilediğinin gösterilmesi ile ilacın insana uygulanması mümkün olacaktır.Bu çalışma İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü'nde yapıldı. Deney hayvanı olarak 24 adet Sprague-Dawley cinsi erişkin dişi sıçan kullanıldı. Sıçanlar 8'er adetten oluşan üç gruba ayrıldı. Sıçanlara flep kaldırma işlemi uygulandı. İlk dozu cerrahi işlemden 1 saat önce olmak üzere toplam 7 gün boyunca intraperitoneal yoldan günde 1 kez verilmek üzere 1.gruba izotonik NaCl, 2.gruba Dimetilsülfoksit(DMSO), 3.gruba DMSO'da çözdürülmüş 1 mg/kg resveratrol enjekte edildi. Postoperatif 7. günde sıçanların sırt bölgesindeki flepler dijital fotoğraf makinesi ile fotoğraflandı. Nekroz alanının flep boyutuna oranı Adobe Photoshop CS2 programı ile hesaplandı. Postoperatif 7. günde doku örnekleri alındı ve bütün hayvanlara ötenazi uygulandı. Histopatolojik incelemede birim alandaki kapiller ve enflamatuar hücre sayımı yapıldı. Sonuçlar Mann Whitney U testi ve ANOVA Varyans analizi ile değerlendirildi.Bütün sıçanlar deney sonuna kadar canlı kaldı. Operasyon sonrası 7. günde bütün fleplerde nekroz hattı belirgin şekilde oluştu. Flep canlı alanı pembe-beyaz renkte ve normal tonusta iken nekroz bölgesi siyah renkte ve sert idi. Postoperatif 7. gün yapılan yaşayabilirlik değerlendirmesinde resveratrol grubunun yaşayan flep oranının kontrol gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Histopatolojik olarak da resveratrol grubunda kontrol gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede birim alanda daha fazla kapiller, daha az enflammatuar hücre olduğu bulundu.Çalışmamızda preoperatif başlanan ve postoperatif 7 gün boyunca devam edilen 1 mg/kg sistemik resveratrol uygulamasının flep yaşayabilirliğini arttırdığı gösterilmiştir. Flep cerrahisi planlanan hastalara operasyon öncesi ve sonrası sistemik resveratrol uygulaması ile komplikasyonların, hastanede yatış süresinin, ek cerrahi girişimlerin azalacağı düşünülmektedir.

Cerrahi fleplerDeriDeri nakli+4
Ali Cem Akpınar
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan amniyotik hücre kültürlerinde nikotin ve resveratrolün Sox2 ve Sox4 genlerinin ekspresyon düzeyleri üzerine etkisinin real time PCR yöntemi ile incelenmesi

Hamilelikte sigara içiminin fetüs gelişiminde ve büyümesinde zararlı etkilerinin olduğuna dair kanıtlar bulunmasına rağmen her 3 kadından biri erken hamilelik döneminde sigara içmektedir. Nikotin sigarada bulunan en önemli toksik bileşenlerden biridir. Biz de çalışmamızda hamilelikte sigara kullanımının tehlikelerine dikkat çekebilmek için; nikotinin, insan amniyotik hücre kültürlerinde Sox2 ve Sox4 genlerinin ekspresyon düzeyleri üzerine etkisini göstermeyi amaçladık. Ayrıca toksik bileşiklere karşı antioksidanların önemini vurgulayabilmek için; nikotinle muamele edilen insan amniyotik hücre kültürlerinde bir antioksidan olan resveratrolün belirlediğimiz genlerin ekpresyon düzeylerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu göstermeyi hedefledik. Çalışmamıza 20 hasta dahil edilmiş olup her hasta için; kontrol hücre kültürü grubu, nikotin ile muamele edilen hücre kültürü grubu ve resveratrol + nikotin ile muamele edilen hücre kültürü grubu oluşturulmuştur. Grupların her birinde Sox2 ve Sox4 genlerinin ekspresyon düzeyleri real time RT- PCR ile incelenmiştir. Çalışmamız sonuçlarına göre nikotin ile muamele edilen hücre kültürü gruplarında Sox2 ve Sox4 genlerinin ekspresyon düzeyleri değişiklik göstermiş ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. (p değerleri Sox2 için p=0,005 - Sox4 için p=0,000). Nikotin ve resveratrol + nikotin grubu karşılaştırıldığında da istatistiksel olarak anlamlı bir fark elde edilmiştir. (p değerleri Sox2 için p=0,036 - Sox4 için p=0,026) Sonuç olarak nikotinin insan amniyotik hücre kültürlerinde Sox2 ve Sox4 genlerinin ekspresyon düzeylerini değiştirdiği, resveratrolün de nikotin muamelesi ile artan Sox2 ve Sox4 ekspresyon düzeyini azaltma da önemli bir antioksidan olduğu saptanmıştır.

AmnionAmniotik sıvıGen ifadesi+5
Gamze Cömertpay
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Streptozotosin ile indüklenmiş diyabetik sıçanlarda pterostilben ve resveratrolün gastroknemius kasının biyomekanik, biyokimyasal ve histolojik özellikleri üzerine etkileri

Diyabetin iskelet kasları üzerine olumsuz etkilerinin olduğu; kas kontraktilitesini değiştirdiği ve kasılma kuvvetinde azalma meydana getirdiği görülmüştür. Diyabetik sıçanlarda, antioksidan özellikli resveratrol ve pterostilben uygulamalarının metabolik parametreleri iyileştirdiği birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı streptozotosinin (STZ) indüklediği diyabetik miyopatinin tedavisinde farklı dozlarda pterostilben (PTS) (trans-3,5-dimethoxy-4-hydroxystilbene) ve resveratrol (RSV) (trans-3,5,4'-trihydroxystilbene) uygulamasının karşılaştırmalı etkilerini araştırmaktır. Çalışmada ağırlıkları 250-300 g arasında değişen Wistar Albino türü 80 adet erkek sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar; Kontrol, Diyabet, Diyabet+10 mg/kg PTS, Diyabet+20 mg/kg PTS, Diyabet+40 mg/kg PTS, Diyabet+10 mg/kg RSV, Diyabet+20 mg/kg RSV ve Diyabet+(10+10) mg/kg PTS/RSV olmak üzere toplam 8 gruba ayrıldı. Diyabet grubunda bulunan sıçanlara, intravenöz olarak kuyruk veninden 45 mg/dl/ml streptozotosin enjekte edildi. 5 haftalık deney süresinin sonunda gastroknemius kas preparatları çıkarıldı ve biyomekanik kayıtların alınmasına geçildi. Daha sonra iskelet kası dokularının elektron mikroskobik görüntüleri incelendi. Sıçanlardan alınan kanlardan kan glikoz, serum insülin ve malondialdehit seviyeleri analiz edildi. Sonuç olarak diyabetle birlikte azalma gösteren iskelet kası izometrik kasılma kuvvetleri PTS antioksidan uygulamalarıyla RSV antioksidan uygulamalarına göre daha fazla artış gösterdi. Ayrıca kan glikoz, serum insülin ve malondialdehit düzeylerinin PTS uygulamalarında daha çok normale yaklaştığı görüldü. Antioksidan tedavisi uygulanan diyabetik sıçanların elektron mikroskobik görüntülerine bakıldığı zaman, Mix grubunun Tip-1 DM'deki iyileştirici etkisinin diğer gruplara nispeten daha iyi olduğu gözlendi.

