La psychanalyse de la connaissance chez Gaston Bachelard
2020
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Doç. Dr. S. Atakan Altınörs
Özet (TR)
Tezimizin temel hedefi Bachelard'ın psikanalizi epistemolojiye uyarlaması sonucu ihdas ettiği bilginin psikanalizi yöntemini ve bu yöntemle nesnel bilgi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Tezimizde bilginin psikanalizinin, nesnel bilimsel bilgiye ulaşmada haiz olduğu işlevi bütün boyutlarıyla değerlendirmeyi amaçladık. Bilginin psikanalizi yöntemin bilim tarihine uygulanışının örneklerini serimlemek ve bu uygulamanın sonuçlarıyla bilimsel zihniyet arasındaki ilişkiyi irdelemek de tezimizin amaçlarındandır. Tezimizin ilk bölümünde, Freud'un ihdas ettiği haliyle psikanalizi ve temel kavramlarından bazılarını ele aldık. Psikanaliz nevroz, histeri gibi patolojik olan üzerinde yapılan çalışmalar neticesinde ortaya çıkmış ve temel amacı da bu bağlamda şekillenmiştir. Bu hastalıklara sahip psişeleri iyileştirmek temel amacıdır. Bu iyileşmenin gerçekleşmesi için gerekli olan bastırılmış anıların bilinçdışından bilince çıkarılması ve bu bastırılmış olanlarla psişenin yüzleşmesidir. Bu bilince çıkma, bir psikanalist aracılığıyla gerçekleşir ve psikanalistin bunu başarmak için kullandığı materyaller hastanın dile getirdikleri, rüyaları, serbest çağrışımları veya sakarlıklarıdır. Bununla birlikte psikanaliz yönteminin nesnesi yalnızca insan psişesi değildir. Yöntem medeniyet tarihi, teoloji, mitoloji gibi insan yaşamının pek çok alanına uygulanabilir. Bu uygulamayla insan yaşamındaki bilinçdışı keşfedilir. Bachelard da psikanalizi epistemoloji alanına uyarlayarak bu alandaki bilinçdışı unsurları açığa çıkarmayı amaçlamaktadır. Bachelard'ın psikanalizden alıp kullandığı ve bizim de birinci bölümde ele aldığımız kavramlardan ilki 'bilinçdışı'dır. İnsan yalnızca bilinciyle hareket edip yaşamını sürdüren bir varlık değildir; bilincinde olmadığı bazı şeyler de yaşamı üzerinde etkilidir. Bilinçdışının önemli özelliklerinden biri dürtülerin, bilinçdışının şekillenmesinde önemli paya sahip olduğudur. Bu dürtüler haz ilkesinin güdümünde hareket eden psişenin parçalarıdır. Bilinçdışının bir diğer önemli özelliği, bastırılmış anıları muhafaza etmesidir. Bu unutulmuş anılar bilince çıkmalarını engelleyen güçler tarafından bastırılmaktadır. Bu güçler Freud'un 'direnç' adını verdiği bir mekanizma meydana getirir. Bastırılmış anılar arasında çocuk cinselliğine dair olanlar bir hayli fazladır. Freud erişkinlik öncesinde de mevcut olan bu cinsel dürtüleri 'libido' ile kavramsallaştırır. Libido cinsel içgüdü enerjisidir. Bu enerji sanat veya entelektüel uğraşlar gibi cinsellik içermeyen yaşamın parçalarında da kendini gösterebilmektedir. Bu, 'yüceltme' denen libidonal enerjinin yön değiştirmesiyle gerçekleşen bir durumdur. Toplumun değerleri karşısında amacına ulaşamayan dürtülerin bu enerjiyi, toplumun da onay verdiği amaçlara dönüştürmesidir. Neticede bir bastırma olan yüceltme, bazı psişelerde problemlere sebep olabilmektedir. Freud söz konusu problemleri 'kompleks' diye adlandırarak izah eder. Özellikle Oedipus kompleksi, psişe üzerinde etkisi önemli boyutlarda olan ve ciddi sorunlar yaratabilen bir komplekstir. Bu kompleks çocukların karşıt cinsten ebeveyniyle kurdukları hem arzu hem nefret ilişkisi sonucunda oluşur. Çocuğun anne ya da babasına hem sevgi hem de düşmanca duygular beslemesi, bu karşıtlıkların biraradalığı komplekse sebep olmaktadır. Birinci bölümde son olarak Freud'un bilinçdışını anlamaya yönelik olarak geliştirmiş olduğu psişenin yapısal modelini kısaca açıkladık. Bu modele göre 'id', 'benlik' ve 'üst-benlik' olarak üçe ayrılan bilinçdışında id, psişenin karanlık ve bilinmez tarafını temsil eder. Somatik ihtiyaçların neticesinde ortaya çıkmış ve dürtülere ev sahipliği yapmaktadır. Benlik, psişenin arzularıyla gerçeklik arasındaki ilişkiyi kurandır. Üst-benlik ise, toplumsal normları ve ahlâkî ilkeleri temsil ederek benliği bu norm ve ilkelere göre eleştirendir. Bilimsel zihniyetin gözetimi başlıklı ikinci bölümümüzde ise, Bachelard'ın bilimsel zihniyetin tüm bilimsel düşünme sürecine hakim olması için uygulanması gerektiğini savunduğu, üç farklı seviyeden oluşan gözetimleri açıkladık. Bunlardan ilki, bilim insanının kendi düşünceleri üzerindeki gözetimidir. Bilincin bölünmesiyle birlikte üst-benlik, benliği denetleyen bir konum alır. Bachelard'a göre üst-benlik bu denetlemenin ilkelerini ise bilimsel zihniyete sahip bir kültürden almalıdır. Bu şekilde bilim insanı, nesnel olmayan kendi fikirlerini eleme imkanına sahip olabilecektir. Bilimsel zihniyetin hakim olduğu bir kültür yaratılması ise, kültürde düşünce özgürlüğünün var olması, kültürün psikanalizinin yapılması ve bilimde ampirizm ile akılcılık arasında bir diyalektik kurulmasıyla meydana gelebilecek bir hedeftir. Bu kültürün entelektüalizasyonu anlamına gelmektedir. Gözetimin ikinci seviyesi böylesi bir kültür aracılığıyla gerçekleşir. İlk seviyede kendi kendini gözetleyen bilim insanı, ikinci seviyede diğer bilim insanları tarafından gözetlenir. Bu gözetim Bachelard'ın bilimde özneler-arasılık ya da karşılıklı-akılcılık olarak adlandırdığı kültürün denetime katılımıdır. Bu seviyede bir bilgi, diğer bilim insanlarının denetimiyle ya yanlışlanıp elenir ya da doğrulanıp o kültürün bir parçası olur. Bilginin psikanalizi yöntemi de bu seviyede kendini gösteren bir denetimdir. Üretilen bilginin, o bilgiyi üreten bilim insanının dışındaki diğer bilim insanlarınca sınanmasıdır; öznel psişik yansıtmaların ve yanlışlıkların, bilimsel söylemden elenmesini sağlayan bir gözetimdir. İkinci seviyedeki denetim kültürün bilim insanını denetlemesiyken üçüncü seviyedeki denetim, bilim insanının kültürü denetlemesi halini alır. Yani üçüncü seviyedeki gözetim, bilim insanının mevut kültürü gözetimidir. Bu gözetim, kültür tarafından doğru olarak kabul edilenlerden şüphe edilerek gerçekleşir. Einstein, Heisenberg, Dirac gibi isimler böylesi bir denetimde bulunarak kültürü değiştirmiş ve bilimde kırılmalara sebep olmuş isimlerdir. Bütün bu gözetimlerin amacı, bilimi öznel psişik yansıtmalardan kurtarıp nesnelleştirmek ve bilimsel zihniyeti tüm bilimsel sürece egemen kılmaktır. Tezimizin üçüncü bölümü, ana konumuz olan bilginin psikanalizinin detaylı bir şekilde işlendiği bölümdür. Bu bölümün ilk alt başlığında epistemoloji ve psikanalizin Bachelard düşüncesinde ne anlama geldiğine değindik. Onun için epistemoloji, köken araştırması yapan bilgi teorisi anlamına değil, bilim felsefesi, bilime dayalı felsefe anlamına gelmektedir. Psikanaliz ise Bachelard için, bilimsel bilgi arayışında kullanılacak bir araçtır. O, hiçbir psikanalistin teorisini sistematik olarak kullanmamıştır. Üçüncü bölümün ikinci alt başlığında bilginin psikanalizini ve bu yöntemle açığa çıkarılan epistemolojik engelleri yazdık. Bilginin psikanalizi, bilimsel süreçte farkında olunmayan bilinçdışı unsurların fark edilip bilincine varılmasını sağlayan bir tekniktir. Bunlar bilim insanını bilgiden uzaklaştıran unsurlardır. Farkına varılanların bilimsel çalışmalardan çıkarılması bu yöntemin sağaltıcı tarafıdır. Yani bu yöntemle aslında nesnel bilgi ortaya konmaz, fakat nesnel olmayanlar ortadan kaldırılır. Bilim tarihindeki öznel pisişik yansıtmaların maskesi düşürülerek tasfiyesi sağlanır. Bilim tarihindeki bu tür 'sözde bilgiler', bilginin psikanalizi yönteminin çalışma nesnesidir. Bilimsel teorilere bu yöntemin uygulanmasıyla tespit edilenler ise Bachelard'ın kavramsallaştırmasıyla epistemolojik engellerdir. Bunlar öznel psişik yaşantıdan kaynaklanan, bilinçdışı yansıtmalardır. Arzu, inanç, dürtü, kompleks gibi bilinçdışı dinamiklerin bilimsel çalışmalardaki yansımalarıdır. Bu engellerin çok çeşitli biçimler alması dolayısıyla, bu engelleri on alt başlık halinde sıralayıp inceledik. Ele aldığımız epistemolojik engellerden birincisi, 'ilk deneyimin engeli'dir. Bu engele dolayımsızlığın yaratmış olduğu güven kaynaklık eder. Beş duyumuzla oluşturduğumuz fenomenin ilk deneyimi, ilk bilgi haline gelir. Bu bilgi, dolayımsız bir şekilde elde edilmesi sebebiyle kişiye kesin gelir ve güven verir. İlk deneyimin getirdiği güvenle birlikte o deneyime hayretin ve hayranlığın eşlik etmesi, kişiyi nesnel bilgiden daha da uzaklaştırır. 'Genel bilgi engeli' ise, genele ve genelleştirmeye verilen aşırı değerden meydana gelir. Genel olanın getireceği düşünülen temel olma niteliği, bu temele dayandırılarak başka fenomenlerin kolayca açıklanabileceği anlayışına sebep olur. Bilim insanının bu temelleri sorgulaması, hem bu dayanağın getirdiği konfor ve kolaylığın, hem de kesinlik ve güvenin kaybına yol açacağından oldukça zordur. 'Sözel engel', benzerlikler kurularak basit bir adlandırma ile farklı fenomenlerin açıklamalarının verilmesidir. Problem olan bu adın bir metafor olarak ve bol imgelerle beraber kullanılmasıdır. Yani fenomenin metaforik bir şekilde ve imgelerle açıklanmasıdır. Bachelard nezdinde bu metaforlar her zaman dil düzeyinde kalmaz ve gerçekliğe tesir ederler. Bilim insanının nesnesi kıldığı fenomenle ilişkisinde belirleyici bir etken olurlar. Bilimde ve evrende birlik olduğu fikri ve bu fikre göre bilim yapmak, Bachelard'ın 'birlikçi bilgi engeli' olarak adlandırdığı durumdur. Bu fikir, deney ya da gözleme dayanmayan bir üstbelirlenimdir ve bu bakımdan bilimsel değildir. 'Pragmatik bilgi engeli' ise, bilimsel çalışmalarının amacını fayda olarak gören bilim insanının sebep olduğu bir engeldir. Üzerinde çalıştığı fenomende fayda arayan bilim insanı, aslında zihnindeki koşulu fenomene yansıtır ve onu ancak bu sınırlı bakışı içinde değerlendirir. Ayrıca faydalı tarafın kolayca genişletilerek başka fenomenlerin açıklaması için kullanılması da bu engelin bir biçimidir. Bilim öncesi dönemde fenomene dair bir açıklama getirilirken dolayımsızlığın, bazı niteliklerin ya da duyumların tözselleştirilmesi ve açıklamanın nedeni olarak tözün gösterilmesi bu açıklamanın garantisi olarak görülmüştür. Burada töz, yüceltilen bir aracı, açıklamanın geçerli olabilmesi, kabul görmesi için yüce bir makama gönderme yapan bir unsur olarak hizmet görmüştür. Bu, bilimsel bilgi önündeki 'tözcü engel'dir. Yedinci alt başlığımız olan 'gerçekçi engel' ise, gerçekliğe verilen aşırı değerden ortaya çıkar. Bu görüşe göre gerçek olan ve değerli görülen tözler, israf edilmeden biriktirilir. Gerçeğe verilen değer ve buna bağlı olarak tözlerin biriktirilmesi, sahip olma arzunun sonucudur. Bu, Bachelard'ın Laffitte kompleksi dediği durumdur. Bu bilinçdışı unsurun ortadan kalkması hâlinde gerçekliğe ve töze verilen değerin, bilim insanı tarafından oluşturulduğu anlaşılacaktır. 'Canlıcı engel' ise, cansız nesnelerin bilimsel açıklaması yapılırken, onlara canlıların özelliklerinin veriliyor olmasıyla meydana gelir. Bilim insanı canlıcı tavra, bilimsel açıklamasını daha anlaşılır kılmak, onu somutlaştırmak için başvurur. Bachelard cinsiyetleştirme, çiftleştirme, üreme, ensest ilişki, hadımlık, tohum, döl gibi cinsel bütün unsurların bilimsel eserlerdeki tezahürlerini 'libido engeli' başlığı altında toplamış ve serimlemiştir. Kaynağı bilinçdışı arzular olan bu temalarla cansız nesnelerin açıklanması, bilimsel bilgi önündeki önemli engellerden biridir. Son alt başlığımız olan 'nicel bilgi engeli' ise, sınanması mümkün olmayan nicelleştirmelerden meydana gelir. Ayrıca yalnızca ölçerek bir fenomeni bilmek anlayışı da, bu engelin bir biçimidir. Üçüncü bölümün üçüncü alt başlığında, epistemolojik engellerdeki ortaklıklara vurgu yapıp bu engellerin bilimsel zihniyet açısından taşıdığı önemi belirlemeye çalıştık. Aşırı değer verme, sahip olma arzusu, güç istenci, benzerliğin kullanılması, haklı olma duygusu gibi temalar, farklı epistemolojik engellerde gördüğümüz ortaklıklardandır. Bachelard epistemolojik engelleri yalnızca olumsuzlamaz, bilgi arayışında bu engelleri zaruri görür. Bilimsel ilerlemenin gerçekleşebilmesi için, neyin doğru neyin ise eksik ya da yanlış olduğunu ayırt edebilmeliyiz. Epistemolojik engeller, bu ayırt etme işine yardımcı olan birer kerterizdir. Nihayet tezimizin 'sonuç' bölümünde, incelemelerimizden çıkan ana sonuçları takdim ettik. Bilginin psikanalizinin en temel işlevi ve faydası, bilimsel süreçte farkında olunmayan bilinçdışı unsurların, öznel psişik yansıtmalardan kaynaklanan hataların tespit edilmesini sağlamasıdır. Bilim insanı farkında olmadan kendi bilinçdışı dinamiklerini bilimsel çalışmalarına, nesnesi olan doğaya yansıtır. Bunlar, nesnel bilgi ile bilimsel zihniyetin önündeki engellerdir ve bilimden tasfiye edilmelidir. Bilginin psikanalizi bunu gerçekleştiren sağaltıcı bir yöntemdir. Epistemolojik engeller, bu yöntemin uygulanması sonucunda teşhis edilerek aşılabilir; bilginin psikanalizi, bilim insanı için, bilinçdışı öznel dinamiklerini bilimsel açıklamalarına yansıtmayı önleme gibi temel bir işleve haizdir. Fakat Bachelard'ın vurguladığı gibi, bilimsel süreçten psişe tam olarak dışlanamaz ve dolayısıyla bu hatalar da her dönemde ortaya çıkacaktır. Böylece, bilimsel bilginin tam bir nesnelliğe kavuşması, uğruna çaba harcanması gereken bir ideal olarak kalacaktır. Ancak bununla birlikte, bilimsel araştırma ve açıklama çabaları boyunca sürekli olarak uygulanan bilginin psikanaliziyle yanlışlar elenir ve bilgide nesnelleşme artar. Bilginin giderek nesnelleşmesiyle de bilimsel zihniyete daha da yaklaşılmaktadır.
Yazar
Dr. Talha Suna
Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır
Talha Suna (Yüksek Lisans Tezi). La psychanalyse de la connaissance chez Gaston Bachelard, 2020, Galatasaray University.
Anahtar Kelimeler
Lisans
Tüm Hakları Saklıdır
Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.
Galatasaray University tezlerinden daha fazlası
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
