Poisonings

85 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı zehirlenmelerinde son 10 yılın analizi ve önceki 33 yıl ile karşılaştırılması

Çocukluk çağı zehirlenmeleri önemli bir halk sağlığı sorunudur. Ülkemizde ve dünyada her yıl binlerce sağlıklı çocuk zehirlenme nedeni ile sağlık halini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Çocukluk çağı zehirlenmelerinde epidemiyolojik verilerin düzenli olarak sağlık personeline aktarılması büyük önem taşımaktadır. 2008 yılından 2018 yılına kadar, on yıllık süre boyunca hastanemize zehirlenme nedeni ile başvuran iki bin sekiz çocuk hasta araştırmaya dâhil edilmiştir. Önceki 33 yıllık veriler ile karşılaştırmalar yapılarak son 10 yılda çocukluk çağı zehirlenmelerinde nelerin değiştiği anlaşılmaya çalışılmıştır. Ayrıca bu çalışmada önceki 33 yılın verilerinin devamlılığının sağlanması amaçlanmıştır ve ortaya konulacak 43 yıllık tecrübe ışığında çözüm önerilerinde bulunulması, sonuçların değerlendirilerek zehirlenmelerin kontrolü, alınabilecek önlemlerin tartışılmasıyla zehirlenme tanı ve tedavi uygulamalarına katkıda bulunulması öngörülmüştür. 1 Ekim 2008 tarihinden, 1 Ekim 2018 tarihine kadar Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi ve Çocuk Acil Polikliniği'ne zehirlenme nedeni ile başvuran 0-19 yaş arası hastalar çalışmaya dâhil edildi. Veriler 1985-2008 yılları arasındaki çalışmalar ile karşılaştırıldı. Hastaların %59'unu kız hastalar(n=1181), %41'ini erkek hastalar(n=827) oluşturdu. %46'sı 0-5 yaş grubu, %41'i ise 12-19 yaş grubu, %12'si ise 5-12 yaş grubudur. Zehirlenme %58 oranında ilaç, %42 oranında ilaç dışı ile gerçekleşti. İlaçla zehirlenmelerin %67,8'i kız hastalardır. İlaç dışı zehirlenmelerin %53,4'ü erkek hastalardır. Kız hastalarda ilaç ile zehirlenme, erkek hastalarda ilaç dışı zehirlenmelerin fazla görülmesi istatiksel açıdan anlamlıdır. (p= 0,0001) İlaçla zehirlenmelerin %51,2'si 12 yaş üzeri çocuklardan oluşmaktadır. İlaç dışı zehirlenmelerin %52,2'si 0-5 yaş aralığındaki çocuklardan oluşmaktadır. Toksinlerin %65'i toksik maddenin kolay erişilebilir yerde bulunması ile zehirlenme gerçekleşmiştir. Küçük yaştaki hastalarda ilaç dışı, adölesan yaştaki hastalarda ilaç ile zehirlenmelerin daha sık olması istatiksel olarak anlamlıdır. (p=0,0001) Zehirlenmelerin %66'sı kaza sonucu, %31'i intihar amacıyla, %1'i ise terapötik hata ile gerçekleşmiştir. Kaza sonucu zehirlenmelerin en sık 0-5 yaş grubunda ve erkeklerde olduğu görüldü. (p= 0,019) İntihar girişimi nedenli zehirlenmeler 12 yaş üzerindeki kız çocuklarında oldu. (p=0,0001) %14,4'üne başvuru anında gastrik lavaj ile dekontaminasyon uygulandı. Tek doz aktif kömür hastaların %18'ine verildi. Son on yılda gastrik lavaj ve kömür uygulamaları azalmıştır. Zehirlenme nedeni ile çocuk yoğun bakıma yatırılan hastaların %59,4'üne sadece yaşamsal bulgularının monitorizasyonu ile izlem uygulanmıştır. Tüm zehirlenmelere bakıldığında mortalite oranının %0,034 olduğu görüldü. Çocuk yoğun bakıma yatırılarak izlenen hastalarda mortalite oranı %1,36 (n=7) oldu. Ölen hastaların %71'i kız hastalardı. En ölümcül ilaç zehirlenmesinin kolşisin olduğu görüldü (%6). İlaç dışı zehirlenmelerde en ölümcül madde organofosfat/karbamat oldu (%30).

Retrospektif çalışmalarYoğun bakımYoğun bakım üniteleri-pediyatrik+3
Dursun Muhammed Özdemir
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste metanol intoksikasyonu nedeniyle tetkik edilen hastaların retrospektif değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç:Toksik alkol zehirlenmeleri içinde incelenen metanol, gelişmekte olan ülkelerde sıklıkla karşılaşılan ve genellikle genç sağlıklı bireyleri etkileyen bir sağlık problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Metanol yasa dışı alkollü içeceklerde, temizlik maddeleri ile otomotiv sıvılarında bulunabilen renksiz ve uçucu özellikte basit bir alkoldür. Yutma, deriden absorpsiyon veya soluma yoluyla vücutta birikerek ölümcül dozlara ulaşabilir. Ülkemizde ve bölgemizde halen sıklıkla karşılaşılan metanolintoksikasyonu ile acil servisimize başvuran hastaları değerlendirdiğimiz araştırmamızda; hastaların demografik verilerini, klinik durumlarını, yapılan tedavileri incelemeyi ve bu hastaların tanı sürecini hızlandırabilmeyi amaçlamaktayız. Materyal metod: Bu çalışma, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Acil Servis kliniğinde gerçekleştirilmiştir. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Çalışmaya, acil servis kliniğimize 01.06.2016-01.06.2021 tarihleri arasında metanolintoksikasyonu nedeniyle tetkik edilen hastalar dahil edilmiştir. Çalışma verileri hastanenin veri tabanından geriye dönük olarak toplanmıştır. Çalışmaya alınan hastaların demografik bilgileri, eşlik eden hastalıkları, şikâyetleri, muayene bulguları, verilen tedavi, laboratuvar bulguları ve sonlanımları elde edilmiştir. Elde edilen veriler olgu rapor formuna işlenmiştir. Bulgular: Çalışmaya acil serviste metanolintoksikasyonu tanısı ile acil serviste değerlendirilen, çalışmaya alınma kriterlerine uyan 49'u (%98,0) erkek, 1'i (%2,0) kadın olmak üzere toplamda 50 hasta dahil edilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 50,70±10,79 olarak bulunmuştur. Hastaların %24,0'ının ilk 28 günde ex olduğu saptanmıştır. Alkol düzeyinin takipler sırasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı; sistolik ve diastolik tansiyon değerinin, nabzın, ateşin ve GKS'nin takipler sırasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değiştiği; HB, HTC, lökosit, CRP, PLT, K, Ca, glukoz, kreatinin, üre, AST, ALT, albümin, troponin, INR, Prtsec değerlerinin takipler sırasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değiştiği görülmüştür. İlk 28 günde eksitus olanlarla olmayanlar arasında osmolarite, anyon açığı, baz açığı, sistolik tansiyon değerleri, diastolik tansiyon değerleri, nabız, saturasyon, Glasgow, Ph, PO2, PCO2, HCO3, laktat, lökosit, Na, Ca, glukoz, kreatinin, AST, ALT, albümin, troponin, INR, prtsec, APTT değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark bulunmuştur. Başvuru şekli 112 aracılığı ile olanlarda, semptom ve belirtilerden koma ve oftalmolojik toksisitesi olanlarda, tedavi başlangıç evresi 3. evre olanlarda, etanol, hemodiyaliz ve bikarbonat tedavisi alanlarda ilk 28 gün içerisinde eksitus gerçekleşme oranı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek görülmüştür. Tartışma: Çalışmamızda literatürle uyumlu olarak geç başvurunun, yüksek anyon gap'in, düşük serum pH ve düşük Glasgow koma skalasının artmış mortalite ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Santral sinir sistemi etkilenimini düşündüren klinik bulgular (koma, oftalmatolojiktoksisite) varlığında prognozun kötü gitmesinin olası olduğunun akılda tutulmasının takip ve tedavi yönetimi açısından faydalı olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Acil servis,Etil alkol, İntoksikasyon.

