Yakınsaklık
63 theses under this subject heading
Yeni iletişim teknolojileri bağlamında yeni gazeteci kimliği
Bu araştırmanın konusu; yeni iletişim teknolojilerinin günümüz gazeteciliğinin haber üretme pratiğini ve meslek kültürünü nasıl etkilediğidir. Dolayısıyla günümüz gazetecilerinin mesleki pratiklerinde değişim ve dönüşüm farklı konumlarda çalışan habercilerin doğrudan deneyimleri ve meslektaşlarının iş görme pratiklerindeki gözlemlerinden hareketle irdelenmektedir. Araştırmada çoklu araştırma yöntemi kullanılmıştır: Bir taraftan yaygın medyada istihdam edilen gazetecilerin yeni iletişim teknolojilerine yönelik tutum ve düşünceleri ile bu teknolojileri kullanım alışkanlıkları anket yöntemi kullanılarak ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Diğer yandan ise yeni iletişim teknolojilerinin geleneksel gazeteciliğe etkileri derinlemesine görüş alma tekniği ile derlenen veriler aracılığıyla tartışılmaktadır. Bu kapsamda, yeni iletişim teknolojilerinin (yeni medya ortamının) geleneksel gazetecilik pratiklerine etkileri; gazetecilerin yeni iletişim teknolojilerine yönelik tutumları, iletişim teknolojilerini kullanımları, sosyal medyayı kullanım amaçları, izlerkitle ile etkileşimleri ve profesyonel gazeteci kimliğine yönelik görüşlerinden hareketle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma sonucunda, gazetecilerin çoğunlukla yeni iletişim teknolojilerine yönelik tutumlarının olumlu olduğu görülmüştür. Bu doğrultuda, sosyal medyayı özellikle bilgi ve haber araştırma, gündemi takip etme ve kendi kişisel düşüncelerini açıklama platformu olarak benimsedikleri tespit edilmiştir. Yeni medyanın alternatif/yeni gazetecilik olanakları yarattığı, ancak habercilik açısından geleneksel medya ve mevcut haber üretim kod ve normlarının hala güçlü bir konumda olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yeni medya, yöndeşme, geleneksel gazetecilik kültürü, sosyal medya, yurttaş gazetecilik.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde gelir eşitsizliğinin panel veri analizi
Gelir dağılımı ve gelir eşitsizliği konusu özellikle son yıllarda üzerinde çok durulan ve tartışılan konulardan biridir. Bu tezde öncelikle gelir dağılımı teorileri üzerinde durulmakta ve bu teoriler iktisadi okullar bağlamında açıklanmaya çalışılmaktadır. Ülkelerin gelir eşitsizliği trendleri incelendiğinde, gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler arasında gelir eşitsizliğinde yakınsama konusu gündeme gelmektedir. Ampirik analizde, gelir eşitsizliğinde yakınsama konusu üzerinde durulmakta ve son ekonometrik yöntemlerle hipotez test edilmektedir. Ekonomik teoriler ışığında yönlenen ampirik analiz kısmı da tezde savunulan hipotezi desteklemektedir. Ulaşılan sonuçlar ile birlikte, gelişmekte olan ekonomiler ve gelişmiş ekonomiler arasında gelir eşitsizliğinde yakınsama doğrulanmaktadır. İncelenen dönem için ampirik sonuçlar eşliğinde ülkelere özgü sonuçlara da yer verilmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Gelir Dağılımı, Gelir Eşitsizliği, Yakınsama Hipotezi
Türkiye'de bölgeler arası işgücü verimliliğinin yakınsaması: 2005-2011 arası mekânsal panel veri analizi
Bu çalışmanın amacı, 2005-2011 yılları arasını kapsayan yedi yıllık dönem için Türkiye'de 26 Düzey 2 bölgesi arasında işgücü verimliliğinin yakınsamasının sektörel ayırımlar dahilinde araştırılmasıdır. Söz konusu araştırma mekânsal panel veri yardımıyla yapılacaktır. Mekânsal panel veri analizi, panel veri analizi ile mekânsal analizin avantajlarını biraraya getirmektedir. Böylece verilerde daha yüksek serbestlik derecesi ve daha çok değişkenlik sağlanmakta, bunun yanında daha az çoklu doğrusal bağlantı problemi ile karşılaşılarak tahmincilerin etkinliği arttırılmaktadır. Ayrıca mekânsal etkileşim ve komşuluk ilişkileri de modele dahil edilelerek çok daha sağlıklı sonuçlar alınabilmektedir. Buna rağmen Türkiye'de şimdiye kadar yapılan yakınsama analizlerinde mekânsal panel veri ile yapılmış bir yakınsama çalışmasına rastlanmamıştır. Bu durum Türkiye için yapılan çalışmalar açısından önemli bir eksikliktir.Bu çalışma, söz konusu eksikliği doldurması açısından literatüre katkı sağlamaktadır. Yapılan mekânsal panel veri analizi sonuçlarına göre Türkiye'de 26 Düzey 2 bölgesi için tarım, sanayi, hizmetler ve tüm sektörler toplamında hem mutlak, hem de koşullu yakınsama yüksek düzeyde anlamlı sonuçlar vermektedir. Elde edilen bu sonuç çok şaşırtıcı görünmese bile, çalışma kapsamında şimdiye kadar ilgili literatürde hiç rastlanmayan sonuçlara da erişildiği ifade edilebilir. Şimdiye kadar yapılan tüm çalışmalarda yakınsama üzerinde mekânsal etkilerin varlığı anlamlı bulunmuştur. Fakat bu çalışmada Türkiye'de sanayi, hizmetler ve tüm sektörler toplamı için mekânsal etkilerin varlığından bahsedilebilirken, tarım sektöründe mekânsal etkilerin varlığına ilişkin yeterince güçlü kanıtlar elde edilememiştir. Tarım sektörü için elde edilen söz konusu zayıf mekânsal etkilerin Türkiye'de tarım sektörünün yapısal sorunları nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir.
