Yönetici işlevler

55 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuk veergenlerde eşik altı bipolar semptomatolojisininnöropsikolojik profillere etkisi

Çalışmamızda çocuk psikiyatri polikliniğine başvuran Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanılı hastalarda mevcut eşik altı bipolar bozukluğu belirtilerinin erken dönemde fark edilmesi ve tanımlanması, yürütücü işlev becerilerine ve klinik psikopatolojiye etkilerinin incelenmesi planlanmıştır. Çalışmamıza Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi polikliniğine DEHB tanısıyla veya belirtileri ile başvurmuş nörolojik hastalığı ve işlevselliğini etkileyen psikiyatrik ek hastalığı olmayan 10-17 yaş arası 210 çocuk ve ergen dâhil edilmiştir. Hastalara DEHB tanısı; hasta ve aile ile yapılan görüşmelerde psikiyatrik muayene ve Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi- Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli (ÇDŞG-ŞY) DSM-V yarı yapılandırılmış görüşmesi, Conners Performans Testi (CPT), Wisconsin Kart Eşleme Testi (WKET) ve sosyodemografik veri formu değerlendirilerek konulmuştur. Görüşmeci tarafından uygulanan Mani Değerlendirme ve Young Mani Derecelendirme ölçekleri ile 210 kişilik katılımcının 72 kişisinin eşik altı bipolar bozukluk belirtilerinin olduğu tespit edilmiştir. İki gruba ayırdığımız katılımcıların yürütücü işlevlerini değerlendirmek amacıyla katılımcılara Rey, Şifre, Görsel Kopyalama ve Kategorik Akıcılık gibi yürütücü işlev becerilerini değerlendiren testler uygulanmıştır. Yine katılımcıların yürütücü işlevlerini değerlendirmek amacıyla katılımcılara bilgisayar tabanlı CPT ve WKET testleri uygulanmıştır. Katılımcıların sosyal biliş düzeyleri değerlendirmek için ise Gözlerden Zihin Okuma testi kullanılmıştır. Eşik altı bipolar bozukluk belirtileri olan grubun nöropsikolojik profilleri diğer gruptaki katılımcılarla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görüldü. Aynı şekilde iki gruptaki katılımcıların sosyal biliş düzeylerinin de anlamlı düzeyde farklılaşmadığı tespit edildi.

Bipolar bozuklukHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuSosyal biliş+1
Volkan Şahin
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bipolar bozukluğun farklı dönemlerinde serum nörofilament hafif zincir, serum oligoklonal band ve inflamatuar belirteç düzeylerinin bilişsel işlevlerle ilişkisi

Giriş: Çalışmamızda bipolar bozukluk tanısı almış hastalarda nöroinflamatuar ve nörodejeneratif parametrelerin (nörofilament hafif zincir (NfL), serum oligoklonal band (OKB), hücre içi sitokinler (TNF-α, IL-1β, IL-6)) hastalığın farklı dönemlerindeki düzeylerinin ve bu nörobiyolojik parametreler ile yürütücü işlevler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamız prospektif eşleştirilmiş vaka-kontrol çalışması olarak planlanmıştır. Ekim 2019- Ocak 2021 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri polikliniğine başvuran, DSM-5 kriterlerine göre Bipolar Bozukluk tanısı konulmuş 46 hasta (16 depresyon, 15 hipomani, 15 remisyon) ve 30 sağlıklı kontrol olmak üzere toplam 76 katılımcı dahil edilmiştir. Çalışmadaki tüm katılımcılara Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ) ve Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçekleri (HDDÖ) uygulanmıştır. Hastalarla klinik görüşme yapılmış, ölçekler ve nörobilişsel testler uygulanmış ve sonrasında nöroinflamasyonla ilişkili parametreleri (NfL, OKB, hücre içi sitokinler (TNF-α, IL-1β, IL-6)) ölçmek için kan alınmıştır. Yürütücü işlevler Wisconsin kart eşleme testi (WKET) ve Stroop testleri ile incelenmiş, nörobiyolojik parametrelerin hastalık dönemleri ve yürütücü işlevler ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda IL-1β, IL-6, TNF-α gibi proinflamatuar belirteçlerin ve NfL, OKB düzeylerinin bipolar bozukluk hasta grubunda, kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<.001). IL-1β, IL-6, TNF-α, NfL ve OKB düzeylerinde bipolar bozukluğun farklı dönemlerindeki alt gruplarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). BB grupları kontrollerle karşılaştırıldığında, stroop testi tüm alt kategorilerinde toplam tamamlama sürelerinde istatistiksel olarak anlamlılık gösterecek düzeyde uzama mevcuttu. Yaş artışı ile stroop 2, stroop 3 ve stroop 4 tamamlama sürelerinin uzamasının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olması (sırasıyla; p=.029, p=.045, p=.011) ve hastalığın başlangıç yaşı arttıkça stroop 2 ve stroop 5 tamamlanma sürelerinin uzaması dışında (p=.039, p=.042) hastalık süresi, hastalık süresince geçirilen atak sayısı ile stroop testi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmedi. WKET toplam doğru sayısı değerlendirildiğinde hem depresyondaki hem remisyondaki hastaların, kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha kötü performans gösterdikleri belirlendi (p=.012, p=.015). WKET tamamlanan kategori sayısında depresyondaki hastaların kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha kötü performans gösterdikleri saptandı (p=.001). Geçirilen depresif atak sayısı arttıkça hastaların yineleyici tepki düzeyinde artış olduğu tespit edildi ancak istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=.061). IL-6 düzeyi azaldıkça stroop 1, stroop 2 ve stroop 5 tamamlanma sürelerinde bozulma olduğu belirlendi (p<0.05). IL-1β, TNF-α, NfL ve OKB düzeyleri ile stroop testi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi. IL-1β düzeyi ile WKET 1. kategoriyi tamamlama arasında negatif korelasyon mevcuttu. Diğer biyokimyasal parametreler ve WKET alt kategorileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı. Yalnızca lityum, yalnızca valproik asit veya yalnızca antipsikotik kullanan hastalar arasında stroop testinde ve WKET toplam yanlış sayısı dışında tüm alt kategorilerde istatistiksel olarak anlamlılık gösterecek düzeyde farklılık saptandı (p<0.05). İkili karşılaştırmalarda, yalnızca antipsikotik kullanan hastalarda stroop 1 toplam süresi ve stroop 3 toplam süresinin uzadığı; antipsikotik ve valproik asit kullanan hastalarda WKET tamamlanan kategori sayısında kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlılık gösterecek düzeyde daha az olduğu saptandı. Sonuç: Çalışmamızdan elde ettiğimiz bu bulgular, bipolar bozukluk tanılı hastalarda hücre içi sitokin, NfL ve OKB düzeylerinin sağlıklı kontrollerden daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca bipolar bozukluk tanılı hastaların yürütücü işlevlerinde kontrol grubuna göre bozulma olduğu, IL6 ve IL-1β düzeylerinin bilişsel işlevlerde bozulma ile ilişkili olduğu belirlendi. Buradan yola çıkarak, ölçülen bu biyokimyasal parametrelerin düzeyi bipolar bozukluk tanısı alan hastaların bilişsel işlevlerini değerlendirmemiz konusunda yardımcı olabilir. Bu konuda daha geniş örneklemlerde, ileri çalışmaların yapılması gerekli olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Bipolar Bozukluk, nöroinflamasyon, nörodejenerasyon, yürütücü işlevler

Bipolar bozuklukBiyobelirteçlerNörofilament hafif zincirleri+4
Aıse Tangılntız
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Melatoninin major depresif bozukluk tedavisinde prognostik değeri

Giriş: Çalışmamızda majör depresif bozukluk (MDB) tanısı almış hastalarda antidepresan tedavisi başlandıktan 48 saat sonraki plazma melatonin (MLT) düzeyi ile antidepresan tedavinin 8. haftasındaki yanıtı ve bilişsel işlevlerdeki değişiklik ile korelasyonu tespit etmek amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamız kesitsel prospektif eşleştirilmiş vaka-kontrol çalışması olarak planlanmıştır. Ocak 2021 – Ocak 2022 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri polikliniğine başvuran, DSM-V kriterlerine göre Majör Depresif Bozukluk tanısı konulmuş 50 hasta ve 50 sağlıklı kontrol olmak üzere toplam 100 katılımcı dahil edilmiştir. Çalışmadaki tüm katılımcılara Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği (HDDÖ), Hamilton Anksiyete Değerelendirme Ölçeği (HADÖ), Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ) ve Wisconsin Kart Eşleşme Testi (WKET) uygulanmıştır. Hastalarla klinik görüşme yapılmış, ölçekler ve nörobilişsel test uygulanmış ve melatonin (MLT) düzeyini ölçmek için kan örnekleri alınmıştır. Antidepresan tedaviden 48 saat sonra plazma melatonin düzeyi ölçülmüş ve antidepresan tedavinin 8.haftasında yanıtın ve yürütücü işlevlerdeki değişiklik ile ilişki değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda antidepresan tedavinin 8.haftasında hem 20mg grupta hem de 40mg grupta HDDÖ skorlarında anlamlı düzeyde azalma görüldü (p=0,001; p=0,002). Ancak sadece 20mg grupta olan hastaların antidepresan tedavinin 8.haftasında PUKİ skorları anlamlı düzeyde azalma görüldü (p=0,006), benzer şekilde de 20mg grup hastaların daha fazla WKET parametrelerinde anlamlı düzeyde azalma/artma saptandı (p<0.05). Çoğu çalışmaların sonuçlarından farklı olarak tedavi almamış hasta grubunda sağlıklı kontrollere göre sabah MLT düzeyinin anlamlı yüksek olduğu görüldü (p=0.001). Tedavi öncesi MLT düzeyi 40mg grupta olan hastalarda 20mg grupta olan hastalara kıyasla anlamlı düzeyde düşük olduğu tespit edildi (p<0,05). Benzer düzeyde fark 48 saatte de saptandı yani 20mg grup ve 40mg grup hastaların MLT düzeyi 48 saatte anlamlı düzeyde arttı, ancak bu artış 20mg gruptaki hastalarda (p=0,004) daha fazla oldu. Sonuç: Çalışmamızdan elde ettiğimiz bu bulgular kanda MLT düzeyinin artması antidepresan tedaviye yanıtı öngörebileceğini düşünmekteyiz. Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular MLT'nin MDB tanısı alan hastaların takip ve tedavilerinde kullanılabilirliği açısından önemli bir biyokimyasal belirteç olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Majör Depresif Bozukluk, melatonin, yürütücü işlevler, fluoksetin

