Urinary incontinence

55 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Üriner inkontinanslı kadınların inkontinans semptomları, kegel egzersiz uyumu, sağlık inancı ve yaşam kalitesi üzerine mobil aplikasyonun etkisi

Amaç: İlk aşama "İnkontinansla Savaşım" isimli mobil aplikasyonun geliştirilmesi, kullanılabilirlik ve uygulanabilirliğinin değerlendirilmesini, ikinci aşama ise Sağlık İnanç Modeli'ne (SİM) göre geliştirilen mobil aplikasyonun üriner inkontinanslı (Üİ) kadınların inkontinans semptomları, kegel egzersiz uyumu, Üİ ve kegel egzersizlerine yönelik sağlık inancı ve yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmeyi ve SİM'ne temellendirilmiş eğitim kitapçığı ile verilen sağlık eğitimi ile karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Yöntem: Çalışmanın ilk aşaması metodolojik, ikinci aşaması randomize kontrollü tam deneysel tasarımda yürütülmüştür. Çalışmanın ikinci aşaması iki ayrı grupta 96 hasta üzerinde yürütülmüştür. Ölçümler başlangıçta, 6. hafta ve 12. haftada gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamada müdahale olarak, çalışma grubunda mobil aplikasyon ile, kontrol grubunda ise SİM'ne temellendirilmiş eğitim kitapçığıyla verilen sağlık eğitimi ile desteklenen kegel egzersizleri gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Geliştirilen mobil aplikasyonun kullanılabilirliği ve memnuniyet düzeyi yüksektir. Her iki müdahalede de Üİ semptomlarını ve inkontinans şiddet indeksini azaltmada etkilidir, ancak kontrol grubu daha belirgin iyileşme göstermiştir. Her iki müdahale de egzersiz uyumu ve sağlık inançlarında olumlu değişimler sağlamıştır. Her iki grupta da Üİ'ın günlük yaşam, yaşam kalitesi, ürogenital distres, irritatif semptomlar, stres semptomları, obstrüktif/rahatsız edici veya işeme güçlüğü oluşturan semptomlar ve inkontinans üzerindeki etkisinde zaman içinde anlamlı düşüşler gözlenmiştir. Sonuç: Üİ semptomlarının yönetiminde her iki müdahalenin de etkin olduğu ve yaşam kalitesini artırdığı sonucuna varılmıştır. Her iki müdahale de egzersiz uyumunu teşvik ederek Üİ semptomlarının hafifletilmesine katkıda bulunmuş, sağlık inançlarında olumlu değişimler sağlamıştır. Anahtar kelimeler: İnkontinans, sağlık inancı, kegel egzersizi, yaşam kalitesi, mobil aplikasyon

Kegel egzersiziMobil aplikasyonSağlık inanç modeli+2
Ali Çiçekli
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Postmenopozal dönemdeki kadınlarda üriner inkontinans prevalansı ve risk faktörleri

Bu araştırmanın amacı, postmenopozal dönemindeki kadınlarda üriner inkontinans prevalansı ve risk faktörlerini belirlemektir. Tanımlayıcı tipte planlanan bu araştırma Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Polikliniklerine tedavi ve kontrol amaçlı başvuran postmenopozal dönemdeki kadınlarla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini Çorum ilinde yaşayan, 40-65 yaş arası, postmenopozal dönemdeki kadınlar oluşturmaktadır. Çalışmaya en az 234 postmenopozal kadının dâhil edilmesi gerektiğine karar verilmiş ve 320 kadına ulaşılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 20 istatistik paket programı ile değerlendirilmiştir. Frekans dağılımlarındaki grupların homojen dağılım dağılmadığı Ki-Kare uygunluk testi kullanılarak araştırıldı. Normallik analizleri, Komogrow Smirnov testi, Shapiro Wilk testi, Çarpıklık katsayısı, Basıklık katsayısı, Histogram, Kutu Grafiği işlemleri ile ayrıntılı olarak incelenerek, değişkenlerin normallik varsayımlarını büyük ölçüde sağlamadığı görülmüştür. Böylece; ikili karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi ve ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında Kruskal-Wallis testi kullanılarak analizler gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler, normallik varsayımı sağlanmadığı için öncelikle medyan değeri yorumlanacak şekilde, medyan, aritmetik ortalama ve standart sapma hesaplamaları ile elde edilmiştir. Sonuç olarak, çalışmamızda postmenopozal dönemdeki kadınlarda östrojen eksikliğinin kadınlarda üriner inkontinası etkilediği, risk faktörleri ve ICIQSF ölçeği puan ortalamaları sonucu üriner inkontinans olan kadınların %42.2 olduğu ve arasındaki ilişkinin güçlü derecede pozitif yönlü olduğu tespit edilmiştir(p<0,05).

KadınlarPostmenopozPrevalans+2
Neslihan Turhan
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Pilates ve kegel egzersizlerinin gebelerin obstetrik sürecine, anlık ve sürekli kaygı düzeylerine ve postpartum dönemde fekal ve üriner inkontinansa etkilerinin incelenmesi

Bu araştırma amacı; pilates ve kegel egzersizlerinin gebelerin, anlık-sürekli kaygı düzeylerine ve postpartum dönemde fekal ve üriner inkontinansa etkilerinin incelenmesidir. Araştırmada, nicel araştırma modellerinden deneysel araştırma modeli kullanıldı. Çalışmaya amaçsal/amaçlı yöntemle, Pilates egzersiz grubu (PEG)n=24, Kegel egzersiz grubu (KEG)n=22 ve Kontrol grubu (KG)n=21 olan 67 gebe, örneklem olarak dahil edildi. Gruplara egzersizler öncesinde ve sonrasında ölçekler uygulatıldı, elde edilen veriler kategorik ve tanımlayıcı istatistikler uygulanarak SPSS 22.00 paket programı ile analiz edildi. Sonuç olarak; Grupların durumluk ve sürekli kaygı grup içi değerlerinde egzersiz öncesi ve sonrası değerler arasında anlamlı bir farkın olduğu tespit edilmiştir. Gruplar arası durumluk kaygı değişimleri incelendiğinde PEG'nun KEG ve KG'na göre, KEG'nun ise KG'na göre pozitif yönde farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Sürekli kaygı değişim puanlarında PEG ve KEG arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık yokken, PEG ve KEG'nun KG'na göre pozitif yönde anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Grupların Üriner ve Fekal İnkontinans 1. ve 3. ay grup içi puanları arasında anlamlı bir azalma olduğu görülmüştür. Gruplar arası üriner inkontinans 1. ay ile 3. ay puan değişimleri arasında PEG'nun KG'na göre anlamlı bir fark varken, PEG ile KEG, KEG ile KG arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farkın olmadığı tespit edilmiştir. Gruplar arası fekal inkontinansın 1. ay ile 3.ay puan değişimleri arasında anlamlı bir farkın olmadığı tespit edilmiştir. Grupların üriner inkontinans yaşam kalitesi ölçeği grup içi 1. ay puanları ile 3. ay puan değişimleri arasında pozitif yönde anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Gruplar arası üriner inkontinans yaşam kalitesi değişimlerinde; PEG'nun KEG ve KG' na göre, KEG'nun ise KG' na göre pozitif yönde farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Fekal inkontinans grup içi 1. ay puan değişimleri ile 3. ay puan değişimleri arasında PEG ve KEG arasında anlamlı fark varken, KG'da anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Gruplar arası fekal inkontinans yaşam kalitesi puan değişimlerinde PEG'nun KEG ve KG'na göre, KEG'nun ise KG'na göre farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir.

AnksiyeteFekal inkontinansGebelik+5
Sibel Yıldırım
Hitit University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üriner inkontinanslı kadınlarda yaşam kalitesi ve benlik saygısı

Bu çalışma hastaneye başvuran üriner inkontinanslı kadınlarda yaşam kalitesi ve benlik saygısı düzeyini belirlemek amacıyla 01.12.2020-01.04.2021 tarihleri arasında yapıldı. Kesitsel bir araştırma olarak tasarlanan çalışmada 180 kadın örnekleme dahil edildi. Verilerin toplanmasının ilk aşamasında hastaneye başvuran üriner inkontinanslı kadınlara "İdrar Kaçırma Sorgu Formu (ICIQ-SF)" uygulandı. ICIQ-SF skoru için sekiz ve üzeri puan alan kadınlara "Sosyodemografik Veri Toplama Formu", "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ)", "Ürogenital Distres Envanteri ve İnkontinans Etki Soru Formu" uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS programı kullanıldı. Yapılan istatistikler sonucunda kadınların sosoyodemografik özelliklerinin idrar kaçırma düzeylerini etkiledikleri tespit edildi. Üriner inkontinanslı kadınların benlik saygısı puan ortalamalarının genel anlamda yeterli düzeyde olduğu fakat kadınlardan gelir düzeyi düşük olanların RBSÖ puan ortalamalarının daha düşük olduğu görüldü. Elde edilen veriler doğrultusunda kadınların idrar kaçırma düzeyleri arttıkça yaşam kalitelerinin azaldığı görüldü. Aynı şekilde yaşam kaliteleri azalan kadınların da benlik saygısı düzeylerinde azalma tespit edildi.

