Afyonkarahisar Health Sciences University
AFU

Afyonkarahisar Health Sciences University

Afyonkarahisar, Turkey
Kuruluş: 2018
Web Sitesitwitterfacebooklinkedininstagram

391

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

1

Enstitü

0%

DOI Oranı

Son Eklenen Tezler

Tümünü Gör
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İnflamatuar bağırsak hastalıklarında oküler yüzey özellikleri

İnflamatuar bağırsak hastalıkları (İBH) olan ülseratif kolit (ÜK) ve crohn hastalıkları (CH) ekstraintestinal komplikasyonlara da neden olan hastalıklardır. Çeşitli göz komplikasyonları olan bu hastalıkların kuru göz ile ilişkilerini değerlendirmeyi amaçladık. Bu çalışma Afyon Kocatepe Üniversitesi Gastroenteroloji Bölümü'nde CH (n=26) ve ÜK (n=31) ile takipli 57 hasta ile yapılmıştır. Kontrol grubu ise 29 sağlıklı bireyden oluşmaktaydı. Çalışmaya katılan tüm hastalara ve kontrol grubuna sırası ile Schirmer 1 testi, GYKZ ölçümü, korneal ve konjonktival floresein boyanma değerlendirmesi ve konjonktival impresyon sitolojisi incelemesi yapıldı. Son olarak da gözde sübjektif yakınmalar oküler yüzey hastalık indeksi (OSDİ) anketi uygulandı. Seksen altı birey üzerinde yapılan analizlerde Schirmer testine göre İBH grubunda kuru göz oranı %56,1 iken kontrol grubunda % 10,3 olarak tespit edildi (p<0,001). GYKZ testine göre İBH grubunda kuru göz oranı %52,6 iken kontrol grubunda % 20,7 olarak tespit edildi (p=0,004). OSDI anket skoru İBH hastalarında (15,25±7,31) kontrol grubuna göre (11,75±7,33) anlamlı olarak yüksekti (p=0,039). Oxford şemasına göre hafif-orta şiddette boyanma İBH grubunda (%54,4) kontrol grubuna (%6,9) göre daha fazla idi (p<0,001). Nelson evrelem sistemine göre İBH hastalarında %69 hastada evre 2 ve evre 3 impresyon sitolojisi düzeyi bulunurken, kontrol grubunda hiçbir bireyde evre 2 ya da 3 impresyon sitolojisi düzeyi tespit edilmedi (p<0,001). Schirmer testine göre, sadece 5-ASA kullanan grupta göz kuruluk sıklığı %55,8 iken, 5-ASA ve azathiopurin birlikte kullanan hastalarda %61,5 olarak tespit edildi (p=0,485). Hastalığın başlama zamanından geçen süre ile göz kuruluğu arasında ilişki tespit edilmedi. Sonuç olarak, Kontrol grubuna göre İBH grubunda göz kuruluğunun 3 kata yakın oranda daha fazla olduğu görüldü. İBH hastalarında her nekadar rutin göz muayenesi önerilmemesine karşın, bizim çalışmamızda hastaların %50'sinde göz kurluğu görülmesi bu hasta grubunda rutin göz muayenesine klinik pratikte yer verilmesi gerektiğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: İnflamatuar bağırsak hastalığı, ülseratif kolit, crohn hastalığı, kuru göz.

Serkan Özcan
Afyonkarahisar Health Sciences University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kolorektal adenokarsinomlarda wnt-3,β-katenin, mmp7, vegf, vimentin ve ki67 ekspresyonlarının patolojik evre ve diğer prognostik faktörler ile ilişkisinin immünohistokimyasal yöntemle değerlendirilmesi

