Amasya University
Discipline

Kadın ve Aile Araştırmaları Anabilim Dalı

Amasya University

15

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

15 Theses
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanı kadınlarda depresyon belirtileri ile iş-aile çatışması ve algılanan sosyal destek ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı sağlık çalışanı kadınlarda depresyonun yordayıcısı olarak iş-aile çatışması düzeyleri ve algılanan sosyal destek düzeylerini incelemek, iş-aile çatışması ile depresyon belirtileri arasında ve algılanan sosyal destek ile depresyon belirtileri arasında bir ilişki olup olmadığını belirlemektir. İlişkisel tarama modelinde kesitsel bir araştırma olan bu çalışma, 16 Ekim-16 Aralık 2023 tarihleri arasında Eskişehir Şehir Hastanesi'nde çalışan 296 kadın ile yapıldı. Veriler; "Kişisel Bilgi Formu", "İş-Aile Çatışması Ölçeği (İAÇÖ)", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ)" ve "Beck Depresyon Envanteri (BDE)" kullanılarak ve yüz yüze görüşme yapılarak toplandı.Elde edilen sonuçlar doğrultusunda çalışan kadınların orta düzeyde iş-aile çatışması, yüksek düzeyde sosyal destek algısı, hafif düzeyde depresyon belirtileri yaşadıkları belirlendi. Çalışan kadınlarda işinden memnun olma durumu ve ev içi sorumluluklar için ayrılan sürenin iş-aile çatışması, sosyal destek algısı ve depresyon düzeyleri ile ilişkili olduğu saptandı. Çalışan kadınlarda depresyon belirtileri ile iş-aile çatışması arasında pozitif yönlü anlamlı; depresyon belirtileri ile sosyal destek algısı arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu saptandı. Çalışan kadınlarda iş-aile çatışması arttıkça depresyon düzeyi artmakta; sosyal destek algısı attıkça depresyon düzeyi azalmaktadır. Bu doğrultuda çalışan kadınlarda depresyonun iş-aile çatışması ve sosyal destek algısı bağlamında gözden geçirilmesi ve risk faktörlerinin belirlenerek güçlendirme çalışmalarının yapılması önerilmektedir.

Algılanan sosyal destekDepresyonÇalışan kadınlar+1
Merve Ayaz Yerkazan
Amasya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları ile aile uyumu ve yaşam doyumu ilişkisinin incelenmesi

Çocukluk çağı travmaları, bireylerin yetişkinlik döneminde ruhsal sağlıkları ve aile içi ilişkileri üzerinde uzun vadeli etkilere yol açabilmektedir. Bu doğrultuda çocukluk çağı travmalarının gençlik ve yetişkinlik döneminde etkisini değerlendiren çalışmalara gereksinim duyulmaktadır. Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları ile aile uyumu ve yaşam doyumu düzeylerini incelemek, çocukluk çağı travmaları ile aile uyumu arasında ve çocukluk çağı travmaları ile yaşam doyumu arasında bir ilişki olup olmadığını belirlemektir. İlişkisel tarama modelinde kesitsel bir araştırma olan bu çalışma Kasım-Aralık 2023 tarihleri arasında Amasya Üniversitesi'nde öğrenim gören 814 öğrenci ile yapılmıştır. Veriler "Kişisel Bilgi Formu", "Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları Ölçeği (ÇÖYÖ)","Aile Uyum Ölçeği (AUÖ)" ve "Yaşam Doyum Ölçeği (YDÖ)" ile yüz yüze görüşme yapılarak toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler bir istatistik programı ile analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin yaş ortalaması 20,68±1,50, %66,2'si kadın ve %33,8'i erkektir. Öğrencilerin ÇÖYÖ puan ortalaması 38,85±15,17; alt boyutlara ilişkin ortalama değerler ise Fiziksel İstismar=6,61±3,34; Cinsel İstismar=6,72±4,15; Duygusal İstismar=8,51±4,18, Fiziksel İhmal=7,66±3,29 ve Duygusal İhmal=9,36±4,07'dir. AUÖ'nün puan ortalaması 20,01±4,89 ve YDÖ'nün puan ortalaması ise 15,60±4,92'dir. ÇÖYÖ ve AUÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü ve orta düzey bir ilişki vardır (r = -0,629: p = 0,000). AUÖ puanlarında meydana gelen değişimin %46,5'i ÇÖYÖ puanları ile açıklanmaktadır (R 2 = 0,465). ÇÖYÖ puanlarında meydana gelen bir birimlik artış AUÖ puanlarını -0,205 birim azaltmaktadır (Beta = -0,205). ÇÖYÖ ve YDÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü ve orta düzey bir ilişki vardır (r = -0,450; p = 0,000). YDÖ puanlarında meydana gelen değişimin %19,9'u ÇÖYÖ puanları ile açıklamaktadır (R 2 = 0,199). ÇÖYÖ puanlarında meydana gelen bir birimlik artış YDÖ puanlarını -0,147 birim azaltmaktadır (Beta = -0,147). Üniversite öğrencilerinde yapılan bu çalışma sonucunda öğrencilerin düşük düzeyde olumsuz çocukluk çağı yaşantılarına sahip oldukları, yüksek düzeyde aile uyumu ve orta düzeyde yaşam doyumu yaşadıkları belirlenmiştir. Öğrencilerin çocukluk çağı travmaları ile aile uyumu ve yaşam doyumu arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin çocukluk çağı örselenme yaşantıları ne kadar fazla ise aile uyumu ve yaşam doyumu düzeyleri o derece olumsuz etkilenmiştir. Bu doğrultuda; eğitim faaliyetleri içeresinde çocukluk çağından itibaren ihmal ve istismar konularında bilinçlendirme ve farkındalık çalışmalarına yer verilmesi ve ailelerle iş birliği yapılması önerilmektedir.

