Ankara University
Anabilim Dalı

Tefsir Anabilim Dalı

Ankara University

17

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

17 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Dirâse mevdû'iyye, tahliliyye havle'l-Mekâsidi'ş-Şer'iyye ve tetbikâtihâ fi sûreti Muhammed an objective, analytical study on the legal purposes and their applications in surat Muhammed

Muhammed Sûresi, İslâm şeriatının getirdiği hükümlerin konulduğu Medine döneminde inen sûrelerdendir. Bu sûre, düşmanla yapılan savaş hükümlerini içermektedir. Sûrede savaş mevzusunun öne çıkmasından dolayı bu sûreye "Savaş Sûresi" de denmiştir. Sûrede, esirlerle ilgili hükümler ve onların fidye veya karşılıksız bırakılmalarıyla ilgili hükümler konmuştur. Şer'î maksatlar (Makasıd-ı Şer'iyye), İslâm'ın, hayatın düzgün olması ve Allah'ın muradına göre tanzim edilmesi için getirdiği şeriat meselelerindeki önemli kavramlardır. Bu maksatlar, zaruriyyât, hâciyyât ve tahsîniyyât şeklinde üç aşamadadır. Zaruriyyât, bunların en önde gelenidir. Çünkü hayat, ancak zaruriyyâtın varlığıyla düzgün olur, ondan vazgeçmek mümkün değildir. İslâm şeriatı, zaruriyyâtın muhafazasının gerekliliğini vurgulamıştır ki o, din, can, nesil, akıl ve malın korunmasıdır. Zaruriyyâttan sonra onun peşine hâciyyat ve tahsîniyyât gelir. Bu üç mertebenin muhafazası, varlık ve yokluk tarafı şeklinde iki yönlü olur. Bu maksatlar, umum yönünden makasıd-ı amme, makasıd-ı hassa ve cüz'î ve küllî maksatlar şeklinde çeşitli kısımlara ayrılır. Makasıd-ı amme, şeriatın hükümlerinden belli bir türe mahsus olmayacak şekilde şeriatın bütün veya çoğu konularında ve alanlarında gözlemlenir ki, bu kısma şeriatın vasıfları ve büyük gayeleri girer. Makasıd-ı hassa da şeriatın belli bir konu veya birbirine benzer konuları gerçekleştirmeyi hedefledikleridir. Mesela şârinin aile hükümleri, mâlî icraatlar, hüküm verme ve şahitlik ve bağışlar gibi konulardaki maksatları bu kabildendir. Bir diğer çeşit de cüz'î maksatlardır ki bunlar, alış-veriş ve mehirden yararlanma gibi fayda ve iyiliği bazı insanlara dönen füru fıkıh hükümleriyle ilgili cüz'î illetler ve hikmetlerdir. Küllî maksatlar da devletin korunması, Kur'ân ve sünnetin tahrif ve tağyirden muhafaza edilmesi, muamelatın icrası, yardımlaşma ve hoşgörü ruhunun yayılması, ahlaki değerlerin yerleştirilmesi gibi ümmetin tamamı veya çoğuyla ilgili maksatlardır. Hüküm koymada makasıd-ı şer'iyyenin önemli bir yeri vardır. Zira Şari'nin hüküm koymada murat ettiği hedefine uygun, doğru uygulamanın gerçekleşmesi için hükümlerin konulma sebebi olan gayeler ve sırlar ancak makasıd-ı şer'iyye ile bilinir. Aynı şekilde makasıd-ı şer'iyye, şari'nin muradına ulaşabilen fakihin deneyiminin kuvvetine dayanır. Hükümlerin şer'i maksatlarını bilmek bazı yollarla gerçekleşir. Bunların en önemlileri şunlardır: Kur'ân, Arapların dilinde indiği için Arapçayı doğru bir şekilde anlamak, Kur'ân'ın getirdiği ifadelerin anlaşılması, o ifadelerin indiği dili anlamaya göre olacaktır. Şer'i maksatları bilme yollarından biri de İslâm şeriatının nasslarıyla o nassların hükümleri arasında Şari'nin bu hükümlerden muradına ulaşmak için irtibat kurmak, bir diğeri de yasama hükümlerinin getirdiği illetleri bilmektir ki, sûrenin içerdiği şer'î maksatları bilmek şer'î hükmün istinbatında bize yardımcı olan nassın delâleti, nassın işareti ve muktezası ile mümkün olur. Kur'ân, Muhammed Sûresi'nde kâfirlerin durumlarını, Allah'ı inkâr ve Muhammed (sas)'in getirdiği hak dinden diğer insanları alıkoymak gibi eylemlerini ortaya koymaktadır. Küfür, İslâm dininden çıkaran ve sahibini ebedi cehennemde bırakan şeydir. Kâfir de dinde kesin olarak bilinen bir şeyi inkâr eden kimsedir. Küfreden kimse adeta Allah'ın yarattıklarından bir şeyi inkâr etmiş gibidir. Allah'ı sıfatlarında, yarattıklarından birine benzeten, Allah'ın kendini tesmiye ettiği sıfatlarından birini inkâr eden ya da Kur'ân'ın Allah'ın kelâmı olduğunu inkâr eden kimse küfre girmiştir. İçinden Allah'ın bir olduğuna, bu dinin hak din olduğuna