AtrofiDiabetes mellitus-deneyselDiabetes mellitus-tip 1+6
Bora Taştekin
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Streptozotosin ile indüklenmiş yavaş ve hızlı iskelet kasları atrofisinde pulslu manyetik alan ve antioksidan etkilerinin araştırılması

İskelet kas atrofisi, uzun süreli hareketsizlik, yetersiz beslenme, sarkopeni, kronik kalp yetmezliği ve özellikle tip-1 diyabetle birlikte gözlenen kas kütlesinde ve kasılma gücünde azalma olarak ifade edilir. Bu çalışmada diyabetik sıçanların yavaş ve hızlı kasılan iskelet kaslarında meydana gelen atrofide, pulslu manyetik alan (PMA) ve antioksidan (pterostilben (P), trans-3,5-dimethoxy-4-hydroxystilbene; resveratrol (R), trans-3,5,4'-trihydroxystilbene) uygulamalarının etkileri çeşitli yönlerden değerlendirildi. Gruplar, kontrol (K, n=10), diyabet (DM, n=10), DM+P (n=10), DM+R (n=10), DM+PMA (n=10), DM+PMA+P (n=10), DM+PMA+R (n=10) olarak oluşturuldu. Sıçanlar her gün 2 saat boyunca 10 Hz frekansında 1.5 mT şiddetinde PMA'ya maruz bırakıldı. P ve R antioksidanları günlük 20 mg/kg dozda uygulandı. 5 haftalık deney sürecinde haftada bir kez sıçanların kan glikoz seviyeleri ve ağırlıkları ölçüldü. Sıçan iskelet kası performansları koşu bandı testi ile gerçekleştirildi. Soleus ve ekstensor digitorum longus kas preparatlarından biyomekanik kayıtlar alındı. Dokuların histolojik incelemeleri için immünohistokimya (anti-MuRF1, anti-Atrogin1, anti-Foxo3a) ve ışık mikroskopi görüntüleri elde edildi. İskelet kas dokularında bulunan p-AKT, mTOR, myostatin (MSTN), kalpain-3 (CAPN-3), TNF-alfa, GLUT-4, MyHC IIb, FOXO3a ve insülin konsantrasyon miktarları ELISA yöntemiyle tayin edildi. Toplam protein tayini için Bradford yöntemi kullanıldı. Miyofibriler proteinlerin degradasyonunda etkin olduğu düşünülen 4E-BP1, FOXO3a, MuRF-1 ve MAFbx gen ekspresyon analizleri gerçek zamanlı PCR ile yapıldı. Elde edilen bulgular, diyabetle birlikte bozulan protein sentez yolaklarının antioksidan ve PMA uygulamalarıyla iyileştiği ve atrofinin azaldığını gösterdi. PMA+P uygulamasının diğer gruplardan daha çok iyileştirici etki gösterdiği belirlendi.

Diabetes mellitus-tip 1Hipoglisemik ajanlarKas atrofisi+4
Bora Taştekin
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cilt fleplerinde iskemi reperfüzyon hasarında Resveratrolün etkinliğinin değerlendirilmesi

Flepler yüzyıllar önce tanımlanmalarına rağmen halen, flep temel fizyolojisine ait cevap bekleyen birçok soru bulunmaktadır. Anatomi, fizyoloji, cerrahi teknik alanında yapılan çalışmalarla artan bilgi birikimine karşılık flep nekrozu önemli bir problem olmaya devam etmektedir. Flep kayıplarının önemli bir nedeni de İ/R hasarıdır.Resveratrol üzüm tanelerinde bol miktarda bulunan polifenol yapıda doğal bir antioksidandır. Deneysel çalışmalarda resveratrolün karaciğer, beyin gibi farklı dokularda gelişen İ/R hasarını önlemede etkin olduğu gösterilmiştir.Resveratrolün farklı dokulardaki İ/R hasarını önlemede etkin olması bu antioksidanın cilt fleplerinde görülen İ/R hasarında etkili olup olamayacağı sorusunu aklımıza getirmiştir.Bu amaçla yapılan deneysel çalışmada 21 adet sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar 3 gruba ayrılmıştır. Sham grubunda inferior epigastrik arter flebi kaldırılmış, İ/R uygulanmamıştır. İ/R grubunda flebe 8 saat iskemi ve ardından reperfüzyon uygulanmıştır. İ/R+res grubunda ise flebe iskemi uygulanmadan 15 dakika önce ve reperfüzyondan hemen önce olacak şekilde 5 mg/kg resveratrol uygulanmıştır. Tüm gruplardan reperfüzyon sonrası 24. saatte ve postoperatif 7. günde histolojik inceleme için örnekler alınmıştır. Alınan erken ve geç dönem örnekleri doku morfolojisini belirlemek için hematoksilen-eozin ile boyanmıştır. Erken dönem kesitlerinde IL-1ß ve TNF-? dağılımları, geç dönem kesitlerinde ise VEGF, Flk-1 ve Flt-1 dağılımları ve apoptotik hücre oranı incelenmiştir. Tüm flepler postoperatif 7. günde fotoğraflanmış ve yaşayan flep oranı hesaplanmıştır.Resveratrolün yaşayan flep oranını anlamlı biçimde arttırdığı saptanmıştır. Nötrofil istilasını önlediği görülmüştür. Buna karşılık resveratrolün inflamatuar sitokinler üzerine baskılayıcı etki göstermediği, VEGF, Flt-1 üzerine uyarıcı olmadığı, yalnız Flk-1' i minimal uyardığı gösterilmiştir. Ayrıca cilt fleplerinde İ/R hasarında apoptozisin etkin rol oynamadığı saptanmıştır.Bu sonuçlar doğrultusunda resveratrolün cilt fleplerinde İ/R hasarını önlemede etkin olduğu ve klinik uygulama için ümit verici olduğu düşünülmüştür.

Cerrahi fleplerCerrahi-plastikReperfüzyon+2
Melike Güngör
Manisa Celal Bayar University
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Fabrika atığı olan üzüm posasından resveratrolün zenginleştirilmesi ve lesitin ile enkapsülasyonu

Son yıllarda beslenme bilincinin artmasıyla özellikle pandeminin de getirmiş olduğu etkiyle birlikte insanların doğal ürünlere eğilimi de artmıştır. Günümüze baktığımızda insanlar gıdaları sadece açlığı giderici olarak değil aynı zamanda sağlık üzerine olan etkilerinden faydalanmak amaçlı da kullanma ihtiyacı duymuşlardır. Artan bu ihtiyaçla birçok sektör sentetik gıda takviyeleri yerine doğal ve bitkisel ürünlerden elde edilen sağlığı destekleyici ürünler üzerine çalışmalarını başlatmışlardır. Bu yaklaşım, tüketicilerin sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürmelerine ve beslenme ihtiyaçlarını karşılamalarına yardımcı olmayı hedeflemektedir. Tez konusu kapsamında şarap ve meyve suyu fabrikalarının endüstriyel atığı olarak hayvan yemine gönderilen üzüm posasısın en önemli bileşiklerinden olan resveratrol etken maddesinin eldesi ve saflaştırılması için metot geliştirilmiştir. Bu kapsamda üzüm posasından belirlenen ekstraksiyon metodu ve saflaştırma basamaklarından sonra kolon kromatoğrafisi ile zenginleştirme yapılarak fraksiyonların toplanması sağlanmıştır. Etken madde miktarı en az yirmi kat deriştirilerek lesitin yardımıyla enkapsülasyonu yapılmıştır. Aktif bileşenlerin enkapsülasyonu, elde edilen ürünün stabilizasyonunun sağlanması için önemli bir yöntemdir. Aynı zamanda çözünürlüğü düşük olan moleküllerin biyoyararlanımı arttırmak amacıyla yapılmaktadır. Resveratrol, biyoyararlanımı düşük ve stabilitesi zor bir etken bileşiktir. Kapsülleme işlemi sonrası in vitro gastrointestinal salınım testleri yapılmıştır. Kontrollü salınımlarının yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) yöntemiyle belirlenmesi, salınım davranışının açıklanması amaçlanmıştır. Elde edilen trans-resveratrol yapı tayini için LC-MS-MS, HPLC ve H-NMR analizleri gerçekleştirilmiştir. In vitro salınım testleri sonucunda lesitin ile kapsüllemenin resveratrolün biyoyararlanımını arttırdığı tespit edilmiştir.