Benlik saygısıKadınlarYaşam kalitesi+1
Fatma Hilal Türk
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Pelvik taban güçlendirme programının obez kadınların üriner inkontinans, konstipasyon ve cinsel işlevlerine etkisi

Bu araştırma obez kadınlara uygulanan pelvik taban güçlendirme programının üriner inkontinans, konstipasyon ve cinsel işlevlerine etkisini belirlemek amacıyla ön-son test randomize kontrollü deneysel çalışma olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Üroloji, Endokrin ve Kadın Doğum Polikliniklerinde 01.02.2021 - 30.09.2021 tarihleri arasında başvuran; 74 üriner inkontinanslı (deney grubu 37, kontrol grubu 37), 74 konstipasyonlu (deney grubu 37, kontrol grubu 37), 74 cinsel işlev bozukluğu (deney grubu 37, kontrol grubu 37) olan 222 obez kadın (111 deney, 111 kontrol) oluşturdu. Veriler, "Tanımlayıcı Özellikler Formu", "Uluslararası İdrar Kaçırma ile İlgili Konsültasyon Kısa Formu", "Konstipasyon Ciddiyet Ölçeği" ve "Kadın Cinsel İşlev Ölçeği" ile toplandı. Deney grubundaki obez kadınlara Pelvik taban güçlendirme programı uygulandı. Verilerin analizi SPSS programında yapıldı. Kontrol grubuna herhangi bir girişimde bulunulmadı. Uygulanan girişimler sonunda; deney grubundaki kadınların kontrol grubuna göre, idrar kaçırma sıklığı, miktarı ve idrar kaçırmanın günlük yaşama etkisi anlamlı şekilde azaldı. Benzer şekilde, konstipasyon problemi olanlarda; dışkı tıkanıklığı, kalın bağırsak tembelliği ve ağrı düzeyi anlamlı olarak azaldı. Cinsel işlev bozukluğu yaşayan kadınların; istek, uyarılma, kayganlık, orgazm düzeyleri artarken cinsel ilişki sırasındaki ağrı düzeyleri azaldı. Araştırmanın sonunda obez kadınlarda pelvik taban güçlendirme programının üriner inkontinans, konstipasyon ve cinsel işlev sorunlarını azaltmada etkili olduğu belirlendi (p<0.05).

Cinsel işlevlerKabızlıkKadınlar+5
Esra Verim
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üriner inkontinans nedeni ile yapılan transobturator tape (TOT) ve kelly plikasyonu operasyonlarının karşılaştırılması

Üriner inkontinans, kadınlarda sosyal ve hijyenik olarak yaşam kalitesinde olumsuz etkiye yol açmaktadır. Üriner inkontinansın cerrahi tedavisine yönelik pek çok metod olmasına rağmen, halen altın standart bir yöntem belirlenememiştir. Çalışmamızda üriner inkontinansı etkileyebilecek faktörleri araştırmak ve üriner inkontinans tedavisinde kullanılan cerrahi yöntemlerden TOT ve Kelly plikasyonu operasyonlarının kısa dönem sonuçlarını karşılaştırmak amaçlanmıştır. Ocak 2016 ve Aralık 2021 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde üriner inkontinans nedeni ile transobturator tape (TOT) ve Kelly Plikasyonu operasyonu uygulanan, 253 hastanın verileri ameliyattan sonraki 1 yıllık değerlendirmeleri göz önünde bulundurularak retrospektif olarak incelendi. Hastaların preoperatif ve postoperatif bilgileri, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi bilgi yönetim sistemi ve arşivleri kullanılarak analiz edildi. Hastaların yaş, operasyon çeşidi, tam idrar analizi, üre, kreatinin sonuçları, kronik hastalık durumları, menopoz durumu, gravide ve pariteleri, vücut kitle indeksleri, idrar kaçırma(üriner inkontinans) tipi, stres testinin pozitif olup olmaması, vajinal prolapsus dereceleri, postoperatif kontrollerde idrar kaçırma şikayetlerinin devam edip etmemesi incelendi. Hastalar TOT ve Kelly plikasyonu operasyonu olanlar olmak üzere iki gruba ayrıldı. Grup 1 TOT operasyonu geçirenler, Grup 2 Kelly plikasyonu operasyonu geçirenler olarak belirlendi. Sayısal normal dağılan değişkenler için student's t-testi, normal dağılmayan sayısal değişkenler için Mann-Whitney U testi kullanıldı. Kategorik değişkenler için ki-kare testi kullanılarak veriler değerlendirildi. Tüm istatistiksel analizler R-software v. 3.5.1 (R statistical software, Institute for statistics and mathematics, Vienna, Austria) aracılığıyla yapıldı. Ameliyattan sonraki 1 yıllık süreçte, 3'er aylık bulgulara bakıldığında Grup1 ve Grup 2 arasında istatistiksel olarak anlamlı fark izlendi. TOT operasyonu sonrası başarı oranı Kelly plikasyonu yapılan gruptan daha yüksekti. Parite ve gravida sayısına bakıldığında iki grup arasında anlamlı fark varken, yaş, VKİ, menopozal durum, üriner inkontinans tipi, laboratuar sonuçları, kronik hastalık durumu konusunda anlamlı fark izlenmedi. Genel popülasyona bakıldığında yaş, gravida, parite ve VKİ yükseldikçe üriner inkontinans görülme sıklığının arttığı ve postmenopozal durumun ve idrar yolu enfeksiyonunun üriner inkontinansta önemli bir risk faktörü olduğu izlendi. TOT ve Kelly plikasyonu operasyonu SÜİ tedavisinde uygulanan minimal invaziv cerrahi tekniklerden olup TOT kısa dönem başarısı çalışmamızda daha yüksek saptandı. SÜİ nedeni ile ilgili uygulanan daha başarılı cerrahi yöntemlerin belirlenmesi amacı ile daha fazla hasta sayısını ve değişkenleri içeren, prospektif çalışmaların olması daha faydalı olabilir.

CerrahiCerrahi tedaviKadınlar+4
Fatma Tülücü Kalkan
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radikal prostatektomi operasyonunda rabdoid sfinkterden geçilen sütürün inkontinans üzerine olan etkisi

Amaç: Başarılı bir radikal retropubik prostatektomi (RRP) etkili derin venöz komplex kontrolüne, gerektiğinde nörovasküler demetin korunmasına, su sızdırmaz ve geniş vezikoüretral anastomoz varlığına bağlıdır. Rabdosfinkteri de içeren vezikouretral anastomoz, yani çizgili kasın mesane boynuna fikse edilmesi, sadece uretranın kaudal retraksiyonunu önlemez bunun yanında üretranın daha anatomik pozisyonda yerleşmesini sağlar. Bu çalışmadaki amacımız rabdosfinkteride içeren vezikouretral anastomozlu hastalarda kontinans durumunu belirlemektir.Materyal ve Metod: Kasım 2004 ile Eylül 2010 tarihleri arasında aynı cerrah tarafından RRP yapılan 90 hasta çalışmaya alındı. Hastaların ortalama yaşı 64,3 ( yaş aralığı 51-78) idi. Bütün vakalarda, RRP esnasında vezikouretral anastomoz rabdosfinkteride içerecek şekilde uygulandı. Anastomozlar simfizis pubisin açısına ve pelvik yapının durumuna bağlı olarak ortalama 2,9 (aralık 0-7 adet) kesintili 2-0 vicryle ile gerçekleştirildi. Tüm hastalarda preoperatif total prostat spesifik antijen (tPSA), transrektal ultrason eşliğinde biyopsi (TRUS-Bx) ve tüm vücut kemik sintigrafisi yapıldı. İntraoperatif ve postoperatif hastaların kanama miktarı, operasyon süresi, hospitalizasyon süresi, kateterizasyon süresi ve patolojik değerlendirme değerleri kaydedildi. Bütün hastalara postoperatif 1., 3., 6. ve 12. ayda ped testi uygulandı. Ped kullanmayan hastalar `kontinan', günde 1 ped kullanan `hafif inkontinan', günde 2-3 ped kullanan `orta düzeyde inkontinan' ve 4 ped ve üzerinde kullanan hastalar ise `şiddetli inkontinan' olarak değerlendirildi.Bulgular: Operasyon öncesi PSA düzeyi ortalama 12,2 ng/ml (2,7-84 ng/ml) idi. Preoperatif TRUS-Bx sonuçları 7 hastada (7,7%) Gleason skoru 5, 53 hastada (%58,8) 6, 21 hastada (%23,3) 7 ve 9 hastada (%10) 8 olarak tespit edildi. İntraoperatif kanama miktarı ortalama 780 ml (150-3500 ml) idi. Ortalama operasyon süresi 103 dakika (60-200) olarak hesaplandı. Ortalama hastanede kalış süresi 4,6 gün (2-20 gün) ve ortalama kateterizasyon süresi 14,6 gün (9-28 gün) olarak hesaplandı. Postoperatif patolojik incelemede Gleason skoru 5 hastada (%5,5) 5, 43 hastada (%47,7) 6, 32 hastada (%35,5) 7 ve 10 hastada (%11,1) 8 olarak saptandı. Postoperatif ped testine göre 1.ay kontrolünde 38 (%42,2), 3. ay kontrolünde 48 (% 53,3), .6. ay kontrolünde 55 (%61,1) ve 12. ay takibinde 75 hasta (% 83,3) kontinan olarak tespit edildi.Sonuç: Standart RRP üzerinde yaptığımız vezikoüretral anastomoz tekniğindeki değişiklikle, üretranın pelvik tabana fiksasyonu sırasında daha anatomik pozisyona yerleştiğini, kaudal retraksiyonunu engellediğini ve fonksiyonel üretra boyunun uzun kalmasını sağladığın düşünmekteyiz. Ayrıca uretradan tam kat geçilen sütür üretrayı asarak kontinansa katkıda bulunmaktadır. Erken dönem kontinans oranlarımız literatüre kıyasla daha yüksek olmasına rağmen uzun dönem sonuçlarımız literatürle benzerdir.Anahtar Kelimeler: RRP, vezikoüretral anastomoz, inkontinans, rabdosfinkter