Acil servis-hastaneAcil tıpEtanol+3
Muhammet Selim Celep
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of hemlock (Conium maculatum L.) poisonings

Conium maculatum L. (hemlock), which is from the Apiaceae (Umbelliferae) family, is in the class of poisonous plants due to its toxic substances. The most common poisonous compounds in this plant are coniine and γ-coniceine alkaloids. The amount and percentages of these alkaloids in hemlock may vary according to season and weather conditions. The toxic and teratogenic effects of γ-coniceine alkaloids are significantly higher than coniin due to the double bond of the alpha carbon in its structure with nitrogen. It is known that by blocking the response of muscles to acetylcholine due to binding of neuromuscular cells to their nicotinic receptor, it first stimulates the respiratory system, then suppresses it, and then causes cyanosis and respiratory failure. It is seen that hemlock poisoning usually occurs as a result of consuming the plant by analogy with another species. In the cases of poisoning that occur, it is seen that primarily the gastrointestinal tract, nervous system, cardiovascular system and especially the respiratory system are affected. In this thesis study, 11 case reports in the literature with the registration of hemlock poisoning and 10 cases who died with the suspicion of hemlock poisoning in Turkey and were referred to the Forensic Medicine Institute for autopsy by the prosecutor's order were evaluated from clinical, biochemical, toxicological and pathological perspectives, and multidisciplinary interpretations were made in accordance with the criminalistic literature. According to the information obtained from the poisoning cases in the thesis study, the symptoms and signs seen in hemlock poisoning are generally not specific; It is seen that patients apply to health institutions with nonspecific complaints that can be seen in many diseases such as nausea, vomiting, dizziness, headache, feeling of fainting and loss of consciousness. In cases of poisoning due to hemlock, it is generally seen that blood gases and electrolyte values are monitored, and the definitive diagnosis is made by detecting hemlock alkaloids in the toxicological analysis of biological samples taken from the patient and identifying the plant specimen causing the poisoning as C. maculatum L. The lack of a database that contains information that can help physicians in the diagnosis of plant poisoning and allows the registration of poisoning cases is considered as a deficiency in our country. The preparation of a database or guides, including the data to be obtained from this thesis and similar studies, will help to reduce the loss of life caused by plant poisoning.

Forensic medicinePoison hemlockBiology+3
Rukiye Yılmaz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Organofosfatlı bileşiklerle akut zehirlenme tedavisinde resveratrolün koruyucu etkisi

Bu tez çalışmasında, sıçanlarda fenthion ile oluşturulan akut toksisite sonrasında farklı dozlarda resveratrol (RES) ve pralidoksimin (PAM) tek başına veya birlikte kulanımının fenthionun sebep olduğu oksidatif hasarlara karşı antioksidan ve koruyucu etkileri biyokimyasal, immünohistokimyasal ve histopatolojik yöntemlerle araştırılmıştır. Akut fenthion toksisitesi sonrasında sıçan kan örneklerinde malondialdehit (MDA), glutatyon (GSH), askorbik asit, retinol, β-karoten düzeyleri, eritrositlerde süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (KAT), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) enzim aktiviteleri ve karaciğer, kalp, böbrek, beyin, akciğer dokularında MDA ve GSH düzeyleri biyokimyasal yöntemlerle incelenmiştir. Bununla birlikte karaciğer dokusunda immünohistokimyasal ve histopatolojik incelemeler yapılmıştır. Tüm toksikasyon gruplarında LPO belirteci MDA'nın arttığı görülmüştür. Tüm tedavi gruplarında RES ve PAM MDA düzeyini düşürerek lipit peroksidasyonunu (LPO) azaltmıştır. RES ve PAM fenthionun sebep olduğu retinol ve β-karoten kaybını önlemiştir. Fenthion SOD, GSH-Px ve KAT aktivitesini arttırmıştır. Ancak tedavi gruplarında kontrole göre anlamlı bir değişiklik olmamıştır. Fenthionun karaciğer, beyin, böbrek ve kalp dokularında LPO'nu arttırdığı, RES'un karaciğer, beyin ve kalpte oluşan LPO'nu anlamlı şekilde azalttığı görülmüştür. Karaciğerin histopatolojik incelemesinde tedavi gruplarında, toksikasyon grubunda meydana gelen lezyonların azaldığı tespit edilmiştir. İmmunohistokimyasal incelemede zehirlenme tüm gruplarda apoptozise kadar varan seviyeye ulaşmasa da fenthionun yol açtığı apoptozisi RES artan dozlarda durdurmuştur. PAM da RES kadar başarılı olmuştur. Sonuç olarak, RES, fenthionun sebep olduğu LPO'nu ve oksidatif hasarı önlemiş, karaciğerde oluşan doku hasarını azaltarak OF zehirlenmesinin zararlarına karşı koruyucu etki göstermiştir.

FenthionLipid peroksidasyonuOksidatif stres+5
Nisa Hocaoğlu
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda subkronik formaldehit zehirlenmelerinin karaciğerde neden olduğu hasara karşı chrysinin etkileri

Erkek ratlar üzerinde yapmış olduğumuz bu çalışmada, intraperitoneal olarak uygulanan formaldehit'in karaciğer üzerindeki olumsuz etkileri araştırıldı. Ayrıca formaldehit maruziyetine karşı chrysin'in muhtemel koruyucu özellikleri değerlendirildi.Bu amaçla, 42 adet Wistar albino cinsi erkek rat 6 gruba ayrıldı. Grup I, kontrol olarak kullanılırken, Grup II'deki hayvanlar (FA-0.1), 60 gün boyunca haftada 3 gün 0,1 mg/kg dozunda intraperitoneal olarak formaldehite maruz bırakıldı. Grup III'teki ratlara (FA-1) 1mg/kg dozunda 60 gün boyunca haftada 3 gün olmak üzere intraperitoneal olarak formaldehit uygulandı. Grup IV'teki ratlara 60 gün boyunca haftada 3 gün olmak üzere 50 mg/kg dozunda chrysin oral olarak verildi. Grup V'teki ratlara chrysin ile birlikte formaldehit uygulandı. Chrysin 50 mg/kg dozunda 60 gün boyunca haftada 3 gün olmak üzere oral olarak uygulanırken, formaldehit 60 gün boyunca haftada 3 gün olmak üzere 0,1 mg/kg dozunda intraperitoneal olarak uygulandı. Chrysin uygulaması 1 gün önceden başlatıldı. Grup VI'daki ratlara ise chrysin ile birlikte formaldehit uygulandı. Chrysin 50 mg/kg dozunda 60 gün boyunca haftada 3 gün olmak üzere oral olarak uygulanmış olup, formaldehit ise 60 gün boyunca haftada 3 gün olmak üzere 1 mg/kg dozunda intraperitoneal olarak uygulanmıştır. Chrysin uygulaması 1 gün önceden başlatılmıştır. Deney sonunda hayvanlar dekapite edildi. Biyokimyasal ve histolojik değerlendirmeler için karaciğer dokuları alındı.Sıçanlardan alınan karaciğer dokularının bir kısmında tiyobarbitürik asit reaktif maddeleri (TBARS), redükte glutatyon (GSH), süperoksitdismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve total protein analizleri yapıldı. Sadece formaldehit uygulanan gruplarda oksidatif hasarı gösteren TBARS, GSH ve CAT düzeylerinde anlamlı bir artış görülürken SOD seviyesinde ise anlamlı bir azalma tespit edildi. Formaldehit ile birlikte chrysin uygulanan gruplarda ise bu değişimlerin kontrol grubu lehinde düzeldiği gözlemlendi. Formaldehit uygulanan gruplarda histolojik olarak incelenen karaciğer doku kesitlerinde ise apoptotik hücrelerin görüldüğü, hepatositlerin değişime uğradığı, Kupffer hücre sayısında artış olduğu ve histopatolojik hasarların meydana geldiği tespit edildi. Formaldehit ile birlikte chrysin uygulanan gruplarda ise, karaciğer doku kesitlerinde apoptozisin baskılandığı, Kupffer hücre sayısında azalma olduğu ve histopatolojik değişikliklerin de düzeldiği ortaya kondu.Sonuçta, formaldehit maruziyetine bağlı olarak karaciğerde ciddi hasarların meydana geldiği ve bu hasarlara karşı chrysinin koruyucu etkiler gösterdiği ifade edilebilir.