Çocukluk çağı travmaları
Merve Özel
Amasya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Evli bireylerde bilişsel ve davranışsal duygu düzenleme becerilerinin psikolojik iyi oluş, psikolojik sağlamlık öz şefkat ve umutla ilişkisi

Evlilik ilişkisi insan yaşamında oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Araştırmalar sağlıklı bir evlilik ilişkisi içerisinde olmanın bireylerin duygusal ihtiyaçlarını karşılamalarına, kendilerini güven içerisinde hissetmelerine, yakın çevreleri ve toplumla güvenli bağlar geliştirebilmelerine yardımcı olduğunu ortaya koymaktadır. Evli bireylerin ilişkilerinde kullandıkları duygu düzenleme becerileri evlilik ilişkilerini etkilemenin yanı sıra psikolojik sağlıklarıyla da doğrudan ilişkilidir. Bu araştırmanın amacı evli bireylerde bilişsel ve davranışsal duygu düzenleme becerilerinin psikolojik iyi oluş, psikolojik sağlamlık, öz şefkat ve umutla ilişkisini incelemektedir. Araştırmanın çalışma grubunu Orta Karadeniz Bölgesinde bir ilde ikamet etmekte olan 604 evli birey oluşturmuştur. Katılımcıların seçiminde uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Katılımcılar Kişisel Bilgi Formu, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Öz Şefkat Ölçeği Kısa Formu, Sürekli Umut Ölçeği, Davranışsal Duygu Düzenleme Anketi ve Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeğinden oluşan bir veri toplama aracını cevaplandırmışlardır. Verilenin analizinde betimsel istatistikler, Pearson korelasyon analizi ve standart çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda evli bireylerde bilişsel ve davranışsal duygu düzenleme becerilerinin psikolojik iyi oluş, psikolojik sağlamlık, öz şefkat ve umutla ilişkili olduğu belirlenmiştir. İşlevsel bilişsel ve davranışsal duygu düzenleme becerilerini sıklıkla kullanan evli bireylerin psikolojik iyi oluş, psikolojik sağlamlık, öz şefkat ve umut düzeylerinin daha yüksek olma eğiliminde olduğu bulunmuştur. Ruh sağlığı uzmanları, evli çiftlerin işlevsel bilişsel ve davranışsal duygu düzenleme becerilerini geliştirmelerine yardımcı olarak iyi oluşlarını belirgin bir şekilde artırabilir.

Mehmet Tayyip Erdoğan
Amasya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın girişimcilerin iş kurma süreçlerinin incelenmesi: Amasya ili örneği