AnastomozAnastomoz-cerrahiKomplikasyonlar+7
Ramazan Topaktaş
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Stres üriner inkontinans tedavi yaklaşımlarının kadınların fiziksel aktivite düzeylerine yaşam kalitelerine ve toplumsal katılımlarına etkisi

Stres Üriner İnkontinans (SÜİ) tanısı alan kadınlara uygulanan cerrahi ve medikal tedavinin, fiziksel aktivite düzeylerine, yaşam kalitelerine, depresyon durumlarına ve topluma katılımlarına etkisini belirlemek, üstünlüklerini ve farklılıklarını literatür eşliğinde değerlendirmektir. Çalışmaya SÜİ tanısı almış, 18 yaş ve üzeri 32 kadın hasta dahil edildi. Hastaların 16'sı medikal tedavi grubu (MTG), 16'sı cerrahi tedavi grubu (CTG) olarak belirlendi. Hastalar tedavi öncesi ve 8 hafta sonrası; İdrar Kaçırma Sorgulama Formu-Kısa Form (İKSF-KF), İnkontinans Yaşam Ölçeği (İYKÖ), Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalite Ölçeği-Kısa Formu (DSÖYKÖ-KF), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Formu (UFAA-KF), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Toplumsal Katılım Anketi (TK) ile değerlendirildi. Ortalama yaş MTG'de 54,31±11,482, CTG'de 48,38±10,006 idi. MTG'nin BKİ'si 26,56±2,25, CTG'nin 27,56±2,79 idi. BKİ ve yaş ortalamaları açısından anlamlı bir fark yoktu. Tedavi sonrası gruplarda idrar kaçırma düzeylerinde, depresyon durumlarında, toplumsal katılımlarında ve genel ve hastalığa özel yaşam kalitelerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme olmuştu (p<0.05). Klinik parametre ortalamalarının karşılaştırılmasında, CTG'de iyileşme MTG'ye göre istatistiksel olarak daha anlamlıydı. CTG'nin BDÖ skoru için; p=0,003, Toplumsal Katılım iş aktivitesi skoru için; p=0,020, ev aktivitesi skoru için; p=0,02, toplam puanı için; p=0,018, DSÖYKÖ-KF psikososyal alt parametresi için; p=0,045, İYKÖ'nün psikolojik alt parametresi için; p=0,049 olarak MTG'ye göre anlamlı iyileşme sağlandı. İki grubun da fiziksel aktivite düzeyinde anlamlı bir değişim olmadı. SÜİ şiddetini ve depresyonun etkilerini azaltmak, sosyal izolasyonu engellemek ve yaşam kalitesini arttırmak için iki tedavi de etkili ve kullanılabilir yöntemlerdir. SÜİ ile ilgili hastaların ve hekimlerin farkındalığı arttırılmalıdır. Tedavi yöntemleri ve etkinlik düzeyleriyle ilgili daha geniş hasta gruplarında yapılacak kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır.

Fiziksel aktiviteGünlük yaşam aktiviteleriKadınlar+5
Burçin Uğur Tosun
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üriner inkontinansı olan kadınların konfor düzeyi ve öz bakım gücünün belirlenmesi

Bu çalışma, üriner inkontinansı olan kadınların konfor düzeyi ve özbakım gücünün belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel yapılan çalışma, Şubat 2016- Nisan 2018 tarihleri arasında, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Doğum Servisinde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Doğum Servisinde yatan, üriner inkontinans tanısı alan kadınlar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini Kadın Doğum servisinde yatan, henüz üriner inkontinans sebebiyle cerrahi operasyon geçirmemiş, 18 yaş ve üzerinde, iletişim güçlüğü ve mental yetersizliği olmayan, Türkçe bilen ve araştırmaya katılmayı kabul eden 124 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu", ''Üriner İnkontinans & Sıklık Konfor Skalası'' ve ''Özbakım Gücü Ölçeği'' kullanılmıştır. Veriler, yüzyüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizleri SPSS Windows version 24.0 paket programında yapılmıştır. Üriner inkontinansı olan kadınların Üriner İnkontinans & Sıklık Konfor Skalası toplam puan ortalaması 3,35±0,59 ve Öz Bakım Gücü Ölçeği toplam puan ortalaması 88,09±14,59 olarak saptanmıştır. Kadınların idrar kaçırma çeşidi, idrar kaçırma süresi ve idrar kaçırma sıklığı ile Üriner İnkontinans & Sıklık Konfor Skalası puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). İdrar kaçırma süresi ve idrar kaçırma sıklığı ile Öz Bakım Gücü Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Üriner İnkontinans & Sıklık Konfor Skalası ile Öz Bakım Gücü Ölçeği arasında, istatistiksel olarak pozitif yönde orta şiddette anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0,479 P=0,001). Araştırmada üriner inkontinansı olan kadınların konforlarının orta düzeyde olduğu ve öz bakımlarını gerçekleştirmede bağımsız ve yeterli oldukları belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Konfor, Özbakım, Üriner İnkontinans

GaziantepKadınlarKonfor+2
Meltem Oyman
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Stres üriner inkontinansı olan kadınlarda pelvik taban kas egzersizleri ve spinal stabilizasyon egzersizlerinin etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, stres üriner inkontinansı (SÜİ) olan kadınlarda pelvik taban kas eğitiminin (PTKE) ve spinal stabilizasyon egzersizi (SSE) üriner semptomlar, pelvik taban kas (PTK) fonksiyonları, yaşam kalitesi, omurga stabilitesi, denge, omurga postürü ve subjektif iyileşme algısı (SİA) üzerine etkilerini karşılaştırmaktı. Hastalar rastgele PTKE (n=25) ve SSE grubu (n=25) olarak ayrıldı. Gruplara 8 hafta boyunca haftada 3 gün egzersiz programı uygulandı. Hastaların üriner inkontinans şiddeti Uluslararası İnkontinans Konsultasyon Anketi-Kısa Formu (ICIQ-SF) ve 1 saatlik ped testi ile, PTK fonksiyonu EMG-Biofeedback cihazı ve Modifiye Oxford Skalası (MOS) ile, yaşam kalitesi King Sağlık Anketi (KSA) ile, omurga stabilitesi Sahrmann testi ile, denge Biodex Denge Sistemi ile, omurga postürü Spinal Mouse cihazı ile tedavi öncesi (TÖ) ve sonrası (TS) değerlendirildi. TS'de SİA sorgulandı. Her iki grupta; ped testi, ICIQ-SF, KSA, gözler açık (GA) statik denge skorlarının azaldığı; MOS, EMG, Sahrmann test skorlarının arttığı görüldü (p<0,05). Ayrıca, SSE grubunda dengenin tüm parametreleri ve sakral açının azaldığı bulundu (p<0,05). PTKE grubunda SSE grubuna göre KSA-fiziksel ve KSA-emosyonel skorlarının daha fazla azaldığı, SSE grubunda PTKE grubuna göre ise Sahrmann test skorunun daha fazla arttığı ve sakral açının daha fazla azaldığı tespit edildi (p<0,05). Grupların SİA'ları benzerdi (p>0,05). SÜİ'li kadınlarda hem PTKE hem de SSE'nin semptom şiddetini azalmada, PTK kuvvetini ve yaşam kalitesini artırmada etkili olduğu görüldü. Ancak SSE'nin PTKE'ye göre omurga stabilitesini ve dengeyi iyileştirmede, sakral açıyı azaltmada daha etkili olduğu görüldü. SÜİ tedavisinde PTKE'ye göre SSE alternatif bir yaklaşım olabilir. Mayıs 2023, 135 Sayfa. Anahtar Kelimeler: Stres üriner inkontinans, omurga stabilizasyonu, pelvik taban kas egzersizi, omurga postürü, yaşam kalitesi.