BiyoyararlanımEnkapsülasyonKromatografi+6
Pınar Karagül
Düzce University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Dişi ve erkek sıçanlarda yaşlanma ve fruktozun oluşturduğu metabolik sendromda resveratrolün vasküler ve kan parametreleri üzerine etkilerinin incelenmesi

Son yıllarda hızla artan obezite ve metabolik sendrom hastalıklarındaki artışın temel sebepleri arasında fruktoz içeren hazır gıda ve içeceklerle beslenme de yer almaktadır. Resveratrol bazı meyvelerin yapısında bulunan antioksidan ve kardiyovasküler sistem üzerinde etkileri birçok çalışmada gösterilmiş polifenolik yapıda bir fitoaleksindir. Resveratrolün uzun süre fruktoz diyeti ve metabolik sendrom üzerindeki etkinliği tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu çalışmada dişi ve erkek Wistar sıçanları 24 hafta boyunca içme suyu içerisinde %10 oranında fruktoz tüketimi ile beraber (%0.05) oranında resveratrol içeren yem ile beslenmiştir. Fruktoz ile oluşturulan metabolik sendromun vasküler, metabolik ve histolojik değişiklikleri üzerine resveratrol tedavisinin etkileri incelenmiştir. Sıçanların kan örneklerinde ve karaciğer dokusunda biyokimyasal parametreler ölçülmüştür. Torasik aorta dokusunda fenilefrin (10-9-10-4M) kasılma, asetilkolin (10-9-10-4M) ve insülin (10-9-3×10-6M) gevşeme yanıtları ile L-NOARG (10-4M) varlığında asetilkolin gevşemeleri incelenmiştir. Ayrıca karaciğer ve aorta dokusunda Western Blot ve Real Time-PCR yöntemleriyle IRS-1, eNOS ve iNOS protein ve mRNA düzeyleri ölçülmüş, karaciğer histolojisi incelenmiştir. Fruktoz içeren diyet ile dişi ve erkek sıçanlarda plazma glukoz, insülin, VLDL ve trigliserit düzeylerinde ayrıca karaciğer trigliserit düzeyinde artış meydana geldiği ve resveratrol tedavisinin bu parametreleri anlamlı bir şekilde düşürdüğü saptanmıştır. Fruktoz diyeti ile beslenen dişi ve erkek sıçanlarda HDL düzeylerindeki azalmanın ise resveratrol tedavisi ile anlamlı bir şekilde arttığı saptanmıştır. Fruktoz içeren diyet ile ortaya çıkan vasküler endotel-bağımlı asetilkolin ve insülin gevşemelerindeki azalma resveratrol tedavisi ile iyileştirilmiştir. Fenilefrin kasılma cevapları ise fruktoz içeren diyet ile artmış, resveratrol diyeti ile baskılanmıştır. L-NOARG (10-4M) varlığında asetilkolin gevşemelerinde ise herhangi bir farklılık gözlenmemiştir. Ayrıca sıçanlarda abdominal yağlanma, karaciğer dokusunda hiperemi ve dejenerasyon gözlemlenmiş, resveratrol tedavisi bu durumu kısmen iyileştirmiştir. Aorta ve karaciğer dokularında fruktoz tüketimiyle oluşan eNOS protein ve mRNA düzeylerinde azalmanın resveratrol tedavisi ile iyileştirildiği saptanmıştır. Ayrıca aorta iNOS protein ve mRNA düzeylerinde fruktoz tüketimi ile oluşan artış, resveratrol tedavisiyle anlamlı düzeyde azalmıştır. Aorta dokusunda IRS-1 protein ve mRNA düzeylerinde fruktoz diyetinin herhangi bir farklılığa yol açmadığı, resveratrol tedavisinin ise kısmen yükselttiği gösterilmiştir. Cinsiyet farklılıkları açısından fruktozla beslenen dişi sıçanlarda plazma trigliserit, VLDL ve HDL düzeylerinin erkek sıçanlara göre daha yüksek düzeyde olduğu gösterilmiştir. Venöz kan glukoz düzeylerinde dişi ve erkek sıçanlar arasında herhangi bir farklılık gözlenmezken, arteriyal kan glukoz düzeylerinin erkek sıçanlarda daha yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Doku ağırlıkları ve plazma insülin düzeyleri açısından dişi ve erkek sıçanlar arasında herhangi bir farklılık gözlenmemiştir. Fruktozla beslenen dişi sıçanlarda fenilefrinin etkinliğinin erkek sıçanlara göre azaldığı, fakat asetilkolinin ve insülinin gevşeme yanıtlarında belirgin bir farklılık oluşmadığı gösterilmiştir. Fruktoz ile beslenen dişi sıçan aortasında iNOS protein ekspresyonunun erkek sıçanlara göre daha yüksek düzeyde olduğu gösterilmiştir. eNOS ve IRS-1 düzeylerinde ise cinsiyete bağlı herhangi bir farklılık gözlenmemiştir. Çalışma sonucu elde ettiğimiz bulgular resveratrolün, yüksek fruktoz diyeti ile ortaya çıkan vasküler fonksiyon bozukluğunu ve birçok metabolik parametreleri düzeltebileceğini göstermektedir. Böylece, fruktoz içeren diyet ile beslenmenin olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla, aynı zamanda resveratrol tüketilmesinin faydalı olabileceğini söyleyebiliriz. Anahtar sözcükler: Fruktoz, resveratrol, metabolik sendrom, vasküler fonksiyon bozukluğu, insülin vazoreaktivitesi

FruktozKan parametreleriMetabolik sendrom+4
Mehmet Bilgehan Pektaş
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Resveratrolün kanser tedavisindeki yeri ve önemi

Genetik faktörler yanında, çevresel faktörlerin de etkisiyle kanser dünyada artış eğilimi gösteren ölümcül bir hastalıktır. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların, çok sayıdaki ciddi yan etkisi yüzünden, bireylerin yaşam kalitesini düşürdüğü bilinmektedir. Günümüzde kanserden korunma hastalığın giderek yaygınlaşması yüzünden büyük önem taşımaktadır. Kanserden korunmada, engellenebilir risk faktörlerinden korunmada veya bu faktörlerin organizmada erken dönemde oluşturabileceği hasarların giderilmesi starteji olarak benimsenmektedir. Kanserin ortaya çıkmasında; genetik, çevresel faktörler ile yaşam tarzının önemli olduğu ileri sürülmektedir. Bu etmenler, DNA hasarı ve hücrelerde mutasyona neden olarak kansere yol açmaktadır. Kanseri önlemede önemli bir yaklaşım olarak, kemoprevensiyon amacıyla fitokimyasallar büyük bir ilgi alanı oluşturmuştur. Sağlık üzerinde bir çok olumlu etkisi bilinen resveratrol, kemoprevensiyon yaklaşımı içinde büyük bir ilgi odağı olmuştur. Bugüne kadar literatürde resveratrolün kanser önleyici, oluşum basamaklarını geriletici ve erken dönemde baskılayıcı etkisini gösteren çok sayıda araştırma bulunmaktadır. Araştırmalarda resveratrolün antikanserojen etkisinin; antiinflamatuvar, antimitojenik, parsiyel östrojenik (agonist/antagonist) ve antioksidan etkisi ile ilgili olabileceği ileri sürülmüştür. Ayrıca, resveratrolün kardiyovasküler sistem üzerindeki nitrik oksit oluşumunu artırıcı ve serbest oksijen radikallerini azaltıcı etkilerinin genel sağlığın düzelmesine katkı sağladığı bilinmektedir. Deneysel çalışmalarda, resveratrolün yaşam süresini uzattığı, metabolik ve nörodejeneratif hastalıklarda koruyucu etkileri olduğu saptanmıştır. Bu tez çalışması kapsamında, resveratrolün kolon, meme, prostat ve bazı diğer kanser türlerinde doz ve süresi büyük değişkenlik göstermekle birlikte ciddi yararlar sağladığı ortaya konulmuştur. İnsan çalışmalarının henüz kısıtlı olmasından dolayı resveratrolün tedavide kullanımı şu aşamada söz konusu değildir. Resveratrolün antikanser ilaç olarak tedaviye girmesinin önündeki en büyük engel organizmada çok hızlı metabolize olmasıdır. Yapılan bazı araştırmalarda, resveratrolün metabolitlerinin de biyolojik aktivitesi olduğu gösterilmiştir. Resveratrol ve türevlerinin onkolojide kullanılması için bazı formulasyon çalışmaları da yapılmaktadır.

