Yolsuzluk

Bu konu başlığı altında 55 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

2001- 2021 arası Afganistan kamu yönetiminde yolsuzluk

Yolsuzluk, bugün dünyanın en büyük sorunlarından birini teşkil etmekte ve istikrar ve güvenlik için ciddi bir tehdit olarak kabul edilmektedir. Yolsuzluk yaygın bir olgudur ve belirli bir coğrafyası yoktur. Ancak bu olgunun kapsamı, türü ve biçimi ülkeden ülkeye değişmektedir. Gelişmiş ülkeler çeşitli yöntemler kullanarak bunu aşmayı ve toplumlarını bu beladan uzak tutmayı başarırken, gelişmekte olan ülkelerde ve hatta daha çok geri kalmış ülkelerde yolsuzluk büyüyerek krize dönüşmektedir. Yolsuzluğun Afganistan halkının ve hükümetinin mevcut sorunlarının nedenlerinden biri olduğunu düşünmek abartı olmaz; çünkü güvensizlikten yoksulluğa, işsizlikten suça, uyuşturucu kaçakçılığından adaletsizliğe ve kamu düzenine kadar her şey devlet kurumlarındaki yolsuzluklarla doğrudan ilişkilidir. Yeni rejimin tesisi üzerinden 21 yıl geçti. Eğitim, ekonomi, askeri, sağlık, kültür, yönetim ve hukuk alanında milyarlarca dolarlık harcamaya rağmen Afganistan, dünyanın en yozlaşmış hükümetlerine sahiptir. Afganistan'da yolsuzluk, ekonomik, siyasi, sosyal ve güvenlik bakımından olumsuz sonuçlar yaratmıştır. Bununla beraber yolsuzluk, güvensizlik ve işsizlik ile birlikte üç önemli ulusal problemden birisidir. Bu üç problemin her biri birbiriyle doğrudan ilişkilidir. Yolsuzluk ve yolsuzlukla mücadele, diğer devletlerde olduğu gibi Afganistan'ın da tarihinin iniş çıkışlı dönemlerinde sürekli kendisini göstermiştir. Çalışmamızda Yolsuzluk kavramı ve Afganistan'daki yolsuzluğun görünümü ve boyutundan yola çıkarak Afganistan'daki yolsuzluğun tanımının yapılması ve yolsuzluk sorununa çözüm önerilerinin önermeyi amaçlanmıştır. Uluslararası literatür ve yerel kaynaklarla, Afganistandaki yolsuzluğun boyutu incelenmiş, kaynaklardaki bilgilerin karşılaştırması yapılmış ve ülkedeki yolsuzluk kültürü ve hasarları aydınlatılmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda Yaptığımız çalışma ile yolsuzluğun önlenmesi yönündeki çabalara ve akademik literatüre katkı sunmak amaçlanmıştır. Çalışma nitel araştırma yöntemiyle yapılmış olup, ulusal ve uluslararası kaynaklar taranarak elde edilen veriler kullanılmıştır. Bunun yanında Afganistanda'da bir süre araştırma faaliyetinde bulunarak saha incelemesi de yapılmıştır.

AfganistanKamu yönetimiYolsuzluk
Khsraw Kargar
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çeşitli sosyoekonomik ve makroekonomik değişkenlerin yolsuzluk algısı üzerindeki etkileri: OECD'ye üye Avrupa ülkeleri için panel veri analizi

Bu çalışmada, literatür ışığında yolsuzluğun çeşitli belirleyicileri olarak, gelir eşitsizliği, kişi başına düşen GSYH, insani gelişme endeksi, kamu harcamaları ve mallar ve hizmetler üzerindeki vergiler (dolaylı vergiler) gibi çeşitli sosyoekonomik ve makroekonomik değişkenlerin yolsuzluk algı endeksi üzerindeki etkilerini OECD'ye üye Avrupa ülkeleri için sabit etkiler modelinin kullanıldığı bir panel veri analizi ile araştırılmaktadır. Bu çalışmanın ampirik bulguları, gelir eşitsizliği, kişi başına düşen GSYH, insani gelişme endeksi, kamu harcamaları ve dolaylı vergilerin istatistiksel olarak yolsuzluğun çeşitli belirleyicileri olduğuna işaret etmektedir. Bu analiz ile, kişi başı GSYH, insani gelişme endeksi ve mallar ve hizmetler üzerindeki vergilerin (dolaylı vergiler) yolsuzluk algı endeksi üzerinde pozitif etkileri olduğu (yani yolsuzluğu azalttığı) ve gelir eşitsizliği ve kamu harcamalarının yolsuzluk algı endeksi üzerinde negatif etkilerinin olduğu (yani yolsuzluğu arttırdığı) tespit edilmiştir. Bu çalışmayla, kullanılan veri seti ve kapsadığı ülkeler açısından yolsuzluk konusunda yapılan çalışmalara yeni bir boyut kazandırılmaya çalışılmıştır.

Avrupa ülkeleriGelir dağılımıMakroekonomik değişkenler+7
Fatih Sönmez
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geçiş ekonomilerinde yolsuzluk ve yolsuzluk anket incelemeleri

Kökeni M.Ö. 4000'li yıllara dayanan yolsuzluk kavramı, günümüzde hayatımızın her alanını saran ve alışılmış bir kavram olmuştur. İster süte su kat karıştır, ister ihaleye fesat karıştır yolsuzluk ne yazık ki hayatımızın her alanında önlenemeyen, yayılma özelliğine sahip ve bulaşıcı bir kavramdır. Kavramsal olarak tanımı zor olmasına rağmen ekonomik olarak büyük önem arz eden yolsuzluk, uluslararası ticaretin artışı, siyasi ve ekonomik değişimlerle ülke ekonomileri üzerinde de ciddi bozulmalara sebep olmuştur. Yolsuzluk konusu geniş bir konu olduğu için çalışmanın ilk bölümünde yolsuzluk ve yolsuzluğu etkileyen etmenlerle yolsuzlukla mücadelede yer alan aktörler ele alınmıştır. 1917 Ekim Devrimi'nin sonucu olarak, SSCB' nin kurulmasıyla sosyalizm olgusu ekonomi literatürüne girmiştir. Bu dönemde ülkeler otarşi politikalarına yönelerek dış dünyaya kendilerini kapatmışlardır. Bu süreç, SSCB' nin dağılmasına kadar devam etmiştir. SSCB' nin dağılması sonucu, ülkeler dışa açık ekonomiye geçiş yapmışlardır. Geçiş süreci istenmeyen bir durumdan istenilir bir duruma ilerlemeyi ifade ettiği için, ekonomiye faydalarının yanında maliyetlerde yüklemiştir. Bu çalışmada ekonomiye yüklenen bir maliyet olan yolsuzluk olgusu bazı geçiş ülkeleri baz alınarak incelenmiştir. Geçiş ülkelerinde; kamusal büyüklüklerin, mülkiyet haklarının, demokratikleşme süreçlerinin, enflasyon ve büyüme gibi makro ekonomik gösterge süreçlerinin incelendiği çalışmada, süreç içinde ülkelerin ekonomik olumsuzluklardan kurtulmak için uyguladıkları politikalara da yer verilmiştir. Çalışmada makro ekonomik göstergeler değerlendirilmiş ve devlet karakterleriyle yolsuzlukla mücadele alanında önemli benzerlikler saptanmıştır. Demokratikleşmenin yüksek olduğu ülkelerde yolsuzluğun düşük olduğu, geçiş ülkelerinde ise genellikle yolsuzluk seviyesinin yüksek olduğu verilerle gözlenmiştir.