Wnt yolakları hücre bölünmesi, hücre göçü, hücre farklılaşması ve hücre ölümünde rol alan geniş bir transmembran reseptör ailesi ve hücre içi sinyalizasyon sistemidir. Bu yolaktaki bozuklukların karsinogenezde ve kanser prognozunda önemli bir paya sahip olduğu düşünülmektedir. Kolorektal karsinomlar sanayileşmiş ülkelerde en sık görülen ve kansere bağlı ölümlerden en çok sorumlu olan kanserlerden biridir. Bu sinyal sistemi elemanlarının kolorektal adenokarsinomların prognozuna etkisi ortaya konabilirse bu proteinlere özgü kemoteröpatikler geliştirilebilecek ve bu yolaktaki proteinlerin ekspresyon düzeyi kolorektal adenokarsinomlarında prognostik faktörlerden biri olabilecektir. Bu çalışmada Wnt3, β-Katenin, MMP7, VEGF, Vimentin ve Ki67 ekspresyonlarının kolorektal adenokarsinomlarda evre ve diğer prognostik faktörlerle olan ilişkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışmamız için 1 Ocak 2012 ile 1 Ocak 2015 tarihleri arasında merkezimizde kolorektal adenokarsinom sebebiyle opere edilmiş 121 vakanın tümör blokları kullanıldı. Bu vakalardaki Wnt3, β-Katenin, MMP7, VEGF, Vimentin ve Ki67 ekspresyon düzeyini belirlemek için immünohistokimyasal yöntemler uygulandı. Vakalar mikroskop altında değerlendirildi. Elde edilen verilerin normal dağılıma uygunluğu, bağımsız grupların ortalaması, kategorik verilerin gruplar arası yüzde dağılımları, birden fazla sürekli verinin korelasyonu SPSS v18 kullanılarak hesaplandı. Tümördeki artmış nükleer β-katenin ve VEGF ekspresyon düzeyinin lenf nodu tutulumunu arttırdığı izlendi. Buna ek olarak artmış VEGF ekspresyonunun tümör evresini yükselttiği saptandı. Tümöral MMP7 ekspresyonunun, Ki67 proliferasyon indeksinin ve stromal vimentin ekspresyonunun mikroskopik derece, lenfovasküler invazyon, perinöral invazyon, lenf nodu tutulumu ve tümör evresi ile ilişkisi olmadığı görüldü. Tümördeki nükleer β-katenin ekspresyonu ve VEGF ekspresyonunun birbirleri ile korele olduğu izlendi.

Ahmet Çağrı Evran
Afyonkarahisar Health Sciences University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Retinitis pigmentosa hastalarında oksidatif ve antioksidatif stres markerlarının ölçülmesi

ÖZET Amaç: RP hastalarının klinik ve demografik özellikler tanımlamak ve RP hastalarının periferik kandaki antioksidan-oksidan durumu sağlıklı kontrollerle karşılaştırmak amaçlandı. Gereç - Yöntem: Çalışmaya Afyon Kocatepe Üniveritesi Tıp Fakültesi polikliniğine başvuran 18 yaşından büyük Retinitis pigmentosa tanısı alan 35 hasta, ikinci grupta ilk grupta yer alan hastalara aynı yaş grubunda ve cinsiyette 33 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Tüm olgulara ayrıntılı oftalmolojik muayne yapıldı ve makula ve retina sinir lifi tabakası kalınlıkları ölçümleri yapılarak kaydedildi. Retinitis pigmentosa hastaları ve kontrol grubundan kan alınarak serumda total oksidan kapasite, total antioksidan kapasite, katalaz, seruloplazmin, albumin, iskemi modifiye albumin, nativ tiyol, total tiyol ve disülfid düzeyleri ölçüldü. Bulgular Çalışmaya Retinitis Pigmentosa tanısı konulmuş 35 hasta ile herhangi bir sistemik ve oftalmolojik hastalığı olmayan sağlıklı 33 kişi dahil edildi. Retinitis Pigmentosa hastalarının %57,1 'i erkek, %42,9 'u kadındı. Kontrol grubunun %54,5 'i erkek, %45,5'i kadındı. Yaş ortalamaları RP hastalarında 37,68±12,76 yıl iken, kontrol grubunun yaş ortalaması 35,18±8,74 yıl idi. Retinitis pigmentosa hastaları ve kontrol grubu serumda total oksidan kapasite, total antioksidan kapasite, katalaz, seruloplazmin, albumin, iskemi modifiye albumin, nativ tiyol, total tiyol ve disülfid düzeyleri açısından karşılaştırıldığında TAS, katalaz, seruloplazmin, albumin, total tiyol, nativ tiyol değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Retinitis pigmentosa hastalarında TOS, İMA, disülfid, indeks 1, indeks 2 düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05 ). Sonuç Bu çalışma RP'li hastaların serumlarında oksidatif stres ve oksidatif hasarın devam ettiğine dair kanıtlar bulundu. Bununla birlikte, antioksidan-oksidan durumun RP'nin farklı evrelerinde nasıl ilerlediğini analiz etmek için ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Elif Ertan
Afyonkarahisar Health Sciences University
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sarkoidoz ve ateroskleroz ilişkisi: Az bilinen bir komorbidite

