Poisonings

84 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Organofosfatlı bileşiklerle akut zehirlenme tedavisinde resveratrolün koruyucu etkisi

Bu tez çalışmasında, sıçanlarda fenthion ile oluşturulan akut toksisite sonrasında farklı dozlarda resveratrol (RES) ve pralidoksimin (PAM) tek başına veya birlikte kulanımının fenthionun sebep olduğu oksidatif hasarlara karşı antioksidan ve koruyucu etkileri biyokimyasal, immünohistokimyasal ve histopatolojik yöntemlerle araştırılmıştır. Akut fenthion toksisitesi sonrasında sıçan kan örneklerinde malondialdehit (MDA), glutatyon (GSH), askorbik asit, retinol, β-karoten düzeyleri, eritrositlerde süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (KAT), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) enzim aktiviteleri ve karaciğer, kalp, böbrek, beyin, akciğer dokularında MDA ve GSH düzeyleri biyokimyasal yöntemlerle incelenmiştir. Bununla birlikte karaciğer dokusunda immünohistokimyasal ve histopatolojik incelemeler yapılmıştır. Tüm toksikasyon gruplarında LPO belirteci MDA'nın arttığı görülmüştür. Tüm tedavi gruplarında RES ve PAM MDA düzeyini düşürerek lipit peroksidasyonunu (LPO) azaltmıştır. RES ve PAM fenthionun sebep olduğu retinol ve β-karoten kaybını önlemiştir. Fenthion SOD, GSH-Px ve KAT aktivitesini arttırmıştır. Ancak tedavi gruplarında kontrole göre anlamlı bir değişiklik olmamıştır. Fenthionun karaciğer, beyin, böbrek ve kalp dokularında LPO'nu arttırdığı, RES'un karaciğer, beyin ve kalpte oluşan LPO'nu anlamlı şekilde azalttığı görülmüştür. Karaciğerin histopatolojik incelemesinde tedavi gruplarında, toksikasyon grubunda meydana gelen lezyonların azaldığı tespit edilmiştir. İmmunohistokimyasal incelemede zehirlenme tüm gruplarda apoptozise kadar varan seviyeye ulaşmasa da fenthionun yol açtığı apoptozisi RES artan dozlarda durdurmuştur. PAM da RES kadar başarılı olmuştur. Sonuç olarak, RES, fenthionun sebep olduğu LPO'nu ve oksidatif hasarı önlemiş, karaciğerde oluşan doku hasarını azaltarak OF zehirlenmesinin zararlarına karşı koruyucu etki göstermiştir.

FenthionLipid peroksidasyonuOksidatif stres+5
Nisa Hocaoğlu
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda subkronik formaldehit zehirlenmelerinin karaciğerde neden olduğu hasara karşı chrysinin etkileri

Erkek ratlar üzerinde yapmış olduğumuz bu çalışmada, intraperitoneal olarak uygulanan formaldehit'in karaciğer üzerindeki olumsuz etkileri araştırıldı. Ayrıca formaldehit maruziyetine karşı chrysin'in muhtemel koruyucu özellikleri değerlendirildi.Bu amaçla, 42 adet Wistar albino cinsi erkek rat 6 gruba ayrıldı. Grup I, kontrol olarak kullanılırken, Grup II'deki hayvanlar (FA-0.1), 60 gün boyunca haftada 3 gün 0,1 mg/kg dozunda intraperitoneal olarak formaldehite maruz bırakıldı. Grup III'teki ratlara (FA-1) 1mg/kg dozunda 60 gün boyunca haftada 3 gün olmak üzere intraperitoneal olarak formaldehit uygulandı. Grup IV'teki ratlara 60 gün boyunca haftada 3 gün olmak üzere 50 mg/kg dozunda chrysin oral olarak verildi. Grup V'teki ratlara chrysin ile birlikte formaldehit uygulandı. Chrysin 50 mg/kg dozunda 60 gün boyunca haftada 3 gün olmak üzere oral olarak uygulanırken, formaldehit 60 gün boyunca haftada 3 gün olmak üzere 0,1 mg/kg dozunda intraperitoneal olarak uygulandı. Chrysin uygulaması 1 gün önceden başlatıldı. Grup VI'daki ratlara ise chrysin ile birlikte formaldehit uygulandı. Chrysin 50 mg/kg dozunda 60 gün boyunca haftada 3 gün olmak üzere oral olarak uygulanmış olup, formaldehit ise 60 gün boyunca haftada 3 gün olmak üzere 1 mg/kg dozunda intraperitoneal olarak uygulanmıştır. Chrysin uygulaması 1 gün önceden başlatılmıştır. Deney sonunda hayvanlar dekapite edildi. Biyokimyasal ve histolojik değerlendirmeler için karaciğer dokuları alındı.Sıçanlardan alınan karaciğer dokularının bir kısmında tiyobarbitürik asit reaktif maddeleri (TBARS), redükte glutatyon (GSH), süperoksitdismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve total protein analizleri yapıldı. Sadece formaldehit uygulanan gruplarda oksidatif hasarı gösteren TBARS, GSH ve CAT düzeylerinde anlamlı bir artış görülürken SOD seviyesinde ise anlamlı bir azalma tespit edildi. Formaldehit ile birlikte chrysin uygulanan gruplarda ise bu değişimlerin kontrol grubu lehinde düzeldiği gözlemlendi. Formaldehit uygulanan gruplarda histolojik olarak incelenen karaciğer doku kesitlerinde ise apoptotik hücrelerin görüldüğü, hepatositlerin değişime uğradığı, Kupffer hücre sayısında artış olduğu ve histopatolojik hasarların meydana geldiği tespit edildi. Formaldehit ile birlikte chrysin uygulanan gruplarda ise, karaciğer doku kesitlerinde apoptozisin baskılandığı, Kupffer hücre sayısında azalma olduğu ve histopatolojik değişikliklerin de düzeldiği ortaya kondu.Sonuçta, formaldehit maruziyetine bağlı olarak karaciğerde ciddi hasarların meydana geldiği ve bu hasarlara karşı chrysinin koruyucu etkiler gösterdiği ifade edilebilir.

FormaldehitKaraciğerKrisin+2
Mahmut Çay
İnönü University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orgonofosfat zehirlenmesinde intermediate sendrom gelişen hastalarda terapotik plazma değişimi uygulamasının etkileri

Orgonofosfat Zehirlenmesinde İntermediate Sendrom Gelişen Hastalarda Terapotik Plazma Değişimi Uygulamasının EtkileriAmaç:Organofosfat zehirlenmeleri ile tüm dünyada kaza ya da intihar amacı ile çok yaygın olarak karşılaşılmaktadır. En sık ölüm sebebi olan solunum yetmezliği özellikle intermediate sendrom gelişen hastalarda meydana gelmektedir. Bizim amacımız halen oluş mekanizması ve tedavisi tartışmalı olan intermediate sendromda terapotik plazma değişimi uygulayarak toksik maddenin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlamaktır. Bu şekilde hastaların iyileşme sürecini hızlandırmak, mekanik ventilatör ihtiyacının ve hastanede yatış süresinin azaltılması hedeflenmiştir.Metod: Çalışmamıza Ekim 2008?Aralık 2010 tarihleri arasında Acil Tıp Anabilim dalında intermediate sendrom tanısı konan 4'ü kadın 13'ü erkek toplam 17 hasta alınmıştır. Hastaların yaş ortalaması 50,59±20,16 olarak ölçülmüştür. Terapotik plazma değişimi işleminden önce ve sonra alınan hasta kan örneğinden organik fosfat düzeyi ve pseudokolinesteraz düzeylerine bakıldı. Ayrıca işlem sonrasında biriken atık plazmasından da organik fosfor düzeyine bakıldı.Bulgular: Hastaların plazmaferez öncesi; ortalama pseudokolin esteraz düzeyi: 219,40± 463,820(5-2583) U/L , ortalama organofosfat düzeyleri ise 0,7210±1,83780 (0,00-9,05) mg/L olarak ölçüldü. Plazmaferez sonrasında ise ortalama pseudokolinesteraz düzeyi: 607,30±1148,870 (13-5046) U/L, ortalama organofosfat düzeyi ise 0,3753±0,82636 (0-3,24) mg/L olarak ölçüldü. Ayrıca atık plazmasında organofosfat düzeyi 0,4835±1,11905 (0,00-4,55) mg/L olarak tespit edildi. Hastaların pseudokolinesteraz düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı bir yükselme (p=0.014) ve organofosfat düzeyinde anlamlı bir azalma (p=0.012) saptandı.Sonuç: İntermediate sendrom gelişen hastalardan toksik maddenin uzaklaştırılmasında ve pseudokolinesteraz düzeyinin yükseltilmesinde plazmaferez işlemi fayda sağlamaktadır. Plazmaferez işleminin geç yapılması, seans sayısının yetersizliği, organofosfatın yağ dokuda birikiyor olması işlemin faydalarını kısıtlamakla beraber diğer tedavilerle kıyaslanabilmesi için daha büyük ve kontrollü çalışmaların yapılması gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: İntermediate sendrom, Organofosfat zehirlenmesi, Terapotik plazma değişimi