Geçiş ekonomisiRüşvetYolsuzluk+1
Bahar Yaşar
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kurumsal iktisat çerçevesinde yolsuzluğun fırsat ve motivasyonları: AB ülkeleri üzerine bir inceleme

Kamu gücünün kişisel çıkarlar için, kötüye kullanılması olarak ifade edilmekte olan yolsuzluk olgusu, önemli bir ekonomik ve sosyal sorundur. Yolsuzluk faaliyetleri için uygun bir ortam hazırlayan sistemin, niteliklerini incelemek ve yolsuzluğu kolaylaştıran faktörleri belirlemek, sebep sonuç ilişkilerini incelemek sorunun çözümünde ilk ve en önemli basamaktır.?Yolsuzluklara Yol Açan Faktörler Nelerdir?? sorusu, yolsuzlukla ilgili çalışmaların odağında yer alan önemli noktalardan birini oluşturmaktadır. Yolsuzluğun nedenleri ile ilgili yapılmış olan çalışmalar genel olarak sistem ve sistemin ekonomik, siyasal, hukuksal ve kültürel yönlerine dikkat çekmektedir. Dolayısıyla yolsuzluğu bireysel bir eylemden ziyade sistemin ürettiği marazi bir hastalık olarak görmek gerekir. İnsan davranışlarının toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel sistemin karmaşık ilişkilerinin bir uzantısı olduğu varsayımı da göz önünde bulundurulduğunda bu argümanın ne kadar güçlü olduğu daha kolay anlaşılır. Bu varsayımdan hareketle bireylerin yolsuzluk faaliyetinde bulunmaları bir takım şartların gerçekleşmesi ile mümkündür. Bu şartlar, sadece ekonomik unsurlardan sınırlı olmayıp politik, hukuki, sosyal ve kültürel unsurlardan da oluşmaktadır.Bu bakış açısı doğrultusunda hazırlanan bu çalışmada, yolsuzluk olgusunu besleyen politik, hukuki ve sosyo-kültürel faktörlerin neler olabileceği sorusuna cevap aranmış ve bu cevaba ulaşabilmek için de, yatay-kesit veri analizi yardımıyla Avrupa Birliği Üyesi 25 ülke üzerine ampirik bir çalışma yapılmıştır. Bu çalışmada, regresyon modelinin katsayılarının tahmininde sınırlı bağımlı değişken için en çok olabilirlilik yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen tahmin sonuçlarına göre; ekonomik gelişmişlik, ekonomik özgürlükler, enflasyon ve gelir dağılımı gibi ekonomik faktörlerle birlikte demokrasi, hukuk sistemi, eğitim ve Protestan gelenek gibi politik, hukuki ve sosyo-kültürel faktörlerin de yolsuzluk üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye yol açtığı tespit edilmiştir.Bu çalışmada göstermiştir ki yolsuzluk, çok yönlü, karmaşık bir kavramdır. Bu kavramı, sadece ekonomik faktörlerle açıklamak yeterli olmamaktadır. Yolsuzluk olgusunu ortaya çıkaran fırsat ve motivasyonların neler olduğunu daha iyi saptayabilmek için, ekonomik faktörler birlikte politik, hukuki ve sosyal faktörlerinde de incelenmesi gereklidir

Yolsuzluk
Ahmet Yılmaz Ata
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yolsuzluk ve yabancı sermaye ilişkisi: Panel veri analizi

Bu çalışmada yolsuzluk ile yabancı sermaye akımları arasındaki ilişki incelenmiştir. Kuramsal çalışmalara göre yolsuzluk iktisadi işleyişi olumsuz ya da olumlu etkileyebilmektedir. Yolsuzluk kaynak israfına yol açabilmekte veya bürokratik çalışmaları hızlandırarak iktisadi faaliyetleri hızlandırabilmektedir. Yabancı sermaye kazanabileceğini düşündüğü ülkeleri tercih etmektedir. Dolayısıyla yolsuzluğun şiddeti yabancı sermaye akımını etkileyebilir. Bu çerçevede çalışma 2000-2016 yılları arası, seçilen 35 ülke üzerinden oluşturulmuştur. Çalışmada panel regresyon analizi ve Granger nedensellik testi yöntemleri kullanılmıştır. Panel regresyon analizi tahmin sonucunda modeli oluşturan 35 ülke için yolsuzluktaki artışın doğrudan yabancı yatırımları olumlu etkilediği, toplam yabancı sermaye yatırımlarını olumsuz etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Yolsuzluk ve portföy yatırımları arasında ise istatistiki olarak ilişki bulunamamıştır. Granger nedensellik testi sonuçlarında yolsuzluk ve toplam sermaye arasında nedensellik ilişkisinin olmadığı, yolsuzluktan doğrudan yabancı yatırımlara doğru tek yönlü nedensellik ilişkisinin olduğu ve yolsuzluk ile portföy yatırımları arasında çift yönlü nedensellik ilişkisinin olduğu tespit edilmiştir. Buradan yolsuzluğun tüm yabancı sermaye türleri üzerinde etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. En güçlü ilişki yolsuzluk ile doğrudan yabancı sermaye arasında bulunmuştur.

Granger Nedensellik TestiPanel veri modelleriYabancı sermaye+3
Maşide Kıraç
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yoksulluk ve yolsuzluk üzerine bir uygulama

Küreselleşme ve yoksulluğun yaşandığı dünya düzeni, giderek daha önemli bir kavram haline gelmiştir. Uzun bir tarihsel sürece sahip olan küreselleşme, son birkaç on yılda hız kazanmış, bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle bu hızlanma özellikle politik ve kültürel, sosyal, ekonomik alanlarda şaşırtıcı ve radikal dönüşümlerde ciddi değişikliklere neden olmuştur. Bu yeni dünya düzeni çerçevesinde, ekonomik yapının radikal değişimi, ekonomik işlemler ve birimlerin faaliyetlerinin artmasının yanı sıra uluslararası politik, ekonomik, finansal, sosyal ve kültürel ilişkilerin yoğunluğu ve dışadönük pazarlamaya uyum ön plana çıkmıştır. Yolsuzluk, ekonomik ve toplumsal gelişme üzerinde şiddetli etkilere sahiptir ve geniş kurumsal, yargı, toplumsal ve ekonomik şartlara tabidir, karmaşık bir toplumsal olgudur ve bozuk davranışa neden olan motivasyonlar çok yönlüdür. 1980'li yıllara kadar yolsuzluk temel olarak siyasi, sosyolojik, tarihsel ve ceza hukuku araştırmalarının bir konusuydu ve kısa süre önce ekonomi alanlarında ön plana çıkmıştır. Teorik argümanlar, daha düşük yatırım seviyeleri, daha düşük yatırım kalitesi, daha yüksek dolaylı vergilendirme seviyeleri ve bozulmuş teşvikler nedeniyle kaynakların yanlış tahsisi yoluyla yolsuzluğun ekonomik büyüme üzerindeki etkileri için yapılmıştır. Bu çalışmanın amacı, yolsuzluk ve yoksulluk bağlamında ekonomik kalkınma üzerindeki etkiler ile ilgili mevcut literatürün yeniden değerlendirilmesi sunmaktır. Ampirik araştırmalardan elde edilen ve geçmişle daha önceki bulgularla çelişen görüşleri sunma ve tartışmaya özellikle önem verilmektedir. Anahtar kelimeler: Yolsuzluk, yoksulluk, ekonomik kalkınma, Panel GMM.