Sarkoidoz; nedeni tam olarak bilinmeyen, tutulan bölgelerde non kazeifiye granülomatöz inflamasyonla karakterize multisistemik bir hastalıktır. Ateroskleroz ise; toplumda çok yaygın görülen, büyük ve orta boy arterlerin daralmasına veya tıkanmasına yol açan bir hastalıktır. Bu çalışmada asemptomatik sarkoidoz hastalarında aterosklerozun önceden ön görülmesinde aterojenik belirteçlerin ve ultrasonografik değerlendirmenin (intima-media kalınlığı ve tepe sistolik akım (PSV)) etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda 10.10.2017-10.02.2018 tarihleri arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Kliniği‟ne başvuran ve sarkoidoz tanısı ile izleme alınan 44 hasta ve yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 53 sağlıklı kontrol grubunu alındı. Katılımcıların laboratuvar, solunum fonksiyon testi ve karotis ultrasonografi değerleri incelendi. Çalışmamıza dâhil edilen sarkoidoz hastalarının %70,5‟i kadın idi ve yaş ortalaması 35,36±7.18 yıl idi. Kontrol grubunun %64,2‟si kadın ve yaş ortalaması 33.58±8.13 yıl idi. Sarkoidoz hastalarının %20,5‟i kontrol grubunun %26,4‟ü sigara kullanıyordu (P=0,492). Hastaların %77,2‟si Evre 1 ve Evre 2 hastalar iken sade 10 hasta (%22,7) Evre 3 ve Evre 4 idi. Hastaların sadece 5‟i hala steroid tedavisi alıyordu. C-Reaktif Protein sarkoidoz hastalarında anlamlı düzeyde yüksek bulundu (P<0,001). Sarkoidoz grubunda HDL kolesterol düzeyi kontrol grubundan daha düşük iken, diğer kolestroller daha yüksek düzeyde saptandı. Tiroid fonksiyon testi her iki grupta benzer olarak saptandı. Intima-media kalınlığı sarkoidoz hastalarında daha yüksek idi. Yine Tepe Sistolik akın hızı (PSV) değeri sarkoidoz hastalarında daha yüksek saptandı. Aterojenik belirteçler (Aterojenik Indeks (AI), Aterojenik Sabit (AC) ve Kardiyojenik Risk Oranı (CRR)) sarkoidoz hastalarında daha yüksek olarak saptandı. Intima-media kalınlığı ile PSV, AI, AC, CRR, Trigliserid ve VLDL arasında pozitif bir korelasyon varken HDL ile negatif korelasyon saptandı. PSV ile aterojenik belirteçler (AI, AC, CRR) ve kolesteroller (TG ve VLDL) arasında pozitif korelasyon ve HDL ile negatif korelasyon saptandı. Sonuç olarak; sarkoidoz hastalarında ateroskleroza yatkınlık mevcuttur. Asemptomatik sarkoidoz hastalarında aterosklerozu öngörmede aterojenik belirteçler (AI, AC ve CRR) ve karotis arter intima-media kalınlığı ve PSV kullanılabilir. Yine hastalık evresinin ve kortikosteroid kullanımının ateroskleroz gelişimine etkisinin inceleneceği prospektif çalıĢmalara ihtiyaç vardır.