Beden stabilizasyonuEgzersizKadınlar+7
Esra Bayramoğlu Demirdöğen
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üriner inkontinansı olan ve olmayan diyabetli kadınlarda yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; üriner inkontinansı olan ve olmayan diyabetli kadınların yaşam kalitelerini değerlendirmek ve üriner inkontinansa neden olan faktörleri tanımlamaktır. Gereç ve Yöntem: Analitik, kesitsel olarak tasarlanan çalışmanın örneklemini bir kamu hastanesinin dahiliye ve endokrin polikliniklerine başvuran Tip I ve Tip II diyabetli 512 kadın oluşturdu. Veriler, hasta tanılama formu, İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu-Short Form ile toplandı. Elde edilen veriler yüzdelik ve ortalama ± standart sapma (SS) ile gösterildi ve analizinde One Way Anova, t testi, Kruskal Wallis varyans analizi, ki-kare, Pearson korelasyon, multiple regresyon ve lojistik regresyon analizleri kullanıldı. Bulgular: Araştırmadaki 512 diyabetli kadının yaş ortalaması 53,34±11,19 yıl olup %64,3 (n=329)' ünde ürine inkontinans saptandı. Üriner inkontinansı olan kadınların İYKÖ puan ortalaması 59,5 ± 10,1 olup üriner inkontinansı olmayanlara göre yaşam kalitelerinin daha düşük olduğu bulundu. Üriner inkotinansa neden olan faktörler; ileri yaş, hipertansiyon varlığı, normal doğum yapma, fazla doğum sayısı, geçirilmiş genitoüriner müdahe ve idrar yolu enfeksiyonu gibi faktörlerin yanı sıra yüksek LDL kolestrol, açlık kan glikozu ve trigliserid düzeyleri olarak belirlendi. Ayrıca, üriner inkontinansı olan diyabetli kadınlarda doğum sayısı, inkontinans süresi, menapoz süresi, diyabet süresi, açlık kan glikozu, LDL ve trigliserid düzeyleri arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı belirlendi. Sonuçlar: Üriner inkontinanslı diyabetli kadınların yaşam kalitesinin olmayanlara göre daha düşük olduğu belirlendi. İleri yaşta olan, normal ve fazla doğum yapan, hipertansiyonu, geçirilmiş ürinogenital operasyonu veya idrar yolu enfeksiyonu hikayesi bulunan diyabetli kadınların üriner inkontinans açısından değerlendirilmesi ve yaşam kalitesini arttırmaya yönelik eğitimlerin verilmesi önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Diyabetli kadın, inkontinans, yaşam kalitesi.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Diabetes mellitus-tip 2+4
Emre Erkal
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Dahiliye kliniklerinde yatan hastalarda üriner ve fekal inkontinans varlığının anksiyete ve depresyon düzeylerine etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, dahiliye kliniklerinde yatan hastalarda üriner ve fekal inkontinans varlığının anksiyete ve depresyon düzeylerine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bir üniversite hastanesinde dahiliye kliniklerinde yatan yaş ortalaması 60,43±11,17 yıl, %65,4' ü erkek olan 321 hasta örneklem grubunu oluşturdu. Veriler, hasta tanıtım formu ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği kullanılarak, yüz yüze görüşme yöntemiyle araştırmacı tarafından toplandı. Verilerin analizinde t-testi, ki-kare, Fisher kesin ki-kare testi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Anlamlılık %95 güven aralığında p<0,05 kabul edildi. Bulgular: Hastaların %34,3 (n=110) ünde üriner inkontinans, %12,5 (n=40)' inde fekal inkontinans şikayeti olduğu, %6,8 (n=22)' inde hem üriner hem de fekal inkontinans şikayetinin birlikte bulunduğu belirlendi. Erkeklere göre kadınlarda üriner inkontinans şikayetinin daha fazla görüldüğü, iri bebek doğuran veya beş ve fazla doğum yapan kadınlarda üriner inkontinans şikayetinin daha fazla görüldüğü, beden kütle indeksi artıkça üriner inkontinans şikayetinin arttığı saptandı. Kadın ve erkeler arasında fekal inkontinans şikayeti varlığı açısından fark olmadığı, doğum sayısı altı olan kadınlarda daha fazla fekal inkontinans şikayeti olduğu, fekal inkontinans şikayeti ile beden kütle indeksi ve yaş arasında anlamlı ilişki olmadığı saptandı. Üriner veya fekal inkontinans şikayeti olan hastaların anksiyete ve depresyon düzeylerinin olmayanlara göre daha yüksek olduğu belirlendi. Sonuçlar: Dahiliye kliniklerinde yatan hastalarda üriner veya fekal inkontinans şikayetinin olması anksiyete ve depresyon düzeylerini arttırabilmektedir. Bu sonuçlar doğrultusunda; dahiliye kliniklerinde yatan hastalarda fekal ve üriner inkontinans olup olmadığının sorgulanması ve tanılanması için tetkiklerin yapılması, inkontinans sorunu olan hastalarda günlük yaşamı kolaylaştırıcı önlemlerin alınması, anksiyete ve depresyon düzeylerinin değerlendirilmesi ve tedavisi için yönlendirilmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, depresyon, üriner inkontinans, fekal inkontinans.

AnksiyeteDepresyonFekal inkontinans+3
Hanife Nazım
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Üriner inkontinansı olan kadınlarda pelvik taban sağlığı eğitimi ve egzersiz programının etkinliğinin araştırılması

Çalışma üriner inkontinansı olan kadınlarda Pelvik Taban Sağlığı Eğitimi (PTSE) ve pelvik taban egzersiz eğitim programının etkinliğinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya Stres Üriner İnkontinans (SÜİ) (n=46) ve stres baskın Mikst Üriner İnkontinans (MÜİ) (n=44) semptomu olan toplam 90 hasta dâhil edildi. PTSE alan hastalar süpervizyonsuz grubu (n=29), PTSE ile kombine pelvik taban egzersiz eğitimi programını alan hastalar süpervizyonlu grubu (n=32) ve tedavi almak istemeyen hastalar referans grup olarak kontrol grubu (n=29) oluşturacak şekilde üç gruba ayrıldı. Hastaların tedavi öncesi ve 12. hafta sonunda tedavi sonu değerlendirmeleri yapıldı. Primer ölçüm parametreleri; ped testi, İnkontinans Şiddet İndeksi (İŞİ), Vizüel Analog Skala (VAS), Üriner Distres Envanteri 6 (ÜDE-6), Global Pelvik Taban Rahatsızlık Anketi (GPTRA), 24 saatlik frekans-hacim çizelgesi, sekonder ölçüm parametreleri ise; King Sağlık Anketi, Pelvik Taban Sağlığı Bilgi Testi (PTSBT), Prolapsus ve İnkontinans Bilgi Anketi (PİBA-Üİ), Pelvik Taban ve PTKE Bilgi ve İnanışları Anketi, Global Algılanan Etki Anketi olarak belirlendi. SÜİ ve MÜİ semptomu olan tüm hastaların dâhil edildiği süpervizyonlu ve süpervizyonsuz gruplar karşılaştırıldığında; King Sağlık Anketi'nin kişisel ilişkiler alt parametresi, PİBA-Üİ ve MÜİ semptomu olan hastaların ped testi dışında (p>0,05), tüm parametrelerde süpervizyonlu grupta iyileşme oranı daha yüksekti (p<0,05). SÜİ ve MÜİ semptomu olan hastalara göre yapılan karşılaştırmalarda parametrelerdeki grup içi iyileşme oranlarının benzer olduğu, Üİ tipleri arasında fark bulunmadığı tespit edildi (p>0,05). Sonuç olarak Üİ semptomu olan kadınlara PTSE ve süpervizyonlu pelvik taban egzersiz eğitim programının birlikte uygulanmasının pelvik taban farkındalığını arttırarak hastaların Üİ ile ilişkili semptomlarını azaltıp yaşam kalitelerini iyileştirebileceği sonucuna varıldı

EgzersizEgzersiz tedavisiHasta eğitimi+5
Sevgi Gamze İri
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gündüz alt üriner sistem işlev bozukluğu olan çocuklarda idrar ngf ( nöral büyüme faktörü ) ve idrar BDNF ( beyin türevi nörotrofik faktör ) düzeylerinin araştırılması

