
33
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Tek çeneli dikey sac rulo bobin taşıma tongu operatör görüş açısının kamera sistemi ile inovatif analizi
Günümüzde demir-çelik sektörü önemli ilerlemeler kaydetmiş ve teknolojiye yapılan yatırımlar önemli hale gelmiştir. Özellikle yuvarlak ve yassı çelik ürünlerini taşımak için kullanılan kaldırma ve iletme makinalarına olan ihtiyacın önemi artmıştır. Demir-çelik ürünlerinin yüksek tonajlı olması itibariyle, ürünlerin taşınması esnasında kaldırma ve iletme makinalarının kullanılması gerekmektedir. Bu çalışmada, metal sac rulo bobinlerin taşınmasında kullanılan tek çeneli dikey sac rulo bobin taşıma tonglarının kullanımı esnasında, operatör görme açısının darlığından kaynaklanan bobin kenar deformasyon problemlerinin önlenmesi için inovatif bir çözüm üzerinde durulmuştur. Bu amaçla geliştirilen kamera görüntü sistemi ile vinç operatörünün görüş açısı iyileştirilerek, tong iç çenesinin vinç operatörü tarafından rahat bir şekilde bobin iç çapına girmesi sağlanmıştır. Sonuç olarak; tek çeneli dikey sac rulo bobin taşıma tongu için geliştirilen inovatif sistem sayesinde, genel olarak sac malzeme kaybına sebep olan problem minimum düzeye indirgenerek, yaklaşık %0,05 oranında hurdaya giden sac malzeme kazancı sağlanacağı hedeflenmiştir.
Optimum yüzey işleme parametrelerinin anp ve Taguchi yöntemleri ile belirlenmesi
Tüm imalat yöntemlerinde, iş parçasının geometrik toleranslarının yanında tatmin edici bir pürüzlülük kalitesinin olması çok önemlidir. Farklı işleme yöntemleri kullanılarak işlenen yüzeyler, kullanılan parametrelerden doğrudan veya dolaylı olarak etkilenir. Düşük değerdeki parametreler, kesici uçların hızlı aşınması ve kopması gibi kayıplara ve iş parçasının kullanılamaz hale gelmesi veya düşük yüzey kalitesi gibi ekonomik kayıplara neden olur. Bununla birlikte yüzey pürüzlülüğünü en aza indirgemek için işleme parametrelerinin yüzey pürüzlülüğü üzerindeki etkilerini araştırmak ve çeşitli yöntemler kullanarak en uygun işleme parametrelerini belirlemek gerekir. Bu çalışmada, belirlenen işleme parametrelerine göre AISI 1040 çelik yüzey pürüzlülüğünün ölçülmesi ve optimum yüzey işleme parametrelerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bunun için önce AISI 1040 çeliği çeşitli işleme parametrelerine göre işlendi ve işleme sonucunda yüzey pürüzlülüğü değerleri elde edildi. Daha sonra, bu yüzey pürüzlülüğü değerleri, çok ölçütlü karar verme medotlarından biri olan Analitik Ağ Prosesi (ANP) yöntemi ve Taguchi yöntemi ile ayrı ayrı analiz edildi ve her iki yöntemden elde edilen sonuçları karşılaştırılarak optimum yüzey işlemi parametreleri belirlendi.
Yaratıcı problem çözme tekniği (TRIZ) ile karton ambalajlardaki yırtılma probleminin iyileştirilmesi
Bu çalışmada, karton koliler yardımı ile ürün sevkiyatı yapan bir firmanın karşılaştığı bir problemin çözümü ele alınmıştır. Beyaz eşya sektöründe Dünya çapında üretim yapan bir firma üretim yaptığı ürünleri karton koliler vasıtasıyla sevkiyatını yapmaktadır. Ancak karton kolilerin özelikle elçek bölgelerinde taşıma sırasında hasarlar meydana gelmektedir. Meydana gelen bu hasarlar özelikle müşteriler üzerinde olumsuz algılar oluşturup ürünün markasını kötü yönde etkilemektedir. Ayrıca taşıma sırasında içerisindeki ürünlerin görsel olarak hasar görmesi veya arızalanması gibi maddi kayıplara sebep olmaktadır. Karşılaşılan bu problem, "Yaratıcı Problem Çözme Tekniği (TRIZ)" problemine dönüştürülmüştür. TRIZ yönteminin problem için önerdiği çözümler arasından, üretim maliyetini arttırmadan yeni bir tasarım yapma gerekliliği çözüm olarak seçilmiştir. Mevcut durumda kullanılan karton koliler referans olarak ve elçek bölgesine montajı yapılacak olan plastik elçek Solid works programı yardımı ile 3 boyutlu olarak modellenmiştir. Elçek bölgesi için yeni tasarlanan plastik kısım karton koliye montajı yapılmıştır. Elde edilen 3 boyutlu katı modeller sonlu elemanlar yazılımı olan ANSYS Workbench (version 18.0) programına gönderilerek analizleri yapılmıştır. Tüm modellerde aynı sınır şartları uygulanmıştır. Yeni tasarımı yapılıp karton koliye montajı yapılan elçekli modeli mevcut durumda kullanılan karton koli ile kıyaslandığında meydana gelen maksimum eşdeğer gerilmelerin yaklaşık olarak %75 azaltıldığı gözlemlenmiştir. Bu sayede, taşıma sırasında yırtılmalardan dolayı özellikle elçek yerlerinde meydana gelen hasarların ortadan kaldırılacağı ve müşteriler üzerinde olumsuz algılar ve müşteri memnuniyetsizliğinin önüne geçileceği sonucuna varılmıştır.
Yaratıcı problem çözme teorisi ve bir örnek uygulama(trız)
Yaratıcı Problem Çözme Teorisi, TRIZ, 1946 yılında Genrich Altshuller isimli Rus mühendis, kâşif ve bilimkurgu yazarı tarafından geliştirilmiş bir teoridir. Altshuller ve 1946 başlayan bu yolculuğuna zaman içerisinde katılan çok sayıda takipçisi ile beraber 6 400 000'in üzerinde patenti incelemiş ve güçlü problem çözme araçları olan TRIZ'i geliştirmiştir. TRIZ, günümüzde, başta teknoloji, mühendislik ve bilişim olmak TRIZ'in en çok bilinen ve kullanılan problem çözme araçları çelişkiler matrisi ve buluş prensipleridir. Bu çalışmada; problem çözme sürecinde çelişkiler matrisi ve buluş prensipleri kullanılmıştır.. Ülkemizde kullanılan ambulanslarda bulunan mevcut sedyelerin hiçbiri acil doğum vakaları için uygun değildir. Doğum vakaları için ayrı bir sedyenin ambulans içerisine yerleştirilmesi gerek ambulansın hacminin, gerekse sağlık çalışanlarının operasyonel etkinliğinin azalması gibi sorunlara neden olmaktadır. Bu sorunlar; çelişki olarak tanımlanmıştır. Bu çalışmada, sorun her iki tür çelişki için de çözülmüştür. Böylece; TRIZ yapısını ve yaklaşımını kullanarak, farklı şekillerde ifade edilmiş sorunlara da çözüm geliştirilebileceği görülmüştür.Her iki çözümde nihai çözüm olarak; ambulans ana sedyelerine ihtiyaç duyulduğunda monte edilebilen portatif bir eklenti geliştirilmesi sonucu çıkmıştır. Eklenti acil doğum vakalarında hastanın litotomi adı verilen pozisyonda kalmasını sağlayan portatif ayaklık eklentisidir. Eklentinin tasarımı, Sketchup 2019 Pro 3 Boyutlu Modelleme programında yapılmıştır. Eklentinin ana sedyeye takılabilmesi için ise aynı yazılım yardımıyla bağlantı aparatı tasarlanmıştır.Sonuç olarak TRIZ'ın gündelik hayatta yaşanan gerçek bir sorunun çözümünde etkili, anlamlı ve ekonomik bir çözüm sunduğu görülmüştür.
Rüzgar enerji santrallerinin yerleşim yeri tespitinde MOORA yönteminin kullanılması
Türkiye enerji ihtiyacının önemli bir kısmını fosil yakıtlı enerji kaynaklarından karşılamaktadır. Bu yakıtların sürdürülebilir olmaması ve çevreye verdikleri olumsuz etkiler nedeniyle yenilenebilir enerji kaynakları, özellikle rüzgar enerjisi, Türkiye için önemli bir enerji kaynağı haline gelmiştir. Türkiye Rüzgar Potansiyeli Atlası (REPA, 2006) incelendiğinde ülkemizin rüzgar enerji potansiyelinin yüksek olduğu görülmektedir. Rüzgar enerji santrallerinde kurulum maliyetlerinin yüksek olması ve en yüksek verimin elde edilebilmesi için santral kurulum yerinin seçimi çok önemlidir. Rüzgar enerji santrali kurulum yeri seçiminde karar verme sürecini etkileyen birçok kriter vardır. Bu yüzden rüzgar santrali kurulum yeri seçimi karmaşık bir karar verme sürecidir. Bu tez çalışmasında rüzgar enerji santrali kurulum yeri seçimi için ana kriterler; ekonomik (Arazi maliyeti, teşvikler, yollara uzaklık, zemin yapısı, elektrik iletim hatlarına uzaklık), teknik (Rüzgar hızı, kapasite faktörü, eğim, yükseklik) ve çevresel-sosyal kriterler (Gürültü, kuş habitatına, hava alanlarına, yerleşim bölgelerine, korunan ve kültürel miras alanlarına, askeri bölgelere, ormanlara, göllere, maden sahalarına ve tarım alanlarına uzaklık) olarak belirlenmiştir. Alt kriterler yasalar ve literatür çalışmalarından faydalanılarak belirlenmiştir. Bu tez çalışmasında REPA üzerinden rüzgar hızları dikkate alınarak Amasya ili sınırları içerisinden, bölgenin güneydoğusunda (RES_1), kuzeyinde (RES_2) ve güneybatısında (RES_3) olmak üzere 3 santral bölgesi belirlenmiştir. Çok Kriterli Karar Verme yöntemlerinden MOORA (Multi-Objective Optimization on basis of Ratio Analysis) yöntemi en uygun kurulum yerinin seçiminde kullanılmıştır. Karar mekanizması için ekonomik, teknik ve çevresel-sosyal kriterlere ait alt kriterlerinin ağırlıkları alanında uzman üç kişinin görüşleri alınarak belirlenmiştir. Belirlenen kriter değerleri ve ağırlıklar ile MOORA yöntemi uygulanarak kurulum yerleri sıralanmıştır. Bu sıralamaya göre Amasya bölgesi için en uygun rüzgar enerji santrali kurulum yeri (RES_2) belirlenmiştir.
