
2.550
Arşivlenen Tez
10
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
XVIII. yüzyılda Osmanlı idaresinde Rodos Adası
Rodos Adası, XVIII. yüzyılda Cezâyir-i Bahr-i Sefîd Eyâleti içinde donanmanın deniz seferleri için merkezi geçiş noktası olarak güçlü bir konuma sahipti. Ada, gemi yapımı ve tamiri; ayrıca sürgün edilen devlet adamlarının gönderildiği önemli bir yerdi. Doğu Akdeniz?deki güvenliğin sağlanmasında ve Osmanlı?nın yeni fetihlerinde yararlandığı bir merkezdi. Ada, Rodos Şövalyeleri döneminde ticaret ve korsanlık için merkezi bir yerdi; Osmanlı döneminde ise bir sancak olarak varlığını sürdürdü. Ada, sefer zamanlarında donanmayla güçlü bir bağlantıya ve stratejik bir yere sahip olduğu için denizcilikten anlayanlar arasından seçilmiş olan bir sancak beyi tarafından yönetildi. Rodos?un nüfusu, fetihten sonraki zamanlarda ve XVIII. yüzyılda da Rum çoğunluğa sahipti. Türkler ve Yahudiler sadece kalenin içindeki şehirde nüfus olarak yoğundular; Rumlar ise köylerde çoğunluktu. Rodos Adası, ziraî yönden ileri olmasa da çeşitli ürün, meyve ve sebzelerin yetiştirildiği bir yerdi. Civar adaların çoğu da benzer durumdaydı. Rodos, ticari ve stratejik yönden bir geçiş yeri olması nedeniyle fetihten sonra önemini koruduysa da; Osmanlı döneminde eski hareketliliğinden ve gücünden yoksundur. XVII. yüzyıldan itibaren ticari gücü de zayıflamaya başlamıştır. Bundan sonra Osmanlı devlet adamları için bir sürgün yeri olacaktır. Ada, Osmanlı Devleti ve Rusya arasında olan 1770?deki Çeşme Baskını?ndan ve 1798?de Napoleon?un Mısır?ı işgalinden etkilenmiştir. Osmanlı arşiv kaynakları sayesinde adanın XVIII. yüzyılıyla ilgili eksikler giderilmiştir. Araştırma kaynakları genellikle adanın daha önceki dönemlerine ışık tutmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER Osmanlı İmparatorluğu, Rodos Adası, Şövalyeler, Denizcilik, Gemi Yapımı, Sürgün
Amerikan Barış Gönüllüleri ve Batı Anadoludaki faaliyetleri (Muğla-Aydın)
Soğuk Savaş yıllarında, iki kutba bölünen dünya siyasetinde, kimin egemen olacağına dair birçok politika üretilmiştir. Amerika ve Sovyetler, kendi kamplarını yaratma çabası içerisinde olmuşlardır. Amerika, bu sözde görünmeyen savaş içerisinde, komünizmin dünyaya yayılmasını engellemek, Sovyet tehdidi altında görünen ülkeleri Sovyetlere karşı hem ekonomik hem de askeri yönden güçlendirme amaçlarını güderken aslında kendine bağlı pazarlarını da yaratmış olmaktaydı. 1960?larda Sovyetlerin güler yüzlü dış siyasetine karşı Amerikan karşıtlığının tüm dünyada yayılıyor olması ise Amerika?yı yeni bir proje hazırlamaya itmiştir. Kennedy?nin öncülüğünde 1961?de kurulan ve 1962?de Türkiye?ye gelen Amerikan Barış Gönüllüleri, tüm dünyaya yayılmıştır. Gönüllüler hakkında karşıt görüşler olmakla birlikte, neredeyse 10 yıl boyunca Türkiye?nin en ücra bölgelerinde rahatlıkla çalışmışlar ve ülkeden gizli görevlerinin olduğu iddiası ile 1972?de gönderilmişlerdir. Çalışmada Barış Gönüllüleri örgütünün kuruluşu, amaçları, genel yapısı, dünyaya yayılışları, Türkiye?ye gelişleri ve Batı Anadoludaki faaliyetleri Muğla ve Aydın ölçeğinde incelenmeye çalışılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Soğuk Savaş, Amerika, Türkiye, Amerikan Barış Gönüllüleri, Batı Anadolu
Avrupalı gezginler gözüyle 19. yüzyılda Batı Anadolu
Osmanlı Devleti?nin Dağılma Dönemi?ni içine alan 19. yüzyıl, bahse konu dağılmaya engel olmaya çalışırken yabancı devletlere ve Osmanlı bünyesindeki azınlıklara verilen sayısız tavize de tanıklık etmiştir. Bu dönemde Avrupa?da öncelikle devletler, sonrasında kurum ve kuruluşlar, son olarak da bireyler düzeyinde bu topraklara olan ilgi, farklı nedenlerle artmış; bölgeye farklı amaçlarla gelen pek çok Avrupalı gezgin ilgi alanlarına giren araştırma ve incelemelerin yanı sıra bu coğrafyadaki yaşamı, kültürel ve sosyal çevreyi de kaleme almaktan geri durmamışlardır. Batı Anadolu da Avrupa?da uyanan bu meraktan payına düşeni almış, bu coğrafi alanda gözlem ve izlenimlerini kaleme alan pek çok gezgin zamanın Batı Anadolu?suna dair deneyim ve yaşantılarını da paylaşmıştır. 19. yüzyılda Batı Anadolu yaşantısının Avrupalı gezginler gözüyle kaleme alındığı bu çalışmada, öncelikli kaynaklar olarak gezginlerin izlenimlerini kendi cümleleriyle anlattıkları seyahatnamelere başvurulmuş bulunmaktadır. İşbu çalışma kapsamında konu, üç ana başlık ve bunlara bağlı alt başlıklar halinde ele alınmış bulunmaktadır: Birinci bölümde seyyah ve seyahatname kavramları ve Batı?da Osmanlı?ya yönelik oluşan merakın giderilmesine yönelik kaynaklar olarak seyahatnameler irdelenmektedir. İkinci bölümde 19. yüzyılda Batı Anadolu?ya gelen Avrupalı gezginlere dair biyografik veri sunulmaktadır. Üçüncü ve son bölümde ise 19. yüzyılda Batı Anadolu?ya gelmiş olan Avrupalı gezginlerin bu coğrafya hakkındaki gözlem ve izlenimleri paylaşılmaktadır. Bahse konu bölümde gezginlerin ortak olarak üzerinde ehemmiyetle durdukları genel konu başlıkları açılarak, farklı gezginlerin gözlem ve izlenimleri ?Türk halkı, yaşantısı, şehirleri, kadınlar, Türk mutfağı, giyim, konaklama, azınlıklar, yönetim, zeybeklik geleneği ve nüfusa dair izlenimler? konu başlıkları altında incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Batı Anadolu, Gezgin, Seyahatname.
Demokrat parti dönemi eğitim anlayışı (1950-1960)
Milli Mücadelenin kazanılmasının ardından Cumhuriyet ilan edilmiş ve bundan sonra bütün toplumsal yapıları yeni baştan düzenleme çalışmaları başlamıştır. Atatürk ile başlayan bu çalışmalar İsmet İnönü Dönemi?nde de devam etmiştir. İlerleyen dönemlerde tek parti döneminin getirdiği sorunlar siyasi hayatın yanı sıra diğer alanlarda da kendini göstermiştir. Bu dönemde yaşanan II. Dünya Savaşı?nın iç ve dış etkilerinin sonucunda yaşanan gelişmeler farklı düşünceleri de beraberinde getirmiştir. Bundan sonra çok partili hayata geçme denemeleri yapılmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi içinde ortaya çıkan bu farklı görüşlerin artmasıyla oluşan muhalefet grup, Demokrat Parti?yi kurmuştur. 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan genel seçimlerde de en çok oyu alarak iktidara gelmiştir. DP?nin iktidara gelmesiyle birlikte Türkiye?de çok partili yaşam ve farklı bir dönem başlamıştır. DP, iktidar olduktan sonra siyasi, sosyal, ekonomi konularında farklı görüşler ortaya koymuştur. Eğitimde CHP dönemine göre sayısal olarak gelişmeler olmasına rağmen nitelikli ve ilkeli eğitim anlayışından vazgeçilmiştir. Halk desteğini almak için ise özellikle laiklik konusunda tavizler verilmiş, fakat bu tavizler Cumhuriyetin temel ilkelerinin ve Atatürk devrimlerinin sarsılmasına neden olmuştur. Aynı zamanda İmam-Hatip okullarının ülke genelinde açılmasını sağlamış ve ilerleyen dönemde çıkarını korumak için tarikatların bu okullarda hakimiyet kurmasına ses çıkarmamıştır. İlkeli eğitim yerini seçmenlerin isteklerine yönelik popülist eğitime bırakarak daha çok okul açmak şeklinde plansız ve altyapısız öğretim kurumlarının çoğalmasına yol açmıştır. Aynı zamanda dönemin en güçlü Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri ABD?den eğitimciler davet ederek eğitim konularında planlama yapmak üzere raporlar hazırlatmıştır. Böylece Amerikan Ekolü bir eğitim altyapısız ve yetersiz personelle uygulanmaya başlanmıştır. Cumhuriyet döneminin atılımları olan Köy Enstitüleri ve Halk Evleri kapatılmış ve bunda da ideolojik tepkilerle geçmişle hesaplaşma mantığı ön plana çıkarılmıştır. Milli Eğitim politikasında birbirinin devamı olmayan çalışmalar ile Türkiye?nin özellikle kültürel alanda yavaşlamasına neden olmuştur.
Hitit Devleti'nde Kizzuvatna'nın yeri ve önemi
Dünya tarihini inceleyenler için Anadolu'nun çok özel bir yeri olduğu görülmektedir. Eskiçağ dünyasında Anadolu, her zaman yerleşilen, yurt edinilen, çevresindeki kültürlerden etkilenen ve onları etkileyen değerli bir yaşam alanı olmuştur. Anadolu, coğrafi konumu ve ekonomik yönden taşıdığı önem nedeniyle birçok uygarlığın geliştiği bir bölge olmuştur. Bu uygarlıklardan en önemlilerinden biri ve Anadolu'da ilk siyasi birliği kurmuş ve yarım asır boyunca burada hüküm sürmüş olan Hitit uygarlığıdır.Hitit Devleti, gerek diğer devletlere siyasi haklar tanıması bakımından, gerekse Hitit kralının icraatının bir meclis tarafından denetlenmesi bakımından tarihin en eski hukuk devletidir.Kizzuvatna tarihini incelediğimizde, Hitit Devleti ile eşitlik esasına dayanan birçok antlaşma yaptığı görülmektedir. Siyasi ilişkilerinin yanı sıra kültürel açıdan Hititleri oldukça etkileyen Kizzuvatna'nın, Mezopotamya kültürünü Hitit Devleti'ne aktarmış olduğunu öğrenmekteyiz. Çalışmamızda Hitit metinlerinde sözü edilen Kizzuvatna Ülkesi ile ilgili metin yerleri ve bu ülke ile ilgili bilgi veren diğer kaynaklar incelenerek bir bütün halinde sunulmaya çalışılmıştır ve Hitit Devleti için bu ülkenin önemi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar kelime: Anadolu, Eskiçağ, Hitit, Kizzuvatna, Kültür
Hitit Devleti'nin Batı Anadolu ile siyasi ilişkilerinde mektupların önemi
Hititler ile Batı Anadolu krallıkları arasındaki mektuplaşmaları incelediğimiz "Hitit Devleti'nin Batı Anadolu ile Siyasi İlişkilerinde Mektupların Önemi" konulu tez çalışmamızda, Boğazköy/Hattuşa'dan 7 adet mektup ve Ortaköy/Şapinuva'dan şimdiye kadar yayınlanan 1 adet mektubun transkripsiyon ve tercümelerini vermeye çalıştık. Çalışmamızı yaparken Hitit çağındaki (İ.Ö. 1650-1200) Batı Anadolu siyasi tarihi ile ilgili olarak Hitit kaynakları yanı sıra Mısır kaynaklarına da yer verdik. Hititler'in mektup gönderdiği veya aldığı Ahhiyava Ülkesi, Arzava Ülkesi, Milavanda Ülkesi, Mira-Kuvaliya Ülkesi ve Şeha Nehri Ülkesi'nin coğrafyası ve lokalizasyon çalışması hususunda, yapılan çeşitli önerileri ele almaya çalıştık. Batı Anadolu krallıklarının adının geçtiği Hitit çivi yazılı belgeleri ve mektupları incelediğimizde, Batı Anadolu bölgesindeki krallıkların Hitit devletinin çeşitli dönemlerinde, çoğunlukla mevcut otoriteye baş kaldırdığını ve Hitit krallarının bu isyanları savaş ve antlaşmalar aracılığıyla bastırdığını öğrenmekteyiz. Bazen de Hitit kralları böyle isyanlar karşısında, Batı Anadolu'daki kralları evlilik yoluyla kendilerine bağlayıp sadakatlarını kazanmışlardır. Çalışmamızda incelediğimiz mektupları sıraladığımızda; ilk olarak, Hitit Büyük Kralı'ndan Batı Anadolu bölgesindeki dengi 'Büyük Kral'a gönderilen ya da alınan mektuplar (Tavagalava Mektubu, Ahhiyava Mektubu-I, Ahhiyava Mektubu-II), ikinci olarak, Hitit Büyük Kralı'ndan Batı Anadolu'daki vasal kralıklara gönderilen ya da alınan mektuplar (Milavata Mektubu, Manapa-Tarhunta Mektubu, Arzava Mektubu ve Maşhuiluva Mektubu), son olarak da Batı Anadolu Bölgesi'nde Hitit kralına bağlı bir görevlinin, Hitit kralına gönderdiği mektup (Uhhamuva Mektubu). Tezimizde, Hititler ile Batı Anadolu krallıkları arasındaki gönderilen ya da alınan mektupların transkripsiyon-tercümeleri ve mektuplarda geçen ülkelerle ile ilgili diğer kaynaklar incelenerek bir bütün halinde sunulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hititler, Batı Anadolu, Mektup, Ahhiyava, Arzava, Tavagalava
XIX. yüzyıl Osmanlı ceza sisteminde dönüşüm: Zindandan hapishaneye geçiş
"XIX. Yüzyıl Osmanlı Ceza Sisteminde Dönüşüm: Zindandan Hapishaneye Geçiş" isimli bu çalışmada ceza, cezalandırma kavramları ve bu kavramların geçirdiği aşamalar ile cezanın bağlamında hapis cezası yer almaktadır. Tezde; ceza kavramı, cezanın amacı, cezalandırma yetkisinin sınırları ve kaynağı ile birlikte cezalandırmanın ilkeleri, ceza türleri ve cezanın özellikleri incelenmiştir. Zindandan hapis cezasının uygulanmasına doğru ilerleyen tarihi süreç aktarılmıştır. Hapishane konusu üzerinde önemle durulmuş ve hapis cezasının infazında uygulanan sistemlerin geçirdiği aşamalar irdelenmiştir. Ceza hukuku açısından İslam hukukunun etkisi ile Osmanlı dönemi infaz biçimleri aktarılmıştır. Hapis, ceza infaz sistemi olarak Osmanlı ceza hukukundaki yerini batılılaşma süreciyle birlikte almıştır ve bu nedenle hapishaneler XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaygınlaşmaya başlamıştır. Bedene yönelik cezadan zindana, zindandan hapishaneye geçiş bu dönemde gündeme gelmiş olup, dönemin siyasal ve ekonomik durumları, toplumun reformlara bakışı gibi sorunlar hapishaneler konusundaki iyileştirme çabalarının istenilen düzeyde gerçekleşmesini engellemiştir.