inanan ancak tekebbür, inat ve inkârından ötürü bunu diliyle söylemeyen kimse de kâfirlerdendir. Küfrün, inkâr ve yalanlama küfrü, büyüklenme küfrü, şek, insanları alıkoyma ve yüz çevirme küfrü ve nifak küfrü gibi kısımları vardır. Sûre-i celile, kâfirlere dair pek çok makasıd ve amellerin boşa gitmesi, öldürülme ve esir alınma, yok edilme ve yerle bir edilme, cehenneme girme gibi yaptırımlara sebebiyet veren şeyleri barındırmaktadır. Kâfirler söz konusu bu yaptırımlara işlemiş oldukları küfür ve Allah yolundan alıkoyma gibi amelleri sebebiyle müstahak olmuşlardır. Bunun sonucunda akıbetleri de ebedi kalacakları cehennem olmuştur. Mü'min görünüp, içlerinde küfürlerini gizleyenlere Kur'ân-ı Kerim münafık adını vermiştir. Münafıklar, Hz. Peygamber (sas) Medine'ye hicret ettiğinde Medine'de ortaya çıkmışlardır. O zaman bu kimseler, Hz. Peygamber'e ve ashabına açıktan karşı koyamadıklarından Müslüman görünüp küfürlerini gizlemişler, gizli bir şekilde Hz. Peygamberle savaşmışlardır. Büyük nifak sahibini ebedi cehennemde kılar. Çünkü o, Müslümanlığını ve Allah'ın hiçbir ortağı olmadığına ve Muhammed (sas)'in peygamber olduğuna dair imanını ortaya koymakta, hakikatte ise buna inanmamakta hatta bunu yalanlamaktadır. Allah'ın bir insana indirdiği kelâmıyla konuşup o kimseyi insanlara elçi yaptığına, Allah'ın izniyle onları doğru yola iletip azabından korkuttuğuna da inanmamaktadır. Bunun neticesinde münafıklar bu gibi fiillerine karşılık kalplerinin mühürlenmesi, tehdit, korkutma, lanete uğrama, şeytanın aldatması, yapmış oldukları iyiliklerin boşa gitmesi, sırlarının ifşa edilmesi gibi cezalarla cezalandırılmayı hak ettiler. Münafıkların uğradığı bütün bu cezalar, Allah'ın emirlerine karşı gelmeleri, Allah'a iman ve onun yolunda cihad etmede yer alan Allah'ın rızasını istememeleri gibi Allah'ı gazaba getiren amellere uymaları sebebiyledir. Bütün bunlar amellerinin kabul olunmamasına yol açmıştır. Kur'ân onları eleştirmiş, Hz. Peygamber'e tanıtmış ve onları ifşa etmiştir. Bu durum, onların işlemiş oldukları alçakça işler dolayısıyladır ki, Allah Teala onları dünya hayatında alçaklık ve rezillikle ve amellerinin boşa gitmesi ile tehdit etmiştir. Akıbetleri de cehennem olacaktır. Onlar, Müslümanlar için kâfirlerden daha tehlikelidir. Çünkü kâfirlerin tehlikeleri ve düşmanlıkları açıktır, ortadadır. Münafıkların ise ortaya çıkarılmaları kolay değildir. Çünkü onlar, İslâm örtüsüne bürünmüşlerdir. Bundan dolayı ancak İslâm ve Müslümanların zıddına olan noktalarda durmalarından tanınırlar. Mü'minler, Allah'a ve resulüne iman eden, peygamberin getirdiklerini tasdik eden, onun emrine uyup Allah'ı birleyen ve O'na hakkıyla kulluk edenlerdir. Bunların akıbetleri de Allah'ın durumlarını düzeltmesi, günahlarını bağışlaması, hidâyet ve takvalarını artırmak, dünya hayatında onları arındırmak ve saflarını temizlemek için çeşitli imtihanlarla sınadıktan sonra düşmanlarına karşı onlara yardım etmesidir. Ahirette ise, günahlarını bağışlayıp onları cennetine koyacaktır. Sûre-i celile, Allah yolunda cihad gibi Mü'minlere gereken ve onlara has şer'î hükümleri açıklamıştır. Cihad, zaruriyyâtı muhafaza için İslâm şeriatının getirdiği önemli hükümlerden biridir. Onun yüce gayelerinden bazıları şunlardır: İslâm dinine girme özgürlüğünü muhafaza etmek, kullarla ilgili şeâiri muhafaza etmek, Müslümanları sınamak ve ilâhî emirlere boyun eğme hususunda onları eğitmek, kâfirleri korkutup onların eziyetlerini def etmek. Sûrede Mü'minlere has şer'î hükümlerden diğer bazıları da Allah'tan başka hiçbir ilâh olmadığını bilmek, bütün işlerinde Allah ve resulüne itaatte bulunmak, dünya sevgisi ve ölüm korkusundan uzak durmayı emretmek, galip durumda iken barış çağrısı yapmamak. Sûrenin sonunda da Allah (cc) Mü'minleri Allah yolunda infak etmemekten sakındırmış ve Allah (cc)'a verdikleri sözlerini terk ederlerse onların yerine başkalarını getirmekle tehdit etmiştir. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Makasıd, Şeriat, zarûriyyât, hâciyyât, tahsîniyyât