Antineoplastik ajanlarApoptozisNeoplazmlar+2
Hülya Karahasanoğlu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik diyabetik sıçan mide dokusunda resveratrol uygulamasının oksidan duruma etkisi

Bu çalışmada streptozotosin (STZ) ile diyabet oluşturulan sıçanlarda resveratrol uygulamasının mide dokusundaki oksidan (malondialdehit (MDA), ileri düzey oksidasyon protein ürünleri (AOPP) ve antioksidan (glutatyon (GSH), süperoksit dismutaz (SOD)) paremetreler üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda ağırlıkları 250±20 gr arasında değişen 26 adet erişkin Wistar albino erkek sıçan kullanıldı. Sıçanlar kontrol, diyabet, resveratrol ve diyabet+resveratrol grubu olmak üzere dört gruba ayrıldı. Kontrol grubu diyabet ve resveratrol grubu ile karşılaştırıldığında mide MDA, AOPP düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Resveratrol grubu diyabet grubu ile karşılaştırıldığında mide MDA düzeyleri anlamlı olarak azalmış bulundu (p<0.05). Diyabet+resveratrol grubu kontrol ve resveratrol grubu ile karşılaştırıldığında mide MDA düzeyleri anlamlı olarak artmış bulunurken (p<0.05), diyabet grubuna göre mide MDA düzeyleri azalmakla birlikte bu azalış istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Diyabet+resveratrol grubu diyabet ve resveratrol grubu ile karşılaştırıldığında mide AOPP düzeyleri anlamlı olarak azalmış bulunurken (p<0.05), kontrol grubuna göre mide AOPP düzeyleri azalmakla birlikte bu azalış istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Diyabet grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında mide GSH düzeyleri ve SOD aktiviteleri anlamlı olarak azalmış bulundu (p<0.05). Diyabet+resveratrol grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında mide GSH düzeyleri ve SOD aktiviteleri anlamlı olarak azalmış bulundu (p<0.05). Sonuç olarak; diyabet ile mide dokusunda serbest radikaller artarken, antioksidan savunmanın azaldığı gözlemlenmiştir. Eksojen olarak resveratrolün lipit peroksidasyonu önlemede ve proteinleri oksidatif hasardan korumada kısmen başarılı olduğunu, proteinlerin redoks değişimlerinden etkilenmesini ise engelleyemediğini söyleyebiliriz. Anahtar kelimeler: Resveratrol, diyabet, oksidan durum.

Diabetes mellitusGastrik mukozaMide+3
Sulaiman Qaroot
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Miyokardiyal iskemi-reperfüzyon hasarında resveratrolün büyük kalsiyum bağımlıpotasyum kanalları aracılıklı etki mekanizmasının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı resveratrol'ün miyokardiyal iskemi-reperfüzyonda oluşturduğu koruyucu etkide BKca kanallarının etkisini incelemek. Bunun için wistar ratlar ketamin hidroklorür ve ksilazin ile anesteziye edildikten sonra toraks hızla açılarak kalp buzlu Krebs-Heinseleit çözeltisi içerisine alınarak hızlıca Langendorff sistemine asılmıştır. SVGB kalbin sol ventrikülüne yerleştirilmiş lateks balon yardımıyla ölçülmüştür. Deneylerde infarkt alan ve MP35 kayıt sistemiyle hemodinamik parametreler (SVDSB, SVGB, ±dP/dt) ölçülmüştür. Deney hayvanları 3 gruba ayrılmıştır. 1. Grupta (kontrol) grubunda 30 dk'lık dengelenme. 2. grupta paksilin veya resveratrol 20 dk'lık gengelenme ardından 10 dk. paksilin (3 µM) veya resveratrol (10µM) infüzyonu yapılmıştır. Paksillin ve resveratrol'ün kombine kullanıldığı 3. grupta 10. dk'lık dengelenmeden sonra 10 dk. Paksilin (3, 1, 0.3, 0.1, 0.03 µM) ardından 10 dk. resveratrol (10µM) uygulanmıştır. Bütün deney gruplarında 30 dk. iskemi ve 120 dk. reperfüzyon yapılmıştır. Deney sonunda kalpler TTC ile boyanarak infarkt alan tayini yapılmıştır. Resveratrolün infarkt alanda yaptığı azalma paksilin'in 3 ve 1 µM konsantrasyonlarında ortadan kalkmıştır. Ayrıca paksilin 3, 1, ve 0.3 µM konsantrasyonlarında resveratrol'ün SVGB, SVSDB ve ±dP/dt değerlerinde iskemi-reperfüzyon hasarına karşı yaptığı korumayı ortadan reperfüzyonun 30, 60 ve 120. dakikalarında anlamlı olarak ortadan kaldırılmıştır. Bu sonuçlar resveratrolün kalsiyum bağımlı potasyum kanallarını aktive ederek iskemi-reperfüzyon hasarına karşı kalbi koruyabileceğini göstermektedir.Anahtar Kelime: Resveratrol, BKCa kanalı, önkoşullama, iskemi-reperfüzyon

MiyokardMiyokard enfarktüsüMiyokardial reperfüzyon+4
Aysu Akbaş Korucu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek fruktoz ile beslenen sıçanlarda kan lipit profili ve karaciğer lipit akümülasyonu üzerine resveratolün etkisinin incelenmesi

Gelişmiş toplumlarda metabolik sendrom aşırı fruktoz tüketimi ile ilişkilendirilmektedir. Fruktozun esas kaynağı günümüzde yüksek fruktoz içeren mısır şurubudur ve sükrozun yerini almıştır. Meyve ve bitkiler içinde bulunan resveratrol, diyabet, obezite ve karaciğer yağlanmasında yararlı etkileri saptanmış polifenolik bir bileşiktir. Bu çalışmada, yüksek fruktoz içeren mısır şurubu Wistar erkek sıçanlara (12 haftalık) %10 ve %20 oranında içme suyu içinde ve resveratrol (500 mg/kg) yem içinde 12 hafta boyunca verilmiştir. Yüksek fruktoz tüketimi sonucu kan lipit profili, insülin, glikoz düzeyleri ile karaciğer yağlanması histolojik (hematoksilen-eosin ve ORO boyaması ile) olarak incelenmiştir. Fruktoz ile beslenmenin oluşturabileceği değişiklikler üzerinde resveratrolün koruyucu etkisi olup olmadığı da araştırılmıştır. Bu çalışmanın sonuçları yüksek fruktoz içeren diyetle beslenmenin sıçanlarda plazma insülin, glikoz ve trigliserit düzeyini artırdığını göstermektedir. Fruktoz konsatrasyonundaki artış ile bu parametrelerdeki değişiklik arasında bir korelasyon görülmüştür. Histolojik inceleme, fruktozla beslenme sonucunda karaciğerde orta dereceli bir yağlanma olduğunu göstermektedir. Resveratrol tedavisinin hiperinsilünemi ve hipertrigliseritemiyi kısmen düzelttiği görülmektedir. Yüksek fruktoz diyetinin hayvanlarda vücut ağırlığında ve karaciğer ağırlığında belirgin bir artış oluşturmadığı gösterilmiştir. Ayrıca karaciğer fonksiyonlarının göstergesi olan ALT ve AST'nin fruktoz tüketimi sonunda değişmediği görülmüştür. Sonuç olarak, bu araştırmanın bulguları yüksek fruktoz içeren diyetin sıçanlarda metabolik sendromun önemli iki parametresi olan trigliserit ve insülini artırdığı, orta dereceli karaciğer yağlanmasına neden olduğu görülmektedir. Fruktoz ile birlikte resveratrol tüketiminin bu bozuklukları kısmen düzelttiği görülmüştür.