Okan Selendili
Afyonkarahisar Health Sciences University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tip 2 kollajen emdirilmiş enjekte edilebilen hyaluronik bazlı implant kıkırdak onarımını nasıl etkiler? ratlarda oluşturulan deneysel çalışma

Amaç: Ratların dizlerinde oluşturulan kıkırdak lezyonlarına hyaluronik asit ve tip 2 kollajenin tedavi ve iyileşme sürecinde etkilerini incelemek. Materyal Metod: Çalışmada 32 adet wester albino tipi ratın sağ dizleri kullanıldı. Mikrokırık grubu, hyaluronik asit grubu, tip 2 kollajen grubu ve kombine grup olmak üzere 4 gruba 8er adet rat ayrıldı. Ratların sağ dizlerine paramedian insizyon ile yaklaşılıp femur medail kondillerine 0.8mm K teli yardımı ile subkondral kemiği de içeren mikrokırık uygulanıp kıkırdak lezyonu oluşturuldu. Mikrokırık grubu tedavi iyileşme takibine bırakıldı. Hyaluronik asit grubuna ilk gün cerrrahi sonrası ve tek doz olarak 0,4ml HA enjeksiyonu uygulandı. tip 2 kollajen grubuna ilk gün tek doz olarak 30mikrogram T2C uygulandı. kombine gruba HA ve T2C birlikte uygulandı. 1.ayın sonunda her gruptan 4 hayvan sakrifiye edilip sağ distal femur eksize edildi ve histopatolojik inceleme için labaratuvara gönderildi. Geriye kalan deney hayvanları 2.ay sonunda sakrifiyeedilerek aynı işlem uygulandı. Laboratuvara alınan kemik örnekleri %3 Nitrik asitte dekalsifiye edildikten sonra %10 Nötral formalinde fikse edildi. 7 günlük fiksasyon sonrası örnekler otomatik doku takip cihazı (Leica TP1020) histolojik olarak takip edildi ve parafine gömüldü. Parafin bloklardan 5 µ kalınlıkta kesitler lam üstüne alındı ve genel kemik dokusu özelliklerini ve bağ doku yapılanması ve Tip 2 kollajeni ayrıntılı olarak değerlendirebilmek için Van Gieson boyaması ile boyandı ve ışık mikroskobu (Nikon E-600) ile değerlendirildi. Değerlendirme sürecinde kırık bölgesinde kıkırdak oluşumu ve tamir kalitesi klasik kıkırdak doku tamiri kriterleri olan O'Driscol ve Modified Mankin değerlendirmeleri (veya sınıflamaları) ile değerlendirildi. Değerlendirme sürecinde aşağıda yazılı kriterler kullanıldı. Grupların değerleri arasında istatistiksel farklılığın tespiti amacıyla One Way ANOVA istatistiksel analiz testi uygulandı. Değerlendirme için SPSS for Windows 23.0 istatisksel analiz programı uygulandı Bulgular: Her grup için elde edilen değerler hem O'Dricoll hem de Mankin sınıflandırmasında birbirlerine simetrik bir eğri çizmekteydi ki bu elde edilen sonuçların ve metodolojinin doğruluğunu kanıtlar nitelikte bir bulguydu. HA grubundaki iyileşmenin ve sonrasında Kombine 2Ay grubundaki iyileşmenin mikrokırık grubu değerlerine çok yakın olduğu gözlendi. İlginç olarak HA 2Ay grubunda iyileşmenin diğer gruplara göre çok düşük düzeyde olduğu tespit edildi. Bu durum HA'nın akut etkisinin daha belirgin olduğunu ve uzun süreli kullanımında ek doz gerekliliğini ortaya koymuştur. Diğer yandan Kombine grubunda ve Kombine 2Ay grubunda değerlerin yüksek olduğu ve Kombine 2Ay grubunda Kombine grubuna göre daha fazla artış olması doza bağımlı üzün süreli tedavide olumlu yönde iyileşme olarak değerlendirildi. Sonuç: Çalışmamızdan çıkarılacak sonuç olarak son dönemde yaygın olarak kullanılan HA nın tek başına kullanılmasının yerine T2C ile kombine edilerek kullanılması yeni çalışmaların önünü açması için değerli olduğu ön görülebilir. Ayrıca kıkırdak hasarlarında mikrokırık uygulanmasının diğer tedavi seçenekleri ile kombine kullanılması daha iyi sonuçlar alınabileceğini düşündürebilir. Kıkırdak iyileşmesinde multifaktöryel etkilerin ve çok sayıda biyolojik kaskadların etkili olduğu akılda tutulmalıdır