AB ülkeleri ve Türkiye'nin kamu borçlarının Maastrıcht mali disiplin kriterlerine uyumu açısından yakınsama analizi yöntemi ile incelenmesi
II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa'da bir barış ortamı yaratmak için başlatılan ekonomik birleşme çabaları sonucu 1951'de, Paris Antlaşmasıyla Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu oluşturulmuştur. 1957'de Roma Antlaşması ve altı ülkenin katılımıyla (Almanya, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg ve Fransa) Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve yine aynı yıl içerisinde Avrupa Atom Enerji Topluluğu (EURATOM) kurulmuştur.Topluluk önemli ölçüde dinamizm gösterdikçe katılımlar da artmış ve üye ülke sayısı 27'ye yükselmiştir.1963'te Ankara Antlaşması'nı imzalayan Türkiye ise 1987 yılında üyelik başvurusunda bulunmuş, 3 Ekim 2005'te müzakere çerçeve belgesinin kabulü ile resmen müzakere sürecine başlamaya hak kazanmıştır.Ekonomik Parasal Birliğin gerçekleştirilmesi için 1 Kasım 1993 tarihinde yürürlüğe giren, üye ülke ekonomileri arasındaki farklılıkların giderilebilmesini teminen, bazı makro büyüklükler açısından, ?Maastricht Kriterleri? olarak adlandırılan yakınlaşma kriterleri tespit edilmiş ve bunlara uyulmaması durumunda uygulanacak yaptırımlar belirlenmiştir.Maastricht Kriterleri Avrupa Birliğine üye ülkelerin uyması gereken şartları ifade ederken, Kopenhag Ekonomik Kriterleri ise Avrupa Birliğine üye olmak isteyen aday ülkelerden istenen şartları ifade etmektedir.Bu çalışmada Maastricht Mali Disiplin Kriterlerinden Borç Stoku Kriteri açısından Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye'nin durumu incelenmiştir.Birinci bölümde, genel olarak bütçe açığı ve borçlanma kavramlarından bahsedilmiştir. Bunların çeşitleri, nedenleri ve yönetimi incelenmiştir.İkinci bölümde Maastricht Antlaşması ve yakınlaşma kriterleri incelenerek, Avrupa Birliği ülkeleri ile Türkiye'deki durum tablolarla değerlendirilmiştir.Üçüncü ve son bölümde Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye arasında Borç Stoku ve GSYH için yakınsama analizi yapılarak sonuçlar değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Kamu Borçları, Maastricht Kriterleri, Yakınsama
Avrupa Birliği'nde ve Türkiye'de yeni bölgeselcilik anlayışı çerçevesinde bölgeler arası gelişmişlik faklılıkları ve yakınsama
Yerel potansiyeli harekete geçirerek, diğer bölgelerle ve ülkelerle entegre olabilen, rekabetçi ve kendine güvenen bir bölge oluşturabilmek yeni bölgeselcilik anlayışının temel amacıdır. AB'de yeni bölgeselcilik, sosyo-ekonomik karar alma sürecinin yerelleştirilmesi ve ulus-altı kurumsal çerçeve için ortak bir politika uygulamaya konulması yollarıyla en iyi şekilde düzenlenmektedir. Bu anlayışın etkisi ile birlikte AB bölgesel politikaları, ekonomik belirsizlik ve siyasi değişiklik ortamında daha etkili stratejileri araştıran bir dönüm noktasından geçmiştir. Bu süreçte bölgeler arası yakınsama ve bölgesel kalkınma ajansları ön plana çıkmaktadır.AB'de bölgesel kalkınma ajansları, bütün üye ülkelere benimsetilen bir yaklaşım olmaktadır. Amaçları, bölgelerin potansiyellerini, sorunlarını göz önüne alarak geliştirdikleri politikalar ile bölge ekonomisini canlandırmak, bölge halkının gelişmeye katılımını ve gelişmeden yararlanmasını sağlamak olan ajanslar, bölgelerinin ekonomik gelişme açısından gittikçe özerkleşmesini ve bölgelerine dışarıdan yatırımcı çekerek bölgeler arası kalkınma yarışına katılması yönünde gelişime neden olmaktadırlar. Bölgesel eşitsizliğin ortaya konularak yakınsama ya da ıraksama olup olmadığı bu yeni süreçte ve bölgesel kalkınma ajansları bağlamında önemlidir. Çünkü AB, 1990'lar ile birlikte, yakınsama olgusuna önem vermiş, yeni bir bölgeselcilik anlayışına sahip olmuş ve bölgesel kalkınma ajanslarına bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarını azaltmak görevini yüklemiştir.Türkiye'de fiziksel, ekonomik, toplumsal koşullara bağlı olarak bölgeler arasında önemli gelişmişlik farklılıkları görülmektedir. 1960'lı yıllardan bu yana, sorunu azaltma amacını güden politikalar uygulanmaktadır. 1999 yılında Helsinki'de toplanan Avrupa Konseyi'nde, Türkiye'nin AB üyeliğine adaylık süreci başlamıştır. 2001 yılından itibaren Türkiye, kurumsal ve yasal bazı düzenlemelerle AB'nin bölgesel politika alanına uyum sağlamaya çalışmaktadır. AB tarafından yapılan değerlendirmede Türkiye, üye ve aday ülkeler arasında en ciddi bölgesel sorunları yaşamakta olan ülke olarak tanımlanmaktadır. Türkiye'de yeni bölgeselcilik anlayışının benimsenmesi ve bölgesel kalkınma ajanslarının, AB ülkelerindeki gibi uygulama alanı bulması gerekmektedir.