Test olgunluk modeli entegrasyonu (TMMi) ile yazılım test süreçlerinin iyileştirilmesi
Bu çalışmada test süreçlerinde iyileştirme anlayışına sahip yazılım sektöründe faaliyet gösteren firmalardan Test Olgunluk Modeli Entegrasyonu (TMMi) 2. ve 3. seviye değerlendirmelerini, denetlemeden önce kendi içlerinde yapabilmelerine yönelik geliştirilen olgunluk seviye belirleme ve değerlendirme yöntemi verilmiştir. Bu yöntem ile şirketlerin yüksek bütçe ayırarak yaptıracakları değerlendirmelere katılmadan önce kendi öz değerlendirmelerini yapabilmeleri ve olgunluk seviyesini artırarak test süreçlerinde iyileştirme yapabilmelerine yardımcı olmak amaçlanmıştır. Bu yöntemin geçerliliği uygulamalı olarak TMMi modelinin 2nci ve 3üncü seviyeleri değerlendirmelerinde sınanmıştır. Yazılım sektöründe faaliyet gösteren firmalar, yazılım test süreçlerini daha iyi şekilde anlayıp geliştirmelerine yardımcı olmak için bu tez kapsamında hazırlanan test olgunluk seviyesi belirleme yöntemini kullanarak isterlerse resmi bir TMMi denetimine hazırlık yapabilirler. İsterlerse sadece süreçlerini iyileştirerek daha kaliteli ve geçerli ürünler oluşturabilir veya böyle bir sertifikaya sahiplerse bunun devamlılığını sağlamak için istedikleri zaman kendilerini denetleyebilirler. Bu çalışmayla birlikte, yazılım test süreci ile ilgili TMMi modeli kullanımının gösterilmesi, test süreç olgunluk seviyesinin belirlenmesinde rehber olabilecek öneride bulunulması, literatürde az sayıda mevcut kaynak bulunan TMMi konularında ayrıntılı bir çalışma elde edilerek literatüre katkı sağlamak ve pratik uygulama içermesi nedeniyle firmaları rahatlatacak bir çalışma olması önemli katkılar olarak görülmektedir.
AISI 1040 çeliğinin tornalanmasında yüzey pürüzlülüğünün istatistiksel incelenmesi
İmalatta gider kalemleri fazla olduğundan dolayı maliyetler de büyük olmaktadır. Ayrıca imalat sektöründe çok düşük toleranslar talep edildiği için üretim esnasında planlamalar karmaşık bir hal almaktadır. İstediğimiz geometrileri üretebilmek, maliyetleri düşürmek ve iyi bir yüzey elde etmek için doğru kesme parametreleri belirlenmelidir. Yüzey bütünlüğünü ve yüzey pürüzlülüğünü etkileyen parametrelerin doğru seçilmesi, işleme sonunda kusurların minimum seviyeye indirilmesinde önemli rol oynamaktadır. Bu tezde, tornalama işlemi ile silindirik parçaların imalatında en düşük yüzey pürüzlülüğünü elde etmek için belirlediğimiz kesme parametrelerinin en uygun seviyelerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle, kesme parametreleri olarak kesme hızı, ilerleme miktarı ve talaş derinliğine göre Taguchi L9 ortogonal dizininde deney listesi oluşturulmuştur. Çalışmamızda deney numunesi olarak, günümüz imalat sanayisinde sıklıkla tercih edilen AISI 1040 imalat çeliği kullanılmıştır. Isıl işlem ile 41 HRc sertliğine sahip silindirik malzeme CNC torna tezgâhında işlenerek en düşük yüzey pürüzlülüğünün elde edildiği kesme şartları belirlenmiştir. İş paçaları, CVD yöntemi ile kaplanmış karpit kesici uç kullanılarak işlenmiştir. Deneyler soğutma sıvısı kullanılmadan kuru ortam şartlarında yapılmıştır. Yapılan deneylerin sonunda iş parçalarının ortalama yüzey pürüzlülük değerleri (Ra) ölçülmüştür. Taguchi tasarımı ile sinyal/gürültü (S/N) oranları bulunmuştur. Deneylerin sonuçlarına göre üç parametre arasında ortalama yüzey pürüzlülüğü için en önemli etkiyi ilerleme parametresinin yaptığı tespit edilmiştir. Aynı zamanda ANOVA analizi de ilerleme hızının Ra değerinde 95% güven düzeyinde olduğunu göstermiştir.
Uzaktan eğitim öğrencilerin mezuniyet durumlarının veri madenciliği yöntemleri ile tahmini: Amasya Üniversitesi Örneği
Eğitim-öğretim süresince öğrencilerin doğru yönlendirilmesi, ileride karşılaşabilecek başarısızlıkların önlenmesi açısından oldukça önemlidir. Zamanında mezun olamayan öğrenciler, genç iş gücünün azalmasının yanı sıra hem aile hem de ülke ekonomisinin olumsuz yönde etkilenmesine neden olabilmektedir. Bu durum zamanında mezun olamayan öğrenciler ile ilgili çalışmaları gerekli kılmaktadır. Öğrenciler ile ilgili eğitsel verilerin analiz edilmesi bu amaca yönelik çalışmalar içerisinde yer almaktadır. Özellikle yükseköğretim kurumlarında her yıl çok sayıda eğitsel verinin biriktiği değerlendirildiğinde, bu verilerin çeşitli yöntemler ile analiz edilmesi daha önemli hale gelmektedir. Bu çalışma kapsamında, Amasya Üniversitesi Uzaktan Eğitim Çocuk Gelişimi, Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik, İnternet ve Ağ Teknolojileri, Mekatronik ve Elektrik programlarına 2016-2017 güz döneminde kayıt yaptıran ön lisans öğrencilerinin zamanında mezun olabilme durumlarına ilişkin çıkarımlarda bulunulmaya çalışılmıştır. Tahmin için Karar ağacı, Naive bayes, Destek vektör makinesi, Random forest ve Yapay sinir ağları algoritmaları kullanılmıştır. Algoritmalar ile yapılan analiz sonucunda oluşan sınıflandırma performans ölçütlerine (accuracy, kappa, recall, precision, f-measure) karşılaştırılmalı olarak çalışmada yer verilmiştir.
Amasya ili merkeze bağlı ASM'lerden alınan tahlil örneklerinin merkezi laboratuvara ulaştırılmasında karşılaşılan sorunlar üzerine TRİZ uygulaması
Bu çalışmada, hastalardan alınan tahlil numunelerinin merkez ve civar bölgelerdeki Aile Sağlığı Merkezlerinden (ASM) toplanarak araştırma laboratuvarlarına iletilmesi işleminin gerçekleştirilmesinde kullanılan araçlar, yöntemler ve maliyetler üzerine değerlendirmeler yapılarak yol, zaman ve harcamalar açısından daha uygun alternatif yöntemlerin uygulanabilirliği araştırılmıştır. Taşıma işlemindeki problemler belirlenip çözümü için "Yaratıcı Problem Çözme Tekniği (TRIZ)" kullanılmıştır. Problemimiz TRIZ problemine dönüştürülmüş, iyileşen özelliğe göre kötüleşen özellikler tespit edilerek 39x39 çelişkiler matrisindeki 40 yaratıcı prensipten uygun olan prensipler kullanılarak çözümler üretilmiştir. İlk aşamada, hastalardan alınan tahlil numunelerinin merkez ve civar bölgelerdeki Aile Sağlığı Merkezlerinden (ASM) toplanarak araştırma laboratuvarlarına iletilmesi işleminde kullanılabilecek alternatif, TRIZ yöntemi kullanılarak Drone olarak belirlenmiştir. 20 adet ASM ve laboratuvarların birbirlerine göre uzaklıkları hesaplanmıştır. Sabuncuoğlu Şerefettin Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Lab-1) ve Sağlık İl Müdürlüğüne Bağlı Halk Sağlığı Laboratuvarları (Lab-2) ile 20 adet ASM arasındaki kuş uçuşu mesafesi, yol güzergâhındaki en yüksek tepe, laboratuvar ve ASM rakımları tespit edilerek kullanılacak mesafeler belirlenmiştir. İkinci aşamada, birbirlerine en yakın laboratuvar ve ASM'ler belirlenerek, tahlil tüplerini ilgili laboratuvara taşımasını istediğimiz Drone'un hangi özelliklere sahip olması gerektiği yine TRIZ yönteminden faydalanılarak oluşturulmuştur. Drone kullanılarak yapılan taşıma işlemi ile taşıyıcı araç kullanılarak yapılan taşıma işlemi karşılaştırılarak maliyet analizi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler : TRIZ, Drone, Sağlık Hizmeti
RFİD kütüphane sistem bileşenlerinin AHP yöntemiyle seçimi
Son zamanlarda kablosuz tanımlama sistemleri kütüphaneler için önemli bir konu haline geldi. Kitaplar gibi çok sayıda nesnenin etiketlenmesi, tanımlanması ve sisteme işlenmesi oldukça zaman almaktadır. Radyo Frekansı ile Tanımlama ( RFID ) teknolojisi, radyo frekansını kullanarak kitapların tanımlanması ve işlenmesi konusunda hızlı ve verimli bir yöntem sunmaktadır. Ancak birçok RFID teknolojisi arasından en uygun olanı belirlemek içerisinde birçok kriter barındıran karmaşık bir karar problemidir ve çok kriterli karar verme yöntemleri kullanılarak çözülmesi fayda sağlamaktadır. Bu çalışmada kütüphanedeki kitapların tanımlanması ve tüm süreçlerin kolaylaştırılması için kurulmak istenen RFID sistemi için önemli bir bileşen olan RFID etiketleri arasından en uygun olanını seçmek amaçlanmıştır. İlk olarak, belirlenen seçim kriterleri ve alternatiflere göre hiyerarşik ve ağ yapıları oluşturulmuştur. Daha sonra Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) yöntemi kullanılarak alternatifler sıralanmıştır. Çalışma sonunda her iki yöntemden elde edilen alternatif önem ağırlıklarına göre en uygun RFID etiketi tespit edilmiştir.