Depresif bozukluk-majörDepresyonFluoksetin+4
Kamala Najafova
Bezmialem Vakıf University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Tasarım temelli bilgi işlemsel düşünme eğitim modelinin okul öncesi çocukların yürütücü işlev ve öz düzenleme becerilerine etkisi

Bu çalışma TÜBİTAK 1001 "Okul öncesinde tasarım yoluyla anlama yaklaşımı temelli bilgi işlemsel düşünme (BİD) ve kodlama beceri eğitim modelinin (TATBİK) geliştirilmesi" projesinin bir çıktısını sunmaktadır. Araştırma, proje kapsamında geliştirilen TATBİK Modeli'nin, okul öncesi dönem çocuklarının yürütücü işlev ve öz düzenleme becerileri üzerindeki etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, tasarım temelli düşünmeye dayalı BİD ve kodlama temelli bir öğretim modelinin geliştirilmesi, uygulanması ve etkililiğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, kuramsal temellerle uygulama sürecini bütünleştirmeye olanak tanıyan, öğretim modelinin tasarlanması, uygulama sürecinde iyileştirilmesi ve işlevsel hâle getirilmesini sağlayan döngüsel ve esnek yapısıyla Tasarım Tabanlı Araştırma (TTA) yöntemi araştırmada temel yaklaşım olarak benimsenmiştir. Tasarlama-geliştirme-değerlendirme döngüsel süreçlerini içeren TTA yaklaşımına göre modelin geliştirme süreci dört aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada mevcut durum analiz edilerek modelin kavramsal ve kuramsal temelleri ortaya konmuştur. İkinci aşamada, araştırmacı, öğretmen, ebeveyn ve çocukların iş birliğiyle robot ile uygulanan 18 etkinlik, robotsuz uygulanan 18 etkinlik olmak üzere toplam 36 etkinlik geliştirilmiştir. Bu etkinlikler uygulayıcı öğretmenlerce uygulanarak döngüsel biçimde revize edilmiştir. Üçüncü aşamada, geliştirilen TATBİK Modeli proje kapsamında mühendislik tasarım, kodlama ve BİD becerileri üzerinde etkisi test edilirken, bu çalışma kapsamında yürütücü işlev ve öz düzenleme becerilerine etkisi test edilmiştir. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak, "Kişisel Bilgi Formu", "EF Touch Yürütücü İşlev Bataryası" ve "Okul Öncesi Öz Düzenleme Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışma grubunu; Gaziantep ili merkezindeki Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı anaokuluna devam eden 5-6 yaş Deney 1 grubunda 26, Deney 2 grubunda 25 ve kontrol grubunda 25 çocuk olmak üzere toplamda 76 çocuk oluşturmuştur. Deney 1 grubuna araştırmacı tarafından "Robot ile Uygulanan Etkinlikler" etkinlikler, Deney 2 grubuna ise sınıf öğretmeni tarafından "Robotsuz Uygulanan Etkinlikler" 6 hafta, haftada 3 gün ve ortalama 40-60 dakika uygulanmıştır. Araştırmanın verileri SPSS.26 paket programı aracılığıyla parametrik testlerden karışık ölçümler 3x3 ANOVA kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, uygulanan modelin yürütücü işlev ve öz düzenleme becerileri alt boyutlarında, Deney 1 ve Deney 2 gruplarında, kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde gelişim olduğunu ortaya koymuştur. Deney gruplarının öntest, sontest ve kalıcılık testi puanları karşılaştırıldığında her iki grupta da anlamlı fark saptanmıştır. Ayrıca, robot ile uygulanan etkinliklerin robotsuz uygulanan etkinliklere göre yürütücü işlev ve öz düzenleme becerilerinin tüm alt boyutlarında daha yüksek düzeyde gelişim sağladığı belirlenmiştir. Bu sonuçlar, uygulanan TATBİK Modeli'nin yürütücü işlev ve öz düzenleme becerilerine katkı sağladığı ortaya konmuştur.

Bilgi işlemsel düşünmeKodlamaTasarım odaklı düşünme+3
Zeliha Damla Kalyenci
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan ve normal çocukların ana-babalarında zihin kuramı ve yürütücü işlevlerin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocukların anne- babaları ve sağlıklı çocukların anne-babalarında OSB ve DEHB belirtileri, zihin kuramı ve yürütücü işlevlerin karşılaştırılmasıdır.

Aile işlevleriAna-babaAna-baba tutumu+5
Sümeyra Çelik
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Aileleri farklı sosyo-ekonomik düzeylerde bulunan 54-72 aylık çocukların yürütücü işlev becerilerine ve cinsiyetlerine göre öğretmenleriyle kurdukları ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada, aileleri farklı sosyo-ekonomik düzeylerde bulunan okul öncesi dönem çocuklarının öğretmenleriyle kurdukları ilişkileri ile çocukların yürütücü işlev becerileri ve cinsiyetleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, nicel desende planlanmış ilişkisel bir çalışmadır. Maksimum çeşitleme yöntemiyle belirlenen örneklemde, Adana ili merkez ilçelerinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı anaokullarına devam eden 54-72 ay arası 598 çocuk yer almaktadır. Veriler toplanırken, öğretmen-çocuk ilişkisinin belirlenmesinde "Öğrenci-Öğretmen İlişki Ölçeği", çocukların yürütücü işlev becerilerini ölçümü için "Çocukluk Dönemi Yönetici İşlevler Envanteri" kullanılmış olup sosyo-ekonomik düzeyin belirlenmesinde genel bilgi formundan yararlanılmıştır. Verilerin analizinde cinsiyete ilişkin farklılıklar için Bağımsız Örneklemler t Testi, sosyo-ekonomik düzeye ilişkin farklılıkların belirlenmesinde ANOVA testi ve son olarak öğretmen-çocuk ilişkileri ile çocukların yürütücü işlev becerileri arasındaki ilişkilerin test edilmesi için ise Pearson Momentler Korelasyonu Testi ile yürütücü işlev becerilerinin öğretmen-çocuk ilişkisini yordama durumunun incelenmesi için basit doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, alt ve üst sosyo-ekonomik düzeydeki çocukların yürütücü işlev becerileri (çalışan bellek, ketleme) ile öğretmenleriyle olan ilişkilerindeki çatışma ve yakınlık arasında orta düzeyde, anlamlı ilişkiler bulunduğu ortaya çıkmıştır. Çocukların yürütücü işlev becerileri, öğretmen-çocuk ilişkisindeki yakınlık ve çatışmayı yordamaktadır. Son olarak, çocukların yürütücü işlev becerilerinin sosyo-ekonomik düzeye ve cinsiyete göre farklılaştığı, öğretmen-çocuk ilişkisinin ise sosyo-ekonomik düzeye göre farklılaşmadığı ancak ilişkideki yakınlığın kızların lehine farklılaştığı ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Yürütücü işlev becerileri, öğretmen-çocuk ilişkisi, sosyo-ekonomik düzey, okul öncesi

AileOkul öncesi eğitimOkul öncesi çocuklar+3
Vildan Kılıçay
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu tanısı alan çocuk ve ergenlerin dikkat eksikliği/hiperaktivite alt tiplerine göre bilgisayar tabanlı nöropsikolojik bir test bataryası olan cnsvs (The central nervous system vital signs) sonuçlarının incelenmesi

Bu çalışmada Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı alan çocuk ve ergenlere, bilgisayar tabanlı test bataryası (CNSVS) uygulanarak DSM-IV kriterlerine göre sınıflandırılan DEHB alt tiplerinin kendi aralarındaki yürütücü işlev farklılıkları araştırılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, İzmir ilinde bir çocuk-ergen psikiyatri kliniğine ilk kez başvuran ve çocuk-ergen alanında uzman bir psikiyatrist tarafından yapılan görüşme sonucunda ilk kez DEHB tanısı alan, 8-15 yaşları arasındaki 100 çocuk ve ergen oluşturmuştur. Tüm görüşmelerde: Sosyodemografik Veri Formu, Yıkıcı Davranış Bozukluklarını Tarama ve Değerlendirme Ölçeği ve psikiyatrik eş tanıları belirlemek amacıyla Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi kullanılmıştır. DEHB etiyolojisini belirlemeye yönelik yapılan çalışmalar, yürütücü işlev bozukluklarının, etiyolojide önemli bir rolü olduğunu göstermiştir. Uygulanan test bataryasının alt test puanlarına göre, DEHB alt tipleri kendi aralarında değerlendirildiğinde, dikkat eksikliği alt grubunun bileşik alt gruba göre daha iyi performans gösterdiği görülmüştür. Ebeveynlere uygulanan ölçek sonuçlarının da test sonuçlarını destekler nitelikte olduğu görülmüştür.

Hiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuYönetici işlevler
Hande Dutar
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Depresif bozukluk tanısı olan ergenlerde kendine zarar verme davranışının dürtüsellik, emosyon regülasyonu, psikolojik sağlamlık ve yürütücü işlevler ile ilişkisinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmada kendine zarar verme davranışı (KZVD) olan depresyon hastaları, KZVD olmayan depresyon hastaları ve sağlıklı ergenler ile karşılaştırılarak; KZVD'nin klinik ve sosyodemografik özellikler, depresyon şiddeti, dürtüsellik, emosyon regülasyonu, psikolojik sağlamlık ve yürütücü işlevler ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma Eylül 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniği'nde yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 12-18 yaş ergenler ve bir ebeveynleri oluşturmaktadır. Son 1 yıl içerisinde en az 1 kez KZVD olan ve yapılan klinik görüşme sonucu depresif bozukluk tanı kriterlerini karşılayan 43 ergen KZVD olan depresyon hastaları grubuna, KZVD olmayan ve depresif bozukluk tanı kriterlerini karşılayan 41 ergen KZVD olmayan depresyon hastaları grubuna ve bu ergenlerle yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 38 gönüllü sağlıklı ergen sağlıklı kontrol grubuna dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu-DSM-5 ve Çocuklar İçin Depresyon Değerlendirme Ölçeği-Gözden Geçirilmiş Formu uygulamıştır. Çalışmaya katılan tüm ergenler Sosyodemografik Veri Formu, DSM-5 Düzey-2 Depresyon Ölçeği Çocuk Formu(DEP), Duygudurum Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ), Barrat Dürtüsellik Ölçeği-11 (BDÖ-11) ve Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği-12'yi (ÇGPSÖ-12); KZVD olan ergenler ayrıca Kendine Zarar Verme Davranışı Değerlendirme Envanterini doldurmuştur. Tüm ergenlere nöropsikolojik testlerden Wisconsin Kart Eşleme testi (WCST), Stroop Testi ve İşaretli Yap/Yapma Testi araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Araştırmaya katılan her ergenin bir ebeveyni Yürütücü İşlevleri Davranışsal Değerlendirme Envanteri Ebeveyn Formunu (BRİEF) doldurmuştur. Bulgular: KZVD olan depresyon grubu ergenler aile içi şiddet ve ailede evlilik sorununu en yüksek oranda bildirirken, sağlıklı kontrol grubu ergenlerin en düşük oranda bildirdiği görülmüştür. KZVD olan depresyon grubundaki ergenlerin diğer iki gruptaki ergenlerden anlamlı düzeyde daha fazla oranda düzenli sigara kullandıkları, daha fazla intihar düşüncesi, planı ve girişimi öyküsü ve arkadaşlarında intihar öyküsü bildirdikleri saptanmıştır. KZVD olan ergenlerde en sık kendine zarar verme yönteminin kendini sert bir yere çarpma, vurma olduğu, ikinci sıklıktaki yöntemin kendini kesme olduğu saptanmıştır. DEP, BDÖ-11 ve BRİEF alt ölçek ve toplam puanları karşılaştırıldığında KZVD olan ve olmayan depresyon grupları arasında anlamlı farklılık bulunmazken sağlıklı kontrol grubu puanlarına göre anlamlı olarak yüksek saptanmıştır(p<0.01). DDGÖ amaç, dürtüsellik ve netlik alt ölçek puanları KZVD olan depresyon grubu ergenlerde diğer gruplardakilere göre anlamlı olarak daha yüksek, ÇGPSÖ-12 puanları anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır (p<0.01). DDGÖ strateji, kabul etmeme ve farkındalık alt ölçek puanları depresyon gruplarında benzer bulunurken sağlıklı kontrol grubunda anlamlı olarak düşük saptanmıştır (p<0.05). WCST, Stroop Testi ve İşaretli Yap/Yapma Testi verileri karşılaştırıldığında depresyon grupları arasında fark bulunmazken, bu gruplardaki ergenlerin sağlıklı kontrol grubundakilere göre daha kötü performans sergilediği bulgulanmıştır (p<0,05). KZVD üzerine etkisi olan değişkenlerin lojistik regresyon analizinde DDGÖ dürtüsellik alt ölçek puanı ve intihar düşüncesi istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p<0.05). KZVD işlevleri ile ilgili analizler sonucunda DEP toplam puan ve DDGÖ strateji alt ölçek puanı otonom işlevler ile korele bulunurken, DEP toplam puan ve BDÖ-11 motor dürtüsellik alt ölçek puanı sosyal işlevler ile korele bulunmuştur(p<0.01). KZVD işlevlerine etkisi olan değişkenleri saptamak için yapılan çoklu lineer regresyon analizinde otonom işlevler üzerinde DDGÖ strateji alt ölçek puanı, sosyal işlevler üzerinde ise DEP toplam puan ve BDÖ-11 motor dürtüsellik alt ölçek puanı etkili bulunmuştur (p<0.05). Araştırmamızda kullanılan ölçeklerin olgu grubunda yapılan değerlendirmesinde DEP, DDGÖ, BDÖ-11 ve BRİEF ölçekleri birbirleriyle pozitif korele bulunurken, ÇGPSÖ-12 ile diğer tüm ölçekler arasında negatif korelasyon saptanmıştır. Sonuç: KZVD olan depresyon grubu ergenler ailede evlilik sorunu, aile içi şiddet, düzenli sigara kullanımı, intihar düşüncesi, planı ve girişimi öyküsü ve arkadaşlarında intihar öyküsü açısından diğer gruplardaki ergenlerden farklı bulunmuştur. KZVD olan ergenlerin duygu düzenleme konusunda güçlük yaşadıkları, olumsuz duygu esnasında amaca yönelik davranışı başlatma, duygusal yanıtı netleştirebilme ve dürtüsel davranışları kontrol edilebilme açısından daha az beceriye sahip oldukları, psikolojik sağlamlıklarının düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dürtüsellik ve yürütücü işlevleri değerlendiren ölçekler ve laboratuvar testlerinin sonuçları KZVD ile ilişki saptamamış, bulunan defisitlerin depresyon ile ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. KZVD üzerine etkili bulunan faktörlerin analizi sonucunda intihar düşüncesine sahip olmanın ve dürtüsel davranışları kontrol edilebilmede güçlük yaşamanın KZVD riskini arttırdığı saptanmıştır. Ayrıca KZVD olan ergenlerde duygudurum düzenleme stratejileri konusunda yaşanan güçlükler arttıkça otonom işlevlerin, depresyon şiddeti ve motor dürtüsellik arttıkça sosyal işlevlerin daha fazla kullanıldığı sonucuna varılmıştır. Depresyon şiddeti, dürtüsellik ve duygudurum düzenlemede güçlükler artıkça yürütücü işlev defisitlerinin arttığı; psikolojik sağlamlığın ise bütün bu değişkenler ile negatif yönde ilişkili olduğu saptanmıştır. KZVD'nin altında yatan faktörlerin tespiti ve bu davranışın önüne geçebilmek için gerekli tedbirlerin oluşturulabilmesi için, yürütücü işlevler ve diğer değişkenlerle ilişkisinin araştırıldığı daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır.

Depresif bozuklukDepresyonDuygudurum+5
Tuğçe Canol
Manisa Celal Bayar University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

4-6 yaş tipik gelişim gösteren ve Otizm Spektrum Bozukluğuna sahip olan çocuklarda zihin kuramı, yönetici işlevler ve dil ilişkisi

4-6 yaş tipik gelişim gösteren (TGG) ve Otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan çocuklarda zihin kuramı (ZK), yönetici işlevler (Yİ) ve dil ilişkisinin ve bu değişkenlerin aracı etkisinin incelenmesi amaçlanan bu araştırma korelasyonel (ilişkisel) araştırmadır. Çalışma grubunu Gaziantep ilinde bulunan, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda eğitimlerine devam eden, herhangi bir gelişimsel yetersizlik tanısı almamış 4-6 yaşlarında olan 44 TGG çocuk ile Gaziantep ve Diyarbakır illerinde bulunan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden 44 OSB tanısı almış çocuklar oluşturmaktadır. Çalışma grubunun belirlenmesinde aile izin formu, Gilliam Otistik Derecelendirme Ölçeği (GOBDÖ-2) ve Raven Renkli Progresif Matrisler Testi (RPM) kullanılmıştır. Çalışma verilerinin toplanmasında dil becerilerinin değerlendirilmesi amacıyla Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL); Yİ değerlendirilmesinde gece-gündüz görevi, boyut değiştirerek kart eşleme görevi (BDKE), anlamsız sözcük tekrarı listesi ve ZK becerilerini değerlendirmede ise sözel ve SOYİ yer değişikliği işlemleri kullanılmıştır. Araştırmaya başlamadan önce uygulanacak işlemlerin ve kullanılacak materyallerin çocukların yaşına uygunluğu, materyallerin dikkat dağıtıcı olup olmaması, yönergelerin uygunluğu gibi süreçte yaşanabilecek herhangi bir sorunu değerlendirmek amaçlı pilot uygulamalar yapılmıştır. Araştırmada tüm veri araçlarının uygulama güvenirliğini belirlemek amacıyla video kayıtları bağımsız gözlemci tarafından izlenmiştir. Araştırma sonuçları incelendiğinde; OSB olan ve TGG katılımcılara uygulanan sözel yanlış inanç işlemi (SYİ) ile SOYİ yanlış inanç işlemleri (SOYİ) arasında farklılık bulunmamıştır. Yİ bileşenlerinin gruplar arasındaki farklılıkları incelendiğinde; bilişsel esneklik (BE) görevinde gruplar arasında fark bulunmazken ketleme ve çalışma belleği (ÇB) TGG çocukların lehine anlamlı farklılık bulunmuştur. Değişkenler arasında ilişkiye bakıldığında; SYİ ile SOYİ arasındaki ilişkinin OSB olan 4 yaş grup ile TGG olan 6 yaş çocuklarda orta düzey pozitif yönde anlamlı ilişkili olduğu bulunmuştur. 6 yaş OSB olan grupta SYİ ile ketleme arasında; 4 yaş TGG olan grupta SOYİ ile ketleme arasında düşük düzey pozitif yönde ilişki bulunmuştur. Ketleme ile BE arasındaki ilişkinin ise sadece TGG çocuklarda 4 yaş grubunda düşük düzey pozitif yönde ilişkili olduğu; ÇB ile ketleme arasındaki ilişkinin ise OSB çocuklarda 5 yaş grubunda düşük düzey pozitif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. TGG çocuklarda 6 yaş grubunda ÇB ile BE arasında düşük düzey pozitif yönde ilişki olduğu ; ÇB ve dil arasındaki ilişkinin ise TGG çocuklarda 5 yaş grubunda düşük düzey pozitif yönde ilişkili olduğu görülmektedir. 6 yaş OSB olan grupta ise dil-SYİ ve dil-ketleme arasında orta düzey pozitif yönde ilişki anlamlı olduğu görülmüştür. Araştırmada Hayes tarafından geliştirilmiş bir makro olan bootstrap yöntemiyle güven aralığı hesaplanarak değişkenlerin birbirleri üzerindeki aracı değişken etkisi incelenmiştir. 6 yaş OSB olan çocuklarda ZK'nın dil üzerindeki etkisinde ÇB'nin aracı rolü olduğu bulunmuştur. TGG 6 yaş grupta ise ÇB'nin dil üzerinde etkisinde ZK'nın aracı rolü olduğu belirlenmiştir. Dil ile ZK ilişkisinde ketlemenin aracı rolünü tespit etmek amacıyla gerçekleştirilen aracı değişken etkisi sonuçlarında ise TGG 5 yaş ve TGG 6 yaş olan grupta dilin ketleme üzerinde ZK'nın aracı rolü olduğu görülmekteyken OSB 6 yaş grubunda dilin ketleme üzerinde etkisinde ZK'nın aracı rolü görülmemektedir. Elde edilen bulgular dahilinde OSB olan çocuklarda dil, yanlış inanç işlemleri ve Yİ bileşenlerinin ilişkisi alanyazın temelinde tartışılmıştır.

