Voice
146 theses under this subject heading
Türkçe'deki nazal (/M, N/) seslerin akustik özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Türkçe'deki nazal (geniz) sesleri olan /m/ ve /n/ seslerinin bazı akustik özelliklerini incelemektir. Anadilleri Türkçe olan altı katılımcıya içinde nazal seslerin olduğu kelimeler okutulmuş ve ses kayıtları alınmıştır. /m/ ve /n/ için sesin süresi, formant (nazal rezonans) bölgeleri ve nazal sesten ünlüye geçişteki formant başlangıç bölgeleri incelenecek akustik parametreler olarak belirlenmiştir. Bu akustik parametreler, farklı sözcük-hece konumlarında ve farklı ünlü ortamlarında karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bulgulara göre, ortalama süre değerleri /m/ sesi için 78 ms ve /n/ sesi için 63 ms'dir. Ortalama nazal rezonans değerleri /m/ için sırasıyla 243 Hz, 1051 Hz ve 2197 Hz, /n/ için sırasıyla 248 Hz, 1113 Hz ve 2255 Hz'dir. Formant başlangıç değerleri /m/ için sırasıyla 357 Hz, 1262 Hz ve 2587 Hz'dir. Aynı değerler /n/ sesi için sırasıyla 361 Hz, 1501 Hz ve 2782 Hz'dir. /m/ ve /n/ seslerinin süreleri, sözcük-hece konumuna göre farklılık göstermekte olup tüm sözcük-hece konumlarında /m/ sesinin süresi /n/ sesinin süresinden fazladır. /m/ ve /n/ seslerinin birinci ve üçüncü nazal rezonansları sınırlı ortamlarda farklılık gösterirken ikinci nazal rezonansları sözcük-başı-hece-başı ile sözcük-sonu-hece-sonu ortamlarında ve art ünlü bağlamlarında anlamlı bir farklılık göstermektedir. /m/ ve /n/ seslerinin birinci formant başlangıç değeri (F1) sınırlı ortamlarda farklılık göstermiştir. /m/ ve /n/ seslerinin F2 değerleri ise tüm sözcük-hece konumlarında ve tüm ünlü ortamlarında farklılık göstermiştir. /m/ ve /n/ seslerinin F3 değerleri tüm sözcük-hece konumlarının yanı sıra ön-ünlüler ile /ʌ/ ünlü ortamında farklılık göstermiştir.
Okul öncesi dönemde konuşma sesi bozukluğu terapilerinde bilgisayar destekli artikülasyon terapisi uygulamasının etkililiğinin incelenmesi
Bilişim teknolojisinde sağlanan ilerlemeler, dil ve konuşma terapilerinde kullanılan materyallere yeni bir boyut kazandırmaktadır. Bilgisayar destekli artikülasyon terapisi uygulamaları hem terapistler için bir materyal kütüphanesi oluşturmakta hem de kullanılan ilginç grafikler ve renkli ara yüzlerle çocuğun ilgisini canlı tutmaktadır. Bu çalışmanın amacı konuşma sesi bozukluğu olan çocukların artikülasyon terapilerinde kullanılabilecek, Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması (TARTU) geliştirmek ve bu uygulamanın etkililiğini basılı materyal ile karşılaştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda, tek denekli araştırma modellerinden uyarlamalı dönüşümlü uygulamalar modeli kullanılmıştır. Çalışma 5;1 ve 5;11 yaşlarında konuşma sesi bozukluğuna sahip iki çocuk ile yürütülmüştür. Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması'nın etkililiği, üç hedef ses için hazırlanan yoklama listelerindeki doğru üretim başarıları üzerinden belirlenmiştir. Bu sesler /k/, /ʃ/ ve /l/ sesleridir. Katılımcılara davranışçı yaklaşımla, haftada üç gün olmak üzere toplamda 12 seans terapi yapılmıştır. Terapi seansları 30'ar dakikalık iki oturumdan oluşmaktadır. Bu oturumlarda, her bir katılımcı ile /k/ ve /ʃ/ seslerinden birisi Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması (TARTU) ile diğeri ise basılı materyal kullanılarak çalışılmış, kontrol davranışı olarak kullanılan /l/ sesi için hiçbir müdahalede bulunulmamıştır. Müdahalede bulunulan seslerin terapi başarısı, her bir hedef sesi için terapi oturumlarında çalışılmayan sözcüklerle hazırlanan yoklama listeleri üzerinden belirlenmiştir. Katılımcılar hedef seslerden birisinin yoklama listelerinde, üç seans tutarlı olarak, %90 başarı ölçütünü karşıladığında terapi sonlandırılmıştır. Çalışmanın sonucunda, katılımcılardan birinde Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması (TARTU) ile çalışılan hedef ses, diğerinde ise basılı materyal ile karşılayan hedef ses daha önce ölçüt karşılamıştır. Her iki katılımcıda da hiçbir terapi girişiminde bulunulmayan /l/ sesinin yoklama oturumlarındaki doğru üretim yüzdesinde bir değişiklik görülmemiştir.
Öğretmen adaylarında ses bozukluklarını önleyici ses terapisinin etkililiği
Bu araştırmada, öğretmen adaylarında ses farkındalığı ve ses bozukluklarını önleyici ses terapisinin son sınıf öğretmen adaylarında etkili olup olmadığının ortaya konması amaçlanmıştır. Araştırma modeli grup içi ve gruplar arası karşılaştırma yapılan ileriye dönük bağımlı iki örnek düzenli desendir. Araştırmaya toplamda 26 öğretmen adayı katılmıştır. Katılımcılardan 9 kişiye önleyici ses terapisi, 26 kişiye Öğretmen Adayı Ses Handikap İndeksi uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan bağımsız değişken önleyici ses terapisi etkililiğidir, bağımlı değişken ise, Ses Handikap İndeksi (SHİ), Öğretmen Adayı Ses Handikap İndeksi (ÖA-SHİ) ve Multi-Dimensional Voice Program (MDVP) ölçümleridir. Araştırma 2 aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamayı ÖA-SHİ ve SHİ uygulaması, ikinci aşamayı ise KBB değerlendirmesi ve terapi süreci oluşturmaktadır. Ses farkındalığı, uygulanan Öğretmen Adayı Ses Handikap İndeksi skorları ve Ses Handikap İndeksi ile; terapi etkililiği ise alınan akustik parametrelerin skorları dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçları incelendiğinde, öğretmen adaylarında terapi alan ve almayan gruplarda ÖA-SHİ ön ve son değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Terapi alan grubun SHİ değerlerinde terapi sonunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmiştir; terapi almayan grupta ise SHİ sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Terapi alan grubun akustik değerleri incelendiğinde, ön-son değerler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmüştür, bu bulgular ışığında uygulanan ses terapisinin etkili olduğu düşünülmektedir.