Farhan Hawı Ahmed Ahmed
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'ân'da zan kavramı ve zannın psikolojik arka planı

Bu çalışmada, Kur'ân-ı Kerîm'de kullanılan zan kavramının epistemolojik yönü, psikolojik arka planı ele alınmaktadır. Burada zan kavramı, Kur'ân-ı Kerîm'deki kullanım çerçevesiyle sınırlandırılmaktadır. Çalışma, zan kavramının Kur'ân-ı Kerîm ekseninde daha iyi anlaşılmasını amaçlamakta ayrıca düşünme, konuşma, iletişim ve etkileşimlerimizin çoğunun zanna dayalı varsayım, sanı ve kanılarla şekillenmesi açısından önem arz etmektedir. Zan kavramı, epistemolojik değeri açısından sistematik bir çerçevede ele alınıp işlenmektedir. Zan kelimesinin Kur'ân-ı Kerîm'de: sanı, vehim, beklenti, kuruntu, sezme, bilme, kanaat, ihtimal verme, anlama, kesin/yakîn olmayan bilgi ve bazı yerlerde de kesin bilgi gibi kullanıldığı anlamlar ele alınmaktadır. Kur'ân-ı Kerîm'deki çerçevede, hüsnüzan ve suizan kategorileri değerlendirilerek zan kavramıyla yakın anlamlı olarak kullanılan; heva, hars, şekk, rayb, yakîn, mirye, rey, hakk vb. kavramlar incelenmektedir. Zannın oluşmasında etkili olan; uyaran, duyum, dikkat, bellek, hatırlama vb. bilişsel algı süreçleri ele alınarak idrak mekanizması işlenmektedir. Zannın oluşması çerçevesinde; istek ve ihtiyaçlar, zihin şeması, kalıp yargılar, kurgulayıcı hafıza, genelleme, beynin tamamlama özelliği, korku ve kaygılar vb. algı yanılmalarının sebepleri ve türleri açıklanmaktadır. Bununla birlikte zannın giderilmesi bağlamında; ayırt etme, tahkik etme gibi tamamlayıcı, bütüncül ve geniş perspektifli doğru algı oluşturma yolları değerlendirilmektedir. Ayrıca Peygamberlerin, sâlih kulların, cinlerin hatta meleklerin dahi yanılgıya düştükleri durumlar belirtilmektedir. İç yüzü bilinmeyen değişik zannî durumlar karşısında Peygamberler, sâlih kullar ve meleklerin sergiledikleri örnek tutumlara değinilmektedir. Nihaî olarak zanna düşmemek için tüm perspektifleri kapsayan sonsuz bir bilgi gerekir. Ancak her şeyi her yönüyle bilen ve el-Alîm sıfatına sahip olan Yüce Allah'tan başka herkesin, 'eşya'ya vakıf olabildiği kadarıyla zandan müstağni kalarak yanılgıya düşmekten kurtulabileceği vurgulanmaktadır.