DilOtizm spektrum bozukluğuYönetici işlevler+3
Merih Toker
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kuvvetler ayrılığı ilkesi açısından yürütme ve idari yargı

Hukuk Devleti kavramı, ülkemizde önce doktrinde, sonra yargı kararlarında ve en son olarak Anayasa metinlerinde yer almıştır. Bu sürece ilişkin olarak kurucu iktidarların gösterdiği çekingenlik ve kıskançlık yargının içtihatlarına tesir etmemiş; kavram geniş bir boyutta, evrensel değerleri de gözetir bir şekilde tanımlandırılmaya çalışılmıştır.Hukuk devletinde, kuvvetler ayrılığı ilkesiyle kamu gücünden kaynaklanan yetkiler bölünmüş ve dağıtılmış olduğu için, devletin gücü dizginlenmiş ve sınırlandırılmıştır. Kuvvetler ayrılığı, hukuk devletinde siyasal gücün sınırlandırılmasını sağlayan en etkili yollardan biridir. Yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri arasında organik ve fonksiyonel ayrılık esasına dayanan bu ilke, egemenliğin sınırlanmasında zorunlu olduğu kabul edilen bir sistemdir.İdari yargının temel işlevi, yönetimin hukuka uygunluğunun denetlenmesi ve sağlanmasıdır. Bu sağlanırken idari yargının vereceği kararlar idari işlem ve eylem niteliğinde olmaması gerekir.Bu çalışmamızda; kuvvetler ayrılığı ilkesi çerçevesinde yürütme ve yargı organlarının fonksiyonları incelenmeye çalışılacaktır. Her devlette gördüğü işlev bakımından bireylerle sürekli karşı karşıya gelen, yürütme organıdır. Hukuk devletinin en önemli öğesi olan yargı bağımsızlığı devlet gücünün konulmuş hukuk kurallarıyla sınırlandırılmasında önemini yürütmeye karşı göstermektedir. Bu nedenle hukuk devleti ilkesi ile kuvvetler ayrılığı ilkesi birlikte ele alınarak, yürütme organı ve yargı organı konusuna genel olarak değinilmiştir.

Hukuk devletiKuvvetler ayrılığıYönetici işlevler+5
Cüneyt Uyar
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğu olan bireylerde dürtüsellik ve karmaşık dikkat işlevlerinin incelenmesi -Adıyaman ili örneği-

Bu araştırmada; bir grup madde kullanım bozukluğu olan bireylerin dürtüsellik ve karmaşık dikkat işlevleri, sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılarak incelenmiştir. Araştırmanın deseni, vaka kontrol bir araştırma olarak belirlenmiştir. Araştırmanın evrenini, Adıyaman Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Psikiyatri polikliniğine başvuran madde kullanım bozukluğu olan hastalar oluşturmaktadır. Bu hastalardan çalışmaya katılmayı kabul eden 18-65 yaş grubunda olan 33'ü (%94,3) erkek, 2'si kadın toplam 35 kişi ise çalışma örneklemini oluşturmaktadır. Cinsiyet ve yaş bakımından benzer olan basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen madde kullanım bozukluğu olmayan 23'ü (%92,0) erkek, 2'si kadın toplam 25 kişiden kontrol grubu oluşturulmuştur. Araştırmada, Barratt Dürtüsellik Ölçeği ve İz Sürme Testi ölçme araçları olarak kullanılmıştır.Çalışmada elde edilen bulgular; madde kullanım bozukluğu olanların düşüncelerin yarışması, konsantrasyon, hazzı erteleme, uygun karar verme, ve tepki engellemede zorlandıkları bulunmuştur. Çalışmada elde edilen diğer önemli bulgu ise; madde kullanım bozukluğu olanların karmaşık dikkat işlevlerinde bozulmalar daha fazladır. Bu sonuca göre madde kullanım bozukluğu olanların; uyarıcı setleri arasında kurulumu değiştirebilme, ardışıklığı takip edebilme ve zihinsel esneklik gibi görevlerde bozulmalar daha fazla görülmektedir. Madde kullanımı ile dürtüsellik ve karmaşık dikkati içeren yürütücü işlevler arasındaki karşılıklı ilişkilerin daha iyi anlaşılması için uzun süreli takip çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Madde kullanım bozukluğu, dürtüsellik, karmaşık dikkat

AdıyamanBilişsel işlevDürtü+6
Ali Kuştepe
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erkek alkol bağımlılarında yürütücü işlevler ve problem çözmenin ayıklık süresi ve içme miktarı ile ilişkisi

Alkol bağımlılığı remisyon ve relapslarla seyreden bir bozukluktur. Tedavisi remisyona ulaşmak ve remisyonu olabildiğince sürdürmektir. Tedavi modellerinde bilişsel davranışçı modeller ön planda yer alır. Alkol bağımlılığında bilişsel işlevlerin bozulduğu bildirilmiştir. Bozuk bilişsel işlevlerin de tedaviyi zorlaştırıcı etkenlerden olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı alkol bağımlılığında ana bilişsel işlevlerden olan yürütücü işlevler ve problem çözme fonksiyonlarının uzun süreli ve kısa süreli ayık hastalarda karşılaştırılması, uzun süre ayıklığı ve yürütücü işlevlerdeki bozulmayı yordayan klinik etkenlerin incelenmesidir. Bu amaçla 32 kısa süreli, 24 uzun süreli ayık hasta çalışmaya alınmış, Stroop ve Hanoi kulesi testi ve problem çözme envanteri uygulanmıştır. Çalışma sonuçlarına göre kısa ve uzun süreli ayık hasta grupları arasında yürütücü işlevler açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Uzun süreli ayık hastalar, kısa süreli ayık hastalara göre daha fazla ?planlı? ve ?düşünen? problem çözme yaklaşımlarını kullanmaktadır. Genel olarak alkol bağımlıları ?kaçıngan? problem çözme yaklaşımını kullanmaktadır. Yürütücü işlevler ile kimulatif içme, ayıklık süresi, eğitim durumu, yaş, ailede alkol bağımlılığı öyküsü, hastalık süresi ve günlük içme miktarı ve yatış sayısı arasında bağıntı bulunamamıştır. Düzenli alkol almaya başlama ile alkolü sorun olarak görmeye başlama arasındaki zaman ile Hanoi kulesi testi toplam süresi arasında ters bağıntı bulunmuştur.

Alkol bağımlılığıAlkol içmeAlkolizm+7
Sabri Burhanoğlu
Gazi University
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Opiyat kullanım bozukluğu hastaları ile kumar oynama bozukluğu hastalarının yönetici işlevler yönünden karşılaştırılması

Yürüttüğümüz bu çalışma ile arındırma tedavisini tamamlamış, DSM-V'e göre opiyat kullanım bozukluğu (OPKB) ve kumar oynama bozukluğu (KOB) tanısı alan hastaların yönetici işlevleri yönünden sağlıklı kontrollerle karşılaştırılıp değerlendirilmesi ve bağımlılıkların nöropsikolojisinin daha net anlaşılabilmesi ve bağımlılık tedavi planlarının geliştirilebilmesine katkıda bulunulması amaçlanmaktadır. Araştırmamız Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Amatem Kliniği'nde çalışmaya alınma ve dışlanma kriterlerini karşılayan opiyat kullanım bozukluğu tanısı alan 50 erkek hasta, kumar oynama bozukluğu tanısı alan 50 erkek hasta ve sağlıklı kontrol grubu olarak da alınan 50 erkek olmak üzere toplamda 150 katılımcı ile yürütüldü. Katılımcılara demografik bilgi formu, Beck depresyon ve anksiyete ölçeği, kısa semptom envanteri, klinik ve demografik özelliklerini değerlendirmek için verildi, yönetici fonksiyonları değerlendirmek için de Stroop testi Çapa formu, Wisconsin kart eşleme testi, İz sürme testi A ve B formu, ileri ve geri sayı menzili testi, sözel akıcılık testi ve bilgisayardan Londra kulesi testi ile Iowa kumar testi uygulandı. Sosyodemografik veriler yüzde, frekans, ortalama, standart sapma, medyan, minimum, ve maksimum değerleri olarak verildi, ikili veriler Pearson Ki-kare testi ile incelendi. Elde edilen bulgular normal dağılmadığından grup karşılaştırmaları Kruskall Wallis testi ve post hoc bonferonni karşılaştırmalı Mann Whitney U testi ile kullanılarak değerlendirildi. Demografik ve klinik değişkenlerle yönetici işlevlerin ilişkisi yaş ve eğitim kontrol edilerek, kısmi Spearman korelasyon analizi ile incelendi. Opiyat, kumar ve sağlıklı kontrol grupları arasında, opiyat kullanım bozukluğu tanısı almada yaş, eğitim ve yönetici işlev testlerinin etkisi, lojistik regresyon analizinin Enter yöntemi ile incelendi. Çalışma neticesinde elde edilen bulgulara göre uzun süreli opiyat kullanımının yarattığı nörotoksik etkilere bağlı olabilecek şekilde, opiyat kullanım bozukluğu grubunun Stroop testi, Wisconsin kart eşleme testi, ileri ve geri sayı menzili testi, sözel akıcılık testi, iz sürme testi A ve B bölümü, Londra kulesi testi ile Iowa kumar testlerine ait bazı bölümlerden elde ettikleri puanların, kumar oynama bozukluğu ve sağlıklı kontrol grubuna göre daha düşük seviyede olduğu ve kumar oynama bozukluğu grubunun da bu testlerden elde ettikleri puanların sağlıklı kontrol grubuna göre daha düşük seviyede olduğu saptandı. Kumar oynama süresinin yalnızca İz sürme testi A bölümü puanı ile arasında negatif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir korelasyonun ilişkisinin bulunduğu saptandı. En son günlük opiyat kullanım miktarı ile WKET 7 puanı arasında negatif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir korelasyon saptandı. Opiyat kullanım süresi ile İz sürme testi A bölümü düzeltme sayısı arasında negatif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir korelasyon ve toplam opiyat kullanım süresi ile İST A bölümü düzeltme sayısı arasında da negatif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir korelasyon saptandı. Madde kullanmaya başlama yaşı ile İST A bölümü hata sayısı ve opiyat kullanmaya başlama yaşı ile İST B/A puanı arasında pozitif yönde zayıf düzeyde bir korelasyon görülürken; madde kullanmaya başlama yaşı ile İSM ve İGSMT puanları arasında da negatif yönde zayıf düzeyde bir korelasyon saptandı. OPKB-KOB grupları arası anlamlı bulunan lojistik regresyon modellerinde OPKB tanısı almayı en fazla yordayan risk faktörlerinin; WKET 1, İSM, Stroop D enterferansa direnç süresi ve SAT toplam harf perseverasyonu puanının olduğu; OPKB-SK grupları arası anlamlı bulunan modellerde, OPKB tanısı almayı en fazla yordayan risk faktörlerinin; Stroop C, Stroop C spontan düzeltme sayısı ve İST B-A süre farkının olduğu saptandı. OPKB-KOB gruplarından ortak etkilenen nörokognitif özellikler ve ilgili beyin alanları ile yalnızca OPKB'nda etkilenen nörokognitif özellikler ve ilgili beyin alanları saptandı ve bunlara yönelik tedavi modaliteleri uygulanabilmesi için önerilerde bulunuldu. Ayrıca araştırmanın sınırlılıkları ile ileride yapılacak çalışmalar için de ayrıca önerilerde bulunuldu. Elde edilen bu bulgular bağlamında, kişiye özel bilişsel işlevlerin geliştirilmesine yönelik bağımlılık tedavilerine bilişsel rehabilitasyon programlarının eklenmesinin, bağımlılıklarla ilgili sorunların çözümüne katkıda bulunacağı düşünülmektedir.