Kan bileşenlerini ayırmaOrganofosfor bileşikleriZehirlenmeler
Mustafa Yılmaz
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Methamidophos' un fare testis dokusu üzerine etkilerinin elektron mikroskobik düzeyde araştırılması

Amaç: Bu çalışmada Methamidophosun fare testisine olan etkilerinin elektron mikroskobik düzeyde araştırılması ve tedavi etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmada 50 adet fare 3 gruba ayrılmış, 1. Gruba (Deney grubu) letal dozda ((LD50)=30 mg/kg) Methamidophos uygulanmış ve kolinerjik bulgular gelişinceye dek beklenmiş, 2. Gruba (Kontrol grubu) Methamidophosla aynı miktarda izotonik sodyum klorür verilmiş, 3. Gruba (Tedavi grubu) ise yine letal dozda Methamidophos verilmiş ve kolinerjik bulgular gelişinceye dek beklenip sonra tedavi edilmiştir. 3 grubun testis dokuları alınıp elektron mikroskop ile incelendi.Bulgular: Methamidophos uygulanmış grupta yer alan farelerin testis doku örneklerinde membrana proprida total kalınlık artışı, Sertoli hücrelerinde elektron denslikte artış, agranüler endoplazmik retikulum vakuolizasyonuna bağlı köpüğümsü görünüm, dens mitokondriyonlar, dev lipid damlacıklarının artışı ve çoğu tübüllerde sitoplazmik lizis bulgularına rastlandı. Ayrıca spermatojenik hücrelerde arrest, lümene immatur dökülme ve apopitotik değişiklikler gözlendi. Tedavi uygulanan grup örneklerinde ise bazı tübüllerde minimal değişiklikler görülmekle birlikte, tübüllerin çoğunluğunda, membrana propria, Sertoli hücreleri ve spermatojenik hücrelerde deney grubundakilere benzer değişiklikler meydana geldi ve dikkati çeken yapısal düzelme görülmedi. Kontrol grubunda ise normal testis yapısı izlendi.Sonuç: Çalışmamızda Methamidophosa akut olarak maruz kalmanın testis ultrastrüktüründe önemli dejeneratif değişiklikler oluşturduğu, antidot tedavisiyle hücresel dejenerasyonların akut dönemde geri dönüşümlü olmadıkları sonucuna ulaşıldı.Anahtar sözcükler: Methamidophos, organofosfat, testis dokusu, ultrastrüktür.

FarelerMethamidophosMikroskopi-elektron+3
Umut Gümüşay
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pestisit zehirlenmelerinde zehirlenmenin şiddeti, elektrokardiyografik değişiklikler ve eritrosit kolinesteraz düzeyi ile mortalite arasındaki ilişki

Akut Pestisit Zehirlenmelerinde Zehirlenmenin Şiddeti, Elektrokardiyografik Değişiklikler ve Eritrosit Kolinesteraz Düzeyi ile Mortalite Arasındaki İlişkiAmaç: Organofosfat zehirlenmelerinin kardiyak etkileri ile ilgili bilgiler sınırlı yayın ve vaka raporlarına dayanmaktadır. Biz, çalışmamızda organofosfat zehirlenmelerinde eritrosit kolinesteraz ile kardiyak toksisite arasında bir ilişki olup olmadığını ve bu ilişkinin mortalite üzerindeki etkisini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Prospektif olarak yapılan çalışmaya iki yıl boyunca organik fosfat zehirlenmesi ile acil servise gelen 39 hasta alındı. Yaşı, cinsiyeti, hastanede kalış süresi, solunum desteği ihtiyacı, kardiyak bulguları kaydedildi ve hastaların başvuru anında alınan eritrosit kolinesteraz düzeyi ile klinik ve elektrokardiyografik ölçütler arasında istatistiksel bir bağlantı olup olmadığı değerlendirildi.Bulgular: Hastaların ortalama eritrosit kolinesteraz düzeyleri 15,37±6,97 (4,44-38,14)U/grHb idi. Kardiyak bulgulardan en sık hipertansiyon (%17,9), elektrokardiyografik bulgulardan sıklıkla sinüs taşikardisi (% 48,7), uzamış QT mesafesi (% 20,5), sağ dal bloğu (% 20,5) görüldü. Eritrosit kolinesteraz düzeyi ile elektrokardiyografik bulgular değerlendirildiğinde aralarında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Mortalite yüzdesi % 12,8 idi. Ölen hastalar ile yaşayan hastaların eritrosit kolinesteraz düzeyleri ve elektrokardiyografik bulguları karşılaştırıldığında aralarında bir ilişki saptanmadı.Sonuç: Çalışmamızda sinüs taşikardisi, uzamış QT mesafesi, sağ dal bloğu sık görülen elektorkardiyografik bulgular idi. Hastaların eritrosit kolinesteraz düzeyleri ile elektrokardiyografik bulguları değerlendirildiğinde aralarında anlamlı bir bağlantı bulunmadı. Ölen hastaların serum kolinesteraz düzeyi yaşayan hastalara göre daha düşüktü. Eritrosit kolinesteraz ve elektrokardiyografik bulgularda ölen hastalarla yaşayan hastalar arasında anlamlı bir fark yoktu. Sonuç olarak organofosfat zehirlenmelerinde kardiyak etkilenme sık görülmektedir ve daha fazla çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Elektrokardiyografik bulgular, eritrosit kolinesteraz, mortalite, organofosfat zehirlenmesi, serum kolinesteraz

ElektrokardiyografiEritrositlerKarbamatlar+5
Mesude Murt
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antikolinerjik zehirlenmelerde alınan ilacın hastanın klinik durumu ve elektrokardiyografik bulgularına etkisi

Antikolinerjik Zehirlenmelerde Alınan İlacın Hastanın Klinik Durumu veElektrokardiyografik Bulgularına EtkisiAmaç: Acil servislere zehirlenme nedeniyle başvuruların çoğunluğu ilaçlara bağlıolmakta ve bunlar içerisinde trisiklik antidepresan ilaçlar başta olmak üzereantikolinerjik etkili ilaçlar önemli bir yer tutmaktadır. Antikolinerjik ilaçzehirlenmelerinin, kalp ileti sistemini ve merkezi sinir sistemini (şuur durum değişikliği,nöbet) etkilemesi nedeniyle acil tanı ve tedavinin etkinliği, zararlanmayı en aza indirir.Çalışmamızda antikolinerjik zehirlenmeye neden olan ilacın çeşidi ve düzeyi ile klinikve elektrokardiyografik bulgularının karşılaştırılmasını ve bunun tanı ve tedavidekietkinliğini belirlemeyi hedefledik.Metod: İleriye dönük olarak planlanan çalışmamızda 02/06/2010-01/06/2011tarihleri arasında antikolinerjik ilaçlar alması şikayeti ile acil servise başvuran 31'ikadın (% 70,5) 13'ü erkek (% 29,5) olan yaşları 17 ile 78 arasında değişen(29,09±12,96) toplam 44 hasta değerlendirildi. Hastaların; demografik verileri, klinik veEKG bulguları ile toksikoloji laboratuarı verileri kaydedilerek analizleri yapıldı.Bulgular: Hastaların 22'sinin (% 50) kan örneğinde ilaç tespit edilmezken, 10tanesinde (% 23) amitriptilin, 12 (% 27) tanesinde ise antikolinerjik etkili diğer ilaçlartespit edildi. İlacı alımı takiben acil servise başvuru süreleri ortalama 3,3 saatti.Hastaların % 90,4'ü başka bir sağlık kuruluşundan sevkli geldi. Hastalarda başta sinüstaşikardisi olmak üzere çeşitli kardiyak patolojiler gözlemlenirken, gruplar arasında birfarklılık saptanmadı. Amitriptilin alan grubun Glaskow Koma Skalası değeri anlamlıölçüde düşük bulundu. (p<0,005) Kanında amitriptilin tespit edilen hastaların ilaçdüzeyleri ile klinik ve EKG bulgularının bağımsız olduğu görüldü. Ancak her üç grubunkendi içinde kalp hızları ve QT mesafeleri değerlendirildiğinde tedavi sonrası anlamlıbir düşme olduğu görüldü. Takip ve tedavileri acil serviste yapılan hastaların tamamıiyileşerek taburcu edildi.Sonuç: Trisiklik antidepresan zehirlenmelerinin kalp ritmi üzerine etkisi vardır.Ancak çalışmamızda ilaç grupları karşılaştırıldığında, hemodinamik bulgularıetkileyecek ciddi kardiyak etkilenim görülmezken; amitriptilin alan grubun şuur durumdeğişikliği istatistiksel olarak anlamlı şekilde etkilendiği belirlendi.Anahtar Sözcükler: Amitriptilin, Antikolinerjik zehirlenme, Glaskow KomaSkalası, Kalp etkilenimi

AmitriptilinElektrokardiyografiGlasgow koma ölçeği+5
Mustafa Çalışkantürk
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise zehirlenme sonucu gelen hastaların sosyodemografik özellikleri ve psikiyatrik analizi