FormaldehitKaraciğerKrisin+2
Mahmut Çay
İnönü University · Institute of Health Sciences
2012
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2013-2016 yılları arasında erişkin acil servise başvuran ilaç zehirlenmelerinin geriye dönük incelenmesi ve tedavi protokollerinin etkinliğinin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızda Acil Servise başvuran akut zehirlenme olgularının demografik ve etiyolojik özelliklerini, alınan etken maddeleri ve özelliklerini, laboratuvar bulgularını ve klinik özelliklerini retrospektif olarak incelenmesi ve alınabilecek önlemlerin neler olabileceğinin ortaya konması amaçlandı. Gereç ve yöntemler: Retrospektif 3 yıllık çalışmamızda, dosyalardan hastaların yaşları, cinsiyetleri, hastaneye başvuru tarihleri, acil serviste ve yoğun bakım ünitesindeki yatış süresi, klinik sonlanımları, alınan ilaçların etken maddeleri ve miktarları, uygulanan antidot ve ekstrakorporal tedavileri, olguların laboratuvar değerleri incelendi. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 18.0 (SPSS Inc, Chicago, IL, USA) paket programı kullanıldı. Bulgular: 3 yıl içinde 535 olgu ilaç alımıyla başvurdu, 52 hastanın kullandığı ilaç içeriğine ulaşılamadığı için çalışmaya 483 hasta alındı. Olguların 310'u (%64,2) kadın, 173'ü (%35,8) ise erkek idi. Yaş ortalaması 33,40±12,48 (erkeklerde 37,58±14,66, kadınlarda 31,35±10,56) bulunmuştur. Kadın ve erkek yaş ortalamasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.001). 179'u (%37,1) yoğun bakımda ortalama 3,21±4,5 gün takip edilirken, 304'ü (%62,9) acil serviste ortalama 2,1±2 gün takip edilmiştir. Toplam yatış süreleriyle başvuru anındaki laktat seviyesi arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon gözlenmiştir (r=422, p=0,06). Tarım ilacı ile zehirlenen 29 olgunun glukoz düzeyi ile toplam yatış süresi, laktat ve yoğun bakım yatış süresi oranlarının korelasyonu incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı gözlendi. En sık zehirlenme nedeni 87'si (%18) antidepresan ilaçlar, 70'i (%14,5) parasetamol, 59'u (%12,2) NSAİİ, 53'ü (%11) antipsikotik ilaçlar olarak bulundu. Antidepresanlar arasında en sık SSRI 52 (%58,4) grubunun olduğu görüldü. Alınan ilaçların lipofilik olup olmadığı incelendiğinde 191 olgu (%39,5) sadece lipofilik ilaçla 3,2±4,9 gün, 100 olgu (%20,7) lipofilik ve ek etken madde ile 3,0±3,6 gün, 83 olgu (%17,2) sadece hidrofilik ilaçla 2,6±2,4 gün, 109 (%22,6) olgu hidrofilik ilaç ve ek etken madde ile 2,4±1,8 gün yattığı saptanmıştır. Ekstrakorporal tedavi 14 kişi uygulandı. Mortalitemiz %0,62 olarak bulundu ve exitus olgular; bir metil alkol, bir karbamat ve bir organofosfat içerikli etken ile zehirlenenlerden oluşmaktadır. Sonuç: Zehirlenmelerin çoğunluğunun intihar amaçlı, genç yaş grubunda ve kadınlarda olduğu gözlenmektedir. Ülkemizdeki genç kadınlara yönelik sorunların tanımlanıp çözüm aranması gerekmektedir. Zehirlenmelerde erken müdahale hayat kurtarıcıdır. Destek tedavi, antidotlar ve ekstrakorporal tekniklerle mortalite azaltılabilir ancak bunun için daha kapsamlı çalışmalarla klinisyenlere yol gösterebilecek toksiklojik klavuzların (IV lipid, ekstrakorporal teknikler vb.) oluşturulması gereklidir. Anahtar kelimeler: acil, zehirlenme, lipofilite, laktat, intoksikasyon, ekstrakorporal, mortalite, yatış süresi, lipid

Acil servis-hastaneHastanede yatış süresiLaktatlar+7
Selçuk Eren Çanakçı
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karbonmonoksit zehirlenmesi hastalarında oksidan/antioksidan ve oksidatif stres indeks seviyelerinin değerlendirilmesi

ÖZETKARBONMONOKSİT ZEHİRLENMESİ HASTALARINDA OKSİDAN/ANTİOKSİDAN VE OKSİDATİF STRES İNDEKS SEVİYELERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİŞahin KARTALUzmanlık Tezi, Acil Tıp Anabilim DalıTez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Suat ZENGİN2013, 43 sayfaKarbonmonoksit (CO) zehirlenmesi; zehirlenme olgularındaki mortalite ve morbidite nedenlerinden önemli bir sebebidir. Bu çalışmada CO zehirlenmesinin Total Oksidan Seviyesi (TOS), Total Antioksidan Seviyesi (TAS) ve Oksidatif Stres İndeksi (OSİ) parametreleri üzerindeki etkilerini araştırarak, CO zehirlenmesinin patofizyolojisi hakkında daha fazla bilgi edinmeyi amaçladık.Prospektif olarak yürütülen bu çalışma Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisine Şubat 2012-Mart 2012 tarihleri arasında başvuran ve CO zehirlenmesi tanısı alan 113 hasta ve 50 sağlıklı kontrol grubu olmak üzere toplam 163 kişi üzerinde yapıldı. Tüm hastaların başvuru anında, 90. ve 180. dakika COHb seviyesi ölçümü parmak ucundan sinyal yakalama CO-pulse oksimetre cihazı kullanılarak yapıldı. Ayrıca başvuru, 90 ve 180. dakika TAS ve TOS seviyeleri ölçümü için kan örnekleri alındı. Santrifüj edilerek plazmaları ayrılan kanlar çalışma zamanına kadar -80 °C' de saklandı. TAS ve TOS ölçümü tam otomatik kolorimetrik yöntem ile yapıldı. İstatistiksel değerlendirme için, Windows SPSS Ver. 18.0 (SPSS Inc, Chicago, Illinois, ABD) paket programı kullanıldı. Tüm karşılaştırmalarda p<0,05 olması anlamlı kabul edildi.Hastaların CO zehirlenmesi ile acil servise ortalama başvuru süresi 31.70±12.46 dakika idi. Her iki grupta TAS, TOS, OSİ ve yaş düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon yoktu (p>0,05). Hasta grubunda; başvuru anında, 90. Dakika ve 180. dakika COHb düzeyleri ile TAS, TOS ve OSİ arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon yoktu (p>0,05). Her iki gruptaki erkekler ve kadınlar için ortalama TAS, TOS, OSİ düzeyleri arasındaki farklılık (p>0.05) istatistiksel olarak anlamlı değildi. Hastaların ilk başvuru anındaki TOS ve OSİ düzeyleri kontrol grubuna göre daha yüksekti (p0.001 tümü için) ve bu yükseklik istatistiksel olarak anlamlıydı. Hasta grubunun başvuru anındaki TAS seviyeleri ile kontrol grubunun TAS seviyeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi (p>0.05). Hasta grubunda 90. dakikada ölçülen TOS ve OSİ düzeyleri kontrol grubuna göre daha yüksekti ve bu yükseklik istatistiksel olarak anlamlıydı (p0.001 tümü için). Hasta grubunda 180. dakika TAS, TOS ve OSİ değerleri kontrol grubuna yakındı ve arasında istatistiksel anlamlı bir fark yoktu (p>0.05).Oksidatif stres CO zehirlenmesi patofizyolojisinde rol oynar. Bu nedenle, TOS ve OSI düzeyleri CO zehirlenmesi şiddeti ve prognozu değerlendirmek için erken biyokimyasal belirteçler olabilir.Anahtar Kelimeler: Karbonmonoksit zehirlenmesi, oksidatif stres, total antioksidan status, total oksidan status, osidatif stres indeksi.

AntioksidanlarKarbonmonoksit zehirlenmesiOksidanlar+3
Şahin Kartal
Gaziantep University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orgonofosfat zehirlenmesinde intermediate sendrom gelişen hastalarda terapotik plazma değişimi uygulamasının etkileri

Orgonofosfat Zehirlenmesinde İntermediate Sendrom Gelişen Hastalarda Terapotik Plazma Değişimi Uygulamasının EtkileriAmaç:Organofosfat zehirlenmeleri ile tüm dünyada kaza ya da intihar amacı ile çok yaygın olarak karşılaşılmaktadır. En sık ölüm sebebi olan solunum yetmezliği özellikle intermediate sendrom gelişen hastalarda meydana gelmektedir. Bizim amacımız halen oluş mekanizması ve tedavisi tartışmalı olan intermediate sendromda terapotik plazma değişimi uygulayarak toksik maddenin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlamaktır. Bu şekilde hastaların iyileşme sürecini hızlandırmak, mekanik ventilatör ihtiyacının ve hastanede yatış süresinin azaltılması hedeflenmiştir.Metod: Çalışmamıza Ekim 2008?Aralık 2010 tarihleri arasında Acil Tıp Anabilim dalında intermediate sendrom tanısı konan 4'ü kadın 13'ü erkek toplam 17 hasta alınmıştır. Hastaların yaş ortalaması 50,59±20,16 olarak ölçülmüştür. Terapotik plazma değişimi işleminden önce ve sonra alınan hasta kan örneğinden organik fosfat düzeyi ve pseudokolinesteraz düzeylerine bakıldı. Ayrıca işlem sonrasında biriken atık plazmasından da organik fosfor düzeyine bakıldı.Bulgular: Hastaların plazmaferez öncesi; ortalama pseudokolin esteraz düzeyi: 219,40± 463,820(5-2583) U/L , ortalama organofosfat düzeyleri ise 0,7210±1,83780 (0,00-9,05) mg/L olarak ölçüldü. Plazmaferez sonrasında ise ortalama pseudokolinesteraz düzeyi: 607,30±1148,870 (13-5046) U/L, ortalama organofosfat düzeyi ise 0,3753±0,82636 (0-3,24) mg/L olarak ölçüldü. Ayrıca atık plazmasında organofosfat düzeyi 0,4835±1,11905 (0,00-4,55) mg/L olarak tespit edildi. Hastaların pseudokolinesteraz düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı bir yükselme (p=0.014) ve organofosfat düzeyinde anlamlı bir azalma (p=0.012) saptandı.Sonuç: İntermediate sendrom gelişen hastalardan toksik maddenin uzaklaştırılmasında ve pseudokolinesteraz düzeyinin yükseltilmesinde plazmaferez işlemi fayda sağlamaktadır. Plazmaferez işleminin geç yapılması, seans sayısının yetersizliği, organofosfatın yağ dokuda birikiyor olması işlemin faydalarını kısıtlamakla beraber diğer tedavilerle kıyaslanabilmesi için daha büyük ve kontrollü çalışmaların yapılması gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: İntermediate sendrom, Organofosfat zehirlenmesi, Terapotik plazma değişimi