Banka kredilerinin ekonomik büyümeye etkisi: İller bazında yakınsama analizi
1900'lerin başından itibaren ekonomik büyüme ilgi konusu olmuştur. Ekonomik büyümenin nasıl sağlanacağına yönelik bilim adamları çeşitli görüşler belirtip, ekonomik büyüme ile ilgili teorilerin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Finansal piyasalar ve ekonomik büyüme ilişkisini açıklamaya yönelik birçok çalışma yapılmıştır. Finansal piyasalarla ekonomik büyüme arasında, kimi çalışmalar tek yönlü kimi çalışmalar ise çift yönlü ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca banka kredileri ve ekonomik büyüme ilişkisi üzerine çalışmalar da mevcuttur.Bu çalışmanın birinci bölümünde; modern büyüme modellerinden olan ve Neo-Klasik büyüme modeliyle özdeşleşen Solow modeli ayrıntılı bir şekilde irdelenmiştir. Solow büyüme modelinin en önemli çıktısı niteliğinde olan yakınsama hipotezi de detaylı olarak anlatılmıştır.İkinci bölüm; finansal piyasa türlerini ve finansal kredileri analiz etmektedir. Bu bölümde finansal piyasalar, finansal piyasa türleri, aracılar ve araçlar kısaca anlatılmıştır. Ayrıca finansal piyasalarla reel sektörü arasındaki ilişkiyi sağlayan kredilerin türleri anlatılmıştır. Banka kredileri ile ekonomik büyüme ilişkisi üzerine yapılan çalışmalara yer verilmiştir.Son bölümde ise yakınsama analizi yapılmıştır. Mutlak (ß) beta ve koşullu (ß) beta sınanmıştır. 1993?2001 dönemleri mevcut 76 il için yapılan regresyon analizinde mutlak (ß) beta yakınsamasına ulaşılmıştır. Ancak 76 il için koşullu (ß) Beta yakınsaması, söz konusu değildir. Kamu ve özel sektör banka kredileri için koşullu (ß) beta yakınsamasına etkileri bulunmamaktadır. Bu bölümde 76 il arasında sigma (?) yakınsamasına ulaşılmıştır. Mevcut 76 ilin gelir dağılımı düzelmiştir. Yedi coğrafi bölgeler arasında sigma (?) yakınsaması mevcut değildir. Bu bölgeler arasında ıraksama tespit edilmiştir. Ayrıca bölge içi sigma (?) yakınsaması analizinde sadece Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu illeri arasında yakınsamanın geçekleştiği görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Solow-Swan, Banka Kredileri, Yakınsama
Kamu harcamaları ve sosyo-ekonomik gelişmişlik ilişkisinin mekânsal analizi: Türkiye uygulaması
Sosyo-ekonomik gelişmişlik ülke içerisinde bölgelerarası farklılıklar gösterebilmektedir. Bu farklılıkları gidermek devletin asli görevlerinden birisidir. Bölgelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik farklarını gidermek aynı zamanda toplumsal ihtiyaçları gidermeyle de eş değerdir. Sosyo-ekonomik gelişmişlik demografi, teknoloji, sağlık, eğitim, ekonomik kalkınma, mali kapasite, rekabetçi yapı ve yaşam kalitesi gibi parametreleri içermekte ve bu parametrelere ait veriler ile toplumsal ihtiyaçların neler olduğu ve ne ölçüde giderildiği hakkındaki bilgileri bölge düzeyinde verebilmektedir. Sosyo-ekonomik gelişmişliğin bölgelerarası farklılığının azaltılması, toplumsal ihtiyaçların giderilmesi anlamını taşıdığı için devlet bu gereksinimi giderirken kamu harcamaları aracını kullanabilmektedir. Türkiye?de bölgelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi farklılıkları daralmakta mıdır? Kamu harcamaları bölgelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik farklılıklarını gidermede nasıl bir etkiye sahiptir? Kamu harcamaları bölgelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik farklılıklarını birbirine yakınlaştırabilmekte midir? Türkiye?de bölgelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik ve kamu harcamalarının mekânsal eşitsizliği ne şekilde gerçekleşmektedir? Sıralanan bu hipotezler çerçevesinde Türkiye?de fonksiyonel sınıflandırmaya ayrılan kamu harcamalarının bölgelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik farkını azaltıp azaltmadığını tespit etmek ve sosyo-ekonomik gelişmişlik ve kamu harcamalarının mekânsal dağılımını analiz etmek çalışmanın amacını oluşturmaktadır.Bu çalışmada yapılan analiz sonuçlarına göre Türkiye?de bölgelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik seviyesi daralmamaktadır. Ayrıca yakınsama analizinde anlamlı çıkan sosyal güvenlik ve sosyal yardım hizmetleri sosyo-ekonomik gelişmişliği artırırken genel kamu hizmetleri ise düşürmektedir. Türkiye?de sosyo-ekonomik gelişmişliğin bölgesel eşitsizliğinin temel nedeni Türkiye?nin Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde yaşanan terör olgusudur. Bu sorunun çözülmesi durumunda bölgelerarası sosyo-ekonomik gelişmişlik farkı azalabilecek böylece ekonomik ve sosyal refah toplumun tüm kesimine ve ülkenin tüm bölgelerine yayılabilecektir. Anahtar Kelimeler: Sosyo-ekonomik gelişmişlik, kamu harcamaları, sosyal refah, ekonomik refah, yakınsama analizi, ESDA, LISA, mekânsal otokorelasyon, mekânsal yayılma, bölgesel eşitsizlik, terör.
Alternatif inovasyon göstergelerinin büyüme üzerinde etkileri: Panel veri analizi
Bu tezin amacı, inovasyonu temsil etmek için literatürde yaygın olarak kullanılan ArGe, patent ve araştırmacı sayısı gibi tek bileşenli değişkenler ile birçok bileşenden oluşan ve inovasyonu daha iyi temsil ettiği düşünülen inovasyon endeksleri ve toplam faktör verimliliği gibi alternatif inovasyon göstergelerinin ekonomik büyüme üzerinde etkilerini karşılaştırmalı olarak panel veri ile analiz etmektir. Çalışmada bağımlı değişken olarak kullanılan ekonomik büyüme, çalışan başına GSYH'daki büyüme oranı ile temsil edilmiştir. İnovasyon göstergeleri olarak toplam patent başvuru sayısı, ArGe harcamalarının gelire oranı, ArGe'de çalışan araştırmacı sayısı, Avrupa inovasyon endeksi, küresel inovasyon endeksi ve toplam faktör verimliliği büyümesi kullanılmıştır. Çalışma 2006-2015 dönemini kapsamaktadır. Elde edilen bulgulara göre, inovasyonun ekonomik büyüme üzerinde oldukça önemli bir etkisi olduğu ve inovasyonu temsil eden en iyi göstergelerin aslında literatürde yaygın olarak kullanılan patent ve ArGe verileri değil, tüm etkileri bir arada barındıran inovasyon endeksleri ve toplam faktör verimliliği olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca modelde test edilen yakınsama hipotezi sonucuna göre, toplam faktör verimliliği hariç, tüm modellerde koşullu yakınsama hipotezinin geçerli olduğu tespit edilmiştir.