Sürdürülebilir inovatif mimari tasarım modeli
Sürdürülebilir inovatif mimari tasarım modeli adlı tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci ve ikinci bölümler literatür tarama niteliğinde hazırlanacak olup sürdürülebilirlik ve inovasyonun kavramsal açıklamaları ve mimari yansımaları açıklayıcı bir şekilde ele alınacaktır. Üçüncü ve son bölümde; Amasya İli Merkez İlçesi Şehirüstü Mahallesinde konumlanacak bir tasarım için örnek bir çalışma hazırlanacaktır. Üçüncü bölümün ilk kısmında; Autodesk Formlt programında hazırlanan yaklaşık tasarım ölçüleri ve yüksekliklerle belirlenmiş kütlenin enerji hesaplamaları yapılacaktır. Bu bölümün ikinci kısmında Autodesk Revit 'te tasarlanan yapının Insıght 360 programında oluşturulan öngörülerle birlikte tasarımı etkileyen parametreler belirlenmiş ve enerji ihtiyacına ne kadar cevap verdiği incelenmiştir. Son bölümde ise yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımıyla oluşturulan pv panel kurulumunun yapıyı nasıl etkileyeceği araştırılacaktır. Ashrae kriterleri ve bım standartları doğrultusunda incelenen yapının sağlaması ilimizde bulunan bir makine ve elektrik mühendisiyle projenin son hali tekrar istişare edilerek ve sıfır enerji mimarlığına yakın sürdürülebilir pazarlanabilir inovatif bir model oluşturulmuştur.
Öğrenen organizasyonlar kapsamında okul öncesi eğitiminde çalışanların yenilikleri takip etme ve kullanma durumlarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; okul öncesi öğretmeni ve bu alanda görev yapan yöneticilerin öğrenen organizasyonlar kapsamında yenilikleri takip etme durumlarını incelemektir. Yenilikleri takip etme durumları, Bilgi ve İletişim Teknolojisi (BİT) Yeterlilikleri, 21. Yüzyıl becerileri ve yenilikçi okul değişkenleri açısından incelenmiştir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. 174 öğretmen ve 33 yönetici toplam 207 katılımcıdan veriler toplanmıştır. Araştırma için "Öğretmen adayı Bilgi ve İletişim Teknolojisi Yeterlilikleri Ölçeği,"Çok boyutlu 21. Yüzyıl beceri ölçeği" ve "Yenilikçi Okul ölçeği" isimli ölçekler kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar analiz edildiğinde, öğretmen ve yöneticiler BİT yeterlikleri ve BİT' i eğitimde kullanma durumları açısından olumlu tavır sergiledikleri ve BİT' i eğitim için gerekli gördükleri sonucuna varılabilir. Ayrıca yönetici ve öğretmenler "Çok Boyutlu 21. Yüzyıl becerileri" konusunda da olumlu tavır ve tutum sergilemektedirler. Yenilikçi okul değişkeni açısından ise yönetici ve öğretmenlerin yenilikleri takip etme durumlarında örgütsel engellerin olduğu ve kurumdaki atmosferin yenilikçi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bit Yeterlilikleri, 21. Yüzyıl becerileri ve yenilikçi okul değişkenleri cinsiyet faktörü açısından tüm ölçek ve alt boyutlarında erkeklerin kadınlara göre puanlarının yüksek olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, öğrenen organizasyonlar kapsamında bit yeterlilik durumları, 21. Becerileri ve yenilikçi okul değişkenleri açısından incelendiğinde yöneticilerin öğretmenlere göre puanlarının yüksek olduğu saptanmıştır. Korelasyon analizi sonuçlarına göre, değişkenler arasında pozitif yönde anlamlı ve güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Öğretmen ve yöneticilerin yenilikçi okul alanı, BİT yeterlilik ve 21. Yüzyıl becerileri değişkenleri hepsi birlikte toplam varyansın %7'sini yordamaktadır. Çalışma sonuçlarına göre örgütsel öğrenmeler açısından, öğretmen ve yöneticilerin hizmet içi öğrenmelerine önem verilmesi ve eğitimdeki yeniliklerin takip edilmesi önemli olduğu ortaya konulmaktadır.
Türkiye'de ve dünyada inovasyon süreci ve teorik arka planı
Rekabet ortamlarının etkisiyle günümüzde örgütlerin faaliyetlerini sürdürmeleri, rekabet güçlerini artırmalarına bağlı olmaktadır. Bu durum örgütleri, farklılık ve yenilik yaratan inovasyon çalışmalarına yönelmeye itmektedir. Örgütsel seviyede gerçekleşen Inovasyon, örgütler içerisinde gerçekleşen Inovatif kültür ile pozitif orantılı seyrettiği düşünülmektedir. Örgütlerde Inovatif düşüncelerin hazırlanmasına neden olan Inovatif örgüt kültürü de, güçlü bir idari yönetim desteği ile meydana gelmektedir. Büyük oranda sağlanan bu destekle, örgütsel vizyonun, misyonun ve stratejik planın belirlenmesinde etkili bir göreve sahip olan yenilikçi liderler tarafından sunulmaktadır. Tüketiciler pazar ortamında, her gün farklılıklar ve yenilikler aramaktadırlar. Bu nedenle bir şirketin rakipleriyle rekabet edebilmesinin ilk önceliği de, sürekli kendini güncellemesidir. Tüketici beklentilerini tahmin etmek, tüketicilerin satın alma davranışlarındaki sosyal, psikolojik, kişisel faktörleri belirlemek ve bu faktörleri stratejik avantajlara dönüştürmek, şirketler için büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Inovasyonla ilgili kavramsal çerçeveler ve literatürden bilgiler verilmektedir. Türkiye'de Inovasyon süreci tarihsel olarak; cumhuriyet tarihinin ilk yıllarından itibaren başlayarak kalkınma planları başlıklar halinde anlatılmaya çalışılmıştır. Araştırma-geliştirmenin (Ar-Ge) önemine, amaçlarına, faaliyetlerine yer verilerek, teknolojide bilim ve teknolojiden değer yaratma konuları ele alınmıştır. Ayrıca Türkiye'de Inovasyonun gelişimi ve yatırımlar hakkında bilgiler verilmiş olup; araştırma sonucu elde edilen veriler özetlenerek, öneriler dile getirilmiştir. Diğer yandan dünyada ulusal kalkınmanın temel dinamiği olan Inovasyon sürecindeki teknolojik gelişmeler, Inovasyon çeşitleri ve iktisat öğretilerinde Inovasyon yaklaşımları ve Joseph Alois Schumpeter'in Inovasyon üzerine görüşleri ifade edilmeye çalışılmış ve bu konu hakkındaki araştırmalarına yer verilmiştir. Son olarak da genel bir değerlendirme yapılarak önerilerde bulunulmuştur.
İnovasyon odaklı ders etkinliklerinin özel yetenekli çocukların girişimcilik becerisine etkisi
Bu araştırma özel yetenekli 5.sınıf seviyesindeki çocuklar için hazırlanan zenginleştirilmiş inovasyon etkinlerinin girişimcilik becerilerine ve alt faktörlerine olan etkisini araştırmak için zenginleştirilmiş inovasyon etkinliklerin hazırlanması, uygulanması ve elde edilen sonuçların yansıtılması süreçlerini kapsar. Araştırmada ön test son testli kontrol gruplu yarı deneysel model kullanılmıştır. Araştırma özel yetenekli çocuklara destek eğitimi veren Adıyaman Bilim ve Sanat Merkezinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya ilköğretim 5. Sınıf seviyesinde 30 çocuk katılmıştır. Çocukların yarısı deney yarısı kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Deney grubundaki çocuklar ile dört hafta zenginleştirilmiş inovasyon etkinlikleri uygulanırken kontrol grubu çocukları ile dört hafta öğretim programı etkinlikleri uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak "5. Sınıf Öğrencileri İçin Girişimcilik Ölçeği", "Açık Uçlu Görüşme Formu" ve "Yansıtıcı Günlükler" kullanılmıştır. Nicel verilerin analizinde istatistik paket programı kullanılmış olup anlamlılık düzeyi "p" değeri üzerinden yorumlanmış ve bu değer 0,05 olarak kabul edilmiştir. Veri analizlerinden elde edilen istatistiksel sonuçlara göre, özel yetenekli çocuklarda girişimcilik becerisi bakımından deney grubu lehine anlamlı fark olduğu sonucuna ulaşılmıştır. "Girişimcilik Ölçeği" bünyesinde faktör analizi yapılan dört alt faktör vardır. Bu faktörler Kendine Güven, Başarı İhtiyacı, Kişisel Fayda, Liderlik ve Sorumluluktur. Zenginleştirilmiş inovasyon etkinlikleri sonunda girişimcilik ölçeğinde yer alan verilerin istatistiksel sonucuna göre deney gurubunda yer alan çocukların Kendine Güven, Başarı İhtiyacı, Kişisel Fayda, Liderlik ve Sorumluluk faktörlerinde anlamlı fark olduğu sonucuna varılmıştır. Öğretim programı uygulanan kontrol grubu çocuklarında ise Liderlik ve Sorumluluk alt faktöründe anlamlı fark bulunurken Kendine Güven, Kişisel Fayda ve Başarı İhtiyacı alt faktörlerinde anlamlı fark olmadığı sonucuna varılmıştır.