Engin Şahin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'ân'da kâmin temsiller

Bu çalışmamız, Kur'ân-ı Kerîm'de kâmin (gizli) temsili anlatımın mahiyetini ve işlevini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın temel amacı, Kur'ân'da yer alan dolaylı, mecazi ve temsili anlatımların, özellikle soyut ve psikolojik durumların daha somut imgeler aracılığıyla nasıl aktarıldığını ortaya koymaktır. Kâmin anlatım, Kur'ân'ın muhatabın zihninde anlamı daha kalıcı hâle getirmek için başvurduğu önemli bir edebî metot olarak ele alınmaktadır. Araştırmada, öncelikle "kâmin" kelimesinin lügat ve terim anlamları açıklanmış, ardından bu kavramın belâgattaki yeri üzerinde durulmuştur. Çalışma sürecinde Kur'ân-ı Kerîm'de yer almış temsilî anlatım örnekleri belirlenmiş; bu âyetlerdeki temsiller klasik tefsirlerden Taberî, Zemahşerî, Râzî, Beyzâvî vb. ile modern yorumlarla birlikte detaylı şekilde analiz edilmiştir. Çalışmanın ana bulgusu, kâmin anlatımın özellikle gaybî, duygusal ve psikolojik durumların ifade edilmesinde kullanıldığı ve bu yöntemin soyut olanı beşerî deneyimlerle somutlaştırarak daha anlaşılır hale getirdiğidir. Mesela Cenâb-ı Allah'ın kullarına yakınlığı "koşmak" gibi beşerî fiiller üzerinden temsilen anlatılmakta; bilinmeyen âlemler ve kavramlar tanıdık temsillerle zihinde canlandırılmaktadır. Sonuç olarak, Kur'ân'da yer alan kâmin temsili anlatımlar, sadece edebî zenginlik sağlamakla kalmayıp aynı zamanda Kur'ân'ın mesajını daha etkili, anlaşılır ve kalıcı hâle getirmektedir. Bu nedenle bu anlatım şekli, Kur'ân'ın doğru anlaşılmasında ve yorumlanmasında merkezî bir rol üstlenmektedir.

TefsirTemsilTeşbih
Servet Güler
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kur'ân'da Mülk kavramı ve Allah'ın hükümranlığı açısından değerlendirilmesi

Mülk ve mülkiyet sorunu insanoğlunun yaratıldığı tarihten beri onun en önemli sorunu olmuştur. Kur'ân-ı Kerîm'de, ilk insanın yaratılışı, cennete yerleştirilmesi ve cennetten çıkarılması insanın mülk ile ilişkisi konusu etrafında dönmektedir denilebilir. İnsan, hayatını idame ettirebilmesi için birçok şeye muhtaçtır ve bu ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için birtakım şeylerin kendine ait olması zaruridir. İnsan ,mesken, giyim kuşam, gündelik hayatta kullanacağı eşyalar, ulaşım araçları ve gıda maddeleri gibi temel şeylere yaşadığı zamanın şartlarına göre daima ihtiyaç duymuş ve bunları edinmek için çabalamış durmuştur. İnsanoğlu temel ihtiyaçlarını karşıladığı zaman huzurlu ve mutlu olmuş aksi durumda ise kaygılı ve huzursuz bir yaşam sürmüştür. Fakat burada asıl sorun, insanın ihtiyaçlarının sınırlarının ne olduğu sorunudur. Bu soru ve sorun tarih boyunca dinin, iktisadın, hukukun ve felsefenin temel konularından olmuştur. Birçok hukukçu, din bilgini ve filozof bu hususta çeşitli fikirler ileri sürmüşlerdir. Mülk ve mülkiyet kime aittir? ve mülkiyetin sınırları ne olmalıdır sorunu insanlık tarihinde çok farklı hatta birbirine tam zıt noktalarda değerlendirme konusu olmuştur. Sorunun temelde ekonomik olması hem iç savaşlara hem de toplumlar ve devletler arasında savaşlara sebep olmuştur. Bu nedenle mülkiyet sorunu tarihin en kanlı sorunu olarak görülmüştür. İnsanın mülk ve mülkiyet sorunu, son ilahi din İslam'ın temel kitabı Kur'ân-ı Kerîm'in de hakkında birçok şey söylediği önemli bir konudur. Hatta bu konu Kur'ân-ı Kerîm'in mihver konularından birisidir denilebilir. Çünkü birçok âyette insanın mal ve 230 mülk ile ilişkisi farklı bağlamlar altında ele alınmaktadır. Cömertlik, cimrilik, hırs, rekabet, kin, dostluk, düşmanlık, aile içi ilişkiler, evlilik, boşanma, velâyet, miras, savaş, ganimet, kölelik, zekât, sadaka, infak vb. birçok konu mülk ve mülkiyet ile ilişkilidir. Tarihin ve günümüzün en kanlı ve zorlu bir sorunu olan mülk edinme hakkı ve sınırları ile ilgili problemler ancak Kur'ân'ın gösterdiği hakikatlere tabi olmakla aşılabilir. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm, insanın mülk edinme hakkını elinden alarak onu tembelliğe ve uyuşukluğa itmediği gibi bütün yolları açarak onun para, mal ve mülk için vahşi bir materyalist canavara dönüşmesini de istememiştir. Kur'ân mülk edinme hususunda en uygun yolun, herkesin temel ihtiyaçlarını karşıladığı fakat ihtiyaç dışının muhtaçlarla paylaşıldığı bir toplumsal düzen olduğunu söylemiştir.