Kan bileşenlerini ayırmaOrganofosfor bileşikleriZehirlenmeler
Mustafa Yılmaz
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Methamidophos' un fare testis dokusu üzerine etkilerinin elektron mikroskobik düzeyde araştırılması

Amaç: Bu çalışmada Methamidophosun fare testisine olan etkilerinin elektron mikroskobik düzeyde araştırılması ve tedavi etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmada 50 adet fare 3 gruba ayrılmış, 1. Gruba (Deney grubu) letal dozda ((LD50)=30 mg/kg) Methamidophos uygulanmış ve kolinerjik bulgular gelişinceye dek beklenmiş, 2. Gruba (Kontrol grubu) Methamidophosla aynı miktarda izotonik sodyum klorür verilmiş, 3. Gruba (Tedavi grubu) ise yine letal dozda Methamidophos verilmiş ve kolinerjik bulgular gelişinceye dek beklenip sonra tedavi edilmiştir. 3 grubun testis dokuları alınıp elektron mikroskop ile incelendi.Bulgular: Methamidophos uygulanmış grupta yer alan farelerin testis doku örneklerinde membrana proprida total kalınlık artışı, Sertoli hücrelerinde elektron denslikte artış, agranüler endoplazmik retikulum vakuolizasyonuna bağlı köpüğümsü görünüm, dens mitokondriyonlar, dev lipid damlacıklarının artışı ve çoğu tübüllerde sitoplazmik lizis bulgularına rastlandı. Ayrıca spermatojenik hücrelerde arrest, lümene immatur dökülme ve apopitotik değişiklikler gözlendi. Tedavi uygulanan grup örneklerinde ise bazı tübüllerde minimal değişiklikler görülmekle birlikte, tübüllerin çoğunluğunda, membrana propria, Sertoli hücreleri ve spermatojenik hücrelerde deney grubundakilere benzer değişiklikler meydana geldi ve dikkati çeken yapısal düzelme görülmedi. Kontrol grubunda ise normal testis yapısı izlendi.Sonuç: Çalışmamızda Methamidophosa akut olarak maruz kalmanın testis ultrastrüktüründe önemli dejeneratif değişiklikler oluşturduğu, antidot tedavisiyle hücresel dejenerasyonların akut dönemde geri dönüşümlü olmadıkları sonucuna ulaşıldı.Anahtar sözcükler: Methamidophos, organofosfat, testis dokusu, ultrastrüktür.

FarelerMethamidophosMikroskopi-elektron+3
Umut Gümüşay
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pestisit zehirlenmelerinde zehirlenmenin şiddeti, elektrokardiyografik değişiklikler ve eritrosit kolinesteraz düzeyi ile mortalite arasındaki ilişki

Akut Pestisit Zehirlenmelerinde Zehirlenmenin Şiddeti, Elektrokardiyografik Değişiklikler ve Eritrosit Kolinesteraz Düzeyi ile Mortalite Arasındaki İlişkiAmaç: Organofosfat zehirlenmelerinin kardiyak etkileri ile ilgili bilgiler sınırlı yayın ve vaka raporlarına dayanmaktadır. Biz, çalışmamızda organofosfat zehirlenmelerinde eritrosit kolinesteraz ile kardiyak toksisite arasında bir ilişki olup olmadığını ve bu ilişkinin mortalite üzerindeki etkisini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Prospektif olarak yapılan çalışmaya iki yıl boyunca organik fosfat zehirlenmesi ile acil servise gelen 39 hasta alındı. Yaşı, cinsiyeti, hastanede kalış süresi, solunum desteği ihtiyacı, kardiyak bulguları kaydedildi ve hastaların başvuru anında alınan eritrosit kolinesteraz düzeyi ile klinik ve elektrokardiyografik ölçütler arasında istatistiksel bir bağlantı olup olmadığı değerlendirildi.Bulgular: Hastaların ortalama eritrosit kolinesteraz düzeyleri 15,37±6,97 (4,44-38,14)U/grHb idi. Kardiyak bulgulardan en sık hipertansiyon (%17,9), elektrokardiyografik bulgulardan sıklıkla sinüs taşikardisi (% 48,7), uzamış QT mesafesi (% 20,5), sağ dal bloğu (% 20,5) görüldü. Eritrosit kolinesteraz düzeyi ile elektrokardiyografik bulgular değerlendirildiğinde aralarında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Mortalite yüzdesi % 12,8 idi. Ölen hastalar ile yaşayan hastaların eritrosit kolinesteraz düzeyleri ve elektrokardiyografik bulguları karşılaştırıldığında aralarında bir ilişki saptanmadı.Sonuç: Çalışmamızda sinüs taşikardisi, uzamış QT mesafesi, sağ dal bloğu sık görülen elektorkardiyografik bulgular idi. Hastaların eritrosit kolinesteraz düzeyleri ile elektrokardiyografik bulguları değerlendirildiğinde aralarında anlamlı bir bağlantı bulunmadı. Ölen hastaların serum kolinesteraz düzeyi yaşayan hastalara göre daha düşüktü. Eritrosit kolinesteraz ve elektrokardiyografik bulgularda ölen hastalarla yaşayan hastalar arasında anlamlı bir fark yoktu. Sonuç olarak organofosfat zehirlenmelerinde kardiyak etkilenme sık görülmektedir ve daha fazla çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Elektrokardiyografik bulgular, eritrosit kolinesteraz, mortalite, organofosfat zehirlenmesi, serum kolinesteraz

ElektrokardiyografiEritrositlerKarbamatlar+5
Mesude Murt
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antikolinerjik zehirlenmelerde alınan ilacın hastanın klinik durumu ve elektrokardiyografik bulgularına etkisi

Antikolinerjik Zehirlenmelerde Alınan İlacın Hastanın Klinik Durumu veElektrokardiyografik Bulgularına EtkisiAmaç: Acil servislere zehirlenme nedeniyle başvuruların çoğunluğu ilaçlara bağlıolmakta ve bunlar içerisinde trisiklik antidepresan ilaçlar başta olmak üzereantikolinerjik etkili ilaçlar önemli bir yer tutmaktadır. Antikolinerjik ilaçzehirlenmelerinin, kalp ileti sistemini ve merkezi sinir sistemini (şuur durum değişikliği,nöbet) etkilemesi nedeniyle acil tanı ve tedavinin etkinliği, zararlanmayı en aza indirir.Çalışmamızda antikolinerjik zehirlenmeye neden olan ilacın çeşidi ve düzeyi ile klinikve elektrokardiyografik bulgularının karşılaştırılmasını ve bunun tanı ve tedavidekietkinliğini belirlemeyi hedefledik.Metod: İleriye dönük olarak planlanan çalışmamızda 02/06/2010-01/06/2011tarihleri arasında antikolinerjik ilaçlar alması şikayeti ile acil servise başvuran 31'ikadın (% 70,5) 13'ü erkek (% 29,5) olan yaşları 17 ile 78 arasında değişen(29,09±12,96) toplam 44 hasta değerlendirildi. Hastaların; demografik verileri, klinik veEKG bulguları ile toksikoloji laboratuarı verileri kaydedilerek analizleri yapıldı.Bulgular: Hastaların 22'sinin (% 50) kan örneğinde ilaç tespit edilmezken, 10tanesinde (% 23) amitriptilin, 12 (% 27) tanesinde ise antikolinerjik etkili diğer ilaçlartespit edildi. İlacı alımı takiben acil servise başvuru süreleri ortalama 3,3 saatti.Hastaların % 90,4'ü başka bir sağlık kuruluşundan sevkli geldi. Hastalarda başta sinüstaşikardisi olmak üzere çeşitli kardiyak patolojiler gözlemlenirken, gruplar arasında birfarklılık saptanmadı. Amitriptilin alan grubun Glaskow Koma Skalası değeri anlamlıölçüde düşük bulundu. (p<0,005) Kanında amitriptilin tespit edilen hastaların ilaçdüzeyleri ile klinik ve EKG bulgularının bağımsız olduğu görüldü. Ancak her üç grubunkendi içinde kalp hızları ve QT mesafeleri değerlendirildiğinde tedavi sonrası anlamlıbir düşme olduğu görüldü. Takip ve tedavileri acil serviste yapılan hastaların tamamıiyileşerek taburcu edildi.Sonuç: Trisiklik antidepresan zehirlenmelerinin kalp ritmi üzerine etkisi vardır.Ancak çalışmamızda ilaç grupları karşılaştırıldığında, hemodinamik bulgularıetkileyecek ciddi kardiyak etkilenim görülmezken; amitriptilin alan grubun şuur durumdeğişikliği istatistiksel olarak anlamlı şekilde etkilendiği belirlendi.Anahtar Sözcükler: Amitriptilin, Antikolinerjik zehirlenme, Glaskow KomaSkalası, Kalp etkilenimi