Otomotiv plastik enjeksiyon proseslerinde endüstriyel otomasyonun üretime ve karlılığa etkisi: Örnek bir uygulama
Bu çalışma otomotiv sektöründe plastik parçaların üretiminde oluşan ürün kalitesizlik maliyetlerinin azaltılması için endüstriyel otomasyon teknolojilerinin kullanımının etkilerini bir örnek proje ile sunmaktadır. Çalışmada sırasıyla otomotiv sektöründe bulunan endüstriyel işletmelerin yapısı incelenerek plastik enjeksiyon ile üretilen plastik parça ve birleştirme süreçleri hakkında bilgiler verilmiştir. Sonrasında plastik parçaların üretimindeki alışılagelmiş yöntemlerin dışında güncel otomasyon teknolojileri kullanılarak bir üretim süreci geliştirilmiş ve bunun geleneksel yöntemle yapılan üretim ile karşılaştırılması yapılmıştır. Karşılaştırma olarak personel sayısı, operatöre bağlı çevrim süresi, hatalı ürün sayısı ve parça birleşmelerinden dolayı oluşan problemlere ve maliyetlere değinilmiştir. Çalışmada özellikle plastik enjeksiyon prosesine dahil edilecek endüstriyel otomasyon süreçlerinin işletmeye katacağı vizyon, katma değer, kalite ve en önemlisi karlılık oranlarından bahsedilmiştir. Tüm plastik parça üretim süreci değerlendirildiğinde bu çalışma kapsamında yapılan iyileştirmelerin kalite ve karlılığa etkilerine değinilmiş, somut hayata geçmiş projeler ile örneklendirilmiştir. Plastik enjeksiyon parça birleştirmede endüstriyel otomasyon ile ultrasonik kaynağın birlikte kullanılmasının firmaya kazandırdıkları hakkında bilgiler verilmiştir. Bu çalışma sonucunda endüstriyel otomasyonun üretim sürecindeki iyileştirmeler ile firmaya ve sektöre kısa vadede büyük kazanımlar sağladığı sonucuna varılmıştır.
Sürdürülebilir yerleşke ve 3b gölge analizi tekniğinin Amasya Üniversitesi Hâkimiyet Yerleşkesi örneğinde irdelenmesi
Sanayi Devrimi ile birlikte kentlerde betonlaşma oranı artarken konut yapımı, yol yapımı gibi nedenlerden dolayı doğal kaynaklar hızla tükenmektedir. Sınırlı olan doğal kaynakların bir gün tükeneceği bilinerek devamlılıklarının sağlanması ve çözüm olması adına çevreyle uyumlu sürdürülebilirlik politikası gündeme gelmiştir. Yeni kentleşme konseptinde, motorsuz ulaşım sisteminin kullanılması, atık tüketiminin azaltılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması kentlerin sürdürülebilir gelişiminin sağlanması adına önemlidir. Çalışmada üniversite yerleşke kavramı ele alınmıştır. Çalışma alanı olarak Amasya ili Merkez ilçe sınırları içerisinde yer alan Amasya Üniversitesi Hâkimiyet Yerleşkesi seçilmiştir. Çalışmanın amacı, Hâkimiyet Yerleşkesi'nde yer alan eğitim ve idari binaların yeşil alanlar üzerinde oluşturdukları gölge süresi uzunlukları doğrultusunda yerleşke yeşil alanlarında kullanılan bitkilerin ışık-gölge-su isteklerine göre bitki takson seçiminin doğru olup olmadığını tespit ederek yerleşkenin ekolojik sürdürülebilirliğe ve kent ekosistemine olan katkısını belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda sürdürülebilirlik, sürdürülebilir yerleşke konuları ile ilgili literatür taraması yapılmıştır. Yılın farklı zamanlarında gerçekleştirilen arazi çalışmaları ile yerleşkede bulunan bitki taksonları tespit edilerek farklı açılardan fotoğraf çekimi yapılmıştır. Hâkimiyet Yerleşkesi'nde bulunan 3 eğitim binası ve 3 idari bina CityEngine yazılımı kullanılarak, prosedürel modelleme teknikleriyle 3 boyutlu (3B) olarak modellenmiştir. 3B yerleşke modeli, Sketchup Pro 2019 programına aktarılarak, yılın farklı aylarına göre 3B gölge analizi yapılmıştır. Elde edilen bulgular ışığında Hâkimiyet Yerleşkesi'ndeki binaların oluşturduğu gölge sürelerinin Aralık ve Ocak aylarında daha uzun, Haziran ve Temmuz aylarında ise daha kısa olduğu görülmektedir. Yerleşkede 392-400 m. ile 410-420 m. kotları arasında yer alan her dem yeşil ağaç ve ağaççıklar ile çalı gruplarının binaların oluşturduğu gölge süresinden olumsuz etkilenmediği, 400-410 m. kot aralığında bina yakın çevrelerinde yer alan yaprağını döken ağaç ve ağaççık bitki taksonları ile çalı gruplarının ise binaların oluşturduğu gölge süresinden olumsuz etkilendiği ve su isteğinin fazla olduğu belirlenmiştir. Yerleşkede ekolojik sürdürülebilirliği sağlamak adına kent iklimiyle uyumlu doğal ve egzotik yeni bitki taksonları önerilmiştir.
Türkiye'de STEM eğitimi araştırmalarının incelenmesi ve STEM eğitimi model önerisinin sunulması
STEM eğitiminin uygulanması, öğretim süreçlerinde bir paradigma değişikliği gerektirmektedir. Aynı zamanda öğretim programları da buna göre tasarlanmalıdır. Türkiye'de STEM eğitimine yönelik bilimsel çalışmaların sayısının son beş yılda görece arttığı gözlemlenmektedir. Bu çalışmanın temel problemi Türkiye'de uygulanmakta olan STEM eğitimi modellerinin olumlu ve olumsuz yönlerinin tespit edilerek, literatüre dayalı olarak yeni bir model öneri çerçevesi getirmektir. STEM eğitimine yönelik Dört Çerçeve Modeli'nde STEM eğitiminin "yapısal", "politik", "insan kaynakları" ve "sembolik" çerçevelerle incelenmesi, okul yöneticilerinin STEM eğitiminde fark yaratmasına, STEM eğitimine katılımın artırılmasına, STEM eğitiminde kilit rol oynayan öğretmenlerin geliştirilmesinde ve okulda STEM kültürünün oluşturulmasında faydalı olacağı düşünülmektedir. STEM Eğitimine liderlik bakış açısıyla yaklaşmanın eğitim liderlerine de yol gösterici olması beklenmektedir. Bu çalışma nitel bir araştırma olarak desenlenmiştir. Bu araştırmanın konusunu oluşturan Türkiye'de STEM eğitimi teması kapsamında 2000-2022 yılları arasında STEM ile ilgili yapılan yüksek lisans ve doktora tezleri, araştırma makaleleri ve araştırma raporları bu araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Yapılan literatür taraması sonucu 59 doktora tezi 181 yüksek lisans tezi ve 166 araştırma makalesi ve 2 rapor olmak üzere toplam 408 çalışmaya erişim sağlanmıştır. Bu araştırmada veriler doküman incelemesi yöntemi ile elde edilmiştir. Bu araştırmada doküman incelemesi yöntemiyle elde edilen veriler içerik analizi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre problem çözme ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirme, STEM ilkelerine dair farkındalık oluşturma, yaparak ve yaşayarak deneyimlerle öğrenme fırsatı, disiplinler arası düşünebilme becerisi ve iş birliği kültürü oluşturma Türkiye'de STEM eğitiminin olumlu (güçlü) yönleri olarak tespit edilmiştir. Diğer yandan STEM alanlarının öğretim programına entegrasyon sorunu, öğretmenlerin STEM alan bilgi eksikliği, STEM araç-gereç eksikleri ve yüksek maliyetleri, STEM etkinlikleri için materyal eksikliği, eğitim örgütlerinde STEM alt yapı eksikliği, STEM etkinliklerinde zaman yönetimi ve ders süresi sorunu Türkiye'de STEM eğitiminin olumsuz (zayıf) yönlerinin başında gelmektedir. Araştırma Türkiye'de Dört Çerçeve Liderlik Modeline göre STEM Eğitimi Modeli ve gelecek araştırmalara önerilerle sonlandırılmıştır.