Doğrusal olmayan denklemlerin sayısal çözümü için 4. mertebeden yinelemeli yöntemler ve dinamikleri
Bu çalışmada, $f:\mathbb{R} \longrightarrow \mathbb{R}$ bir $x$ reel değişkeninin fonksiyonu olmak üzere, $f(x) = 0$ şeklindeki doğrusal olmayan denklemlerin sayısal çözümünde kullanılmak üzere bazı yeni yinelemeli yöntemler geliştirilmiştir. Geliştirilen yöntemler 4. mertebeden yakınsak, çok-noktalı, hafızasız yöntemlerdir. Yöntemler $f(x) = 0$ denkleminin bir çözümüne her bir yeni yaklaşımın elde edilmesi için üç yeni fonksiyon değerinin hesaplanması gerektirdiklerinden dolayı aynı zamanda optimal yöntemlerdir. Geliştirilen çok-noktalı yöntemlerin yakınsaklık analizleri gerçekleştirilerek 4. mertebeden yakınsak olduklarını gösteren hata denklemleri elde edilmiştir. Yöntemlerin etkinliklerini göstermek amacıyla ilgili alanda mevcut olan ve yaygın olarak bilinen bazı yöntemlerle karşılaştırmaları bazı test problemleri kullanılarak yapılmıştır. Sayısal sonuçlar üzerinden kıyaslamalar, yeni geliştirilen yöntemlerin mevcut yöntemler kadar etkin olduğunu, bazı test problemlerinde çok daha iyi sonuçlar verdiğini göstermiştir. Literatürde yer alan benzeri yöntemlerde olduğu gibi bu yöntemler de, $f:\mathbb{C} \longrightarrow \mathbb{C}$ bir $z$ kompleks değişkeninin fonksiyonu olmak üzere, $f(z) = 0$ biçimindeki doğrusal olmayan denklemlerin sayısal çözümünde de kullanılabilir olup, bu yönüyle literatürde mevcut yöntemlerle karşılaştırmak amacıyla kompleks düzlemde bazı polinom denklemleri için çekici havzaları kullanılarak yöntemlerin dinamikleri de incelenmiş ve etkinlikleri tartışılmıştır.
Avrupa Birliği ortak tarım politikası ve üye ülkelerin tarım politikalarının yakınsaması: Polonya ülke örneği
Türkiye'nin 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu'na (AET) ortaklık başvurusu ve 1963 yılında imzalanan Ankara Antlaşmasıyla başlayan Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik süreci, 1999 yılında Helsinki'de gerçekleştirilen Avrupa Konseyi Zirve Toplantısında, Türkiye'nin diğer ülkelere uygulananlar ile aynı kriterler temelinde resmi olarak aday ülke olarak kabul edilmesi ve 2005 yılında müzakere sürecinin başlamasıyla, ilişkiler önemli bir noktaya gelmiştir. Müzakereye konu olan AB müktesebatı 35 başlık altında yer almakla birlikte, bu başlıklardan tarım ve kırsal kalkınma, Türk tarımının ekonomik büyüklüğü ve konumu açısından önemli bir yeri bulunmaktadır.Bu çalışmada ilk önce Avrupa Birliği'nin ilk ortak politikası olan Ortak Tarım Politikası (OTP)'nın yapısı, işleyişi ve zaman sürecindeki gelişimi incelenmiştir. OTP, dinamik bir yapıya sahip olup zaman sürecinde değişikliklere uğramıştır. OTP, gerek AB üyesi ülkeler, gerekse adaylık sürecindeki ülkelerin tarım politikaları üzerinde etkisi olmuştur. 25 ülkeyi kapsayan yakınsama analizinde, ülkelerin kişi başı tarımsal gelirlerinde yakınsamanın olduğu sonucu bulunmuştur. Bu yakınsamanın oluşmasında, verimlilik artışının bir etkisi olup olmadığı çalışmanın diğer bir uygulama alanını oluşturmuştur. Analize konu olan ülkeler, eski ve yeni üye ülkeler olarak iki kısma ayrılarak, AB müzakere sürecindeki Türkiye için çıkarsamaların elde edilmesi amaçlanmıştır. Son olarak da, tarım sektörünün büyüklüğü ve yapısal sorunları benzer bir ülke olan Polonya'nın AB sürecindeki tarım sektörü ile ilgili gelişmeleri incelenmiştir. Türk tarımı, gerek büyüklük, gerekse kendine özgü özellikleri ile AB üyesi ülkelerden oldukça farklı bir konumda olabilir, fakat müzakere sürecinde benzer tarımsal yapıya sahip ülke incelemelerinin önemli çıkarsamaları da beraberinde getirmesi beklenebilir. Polonya sahip olduğu tarım sektörünün büyüklüğü, tarım işgücü sayısı , ortalama tarımsal işletmenin AB ortalamasının altında olması, ve bu özellikleri ile müzakere sürecindeki uygulamalarıyla, müzakere sürecindeki Türkiye için önemli çıkarsamalar beklenebilir.