İdris Sami Sümer
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Psikolojik tefsîrde dilbilimsel ve edebî yönler -Abdurrahman Kasapoğlu örneği

Bütün tefsîr yaklaşımlarında dilbilimsel ve edebî çözümlemeler az ya da çok yorumlamalarda kullanılmıştır. Zira Kur'an her şeyden önce edebî bir metindir. Son dönemlerde gelişim gösteren psikolojik tefsîr yaklaşımı da âyetlerin anlamını çözümlemede dilsel ve edebî yöntemleri kullanmıştır. Psikolojik tefsîre yönelik hem metot geliştiren hem de uygulamalar ortaya koyan Abdurrahman Kasapoğlu, geliştirdiği yöntemler bünyesinde ve uygulamalı Kur'an psikolojisi araştırmalarında dilsel ve edebî yöntemleri kullanmıştır. Bu tezin amacı, psikolojik tefsîr çalışmalarında, Abdurrahman Kasapoğlu özelinde dilsel ve edebî yöntemlerin nasıl sistemleştirildiğini ve uygulandığını ortaya koymaktır. Bu tezde Abdurrahman Kasapoğlu'nun psikolojik tefsîri bağımsız bir tefsir ekolü olarak sistemleştirmeye çalıştığı eserleri esas alınacaktır. Yine Kasapoğlu'nun eserlerindeki Kur'an'da geçen psikoloji konularını incelediği uygulama bölümleri değerlendirilecektir. Böylece psikolojik tefsîrde dilbilimsel ve edebî yöntemlerin yeri, önemi ve işlevi gösterilecektir.

Ayşegül Arslan
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
10
DoktoraAçık ErişimTR