Derin öznitelikler kullanılarak kiraz yapraklarında külleme hastalık seviyesinin sınıflandırılması
Kiraz meyvesi, Prunus avium familyasına ait etli ve sert çekirdekli bir meyve çeşididir. Tüm dünyada tüketilen ve ticari değeri yüksek olan kiraz meyvesinin, ülkemizde de önemli ölçüde üretimi ve ihracatı yapılmaktadır. Kiraz bitkisi, yetiştirilmesi zor olan meyve türlerinden biridir. Yaygın olarak yetiştirilen bu bitki türünün büyütülmesi ve yaşatılması sürecinde çeşitli pestisit hastalıklarla karşılaşılmaktadır. Bu hastalıkların tespitinde uzman görüşlerinden ve çitçi deneyimlerinden yararlanılsa da bitkilerin sağlıklı bir şekilde yetiştirilmesinde yeterli olmamaktadır. Bu nedenle, günümüzde bitkilerin ekiminden hasatına kadar ki tüm süreçlerin izlenmesinde bilgisayar teknolojisinden faydalanılmaktadır. Tarımda kullanılan görüntü işleme ve makine öğrenmesine dayalı yapay zekâ uygulamaları daha güvenli, daha hızlı ve daha uygun maliyetli operasyonlara olanak sağlamaktadır. Bilgisayar destekli tarım analiz sistemleri bitki hastalıklarının tespit edilmesi, tanımlanması ve izlenmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Geliştirilen bu sistemler tarımsal verimliliği arttırmak ve sağlıklı mahsuller yetiştirmek noktasında yenilikçi çözümler sunmaktadır. Özellikle bitki hastalıkların tespit edilmesi ve izlenmesi süresinde doğru kararlar alınmasına yardımcı olmaktadır. Bu araştırmada kiraz bitkisinin yapraklarında görülen bakteriye dayalı hastalıkların tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu hastalıkların tespitinde ön-eğitimli konvolüsyonel sinir ağları kullanılarak (Convolutional Neural Network- CNN) hastalığa ait öznitelikler belirlenmiştir. Elde edilen bu öznitelikler ise CNN ağının son katmanında yer alan varsayılan sınıflandırıcı yerine LDA (Linear Discriminant Analysis), KNN (K-Nearest Neighbor), SVM (Support Vector Machine) sınıflandırıcılarının aracılığıyla; sağlıklı, az veya çok hastalıklı bitki tespitini yapmak amacıyla kullanılmıştır. Genel deney sonuçlarına göre çok sınıflı bu problemde en iyi başarım %88.1 ile Doğrusal SVM (Linear SVM) sınıflandırıcısı ile el edilmiştir
Teknoloji kullanımı ile öğrenci başarısı arasındaki ilişkinin bazı kümeleme algoritmaları kullanılarak incelenmesi
Yapay zekanın bir alt basamağı olan makine öğrenmesi son yıllarda eğitim alanında büyük önem kazanmıştır. Öğrenci-öğretmen etkileşimi, akademik başarı ölçme ve öğrencilerin dersteki dikkat durumlarının değerlendirmesi gibi çalışmalar makine öğrenmesi uygulamarı kullanılarak yapılabilmektedir. Aynı zamanda veri madenciliği kullanılarak öğrencilerin verilerinin işlenmesi ve analiz edilmesinde de başarı durumlarının değerlendirilmesinde oldukça etkili olmaktadır. Bu tez çalışmasında Samsun ili Atakum ilçesinde yer alan Hürriyet Yıldız Okulları ve Boğaziçi Okulları'nda öğrenim görmekte olan 5. ve 6. sınıf öğrencilerine "Bilişim Teknolojilerinden Yararlanma Ölçeği" uygulanmıştır. RapidMiner programında yer alan karar ağacı, rastgle orman, x-means, k-means ve k-medoid kümeleme algoritmaları kullanılarak, öğrencilerin ölçekte vermiş oldukları cevaplarla akademik başarıları arasındaki ilişki tahmini yapılmıştır.
Fotovoltaik termal sistem tasarımı ile bir ceviz işleme tesisinin enerji gereksiniminin karşılanabilirliği: Van ilinde uygulanması
Enerji ihtiyacının teknolojiye paralel olarak hızla arttığı günümüzde yenilenebilir enerji kaynaklarından enerjinin temin edilmesi, fosil yakıt kaynaklı sera gazı emisyonlarının, küresel ısınma ve iklim değişimi sorunlarının giderilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Güneş enerjisinden yüksek enerji içermesi, temiz ve sürekli olması nedeniyle diğer yenilenebilir enerji kaynaklarına göre daha yaygın şekilde faydalanılmaya çalışılmaktadır. Güneş enerjisinin direkt olarak elektrik enerjisine çevrilebildiği fotovoltaik (FV) teknolojisi elektrik üretiminde çokça tercih edilen bir yöntemdir. Ülkemizin birçok bölgesinin önemli ölçüde güneş radyasyonuna maruz kalması ülkemizde fotovoltaik sistemlerin kullanılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada, ülkemizde güneş enerjisi potansiyeli yönünden avantajlı durumda olan Van ilinde, dünyada uygulama alanı her geçen gün artmakta olan fotovoltaik enerji ile elektrik üretip tarımsal işletmelerden biri olan ceviz işleme tesisinin enerji gereksinimini karşılanması hedeflenmektedir. Bu doğrultuda ceviz işleme tesisi için iki farklı enerji üretim sistemi tasarlanmıştır. Birinci tasarımda ceviz işleme için gerekli enerji üretimi tesisin çatısına yerleştirilen FV modüllerle gerçekleştirilmiştir. Ceviz kurutma işlemi için doğalgaz ve fuel-oil yakıtlardan faydalanılmıştır. İkinci tasarımda ceviz işleme için elektrik üretiminin bir kısmı tesis çatısındaki FV modüllerden diğer kısmı ise tesis zeminine yerleştirilen konsantrasyonlu fotovoltaik termal (KFVT) sistemden karşılanmıştır. Ceviz kurutma işleminde kullanılan hava ise KFVT sistemden elde edilen sıcak su ile bir ısı eşanjörü kullanılarak ısıtılmıştır. Ceviz kurutma süresine bağlı olarak KFVT modülden farklı sıcaklıklarda sıcak su elde edilmiştir. Ayrıca her iki tasarım için M-Si ve P-Si FV hücre tipleri denenerek FV hücre tipinin etkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu iki tasarım elektrik ve ısı üretimi açısından karşılaştırılmıştır. Ayrıca elektrik ve ısıtma maliyeti açısından optimizasyon çalışması yapılarak en uygun elektrik üretimi ve kurutma koşulları belirlenmeye çalışılmıştır. Optimizasyon çalışması neticesinde elektrik üretimi ve ısıtma maliyeti açısından en uygun parametre değerlerinin 40ºC de sıcak su, 31 saatlik kurutma süresi ve M-Si hücre tipi olduğu tespit edilmiştir. Termodinamik ve ekonomik analiz sonuçları ceviz işleme tesisinde KFVT sistem kullanımı ile hem elektrik üretiminin hem de ceviz kurutma için gerekli ısıtma maliyetlerinin düşürülebileceğini ortaya koymuştur.
Yapay zekâ etiği ve otonom sistemlerde etik model önerisi
Sanayi devrimi ile birlikte, başlangıçta özellikle fabrikalarda kullanılmak üzere üretilen makineler, diğer endüstri kolları ve sektörler için de insan gücünü taklit ederek belirli görevleri icra edebilen tekniklerin geliştirilmesine öncülük etti. Bunun bir adım ötesinde ise, insan zekâsından esinlenerek tasarlanan ancak çok daha hızlı işlem yapabilen akıllı makinelerin üretimi ile yeni bir döneme girildi. Robotların tamamen insan benzeri olacak şekilde yapılması için belirli bir zaman dilimine ihtiyacımız olsa da, bu teknolojilerin insan zekâsını aşarak daha yüksek seviyelere erişeceğini öngörmek zor değil. Gelecekte bir robot, insan gibi düşünebilecek ve hareket edebilecek, insanın sahip olduğu eksikliklerden, duygusal boşluklardan etkilenmeyen ve yorulmayan, daha nesnel kararlar alabilen bir varlık olacaktır. Yapay zekâ uygulamalarının toplumda kullanılmasıyla birlikte, sistem içinde etik kuralların tekrar düzenlenmesi ve otonom sistemlerin etik ilkelere uyumlu hale getirilmesi önem kazanmıştır. Araştırmada otonom sistemlerin etik kurallara uygun şekilde davranmasını sağlamak bir dizi yöntem ve tekniklerle etik kontrol modeli belirlenmiştir. Modelin amacı, otonom sistemlerin etik değerleri göz önünde bulundurarak ve kişilik haklarını ihlal etmeden karar vermesini sağlamaktır. Altı adımdan oluşan etik kontrol modelinde; yapay zekânın neden olduğu olası riskleri en aza indirmek için, kişisel verilerin kullanımında sorumlulukların belirlenmesi ve olası ihlallerde verilmesi gereken tepkiler ortaya koyulmuştur. Model, sistemin özelliklerinin belirlenmesi, potansiyel etik sorunların belirlenmesi, risk analizinin yapılması, etik kuralların belirlenmesi, sistemin test edilmesi ve sistemin yeniden değerlendirilmesi aşamalarını içerir. Model yapay zekâya sahip sistemlerin etik kurallara uygun olarak çalışmasını sağlamak için tasarlanmıştır. Modelde yapay zekâyla ilgili toplumsal endişelere yol açan, henüz tam olarak ortaya koyulmamış etik ilkeler belirlenmiş ve otonom sistem tasarımında nasıl ele alınması gerektiği analiz edilmiştir. Çok disiplinli bir çalışma olan model, otonom sistemlerin ortaya çıkarabileceği etik sorunları ayrıntılı bir şekilde tespit etmesi, gerekli düzenlemeler ile ilgili destek vermesi, etik ikilemler sonucu ortaya çıkan problemlerin ve eşitsizliklerin üstesinden gelinmesinde önemli bir adım olacaktır.
Teknoloji ve inovasyon yönetiminde teknoloji değerlendirme aracı
Tez çalışması kapsamında, şirketlerin teknoloji ve inovasyon yönetimi faaliyetlerinde ürünlerine entegre etmek istedikleri yeni teknolojileri doğru bir şekilde seçmelerine yardımcı olmak amacıyla bir teknoloji değerlendirme aracı geliştirilmiştir. Bu değerlendirme aracı, entegre edilmek istenen yeni teknolojinin stratejik önemini ve potansiyelini göz önünde bulundurarak analiz edecek ve teknolojinin şirket için uygunluğuna karar verilmesini kolaylaştıracaktır. Değerlendirme aracında yer alan sorular farklı niteliklere sahip olması nedeniyle, sorulara verilen cevaplar sonucunda bir skorlama yapılacak, teknolojinin performansı ve potansiyeli grafiği oluşturulacaktır. Değerlendirme aracının kullanımı, şirketlerin doğru teknolojileri seçmelerine yardımcı olacak ve kaynaklarını daha iyi yönetmelerine olanak sağlayacaktır. Bu kapsamda, geliştirilen teknoloji değerlendirme aracı iki ayrı teknoloji örnek senaryosunda uygulanmış, yapay zeka programı ChatGPT'nin yardımıyla teknolojilerin performansları hesaplanmış ve şirketin hedefleri ve potansiyeli dikkate alınarak değerlendirilmiştir.