FruktozKaraciğer yağlanmasıMetabolik sendrom+2
Onur Gökhan Yıldırım
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ovaryen hiperstimülasyon sendromu oluşturulmuş rat modelinde Resveratrolün etkileri

Ovaryen hiperstimulasyon sendromu (OHSS) infertil kadınlarda gonadotropinlerle foliküler gelisimi sağlamak amaçlı ovaryen stimülasyon sırasında ortaya çıkan hayatı tehdit eden komplikasyonları olan bir sendromdur.Vasküler geçirgenlikte artısa bağlı asit ve plevral effüzyon ile karakterize kliniği olan bu sendromda birincil şüpheli faktör vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF)' dür. OHSS patogenezinde baska faktörlerinde rol oynadığı düsünülmektedir.OHSS' nin olusumundan çesitli mekanizmalar sorumlu tutulmakla birlikte, OHSS' nin olusumu ve devamında inflamatuar yanıtın ve anjiogenezisin önemli rol oynadığı gösterilmistir. Bizim çalısmamızın amacı, antiinflamatuar ve anjiogenezisi inhibe edici etki gösteren resveratrolün rat OHSS modelinde etkilerini arastırmaktır.OHSS' de deney modeli olarak immatür wistar disi rat kullandık. Toplam 24 rat çalısmaya alındı ve 4 gruba ayrıldı. 6 tanesi kontrol grubu olarak ayrıldı, 6 tanesinde hafif OHSS ve 12 tanesi de iki esit gruba bölünerek bunlarda da ciddi OHSS olusturuldu. Gonadotropinlerle ovarian stimulasyon yapılarak hafif ve ciddi OHSS olusturulan ratlardan, ciddi OHSS gelisen gruplardan birine tedaviolarak 60 mg/kg resveratrol verildi. Gruplar, vücut ağırlıkları, over ağırlıkları, periton sıvısında VEGF ve IL-6 düzeyleri, VEGF ekspresyonu, antral, atretik folikül ve korpus luteum sayıları over yönünden karsılastırıldı. Grup 4 periton sıvısı VEGF ortalama değerleri, ortalama histopatolojik skorları ve ortalama corpus luteum sayıları, grup 3 (siddetli ohss grup) ile karsılastırıldığında istatistiksel olarak düsük bulunmustur. Atretik folikül sayısı grup 3 ile kıyaslandığında istatistiksel anlamlı olarak yüksek bulunmustur. Grup 4 Periton sıvısı IL6 değerleri grup 3 ile karsılastırıldığında istatistiksel anlam ulasmasada düsme trendinde bulunmustur.Resveratrol, anti-inflamatuar etki göstererek ve anjiogenezisi olumsuz yönde etkileyerek VEGF ekspresyonu azaltmıstır.

Anjiyogenez inhibitörleriOver hiperstimülasyon sendromuResveratrol+3
Şebnem Özgür
Gazi University
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Overektomize sıçanlarda resveratrol uygulaması ve yüzme egzersizinin kalsiyum ve kemik metabolizması üzerine etkisi

1. ÖZET Overektomize Sıçanlarda Resveratrol Uygulaması ve Yüzme Egzersizinin Kalsiyum ve Kemik Metabolizması Üzerine Etkisi Bu çalışmanın amacı; Overektomize Sıçanlarda Resveratrol Uygulaması ve Yüzme Egzersizinin Kalsiyum ve Kemik Metabolizmasını nasıl etkilediğinin araştırılmasıdır. Çalışma F.Ü. Deneysel Tıp Araştırma ve Uygulama Merkezinden temin edilen Spraque–Dawley cinsi 56 adet erişkin dişi sıçan üzerinde aynı merkezde gerçekleştirildi. Çalışmada kullanılan deney hayvanları 8 gruba ayrıldı. Dört hafta devam eden çalışmadan sonra hayvanların hepsinden sabah 09:00-10:00 saatleri arasında dekapitasyonla gerekli analizlerde kullanılmak üzere kan örnekleri alınarak analiz zamanına kadar kan örnekleri -80 oC'de muhafaza edilmiştir. Alınan kan örneklerinde kalsiyum, magnezyum, mangan, demir, bakır, çinko, fosfor ve selenyum düzeyleri atomik emisyon cihazında tayin edilmiştir. Kemik yapımıyla ilişkili olarak Alkalen Fosfataz, Osteokalsin düzeyleri, Kemik yıkımıyla ilişkili olarak da Hidroksi pirolin ve pridinolin düzeyleri tayin edilmiştir. Serum MDA düzeyinin belirlenmesi Uchiyama ve Mihara yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Sonuç mg/g olarak tanımlanmıştır. Örneklerin GSH miktarları Ellman's metoduyla ölçülmüştür. Gerçekleştirilen çalışmada grupların serum MDA düzeyleri karşılaştırıldığında, grup 2, grup 5 ve grup 6'nın diğer gruplara göre önemli düzeyde yüksek MDA düzeylerine sahip olduğu görüldü (P<0,05). Grup 1, grup 3, grup 4, grup 7 ve grup 8'in MDA düzeyleri ise birbirine benzemekle (P>0,05) birlikte diğer gruplardan önemli düzeyde düşük olarak belirlendi (P<0,05). Çalışmada grupların serum GSH düzeyleri incelendiğinde, grup 4, grup 7 ve grup 8'in diğer gruplara göre önemli düzeyde yüksek GSH düzeylerine sahip olduğu tespit edildi (P<0,05). Grup 2, grup 5 ve grup 6 serum GSH düzeylerinin ise önemli düzeyde düşük olduğu görüldü (P<0,05). Grup 1 ve grup 3 GSH düzeylerinin de grup 2, grup 5 ve grup 6'dan önemli şekilde yüksek olduğu belirlendi (P<0,05). Gerçekleştirilen çalışmada, tüm grupların serum demir ve magnezyum düzeyleri arasında önemli bir fark tespit edilmedi (P>0,05). Çalışmada grupların serum bakır düzeyleri karşılaştırıldığında, en yüksek bakır düzeyi grup 6'da elde edildi (p<0,05). En düşük serum bakır düzeyleri ise grup 2, 3 ve 4' te tespit edildi. Çalışmada grup 1, 5, 7 ve 8'in serum düzeyleri ise birbirine benzerdi (P<0,05). Gerçekleştirilen çalışmada, tüm grupların serum selenyum düzeyleri arasında önemli bir fark tespit edilmedi (P>0,05). Gerçekleştirilen çalışmada, en yüksek serum çinko, kalsiyum ve fosfor düzeyleri, grup 5 ve 6' da elde edildi (P<0,05). En düşük serum çinko, kalsiyum ve fosfor düzeyleri ise grup 1, 3,7 ve 8'de tespit edildi (P<0,05). Grup 2 ve 4'ün serum çinko, kalsiyum ve fosfor düzeyleri ise birbirine benzerdi (P>0,05). Gerçekleştirilen çalışmada, grup 5 ve grup 6'nın serum alkaline phosphatese ve osteocalcine düzeyleri önemli şekilde diğer gruplardan düşüktü (P<0,05). En yüksek alkaline phosphatese ve osteocalcine düzeyleri ise grup 7 ve 8' de elde edildi (P<0,05). Diğer grupların serum alkaline phosphatese ve osteocalcine düzeyleri ise birbirine benzerdi (P>0,05). Çalışmada en yüksek serum hidroxyproline ve pyridinoline düzeyi grup 5 ve 6'da elde edildi (P<0,05). En düşük alkaline phosphatese ve osteocalcine düzeyleri ise grup 7 ve 8' de elde edildi (P<0,05). Diğer tüm grupların serum Osteocalcine düzeyleri ise farklı değildi (P>0,05). Sonuç olarak; Overektomize, egzersiz yaptırılan overektomize ve sadece egzersiz yaptırılan sıçanlarda artan serbest radikal üretimi ve dolayısıyla doku hasarı resveratrol desteğiyle önlenebileceği sonucuna varılmıştır Yine çalışmamızda overektomize, egzersiz yaptırılan overektomize sıçanlarda kemik yıkımına bağlı olarak arttığı düşünülen çinko, kalsiyum ve fosfor düzeyleri resveratrol desteğiyle kontrol değerlerine yaklaştığı görülmüştür. Çalışma sonuçlarına göre; overektomize, egzersiz yaptırılan overektomize sıçanlarda artan kemik yıkımını gösteren belirteçlerin resveratrol desteğiyle baskılanması resveratrolun kemik kayıplarını önlediğini göstermektedir. Çalışmamızın vurgulanması gereken en önemli sonucu; resveratrol desteğinin ovaryumları alınmış sıçanlarda kemik dokudaki kayıpları önlediğinin sonucuna varılmasıdır. Anahtar Kelimeler: Egzersiz, Kemik, Element Metabolizması, Overektomi, Resveratrol, Serbest Radikaller