1958-1974 yılları arasında Kıbrıs'ta yerel basında Rum mezalimi
Bu çalışmada, Kıbrıs'taki Rum halkının 1958-1974 yılları arasında Türk halkına karşı yapmış olduğu mezalimler incelenmiştir. Bu çalışma ile Kıbrıs Türk halkının günümüzde bir devlet olabilme mücadelesini verirken bulunduğu şartlar ve bu mücadele için hem cephede hem de cephe gerisinde de halkın sağladığı katkının büyüklüğü ile dayanma azmi yerel basın gözüyle irdelenerek ortaya konulmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde, 1571-1959 yılları arasında ‟Kıbrıs Adası'nın Tarihi" hakkında bilgi verilmiştir. Ada sırasıyla Hitit, Finike, Asur, Mısır, Persler, Photomeler, Lüzinyan, Roma, Bizans, Emevi, İngiltere ve Osmanlı Devleti tarafından yönetilmiştir. Bu dönemler içerisinde en iyi yönetildiği dönem Osmanlı idaresinde kaldığı dönem olmuştur. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinden itibaren Rumlar arasındaki milliyetçi fikirlerin artması ile Enosis fikri ortaya çıkmış ve bu fikir doğrultusunda hareket edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ‟Kıbrıs Basın Tarihi" ele alınmış ve günümüze kadarki basın tarihinin gelişimi incelenerek Kıbrıs Milli Mücadelesindeki önemi ortaya konulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde 1958-1963 yılları arasında Rumların Türklere karşı giriştiği ilk şiddet olaylarından Sinde, Atlılar ve Üç Şehitler katliamları anlatılmıştır. Bu katliamlarla Türklere gözdağı vererek Türkleri adadan kaçırmak istenmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde 1963-1974 yılları arasında yaşanan Kumsal Baskını, Ayvasıl, Arpalık, Geçitkale Katliamları ve Pilot Yzb. Cengiz Topel'in şehit edilişi anlatılmıştır. Vatanlarını terk etmeyen Kıbrıslı Türklere karşı şiddet olayları artmış, Türkiye Cumhuriyeti buna sessiz kalamamış ve tepki göstermiştir. Çalışmanın son bölümünde, 1974 yılında Rumların Enosis ve Akritas planlarını gerçekleştirmek için bir kez daha harekete geçmesiyle Alaminyo, Muratağa, Sandallar, Atlılar, Taşkent'de yapılan katliamlar ile birçok Türk'ün şehit edilmesi, öldürülen ve yaralı Kıbrıslı Türklerin topluca mezarlara gömülmeleri anlatılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER Kıbrıs, Cengiz Topel, Akritas, Kumsal, Taşkent, Enosis, Türk Mukavemet Teşkilatı
T.T. 0008 numaralı Tapu Tahrir Defteri'nin transkripsiyonu ve tahlili
ÖZET İstanbul'da Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde bulunan T.T. 0008 numaralı ve Osmanlı Dönemi Aydın Sancağına ait Tapu Tahrir Defteri Yüksek Lisans Tezimizin ana kaynağını oluşturmaktadır. Bu çalışmamızı yaparken daha önce transkripsiyonu yapılmamış ama genel olarak Osmanlı'da toprak sistemi konusunda çalışmaları olan tarihçiler tarafından bilinen ve en erken dönemli Tapu Defterlerinden birisi olan bu defter, özelinde Aydın Sancağı ile ilgili önemli bilgiler ihtivâ etmektedir. Defterin içindeki veriler XV. yüzyılın ikinci yarısında Aydın'ın idari, sosyal ve ekonomik yapısını kapsamakla birlikte, Aydın'ın Osmanlı Devleti hâkimiyeti altına girmesiyle itibaren tarihi süreç içerisindeki gelişimini de konu edinmektedir. Yaşadığımız coğrafyayla ilgili olarak bir yerel tarih çalışması olmayı hedefleyen bu çalışmamız öncelikle XV. – XVI. yüzyıl sonlarında Osmanlı Devleti'nin Anadolu Eyaletinin bir parçası olan Aydın Sancağı'nda bulunan yerleşim birimlerinin isimlerini tespit etmeyi, bu yerleşim birimlerinin ekonomik ve nüfus ile ilgili potansiyellerini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu defterde ayrıca köy, kasaba ve kentlerde yaşayan insanlar, üretimleri, tasarruf ettikleri toprak miktarlarını ve bazı meslek gruplarını kaydetmiş olan Osmanlı bürokrasisinin bölgeye bakışını da görmekteyiz. Tez kaynağımızın daha önce bazı bilimsel çalışmalarda kullanılmasına rağmen bir bütün olarak transkripsiyonunun yapılmamış olması tezin değerini arttıran bir gelişmedir. Bu çalışma yapılırken aynı coğrafyaya ait daha önce enstitümüz tezleri arasında bulunan çalışmalardan da karşılaştırma yöntemiyle yararlanılacaktır.
II. Meşrutiyet dönemi karikatürlerinde Osmanlı kurumları, gündelik yaşam ve halk imgeleri
"II. Meşrutiyet Dönemi Karikatürlerinde Osmanlı Kurumları, Gündelik Yaşam ve Halk İmgeleri" isimli bu çalışmada, II. Meşrutiyet döneminin toplumsal yaşama getirdiği değişimlerin ve yeni dönemin kültür algısının karikatürlere nasıl sirayet ettiği ele alınmıştır. Çalışmada mizah kültürünün, özelinde ise karikatür sanatının dünya ve Osmanlı toplumsal yaşamındaki tarihsel ve edebi gelişimine değinilmiştir. II. Meşrutiyet'in Osmanlı toplumsal hayatında, kurumlarında yarattığı derin siyasal ve ekonomik değişimler etraflıca ele alınmış, dönemin basın yapısına değinilmiş ve bu bağlamda II. Meşrutiyet dönemi Kalem, Cem ve Karagöz dergilerinde yayınlanan karikatürler taranmıştır. İkinci Meşrutiyet Dönemi'nin, karmaşık siyasi ve ekonomik durumu karikatürlerle ortaya konmuştur. Dönemin çalkantılı yapısı içinde, uluslararası ilişkiler ve iç siyaset karikatür yoluyla eleştirilmiştir. Elde edilebilen görsel malzemeler tercümeleri ile sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, II. Meşrutiyet, Karikatür, Mizah, Ekonomi, Siyaset
Patrona isyanının gölgesinde (1730-1731) Batı Anadolu'da sosyal hayat ve Osmanlı müesseseleri
Bu çalışmanın temel kaynağını Batı Anadolu'ya ait kısıtlı miktardaki şeriye sicillerinin en değerlilerinden olan Manisa, Edremid ve Kemer - Ederemid kadılıklarına ait belgeler oluşturmaktadır. Bilindiği gibi, şeriye sicilleri kaydedildiği bölgenin yerel tarihini aydınlatmasının yanı sıra merkezî idarenin ve devlet teşkilatının işleyişi hakkında da önemli bilgiler de ihtiva edebilmektedir. Manisa Şer'iyye sicilleri özellikle 17. yüzyılın sonu ve 18. yüzyılın tamamını oluşturan defterleriyle yalnızca Manisa'nın değil Muhassıllık idaresinin en önemli bölgelerinde biri olarak ayrıldığından neredeyse tüm Batı Anadolu'yu ilgilendiren belgeleri içermektedir. Dönem olarak belirlediğimiz Lale Devri sonu Osmanlı tarih araştırmalarında şimdiye dek üzerinde çok durulmamış bir zaman kesitidir. Üstelik Patrona Halil İsyanının İstanbul'u karıştırdığı günlerde Batı Anadolu'nun ne durumda olduğu sorusuna da cevap bulunmaya çalışılmıştır. Çalışmamızda buna dair birçok örnek belge yer almaktadır. Bu nedenle gereken yerlerde daha eski veya daha sonraki tarihlere ait sicillere de başvurduk. Anahtar sözcükler: Şer'iyye Sicilleri, Kadı, Muhassıl, Manisa, Aydın
R.25 Kanun-ı Sani 1330 – 21 şubat 1330 (07.02.1915-06.03.1915) tarihli Aydın Vilayeti Meclisi Umumisi zabıtları'nın transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Osmanlı'da yerel yönetimler Tanzimat döneminde yapılan idari reformlara dayanmaktadır. Günümüz Türkiye'sindeki yerel yönetim anlayışının temelleri bu reformlar üzerine kurulmuş ve geliştirilmiştir. Güçlü merkezi yönetime sahip olan Osmanlı İmparatorluğunda yerel yönetim anlayışının kabulü kolay olmamıştır. Günümüzde yerel yönetimler, yönetselliğin yanı sıra kültürel, siyasal, toplumsal ve ekonomik bakımdan büyük öneme sahiptir ve demokrasinin varlığının simgelerinden biri konumundadır. Yerel yönetim diğer adıyla yerinden yönetim, Yönetim Biliminde "adem-i merkeziyet" (decentralization) olarak adlandırılmaktadır. Tüm dünyada olduğu gibi Osmanlı'da da yerel yönetimler merkezin karşılayamadığı belirli kamu ihtiyaçlarının karşılanması için kurulmuştur. Bu ihtiyacın yanı sıra toplumsal gelişmelerin etkisi de yerel yönetimin gelişmesini ve vatandaşın yönetime katılımını sağlayan diğer siyalsal etkenlerde yerel yönetime duyulan ihtiyaçlar içinde yer almaktadır Biz bu çalışmamızda bir nevi bugünkü yerel yönetim bezeri işlevi gören Vilayet Umumi Meclislerinin aldıkları kararları ele almaya çalışacağız. Vilayet Umum Meclisleri vilayetin ihtiyaçları ve bu ihtiyaçlar dahilinde nelerin yapılması gerektiği konusunda bize çok önemli ipuçları vermektedir. Ne var ki bu kararların çok azına ulaşılmış bulunulmaktadır. Bu açıdan bakıldığında ele alacağımız. Aydın Vilayeti Umum-i Meclisi 1331 (1915-16) kararları önem arz etmektedir. Meclisin toplanarak uygulamaya konulmak üzere görüşülen ve alınan kararların değerlendirmesi ve metnin tamamı olduğu gibi ekte verilmiştir. Bu çalışmada şimdiye kadar basılı olduğu halde hiç kullanılmayan kaynaktaki bilgilerden yararlanılmasını sağlamak amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler:1915, Aydın Vilayeti, Aydın, Aydın Vilayet Meclisi, Meclis Kararları.