COVID-19 pandemi döneminde teknoloji kullanımı
Bu çalışmada günümüzde dünyayı derinden etkileyen ve insanlar üzerinde birçok olumsuz etkisi olan Covid-19 salgınının geçmişte karşılaşılan salgın hastalıklarla benzer/farklı yönlerine değinilmiş ve ülkemizde Covid-19 ile teknoloji kullanımı arasındaki ilişkiye yönelik olarak yapılmış çalışmaların genel bir analizi yapılmıştır. Bu verilerden hareketle geliştirdiğimiz Likert tipi anket ölçeği ile bireylerin pandemi döneminde teknoloji kullanımlarına yönelik bilgiler toplanmıştır. Anket sonuçlarına ilişkin yapılan değerlendirmelerde; izolasyonların artması ile evde kalma sürelerinin artmasının insanların teknolojiye olan ilgilerini arttırdığı (%48) gözlemlenmiştir. Bunun doğal sonucu olarak pandemi sürecinde eğitimin uzaktan eğitim yoluyla yapılması çocukların da bilgisayar, telefon ve tablet başında geçirdikleri süreyi arttırmıştır. Sürecin devam etmesi internet üzerinde yapılan alışverişlerin (%53), mobil bankacılık uygulama kullanımlarının (%37), internet kullanım miktarının (%65), sosyal medyada geçirilen sürelerin (%48) artmasına yol açmıştır. Ayrıca anket verileri cinsiyet, eğitim durumları, medeni hal gibi değişkenlere göre T testi ve ANOVA testi ile analiz edilerek tartışılmıştır. Elde edilen sonuçlar ve literatürdeki benzer araştırma sonuçlarından hareketle pandemi süreci ve sonrası için teknoloji kullanımı ve insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini sağlıklı bir şekilde atlatabilmek için bazı öneriler geliştirilmiştir. Sonuç olarak, pandemi süreci içerisinde dikkat edilmesi gereken kurallara uyulmalı, düzenli egzersizler yapılmalı, sosyal aktiviteler geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.
Derin öğrenme yöntemleri ile asma yaprak hastalıklarının sınıflandırılması
Asma yaprağı, insanlık için önemli bir besin kaynağıdır. Taze tüketiminin yanı sıra, bu bitki geniş bir ürün çeşitliliği sağlar. Dünya genelinde yaygın olarak yetiştirilen bu bitki ekonomik değere sahiptir. Asma yapraklarını etkileyen hastalıklar, hem meyveye hem de yapraklara zarar vererek önemli maddi kayıplara neden olabilir. Salamura asma yaprağına olan artan talep, bağcılıkta yeni bir üretim modeline yol açmaktadır. Bol ve yüksek kaliteli ürün elde etmek için bağlarda farklı kültürel yöntemlerin uygulanması aynı zamanda hastalıkların erken teşhis edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması çok önemlidir. Gelişen teknolojiyle ortaya çıkan görüntü işleme yöntemi, tarımsal faaliyetlerde bitki hastalıklarının doğru ve hızlı bir şekilde tanımlanmasını sağlar. Bugün, yapay zeka ve görüntü işleme uygulamalarının tarımda kullanımının artması, bu alandaki sorunlara çözümler sunmakta ve bugüne kadar kullanılan yöntemlere alternatifler yaratmaktadır. Son yıllarda, bitki teşhis sistemleri, tür tanımlama, verim ve hastalık gibi sorunların çözümünde başarıyla kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, konvolüsyonel sinir ağları kullanarak asma yapraklarını hastalıklı ve sağlıklı yapraklar olarak sınıflandırmak ve tanımlamaktır. Colomerus vitis (bağ uyuzu) ve Plasmopara viticola (mildiyö) enfekte yapraklar ile sağlıklı asma yaprakları, önceden eğitilmiş derin öğrenme modelleri VGG16, VGG19, InceptionV3, Xception, MobilNet ve DenseNet201 kullanılarak sınıflandırıldı. Analiz, VGG16 modeliyle %95,33; VGG19 modeliyle %98,00; InceptionV3 modeliyle %96,67; Xception modeliyle %94,67; MobileNet modeliyle %96,00 ve DenseNet201 modeliyle ise %96,67 sınıflandırma doğruluğu gösterdi. En yüksek sınıflandırma başarısı VGG19 modeli ile elde edilmiştir. Modellerin performansı doğruluk, duyarlılık, kesinlik ve F-1 skor metrikleri aracılığıyla değerlendirildi. Elde edilen sonuçlar, bu yöntemlerin asma yaprak hastalık türlerinin belirlenmesinde başarıyla kullanılabileceğini ortaya koymaktadır. Ayrıca bu çalışmanın literatüre temel katkısı, bağ uyuzu ve mildiyö hastalıkları ile sağlıklı olmak üzere üç farklı sınıf için narince üzüm çeşidine ait asma yapraklarından oluşan yeni bir veri seti oluşturulmasıdır.
Pancar bitki hastalıklarının derin öğrenme ile sınıflandırılması
Şeker insan hayatı için vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Şeker pancarı temel gıda maddesi olan şeker üretiminin haricinde diğer yan ürünleri ile tarımsal ve ekonomik açıdan büyük bir öneme sahiptir. Üretilecek olan şekerin verimi ve kalitesini olumsuz yönde etkileyen sebeplerin başında bitkide meydana gelebilecek hastalıklar yer almaktadır. Şeker pancarında oluşan yaprak hastalıkları nedeni ile kök gelişimleri istenilen seviyelere gelememekte buda bitkinin şeker oranı ve verimini düşürmektedir. Yapraklarda oluşan hastalıkların erken dönemlerde tespit edilmesi hastalığın yayılımını veya bitkiye vereceği zararı en aza indirmektedir. Hastalıkların tespitinde gelişen teknoloji ile beraber görüntü ve nesne algılama için derin öğrenme yöntemleri kullanılmaktadır. Bu modeller arasında sürekli güncellenen versiyonları ve artan kullanım alanları ile YOLO (You only look once) dikkat çekmektedir. Bu çalışmada YOLOv8, ResNet50 ve DenseNet121 modelleri kullanılarak ülkemizde yaygın olarak görülen şeker pancarı hastalıklarından cercospora (yaprak lekesi), powdery mildew (külleme) hastalıklarının sınıflandırılması incelenmiştir. YOLOv8'in alt modelleri ile yapılan sınıflandırma işlemleri ile ResNet50 ve DenseNet121 transfer öğrenme modellerinin eğitim sonuçları performans değerlendirme kriterlerine göre karşılaştırılmıştır.
Ceviz hastalıklarının derin öğrenme ile sınıflandırılması
Ceviz, ülkemizde hem gıda hem de ağaç endüstrisi için yetiştirilen önemli bir bitkidir. Cevizde çeşitli çevresel faktörlerin de etkisiyle bazı hastalıklar ve mineral eksiklikleri ortaya çıkabilmektedir. Bu hastalıklar ve mineral eksiklikleri, ceviz yapraklarında farklı şekillerde kendini göstermektedir. Ceviz üreticileri, ceviz verimliliğini doğrudan etkileyen birtakım hastalıklar ve beslenme yetersizlikleri ile mücadele etmek için yeni nesil teknolojilerden yardım almaktadırlar. Son yıllarda birçok sektörde olduğu gibi tarım sektöründe de çeşitli problemlerin çözümünde derin öğrenme yöntemleri kullanılmaktadır. Bu çalışmada, ceviz yapraklarında görülen ceviz antraknozu ve vitamin yetersizliklerinin tespiti ve sınıflandırılması için Faster R-CNN modeli geliştirilmiştir. Geliştirilen model için biri sağlıklı, diğer üçü hastalıkları içeren dört sınıftan oluşturulan veri seti kullanılmıştır. Geliştirilen model, GoogleNet, AlexNet ve SqueezeNet gibi bazı ön eğitimli derin öğrenme modelleri ile de test edilerek sınıflandırma başarısı irdelenmiştir. Her bir CNN model için Adam ve SGDM optimizasyon algoritmaları ile farklı iterasyon sayılarının sınıflandırma başarısına etkisi incelenmiştir. Modellerin hassasiyet (precision), doğruluk (accuracy), F1 skoru ve hatırlama (recall) gibi metrik değerleri hesaplanarak tutarlılıkları değerlendirilmiştir. Çalışmada geliştirilen Faster RCNN modelinin sınıflandırmada ki doğruluğu %98,28 olarak bulunmuştur.