BağımlılıkKumar oynamaNöropsikolojik testler+5
Orhan Kapucı
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Ağ destekli bireyselleştirilebilir müdahale programı tasarımının özgül öğrenme bozukluğu belirtileri üzerindeki etkisi

Özgül öğrenme bozukluğu (ÖÖB) tanısı alan bireyler, yalnızca kendi ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanan bireyselleştirilen eğitim planlarıyla destek almalıdırlar. Literatür incelendiğinde, alanda çalışan öğretmenlerin ÖÖB tanısı alan öğrenciler ile yaptıkları çalışmalarda Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından geliştirilen Özel Öğrenme Güçlüğü Destek Eğitim Programı'nı (ÖÖGDEP) uygulayacak zaman ve olanak bulamadıkları ve ÖÖB tanısı alan öğrencilerin ebeveynlerinin ÖÖGDEP'in eğitim sürecine yeterince katkı gösteremedikleri görülmektedir. İlgili alanyazında, eğitim teknolojisinin özel eğitime gereksinim duyan bireylerin deneyimlerini artırmada, öğrenmelerini kolaylaştırmada ve birbirinden oldukça farklı öğrenme gereksinimleri olan bu çocukların ihtiyaç duydukları bireyselleştirilmiş eğitimi sağlamada önemli bir yere sahip olduğu belirtilmektedir. Bu doğrultuda, gerçekleştirilen bu çalışmada ÖÖB ile ilişkili belirtileri azaltmaya yönelik gerekli çalışmaları, bireye özgü bir şekilde sunmak ve ÖÖB'de uygulanması gereken içeriklerin belirsizliği ve erişim kısıtlılıklarını giderebilmek amacıyla teknoloji tabanlı bir eğitim programı tasarlanmıştır. Tasarım, uygulamanın bilimsel gerçekliğe sahip olması, ülkemize özgü tanı testleri doğrultusunda etkinlik planlaması yapabilmesi, ÖÖB tanısına yönelik içeriklerden oluşması ve bu doğrultuda yazılımsal geri bildirimde bulunması hedeflenerek geliştirilmiştir. Uygulama için ÖÖB tanısı alan bireylerle çalışan ruh sağlığı, eğitim ve bilişim alanlarında akademik çalışmalarına devam eden bireylerden uzman görüşleri alınarak ve önerileri değerlendirilerek multidisipliner nitelikte etkinlik içerikleri oluşturulmuştur. Bu etkinlikler, web temelli ortamda erişilebilir hale getirilerek katılımcılara sunulmuştur. Bu çalışmaya örneklem olarak ÖÖB tanısı almış öğrenciler dâhil edilmiş ve kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Gerekli onamların alınması sırasında ve sonrasında deney ve kontrol grubundaki öğrencilerin velileri ve temasta oldukları eğitimciler araştırma içeriğiyle, hedefleriyle ve süreçleriyle ilgili bilgilendirilmiştir. Özgül Öğrenme Bozukluğu Nöropsikometri Bataryası'nda yer alan, Stroop Testi TBAG Formu, Görsel İşitsel Sayı Dizileri B Formu, İşaretleme Testi, Gessell Testi veri araçları deney ve kontrol grubu ön ve son ölçümlerinde kullanılmıştır. Hem ölçüm araçlarından elde edilen ön ölçüm değerleriyle, hem de uzman görüşleri alınarak ve MEB müfredatı incelenerek performans sorgu sayfasıyla öğrencilerin geliştirmesinde öncelik verilmesi gereken bilişsel ve akademik alanların tespiti amaçlanmıştır. Öğrencilere erişilebilir ağ tabanlı eğitim tasarımının www.barkaneskiili.com sitesi üzerinden sunulmasının ardından, bahsedilen veri araçlarının elde edilen ölçümlerle deney grubundaki katılımcıların ilk ve son ölçüm puanlarındaki farklılığın tespiti için eşli (paired) örneklem t-testi uygulandı. Ayrıca, hem deney hem de kontrol grubunun ön ölçüm puanlarını kontrol altında tutarak son ölçüm skorlarındaki değişimin incelenmesinde ve her iki grupta ön-ölçüm skorlarının son-ölçümü ne ölçüde yordadığına ilişkin kovaryans analizi (ANCOVA) uygulanmıştır. Ayrıca, deney ve kontrol gruplarının son-ölçüm karşılaştırması için eşli (paired) örneklem t-testi uygulanmıştır. Uygulanan bu analiz tekniklerinin ardından, ÖÖB tanısı alan katılımcıların kısıtlı kapasite sistemleri olarak saptanan kısa süreli bellek, odaklanmış dikkat, seçici dikkat, tepki ketlemesi, dikkati bozucu etki kontrolü, bilgi işlemleme hızı, günlük davranımlarla ilişkili yönetici işlevler vd. alanlarında işlevsel olarak anlamlı gelişim gösterdiği görülmüştür. Buradan da, ÖÖB ile ilişkili olan duyumsama/algılama, dikkat, öğrenme/bellek/hatırlama, yönetici işlevler, sıralama, kavramlaştırma, yazılı(motorik) anlatım, dilsel anlatım, motor koordinasyon, duyusal-motor koordinasyon, matematik becerileri, okuma becerileri, yazma becerileri vd. akademik performanslarda artış görüldüğü sonucuna ulaşılmıştır. Geliştirilen tasarımın bireyselleştirilebilir oluşu ve öğrencinin yetersiz olduğu yordanan alanlarla eşleşen eğitim çalışmaları sunması ile bireysel eğitim içeriklerinin kişiye özgü öğrenme ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanma gereksinimi karşılanmış olmakta ve bireylerin kendilerine uygun olmayan içeriklerle karşılaşma olasılığını azaltmaktadır. Ülkemizde gerçekleştirilen tarama modelli çalışmalar dışında, ÖÖB doğasına yönelik uygun içeriklerden oluşan teknoloji tabanlı ve deneysel yönteme dayanan multidisipliner çalışmaların alanyazına dâhil edilmesinin, ülkemiz çocuklarının özel gereksinimlerinin karşılanması adına erişilebilir ve doğru eğitim imkânları sunma açısından önemli katkıları olabileceği düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: özgül öğrenme bozukluğu, ağ destekli müdahale programı, eğitim teknolojisi, üst biliş, yönetici işlevler

Ağ destekli müdahale programıAğ tasarımıAğlar+4
Barkan Eskiili
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çalışma belleği kapasitesi yüksek ve düşük bireylerin yürütücü işlevlerinin, kişilik özelliklerinin ve benlik saygısı düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, bireylerin yürütücü işlevlerini, kişilik ve benlik saygısı düzeylerini çalışma belleği kapasitesine göre incelemektir. Araştırma Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesinde öğrenim görmekte olan öğrenciler ile gerçekleştirilmiş ve araştırmaya 42 kadın 20 erkek olmak üzere toplam 62 öğrenci katılmıştır. Katılımcıların çalışma bellek kapasiteleri HSD (Wechsler Bellek Ölçegi–III- Harf-Sayı Dizisi Alt Testi) ile belirlenmiştir. Yürütücü işlevler; WCST (Wisconsin Kart Eşleme Testi), RSPM (Raven Standart Progresif Matrisler Testi), Stroop Testi TBAG Formu, US Alt Testi (Wechsler Bellek Ölçeği-III Uzamsal Sıralama Alt Testi), kişilik; MKE (Mizaç Karakter Envanteri) ve benlik saygısı; RSBS (Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği) ile ölçülmüştür. Elde edilen verilere araştırmanın amaçlarına uygun olarak Bağımsız Gruplar İçin t- Testi, MANOVA ve Mann-Whitney U Testi uygulanmıştır. Ek olarak HSD ve kişilik arasındaki ilişki Pearson Korelasyon Analizi ile incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar çalışma belleği kapasitesine göre yürütücü işlevlerin farklılaştığını ortaya koymuştur. Çalışma bellek kapasitesi düşük katılımcıların kurulumu değiştirme, akıcı zeka, dikkat, uzamsal sıralama performanslarının çalışma bellek kapasitesi yüksek katılımcılara göre daha düşük olduğu saptanmıştır. HSD ile MKE alt boyutu olan Yenilik Arayışı arasında anlamlı korelasyon görülmüştür. Bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmış ve gelecekteki araştırmalara yönelik öneriler sunulmuştur.