Mozart'ın Cosi Fan Tutte operasındaki kadın karakterlerin ses ve rol bakımından analizi
Bu çalışmanın ana amacı Mozart'ın Cosi Fan Tutte Operasındaki kadın karakterlerin ses ve rol bakımından analiz edilmesidir.Yapılan çalışmanın ilk bölümünde, besteci Mozart'ın hayatından kesitler sunulmuş, yaşadığı dönem olan Klasik Dönem müzik anlayışından bahsedilmiş, bu dönemi hazırlayan akımlara yönelik bilgiler aktarılmıştır. İkinci bölümde ise Cosi Fan Tutte Operasının konusu, türü ele alınmış, libretto yazarı Lorenzo Da Ponte'nin hayatından bölümler aktarılmış, operanın karakterleri açısından ayrılı bilgiye yer verilmiştir. Son bölümde ise operadaki kadın karakterlerin aryalarının her biri incelenmiş, müziğin notayla örtüşmesi analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mozart, Cosi Fan Tutte, Opera Buffa, Lorenzo Da Ponte, Fiordiligi, Dorabella, Despina, Aria
Parkinson hastalığında ses ve konuşmanın akustik analizi
Bu çalışma İdiyopatik Parkinson hastalığına sahip bireylerin ünlü artikülasyonu,konuşma hızı ve ses özelliklerini akustik analiz yöntemleriyle inceleyerek sağlıklı grupla ve hastalığın evrelerine göre karşılaştırmayı ve konuşma özellikleri arasındaki ilişkileri belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda 15 erken evre, 15 ileri evre Parkinson hastalığına sahip bireyden ve 30 kişiden oluşan yaş ve cinsiyet eşleştirmeli sağlıklı kontrol grubundan veri toplanmıştır. Ünlü artikülasyonunu incelemek için Üçgen Ünlü Alanı, Dörtgen Ünlü Alanı ve F2i/F2u oranı; konuşma hızı için Konuşma Hızı ve Artikülasyon Hızı, ses için F 0 , Jitter, Shimmer ve Gürültü-harmonik oranı parametreleri kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar Parkinson hastalığında Üçgen Ünlü Alanı, Dörtgen Ünlü Alanı ve F2i/F2u oranında anlamlı ölçüde düşüş olduğunu, konuşma hızı ve ses parametrelerinde anlamlı fark olmadığını göstermektedir. Erken evre ve ileri evre hasta grupları arasında hiçbir bağımlı değişkende fark bulunmamıştır. Parkinson hasta grubunda tüm ünlü artikülasyonu parametreleri ve konuşma hızı parametreleri arasında negatif yönde korelasyon bulunmuştur. Hem sağlıklı grupta hem de hasta grubunda kadınların üçgen ve dörtgen ünlü alanları erkeklerden daha geniş, F2i/F2u oranı daha yüksek bulunmuştur.
Yetişkin bireylerde vokal ısınma egzersizlerinin etkililiğinin incelenmesi
Bu araştırmada, profesyonel ses kullanıcısı olmayan ve ses bozukluğu olmayan kişilere uygulanan vokal ısınma egzersizlerinin, Çok Boyutlu Ses Analiz Programı (MDVP) ve Fonatuvar Aerodinamik Sistem (PAS) ses analiz programları kullanılarak etkililiğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya toplamda 10'u kadın 18'i erkek olmak üzere 28 yetişkin dahil edilmiştir. Vokal ısınma egzersizleri yaklaşık 20 dakika süren nefes, esneme, fonasyon ve rezonans egzersizlerinden oluşmuştur. Katılımcılar seslerini ısıtmadan önce MDVP ve PAS ölçümleri alınmış ve seslerini ısıttıktan sonra aynı ölçümler tekrarlanmıştır. MDVP programı ile sese ilişkin akustik parametreler, PAS programı ile sese ilişkin akustik ve aerodinamik parametreler değerlendirilmiştir. Ayrıca, çalışma kapsamında kadın ve erkek katılımcılar arası karşılaştırmalar yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, vokal ısınma sonrası MDVP parametrelerinden jitter ve shimmer değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş bulunmuştur. PAS parametrelerinden frekans aralığı, ekspiratuvar hava akımı süresi, ortalama hava basıncı tepe noktası ve ekspiratuvar volüm parametrelerinde de vokal ısınma sonrası anlamlı bir artış olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak, vokal ısınmanın sesin bazı akustik ve aerodinamik özelliklerini değiştirerek, objektif ses kalitesini arttırdığı ve sesi olumlu yönde etkilediği düşünülmektedir.
Avukatlarda ses bozukluğuna neden olan risk faktörleri: Lefkoşa örneklemi
Bu tezde, avukatlarda ses bozukluğunu değerlendirme ve risk faktörlerini belirleme hedeflenmiştir.. Hedefe ulaşmak amacıyla Korn ve arkadaşlarının (2016) "Vocal Tract Discomfort and Risk Factors in University Teachers" anketi uyarlanarak "Avukatlarda Ses Bozukluğunu Değerlendirme ve Risk Faktörlerini Belirleme Anketi" oluşturulmuştur. Bu anket Onam formu, kişisel bilgiler, çalışma ortamı, klinik semptomlar, alışkanlıklar ve yaşam kalitesi olmak üzere 5 bölümden oluşmaktadır. Toplamda 46 sorudan oluşmaktadır. 46 sorunun 45'i çoktan seçmeli olup 1 tanesi açık uçludur. Bu anket 73 avukata uygulanmıştır. Boğazda ağrı ve tahriş semptomu ile yaş, cinsiyet, çalışma ortamı, alışkanlıklar ve yaşam kalitesi değişkenlerine göre oluşturulan gruplar karşılaştırılmıştır. "Çalışma hayatı" bölümünde avukatlara; çalışma, telefonda görüşme, müvekkilleri veya diğer kişiler ile görüşme süreleri, seslerini dinlendirme süreleri gibi organizasyonel faktörler hakkında sorular soruluştur. "Çalışma ortamı" bölümünde ise; avukatların çalışma ortamındaki gürültü; hava kalitesi; işten kaynaklanan stres, gerginlik ve kaygı gibi ergonomik ve çevresel faktörler hakkında sorular sorulmuştur. "Alışkanlıklar ve Yaşam Kalitesi" bölümünde, su tüketimi ve beslenme alışkanlıkları, tütün ürünleri, alkol ve bağımlılık yapıcı madde kullanımı; konuşkanlık; spor yapma, kilo durumu, stresli ve gergin kişilik, sürekli ilaç kullanımı gibi genel sağlık durumunu ve dolayısı ile yaşam kalitesini etkileyebilecek kişisel faktörleri hakkında sorular soulmuştur. Bulgulardan elde edilen sonuçlara göre; boğazda ağrı ve tahriş hissi şikayeti ile yaş, cinsiyet, çalışma ortamı, alışkanlıklar ve yaşam kalitesi değişkenlerinden hiçbiri ile istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: avukatlar, ses bozukluğu, profesyonel ses kullanıcıları
Akademisyenler arasında ses bozukluğunun ve risk faktörlerinin belirlenmesi
Bu araştırmada, akademisyenlerde ses bozukluğun görülme sıklığının ve ses bozukluğuna sebep olan risk faktörlerinin betimlenmesi amaçlanmıştır. Akademisyenlerde ses bozukluğu ve risk faktörlerini betimlemek için araştırmada tarama yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan bağımsız değişkenler kişisel yaş, cinsiyet, çalışma hayatı ve ortamı, yaşam kalitesi ve alışkanlıkları; bağımlı değişken ise boğazda ağrı veya tahriş hissidir. Araştırmaya Anadolu Üniversitesi'nin yüksekokulları, fakülteleri, enstitüleri ve konservatuarında çalışmakta olan öğretim üye ve elemanlarından oluşan 56 kişi katılmıştır. Katılımcıların her birine kendilerini değerlendirdikleri elektronik anket uygulanmıştır. Çalışmada veriler katılımcıların elektronik ortamda doldurdukları anket ile toplanmıştır. Toplanan veriler Chi-square, Continuity Correction, Fisher's Chi-square testleri uygulanarak analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda çalışma hayatı değişkenlerinden sınıftaki maksimum öğrenci sayısı ile boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyeti arasında anlamlı bir ilişki bulunurken diğer bağımsız değişkenler ile boğazda ağrı veya tahriş hissi şikayeti arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bu bilgi ışığında sınıftaki öğrenci sayısı arttıkça akademisyenlerde ses bozukluğu riskinin arttığı düşünülmektedir.