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişte kadın sivil toplum örğütlerinin oluşması: Aydında kurulan kadın sivil toplum örğütleri ve çalışma alanları
Bu çalışmamda ilk olarak sivil toplum kavramının tarih içerisinde bir kavram olarak ortaya çıkışı ve geçirdiği değişiklikler ele alınmıştır. Sivil toplum kavramını tartışırken Batı'daki karşılığı ile Türkiye'de karşılığı yerine Türk tarihi ve toplumsal gerçeğinden hareketle sivil toplum unsurlarının işlevselliğini ve özelliklerini göz önünde bulundurmak çalışmaya yön verilmiştir. Sivil toplumda kadına biçilen rol ve özel /kamusal alan ayrımında anlamını bulan sivil toplum teorilerinde nasıl bir değişim meydana getirdiğine değinilmiştir. Tarih boyunca kadının toplumsal statüsü modernleşmedeki rolü, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde kadın STK'ların ın siyasal iktidar karşısındaki konumu gibi konulara değinilmeye çalışılmıştır. Son olarak da Aydın'da bulunan kadın STK'larınn tüzükleri incelenip yaptıkları çalışmalar incelenmiştir . Aydın ilinde 12 dernek tüzüğü incelenmiş, tüzüklerinde yer alan konular değerlendirilmiştir. Derneklerin amaç ve faaliyetleri kadın sorunlarını içermekle birlikte, faaliyetlerinde amaçlarıyla örtüşen girişimlere rastlanmamıştır. Kadının toplumsal cinsel eşitliğini savunmak ve bu konuda toplumsal farkındalığı yükseltmek adına yapılan faaliyetler tespit edilememiştir. ANAHTAR KELİMELER: Sivil Toplum, Kadın, Feminizm, Aydın
Osmanlı kuyumculuğunda Ermeniler ve bir Ermeni ailesi örneği: Arslanyanlar
"Osmanlı Kuyumculuğunda Ermeniler ve Bir Ermeni Ailesi Örneği: Arslanyanlar" isimli bu çalışmada Türk kuyumculuğunun güzel örneklerinin görüldüğü Osmanlı Devleti kuyumculuk sanatı ve kuyumculuğun gelişiminde önemli bir yere sahip olan Osmanlı Devleti hizmetindeki Ermeniler'in çalışmaları, milletleri birleştiren bir unsur olan sanat faaliyetleri çerçevesinde yer almaktadır. Tezde; sanat, ticaret vb. alanlarda iç içe olan iki milletin birbiri hakkında bildiklerinin yanında bilinmeyenler ya da az bilinenler ortaya çıkarılmıştır. Osmanlı Devleti'nde kuyumculuk sanatında Ermeni zanaatkârların etkisi sadece İstanbul'da yaşanan gelişmeler üzerinden değil Anadolu'da da var olan kuyumculuk çalışmaları üzerinden aktarılmıştır. Osmanlı Devleti geçirdiği gelişim sürecinde ekonomik, idari ve askeri güçlenmeye paralel olarak sanat alanında da güçlenmiştir. Kuyumculuk sanatı hem ihtişamın göstergesi olması, hem de kültürün yansıması olması bakımından her dönem rağbet gören bir alan olmuştur. Osmanlı Devleti kuyumculuk sanatında Ermeni zanaatkârların önemli etkisi olduğundan yola çıkılarak bugün günümüz modern kuyumculuk ürünlerinin yanı sıra Osmanlı kuyumculuk geleneklerinin de devam etmesinde önemli bir isim olan Hraç Arslanyan'nın kuyumculuk alanındaki çalışmaları ile birlikte biyografisi de aktarılmıştır.Bu çalışmada literatür taraması yapılmış, Başbakanlık Osmanlı Arşivi verilerinden yararlanılmış, çalışmada adı geçen kişilerle röportajlar yapılmış, çok sayıda araştırmacı, yazar ve akademisyenden kaynak desteği alınmıştır. Anahtar Sözcükler: Kuyumculuk, Osmanlı, Ermeni, Arslanyan, Takı, Mücevher.
Batı Anadolu Türk Ocakları 1923 - 1931
Millet kelimesinin birinci anlamı toplumsal mirasın en önemli unsurlarına ortaklaşa sahip oldukları,ikinci geçmişlerini ve gelecekteki yazgılarının da ortak olduğu inancıdır.Millete geçiş sürecinde sosyal,iktisadi,politik dönüşümlerin bilhassa Fransız ihtilaliyle milliyetçilik çağını açtığı genel kanıdır. Somut olarak tarihsel tarihsel sürece geniş perspektifte bakıldığında milliyetçilik insanlığın varlığıyla eşdeğer bir kavramdır.Millet kavramının oluşmasıyla son toplum şekli alınmış kabul edilir. İnsanlığın toplumsal bir varlık olma yolundaki son merhalesi milleti oluşturmaktır. Tarihsel süreç içerisinde milliyetçilik kavramı hayatlarımıza girdikten sonra çoğu insan, başka bir millet boyunduruğuna girmektense yoksul yaşamayı tercih etmiştir. İnsanlığın ilk anlarından itibaren bir millet kavramınını varlığı söz konusudur.İlk milliyetçiliği devlet siyasetinde temel yapan Çi-çi'dir. Aynı şekilde Kaşgarlı Mahmut Divan-ı lügat-i Türk adlı eserinde bir millet kavramının olduğunu açıkça bize göstermektedir,diyerek örneklendirmiştir. Türk Derneği,Türk Yurdu Cemiyeti,Türk Bilgi Derneği ve Türk Ocağı,Türkçü faaliyetlerin oluşmasına temel atmış derneklerdir.Bu faaliyetlerin aldığı yol sayesinde Türkçü oluşumlar ve Türklük bilinci gelişme göstermiştir.Türk yurdu Cemiyeti'nin yayın organı olan Türk Yurdu günümüze kadar varlığını sürdürerek önemli çalışmalar yapmış ve Tarık Zafer Tunaya'nın deyimiyle yakın tarihimizi aydınlatması noktasında bir kilometre taşı olmuştur. Türk Ocağı Derneği de günümüze kadar varlığını sürdürerek milli bilinç kavramının gelişmesine ışık tutan yol gösterici olmuştur. II.Meşrutiyet'ten itibaren var olan Türk ocağı Derneği politikadan uzak durmak arzusuyla yola çıksa da zamanla ideolojisini benimseyen İttihat Terakki ile kaynaşmış daha sonraki dönemlerde de önemli katkılar sağlamaktan geri kalmamışladır. Türk Ocakları ve çalışma alanım olan Batı Anadolu'da Türk Ocakları bir fikrin hayat bulmasına ve gelişmesine tanıklık etmektedir. Dönemin fikir yapısını geliştiren ve önemli çalışmalarla fikriyata önemli katkılar sunan Türk Ocakları, başta merkezler olmak üzere tüm yurtta konferans,müsamere,okul,neşriyat,sıhhıye,tiyatro,sinema,köycülük,sergicilik, ve müzecilik gibi çalışmalar yaparak Türk Devrimine katkılar sağlamıştır.Türk ocakları tüm yurda dağılarak Türk Devriminin ışık tutanları olmuştur. Yapılan ve yapılacak olan devrimlerde iktidarı desteklemiş ve fikirlerin Anadolu'da yayılmasının sağlayarak Anadolu'nun savaş sonrası içine kapanan çehresinin aydınlatmıştırlar. Türk ocakları çeşitli sebeplerden dolayı 1931 yılında faaliyetlerine son vererek CHP'ye devredilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Türk Ocakları,Batı Anadolu,1923-1931
CHP parti müfettişlik raporlarına göre Tek Parti Döneminde Aydın
Cumhuriyet Halk Partisi, 1923 yılından 1946 yılına kadar, Türkiye siyasi hayatında tek başına söz sahibi olmuş bir partidir. Kısa sürede yurt çapında yaygın bir örgüt yapısı oluşturan CHP, taşradaki mensuplarının çalışmalarını denetlemek amacıyla yılın belirli dönemlerinde teftiş uygulamaları yapmıştır. Bu çalışmada Aydın milletvekilleri ve CHP Aydın ili parti müfettişlerince 1935-1945 yılları arasında tutulan teftiş raporlarından hareketle, bu yıllara ait Aydın ilinin siyasi-idari yapısı, sosyo- ekonomik durumunu ortaya koymak amaçlanmıştır. Dönemin Aydın milletvekilleri ve parti müfettişleri tarafından tutulan raporlar Aydın Cumhuriyet Halk Partisi örgütlerinin faaliyetleri başta olmak üzere Aydın'ın siyasi, ekonomik, kültürel, sosyal ve sportif yapısına dair kayda değer bilgiler vermektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Aydın, Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye, Teftiş, Taşrada Siyaset.
II. Meşrutiyet Dönemi'nde Erzurum'un Müslüman milletvekillerinin Meclis-i Mebusan'daki faaliyetleri
Meşrutiyet Hareketi, Osmanlıdan günümüze yalnızca parlamenter sistemin Anadolu topraklarında doğuşunun göstergesi değil, siyasal, hukuksal ve düşünsel hayatımızın da en önemli kaynaklarından biri olmuştur. 1908'de ikinci defa ilan edilen Meşrutiyet'in ortaya çıkışı, ülke yönetimine getirdiği yenilikleri, yeni oluşturulan kanun tasarıları, bu kanun tasarıları doğrultusunda yapılan uygulamalar, Erzurum İl'inin bu dönem içerisinde bulunduğu siyasi, sosyal, ekonomik ve idari özellikleri, Erzurum'un Müslüman Mebuslarının meclis içerisindeki faaliyetleri, müzakere edilen konular hakkında ki görüş ve uygulamaları, söz aldıkları birleşimlerin açıklamaları ve değerlendirmeleri genel olarak çalışmamızın çerçevesini çizmiştir. Meşrutiyet dönemlerinin genel yapısı ve faaliyetleri, İkinci Meşrutiyet Dönemi seçimleri ve meclisin genel özellikleri ile beraber yaptıkları faaliyetler, Erzurum'un sosyal, siyasal, idari özellikleri ve Erzurum mebuslarının meclis tutanaklarındaki konuşmaları ve bu konuşmaların değerlendirilmesi çalışmamızın esasını oluşturan üç ana konu olmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Meşruti İdari, Meclis-i Mebusan, İttihat ve Terakki Cemiyeti, Erzurum, Erzurum Mebusları.
Umdetü'l - Hakayık birinci cilt transkripsiyon
1838 yılında İstanbul'da doğan Süleyman Hüsnü Paşa, Harbiye Mektebi'nden mezun olmasının ardından Karadağ Harekâtına katılmıştır. İlk görevi bu askeri harekât olan Süleyman Hüsnü Paşa, burada Derviş Mehmet Paşa kuvvetlerine katılmıştır. İskorbüt ve bağırsak hastalıkları ile uğraşan, morali bozuk ve sürekli şikâyet eden askerlerden oluşan taburlarla karşılaşan Süleyman Hüsnü Paşa, kendini iki görev mükellef görür. Bunlaradan birincisi, askerin sıhhat ve afiyetine çalışmak; İkincisi ise askerin ahlak yapısı ve moralini düzeltmekti. Umdetü'l-Hakayık adlı eserinde Karadağ harekâtının askeri cephesini zafer ve çekişmeleri ile birinci elden kaynak olarak karşımıza çıkarmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Süleyman Hüsnü Paşa, Karadağ, Umdetü'l-Hakayık, Derviş Mehmet Paşa, İskorbüt
179 Numaralı Manisa ve 717 Numaralı Balıkesir Şer'iyye Sicillerine göre Lâle Devri'nin ilk yıllarında Batı Anadolu'da sosyal ve ekonomik hayat
Bu çalışmanın temel kaynağını Batı Anadolu'ya ait kısıtlı miktardaki şer'iyye sicillerinin en önemlilerinden olan Manisa ve Balıkesir kadılıklarına ait belgeler oluşturmaktadır. Bilindiği gibi, şer'iyye sicilleri kaydedildiği bölgenin yerel tarihini aydınlatmanın yanı sıra merkezi idarenin ve devlet teşkilatının işleyişi hakkında da önemli bilgiler içermektedir. Manisa Şer'iyye sicilleri özellikle 17. Yüzyılın sonu ve 18 yüzyılın tamamını içeren defterleriyle yalnızca Manisa'nın değil Muhassıllık idaresinin en önemli bölgelerinden biri olarak ayrıldığından beri neredeyse tüm Batı Anadolu'yu ilgilendiren belgeleri içermektedir. Dönem olarak belirlediğimiz Lâle Devri'nin ilk yıllarında Anadolu Osmanlı Tarih araştırmalarında şimdiye kadar üzerinde çok durulmamış bir konudur. Bizde bu durumdan yola çıkarak Lâle Devri'nin ilk yıllarında Batı Anadolu'nun ne durumda olduğu sorusuna cevap bulmaya çalıştık. Çalışmamızda buna dair pek çok örnek belge yer almaktadır.
181 Numaralı Şer'iyye Sicillerine göre Lale Devri'nin ilk yıllarında Manisa'da sosyal ve ekonomik hayat
Court registers are the notebooks in which Moslem judges recorded the orders they gave at the courts, the documents that came from the center and the important incidents they were responsible for. Court registers include the orders, nomination certificates, imperial orders, the registers of the important incidents that happened in the county, towns and villages where essays were traversed as scripts, verdicts by the courtregister judges and regents at the courts The subjects in the court registers include all kinds of incidents, regulations, historical facts that can happen in a county administration. It is possible to reveal out the economical, social, cultural and legal conditions, the information related to military service of that period, the social incidents before and after the war In this work, the introduction of Manisa Court Register Notebook that has the number 181, the evaluation of Manisa in which the register is recorded, the summary of the orders and the classification of these orders according to their subjects are done. You can have an idea about the social, cultural, economical, legal and political life of Manisa in a year, by using the register that has the number 181.