Ekonomik kalkınmaYoksullukYolsuzluk
Ümran Çakıroğlu
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geçiş ekonomilerinde kayıtdışı ekonomi ve yolsuzluk

ⅩⅩ yüzyılın sonlarına doğru Sovyetler Birliğinde meydana gelen durgunluk sonucunda, Sovyetlerin uydu devletleri diye tanımlanan Orta ve Doğu Avrupa'daki komünist rejimlerin iç işlerine karışmaktan uzak durduğu ve kendi iç sorunlarına odaklandığı yıllar olmuştur. İkinci Dünya Savaşının sonunda Sovyetlerin işgaline uğramış ve sonrasında Sovyetlerin askeri desteğiyle ayakta duran bu rejimler yüzyılın sonunda 1880'li yılların sonunda teker teker yıkılmışlardır. 1991 yılının Aralık ayında ise Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği resmen dağılmıştır. Tüm bunların sonucunda merkezi planlamadan piyasa ekonomisine geçiş süreci oldukça zor olmuştur. Geçiş Ekonomilerini performansı birkaç nedenden ötürü beklentilerin gerisinde kalmıştır. Bu ülkelerin ekonomik performansları kısa sürede gelişmiş batı ülkeler seviyesini yakalayacağı zannedilmişti, geçişle ilgili ekonomik sorunlar büyük ölçüde hafife alınmıştı, ülke politikacıları birkaç şüpheli seçim yaptılar. Bu çalışmada geçiş ekonomilerinin ilk onlu yıllardaki stratejileri ve sonuçlarının değerlendirilmesi ve bu ekonomilerin karşılaştığı başlıca zorlukların ana hatları sunulmuştur. Bu ekonomilerin geçiş sürecine, kayıt dışı ekonomi, yolsuzluk, şeffaflık ve kurumsal yönetişim verileri üzerinden değerlendirme yapılmıştır.

Geçiş ekonomisiKayıt dışı ekonomiMerkezi planlama+5
Muhammet Atamyradov
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de kamu harcama sürecinde uygulanan tedarik usullerinin yolsuzluk riski açısından analizi

Devlet kamusal faaliyetleri kendisi doğrudan kamusal mal ve hizmet üreterek sağladığı gibi kamusal mal ve hizmet sunumunu özel sektörden de satın alabilmektedir. İktisadın temel problemi olan "kıt kaynakların sınırsız ihtiyaçlara tahsisi" söylemi, kamu kaynakların daha iyi kullanımı ve daha fazla fayda sağlaması gibi arayışları da beraberinde getirmiştir. Bu arayışların bir sonucu olarak da kamu harcamalarında etkinlik ve verimlilik gibi kavramlar daha da önem kazanmıştır. Kamu alımlarının etkin ve verimli tedarikinin karşısındaki en büyük engel yolsuzluklardır. Yolsuzluklar özellikle gelişmekte olan ülkelerde toplumsal düzeni bozan, insanlar arasında huzursuzluk yaratan, ekonomiyi temelden sarsan önemli bir sorundur. Kamu harcamalarının tedariki esnasında oluşabilecek yolsuzluk risklerini azaltmak, saydamlığı, rekabeti, eşit muameleyi, güvenirliği, gizliliği, kamuoyu denetimini, ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamak maksadıyla ülkemizde tedarik işlemlerinin temelini oluşturan 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve ilgili mevzuat yayımlanmıştır. Bu mevzuat ile ihale usulü olarak; açık ihale usulü, pazarlık usulü ihale ve belli istekliler arasında ihale usulü ve bir alım yöntemi olarak doğrudan temin usulü düzenlenmiştir. Çalışmada tedarik usullerinin içermiş olduğu yolsuzluk riski analiz edilmiş ve bu risklerin giderilmesi için alınabilecek tedbirler değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirme neticesinde kamu alım sürecindeki görevliler ile firma yetkililerinin karşı karşıya geldiği ortamların yolsuzluk açısından en riskli alanlar olduğu, ayrıca idare görevlilerine en çok inisiyatif tanıyan pazarlık usulü ihale ve doğrudan temin yöntemiyle yapılan alımların diğer usullere göre daha çok yolsuzluk riski taşıdığı tespit edilmiştir. Bu risklerin azaltılabilmesi için e-ihale sisteminin yaygınlaştırılmasının faydalı olacağı görüşü üzerinde durulmuştur.

Bütçe sistemleriKamu harcamalarıKamu İhale Kurumu+6
Barış Özer
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimEN

Five essays on Sub-Saharan Africa economic development: External debt, poverty, natural resources, corruption, and trade

Sub-Saharan Africa (SSA) region is undergoing an unparalleled economic depression, which is having a significant negative effect on development. Fewer commodity prices, poor governance performance, and higher import dependence, compounded by much-needed home lockdowns and other pandemic-control measures, have resulted in a serious and widespread worsening of the economic condition. The hazards of financial distress have grown due to limited budgetary flexibility, difficult financing circumstances, and growing foreign debt. Among the various challenges that face the development of the Sub-Saharan African region, this dissertation in form of five independent essays attempts to inspect five major issues that tackle the sustainable path of economic development in the Sub-Saharan African countries namely; external debt, poverty, resource curse, corruption, and trade. Chapter Two investigates the impact of external debt on economic growth as well as the differential impact of debt below and above a threshold that is empirically estimated using the Panel Threshold regression method. For a robust estimation, the Generalized Method of Moments (GMM) has also been employed to investigate the dynamic link between external debt and economic growth. The findings found no evidence of a non-linear relationship between debt and economic growth. It has been indicated that the deleterious impact of external debt on economic growth does not preclude poor or rich SSA countries. Results from dynamic panel threshold estimates reveal that external debt has a negative and significant effect on economic growth above the threshold level of 43.25%. The adoption of robust ways to generate domestic revenue to complement external sources of funding such as the inclusion of all domestic informal businesses onto a common state-of-the-art platform so that domestic revenue collection will be effective. Chapter Three inspects if variations in poverty between nations or regions are attributable to variations in income inequality or changes in mean income levels by the Panel Vector Autoregressive (PVAR) Model. Forecast error variance decomposition (FEVD) and impulse response functions (IRF) are employed in this investigation to estimate the effect of positive economic growth and income inequality shocks on poverty intensity in the short and long term. Findings of PVAR reveal that all three main variables have a significant causal relationship. The analysis shows that economic growth may potentially accelerate poverty reduction by 2.28 percent. Moreover, the results also prove a two-way positive nexus between the poverty gap and income inequality, suggesting the rise in the income inequality index results in a 3.53 percent increase in poverty intensity. These findings imply that Sub-Saharan African governments should focus on policies that narrow the economic disparities which result in considerably reducing poverty. The experiences of several emerging countries demonstrate that structural transformation toward income inequality reduction has a greater influence on poverty than the average rise in per capita GDP. Chapter Four examines the commonly held belief that natural resources are harmful to economic growth in resource-rich countries employing the Panel Quantile Regression method. As reported by Sachs and Warner (1997), natural resource-rich African economies have a larger service sector and a smaller industrial sector than resource-poor African nations. Furthermore, raw-material-rich nations tend to have slower GDP per capita growth in manufacturing exports. Findings support the resource curse hypothesis in Sub-Saharan African countries specifically the resource-rich countries. African governments should be ensured that natural resource rents are directed from traditional sectors to modern sectors. In this way, instead of using resource rents inefficiently in non-productive areas, productive sectors are offered the opportunity to grow and develop. Consequently, it is vital that the country optimized productive investments. Chapter Five assesses the determinants of corruption in Sub Sahara Africa and focuses on the effect of institutional quality on corruption by applying the Instrumental variables Two Stages Least Square (IV-2SLS) regression model. The model is based on Luo's (2005) approach, which includes institutional theories as a theoretical approach established by DiMaggio and Powell (1983), Tolbert (1996), and Scott (2001). Results highlight the significant effects of four institutional quality indicators (government effectiveness, political stability, voice and accountability, and rule of law) on the reduction of corruption. Also, general results show that income inequality measured by the GINI index plays an important role in increasing corruption levels. Therefore, SSA governments should take responsibility for implementing a comprehensive whistle-blower protection act to guarantee that those who speak out about dishonest or illegal activities occurring in a government organization are not retaliated against. Also, should endeavor to raise community awareness about the risks of corruption and the necessity of anti-corruption legislation to foster resilience and integrity at all levels of society. In Chapter Six, the causal relationship between trade flow and economic growth has been examined using the Cross Sectionally Auto-Regressive Distributed Lag (CD-ARDL) and the latest Granger non-causality method developed by Juodis et al. (2021). The outcomes reveal that for upper middle-income countries group, expanding exports through various export promotion techniques has been an essential component of their economic growth path. As a result, the study suggests that both export promotion methods and pro-growth policies be strengthened, because economic growth and exports have been shown to support each other in those nations. However, there is robust evidence of unidirectional causality running from economic growth to imports in low-income and lower-middle-income countries. Broad comparisons suggest that growth is connected to imports. The study cautions low-income and lower-middle-income SSA nations against depending too heavily on an export-led growth strategy to attain a sustainable growth path, where there is no prevailing causal association between exports and economic growth has been observed in such countries. Keywords: Economic growth, income inequality, institutional quality, panel data analysis, sustainable development, indebtedness.