Hipernazalitesi olan çocuklarda ön patlamalı durak seslerinin akustik özelliklerinin incelenmesi
Dudak damak yarığı (DDY) konjentinal bir defekttir. DDY‟ye sahip bireyler beslenme, dental, işitme, fiziksel görünüm ve konuşmada problemler yaşamaktadır. DDY‟li bireyler, ağız içerisinde özellikle yüksek basınç gerektiren sesleri üretmekte de sorun yaşamaktadır. Konuşmalarında, durak, durak sürtünmeli ve sürtünmeli seslerin üretiminde zayıflamalar olduğu bilinmektedir. Bu durum Ses Başlangıç Zamanı‟nı (Voice Onset Time-VOT) etkilemektedir. Ses başlangıç zamanı, bir durak ünsüz sesinin salınımıyla bu ünsüz sesin hemen arkasından gelen ünlü sesin başlangıcındaki aralıktır. Bu araştırmanın amacı, hipernazalitesi olan çocuklarda ön patlamalı durak seslerinin DDY‟ye sahip çocuklarda akustik özelliklerinin incelenmesidir. Çalışmada hedef olarak ön patlamalı seslerin (/p,b,t,d/) durak seslerinin süresi, patlama süresi ve durak süresi değerleri incelenmiştir. Ön patlamalı sesler taşıyıcı cümleler içerisinde yer almıştır ve çocuklardan bu cümleleri okuması istenmiştir. Çalışma grupları, anadilleri Türkçe olan 10-12 yaşları aralığında, DDY‟si olan, hipernazalite problemi yaşayan 6 ve tipik gelişim gösteren 6, toplamda 12 çocuktan oluşmaktadır. (6 erkek, 6 kız). Çalışmanın istatistiği Open Source Statistics Software R kullanılarak yapılmıştır. Programda linear mixed effects model kullanılmıştır. Çalışmanın sonunda hedef seslerin süresinin hipernazalitesi olan çocuklarda daha uzun olduğu görülmüştür. Buna ek olarak ön patlamalı hedef seslerin patlama sürelerinin de bu katılımcılarda uzun olduğu saptanmıştır. Ayrıca; hipernazalitesi olan katılımcılarının durak süreleri de daha uzundur. Son olarak, hipernazaliteye sahip katılımcınların VOT süreleri de hipernazaliteli çocuklarda tipik gelişim gösteren çocuklara kıyasla daha uzundur. Tüm sonuçlar, çalışmayı oluşturan ön patlamalı durak seslerin süresine, patlama sürelerine ve durak sürelerine hipernazalitenin etkisi olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Hipernazalite, dudak damak yarığı, ön patlamalı sesler, VOT
Türkçe konuşan sağlıklı yetişkin popülasyonda sesin akustik ve aerodinamik özellikleri norm çalışması
Bu araştırmada, Fonatauar Aerodinamik Sistem (PAS) ses değerlendirme aracı kullanılarak Türkçe konuşan sağlıklı yetişkin popülasyonda sesin akustik ve aerodinamik özelliklerine dair normatif veri oluşturmak ve elde edilen ölçümler üzerinde yaş ve cinsiyetin etkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma deseni, gruplar arası karşılaştırma yapan prospektif araştırma modelidir. Araştırmaya katılımcı olarak yaşları 18-87 arasında değişen 206 sağlıklı yetişkin (106 kadın, 100 erkek) dahil edilmiş ve bu katılımcılar üç yaş grubuna ayrılmıştır (18-39, 40-59, 60+). Katılımcılara PAS protokollerinden, Vital kapasite, Maksimum sürdürülen fonasyon, Rahat sürdürülen fonasyon, Ses basınç düzeyi değişiklikleri ve Sesleme yeterliliği protokolleri 3 er kez uygulanmış ve elde edilen verilerin ortalaması alınarak 45 fonatuar aerodinamik ve akustik ölçüm için normatif veri elde edilerek istatistiksel analiz yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre 30 ölçüm üzerinde cinsiyet değişkeninin (Örneğin; En yüksek SBD, En yüksek ekspiratuar hava akım süresi), 19 ölçüm üzerinde yaş değişkeninin (Örneğin; En yüksek SBD, Ekspiratuar hacim) ve 6 ölçüm üzerinde yaş*cinsiyet etkileşiminin (Örneğin; Ortalama perde, En düşük SBD) istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunurken; 10 ölçüm üzerinde yaş ve cinsiyet değişkenlerinin anlamlı etkisi bulunmamıştır. Sonuç olarak çalışmada 35 fonotuar aerodinamik ve akustik ölçüm üzerinde yaş ve cinsiyet değişkeninin anlamlı etkisi bulunmuştur. Dolayısıyla PAS kullanılarak yapılan ses değerlendirmelerinde yaş ve cinsiyet değişkenlerinin etkisi dikkate alınmalıdır.
Kütahya Simav ağzı
Bu araştırmada, Simav yöresinde ağız incelemesi yapılmış ve bu yöreyle yazı dilimiz arasındaki ses, şekil farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır.Araştırmanın örneklemini Kütahya'nın Simav ilçesine bağlı, demografik yapıya ve merkez ilçeye uzaklıklarına göre seçilmiş toplam 21 köy oluşturmaktadır. Araştırmadaki incelemeler, bu köylerdeki kişilerle görüşme yapılarak video ve ses kaydı alınan 24 metne dayanmaktadır. Bu derlenen metinler çevriyazı sistemi esas alınarak fonetik yazıya aktarılmıştır. Türkçedeki ses ve şekil bilgisi ele alınıp Simav yöresindeki örnekleri gösterilmiş, Türkçenin günümüzde kullanımı ve Simav yöresindeki kullanılan ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Kütahya Simav, dil, ağız, ses, şekil, kelime bilgisi
Kütahya Aslanapa ve yöresi ağzı
Dil, insanlar arasında iletişimi sağlayan geçmişte yaşanan olayları bugüne, bugünkü olayları da yarına aktaran en önemli araçtır. Dil, aynı zamanda kendi kanunları içinde yaşayan ve gelişen bir yapıya sahiptir. Bu gelişim sürecinde dilin şekillenmesinde, toplumların içinde bulunduğu durumlarda etkin rol oynar. Dilin alt birimleri olan lehçe, şive ve ağız da bu süreçle birlikte oluşmaktadır. Bu araştırmada, Aslanapa yöresinde ağız incelemesi yapılmış ve bu yöreyle yazı dilimiz arasındaki ses, şekil farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır.Araştırmanın örneklemini Kütahya'nın Aslanapa ilçesine bağlı, nüfus yapısına göre seçilmiş toplam 17 köy oluşturmaktadır. Araştırmadaki incelemeler, bu köylerdeki kişilerle görüşme yapılarak kasete alınan 17 metne dayanmaktadır. Bu derlenen metinler, çevriyazı sistemi esas alınarak fonetik yazıya aktarılmıştır.Çalışmanın giriş kısmında Kütahya ili ve Aslanapa ilçesinin tarihi ve sosyal durumu ele alınmıştır. Birinci bölümde, ses bilgisi üzerinde durulmuştur.İkinci bölümde Türkçedeki şekil bilgisi ele alınıp Aslanapa yöresindeki örnekleri gösterilmiştir.Üçüncü bölümde de, derlenen metinler verilmiştir.Anahtar Kelimeler: Aslanapa, ağız, ses, şekil, kelime bilgisi.