Demokrat Parti Aydın milletvekilleri ve TBMM'deki faaliyetleri (1950-1954)
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye'de Çok Partili Hayata geçiş rüzgârı esmeye başlamıştır. CHP'de ki parti içi muhalefet "Dörtlü Takrir"le birlikte belirginleşmiş bu gelişmenin ardından, 7 Ocak 1946'da Celal Bayar, Refik Koraltan, Fuad Köprülü ve Adnan Menderes tarafından Demokrat Parti kurulmuştur. DP Türkiye genelinde hızla teşkilatlanma çalışmalarına başlamıştır. Cumhuriyet tarihimizin ilk çok partili ve tek dereceli seçimi 21 Temmuz 1946 tarihinde yapılmış ve DP 65 milletvekili ile TBMM'ye girmiştir. 4 yıllık muhalefet döneminin ardından 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimlerle DP iktidarı devralmış 408 milletvekilliyle TBMM'de temsil edilmiştir. DP 1950 seçimlerinde Aydından tam liste halinde kazanmıştır. Adnan Menderes ve Fuad Köprülü İstanbul, Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu Manisa Milletvekilliğini tercih ettikleri için bu isimlerin yerine 16 Eyül 1951'de yapılan ara seçimlerle birlikte Nail Geveci, Lütfi Ülkümen ve Cevat Ülkü Meclise girmiştir. Namık Gedik, Şevki Hasırcı, Ethem Menderes, A. Baki Ökdem'le birlikte Aydın'dan 7 milletvekili TBMM'de çeşitli komisyonlarda görev almıştır. DP'nin ilk iktidar döneminin ardından 2 Mayıs 1954 tarihinde yapılan genel seçimlerde, Adnan Menderes, Namık Gedik, Ethem Menderes, A. Baki Ökdem, Nail Geveci, Cevat Ülkü, Necati Çelim, Zühtü Uray ve Nihat Eğriboz Aydın'dan milletvekili seçilmişlerdir. Adnan Menderes İstanbul Milletvekilliğini tercih etmiştir. Aydın 8 milletvekili ile Meclis'te temsil edilmiştir. Bu dönemde de Aydın Milletvekilleri TBMM'de önemli görevlerde bulunmuşlar ve Meclis'te çeşitli komisyonlarda çalışmışlardır. ANAHTAR KELİMELER: Çok Partili Hayat, Demokrat Parti, 1950 Seçimleri, 1954 Seçimleri, Aydın.
16. yüzyıl son çeyreğinde Osmanlı Devleti Gürcistan eyaletinin idari ve nüfus yapısı
İstanbul'da Başbakanlık Osmanlı Arşiv Kataloğunda Osmanlı dönemi Gürcistan Eyaletine ait Tapu Tahrir Defterleri arasında bulunan 16 yüzyıl son çeyreğinde (H.981 ) M.1573-1574 tarihine ait TT. 0525 numaralı tek defterde yer alan bilgiler ışığında Gürcistan eyaleti yerleşimlerinin idari, sosyal ve ekonomik yapısı açıklanmaya çalışılacaktır. TT. 0525 numaralı tapu tahrir defteri Yüksek Lisans Tezimizin ana kaynağını oluşturmaktadır. Bu defter İstanbul Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden eksiksiz olarak elde edilip transkribe edilmiştir. Bu defterde 16. Yüzyıl Osmanlı Devleti'nin Kuzey Doğu Anadolu topraklarının parçası olan Osmanlı Devleti Gürcistan Eyaletinde bulunan yerleşim birimlerinin isimleri, bu yerleşim birimlerinin barındırdığı nüfusa ait veriler, bu nüfustan alınan vergiler ve İran sınırının kuzey bölgesini oluşturan bu coğrafyadaki Osmanlı idari yapısını ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Çalışmamızın ana kaynağını oluşturan T.T. 0525 numaralı Tapu tahrir defterinin daha önce transkribe edilmemiş olması tezin değerini arttıran bir durumdur, ayrıca bu coğrafya ile daha önce yapılmış çalışmalardan da yararlanılarak elde edilen bilgiler karşılaştırılacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Osmanlı Devleti, Gürcistan, Tahrir, Vergi, Nüfus, Eyalet.
XVIII. yüzyıl sonlarında Manisa vakıfları (Şer'iyye Sicillerine göre)
Bu çalışma XVIII. yüzyıl Osmanlı'sında Batı Anadolu'da bir kent olan Manisa'da sosyal bir kurum olan vakıfların varlığı ile ilgili bilgi verilmiştir. 187, 194 ve 211 Numaralı Manisa Şer'iyye Sicillerinde bulunan vakıf muhasebe kayıtlarından elde edilen bilgiler paylaşılarak tablolar halinde sunulmuştur. Elde edilen veriler doğrultusunda Manisa'nın üç ayrı döneminde var olan vakıfları ve bu vakıfların hangi amaçla kurulduğu tespit edilmiş olup para vakfı olarak varlıklarını sürdürdüğü ortaya çıkmıştır.
Muhafazakârlık ve Demokrat Parti'nin 1950-1954 dönemi muhafazakâr politikaları
Türkiye ve Dünya siyasetinde muhafazakâr eğilimlerin arttığı ve toplumunda bu eğilimleri desteklediği bir zaman periyodu içinde bulunmaktayız. Bu tutum ise biz araştırmacıları konunun tarihsel kökenine inmeye itiyor. Türkiye ve bulunduğu coğrafya her alanda olduğu gibi siyasal ideolojiler göz önüne alındığında da ithalat geleneğini sürdürmektedir. Fakat ideolojiler Türkiye'de bir değişim geçirerek farklılaşmaktadır. Tarihsel, ekonomik, kültürel seyrinde ideolojilerin çıktığı Avrupa ülkelerinden farklı yol izleyen kendi belirleyicileri ve dinamikleri ile kavrulan Türkiye, muhafazakârlıkta da aynı eğilimi göstermiştir. İngiliz ve Kıta Avrupası arasında bile farklılaşma gösteren muhafazakârlık bu coğrafyada yeni bir hal almakta. Özellikle Türkiye'de Muhafazakâr eğilimin ön plana çıktığı 1950-54 dönemi merceğimizi tutacağımız alandır. Bugünün siyasi anlayışının temellerinin oluştuğunu düşündüğümüz tek parti sonrası yeni iktidar süreci tez sürecinde üzerinde duracağımız konu olacaktır. Türkiye siyasi tarihinde başlıca bir öneme sahip Demokrat Parti dönemi ve muhafazakâr anlayışın kökleşmesi birbirine paralellik göstermiştir. Önce ki dönemin ve ilkelerin eleştirisinin de yoğun olarak yapıldığı 1950-54 bandında Parti ve Muhafazakâr aydınların birbiriyle iyi ilişkiler kurduğunu görmekteyiz. Aydınlatmaya çalışacağımız nokta, Türkiye de kendi biçimini alan muhafazakârlık ve onun bayraktarlığını siyasi alanda yaparak toplum öncülüğünü üstlenen Demokrat Parti'nin politikaları olacaktır. Yolun bilgisel kazı yapılarak ortaya çıkarılması ile birlikte Türk muhafazakârlığının geleneksel yürüyüşü sergilenecektir.
1871 Vilayet Nizamnamesinin II. Abdülhamid Dönemine yansıması
Osmanlı Devleti açısından 1839 yılında Tanzimat'ın ilan edilmesiyle devlet idaresinde modernleşmenin başlangıç temeli atıldı. 1840 yıllarından itibaren özellikle vilayet idarelerinde yoğun reform hareketleri gerçekleştirildi. 1840 yılında Muhassıllık ve Muhassıllık Meclisleri devleti içerisine girmiş olduğu kötü durumdan kurtamadı. 1864 yılında çıkarılan Tuna Vilayet Nizamnamesi' ile devlet, vilayet, liva, kaza ve köy olmak üzere yeni idari birimlere ayrıldı. Mithat Paşa Tuna valiliği sırasında Tuna 'da nizamnamenin uygulanmasında büyük başarı gösterdi. Tuna'daki bu başarının üstüne bazı eklemeler yapılarak nizamname tüm yurtta uygulanmak istendi. 1871 yılında çıkarılan Vilayet Nizamnamesi idare tarihi açısından önemli bir yere sahiptir. Bu nizamame çağdaş bir yönetim mekanizmasının gelişmesinde yerel otoritenin devletin merkezi dışındaki idari mevkilere yayılmasında ve halkın bürokratik süreçlere katılımı ve kendilerini daha iyi ifade edilmesinde bir dönüm noktası olmuştur. Vilayet yönetiminde II. Abdülhamid 1881-1908 yılları arasında vilayet sayısını 25'ten 29'a çıkardı.1877 tarihinde çıkarılan Belediye Kanunu ile bu dönemde vilayetleri içine alacak şekilde genişletildi. Vilayetlerdeki idari kadro bu dönemde kesinlikle eskisinden daha kalabalık olsa da yüz ölçümleri 30 bin ile 100 bin km arasında değişme gösteren Osmanlı vilayetleri günümüzdeki bazı Avrupa devletlerinden bile çok büyüktür. ANAHTAR KELİMELER: 1871 Vilayet Nizamnamesi, Tuna, Nizamname, Vilayet Meclisleri, 2. Abdülhamid, İdari Yapı
Bohemyalı seyyah Dr. Jakob Eduard Polak’ın seyahatnamesi ışığında 19. yüzyılda Kaçar Hanedanlığı’nda hastalıklar ve tedavi yöntemleri
Sağlık, insanlık tarihi boyunca öncelik verilen en temel konulardan biri olmuştur. Çeşitli toplumlar, antik çağlardan günümüze dek insan bedeninin işleyişi, hastalıkların kökeni ve tedaviye ulaşma yolları hakkında araştırmaya ve yöntemlerini geliştirmeye devam etmiştir. Bu süreçte toplumlar, farklı kültürlerle etkileşim kurarak birbirlerinin bilgi birikiminden yararlanmış, gerektiğinde bu birikimleri uyarlamış ve tamamlamıştır. Bu yönüyle sağlık tarihi, bir toplumun yalnızca hastalıklarla nasıl mücadele ettiğini değil, aynı zamanda diğer medeniyetlerle kurduğu ilişkileri anlamamıza imkân tanıyan önemli bir araştırma alanıdır. Tarihsel süreç içerisinde özellikle 19. yüzyıl dünya üzerinde birçok hastalığa dair gerçek sebeplerin keşfedildiği, geleneksel yöntemler ile modern tıbbın karşılaştığı ve bazen de çatıştığı bir gelişim dönemini temsil etmesi bakımından oldukça dikkat çekicidir. Bu çalışmada, tıp tarihi adına önemli bir coğrafya olan İran toprakları üzerinde hüküm süren Kaçar Hanedanlığı’nda görülen hastalıklar ve dönemin tıp pratikleri ele alınmaktadır. Bu bağlamda geleneksel yöntemler ve İran’a 19. yüzyılda çeşitli görevlerle gelen Avrupalı doktorların tanıttığı modern tıp girişimlerinin karşılaşma süreci incelenmiştir. Çalışmanın ana hatları ve içeriği İran Darü’l-Fünûn’unda eğitim vermek üzere hanedanlık topraklarına gelen Bohemyalı Doktor Jakob Eduard Polak’ın İran’da yaşadığı yıllar boyunca yaptığı gözlemlerine dair kaleme aldığı seyahatnamesi ışığında belirlenmiştir.
Türk siyasal yaşamında Özgürlük ve Dayanışma Partisi
Özgürlük ve Dayanışma Partisi, 22 Ocak 1996'da kuruldu. ÖDP, farklı siyasal geleneklerden, çeşitli sosyalist gruplardan oluşturulan çoğulcu, devrimci bir kitle partisidir. İlk Genel Başkanı Ufuk Uras'tır.Parti, farklı düşüncelerin meşruiyetini tanır ve organizasyon içinde azınlıkların haklarına garanti verir. ÖDP, farklı eğilimlerin varlığını büyük bir zenginlik kaynağı olarak görür.Parti, 1999 genel seçimlerinde oyların %0,8'ini aldı. Bu onlar için büyük bir hayal kırıklığıydı. 2001 yılıyla birlikte derin bir iç kriz izledi. Başlangıçtaki gruplardan birkaçı ayrıldı. 2002 seçimlerinde parti geçerli oyların %0,3'ünü aldı. Ufuk Uras, hayal kırıklığından dolayı genel başkanlıktan istifa etti. 2004 yerel seçimlerinde ÖDP, Artvin ve Yozgat'ın belediye yönetimini kazandı. 2004 yerel seçimlerinde ÖDP, DEHAP ve SHP ile seçim koalisyonunda yer aldı. Koalisyon yurt çapında %5 oy kazandı.ÖDP, siyasal eylem ve tezleriyle Türk demokrasi tarihinde farklı bir noktada yer aldı. Parti, özgürlük, dayanışma ve barışa önem verdi. Parti, özgürlükçü sosyalizmi hedef aldı.