AmitriptilinElektrokardiyografiGlasgow koma ölçeği+5
Mustafa Çalışkantürk
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise zehirlenme sonucu gelen hastaların sosyodemografik özellikleri ve psikiyatrik analizi

Amaç: Ölüme götüreceğini bilerek bireyin gerçekleştirdiği tüm eylemler özkıyım olarak tanımlanabilir. Zehirlenme bireyin kimyasal bir maddeye maruz kalması sonucu yaşamsal fonksiyonlarının etkilenmesidir. Tüm toplumlarda özkıyım sıklığı giderek artan bir halk sağlığı sorunudur. Özkıyım davranışının gelişimine katkıda bulunan psikiyatrik, çevresel, sosyal, ekonomik ve ailesel faktörler göz önünde bulundurulmalıdır. Bizim amacımız özkıyım düşüncesi ve davranışının altında yatan nedenleri araştırmak, hastaların özkıyım öncesinde ve esnasında içinde bulundukları psikiyatrik tabloyu tanımlayarak gerekli medikal ve psikoterapinin sağlanmasıyla ileride gelişebilecek özkıyım girişimlerini önlemektir.Gereç ve Yöntem: İleriye dönük olarak planlanan bu çalışmada fakülte etik kurul onayı alındıktan sonra 2009-2011 yılları arasında üniversitemiz acil servisine başvuran 18 yaş üstü, çalışmamıza katılmayı kabul eden, bilinçli olarak özkıyım davranışında bulunan 38'i erkek (% 31,1) ve 84'ü (% 68,9) kadın toplam 122 hasta alındı. Çalışmamız için hastaların sosyodemografik özelliklerini çözümlemeye yönelik oluşturduğumuz anket formundaki sorular yöneltildi. Hastaların istatistiksel analizi SPSS 15.0 veri analiz paket programı ile yapıldı.Bulgular: Özkıyım girişiminde bulunan hastaların 67'sinin (% 54,9) 18-24 yaş grubunda olduğu, 61'inin (% 50) bekar olduğu, 80'inin (% 65,6) çalışmadığı görülmüştür. Hastaların ortak özelliklerine baktığımızda bekar, bayan, genç yaş grubu, işsiz oldukları görülmektedir. Zehirlenme tedavileri bittikten sonra psikiyatri ile konsülte edilen hastaların 55'inde (% 45,1) depresyon en fazla konulan tanı oldu.Sonuç: Bireyin yaşadığı toplumsal, ekonomik, ailesel ve psikiyatrik sorunlar sonucu başvurduğu bir yöntem olan özkıyım davranışı, bireye göre alternatif bir çözüm yolu veya kendini ifade etme biçimidir. Özkıyım davranışında bulunan bireylere verilecek destek ile bu kişilerin özkıyım riskinde azalma sağlanabilir. Bu amaçla özkıyımda bulunan hastaların sosyodemografik özellikleri bilinmeli ve psikiyatri tarafından değerlendirilmelidir.Anahtar kelimeler: Acil servis, Zehirlenme, Özkıyım, Psikiyatri

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriPsikiyatri+3
Ufuk Saraçoğlu
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pestisit zehirlenmelerinde zehirlenmenin şiddeti, akut inflamatuar belirteçler ve eritrosit kolinesteraz düzeyi arasındaki ilişki

Amaç: Organofosfat zehirlenmelerinde akut inflamatuar yanıt ile ilgili bilgiler sınırlı yayın ve olgu raporlarına dayanmaktadır. Biz, çalışmamızda organofosfat zehirlenmelerinde eritrosit kolinesteraz ile akut inflamatuar belirteçler arasında bir ilişki olup olmadığını ve bu ilişkinin organ hasarı üzerindeki etkisini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Prospektif olarak yapılan çalışmaya iki yıl boyunca organik fosfat zehirlenmesi ile acil servise gelen 39 hasta alındı. Yaşı, cinsiyeti, hastanede kalış süresi, solunum desteği ihtiyacı kaydedildi ve hastaların başvuru anında alınan eritrosit kolinesteraz düzeyi ile klinik ve akut inflamatuar ölçütler arasında istatistiksel bir bağlantı olup olmadığı değerlendirildi.Bulgular: Hastaların ortalama eritrosit kolinesteraz düzeyleri 15,37±6,97 U/grHb idi. Mortalite yüzdesi % 12,8 idi. Eritrosit kolinesteraz ve serum kolinesteraz düzeyi ile fibrinojen değerlendirildiğinde aralarında anlamlı bir ilişki bulundu. Akut inflamatuar belirteçlerden İnterlökin-1 ile serum kolinesteraz düzeyi arasında anlamlı bağlantı tespit edildi. Ölen hastalar ile yaşayan hastaların eritrosit kolinesteraz düzeyleri ve sitokin düzeyleri arasında bir ilişki saptanmadı.Sonuç: Çalışmamızda ölen hastaların serum kolinesteraz düzeyi yaşayan hastalara göre daha düşüktü. Hastaların eritrosit kolinesteraz düzeyi ile fibrinojen arasında anlamlı ilişki bulunurken, diğer sitokinler arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Ancak, bu konuda daha fazla çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Akut inflamatuar belirteçler, eritrosit kolinesteraz, organofosfat zehirlenmesi, serum kolinesteraz

EritrositlerKolinesterazlarOrganofosfor bileşikleri+4
Meryem Genç Karanlık
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yılan ısırmalarında erken dönemde klinik seyri gösteen parametrelerin değerlendirilmesi

Yılan zehirlenmeleri tropikal iklimin görüldüğü bölgelerde ciddi mortalite vemorbidite nedenidir. Çukurova bölgesi de sıcak iklimi nedeniyle yılan zehirlenmelerininsık görüldüğü bir bölgedir. Çalışmaya Nisan 2009- Mayıs 2011 tarihleri arasındaÇukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Anabilim Dalına yılan ısırması ile başvuran30 hasta dahil edildi. Yılan ısıran 30 hastanın 17'sinde (% 56,7) olay esnasında hastayakınları tarafından uygunsuz ilkyardım uygulamasında bulunulmuştur. Hastalar acilservisimize getirildiklerinde 17'si Evre 1, 8'i Evre 2 ve 5'i Evre 3 idi. Hastalara toplam47 vial antivenom uygulandı. Hastalarımızın hiçbirinde antivenoma bağlı komplikasyongelişmedi ve hiçbir hastamız ölmedi.Çalışmadaki amacımız TNF-?, BNP ve IL-1 düzeylerinin klinik zehirlenmeşiddetiyle olan ilişkisini araştırmaktır. Hastalar klinik bulgularına göre evrelendirildi,başvuru sırasında ve tedaviyi takiben 12. saatte TNF-?, BNP ve IL-1 düzeylerinebakıldı. Başvuru zamanı ve 12. saatteki TNF-?, BNP ve IL-1 düzeylerindeki artışlaristatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p< 0.05)Yılan zehirlenmesine bağlı klinik zehirlenme evresi artıkça TNF-?, BNP ve IL-1seviyelerinin arttığı görüldü. Ancak Evre 1 ile Evre 2 arasında istatistiksel olarakanlamlı bulunan bu artış, Evre 3' deki hasta sayısının yetersizliği nedeniyle Evre 2 veEvre 3' de anlamlı bulunamadı.