Bu çalışmanın amacı Amasya ilinde 2014-2018 yılları arasında düzenlenen Uygulamalı Girişimcilik Eğitimlerine katılarak girişimcilik sertifikası alan kadınların iş kurma sürecinde yaşadıkları deneyimlerin incelenmesidir. Kadınların çalışma hayatındaki varlığı, ekonomik büyüme ve sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurlardandır. Türkiye'de kadınların iş gücüne katılımı ve istihdamı erkeklerin oldukça gerisindedir. Son yıllarda girişimcilik, kadınların çalışma hayatındaki varlığı, toplumsal hayata aktif katılımları ve ekonomik bağımsızlıklarını kazanmaları için bir araç olarak öne çıkmaktadır. Türkiye'de KOSGEB, kendi işini kurmak isteyen bireylere sağladığı eğitim, hibe ve uzman desteğiyle girişimcilik ekosistemine katılımlarını teşvik etmektedir. Özellikle Uygulamalı Girişimcilik Eğitimleri ile kadınların iş kurma süreçlerinde donanımları artırılarak başarıya ulaşmaları hedeflenmektedir. Bu bağlamda Uygulamalı Girişimcilik Eğitimlerine katılan kadın girişimcilerin deneyimlerinin ortaya çıkarılması amacıyla bu araştırmada nitel araştırma desenlerinden fenomenolojik desen kullanılmıştır. Bu araştırmanın çalışma grubunu amaçlı örnekleme yöntemi ile seçilen 18 kadın girişimci oluşturmaktadır. Bu araştırmada veri toplama yöntemi olarak derinlemesine görüşme yöntemi seçilmiştir. Bunun için yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanılmıştır. Görüşme formu oluşturulurken öncelikle, yapılan literatür taramasında önceki çalışmaların kullandığı veri toplama araçları incelenmiştir. Ardından bu çalışmayı gerçekleştiren araştırmacının mesleki deneyimi ve alanda uzman akademisyenlerin görüşü alınmıştır. Görüşme formu aracılığıyla çalışma grubundan toplanan veriler betimsel analize tabi tutularak kodlar, kategoriler ve temalar oluşturulmuştur. Oluşturulan kodlar, kategoriler ve temalar arasındaki ilişkiler incelenerek bir hiyerarşi kurulmuş ve veri analizi sonucunda bu araştırmada "girişimcilik eğitimi: hibe desteğine ulaşmak için bir araç", "yeni bir kariyer yolu: kendi işini kurmak", "karşılaşılan engeller, sorunlar ve çözüm yolları", "çalışma hayatında kadın girişimci olmak", "iş kurmanın aile ve arkadaşlık ilişkilerine etkisi", "kadınların girişimcilik algısı" olmak üzere altı tema belirlenmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda bu araştırmanın çalışma grubunu oluşturan kadın girişimcilerin geleneksel kadın girişimci sınıfında olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Girişimcilik eğitimlerinin katılımcılar için iş kurma süreçlerinde ve işyerinin sürdürülmesinde hibeden yararlanma dışında bir katkısının olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca iş kurma aşamasında olan kadınların ilgili kurumlar tarafından öncelikle eğitime katılmasının teşvik edilmesi "gösterge girişimciliği" olarak ifade edilmiştir. Kadın girişimciler sektör tercihlerini toplumsal cinsiyet rolleri, geleneksel beklentiler ve kişisel deneyimler doğrultusunda yaptıkları ve özellikle perakende ticaret ile fırın ve pastane ürünlerinin imalatı alanlarında hizmet verdikleri görülmektedir. Kadın girişimcilerin iş dünyasında erkek girişimcilere kıyasla başarısızlık korkusu, ev içi sorumluluklar ve toplumsal baskı gibi faktörler, kadın girişimcilerin karşılaştığı en önemli engeller arasında yer almaktadır. Bu araştırmaya katılan kadınların girişimci olduktan sonra ailelerine maddi olarak katkı sağladığı ancak uzun çalışma saatleri ve sosyal hayattan kopma nedeniyle aile ilişkilerinde zorluklar yaşadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: girişimcilik, kadın girişimciliği, KOSGEB, uygulamalı girişimcilik eğitimi, Amasya

GirişimcilikKadın girişimciliği
Sinan Keten
Amasya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni annelerde instamom tutumları ile peripartum depresyon belirleyicileri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Sosyal medya, bireylerin yaşam biçimlerini, ilişkilerini ve psikolojik durumlarını etkileyen güçlü bir iletişim aracıdır. Özellikle yeni anneler, ebeveynlik bilgi ve deneyimlerini artırmak amacıyla Instagram gibi platformlarda fenomen anneleri (Instamom) takip etmektedir. Ancak bu dijital annelik temsilleri, gebelik döneminden itibaren bazı kadınlarda sosyal karşılaştırma ve yetersizlik hissine bağlı olarak peripartum depresyon belirtilerini tetikleyebilmektedir. Bu araştırmanın amacı, yeni annelerde Instamomlara yönelik tutumlar ile peripartum depresyon belirleyicileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı bu çalışma, Aralık 2024-Nisan 2025 tarihleri arasında bir eğitim araştırma hastanesinde takip edilen 318 yeni anne ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, "Kişisel Bilgi Formu", "Instamomlara İlişkin Tutum Ölçeği" ve "Peripartum Depresyon Belirleyicileri Ölçeği" aracılığıyla yüz yüze görüşme yapılarak toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 25.0 ve DataBeeg 1.0 programları ile analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan yeni annelerin yaş ortalaması 25,75 ± 3,86, %42,2'si ikinci trimesterdedir. Yeni annelerin Instamom tutumları puan ortalaması 75,61 ± 14,02; "Instamomları Beğenme ve Model Alma" alt boyutu için 43,59 ± 12,80, "Instamomların Gerekliliği ve Samimiyeti ile ilgili Algı" alt boyutu için 32,01 ± 6,54'tür. Peripartum depresyon belirleyicileri puan ortalaması ise 8,74 ± 5,80'dir. Eğitim düzeyine göre Instamom tutumu alt boyutlarında farklılıklar görülmüş, lise mezunu annelerin tutum puanları lisans ve üstü eğitim durumuna sahip annelere göre daha yüksek bulunmuştur. Eğitim ve gelir düzeyi düşük olanlarda, kırsal kesimde ve geniş aile ile yaşayanlarda peripartum depresyon riski daha yüksek bulunmuştur. Instamomlara ilişkin tutumlar ile peripartum depresyon belirleyicileri arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu görülmektedir (r = 0,114, p < 0,05). Instamamlara ilişkin tutumlar, peripartum depresyon riski üzerinde %1,3 oranında etkilidir. "Beğenme ve Model Alma" alt boyutu ile peripartum depresyon belirleyicileri arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur (r = 0,142; p < 0,05). Bu ilişki peripartum depresyon riski üzerinde %2,1 oranında etkilidir. Buna karşın "Gereklilik ve Samimiyet Algısı" alt boyutu ile peripartum depresyon belirleyicileri arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p > 0,05). Sonuç olarak, yeni annelerin Instamomlara yönelik tutumlarının ve özellikle "Beğenme ve Model Alma" alt boyut puanlarının peripartum depresyon riski ile ilişkili olduğu ortaya konulmuştur. Dijital annelik temsilleri, gebelik sürecinde ve yeni annelik kimliğinin kazanılması ile doğum öncesi ve sonrasında oluşabilecek depresyon riskini artırabilir. Bu doğrultuda, sağlık profesyonellerinin doğum öncesi ve sonrası süreçte annelerin dijital medya etkilenimlerini dikkate alarak uygun bilgiye erişimi sağlama, destek sistemlerini tanıma, eş ile sağlıklı ilişkiyi sürdürme, var olan kaygı ve stresi azaltma konularını psikososyal bakım uygulamalarına entegre etmeleri önerilmektedir.