Amaç: Ölüme götüreceğini bilerek bireyin gerçekleştirdiği tüm eylemler özkıyım olarak tanımlanabilir. Zehirlenme bireyin kimyasal bir maddeye maruz kalması sonucu yaşamsal fonksiyonlarının etkilenmesidir. Tüm toplumlarda özkıyım sıklığı giderek artan bir halk sağlığı sorunudur. Özkıyım davranışının gelişimine katkıda bulunan psikiyatrik, çevresel, sosyal, ekonomik ve ailesel faktörler göz önünde bulundurulmalıdır. Bizim amacımız özkıyım düşüncesi ve davranışının altında yatan nedenleri araştırmak, hastaların özkıyım öncesinde ve esnasında içinde bulundukları psikiyatrik tabloyu tanımlayarak gerekli medikal ve psikoterapinin sağlanmasıyla ileride gelişebilecek özkıyım girişimlerini önlemektir.Gereç ve Yöntem: İleriye dönük olarak planlanan bu çalışmada fakülte etik kurul onayı alındıktan sonra 2009-2011 yılları arasında üniversitemiz acil servisine başvuran 18 yaş üstü, çalışmamıza katılmayı kabul eden, bilinçli olarak özkıyım davranışında bulunan 38'i erkek (% 31,1) ve 84'ü (% 68,9) kadın toplam 122 hasta alındı. Çalışmamız için hastaların sosyodemografik özelliklerini çözümlemeye yönelik oluşturduğumuz anket formundaki sorular yöneltildi. Hastaların istatistiksel analizi SPSS 15.0 veri analiz paket programı ile yapıldı.Bulgular: Özkıyım girişiminde bulunan hastaların 67'sinin (% 54,9) 18-24 yaş grubunda olduğu, 61'inin (% 50) bekar olduğu, 80'inin (% 65,6) çalışmadığı görülmüştür. Hastaların ortak özelliklerine baktığımızda bekar, bayan, genç yaş grubu, işsiz oldukları görülmektedir. Zehirlenme tedavileri bittikten sonra psikiyatri ile konsülte edilen hastaların 55'inde (% 45,1) depresyon en fazla konulan tanı oldu.Sonuç: Bireyin yaşadığı toplumsal, ekonomik, ailesel ve psikiyatrik sorunlar sonucu başvurduğu bir yöntem olan özkıyım davranışı, bireye göre alternatif bir çözüm yolu veya kendini ifade etme biçimidir. Özkıyım davranışında bulunan bireylere verilecek destek ile bu kişilerin özkıyım riskinde azalma sağlanabilir. Bu amaçla özkıyımda bulunan hastaların sosyodemografik özellikleri bilinmeli ve psikiyatri tarafından değerlendirilmelidir.Anahtar kelimeler: Acil servis, Zehirlenme, Özkıyım, Psikiyatri

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriPsikiyatri+3
Ufuk Saraçoğlu
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pestisit zehirlenmelerinde zehirlenmenin şiddeti, akut inflamatuar belirteçler ve eritrosit kolinesteraz düzeyi arasındaki ilişki

Amaç: Organofosfat zehirlenmelerinde akut inflamatuar yanıt ile ilgili bilgiler sınırlı yayın ve olgu raporlarına dayanmaktadır. Biz, çalışmamızda organofosfat zehirlenmelerinde eritrosit kolinesteraz ile akut inflamatuar belirteçler arasında bir ilişki olup olmadığını ve bu ilişkinin organ hasarı üzerindeki etkisini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Prospektif olarak yapılan çalışmaya iki yıl boyunca organik fosfat zehirlenmesi ile acil servise gelen 39 hasta alındı. Yaşı, cinsiyeti, hastanede kalış süresi, solunum desteği ihtiyacı kaydedildi ve hastaların başvuru anında alınan eritrosit kolinesteraz düzeyi ile klinik ve akut inflamatuar ölçütler arasında istatistiksel bir bağlantı olup olmadığı değerlendirildi.Bulgular: Hastaların ortalama eritrosit kolinesteraz düzeyleri 15,37±6,97 U/grHb idi. Mortalite yüzdesi % 12,8 idi. Eritrosit kolinesteraz ve serum kolinesteraz düzeyi ile fibrinojen değerlendirildiğinde aralarında anlamlı bir ilişki bulundu. Akut inflamatuar belirteçlerden İnterlökin-1 ile serum kolinesteraz düzeyi arasında anlamlı bağlantı tespit edildi. Ölen hastalar ile yaşayan hastaların eritrosit kolinesteraz düzeyleri ve sitokin düzeyleri arasında bir ilişki saptanmadı.Sonuç: Çalışmamızda ölen hastaların serum kolinesteraz düzeyi yaşayan hastalara göre daha düşüktü. Hastaların eritrosit kolinesteraz düzeyi ile fibrinojen arasında anlamlı ilişki bulunurken, diğer sitokinler arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Ancak, bu konuda daha fazla çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Akut inflamatuar belirteçler, eritrosit kolinesteraz, organofosfat zehirlenmesi, serum kolinesteraz

EritrositlerKolinesterazlarOrganofosfor bileşikleri+4
Meryem Genç Karanlık
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yılan ısırmalarında erken dönemde klinik seyri gösteen parametrelerin değerlendirilmesi

Yılan zehirlenmeleri tropikal iklimin görüldüğü bölgelerde ciddi mortalite vemorbidite nedenidir. Çukurova bölgesi de sıcak iklimi nedeniyle yılan zehirlenmelerininsık görüldüğü bir bölgedir. Çalışmaya Nisan 2009- Mayıs 2011 tarihleri arasındaÇukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Anabilim Dalına yılan ısırması ile başvuran30 hasta dahil edildi. Yılan ısıran 30 hastanın 17'sinde (% 56,7) olay esnasında hastayakınları tarafından uygunsuz ilkyardım uygulamasında bulunulmuştur. Hastalar acilservisimize getirildiklerinde 17'si Evre 1, 8'i Evre 2 ve 5'i Evre 3 idi. Hastalara toplam47 vial antivenom uygulandı. Hastalarımızın hiçbirinde antivenoma bağlı komplikasyongelişmedi ve hiçbir hastamız ölmedi.Çalışmadaki amacımız TNF-?, BNP ve IL-1 düzeylerinin klinik zehirlenmeşiddetiyle olan ilişkisini araştırmaktır. Hastalar klinik bulgularına göre evrelendirildi,başvuru sırasında ve tedaviyi takiben 12. saatte TNF-?, BNP ve IL-1 düzeylerinebakıldı. Başvuru zamanı ve 12. saatteki TNF-?, BNP ve IL-1 düzeylerindeki artışlaristatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p< 0.05)Yılan zehirlenmesine bağlı klinik zehirlenme evresi artıkça TNF-?, BNP ve IL-1seviyelerinin arttığı görüldü. Ancak Evre 1 ile Evre 2 arasında istatistiksel olarakanlamlı bulunan bu artış, Evre 3' deki hasta sayısının yetersizliği nedeniyle Evre 2 veEvre 3' de anlamlı bulunamadı.

Natriüretik ajanlarTümör nekroz faktörleriYılan+2
Müge Elarslan Kara
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akrep sokmasına bağlı zehirlenmelerde sitokinlerin tedavi ve prognoza etkisi

Amaç: Akrep sokmasına bağlı zehirlenmelerde sitokinlerdeki değişikliklerleilgili bilgiler sınırlı sayıda yayın ve olgu raporlarına dayanmaktadır. Çalışmamızdaakrep sokmasına bağlı zehirlenmelerde sitokin düzeylerindeki değişikliklerin tedavi veklinik seyir üzerindeki etkilerini belirlemeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: İleriye dönük olarak yapılan bu çalışmada fakülte etikkurulunun onayı alındıktan sonra iki yıl boyunca akrep sokmasına bağlı zehirlenmenedeniyle acil servise başvuran yetişkin 40 hasta ve kontrol grubu alındı. Olguların yaşı,cinsiyeti, hastanede kalış süresi, elektrokardiyografi bulguları kaydedildi. Hastalarınbaşvuru anındaki tümör nekroz faktör alfa, interlökin 6, interlökin 8, interlökin 10,düzeyleri ile klinik seyir arasında istatistiksel bir bağlantı olup olmadığı değerlendirildi.Bulgular: Çalışmamıza 21'i kadın (% 52,5) 19'u erkek (% 47,5) toplam 40hasta alındı. Akrep sokmasına bağlı zehirlenmelerin en sık Temmuz-Ağustos aylarındave akşam vakti 16:00-20:00 saatleri arasında olduğu ve sokmanın daha çok elparmaklarında görüldüğü tespit edildi.. Hastaların ortalama hastanede kalış süresi,13±12 saatti. Ortalama tümör nekroz faktör alfa değeri (19,8±55,3), interlökin 6 değeri(29,5±41,7), interlökin 8 değeri (82,5±130,4), interlökin 10 değeri (34,4±74,5)bulundu. Olguların % 80'inde sokma yerinde ağrı, kızarıklık, parestezi mevcuttu.Hastaların % 50'si Evre 1,% 50'i Evre 2 idi. En sık elektrokardiyografi bulgusu sinüstaşikardisi idi. Hastaların tamamının tedavileri acil serviste yapıldı. Takip süresisonrasında hastalar tam iyilik haliyle sorunsuz olarak taburcu edildi.Sonuç: Tarım bölgesi olan Çukurova'da özellikle yaz aylarında akrep sokmasınabağlı zehirlenmeler nedeniyle acil servise başvurular artmaktadır. Tümör nekroz faktöralfa ile hastanede kalış süresi ile anlamlı bir ilişki bulunurken diğer sitokinlerle ilişkianlamlı değildi. Akrep sokması ile acil servise başvuran hastalarda komplikasyongelişmemiş olması bölgemiz akreplerinin düşük toksik düzeyde olduğunugöstermektedir. Tümör nekroz faktör alfa ile hastanede kalış süreleri arasında anlamlıilişkinin olması riskli hastalarda bu bu pareametrenin yol gösterici olabileceğinidüşündürmüştür. Ancak bu konuda daha fazla hasta sayısını içeren çok merkezliçalışmalar konunun aydınlatılmasında kesin veriler sağlayabilir.