Gündüz alt üriner sistem işlev bozukluğu olan çocuklarda, idrarda NGF (Neural Growth Factor) ve BDNF (Brain Derived Neurothropic Factor) düzeylerinin araştırılması Gündüz alt üriner sistem işlev bozukluğu terimi, çocukluk çağında hem çocuk hem aile için sosyal ve psikolojik sorunlara yol açabilen bir grup hastalığı kapsayan genel bir terimdir. Tanı ve alt grup ayırıcı tanısı zordur ve tanıda objektif olarak yardımcı olabilecek belirteçlere ihtiyaç duyulmaktadır. Literatürde ümit vadeden sonuçları yayınlanan BDNF ve NGF'nin gündüz alt üriner sistem işlev bozukluğu ve alt gruplarında belirteç olarak değerliliği araştırılmıştır. Çalışmaya alt üriner sistem semptomları ile başvuran ve alt üriner sistem işlev bozukluğu tanısı alarak çalışma kriterlerine uyan 43 çocuk olgu ve kontrol grubu olarak 20 sağlıklı çocuk dahil edilmiştir. Çalışma grubunda çeşitli tanı yöntemleri ve tetkiklerle alt gruplandırma yapılmıştır. Olgulardan idrar örnekleri alınarak idrarda kreatinin, NGF ve BDNF testleri yapılarak hasta özellikleri ve biyokimyasal sonuçlar kontrol grubu ile istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Çalışmamızda olgular; gündüz aşırı sık idrara çıkma (n:1), vajinal reflü (n:1), giggle inkontinans (n:2), primer mesane boynu işlev bozukluğu (n:2), disfonksiyonel işeme (n:7), aşırı aktif mesane (n:10), disfonksiyonel işeme + aşırı aktif mesane (n:10), tüm hasta grubu (n:43) ve iki grubun birleştirilmesi ile oluşturulan aşırı aktif mesane ortak grubu (n:20) olarak gruplandırılmış ve elde edilen veriler kontrol grubu (n:20) ile karşılaştırılmıştır. NGF/Cr değeri, sadece aşırı aktif mesane ortak grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuş olup sensitivitesi ve spesifitesi düşük saptanmıştır (%60,%65). BDNF/Cr değeri, tüm gruplarda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuş olup sensitivite ve spesifitesi tüm gruplarda yüksek saptanmıştır. Bu yükseklik aşırı aktif mesanenin etiyolojisinin heterojen özellikte olmasından ya da aşırı aktif mesaneye değil de alt üriner sistem işlev bozukluklarının tamamına özgü bir belirteç olmasından kaynaklanıyor olabilir.

EnürezisMesaneMesane hastalıkları+6
Hasan Çayırlı
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İdrar inkontinanslı çocuklarda ve ailelerinde yaşam kalitesi ve PinQ'nun Türk çocuklarındaki geçerliliği çalışması

Amaç: İdrar inkontinansı beş yaşın üzerindeki çocuklarda gündüz ve/veya gece aralıklarlaoluşan idrar kaçırma davranışıdır ve çocukluk çağının sık rastlanan sorunlarından biridir. İdrarinkontinansı okul çağındaki çocuklarda sıktır. İdrar inkontinansı, hem çocuğu hem de aileyipsikolojik ve sosyal açıdan etkileyen, çocuk ve ona bakım veren ebeveynde yaşam kalitesidüşüklüğüne neden olabilen bir çocuk sağlığı sorunudur. İdrar inkontinanslı çocuklarda yaşamkalitesini değerlendiren az sayıda çalışma mevcuttur. Bu çalışmada: 1: PinQ'nun (Çocuklardaidrar inkontinansına özgü yaşam kalitesi ölçeği) Türk çocuklarında geçerliliği vegüvenilirliğinin değerlendirilmesi; 2: İdrar inkontinanslı çocuklarda ve 3: İdrar inkontinanslıçocuklara bakım veren ebeveynlerde yaşam kalitesi ve yaşam kalitesine etki edecek faktörleraraştırılmıştır.Gereç ve yöntem: Yaşları 5-17 arasında olan idrar inkontinanslı (non organik) 94 hasta (58'ierkek, 36'sı kız) ve kontrol grubu olarakta sağlıklı 30 çocuk (14'ü erkek, 16'sı kız) çalışmayaalındı. PinQ ölçeği ve Proxy (vekil) ölçeğin İngilizce versiyonu Türkçeye çevrildi. İdrarinkontinanslı çocukların 0.ay, 3. ay ve 6. ay takiplerinde PinQ ve KINDL, ebeveynlerine PinQProxy ve WHOQOL ölçekleri ile yaşam kaliteleri değerlendirildi. PinQ ölçeğinin geçerlilik vegüvenilirliği araştırıldı. Ayrıca hastalara İBSS (işeme bozuklukları semptom skoru)uygulanarak hastalık ağırlığının yaşam kalitesine etkisi ve PinQ'nun hastalık şiddetineduyarlılığı araştırıldı.Bulgular: PinQ Türkçe versiyonu ortalama toplam skorları 0., 3. ve 6. ay izlemler içinsırasıyla: erkek hastalarda 34 , 18,7 ve 15,3; kız hastalarda ise 31, 21,1 ve 18,6 olarakhesaplanmıştır. Ölçeğin iç tutarlılığı Cronbach alfa değerleri dışsal boyutta 0. ay uygulamasıiçin 0,50, 3. ay 0,75 ve 6. ay 0,85, içsel boyut Cronbach alfa değeri 0. ay uygulaması için0,76, 3. ay 0,80 ve 6. ay 0,95 saptandı. Çocuk ölçek ve Proxy ölçek skorları arasındakorelasyon mevcuttu. Ölçek skorlarının IBSS skor değişimine yüksek düzeyde duyarlı olduğu(ölçüt geçerliliği) görüldü. Yaş, cinsiyet, inkontinans tipi ile PinQ Türkçe versiyonunda ilişkisaptanmadı. KINDL ölçeği ile de özellikle özsaygı boyutunda olmak üzere inkontinanslıçocuklarda kontrol grubunda göre yaşam kalitesinin etkilendiği görüldü. Yaşamkalitelerindeki etkilenmenin değerlendirilmesinde PinQ ve KINDL'ın uyumlu olduğugözlendi. Ebeveynlerin yaşam kalitelerinde farklılık saptanmadı.Sonuç: PinQ, çocuklarda idrar inkontinansına özgü yaşam kalitesi ölçeğin Türkçe versiyonugüvenilir ve kullanılabilir bir ölçektir. İdrar inkontinanslı çocukların yaşam kaliteleri hastalıkşiddetinden etkilenerek azalmaktadır. İdrar inkontinansının çocuklar üzerinde en çok etkiliolduğu alan ?özsaygı? alanıdır. Gündüz inkontinanslı çocukların yaşam kaliteleri geceinkontinanslılara göre daha olumsuz etkilenmektedir.Anahtar kelimeler: Yaşam kalitesi, idrar inkontinansı, PinQ

MesaneTürk toplumuYaşam kalitesi+3
Refika İlbakan Hanımeli
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üriner inkontinanslı kadın hastalardaki ürodinamik bulguların karşılaştırılması

Ürodinamik çalışmalar mesane duyularının değerlendirilmesinde kullanılan standart tekniktir. Bu çalışmada mikst üriner inkontinanslı (MÜİ), urge üriner inkontinanslı (UÜİ) ve saf stres üriner inkontinanslı (SÜİ) hastalardaki ürodinamik bulgular arasındaki farklılıkların karşılaştırılması ve bu ürodinamik bulguların mesane sensitivite indeksi (MSI) kullanarak değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmaya MUİ'ı olan 35, UUİ'ı olan 33 ve SUI'ı olan 31 hasta olmak üzere toplam 99 olgu dahil edildi. Nörojen mesaneli, fistülü ve üretral divertikülü bulunan, geçirilmiş ürolojik cerrahisi olan ve bilinen üriner sistem enfeksiyonu bulunan hastalar çalışma kapsamına alınmadı. Tüm hastaların özgeçmişleri, fizik muayene bulguları, 3 günlük işeme günlükleri ve ürodinamik çalışma bulguları kaydedildi. Mesane sensitivite indeksi (MSI) maksimum mesane kapasitesinin (Vmax) ilk işeme arzusunun oluştuğundaki mesane kapasitesine (İİH) oranı (Vmax/İİH) olarak hesaplandı.MÜI, UÜİ, SÜİ'lı hastaların yaş ortalaması 50,03 idi (sırasıyla 50,37; 49,06 ve 50,67; P=0,868). Hastaların günlük işeme sayı ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermekteydi (sırasıyla 10,94; 12,21 ve 9,16; P=0,005). Tüm hastaların mesane kapasiteleri ve güçlü işeme isteği değerleri birbirinden farklıydı ( sırasıyla 420,42; 331,78; ve 453,93; P< 0,001 ile 334,02; 273,33 ve 340,87; P<0,001). MUİ ve UÜİ'lı hastalar SÜİ'li hastalardan daha yüksek basınçlarda işemekteydi. Maksimum işeme hızındaki(Qmax) detrüsör basınçları sırasıyla 33,54; 32,69 ve 25,03 idi (P=0,021). Olguların Qmax değerleri arasında istatistiksel anlamlı bir farklılık yoktu (sırasıyla 25,31; 24,11 ve 26,6; P=0,428). Tüm hastaların Vmax ve İİH değerleri arasında farklılık vardı (sırasıyla 420,42; 331,78; ve 453,93; P< 0,001 ile 232,69; 195,24 ve 232,69; P<0,001). Hastaların MSİ değerleri arasında matematiksel bir fark bulunda ancak bu istatistiğe yansımıyordu (sırasıyla 1,84; 1,72 ve 1,91; P=0,097.Yine istemsiz detrüsör kontraksiyonu olan MÜİ ve UÜİ'ı hastalar kendi aralarında ayrı ayrı incelendiğinde ortalama MSI değerleri arasında matematiksel fark varken istatistiksel farklılık bulunamadı (sırasıyla P=0,923; P=0,686).MÜI, UÜİ, SÜİ'lı hastaların ürodinamik bulguları farklılık göstermekteydi. MSI ile ürodinamik veriler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamasına rağmen matematiksel bir fark olmasından dolayı daha geniş hasta serilerinde veya oluşturulacak farklı indeksler üzerinde çalışılmasının; konunun daha etkin değerlendirilmesi açısından faydalı olacağı kanaatine varıldı.