İntrakoroner stent takılmış hastalarda doğa seslerinin anksiyeteye etkisi
ÖZET İntrakoroner Stent Takılmış Hastalarda Doğa Seslerinin Anksiyeteye Etkisi Araştırma intrakoroner stent takılan bireylerde doğa seslerinin anksiyete düzeylerine etkisinin belirlenmesi amacıyla prospektif deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi Anjio Labaratuarında stent takılan hastalar, örneklemini ise araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 114 intrakoroner stent takılan hasta oluşturmuştur. İntrakoroner stent takılan hastalarda prospektif randomize kontrollü olarak yapılmıştır. Deney ve kontrol ortalamalarının gerçek farkı 4 alındığında, çalışmamızda her grup için 34 kişiye ihtiyacımız olduğu güç analizinde hesaplanmıştır. (PASS=Power Analysis Sample Size Software ) % 10' luk kayıp ile grup sayısı 38 olarak belirlenmiştir. Demografik veriler araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda geliştirilen anket formları ile toplanmıştır. Ayrıca anksiyete düzeylerini belirlemek amacıyla SAI Anketi, Görsel Kaygı Ölçeği ve Fiziksel Ölçümler kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tekrarlı ölçümler analizi, Mann-Whitney U testi, sayı ve yüzde değerleri, ortanca, ki-kare, Spearman ve Kruskal-Wallis testi yapılarak incelenmiştir. Çalışmamızın sonuçlarına bakıldığında Durumluluk Kaygı Ölçeği (SAI) puanlarına göre doğa sesi ve kulak tıkacı grubundaki hastalar ile kontrol grubunda ki hastalar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.000). Görsel Kaygı Ölçeği (GKÖ) puanlarına bakıldığında ise en yüksek puan ortalaması birinci ölçüm zamanında elde edilmiştir ve ikinci, üçüncü zamanda elde edilen sonuçlar ile arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0.000). Bu araştırma sonucunda; intrakoroner stent takılmış hastalarda kulak tıkacı kullanımı ve doğa sesi dinletilmesi ile anksiyete arasında istatistiksel açıdan anlamlı, pozitif bir ilişki olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Doğa Sesleri İle Terapi, Hemşirelik, Koroner stent, Kulak tıkacı
مسميات الصوت في القرآن الكريم (دراسة موضوعية)
This research deals with the relationship of phonetic names in the Qur'an with meanings and expressions, and the study of the number of phonemic names in the interpretation of the text is an objective study that explains the Qur'an and its meaning, it includes the phonetic meaning of the word, as well as the way of realizing its phonetic significance, The names of sounds in the Quran are one of the important topics in the linguistic and exegetical studies of the Quran, the Quran is distinguished by its unique linguistic aesthetics, which is evident in its precise use of sounds to convey certain meanings and psychological effects on the listener, Understanding these terms is important for understanding and contemplating the meanings of the Quran. The study of the names of the sounds in the Quran is one of the studies that help to clarify the linguistic methods used, The work of this research is based on knowing the origin, meaning, connotation, the linguistic, verbal, and phonetic timbre of the word and proving that this sound is the sound of something that exists, regardless of whether it is within the audible or inaudible boundaries, There are sounds whose meaning and musical timbre are indicated by the following: there are whispered, hidden sounds that are almost not included in the auditory frequencies of the human ear, and there are high sounds that the human ear cannot handle, It is a very high frequency that leads to the destruction and torment of the person exposed to these sounds, In this research, I followed the objective inductive approach in analyzing and interpreting the word and knowing its phonetic aspects that contribute to giving meaning to the word. The sounds are divided into several sections, including a section on humans, a section on animals and inanimate objects, The research also concluded that there is a relationship between the sound uttered in the Arabic language, and the meaning and significance of that sound in the Qur'an, the importance of the study lies in its contribution to the understanding of the Quranic text, in addition to tilizing linguistic studies in interpreting the meaning and significance of sound.
Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Opera ve Şan öğrencilerinin subglottik ve supraglottik aktivitelerinin incelenmesi ve akustik analiz sonuçları ile karşılaştırılması
Günümüzde sesin kalitesini belirlemede subjektif verilerin yanında objektif kriterler de kullanılmaktadır. Sesi en iyi ve en geniş performansta kullanma eğitimi alan Opera ve Şan öğrencilerinin anatomik yapılarının incelenmesi esas alınarak, klinik ve akustik olarak değerlendirilerek ses ve yapı karakteristiklerinin incelenmesi amaçlanmıştır.Bu doğrultuda subglottal hava akımı ve hava basıncı miktarının belirlenmesi, ventriküler kordun supraglottal oluşumdaki aktivitesi ve sesin akustik incelenmesi alt amaçlarını oluşturmuştur.Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Opera ve Şan bölümünde eğitim gören 18 kız, 22 erkekten oluşan 40 kişilik öğrenci grubu çalışmaya kabul edilmiştir. Aerowiev Phonatory Aeordynamic System ile intraoral yoldan tahmini hava akım hızı ve subglottal basınç ölçümü yapılmıştır. ?papa? patlamalı ünsüzü söyletilerek kayıtlar alınmıştır. Laringostroboskopi ile supraglottal aktiviteyi belirlemeye yönelik ?i? vokalizasyonunda en iyi adduksiyon görüntüsünde vokal kordlar üzerinde Anterior-Posterior ve Medial uzunluk ölçümleri alınmıştır. Akustik analiz için Dr Speech Real Analysis Programı kullanılarak ?a? vokalizasyonunda ses kayıtları alınmıştır. 15 Soprano (%37,5), 3 Mezzosoprano (%7,5), 7 Tenor (%17,5), 11 Bariton (%27,5) ve 4 Bas (%10) ses türü özellikli kişiden oluşan 40 opera ve şan öğrencisi larengeal muayeneleri ve ses hastalıkları yönünden normal bulunmuşlardır. 44 opera ve şan öğrencisi olarak başlanılan incelemede sigara içen, vokal kordda tam kapanma gerçekleşmeyen ve nodulü bulunan 4 kişi çalışma dışı bırakılmıştır. Kantitatif (nicel) değişkenler değerlendirilirken 3 bağımsız grup ortalama karşılaştırılmasında One Way Anova Test ve 2 bağımsız grup karşılaştırılmasında Independent-T test kullanılmıştır. İlişkiler Pearson Korelasyon Katsayısı kullanılarak hesaplanmıştır. Hava basıncı ile cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir farklılık görülmektedir (p>0.05) (0.030). Kadınların ortalama hava basıncı 15.47±2.21 cmH2O bulunurken, erkeklerin ortalama hava basıncı 13.50±3.07 cmH2O olarak bulunmuştur. Kadınların hava basıncı ortalaması erkeklerden yüksek bulunmuştur. Tahmini hava basıncı ve hava akım hızı ile akustik analiz verilerinin korelasyon incelemesinde hava basıncı ile FO (Temel Frekans) arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişki bulunmuştur. (p<0.05)( p=0.040). Hava akım ile bir korelasyon bulunamamıştır. Hava akımı ile hava basıncı arasında istatistiksel olarak %62 oranında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Hava akımı arttıkça hava basıncı da artmaktadır (p=0.001). Hava basıncı ile ses katogorileri arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir farklılık görülmüştür. Bu farklılık Bas-bariton ile Soprano-mezzosoprano arasında görülmüştür. Bas-bariton ortalama değeri (12.84±3.45 cmH2O), Soprano-mezzo soprano ortalama değerinden (15.46±2.30 cmH2O) yüksek bulunmuştur (p<0.05) (p=0.028). Hava akımı ile ses katogorileri arasında istatistiksel olarak bir farklılık görülmemiştir (p>0.05). Kadın ve erkeklerin A-P (Anterior-Posterior) uzunluğu ortalama değeri istatistiksel olarak farklılık göstermemektedir (p>0.05). A-P uzunluk ile ses kategorileri arasında istatistiksel bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Kadın ve erkeklerin medial uzunluk ortalama değeri istatistiksel olarak farklılık göstermemektedir (p>0.05). Tenor ses grubunda medial uzunluk ortalama değeri (4,43±0.72 cm) olarak bulunmuştur Medial uzunluk ile ses katogorileri arasında istatistiksel bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Tenor ses grubunda medial uzunluk ortalama değeri (4,43±0.72 cm) olarak bulunmuştur. Diğer seslerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p=0.036). Sound pressure level (SPL-Ses Basınç Düzeyi) ile hava akımı ve hava basıncı karşılaştırmasında bir ilişki bulunamamıştır.Anahtar Sözcükler: subglottal basınç, subglottal hava akımı, opera-şan öğrencileri, glottal adduksiyon, akustik analiz
İskeletsel sınıf 2 ve sınıf 3 maloklüzyonlarının konuşma sesleri üzerine etkilerinin incelenmesi
Konuşma sesleri, iskeletsel ve dental maloklüzyonlar, işitme ile ilgili problemler, nörolojik bozukluklar, kraniyofasiyal anomaliler gibi bir çok faktörden etkilenebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, farklı iskeletsel anomaliye sahip bireylerin maloklüzyonunun konuşma sesleri üzerine etkilerinin fonetik inceleme yöntemleriyle karşılaştırılmasıdır. Çalışmada, Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda ortodontik tedavisi tamamlanıp, Sınıf 1 ilişki sağlanmış hastalardan alınan tedavi sonu ses kayıtları ve sefalometrik radyografiler ile aynı bölüme maloklüzyon şikayeti ile başvurmuş Sınıf 2 ve Sınıf 3 ilişkiye sahip hastalardan alınan tedavi öncesi ses kayıtları ve sefalometrik radyografiler değerlendirilmiştir. Her grupta 20 hasta olacak şekilde toplamda 60 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Konuşma seslerinin nasıl etkilendiğinin incelenebilmesi için konuşma metinleri oluşturulmuştur. Ses kayıt alma işlemi sesten arıtılmış özel ses kayıt odasında gerçekleştirilmiştir. Sırasıyla labiodental, dental ve alveolar ünsüzler olan /f/, /s/ ve /ş/ sesleri değerlendirme için seçilmiştir. Seslerin segmentasyon işlemi sonrası spektral ağırlık merkezi, standart deviasyon, skewness ve kurtosis değerlerine bakılarak malokluzyonlar arası farklılıklar değerlendirilmiş ve sonrasında yapılan sefalometrik ölçümler ile akustik parametrelerin korelasyonu incelenmiştir. Sonuç olarak, akustik değerlendirmede incelenen seslerde maloklüzyona bağlı değişimler bulunmuş, fakat sefalometrik ölçümler ile orta derecede bir korelasyon görülmüştür.
Modeling of power consumption, cutting force, sound, current, and surface roughness during turning of AISI 4340 steel with different hardness
Up to now, a lot of research has been done on modeling and optimization of parameters like surface roughness, tool life, tool wear, cutting forces, vibration, and material removal rate influencing machining. However, little research has been done to optimize and model power consumption, sound, and current. To this aim, the effects of cutting parameters on power consumption, cutting forces, sound, current, and surface roughness were investigated. The present study focuses to obtain the optimal machining parameters leading to minimum power consumption, cutting forces, sound, current, and surface roughness during turning of AISI 4340 steel with different hardness (30, 35, 40 HRC) using ceramic, carbide, and CBN inserts. Predicted results with developed mathematical models for power consumption, cutting forces, sound, current, and surface roughness have been compared with experimental/calculated values. The results establish that there is a close relationship between the predicted values and experimental/calculated values. As a result of optimization, the most important parameter for power consumption, current, sound was found to be cutting speed. In addition to this, the most effective parameter for surface roughness was determined to be insert. The most effective parameter on radial force (Fx) and tangential force (Fy) is feed rate. And the most effective parameter on feed force (Fz) is depth of cut. Also, it has been observed that there is a strong relationship between the machining parameters and power consumption. In this way, it has been determined that power savings can be achieved by using optimal processing parameters.