Sadık Emre Erginoğlu
Afyonkarahisar Health Sciences University
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

On-pump yöntemle koroner arter by-pass greft cerrahisi geçiren hastalarda pulmoner rehabilitasyonun solunum fonksiyonlarına ve yaşam kalitesine etkisi

Pulmoner rehabilitasyon cerrahi girişim geçiren hastalarda postoperatif pulmoner komplikasyonların önlenmesi bakımından, preoperatif ve postoperatif tedavinin önemli bir bileşenidir. Bu çalışmada, on-pump yöntemle koroner arter by-pass greft cerrahisi geçiren hastalarda uygulanan pulmoner rehabilitasyon programının, hastaların solunum fonksiyonlarına ve yaşam kalitesine olan etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Randomize kontrollü deneysel bir araştırma olarak planlanan çalışmaya Ağustos 2016 - Aralık 2017 tarihleri arasında Afyon Özel Park-Hayat Hastanesi'nin, Kalp Damar Cerrahi Kliniği'nde on-pump yöntemle KABG cerrahisi geçiren 50 hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan hastalar deney ve kontrol olmak üzere iki gruba ayrılmış; preoperatif ve postoperatif dönemde pulmoner rehabilitasyon uygulanan hastalar deney grubunu, standart bakım alan hastalar ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Deney grubundaki hastalara preoperatif dönemde solunum egzersizleri, insentif spirometre kullanımı, mobilizasyon teknikleri, alt-üst ekstremite egzersizleri hakkında eğitim verilerek uygulama yaptırılmıştır. Postoperatif dönemde de bu egzersizler her gün aşamalı olarak arttırılarak günde bir kez hastalara uygulanmıştır. Kontrol grubundaki hastalara ise standart hemşirelik bakımı uygulanmıştır. Çalışma bulguları incelendiğinde; deney grubunun %68'ini, kontrol grubunun ise %56'sını erkek hastalar oluşturmuştur. Hastaların yaş ortalamalarının her iki grupta da >60 yaş ve üzerinde olduğu saptanmıştır. Deney grubunda %64, kontrol grubunda ise %68 oranında bir yandaş hastalık olduğu belirlenmiştir. Beden kitle indeksine göre deney grubunda bulunan hastaların %48'inin, kontrol grubundaki hastaların ise %52'si obezdir. Hastaların SFT değerlerinde FEV1/FEVC değeri dışındaki tüm değerlerde preoperatif değerlere göre postoperatif 4.günde anlamlı bir şekilde azalma meydana gelmiştir (p<0.05). FEV1 ve FEVC değeri için bu azalma deney grubunda kontrol grubuna oranla daha az olmuştur. 6 DYT' de hastaların, preoperatif döneme göre servisteki 4.gün yürüme mesafelerindeki azalmanın deney grubunda (%34.148) kontrol grubuna (%36.682) göre daha az oranda olduğu saptanmıştır. SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinin alt boyutlarının puan ortalamaları incelendiğinde fiziksel fonksiyon, fiziksel rol kısıtlılığı, emosyonel rol kısıtlılığı, sosyal işlevsellik ve ağrı alt boyutları puan ortalamalarında azalma; mental sağlık, ve genel sağlık algısı alt boyut puan ortalamalarında ise artış gözlendiği saptanmıştır. Çalışma bulgularımız on-pump yöntemle koroner arter by-pass greft cerrahisi geçiren hastalarda solunum fonksiyonları ve yaşam kalitesinin; pulmoner rehabilitasyon uygulanan hastalarda standart hemşirelik bakımı alan hastalara göre daha iyi sonuçlar verdiğini göstermiştir. Bu sonuçlar koroner arter by-pass greft cerrahisi geçiren hastalarda pulmoner rehabilitasyonun preoperatif ve postoperatif dönemde hastanın tedavi sürecinde uygulanabilecek bir destek tedavi yöntemi olduğunu desteklemiştir.

Koroner arter bypassKoroner arter hastalığıPulmoner rehabilitasyon+2
Zümrüt Girgin
Afyonkarahisar Health Sciences University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2018
00