Kur'ân-ı Kerîm'de müşriklerin safsataları

Bu çalışma, Kur'an-ı Kerim'de müşriklerin ulûhiyet, ahiret, nübüvvet ve Kur'ân-ı Kerîim'e yönelik söylemlerini incelemekte ve bu söylemlerin arkasındaki akıl yürütme biçimlerini safsatalar çerçevesinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Kur'an'da müşriklere ait söylemler, tarihî bir olgunun ötesinde, bireyi ve toplumu ikna etmeye yönelik sistemli bir strateji olarak ele alınmıştır. Bu bağlamda, müşriklerin itikadî, sosyal ve siyasî yapılarına dair veriler incelenmiş; vahyi reddetme süreçlerinde nasıl bir manipülasyon dili kullandıkları, ne tür safsatalarla hakikati çarpıtmaya çalıştıkları ortaya konmuştur. Çalışmada doküman inceleme yöntemi benimsenmiş, müşrik söylemlerini barındıran ilgili ayetler tarihsel bağlamları dikkate alınarak klasik ve modern tefsir literatürü ışığında analiz edilerek safsata değeri/niteliği tespit edilmeye; safsata türü ya da safsataların yöneltildiği hedeflerin tercih edilme sıklığı ile ilgili karşılaştırmalar yapılmaya çalışılmıştır. Araştırma bulgularına göre müşrikler, çoklu ilah tasavvuruna sahip olmaları, meleklere ve cinlere ulûhiyet atfetmeleri, şirk inancını atalar kültüyle meşrulaştırmaları gibi nedenlerle Allah inancını tevhit ekseninden saptırmışlardır. Bunun yanı sıra, yeni dini kabul etmek istemeyen müşrikler, peygamberleri küçümseyici, aşağılayıcı ve gerçekliği çarpıtıcı (örneğin sihirbaz, mecnun, sapkın gibi) ithamlarla yaftalayarak hem onları itibarsızlaştırmayı hem de toplum nezdinde etki alanlarını sınırlandırmayı hedeflemişlerdir. Bu söylemler, "adam karalama", "kuyuyu zehirleme", "ağdalı dil" ve "sahte otoriteye başvurma" gibi çeşitli safsata türleriyle örtüşmektedir. Ayrıca, ilahî mesajı itibarsızlaştırmak amacıyla vahyin kaynağına yönelik sihir, karmakarışık düşler ve eskilere ait masallar ithamlarında bulunulmuş; bu söylemlerle yeni dine karşı menfi bir toplumsal algı oluşturulmaya çalışılmıştır. Müşrikler, müminlere yönelik "zayıf", "dar görüşlü", "ayak takımı" gibi aşağılayıcı ifadeler kullanarak yeni dinin toplumsal meşruiyetini zayıflatmayı ve onun kamuoyu nezdinde dikkate değer olmadığı izlenimi oluşturmayı hedeflemişlerdir. Diğer taraftan müşriklerin özellikle "adam karalama", "yanlış sebep", "korkuluk adam" ve "kaynağı zehirleme" gibi yanlış akıl yürütme ve duygusal yönlendirmeye dayanan safsata türlerini diğerlerine göre daha sık kullandıkları tespit edilmiştir. Araştırmada, çalışmanın kapsamı dışına çıkmamaya dikkat edilerek günümüz inkârcı kesimin İslam'a ve ona ait değerlere yönelik söylem ve iddiaları, başta nüzul dönemi olmak üzere diğer peygamberlerin dönemlerinde ileri sürülen söylemlerle karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Bu çerçevede, günümüz inkârcıları ve geçmişteki inkârcıların düşünsel süreçleri benzer bir yapıya; yaklaşım ve tutumlarının ise kılık değiştirmiş bir forma sahip olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Kur'an'da muhatap alınan müşriklerin söylemleri gelişigüzel ve sıradan tepkiler değil; bilinçli olarak yapılandırılmış, propaganda niteliği taşıyan ve safsatalar yoluyla hakikatin üzerini örten stratejik eylemler olarak değerlendirilmelidir. Bu tespit, Kur'an'ın eleştirel düşünmeye dayalı yapısını ve muhatapları düşünsel olarak bilinçlendirme gayesini ortaya koymak açısından önem arz etmektedir.

Muhammet Hanifi Ön
Eskişehir Osmangazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bilimsel kavramların Kur'an meallerine taşınması sorunu - Bilgi toplumuna doğru Kur'an-ı Kerim örneğinde-

Kur'an ve bilim arasında nasıl bir ilişki olduğuna dair duyulan merak birçok araştırmacıyı bu alanda çalışma yapmaya yönlendirmektedir. Geçen asırda Kur'an ile fennî bilimlerin ilişkilendirilmesi "ilmî tefsir" adıyla karşılık bulmaktadır. Çağdaş dönem tefsiri içerisinde ise ilgili adın karşılığı olarak "bilimselci yorum, bilimsel yaklaşım, bilimsel ekol vb." isimlendirmelerini görmek mümkündür. İslâm'ın bilgiye ve akla önem vermesi Kur'an'ı yorumlama faaliyetleri içerisinde bilimsel yaklaşım metodunun geliştirilmesine katkı sağlamıştır. Bu yaklaşıma göre, bilimsel veri ve argümanlar Kur'an'ın daha iyi anlaşılmasını sağlamak adına ayet yorumlarında kullanılabilmektedir. Bilimsel tefsir, savunanı ve eleştirenleriyle günümüze kadar ulaşmış bir yaklaşımdır. Konuyla ilgili tefsirler üzerinde birçok araştırma yapılmaktadır. Ancak mealler özelinde ilgili yaklaşımın etkilerine dair hususi bir çalışma bulunmamaktadır. Bu tezde Salih Parlak'ın "Bilgi Toplumuna Doğru Kur'ân-ı Kerîm" adlı meâl çalışması örneği başta olmak üzere söz konusu yaklaşımın meallerdeki yansımalarının neler olduğu ve ne gibi sonuçlar doğurduğu incelenecektir. Bilimsel kavramların meallere taşınması sorunu Kur'an'ın dil dünyası ve muhtevasına etkisi üzerinden değerlendirilecektir. Nihayetinde bilimsel kavramların Kur'an tercümesi içerisinde yer almasının ortaya çıkardığı problemlere de dikkat çekilecektir.