DepresyonKadın sağlığıKadınlar+1
Ayla Küçük Helvacı
Amasya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin çokkültürlülük ve toplumsal cinsiyet algıları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet algıları ile çokkültürlülük tutumları arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Aynı zamanda, demografik değişkenlere göre bu iki temel değişkenin farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymak hedeflenmiştir. Toplumsal cinsiyet, bireylere toplumsal roller yoluyla atfedilen görev ve beklentileri ifade ederken; çokkültürlülük, kültürel çeşitliliğin bir arada yaşamasına yönelik bireysel ve toplumsal tutumları kapsar. Araştırma ilişkisel tarama modeline dayanmakta olup, Amasya Üniversitesi'nde öğrenim görmekte olan 795 öğrenci ile yürütülmüştür. Veri toplama araçları olarak Altınova ve Duyan (2013) tarafından geliştirilen Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği ile Özgen ve Köşker (2019) tarafından geliştirilen Çokkültürlülük Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler Jamovi programı aracılığıyla analiz edilmiştir. İstatistiksel analizlerde betimsel istatistiklerin yanı sıra Pearson korelasyon analizi, bağımsız örneklem t-testi, ANOVA, Welch's ANOVA uygulanmıştır. Araştırma sonuçları, öğrencilerin çokkültürlülük tutumları ile toplumsal cinsiyet algıları arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğunu göstermiştir. Özellikle çokkültürlülüğün "kaygı" (r = .613, p < .001) ve "zenginlik" (r = .541, p < .001) alt boyutları ile toplumsal cinsiyet algısı arasında güçlü bir ilişki tespit edilmiştir. Bu bulgu, kültürel farklılıklara karşı daha açık ve duyarlı bireylerin toplumsal cinsiyet eşitliğine de daha yatkın olduğunu göstermektedir. Demografik değişkenler açısından ise; biyolojik cinsiyet, yaş, doğulan bölge, yaşanılan yer, etnik köken, lise türü, üniversite birimi, çalışma durumu ve ebeveyn eğitim/çalışma durumu gibi etmenlerin hem toplumsal cinsiyet algısı hem de çokkültürlülük tutumu üzerinde çeşitli düzeylerde etkili olduğu bulunmuştur. Araştırma sonuçları, bireysel tutumların şekillenmesinde sosyal öğrenme kuramı, habitus, sembolik iktidar ve feminist kuramın açıklayıcı gücünden yararlanılarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, üniversitelerin çokkültürlü ve toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı sosyal politikalar üretmesi, kapsayıcı ve adil bir toplumsal yapının inşasına katkı sağlayacaktır.

Mediha Duygu Özer
Amasya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Evli bireylerde ilişki doyumunun yordayıcısı olarak beş faktörlü kişilik özellikleri