Natriüretik ajanlarTümör nekroz faktörleriYılan+2
Müge Elarslan Kara
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akrep sokmasına bağlı zehirlenmelerde sitokinlerin tedavi ve prognoza etkisi

Amaç: Akrep sokmasına bağlı zehirlenmelerde sitokinlerdeki değişikliklerleilgili bilgiler sınırlı sayıda yayın ve olgu raporlarına dayanmaktadır. Çalışmamızdaakrep sokmasına bağlı zehirlenmelerde sitokin düzeylerindeki değişikliklerin tedavi veklinik seyir üzerindeki etkilerini belirlemeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: İleriye dönük olarak yapılan bu çalışmada fakülte etikkurulunun onayı alındıktan sonra iki yıl boyunca akrep sokmasına bağlı zehirlenmenedeniyle acil servise başvuran yetişkin 40 hasta ve kontrol grubu alındı. Olguların yaşı,cinsiyeti, hastanede kalış süresi, elektrokardiyografi bulguları kaydedildi. Hastalarınbaşvuru anındaki tümör nekroz faktör alfa, interlökin 6, interlökin 8, interlökin 10,düzeyleri ile klinik seyir arasında istatistiksel bir bağlantı olup olmadığı değerlendirildi.Bulgular: Çalışmamıza 21'i kadın (% 52,5) 19'u erkek (% 47,5) toplam 40hasta alındı. Akrep sokmasına bağlı zehirlenmelerin en sık Temmuz-Ağustos aylarındave akşam vakti 16:00-20:00 saatleri arasında olduğu ve sokmanın daha çok elparmaklarında görüldüğü tespit edildi.. Hastaların ortalama hastanede kalış süresi,13±12 saatti. Ortalama tümör nekroz faktör alfa değeri (19,8±55,3), interlökin 6 değeri(29,5±41,7), interlökin 8 değeri (82,5±130,4), interlökin 10 değeri (34,4±74,5)bulundu. Olguların % 80'inde sokma yerinde ağrı, kızarıklık, parestezi mevcuttu.Hastaların % 50'si Evre 1,% 50'i Evre 2 idi. En sık elektrokardiyografi bulgusu sinüstaşikardisi idi. Hastaların tamamının tedavileri acil serviste yapıldı. Takip süresisonrasında hastalar tam iyilik haliyle sorunsuz olarak taburcu edildi.Sonuç: Tarım bölgesi olan Çukurova'da özellikle yaz aylarında akrep sokmasınabağlı zehirlenmeler nedeniyle acil servise başvurular artmaktadır. Tümör nekroz faktöralfa ile hastanede kalış süresi ile anlamlı bir ilişki bulunurken diğer sitokinlerle ilişkianlamlı değildi. Akrep sokması ile acil servise başvuran hastalarda komplikasyongelişmemiş olması bölgemiz akreplerinin düşük toksik düzeyde olduğunugöstermektedir. Tümör nekroz faktör alfa ile hastanede kalış süreleri arasında anlamlıilişkinin olması riskli hastalarda bu bu pareametrenin yol gösterici olabileceğinidüşündürmüştür. Ancak bu konuda daha fazla hasta sayısını içeren çok merkezliçalışmalar konunun aydınlatılmasında kesin veriler sağlayabilir.

Acil servisAkreplerPrognoz+2
Sevdiye Acele
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karbon monoksit zehirlenmesinde iyileştirici eritrosit aferezinin tedavide etkinliği

Amaç: Karbon monoksit zehirlenmesi önemli bir sağlık sorunudur ve tüm dünyada yaygın bir ölüm nedenidir. Çalışmamızda amaç acil servisimizde karbon monoksit tanısı alan hastaların görülme sıklığını belirlemek ve hastaları iyileştirici eritrosit aferezi ile tedavi etmektir.Yöntem: Çalışmamıza Eylül 2010-Mayıs 2012 tarihleri arasında acil servisimizde karbon monoksit zehirlenmesi tanısı konulan 11'i (% 26,2) erkek, 31'i (% 73,8) kadın toplam 42 hasta alındı. Hastaların yaş ortalaması 35,2±15,7 olarak ölçüldü. Glaskow koma skalası 13 veya altında olan ve elektrokardiyografilerinde iskemi bulguları olan 4'ü (% 9,5) erkek, 5'i (% 11,9) kadın, toplam 9 (% 21,4) hastaya iyileştirici eritrosit aferezi uygulandı. Kalan 33 (% 78,6) hastaya ise normal basınçlı oksijen tedavisi verildi.Bulgular: İyileştirici eritrosit aferezi uygulanan 9 hastanın işlem öncesi ortalama karboksihemoglobin düzeyleri 23,43±15,46 ve ortalama Glaskow koma skalası değerleri 10,7±3,0 olarak ölçüldü. Aferez işlem süresi ortalama olarak 39,22±12,54 dakika sürdü. Tedavi sonrasında hastaların ortalama karboksihemoglobin düzeyleri 4,25±2,8 ve ortalama Glaskow koma skalası değerleri 14,44±1,67 olarak ölçüldü. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası karboksihemoglobin değerleri ve Glaskow koma skalası değerleri arasında anlamlı istatiksel iyileşme tespit edildi (p=0,008 ve p=0,007). Hiçbir hastada ölüm gerçekleşmedi. Eritrosit aferezi yapılan sadece 1 (% 11,1) hastada karbon monoksit zehirlenmesine ikincil nörolojik hasarlar gözlendi; bu hastada hipoksik iskemik ensefalopati gelişti ve kalıcı oldu. Yüksek basınçlı oksijen tedavisi endikasyonu olan 1 gebe hastaya iyileştirici eritrosit aferezi uygulandı ve bu hasta şifa ile taburcu oldu. Normal basınçlı oksijen tedavisi verilen hastaların ortalama karboksihemoglobin düzeyleri 18,42±10,26 olarak hesaplandı. Bu tedaviyi alan hiçbir hastada nörolojik hasar meydana gelmedi ve hastaların hepsi şifa ile taburcu edildi.Sonuç: Bu çalışmada iyileştirici eritrosit aferezi işleminin, ciddi karbon monoksit zehirlenmesini etkili bir şekilde tedavi edebileceği ve yüksek basınçlı oksijen tedavisine ulaşılamadığı durumlarda etkili bir tedavi için kullanılabileceği sonucuna vardık. Tedavideki etkinliğin daha iyi karşılaştırılması için rastgele kontrollü çalışmaların yapılması gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Karbon monoksit zehirlenmesi, iyileştirici eritrosit aferezi

EritrositlerKan bileşenlerini ayırmaKarbonmonoksit+2
Hakkı Cuma Türkmen
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut organofosfat zehirlenmelerinde kardiyak ve nöromusküler etkilenim

ÖZETAkut Organofosfat Zehirlenmelerinde Kardiyak Ve Nöromusküler EtkilenimAmaç: Organofosfat zehirlenmelerinin kardiyak ve nöromusküler etkileri ile ilgilibilgiler sınırlı yayın ve olgu sunumlarına dayanmaktadır. Bu çalışmada akut organofosfatzehirlenmelerinde organofosfatın tipini, kardiyak ve nöromuskuler etkilenimini araştırmayıve bunun acil yaklaşım ve tedaviye katkısını belirleyerek organofosfat zehirlenmesine bağlıgelişen olası komplikasyonların önlenmesi, ölüm ve sakatlıkların azaltılması amacıyla sonrakiyapılacak çalışmalara yol gösterici olmayı hedefledik.Gereç ve Yöntem: İleriye dönük olarak yapılan bu çalışmada fakülte etik kurulununonayı alındıktan sonra 2 yıl boyunca Organofosfat zehirlenmesini düşündüren kolinerjikzehirlenme bulgularıyla Acil Servise başvuran 15 yaş üstü 46 hasta değerlendirildi. Yaş,cinsiyet, ek hastalık, organofosfatın alınma yolu, organofosfatın tipi, başvuru anındaki, 6. ve12. saatteki kardiyak belirteçler (Elektrokardiyografi bulguları, serum kreatin kinaz, kreatinkinaz-MB, troponin T) ve pseudokolinesteraz değerleri kaydedildi. Uygun ilk değerlendirmeve tedavi sonrası hastaların nöromuskuler etkilenimi değerlendirmek için Elektromyogarfi,Görsel uyarılmış potansiyel, Somatosensöriyel uyarılmış potansiyel incelemeleri yapıldı.Bulgular: Çalışmamıza 27'si (%58,7) kadın, 19'u (%41,3) erkek toplam 46 hastaalındı. Zehirlenmelerin %91,3'ü intihar amaçlı ağız yoluyla olmakta iken %8,7'si kaza ilemaruziyet sonrası meydana geldi. En sık görülen kardiyak bulgu sinüs taşikardisi (%30,4) idi.Bunu takiben uzamış QT mesafesi (%15,2), T negatifliği (%4,3), sol dal bloğu (%2,2), sağ dalbloğu (%2,2), nodal ekstra sistol (%2,2) görüldü. Kardiyak enzimlerden, kreatin kinazyükseliği %65,2, kreatin kinaz-MB yüksekliği %52,2, Troponin-T yüksekliği ise %4,3 idi.Başvuru anında %76,1 hastanın Pseudokolinesteraz değerleri düşüktü ve Organofosfatzehirlenmesini destekledi. Yirmi hastaya yapılan Elektromyografi incelemesinde sinir iletiçalışmaları normal bulundu. Olgular hepsinde motor son plak işlevleri normal olarakdeğerlendirildi. Dört (%20,0) hastada görsel uyarılmış potansiyel, 3 (%15,0) hastadasomatosensöriyel uyarılmış potansiyel incelemelerinde latans ve/veya amplitüd asimetrisisaptandı. Hastalar tam iyilik haliyle taburcu edildi.Sonuç: Organofosfat zehirlenmesinde kardiyak etkilenimin mekanizması halen tamolarak anlaşılamamakla birlikte klinikte kardiyak etkilenime bağlı bulgular önemli bir yertutmaktadır. Organofosfat zehirlenmesinde elektronörografi, repetetif çalışma ve P300çalışmaları olmasına rağmen uyarılmış potansiyel çalışmalarına rastlanmamıştır. Organofosfatzehirlenmesinde kardiyak ve nöromuskuler etkilenimi göstermek için daha geniş çalışmalaraihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler: Organofosfat zehirlenmesi, Kardiyak etkilenim, Nöromusküleretkilenim