EgzersizElementlerFareler+6
Übeyde Gülnar
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Miyokardiyal iskemi-reperfüzyon hasarının tedavisinde resveratrol: Mitokatp kanallarının rolü

Bu çalışmanın amacı resveratrol'ün miyokardiyal iskemi-reperfüzyonda oluşturduğu koruyucu etkide mitoKATP kanallarının etkisini incelemek. Bunun için 250-300g ağırlığında wistar ratlar ketamin hidroklorür ve ksilazin ile anesteziye edildikten sonra toraks hızla açılarak kalp buzlu Krebs-Heinseleit çözeltisi içerisine alınarak hızlıca Langendorff sistemine asılmıştır. SVGB kalbin sol ventrikülüne yerleştirilmiş lateks balon yardımıyla ölçülmüştür. Deneylerde infarkt alan ve MP35 kayıt sistemiyle hemodinamik parametreler (SVDSB, SVGB, ±dP/dt) ölçülmüştür. Deney hayvanları 3 gruba ayrılmıştır. 1. Grupta (kontrol) grubunda 30 dk'lık dengelenme. 2. grupta resveratrol 20 dk'lık dengelenme ardından 10 dk. resveratrol (10µM) infüzyonu yapılmıştır. 5-HD ve resveratrol'ün kombine kullanıldığı 3. grupta 10. dk'lık dengelenmeden sonra 10 dk. 5-HD (10-1-10-4) ardından 10 dk. resveratrol (10µM) uygulanmıştır. Bütün deney gruplarında 30 dk. iskemi ve 120 dk. reperfüzyon yapılmıştır. Deney sonunda kalpler TTC ile boyanarak infarkt alan tayini yapılmıştır. Resveratrolün infarkt alanda yaptığı azalma 5-HD'nin 10-1ve 10-2 µM konsantrasyonda anlamlı olarak ortadan kalkmıştır. Ayrıca 5-HD'nin 10-1 ve 10-2 µM konsantrasyonda resveratrol'ün SVGB, SVSDB ve ±dP/dt değerlerinde iskemi-reperfüzyon hasarına karşı yaptığı korumayı reperfüzyon süresinde anlamlı olarak ortadan kaldırılmıştır. Bu sonuçlar resveratrolün mitoKATP kanallarını aktive ederek iskemi-reperfüzyon hasarına karşı kalbi koruyabileceğini göstermektedir.

5-hidroksidekanoik asitAdenozin trifosfatMitokondriler+4
Mohammadreza Lak Zadeh
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Di-N Bütil Fitalat' ın (DBP) testis üzerine etkisi ve Resveratrol' ün olası koruyucu özelliğinin çeşitli mikroskobik yöntemlerle incelenmesi

Bu çalışmada, bir endokrin bozucu olan Di-n-bütil fitalat'ın (DBP) testiste oluşturabileceği hasarda antioksidan olarak yeğlenen Resveratrol'ün olası koruyucu etkilerinin immünohistokimyasal yöntemlerle incelenmesi amaçlandı.Çalışmada 20 günlük 36 adet Wistar albino cinsi erkek sıçan kullanıldı. Her grupta 6 denek olacak şekilde 6 grup oluşturuldu. I. Grup: Kontrol, II. Grup: Çözücü (Karboksimetilselüloz,CMC 10 ml/kg), III.Grup : 500 mg/kg/gün DBP , IV.Grup : 500 mg/kg/gün DBP+20 mg/kg/gün Resveratrol, V. Grup: 1000 mg/kg/gün DBP, VI. Grup: 1000 mg/kg/gün DBP+20 mg/kg/gün Resveratrol. Süre sonunda alınan testis dokuları alışılmış ışık mikroskop izlem yöntemlerinden geçirilerek parafin bloklar hazırlandı. Bloklardan alınan kesitlere proliferasyon belirlemek amacıyla c-kit, seminifer epitel ve özellikle Leydig hücrelerinin stres derecesini gözlemleyebilmek ereğiyle AT1, etkileşimin hormonal düzeyle olup olmadığını belirlemek ereğiyle östrojen reseptör ? antikorları ile indirekt immünohistokimyasal boyamalar yapıldı. Apopitozisi simgelemek için ise TUNEL yöntemi kullanıldı. Her gruptan 6 denekte, 6 alanda spermatogenik epitel boyu ölçülerek Shapiro Wilk testi, Bonferroni Düzeltmeli Kruskal Wallis testi ve Bonferroni Düzeltmeli Mann Whitney U testi ile istatistiksel değerlendirme yapıldı.C-kit immun boyamasında 500mg/kg ve 1000 mg/kg DBP uygulanan gruplarda, artan DBP dozuna koşut, tutulumun kontrol ve CMC uygulanan sham kontrol gruplarına karşın azaldığı, 500mg/kg DBP+Resveratrol uygulanan grupta reaktivitenin kontrol grubuna benzer olduğu izlenmiştir.1000 mg/kg DBP+Resveratrol verilen grupta da Resveratrol'ün tam yeterli olamadığı saptandı.AT1 tutulumunun 500 mg/kg ve 1000 mg/kg DBP uygulanan gruplarda arttığı, Resveratrol uygulanan gruplarda da bu olumsuz etkinin kısmen geri döndüğü ancak Leydig hücre tutulumunun yüksek doz DBP ve Resveratrol uygulanan grupta halen korunduğu belirlendi.DBP' nin testis östrojen reseptör düzeyine etkisini incelendiğinde, gruplar arasında çok anlamlı farklılıklar olmamakla birlikte, yüksek doz DBP' nin östrojen reseptör düzeyini azalttığı, Resveratrol'ün ise endokrin koruyuculuk yönünden yeterli olamadığı izlendi.TUNEL yöntemi ile yapılan incelemelerde, özellikle yüksek doz DBP' nin tüm hücre tiplerinde apoptozisi arttırdığı belirlenmiştir. Resveratrol uygulamasının ise düşük doz DBP uygulamasında apoptotik süreçte koruyucu etki gösterdiği, ancak yüksek doz uygulamada apoptozisi tam olarak engelleyemediği saptandı.Yapılan istatistiksel değerlendirmede de DBP verilen gruplarda epitel boyunun ve seminifer tübül çapının diğer gruplara karşın azaldığı, Resveratrol uygulanan gruplarda ise bu azalmanın geri döndürüldüğü görüldü.Sonuç olarak DBP uygulamasının artan doza koşut testiste olaylandırdığı döngüsel ve hormonal değişikliklere, Resveratrol'ün döngüsel yönden koruyucu etki gösterebildiği, ancak tam yeterli olamadığı, hormonal olarak ise belirgin etkinliğinin bulunmadığı kanısına varıldı.