Bu çalışmada sosyodemografik faktörler, beş faktörlü kişilik özellikleri ve bu özelliklerin alt bileşenlerinin evli bireylerde ilişki doyumuyla ilişkisi incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu uygun örnekleme yoluyla seçilen 917 evli birey oluşturmuştur. Evli bireyler Kişisel Bilgi Formu, İlişki Değerlendirme Ölçeği, Beş Faktörlü Kişilik Ölçeği-2'den oluşan bir veri toplama aracını cevaplamıştır. Verilerin analizinde bağımsız örneklemler için t-testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson momentler çarpımı korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma bulguları cinsiyete göre ilişki doyumunda anlamlı bir farklılık olmadığını göstermiş olup anlaşarak evlenen bireylerin görücü usulü evlenenlere kıyasla anlamlı şekilde daha yüksek ilişki doyumuna sahip olduğunu göstermiştir. Evlilik süresi uzadıkça ve çocuk sayısı arttıkça ilişki doyumunun azalma eğiliminde olduğu ancak algılanan maddi duruma göre ilişki doyumunun anlamlı bir farklılık göstermediği belirlenmiştir. Ayrıca eğitim düzeyi yüksek olan bireylerin ilişki doyumunun yüksek olma eğiliminde olduğu belirlenmiştir. Beş faktörlü kişilik özelliklerinden öz denetim ilişki doyumunu pozitif yönde yordarken, olumsuz duygusallığın (nevrotizm) negatif yönde yordadığı bulunmuştur. Beş faktörlü kişilik özelliklerinin alt bileşen analizleri sonucunda ise dışadönüklüğün alt bileşenlerinden sosyalleşme, olumsuz duygulanım alt bileşenlerinden depresyon ve duygusal oynaklığın evli bireylerde ilişki doyumuyla negatif yönde ilişkili olduğu, dışadönüklük alt bileşenlerinden enerji seviyesi, uyumluluk alt bileşenlerinden şefkat ve saygınlığın, yeni deneyimlere açıklık alt bileşenlerinden yaratıcı hayal gücünün evli bireylerde ilişki doyumuyla pozitif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu araştırma sonuçları ve sınırlılıklarına dayalı olarak önerilerde bulunulmuştur.

Eyup Kızılboğa
Amasya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın kooperatifleri üzerine bir çalışma: Doğu Karadeniz örneği

Bu çalışma, Doğu Karadeniz Bölgesinde bulunan kadın kooperatiflerinin mevcut durumunu ortaya koymayı hedeflemektedir. Kooperatifçilik tarihsel olarak bireylerin ekonomik ve sosyal alanda güçlenmesini hedefleyen bir örgütlenme biçimi olarak gelişmiştir. Kadınların ekonomik bağımsızlık kazanmaları, üretim süreçlerine katılmaları ve toplumsal görünürlüklerinin artması, kadın kooperatiflerinin temel amaçları arasında yer almaktadır. Çalışmada, kooperatifçiliği tarihsel gelişimi, ilkeleri ve amaçları, Türkiye'deki yasal ve kurumsal çerçevesi, işlevleri ve türleri kapsamlı şekilde ele alınmıştır. Toplumsal cinsiyet kuramları ışığında kadın kooperatifi üyelerinin deneyimlerine odaklanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Doğu Karadeniz Bölgesi'nde faaliyet gösteren kadın kooperatiflerine üye olan 18 kişi oluşturmaktadır. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada, elde edilen veriler, temalar, kategoriler ve kodlar bağlamında değerlendirilmiştir. Çalışmanın en önemli bulgularından birisi, görüşme yapılan kadın kooperatiflerinin büyük bir kısmının kamu kurumlarının daveti veya yönlendirmesi üzerine kurulmuş olmasıdır. Bu durum, kooperatifin kendisi ve üyeleri üzerine olumsuz sonuçlara neden olmuş ya da var olan sorunları derinleştirmiştir. Kadın kooperatifi üyeleri, kooperatifi bir işletme olarak değil, devlet kurumu olarak görmekte ve bu nedenle de sürdürülebilir olmak için devletin desteğine ihtiyaç duymaktadır. Bir diğer en önemli bulgu, kadın kooperatiflerinin toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üretme ve cinsiyetçi rejimi ikame eden mecralara dönüşme potansiyeline sahip olmasıdır. Satır başı kullanmadan, tek paragraf şeklinde yazılmalıdır.

Rabia Mızrak
Amasya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Özel gereksinimli çocuklara bakım veren ebeveynlerinin mutluluk ve umut düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, özel gereksinimli çocuklara bakım veren ebeveynlerin mutluluk ve umut düzeylerini çeşitli demografik ve sosyal değişkenler çerçevesinde incelemektir. Nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeliyle desenlenen çalışmada, Amasya il merkezinde yaşayan ve 18 yaş altı özel gereksinimli bireylere bakım sağlayan 227 ebeveynin verileri analiz edilmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen Demografik Bilgi Formu, Öznel Mutluluk Ölçeği ve Sürekli Umut Ölçeği aracılığıyla yüz yüze görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Ki-kare testi uygulanmıştır. Katılımcıların %57,3'ü kadın, %42,7'si erkektir. Ebeveynlerin umut ve mutluluk düzeylerinin; eğitim durumu, gelir seviyesi, çocuğun gereksinim türü ve sayısı, ebeveynin özel gereksinimli olup olmaması, sosyal destek alma durumu ve çocuk bakımındaki rol dağılımı gibi çeşitli değişkenlere göre anlamlı farklılıklar gösterdiğini ortaya koymuştur. Eğitim düzeyi üniversite ve üstü olan ebeveynlerde sürekli umut düzeyi puanı 51,34±7,20, okuryazar olmayan ve ilkokul mezunu olan ebeveynlerde ise 40,42±11,75 olduğu görülmüştür. Özellikle, algılanan gelir düzeyi yüksek bireylerin algılanan gelir düzeyi düşüklere göre daha yüksek umut ve mutluluk düzeylerine sahip olduğu, çocuğun gereksinim türüne göre ebeveynlerin psikolojik iyi oluşlarında farklılıklar bulunduğu ve sosyal destek alan bireylerin beklenenin aksine daha düşük umut ve mutluluk düzeyleri sergilediği saptanmıştır. Özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin psikolojik iyi oluşlarının çok boyutlu faktörlerden etkilendiğini ve bu bireylerin sistemli biçimde desteklenmesinin önem arz ettiğini göstermektedir. Bu doğrultuda, ebeveynlere yönelik psikolojik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, sosyal destek mekanizmalarının etkinliğinin artırılması ve toplumsal cinsiyet temelli rol dağılımlarının dengelenmesi yönünde politika geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: özel gereksinimli çocuklar, ebeveyn, umut, mutluluk