BilimDinMeal+1
Büşra Akyüz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

İşari tefsirde belagat ilminin etkisi (Konu çalışması)

Bu tez, Kur'an-ı Kerim'in, tasavvuf ve sülûk erbabının Kur'an'ı tevil ederken zahiri anlamına değil de sırlarına ve manasına odaklandığı İşarî tefsirinde belâgat ilminin etkisini üç kısımda (Beyan, Meanî ve Bedi') incelemektedir. Bu çalışmanın önemi; Kur'an'ın yorumunun Me'sur ve Re'y tefsirinden sonraki üçüncü çeşidi olan ve bazı âlimlerin Kur'an'ın yorumlanmasında gerekli bir şart olarak gördükleri belagat ilmine dayanan İşarî tefsire ışık tutması ve bu tefsiri kullananların metodunu ortaya koymasından kaynaklanmaktadır. Çalışma, İşâri tefsir kitaplarından örnekler çıkarırken ve ayetlerde işaret edilen belagî nükteleri öğrenilmesi için analiz ederken betimleyici analitik yaklaşım izlemiştir . Bu çalışmada; İşarî tefsirin, diğer tefsirler gibi belagat ilminin farklı çeşitlerinin belagî işaretlerini büyük oranda içermesi ve belagat çeşitlerinden olan beyan, bedi' ve fünûnun; onların referanslarının temel kaynağı olup İşarî müfessirlerin, bazen salt nefsî fikirlermiş gibi hafife alınabilecek olan tefsirlerinin değerini artırması için belagat ilmine mükemmel derecede hâkim olunmasına büyük önem vermiş oldukları yanı sıra Kur'an'ın nazmının; tevil, tefekkür ve idrak için malzeme bakımından oldukça zengin olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: İşari Tefsiri, Sûfî Tefsiri, Beyan, Meanî, Bedi.

Alı Mahmood Jasım Aljamo
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'an'da Beyan kavramı

Bir Kur'an ifadesi olan ?beyan? lügatta, ?açık ve anlaşılır olmak,açıklamak, ifade etmek, iyice araştırıp incelemek? manalarınagelmektedir. Aynı kökten türeyen ?beyyine? kelimesi ise ?kesin delil,şahit, hüccet? gibi manalar ifade etmektedir. ?Hz. Muhammed, mucize,Kur'an? gibi manalar ise bu kelimeye Kur'an'ın yüklemiş olduğumanalardır. Değişik kalıplarda kullanılan ?beyan? kökü Kur'an'da 257defa tekrar edilmektedir.?Beyan? kelimesi farklı kullanımlarıyla Hz. Peygamber'in hadislerindede sıkça yer alan bir kelimedir. Bunun yanında ?beyan?, belagat ilminioluşturan üç ana ilim dalından biridir. Fıkıh usûlü ilminde ise ?beyan?konusuna oldukça geniş bir yer verilmiştir. Dini metinlerin doğru olarakanlaşılıp yorumlanabilmesi gayesiyle ?beyan? beş kısım altında elealınıp incelenmiştir.sim, fiil ve sıfat dibi değişik şekillerde Kur'an ayetlerinde yer alan?beyan? kökü, kullanıldığı kalıba ve nitelediği kelimeye göre farklımanalar ifade etmiştir. Yeri geldikçe görüşlerine başvurduğumuzmüfessirlerin konuya ilişkin yorumları da bu tespitlerimizi desteklerniteliktedir.?Beyan?a dair Kur'an'da yer alan konular şunlardır: Kur'an hem açıkve anlaşılır hem de her şeyi açıklayan bir kitaptır. Allah Kur'an'ıinsanlara açıklama işini öncelikle kendi üzerine almıştır. Ayrıcagöndermiş olduğu Peygamberini de Kur'an'ı insanlara beyan etmeklegörevlendirmiştir. Yine Allah insana konuşma, iyiyi kötüden ayırtedebilme, düşüncelerini beyan edebilme gibi özellikler vermek suretiyleinsanı diğer canlılardan üstün tutmuştur. Böylece ?beyan? Allah ilebaşlayan, Kur'an'ı ve tüm insanları içine alan bir özellik olarak karşımızaçıkmaktadır.