Di-n-bütil fitalatFitalik asitlerMikroskopi+3
Seyhan Güllen Ünal
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Di-N Bütil Fitalat' ın (DBP) uterus endometriyumu üzerine etkisi ve Resveratrol' ün olası koruyucu özelliğinin çeşitli mikroskobik yöntemlerle incelenmesi

Resveratrol (3, 5, 4'- trans- trihidroksistilben), doğada üzümkabuğunda yüksek miktarda bulunan, antioksidan özelliği güçlü birbileşiktir. Organizma üzerinde birçok olumlu biyolojik etkileri bulunan,resveratrol' ün uterus endometriyum katmanı üzerinde de; fitoöstrojenik,kanser karşıtı etkileri olduğu belirtilmiştir. DBP, plastikleştirici olarak kullanılan fitalik asit esteridir veendokrin bozucu kimyasallar içerisinde yer alır. Üreme sistemi ve birçokorgan üzerinde hasara neden olduğu belirtilmiştir. Uterus endometriyumkatmanı üzerinde endojen östrojeni taklit ettiği, gebelikte uterusdesidualizasyonunu azaltarak düşüklere neden olduğu, endometriyumkalınlığını arttırıcı etkileri belirlenmiştir. Çalışmamızda, endokrin bir bozucu olan Di-n-bütil fitalat' ın(DBP) uterus' ta oluşturabileceği hasarlarda bir antioksidan olanResveratrol' ün olası koruyucu etkilerinin immünohistokimyasalyöntemlerle incelenmesi amaçlanmıştır. Wistar Albino cinsi, 36 adet, 20 günlük dişi sıçan; kontrol,500 mg/kg/gün DBP, 1000 mg/kg/gün DBP, Çözücü (Karboksimetilselüloz,10 ml/kg), 500 mg/kg gün DBP+20 mg/kg/gün Resveratrol, 1000mg/kg/gün DBP+20 mg/kg/gün Resveratrol olacak şekilde 6 grubaayrılmıştır (n=6). Uygulamalar 30 gün süresince gavaj yolu ile yapılmıştır.C-kit tutulumunun, kontrol grubunda epitelde apikal hücrezarında, bez epitel hücreleri ve stromada oldukça yoğun, kandamarlarında belirgin olduğu görülmüştür. 500 mg/kg/gün DBP grubundaendometriyum yüzey epitelinde ve bez epitel hücrelerinde yoğun olduğugörülmüştür. 1000 mg/kg/gün DBP grubunda epitel altı stromada oldukçayoğun olduğu gözlemlenmiştir. Epitel, bez epiteli ve epitel altı stromada enbelirgin C-kit ifadelenmesinin CMC grubunda olduğu ilgiyi çekmiştir. 500mg/kg/gün DBP+Resveratrol grubunda, stromal tutulumun azaldığı, bezepitelinde boyanmanın zar düzeyinde olduğu belirlenmiştir. 1000mg/kg/gün DBP+Resveratrol grubunda ise bez epiteli hücreleri, stromalhücrelerde ve kasta yoğunluğun orta dereceli olduğu ayırt edilmiştir.ER-? tutulumunun, kontrol grubunda yüzey ve bez epitelindeorta dereceli, stromada bazı hücrelerde ve perimetriyumda yoğun olduğugörülmüştür. 500 mg/kg/gün DBP grubunda, apikal hücre sitoplazmasındadaha yoğun olduğu görülmüştür. 1000 mg/kg/gün DBP grubunda,fonksiyonel tabakaya ait stromal hücrelerde ağırlıklı olduğu görülmüştür.CMC grubunda bezlerde ve fonksiyonel tabakada yoğun olduğubelirlenmiştir. 500 mg/kg/gün DBP+Resveratrol ile 1000 mg/kg/günDBP+Resveratrol grubunda kontrol grubuna benzer tutulum dikkatçekmiştir. TUNEL pozitif hücreler, kontrol grubunda yüzey ve bezepitelinde normal düzeyde, stromada ise yoğun olarak izlenmiştir. 500mg/kg/gün DBP ve 1000 mg/kg/gün DBP grubunda arttığı görülmüştür.CMC grubunda en yüksek sayıda belirlenmiştir. 500 mg/kg/günDBP+Resveratrol grubunda kontrol grubuna eşdeş olarak görülmüştür.1000 mg/kg/gün DBP+Resveratrol grubunda, 500 mg/kg/günDBP+Resveratrol grubuna göre daha fazladır.Bu bulguların sonucunda; DBP' nin dokuda doza bağımlıolarak artan hasar oluşturduğu, resvaratrol' ün ise bu hasara karşı dokudaolası koruyucu bir etkisinin olabileceği, 500 mg/kg/gün DBP+Resveratrolgrubunda daha etkin olmasına karşın, 1000 mg/kg/gün DBP+Resveratroluygulanan grupta yetersiz kalması ise hasar durumuna göre doz bağımlıolarak kullanılmasının olumlu etkisini artırabileceği kanısına varılmıştır.

Di-n-bütil fitalatEsterlerFitoaleksin+4
Dila Şener
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Di-n Bütil Fitalat'ın (DBP) Epididimis ve Duktus Deferens'de oluşturabileceği hasar ve işlev bozukluklarına, Resveratrol'ün olası etkileri

Di-n bütil fitalat endokrin sistemin gelişim ve işlevini değiştiren endüstriyel ürünlerin içerisinde yer alan bir kimyasaldır. Resveratrol ise canlılarda çok önemli biyolojik etkilerinin olduğu bilinen bir antioksidandır. Tüm bu nedenlerden ötürü çalışmamızda; bir endokrin bozucu olan Di-n bütil fitalat'ın (DBP) epididimis ve deferenste oluşturabileceği hasarda antioksidan olarak Resveratrol'ün olası koruyucu etkilerinin immünohistokimyasal, TUNEL ve elektronmikroskobik düzeyde incelenmesi amaçlandı.Çalışmada 20 günlük 36 adet Wistar albino cinsi erkek sıçan kullanıldı. Her grupta 6 denek olacak şekilde 6 grup oluşturuldu. I.Grup: Kontrol, II.Grup: CMC-10ml/kg, III.Grup: 500mg/kg/gün-DBP, IV.Grup: Grup: 1000mg/kg/gün-DBP, V.Grup: 500mg/kg/gün-DBP+20mg/kg/gün-Resveratrol, VI.Grup: 1000mg/kg/gün DBP+20mg/kg/gün-Resveratrol uygulanan grup olarak belirlendi. Süre sonunda alınan epididimis ve deferens dokuları alışılmış ışık mikroskop ve elektronmikroskop izlem yöntemlerinden geçirildi.Artan DBP dozuna koşut lümendeki spermiyumlarda baş anomalilerinin ve stereosilya dejenerasyonunun arttığı görüldü. Resveratrol' ün ise yüksek doz DBP uygulamasında c-kit tutulumu açısından etkin olmadığı saptandı. Deferens'te gruplar arasında c-kit tulumu açısından belirgin bir farklılık gözlenmezken, DBP-Resveratrol uygulanan gruplarda membranöz tutulumun diğer gruplara karşın arttığı belirlendi. Her iki dokuda, belirgin bir apoptotik hücre görülmedi. 1000 mgDBP-Resveratrol uygulamasında epididimisin ince yapısının kısmen korunduğu ancak yetersiz kaldığı saptandı. Deferenste ise, Resveratrol uygulaması ile düşük dozda ince yapının korunduğu, yüksek dozda stereosilya dejenerasyonunun sürdüğü belirlendi.Sonuç olarak DBP uygulamasının, artan dozla epididimis ve deferenste yapısal dejenerasyon oluşturduğu, Resveratrol'ün ise bunları koruyucu etkisiyle geri döndürebileceği, ancak yüksek doz DBP uygulamalarında yetersiz kaldığı belirlendi. Bu nedenle, DBP' nin doz arttıkça artan hasar düzeyinin geri döndürülebilmesi ereğiyle, Resveratrol uygulamalarında da doz belirlenmesiyle ilgili çalışmalara gerek olduğu kanısına varıldı.

Di-n-bütil fitalatEpididimisFitoaleksin+3
Erhan Şahin
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Resveratrol ve quercetin'in deneysel şiddetli akut pankreatitteki koruyucu etkilerinin araştırılması

ÖZET Akut pankreatit, hastalık ciddiyetiyle orantılı olarak tedaviye rağmen ciddi komplikasyonlar ve yüksek mortalite oranına sahiptir. İnflamatuvar bir hastalık olduğundan yapılmış çalışmalarda tedavide antiinflamatuvar özelliği olduğu bilinen bazı doğal bileşenler üzerinde durulmaktadır. Bu çalışmada antiinlamatuvar, antioksidan etkileri olan bitkisel kaynaklı bileşenler olan resveratrol ve quercetin 'in şiddetli akut pankreatitteki koruyucu etkilerinin araştırıldı. Çalışmada 7'şerli gruplarda toplam 42 adet dişi Wistar rat kullanıldı. Grup 1'e (n=7) (K) bazal diyet uygulandı. Grup 2'ye (n=7) (DMSO) intraperitoneal DMSO (dimetil sülfoksit) uygulandı. 3. gruba (n=7) (C) 20 mcg/kg cerulein 1 saat aralıklarla 4 kez subkutan (s.c) olarak uygulandı. Grup 4 (n=7) (C+RES); cerulein ile akut pankreatit oluşturulan grupta 30 mg/kg resveratrol+DMSO ceruleinin ilk dozundan önce intraperitoneal olarak uygulandı. Grup 5 (n=7)(C+QUE); cerulein ile akut pankreatit oluşturulan grupta 50 mg/kg quercetin cerulein ilk dozundan önce orogastrik sonda ile uygulandı. Grup 6 (n=7) (C+RES+QUE); cerulein ile akut pankreatit oluşturulan grupta cerulein ilk dozundan önce 30 mg/kg resveratrol+DMSO intraperitoneal, 50 mg/kg quercetin orogastrik sonda ile uygulandı. Çalışma protokolü tamamlandıktan sonra ratlar anastezi altında dekapite edildi. Biyokimyasal incelemeler için serum ve histopatolojik inceleme için pankreas doku örnekleri alındı. Serum örneklerinden amilaz, lipaz, AST, ALT çalışıldı. Pankreas dokusu fikse edildikten sonra hemotoksilen ve eozin ile boyanarak ödem, yağ nekrozu ve lökosit infiltrasyonu açısından değerlendirildi ve histopatolojik skorlama kriterlerine göre sınıflandırıldı. Pankreas dokusu homojenize edilerek HPLC yöntemiyle MDA, real time PCR yöntemiyle TNF alfa, COX-2, NFκB, IκB düzeyleri çalışıldı. Çalışma sonunda kontrol grubu ile karşılaştırıldığında serum amilaz düzeyleri grup 3 (C) ve grup 4'te (C+RES) anlamlı yüksek saptanırken; grup 5 (C+QUE) ve grup 6' da (C+RES+QUE) anlamlı fark izlenmedi. Serum lipaz düzeyi açısından değerlendirildiğinde kontrol grubu ile (C) grubu arasında anlamlı fark saptanırken, kontrol grubu ile 4. 5. ve 6. gruplar arasında anlamlı fark izlenmedi. Serum amilaz, lipaz ve histopatolojik skorlama açısından bakıldığında grup 5 (C+QUE) ve grup 6 (C+RES+QUE) nın serum amilaz, lipaz düzeylerinde cerulein (C) grubuna göre anlamlı azalma ve histopatolojik skorlarda iyileşme sağladığı saptanmıştır. Resveratrol, quercetin ve her ikisi birlikte pankreas dokusunda MDA, TNF alfa, COX-2, NFκB düzeylerinde azalma sağladılar, IκB düzeyinde ise sadece kombine uygulamaları sonucu azalma olmasını önlediler. Sonuçta quercetin ve resveratrol quercetin kombinasyonunun biyokimyasal parametrelerde, oksidatif stres elemanları ve proinflamatuar sitokinlerde ve histolojik skorlarda akut pankreatit grubuna oranla en belirgin koruyucu etkiyi göstermiştir. Hem resveratrol hem quercetin hemde kombine olarak uygulanmaları hastalık şiddetini azaltmıştır. Anahtar Kelimeler: Şiddetli akut pankreatit, cerulein, resveratrol, quercetin

KuersetinPankreasPankreas hastalıkları+3
Mehmet Asoğlu
Fırat University
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel diyabetik ratlarda resveratrolün böbrek dokusunda oat-1,oat-3, okt-1,okt-2 proteinlerinin ekspresyonu üzerine etkisi

Bitkisel ilaçlar hastalıklarla savaşmak ve vücut fonksiyonları iyileştirmek için bin yıldan fazla bir süredir kullanılmaktadır. Bu bitkisel ilaçlardaki mevcut polifenoller, genel sağlık iyileştirilmesi için ve belirli bazı patolojik durumlar için tedavi sağlayacak başlıca besin olarak kabul edilmektedir.Bu çalışmada; STZ ile diyabet oluşturulan ratlarda resveratrolün, böbrek dokusundaki OAT-1, OAT-3, OKT-1 ve OKT-2 proteinlerinin ekspresyonları, MDA düzeyleri, serum üre nitrojen ve kreatinin düzeyleri ve histolojik değişiklikleri üzerine olan etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, araştırmada 40 adet Wistar ratı (6-8 haftalık) dört gruba ayrıldı. (i) Standart diyetle beslenen grup, kontrol grubunu (K); (ii) Resveratrol (RES, günlük 20mg/kg i.p.) verilen grup, RES grubunu; (iii) Streptozotosin (tek doz STZ, 55 mg/kg i.p.) verilen grup, STZ grubunu; (iv) STZ (tek doz 55mg/kg i.p.) enjekte edildikten sonra; RES (RES, günlük 20mg/kg i.p.) verilen grup, STZ + RES grubunu oluşturdu. Araştırma 8 haftada sonuçlandırıldı.Bu araştırma, intraperitoneal STZ ile diyabetik nefropati oluşturulan ratlarda resveratrol uygulamasının böbreği iyileştirici ve koruyucu bir etki gösterdiğini bildirmektedir. Resveratrol verilen hayvanlarda serum üre ve kreatinin seviyeleri, böbrek hasarının STZ verilen gruba nispeten belirgin biçimde düştüğünü göstermektedir. Böbrek dokusunda MDA seviyesi STZ grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Resveratrolün intraperitoneal olarak verildiği deneysel diyabetik ratlarda, OAT-1, OAT-3, OKT-1, OKT-2 proteinlerinin ekspresyon düzeyleri belirgin bir şekilde artmıştır. Histopatolojik bulgular, resveratrol tedavisinin, STZ ile oluşturulan tübüler hasarı ve diyabet nedenli çoğu patolojik lezyonu hafiflettiğini ortaya çıkarmıştır.

KreatininMalondialdehitResveratrol+1
Oğuzhan Özdemir
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00

Related subjects