İsmail Özbahadır
Amasya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser hastalarının eşe yabancılaşması ile bilişsel çarpıtmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi: Hacettepe Üniversitesi Onkoloji hastanesi örneği

Amaç: Bu araştırmada ilk olarak kanser hastalarının eşe yabancılaşması ile bilişsel çarpıtmaları arasındaki ilişki analiz edilmiş ve sonrasında hastaların tedavi sürecindeki deneyimleri incelenmiştir. Materyal ve Metot: Bu araştırma Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi'nde tedavi görmekte olan 82 evli hastayla açımlayıcı sıralayıcı desen kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmanın nicel verileri; "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Eşe Yabancılaşma Ölçeği", "Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği" ile nitel verileri ise "Yarı Yapılandırılmış Derinlemesine Görüşme Formu" aracılığıyla toplanmıştır. Nicel veriler analizinde Kruskal Wallis Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Spearman Korelasyon Testi, nitel verilerin analizinde ise içerik analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonucunda evlilerin eşe yabancılaşması ile bilişsel çarpıtmaları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı bulunmuştur. Ancak bilişsel çarpıtmaların eğitim durumuna göre anlamlı bir şekilde farklılaştığı bulunmuştur. Kadınların eşe yabancılaşma düzeylerinin erkeklere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Nitel analizler sonucunda ise destek ve anlayış ifadesinin ön planda olduğu bulunmuştur. Bunu eş desteğinin, aile desteğinin, çocuklara bakım desteğinin, çocuklarla ilişkilerin, toplumsal kadınlık rolü baskısının izlediği belirlenmiştir. En az tekrarlanan ifadelerin ise toplumsal erkeklik rolü baskısı, cinsel isteksizlik ve bulantı olduğu bulunmuştur. Sonuç ve Öneri: Araştırmada eğitim düzeyi bilişsel çarpıtmaları etkileyen unsurlardan biri olduğu bulunmuştur. Nitel verilerde yer alan toplumsal kadınlık rolü baskısının eşe yabancılaşmayla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Ev işleri, çocuk bakımı gibi rollerin genellikle ailenin diğer kadın üyeleri tarafından üstlenildiği belirlenmiştir. Kanser hastaları ile ilgili çalışmaların çoğunluğu fiziksel sağlık üzerine odaklanmaktadır. Ebeveyni tedavi gören çocukların deneyimleri, ailelerin kanser tedavisinde yoksullaşma durumu ve eşlerin birbirinden beklentilerine yönelik çalışmalar artırılabilir. Anahtar Sözcükler: Bilişsel çarpıtmalar, Destek, Eşe yabancılaşma, Evlilik