Yapay zeka analiz destekli kapalı ortam hava kalitesinin sağlık üzerine etkilerinin araştırılması
Okullarda iç mekan hava kirleticileriyle ilişkili sağlık etkileri içinde, solunum yolu enfeksiyonları (SYE) riskinde artış ve Hasta Bina Sendromu (HBS) önemli yer tutmaktadır. Bu çalışmada bir lisede iç hava kalitesinin solunum yolu enfeksiyonları insidansı, hasta bina sendromu, devamsızlıklar üzerine etkisinin belirlenmesi ve iç mekanların hava kalite indeksinin tahmin edilebilmesi amacıyla hava kalitesi ölçüm sistemi tasarımı ve sensörlerden elde edilen veriler ile yapay zekaya dayalı model olarak bir derin öğrenme ağı geliştirilmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki bu çalışmanın evrenini Samsun'da bir lisede öğrenim gören 774 lise öğrencisi oluşturdu. Veri toplama işlemi 28/11/2022-16/06/2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Basit rastgele yöntem kullanılarak iki adet atölye sınıfı seçildi ve toplamda 118 gün iş günü boyunca karbondioksit (CO2), sıcaklık, nem ve partiküler madde (PM) ölçümleri, bu çalışma kapsamında yazılımı ve elektronik tasarımı özel hazırlanmış hava kalitesi ölçüm sistemi ile yapıldı. Ölçümlerin tamamlanmasını takiben öğrencilere yönelik olarak anket formu uygulandı. Anketin ilk bölümünde araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyodemografik veri formu ve SYE geçirme durumuna ilişkin soru formu, ikinci bölümünde ise HBS belirtilerinin saptanması amacıyla MM 060 NA School ölçeği yer aldı. Anket bilgilerinin yanı sıra örnekleme alınan öğrencilerin devamsızlık bilgileri temin edildi. Toplam 79 öğrenci arasında HBS prevalansı %8,9, en az bir defa SYE geçirdiğini belirten kişi sayısı 14 (%17,7) olarak belirlendi. Okulun genelinde senelik ortalama bağıl nem için %47,6, sıcaklık için 24,8°C, CO2 için 1433,7 ppm, PM1 için 15,1 μg/m3, PM2.5 için 22,3 μg/m3, PM10 için 31,1 μg/m3 olarak ölçüldü. Yapılan lojistik regresyon analizinde, sigara içmenin SYE geçirme riskini 8,0 kat arttırdığı belirlendi. Nem ve sıcaklık dışındaki tüm iç ortam hava kalitesi değişkenleriyle, raporlu devamsızlıklar arasında düşük derecede pozitif yönde korelasyon belirlendi. CO2 ve PM2.5'un limiti aştığı günleri takip eden günlerde raporlu devamsızlıkların daha yüksek olduğu görüldü. Yapay zekaya dayalı tahmin modelleri ile ilgili olarak, LSTM'de daha düşük hata oranları elde edildi ve her iki veri seti için de %81,25'lik doğruluk oranını elde edildi. İç ortam hava kalitesinin SYE ve HBS gelişimi üzerine anlamlı bir etkisi bulunamamış ancak CO2 ve PM artışının, raporlu devamsızlıkları düşük düzeyde arttırdığı gözlenmiştir. Etkin havalandırmanın sağlanması için otomatik bir şekilde devreye giren iklimlendirme teknolojilerinin kullanımı hayata geçirilebilir.
Tütün yaprağı üzerinde bulunan hastalıkları morfolojik görüntü işleme metotlarıyla tespit eden gerçek zamanlı gömülü sistem tasarımı
Tütün bitkisinin yetiştirme koşulları esnek olduğundan Türkiye'nin iç Anadolu bölgesi dışında tüm bölgelerinde yetiştirilmektedir. Ekonomik açıdan büyük öneme sahip tütün bitkisi 2022 yılında 828, 9 milyon dolarlık ihracat rakamına ulaşmıştır. Tütün yapraklarında meydana gelen hastalıklar, tütün bitkisinin büyüme ve gelişmesini olumsuz etkilemektedir. Bu durum verim kaybına dolayısı ile maddi kayıplara neden olmaktadır. Tütün yaprakları üzerindeki hastalıkların gözlem yoluyla tespiti zaman kaybına neden olabildiği gibi hatalı da olabilmektedir. Bu nedenle tütün yapraklarında meydana gelen hastalıklı alanların tespiti amacıyla gerçek zamanlı çalışan gömülü bir sistem modeli tasarlanmıştır. Bu sistemde, kameradan alınan görüntüler gömülü sisteme aktarılmaktadır. Daha sonra python yazılımı ile morfolojik görüntü işleme işlemi uygulanarak yapraklar üzerindeki hastalıklı alanlar tespit edilmiş ve gösterilmiştir. Ayıraca tütün yapraklarını hastalıklı ve sağlıklı olarak sınıflandırmak amacıyla evrişimsel sinir ağları modelleri kullanılmıştır. Samsun ilinde fotoğrafı çekilen 1600 sağlıklı ve 1600 hastalıklı tütün yaprağı içeren bir veri seti üzerinde bu modellerin performansları değerlendirilmiştir. Sistem, sınıflandırma işleminin sonucunda 3 modelde %93 ve üzeri başarı oranları elde etmiştir. Anahtar Kelimeler : Tütün yaprak hastalıkları, Gömülü sistemler, Evrişimli sinir ağları, Sınıflandırma
Süt sığırcılığında inovasyon yönetimi A2 süt üretimi ve pazarlaması
Süt, memelilerin yavruları için ürettiği ve insan beslenmesinde önemli bir rol oynayan temel besin kaynağıdır. İnek sütü proteinleri, tarih boyunca çeşitli mutasyonlar geçirmiş ve bu mutasyonlar A1 ve A2 β-kazein olarak adlandırılan iki farklı protein varyantının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu varyantlar arasındaki temel fark 67. amino asit pozisyonunda yatmaktadır. A1 β-kazein histidin içerirken, A2 β-kazein, insan sütü de dahil olmak üzere diğer memeli türlerinin sütünde bulunan orijinal ve daha eski protein formuna benzer şekilde prolin içerir. Sindirim sırasında A1 β-kazeinin parçalanması, bazı çalışmalarda sindirim rahatsızlıkları, inflamasyon ve diğer sağlık sorunlarıyla ilişkilendirilen BKM-7 (β-kasomorfin-7) adlı bir peptidin salınımına yol açabilir. A2 β-kazein ise BKM-7 peptidini üretmez. Bu tez, uluslararası akademik literatürün kapsamlı bir betimsel analizini gerçekleştirerek A2 sütü hakkında bugüne kadar Türkçe olarak sunulan en kapsamlı ve güncel bilgiyi bir araya getirmektedir. Çalışma, A1 ve A2 süt proteinleri arasındaki biyokimyasal farkı detaylı bir şekilde ele alarak başlamakta ve BKM-7 peptidinin sindirim sistemi, bağışıklık sistemi, kardiyovasküler sistem ve nörolojik gelişim üzerindeki potansiyel etkilerini inceleyen güncel bilimsel çalışmaları değerlendirmektedir. Çalışma, A2 sütü üretimini ele almakla kalmayıp, aynı zamanda bu alandaki inovasyon ve sürdürülebilirlik pratiklerini de derinlemesine incelemektedir. A2 sütü üreten inek ırkları, genetik seleksiyon ve ıslah çalışmaları, sürdürülebilir tarım uygulamaları, hayvan refahı standartları ve teknolojik gelişmeler, A2 sütü üretiminin etik, çevresel ve ekonomik boyutlarıyla birlikte detaylı bir şekilde analiz edilmektedir. Ayrıca A2 süt pazarının dinamikleri, büyüme trendleri, tüketici tercihleri ve pazarlama stratejileri de çalışmanın önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Hedef kitle analizi, A2 sütünü tüketme olasılığı yüksek tüketici segmentlerini belirlemekte ve bu segmentlerin ihtiyaçlarına uygun pazarlama stratejileri geliştirmenin önemini vurgulamaktadır. Konumlandırma stratejileri, A2 sütünü rakiplerinden farklılaştırmak ve tüketici zihninde güçlü bir marka imajı oluşturmak için kullanılabilecek farklı yaklaşımları analiz etmektedir. Ayrıca 4P pazarlama karması (ürün, fiyat, dağıtım ve tutundurma), A2 sütü pazarlamasının temel unsurlarını stratejik bir bakış açısıyla ele almaktadır. Çalışma, A2 sütü pazarındaki etik ve sürdürülebilirlik konularına da değinmekte ve tüketici güvenini kazanmanın ve marka değerini artırmanın önemini vurgulamaktadır. Son olarak, bu tez, A2 süt pazarının gelecekteki büyüme projeksiyonlarını, yeni trendleri ve potansiyel araştırma alanlarını ele almaktadır. A2 sütü, süt sığırcılığı sektöründe inovasyon ve büyüme için önemli bir fırsat sunmakta ve daha sağlıklı, sürdürülebilir ve etik bir gıda sistemine geçişte önemli bir rol oynama potansiyeline sahiptir.
Görsel dikkat tabanlı U-Net derin öğrenme modeli kullanılarak glokom için optik disk segmentasyonu
Bu tez, glokom hastalığının erken teşhisini desteklemek ve teşhis sürecini hızlandırmak amacıyla derin öğrenme tekniklerini kullanarak optik disk segmentasyonunu ele almaktadır. Glokom, görme kaybına neden olabilen yaygın bir göz hastalığıdır ve erken teşhis edilmediğinde kalıcı hasarlara yol açabilir. Optik disk, glokom teşhisinde kritik bir yapıda olup optik sinir liflerinin çıkış noktasını içermektedir. Bu çalışmada, optik disk segmentasyonunu gerçekleştirmek için UNet mimarisini temel alarak özelleştirilmiş bir attention UNet modeli kullanmaktadır. Encoder kısmında, geleneksel UNet'e ek olarak Channel Attention ve Patch-Based Attention mekanizmaları entegre edilmiştir. Decoder kısmında ise Spatial Attention kullanılmıştır. Bu sayede, model görüntü içindeki önemli özelliklere daha hassas bir şekilde odaklanarak segmentasyon performansını artırması hedeflenmiştir. Bu özelleştirilmiş attention mekanizmaları, modelin daha belirgin özelliklerin vurgulanmasını ve daha doğru sonuçlar elde etmesini sağlar. Önerilen model, derin öğrenme ve görüntü işleme tekniklerini bir araya getirerek glokom teşhisinde yardımcı olabilecek doğru ve hızlı bir segmentasyon sağlamayı amaçlamaktadır. İlgili çalışmanın sonuçları, önerilen modelin yüksek doğruluk ve hassasiyet sağladığını göstermektedir. Mevcut yöntemlerle karşılaştırıldığında modelin glokom teşhis sürecini iyileştirebileceği ve klinik uygulamalarda kullanılabilir olduğunu bizlere göstermektedir. Bu tez, glokom hastalarının erken teşhis edilmesi ve tedavi edilmesi sürecine katkıda bulunarak görme kaybını önlemeye yönelik önemli bir adımı temsil etmektedir. Gelecekteki çalışmalar, modelin genişletilmesi ve farklı veri kaynaklarıyla test edilmesi üzerine odaklanabilir, böylece daha geniş bir hasta yelpazesinde uygulanabilirliği artırılabilir.