Türk kamuoyunda Amerika imgesi (1945-1980)
II.Dünya Savaşı'nın son yıllarında başlayan Türk-Amerikan yakınlaşması, 1946'da Missouri zırhlısının Türkiye ziyareti ile ivme kazanmıştır. Bu ziyaret kamuoyunda büyük çoğunlukla, Türkiye'nin Sovyetler'e karşı desteklenmesi olarak algılanmıştır. Ardından başlayan Kore Savaşı ve Türkiye'nin NATO'ya girişi, olumlu Amerika (ABD) imgesine kaynaklık eden olaylardır. Bu dönemde Türk kamuoyunda Amerika (ABD), ?Hür Dünyanın/Demokrasinin Kalesi?, ?Demokrasinin Koruyucusu?, ?Dost ve Müttefik? bir ülke biçimindeki ifadelerle zihinlerde yer edinmiştir.Ancak Kıbrıs olaylarının ardından Türkiye'nin Adaya müdahalesini engelleyen Johnson Mektubu, Amerika ile ilişkilerin sorgulanmasına neden olan önemli bir gelişmedir.İkili Anlaşmalarla Amerika'nın Türkiye'de elde ettiği ayrıcalıkları, NATO anlaşması kapsamı dışında kullandığına dair yaygın düşünce, daha önce pek de dikkate değer bulunmayan konuların gündeme yerleşmesine neden olmuştur. Amerikan üslerine Türk yetkililerin giremediğine ilişkin haberler, Amerikan personelinin adli ve gümrük ayrıcalıkları, sosyal ve ekonomik bakımdan zor şartlar altında yaşayan Türk toplumunda rahatsızlık yaratmıştır.Yıllarca dış politikasını ?NATO ve ABD? eksenli bir çizgiye oturtan Türkiye, dış politikasında desteğe gereksinim duyduğu anda, Amerika'yı yanında görememiştir. Haşhaş ekiminin Türkiye'de yasaklanmasındaki rolü, bu ülkeye karşı olumsuz Amerika imgesinin toplumda taraftarlar bulmasını sağlayacaktır. Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında, Amerikan Kongresi'nin silah ambargosu kararı ile, ABD'ye karşı kamuoyunda ciddi bir muhalefet grubu oluşmuştur. Gelinen süreçte artık Amerika, bazıları için ?Dost ve Müttefik? değil ?Çirkin Amerika?, olarak adlandırılacaktır.
Mübadelede Ayvalık
Lozan Anlaşması sonucunda hazırlanan bir protokolle Türkiye de yaşayan Rum ve Yunanistan'dan yaşayan Türk nüfusunun zorunlu olarak göç ettirilmesi karara bağlanmıştır. Böylece, zorunlu göç, bir uluslar arası anlaşmaya ilk defa konu olmuştur. Bu anlaşmaya göre, 1923 yılında yaklaşık 1.200.000 Rum Yunanistan'a, 400.000 Türk ise Türkiye'ye göç etmek zorunda kalmıştır.Zorunlu mübadeleden Ayvalık da doğrudan etkilenmiştir. Ayvalık'taki Rumlar Midilli Adası ve Atina'ya göç ettirilmiş, Girit ve Midilli Adalarındaki Türkler ise Ayvalık'a yerleştirilmiştir. Göçmenlerin yerleştirilmesi sürecinde, yaşamış oldukları bölgelerin iklimi, coğrafi yapısı dikkate alınmıştır. Örneğin, Midilli ve Girit'de yaşayan halkın önemli bir bölümü, zeytincilik yapabilecekleri Ayvalık'a yerleştirilmiştir.Osmanlı Devleti döneminde Ayvalık, Batı Anadolu'nun İzmir'den sonra en önemli ticaret merkezi konumundaydı. Osmanlı Devleti döneminde büyük ekonomik gücü elinde tutan Ayvalık, şehirde yaşanan Yunan isyanları, Yunan işgali ve bunu onucunda gerçekleşen zorunlu göçün sonrasında eski etkinliğini kaybetmiştir.Mübadele sürecinde göçmenlerin yerleştirilmesi, Kurtuluş Savaşı sonrası zor şartlar altında kurulmuş olan genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin çözmesi gereken önemli bir sorun olmuştur. Göçmenlerin nakil edilmesi yerleştirilmesi esnasında Yunan Devleri, diğer devletlerden dış yardım alırken, Türk hükümeti, herhangi bir destek almadan vatandaşlarının ülkeye nakli ve yerleştirilmesini kendi imkanlarıyla başarabilmiştir.
1945 Köylüyü Topraklandırma Kanunu ve Türk siyasal yaşamına etkisi
1945 Köylüyü Topraklandırma Kanunu ve Türk Siyasal Yaşamına EtkisiYeni Türk Devleti'nin kurulmasından sonraki 1923 ve 1930 yılları arasında çok partili sisteme geçiş iki defa denenmesine rağmen başarılı olunamamıştır. Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası demokratik rejimlerde beklenen muhalefet partisi olmaktan daha çok kısa zamanda inkılap düşmanlarının toplandığı partiler haline dönüşmüşledir. 1930'dan sonra tekrar başlayan tek partili sistemin Dünya Ekonomik Buhranı'na ve İkinci Dünya Savaşı'na karşı ülke içinde aldığı önlemler toplumun geniş kesimleri tarafından eleştirilere sebep olmuştur. Ayrıca Milli Şef İsmet İnönü'nün meclis içindeki kırılmaz otoritesi de meclis içindeki muhalefetin uzun yıllar ses çıkaramamasına sebep olmuşturUlusal ülkü durumundaki topraksız köylüyü topraklandırma konusu Başta Mustafa Kemal Atatürk'ün olmak üzere her an kafalarda çözüm bekleyen sorunlar arasındaydı. 1945 yılına kadar yapılan çalışmalar gerçek manada bu sorunu ortadan kaldırmaktan çok uzak görünmektedir.İlk defa bu kadar derinlemesine ele alınarak çözülmeye çalışılan topraklandırma konusu, 1945 Köylüyü topraklandırma kanunun da denilen Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu tasarı olarak meclise gelmiştir. Hazırlanış aşamasında ciddi tartışmaların yaşandığı bu kanunun, meclis görüşmeleri esnasında Adnan Menderes, Refik Koraltan gibi milletvekilleri tarafından eleştirilmiştir.Bu eleştiriler meclis kürsüsünden Milli Şef İnönü'nün ve Cumhuriyet Halk fırkası'nın yaptığı uygulamaların sorgulanmasına kadar gitmiştir. Ayrıca bu kanun ile rejim değişikliği bile düşünüldüğünü belirten muhalif milletvekilleri eleştirilerinin dozunu gittikçe arttırmışlar ve Anayasa'nın ihlal edildiğini dile getirmişlerdir.1945'e kadar sesi çıkmayan muhalefet bu kanun görüşmeleri ile tekrar sesinin çıkartmaya ve mecliste söylenemeyenleri söyleyerek Türk siyasi hayatında yeni bir dönemin başlamasında rol oynamışlardır. Bu görüşmelerle başlayan hükümete yönelik ciddi manadaki eleştiriler, 1945 bütçe görüşmeleri esnasında aynen devam etmiştir. Toprak Kanunu görüşmelerinde olduğu gibi bütçe görüşmelerinde de bütçeyi konuşurken satır aralarında hükümet devamlı eleştirilmiştir.Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu kanun olarak ülkeye çok bir şey kazandırmamıştır. Ancak bu kanun görüşmeleri esnasında Adnan Menderes gibi siyasetçilerin de katılımıyla güçlenen muhalefete, yeni oluşumlar için zemin hazırlamış ve Türk siyasal yaşamında çok partili sisteme geçişte bir başlangıç olmuştur.Güçlenen Muhalefet, tek parti yönetiminin uygulamalarından sıkılan halk kitleleri tarafından geniş ölçüde taraftar bularak Demokrat Parti'yi kurmuştur.
Türkiye-Ortadoğu ilişkileri ( 1983-1993)
Bu çalışmanın amacı, 1983-1993 yılları arasında Türkiye'nin dış politikasında önemli bir yere sahip olan Ortadoğu politikasını değerlendirmektir. İran, Irak, Suriye, İsrail ve Filistin ile Türkiye'nin ilişkileri, diğer Ortadoğu ülkelerinden göre daha fazla olduğu için söz konusu ülkeler bu araştırmada incelenmiştir. 1983-1993 yılları, Turgut Özal'ın başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı altında geçmiş, bu nedenle Özal'ın Ortadoğu'ya yönelik yaklaşımına da yer verilmiştir.Bu araştırma sırasında ikinci el kaynakların yanı sıra, söz konusu süreç içinde meydana gelen olayların sağlıklı değerlendirilmesi açısından, dönemin gazetelerinden yararlanılmış, konu ile ilgili sadece Türkçe kaynaklardan değil, yabancı kaynaklardan da faydalanılmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde, Ortadoğu Bölgesi'nin stratejik önemi ve etnik yapısı, Türkiye'nin bölge içerisindeki konumu ve Türkiye'nin bölgeye karşı genel politikası incelenmiştir.İkinci bölümde ise, Türkiye'nin İran, Irak ve Suriye ile olan ilişkilerine yer verilmiştir. Tarihsel zeminde Türkiye-İran ilişkileri açıklandıktan sonra, İran İslam Devrimi'nin Türkiye açısından ortaya çıkardığı sorunlar incelenmiştir. Özellikle İran-Irak Savaşı ve Körfez Savaşı'nda Türkiye'nin politikası üzerinde durulmuştur. Irak ve Suriye ile olan ilişkilerde de su sorununa ağırlık verilmiştir. Suriye ve Irak arasında, Fırat, Dicle ve Asi nehirleriyle ilgili anlaşmazlık Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Projesi'ne başlamasıyla birlikte daha da görünür bir hal almış ve terör, Hatay meselesi gibi konularla ilişkili gerilimlere neden olmuştur.Üçüncü bölümde Türkiye-İsrail ilişkileri ve İsrail-Filistin sorunu karşısında Türkiye'nin tutumu incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Ortadoğu, Türkiye-İran İlişkileri, Türkiye-Irak İlişkileri, Türkiye-Suriye İlişkileri, Türkiye-İsrail İlişkileri, Filistin Sorunu, Körfez Krizi.
Tehcirden Milli Mücadele'ye Ermeni malları (1915-1922)
Ermeni tehcirinde yüz binlerce Ermeninin çeşitli yerlere gönderilmesi onlardan büyük miktarlarda taşınır ve taşınmaz malın kalmasını da beraberinde getirdi. Emval-i metruke (bırakılmış mallar) denilen bu mallar üzerinde hükümet denetim kurmak için, geçici kanunlar çıkararak çeşitli komisyonlar kurulmasını sağladı. Emval-i Metruke Komisyonları ve daha sonra bunların yerine kurulan Tasfiye Komisyonları yoluyla, Ermenilerden kalan mallar yağmalardan kurtarılabildiği ölçüde tasnif edildi, Müslüman muhacirlere dağıtıldı, Müslüman-Türk girişimci sınıfına aktarıldı, ordunun ihtiyacı için kullanıldı, Ermenilerin tehcir masraflarına sarf edildi ve son olarak da devletin okul, hapishane gibi ihtiyaçları için kullanıldı.Birinci Dünya Savaşı'nı kaybeden İttihatçılar yönetimden uzaklaşınca, Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra İngiliz yanlısı hükümetler yönetime gelmeye başladı. İngilizlerin de etkisiyle, bir yandan tehcir suçlusu olarak İttihatçıların tutuklanmaları ve yargılamaları yapılırken, diğer yandan da savaş sırasında tehcir edilen Ermenilerin memleketlerine dönmelerine ve mallarının iade edilmesine izin verildi. 1918 sonlarından 1920 başlarına kadar Anadolu'ya yaklaşık 200 bin Ermeni döndü. Dönenlere, yazdıkları dilekçeler uyarınca malları iade edildi.İtilaf Devletleri Rum ve Ermenileri de kullanarak Anadolu'nun işgaline başlayınca, bu işgallere karşı Anadolu'nun çeşitli yerlerinde direniş örgütleri kurulmaya başlandı. Bu direniş örgütleri, genel olarak Ermeni ve Rum tehlikesine karşı kurulmuşlardı. Örgütlerin kurulmasında askeri ve sivil bürokrasinin aynında eşrafın da ağırlığı vardı. Vatanın elden gideceği endişesinin yanında eşrafı direniş örgütlerinde teşkilatlanmaya iten bir başka sebep de, eşrafın Birinci Dünya Savaşı sırasında gönderilen Rum ve Ermeni mallarıyla zenginleşmesi ve sahip olduklarını kaybetme korkusuydu. Kurtuluş Savaşı'nda doğuda Ermenilere karşı başarı kazanan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, savaşlar sırasında giden Ermenilerin geri dönmeleri için önce Gümrü sonra da Kars Antlaşması'nda onlara belli bir süre tanıdı ve onlardan kalan mallar ile ilgili de Meclis'te yaşanan sert ve uzun tartışmalar sonunda bir kanun çalışması yaptı. Ancak, emval-i metruke sorunu kesin olarak Lozan Antlaşması'nda karara bağlandı.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin Malatya Teşkilatı (1923-1950)
Cunhuriyet Halk Partisi 1923- 1950 yılları arası 27 yıl boyunca Türkiye'yi yönetmiş ve bu uzun iktidarı sırasında ülke siyasetinin tek hakimi ve yönlendiricisi olmuştur. Ülkeyi düşman işgalinden kurtaran ve en büyük meşruiyetini bu kaynaktan alan CHP uzun iktidarı boyunca muhalefet hareketlerine de çok kısa bir süre müsade etmiştir.Milli Mücadele yılları sırasında oluşturulan ve ülke çapında büyük bir teşkilatlanmaya girişen Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti örgütlerini kendi bünyesine alarak hazır bir tabanla kuruluşunu gerçekleştiren parti, iktidarı süresince de örgütlenmesini ülke çapına yayarak büyük bir siyasi kurum haline gelmiştir.Bu çalısmada CHP'nin Malatya merkez ve ilçelerinde oluşturduğu parti teşkilatı incelenerek taşradaki siyasi yapısı üzerinde durulacaktır.Anahtar Kelimeler: CHP, Malatya, Tek Parti Dönemi, Halkevleri.