Emel Tuba Akdeniz
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin demografik özellikleri ile dijital farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada, ebeveynlerin dijital farkındalık düzeyleri ile demografik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. İlişkisel tarama türünde olan bu araştırmanın çalışma grubu; Samsun ili merkez ilçelerinde okul öncesi, ilkokul, ortaokul kademelerinde en az 1 çocuğu bulunan, akıllı telefon kullanabilen ve ankete elektronik ortamda katılım sağlayabilen 378 ebeveyn oluşturmaktadır. Ebeveynlerin demografik özellikleri ile dijital farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla "Ebeveyn Demografik Bilgi Formu" ve "Dijital Ebeveynlik Farkındalık Ölçeği (DEFO)" veri toplama araçları olarak belirlenmiştir. Tüm istatistiksel hesaplamalarda SPSS 22.0 V. istatistik paket programı kullanılmıştır. Araştırma bulguları, n(%), ortalama, standart sapma değerleri olarak verilmiş olup, bulgular p<.05 düzeyinde anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan ebeveynlerin ölçek maddelerine verdiği cevapların iç tutarlılığını kontrol etmek amacı ile güvenirlilik katsayıları (cronbachalpha) hesaplanmıştır. Bulgular neticesinde ulaşılan sonuçlar ise şu şekildedir: Araştırmaya katılan ebeveynlerden babaların annelere göre olumsuz model olma alt boyut puanı daha yüksek, verimli kullanım ve risklerden koruma alt boyut puanı ise daha düşük; 20-30 yaş aralığındaki ebeveynlerin 41 ve üstü yaş ebeveynlere göre risklerden koruma alt boyut puanı daha yüksek; lisans ve üstü eğitim durumuna sahip ebeveynlerin ilkokul ve ortaokul eğitim durumuna sahip ebeveynlere göre olumsuz model olma ve dijital ihmal alt boyut puanı daha yüksek, ortaokul eğitim durumuna sahip ebeveynlerin ise ilkokul ile lisans ve üstü eğitim durumuna sahip ebeveynlere göre verimli kullanım ve risklerden koruma alt boyut puanının daha yüksek; evde bulunan dijital araç sayısı 5 ve üstü olan ebeveynlerin, 1 adet dijital araca sahip olanlara göre dijital ihmal alt boyut puanı daha yüksek; çok iyi düzeyde teknolojik araç kullanan ebeveynlerin zayıf düzeyde teknolojik araç kullanan ebeveynlere göre risklerden koruma ve olumsuz model olma alt boyut puanının daha yüksek olduğu belirlenmiştir; ayrıca ebeveynlerin sahip oldukları çocuk sayısına göre risklerden koruma alt boyut puanlarında fark tespit edilirken; gelir durumuna göre dijital ebeveynlik farkındalık ölçeği alt boyut toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı görülmüştür. Elde edilen bulgular doğrultusunda alanyazın dikkate alınarak tartışma yapılmış, ebeveynlere ve araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur.

Demografik özelliklerDijital ebeveynlik
Fatma Köseoğlu
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Flört şiddeti mağduru üniversite öğrencilerinin flört ilişkisi, evlilik ve aileyi anlamlandırma biçimleri: Nitel bir çalışma

Bu araştırma flört şiddeti mağduru üniversite öğrencilerinin evlilik ve aileye yönelik düşüncelerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda, yaşları 20 ile 26 arasında değişen 31 üniversite öğrencisi ile yarı-yapılandırılmış görüşmelerle nitel bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Yarı-yapılandırılmış görüşmeler için bir görüşme formu hazırlanmıştır. Ardından nitel veri analizi için MAXQDA (2022) programı kullanılmıştır. Verilerin yorumlanmasında ise betimsel analiz tekniğine başvurulmuştur. Elde edilen bulgulardan yola çıkarak üniversite öğrencilerinin aile ve evlilik konusunda flört şiddeti mağduriyeti yaşadıkları sırada ve bu zaman dilimine yakın esnalarda olumsuz karşıladıklarını fakat zaman geçtikçe daha olumlu algılara sahip oldukları, söz konusu durumun kadın ve erkek öğrenciler arasında farklılık göstermediği görülmüştür. Flört şiddeti mağduru üniversite öğrencileri günümüzde hala ailenin ve evliliğin önemli olduğunu ifade etmişlerdir. Evlilikte kadın ve erkeğin evlilik birlikteliği içerisinde daha eşitlikçi bir rol dağılımına sahip olmaları gerektiğini ifade etmişlerdir. Öğrenciler ebeveynlerinin çift ilişkisini geleneksel şekilde yorumlamış ve ebeveynlerinin çift ilişkisine benzer çift ilişkisi yaşamak istemedikleri görülmüştür. Çalışma bulguları neticesinde sonuç ve öneriler sunulmuştur.

Hilal Duran
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İnci Aral'ın Ölü Erkek Kuşlar adlı Romanında kadın kimliği