Natural resourcesExternal borrowingEconomic growth+7
Ayat Abdelrahım Sulıman Esaa
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yolsuzluk - Türk vergi sistemi ilişkisi ve mücadele stratejileri

Yolsuzluk "özel kazanç elde etmek amacıyla kamu gücünün kötüye kullanılması" olarak tanımlanmaktadır. Yolsuzluk global bir problemdir. Yolsuzluk ekonomik, siyasal ve sosyal sistemin işlerliğini kısmen ya da tamamen yitirmesine neden olacak yasadışı ve/veya etik olmayan eylemler bütünüdür. Çalışmada yolsuzluğun özellikle ekonomik sistem üzerindeki etkileri üzerinde yoğunlaşmaktadır. Son dönemde yapılan çalışmalar yolsuzluk olgusunun makro ve mikro ekonomik temelleri bozarak dar anlamda ekonomik krizlere, genel anlamda ise kaynak israfına yol açtığını açık bir şekilde göstermektedir. Türkiye'de, 1985- 2007 dönemine ait veriler kullanılarak yolsuzluk, vergi gelirleri, dolaylı- dolaysız vergiler, vergi yükü ve denetim oranı değişkenleri arasındaki nedensellik ilişkileri test edilmiş, ilişkinin yönü ve büyüklüğü ekonometrik VAR modeli kullanılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmada bulunan ampirik sonuçlar, yolsuzluk değişkeni ile vergi yükü, dolaylı ve dolaysız vergiler arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi bulunduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca yolsuzluktan genel bütçe vergi gelirlerine ve denetim oranından yolsuzluğa doğru tek yönlü nedensellik bulunmaktadır. Bulunan sonuçlara göre uzun dönemde yolsuzlukla mücadelede en etkili değişken vergi yükü olmaktadır. Yolsuzlukla mücadeleye gerek ulusal gerekse küresel düzeyde son derece önem verilmektedir. Yolsuzlukla mücadele, süreklilik ve her alanda uygulamayı gerektirir. Bağımsız medya ve aktif sivil toplum yolsuzluklara karşı savaşta hayati öneme sahiptir. Yolsuzluk şeffaf toplumlarda daha kolay kontrol edilebilmekte ve bu nedenle de şeffaflık yolsuzluğu önleyici etkiye sahip olmaktadır. Önemli olan mücadele stratejilerini doğru belirlemektir. Kamuoyu tarafından desteklenen kararlı bir mücadeleyle başarıya ulaşılacaktır.

Türk vergi sistemiVergi kaçakçılığıVergi sistemi+1
Burcu Gediz Oral
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk kamu ihale sistemindeki gelişmelerin kamu harcamaları boyutunda analizi

Ülkemizde Cumhuriyet döneminde 10.12.1934 tarih ve 2490 sayılı Artırma ve Eksiltme Kanunu 08.09.1983 tarih ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ve 04.01.2002 tarih ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu uygulanmıştır. Ayrıca kamu ihale sözleşmelerini düzenlemek üzere 05.01.2002 tarih ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu çıkarılmıştır.10.12.1934 tarih ve 2490 sayılı kanunun içerdiği katı hükümler, zaman kaybına sebep olan ayrıntılı düzenlemeler içerdiği için 08.09.1983 tarih ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa geçilmiştir. 08.09.1983 tarih ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunun şeffaflık konusunda yeterince etkili olmaması, ihale mevzuatının dağınık olması, dünyadaki gelişmelerin takip edilememesi gibi aksaklıkları neticesinde 04.01.2002 tarih ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na geçilmiştir. Bu kanun getirdiği Kamu İhale Kurumu gibi düzenlemelerle ihale konularını daha denetlenebilir ve takip edilebilir bir duruma getirmiştir.Kamu harcamalarında etkinliğin giderek önem kazandığı günümüzde kamu ihale mekanizmasında şeffaflık ve açıklığın sağlanması çok önemlidir. Kamu ihalelerinde ki yolsuzluk ve usulsüzlükler kamu kaynaklarının kötü kullanılmasına ve suiistimallere neden olur. Türk ihale sistemi, bu konularda daha etkin olabilmek için sürekli yenilenmekte ve özellikle Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde yasal düzenlemeler hızlı bir şekilde hayata geçirilmektedir.

FinansKamu harcamalarıKamu ihalesi+6
Serhan Şenbil
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Ceza Hukukunda rüşvet suçu

"Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar"arasında yer alan rüşvet suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda, 252-254.maddeler arasında düzenlenmiştir. Rüşvet, kamu görevlisinin görevinin kapsamına giren bir işi yapması veya yapmaması karşılığında, kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde, kendisine veya başkasına bir menfaat sağlamasıdır. Rüşvet suçu, bir tarafta rüşvet alan diğer tarafta rüşvet veren kişinin yer aldığı, çok failli bir suçtur. Suçun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevine giren belirli bir işin yapılması veya yapılmaması konusunda, tarafların özgür iradelerinin uyuşması gerekmektedir. Türk Ceza Kanunu'nun rüşvet suçuna ilişkin hükümleri, 2012 yılında 6352 sayılı Kanun ile köklü bir şekilde değiştirilmiş ve yeninden düzenlenmiştir. Çalışmamızda, rüşvet suçuna ilişkin bu hükümler detaylı olarak incelenmiş; rüşvet suçunu yapısı, unsurları, özel görünüş şekilleri, etkin pişmanlık, suçun soruşturma ve kovuşturma usulü veyaptırımı açıklanmıştır. Ayrıca öğretideki görüşler ve Yargıtay uygulamaları ışığında, rüşvet suçuna ilişkin bu yasal düzenlemelerin, rüşvet ve yolsuzlukla mücadele noktasındaki yeterliliği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Rüşvet, rüşvet alma, rüşvet verme, yolsuzluk, kamu idaresi, kamu görevlisi, menfaat.