Türk müziği eğitimi alanlarda ses eğitiminin ses alanı ve ses kalitesi üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı Klasik Türk Müziği eğitiminin ses alanı ve kalitesi üzerine olan etkilerini incelemek ve bulguları Batı Müziği ile ilgili daha önceden yapılan çalışmalar ışığında değerlendirmektir. Çalışmaya Ege Üniversitesi Devlet Türk Müziği Konservatuarı 1. sınıfta olan 11 kişi, 2. sınıfta olan 9 kişi ve Celal Bayar Üniversitesi Türk Müziği korosundaki10 kişi alınmıştır. Deneklerin 8 aylık ses eğitimi öncesi ve sonrasında ses kayıtları alınmış, yarım ses hassasiyetle ses alanları belirlenip ses analiziyapılmıştır. Ses alanının 1. grupta 3 yarım ses (29'dan 32'ye), 2. grupta 2 yarım ses (30'dan 32'ye) ve 3. grupta 4,5 yarım ses (23'ten 28'e) genişlediği bulunmuştur. Ses eğitiminin, ses alanı daha dar olan amatör koroda daha fazla etkin olduğu, zaten geniş bir ses alanına sahip konservatuar grubunda ses alanınıgenişletmenin daha zor olduğu belirlenmiştir. Ses analizinde kullanılan jitter, shimmer, frekans tremor, amplitüd tremor, SDf, SD amplitüd değerlerinin konservatuar grubunda normal sınırlar içinde olduğu, ses eğitimi sonrası üç grupta da bütün parametrelerin anlamlı bir şekilde değiştiği görülmüştür. Sesin harmonik komponenti ile ilgili HNR, SNR, NNE gibi parametrelerin ses eğitimi sonrası üç grupta da anlamlı şekilde değiştiği, sesin algısal analizinde kullanılan kısıklık, solukluk, kabalık ve GRBAS skorlarının konservatuar grubunda ses eğitimi öncesi normal sınırla olduğu, ses eğitimi sonrası amatör koroda daha belirgin olacak şekilde üç grupta da anlamlı olarak düzeldiği belirlenmiştir. Eğitim sonrasında meydana gelen değişikliklerin gruplar arasında karşılaştırılmasında konservatuar 1. sınıf ve konservatuar 2. sınıf arasında anlamlı bir değişikliğin görülmediği; ancak, amatör koro ile konservatuar 1.sınıf ve konservatuar 2. sınıf karşılaştırıldığında 7 parametrede (amplitüd tremor, 107HNR, SNR, NNE, kısıklık, solukluk, GRBAS) anlamlı farklılığın görüldüğü tesbit edilmiştir. Cinsiyet, sigara, alkol, reflü, ameliyat, önceden alınan ses eğitimi gibi parametrelerin ses alanı ve ses kalitesi üzerinde herhangibir etkisinin bulunmadığı gösterilmiştir. Bizim araştırmamız Türk Müziği eğitimi ile ilgili olarak yapılan ilk çalışmadır. Sonuçlar önceki çalışmalarla mukayese edildiğinde, Türk Müziğinin de en az Batı Müziği eğitimi kadar ses kalitesinde artış sağladığı gösterilmişt
Demir eksikliği anemisi olan hastalarda tedavi öncesi ve tedavi sonrası saf ses odyometri ve timpanometri bulgularının karşılaştırılması
Amaç: Demir elementi, vücut metabolizmasında oksijenin dokulara taşınmasında ve depolanmasında, protein, DNA ve RNA sentezinde, mitokondride elektron taşınmasında ve daha birçok metabolik olayda hayati öneme sahip bir elementtir. Bu elementin eksikliğiyle meydana gelen anemi nedeniyle oluşan doku hipoksisi, hücresel düzeyde etkilenmelere vücudun birçok yerinde patolojik etkilere neden olur. Bu tez çalışmasındaki amacımız demir eksikliği anemi tedavisinin, işitme sistemi üzerine etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahiliye ve Hematoloji polikliniğinde 107 demir eksikliği anemili hastada, Haziran 2021-Eylül 2021 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu hastaların tedavi öncesindeki ve tedavi sonrasındaki semptomları, kan parametreleri ve odyolojik tetkikleri yapılarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: Bu çalışmadaki hastaların 100'ü kadın (%93,5) 7'si erkek (%6,5)'ti. Tedavi öncesi ve sonrası semptomların görülme sıklığı karşılaştırıldığında tinnitus, işitme kaybı, baş dönmesi şikayetlerinin tedavi sonrası azaldığı ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (sırasıyla; p<0,001, p=0,004, p<0,001). Odyometri değerleri karşılaştırıldığında, sağ kulak hava yolu (250, 500, 1000, 4000, 8000 Hz) ve kemik yolu (500, 1000 Hz) eşiği, sol kulak hava yolu (125, 250, 500, 1000, 2000, 8000 Hz) ve kemik yolu (500, 1000, 2000 Hz) eşiği istatistiksel olarak anlamlı düzelme saptandı. Hastaların her iki kulakta timpanometrik gradiyent değeri tedavi sonrasında artmıştır (p<0,05). Sonuç: Demir eksikliği anemisi hastalarında yapılan demir tedavisi ile işitme frekanslarında düzelme olduğu görülmüştür. Anatar sözcükler: demir eksikliği anemisi, saf ses odyometri, timpanometri
Endotrakeal entübasyon ve LMA çeşitlerinin ses kalitesine etkileri
Solunum yolunu güvenlik altına almak, solunumun kontrolü ve devamlılığın sağlanması her anestezistin temel görevlerinden ve anestezinin vazgeçilmez prensiplerinden biridir. Bu amaçla kullanılan endotrakeal entübasyon ve laringeal maske airwayler postoperatif dönemde değişik oranlarda laringeal semptomlara ve sesin akustik özelliklerinde değişikliklere neden olmaktadırlar.Bu çalışmada; endotrakeal entübasyon, klasik LMA, proseal LMA ve I gel LMA'in laringeal semptomlara ve sesin akustik analizindeki parametrelere etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.Ses oluşumunu etkilemeyen alt batın ve ekstremite cerrahisi uygulanan 80 hasta çalışmaya dahil edildi. Preoperatif, postoperatif 2.saat ve postoperatif 24. saat içerisinde ses kısıklığı, globus Pharyngeus, boğaz temizliği yapma hissi, boğaz ağrısı, ses kaybı, seste kabalaşma ve seste çatallaşmanın sorgulandığı klinik anket formu dolduruldu. Tüm hastalara KBB polikliniğinde sesten izole odada akustik analiz yapıldı. Akustik analizde bazal frekans, jitter, shimmer, HNR ve NNE parametreleri karşılaştırıldı.Endotrakeal entübasyon grubunda ses kısıklığında klinik anlamlılık ve boğaz temizliği yapma hissinde istatistiksel anlamlılık bulundu. Klasik LMA grubunda boğaz temizliği yapma hissinde istatistiksel anlamlı artış bulundu. Bu klinik değerlendirmeler postoperatif erken dönemde mevcut olup 24. saatte normal değerlerine geriledi. Akustik analizde sadece proseal LMA grubunda postoperatif 2.saatte jitter ölçümünde anlamlı fark bulundu. Diğer akustik ölçüm parametrelerinde anlamlı farklılık bulunmadı.Sonuç olarak endorakeal entübasyon ve klasik LMA kullanımının postoperatif erken dönemde ses fonksiyonları üzerine etkisi olabileceği, yeni geliştirilen LMA'lerin özellikle hava ile şişirilmeyen jel yapılı laringeal maske airwaylerin laringeal yakınmalara ve ses fonksiyonlarına minimal etkili olabileceğini düşünüyoruz.ANAHTAR SÖZCÜKLER, endotrakeal entübasyon, laringeal maske airway, ses kısıklığı, boğaz ağrısı, akustik analiz