Benlik saygısıKişilikKişilik özellikleri+3
Şerife Gül Ayhan
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Stresin karar vermeye etkisi: Analitik zekâ, yürütücü işlevler, somatik işaretler ve kişilik özelliklerinin rolü

Anlık stresin karar verme davranışını etkilediği ve artan stres ile beraber belirsizlik altında karar verme performansının bozulduğu, literatürde yer alan çalışma bulgularıyla bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı, stresin karar verme üzerindeki olumsuz etkisinin hangi mekanizmalar aracılığıyla gerçekleştiğinin açığa kavuşturulmasıdır. Diğer bir deyişle, strese bağlı olarak hangi sistemlerin işleyişindeki aksaklıkların karar verme performansını bozduğu anlaşılmaya çalışılacaktır. Bu mekanizmalar SİH (Somatik İşaretleme Hipotezi) ve İkili İşlem Süreci Teorisi'nin öngörülerine göre belirlenmiştir. Dolayısıyla, bu çalışmanın bir diğer amacı da bu teorileri karşılaştırmak ve test etmektir. Araştırmanın örneklemini 18-23 (x̄= 21, SS=1.28) yaş aralığındaki 61(31 kadın, 30 erkek) katılımcı oluşturmaktadır. Bu çalışmanın verileri, SPSS programı kullanılarak Tekrarlı Ölçümlü ANOVA, bağımsız gruplarda t-testi ve AMOS programından yararlanılarak aracılık (mediator) ve koşullu etki analizleri (moderated mediation) ile test edilmiştir. Mevcut araştırma bulguları, anlık stresin SİH'de vurgulanan deri iletkenlik yanıtını ve Sistem 2'de tanımlanan bilişsel süreçleri baskılayarak karar vermede başarısızlıklara neden olduğunu göstermiştir. Bunun yanı sıra düşük nörotizmin stresin olumsuz etkilerini azaltarak, kurulumu değiştirme aracılığıyla karar verme performansında düzenleyici rolü olduğu görülmüştür. Bu sonuçlar doğrultusunda, yukarıda belirtilen teorik yaklaşımların stres altında karar verme davranışını açıklamada ayrı ayrı yeterli olmadığı; ancak bu teorilerin, karar vermenin fizyolojik ve bilişsel mekanizmalarını anlamada birbirlerinin eksikliklerini tamamladıkları çıkarımında bulunulabilir. Ayrıca, stres altında karar verme davranışının kişilik özelliklerine bağlı olarak değişkenlik gösterebileceği de çalışmanın önemli sonuçlarındandır. Araştırma sonuçlarının, stres altında karar verme davranışını anlaşılmasında literatür için önemli bir kaynak olduğu düşünülmektedir. Son olarak, çalışmanın sosyal ve klinik alanlarda uygulamaya yönelik önemli doğurguları bulunduğu söylenebilir.

Analitik zekaBeş faktör kişilik modeliKarar verme+5
Selin Yılmaz
Bolu Abant İzzet Baysal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hafif bilişsel bozukluk ve parkinson tanılı hastaların zihin kuramı, duygu ve yüz tanıma, empati ve aleksitimi düzeyleri ile yürütücü işlevler açısından sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması

Hafif Bilişsel Bozukluk ve Parkinson tanılı hastaların zihin kuramı, duygu ve yüz tanıma, empati ve aleksitimi düzeyleri ile yürütücü işlevler açısından sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması Amaç: Bu çalışmanın amacı, Hafif Bilişsel Bozukluk ve Parkinson hastalarını yürütücü işlevler, zihin kuramı, duygu ve yüz tanıma, aleksitimi ve empati açısından birbirleri ve sağlıklı kontrollerle karşılaştırmak ve bu faktörlerin hangilerinin daha yakından ilişkili olduğunu incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya 30 Parkinson, 30 Hafif Bilişsel Bozukluk hastası ile birlikte yaş, cinsiyet ve eğitimleri eşleştirilmiş sağlıklı 30 bireyden oluşan sağlıklı kontrol grubu dahil edilmiştir. Hasta gruplarına ve sağlıklı kontrol grubuna ilk olarak sosyodemografik veri formu, ardından Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Temel Empati Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği verilmiştir. Sonrasında tüm gruplara Standardize Mini Mental Test, Nöropsikiyatrik Envanter, Benton Yüz Tanıma Testi, Stroop testi, Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği, Gözlerden Zihin Okuma Testi, Ekman Yüz İfadeleri Tanıma Testi uygulanmıştır. Bulgular: Parkinson hastalarının Birinci Derece Yanlış İnanç, İroni Kavrama, Metafor Kavrama becerilerinin Hafif Bilişsel Bozukluk hastalarına göre daha bozuk; Stroop1 hata, Stroop3 süre, HAD puanları ve irritabilitesinin ise daha yüksek olduğu saptanmıştır. Hafif Bilişsel Bozukluk hastalarının Minimental ve Benton toplam test skorları Parkinson hastalarına göre daha düşük; Stroop4 hata ise daha yüksek bulunmuştur. Her iki hasta grubunun da sağlıklı kontrollere göre İkinci Derece Yanlış İnanç, GZO toplam, Ekman şaşırmış, iğrenmiş, nötral performansları düşük; TAO toplam test skorları, Stroop4 süre ve düzeltme, Stroop5 süre, hata ve düzeltme ile apati değerleri yüksek bulunmuştur. TEO test skorlarında ise sağlıklı kontrollere kıyasla anlamlı fark bulunmamıştır. Korelasyon analizleri sonucunda, Parkinson hastalarında DEZTÖ, GZO, Ekman ve Benton test skorlarının Stroop, HAD, TAO ve TEO skorları ile ilişkili olduğu; bilişsel kapasitenin bozulduğu hastalarda, depresif, anksiyöz ve aleksitimik hastalarda sosyal bilişin bozulduğu gösterilmiştir. Hafif Bilişsel Bozukluk hastalarında da DEZTÖ, GZO ve Ekman Test Skorlarının Stroop, TAO ve TEO ile ilişkili olduğu; bilişsel kapasitenin bozulduğu hastalarda ve aleksitimik hastalarda sosyal bilişin bozulduğu gösterilmiştir. Sonuç: Bu kesitsel, prospektif ve kontrollü çalışma, Parkinson Hastalığı ve Hafif Bilişsel Bozukluk hastalarının zihin kuramı, duygu ve yüz tanıma, empati ve aleksitimi düzeyleri ile yürütücü işlevler açısından karşılaştırıldığı ve ilişkili faktörlerin araştırıldığı Türkçe ve İngilizce literatürde görebildiğimiz kadarıyla ilk çalışmadır. Bulgularımız GZO toplam puanının ve hasta gruplarının Birinci ve İkinci Derece Yanlış İnanç testinin yordayıcısı olduğunu göstermiştir. Benton testinin yordayıcısı olarak ise Mini Mental toplam puanı ve GZO toplam puanı bulunmuştur. Bulgularımız Türk popülasyonunda sosyal etkileşimde bozulmalara sekonder gözlenen nöropsikiyatrik semptomları potansiyel olarak azaltabilecek önleyici ve tedavi edici stratejilerin geliştirilmesi için çok önemli olan nörodejeneratif hastalıklarda sosyal bilişi etkileyen faktörler ilişkili mevcut verileri genişletmektedir. Anahtar Kelimeler: Parkinson Hastalığı, Hafif Bilişsel Bozukluk, sosyal biliş, empati, aleksitimi