KalpKardiyovasküler sistemNöromusküler kavşak+5
Mehmet Yüzügüllü
Çukurova University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Gaziantep Çocuk Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran 0-17 yaş grubu zehirlenme vakalarının nedenleri ve etkileyebilecek faktörler yönünden zehirlenme dışı olgularla karşılaştırılması

Çocukluk çağındaki zehirlenmeler dünyada ve ülkemizde sık karşılaşılan, sakatlık ya da ölümle sonuçlanabilen, acil servis ve hastane yatışlarında önemli iş yükü oluşturan en önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Bu araştırmada çocukluk çağının (0-17 yaş) sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olan zehirlenme olaylarının ailenin sosyo-demografik özellikleri ile ilişkisinin ortaya konması ve en sık görülen zehirlenme tiplerinin belirlenmesi, ayrıca zehirlenme dışı nedenlerle acile başvuran kontrol grubuna uygulanan aile değerlendirme ölçeği puanlarının zehirlenme ve zehirlenme dışı kontrol grubunda farklı olup olmadığının ortaya konması amaçlandı. Çalışmaya alınacak kişi sayısı her bir grup için 226 olarak belirlendi. Örneğe ulaşım hızı %95.6 olarak gerçekleşti. Zehirlenme olaylarının %79,6' sının evde meydana geldiği, %52,7' sinin hiçbir şey yapmadan sağlık kuruluşuna başvurduğu, en sık 1-4 saat arasında sağlık kuruluşuna başvurulduğu ( %75), en sık başvurulan sağlık kuruluşunun özel ya da devlet hastanesi olduğu (%90,7), %92,1' inin tek bir madde ile zehirlendiği, bunların büyük çoğunluğunun tedavi amacıyla evde bulunan ilaçlarla olduğu ( %53,7), en sık ağızdan alındığı (%79,2) belirlendi. Kontrol grubu ile kıyaslandığında zehirlenme grubu çocukların anneleri daha az eğitimli (p=0,000), daha çok ev hanımı (p=0,000), babaları daha az eğitimli (p=0,000), toplam kardeş sayısı daha fazla (p=0,000), gelirlerinin daha düşük olduğu tespit edildi (p=0,000). Zehirlenme ve kontrol grubundaki çocukların ailelerinin çocukla ilgileri ölçek yardımı ile incelendiğinde; zehirlenme grubunun ortalama ölçek toplam puanı 2,50 iken kontrol grubunda 2,18 idi (p=0,000). (ortalama puanın 4'e yaklaşması ilgisizlik göstergesidir) Temel çözüm eğitim ve gelir düzeyini artırmak olsa da, kısa vadede bebek-çocuk izlemlerinde sağlık personelince annelerin uyarılması yararlı olacaktır. Anahtar sözcükler: zehirlenme, çocuk, aile, aile ilgi ölçeği

Acil servis-hastaneAileBilgi+5
Erhan Elmaoğlu
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mantar zehirlenmelerinde Hemodiyaliz tedavisinin etkinliğinin değerlendirilmesi

Giriş-Amaç: Tüm dünyada yabani mantar zehirlenmelerinin tanı ve tedavisi klinisyen doktorlar için zor bir sorundur. Ayrıca tedavi seçenekleri tartışmalıdır. Gereç-Yöntem: Üç yıl altı aylık bir süreçte, Türkiye?de Adana Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesine yabani mantar yeme yakınması ile başvuran 32?si kadın, 30?u erkek 62 hasta çalışmaya alındı. Tedavi olarak mide yıkanması, sıvı ve elektrolit tedavisi, ağızdan aktif kömür uygulaması ile birlikte erken hemodiyaliz uygulandı. Bu kombine tedaviler toksinin hastaların vücutlarından atılması için uygulandı. Bulgular: Hastalar üç gruba ayrıldı: Grup I: 34 hasta, hemodiyalizin mantar yemeden sonraki ilk 12 saat içinde uygulandığı grup; Grup II, 10 hasta, hemodiyalizin mantar yemeden sonraki 12,1 ile 18 saatleri arasında uygulandığı grup; Grup III, 18 hasta, hemodiyalizin mantar yedikten 18 saatten sonra uygulandığı grup. En kısa hastanede yatma süresi Grup I?deki hastalardaydı (%91,6?sı hemodiyalizden 48 saat sonra taburcu edildi). En uzun hastanede yatma süresi Grup III?teki hastalardaydı ( % 55,6?sı hemodiyalizden sonra 120 saatten daha uzun sürede taburcu edildi). Grup III?te 2 hasta öldü. Sonuç: Bu çalışma sonucunda yabani mantar zehirlenmelerinde erken hemodiyaliz uygulamasının hastaların tedavisinde etkili olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Mantar zehirlenmesi, Hemodiyaliz

Mantar zehirlenmesiRenal diyalizZehirlenmeler
Alper Tanrıverdi
Çukurova University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

İlaç uygulanan domuzların postmortem organ ve kemiklerinde ilaç dağılımının belirlenmesi

Adli toksikolojik analizler, ölümün nedenini ve mekanizmasını belirlemede kullanılan en önemli araçlardan bir tanesidir. Zehirlenmelere bağlı ölüm olgularında geleneksel olarak kan ve idrar gibi vücut sıvıları incelenmektedir. Fakat ölümden belirli bir süre geçtikten sonra otoliz/putrefikasyon nedeniyle çürüyen ve iskeletleşmiş cesetlerde, bu örnekler analiz için uygun değildir. Böyle durumlarda, yapısal bütünlüğünü korumuş olmak kaydıyla, visseral doku ve kemik örnekleri, toksik madde ve ilaç zehirlenmesi olgularının toksikolojik analizinde alternatif birer örnek olarak kullanılabilir. Bu çalışmada, farklı sınıflardan oluşturulan ilaç gruplarının domuzlara uygulanarak, domuzlardan çürümüş-kokuşmuş halde örneklendirilen visseral dokularda ve gömülü halde örneklendirilen kemiklerde miktarsal tayin yapılması ve çürüme ve gömülmenin, elde edilen organ ve kemiklerde biriken ilaç düzeyi üzerindeki etkisinin saptanması amaçlanmıştır. Biri kontrol olmak üzere (n=4+1) her bir domuza farklı sınıflardan oluşturulan ilaç grupları; katılar gastrointestinal ve sıvılar intravenöz yolla olmak üzere toksik dozda uygulandı. Domuzlar, propofol verilerek sakrifiye edildi ve hemen taze periferal kan, organ ve kemik örnekleri alındı. Çürümenin 24., 48., 72. ve 96. saatlerinde organ örnekleri alındıktan sonra toprak altınagömülen cesetten, gömülmenin onuncu ayına kadar belirli aralıklarla feth-i kabir işlemi yapılarak kemik örnekleri alındı. Örnekler, uygun yöntemlerle analize hazır hale getirildikten sonra LC-MS/MS cihazı ile analiz edildi. Elde edilen bulgular gösterdi ki, postmortem redistribüsyon gibi henüz tam olarak açıklanamayan ve toprak altında cesedin maruz kaldığı bilinmeyen mekanizmalar nedeniyle dekompoze ve gömülü cesetlerden farklı zaman aralıklarında toplanan organ ve kemik dokularındaki ilaç düzeyleri değişkenlik arz etmektedir ve kanın uygun olmadığı koşullarda toplanan bu örnekler kandaki ilaç konsantrasyonlarını öngörmek için kullanışlı değildir.

Adli tıpDomuzKemik ve kemikler+5
İsmail Ethem Gören
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Karbonmonoksit zehirlenmesi olan hastalarda nitrozatif stres ve oksidatif DNA hasarının araştırılması

Akut karbon monoksit (CO) zehirlenmesi erken ve geç dönemde gerçekleşen olumsuz etkileri sebebiyle ölümle sonuçlanabilen zehirlenmelerde ilk sırada yer alır. CO'e maruz kalınan süre, ortamdaki CO konsantrasyonu, solunan hava miktarı, bireyin sağlık durumu ve kendine özgü metabolizması akut CO zehirlenmesinin derecesini belirler. Bu çalışmada CO zehirlenmesi olan hastaların serumlarında nitrik oksit sentaz (NOS) aktivitesi, nitrik oksit (NO ● ), peroksinitrit (ONOO – ) ve 8-OH deoksiguanozin (8-OHdG) seviyelerini ölçmeyi amaçladık. Çalışmaya 36 hasta ve 20 sağlıklı kişi dahil edildi. NOS, NO ● , ONOO – ve 8-OH deoksiguanozin (8-OHdG) sonuçları değerlendirildiğinde tedavi öncesi ve sonrası değerler kontrol grubuyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edildi. Ölçülen tüm parametrelerde, tedavi öncesi değerleri tedavi sonrası değerlerle karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı biçimde yüksek idi. Sonuçlarımız CO zehirlenmesinde nitrozatif stresin ve oksidatif DNA hasarının arttığını ve uygulanan tedavinin yanında uygun antioksidan maddelerin ilavesinin faydalı olacağını göstermektedir.