KadınlarÜriner inkontinansÜrodinami
Mehmet Fatih Zeren
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pelvik organ prolapsus cerrahisine eş zamanlı yapılan üriner inkontinans cerrahisi uygulanmasının tedavi başarısındaki etkisi, inkontinans, cinsel fonksiyon ve Prolapsusa bağlı yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırmada pelvik organ prolapsusu (POP) nedeniyle cerrahi yapılan hastalarda eş zamanlı üriner inkontinans (UI) ameliyatı uygulanmasının tedavi başarısındaki etkisi, postoperatif dönemde hastalara POP-Q evrelemesi, stres üriner inkontinans (SUİ) testi, prolapsus, inkontinans, cinsel fonksiyon yaşam kalitesi ve inkontinans semptom ölçekleri yapılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma Eylül 2017 – Mayıs 2022 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Doğum ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nda üriner inkontinans ve pelvik organ prolapsusu nedeniyle ameliyat olan 94 hasta dahil edilmiştir. Hasta onamları alındıktan sonra hastalara POP-Q evrelemesi yapılmıştır. Sonrasında hastalara Prolapsus Yaşam Kalitesi Ölçeği(P-QOL), İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği (IQOL), Pelvik Organ Prolapsusu/İdrar İnkontinansı Cinsel Fonksiyon Soru Formu (PISQ-12), Uluslararası İnkontinans Sorgulama Kısa Formu Türkçe Versiyon (ICIQ-SF), Bristol Kadın Alt Üriner Sistem Semptomları İndeksi (BKAÜSSİ) ölçekleri klinisyen tarafından ameliyat öncesi ve sonrası durumlarına göre doldurtulmuştur. Hasta seçiminde ayrım, inkontinans ameliyatı olanlar ve eş zamanlı prolapsus ameliyatı eklenenler şeklinde yapılmıştır. Minisling, transvajinal tape (TVT) ve transobturator tape (TOT) ameliyatı olanlar Grup-1'i oluştururken, TOT, minisling, 4 kollu mesh ameliyatına vajinal histerektomi (VAH) veya korporafi anterior (CA) eklenenler Grup-2'yi oluşturmuştur. Bulgular: Kadınların ortalama yaşları 58,45±10,8'dir. Yapılan jinekolojik ameliyat sonrası ortanca geçen süre 41 aydır. Gruplar ayrı ayrı incelendiğinde grup-1'i oluşturan hastalarda minisling olan 20 kişi, TVT ameliyatı olan 6 kişi, TOT ameliyatı olan 17 kişi olmak üzere toplamda 43 kişi bulunmaktadır. Bu 43 kişi hastaların %45,7' ünü oluşturmaktadır. Grup-2 'yi oluşturan VAH ameliyatı olan 23 kişi bulunmaktadır, bunların 16 tanesine ayrıca TOT ameliyatı eklenirken, 7 tanesine minisling ameliyatı eklenmiştir. CA yapılan hastalara bakıldığında 15 kişiye TOT, 6 kişiye minisling, 7 kişiye ise 4 kollu mesh ameliyatı eklenmiştir. Prolapsus ameliyatı olan hastalara postoperatif POP-Q değerlendirmesi yapıldığında seçilen ameliyata göre prolapsus düzeyleri değişmemiştir. Hastaların POP-Q ölçümleri incelendiğinde ameliyat sonrasındaki sürede Aa ölçümünde iki grup arasında istatistiksel olarak fark bulunmuştur(p=0,001). Grup-1'de Aa ölçümü ortalaması -1,8±1,1 iken, Grup-2 de Aa ölçümü -0,2±1,6 olarak bulunmuştur. Bu istatiksel fark Grup-2 de bulunan hastaların prolapsusa yatkınlığına bağlanmıştır. Yapılan SÜİ testine göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır(p=0,140). Grup-1 de yer alan hastaların PISQ-12 duygusal ve partner alt ölçeği ameliyat öncesinde ve sonrasında istatistiksel olarak anlamlı fark göstermemiştir. PISQ-12 fiziksel alt ölçeğinde ve toplam puanlarında istatistiksel olarak anlamlı azalma bulunmuştur (p<0,001; p<0,001). Grup-2 de yer alan hastaların PISQ-12 duygusal, partner, fiziksel alt ölçeğinde ve toplam puanlarında istatistiksel olarak anlamlı azalma bulunmuştur (p<0,001; p<0,001; p<0,001; p<0,001). Hastaların postoperatif SÜİ testi sonucu başarı ve başarısızlık olarak kabul edilerek yapılan binary logistic regresyon analizinde değişkenler olarak; yaş, parite, sezaryen ameliyatı olma, menopoz üzerinden geçen süre, ameliyat grupları dahil edilmiştir. Çalışma sonucu postoperatif idrar kaçırmayı etkileyen faktörler parite ve menopoz üzerinden geçen yıl olarak bulunmuştur (sırasıyla; β= 0,452, p=0,04; β=-0,121, p=0,04). Sonuç: Prolapsus ve SÜİ cerrahisinin bir arada uygulanmasının cinsel fonksiyonların özelikle fiziksel alanına etkili olduğu görülmektedir. Üİ ameliyatının ve POP+Üİ ameliyatının alt üriner semptomları azalttığı ve hastaların yaşam kalitelerini artırdığı görünmektedir. POP ve üriner inkontinas ameliyatını birlikte olan grupta ameliyat sonrası uzun süre geçmesine rağmen stres ve miks üriner inkontinansın tekrarlama oranları ve komplikasyon sayısı oldukça düşüktür. Sonuç olarak stres ve mikst üriner inkontinansı olan hastalarda POP cerrahisine Üİ cerrahisi eklenmesi iyi bir seçenek gibi gözükmektedir.

Cerrahi tedaviPelvik organ prolapsusuPelvik taban bozuklukları+3
Burcu Sarıgedik
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üriner inkontinanslı yaşlı kadın hastalarda yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyonun değerlendirilmesi

Giriş ve amaç: Üriner inkontinans (ÜI) önemli bir sağlık sorunudur, her yaşta ortaya çıkabilir, ancak özellikle yaşlı kadınlarda daha yaygındır. Depresyon ve anksiyete de yaşlılarda görülen önemli problemlerdendir. Üİ'ın depresyon ve yaşam kalitesi ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Üİ tedavisi yaşam kalitesini iyileştirebilir ve komorbiditelerde azalmaya neden olabilir. Bu çalışmada, Üİ tedavisinin yaşam kalitesi, depresyon, anksiyete, ve geriatrik sendromlar üzerine etkisini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve yöntem: Çalışmada, geriatri polikliniğine Üİ semptomları ile başvuran kadınlar alındı. Üİ'in tipi 3 İnkontinans Sorusu (3IQ) kullanılarak belirlendi. Sadece urge (sıkışma tip) Üİ şikayeti olan hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastalar antikolinerjik (fesoterodin) tedaviden önce ve sonra yaşam kalitesi, anksiyete, depresyon ve geriatrik sendromlar açısından değerlendirildi. Yaşam kalitesi Uluslararası İdrar Kaçırma Konsültasyon Sorgulaması-Kısa Form (ICIQ-SF) ve Üriner İnkontinanslı Hasta Yaşam Kalitesi Anketi (I-QOL) kullanılarak değerlendirildi. Anksiyete ve depresyon Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği (HAD) ile değerlendirildi. Tüm hastalara kapsamlı geriatrik değerlendirmeler, SARC-F, el kavrama testi, biyoimpedens analizi, 4 metrelik yürüyüş hızı testi ve FRAIL ölçeği uygulandı. Veri analizi SPSS 22. sürüm kullanılarak yapıldı. Bulgular: Çalışmaya 42 kadın hasta dahil edildi; yaş ortalaması 69.7 ± 4.3 yıl idi. Yaşam kalitesi (ICIQ-SF ve I-QOL ile değerlendirildi) antikolinerjik (fesoterodin) tedaviden olumlu etkilendi. Anksiyete ve depresyon semptomlarının tedaviden sonra düzeldiği görüldü. Günlük yaşam aktiviteleri (ADL) tedaviden sonra daha iyiydi. ADL ve I-QOL skorları tedavi ile pozitif korelasyon gösterdi. ICIQ-SF, HAD skorları tedavi ile negatif korelasyon gösterdi. Sonuç: Üİ yaşlılarda yaygın bir sorundur. Hastalar genellikle bu şikayeti doktorlara bile anlatmakta tereddüt ederler. Bu durum fiziksel ve psikolojik durumlarını olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmada Üİ tedavisinin yaşam kalitesi ve psikolojik semptomları iyileştirdiğini saptadık. Bu bulgular bize uygun Üİ tedavisinin sağlıklı yaşlanma için kritik önem taşıdığını gösterdi. Tedaviden sonra SARC-F, kavrama gücü, IADL (günlük yaşamın enstrümantal aktiviteleri), MNA-SF (mini nutrisyonel değerlendirme - kısa form) ve FRAIL ölçeğinde istatistiksel olarak anlamsız iyileşmeler olmuştur. Bu ilişkileri açıklamak için daha geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç var. Çalışmamız benzersizdir, çünkü Üİ'lı hastalarda Üİ tedavisinin yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon üzerine etkisini değerlendiren başka bir çalışma yoktur.