AleksitimiBilişBiliş bozuklukları+7
Edanur Gümüş
Bolu Abant İzzet Baysal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subtalamik nükleus'a derin beyin stimülasyonu uygulanan ve uygulanmayan parkinson hastalarının bilişsel fonksiyon, emosyonel durum, yaşam kalitesi, hastalık şiddeti, karakter ve mizaç, nöropsikiyatrik semptomlar ile yürütücü işlevler açısından karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Parkinson hastaları ve Subtalamik Nükleus'a Derin Beyin Stimülasyonu uygulanan Parkinson hastaları'nı hastalık şiddeti, yürütücü işlevler, emosyonel durum, bilişsel fonksiyonlar, yaşam kalitesi ve mizaç özellikleri açısından birbirleri açısından karşılaştırmak ve bu faktörlerin hangilerinin daha yakından ilişkili olduğunu incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya 15 Subtalamik Nükleus'a Derin Beyin Stimülasyonu uygulanan Parkinson hastası ile yaş, cinsiyet ve eğitimleri eşleştirilmiş 15 Parkinson hastasından oluşan kontrol grubu dahil edilmiştir. Hasta gruplarına ilk olarak sosyodemografik veri formu, ardından Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Cloninger'in Karakter ve Mizaç Envanteri, Parkinson Hastalığına Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği verilmiştir. Sonrasında tüm gruplara Mini Mental Test, Nöropsikiyatrik Envanter, Stroop testi, Birleşik Parkinson Hastalığı Derecelendirme Ölçeği, Hoehn Yahr Skalası, Sözel Akıcılık Testi uygulanmıştır. Bulgular: Derin beyin stimülasyonu uygulanan Parkinson hastalarının sözel akıcılık testinde K harfi, A harfi, S harfi toplam değerleri ile meyve ve market toplam değerleri, mini mental testte zaman oryantasyon ve oryantasyon toplam değerleri, karakter ve mizaç testinde keşfetmekten heyecan duyma (NS1), empati duyma (C2) , yardımseverlik (C3) alt kategori skorları ile Nöropsikiyatrik Envanterde depresyon, anksiyete, apati, irritabilite değerlerinin Parkinson hasta grubuna kıyasla daha yüksek olduğu saptanmıştır. Parkinson hastalarının Hastane Anksiyete Depresyon ölçeğinde anskiyete skorları, Birleşik Parkinson Hastalığı Derecelendirme ölçeğindeki toplam değerler ile bu testin tüm alt kategorilerinin değerleri, Derin Beyin Stimülasyonu uygulanan Parkinson grubuna kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Stroop test skorlarında ve Parkinson Hastalığı Anketi (pdq-39)' nde ise iki grup arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Korelasyon analizleri sonucunda, Parkinson hastalarında anksiyete ve depresyon düzeyleri arttıkça sözel akıcılık testindeki performansın kötüleştiği ; Mini Mental skorları arttıkça sözel akıcılık test performansındaki bazı alt kategorilerinde performansın iyileştiği; UPDRS motor muayene skorları arttıkça kategori akıcılık testi meyve toplam, market toplam,hayvan tekrar değerleri azaldığı, Hoehn Yahr Evreleme Skorları arttıkça sözel akıcılık test performansının kötüleştiği, UPDRS testinde hastalık şiddeti arttıkça stroop test performansının ve mini mental test skorlarının azaldığı; depresyon ve anksiyete düzeyleri arttıkça bilişsel fonksiyonlarda kötüleşme olduğu gösterilmiştir. Parkinson hastalarının Mini Mental Skorları ile Stroop testi skorları; depresyon ve anksiyete skorları ile Mini mental test skorları açısından anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Derin Beyin Stimülasyonu uygulanan Parkinson hastalarında korelasyon analizi sonuçlarında ise anksiyete ve depresyon düzeyleri ile sözel akıcılık testi arasında ilişki olmadığı; mini mental test ile sözel akıcılık testi arasında ilişki olmadığı; Mini Mental lisan puanları arttıkça kategori akıcılık testinde hayvan tekrar değerleri de azaldığı, Mini Mental oryantasyon toplam puanları arttıkça kategori akıcılık testinde hayvan ve market tekrar değerleri de arttığı, Mini Mental lisan puanları düzeyleri arttıkça kategori akıcılık testinde hayvan tekrar, meyve toplam, meyve tekrar değerleri de arttığı; UPDRS motor muayene skorları arttıkça kategori akıcılık testi hayvan toplam değerleri azaldığı gösterilmiştir. Derin Beyin Stimülasyonu uygulanan Parkinson hastalarının hafıza, dikkat ve hesap puanları arttıkça S4 düzeltme testi skorlarının azaldığı, hatırlama skorları arttıkça stroop testinde s1, s2, s3, s4 süre ve s2, s4 hata skorlarının azaldığı, Mini mental toplam skorları arttıkça stroop testinde s1, s2, s3, s4 süre skorlarının azaldığı; UPDRS skorları arttıkça Mini mental test skorlarının azaldığı saptanmıştır. Sonuç: Bu kesitsel, prospektif ve kontrollü çalışma, Parkinson Hastalığı ve Derin Beyin Stimülasyonu uygulanan Parkinson hastalarının bilişsel fonksiyonlar, emosyonel durum, karakter ve mizaç özellikleri, hastalık şiddeti, yaşam kalitesi ile yürütücü işlevler açısından karşılaştırıldığı ve ilişkili faktörlerin araştırıldığı Türkçe ve İngilizce literatürde görebildiğimiz kadarıyla ilk çalışmadır. Bulgularımız hastalık şiddetinin artmasının Parkinson hastalarında bilişsel ve yürütücü işlevleri kötüleştirdiği; DBS uygulamasının ise Parkinson hastalığının şiddetini de azaltarak hem motor fonksiyonları hem de yürütücü işlevleri, emosyonel durumu ve bilişsel fonksiyonları iyileştirdiğini göstermiştir. Bulgularımız Türk popülasyonunda Parkinson hastalarında motor bulguları ve nöropsikiyatrik semptomları potansiyel olarak azaltabilecek stratejilerin geliştirilmesi için çok önemli olan Derin Beyin Stimülasyon tedavisinin motor ve nöropsikiyatrik etkilerini gösteren mevcut verileri genişletmektedir. Anahtar Kelimeler: Parkinson Hastalığı, Subtalamik Nükleus, Derin Beyin Stimülasyonu, kognisyon, yürütücü işlevler, emosyonel durum, mizaç

Bilişsel işlevlerDerin beyin stimülasyonuDuygudurum+7
Müge Alpaydın Kasapoğlu
Bolu Abant İzzet Baysal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Migren ve epilepsi hastalarının zihin kuramı, duygu ve yüz tanıma, aleksitimi, depresyon, anksiyete ile yürütücü işlevler açısından sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Migren ve Epilepsi hastalarını zihin kuramı, aleksitimi, yüzden duygu tanıma gibi sosyal biliş ve nörokognisyon işlevleri, anksiyete ve depresyon açısından birbirleri ve sağlıklı kontrollerle karşılaştırmak ve bu faktörlerin hangilerinin daha yakından ilişkili olduğunu incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya 40 Migren (18 aurasız, 22 auralı), 35 Epilepsi (5 fokal, 30 idiopatik jeneralize) hastası ile yaş ve eğitimleri eşleştirilmiş daha önce migren ve/veya epilepsi tanısı almamış 31 bireyden oluşan sağlıklı kontrol grubu dahil edilmiştir. Hasta ve Sağlıklı kontrol grupları yalnızca kadın katılımcılardan oluşturulmuştur. Hasta gruplarına ve sağlıklı kontrol grubuna ilk olarak sosyodemografik veri formu, ardından Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği verilmiştir. Zihin kuramı değerlendirmesi için Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği (DEZTÖ), yüz tanıma değerlendirmesi için Benton yüz tanıma testi, duygu tanıma değerlendirmesi için Ekman duygu tanıma bataryası kullanılmıştır. Yürütücü işlevler Wisconsin Kart Eşleme testi (WCST) ve Stroop testi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Epilepsi ve Migren hastalarının zihin kuramı becerileri birbirine benzer, birinci derece yanlış inanç ve DEZTÖ toplam puanları sağlıklı kontrollere göre düşüktür. Migren hastaları iğrenmiş yüzleri tanımada Epilepsi hastalarından daha iyi performans göstermiştir. Migren hastalarının yüz tanıma becerileri Epilepsi hastalarından daha iyidir, her iki hasta grubunda yüz tanıma becerileri sağlıklı kontrollere göre bozulmuştur. Epilepsi hastaları sağlıklı kontrollere göre daha aleksitimik özellikler gösterir. Stroop testine göre Epilepsi hastalarının yürütücü işlevleri Migren hastaları ve sağlıklı kontrollere göre bozulmuştur. WCST kategori puanlarında ise Migren ve Epilepsi hastaları sağlıklı kontrollere göre anlamlı şekilde daha kötü puanlar almıştır. Migren hastalarında yürütücü işlevlerdeki bozulma zihin kuramındaki bozulma ile ilişkiliyken Epilepsi hastalarında ilişkili değildir. Her iki hasta grubunda da yürütücü işlevlerdeki bozulma duygu tanımadaki bozulma ile ilişkilidir. Migren hastalarında aleksitimi puanlarındaki artış zihin kuramındaki bozulma ile ilişkiliyken epilepsi hastalarında ilişki yoktur. Her iki hastalıkta anksiyete ve depresyon puanlarındaki artış zihin kuramı ve yürütücü işlevlerdeki bozulma ile ilişkili değilken aleksitimi puanlarındaki artış ile ilişkilidir. Bulgularımız Benton puanının hasta grubu, Ekman Mutlu ve Stroop5Süre tarafından yordandığını; DEZTÖ Toplam puanlarının Epilepsi hastalarında Ekman Üzgün, Ekman Nötr ve HAD toplam tarafından, Migren hastalarında ise WCST Kategori ve Ekman Nötr tarafından yordandığını; Ekman İğrenmiş puanlarının Epilepsi hastalarında WCST Kategori ve Ekman Üzgün tarafından yordandığını, Migren hastalarında ise Strrop5Hata tarafından yordandığını göstermiştir. Sonuç: Bu kesitsel, prospektif ve kontrollü çalışma, Epilepsi ve Migren hastalarında zihin kuramı, duygu ve yüz tanıma, aleksitimi, depresyon ve anksiyete düzeyleri ile yürütücü işlevler açısından karşılaştırıldığı ve ilişkili faktörlerin araştırıldığı Türkçe ve İngilizce literatürde görebildiğimiz kadarıyla ilk çalışmadır. Epilepsi ve Migren hastalarında sosyal bilişdeki bozulmanın duygu tanımadan çok zihin kuramındaki bozulmadan kaynaklanabileceği, Migren hastalarında yürütücü işlevlerdeki bozulmanın zihin kuramındaki bozulma ile ilişkili olduğu, her iki hastalıkta da yürütücü işlevlerdeki bozulmanın duygu tanımadaki bozulma ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Epilepsi, Migren, Sosyal Biliş, Aleksitimi

AleksitimiAnksiyeteDepresyon+7
Mihriban Yıldırım
Bolu Abant İzzet Baysal University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı almış ve almamış çocukların yönetici işlevler, benlik saygısı ve depresyon düzeylerinin incelenmesi

DEHB dikkatsizlik, hiperaktivite ve dürtüsellikle karakterize olan nörogelişimsel bir bozukluktur. DEHB li çocuklar sıklıkla yönetici işlevlerdeki eksikliklerden kaynaklanan akademik başarıda, bilişsel işlevlerde, sosyal ve kişisel alanlarda zorluklar yaşarlar. Yönetici işlevler geniş bir yelpazeyi temsil eder. Problem çözme, soyut irdeleme, çalışma belleği, perseverasyon, geleceğe yönelik bir amacı kurup sürdürebilme becerisi gibi alanları kapsar. DEHB de başka bir eş-tanı görülme riski oldukça yüksektir. Özgül öğrenme güçlüğü, depresyon, anksiyete, madde istismarı sıklıkla eşlik eden bozukluklardır. Bu çalışmada yönetici işlevler, benlik saygısı ve depresyonun DEHB ve kontrol grubu arasındaki farklılıkları ve DEHB grubu içindeki ilişkisi incelenmiştir. DEHB tanısı almış grubun almamış gruba göre yönetici işlevleri, benlik saygısı daha zayıf ve depresyon düzeylerinin daha yüksek olacağı ve DEHB grubunun yönetici işlevler, depresyon düzeyi ve benlik saygısı arasında bir ilişki bulunacağı tahmin edilmiştir. Hipotezleri test etmek için WKET, Coopersmith Benlik Saygısı Envanteri, Çocuklar için Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular DEHB grubunun daha zayıf yönetici işlev performansına ve düşük benlik saygısına daha yüksek depresyon düzeyine sahip olduklarını göstermiştir. Ek olarak gruplar içi yönetici işlevler, depresyon ve benlik saygısı arasındaki korelasyona baktığımızda sadece benlik saygısı ve depresyon arasında bir korelasyon bulunmuştur.