Ceviz çeşitlerinin derin öğrenme teknikleri kullanılarak sınıflandırılması
Ceviz ağacı, tarihsel olarak hem yenilebilir meyvesi hem de yüksek kalitedeki ahşabı ile ekonomik açıdan değerli bir ağaç türü olarak öne çıkmıştır. Ceviz, Omega-3 yağ asitleri, antioksidanlar, protein ve lif gibi besin maddeleri açısından zengin olması nedeniyle sağlıklı beslenmenin önemli bir bileşeni olarak kabul edilmektedir. Ayrıca ceviz, beyin sağlığı ve kalp sağlığına katkıda bulunurken, bağışıklık sistemini güçlendiren ve iltihaplanmayı azaltan özelliklere sahiptir. Ceviz aynı zamanda, farklı mutfaklarda çeşitli yemeklerde ve tatlılarda kullanılarak gastronomi dünyasında da önemli bir yer tutmaktadır. Makine öğrenmesi alanında önemli bir yer edinen derin öğrenme, yapay sinir ağları kullanarak büyük veri kümelerindeki karmaşık yapıları ve desenleri tanımlamak, sınıflandırmak veya tahmin etmek amacıyla kullanılan bir teknolojidir. Sinir ağları yapısı içerisinde çeşitli katmanlardan oluşan derin öğrenme algoritmaları, verileri işleyerek yüksek seviyeli özellikler veya soyut kavramlar oluşturmakta ve doğrusal olmayan aktivasyon fonksiyonları kullanarak bilgileri daha karmaşık şekillerde birleştirmektedir. Tez çalışmamda, besin değeri açısından oldukça yüksek olan ceviz türlerinin sınıflandırılması amacıyla derin öğrenme metodundan yararlanılmış olup, farklı ceviz türlerinin özellikleri ve desenleri analiz edilerek besin değerine göre kategorize edilmesi hedeflenmiştir. Bu tez çalışmasında, Chandler, Fernor, Hekimhan, Kaman-1, Maraş-18 ve Oğuzlar-77 ceviz çeşitlerine ait görüntüler kullanılarak derin öğrenme tabanlı sınıflandırma gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında, Chandler türünden 408, Fernor türünden 459, Hekimhan türünden 485, Kaman-1 türünden 425, Maraş-18 türünden 393 ve Oğuzlar-77 türünden 610 olmak üzere toplamda 2780 görüntü elde edilmiştir. Bu görüntüler, ön işleme adımlarından geçirilerek, önceden eğitilmiş modeller olan DenseNet121, NASNetMobile ve MobileNet ile sınıflandırma işlemi yapılmıştır. Veri kümesi, %80 eğitim ve %20 test verisi olacak şekilde ikiye ayrılmıştır. Yapılan sınıflandırma işlemleri sonucunda, sırasıyla %80,25; %65,53 ve %83,66 başarı oranları elde edilmiştir. En yüksek sınıflandırma başarısı MobileNet modeliyle sağlanmıştır. Bununla birlikte, sınıflandırma başarılarının artırılması amacıyla parametre optimizasyonu yapılmıştır. Sonuç olarak, optimizasyon sonrası, ön eğitimli DenseNet121, NASNetMobile ve MobileNet modellerinin sınıflandırma başarısı sırasıyla %90,66; %87,61; %92,46 oranlarına yükseltilmiştir. Elde edilen diğer ayrıntılı sonuçlar, tezin ilgili bölümlerinde detaylı bir şekilde sunulmuştur.
Fındık meyve çeşitlerinin derin öğrenme metodu kullanılarak sınıflandırılması
Fındık, Corylaceae (gürgengiller) familyasına ait bir kabuklu yemiş türü olup, dünya genelinde özellikle Türkiye'de yoğun olarak yetiştirilmektedir. Türkiye, Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illeriyle, fındık üretiminde önde gelen bir merkez konumundadır ve dünya çapında önemli bir ihracatçı rolü üstlenmektedir. Fındık, protein, yağ, lif, vitamin ve mineral yönünden zengin bir besin kaynağı olup, geniş bir kullanım yelpazesine sahiptir. Bu çalışmada, Türkiye'de yaygın olarak yetiştirilen fındık türlerinden sekiz tanesi ön eğitimli ağlar kullanılarak sınıflandırması amaçlanmaktadır. Çalışma kapsamında bilgisayarlı görü sistemi aracılığıyla fındık çeşitlerinin görüntüleri elde edilmiştir. Oluşturduğumuz veri setinde 150 palaz, 320 dağ, 380 Foşa, 230 tombul, 380 hanımeli, 320 çakıldak, 420 kara fındık, 390 sivri, toplam 2590 adet görüntü bulunmaktadır. Bu görüntüler ön eğitimli (pretrained) modeller, DenseNet121, Inception v3, NasNet, EfficeNet, AlexNet ve Xception ile fındık görüntüleri sınıflandırılmıştır. Veri kümesi %80 eğitim ve %20 test olmak üzere bölümlere ayrılmıştır. Yapılan sınıflandırmalar sonucunda; sırasıyla %95,17, %93,44, %80,07, %81,17, %79,73 ve %83,20 sınıflandırma başarısı elde edilmiştir. En yüksek sınıflandırma başarısı DenseNet121 modeli ile elde edilmiştir. Çeşitli karışıklık matrisleri ve performans ölçümleri modellerin performanslarını daha detaylı analiz etmek için kullanılmıştır. İkinci aşamada veri artırımı teknikleri kullanılarak görüntüler çoğaltılmış ve yeniden sınıflandırma işlemine tabi tutulmuştur. Çoğaltılmış verilere uygulanan ön eğitimli (pre-trained) modeller sırasıyla şunlardır; Densenet121, AlexNet, NasNet, Xception, Inception V3, VGG16, EfficeNet ve VGG-19. Bu derin öğrenme metotları eğitim başarı oranları sırasıyla şunlardır; %97,5, %91,16, %81,61, %82,77, %95,45, %92,95, %78,66, %82,95. Veri artırma işleminin sonucunda bazı modellerde sınıflandırma başarısı artmış bazılarında artmamıştır. Elde edilen sonuçlar tezin ilgili bölümünde detaylı olarak verilmiştir.
Pirinç ürününün derin öğrenme teknikleri kullanılarak sınıflandırılması
Pirinç hem küresel ölçekte hem de Türkiye özelinde stratejik öneme sahip temel bir gıda maddesi ve ekonomik bir tarımsal üründür. Özellikle Asya kıtasında yoğunlaşan üretim faaliyetlerine ek olarak, Türkiye'de de Edirne, Samsun ve Manisa gibi bölgelerde pirinç üretimi yaygın olarak sürdürülmektedir. Dünyada ve Türkiye'de morfolojik, renk ve şekil olarak çok farklı pirinç türleri mevcuttur. Ancak geleneksel yöntemlerle gerçekleştirilen manuel sınıflandırma işlemleri, zaman ve maliyet açısından verimsizliklere yol açmakta ve bu durum tarımda daha yenilikçi ve otomasyona dayalı yaklaşımların gerekliliğini ortaya koymaktadır.Bu bağlamda yürütülen çalışmada, Türkiye'de yaygın olarak yetiştirilen Arborio, Basmati, Jasmine, İpsala ve Karacadağ pirinci çeşitlerinin sınıflandırılması amacıyla, her bir tür için 15 000 olmak üzere toplamda 75 000 görüntüden oluşan kapsamlı bir veri seti kullanılmıştır. Görüntüler hem morfolojik özellikler hem de RGB ve HSV renk uzayları temelinde değerlendirilmiş; sınıflandırma işlemleri derin öğrenmeye dayalı Evrişimsel Sinir Ağları (CNN) aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında VGG-16, InceptionV3, EfficientNetB0, ResNet50 ve DenseNet gibi yaygın olarak kullanılan transfer öğrenme modellerine ek olarak, katmanlı iyileştirmelerle geliştirilen yedi farklı yeni model mimarileri test edilmiştir. Bu süreçte uygulanan veri ön işleme ve veri artırma teknikleri, model performanslarını olumlu yönde etkilemiş ve sınıflandırma doğruluklarında anlamlı artışlar sağlanmıştır. Yapılan karşılaştırmalı değerlendirmeler sonucunda, test edilen tüm modellerin yüksek başarı oranları sergilediği gözlemlenmiş; özellikle geliştirilen Model 7, %99,6 doğruluk oranı ile öne çıkarak transfer öğrenme tabanlı modellerle rekabet edebilecek düzeye ulaşmıştır. Elde edilen bulgular, pirinç çeşitlerinin sınıflandırılmasında evrişimsel sinir ağları ve transfer öğrenme yöntemlerinin yüksek doğrulukla çalışabildiğini göstermektedir. Bu çalışma, tarımsal ürünlerin sınıflandırılmasında yapay zekâ destekli otomasyon sistemlerinin etkinliğini ortaya koymakta ve bu teknolojilerin tarım sektöründe verimliliği artırmaya yönelik uygulamalarda geniş bir kullanım potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir.