Psychoanalysis

102 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessEN

A Freudian reading of Harold Pinter's early plays: Neurotic characters in The Room, The Birthday Party, and The Caretaker

As a post-war dramatist, Harold Pinter (1930-2008) reflects the effects of trauma and suffering of the period following the Second World War through his enigmatic early plays by presenting characters who seemingly fall victim to neurosis. To comprehend the psychology of Pinter's characters and demystify his plays, Sigmund Freud's views on neurosis are drawn onto in this study. In light of Freud's perspectives on neurosis, this thesis aims to illustrate that Pinter's characters in The Room (1957), The Birthday Party (1957), and The Caretaker (1959) suffer from apprehension, constant fear, aggressive behaviour, solitude, catatonia, obsessions, and paranoia, in other words, neurotic disturbance primarily due to their unfulfilled unconscious desires, that is the unresolved Oedipal urge and the death drive, as well as society's restrictive forces on individuals; thus, the characters in the abovementioned plays are unable to harmonise with their environment. All of the three plays which are selected for this thesis encompass the Freudian elements at their cores. The introduction part gives information about Freudian psychoanalysis and focalises on the period following the Second World War and its traumatic effect on Pinter. Then, the first chapter delves into the impact of the repressed Oedipal and death desires on individuals in The Room. The second chapter, which is about The Birthday Party, analyses castration anxiety through the punishment of a man by the father figures. Lastly, the third chapter examines the desire to get rid of the father figure, in other words, parricide, in The Caretaker. Therefore, this thesis concludes that the individuals in Pinter's early plays fall into the grip of neurosis due to unsatisfied Oedipal and death urges as well as discontent caused by the suffocating effect of social norms. To encapsulate, with the help of the Freudian psychoanalytical perspective, the chaotic unconscious world of the characters is excavated, and it is clarified that they are caught in the vortex of menace, which creeps both into the external world and the depths of their unconscious.

Freud, SigmundNeurotic personalityPinter, Harold+3
Defne Arya Gümüşlü
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

A psychoanalytic criticism of Hawthorne's The Scarlet Letter and Melville's Moby Dick

This thesis aims to provide a psychoanalytic criticism of two significant novels of 19th century American Literature. Nathaniel Hawthorne's The Scarlet Letter and Herman Melville's Moby Dick are analyzed under the light of Freudian psychoanalytic theory. The main objective of this study is to show the connection between the main characters, their psychological states and how their actions are influenced by their psychological states. In the first chapter, this study gives the necessary background information about Freud's and Lacan's psychoanalytic approaches, Derrida's deconstruction theory, and the biography of both Nathaniel Hawthorne and Herman Melville. The main objectives of psychoanalytic criticism are highlighted and psychological concepts of psychoanalytic approach are introduced to the reader. The second and third chapters include a detailed psychoanalytic analysis of both The Scarlet Letter and Moby Dick. Main concepts related to psychoanalytic criticism, id, ego, superego, unconscious, conscious are analyzed in relation to the central characters of both The Scarlet Letter and Moby Dick. The inner conflicts of the characters and how their lives are affected by their repressed desires and childhood traumas are analyzed. The effects of id, ego and superego are discussed during the analysis of the main characters of the novel by making references to their childhood and past memories. In addition to this detailed psychoanalytic analysis of the characters, the major symbols of two novels are analyzed with the help of deconstruction theory. In the fourth chapter, a summary of this thesis including the conclusion drawn from this study is mentioned. Key Words: Sigmund Freud, Psychoanalysis, Repression, Desire, Deconstruction, Oedipus complex

American novelHawthorne, NathanielMelville, Herman+3
Hande İsaoğlu
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Virginia Woolf'un öz psikanalizi: İğfalin baskılanması

Modern psikiyatrinin babası olarak, Sigmund Freud, insan ruhuna tüm çatışma ve zorlukların kaynağı olarak yaklaşır, ve insan ruhunun belirleyicileri ile yüzleşmek için bir çözüm arar. Bilinçaltına uzanan bir merdiven olarak düşündüğü bağlantı ve kelimeler yoluyla insan ruhunu çözümlemek için bir araç olarak psikanalizi önerir. Freud'un teorileri, kendi iç çatışmaları ve toplumun kültürel çatışmaları ile mücadele etmek zorunda olan, modern edebiyatın öncü isimlerinden Virginia Woolf'u etkiler. Woolf, psikanalizi, hayatının belirleyicisi olan, ruhun derinliklerini keşfedebilmek için kullanır. Bu tez, Virginia Woolf'un uğradığı cinsel tacizler sonucunda acı çektiğini, Freud'un yaklaşım ve teorilerinden etkilendiğinini, iyileşmek için öz psikanalize başvurduğunu kanıtlamayı hedefler. Bu tez aynı zamanda Virginia Woolf'un hayatını, edebi kişiliğini ve Mrs. Dalloway, To the Lighthouse ve Moments of Being olmak üzere üç eserini psikanalitik bakış açısıyla tahlil eder. Bu tezde yapılan tahliller, Freud'un psikanaliz, savunma mekanizmaları, yaratıcı yazarlar ve onları harekete geçiren güçler konusundaki yaklaşımlarını ele alan ifade ve açıklamalarla desteklenmiştir. Bu tez, aynı zamanda, Virginia Woolf'un, kökeninde psikolojik ve entelektüel mirasının, çocukluk anılarının, savunma mekanizmalarının, cinsel eğiliminin ve hayatındaki cennet-cehennem nöbetlerinin yarattığı zorluklarının yansıtmaktadır. Virginia Woolf'un hayatını zorlaştıran bu sıkıntıların yansımaları, ayrıca, 1939 yılında eşiyle birlikte kendisini ziyarete gidene kadar çalışmalarını okumadığını iddia ettiği Freud'un teorilerini farkında olmadan haklı çıkardığı eserleri yoluyla incelenmektedir. Anahtar kelimeler: Virginia Woolf, Sigmund Freud, öz psikanaliz, yaratıcı yazarlar, cinsel eğilim, baskılama, intihar, Eros, Thanatos.

Cinsel yönelimlerDüşünce baskılamaFreud, Sigmund+3
Fulya Şirket
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Görsel sanatlarda psikolojik ögelerin kullanılması ve sinema sanatı üzerinden incelenmesi

Freud'un psikanaliz kuramı, psikoterapötik bir kuram olmaktan öte, şiddetli eleştirilere rağmen, felsefeden sanata kadar birçok düşünce disiplinini etkilemiş ve en etkili kuram olmuştur. Psikanaliz, sanat eserlerini incelememize yardımcı olduğu gibi, o eserde sanatçının iç dünyasından izler bulmamıza da yardımcı olur. Freud'a göre; bu çalışmada eserleri analiz edilen Hieronymus Bosch, Caravaggio, Goya ve Picasso gibi pek çok sanatçı, eserlerinin yaratım sürecinde gündüz düşleri ve bilinçdışından beslenir. Jung ise, Freud'un bastırılmış libidinal ve saldırgan dürtülerden oluşan bilinçdışı kavramını genişleterek tüm insanlarda ortak olan kolektif bilinçdışı kavramını ortaya koyar. Kolektif bilinçdışı, insan türünün evrensel arketipleri olan sanat eserlerini ve sembolleri sezgi yoluyla açıklamamızı sağlar. Sanatçı kolektif bilinçdışını sanat yapıtlarında dışavurur. Psikanalitik kuram birçok sanat dalını etkilediği gibi sanatçıyı, sanat eserlerini ve sanatçının bilinçdışını sanat eserine ne derece yansıttığını analiz etmede de yarar sağlamaktadır. Bu çalışmada sanatçıların bilinçli olduğu kadar bilinçdışı olarak yansıttığı öğelere de yer verilmiştir. Caravaggio'nun eserlerindeki, aslında kendi arzularını tasvir ettiği, homoerotik arzu taşan bedenler; Goya'nın eserlerine yansıttığı karamsarlık ve bunalım; Trier'in özellikle Antichrist filminde görülen, annesiyle olan ilişkisinin etkileri buna örnektir. Bosch, Caravaggio, Goya ve Picasso'nun resimlerindeki; Robert Capa ve Erwin Olaf'ın fotoğraflarındaki; Antichrist, Ejderha Dövmeli Kız ve Mirror Mask adlı filmlerdeki psikolojik öğeler, psikanalitik simge ve semboller ortaya çıkarılarak analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Görsel Sanatlar, Psikanaliz, Bilinçdışı, Haz, Şiddet.

BilinçdışıGörsel sanatlarHaz+2
Neslihan Özörsel
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yakın ilişkide olduğu kişiye karşı ölümcül eyleme geçen yetişkin kadınların ruhsallıklarının ilk nesneyle kurdukları ilişki bağlamında Rorschach testi ile incelenmesi

Bu araştırmanın amacı yakınına karşı ölümcül eyleme geçen yetişkin kadınların ilk nesneyle kurdukları ilişkinin yol açtığı psikopatolojik yapılanmanın, bu ölümcül eylemi gerçekleştirmeleriyle bir ilişkisi olup olmadığı, ilişkisi varsa da erken dönem ilişkide yaşanan problemlerin yol açtığı hangi özellikler sebebiyle kişinin bu ölümcül eylemi gerçekleştirdiğinin incelenmesidir. Araştırmanın evrenini Bakırköy, Gebze, Sincan ve İzmir ceza infaz kurumlarında 18-65 yaş arasında; eşini, partnerini, çocuğunu, annesini, babasını ya da kardeşini öldürmek suçundan bulunan 68 kadın oluşturmaktadır. Katılımcıların erken dönem nesne ilişkilerine dair verileri nitel ve nicel yöntemler birlikte kullanılarak toplanmış olup; kişilerin psikopatolojik yapılanmaları ve nesne ilişkileri hakkında fikir veren Psikanalitik Yönelimli Ön Görüşme Formu, Rorschach ve Tematik Algı Testi gibi nitel yöntemlerin yanı sıra yine nesneyle ilişkilenme türü ve buna bağlı olarak gerçekliği değerlendirmedeki zorluğu hakkında bilgi veren Bell Nesne İlişkileri ve Gerçeği Değerlendirme Ölçeği; psikopatolojik yapılanması hakkında bilgi veren Borderline Kişilik Envanteri ve duygu regülâsyonundaki zorlanmaları hakkında fikir veren Duygu Düzenleme Güçlükleri Ölçeği gibi nicel veri toplama yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmanın sonucuna göre; yakına karşı ölümcül eyleme geçen yetişkin kadınların erken dönem nesne ilişkilerinde yaşadıkları bir takım problemler nedeniyle öznellik kurulumlarında sakatlanmalar olduğu, bu sakatlanmalar sebebiyle de düşünce gelişimlerinin aksadığı, duygulanımlarının düşünceler tarafından kapsanmakta zorlanıldığı ve tüm bunların simgesel yoldan ifadeye izin veren sembolizasyon kapasitelerinin gelişemeyerek, yetersiz kalmasına yol açtığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda kişinin yıkıcı dürtülerinin etkisi altında gelişemeyen düşünce aygıtının yoğun duygulanımsal uyarım karşısında yetersiz kaldığı ve simgesel yolla sembolize etme yetisini yerini daha ilkel olan eylem yoluyla sembolize etmeye bıraktığı düşünülmektedir.

CinayetDuygu düzenleme güçlüğüKadınlar+7
Tülay Aydın Türkmen
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Alopesi areata hastalarının zihinselleştirme yetilerinin dil üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmada, Alopesi Areata tanısı almak dermatolojik hastaların zihinselleştirme yetilerinin psikanalitik yönelimli klinik gözlem ve görüşme ile değerlendirilmesi hedeflenerek nitel bir çalışma yapılmıştır. Çalışma teorik ve klinik bölümden oluşmaktadır. Yapılan literatür taramasında elde edilen bilgilere göre; zihinselleştirme yetisi psikosomatik hastalıklarda önemli bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla bu çalışmada deri ve zührevi hastalıklar arasında bulunan Alopesi Areata hastalarının zihinselleştirme yetileri psikoterapi aracılığı ile incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda ise nesne ilişkileri ile birlikte ruhsal yapılanmasına yönelik de bilgiler elde edilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş aralığı 18 ila 36 arasında olmakla birlikte 3 kadın katılımcı bulunmaktadır. Bu katılımcılarla her hafta haftada bir gün olmak üzere psikanalitik yönelimli seanslar planlanmıştır. Her biriyle seans sayısı farklılık göstermiştir. Yapılan seanslar Fransız psikosomatik okulu ve psikanalitik kurama göre değerlendrilerek analiz edilmiştir. Vakaların analizinden elde edilen bilgilere göre Alopesi areata hastalığını kendi öznelliği içerisinde farklı bir noktaya işaret etmesine rağmen kayıp etrafında belirdiğini görebilmek mümkün. Kayıp gerçek ve sembolik düzlemde yaşanmaktadır. Bu doğrultuda hastaların dil içerisinde var olamamaları, arzulayan özne olarak kendilerini konumlama zorlukları, zihinselleştirme yetilerinin sınırlı kaldığını düşündürmüştür. 4 ila 7 ay arasında değişen psikanalitik yönelimli klinik görüşmelerin bu hastalarda zihinselleştirme yetisini desteklediğini söylemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Alopesi areata, psikosomatik, zihinselleştirme, psikanaliz

AlopesiAlopesi areataDil etkileşimi+3
Şeyda Uncu
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromunda özdeşleşme düzeneğinin erken dönem nesne ilişkileri bağlamında incelenmesi

Bu çalışmada, fibromiyalji sendromu tanısı almış kişilerle psikanalitik yönelimli, klinik gözlem ve görüşme ile nitel bir çalışma yürütülmüştür. Çalışmanın ilk bölümünde, çalışmanın konusuna ilişkin olarak fibromiyalji sendromunun etiyolojisi, psikanalitik kuramda beden, ağrı, özdeşleşme düzeneği ve erken dönem nesne ilişkileri incelenmiştir. Bu inceleme, fibromiyalji sendromunda özellikle öznenin kurulumunun oldukça temel bir rol oynadığını göstermektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde, 25 yaş üstü, 2 kadın katılımcı ile -16 ve 10 hafta olarak- yürütülen psikanalitik yönelimli klinik gözlem ve görüşme değerlendirmesi sunulmuştur. Seanslar yaklaşık 45 dakika olarak planlanmıştır. Çalışma sürecinde düzenli olarak süpervizyon desteği alınmıştır. Bu bağlamda, bu çalışma göstermektedir ki Öteki ile ayrışma, öznenin kurulumu psikosomatik klinikte ve özellikle fibromiyalji sendromunun deneyimlenmesinde oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Ancak gözlenmiş olan iki vakada da ayrılık ya da bir yakının kaybı psikosomatik semptomların başlangıcını ve artarak devam edişini etkilemektedir. Bu bedensel semptomlar, zihinselleştirme yetisindeki yetersizliğe bağlı olarak simgesel anlamdan yoksundur. Bu sebeple bu semptomlar için doğrudan beden gerçeğinden söz edilebilir.

Erken dönem nesne ilişkileriFibromiyaljiPsikanaliz+1
Elif Hacıfettahoğlu
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan eliyle oluşturulmuş ruhsal travma mağdurlarında psikanalitik psikoterapinin etkililiği

Bu çalışmada insan eliyle oluşturulmuş ruhsal travmalarda uygulanan psikanalitik psikoterapinin etkililiği incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi 2012-2018 yılları arasında başta işkence olmak üzere yaşamış oldukları insan eliyle oluşturulmuş ruhsal travmalar nedeniyle, tedavi amacıyla TİHV'e başvuran, Travma Sonrası Stres Bozukluğu başta olmak üzere, Akut Stres Bozukluğu, Majör Depresyon Bozukluğu teşhisi konulan, yaşları 20 ile 70 arasında değişen, 49'u kadın toplam 92 kişiden oluşmaktadır. Bireylerin ruhsal tanıyı aldıklarındaki hastalık şiddeti ve psikoterapi seyri boyunca hastalığın iyileşme düzeylerini belirlemek için Klinik Global İzlenim Ölçeği kullanılmıştır. Bireylerin tanıları vakfın psikiyatrları tarafından konulmuş ve tedavi seyirleri aynı psikiyatrlar tarafından değerlendirilmiştir. Psikoterapileri ise psikanalist ya da bireysel psikanalitik formasyon sürecinde olan psikoterapistler tarafından yapılmıştır. Araştırma sonucunda, kişilerin psikanalitik psikoterapiye devamlılığıyla birlikte hastalık şiddetinin seyrinde önemli düzelmeler olduğu, psikanalitik psikoterapinin orta büyüklükte bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Literatür incelendiğinde Travma Sonrası Stres Bozukluğu tanısı olan ve özellikle işkenceye özgü, bireylere uygulanan psikanalitik psikoterapinin etkililiği ile ilgili çalışmaların yok denecek kadar kısıtlı olduğu görülmüştür. Bu nedenle mevcut araştırmanın hem literatüre, hem klinik alana katkıda bulunacağı düşülmektedir.

PsikanalizPsikolojik travmaPsikoterapi+4
Saliha Baykara
İstanbul Arel University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Madde bağımlılığında nesne kavramının psikanalitik kuramla incelenmesi: Bir olgu sunumu

Bu çalışma, madde bağımlılık öyküsü bulunan bireylerin ilk bakım veren kişiler/nesnelerle kurdukları ilişki üzerinden ruhsallıklarında oluşan nesne kavramını incelemeyi amaçlamıştır. Bağımlı bireyin hem kendisini algılama biçimi hem de çevresiyle kurduğu ilişkiden hareketle maddenin ruhsallığında nasıl bir yeri olduğu anlaşılmaya çalışılmıştır. Bağımlılıkla ilgili sorunsallar psikanalitik kuramın nesne ilişkileri ve nesne kavramına dair görüşlerinden yararlanılarak ele alınmıştır. Çalışma, 18 yaş üstü, madde kullanımını bırakmış ve tedavi aşamasında olan bir katılımcı ile yapılan klinik görüşmeler şeklinde gerçekleşmiştir. Ekim 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında toplamda dokuz görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşme içerikleri tematik söylem analizi ile incelenmiştir. Görüşmeler sonucu yapılan analiz doğrultusunda vakanın aile ile ilişkilerinin yeterli ruhsal dinginliği sağlayacak nitelikte olmadığı, anne ve babasının kendisine dair duygularını olumsuz değerlendirdiği görülmüştür. Anne babanın ilgi ve müdahale alanı dışında kalan arkadaş çevresi aracılığı ile başladığı madde ise bir nesne olarak vakanın ruhsallığında bir yeri olması gereken eksikliğin üstünü örtme işlevini gördüğü düşünülmüştür. Vakanın daha çok eşiyle kurduğu ilişkiyi dayanak alarak kendi hayatında olumlu adımlar attığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Madde Bağımlılığı, Nesne, Nesne İlişkileri, Psikanaliz, Lacan, Söylem Analizi

Bakım verenlerLacan, JacquesMadde bağımlılığı+5
Handan Türkal
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Riskli gebelik grubundaki kadınların annelik kaygısı üzerine psikanalitik bir bakış

Bu çalışmada riskli gebelik grubundaki kadınların annelik kaygılarının incelenmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla, 35 yaş üstü, gebeliğinin en az dördüncü ayında bulunan, biri tıbbi destek almadan, doğal yollarla, diğeri ise tüp bebek tedavisi görerek riskli gebelik sürecinde bulunan iki gönüllü örneklem olarak çalışmaya alınmıştır. Katılımcılarla biri dört hafta, diğeri ise altı hafta süren psikanalitik yönelimli yarı yapılandırılmış klinik gözlem ve görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler tematik söylem analizi tekniği kullanılarak, annelik, kadınsılık, beden algısı, kayıp ve kaygı temaları etrafında analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen verilere bakıldığında, otuz beş yaşından sonra gebelik sürecinde bulunan her iki katılımcının da anne olacak olmanın kendi öznelliklerinde farklılıkları olsa da gebeliklerini geç kalınan bir deneyim olarak gördükleri ve yaşa ilişkin pek çok kaygıları olduğu gözlemlenmiştir. Tıbbi destek sürecinde yapılan testlerin, yaşa bağımlı olarak sınır seviyelerde çıkmasının, bebeğin engelli olmasına ilişkin kaygı yarattığını göstermiştir. İlk defa çocuk sahibi olacak olmanın, bebeğin cinsiyetine ve bakım vermeye dair oldukça yoğun kaygılar doğurduğu gözlemlenmiştir. Gebelik sürecinde beden imajının değişmesinin de eş tarafından beğenilmeme endişesi yarattığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Riskli Gebelik, Annelik, Kadınsılık, Kaygı

AnnelikGebelikGebelik-yüksek riskli+5
Cansu Akın
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Lacanyen psikanalitik klinikte obsesyonel öznenin kaygısının imkanı

Bu çalışmada, Lacanyen Psikanalitik Özne Kuramı çerçevesinde bir vaka analizi üzerinden semptomun ele alınışı nitel bir çalışma ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı, Obsesyonel Yapı ve OKB tanısının; semptomun farklı ele alınışı üzerinden, vaka analizi ile öznenin tarihselliği ve dilinde ortaya koymaya çalışmaktır. Bu bağlamda birinci bölümde araştırmanın konusu, içeriği, problematiği; ikinci bölümde psikiyatri ve klinik psikolojide semptom ve tanı ile Lacanyen psikanalitik kuramda semptom ve yapı incelenmiştir. Çalışma, Lacanyen psikanalitik kuramı esas alınarak OKB tanısı almış ve geçmiş tedavi deneyimlerine sahip bir kadın ile yürütülmüştür. Çalışma boyunca süpervizyon desteği alınmıştır. Sekiz aylık süreç boyunca kişinin izni doğrultusunda, veri analizi için ses kaydı alınmıştır. Dördüncü bölümde çalışmanın amacı doğrultusunda psikanalitik söylem analizi perspektifinde klinik vaka çalışması; sonrasında kuramsal tartışma yürütülmüştür. Bu bağlamda çalışmanın sonucu olarak; DSM merkezci semptomun ele alınışında görülen davranış ve düşüncelere yönelinmesinden ziyade, Lacanyen psikanalitik özne kuramı çerçevesinde öznenin tarihselliği ve dilinde, semptomun anlamı ve işlevinin önem taşıdığı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Obsesyonel Özne, Obsesyonel Nevroz, OKB, Semptom, Lacanyen Psikanalitik Özne Kuramı

KaygıKlinik psikolojiLacan, Jacques+5
Simay Maşalacı
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Freud'un düş kuramları ve sürrealistler

Bu tezin temel amacı, yaratıcı düşüncenin eserin oluşumuna kadar ki sürecini, nörolojik ve psikolojik temellerle bilinç, bilinçdışı, düş ve düş kırıklığı gibi kavramları ele alarak, Freud'un düş kuramlarının Sürrealizm akımındaki etkilerini incelemektir. Bu tez, Magritte, Dali ve Ernst'ün sürrealist eserlerine freudien bakış açısıyla eserlerindeki sembolleri çözümlemek ve bilinçdışının sıradışı yaratıcılığına psikanalizin kurucusu, zihnin arkeoloğu Sigmund Freud'un açılımlarıyla yaklaşan bir çalışma yapmayı hedeflemektedir.

DüşlerFreud, SigmundPsikanaliz+4
Nazlı Irmak Dönmez
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Sigmund Freud'un Küçük Hans ve Kurt Adam olgu öykülerinde kastrasyonun yeri ve baba-nın-adı kavramıyla ilişkisi

Bu çalışmada, psikanaliz çerçevesinde Sigmund Freud'un Beş Yaşında Bir Oğlanın Fobi Analizi: Küçük Hans ve Bir Çocukluk Dönemi Nevrozu Öyküsü: Kurt Adam üzerinden baba-nın-adı kavramı ele alınmış; literatür taraması ve belge analizi yöntemleriyle nitel bir çalışma olarak hazırlanmıştır. Bu çalışmanın amacı, baba-nın-adı kavramının nevrotik ve psikotik yapıya etkisini; kaygı, yasa, baba, özdeşleşme, hesaptan düşme ve olumsuzlama kavramlarıyla ilişkisini ortaya koymaya çalışmaktır. Bu bağlamda mevcut çalışmanın ilk bölümünde psikanalitik kavramların tarihçesi ve farklı kuramcıların bu kavramları nasıl ele aldığı incelenirken; ikinci bölümde ise Freud'un sunmuş olduğu olgulardaki nevrotik ve psikotik yapıların çocukluk döneminden itibaren nasıl şekillendiği ve baba-nın-adı kavramının bu yapılara nasıl tesir ettiği ilk bölümde ele alınan psikanalitik kavramlar çerçevesinde aktarılmıştır. Araştırmamızdan elde ettiğimiz bulgular doğrultusunda mevcut çalışmada baba-nın-adı kavramının biyolojik baba ve cinsiyetle sınırlı kalmadığı, nevrotik ve psikotik yapıdaki görünümü açısından farklılık gösterdiği ve bununla birlikte kastrasyon bakımından önem teşkil ettiği sonuçlarına varılmıştır. Nevrotik yapı için baba-nın-adı ilkin kastrasyonla birlikte olumsuzlanırken daha sonra bu olumsuzlama tekrar olumsuzlanarak özne için kastrasyon gerçekleşmektedir. Ancak nevrotik yapıdan farklı olarak psikotik yapıda baba-nın-adı tümüyle hesaptan düşürülmekte ve kastrasyon bir çağrı olarak özneye sanrılar yoluyla gelmektedir. Bunlara ek olarak, mevcut araştırma bilindiği üzere nevroz ve psikoz bağlamında baba-nın-adı kavramının kastrasyonla ilişkisini inceleyen ilk çalışmadır. Bu anlamda literatüre katkı sunacağı ve okuyuculara klinik pratiklerinde fayda sağlayacağı umulmaktadır.

BabalıkFreud, SigmundHikaye+2
Tarık Cemre Ağsar
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tiyatroda "Katharsis" kavramına farklı yaklaşımlar: Olumlama / olumsuzlama

İlk kez Aristoteles'in tanımını yaptığı katarsis kavramı pek çok alanda değinilen bir kavram olmuştur. Bu çalışmada katarsis kavramının tiyatro alanında ele alınışı ve alanda nasıl bir değişim, gelişim gösterdiği incelenmiştir. Bunun için ilk kısımda katarsisin etimolojik ve tıbbi tanımı yapılarak, felsefe ve psikoloji alanındaki karşılıkları üzerinde durulmuştur. Daha sonra felsefe alanından başlayarak kavrama olumlu ve olumsuz bakan yaklaşımlar incelenmiştir. Ayrıca bu bölümde psikolojide karşıladığı anlamıyla katarsisi psikodrama ve Spontanite Tiyatrosu aracılığıyla taşıyan Jacob Levy Moreno'nun görüşlerine değinilmiştir. Son bölümde ise özellikle katarsis üzerinde durmuş olan dört tiyatro kuramcısının (Aristoteles, Antonin Artaud, Bertolt Brecht ve Augusto Boal) tiyatroları katarsisi olumlama ve olumsuzlama başlıkları altında karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tiyatro, Psikoloji, Katarsis, Seyirci

FelsefeKatarsisOlumlama+6
Gülfem Aksoy
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Uçurtma Avcısı roman karakterlerine psikanalitik yaklaşım

Psikanaliz modern ve hatta post modern çağın en sık başvurulan –başvurulmak zorunda kalınan- yaklaşımlarından biridir. Bu tezin içeriğinde psikanalitik yaklaşım detaylı bir şekilde ele alınarak bu yaklaşımın farklı açılardan tanımlaması yapılmıştır. Ayrıca psikanalitik yaklaşımın edebi eserlere olan yansıması üzerinde durulmuştur. Psikanalizin edebiyatla bağdaştırılması ve edebi eserleri çözümlerken ne denli faydalı olabileceği gösterilmiştir. Edebiyatla psikolojiyi birbirine bağlayan psikanaliz yaklaşımının psikanalitik edebiyat kuramı olarak incelemesi yapılmıştır. Bir yandan okuyucu ve karakter arasında köprü kuran psikanaliz öte yandan da yazarın karakterleri oluştururken nasıl bir ruh hali içerisinde olduğu konusunda ipucu vermektedir. Tezin oluşturulma ve hazırlanma aşamalarında yazarın iç dünyasına ışık tutulduğu görülmektedir. Tezdeki söz konusu roman Uçurtma Avcısı Afgan kökenli yazar Halit Hüseyni tarafından kaleme alınmıştır; Halit Hüseyni'nin Uçurtma Avcısı'nda Afganistan'da yaşanan siyasi zorluklar karşısında ailelerin nasıl ve nerelere göç ettiği, yaşamlarını nasıl devam ettirdikleri anlatılmaktadır. Söz konusu romanın tezde bulunma amacı psikanalitik yaklaşımın bu romandaki karakterler özellikle çocuk karakterler üzerinde olan etkisini ortaya çıkarmaktır. Halit Hüseyni Afgan kökenli bir yazar olarak kendi iç dünyasını romanına etkili bir şekilde yerleştirmiştir ve roman karakterleri incelenirken yazarın hayatının analizi üzerinde durulmuştur.

Hüseyni, HalitPsikanalitik Eleştiri KuramıPsikanaliz+3
Arzu Melike Akkuş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Füruzan'ın öyküleri üzerine psikanalitik bir inceleme

Türk edebiyatında önemli kadın yazarlarımızdan olan Füruzan ile ilgili bugüne kadar yapılmış akademik çalışmalarda, başlı başına kuramsal bir inceleme yapılmadığından çalışmamızda, yazarla ilgili eksik kalan bu yönü tamamlamak amaçlanmıştır. Yazarın öykülerini çözümlemeye uygunluğundan dolayı psikanalitik edebiyat eleştirisi seçilerek "Füruzan'ın Öyküleri Üzerine Psikanalitik Bir İnceleme" başlığını taşıyan tezimiz ortaya çıkmıştır. Çalışmanın amacı, Füruzan'ın öykü kahramanlarının ruh dünyalarını ve bilinçdışındakileri aydınlatmak ve öykülere farklı bir bakış açısı getirmektir.Beş bölümden oluşan tezin ilk bölümünde psikanalitik kurama kısa bir giriş yapıldıktan sonra çalışmanın amacı, önemi, kapsam ve sınırlılıkları verilmiştir. İkinci bölümde kavramsal çerçevenin oluşması için öncelikle psikanaliz kuramının farklı isimlerin çabaları neticesinde gelişimi, ardından edebiyat ile ilişkisi verilmiştir. Füruzan'ın öykülerinin psikanalitik değerlendirmesine geçmeden önce ise yazarın hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Dördüncü bölüm tezin asıl kısmını oluşturur. Burada öyküler sırasıyla taranarak, psikanalitik edebiyat eleştirisinin ölçütlerine göre irdelenmiştir. Öykülerde rastlanan Oidipus Karmaşası, imgesel ve simgesel alanların zıtlığı, doğum travması ve melankoli kavramlarına örnekler verilmiştir. En son tüm bulgular, tablo şeklinde düzenlenmiştir. Son bölümde ise çalışmadan elde edilen sonuçlar belirtilerek Füruzan'ın eserlerinin psikanalitik yöntemle incelenmeye uygun olduğu görülmüştür. Edebiyat alanında yapılmış psikanalitik çalışmalardan birkaçı ile Füruzan'ın bu yöndeki durumu kısaca karşılaştırılmış ve yorumlanmıştır. Son olarak konu ile ilgili önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Füruzan, psikanalitik edebiyat kuramı, Türk öykücülüğü

FüruzanHikayePsikanalitik Eleştiri Kuramı+2
Burcu Uşaklı Sandal
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş sanatta maternal alan

Bu çalışmada insanın ilk mekanı ve ilk ötekisi anne (bedeni) ile olan en erken deneyimlerinin çağdaş sanat üretimlerine ne şekilde yansıdığı, psikanalitik yaklaşımlar eşliğinde ve ilişkiler ile örülen bir "mekan" anlayışı merkeze alınarak irdelenmiştir. Çalışma, rahim içi yaşamdan konuşmanın öğrenilişine uzanan söz öncesini, Julia Kristeva'yı izleyerek, anne bedeni aracılığında dünya ile ilk temasların deneyimlendiği maternal bir alan olarak okur. Bedenin ve ruhun yapılandığı bir mekan olarak anne bedenine, anne ile bebeğin birlikteliğinde oluşmuş ortak bir psişik alana ve aynı zamanda bu psişik alan ile olan ve yaşam boyu kopmadığı öne sürülen bağa gönderme yapan bu çok katmanlı kavram, hatırlanamayan geçmişi tanımlı hale getirerek, şimdideki izlerini görünür kılar. Çalışmanın ilk bölümünde, bir mekan olarak deneyimlenen anne bedeni ile olan duyusal ilişki içinde benliğin kurulduğu bu alandaki deneyimlerin yaşam boyunca algı ve anlamlandırma süreçlerine ve mekânsal deneyimlere ne şekilde yansıdığı sorusu yanıtlanırken, mekanın içinde saklı olan maternal dinamikler de yüzeye çıkar. Çalışmanın ikinci bölümünde çağdaş sanat üretimlerinde mekanı inşa eden bu maternal dinamikler, seçilmiş sanatçıların form, malzeme, teknik, yaklaşım ve amaçlarındaki ortaklıklar temel alınarak irdelenmiştir. Son bölümde yer alan uygulama çalışmaları, insanın mekânsal deneyimlerinin ilişkisel boyutuna ve yaşanan her bir anın geçmişteki tüm yoğun temaslarla örülen bir ağın süzgecinden geçerek anlamlandırıldığına dikkatleri çekerek; erken deneyimlerin insan yaşamındaki önemini, yetişkin çocuklar olarak temel ihtiyaçlarımızın değişmediğinin altını çizerek ele alır. Gerek sanat tarihinden seçilmiş üretimler gerek kişisel uygulamalar "maternal alan"ın kendisine ait özel bir dili ve imgeseli olduğunu göstermiş ve bu özel alanla olan bağın hiçbir zaman kopmadığı yönündeki psikanalitik savı çağdaş sanat üretimlerinde nasıl maddeleştiğini örnekleyerek desteklenmiştir.

BedenHeykel sanatıMekan+3
Elif Tütem Aslan
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2022
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Tekinsizlik üzerine görsel çözümlemeler

21. yüzyıl şüphesiz ki gerçekle bağımızın hızla kopmaya başladığı, yalanın meşrulaştırıldığı bununla birlikte öznenin, gerçekliğin tanımına uymayan olay, olgu ve durumları yaşamın birçok alanında -ekonomik, siyasal ve toplumsal- deneyimlediği bir çağdır. Özellikle ülkemiz gerçeğinde sıklıkla deneyimlenen bu durum, bir yandan etik değerlerin yitirilmesi, belirsizlik ve güvencesizlik gibi olgularla birlikte yaşamakta olduğumuz süreci akılla kavranabilir olmaktan uzağa taşımaktadır. Aynı zamanda bu durum özneyi kendini güvende hissettiği, korunaklı, güvenilir ve öznel alanından uzaklaştırmakta ve bilinçli bir kurguyla yaratılmak istenen tekinsizlik hissini pekiştirmektedir. Tekinsizlik hissini arttıran gözetim olgusu ise özneyi daha güvensiz, kaygılı ve umutsuz bir gelecek beklentisine sürükleyebilmektedir. Fakat sanat tarihi boyunca üretilen yapıtlara bakıldığında, gerçek (varlığı yadsınamayan olay, olgu ve durum) karşısında duyulan şüphenin sanatçıları -korku, kaygı ve benzeri duygularla birlikte- oldukça doğurgan bir sınıra bıraktığı ve kimi zaman da bu sınırı aşmaya ittiği görülmektedir. Bu araştırmada tekinsizlik kavramı Freud'un düşünceleri çerçevesinde temellenmiş, kavramın içinde barındırdığı "olmayan bir şeyin ansızın ortaya çıkışı ya da olan bir şeyin aniden yok oluşu, belirsizlik, güvencesizlik, tanıyamama ve akılla kavramaktan uzak olma" hisleri çağımızın politik söylemi çerçevesinde incelenmiştir. Bu nedenle kavram, cazip kullanımlarından (esrarengiz, perili, ürpertici gibi) uzak tutularak spesifik olarak iktidar-özne ilişkileri ve bu ilişkilerin sanata yansıması bağlamında ele alınmıştır. Uygulama çalışmalarının çıkış noktası olan tekinsizlik hissi, gözetim olgusu ve özneye hissettirdikleri temelinde ele alınarak sanat uygulamaları üzerinden araştırılmıştır. Bu süreçte tekinsizlik hissi, beslendiği bilinçaltı ögelerle birlikte benzer metaforlar yaratmış, bu durum kimi zaman ifadeci kimi zaman kavramsal bir yaklaşımla çözümlenmeye çalışılmıştır. Anahtar sözcükler: Sanat, sanatçı, tekinsizlik, gözetim, iktidar.

Görsel sanatlarGüzel sanatlarPsikanaliz+2
Banu Çiçek Özal
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

A reading of John Donne's secular and religious poetry within the context of Jungian individuation

John Donne's Songs and Sonnets (1633) and Holy Sonnets (1633) collections represent conversions both from Catholicism to Protestantism and from a secular lifestyle to a religious one. They also manifest the psychological outcomes of certain behaviours exhibited during this process. In this respect, this thesis aims to analyse the psychological impacts of the different poetic personae's various attitudes towards the dichotomy between body and soul within the context of the Jungian individuation process. The term individuation refers to the process during which one is required to separate oneself from the demands of collective consciousness or societal demands by acknowledging one's shadow side or the qualities that one wishes to abandon to accord with social expectations of oneself. In accordance with the process of individuation, the poetic personae of Songs and Sonnets reject the reformed emphasis on the repression of bodily desires, which was also promoted by the Petrarchan and the Elizabethan sonnet traditions and Neoplatonism. Experiencing a type of love that includes the unity of body and soul provides the lovers of these poems with the feelings of wholeness and transcendence. On the other hand, the religious speakers of Holy Sonnets are on the verge of religious conversion. They view their former selves, who valued carnality in love, as sinners. The persistence of their carnal selves fills them with the fear of eternal punishment in Hell. Thus, they express their wish to rid themselves of their bodily passions. However, they feel inadequate to destroy that unpreferable part of themselves. For this reason, they ask God for his intervention in the same task. Neither God responds to their prayers, nor do their undesirable selves leave them. Accordingly, they find themselves oscillating between two opposing parts of themselves. Hence, this thesis argues that when read within the context of the individuation process, the poetic personae of John Donne's secular poetry experience the transcendent function while the speakers of his religious poetry suffer from neurosis due to the persistence of their shadow side in their conscious minds. Keywords John Donne, Carl Gustav Jung, Songs and Sonnets, Holy Sonnets, individuation

IndividualizationIndividualismDonne, John+6
Melih Kurtuluş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Sanat yapma eyleminde tekrarlar

"Sanat Yapma Eyleminde Tekrarlar" adlı sanatta yeterlik raporunda tekrar sözcüğü bir kavram olarak detaylı biçimde ele alınmıştır. Sanatta tekrarlama eylemi, tekrarlayan birimler, hareket ve mimikler kapsamlı bir biçimde incelenmiş, örnekler üzerinden değerlendirilmiştir. Sanat tarihinde tekrar içeren eserlerden günümüz sanatına kadar tekrarın nasıl rollere büründüğü, tekrara nasıl anlamlar yüklendiği üzerinde durulmuştur. Sanatçıların aynı basit el işçiliğinin defalarca ve yavaş yavaş tekrarlamasıyla oluşan –tıpkı bir ritüeli gerçekleştirir gibi- uzun soluklu süreçleri ele alınmıştır. Sanatçıların eserleri ile olan bağları, kişisel yaşantıları, el işçiliğinin dikkat çektiği yapıtları üzerinden incelenmiştir. Bir yanıyla obsesif olarak nitelendirilebilen, tutku ile üretilmiş eserler sanatçıların açıklamaları ile birlikte ele alınmıştır. Bu açıklamalarda sanatçıların kendi iç dünyaları, yaratma süreçleri, motivasyonları ile eserleri arasındaki bağlar ortaya koyulmuştur. Psikanalitik açıdan bir yaklaşım ile; tekrarlar ile çalışan sanatçıların yaşantılarında, sanatlarının meditatif ve sağaltıcı etkileri görülmüştür. Bu raporda tekrarlayan eylemler ve birimlerde her bir tekrarda iç dünyada daha da derine inildiği üzerinde durulmuştur. Yapılan uygulamalarda da, tekrarlamaların ritüelistik özellikleri yansıtılmıştır. Anahtar Sözcükler Tekrar, tekrarlamak, zanaat, süreç, psikanaliz

Pozitif psikolojiPsikanalizSanat+6
Elvan Serin
Hacettepe University · Institute of Fine Arts
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Leylâ Erbil ve Pınar Kür'ün eserlerinde ataerkinin ifşası: Feminist psikanalitik bir okuma

Bu tez çalışmasında Julia Kristeva'nın abject teorisi temel alınarak ataerkil düzende eril tahakküme itiraz eden kadınların toplumun çeperlerine itilmelerinin, Kristeva'nın deyişiyle "sürgüne gönderilmeleri"nin, ataerkil düzeni tüm yönleri ve kurumlarıyla ifşa eden Leylâ Erbil ve Pınar Kür'ün yapıtları üzerinden ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Tezin teorik kısmında Kristeva'nın görüşleri ortaya konduktan sonra metin incelemelerinin yer aldığı bölümlerde ataerkil düzenin öznesi olan erkeklerin abject olarak dışladıkları kadınlardan duydukları korkuyla beraber baskı uyguladıkları kadınların üzerindeki egemenliklerini her an yitirebilecek olmanın yarattığı tedirginlik psikanalitik açıdan incelenecektir. Söz konusu korku ve tedirginliğin erkek öznelerin kadın bedeni ve cinselliğine yaklaşımlarını nasıl etkilediği, toplumun farklı kesimlerinde kadınların hangi mekanizmalar kullanılarak sınır dışına doğru itildiği, mekânların dışlama pratiklerine koşut biçimde cinsiyetlendirilerek düzenlenişi açığa çıkarılacaktır.

AtaerkilErbil, LeylaFeminizm+5
Baran Barış
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Yönetim ve dinin lacancı psikanalizi

Yönetim olgusu ile ilgili temel kavramların sorgulamaya konu edildiği bu çalışma, alanda bu güne dek tartışma konusu yapılmamış en temel varsayımları sorunsallaştırmaktadır. Alanda yaygın kabulleniş olan yönetimin bir ihtiyaç olduğu varsayımı, yönetimin uygulamaya dönük tarihsel izleğindeki üç milyon yıllık süreci Lacancı bir psikanalize tabi tutarak bu varsayımın terk edilmesi gerektiğini önermektedir. Yönetim olgusunu dürtü düzeyinde, sabit bir kuvvet ve potansiyel enerji olarak ele almasıyla alanda radikal bir konumlandırma yapan çalışma, buna paralel olarak yönetimin ihtiyaç değil, arzu olarak ele alınması gerekliliğine işaret etmektedir. Yönetimin sınırına dinin eklemlenme biçimi çalışmanın bir başka sorunsalını oluşturmaktadır. Kendilerini insanlık tarihinin başlangıcından itibaren konumlandıran bu iki olgunun evrensellik içindeki tikellik olarak ele alındığı çalışmada, aynı topolojik düzlemde yer alıp almadıklarının sınanmasının ardından özne olarak konumlanan bu iki olgunun ilişkilenme biçimleri psikanalizle çözümlenmiştir. Bu çözümleme, din ve yönetim olgularından her birinin kendilerine nesne olarak erişemeyen özne statüsünde oldukları ve birbirlerinin içine katlanarak görünür ve görünmez alanlarıyla kendilerini öznenin beden olarak mekanında kurduklarını göstermiştir. Bunun sonucunda mekan olarak öznenin bedeninde etki etme kuvvetlerini beraberce arttırmaktadırlar. Her iki olguyu birbirinin içine katlayan arzu nedeni ise (nesne a) ekonomi olarak karşımıza çıkmıştır.

DinLacan, JacquesOntoloji+3
Özge Kocakula
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

William Shakespeare'in "Hamlet" oyununun psikanaliz çerçevesinde; Sigmung Freud, Carl Gustav Jung ve Jacques Lacan üzerinden incelenmesi

Bu çalışmada, psikanalizin kurucusu Sigmund Freud, analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung ve 20. Yüzyılın en önemli psikanalistlerinden Jacques Lacan'ın kendi geliştirdikleri psikanalitik kavramlarla William Shakespeare'in "Hamlet" eseri psikanalitik bağlamda incelenecektir. Bu incelemeler tanım farklılıklarının ortaya koyulması ve karşılaştırılması üzerinden yapılacaktır. Sigmund Freud, Carl Gustav Jung ve Jacques Lacan'ın temel kavramları açılacak, daha sonra bu kavramlar ışığında "Hamlet" eseri yorumlanacaktır. Bu yorumlarda, Oidipus kompleksi ortak bir kavram olarak işlenecektir. Bununla birlikte, Freud, Jung ve Lacan'ın kendi geliştirdikleri kavramlar farklarıyla ortaya koyulacaktır. Çalışmanın temel amacı bu farklı kavramlardan doğan yeni dramaturjik perspektifleri ortaya koymaktır.

BilinçdışıFreud, SigmundHamlet+7
Sinem Hacıoğlu
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Fine Arts
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Nezihe Meriç'in öykülerinin psikanalitik açıdan incelenmesi

Bireyin normal ve anormal davranışlarının sebebini bilinç dışı süreçlere bağlayan psikanaliz, 19. yüzyılda Sigmund Freud tarafından ruhsal rahatsızlıkların sağaltımı amacıyla geliştirilen bir kuramdır. Psikanalitik yöntem ortaya çıktığı andan itibaren yalnızca psikoloji alanıyla sınırlı kalmayarak edebî eserlere de uygulanabilir bir bakış açısı olarak geliştirildi. Psikanaliz sanatçının eserlerinden yola çıkarak onun kişiliğini, ruhsal durumunu, bilinç dışını ve komplekslerini açığa çıkarır. Ancak psikanaliz esere yalnızca sanatçı odaklı yaklaşmaz. Eserin psikolojik açıdan yorumlanmasında; eserdeki kişilerin davranışlarının ve ruh hallerinin açıklanmasında psikanalitik yöntem kullanılır. Çalışmanın amacı Nezihe Meriç'in öykü kişilerinin ruh hallerini, bunalımlarını ve bilinç dışı dünyalarını psikanalitik yöntemle ve eser odaklı bir yaklaşımla ele almaktır. 1950 kuşağının ilk kadın öykücülerinden biri olan Nezihe Meriç'in öykülerinde kişilerin iç dünyalarını, bastırılmış duygularını ve çelişkilerini modernist bir anlayışla yansıttığı görülür. Bu bakımdan onun öykülerinin psikanalitik açıdan incelenmeye uygun olduğu söylenebilir. Çalışmanın birinci bölümünde yazarın hayatı, edebi kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümünde psikanalitik kuramın genel çerçevesine, gelişimine ve önde gelen temsilcilerinin görüşlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde Nezihe Meriç'in Bozbulanık, Topal Koşma, Menekşeli Bilinç, Bir Derin Kuyu, Yandırma, Çisenti ve Gülün İçinde Bülbül Sesi Var adlı öykü kitaplarında yer alan öyküler; bilinç dışı, aşağılık duygusu ile üstünlük çabası, persona (maske) ve gölge arketipleri, doğum travması, kişiliğin aynadaki yansıması, ailenin etkisi, Oidipus kompleksi, rüya, kaçış ve sığınaklar, yalnızlık-yabancılaşma ile cinsellik izlekleri çerçevesinde incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise elde edilen bulgular değerlendirilmiştir.

HikayeMeriç, NezihePsikanalitik Eleştiri Kuramı+2
İdris Yılmaz
Mardin Artuklu University · Institute of Graduate Studies
2023
00

Related subjects