Bâkî'nin ses dünyası
Sabahattin Küçük tarafından yayınlanan Bâkî Divanı üzerine yapılan bu çalışma, şairin ritim ve ahengi sağlama yollarını gösteren bir üslup çalışmasıdır. Çalışmada belagat ilminin ahenk konusundaki tespitleri dikkate alınmıştır. Ses incelemesinde fonetikten faydalanılmıştır. Modern yöntemlerin metin çözümleme konusuna yönelik farklı dikkatlerinden istifade edilmiştir. Divan şairlerinin nasıl söylediği yani üsluplarını oluşturan özellik ve ögelerin neler olduğu araştırılırsa, onların ne söyledikleri de daha açık seçik olarak anlaşılır. Divan şairlerinin vezni kullanışı, imale ve medlerin ses sanatı olarak işlevi, ahenk ögeleri, kafiye seçimi, rediflerin çağrışım ögesi olarak ele alınışı, beyitleri oluşturan paralel ve simetrik söz yapıları, kısa ve eksiltili anlatımlar, türlü tekrarlar ve bunların anlama kattığı değerler, sözdizimi gibi şiir dilini oluşturan ögeler ve başka yazınsal değerler üzerinde durmak, onları eserlerinin sanat yönünü açık olarak ortaya koyacaktır. Kaynaklarda büyük bir ses şairi olduğu vurgulanan Bâkî?nin şiirlerindeki ritim ve ahengi ortaya koymayı amaçlayan bu çalışmada şairin şiirleri ses, kelime ve kelime grubu tekrarları, vezin ve kafiye kullanımları yönüyle incelenmiştir. Şair vezin, kafiye, sıralama, söz dizimi, cümle yapısı ve tekrarlar yoluyla ritmi sağlamış; seslenmeye dayalı sanatlar, tekrarlar, aliterasyon, asonans ve paralelizm ile ahengi elde etmiştir. Bâkî ses-muhteva ilişkisini başarıyla sağlamıştır. Onun şiirlerinde ahengi sağlayan unsurlar yalnızca estetik bir değer olarak değil, aynı zamanda anlamı destekleyen ve muhtevayı yansıtan bir şekilde kullanılmıştır. Bâkî birbiri ile uyumlu sesleri kullanmayı seven bir şairdir. Onun şiiri baştan sona bir uyumdur. Beyitlerde bir anlam derinliği olmasa da uyum hemen dikkati çekmektedir. O, türlü ahenk yolları ile belirgin kılmak, dikkati çekmek, pekiştirmek, vurgulamak, yansıtmak, çağrıştırmak istemiştir. Şiirlerinde ritmik yapıyı da sağlam bir şekilde kurmuştur. Bir mısrasında ?Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş? diyen şair kendisinden bize hoş bir sada bırakmış, şiirlerini Türkçenin sesiyle taçlandırmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Ahenk 2. Ritim 3. Ses 4. Tekrarlar 5. Armoni
Ebu'Beka el-Ukberi'nin "Irabu'l-Kıraati'ş- Şevaz" kitabında ses meseleleri
Kur'an-ı Kerim Allah'ın peygamberi olan Hz. Muhammed'e indirdiği kitabıdır. Kur'an 7 harf üzere nazil olmuş ve Rasulüllah (s.a.s) bu 7 harf üzere okunuşunu onaylamıştır. Kur'an-ı Kerim şifahî usule dayandığı zamanlarda onun hıfz vesilesi sadece seçkin sahabenin sadırları olmuştur. Hz. Ebubekir-i Sıddîk halife olduğu dönemde Kur'ân'ı toplamıştır. Kendisinden sonra gelen Hz. Osman ise - Allah onlardan razı olsun – Kur'an-ı Kerim'i bir Mushaf'ta toplamış ve bu Mushaf sahabe tarafından onay almıştır. Var olan diğer Kur'an nüshaları ise yakılmıştır. Bundan sonra Resm-i Osmânî olan bu ilk Mushaf'a uygun olan kıraatler Mütevatir olarak adlandırılırken Resm-i Osmânî' ye uygun olmayan kıraatler de Şaz kıraatler olarak adlandırıldı. Bu Şâz terimi delillerine ve illetlerine vâkıf olmak ve bu kıraatlerin anlam kapalılığını ortaya çıkarmak amacıyla araştırmacıların çalışmalarında büyük bir yer işgal etmiştir. Bu çalışmaların arasında genel dilsel araştırmalar olduğu gibi özellikle de kıraatlerde var olan farklılıkların onların okunuşunda olması sebebiyle dilsel sesleri tüm yönleri ile incelemeyi hedefleyen sessel araştırmalar vardır. Bu açıdan içindeki sessel olgulara vâkıf olmak için Ebû Bekâ el-Ukberî nin İ'râbu'l-Kıraâti'l-Şevâz adlı kitabını tercih ettim. Çalışmaya da "el-Ukberî nin İ'râbu'l-Kıraâti'l-Şevâz Adlı Kitabında Sessel Olgular" başlığını verdim. vi Çalışmanın tabiatı bu araştırmanın önsöz ve girişin öncelik ettiği dört bölümden oluşmasını gerektirdi. Bu dört bölümü çalışmanın ulaşmış olduğu sonuçların en önemli olanlarını özetleyen bir sonuç bölümü takip etti. Giriş kısmında konunun önemi, seçilme sebepleri ve çalışmada takip edilen yöntem belirtildi. Hazırlık kısmında ise Ebû Bekâ el-Ukberî, yazılı eserleri, âlimlerin onun hakkındaki görüşleri, İ'râbu'l-Kıraâti'l-Şevâz adlı kitabı, kitabın tahkik edilmiş basımı ve tahkikte takip edilen yöntem tanıtıldı. Birinci Bölüm: İmâle, İkinci Bölüm: elMümâsele es-Savtiyye, Üçüncü Bölüm: el-İbdâl ve Dördüncü Bölüm: el-Muhâlefe. ANAHTAR KELİMELER: Ebû Bekâ el-Ukberî - İ'râbu'l-Kıraâti'l-Şevâz- İmâle- el-Mümâsele es-Savtiyye- el-Muhâlefe 2019, sayfa :60 Bilim Kodu:
Türkiye Türkçesi ağızlarında o>u, u>o değişimleri
Dilde hiçbir değişim nedensiz değildir. Ses değişimlerinin fonetik çevreye bağlı ve fonetik çevreye bağlı olmayan birçok nedeni bulunmaktadır. Dünya dillerinde O>U, U>O değişimlerinin nedenlerini ortaya koymak için laboratuvar ortamında birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda ünlü değişimlerini ele alan bazı ünlü değişim modelleri geliştirilmiştir. Dünya dillerinde O>U, U>O değişimlerinin iki nedeni bulunmaktadır: "Sosyal ağ etkisi" ve "ünlü değişim modelleri". Dilde sosyal ağ etkisi O>U, U>O değişimlerinin fonetik çevreye bağlı olmadan geliştiğini savunurken ünlü değişim modelleri O>U, U>O değişimlerinin fonetik çevreye bağlı geliştiğini ifade etmektedir. Türkçede O>U, U>O değişimlerinin de iki nedeni bulunmaktadır: Fonetik çevreye bağlı O>U, U>O değişimleri, fonetik çevreye bağlı olmayan O>U, U>O değişimleri. Türkçede fonetik çevreye bağlı olmayan O>U, U>O değişimleri, Türkçenin ünlü yapısına bağlı olarak oluştuğu için karakteristik bir özellik göstermektedir. Bu nedenle de kelimelerin ya /O/' lu ya da /U/' lu tek kullanımı görülmektedir. Fonetik çevreye bağlı O>U değişimlerinde ünsüzler önemli bir rol oynar. Türkçede bazı ünsüzler boğumlanırken ses yolunu daraltmaktadır. Fonetik çevreye bağlı U>O değişimlerinde ise geniş ünlülerin etkisi olduğu görülmektedir. Ünlü değişim modellerinde ünlülerin oluşum çizgileri /a, e/ sesleri, bazen /u, ü/ seslerini kendi boğumlanma yerlerine çeker. Fonetik çevreye bağlı olmayan değişimlerde kelimelerin ikili kullanıma sahip olduğu görülür.