İdeal topolojik uzaylarda süreklilik üzerine bir çalışma
Bu tez çalışmasının ilk bölümünde, topolojik uzaylarda ve ideal topolojik uzaylarda süreklilik kavramları ile ilgili literatür çalışması yapılmıştır. İkinci bölümde, süreklilik kavramıyla ilgili temel tanım ve özellikler verilmiştir. Üçüncü bölümde γ işlemi yardımıyla tanımlanmış olan sürekli fonksiyonların çeşitleri verilmiştir. Tezin dördüncü bölümü özgün olarak hazırlanmıştır. Bu bölümde, daha önceki bölümlerde verilmiş olan süreklilik çeşitleri ideal topolojik uzaylara aktarılmıştır.
Bulanık matrisler ve bulanık Markov zincirleri
Belirsiz bir ortamda sağlıklı kararlar vermede klasik mantık kuralları yetersiz kalmıştır. Bulanık mantık böyle bir durumla karşılaşıldığında daha sağlıklı kararlar verilmesini sağlayan bir sistemdir. Bu çalışmada bulanık küme mantığına dayanan bulanık matrisler ve bulanık Markov zincirleri incelenmiş olup, sonlu ve sonsuz ufka sahip belirsizsizliğin olduğu süreçlerde etkili karar vermede kullanılan yöntemler araştırılmıştır. Bunun yanında bulanık matrislerin ve bulanık Markov matrislerinin cebirsel özellikleri araştırılmıştır. Ayrıca bazı özel koşullar altında bu matrislerin yakınsama durumları incelenmiş ve bu matrisler birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bulanıklık, bulanık matrisler, Markov zincirleri, bulanık Markov zincirleri, yakınsama.
Bulanık sayı dizilerinin istatistiksel σ-yakınsaklığı üzerine
Bu tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm giriş bölümüdür. Bu bölümde, reel sayı dizileri için çalışılan hemen hemen yakınsaklık, σ-yakınsaklık ve istatistiksel σ-yakınsaklık türlerinden bahsedilmiştir. Daha sonra bulanık sayı dizilerinin istatistiksel yakınsaklığı üzerine yapılan çalışmalar özetlenmiştir. İkinci bölümde, çalışmamız için gerekli olan temel tanım ve teoremler verilmiştir. Bulanık sayılar ve bulanık sayı dizileriyle ilgili temel kavramlar sunulmuştur. Bulanık sayı dizileri için tanımlanmış yakınsaklık ve istatistiksel yakınsaklık kavramları verilmiştir. Bulanık sayı değerli fonksiyon dizilerinin istatistiksel yakınsaklık kavramları takdim edilmiştir. Üçüncü bölümde, tezin orijinal sonuçları verilmiştir. Bu bölümde, bulanık sayı değerli fonksiyon dizileri için istatistiksel σ-yakınsaklık tanımlanmış ve bu yakınsaklığın özellikleri incelenmiştir. Bu yakınsaklık kullanılarak bulanık Korovkin tipi yaklaşım teoremleri ispatlanmıştır.
Verimlilik artışının ekonomik büyümeye etkisi
Materyal verimliliği temelinde incelenen yakınsamanın varlığı literatürde yok denecek kadar azdır. Bu çalışma ülkeler arası yakınsamanın olup olmadığını ülkelerin materyal verimlilikleri açısından inceleyerek literatüre katkı yapmaktadır. Yakınsama hipotezi, gelişmiş ekonomiler ile gelişmemiş ekonomiler arasındaki farkın zamanla kapanacağını varsaymaktadır. Az gelişmiş ekonomilerin geri kalmanın avantajından yararlanarak gelişmiş ekonomilere üretimde teknik bilgi ve teknolojiyi artırarak girdi miktarında daha fazla çıktı yaratma becerisini elde edebileceklerdir. Materyal verimliliği, ülkelerin doğadan ve ithalat yoluyla üretim sürecine dahil olan tüm materyallere ilişkin verimliliği incelemektedir. Materyal verimliliği dikkate alınmasının nedeni artan nüfus ve sürdürülebilirlik projeksiyonları ülkelerin materyal verimlilikleri konusunda önemle üzerinde durmaları gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmanın ana amacı materyal verimliliği yakınsamasını analiz etmektir. Analize konu olan 100 ülkenin yakınsayıp yakınsamadığı araştırılmıştır. Bu ülkeler düşük, düşük-orta, yüksek-orta ve yüksek gelir düzeyi olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. Gruplar, her grubun kendi materyal verimliliği ortalamasına yakınsaması ve her grubun yüksek gelirli grubun materyal verimliliği ortalamasına yakınsaması şeklinde iki formda incelenmiştir. Sonuçlara göre düşük-orta gelir grubunda yer alan ülkelerin hem grup içi materyal verimliliği ortalamasına hem de yüksek gelirli ülkelerin materyal verimliliği ortalamasına yakınsadığı gözlemlenmiştir.
BİST metal ana sektöründe kârların yakınsaması üzerine ekonometrik bir uygulama
İşletmeler, insanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere mal ve hizmet üretmek aynı zamanda işletme sahiplerine sürdürülebilir kârlılık ve topluma sosyal fayda sağlamak için kurulmuş ekonomik birimlerdir. İşletmeler uzun dönemde büyüme, kaliteli mallar sunma, toplumsal sorumluluk gibi birçok etkeni göz önünde bulundurmalıdır. İşletmelerin uzun dönemdeki temel amacı faaliyetlerini kârlı bir şekilde devam ettirmek, sürdürülebilir büyümeyi gerçekleştirmek ve bütün bunların sonucunda işletmenin bugünkü cari piyasa değerini artırmaktır. Bu bağlamda işletmelerin faaliyetlerini aksatmadan devam ettirebilmeleri için ve uzun dönemde büyüme hedeflerine ulaşabilmeleri için yeterli seviyede kâr elde etmeleri gerekmektedir. İşletmelerin rekabet üstünlüğü kurabilmesi için pazar payını arttırmak ve kâr payını yükseltmeyi hedeflemesi gerekmektedir. İşletmelerin rekabet üstünlüğü kazanabilmesi için yarar, hedef piyasa ve rekabet gibi belirleyici etkenleri göz önünde tutması gerekmektedir. Çalışmada Borsa İstanbul'da bulunan Ana Metal Sanayi sektöründeki firmaların aktif kârlılıklarının yakınsayıp yakınsamadığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ana metal sanayi firmalarının aktif kârlılıklarının sektör ortalamalarına yakınsamasının sınanmasında stokastik yakınsama yöntemi kullanılmıştır. Serilerin 2000:Q1-2020:Q4 yıllarına ait dönemleri ele alınarak analiz yapılmıştır. Oluşturulan serilerde yakınsamanın sınanmasında birim kök testlerinden faydalanılmıştır. Çalışmada serilerin durağanlık düzeyleri Artırılmış Dickey-Fuller (ADF) birim kök testi, Phillips-Perron (PP) birim kök testi, Zivot ve Andrews birim kök testi ile analiz edilmiştir. Yapılan birim kök analizleri sonucunda firmalara ait ROA serilerinin durağan olduğunu tespit edilmiştir ve elde edilen bu sonuca göre yakınsamanın var olduğunu söylemek mümkündür. Bu bağlamda işletmeler arasında yoğun rekabetin var olduğunu ve işletmelerin rekabet ortamında sürdürülebilir kâr elde edebilmeleri için birçok faktörü dikkate almaları gerekmektedir.