Acil servisAkreplerPrognoz+2
Sevdiye Acele
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karbon monoksit zehirlenmesinde iyileştirici eritrosit aferezinin tedavide etkinliği

Amaç: Karbon monoksit zehirlenmesi önemli bir sağlık sorunudur ve tüm dünyada yaygın bir ölüm nedenidir. Çalışmamızda amaç acil servisimizde karbon monoksit tanısı alan hastaların görülme sıklığını belirlemek ve hastaları iyileştirici eritrosit aferezi ile tedavi etmektir.Yöntem: Çalışmamıza Eylül 2010-Mayıs 2012 tarihleri arasında acil servisimizde karbon monoksit zehirlenmesi tanısı konulan 11'i (% 26,2) erkek, 31'i (% 73,8) kadın toplam 42 hasta alındı. Hastaların yaş ortalaması 35,2±15,7 olarak ölçüldü. Glaskow koma skalası 13 veya altında olan ve elektrokardiyografilerinde iskemi bulguları olan 4'ü (% 9,5) erkek, 5'i (% 11,9) kadın, toplam 9 (% 21,4) hastaya iyileştirici eritrosit aferezi uygulandı. Kalan 33 (% 78,6) hastaya ise normal basınçlı oksijen tedavisi verildi.Bulgular: İyileştirici eritrosit aferezi uygulanan 9 hastanın işlem öncesi ortalama karboksihemoglobin düzeyleri 23,43±15,46 ve ortalama Glaskow koma skalası değerleri 10,7±3,0 olarak ölçüldü. Aferez işlem süresi ortalama olarak 39,22±12,54 dakika sürdü. Tedavi sonrasında hastaların ortalama karboksihemoglobin düzeyleri 4,25±2,8 ve ortalama Glaskow koma skalası değerleri 14,44±1,67 olarak ölçüldü. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası karboksihemoglobin değerleri ve Glaskow koma skalası değerleri arasında anlamlı istatiksel iyileşme tespit edildi (p=0,008 ve p=0,007). Hiçbir hastada ölüm gerçekleşmedi. Eritrosit aferezi yapılan sadece 1 (% 11,1) hastada karbon monoksit zehirlenmesine ikincil nörolojik hasarlar gözlendi; bu hastada hipoksik iskemik ensefalopati gelişti ve kalıcı oldu. Yüksek basınçlı oksijen tedavisi endikasyonu olan 1 gebe hastaya iyileştirici eritrosit aferezi uygulandı ve bu hasta şifa ile taburcu oldu. Normal basınçlı oksijen tedavisi verilen hastaların ortalama karboksihemoglobin düzeyleri 18,42±10,26 olarak hesaplandı. Bu tedaviyi alan hiçbir hastada nörolojik hasar meydana gelmedi ve hastaların hepsi şifa ile taburcu edildi.Sonuç: Bu çalışmada iyileştirici eritrosit aferezi işleminin, ciddi karbon monoksit zehirlenmesini etkili bir şekilde tedavi edebileceği ve yüksek basınçlı oksijen tedavisine ulaşılamadığı durumlarda etkili bir tedavi için kullanılabileceği sonucuna vardık. Tedavideki etkinliğin daha iyi karşılaştırılması için rastgele kontrollü çalışmaların yapılması gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Karbon monoksit zehirlenmesi, iyileştirici eritrosit aferezi

EritrositlerKan bileşenlerini ayırmaKarbonmonoksit+2
Hakkı Cuma Türkmen
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut organofosfat zehirlenmelerinde kardiyak ve nöromusküler etkilenim

ÖZETAkut Organofosfat Zehirlenmelerinde Kardiyak Ve Nöromusküler EtkilenimAmaç: Organofosfat zehirlenmelerinin kardiyak ve nöromusküler etkileri ile ilgilibilgiler sınırlı yayın ve olgu sunumlarına dayanmaktadır. Bu çalışmada akut organofosfatzehirlenmelerinde organofosfatın tipini, kardiyak ve nöromuskuler etkilenimini araştırmayıve bunun acil yaklaşım ve tedaviye katkısını belirleyerek organofosfat zehirlenmesine bağlıgelişen olası komplikasyonların önlenmesi, ölüm ve sakatlıkların azaltılması amacıyla sonrakiyapılacak çalışmalara yol gösterici olmayı hedefledik.Gereç ve Yöntem: İleriye dönük olarak yapılan bu çalışmada fakülte etik kurulununonayı alındıktan sonra 2 yıl boyunca Organofosfat zehirlenmesini düşündüren kolinerjikzehirlenme bulgularıyla Acil Servise başvuran 15 yaş üstü 46 hasta değerlendirildi. Yaş,cinsiyet, ek hastalık, organofosfatın alınma yolu, organofosfatın tipi, başvuru anındaki, 6. ve12. saatteki kardiyak belirteçler (Elektrokardiyografi bulguları, serum kreatin kinaz, kreatinkinaz-MB, troponin T) ve pseudokolinesteraz değerleri kaydedildi. Uygun ilk değerlendirmeve tedavi sonrası hastaların nöromuskuler etkilenimi değerlendirmek için Elektromyogarfi,Görsel uyarılmış potansiyel, Somatosensöriyel uyarılmış potansiyel incelemeleri yapıldı.Bulgular: Çalışmamıza 27'si (%58,7) kadın, 19'u (%41,3) erkek toplam 46 hastaalındı. Zehirlenmelerin %91,3'ü intihar amaçlı ağız yoluyla olmakta iken %8,7'si kaza ilemaruziyet sonrası meydana geldi. En sık görülen kardiyak bulgu sinüs taşikardisi (%30,4) idi.Bunu takiben uzamış QT mesafesi (%15,2), T negatifliği (%4,3), sol dal bloğu (%2,2), sağ dalbloğu (%2,2), nodal ekstra sistol (%2,2) görüldü. Kardiyak enzimlerden, kreatin kinazyükseliği %65,2, kreatin kinaz-MB yüksekliği %52,2, Troponin-T yüksekliği ise %4,3 idi.Başvuru anında %76,1 hastanın Pseudokolinesteraz değerleri düşüktü ve Organofosfatzehirlenmesini destekledi. Yirmi hastaya yapılan Elektromyografi incelemesinde sinir iletiçalışmaları normal bulundu. Olgular hepsinde motor son plak işlevleri normal olarakdeğerlendirildi. Dört (%20,0) hastada görsel uyarılmış potansiyel, 3 (%15,0) hastadasomatosensöriyel uyarılmış potansiyel incelemelerinde latans ve/veya amplitüd asimetrisisaptandı. Hastalar tam iyilik haliyle taburcu edildi.Sonuç: Organofosfat zehirlenmesinde kardiyak etkilenimin mekanizması halen tamolarak anlaşılamamakla birlikte klinikte kardiyak etkilenime bağlı bulgular önemli bir yertutmaktadır. Organofosfat zehirlenmesinde elektronörografi, repetetif çalışma ve P300çalışmaları olmasına rağmen uyarılmış potansiyel çalışmalarına rastlanmamıştır. Organofosfatzehirlenmesinde kardiyak ve nöromuskuler etkilenimi göstermek için daha geniş çalışmalaraihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler: Organofosfat zehirlenmesi, Kardiyak etkilenim, Nöromusküleretkilenim

KalpKardiyovasküler sistemNöromusküler kavşak+5
Mehmet Yüzügüllü
Çukurova University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Gaziantep Çocuk Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran 0-17 yaş grubu zehirlenme vakalarının nedenleri ve etkileyebilecek faktörler yönünden zehirlenme dışı olgularla karşılaştırılması