Kompresör türlerinin ses karakterleri ve müzik tarzlarıyla ilişkileri
Ses teknolojisinde kompresörler dinamik aralık kontrolü sağlamaya yarayan araçlardır. Zaman içerisinde gelişen teknoloji ile birlikte farklı kompresör türleri ortaya çıkmıştır. Bunlardan en bilinen ve yaygın olarak kullanılan türler alan etkili transistör (FET), tüp ,optik ve voltaj kontrollü amplifikatör (VCA) kompresörlerdir. Tasarım farklarından dolayı her kompresörün kendine ait bir ses karakteri bulunmaktadır. Bu ses karakterlerini belirleyen en önemli iki faktör kompresörlerin zamanlama davranışları ve tınıya olan etkileridir. Başlangıçta dinamik aralık kontrolü için üretilmiş olsalar da kompresörler zamanla sadece dinamik aralık kontrolü için değil, ses karakterlerini sinyale katmak için de birçok ses mühendisi tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Hangi ses kaynağına hangi kompresörün uygulanacağı, hangi kompresörün hangi müzik tarzında daha işlevsel davranışlar sergileyeceği gibi sorular günümüzde teknik gerekliliklerin yanı sıra kişisel zevk ve tecrübeye dayalıdır. Bu araştırma bahsi geçen sorulara yanıt verebilmek için gerçekleştirilmiştir. Araştırma için en bilinen ve yaygın olarak kullanılan dört kompresör türü belirlenmiştir. Her kompresör tasarımı için kendi türünde en çok bilinen ve tercih edildiği düşünülen marka ve modellerin emülasyonları (yazılım, plug-in) seçilmiştir. Tüp kompresör için Waves PuigChild 660/670, FET kompresör için Waves CLA-76, optik kompresör için Waves CLA-2A ve VCA kompresör için Waves dbx 160 kullanılmıştır. Araştırma, kompresör karakter tanımlama testleri, kompresörlerin birbirleri ile karşılaştırılması ve üç farklı müzik türü ile kompresör testleri ile 3 aşamadan oluşmaktadır. Araştırmada önce kompresörlerin karakter tanımlama testleri yapılmıştır. Karakter tanımlama testleri zamanlama ve kazanç azaltımı (gain reduction, GR) testlerinden oluşmaktadır. Testlerde her kompresöre 100 Hz, 1 kHz ve 5 kHz değerinde sinüs dalgası gönderilmiştir ve bu sayede kompresörlerin alt, orta ve üst frekans bölgesinde ne tür davranışlar sergilediği gözlemlenmiştir. Karakter tanımlamanın ikinci aşaması olan zamanlama testlerinde, kompresörlerin sahip olduğu tüm zamanlama sabitleri ve kombinasyonları ile testler gerçekleştirilmiştir. Waves CLA-2A ve Waves dbx 160'ın zamanlama ayarları otomatik olarak yapıldığı için bu kompresörlere farklı genliklerde sinyaller gönderilmiş ve bu kompresörlerin zamanlama değerlerini genliğe göre mi yoksa genlik zarfına göre mi belirlediği saptanmıştır. Zamanlama testlerinde, kompresörlerin tüm zamanlama değişkenlerindeki toplam harmonik bozulma ve dalga formu görüntüsünde oluşturduğu farklılıklar saptanmıştır. Karakter tanımlama testlerinin üçüncü aşaması olan kazanç azaltımı testlerinde, her kompresörün 3 dB GR, 6 dB GR ve 9 dB GR değerlerinde gösterdiği toplam harmonik bozulma davranışları üç farklı frekans bölgesinde saptanmıştır. Karakter tanımlama testlerinden sonra ikinci aşama olarak araştırma dahilindeki tüm kompresörler toplam harmonik bozulma ve zamanlama bağlamında birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Üçüncü aşamada kompresörler caz, rock ve geleneksel müzik çok kanallı kayıtları üzerinde test edilmiştir. Her kompresör en fazla 5 dB GR uygulayacak şekilde ayarlanmıştır. Waves PuigChild 660/670'in zamanlama sabiti TC 2, Waves CLA-76'nın atak ve bırakma potansı 5 konumuna ayarlanmıştır. Kompresörler uygulandıktan sonra her müzik elemanının (vokal, gitar, vd.) frekans spektrumları (LTAS) ve genlik değerleri (dBTP, RMS, dinamik aralık ve LUFS) analiz edilmiştir. Yapılan testler sonucunda elde edilen sonuçlar şu şekildedir: Kompresörlerin hızları değerlendirildiğinde, en hızlı atak ve bırakma süresine sahip kompresörün Waves PuigChild 660/670, en yavaş atak süresine sahip kompresörün Waves dbx 160 olduğu belirlenmiştir. Bırakma süresinde %63 GR seviyesine düşüldüğü süre baz alındığında en yavaş bırakma süresine Waves CLA-76'nın, kazanç azaltımının tamamen bittiği süre baz alındığında ise en yavaş bırakma süresine Waves PuigChild 660/670'in sahip olduğu belirlenmiştir. İkinci olarak tüm frekans bölgelerinin ortalamalarında en yüksek toplam harmonik bozulma değeri Waves PuigChild 660'a, en düşük değer ise Waves dbx 160'a aittir. Alt frekans bölgesinde en yüksek toplam harmonik bozulma değeri Waves PuigChild 660'a, orta ve üst frekans bölgelerinde en yüksek değer ise Waves CLA-76'ya ait olduğu belirlenmiştir. Yapılan testler ile kompresörlerin müzik üzerindeki etkileri incelendiğinde, Waves dbx 160'ın dinamik aralığı düşük müzik tarzlarında ve ses kaynaklarında, Waves PuigChild 660'ın dinamik aralığı yüksek müzik tarzlarında ve alt frekans bölgesinde tınlayan ritim çalgılarında başarılı sonuçlar vereceği düşünülmektedir. Waves CLA-76'nın varlık bölgesinde (presence, 4-6 kHz) artış gösterdiği ve vokal, gitar gibi ses kaynaklarına uygulandığı zaman bu ses kaynaklarını daha tanımlı duyuracağı düşünülmektedir. Waves CLA-2A'nın üst harmonik bölgesinde (7-15 kHz) artış gösterdiği belirlenmiştir ve bu frekans bölgesinde bulunan zil vb. yüksek frekanslarda tınlayan ve parlaklığa ihtiyaç duyan ses kaynaklarında başarılı sonuçlar vereceği düşünülmektedir.