AnksiyeteDepresyonKadınlar+4
Arif Aksak
Gaziantep University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Üriner inkontinansı olan hastalarda biyofeedback ile yapılan pelvik taban kas egzersizinin inkontinans ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Üriner inkontinans, hayatı tehdit etmeyen bir hastalık olmasına rağmen kadınların fiziksel, sosyal, iş ve eğitim faaliyetlerini etkileyen ve yaşam kalitesini düşüren yaygın bir sağlık sorunudur. Tedavide ilk tercih güvenlik, yan etki olmaması, hasta konforu ve yüksek düzeyde hasta memnuniyeti gibi avantajlarından dolayı davranışsal tedavidir. Bu tedavilerden biri olan biofeedback eşliğinde yapılan pelvik taban kası egzersizleri sonucunda inkontinans epizotlarının %61-%91 arasında azaltılabildiği gösterilmiştir. Bu araştırma üriner inkontinansı olan hastalarda biyofeedback ile yapılan pelvik taban kas egzersizinin inkontinans ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla deneysel olarak planlanmıştır. Araştırma Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Ürodinami Ünitesinde üriner inkontinans tanısı alan, araştırmanın sınırlılıklarına uyan ve gönüllü olan 30 müdahale ve 30 kontrol grubu ile yapıldı. Araştırmanın verileri, Hasta Bilgi Formu, İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği, Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu ve Vücut Kitle İndeksi kullanılarak toplandı. Çalışma sonucunda müdahale grubunda biyofeedback uygulaması öncesi 16,1±2,2 olan İnkontinans Sorgulama Formu puan ortalamasının, biyofeedback uygulaması sonrası 11,6±4,6'ya düştüğü, kontrol grubunda ise 14,0±4,7'den 14,7±4,7'ye yükseldiği tedavi öncesi ve sonrası puanlar arasında istatistiksel farkın anlamlı olduğu saptandı (p?0,05). Müdahale grubundaki hastaların biyofeedback uygulaması öncesi 52,1 ? 10,5 olan İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği toplam puan ortalamasının, uygulama sonrası 58,7 ? 14,7'ye yükseldiği, kontrol grubunda ise 58,1 ? 16,1'den, 53,5 ? 16,1'a düştüğü tedavi öncesi ve sonrası puanlar arasında istatistiksel farkın anlamlı olduğu saptandı (p?0,05). Müdahale ve kontrol grubundaki hastaların biyofeedback uygulaması öncesi ve sonrası yaşam kalitesi toplam ve alt boyut puan farkları arasında istatistiksel farkın anlamlı olduğu saptandı (p?0,05). Sonuç olarak, biyofeedback ile yapılan pelvik taban kas egzersizinin üriner inkontinans tedavisinde etkili olduğu ve yaşam kalitesini yükselttiği tespit edilmiştir.

Biyo geri bildirimEgzersizKaslar+3
Seda İlgün
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Stres inkontinanslı hastalarda biofeedback tedavinin, inkontinans sorgulama formu skorlarına ve ürodinamik parametrelere etkisi

Stres inkontinansı olan hastalarda, biofeedback tedavi öncesi ve sonrası, ürodinamik parametrelerin ve The International Consultation on Incontinance Quastionnaire-Short Form (Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu), (ICIQ-SF) skorlarının karşılaştırılmasını amaçlandı.Çalışma kapsamına alınan stres üriner inkontinansı olan 40 hastaya biofeedback tedavi öncesi ICIQ-SF skorlama formu dolduruldu ve ürodinami yapıldı. Hastalara biofeedback tedavi sonrası yeniden ICIQ-SF skorlama formu dolduruldu ve ürodinami yapıldı. Yedi hasta yedinci haftadan sonra tedaviye gelmedi. Bunlar arasından beş hasta düzeldiği için, iki hasta hiç fayda görmediği için tedaviyi yarıda bıraktı. Bu yedi hastaya ürodinami yapılmadan sadece ICIQ-SF skorlama formu dolduruldu.Çalışmamızda biofeedback tedavisi sonrasında ICIQ-SF skorunda (9.95±4.39), tedavi öncesi ICIQ-SF (18.07±2.40) skoruna göre anlamlı düzelme olduğu saptandı. Ancak tedavi öncesi ürodinamik parametrelerle (kapasite, instabilite, sensasyon ve rezidü), tedavi sonrası ürodinamik parametreler arasında istatistiksel anlamlı farklılık gözlenmedi.Bulgularımız ışığında biofeedback tedavi ile hastaların şikayetleri büyük ölçüde düzelmekte olup, ICIQ-SF skorlarında anlamlı düşüş meydana gelmektedir. Bu yüzden cerrahi tedaviye endikasyonuna göre iyi bir alternatiftir. Ürodinamik parametrelerde değişikliğe yol açmadığı için, stres üriner inkontinanslı biofeedback tedavisi planlanan hastalarda ürodinamiye mutlaka ihtiyaç yoktur.Anahtar Kelimeler: Stres üriner inkontinans, ICIQ-SF skoru, Ürodinami

Biyo geri bildirimSF-36 Sağlık TaramasıÖlçekler+3
Ömer Bayrak
Gaziantep University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İdrar kaçıran kadınlarda sistometri, üroflovmetri ve mesane günlüğünden elde edilen maksimum mesane kapasitelerinin karşılaştırılması

Bizim çalışmamızda amaç, İK olan kadınlarda sistometri, üroflowmetri ve mesane günlüğünden elde edilen mesane kapasitelerinin birbiri ile karşılaştırılarak basit, ucuz ve gerçek yaşamdan elde edilen yani mesane günlüğü ve/veya üroflovmetriden elde edilen mesane kapasitelerinin en doğru mesane kapasitesinin elde edildiği sistometrik maksimum kapasiteyi tahmin etmekteki yeri ve hangi durumlarda mesane kapasitesinin tesbit edilmesi için sistometri yapılması gerektiğinin doğru tespitini yapmaya çalışmaktır.Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Kadın Ürolojisi ve Nöroüroloji Birimine ait 2003-2011 tarihleri arasında takip ve tedavi edilen ve birim tarafından arşivlenen 1200 kadın hastanın dosyaları incelenmiştir. Bu hastalardan idrar kaçırması olan ve üroflovmetri, mesane günlüğü ve sistometri sonuçları tam olan 253 hasta çalışmaya dahil edilmiştir.Çalışmaya dahil edilen hastaların yaşı, VKİ(vücut kitle indeksi), doğum sayısı, menopoz varlığı, Diabetes Mellitus (DM), sistometride DAA varlığı ve idrar kaçırma tipleri belirlendi. Belirlenen durumlar uygun şekilde gruplandıktan sonra oluşturulan bu gruplar mesane günlüğü ,üroflovmetri ve sistometriden elde edilen mesane kapasiteleri açısından bir biri ile karşılaştırıldı.Hastalar İK tiplerine göre ise sıkışma TİK, stres TİK, karışık TİK ve karışık TİK olanlar ise baskın olan İK tipine göre ayrılarak değerlendirilmiştir.Çalışmamızda DAA tespit edilen hasta grupları dışında bütün gruplarda üroflovmetrik mesane kapasitesi mesane günlüğünden elde edilen mesane kapasitesinden ve sistometrik mesane kapasitesinden istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. DAA tespit edilen hasta gruplarında da üroflovmetrik mesane kapasitesi mesane günlüğünden elde edilen mesane kapasitesinden ve sistometrik mesane kapasitesinden düşük olmasına karşın istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır.Sonuç olarak İK'lı kadınlarda maksimum mesane kapasitesinin bulunmasında mesane günlüğünden elde edilen kapasitenin sistometrinin yapılmasını azaltmada faydalı olduğu düşünülmüştür