Benlik saygısıDepresyonHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğu+2
Koray Çeben
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım birimi bulunan hastanelerin yürütmeden kaynaklanan sorunların yönetim ve organizasyona etkileri üzerine bir araştırma

Bu çalışmanın amacı; yenidoğan yoğun bakım birimi bulunan hastanelerin yürütmeden kaynaklanan sorunlarının belirlenmesi bu sorunlara çözüm önerileri getirilmesi ve yürütmeden elde edilen bulguların yönetim ve organizasyona etkisinin araştırılması amaçlanmaktadır.Bu amaç doğrultusunda; İstanbul ili içinde Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Bakırköy Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Özel Hastanelerin Yenidoğan Yoğun Bakım Biriminde 137 çalışana anket uygulanmış, 10 yöneticiye de mülakat uygulanmıştır.Anketler SPSS 15.0 programında veri tabanı oluşturulduktan sonra elektronik ortama aktarılmış ve değerlendirilmiştir. Anket sorularının değerlendirilmesinde yüzde ve frekans tanımlayıcı istatistik metotlarından, faydalanılmıştır. Çalışılan kurumun kamu veya özel olması durumuna göre çalışanların bağımlı kategorik değişkenlere verdikleri cevap oranlarının karşılaştırılmasında ise Ki Kare Analizi (bağımsız ve bağımlı değişkenin kategorik olduğu durumlarda) yapılmıştır.Araştırma sonucunda; yenidoğan yoğun bakım birimi bulunan hastanelerin pek çok sıkıntılarla karşı karşıya oldukları, en önemli sorun kaynağının görev tanımlarının net olarak belirlenmemiş olmasının olduğu sonucuna varılmıştır. Soruna çözüm olarak da tıp kökenli bireylerin sağlık yöneticiliği yapmasının önüne geçilerek sağlık yönetimi alanında eğitim almış bireylerin hastane hizmetlerini yönetmesi gerektiği ve hastane personelinin görev tanımlarının net şekilde belirlenmesi önerilmiştir.

Hastane yönetimiHastanelerOrganizasyon+5
Gülşen Calap
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessEN

Yürütücü işlevler ve ilkokula hazır bulunuşluk arasındaki bağlantılar

In this study, links between executive functions and school readiness in 4- and 5-year-old Turkish children (N = 69) were examined. Both individual assessments (executive functions, and school readiness) and parent reports (executive functions, school readiness) were used to assess the variables of interest. Executive functions were assessed through hot and cool dimensions. It was hypothesized that hot executive functions would be related to social aspects of school readiness whereas cool executive functions would be related to cognitive aspects of school readiness (i.e., math and literacy). There was partial support for the hypotheses; cognitive and social aspects of school readiness were both predicted by cool and hot executive functions. In addition, parent reports were in the same line with behavioral assessments; school readiness was predicted by both cool and hot executive functions. Possible implications, limitations, and future directions were discussed in the light of the findings. Keywords: Hot and cool executive functions, school readiness, learning related behaviors

ReadinessPreschool childrensExecutive functions+1
Hazal Çelik
Özyeğin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bipolar bozukluk tip 1 remisyon dönemi hastalarında kalıntı duygu durum belirtilerinin yürütücü işlevler, yüzlerden duygu tanıma ve zihin kuramı ile ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Bipolar Bozukluk; bir duygudurum bozukluğu olarak, genetik temeli olan, yineleyici alevlenme ve remisyon dönemleriyle seyreden, yeti kaybına neden olan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir rahatsızlıktır. Bipolar Bozukluk tanılı hastalarda remisyonda iken kalıntı duygudurum belirtileri görülebilmektedir. Kalıntı belirtiler, hastalığın tekrarlamasını öngörmesi açısından önemlidir. Bipolar Bozukluk'ta kalıntı belirtiler çeşitli çalışmalarda; bilişsel alan, işlevsellik alanı, duygudurum düzeyi alanında ele alınmaktadır. Biz de çalışmamızda kalıntı duygudurum belirtilerinin yürütücü işlevler, yüzlerden duygu tanıma ve zihin kuramı işlevleri ile olan ilişkisini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız iki merkezli ve kesitsel bir çalışmaydı. Hastanemiz Psikiyatri polikliniğine başvuran, sözel ve yazılı bilgilendirilmiş onamı alınan, 18 yaşın üstünde olan, Bipolar Bozukluk Tip 1 tanısı konan amaca yönelik rastgele seçilmiş 47 hasta ve çalışmayı kabul eden hastanede çalışan personel ve yakınları arasından rastgele seçilmiş 27 sağlıklı denek çalışmaya alındı. Gruplar eğitim açısından eşleştirildi. Çalışmaya katılanlara Sosyodemografik ve Klinik Görüşme Formu, İşlevselliğin Genel Değerlendirilmesi Ölçeği, Klinik Global İzlem Ölçeği, Hamilton Depresyon Ölçeği, Young Mani Ölçeği, BPRS, Gözlerden Zihin Okuma Testi, Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği, Ekman Yüzlerden Duygu Tanıma Ölçeği, Winsconsin Kart Eşleme Testi ve Stroop Testi uygulandı. Bulgular: Bipolar Bozukluk hastalarının yürütücü işlevler, yüzlerden duygu tanıma işlevi ve zihin kuramı becerileri alanındaki test skorları sağlıklı kontrollere kıyasla anlamlı olarak daha düşüktü. Hastaların %46.8'inde kalıntı depresif semptomlar varken, %10.6'sında kalıntı manik belirtiler vardı. Kalıntı duygudurum belirtisi olan ve olmayan BP hastalar arasında yürütücü işlevler ve yüzlerden duygu tanıma işlevi açısından fark bulunmazken 1.düzey zihin kuramı açısından KB olan grubun skorları daha düşüktü. Ekman toplam puanının düşüklüğü, BP grubunda olmayı belirlerken, depresif epizod sayısının fazla olması kalıntı belirti grubunda olmayı belirliyordu. Depresyon puanı azaldıkça ve ZK becerilerinden empatik anlayış becerisi iyileştikçe işlevsellik düzeyi artmaktaydı. Sonuç: Remisyon dönemi BP hastalarında yürütücü işlevler, yüzlerden duygu tanıma ve zihin kuramı becerileri sağlıklı kontrollerin seviyesine ulaşamamaktadır. Ayrıca KB olan hastalarda zihin kuramı işlevleri olumsuz etkilenmiştir. Remisyon dönemindeki BP hastalarında özellikle kalıntı belirtilerin tedavisi, zihin kuramı işlevlerinin ve genel işlevselliğin artmasına olumlu katkıda bulunabilir. Anahtar Kelimeler: Bipolar Bozukluk, kalıntı duygudurum belirtileri, yürütücü işlevler, yüzlerden duygu tanıma, zihin kuramı

Belirti ve semptomlarBipolar bozuklukDuygu tanıma+4
Mücahit Gökduman
Bolu Abant İzzet Baysal University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Zihin kuramı ve yürütücü işlevler arasındaki ilişkinin yapısal eşitlik modeli ile incelenmesi

Bu çalışmanın amacı zihin kuramı, yürütücü işlevler, sosyal zekâ ve duygusal zekâ arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmanın katılımcı grubunu Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesinde çeşitli bölümlerde öğrenim görmekte olan, 18-25 yaş aralığında, 36'sı kadın 26'sı erkek toplam 62 öğrenci oluşturmaktadır. Katılımcıların yaş ortalaması 21.98'dir. Çalışmada zihin kuramı becerileri için Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği (DEZTÖ) ve Gözlerden Zihin Okuma Testi (GZOT) kullanılmıştır. Yürütücü işlev becerileri Stroop Testi TBAG Formu (STR), Wisconsin Kart Eşleme Testi (WCST), Iowa Kumar Testi (IKT), Wechsler Bellek Ölçeği-III Harf-Sayı Dizisi Alt Testi (HSD) ve Wechsler Yetişkin Zeka Testi IV-Matrix Reasoning Alt Testi (WAIS-IV MR) ile değerlendirilmiştir. Ayrıca Tromso Sosyal Zekâ Ölçeği, Rotterdam Duygusal Zekâ Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler; Bağımsız Örneklemler t-Testi, MannWhitney U Testi, Pearson ve Spearman Korelasyon Analizi ve Yapısal Eşitlik Modeli ile incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre, zihin kuramı becerileri cinsiyete göre farklılaşmamaktadır. Aynı zamanda zihin kuramı testleri ile WCST arasında ilişki bulunamazken HSD ve WAIS-IV MR ile ilişki bulunmuştur. STR, DEZTÖ ile ilişkili iken GZOT ile ilişkili değildir. Bunlarla birlikte zihin kuramı testleri ile IKT arasında bazı puanlar açısından ilişki bulunmuştur. Yapısal Eşitlik Modeli sonuçlarına göre ise çalışma belleği ve akıl yürütme GZOT'u anlamlı olarak yordamaktadır. Aynı zamanda, seçici dikkat ve karar verme DEZTÖ'yü anlamlı olarak yordamaktadır. Ayrıca çalışma belleği, akıl yürütme ve karar verme zihin kuramını anlamlı olarak yordamaktadır. Zihin kuramı ile sosyal zekâ ve duygusal zekâ arasında ilişki bulunmaktadır.Bulgular literatür ışığında tartışılmış ve çalışmanın sınırlılıkları ile yeni çalışmalar için önerilere yer verilmiştir.

Duygusal zekaNöropsikolojik testlerSosyal zeka+4
Gonca Küsen
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00

Related subjects