Türk siyasal yaşamında Birlik Partisi-Türkiye Birlik Partisi
Birlik Partisi 17 Ekim 1966 tarihinde bir grup zengin ve eğitimli Alevi tarafından kurulmuş, Parti kuruluş aşamasında kamuoyunda yarattığı ?Alevi Partisi? algısını kıramamış ve 1980 Askeri darbesiyle kapatılmasına kadar bu algıyla çalışmalarını sürdürmüş bir Partidir.İlk Genel Başkanı Hasan Tahsin Berkam'dır. Silahlı Kuvvetlerin istihbarat görevlerinde de bulunan Emekli General olan İlk Genel Başkan döneminde egemen ideolojiyle barışık sisteme entegre bir imaj veren Birlik Partisi daha sonraki dönemlerde de Milli Birlik Komitesi'nden kişilerin, emekli askerlerin çalışmalarda bulunduğu bir parti görünümü vermiştir.Daha sonra Millet Partisi'nden ayrılarak gelen Hüseyin Balan ikinci Genel Başkan olmuştur. Bu dönemde AP etkilerinin bulunduğu iç çalkantılarla geçen dönem olmuştur. Balan döneminde sağ eğilim gösteren bir parti görünümü vermiştir.Üçüncü Genel Başkan olan Mustafa Timisi döneminde ise Birlik Partisi, sola yakın politikalarla, hatta sosyalist eğilim gösteren zaman zaman radikal sosyalist grupların varlık gösterdiği gelenekten (Alevi Dedelerinden) ayrışan bir görünüm içinde olmuştur.Birlik Partisi girdiği üç Milletvekili Genel Seçimlerinden sırasıyla 1969 %2.8, 1973'te %1.1, 1977'de %0.4 oy oranlarıyla sürekli gerilemiş ve Türk siyasal yaşamında başarısız olmuş, büyük hayal kırıklığı yaratmıştır.Anahtar Kelimeler: Türkiye Birlik Partisi, Alevi, Alevilik, Hasan Tahsin Berkaman, Hüseyin Balan, Mustafa Timisi, Seçim.
20. Yüzyılın başında Rusya'nın Osmanlı politikası 1903 - 1917
Osmanlı Devleti ile Rusya'nın ortak tarihine bakıldığında Rusya'nın Boğazlar üzerinde hâkimiyet kurma mücadelesinden dolayı bunun büyük bir bölümünde rekabetçi ilişkilerin egemen olduğunu görebiliriz. Fakat Berlin Kongresi'nden sonra Osmanlı Devleti ile ilgili politikalarında bağımsız bir güç olarak hareket edemeyeceğinin farkına varan Rusya sürekli müttefik arayışı içerisinde olmuştu.20.yüzyıla gelindiğinde Rusya'nın Osmanlı İmparatorluğu'nda yürüttüğü bütün politikalar onun Boğazlar politikasının birer parçalarıydı denilebilir. Diğer yandan Boğazlar üzerindeki tasarıları hep engellerle karşılaşıyordu. Bunları bertaraf etmek için Rusya bölgede meydana gelen krizlerin yarattığı fırsatlardan faydalanarak Boğazları ele geçirmeyi denemişti. Fakat bu dönemde Boğazlar'ı ele geçirmek için gerekli olanaklara sahip olmadığından bölgede statükonun korunması politikasını izleyecekti. Böylece Rusya'nın temel amacı Osmanlı Devleti'nin dağılmasını ve Boğazlar'ın kontrolünün üçüncü bir devletin eline geçmesini önlemek olmuştu. Bu nedenle Rusya Balkanlar'da Slavların Doğu Anadolu'da ise Ermenilerin durumunun düzeltilmesi için ıslahat yapılması talebinde bulunacaktı. Fakat bunu yaparken ne Slavların ne de Ermenilerin bağımsızlıklarını arzulamıyordu. Rusya'nın kendi nüfuz bölgelerindeki devrimci faaliyetleri korkusu Slav ve Ermeni devrimci hareketlerine karşı olumsuz tavır sergilemesine neden olmuştu. Bunun için hem Balkanlarda hem de Doğu Anadolu'da kendi denetiminde tampon devletler yaratmak istiyordu. Görüldüğü üzere Rusya'nın hem Balkan hem de Doğu Anadolu politikası kendi içerisinde tutarsızdı.Balkanlarda Rusya, Boğazlar ile ilgili çıkarlarına yardımcı olacak biçimde Slavları desteklemişti. Bu konuda Rusya'nın en büyük silahı ise Panslavizm ideali olmuştu. Fakat Balkan Savaşları'ndan önce kurduğu Balkan İttifakı kısa sürede Rusya'nın kontrolünden çıkmıştı. Birinci Dünya Savaşı'nda ise Rusya Bulgaristan'ın Mihver Devletleri'ne katılmasına engel olamamıştı. Bütün bunlar Rusya'nın Balkan politikasının iflasını da beraberinde getirecekti. Diğer yandan Boğazları diplomasi yoluyla açma çabaları da sonuçsuz kalmıştı.Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusya'da meydana gelen devrim ve bunun sonucunda imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması ise Rus-Türk ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuştur.Anahtar Kelimeler: 1) Rusya, 2) Panslavizm,3) Islahat, 4) Boğazlar Meselesi,5) Ermeni Politikası
Donanma Mecmuası'nın siyasi, askeri ve sosyal açıdan incelenmesi (1910-1919)
Donanma Mecmuası, II. Meşrutiyet döneminin en önemli yayın organlarından biridir. Donanma Cemiyeti'nin yayın organı olarak Osmanlı toplumuna donanmanın önemini anlatmak için 1910 yılında yayın hayatına başlamıştır. Mecmuada donanmanın öneminin yanı sıra birçok önemli konuda yazılara da yer verilmiştir. Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı ile ilgili birçok yazı kaleme alınmıştır. Bunun yanı sıra yabancı devletler ile ilgili çok sayıda değerlendirme de bulunmaktadır. Yabancı devletler ile ilgili yazılarda Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile ilgili yazılarda pozitif anlamda propaganda yapılırken İtilaf Devletleri ile ilgili yazılarda karşı propaganda yapılmaktadır. Donanma Mecmuası askeri bir yayın organı olmasına rağmen bünyesinde çok sayıda sosyal ve kültürel yazılar da barındırmaktadır. Mecmuada toplumu ilgilendiren hemen her konuya değinilmekte ve sorun olarak görülen konularda çözüm önerileri sunulmaktadır. Mecmuada çok sayıda edebi yazının bulunması dönemin edebiyat dünyasına katkıda bulunduğunu göstermektedir. Mecmuada ayrıca spor ve ticaret konularına da sık sık değinilmektedir. Donanma Mecmuası'nda dikkat çeken bir başka husus İttihat ve Terakki yanlısı yazılar bulunmasıdır. Donanma Mecmuası 1910-1919 yılları arasında toplamda 192 sayı olarak yayınlanmıştır.
Türk mitolojisinde tek gözlü varlıklar
İnsanlık tarihi boyunca görme eylemini gerçekleştiren göz, mitlere konu olmuştur. Mistik bir güç yüklenen göz sembolü, mitolojilerde çeşitli anlamlar ifade etmektedir. Bu anlamlar iyi ve kötü olarak birbirlerinden kesin çizgilerle ayrılmak üzere çift yönlüdür. Mitolojilerde göze yüklenen bu güç, çoğunlukla tek gözlü varlıklara atfedilmiştir. Böylece dünya mitolojisinde tek gözlü varlıklara dair birçok mit ortaya çıkmıştır. Farklı din ve inanca sahip insan topluluklarının birçoğunda bazı farklılıklarla birlikte yer alan tek gözlü varlıkların kaynağını din ve inançlardan aldığı görülmektedir. Bu tek gözlü varlıklar genellikle kötülükle ilişkilendirilse de kutsal kabul edilen tek gözlü tanrılar da mitlerde yer edinmiştir. Tezin konusu uzun bir tarihi geçmişe sahip ve geniş bir coğrafyaya yayılmış Türklerin mitolojik kaynaklarındaki tek gözlü varlıklardır. Bu çalışma yapılırken herhangi bir sınırlandırma yapılmadan tüm Türk yurtlarındaki tek gözlü varlıklar ele alınmış ve coğrafi bölgelere göre tasnif edilmiştir. Tezin amacı Türk mitlerinde yer alan tek gözlü varlıkların kökeni, özellikleri ve insanlarla olan ilişkilerini bütüncül bir bakış açısıyla ortaya koymaktır. Çünkü konuyla ilgili daha önce yapılmış çalışmalarda genellikle Tepegöz merkeze alınmıştır. Diğer tek gözlü varlıkların bütün yönleriyle ele alındığı bir çalışma yapılmamıştır. Konu bütüncül bir bakış açısıyla devamlılık halinde herhangi bir akademik çalışma türünde incelenmemiştir. Türklerin çok geniş coğrafyalara yayılmaları sebebiyle Türk mitlerinin dağınıklığı ve yazıya geç aktarılması en büyük problemi oluşturmaktadır. Bazı bölgelerdeki Türk mitlerinde tek gözlü varlıklara dair fazla bilgi bulunurken bazılarında ise daha azdır. Türk halklarının göç ve yayılmaları neticesinde din ve inanç değişimleri konuyla ilgili ayrı bir problemi meydana getirmektedir. Din ve inançlar mitleri doğrudan etkilemekte ve değiştirmektedir. Türk halklarının etnik oluşum süreçlerinde mitlerin ortaya çıkışı veya etkileşimini takip etmek de ayrı bir zorluğu beraberinde getirmektedir. Bu problemlerden hareketle önce Türk mitlerinin coğrafi tasnifi Türk halklarının tarihi gelişimlerine göre bölümler halinde yapılmıştır. Yöntem olarak her bir Türk halkının mitlerindeki tek gözlü varlıklar, önce tespit edilmiş, kökeni ve vasıfları araştırılmıştır. Daha sonra bu varlıkların arasındaki benzerlikler ve farklılıklar mukayese edilmeye çalışılmıştır. Yapılan çalışmaların neticesinde Türk mitlerinde yer alan tek gözlü varlıkların kökeni din ve inançtan hareketle Gök-Tanrı dini ve Şamanizm inancında kötü ruha dayanmaktadır. Diğer dinleri benimseyen Türkler arasında da bu inanç devam ettirilmiştir. İslamiyet'i kabul eden Türklerde ise dini tesirle kötü ruhların kökeninin cinlere dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Bu varlıklar fiziken çirkin, korkunç, çok güçlü, devasa boyutlarda (genellikle dev), bazıları tek kollu, tek ayaklı olarak genellikle insan suretinde tasavvur edilmiştir. Ayrıca çeşitli hayvan şekillerine girebilen tek gözlü varlıklar, bazı mitlerde kavim olarak kaydedilmiştir. Türk mitlerinde tek gözlü varlıklar, karakter olarak genellikle kötü tabiatlı, insanlara zarar veren varlıklardır. Bu varlıkların insan yediğine ve onları esir ettiğine inanılmaktadır. Bazı mitlerde tek gözlü varlıkların kahramanın karşısında yer alan bir engel olduğu görülmektedir. Mitin devamında kahraman bu varlıkları öldürerek ön plana çıkmaktadır. Bazı mitlerde ise insanlar, kendilerini kurtarmak için bu varlıklarla mücadele etmiştir. Bunlara ek olarak mitlerde nadiren kahramana yardımcı, iyi huylu tek gözlü varlıklar da yer almaktadır. Bu durum Türk mitlerindeki dış tesirlerin etkisini göstermektedir.
65 numaralı (H.1200-1203/ M.1785-1789) Konya Şer'iyye Sicilinin transkripsiyon ve değerlendirilmesi
Bu çalışma kapsamında 77 görüntü 75 varak ve 150 sayfadan oluşan Konya Şer'iyye Sicil Defteri'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu kapsamda önce belgeler günümüz Latin harfleri Türkçesine çevrilmiş ve sunulmuştur. Varak numarasına ve hüküm sayılarına göre belgelerin özeti de 3. Bölümde verilmiştir. Belgelerde geçen önemli olaylar, siyasi ve dini kişilikler, müslüman ve gayrimüslim figürler, eğitim, ticaret, sosyo-kültürel yapıya ait kayda değer tüm özel ad ve değerler birinci bölümde ele alınmıştır. Dönemin en önemli olayı Sultan I. Abdülhamit'in vefatına kadar sürecek Özü Kalesi muhasarası ve harp ile ilgili padişah fermanlarıdır. Tüm Osmanlı coğrafyasını etkileyen bu olaylar Konya yöresinde de yankı bulmuş ve sicildefterinde yer bulmuştur. Ayrıca Şer'iyye kayıtlarının yöresel hukuki olaylara yer vermesi sebebiyle dönemin yaşam tarzına, bölgenin ticari ve ekonomik durumuna ait verileri de içermektedir. Mutfak eşyaları, tarım ürünleri, ticari mallar ve narhlara ait değerler de sunulmuştur. Sonuç olarak bu defterin transkripsiyonu ile doğrudan belgeler tarihçiler ile diğer bilim insanlarının kullanımına sunulmuştur.