Toplumsal cinsiyet kimliğinin anlatımı, her ne kadar cinsler arasındaki farklılık tanımlamalarıyla inşa edilse de sınıflamada aksın iki ucunda yer alan ve toplumsal kurgunun biyolojik farklılıktan hareketle ayrıştırdığı ikili kategorinin "ben kimim?" sorusuna verdiği yanıtla iç içe geçmiş, birbirinden ayrıl(a)mayan ve birinin diğerine göre biçimlenen doğasını ortaya koyar. Cinsiyet hiyerarşisinin rol dağılımını, davranış yörüngesini belirleyen her türlü kurumsal yapı, kültürel aktarım, toplumsal beklenti ve yasanın toplamı olarak 'öteki' kimliği var eden toplumsal cinsiyet, bireylerin kendilik tanımının içinde yer alan cinsiyet kimliğinin topoğrafyasını verir. Bu nedenledir ki kadın kimliğine ilişkin çözümleme, toplumsal cinsiyeti ortaya çıkaran dinamiklerin sonuçlarıyla birlikte ele alınmasını gerekli kılar. Bu tezin öncelikli amacı Çağdaş Türk yazınının önemli yazarlarından İnci Aral'ın kadın duygusu, kadın duyarlığı üzerinde yükselen Ölü Erkek Kuşlar adlı romanında başkahraman Suna'nın öznelliğinden yola çıkarak benzer duyumsama, düşünüş, yaşayış, yazgıyla ortaklaşan kadına dair çözümleme yapmaktır. Yapıt, kadın kahramanın kişisel tutkusunu/tarihini önceliyor görünmekle birlikte bu yaşantıda toplumsal/kültürel olanın kişisel olanı çepeçevre sarmasıyla bireysel deneyimi aşıp benzerlerini tahlile ortak eder. Roman, kadın-erkek ilişkilerine, toplumsal değer ve yargılara ilişkin model sunar. Çalışmada cinsiyet eşitsizliğini meşrulaştıran kültürel aktarımlar, toplumsal cinsiyet kalıp yargıları, ataerkil algılayış ve tutumla kadınlığın 'üretimi' arasındaki bağı ortaya koymak hedeflenmiştir. Bu amaçla tezde nitel araştırma yöntemi kullanılarak içerik analizi yapılmış ve bir sonuca ulaşılmıştır. Bu sonuca göre, ailede başlayan toplumsallaşma süreci ve devamında çeşitli sosyal yapı, kültürel birim aracılığıyla desteklenerek yeniden üretilen toplumsal norm ve ahlaki değerler kadın kimliğinin şekillenmesinde belirleyicidir. Kadınlığın üretimi toplumsal, kültürel örüntülerden bağımsız olmadığı gibi bunlara karşı gelişen direnme ediminin kimi kez tarihsel, toplumsal, kültürel olanın lehine edilginleştirildiği ortaya çıkar. Bu durum, toplumsal cinsiyetin işlerliğinin kanıtını sunar. Buna göre, feminist gündemin başat kimi konularının güncelliğini koruduğunun sağlamasını ortaya koyan ve kadınlık konumunun bilgisini veren bu çalışmanın feminist söylemin yazın ayağına açılan parantezi genişleteceği düşünülmektedir.

Feray Şahin
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinin toplumsal cinsiyet algıları ile şiddete yönelik tutumları arasındaki ilişki

Bu yüksek lisans tezi lise öğrencilerinin toplumsal cinsiyet algılarını ve bu algıların öğrencilerin şiddete yönelik tutumları üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Ordu ilinde çeşitli liselerde öğrenim görmekte olan 786 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Veri toplama sürecinde Ergenlerin Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği ve Toplumsal Cinsiyet Algısı Ergen Formu kullanılmıştır. Veri analizinde SPSS 25.0 paket programından yararlanılmıştır. Araştırmada veri analizi sürecinde bağımsız gruplar arası t-testi, pearson korelasyon testi, basit doğrusal regresyon testi kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları lise öğrencilerinin toplumsal cinsiyet algılarının şiddet eğilimleri üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Araştırmaya göre geleneksel toplumsal cinsiyet algısının şiddete yönelik tutumun istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir yordayıcısı olduğu (= .57 t(1,785) = 19.581, p < .01), eşitlikçi toplumsal cinsiyet algısının ise şiddete yönelik tutumun istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü bir yordayıcısı olduğu tespit edilmiştir (= -.41 t(1,785) = -12.677, p < .01). Araştırma bulguları literatür çerçevesinde tartışılmış, elde edilen sonuçlara göre araştırmacılara, ebeveynlere ve öğretmenlere önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Cinsiyet, Şiddet, Toplumsal Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet Algısı

Sabiha Beril Yılmaz
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Cinsiyet ve dış politika: Dünya düzeni dönüşümünde cinsiyetli çok seviyeli oyunlar kavramının karşılaştırmalı bir analizi

This research explores the relationship between gender and foreign policy according to the concept of gendered multilevel games during the transformative period of the world order. The research question is, to what extent did the leadership approaches of political leaders and their foreign policy perspectives differentiate according to the concept of gendered multilevel games during the transformative period of the world order? The years 1988-1990 were chosen as a representation of the transformative period of world order. In research, two female (Margaret Thatcher, Benazir Bhutto) and two male leaders (François Mitterrand, Rajiv Gandhi) were comparatively analyzed regarding their leadership and foreign policy approaches. This research aims to investigate the extent to which gender influences the leadership approaches and foreign policy perspectives of political leaders. Statements, interviews, speeches, and newspaper news of the period made by the four leaders were analyzed. According to the results, female leaders' leadership approaches were affected by gender norms and gendered structures and institutions rather than their gender identities. These structures and norms influence female leaders more than male leaders. It has been determined that female leaders sometimes turn to various strategies, such as hypermasculine leadership, to gain legitimacy in male-dominated political systems, but male leaders exhibit leadership without experiencing such concerns. This situation shows that to achieve a gender-sensitive transformation in foreign policy, it is not enough to simply increase female representation, but also to transform the gendered institutional structures that reproduce gender norms.

Equality of women and menPolitical leadershipGender
Betül Tiryaki
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00