Çocukluk çağındaki zehirlenmeler dünyada ve ülkemizde sık karşılaşılan, sakatlık ya da ölümle sonuçlanabilen, acil servis ve hastane yatışlarında önemli iş yükü oluşturan en önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Bu araştırmada çocukluk çağının (0-17 yaş) sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olan zehirlenme olaylarının ailenin sosyo-demografik özellikleri ile ilişkisinin ortaya konması ve en sık görülen zehirlenme tiplerinin belirlenmesi, ayrıca zehirlenme dışı nedenlerle acile başvuran kontrol grubuna uygulanan aile değerlendirme ölçeği puanlarının zehirlenme ve zehirlenme dışı kontrol grubunda farklı olup olmadığının ortaya konması amaçlandı. Çalışmaya alınacak kişi sayısı her bir grup için 226 olarak belirlendi. Örneğe ulaşım hızı %95.6 olarak gerçekleşti. Zehirlenme olaylarının %79,6' sının evde meydana geldiği, %52,7' sinin hiçbir şey yapmadan sağlık kuruluşuna başvurduğu, en sık 1-4 saat arasında sağlık kuruluşuna başvurulduğu ( %75), en sık başvurulan sağlık kuruluşunun özel ya da devlet hastanesi olduğu (%90,7), %92,1' inin tek bir madde ile zehirlendiği, bunların büyük çoğunluğunun tedavi amacıyla evde bulunan ilaçlarla olduğu ( %53,7), en sık ağızdan alındığı (%79,2) belirlendi. Kontrol grubu ile kıyaslandığında zehirlenme grubu çocukların anneleri daha az eğitimli (p=0,000), daha çok ev hanımı (p=0,000), babaları daha az eğitimli (p=0,000), toplam kardeş sayısı daha fazla (p=0,000), gelirlerinin daha düşük olduğu tespit edildi (p=0,000). Zehirlenme ve kontrol grubundaki çocukların ailelerinin çocukla ilgileri ölçek yardımı ile incelendiğinde; zehirlenme grubunun ortalama ölçek toplam puanı 2,50 iken kontrol grubunda 2,18 idi (p=0,000). (ortalama puanın 4'e yaklaşması ilgisizlik göstergesidir) Temel çözüm eğitim ve gelir düzeyini artırmak olsa da, kısa vadede bebek-çocuk izlemlerinde sağlık personelince annelerin uyarılması yararlı olacaktır. Anahtar sözcükler: zehirlenme, çocuk, aile, aile ilgi ölçeği

Acil servis-hastaneAileBilgi+5
Erhan Elmaoğlu
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mantar zehirlenmelerinde Hemodiyaliz tedavisinin etkinliğinin değerlendirilmesi

Giriş-Amaç: Tüm dünyada yabani mantar zehirlenmelerinin tanı ve tedavisi klinisyen doktorlar için zor bir sorundur. Ayrıca tedavi seçenekleri tartışmalıdır. Gereç-Yöntem: Üç yıl altı aylık bir süreçte, Türkiye?de Adana Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesine yabani mantar yeme yakınması ile başvuran 32?si kadın, 30?u erkek 62 hasta çalışmaya alındı. Tedavi olarak mide yıkanması, sıvı ve elektrolit tedavisi, ağızdan aktif kömür uygulaması ile birlikte erken hemodiyaliz uygulandı. Bu kombine tedaviler toksinin hastaların vücutlarından atılması için uygulandı. Bulgular: Hastalar üç gruba ayrıldı: Grup I: 34 hasta, hemodiyalizin mantar yemeden sonraki ilk 12 saat içinde uygulandığı grup; Grup II, 10 hasta, hemodiyalizin mantar yemeden sonraki 12,1 ile 18 saatleri arasında uygulandığı grup; Grup III, 18 hasta, hemodiyalizin mantar yedikten 18 saatten sonra uygulandığı grup. En kısa hastanede yatma süresi Grup I?deki hastalardaydı (%91,6?sı hemodiyalizden 48 saat sonra taburcu edildi). En uzun hastanede yatma süresi Grup III?teki hastalardaydı ( % 55,6?sı hemodiyalizden sonra 120 saatten daha uzun sürede taburcu edildi). Grup III?te 2 hasta öldü. Sonuç: Bu çalışma sonucunda yabani mantar zehirlenmelerinde erken hemodiyaliz uygulamasının hastaların tedavisinde etkili olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Mantar zehirlenmesi, Hemodiyaliz

Mantar zehirlenmesiRenal diyalizZehirlenmeler
Alper Tanrıverdi
Çukurova University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

İlaç uygulanan domuzların postmortem organ ve kemiklerinde ilaç dağılımının belirlenmesi

Adli toksikolojik analizler, ölümün nedenini ve mekanizmasını belirlemede kullanılan en önemli araçlardan bir tanesidir. Zehirlenmelere bağlı ölüm olgularında geleneksel olarak kan ve idrar gibi vücut sıvıları incelenmektedir. Fakat ölümden belirli bir süre geçtikten sonra otoliz/putrefikasyon nedeniyle çürüyen ve iskeletleşmiş cesetlerde, bu örnekler analiz için uygun değildir. Böyle durumlarda, yapısal bütünlüğünü korumuş olmak kaydıyla, visseral doku ve kemik örnekleri, toksik madde ve ilaç zehirlenmesi olgularının toksikolojik analizinde alternatif birer örnek olarak kullanılabilir. Bu çalışmada, farklı sınıflardan oluşturulan ilaç gruplarının domuzlara uygulanarak, domuzlardan çürümüş-kokuşmuş halde örneklendirilen visseral dokularda ve gömülü halde örneklendirilen kemiklerde miktarsal tayin yapılması ve çürüme ve gömülmenin, elde edilen organ ve kemiklerde biriken ilaç düzeyi üzerindeki etkisinin saptanması amaçlanmıştır. Biri kontrol olmak üzere (n=4+1) her bir domuza farklı sınıflardan oluşturulan ilaç grupları; katılar gastrointestinal ve sıvılar intravenöz yolla olmak üzere toksik dozda uygulandı. Domuzlar, propofol verilerek sakrifiye edildi ve hemen taze periferal kan, organ ve kemik örnekleri alındı. Çürümenin 24., 48., 72. ve 96. saatlerinde organ örnekleri alındıktan sonra toprak altınagömülen cesetten, gömülmenin onuncu ayına kadar belirli aralıklarla feth-i kabir işlemi yapılarak kemik örnekleri alındı. Örnekler, uygun yöntemlerle analize hazır hale getirildikten sonra LC-MS/MS cihazı ile analiz edildi. Elde edilen bulgular gösterdi ki, postmortem redistribüsyon gibi henüz tam olarak açıklanamayan ve toprak altında cesedin maruz kaldığı bilinmeyen mekanizmalar nedeniyle dekompoze ve gömülü cesetlerden farklı zaman aralıklarında toplanan organ ve kemik dokularındaki ilaç düzeyleri değişkenlik arz etmektedir ve kanın uygun olmadığı koşullarda toplanan bu örnekler kandaki ilaç konsantrasyonlarını öngörmek için kullanışlı değildir.

Adli tıpDomuzKemik ve kemikler+5
İsmail Ethem Gören
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Karbonmonoksit zehirlenmesi olan hastalarda nitrozatif stres ve oksidatif DNA hasarının araştırılması

Akut karbon monoksit (CO) zehirlenmesi erken ve geç dönemde gerçekleşen olumsuz etkileri sebebiyle ölümle sonuçlanabilen zehirlenmelerde ilk sırada yer alır. CO'e maruz kalınan süre, ortamdaki CO konsantrasyonu, solunan hava miktarı, bireyin sağlık durumu ve kendine özgü metabolizması akut CO zehirlenmesinin derecesini belirler. Bu çalışmada CO zehirlenmesi olan hastaların serumlarında nitrik oksit sentaz (NOS) aktivitesi, nitrik oksit (NO ● ), peroksinitrit (ONOO – ) ve 8-OH deoksiguanozin (8-OHdG) seviyelerini ölçmeyi amaçladık. Çalışmaya 36 hasta ve 20 sağlıklı kişi dahil edildi. NOS, NO ● , ONOO – ve 8-OH deoksiguanozin (8-OHdG) sonuçları değerlendirildiğinde tedavi öncesi ve sonrası değerler kontrol grubuyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edildi. Ölçülen tüm parametrelerde, tedavi öncesi değerleri tedavi sonrası değerlerle karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı biçimde yüksek idi. Sonuçlarımız CO zehirlenmesinde nitrozatif stresin ve oksidatif DNA hasarının arttığını ve uygulanan tedavinin yanında uygun antioksidan maddelerin ilavesinin faydalı olacağını göstermektedir.