Mustafa Zeki Paşa'nın Askerî Mektepler Nazırlığı ve Tophane-i Amire Müşirliği görevleri üzerine bir inceleme
Çalışmanın temel amacı 1849-1914 yılları arasında yaşayan, II. Abdülhamid döneminde 25 yıl Askerî Mektepler Nazırı ve 17 yıl Tophâne-i Âmire Müşiri olarak görev yapan devlet adamı Mustafa Zeki Paşa'nın Askerî Mektepler Nazırlığı ve Tophâne-i Âmire Müşirliği dönemini ortaya koymaktır. Mustafa Zeki Paşa, 1849'da Aydın ilinin Bozdoğan kazası Kemer köyünde dünyaya gelmiştir. 1872'de Erkan-ı Harbiye Mektebi'nden Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle mezun olmuştur. 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbinde Müşir Süleyman Paşa'nın yaverliğinde bulunmuştur. Daha sonra Padişah yaveri ve Şehzadelerin öğretmeni olmuştur. 1883'te Liva (Tuğgeneral) rütbesi ile Askerî Mektepler Nazırlığına, 1891'de bu Nazırlığı korumak suretiyle Tophâne-i Amire Müşirliğine geçirilerek uzun yıllar boyu bulunduğu görevleri başarıyla ifa etmiştir. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanına kadar bu görevlerde kalmıştır. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra rütbesi sökülerek 1909'da Rodos'a sürülmüştür. Rodos dönüşünde 1914'te İstanbul Büyükada'da vefat etmiştir. Araştırmanın temel kaynaklarını T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi ve Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt ve Denetleme Başkanlığı Arşivi başta olmak üzere süreli yayınlar ve hatıratlar oluşturmaktadır.
572 Numaralı Karahisâr-ı Sâhib Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (2 Şubat 1847-4 Ekim 1847)
Bu çalışmada 15 Safer 1263 (2 Şubat 1847) 23 Şevvâl 1263 (4 Ekim 1847) tarihleri arasındaki kayıtları ihtiva eden 572 Numaralı Karahisâr-ı Sâhib Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyonu, değerlendirilmesi ve özeti yapılmıştır. Defterde bulunan iki yüz seksen üç belgeden elde edilen bilgiler neticesinde Karahisâr-ı Sâhib'e ait dönemin idari, sosyal ve iktisadi yapısı değerlendirilmiştir. Defterden, Karahisar-ı Sahib'in idari ve fiziki yapısı ile ilgili olarak merkez kaza dahilindeki köy ve mahalle isimleri ile bazı yer isimlerini tespit etmek mümkün olmuştur. Ağırlıklı olarak gayrimenkul alım-satımı ile ilgili belgelerden oluşan defterden döneme ait ev, bağ, dükkan, arsa, tarla hisse ve fiyatları tespit edilmiş ve tablo halinde sunulmuştur. Ayrıca tereke kayıtları açısından da oldukça zengin olan defterden tereke sahiplerine ait mal ve eşyaların çeşit ve fiyatları, çocuk ve eş sayıları, terekede geçen yer ve şahıs isimleri, lakaplar, alacaklar, borçlar, miras taksimi vs. konularda oldukça zengin bilgiler elde edilmiştir. Çalışma, özelde Afyonkarahisar, genelde ise Osmanlı Devleti'nin taşra teşkilatı ve hayatına ışık tutacak, bölge tarihi ile ilgili diğer çalışmalara katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Karahisâr-ı Sâhib, Şer'iyye Sicili, Tereke
Samsun Belediye tarihi üzerine bir inceleme (1930-1945)
Bu çalışmanın amacı Samsun Belediyesi'nin 1930-1945 tarihleri arasındaki faaliyetlerini irdelemek olarak tanımlanır. Bu meyanda araştırmada belediyenin Samsun'daki şehirleşmeyi sağlamak, 1929 Dünya Ekonomik Krizinin yarattığı iktisadi zorlukları aşmak ve toplumsal yaraları sarmak için yürüttüğü çalışmalara odaklanılmıştır. Tez konusunu oluşturan 1930-1945 dönemi Samsun Belediyesinin faaliyetleri irdelendiğinde, belediyenin bütün iktisadi imkânsızlıklara rağmen faaliyetlerini öncelikler belirleyerek yürüttüğü anlaşılmaktadır. Cumhuriyet döneminde şehirlerin modern bir görüntüye ulaştırılması temel amaç olarak belirince Samsun Belediyesi de bu amaca yönelik olarak şehrin alt yapı çalışmalarına yoğunluk verdi. Çok sayıda yol, kaldırım, köprü inşa edildi veya onarıldı. Şehrin elektrik ve su ihtiyacı için tesisler geliştirildi. Ayrıca savaştan çıkmış bir toplumun sosyal yaralarını sarmak için önemli adımlar atıldı. Belediyenin bütçesinden ayrılan tahsisatlar incelendiğinde sosyal yardımın büyük bir yekûn tuttuğu açıkça görülmektedir. Özellikle okul çağındaki yoksul çocuklar korundu. Keza cumhuriyetin sıhhatli toplum yaratma amacına uygun olarak hastanelerden kadın ve çocuk bakımevlerine kadar geniş bir faaliyet alanı oluşturuldu. Sıtma gibi salgın hastalıklarla mücadele için bataklık kurutma ve ıslah çalışmaları gerçekleştirildi. Taşrada okullaşma faaliyetlerine önem verildi. Sadece merkezde değil çevre ilçe ve köylerde okullaşma için tahsisat ayrıldı. Belediye şehrin iktisadi şartlarını iyileştirmek ve 1929 dünya ekonomik krizinin olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için özellikle fiyat artışlarına müdahale etti. Şehrin iktisadi hayatını canlandırmak için limandaki iskelelerin günün şartlarına uygun hale getirilmesi için çalışıldı. Sonuç olarak Samsun Belediyesi kuruluşundan 1945 yılına kadar gerek alt yapı hizmetleri, imar iskan faaliyetleri, sağlık, eğitim ve sosyal yardım gibi çok geniş bir alanda halka hizmet vermeyi başardı. Mali olanakları son derece sınırlı olmasına rağmen belediye, Samsun'un şehir görüntüsüne ulaşmasını sağlamış ve toplumun bütün kesimlerine hizmet götürmeyi başarmıştır. Araştırmada Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı ve Cumhuriyet Arşivlerinden elde edilen veriler, Samsun Belediyesi Meclis Kararları, Samsun 19 Mayıs Halkevi Dergisi, Vilayet Salnameleri, dönemin önde gelen Samsun, Ahali, Aks-ı Sadâ, Haber ve ayrıca T.C. Resmi Gazete'sinden faydalanılmıştır. Ayrıca konuyla ilgili yazılmış tetkik eserler de irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Samsun, Belediye, Cumhuriyet, 1930-1945 Dönemi, Faaliyet
Avrupalı seyyahlara göre XIX. yüzyılın son çeyreğinde Pamir bölgesinde kültürel hayat
Pamir bölgesi XIX. yüzyıla kadar büyük devletler tarafından önem verilen bir yer değildi. Ancak XIX. yüzyılın sonlarına yaklaşırken büyük devletler tarafından önem verilen bir yer haline geldi. Rusya'nın İngiliz Hindistan'ını, İngiltere'nin de Rus Türkistan'ını tehdit etmesiyle bölge önem kazandı. Rusların Orta Asya'daki yayılmacı siyaseti sebebiyle Hindistan'a uzanması ihtimali İngiltere'nin sömürge topraklarını ve ticaret sahasını tehdit ediyordu. İngilizlerin Hindistan, Çin ve Afganistan üzerindeki hâkimiyeti ise Rusların Orta Asya siyaseti açısından risk oluşturuyordu. İki büyük imparatorluğun kesişim noktası haline gelen Pamir bölgesi, seyyahlar tarafından ziyaret edilerek, bölgenin coğrafi yapısı ve bölgede yaşayan halklar inceleme altına alındı. Bölgeye yapılan seyahatlerden elde edilen veriler, XIX. yüzyılın son çeyreğinde Pamir bölgesinde yaşayan halkların kültürel özelliklerine dair en önemli kayıtlardır. XIX. yüzyılın son çeyreğinde bölgeye yapılan seyahatlerin kayıtlarının mukayese ve tenkit edilerek bölge halkının kültürel özellikleri ortaya konulması amaçlanmaktadır. Çalışmaya başlarken öncelikle bölgeye yapılan seyahatler tespit edilerek seyyahların biyografileri hakkında bilgi edinilmiştir. Sonrasında seyahatnameler incelenerek Pamir bölgesinin coğrafi özellikleri ve bölgede yaşayan halklar hakkında verilen bilgiler tasnif edilmiştir. Seyyahların etnik kimlikleri, meslekleri ve bölgeye geliş amaçları göz önüne alınarak verdikleri bilgiler tahlil ve tenkit edilmiştir. Seyahatnamelerden edinilen bilgilerde yoğun olarak bölge halkının günlük yaşantısı, ekonomileri ve barınma yerleri ile bölge içerisindeki coğrafi konumları hakkında bilgiler yer almaktadır. Elde edilen bulgulara göre Pamir bölgesinin kuzey ve doğu kesimlerinde yaşayan Kırgızların, Tacikler ve Dağ Tacikleri olarak da adlandırılan Vahanlılardan çok farklı bir kültüre sahip oldukları görülmektedir. Ancak bölgenin doğu kesiminde Kırgızlarla birlikte yaşayan Taciklerin Kırgızlardan etkilendikleri ve kültürel özelliklerinde Kırgız etkisi olduğu göze çarpmaktadır. Bölgenin daha çok batı kesiminde yaşayan Tacikler ile güney kesimlerinde yaşayan Vahanlıların ise birbirlerine çok benzer iki halk oldukları görülmektedir. Pamir bölgesi içerisinde benzer coğrafi özelliklerde yaşayan üç farklı halkın farklı kültürlere sahip olmaları dikkat çekici bir unsurdur. Bölgede yaşayan Kırgızlar göçebe yaşam kültürünün temsilcileri olarak öne çıkarken, Tacikler ve Vahanlılar yerleşik yaşam kültürünün temsilcileri olarak bölgenin kültürel zenginliğini oluşturmaktalardır.
Buhara Hanlığı'nda İmamkulu Han dönemi (1611-1641)
1500 yılında Şeybanî Han tarafından kurulan Buhara Hanlığı Şeybanî Hanedanın ardından sırasıyla Astrahâni ve Mangıt Hanedanı tarafından yönetilmiştir. Şeybâni Hanedanı döneminde adını güçlü hükümdarlarla ve zaferlerle tarihe yazdıran Buhara Hanlığı, bu hanedanlık ailesinin yönetiminin son bulması ile yeni bir döneme girmiştir. Yeni hanedan ailesi Şeybanîler'den devraldığı mirası dönemin zor koşullarına rağmen koruyabilen Astrahanîler olmuş ve XVII. yüzyılda Buhara Hanlığı'nda siyasi atmosferin değiştiği farklı bir dönemin kapılarını aralamıştır. Ancak Şeybanî Hanedanlığı'nın elde ettiği siyasi güç Astrahanîler'e nasip olmamıştır. Çünkü Astrahanîler devrinde Maveraünnehir'de sıklıkla taht kavgaları yaşanmış, mahalli güçler merkezî hükümet için tehdit oluşturmuş ve hanlık dış tehditlere karşı savunmasız kalmıştır. XVII. yüzyıl, Buhara Hanlığı'nda taht kavgalarıyla başlamış ve merkezi otorite uzun bir süre tesis edilememiştir. İmamkulu Han ise bu yüzyılın başında rakiplerini bertaraf ederek hanedan içerisinde taht kavgalarına son verip kardeşi Nadir Muhammed'in desteği ile hanlıkta uzun bir dönem sükunet ve istikrarın sağlayıcısı olmayı başarmıştır. Pek çok siyasi ve sosyal değişkene rağmen uzun süre kararlı bir politika yürüten İmamkulu Han tahtını kardeşine kendi isteği ile devrettiği ana kadar ülkede merkezi bir otorite kurmaya çalışmış ve kuzeyde Kazaklara batıda Safevîlere karşı mücadele vermiştir. İç ve dış politikada nispeten ılımlı bir siyaset yürütmeyi başarmış ve hanlık tarihinde gözle görülür bir iyileşme süreci başlatmıştır. İmamkulu Han dış politikada denge siyaseti izlerken, hanlık içerisinde çeşitli isyan ve karışıklıklarla baş etmeye çalışmıştır. Toprağa dayalı ekonomik sistemin bir parçası olan Özbek siyasi yapısı, bölgesel yönetimlerin güç kazanmasıyla birlikte merkezi otoriteyi koruma mücadelesi vermiştir. Bu dönem Cengiz soylu olmayan yeni yönetici aile Mangıt Hanedanının başa gelmesiyle sona ermiştir.