8-hidroksi deoksiguanozinDNA hasarıKarbonmonoksit+4
Fatma Mıdık Ertosun
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran zehirlenme olgularının değerlendirilmesi

Acil Servise Başvuran Zehirlenme Olgularının Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışmada; acil servise başvuran ve zehirlenme tanısı alan hastaların demografik analizini yapmayı, toksik madde veya ilaçları ve mortalite oranlarını çıkartmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Kliniğine 1 Ocak 2013 -1 Eylül 2015 tarihleri arasında başvuran ve zehirlenme tanısı alan 1008 hasta alındı. Hastalar retrospektif olarak acil kayıt formları ve yatış dosyalarının incelenmesi ile değerlendirildi. Hastaların yaşları, cinsiyetleri, acil servise başvuru tarihleri, tıbbı özgeçmişleri, ne ile nasıl zehirlendikleri, başvuru anındaki bilinç düzeyleri, acil serviste hastaların sonlanımı, mortalite oranları kaydedildi. Bulgular: 1008 hastanın %56,3'ü kadındı. Zehirlenme en sık 24-40 yaş grubunda görüldü (%44,9). Hastalar en sık yaz aylarında başvurmuşlardı (%28). Zehirlenmeler en sık çoklu ilaç alımıyla olup en sık neden suisiddi (%69,7). Zehirlenmeler en sık oral yolla olmuştu (%78,4). Hastaların %87,8'i acil serviste tedavileri yapılıp gözlendikten sonra taburcu edildi. Sonuç: Zehirlenme vakalarının azalması için halkın ve ailelerin bilgilendirilmesi, reçetesiz ilaç satışının engellenmesi, tarımsal kimyasalların dikkatli kullanılması ve temizlik malzemelerinin, böcek ilaçlarının güvenli kutularda saklanması gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Acil servis, ilaç, zehirlenme.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriDemografi+5
Yücel Cansu Ünaldı
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ciddi karbon monoksit zehirlenmesi olan hastalarda eritrosit aferezi tedavisinde glaskow koma skoru(GKS) ile değişen eritrosit hacmi arasındaki ilişki

Amaç: Karbonmonoksit zehirlenmesi ülkemizde olduğu kadar modern toplumlarda da sık görülen önemli bir sakat kalım ve ölüm nedenidir. Tüm dünyada ölümle sonuçlanan zehirlenmelerin yarıdan fazlasını oluşturmaktadır. Bu çalışmada; hastanemizde CO zehirlenmesi tanısı alan ve GKS≤13 olan hastalarda iyileştirici eritrosit aferezinin etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık. Metod: Bu çalışmada, Kasım 2012- Ekim 2015 tarihleri arasında acil servisimizde CO zehirlenmesi tanısı alan 59'u erkek, 65'i kadın toplam 124 hastayı ele aldık. Hastaların yaş ortalaması 43,9±19,03 olarak ölçüldü. Glaskow Koma Skalası 13 ve altında olan 14'ü erkek, 11'i kadın toplam 25 hastaya iyileştirici eritrosit aferezi uyguladık. Kalan 99 hastaya geri solumasız maske ile %100 oksijen tedavisi verdik. Bulgular: İyileştirici eritrosit aferezi ile tedavi sonrası hastaların COHb düzeyleri %(20,7±13,6)'dan (3,4±5,1)'e düştü ve GKS değerleri 9±2,7'den 14,3±1,6'a yükseldi. Bu işlem yaklaşık 33,8±8,3 dakika sürdü. Tedavi öncesi ve sonrası GKS ve COHb düzeyleri karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı düzelmeler saptandı (p<0,001). Yirmi beş hastanın 21'i şifa ile taburcu edilirken; kalp damar hastalığı ve astımı olan 3 hasta septik şok ve çoklu organ yetmezliği nedeniyle vefat etti. Normal basnçlı oksijen ile tedavi edilen kalan 99 hastanın COHb düzeyleri %(13,4±12,3)'den %(2,5±2,1)'e geriledi. Sonuç: Karbon monoksit zehirlenmesi tanısı konan ve GKS≤13 olan hastalarda iyileştirici eritrosit aferezi tedavisi etkin bir tedavi yöntemidir. Karbon monoksit zehirlenmesinde, iyileştirici eritrosit aferezi tedavisinin etkinliği netleştirmek için rastgele kontrollü çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Karbonmonoksit zehirlenmesi, İyileştirici eritrosit aferezi

Eritrosit sayısıEritrositlerGlasgow koma ölçeği+3
Ebru Çil Direk
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yılan ısırması vakalarında prognozu etkileyen faktörler

Amaç: Bölgemizdeki yılan ısırmalarında, hastane öncesi alandan başlayarak, acil serviste ve yatışı sırasında, hastanede kalış süresini uzatan, hastanın taburculuğunu etkileyen faktörleri tespit etmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na Mayıs 2013- Ağustos 2016 tarihleri arasında, yılan ısırması nedeniyle başvuran, ardışık 38 hasta çalışmaya alındı. Hastaların acil başvurusunda, alınan kan örneklerinde, tam kan sayımı, kanama diatezi parametreleri ve biyokimyasal testlerine bakıldı. Hastalar klinik olarak evrelendirildi. Hastanın ısırık-iğne ve hastanede kalış süresi, kullanılan antivenom dozu, sonlanım şekli kaydedildi. Elde edilen veriler SPSS 17 versiyonuyla analiz edildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil ettiğimiz 38 hastanın 21'i (% 55,3) erkek, 17'si (%44,7) kadındı. Hastaların 35'i yanlış ilk yardım uygulamasına maruz kalırken, 30 hastaya antibiyoterapi gerekti. Hastaların 9'unda profilaktik antibiyotik tedavisine rağmen yumuşak doku enfeksiyonu gelişti. Hastaların 20'sinde ısırık bölgesi alt ekstremite, 17'sinde üst ekstremite, 1'inde ise toraks bölgesiydi. Hastalarımızın 9'u Evre 1, 24'ü Evre 2, 5'i Evre 3 idi. Evre 2'ye 3,33±1,29, Evre 3'e 4,40±1,14 vial antivenom verildi. Hastaların ısırık-iğne(Antivenom alma) süresinin ortalaması 80,92±47,57dakika bulunurken, ısırık iğne süresi kısa olan hastaların, hastanede kalış süresinin anlamlı derecede kısa olduğu görüldü. (P=0,000) Sadece bir hastada antivenoma karşı alerjik reaksiyon gelişti. VKİ'ne göre 18 hasta normal kilolu (BMI=25-29,9 kg/m2, 20 hasta fazla kilolu(30-39,9 kg/m2) sınıfındaydı. Fazla kilolu hastaların hastanede kalış süresinin daha uzun olduğu tespit edildi. (p=0,027) Biyokimyasal parametrelere bakıldığında ALT değeri ile evreleme arasında ilişki olduğu(p=0,032), hemoglobin ve platelet değeri düşük, kreatinin kinaz değeri yüksek hastaların yatış süresinin uzun olduğu tespit edildi.(p<0.05) Vakalarımız da uzuv kaybı yada mortalite görülmedi Sonuç: Yılan ısırması vakalarında günümüzde bile turnike, kesi gibi yanlış ilk yardım uygulaması oranları oldukça yüksek olup, özellikle kırsal alanda halkın bilinçlendirilmesi önem taşımaktadır. Yılan ısırığında etkin tedaviyle, düşük doz antivenomla iyileşme saptanmış olup, geçmiş yıllara bakıldığında gelişen üretim teknolojisiyle, antivenom reaksiyon sıklığının oldukça azaldığı tespit edilmiştir. Isırık iğne saati düşük olup, erken antivenom tedavi alan hastalarda yatış süresinin kısalığı, antivenom tedavinin önemini göstermektedir. Fazla kilolu hastaların yatış süresinin uzunluğu bu hastalarda komorbidite yaratan faktörlerin yara iyileşmesini yavaşlattığını düşündürmüştür. Platelet ve hemoglobini düşük, kreatinin kinaz değeri yüksek olan hastaların yatış süresi uzun olması, ALT değerinin klinik ciddiyetle olan ilişkisi kötü prognostik belirteçler olarak değerlendirilebilir. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Yılan Isırması, Prognoz.

Acil servis-hastaneAcil tıpAcil tıp servisleri+6
Mehmet Özbulat
Çukurova University
2017
00

Related subjects