8-hidroksi deoksiguanozinDNA hasarıKarbonmonoksit+4
Fatma Mıdık Ertosun
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran zehirlenme olgularının değerlendirilmesi

Acil Servise Başvuran Zehirlenme Olgularının Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışmada; acil servise başvuran ve zehirlenme tanısı alan hastaların demografik analizini yapmayı, toksik madde veya ilaçları ve mortalite oranlarını çıkartmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Kliniğine 1 Ocak 2013 -1 Eylül 2015 tarihleri arasında başvuran ve zehirlenme tanısı alan 1008 hasta alındı. Hastalar retrospektif olarak acil kayıt formları ve yatış dosyalarının incelenmesi ile değerlendirildi. Hastaların yaşları, cinsiyetleri, acil servise başvuru tarihleri, tıbbı özgeçmişleri, ne ile nasıl zehirlendikleri, başvuru anındaki bilinç düzeyleri, acil serviste hastaların sonlanımı, mortalite oranları kaydedildi. Bulgular: 1008 hastanın %56,3'ü kadındı. Zehirlenme en sık 24-40 yaş grubunda görüldü (%44,9). Hastalar en sık yaz aylarında başvurmuşlardı (%28). Zehirlenmeler en sık çoklu ilaç alımıyla olup en sık neden suisiddi (%69,7). Zehirlenmeler en sık oral yolla olmuştu (%78,4). Hastaların %87,8'i acil serviste tedavileri yapılıp gözlendikten sonra taburcu edildi. Sonuç: Zehirlenme vakalarının azalması için halkın ve ailelerin bilgilendirilmesi, reçetesiz ilaç satışının engellenmesi, tarımsal kimyasalların dikkatli kullanılması ve temizlik malzemelerinin, böcek ilaçlarının güvenli kutularda saklanması gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Acil servis, ilaç, zehirlenme.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriDemografi+5
Yücel Cansu Ünaldı
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ciddi karbon monoksit zehirlenmesi olan hastalarda eritrosit aferezi tedavisinde glaskow koma skoru(GKS) ile değişen eritrosit hacmi arasındaki ilişki

Amaç: Karbonmonoksit zehirlenmesi ülkemizde olduğu kadar modern toplumlarda da sık görülen önemli bir sakat kalım ve ölüm nedenidir. Tüm dünyada ölümle sonuçlanan zehirlenmelerin yarıdan fazlasını oluşturmaktadır. Bu çalışmada; hastanemizde CO zehirlenmesi tanısı alan ve GKS≤13 olan hastalarda iyileştirici eritrosit aferezinin etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık. Metod: Bu çalışmada, Kasım 2012- Ekim 2015 tarihleri arasında acil servisimizde CO zehirlenmesi tanısı alan 59'u erkek, 65'i kadın toplam 124 hastayı ele aldık. Hastaların yaş ortalaması 43,9±19,03 olarak ölçüldü. Glaskow Koma Skalası 13 ve altında olan 14'ü erkek, 11'i kadın toplam 25 hastaya iyileştirici eritrosit aferezi uyguladık. Kalan 99 hastaya geri solumasız maske ile %100 oksijen tedavisi verdik. Bulgular: İyileştirici eritrosit aferezi ile tedavi sonrası hastaların COHb düzeyleri %(20,7±13,6)'dan (3,4±5,1)'e düştü ve GKS değerleri 9±2,7'den 14,3±1,6'a yükseldi. Bu işlem yaklaşık 33,8±8,3 dakika sürdü. Tedavi öncesi ve sonrası GKS ve COHb düzeyleri karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı düzelmeler saptandı (p<0,001). Yirmi beş hastanın 21'i şifa ile taburcu edilirken; kalp damar hastalığı ve astımı olan 3 hasta septik şok ve çoklu organ yetmezliği nedeniyle vefat etti. Normal basnçlı oksijen ile tedavi edilen kalan 99 hastanın COHb düzeyleri %(13,4±12,3)'den %(2,5±2,1)'e geriledi. Sonuç: Karbon monoksit zehirlenmesi tanısı konan ve GKS≤13 olan hastalarda iyileştirici eritrosit aferezi tedavisi etkin bir tedavi yöntemidir. Karbon monoksit zehirlenmesinde, iyileştirici eritrosit aferezi tedavisinin etkinliği netleştirmek için rastgele kontrollü çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Karbonmonoksit zehirlenmesi, İyileştirici eritrosit aferezi

Eritrosit sayısıEritrositlerGlasgow koma ölçeği+3
Ebru Çil Direk
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yılan ısırması vakalarında prognozu etkileyen faktörler

Amaç: Bölgemizdeki yılan ısırmalarında, hastane öncesi alandan başlayarak, acil serviste ve yatışı sırasında, hastanede kalış süresini uzatan, hastanın taburculuğunu etkileyen faktörleri tespit etmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na Mayıs 2013- Ağustos 2016 tarihleri arasında, yılan ısırması nedeniyle başvuran, ardışık 38 hasta çalışmaya alındı. Hastaların acil başvurusunda, alınan kan örneklerinde, tam kan sayımı, kanama diatezi parametreleri ve biyokimyasal testlerine bakıldı. Hastalar klinik olarak evrelendirildi. Hastanın ısırık-iğne ve hastanede kalış süresi, kullanılan antivenom dozu, sonlanım şekli kaydedildi. Elde edilen veriler SPSS 17 versiyonuyla analiz edildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil ettiğimiz 38 hastanın 21'i (% 55,3) erkek, 17'si (%44,7) kadındı. Hastaların 35'i yanlış ilk yardım uygulamasına maruz kalırken, 30 hastaya antibiyoterapi gerekti. Hastaların 9'unda profilaktik antibiyotik tedavisine rağmen yumuşak doku enfeksiyonu gelişti. Hastaların 20'sinde ısırık bölgesi alt ekstremite, 17'sinde üst ekstremite, 1'inde ise toraks bölgesiydi. Hastalarımızın 9'u Evre 1, 24'ü Evre 2, 5'i Evre 3 idi. Evre 2'ye 3,33±1,29, Evre 3'e 4,40±1,14 vial antivenom verildi. Hastaların ısırık-iğne(Antivenom alma) süresinin ortalaması 80,92±47,57dakika bulunurken, ısırık iğne süresi kısa olan hastaların, hastanede kalış süresinin anlamlı derecede kısa olduğu görüldü. (P=0,000) Sadece bir hastada antivenoma karşı alerjik reaksiyon gelişti. VKİ'ne göre 18 hasta normal kilolu (BMI=25-29,9 kg/m2, 20 hasta fazla kilolu(30-39,9 kg/m2) sınıfındaydı. Fazla kilolu hastaların hastanede kalış süresinin daha uzun olduğu tespit edildi. (p=0,027) Biyokimyasal parametrelere bakıldığında ALT değeri ile evreleme arasında ilişki olduğu(p=0,032), hemoglobin ve platelet değeri düşük, kreatinin kinaz değeri yüksek hastaların yatış süresinin uzun olduğu tespit edildi.(p<0.05) Vakalarımız da uzuv kaybı yada mortalite görülmedi Sonuç: Yılan ısırması vakalarında günümüzde bile turnike, kesi gibi yanlış ilk yardım uygulaması oranları oldukça yüksek olup, özellikle kırsal alanda halkın bilinçlendirilmesi önem taşımaktadır. Yılan ısırığında etkin tedaviyle, düşük doz antivenomla iyileşme saptanmış olup, geçmiş yıllara bakıldığında gelişen üretim teknolojisiyle, antivenom reaksiyon sıklığının oldukça azaldığı tespit edilmiştir. Isırık iğne saati düşük olup, erken antivenom tedavi alan hastalarda yatış süresinin kısalığı, antivenom tedavinin önemini göstermektedir. Fazla kilolu hastaların yatış süresinin uzunluğu bu hastalarda komorbidite yaratan faktörlerin yara iyileşmesini yavaşlattığını düşündürmüştür. Platelet ve hemoglobini düşük, kreatinin kinaz değeri yüksek olan hastaların yatış süresi uzun olması, ALT değerinin klinik ciddiyetle olan ilişkisi kötü prognostik belirteçler olarak değerlendirilebilir. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Yılan Isırması, Prognoz.