Şehir ekonomilerinin küreselleşme dinamikleri
Küreselleşme ile birlikte dünya ekonomisi köklü bir değişim ve dönüşüm süreci geçirmiş ve tarihin her döneminde değişimin merkezi konumundaki şehirler de süreçten payını almıştır. Küreselleşme sonucu ulus devletin geri plana düşmesi, sermayenin aşırı birikimi ve bilgi toplumunun ön plana çıkması şehirlerin dönüşümüne zemin hazırlamıştır. Böylece ortaya, rekabeti esas alan ve mekânın kullanımını piyasa kurallarına göre belirleyen şehirler çıkmıştır. Bu dönüşüm, şehirlerin küreselleşme perspektifinden bakmasına neden olmuş ve "küresel şehir" kavramı ortaya atılmıştır. Buna göre uluslararası ticaret ve finans merkezi olan küresel şehirlerin ilk özelliği; dünya ekonomik düzeninin kontrol merkezi haline gelmeleridir. İkinci özelliği dünyanın önde gelen finans ve hizmet sektörünün kritik üretim noktaları olmalarıdır. Üçüncü özellikleri piyasada lider endüstrilerin yenilikçi üretim mekânları durumuna gelmeleri ve dördüncüsü ise imal edilen yeni ürünlerin pazar yerleri haline dönüşmesidir. Bu dört fonksiyon, şehirlere geniş kaynakları kontrol edebilme gücü kazandırmakta ve şehirler ekonomik, siyasi ve sosyokültürel açıdan temel aktörlere dönüşmektedir. Bu şehirleri farklı kılan en büyük özellikleri, fonksiyonlarını bir ağ sistemi içerisinde faaliyete geçirmeleridir. Hiyerarşik bir sıralamaya tabi tutulan bu ağ sistemi içerisindeki şehirlerin, ekonomik güçleri, yenilikçi özelikleri, ulus ötesi politik rolleri, uluslararası bilgi dolaşımındaki payları, beşeri sermaye potansiyeli, kültürel gelişmişlik düzeyi ve yaşam kalitesi gibi özellikleri hiyerarşik ağ içindeki konumlarında belirleyici olmuştur. Bu çalışma tüm bu temellere dayandırılarak küresel şehir ağları ile birbirine bağlanan şehirlerin küreselleşme dinamiklerinin benzeşmesi varsayımlarından yola çıkmaktadır. Bu bağlamda 2015-2018 dönemine ait veriler ile hiyerarşik sıralamadaki ilk 40 şehrin küresel şehir dinamiklerinin bir ağ içerisinde çalışması ve bu nedenle zaman içinde yakınsaması varsayımından yola çıkılarak, 16 değişken incelenmiştir. Bu değişkenlerin altısı ekonomik, ikisi yenilik, üçü kültürel, ikisi yaşanabilirlik, biri çevresel ve ikisi de ulaşılabilirlik yönünden şehirleri yansıtmaktadır. Sonuçlara göre küresel şehirlerin ekonomik, Ar-Ge ve kültürel özellikleri küresel şehir ağı içerisinde çalışan bu şehirlerde benzerlik göstermektedir. Ancak küresel şehirler yaşanabilirlik, ulaşılabilirlik ve çevresel özellikler açısından benzerlik taşımamaktadır. Elde edilen bulgular, şehirlerin hiyerarşik düzende küresel coğrafi konumunun belirlenmesi, buna göre rekabet gücü ve potansiyeli planlama sürecinin düzenlenmesi bakımından önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Küreselleşme, küresel şehir, yakınsama.
Homotopi analiz metodu' nun farklı tipte diferansiyel denklemlere uygulanışı ve adomian decomposıtıon metodu, dıferansıyel transform metodu ile karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; ?Homotopi Analiz Metodu?, ?Differential Transformed Metot (DTM)? ve ?Adomian Decomposition Metot (ADM)? ile bazı lineer ve nonlineer problemlerin çözümlerini elde etmek ve çözümlerin tam çözümlerle karşılaştırmasını yapmaktır. Bu çalışmada homotopi kavramı kısaca verilmiş, Homotopi Analiz metodu tanıtılmış, bu metotla ilgili bazı teoremler yanında, DTM ve ADM hakkında teorik bilgilere de yer verilmiştir. Daha sonra ise örnek olarak lineer olmayan bazı denklemler ele alınmış, bu denklemlerin Homotopi Analiz metodu, DTM ve ADM ile çözümleri yapılarak bulunan çözümlerin tam çözüme yakınsaklıkları hakkında bilgi verilmiştir.