Kamu HukukuMenfaatRüşvet+4
İdris Doğan
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The nexus between militarization and corruption in Zimbabwe

The thesis explores a contemporary African entrapment trend through analyzing the nexus between the intensified militarization and the rising levels of corruption in Zimbabwe. To add to contentious academic debate on corruption, the study sought to inform an evidence-based understanding of a web of localized corruption tactics which emerged with the dawn of the Second Republic in Zimbabwe. The study goes beyond neopatrimonialism literature to empirically examine the shadowy scale and nature of corruption tactics being employed in Zimbabwe. The nation's fragility is typical of the perpetual decay of norms-based governance at the mercy of the military. Consequently, a fragile state with a militarized executive tends to neutralize and weaken good governance structures such as the judiciary, legislature and civil society. Corruption is not new in Zimbabwe, but after the 2017 military coup, the evident military cronyism in political appointments to serve economic interests of the elite, which was somewhat clandestine under Mugabe's rule, coincided with rising levels of corruption. An amalgam of purposive and quota sampling was used in this study, which are non-probability sampling techniques used to purposively select participants from relevant sectors such as governance, academia and the media to grasp the kleptocratic tactics, patronage networks which blossomed after 2017. The study observed that the development of private networks linked to the state have formed parasitic elements with hedonistic kleptocratic tactics that have deteriorated the formal state capacity. In this case a hoard of existential crises worsened by corruption form a variety of internal contradictions which act as obstacles of development and democracy. KEYWORDS: Militarized State, Corruption, Mnangagwa, Development, State Fragility

AfricaAfrican countriesMilitary activities+7
Armstrong Mudzengerere
Ankara Social Science University · Bölge Çalışmaları Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamu yönetiminde etik değerlerden sapma: Bir kamu örgütü üzerine alan araştırması

ÇALIK, Kadir. Kamu Yönetiminde Etik Değerlerden Sapma: Bir Kamu Örgütü Üzerine Alan Araştırması, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2012.Türk Gümrük İdaresinin örnek alınarak incelendiği ?kamu yönetiminde etik değerlerden sapma? konulu bu çalışma, öncelikle kamu yönetiminde etik dışı davranışlarla ilgili teorik bir çerçeve çizip, peşinden Gümrük İdaresinde uygulanan alan araştırmasının sonuçlarını değerlendirmektedir.En basit tanımıyla etik, toplumsal ilişkilerde iyi-kötü, doğru-yanlış olarak adlandırdığımız değer yargılarını inceleyen bir disiplindir. Kamu yönetimi etiği ise, kamu görevlilerinin görev alanları ile ilgili her türlü eylemi, yasa ve bireysel ahlaki değerleri bir potada eriterek yapması şeklinde tanımlanabilir. Bugün geldiğimiz noktada kamu yönetiminde etik dışı davranışlar ve etik değerler fazla önem ve içerik arz eden bir yapıya sahiptir. Özellikle ülkemizde gündemden düşmeyen yolsuzluk olayları ve kamu hizmetlerinden memnuniyetsizlik, toplumun büyük kesiminde etik değerleri ve etik ihtiyacını ana gündem maddesi haline getirmiştir.Psikolojik bir bozukluk olarak ifade edilen etik dışı davranışlar, kişinin ahlak ve gelir düzeyi, Weberyan bürokrasi modelinin açmazları ve geleneksel toplum yapılarından beslenerek, ülkelerin gelişme süreçleri önünde bir engel teşkil etmektedir.Kamuda iyi bir yönetim anlayışını tesis etmek ve toplumsal maliyetleri yüksek olan etik dışı davranış modellerini ortadan kaldırmak için etiksel bir altyapı oluşturmak gerekmektedir. Kamu yönetiminde etik altyapı, kamu gücünün etik dışı kullanılmasına set çeken düzenlemeler, mekanizmalar ve süreçler bütününü ifade eder. Bu yapıyı oluşturmak; siyasi liderlerin kararlılığı, etkili bir yasal alt yapı, etkili hesap verebilirlik mekanizmaları, değerleri ve standartları ifade eden davranış kuralları, eğitim gibi mesleki sosyalleştirme mekanizmaları, kamuda uygun çalışma koşulları, etik konularda eşgüdüm sağlayan merkezi bir yönetim kurulu veya özel bir etik kurumu varlığı, kamuoyunun katılımı ve denetimi ile mümkündür.Etiğin artan önemi ile birlikte Türkiye'de de etik altyapıya yönelik birçok yasal düzenlemeler ve idari mekanizmalar oluşturulmuştur. Bu girişimlere rağmen Türk kamu yönetiminde yolsuzluk ve etik dışı davranışlar yaygın bir şekilde varlığını sürdürmektedir. Etik değer ve kuralların kamu personelince benimsenmediği ve idare içerisinde kurumsallaştırılmadığı sürece hiçbir etik dışı davranışın engellenemeyeceği bir gerçektir. Bu açıdan asıl çıkış noktası etik konusunda toplumsal ve bireysel bilincin ve girişimlerin oluşturulmasıdır. Yani Türk kamu yönetiminin kural temelli etik sistemi, dürüstlüğe dayanan sistemin teşvik edici, rehberlik edici ve eğitici özellikleriyle birleştirilmelidir. Ancak bu şekilde kamu yönetiminde etik en etkili şekilde hayata geçirilir ve yasal çerçeve ve mekanizmalar bu sayede daha anlamlı hale gelir.Etik konusu, Türk Gümrük İdaresi için diğer kamu kurum ve kuruluşlardan çok daha büyük önem taşımaktadır. Ticaret erbaplarının bir an evvel gümrük işlemlerini bitirme talepleri ve gümrük memurlarının yetki ve sorumlulukları birlikte göz önünde bulundurulduğunda etik dışı faaliyetler için oldukça elverişli bir ortam doğmaktadır.Gümrük idarelerinde etik dışı davranışların önlenmesi için genel geçer tek bir çözüm formülü sunmak elbette imkânsızdır. Ancak yapılması gereken gümrük idarelerinde kapsamlı bir etik yönetim anlayışı getirerek bunun etkili olarak uygulanması için ideal araçları, mekanizmaları ve süreçleri kullanmaktır. Bu yapı da açık, anlaşılır ve basit gümrük politikaları ile profesyonel bir yönetim anlayışı ile hizmet veren gümrük idarelerinin birleşimiyle oluşmaktadır.Anahtar Sözcükler1-Etik2-Kamu yönetimi3-Etik ilkeler4-Etik dışı davranışlar5-Etik altyapı

EtikEtik dışı davranışKamu yönetimi+2
Kadir Çalık
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2 numaralı Mühimme-i Mektume Defteri (H. 1208-1211/M. 1793-1797) transkripsiyon ve değerlendirilmesi (s. 1-30)

Günümüzdeki Bakanlar Kurulu'nun işlevini gören Divân-ı Hümayûn toplantılarında iç ve dış meselelere ait idari, iktisadi, içtimai, askeri konular ve halkın şikâyetleri görüşülür, bunun sonucunda alınan önemli kararlar Mühimme Defterleri'ne kaydedilirdi. Bu defterler, modern tarih çalışmalarında kullanılmasının yanı sıra, yüksek karar organı vazifesi gören Divân'dan kalan belgeler olduğu için, hukuk tarihi açısından da önemli bir yer tutar. Toplamda 419 adet olan Mühimme Defterleri'nde, Osmanlı Devleti'nin merkez ve taşra teşkilatının yönetim ve askeri birimlerinin yapısı, çalışma şekilleri, savaş tarihleri, devlet ve gayr-i müslim halk arasındaki ilişki, hac siyaseti, kutsal bölgelerin korunması ve idaresi gibi önemli konularda bilgi içermektedir. İçerdikleri bu bilgilere göre; Rikâb Mühimmesi, Ordu Mühimmesi, Kaymakamlık Mühimmesi, Mektum Mühimmesi, Mısır Mühimmesi gibi çeşitli isimler almıştır. Mühimme-i Mektume, devlet için çok gizli olan kararların tutulduğu defterlerdir. Bu defterler, Hicri 1203-1302 Miladi 1788-1885 yılları arasında tutulmuş ve sayıları onu geçmemektedir. Mühimme-i Mektum Defterleri'ni inceleyerek, dönemde yapılmış yolsuzluk, eşkıyalık ve bu kimselere verilmiş cezalar hakkında bilgi edinebiliriz. Anahtar Kelimeler: Divân-ı Hümayûn, Mühimme Defterleri, Mühimme-iMektum, Osmanlı Devleti, Şikayet