Akım ölçerlerKadınlarMesane+2
Fikrat Ahmadov
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İdrar kaçıran kadın hastalarda idrar yolu enfeksiyonu görülme sıklığı ve risk faktörleri

Uluslararası Kontinans Derneği tarafından sosyal ve/veya hijyenik sorun haline gelen istemsiz idrar kaybı olarak tanımlanan idrar kaçırma, dünya çapında yılda yaklaşık 200 milyon kişiyi etkileyen büyük bir sağlık problemidir. Yaşam kalitesini belirgin ölçüde etkileyerek psikolojik ve medikal morbiditeye neden olmaktadır. İdrar yolu enfeksiyonları da birçok nedene bağlı gelişen zaman zaman ciddi morbiditelere neden olabilen ve ülkelerin sağlık harcamalarında önemli yer tutan bir hastalık grubudur. Tüm dünyada çok yaygın olarak görülen bu iki önemli hastalık kendi aralarında da ilişkili gibi gözükmektedir. Çalışmamızda idrar kaçıran kadın hastalarda İYE'ye yatkınlık oluşturabilecek risk faktörlerinin ve bu faktörlerden özellikle İK'nın İYE üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Kadın Ürolojisi Biriminde, Eylül 2002-Ocak 2010 tarihleri arasında değerlendirilmiş ve kayıtları tutulmuş, 1069 kadın hastanın dosyaları incelenerek idrar kaçırması olan 979 hasta çalışmaya alınmıştır. İdrar kültüründe üreme olan 72 hasta üriner enfeksiyon grubu kabul edilmiş ve Grup A olarak isimlendirilmiş, idrar kültüründe üreme olmayan 907 hasta Grup B olarak tanımlanmıştır. Hastaların dosyalarından yaş, stres tip idrar kaçırma, sıkışma tip idrar kaçırma, karışık tip idrar kaçırma, doğum sayısı, doğum tipi, zorlu doğum varlığı, geçirilmiş histerektomi, konstipasyon varlığı, postmenopozal semptomların varlığı, obstrüktif üriner semptomların varlığı, idrar yolu enfeksiyonu öyküsü, sistemik hastalık durumu; diabetes mellitus, nörolojik hastalık varlığı ve sigara kullanımına ait bilgiler elde edilmiştir. Ayrıca hastaların ürogenital sistem muayenesine ait beden kitle indeksi değeri, vajinal-üretral atrofi varlığı, Q tipi, sistosel ve rektosel bulguları değerlendilmiştir.Bu çalışmada idrar kaçıran kadınlarda idrar yolu enfeksiyonu riskini arttıran faktörler olarak tekli değişken analizlerinde yaşlanma, artmış mesanede kalan idrar miktarı, düşük Qmax değeri, postmenapozal semptom varlığı, diabetes mellitus, nörolojik hastalık olması, vajinal-üretral atrofi ve üroflow grafiğinin anormal olması bulunurken, çoklu analizlerin ise sadece diabetes mellitus istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.

KadınlarRisk faktörleriÜriner inkontinans+3
Ali Furkan Batur
Gazi University
2010
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Stres inkontinans tedavisinde tensıon free vagınal tape (TVT) ve transobturator tape (TOT) operasyonlarının kısa dönemli sonuçlarının karşılaştırılması

Amaç: Stres üriner inkontinansın tedavisinde birçok cerrahi yöntem tanımlanmış olmasına rağmen halen bir altın standard yöntem belirlenememiştir. Bu çalışmanın amacı stres üriner inkontinansta kullanılan tension-free vaginal tape (TVT) ve transobturator tape (TOT) operasyonlarının kısa dönem sonuçlarını ve komplikasyonlarını karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Haziran 2006 ve Ekim 2007 tarihleri arasında kliniğimize başvuran 70 SÜİ veya MÜİ'lı hasta üzerinde yapıldı. 50 hastaya yalnız TOT veya TOT ile birlikte ek operasyonlar, 20 hastaya ise yalnız TVT veya TVT ile birlikte ek operasyonlar uygulandı. Demografik özellikler, fizik ve pelvik muayene, q tip, boney ve sistometri ve ultrason bulguları, hayat kalitesi formları, cerrahinin tip ve süresi, intraoperatif komplikasyonlar, preoperatif ve postoperatif komplikasyonlar kaydedildi. Hastalar operasyonun birinci ve üçüncü ayında tekrar değerlendirildi. Sonuçlar student t-test ve eşleştirilmiş t-testi kullanılarak analiz edildi.Bulgular: Çalışmamızda TVT ve TOT operasyonlarının hiçbirinde intraoperatif komplikasyona rastlanmadı. Postoperatif erken dönemde her iki grupta da IIQ-7 ve UDI-6 hayat kalitesi formlarına göre belirgin düzelme tesbit edildi. TOT operasyonunun süresi TVT ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak daha kısaydı (p<0.05). Hastanede kalış süreleri arasında ve işeme disfonksiyonu, bacak ağrısı, idrar yolu enfeksiyonu gibi postoperatif erken dönem komplikasyonları açısından da her iki operasyon arasında anlamlı fark tesbit edilmedi (p>0.05).Sonuç: TVT ve TOT kısa dönem başarı ve komplikasyon oranları benzer olan stres üriner inkontinansın tedavisinde etkili yöntemlerdir.Anahtar Kelimeler: Stres üriner inkontinans (SÜI), Tension-free vaginal tape (TVT), Transobturator tape (TOT), kısa dönem sonuçlar, komplikasyon.

StresÜriner inkontinans
Ebru Çelik Kavak
Fırat University
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Stres üriner inkontinanslı kadınlarda eğitim programı ile birlikte uygulanan knack manevrasının farklı öğretme tekniklerine göre etkinliğinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, stres üriner inkontinanslı kadınlara bilgilendirme eğitimi ile birlikte uygulanan knack manevrası eğitiminin farklı öğretme tekniklerine göre etkinliğini karşılaştırmaktı. Çalışmaya yaş aralığı 30-75 olan 46 hafif ve orta şiddetli stres ve stres baskın mikst üriner inkontinaslı kadın dahil edildi. Kadınların inkontinans şiddeti İnkontinans Şiddet İndeksi (ISI) ile, semptomları Ürogenital Distres Envanteri-6 (ÜDE-6) ve Uluslararası İdrar Kaçırma Sorgulama Formu (ICIQ-SF) ile, pelvik taban kas (PTK) fonksiyonları vajinal palpasyon ve elektromiyografi ile, pelvik taban sağlığı ve inkontinans bilgi düzeyleri Pelvik Taban Sağlığı Bilgi Testi (PTSBT) ve Prolaps ve İnkontinans Bilgisi Anketi (PİBA) ile değerlendirildi. Kadınlar elektromiyografi-biofeedback ile knack manevrası eğitimi, sözel anlatım ile knack manevrası eğitimi ve vajinal palpasyon ile knack manevrası eğitimi olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Kadınlara bireysel olarak pelvik taban sağlığı ve stres üriner inkontinans hakkında bilgilendirme eğitimi ve dahil olduğu grubun öğretme yöntemine göre knack manevrası eğitimi haftada 1 olmak üzere 4 hafta boyunca verildi. Çalışmanın sonucunda bütün grupların ÜDE-6, ISI, ICIQ-SF, PTSBT, PİBA puanlarında gelişme olduğu saptandı (p<0.05). Sözel anlatım ile knack manevrası eğitimi verilen gruptaki kadınların PTK'nin maksimum istemli kontraksiyonunun (p=0.002), vajinal palpasyon ile knack manevrası eğitimi verilen gruptaki kadınların hem PTK'nin maksimum istemli kontraksiyonu (p=0.011) hem de valsalva sırasındaki PTK kontraksiyonunun (p=0.042) arttığı saptandı. Bu çalışma ile hafif ve orta şiddetli stres üriner inkontinanslı kadınlarda knack manevrası ve bilgilendirme eğitiminin üriner semptomlar ve ilişkili yaşam kalitesi üzerine etkili olduğu ve kadınların bilgi düzeyini arttırdığı ayrıca vajinal palpasyon ve sözel anlatım ile knack manevrası eğitiminin PTK maksimum istemli kontraksiyonunu geliştirdiği belirlendi. Üç farklı öğretme yönteminin de stres üriner inkontinanslı kadınların tedavi programlarında kullanılabileceği düşüncesindeyiz.

Hasta eğitimiKadınlarPelvik taban+5
Seda Yakıt Yeşilyurt
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
00

Related subjects