Modülüs fonksiyonları dizisine göre Lacunary kuvvetli a-yakınsaklık hakkında
Bir modülüse göre lacunary kuvvetli A-yakınsaklığın tanımı, bir modülüs fonksiyon dizisine göre lacunary kuvvetli A-yakınsaklık tanımına genelleştirilmiştir. Burada kompleks sayıların sonsuz bir matrisi olmak üzere bir modülüs fonksiyonlar dizisine göre lacunary kuvvetli A-yakınsaklık ve lacunary A-istatistiksel yakınsaklık arasındaki bazı bağıntılar verilmiştir.
Wijsman yakınsaklık
Dört bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde temel tanım ve teoremler verilmiştir. İkinci bölümde İstatistiksel yakınsaklık kavramı ve bazı içerme teoremleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde küme dizilerinin istatistiksel yakınsaklığı ile kuvvetli toplanabilirliği arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise küme dizilerinin α. dereceden yakınsaklığı, α. dereceden istatistiksel yakınsaklık, α. dereceden kuvvetli toplanabilir küme dizileri incelenmiştir.
Türkiye'de 1960-2006 döneminde iç göç ve demografik yapıdaki değişimin bölgelerarası yakınsamaya etkisi
Türkiye ekonomisi 1950 yılı itibariyle değiştirmiş olduğu sanayileşme stratejisinin etkilerini, ilk etapta içgöç olgusunun yaygınlaşmasıyla yaşamıştır. Daha içe dönük, kendi kendine yetmeyi amaç edinmiş ithal ikameci sanayileşme stratejisinin 1950 yılı sonrasında, kısmi liberalizasyon ve ihracata yönelik bir sanayileşme stratejisine dönüştürmesi sonucunda, öncelikle sanayi kesiminin ihtiyaç duyduğu istihdam bir süre sonra tarım kesiminden sağlanmaya başlamıştır. Bu durum yalnızca sanayiye işgücü akımını sağlamakla kalmayıp, diğer tüm kalkınma göstergelerindeki doğu-batı farklılığını da gözler önüne seren bir unsur olarak değerlendirme altına alınmıştır. Bu çerçevede 1962 de DPT'nin kurulmasıyla, planlı dönem olarak adlandırılan ve ciddi kalkınma planlarının yapılmaya başlandığı 1960'li yıllar sonrasında içgöç yine önemli sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çerçevede ilk olarak incelenecek olan nokta, sanayileşme stratejisinde meydana gelen bu yönlü bir değişimin tarım kesiminden kentsel kesime işgücü akımını sağlarken, acaba göç teorileri o günün Türkiye koşullarını açıklamada yeterli olmuş mudur sorusu olacaktır. Daha sonrasında ise kentsel büyüme, içgöçün etkisiyle nasıl bir yapılanmaya sahne olmuştur şeklindeki bir inceleme ile içgöçün nedeni yalnızca sanayileşme stratejisi kapsamında değerlendirilmesi gereken bir sorun mudur diye bir açılım tartışılacaktır.Dünya konjonktüründe 1974 -1978 yıllarında yaşanan petrol krizleri Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeleri de ciddi bir dış ödemeler sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır. Bu durumdan kurtulabilmek için Bretoon-Woods Kuruluşları tarafından önerilen Yapısal Uyum Programları (YUP) çerçevesinde Gelişmekte Olan Ülkelerin uygulamaları gereken birtakım yapılanmalar 1980 sonrası Türkiye ekonomisinde de dışarıya açılma politikalarının gelir dağılımı üzerinde yarattığı etkiler dâhilinde içgöçün boyutları değiştirdiğini görmekteyiz. 1980 sonrasında meydana gelen bu değişme ve dinamiklere ek olarak özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşanan terör ve şiddet gibi olayların da iç göç üzerindeki etkisi yadsınamayacak durumdadır. Bu bölgelerin demografik yapıları da Batı bölgelerin demografik yapılarından çok farklılık göstermektedir. Kaba doğum oranının, bebek ölüm oranının, işsizlik oranının daha yüksek, hizmetler sektöründe çalışanların oranının daha düşük olduğu bu bölgelerde içgöç çoğu zaman yeni bir yol olarak görülmektedir. Bu bölgeler içinde kırsaldan kente olan göçün yanı sıra, bölge dışına göçün de yaygın olduğunu görmekteyiz. Göç, beraberinde yeni iş ve istihdam alanlarının oluşturulmasını da gerektirmektedir. Bu çerçevede kentsel formel sektörde istihdam edilemeyen yeni göç etmiş ve çoğu zamanda niteliksiz olan işgücü sonrasında kentsel enformel sektörün daha da büyümesine yol açmaktadır. Bunun yanında barınma, ulaşım gibi birtakım ihtiyaçların da karşılanmasını zorunlu kılmaktadır. Kentsel sektördeki iş alanlarının büyümesinin etkisi iç göçün artırılmasında bir faktör mü oluşturmaktadır yoksa bu işgücünün kayması sonucunda mı kentsel iş alanları büyümüştür şeklindeki bir ikilem analiz edilecektir.1960 -1980 ve 1980 -2006 dönemi iki ayrı durum olarak değerlendirilmeyi gerekli kılmaktadır. Çünkü Türkiye ekonomisi 1980 sonrasında yaşamış olduğu küçük ve orta büyüklükteki krizlerin sonucunda IMF ve DB gibi kuruluşlarla olan ilişkilerinde daha aktif olarak rol üstlenmeye başlamıştır ve bu bağlamda uygulanan Yapısal Uyum Programları bu kuruluşların desteği sonucunda geliştirilmiştir. Özellikle ?2001 Şubat krizi sonrasında uygulamaya konan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı (GEGP)'nın içinde barındırdığı tarım sektörüne yönelik olan maddeler, tarım sektöründe istihdam edilenler ile diğer sektörlerde istihdam edilenler arasında gelir farkını daha da belirgin olarak bozmuştur.? şeklindeki bir ön sav ile içgöçte bu dönem sonrasında yapısal olarak