Acil servis-hastaneAcil tıpAcil tıp servisleri+6
Mehmet Özbulat
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran tekli veya çoklu zehirlenmelerde etken düzeyi ve laboratuvar verilerinin etkinliği

ÖZET Acil Servise Başvuran Tekli veya Çoklu Zehirlenmelerde Etken Düzeyi ve Laboratuvar Verilerinin Etkinliği Amaç: Acil servislerde zehirlenmeler sık başvuru nedenleri arasındadır. Bu çalışma Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne başvuran zehirlenme olgularının demografik, etiyolojik ve klinik özelliklerini ortaya koymak, ilaçların çeşitlerinin ve düzeylerinin, klinik ve EKG bulgularıyla karşılaştırılması tedavi yaklaşımları açısından zehirlenme verilerine katkıda bulunabilmektir. Bu veriler ışığında zehirlenme olgularının tanı ve tedavisinde öncelikleri belirlemeyi amaçlamıştır. Bölgesel toksikoloji merkezi gibi çalışan Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Kliniğine başvuran zehirlenme olguları, tanı ve tedavide primer mezkez olarak uzun yıllar hizmet verecektir. Gereç ve Yöntem: İleriye dönük olarak yapılan çalışmamıza fakülte etik kurul onayı alınarak 01/Ocak/2016 - 31/Aralık/2017 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışma süresince Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Servisine toplamda 172102 hasta başvurdu. Bu hastaların 1021 tanesi zehirlenme hastası idi. Zehirlenme tanısıyla başvuran hastalardan Fakülte Etik Kurulunun onayladığı onam formunu okuyup onaylayan 18-67 yaş arası 207 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalara ait demografik ve ilaç bilgileri, klinik ve vital bulgular, zehirlenme bulguları, EKG ve toksikolji laboratuarı verileri, başvuru tarihi, izlem süresi bilgi formunda kayıt edildi(Ek-1) ve çalışma verileri değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 207 zehirlenme hastası dahil edildi. Bu hastaların 84'ü erkek 123'ü kadın idi. Çalışmaya dahil edilen hastaların ortalama yaşı 32,1±10,6 bulundu. Hastaların (n:45; %21,7)'si yanlışlıkla ilaç almıştır; (n:162; %73,3)'ü özkıyım amacıyla ilaç kullanmıştır. Hastaların Adli Tıp toksikoloji laboratuvarına gönderilen kan örneklerinde (n:138; %66,7)'sinde laboratuvar sonucu pozitif geldi. En sık zehirlenme etkenleri sırasıyla antidepresan ilaçlar, parasetamol, nonsteroid antienflamatuvar ilaçlar ve etil-metil alkol olarak bulundu. Hastaların EKG bulguları incelendi (n:104; %50,2)'sinde QTc uzun, (n: 13; %6,3)'ünde QRS uzun, (n:3; %1,4)'ünde PR mesafesi uzun bulundu. AVR derivasyonunda R yüksekliği olan (n:22; %10,6) hasta saptandı. Etken maddeler ve EKG bulguları irdelendiğinde QT uzunluğu, QRS genişlemesi ve AVR derivasyonunda R değişikliği olan hastaların antidepresan ilaç içenler, etil-metil alkol zehirlenmesi olanlar ve uyuşturucu madde ile zehirlenen hastalarda görüldüğü belirlendi. Sonuç: En çok kullanılan ilaçlar ilk sırada antidepresan ilaçlar, nonsteroid antienflamatuvar ilaçlar ve parasetamol yer almaktadır. Bu ilaçların reçetesiz ulaşılabiliyor olması, bu ilaçlar ile olan zehirlenme olgularının sık ve daha fazla olmasının nedeni olabilir. Reçetesiz satılan ilaçların kontrol altına alınarak, özellikle intihar eğilimi olan kişilerin sosyal güvenlik çemberi içine alınarak, zehirlenme olgularını azaltabilir. Hastaların EKG bulguları değerlendirilerek hangi etken ile zehirlendiği hakkında fikir verebilir ve olguların takip ve tedavi sürecinde hekimlere yardımcı olabilir. Anahtar sözcükler: Zehirlenmeler, Toksikasyonlar, EKG bulguları

Acil servis-hastaneAcil tıpAdana+5
Özcan Uzun
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karbonmonoksit zehirlenmelerinde hastalığın şiddetini belirlemede laktat düzeyinin rolü

Amaç: Acil servise başvuran CO zehirlenmesi saptanan hastalarda hastalığın şiddetini belirlemede laktat düzeyinin rolünü incelemektir. Gereç ve yöntemler: 01.01.2014 - 01.12.2019 tarihleri arasındaki hastanemiz acil servisine başvuran tüm CO zehirlenme vakaları retrospektif olarak incelenerek CO maruziyeti olan 18 yaş üzeri hastalar belirlendikten sonra bu hastalarda COHb ve laktat düzeyi çalışılmış olan 151 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların acil serviste kalış süreleri, yataklı servise yatışı yapıldı ise yoğun bakım ve servisteki yatış süreleri, entübasyon veya hiperbarik oksijen tedavisi gibi ileri tedavi yöntemleri uygulandı ise bu tedaviler ile ilgili süreleri, laboratuvar değerleri toplanarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 63'ü (%41,7) erkek, 88'i (%58,3) kadın olmak üzere toplam 151 karbon monoksit zehirlenmesiyle acil servise başvuran hasta dahil edilmiştir. Semptomlar incelendiğinde en çok %14,6 oran ile senkop tespit edilmişken bunu %13,3 oranıyla baş ağrısı, bulantı, kusma takip ettiği görülmüştür. Zehirlenme nedenlerine bakıldığında %31,1'inin soba dumanı, %25,2'sinin yangın dumanı, %40,4'ünün de nedeninin bilinmediği tespit edilmiştir. CKMB değerindeki bir birimlik artışın hastanın klinik durumunun ciddi olması ihtimalini %29,5 arttırdığını ve CO Hb değerindeki bir birimlik artışın hastanın klinik durumunun ciddi olması ihtimalini %7,9 arttırdığı saptanmıştır. COHb değerindeki bir birimlik artışın hastanın klinik durumunun ciddi olması ihtimalini %4,7 arttırdığı ve Troponin I değerindeki bir birimlik artışın hastanın klinik durumunun ciddi olması ihtimalini %0,2 arttırdığı görülmüştür. Hastaların ciddiyet durumlarını CKMB, troponin I ve oksijen tedavisi sonrası laktat değişimi değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı yordayıcı olduğu saptanmıştır. Klinik ciddiyeti belirlemede en önemli parametrenin CKMB olduğu görülmüştür. Yoğun bakım ve HBO tedavi ihtiyacını belirlemede Troponin I nın en etkili faktör olduğu bulunmuştur. Sonuç: Sonuç olarak laktat değerlerinin beklediğimiz gibi hastalığın şiddetini değerlendirmede etkili olmadığını tespit ettik. Fakat CKMB ve Troponinin hem HBO tedavisinde hem YBÜ yatışında hem de kliniğin ağır seyretmesiyle yakın ilişkili olduğunu saptadık. Daha net bilgiler elde edilmesi için çok merkezli ve daha çok kişi ile çalışmalar yapılmasının gerekli olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: CO zehirlenmesi, Acil Servis, Laktat, CKMB, Troponin.

Acil servis-hastaneAcil tıpKarbonmonoksit zehirlenmesi+3
Sadık Erdem Dizman
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Şok ve/veya organ yetmezliği gelişen zehirlenmeli hastaların prospektif analizi

Amaç: Bu çalışmanın amacı şok ve organ yetmezliği gibi mortalitesi yüksek zehirlenmeli hastaların prospektif olarak incelenerek, literatüre tanı, tedavi, klinik seyir ve sonuçlarla ilgili değerli verileri kazandırmaktır. Materyal ve Metod: Çalışmamız yerel etik kurul tarafından onay alındıktan sonra, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim dalında Eylül 2015-Ocak 2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmaya; ciddi zehirlenmeler nedeni ile Acil Tıp Anabilim dalına başvuran şoku veya akut organ yetmezliği olan, çalışmaya katılmayı kabul eden 18 yaş üstü ardışık 89 hasta kabul edilmiştir. Hastaların demoğrafik özelliklerinin yanı sıra, aldıkları ilaç veye maddelerin tipi, alım şekli, dozu ayrıntılı olarak sorgulanarak kaydedildi. Hastaların acil tedavisi ve yatışı sırasında şok veya akut organ yetmezliği gelişme zamanı, akut organ yetmezliğinin tipi, zehirlenmenin tedavisi, kullanılan antidotlar ve ekstrakorporeal metotların tipi ayrıntılı bir şekilde kaydedildi. Zehirlenme şiddetini belirlemek için zehirlenme güvenlik endeksi kullanıldı. Elde edilen verilerin istatistiksel değerlendirmeleri için SPSS v.23,0 programı kullanıldı. Çalışmaya alınan hastaların sonlanım şekli raporlandı. Bulgular: Çalışmaya şok ve akut organ yetmezliği olan toplam 89 hasta dahil edildi. Hastaların 72 (%80,9)'si erkek, 17 (% 19,1)'si kadındı. Hastaların yaş ortalaması ortalaması 49,1 (19-90) iken, kadın hastaların yaş ortalaması 42,7 (19-90), erkek hastalar ise 50,6 (19-90) olarak bulundu. Akut organ yetmezliği ve şok tablosu olan hastalarımızın aldığı ajanlar sorgulandığında; 51 hastanın metil alkol, 12 hastanın kardiyovasküler ajan (KKB, BB, ARB), 6 hastanın alüminyum fosfit, 4 hastanın karbonmonoksit, 4 hastanın mantar maruziyeti olduğu görülmektedir Çalışmaya alınan 89 hastanın, ortalama yatış süreleri 6,29 (1-50) gün olarak bulundu. Zehirlenme şikayeti sonrası exitus olan hastaların ortalama yatış süresi ise 7,60 (1-50) gün olarak bulundu. Acil servise başvuran 89 hastadan 30'u exitus olurken 52'u ise taburcu olmuştur. Ekstrakorporeal tedavi metodları uygulanan hastalarda mortalitenin düşük, acil servise başvurduğunda hipotansiyona bağlı şoku olan hastalarda mortalitenin yüksek olduğu tespit edildi. Laboratuvar bulguları incelendiğinde wbc, laktat, baz açığı, potasyum yüksekliği olan ve kan Ph'ı, bikarbonat düşük olan zehirlenme hastalarında mortalitenin yüksek olduğu görüldü. Sonuç: Mortalitesi yüksek zehirlenme hastalarında vakit kaybetmeden zehirlenmenin tipini şeklini belirleyerek, gerekli antidot tedavi ve ekstrakorporeal metodları uygulamak sağkalım oranlarını arttırabilir. Akut organ yetmezliği ve şok yapan zehirlenmeler arasında metil alkol ve alimunyim fosfit zehirlenmelerinin tüm tedavilere rağmen halen mortaliteleri yüksektir. Acil hekimleri zehirlenme şiddetini belirlerken zehirlenme güvenlik endeksine ek olarak çalışmamızda mortalite yüsekliğinde anlamlı bulunan 1. saatte hipotansiyon tespit edilen, lökosit değeri, baz açığı, laktat yüksekliğinin ve kan Ph'ı, bikarbonat düşüklüğünü prognostik kriter olarak kullanılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Acil, Şok, Akut Organ Yetmezliği, Zehirlenme, Laktat, Baz Açığı.