Türk siyasal yaşamında Doğru Yol Partisi
Demokrat Parti-Adalet Partisi çizgisinin devamı olarak, 12 Eylül Askeri Müdahalesi'nden sonra 23 Haziran 1983'te kurulan Doğru Yol Partisi, millet iradesinin üstünlüğüne inanan, milliyetçi, muhafazakar, demokrat, laik, liberal ve serbest piyasa ekonomisi taraftarı olmuştur. DYP'nin, 1946'da başlayan halk hareketinin devamı olduğu genel kabul görmektedir. 1982 Anayasası'yla siyasetçilere getirilen siyasi yasakların, 6 Eylül 1987 tarihli halk oylamasıyla kalkmasından sonra, DYP Genel Başkanlığa Süleyman Demirel seçildi. DYP III. Büyük Kongresi'yle başlayan değişim hareketi çerçevesinde, parti yönetiminde genç ve yeni isimlere görev verildi. Bu değişim hareketiyle 1991 seçimlerine giren DYP, %27.03'lük oy oranıyla birinci parti oldu. 20 Ekim 1991 seçimleri sonrasında kurulan DYP-SHP ve DYP-CHP koalisyon hükümetleri, özellikle demokrasi, ekonomi alanında beklenen adımları atamadılar. Turgut Özal'ın vefatı, ardından da Süleyman Demirel Cumhurbaşkanlığı merkez sağ siyasetin kırılma noktasıdır. 24 Aralık 1995 seçimleri sonrasında DYP, ANAYOL ve REFAHYOL koalisyon hükümetlerinde yer almıştır. Demirel'in Cumhurbaşkanlığı sonrasında DYP ve ANAP liderlerinin birbirlerinin siyasetten silmek için izledikleri siyaset anlayışı, merkez sağda önemli bir gerilemeye neden oldu. Bunun dışında merkez sağda gerilemeye yolsuzluk, yozlaşma, güvensizlik gibi etkenlerin önemli payı oldu. DYP 1987 genel seçimlerinde %19.1, 1991'de %27.03, 1995'te %19.13, 1999'da %12.01, 2002'de ise %9.54 oranında oy aldı. DYP, DP ve AP'nin geleneksel oy tabanının güçlü olduğu illerde başarılı oldu. DYP'nin kırsal kesimdeki oy potansiyeli daha yüksektir. DYP oylarının tarım sektörüyle pozitif ilişkide olması, DYP'ye en önemli desteğinin kırsal kesimden geldiğini göstermektedir. Bunun nedeni de, köylü ile en sıcak ilişkiyi kuran, Süleyman Demirel'e duyulan vefadır. DYP'nin toplumsal tabanını köylüler, çiftçiler, küçük esnaf ve tüccarlar oluşturmaktadır. 3 Kasım 2002 seçimleri sonucunda, Çiller'in istifası sonrasında genel başkanlığa Mehmet Ağar seçildi. DYP, 2007 seçimleri öncesinde ?Demokrat Parti? adını aldı. DP, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde oyların %5.42'sini alarak Meclis dışında kaldı.Anahtar Kelimeler: 1) Türk Siyasal Yaşamı, 2) Siyasal Partiler,3) Doğru Yol Partisi, 4) Süleyman Demirel,5) Merkez Sağ
Haremeyn Evkaf Müfettişliği Sicilleri ekseninde vakıf problemleri ve çözüm yolları (1587-1615)
Osmanlı Devleti'nde XVI. asrın sonlarında, Haremeyn Evkaf Nezaretinin tesis edilmesiyle Haremeyn vakıfları başta olmak üzere hanedan ve devlet adamlarının kurduğu vakıfların idaresinde önemli bir düzenlemeye gidilmiştir. Zira bu dönemde, hanedan ve devlet adamları vakıfları ile reayanın kurmuş olduğu Haremeyn vakıflarının idaresi, başında Darüssaade Ağası, onun altında da çeşitli kalemlerin bulunduğu Haremeyn Evkaf Nezaretine verilmiştir. Nezaret kurulduktan hemen sonra bu vakıflar özelinde geniş çapta teftiş faaliyetleri başlamıştır. Bu süreçte vakıflarla ilgili çok sayıda emir ve fermanlar da çıkartılarak vakıfların idaresindeki aksaklıklar giderilmeye ve varsa suistimallerin önüne geçilmeye çalışılmıştır. Haremeyn Evkaf Nezareti bünyesinde tesis edilen kalemlerden birisi olan Haremeyn Müfettişliği ise Nezaretin idaresindeki vakıfların tüm şer'î işlemlerini takip etmek ve davalarını dinlemekle yükümlü tutulmuştur. Bunun yanında, surre defterleri, vakıfların gelir ve gider kayıtları ile mütevellilere ait muhasebelerin kontrolleri de yine müfettişler tarafından gerçekleştirilmiştir. Müfettişliğin, Haremeyn Evkaf Nezareti ile birlikte kurulduğuna yönelik genel bir kanı bulunsa da arşiv kayıtları irdelendiğinde Nezaretten sonra tesis edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu çalışmada da müfettişliğin kendi tuttuğu siciller ve arşiv kaynakları baz alınarak hem Haremeyn Müfettişliğinin kurumsal yapısı hem de kuruluşundan sonra görev yapmış olan ilk 4 müfettişin kimliği belirlenmiştir. Ayrıca Nezaret bünyesinde görev yapan Haremeyn mütevellilerinin çalışma usulleri ortaya konulmuştur. Yine vakıflarla ilgili davaların türleri ile vakıf meselelerinin çözümlerine dikkat çekilerek, akarların kiralamaları, tamir ve keşiflerinin detayları da ele alınmıştır. Çalışmada, Haremeyn Müfettişliği sicillerinin yanı sıra diğer arşiv belgeleri ile İslam hukuku eserlerinden de yararlanılmıştır
Endülüs'te Yahudi vezirler üzerine bir inceleme (910-1090)
İslâm tarihi boyunca Yahudiler, Müslüman idaresi altında özgürce yaşama imkânı bulmuştur. Özgürlüklerinin ve sosyal hayata katılımlarının doruklarına ise Endülüs medeniyetinde ulaşmıştır. 711 yılındaki Endülüs'ün fethinden itibaren Müslüman yöneticilerle Yahudiler arasında karşılıklı güveni tesis eden ilişkiler kurulmuştur. Endülüs'te hâkim olan hoşgörü dil, din, ırk gözetmeksizin Yahudilerin devlet kadrolarında liyakat esaslı istihdam edilmelerini sağlamıştır. Çok yönlü ve donanım sahibi bu Yahudiler inançlarına bakılmaksızın, fayda esası gözetilerek idari kadrolarda görevlendirilmiştir. Yahudiler Endülüs'te kendi inançlarını değiştirmeden, İslâm idaresinin en üst mevkii olan başvezirlik makamına getirilmişlerdir. Zaman zaman Yahudi vezirler birden çok idari alanda görevlendirilerek neredeyse devletin tüm birimlerinde söz sahibi olmuşlardır. Elçi, diplomat, kâtip, saray hekimi, askeri stratejist, gümrük, icra ve vergi memuru gibi birden çok görevi aynı anda yürütmüşlerdir. Genişletilmiş yetkilere sahip bu vezirler ve himaye ettikleri diğer Yahudiler ortaçağın en prestijli Yahudileri olmuş ve Endülüs'te altın çağlarını yaşamışlardır.
1980 sonrası Türkiye solu: SHP örneği
Social Democrat Populist Party(SHP), was founded after 12 September 1982 military stroke to gather the votes of blocked Republic Party (CHP). It was established by Erdal İnönü with the association of HP and SODEP that had same goals, in 3 November 1985. The emblem of the party was six arrows surrounded by olive branches. SHP incorporated with CHP in 18 february 1995. So its legal presence was finished.SHP was the representative of Social Democracy based on Marxism which began to gain popularty from the beginning of 1980s. It was spoksman of Social Democrat Public section when it was in social life. However, since ıt didn't become a goverment power alone ,it could not apply its programme entirely. In SHP programme, party had some goals related to individuals such as freedom and equalty and labor was stressed as being the biggest value. As it was more liberal and moderate when compared with other parties SHP was ciriticized by some surroundings.SHP gained its biggest accomplishment in 1989 local elections. It became the first party with its %28 voting rate and it won elections not only in Ankara, İstanbul, İzmir but also in many other counties. It was criticized much when associated with HEP in early elections in 20 October 1991.Deniz Baykal often did extraordinary congresses but they were gained by Erdal İnönü. Therefore, uneasinesses in the upper part of the party became apparent.Key Words: Social Democrat Populist Party, (SHP), Erdal Inönü, Parties, 12 September
19. yüzyıl Üsküdar örneğinde yetimler (1850-1856)
İslam hukuk ve devlet sistemi, insan haklarına riayet edilmesine ihtimam göstermiş olup, bu çerçevede yetim hakkı her haktan üstün tutulmuştur. Bu sebeple tarih boyunca İslam hukuku ile yönetilen devletler yetim haklarına değer vermiş, onları koruyup gözetmek ve ihtiyaçlarını temin etmek için vakıflar tesis etmişlerdir. Vakıf konusunda oldukça önemli mesafe katetmiş olan Osmanlı Devleti, alanın önemli bir cüzü olarak kimsesiz yetim çocuklar için farklı hayır tesisleri kurmuştur. Osmanlı Devleti'nde vakıfların yanında Tanzimat Fermanı'ndan sonra yetimler için özel bir nezaret kurulmuştur. Bu sayede yetimler için yapılan faaliyetler daha denetimli hale gelmiştir. Yetimler için atılan bu önemli adımın akabinde kimsesiz çocuklar için yuvalar, bakımevleri, yatılı okullar açılmaya devam etmiştir. Çalışmada Osmanlı Devleti'nin yetimler için yürüttüğü uygulamalar ve teşkil ettiği kurumlar ele alınmıştır. Ayrıca mahkeme kayıtlarının tutulduğu şer'iyye sicilleri incelenerek bu çocukların mali, sosyal, hukuki, ekonomik vb. alanlarda ne gibi ayrıcalıkları olduğu tespit edilmiştir. Coğrafya olarak Üsküdar bölgesinin seçildiği çalışma, 1850-1856 yıllarını kapsamaktadır. Çalışmada, Üsküdar'daki çocukların yetim kaldıkları andan reşit oldukları zamana kadarki süreç incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Üsküdar, Yetim, Eytam Sandıkları, Fon.
Atatürk dönemi Türkçü ve milliyetçi uygulamalar
Türkçülük fikri Osmanlı Devleti'nin son döneminde ortaya çıkmış, İttihat ve Terakki yönetiminde ilk Türkçü uygulamalar hayata geçmiştir. Milli Mücadelenin ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinde, Atatürk'ün önderliğinde bir ulus devlet modeli geliştirilmiştir. Devletin kurulmasının ardından uygulanan milliyetçi politikalardan biri 1924 Anayasasında millet tanımının Türk olarak belirlenmesidir. Bununla birlikte gayrimüslimlere ve yabancılara getirilen kısıtlamalar ve Türk müteşebbislere sağlanan muafiyetlerle ekonomide Türk hakimiyeti kurulmak istenmiştir. Yabancıların elinde olan şirketler satın alınmış, yerli malı seferberliği başlatılmış ve böylece bu alandaki hakimiyet genişletilmeye çalışılmıştır. Eğitim alanında yeni bir alfabeye geçilmiş, okuma yazma oranının arttırılması hedeflenmiş, Türkçede bulunan yabancı kökenli kelimeler yerine yerlerine Türkçe karşılıklarının bulunması sağlanmıştır. Bunun dışında Milli Mücadeleden itibaren milletvekilleri mecliste yaptıkları konuşmalarda Türk'ün sahip olduğu niteliklere değinmiş ve Türklük vurgulu konuşmalar yapmıştır. 1937 yılında yapılan yasal düzenlemeyle birlikte ise devlet kendini milliyetçi olarak tanımlamıştır.
Afyonkarahisar'da eğitim tarihi üzerine bir inceleme (1923-1945)
Milli Mücadele Dönemi'nde zafere giden yolda önemli bir yere sahip olan Afyon, cephe şehri olmasıyla birlikte İngiliz, Fransız ve Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilmiştir. İşgal sırasında okul binaları düşman kuvvetleri tarafından kullanılarak tahrip edilmiş ve yakılmıştır. Bu gelişmeler, Afyon'da eğitim alanında sıkıntılara yol açmıştır. Cumhuriyetin ilan edilmesiyle birlikte savaşın yarattığı tahribat ve yıkımlar giderilmeye çalışılmıştır. Böylece her alanda yeniliklerin yapıldığı bir döneme girilmiştir. Bu yeniliklerden biri de Afyon'da eğitim alanında gerçekleştirilen çalışmalardır. Cumhuriyet Dönemi'nin ilk yıllarında okumayazma oranının düşük olması nedeniyle eğitim ve öğretime verilen önem artmıştır. Bu doğrultuda, herkese okuma-yazma öğretmek amacıyla bir seferberlik başlatılmıştır. Yeni ve büyük okul binaları inşa edilmiştir. Öğretmen ve öğrencilerin durumu iyileştirilmeye çalışılmıştır. Öğretmen sayısının arttırılması ve maaşlarının düzenli olarak verilmesi için çeşitli önlemler alınmıştır. Müfredat programında, öğrencilerin her alanda kendilerini geliştirmeleri için pozitif ve sosyal bilimlerin yanı sıra pratik ve teknik bilgilerin bulunduğu derslere de yer verilmiştir. Öğrencilerin yeteneklerini gösterebilmeleri için uygun ortamlar sağlanmıştır. Fakir öğrenciler tespit edilerek kıyafet, yemek ve barınma yardımları yapılmıştır. Okullarda sadece eğitim değil, aynı zamanda çeşitli sosyal aktiviteler de gerçekleştirilmiştir. Bu aktiviteler arasında gezi, müsamere, konferans, sergi, veda çayları, spor, gösteriler ve milli bayram kutlamaları yer almıştır. Bu çalışmada, 1923-1945 yılları arasında Afyon merkez ve ilçelerindeki okur-yazar oranları, okul binalarının sayısı, öğretmen ve öğrenci sayıları, sanat okulları, eğitime ayrılan bütçe ve harcamalar; süreli yayınlar, arşiv kaynakları, TBMM Zabıt Cerideleri, tetkik eserler ve diğer kaynaklar kullanılarak incelenmiştir. Ayrıca, Afyon merkez ve ilçelerinde bulunan yaygın eğitim kurumları arasında Afyon Türk Ocakları, Afyon Millet Mektepleri, Eğitmen Kursları, Afyon Halkevleri ve Halkodalarının eğitimdeki yeri ve önemi üzerinde durulmuştur. Afyonkarahisar adı 2005'ten itibaren kullanılmaya başlandığı için, dönemin terminolojisine uygun olması açısından ilin adı bu çalışmada Afyon olarak geçmiştir. Anahtar Kelimeler: Afyon, Eğitim, Cumhuriyet Dönemi, Okul, Öğretmen, Öğrenci.