değişimin bulunup bulunmadığına bakılmalıdır.Tarımsal işgücünün daha yoğun bir biçimde istihdam edildiği Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde, doğu-batı farklılığının birçok yönüyle ortaya çıkarıldığı bu bölgelerdeki illerin hem gelir dağılımı sıralamalarında hem de ülke ekonomisine yapmış oldukları katkı, yerli ve yabancı yatırım olanaklarının sayısı bakımından, genel kalkınma göstergeleri olarak bilinen eğitim ve sağlık hizmetlerinden faydalanmadaki geri kalmışlık belirgin bir biçimde görülmektedir. Bu kapsamda yapılan bölgesel gelişme uygulamalarının bile gerekli oranda bu bölgelerden yapılan göçü engellemeye yetmediğini göstermektedir.Gerek 1980 sonrası uygulanan YUP'lar gerekse de sanayileşme stratejileri ve bölgesel kalkınma uygulamaları içgöç ve demografik yapı üzerinde gereken ya da beklenen iyileşmeyi sağlamış mıdır sorusunu gündeme getirmekte, hem de bölgelerarası gelir farklılığını ortadan kaldırmaya yönelik olarak uygulandığı söylenen bu politikaların bölgelerarası yakınsamaya etkisi ne şekildedir ve YUP'lar bölgelerarası yakınsamayı Türkiye için sağlamada ne ölçüde başarılıdır şeklinde bir analiz yapılacaktır.Anahtar Sözcükler1.Türkiye2.İçgöç3.Yakınsama4.Demografik Yapı ve İstihdam
Genelleştirilmiş istatistiksel yakınsaklık
Bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır.Birinci bölümde; bazı temel tanım ve teoremler verilmiştir.İkinci bölümde; istatistiksel yakınsaklık ve kuvvetli p-Cesàro toplanabilme kavramları incelenmiştirÜçüncü bölümde; . dereceden istatistiksel yakınsaklık ile . dereceden kuvvetli p-Cesàro toplanabilme kavramları verilmiş, bu kavramlar karşılaştırılmıştır.Dördüncü bölümde; . dereceden istatistiksel değme noktaları ve sınırlılık ile . dereceden istatistiksel üst ve alt limit kavramları verilmiş olup, bu bölüm tezin orijinal kısmını oluşturmaktadır.
Avrupa Birliği ülkeleri ve Avrupa Birliği'ne aday ülkelerin yakınsama hipotezi: Panel veri analizi
Farklı ekonomilerin gelir düzeylerinin birbirine yakınsama eğiliminde olup olmadığı sorusu, Solow' un 1956 yılındaki ekonomik büyüme çalışmasıyla başlayan ve günümüze kadar gelen önemli sorunlardan biridir. Son yıllarda Avrupa Birliği içinde önemli olan yakınsama kavramı, gerçekte Maastricht kriterlerinin asıl amacı olan birlik ülkeleri ve aday ülkeler arasındaki ekonomik farklılığın azaltılması anlamına gelmektedir. Bu doğrultuda, çalışmada AB ve Birliğe aday ülkelerin yakınsama hipotezleri, analizlere ek bilgi sağlayan tahminlerin etkinliklerini geliştiren ve testlerin güçlerini artıran panel veri yaklaşımı ile incelenmiştir. 1990 - 2004 dönemine ait verilerle AB ve aday ülkeler olmak üzere toplam 29 ülke için makro ekonomik değişkenlere (Kişi Başına GSYİH, Sanayi Üretimi, Faiz, Fiyat ve İşsizlik Oranı) ait yakınsama hipotezi panel birim kök testleri yardımıyla test edilmiştir.
İki değişkenli genelleştirilmiş Bernstein polinomları için ters teoremler
Bu çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, giriş kısmına ayrılmıştır. İkinci bölümünde, temel tanımlar, iki değişkenli fonksiyonların süreklilik modülleri ve Lipschitz sınıfından fonksiyonlarla ilgili temel bilgiler verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, iki değişkenli sürekli fonksiyonlar uzayında yaklaşım problemi incelenmiş ve bununla ilgili teorem verilmiştir. Dördüncü bölümde, iki değişkeli Bernstein polinomlarının farklı iki genelleştirilmesi verilmiş olup, bu polinomların birim karede sürekli / fonksiyonuna düzgün yakınsaklığı ve yakınsaklık hızlan incelenmiştir. Çalışmanın son bölümü olan beşinci bölümünde ise iki değişkenli genelleştirilmiş Bernstein polinomlan için ters teoremler ispatlanmıştır. Bilim Kodu : 403.03.01 Anahtar Kelimeler : Bernstein Polinomlan, Süreklilik Modülleri, Yakınsaklık Hızı, Düzgün Yakınsaklık, Ters Teoremler, Lipschitz Sınıfı. Sayfa Adedi : 84 Tez Yöneticisi : Doç.Dr. Ertan İBİKLİ
Maksimum-çarpım operatörleri için kuvvet serisi anlamında istatistiksel yakınsaklık yardımıyla yaklaşım
Bu tez çalışması 5 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm giriş kısmına ayrılmıştır. İkinci bölümde istatistiksel yakınsaklık, A-istatistiksel yakınsaklık ve kuvvet serisi anlamında istatistiksel yakınsaklık hatırlatılarak, pozitif lineer operatörler ve süreklilik modülünün temel tanım ve teoremleri ifade edilmiştir. Üçüncü bölümde, maksimum-çarpım operatörleri tanıtılarak A-istatistiksel yakınsaklık yardımıyla elde edilen yaklaşım özellikleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde maksimum-çarpım operatörlerinin, daha önce bilinen metotlar tarafından içerilmeyen kuvvet serisi anlamında istatistiksel yakınsaklık yardımıyla yaklaşım sonuçları elde edilerek temel sonuçlarımıza ait uygulamalara yer verilmiştir. Bu bölüm orijinal sonuçlar içermektedir. Son bölümde, elde edilen orijinal sonuçlarımızın değerlendirilmesi yapılmış ve literatüre katkısından bahsedilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kuvvet Serisi Metodu, İstatistiksel Yakınsaklık, Maksimum-Çarpım Operatörleri, Yakınsaklık Oranı.