LaktatlarProspektif çalışmalarZehirlenmeler+3
Faysal Tekin
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mantar zehirlenmesi olgularında NGAL'in tanısal ve prognostik değeri

Giriş ve Amaç: Mantar zehirlenmesi olguları çeşitli şikayetler ile acil servise başvurmaktadırlar. Bazı olgularda da böbrek yetmezliği gelişmektedir. Böbrek hasarının erken tespiti büyük önem arz etmektedir. Çalışmamızda mantar zehirlenmesi ile acil servise başvuran 18 yaş ve üstü hastalarda akut böbrek hasarlanmasının erken dönemde tespiti için NGAL'in bir biyobelirteç olarak kullanılabilirliğini araştırmayı hedefledik. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na 1 Eylül 2017-31 Mayıs 2019 tarihlerinde başvuran 18 yaş üstü olup dahil edilme kriterlerine sahip hastalar çalışmaya alındı. Hastaların demografik özellikleri, özgeçmişleri, şikayetleri, fizik muayeneleri değerlendirildi. Sıfırıncı saat, 6. Saat ve 3. Gün kreatinin ile 0. Saat ve 6. Saat kan ve idrar NGAL seviyelerine (otoanalizer Getein cihazı ile) bakılarak NGAL ile kreatinin değişimi arasındaki ilişki araştırıldı. Çalışma şartlarını karşılayan 47 hastanın verileri incelendi. Bulgular: 47 hastanın 24'ü (% 51,1) erkekti. Hastaların yaş ortalamaları erkeklerde 49,83±18,40 (18- 84 yaş), kadınlarda 41,17±15,05 (20-69 yaş) idi (p=0,085). En sık şikayetler, bulantı (n=39, % 83), kusma (n=39, % 83), karın ağrısı (n=21, (% 44,7) idi. Ortalama yatış süreleri 1,28±0,61 (1-3 gün) idi. Sıfırıncı ve 6. saat NGAL ortalama değerleri sırasıyla idrar için 379,57±397,57 ve 421,03±506,71; serum için 1116,17±762,47 ve 1260,86±1103,13 idi. WBC 0. saat ile serum 0. ve 6.saat arasında anlamlı ilişki vardı (0. saat p=0,009, 6. saat p=0,017). Sıfırıncı ve 6. saat platelet değerleri ile 0. saat serum NGAL seviyeleri arasında anlamlı ilişki vardı (0. saat platelet p=0,013, 6. saat platelet p=0,008). İdrar 0. saat NGAL ile delta kreatinin 0-3 arasında yakın ilişki vardı (p= 0,052). Serum 6. saat NGAL değeri ile delta kreatinin 0-3 arasında yakın kuvvetli ilişki vardı (p=0,035). İdrar 0. ve 6. saat NGAL arasında zayıf (p=0,005), idrar delta kreatinin 6-3 ile 0-3 arasında orta (p=0,000), serum 0. ve 6. saat NGAL arasında orta (p=0,000), delta kreatinin 0-3 ile serum 6. saat NGAL arasında zayıf (p=0,026), delta kreatinin 6-3 ile 0-3 arasında orta derece korelasyon vardı (p=0,000). Tartışma ve Sonuç: Hastaların 0. ve 6. Saat serum NGAL değerleri yüksek olmasının serum kreatinin değerinin 3. Gün yükselebileceğini gösterebilir. Bu nedenle NGAL, 18 yaş ve üstünde mantar yemeye bağlı acil servise başvuran olgularda böbrek hasarlanmasını erken gösterebileceği bir biyomarkır olarak kullanılabilir. NGAL değeri WBC ve platelet sayısından etkilenebilir. Bu konuda daha çok araştırma gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Akut böbrek hasarı, Kreatinin, Mantar, NGAL.

Akut böbrek hasarıKreatinMantar zehirlenmesi+4
Sultan Özselçuk
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kardiyovasküler ilaç zehirlenmelerinde prospektif analiz

Amaç: Bu çalışmanın amacı; kardiyovasküler ilaç zehirlenmesi ile gelen hastaların prospektif olarak incelenerek literatüre tanı, tedavi ve sonuçlarla ilgili verileri kazandırmaktadır. Materyal ve Metod: Çalışmamıza 2017 – 2020 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp ABD'a ; kazara ya da özkıyım amacı ile kardiyovasküler ilaçlarla zehirlenmeyle merkezimize başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 18 yaş üstü ardışık 25 hasta kabul edilmiştir. Normal klinik süreci ile ilgili harici herhangi bir laboratuar parametresi çalışılmamış olup, herhangi farklı bir ilaç uygulanmamıştır.. Çalışmamıza Hastaların demoğrafik özelliklerinin yanı sıra, aldıkları ilaçlar ve dozu ayrıntılı olarak sorgulanarak kaydedildi. Hastaların acil tedavisi ve yatışı sırasında şok veya bradikardi gibi hayati bulguların gelişme zamanı, zehirlenmenin tedavisi, kullanılan antidotlar, ekstrakorporeal metotların tipi ve yapılan invaziv girişimler ayrıntılı bir şekilde kaydedildi. Elde edilen verilerin istatistiksel değerlendirmeleri için SPSS v.23,0 programı kullanıldı. Çalışmaya alınan hastaların sonlanım şekli raporlandı. Bulgular: Çalışmaya acil servise kardiyovasküler ilaç zehirlenmesiyle başvuran 25 hasta dahil edilmiştir. Hastaların 8 (% 32,0)'i erkek, 17 (% 68,0)'si kadındı.. Hastaların hastaneye geliş vitallerinde % 56,0 (n:14)'sında hipotansiyon, %16,0 (n:4)'sında bradikardi saptandı. Kardiyovasküler ilaç zehirlenmesiyle acil servise başvuran hastalardan; % 52,0 (n: 13)'sine Kalsiyum, % 36,0 (n: 9)'sına Glukagon, % 32,0 (n: 8)'sine Lipit, % 12,0 (n: 3)'sine Atropin, % 20,0 (n: 5)'sine pozitif inotrop, % 4,0 (n: 1)'üne Entübasyon ve % 4,0 (n: 1)'üne Pacemakerların kullanıldığı tespit edilirken, hastalara Hemodiyaliz, Hemofiltrasyon, Plazmaferez ve İntraaortik balon pompasının kullanılmadığı saptandı. Sonuçlar: Kardiyak etkileri olan ilaçları alarak acil servise başvuran zehirlenme hastalarında vakit kaybetmeden zehirlenmenin tipini şeklini belirleyerek, gerekli antidot tedavi ve ekstrakorporeal metodları uygulamak sağkalım oranlarını arttırabilir. Bu ilaçların yüksek oranda bradikardi ve kardiyojenik şok yaptığı ve tedavilerle bu hastaların mortalitesiz ve morbiditesiz taburcu olabileceği düşünülmüştür. Hastaların % 56,0 (n: 14)'sının tedavi sonucunda taburcu oldukları, % 44,0 (n: 11)'ünün kendi istekleriyle hastaneden ayrıldıkları, ölüm vakasının ise olmadığı saptanmıştır. Kalsiyum kanal blokeri alan hastaların beta blokeri alan hastalara oranla daha çok kardiyojenik şoka, beta bloker alanlarda ise kalsiyum kanal blokeri alanlara göre daha çok bradikardi yaptığı görülmüştür. Kalsiyum kanal blokeri alan hastaların ilaç kan düzeylerinde yükseklikle klinik bulguların bağlantılı olduğu, beta bloker alan hastalarda ise ilaç düzeyi yüksekliğiyle hastanın kliniği arasında bağlantı olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kardiyovasküler ilaç zehirlenmeleri, Beta bloker, Zehirlenme, Kalsiyum kanal blokeri, Zehirlenme, Acil.

Acil servis-hastaneAdrenerjik beta agonistleriKalsiyum kanal blokerleri+4
Mustafa Oğuz Tuğcan
Çukurova University
2020
00

Related subjects