International law

221 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Silahlı insansız hava araçları kullanılarak gerçekleştirilen ulus-aşırı silahlı çatışmalarda devletin hukuki sorumluluğu

Bu tezde, ulus-aşırı silahlı çatışmalar sırasında bir devletin Silahlı İnsansız Hava Araçlarını kullanarak kendi ülke sınırları dışında gerçekleştirdiği operasyonlar nedeniyle hukuki sorumluluğu konusu incelenmiştir. Bu çerçevede, çalışmada öncelikle Silahlı İnsansız Hava Araçlarının ortaya çıkışı, literatürde yer bulmasına neden olan unsurlar ve bu araçların çalışma kapsamındaki yeri ifade edilmiştir. Çalışmanın odaklandığı ana nokta, Silahlı İnsansız Hava Araçlarının devletler tarafından ulus-aşırı silahlı çatışma olarak kavramsallaştırılan ve uluslararası hukukta yer bulan yeni silahlı çatışma türü kapsamında kullanımı ve bu kullanımın hukuksal açıdan ortaya çıkardığı sorunlardır. Bu sorunlar ise çalışmada uluslararası hukukun bir alanı olarak "sorumluluk" kavramı etrafında incelenmiştir. Dolayısıyla, normatif yönü ağırlıklı olan çalışmada, konunun uluslararası hukuktaki "sorumluluk" açısından ne ifade ettiği, sorumluluğun şartları, sorumluluğu ortaya çıkaran nedenler, sorumluluğu kaldıran nedenler ve telafi yolları açıklanmıştır. Olgusal boyutta ise ABD'nin 2001 ve 2019 yılları arasında Afganistan, Pakistan ve Yemen'de gerçekleştirdiği Silahlı İnsansız Hava Aracı operasyonları ele alınmıştır. Bu ülkelerdeki somut olay incelemelerinin "sorumluluk" açısından ortaya çıkardığı sonuçlar tahlil edilmiştir. Böylece, normatif düzenlemelerin somut olaylarda nasıl karşılık bulduğu tespit edilmeye çalışılıp, bulgular çalışmanın sonuç bölümünde tezin vargıları olarak ortaya konulmuştur.

Amerika Birleşik DevletleriHukuki sorumlulukSilahlı insansız hava araçları+5
Olcay Özkaya
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası deniz hukuku kurallarının etkili olarak uygulanabilmesi: Doğu Akdeniz örneği

Bu tezde, Doğu Akdeniz örneği üzerinden, uluslararası deniz hukuku kurallarının uluslararası uyuşmazlıklarda etkili olarak uygulanabilirliği incelenecektir. Birinci bölümde, uluslararası deniz hukukunun oluşumu, gelişimi, kaynakları ve bunların ulusal hukuka etkisi incelenecektir. Daha sonra Doğu Akdeniz'e kıyıdaş olan devletlerin ulusal hukuklarında uluslararası hukuka nasıl bir etki verdikleri araştırılacaktır. İkinci bölümde, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin ilkeler açıklanarak uluslararası deniz uyuşmazlıklarının çözümünde benimsenen yollar ve bunların deniz hukukuna somut yansımaları ele alınacaktır. Üçüncü bölümde ise Doğu Akdeniz'de yaşanan deniz yetki alanı sınırlandırma uyuşmazlıkları ile bunların enerji kaynaklarının paylaşımı, çevrenin korunması, arama-kurtarma çalışmaları gibi sorunlara ilişkin etkileri değerlendirilerek uluslararası deniz hukuku kurallarının ulusal hukukta etkili bir şekilde uygulanmasının önündeki engeller ve bu engellerin nasıl aşılabileceği de Karadeniz örneği üzerinden tartışılacaktır.

Deniz hukukuDeniz yetki alanlarıDoğu Akdeniz+3
Zelal Öcal
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukuk ve İslam hukuku perspektifinden mahremiyet hakkı: Karşılaştırmalı bir çalışma

Mahremiyet hakkı genel anlamıyla: Bireylerin, başkalarıyla kendi hayatıyla ilgili paylaşımlarının ne ölçüde olacağını belirleme hakkına sahip olmasını ifade eder. Günümüzde en sık ihlal edilen haklardan biri, kuşkusuz mahremiyet hakkıdır. Bireyin fiziksel, dijital ve sosyal sınırlarını korumasının güvencesi olan bu hak, teknolojik gelişmelerin hız kazandığı, gözetimin sıradanlaştığı ve bilginin ekonomik değere dönüştüğü bir çağda giderek daha fazla ihlal edilmektedir. Mahremiyet, devletlerin, şirketlerin, medyanın ve diğer bireylerin meraklı bakışları altında giderek daralan bir alana sıkışmış durumdadır. Mahremiyet bir hak olmanın yanında, bireylerin toplumsal yaşam içinde ihtiyaç duydukları bir kavramsal alanı da kapsamaktadır. Bu nedenle mahremiyetin ihlali, bireysel hakların kısıtlanmasının yanında toplumsal bir soruna da yol açmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde, mahremiyet kavramının kelime kökeni ve bir hak olarak dönüşümüne değinilmiş, tarihsel süreç içinde mahremiyet hakkının gelişimi irdelenmiştir. İkinci bölümde, uluslararası evrensel ve bölgesel düzenlemeler ile İslam hukuku kaynaklarında mahremiyet hakkının yeri incelenmiştir. Son bölümde ise, mahremiyet hakkının beden, konut ve bilgi gibi alt kategorilerde nasıl ihlal edildiği, yargı ve denetim mekanizmalarının kararlarından örneklerle ele alınmıştır. Çalışmada, her bölüm kendi içinde karşılaştırılarak analiz edilmiştir. Böylece uluslararası hukuk ve İslam hukukunda güncel bir mesele olarak mahremiyet hakkının değeri ve yeri bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmıştır.

Karşılaştırmalı hukukUluslararası hukukİslam hukuku
Eşfanur Aydın
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası hukukta siber savaş

Teknolojinin gelişimi ile pek çok alanda olduğu gibi savaş hukukunda da önemli değişimler kendini göstermiştir. Gündelik sosyal yaşamın vazgeçilmezleri olan uydu ve iletişim sistemleri, hastane, trafik ışıkları, doğalgaz, su, elektrik vb. altyapı sistemleri ile tren ve uçak seferleri gibi hizmet alanının ve insansız hava araçları gibi uzaktan kontrol edilen araç sistemlerinin siber ortama dâhil edilmesi, siber savaş durumunda bu sistemlerin bilgisayar başından sabote edilebilmesi tehlikesini de beraberinde getirmiştir. Bu süreç özellikle de kuvvet kullanımına başvurmanın ve silahlı çatışmalar hukukunun yeniden yorumlanmasını gerektirmiştir. Çağın bir gereği olarak ulus devletlerin temel faaliyetlerini siber ortamda gerçekleştirmesi, kaçınılmaz olarak bu sistemlerin kuvvet kullanımı kapsamında kötüye kullanılmasına sebep olmuş ve yeni bir alan olarak uluslararası siber savaş hukukunu ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle geleneksel kuvvet kullanımı, meşru savunma, devletin sorumluluğu ve silahlı çatışmalar hukuku konuları uluslararası siber savaş hukuku çerçevesinde yeniden değerlendirilmelidir. Bu tez kapsamında, uluslararası hukukun siber uzayda uygulama alanı bulan ilgili konularının yanında özellikle jus ad bellum ve jus in bello kavramlarının uluslararası siber savaş hukuku kapsamında yeniden yorumlanması amaçlamaktadır.

Jus ad bellumJus in belloKuvvet kullanma+4
Hayati Pallı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Silahlı çatışma hukuku kapsamında yabancı savaşçının vatandaşı olduğu devletin uluslararası sorumluluğu

Devletler tarafından gerçekleştirilen uluslararası hukuka aykırı her fiil, ilgili devletin sorumluluğunu gerektirmektedir. Bir devlet, eğer icrai veya ihmali bir davranışla uluslararası yükümlülüklerini ihlal ediyorsa ve davranış devlete atfedilebilirse söz konusu devlet uluslararası hukuku ihlal etmiş sayılmaktadır. Bu ilkeler uluslararası sorumluluk hukukunun en temel ilkeleri olup, çalışmamızın da konusunu oluşturmaktadır. Bir devletin uluslararası yükümlülüklerini ihlal etmesi, uluslararası hukuk bakımından hukuka aykırı bir fiil olarak tanımlanmakta ve devletin sorumluluğunun bu fiilden kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Devletin hukuka aykırı olarak değerlendirilen davranışı bir eylem sonucunda ortaya çıkabileceği gibi devletin hareketsiz kalmasının sonucunda da ortaya çıkabilmektedir. Devlet harekete geçmesi gereken yerde hareketsiz kalırsa ve bundan dolayı da uluslararası bir yükümlülüğünü ihlal ederse söz konusu devletin sorumluluğu gündeme gelecektir. Devletin bu yükümlülüğünden dolayı sorumlu tutulabilmesi için de davranışın devlete isnat edilebilmesi gerekmektedir. Vatandaşı olmadığı devletlerin ordularında farklı amaç uğruna savaşanların ortaya çıkardığı yabancı savaşçılık fenomeni, günümüzde değişen motivasyonlarla devam etmektedir. Savaşların amacı aynı kalmış ancak biçim, süre, araç ve aktörlerinde değişiklik gösteren bir duruma dönüşmüştür. Silahlı çatışma ortamlarında her geçen gün daha fazla rol alan yabancı savaşçılar Soğuk Savaş sonrası dönemde etkinliklerini arttırmışlardır. Savaş tarihinin farklı dönemlerinde paralı asker, özel askeri şirket çalışanı veya yabancı savaşçı olarak adlandırılan kişilerin vatandaşı olduğu devletin sorumluluğu konusu çalışmamızda ele alınmıştır. Çalışmada gün geçtikçe uluslararası güvenliği tehdit eden yabancı savaşçılar hakkında farkındalık yaratılması amaçlanırken yabancı savaşçıların silahlı çatışma hukuku kapsamındaki hukuka aykırı eylemlerinden dolayı vatandaşı olduğu devletin uluslararası sorumluluğuna odaklanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Silahlı çatışma hukuku, uluslararası insancıl hukuk, devletin uluslararası sorumluluğu, uluslararası hukuka aykırı fiil, yabancı savaşçı.

Hukuka aykırılıkHukuki sorumlulukSilahlı çatışma+4
Ertan Kiraz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The non-participation of ASEAN countries in the International Criminal Court: A constructivist perspective

The establishment of the International Criminal Court (ICC) was celebrated by many as international criminal justice is seen as entering into a new phase of development and anti-impunity norms being formally institutionalized. The ICC is tasked with prosecuting individuals who are accused of perpetrating genocide, crimes against humanity, war crimes, and crimes of aggression. The ICC, which derives its powers and jurisdiction pursuant to the 1998 Rome Statute, is the only permanent and independent international criminal court in the international system. However, except for Cambodia, the Member States of the Association of Southeast Asian Nations (ASEAN) are reluctant to be a part of the ICC which indicate a contestation of the norms of the ICC by the ASEAN Member States. According to the social constructivist theory, shared ideas and norms impact states' decision in a socially constructed lenses of the world. In particular, ASEAN's norms are said to be the sovereignty of states and non-interference in domestic matters as reflected in the "ASEAN Way". The purpose of this paper is to analyze the different level of participations in the ICC by the ASEAN Member States, in particular Cambodia, Malaysia, Philippines and Myanmar through contestation based on their identity.

ASEAN countriesSocial constructionInternational Criminal Court+4
Aufa Radzi
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Libya soruşturması

Bu araştırmada, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)'nin yargı yetkisini harekete geçirme yollarından biri olan Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin havale yetkisini kullanması ile başlayan Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Libya soruşturması hakkında verilen kararlar incelenecektir. İlk olarak, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yargı yetkisi, Güvenlik Konseyi'nin havalesi halinde taraf olmayan devlet açısından kabul edilebilirlik şartları ve adli iş birliği bağlamında Roma Statüsü ve BM Sözleşmesi çerçevesinde analiz edilecektir. İkinci bölümde, Libya'da 2011 yılında Kaddafi rejimine karşı çıkan isyan ve devamında yaşanan olayların arka planı ve başta 1970 sayılı karar olmak üzere BM Güvenlik Konseyi'nin konuya ilişkin kararları incelenecektir. Ardından, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Libya soruşturmasına ilişkin olarak verdiği kararlar ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Son olarak, Libya soruşturmasında verilen kararlar Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Güvenlik Konseyi ilişkisi çerçevesinde analiz edilecektir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik KonseyiLibyaSoruşturma+4
Nüveyba Güneş
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 15. maddesi uyarınca taraf devletlerin sözleşme'den kaynaklanan yükümlülüklerinin azaltılması (Derogasyon)

Sözleşme'nin 15. maddesi taraf devletlere, belli koşulların gerçekleşmesi halinde Sözleşme ve Eki Protokollerde güvenceye bağlanan hak ve özgürlüklerin korunmasına ilişkin yükümlülüklerini azaltma (derogasyon) imkânı tanımaktadır. Mahkeme içtihatlarına bakıldığında da, AİHS'in 15. maddesine başvurma konusunda taraf devletlere geniş bit takdir payının (the margin of appreciation) tanındığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, askıya alma (derogasyon) sınırsız ve denetimsiz bir biçimde uygulan(a)mamaktadır. Altını çizmek gerekir ki istisnai / kriz halleri taraf devletlere, günümüz çağdaş demokrasilerinin olmazsa olmazları olarak: demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına dayanan yönetim temellerini aşındırmaya yönelik açık bir çek (carte blanche) vermemektedir. Sözleşme'nin 15. maddesinin 2. fıkrasında da, taraf devletlere askıya almaya başvurduklarında uymaları gereken birtakım maddi ve usuli koşullara yer verilmiştir. Askıya almaya başvurulduğu durumlarda da Konsey organlarınca iki tür denetim / gözetim gerçekleştirilmektedir: İlk olarak Strazburg Mahkemesi önüne gelen başvurularda, taraf devletlerin Sözleşme'nin 15. maddesinin gereklerine riayet edip etmedikleri nazarında, alınan / alınacak tedbirlerin yalnızca durumun gerektirdiği ölçüde tedbirler olup olmadığı, haklı bir mazeret / zaruret hâli görülüp görülemeyeceği, bu mazeretin geçerli olup olmadığı ile ulusal düzeyde yeterince gerekçelendirilip gerekçelendirilmediğini denetlemektedir. İkinci olarak Konsey'in kimi uzmanlık birimleri de denetim / gözetim gerçekleştirmektedir. Mezkûr çalışmada, bölgesel bir insan hakları koruma sistemi öngören AİHS özelinde, savaş, seferberlik, askeri darbe teşebbüsü (15 Temmuz darbe teşebbüsü) salgın hastalık (COVID-19) veya ağır ekonomik bunalım gibi ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike durumunda uygulanmak zorunda kalınan, bir bakıma taraf devletler yönünden bir can simidi niteliğinde olan "olağanüstü hallerde Sözleşme'den doğan yükümlülüklerin azaltılması / askıya alma / derogasyon" müessesesi inceleme konusu yapılmıştır. Söz konusu bu inceleme sürecinde özellikle Konsey'in yargılama makamı olarak başta Strazburg Mahkemesi'nin kararları olmak üzere Konsey'in diğer organlarının derogasyona yönelik rapor, görüş, açıklama gibi çalışmaları ile Türk Anayasa Mahkemesinin Türkiye'de ilan edilen OHAL kapsamında alınan tedbirlere / kısıtlamalara yönelik başvurularda vermiş olduğu kararlar analiz edilmiştir. Uygulamanın aksayan yönleri ise ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Askıya alma / yükümlülüklerin azaltılması (derogasyon), Olağanüstü hal, 15 Temmuz darbe teşebbüsü, Olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türk Anayasa Mahkemesi.

Avrupa İnsan Hakları SözleşmesiDerogasyonKamu hukuku+3
Muhammed Taha Büyüktavşan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Uzay hukukunda milli iktisaba konu olmama ilkesinin yeniden değerlendirilmesi

Milli iktisaba konu olmama ilkesi, uzay hukukunun yaklaşık 60 yıllık geçmişinin bütününe eşlik etmiş bir ilke olarak karşımıza çıkmaktadır. Hiçbir devletin uzayda herhangi bir egemenlik iddiasında bulunamayacağına hükmeden bu ilke, uzay hukukunun tüm gelişim sürecine tanıklık etmiştir. Bu sürecin milli iktisaba konu olmama ilkesi üzerindeki etkisi ve ilkenin mevcudiyette kabul edilen yorumunun uzay teknolojilerinin gelecek planlarına hazırlıklı olup olmadığı hususu ise çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Çalışmamızda öncelikle tarihsel gelişimi içerisinde milli iktisaba konu olmama ilkesi tüm yönleriyle ve diğer ilkelerle ilişkisiyle birlikte ele alınacaktır. Sonrasında ise planlanmakta olan uzaya yerleşim projelerinin milli iktisaba konu olmama ilkesini nasıl etkileyeceği ve bu projelerin gerçekleştirilmesi için uzay hukukunda bir değişimin gerekip gerekmeyeceği değerlendirilecektir.

HukukKamu hukukuTemellük+4
Ayten Selin Doğan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukuk açısından hukuken bağlayıcı olmayan anlaşmalar

Günümüzde antlaşmalar hukukuna ilişkin en önemli belge, 1969 tarihli Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'dir. Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi "antlaşma"yı özünde "uluslararası hukuka tabi bir uluslararası anlaşma" şeklinde tanımlamakla birlikte bir anlaşmanın hangi koşullar altında uluslararası hukuka tabi olacağı Sözleşme'nin hükümleri içerisinde düzenlenmemiştir. Bununla birlikte, Uluslararası Hukuk Komisyonu "uluslararası hukuka tabi" ifadesini "uluslararası hukukta haklar ve yükümlülükler yaratma niyeti" unsurunu içerecek şekilde yorumlamaktadır. Bu çerçevede uluslararası hukukta devletlerin ve uluslararası örgütlerin tarafı olduğu her anlaşmanın uluslararası hukuka tabi olduğu ve bir antlaşma niteliğinde olduğu söylenemez. Devletler ve uluslararası örgütler tarafından hukuken bağlayıcı olmadığı kabul edilen, tarafları arasında hukuki haklar ve yükümlülükler yaratmayan anlaşmalar da akdedilmektedir. Bu tür anlaşmalar doktrinde ve devletlerin uygulamalarında "hukuken bağlayıcı olmayan anlaşma", "MOU", "centilmenler anlaşması", "siyasi ve ahlaki olarak bağlayıcı anlaşma" ve "yumuşak hukuk" gibi isimlerle anılmaktadır. Bu çalışmanın amacı bu tür anlaşmaların niteliğini, sonuçlarını ve antlaşmalardan ayırt edilmelerini sağlayan ölçütleri ortaya koymaktır. Hukuken bağlayıcı olmadıkları kabul edilen bu anlaşmaların niteliğinin belirlenmesinde Uluslararası Hukuk Komisyonu'nun yorumları, doktrinde yer alan görüşler, uluslararası yargı kararları ve özellikle devletler ile uluslararası örgütlerin uygulamalarından hareket edilmiştir. Anahtar Sözcükler Antlaşma, Hukuken Bağlayıcı Olmayan Anlaşma, MOU, Centilmenler Anlaşması, Siyasi ve Ahlaki Olarak Bağlayıcı Anlaşma, Yumuşak Hukuk

AnlaşmalarBağlayıcılıkUluslararası anlaşmalar+1
Fatma Ulutaş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Koruma sorumluluğu ilkesinin ekonomi politiği

Uluslararası güç ilişkileri çerçevesinde uluslararası hukuk da şekillenmektedir. Bu şekillenme sonucunda yeni hukuki söylemler ortaya çıkmıştır. Bu sebeple uluslararası güç ilişkilerinin bizzat açıklayanı uluslararası hukuk değildir. Uluslararası güç ilişkilerinin 2000 sonrası uygulamasında kullanılan hukuki söylemler insani müdahalenin koruma sorumluluğuna dönüşmesine sebebiyet vermiştir. Geçmişte devletlerin iç işlerinde sınırsız egemenlik sahibi olduğu görüşü terk edilmiş, yerine uluslararası sisteme uyum sağlayamayan devletlerin yaşadığı iç problemlerin giderilmesi söylemiyle koruma sorumluluğu adı verilen uluslararası müdahale yöntemi ortaya çıkmıştır. Uluslararası hukuk ve koruma sorumluluğunun ekonomi politiği tez içerisinde incelenecektir.

EkonomiEkonomi politikalarıKoruma sorumluluğu+5
Mehmet Aktaş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası deniz hukukunda hakkın kötüye kullanılması ve uluslararası andlaşmalar bağlamında uygulanması

Ulusal hukuk düzenlerinde iyiniyetin korunmasına yönelik en önemli araçlardan biri olan hakkın kötüye kullanılması yasağı uluslararası hukukun kaynaklarını ortaya koyduğu kabul edilen Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 38. maddesi doğrultusunda "medeni milletlerce tanınan hukukun genel ilkeleri" kapsamına girmektedir. Bu doğrultuda hakkın kötüye kullanılması yasağının, "genellik" yani farklı hukuk sistemlerinde kullanılma ve "medeni milletlerce tanınma" olmak üzere iki farklı niteliği haiz olması gerekmektedir. Ulusal hukuk sistemlerinde özellikle mülkiyet hakkının bir başkasına kötüniyetle zarar verecek şekilde kullanılmasının engellenmesi amacını taşıyan hakkın kötüye kullanılması yasağı, uluslararası hukukta ise devletlere tanınan hakların başka devletlerin zararına olacak şekilde kullanılması ihtimalini ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda, tahkim mahkemeleri ve uluslararası mahkemeler tarafından da hakkın kötüye kullanılması yasağına, her ne kadar doğrudan dayanılmasa da, yargılama sürecinde ya da kararlarda yer verilmiştir. Buna ek olarak, uyuşmazlıklara taraf olan Birleşik Krallık ve Panama gibi devletler de dava dilekçelerinde bu yasağa atıf yapmışlardır. Özellikle 20. yüzyılın ilk yarısı itibariyle başlayan uluslararası deniz hukukunun kodifikasyonu faaliyetlerinde hakkın kötüye kullanılması yasağı da çeşitli açılardan kendine yer bulmuştur. Bu doğrultuda, başlarda yalnızca açık denizdeki canlı kaynakların korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik olarak açık denizde balıkçılık serbestisinin sınırlandırılması amacıyla ele alınan hakkın kötüye kullanılması yasağı, sonraki dönemde oldukça detaylı ve uluslararası deniz hukukunun tam ve kesin bir şekilde düzenlenmesi amacını taşıyan 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'yle, 300. madde kapsamında uluslararası deniz hukukunun tümüne uygulanabilecek bir genel ilke haline getirilmiştir. Anahtar Sözcükler Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, Hukukun Genel İlkeleri, İyiniyet ilkesi, Kötüniyet, Uluslararası Deniz Hukuku, Uluslararası Hukukun Kaynakları

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku SözleşmesiDeniz hukukuHukuk+5
Gökey Saraçyakupoğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası Örgütler Hukuku açısından Afrika Birliği ve kıtadaki etkinliği

19. yüzyılda, Avrupa kıtasında siyahlar arasında Pan-Afrikanizm çağrısı yükselmiş ve çoğu Afrika ülkesinin bağımsızlığından sonra bu çağrı, Avrupa'dan Afrika'nın içlerine kaymıştır. Afrikalı liderler bu amaca çeşitli yollarla ulaşmaya çalışmışlar ve bu girişimler Casablanca Bloku, Brazzaville Bloku ve Monrovia Grubunun kurulmasıyla sonuçlanmıştır. 1963 yılında kıtanın insanlarını bir araya getirerek ortak çıkarlara yönlendirmek, Afrika kıtasının bağımsızlığını sağlamak, salgın hastalıkların ve iç savaşların ortadan kaldırılmasını gerçekleştirmek için Afrika Birliği Örgütü kurulmuştur. Ancak Soğuk Savaş sonrası uluslararası ilişkilerde meydana gelen değişimler, örgütü çağa ayak uyduran, kıtanın uluslararası toplumdaki konumunu ve ağırlığını koruyan bir şekle dönüştürmeye zorlamıştır. 2001 yılında, Afrika Birliği Örgütü'nün yerini almak üzere Afrika Birliği kurulmuştur. Bu çalışmada Afrika Birliği'nin ortaya çıkış süreci, uluslararası örgütler içindeki yeri, organları, üyelik yapısı ve kıtanın sorunları karşısındaki etkinliği ele alınmıştır. Afrika Birliği, uluslararası hukukun önemli bir alt alanı olan uluslararası örgütler hukuku çerçevesinde çeşitli yönleriyle incelenmiştir. Ayrıca Afrika Birliği'nin temel belgelerinde yapılan düzenlemeler doğrultusunda, örgütün uygulamadaki durumu da değerlendirilmiştir.

Afrika Birliği ÖrgütüUluslararası hukukUluslararası ilişkiler+2
Ahmadou Dıakıte
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The effectiveness of international law in the Iraqi political crises between 2005-2020

The events following the US occupation of Iraq in 2003 proved that Iraq was to suffer various crises, most of which resulted from the struggle for power by multiple factions. These crises have burdened the country with a legacy of internal conflicts and wars. All of this was due to the catastrophic mistakes committed by multiple parties, including the United States. Additionally, the crises allowed politicians to divide the people on an ethnic sectarian basis, which threatened the country's unity more than once, most notably during the sectarian wars in 2006 and the occupation of ISIS to more than two-thirds of the area of Iraq in 2014. After all these events, an important question had to be raised: What is the role of International Law in what is happening and taking place in Iraq, especially since its territories have seen the commission of crimes that have been classified as crimes against humanity. International Law denies them and seeks to prevent their occurrence. In addition to the exposure of civilians to danger, whose protection is closely related to International Humanitarian Law, it is known that International Law was put in place more than 100 years ago, but the extent of its effectiveness depends on the parties committed to its provisions. These provisions are characterized by being general and abstract matter rules that come from international customs and treaties, including the Geneva Convention of 1949 and The Hague Convention of 1899, 1907. This topic has been analyzed in this study through the nature of International Law, its divisions and the extent of its effectiveness, as well as the presentation of the most prominent crises that occurred in Iraq from 2005-2020, and the position of International Law and society regarding the armed crises that pushed Iraq to disaster.

United States of AmericaDemocracyIraq+7
Osamah Al-hadeethı
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası hukukta deniz yatağı faaliyetlerinden kaynaklı deniz kirliliği ve devletlerin sorumluluğu

Artan enerji ihtiyacının karşılanması ve teknolojinin gelişmesi ile birlikte petrol ve doğal gaz endüstrisine olan yönelim artmıştır. Bu durum kıyı ötesi petrol ve doğal gaz faaliyetlerine olan ilgiyi de arttırmıştır. Kıyı ötesi petrol ve gaz üretimi, dünyadaki petrol ve doğal gaz talebinin ve tedarikinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Ancak kıyı ötesi faaliyetler gerçekleştirilirken, deniz çevresinde birtakım olumsuz etkiler meydana gelmektedir. Dolayısıyla deniz kirliliğinin kaynakları arasında deniz yatağında gerçekleştirilen faaliyetler de bulunmaktadır. Deniz yatağı faaliyetleri gerçekleştirilirken uluslararası çevre hukukunun göz önünde bulundurularak, deniz kirliliğinin önlenmesi veya azaltılması, çevrenin korunması ve muhafazası için gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Nitekim çevre sorunlarının yerel bir sorun olmadığı; aksine bütün toplumları etkileyen küresel bir sorun olduğu gerçeği anlaşılmış; çevre ve çevrenin korunması ile ilgili yerel, bölgesel ve küresel bazda düzenlemeler yapılmıştır. Uluslararası hukuk kirliliğe sebebiyet veren devletlerin veya bu kirliliğe sebebiyet veren kişi veya kuruluşların davranışlarından sorumlu olan devletlerin de birtakım sorumlulukları vardır. Uluslararası deniz yatağında gerçekleştirilecek faaliyetlerden kaynaklı sorumluluk konusunda ise 2011 yılında Deniz Yatağı Uyuşmazlıkları Dairesi'nin verdiği Danışma Görüşü büyük önem taşımaktadır

Deniz kirliliğiDeniz yatağıDoğal gaz+4
Figen Tabanlı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Şangay Konvansiyonu kapsamında terörizm suçu

İnsanlık tarihi kadar eski olan ve halen tüm dünyayı yıldıran terörizm günümüzde tüm dünya devletlerinin gündeminde olan bir olgudur. Son 25 yıldır dünyada terörizme karşı ciddi anlamda çalışmalar yürütülmektedir. Ne var ki, bu tehdide karşı yapılan mücadelelerde şu ana kadar çok ciddi anlamda başarılı sonuçlar elde edilememiştir. Zira her geçen gün gelişen teknolojiyle beraber teröristler tarafından gerçekleştirilen terör saldırılarında da yeni yöntemler kullanmaktadır. Bu çalışmada, küresel güç ilişkileri bağlamında terörizmin değişen anlamı ile uluslararası hukukta terörizmin düzenlenmesi, özelikle Şangay İşbirliği Örgütüne üye ülkeler arasındaki "Terörizm, Aşırılık ve Ayrılıkçılığa Karşı Mücadele Konvansiyonu" bakımından ele alınacaktır. Çalışmaya konu olan Konvansiyon, terörizmle mücadelede güçlenmeye başlayan önleyici stratejinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Şangay İşbirliği Örgütü'nün bu Konvansiyonunun temelinde sınır güvenliği ve üye devletlerde ortaya çıkan bölgesel terör gruplarına karşı yapılan işbirliği yer almaktadır. Bu işbirliği kapsamında üye devletlerin iç hukuk mevzuatını değiştirmeleri, aralarında tek kabul görmüş terörizm tanımını oluşturarak terörle mücadele çalışmalarının daha etkili hale getirilmesi amaçlanmaktadır.Anahtar Kelimeler: Terörizm, Aşırılıkçılık, Ayrılıkçılık, Şangay İşbirliği Örgütü, Uluslararası Hukukta Terörizm.

KonvansiyonSuçTerör+3
Aylin Uzel
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Human rights and international humanitarian law in the Colombian conflict

The involvement of United Nations (UN) mechanisms in armed conflicts may have different effects on influencing the dynamics of the conflict and potentially assisting in the achievement of a peace agreement. This is the case in Colombia, where the United Nations has established an Office of the High Commissioner for Human Rights (OHCHR) accountable for promoting and protecting human rights in the country. The OHCHR produces annual reports to the UN Commission on Human Rights that allow understanding from an international perspective of the reality of the effects of the armed conflict on the country's human rights and international humanitarian law situation. Similarly, it enables evaluation of the Office's activities in Colombia through its submitted reports. Therefore, this study examines how the situation of human rights and international humanitarian law in Colombia evolved according to the OHCHR annual reports from 2002 to 2018, during the presidential administrations of Alvaro Uribe Velez and Juan Manuel Santos. This study aims to contribute to the literature on Colombian peace studies and conflict resolution studies in relation to the Colombian conflict. The findings of this research suggest specific factors that appear to have affected the situation of human rights and international humanitarian law in Colombia during the armed conflict. The main factors found include the systematic impunity identified in all annual reports, the coordination deficiencies between state entities, a recurring disregard for humanitarian obligations within the armed conflict by the illegal armed groups, a disproportionate impact of the conflict on especially vulnerable groups, and a slow and inefficient implementation of the peace agreement.

PeaceGuerilla warColombia+5
Davıd Leonardo Moreno Herrera
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukukta devletlerin egemen eşitliği ilkesi

1648 Westphalia Andlaşmaları ile devletlerin egemen eşitliği ilkesi uluslararası hukukun temel bir ilkesi olarak tesis edilmiş, BM Şartı da dahil olmak üzere bir dizi çok taraflı uluslararası anlaşmada ve uluslararası hukuki ilişkiler uygulamasında yer almıştır. Günümüzde devletlerin egemen eşitliği ilkesi, uluslararası hukukun iki ayrılmaz ilkesinin birleşiminden oluşan bağlayıcı bir uluslararası hukuk normudur: devlet eşitliği ve devlet egemenliği. Egemen eşitlik ilkesi, tüm devletlerin egemen eşitliğe sahip olduğunu, ekonomik, siyasi, sosyal veya diğer nitelikteki farklılıklardan bağımsız olarak eşit hak ve görevlere sahip olduklarını ve uluslararası toplumun eşit üyeleri olduğunu teyit eder. Tez araştırmasının amacı, devletlerin egemen eşitliği ilkesinin hukuki içeriği ve modern uluslararası hukuk ilişkilerindeki uygulamasını değerlendirmektir.

Devlet egemenliğiEgemen eşitlikEgemenlik+2
Hanse Büşra Küçük
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Impacts of the "Pay to be paid" rule on P&I insurance under compulsory insurance and direct action

Since the dawn of civilisation onwards, and especially following marine disasters, marine risks have become more complicated, and so has the issue of increasing third-party liabilities of shipowners. It was, therefore, noticed that there was a need for a legal regulation in that regard, which resulted in the adoption of international conventions and the implementation thereof into national laws, in order to protect third parties to the contract of P&I insurance, weaker ones vis-à-vis the strong clubs and shipowners. First and foremost, providing financial security, which is usually provided by P&I clubs in the form of an insurance contract in practice, for the liability of shipowners under those conventions was imposed on them. That being the case, third parties might remain out of pocket provided that shipowners are insolvent. Furthermore, there is an absence of a contractual relationship between clubs and third parties due to the principle of inter partes, or more precisely, privity of contract, i.e., claimants cannot sue clubs. Thus, in addition to compulsory insurance, the right of direct action was granted to third parties for them to proceed against clubs, which are financially stronger than shipowners and, thanks to mutuality underpinning the basis of P&I clubs, other insurers. Neither making insurance compulsory nor granting the right of direct action properly solves this problem having regard to the fact that clubs might rely on the defence of "pay to be paid", in accordance with which the member shall make the necessary payments he is liable for to be reimbursed by his club, also in direct actions against third parties. For that very reason, "pay to be paid" has been waived in the specific fields of maritime law. From a contrario aspect, it is still retained in some other fields. The ideal solution should be to establish a direct connection between clubs and claimants, where clubs cannot rely on such defence. Even then, the extent should be determined in respect of which claims and to what extent they should be protected thus and so. In sum, claims covered under P&I insurance was analysed to that end.

Law of the seaMarine insuranceClub insurance+6
Kadir Dolu
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Criminal threats to maritime security

The law of the sea has developed within the scope of the traditional principles on which it is built and has taken its current form. It is crucial to protect these foremost principles so that the high seas, where the interests of all states and their nations, are not turned into an environment of chaos, except for the maritime areas over which states exercise their sovereign rights or sovereignty. Considering that the vast majority of the world's global trade takes place via the seas; It is regarded that a security problem that may occur on the seas will disrupt the supply chain and cause significant harm to humanity. Therefore, the law of the sea includes certain maritime security threats and measures to suppress them. However, the similar characteristics of threats to maritime security make it difficult to define these threats and determine the applicable law. Within the scope of this thesis, threats to maritime security determined by the United Nations are examined by classifying them according to their similar and different characteristics in accordance with developments in the academic literature. The thesis's objectives are to define these threats, which are the result of non-state actors and also constitute crimes, to determine the applicable law within the framework of the principles prevailing in the law of the sea, and to provide a basis for practitioners and researchers by examining the threats under sub-categories according to their relationship with the seas.

Maritime areasMaritime safetyLaw of the sea+5
Erdem Asıl
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

An assessment on the link between maritime security and the marine environment

Maritime security is a term that refers to the control and protection to the sea and sea users. The threats at sea which are increasing daily are the reasons why maritime security is being given more attention during these years. At the same time, these threats negatively affect the marine environment as well. As a result, there are many international laws adopted with the purpose of tackling the issue. The aim of this thesis is to determine the common threats and analyse the link between maritime security and the marine environment, hoping to determine whether such a link exists between these two terms and how do they synchronize with each other. Other aim is to determine how does maritime security provides protection to the marine environment. Another significance for this study is because there has not so many attempts to explore the link between these two. This is because even though these two terms are in a different area to each other, it is important to determine their link as both areas face the same threats. Additionally, both of them are threatened not only by traditional threats (terrorism, piracy, etc.), but also by emerging new threats (climate change). For this study, empirical qualitative method was applied that involved the analysis of not only primary sources, but secondary sources as well. The available international laws such as the: International Convention for the Safety of Life at Sea, 1974 (SOLAS Convention), Convention for the Suppression of Unlawful Acts against Maritime Navigation, 1988 (SUA Convention) and the United Convention of the Law of the Sea, 1982 (UNCLOS) are examined in order to understand the link between them. Other sources such as states' practices, case law, etc. are also being examined thoroughly. The finding of this study shows that there is indeed a link between maritime security and marine environment. This study may also suggest that there should be deeper cross-disciplinary research on these two areas in order to effectively mitigate the threats on both maritime security and the marine environment.

Maritime safetyLaw of the seaMarine environment+3
Megat Mohd Shauqı Megat Yahya
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sınır dışı etme işleminin hukuki rejimi

Bu tezde 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile düzenlenen sınır dışı etme işlemine ilişkin usul ve esaslar incelenmiştir. Tezin ilk bölümünde sınır dışı etme işleminin hukuki niteliği, ulusal ve uluslararası dayanakları anlatılmıştır. İkinci bölümde Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nda öngörülen sınır dışı etme uygulaması mahkeme kararları çerçevesinde incelenmiştir. Bölümün sonlarına doğru ise sınır dışı edilmeyi engelleyen sebepler ve sınır dışı etme kararına karşı öngörülen yargı yolları mahkeme kararları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yabancıların Sınır Dışı Edilmesi, İdari Gözetim, Geri Gönderme Merkezi, Yabancı, Ülkeye Giriş Yasağı, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu.

Avrupa insan hakları hukukuDüzensiz göçGeri gönderme+6
Alı Karımov
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararasılaşan burjuva iktidarının bir işlevi olarak egemenlik: Irak'ta 2003 işgali sonrası devletin yeniden biçimlendirilmesi

Bu tez, egemenlik kavramının dönüşümünü devlet, uluslararası işbölümü ve uluslararası hukuk eksenleri aracılığıyla ve ABD liderliğindeki Koalisyon Güçleri tarafından 2003 yılında gerçekleştirilen Irak'ın işgali ve askeri müdahale sonrası üzerine bir vaka çalışması yardımıyla analiz etmeyi amaçlamaktadır. Tezin çatısını oluşturan üç kısım, egemenliğin dönüşümünü açıklamak ve yorumlamak için elzem olan boyutlara tekabül etmektedir. Her kısım, çeşitli soyutlama düzeylerine ayrılan üç bölümden oluşmaktadır: Kuram, konjonktür ve moment (uğrak). Tüm kısımların ilk bölümleri, tezin yaklaşımının ana kavramsal çerçevesini tanımlayan kuramsal tartışmalara ve argümanlara odaklanmaktadır. İkinci bölümler, egemenliğe ilişkin yukarıda belirtilen eksenlerin tarihsel dönüşümünü açıklamayı amaçlamakta ve konjonktür, yani egemenliğin biçim ve içeriğinin somut koşullarını belirleyen yapı ve bu bağlamda cereyan eden olgu ve olayları irdelemektedir. Üçüncü bölümler, işgalin gerçekleştiği momente dair genel bir anlayışa ulaşmak için ayrı kısımlar altında devlet, uluslararası işbölümü ve uluslararası hukuk üzerinde yoğunlaşan Irak toplumsal formasyonunun tarihsel bir irdelemesini sunmaktadır. Burjuvazinin iktidarının bir işlevi olarak egemenliğin dönüşümünün izlenebileceğini savlayan tezin analizinde tarihsel materyalist (özellikle yapısal Marksist) bir bilimsel yaklaşım açığa çıkmaktadır. Tezin inceleme nesnesi olarak egemenliğin dönüşümünün, kapitalist devlet biçiminin uluslararasılaşması (birinci bölüm); yeni bir uluslararası işbölümünün ve kolektif emperyalizmin ortaya çıkışı (ikinci bölüm); egemenliğin dönüşümünün açık hale geldiği uğrak olarak Irak'ın 2003'teki işgaline ve ardından anayasa yapım sürecine alan açan uluslararası hukuktaki değişiklikler (üçüncü bölüm) aracılığıyla açıklanması için verimli bir zemin sağlamaktadır.

EgemenlikEmperyalizmGüç kullanımı+4
Göksu Uğurlu
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İklim değişikliğine adalet perspektifinden bir bakış: İklim adaleti

İklim adaleti, iklim değişikliğinin oluşturduğu adaletsizliklere dikkat çeken bir kavramdır. İklim değişikliğiyle mevcut sosyoekonomik eşitsizlikler derinleşmekte, iklim adaleti kavramıyla ise buna dikkat çekilmektedir. Oysa, iklim değişikliği bundan ötesini içeren bir sorun olup, gelecek kuşaklara nasıl bir dünyanın bırakıldığı, dünya üzerindeki diğer canlıların yaşamı ve ekosistemlerin ve canlı olmayan doğanın varlığı konularında da sorgulama yapmayı gerektirmektedir. Bu sorgulamalara felsefi bir arka plan sağlamak adına çevre etiğinden yararlanılabilecektir. Tezin birinci bölümünde, farklı etik özne tanımları yapan çevre etiği yaklaşımlarından bahsedilmiştir. İkinci bölümdeyse iklim adaleti kavramı açıklanmış, iklim adaletine ilişkin yaklaşımlardan bahsedilmiştir. İklim adaleti tanımının çevremerkezli bir etik çerçevesinde genişlemesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

AdaletHukuk felsefesiUluslararası hukuk+5
Banu Balıbey
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00

Related subjects