18. yüzyılCezaDivan-ı Hümayun+5
Hacer Yılmaz
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rüşvet ve irtikap suçu

Toplumda devlet benzeri örgütlenmelerin oluştuğu günden bu güne kadar, devlete karşı suçlar, özellikle devletin güvenilirliği ve işleyişine karşı suçlar, tarihin her döneminde güncelliğini korumuş ve artarak devam etmiştir. Günümüzde rüşvet, irtikap, görevi kötüye kullanma vb. suçlar genel olarak yolsuzluk kapsamında değerlendirilmektedir. Sınır tanımaz bir şekilde hızla artan rüşvet ve yolsuzlukla mücadele için gerek iç hukukta ve gerekse uluslararası platformda uluslararası işbirliği zorunlu bir hal almıştır.Temel amacı bireyin bir hukuk toplumunda yaşama hakkının gereği olarak kamu düzeni ve güvenliğinin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi olan 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmiştir. Yeni Türk Ceza Kanunu ile uygulamada yaşanan pek çok sorunu giderecek mahiyette değişiklikler yapılmıştır. Çalışmada devletin güvenilirliği ve işleyişine karşı suçlar, kamu görevlisi kavramları ile irtikap ve rüşvet suçu yeni Türk Ceza Kanunu kapsamında incelenmiştir. Ayrıca çalışma kapsamında; bu suçların uluslararası sözleşmelerde ele alınışı özellikle, ülkemizin taraf olduğu sözleşmeler kapsamında uluslararası işbirliği ve mücadele konuları yalnız hukuki açıdan ele alınmıştır.Anahtar Sözcükler1.Rüşvet2.İrtikap3.Yolsuzluk4.Kamu görevlisi5.Uluslararası işbirliği

Kamu personeliMemurlarRüşvet+4
Beyhan Hamurcu
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamu harcama sürecinde uygulanan tedarik usullerinin hile riski açısından analizi- bir kamu kurumu örneği

Kamu alımlarını düzenleyen Kamu İhale Mevzuatı ve ikincil düzenlemelerle korunmaya çalışılan saydamlık, eşit muamele, güvenirlik, rekabet, gizlilik ilkeleri ile kamu faaliyetlerinin kamu yararı adına sağlıklı bir biçimde yürütülmesini amaçlanmaktadır. Kamu kurumları ile serbest piyasa arasındaki organik bağı oluşturan tek alım usulü ise doğrudan temin kamu tedarik yöntemidir. Bu sistemi oluşturan 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu'nda doğrudan temin alım yöntemini düzenleyen 22. maddesi hile riskini önleyici ilkeleri olan Türk kamu ihale sisteminin temel ilkelerini taşımamaktadır. Kamu alımlarında hile riskinin tamamen ortadan kaldırma çabası çok fazla mevzuat değişikliği, bürokrasinin artarak işleyişin yavaşlaması ve kırtasiyeciliğin artmasına sebebiyet vereceği düşünülmektedir. Ancak doğrudan temin alım yönteminin sağladığı bu kolaylıklar bazen kamu kurumları aleyhinde oluşabilecek hile risklerini de beraberinde getirmektedir. Çalışmada 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunun 22'nci maddesi kapsamında yapılan alımlar sonucunda oluşabilecek hile risklerini tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla genel bütçeli bir kamu kurumunun yaptığı doğrudan temin alımları incelenmiştir. Araştırmanın kapsamını taşrada bulunan bir kamu kurumunun 2014-2018 yılları arasında 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında aldığı mal, hizmet ve yapım işleri oluşturmaktadır. Bu kapsamda, 1.574 adet kamu alım dosyası ihale mevzuatı hükümleri ışığında incelenmiştir. 1.574 tedarik dosyasının 1.532 tanesi 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunun 22 inci maddesi olan doğrudan temin yöntemi ile yapıldığından araştırmada bu yöntem kapsamında yapılmış olan alımlar dikkate alınmıştır. 4734 Sayılı Kanun'da idarelerin ihtiyaçlarını en uygun şekilde karşılamasını sağlamak üzere, isteklilerle teknik şartlar ve fiyat üzerinde görüşme yapması mümkündür denmektedir ve kamu idarelerinin alımlarını yüz yüze pazarlık yaparak en uygun koşul ve fiyatta satın almasını öngörmüştür. Bu bağlamda incelenen kamu kurumunda doğrudan temin alım yöntemi anılan Kanun hükümlerine uygun olarak yürütülmektedir. Bununla birlikte harcama yetkilisi/kurum amirinin sınırsız takdir yetkisi ve gerçekleştirme sürecindeki konumu doğrudan alım yöntemini ve diğer kamu alım yöntemlerini hile riski açısından bazı durumlarda riskli hale getirdiği görülmüştür. Araştırmaya konu edilen kamu kurumunun alımlarını 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu ile belirlenmiş muhasebeleştirme ve raporlama kurallarına göre gerçekleştirdiği ve 3 bulgu hariç tüm önemli yönleriyle doğru ve güvenilir bilgi içerdiği tespit edilmiştir.

HileHileli işlemlerKamu harcamaları+7
Bilal Bat
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yolsuzluk ve iktisadi büyüme arasındaki ilişkinin analizi-ülke örnekleri

"Yolsuzluk" kavramı iktisadi büyümeyi etkileyen faktörlerden biri olarak hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde karşımıza çıkmaktadır. Son yirmi, otuz yılda yolsuzluk birçok ülkede, özellikle ekonomi üzerinde ciddi etkilerinin olduğu gelişmekte olan ülkelerde göze çarpan bir sorun haline gelmiştir. Bu araştırmanın amacı ekonomik bireylerin yolsuzluk algılarının iktisadi büyüme ile olan ilişkilerinin analiz edilmesidir. Araştırma amaçları doğrultusunda söz konusu ilişkinin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmiştir. Bu bağlamda Dünya Bankası ülke sınıflaması kapsamında gruplandırılan 25 gelişmekte olan ülke ve 23 gelişmiş ülke için 2009-2020 yılları arasında yıllık frekanstaki veriler kullanılarak panel veri analizi çerçevesinde çözümlemeler yapılmıştır. Panel veri analizi hem belirtilen dönemi hem de covid öncesi dönemi kapsayacak şekilde ayrı ayrı yapılmıştır. İktisadi büyüme için kullanılan gayri safi yurtiçi hasıla değişkeni bağımlı değişken olup yolsuzluk olarak kullanılan yolsuzluk algı endeksi değişkeni ise bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Doğrudan yabancı yatırımlar, enflasyon olarak alınan tüketici fiyat endeksi ve dış ticaret hacmi değişkenleri ise açıklayıcı değişkenler olarak kullanılmıştır. Demokrasi endeksi ve siyasi istikrar endeksi değişkenleri ise 3 ayrı model olarak kurgulanan analizde bağımsız değişken olarak ele alınmıştır.

Ekonomik büyümePanel veri modelleriSiyasal istikrar+1
Nil Çağlar Bektaş
Başkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun mali saydamlık ve yolsuzlukla mücadele açısından değerlendirilmesi

Mali saydamlık terimi; İngilizce ?fiscal? ve ?transparency? kelimelerinin birlikte kullanılmasıyla oluşturulmuştur. Fiscal, ?mali?, transparency ise ?bir taraftan diğer tarafı görmek? anlamlarına gelmektedir.Mali saydamlık devletin yapısının, fonksiyonlarının, maliye politikalarının amaçlarının ve projeksiyonlarının ve kamu sektörünün hesaplarının halka karşı açıklığıdır. Hükümetin aktivitelerinde, bilgiye kapsamlı, anlaşılır, uluslararası standartlara uygun bir şekilde ulaşılmasını içerir.Yolsuzluk olgusu ise karşımıza belli bir şekilde değil, onlarca, yüzlerce şekliyle çıkabilir. Bu nedenle yolsuzluğun kesin bir tanımını yapmak mümkün değildir. Günümüze kadar yolsuzluk çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Yolsuzluğun en popüler, basit ve yaygın tanımı ise "kamu gücünün özel çıkarlar için kötüye kullanılması? şeklinde yapılmaktadır. Dünya Bankası da bu tanımı kabul etmektedir.Küreselleşme, mali krizler ve kamuda reform eğilimleri, yolsuzluğun ve mali saydamlığın öneminin kamuoyunun gündemine gelmesine etken olan faktörlerdir. IMF (International Monetary Fund), OECD (Organization of Economic Corporation and Development), INTOSAI (International Organization of Supreme Audit Institutions), TI (Transparency International), GRECO (Groups of States Against Corruption) gibi kuruluşlar uluslararası alanda şeffaflığı sağlamaya ve yolsuzlukla mücadeleye yönelik uygulamalar başlatan kuruluşların başında gelmektedir.Türkiye'de ise MASAK (Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı), TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) ve Toplumsal Saydamlık Hareketi Derneği bu konuda etkin bir şekilde faaliyet gösteren kuruluşlardır. Ülkemizde, bu bağlamda, çeşitli projeler ve kanunlar uygulamaya konulmuştur. 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrolü Kanunu, Türk kamu mali yönetiminde yolsuzlukla mücadele ve mali saydamlık açısından bir mihenk taşı olarak görülmektedir.Türkiye'de mali literatüre 5018 sayılı Kanun ile giren mali saydamlık kavramı son yıllarda özellikle IMF üyesi ülkelerde oldukça hızlı ilerlemeler kaydetmiştir. Uzun zamandır Türkiye'nin gündemine yerleşen yolsuzluklar ile yolsuzluklar sonucunda ortaya çıkan kaynak israfı ve toplumsal refahın gerilemesi ile kamuda şeffaflığın önemi artmıştır.

BütçelemeKamu Mali Yönetimi ve Kontrol KanunuMali saydamlık+1
Necmettin Emre Güner
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ticaret ve yolsuzluğun çevre üzerine etkisi: Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerine bir panel veri analizi

Uluslararası ticaretin 80'li yıllarda hız kazanması ile birlikte dünya genelinde iktisadi faaliyetlerde ciddi bir artış gözlemlenmiştir. Artan iktisadi faaliyetlerin çevresel etkileri 90'lı yıllarda tehlikeli boyutlara ulaşınca bilim dünyası ticaret ve çevre ilişkisini mercek altına almaya başlamıştır. Yolsuzluk büyüme ilişkisi uzunca süredir incelenen bir konudur. Bunun yanı sıra 2000'li yıllardan sonra yolsuzluğun çevre yasalarındaki etkileri dikkate alınarak yolsuzluk ve çevre ilişkisi araştırma konuları arasında yer edinmeye başlamıştır. Ticaret ve yolsuzluk ilişkisini inceleyen çok sayıda çalışma mevcuttur. Fakat literatürde çevre, ticaret ve yolsuzluk ilişkisini inceleyen az sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu tezin amacı çevre, ticaret ve yolsuzluk ilişkisini 75 ülkenin 2002-2012 dönemine ait verileriyle panel veri yöntemi kullanarak incelemektir. Çalışmada ülkeler Gelişmiş Ülkeler ve Gelişmekte Olan Ülkeler olarak iki gruba ayrılmıştır. Çalışmanın sonuçları ticaretin çevresel kaliteyi arttırdığını ispatlarken; yolsuzluğun büyümeyi baskılamak kaydıyla çevresel kaliteyi arttırdığı sonucu yeterince sağlam olmayan kanıtlara dayanmaktadır. Büyüme neticesinde gerçekleşen kişi başı gelir artışının Çevresel Kuznet Eğrisi yaklaşımı doğrultusunda tüm ülke gruplarında çevresel kalite talebini arttırdığı kanıtlanmıştır. Anahtar kelimeler: Çevre, Ticaret, Yolsuzluk, Çevresel Kuznet Eğrisi, Panel Veri

Panel veri modelleriYolsuzlukÇevre+2
Can İlkyaz
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Gelişmekte olan ülkelerde yolsuzlukların ekonomik analizi

Kamu gücünün ya da kaynaklarının özel çıkarlar için kötüye kullanılması şeklinde tanımlanan yolsuzluk, son zamanlarda özellikle 19901ı yıllardan bu yana, bütün dünya da dikkati çekmektedir. Yolsuzluk karmaşık bir olgudur ve gelişmekte olan ülkelerin çoğunda yaygın olarak görülmektedir. Bu tezin amacı gelişmekte olan 68 ülkede yolsuzluk sorunun incelenmesidir. Çalışmanın birinci bölümünde, yolsuzluğun tanımları, boyutu, sınıflandırması, türleri, etkileri ve sonuçlan incelenmiştir. Aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerdeki yolsuzluktan açıklayan düşünce okulları sunulmuştur. İkinci bölümde, yolsuzluğun ekonomik, siyasal ve sosyo-kültürel nedenleri analiz edilmiştir. Ekonomik faktörler ve sosyal faktörler olmak üzere iki yolsuzluk modeli geliştirilmiştir. Bir dizi hipotez ileri sürülmüş ve bu hipotezler test edilmiştir. Test sonuçlarına göre kişi başına düşen milli gelir, dışa açıklık, kamu sektörü ücret düzeyi ve devletin ekonomideki kontrolü (ekonomik özgürlükler endeksi ile ölçülmüştür) gibi ekonomik faktörler ile, yolsuzluklar arasında negatif bir ilişkinin bulunduğu ortaya çıkmıştır. Yine test sonuçları, hukuk sisteminin etkinliği, demokrasi ve etnik farklılıklar gibi siyasal ve sosyo-kültürel faktörler ile yolsuzluklar arasında negatif bir ilişki, bürokrasi ve kırtasiyecilik ile pozitif bir ilişkinin bulunduğunu ortaya koymuştur. Son bölümde ise, gelişmekte olan ülkelerde yolsuzluklarla mücadele için mikro ve makro anti-yolsuzluk stratejileri incelenmiştir.

Gelişmekte olan ülkelerYolsuzluk
Selçuk Akçay
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2001
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Terörizm ile yolsuzluk arasındaki ilişki: MENA ülkeleri üzerine panel veri analizi

Günümüze dek süregelmiş terörizm, ülkeler ve toplumları üzerinde büyük bir tehdit unsuru olmuştur. Terörizmin yaşanmaya başladığı ilk günden itibaren üzerine çalışmalar yapılmış olmasına rağmen, net bir tanımı ve asıl gerçekleşme nedenleri ortaya koyulamamıştır. Tüm dünya genelinde varlığını sürdüren ve küresel boyuta ulaşan bu olgu, ortaya çıkış amacı, hedefi, etkileri ve sonuçlarının araştırılmaya devam edildiği bir çalışma alanıdır. Çalışmanın amacı, yolsuzluk olgusunun terörizmin gerçekleşmesi üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu teorik ve ampirik olarak incelemektir. Çalışma MENA (Middle East-North Africa: Orta Doğu-Kuzey Afrika) bölgesindeki 15 ülke özelinde terörizm ile yolsuzluk arasındaki ilişkiyi ele almaktadır. Çalışmada, terör-terörizm ile yolsuzluk kavramları hakkında bilgi verilmiş, aralarındaki bağ literatür taraması ile desteklenmiştir. Çalışmanın ampirik bölümünde ise MENA ülkelerindeki terörizm ve yolsuzluk arasındaki ilişki 2012-2019 dönemi itibariyle Panel Veri Analizi yöntemi ile sınanmıştır. Yapılan analizler neticesinde; yolsuzluğun terörizm faaliyetlerine finans dayanağı olduğu, yolsuzluk eylemlerinin terörizmi desteklediği ve üzerinde belli bir etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. MENA ülkeleri gibi az gelişmiş ve/veya gelişmekte olan ülkelerde yolsuzluk davranışlarının azalması, terörizmin gerçekleşmesinde kısıtlayıcı ve engelleyici bir rol üstlenmektedir. MENA ülkelerinin refah düzeylerinin belirli bir ölçüde arttırılması ile bu iki olgunun yarattığı problemler engellenebilir. Komşu ülkelerin de iş birliği ile desteklenecek etkili politikalar ve stratejiler yapıldığında bu iki olgu önlenerek güven ortamı oluşturulabilir.

Birim kök testleriMENA bölgesiPanel veri modelleri+3
Aleyna Pehlivan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mehmet Ali Cenani Bey'in hayatı ve parlamento faaliyetleri (1872-1934)

Türk siyasi hayatında önemli bir yer edinen özellikle mali konulardaki yetkinliğiyle dikkat çeken bir isim olan Mehmet Ali Cenani Bey'in hayatı ve parlamento çalışmaları bu araştırmanın konusunu teşkil etmektedir. Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e uzanan süreçte yer alan Ali Cenani Bey'in siyasi hayatını ortaya çıkarmak ve dönemin tarihi olayları içindeki yerini tespit edebilmekse çalışmanın temel amacıdır. Bu çalışmada onun siyasal ve toplumsal süreci algılayışı, yönlendirme kabiliyeti, verdiği kanun teklifleri, niteliği, bunların yasalaşma düzeyi, öncelikli yönelimleri belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın genelinde kronolojik esaslara uyulmuş ve çeyrek asırlık bir döneme tanıklık eden Ali Cenani Bey'in öncelikle ayrıntılı bir biyografisine yer verilmiştir. Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nda önce Halep sonra da Antep mebusu olarak yer alan Cenani Bey, Meşrutiyet'in ilk yıllarında II. Abdülhamid karşıtı, İttihatçı bir siyasi kimlik sergilemiş 1912 genel seçimiyle İttihatçılarla karşılıklı olarak yollarını ayırmıştır. Bu yıldan itibaren mecliste bağımsız bir mebus olarak hareket etmiş, İngilizlerin son Osmanlı Meclisi'ni dağıttığı dönemdeyse işgalci güçlerin yanında bir tutum takınmıştır. Milli Mücadele yıllarında Mustafa Kemal ve grubunu yağmacı olarak nitelemiş fakat aynı zamanda kendi köy ve topraklarının da bulunduğu güney cephesinin örgütlenmesine destek olmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 1920-1931 yıllarını kapsayan üç ayrı dönemde Gaziantep mebusluğu yapmış, birinci grup içerisinde yer almıştır. İkinci dönem TBMM'de mebusluğun yanı sıra ticaret vekilliği vazifesini de yaklaşık iki yıl sürdürmüştür. Vekilliği sırasında vekâlet tasarrufuna verilen 500.000 liralık zahire fonunun usulsüzce harcandığı ve hazinenin zarara uğratıldığı gerekçesiyle önce meclis sonra Yüce Divan sorgulamasıyla karşı karşıya kalmıştır. Yüce Divan başta Ali Cenani Bey'in görevi ihmal ve gevşeklikten beraatına, görevi suiistimalden bir ay hapis ile dört ay rütbe ve memuriyetten mahrumiyetine mahkûm olduğunu açıklamış sonra bu cezasını erteleyerek, zimmetinde kalan paranın kendisi tarafından faiziyle tahsis edilmesine hükmetmiştir. Hayatının son yılları itibar kaybı, mali ve ailevi sıkıntılar içerisinde geçmiştir.

Meclis-i MebusanMehmet Ali Cenani BeyMilletvekili+5
Hatice Akan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muhasebe ve hukuk meslek mensuplarının adli muhasebe ihtiyacına yönelik değerlendirmeleri- Sakarya ili örneği

Dünyada ve Türkiye'de yaşanan ekonomik ve finansal gelişmeler, iş yaşamındaki faaliyetlerin çeşitlenmesi, yabancı ülkelerle yapılan ticaretin hacminin artması, işletmelerin de yapısal değişimler yaşamalarına yol açmıştır. Tüm bu düzenlemeler oldukça kompleks bir yapıdadır ve denetim faaliyetlerini de zorunlu hale getirmektedir. Denetimde yaşanan aksamalar hile ve yolsuzlukları arttırmakta ve işletme ile ilişkili olan tüm tarafların işletmeye olan güvenini azaltmaktadır. Hileli uygulamaları önlemek için birçok tedbir alınmasına rağmen, hile ve yolsuzluklar ekonomik hayatta önemli kayıplara yol açmaktadır. Bu nedenle, işletmelerin birçoğu bu kaybı önleyebilmek için, denetimde yeni teknikler kullanmaktadırlar. Hile ve yolsuzluklarla ilgili anlaşmazlıkların hukuksal platforma yansıması neticesinde özellikle ekonomik kayıpların hesaplanmasında, uzman kişilerin desteğine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sebeple, her geçen gün adli muhasebecilere olan ihtiyaç daha önemli boyutlara ulaşmaktadır. Dünyada uygulama alanı bulan adli muhasebecilik mesleği 21. yüzyılın başlangıcı itibariyle Türkiye'de de gündeme gelmiştir. Adli muhasebeye yönelik teorik çalışmaları desteklemek amacıyla gerçekleştirilen bu çalışmada, adli muhasebenin hile ve yolsuzluklarla mücadeledeki yerine değinilmiştir. Çalışmayı pratik anlamda desteklemek için ise çalışmanın son bölümünde, muhasebe ve hukuk meslek mensuplarının adli muhasebeye olan ihtiyaç noktasındaki algılarını ölçmek üzere bir anket uygulamasına yer verilmiştir. Araştırma, Sakarya ilinde faaliyet gösteren muhasebeci ve avukatları kapsamaktadır. Araştırma neticesinde her iki meslek grubu tarafından da adli muhasebenin bir ihtiyaç olarak görüldüğü sonucuna varılmıştır. Meslek mensupları ayrıca, adli muhasebe eğitiminin bir ihtiyaç olduğu yönünde görüş belirtmişlerdir.

Adli muhasebeHileHileli işlemler+6
Begüm Sert
Sakarya University · İşletme Enstitüsü
2019
00

İlgili konular