Bayram Köseoğlu
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kur'an'ın felsefi okunuşu -ibn-i Rüşt örneği-

Bu çalışma iki temel üzerine araştırma yapmayı hedeflemektedir: Birincisi Ebu'l-Velid İbn Rüşd'ün (ö. 595/1198) felsefi tefsir faaliyetinin teorik ve ilkesel zeminini incelemek, ikincisi ise Kur'ân'ın tefsiri için gerekli gördüğü yaklaşımının genel ilkelerini kullandığı pratik zemini ortaya çıkarmaktır. Bir başka ifadeyle İbn Rüşd'ün düşüncesindeki felsefi tefsir, sadece teori sunmamakta aynı zamanda metni tarihsel ortamında yaşanan olay ve önemli durumlar ile ilişkilendirerek yorumlamayı da gerekli kılmaktadır. Bu da felsefi tefsirin pratik zeminini teşkil etmektedir. İbn Rüşd, Kur'ân'ın kastetmediği, yanlış veya toplumun akidesini sarsacak terimler ortaya koymaktan kaçınılması gerektiğini savunur. Nitekim onun gerçekleştirmek istediği temel hedefler akideyle çok ilişkilidir. Bu minvalde İbn Rüşd'ün en temel hedefinin din ile toplumun birbirinden uzaklaşmasını engellemek olduğu söylenebilir. Bu durum bir yönüyle tefsir ilmine atılacak adımlarla, diğer yönden müfessirin zihninde felsefi açıdan metodolojik temellerin oluşmasıyla sağlanabilir. Dolayısıyla İbn Rüşd hem bir müfessir olarak "Tefsir Usulü" hem de felsefeci kimliğiyle "Felsefe Usulü" meselelerini birlikte ele alan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Müfessir yönüyle İbn Rüşd, Kur'ân âyetlerinin maksadı dışında yorumlanmasına mani olmayı hedeflerken, filozof yönüyle de şeriatta gerekli olan hususları yorumlamaya çalışmıştır. Bunun için geliştirdiği felsefi tefsir yaklaşımının pratik yönlerini de Kur'ânî delillerle ortaya koymuştur. Araştırmamız, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. İlk bölüm "Felsefi Tefsirin Doğuşu"nu ve "Felsefi Tefsiri Ortaya Çıkaran Amiller"i konu edinmektedir. İkinci bölümde "İbn Rüşd'ün Kur'ân'ı Anlama Yöntemi" ve "Din ve Felsefeyi Uzlaştırma Metodu" ele alınmaktadır. Tezin bir ve ikinci bölümü, felsefi tefsire yaklaşımın kökenleri üzerine teorik bir çalışmadır. Üçüncü bölüm ise "İbn Rüşd'ün Felsefi Tefsiri Kur'ân'a Uygulaması" konusunu içermektedir. Dolayısıyla bu son bölüm, Kur'ân'ı tefsir etme konusunda pratik bir çalışmayı ihtiva etmektedir. Anahtar Kelimeler: Felsefi Tefsir, İbn Rüşd, Din ve Felsefe İlişkisi, Te'vil, Burhânî Metot, Aklî Kıyas.

FelsefeKur'an-ı KerimTefsir+3
Rawad Mohammed Mahmood
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İngiliz oryantalizminde Kur'an ayetlerinin tarihlendirilmesi

Kur'an araştırmaları alanında 'Kur'an ayetlerinin tarihlendirilmesi' batı ve İslâm dünyasında önem verilen temel konulardandır. Bu tez ise İngiliz oryantalistler tarafından Kur'an ayetlerinin nasıl tertip edildiğini araştırmaktadır. Ayetlerin kronolojisinde kullandıkları yöntemleri ve tercihleri tespit etmek araştırmanın temel gayesidir. Tez üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde batıda Kur'an kronolojisi çalışmalarının doğuşu ve gelişimi hakkında bilgi verilmektedir. Bunun yanında bir bütünlük oluşturması açısından İslâm dünyasındaki Kur'an kronolojisi çalışmalarına yer verilmektedir. İkinci bölüm Kur'an kronolojisi hakkında çalışmalara sahip olan beş İngiliz oryantalistin hayatlarından ve eserlerinden başlayarak Kur'an tasavvurları ele alınır. Aynı bölümde oryantalistlerin ayetlerin kronolojisine dair yaklaşımları analiz edilmektedir. Daha sonra İngiliz oryantalistlerin ayet tertip listeleri aktarılmaktadır. Üçüncü bölümde ise ayetlerin tarihlendirme yöntemleri kritik edilmektedir.

AyetlerKur'an-ı KerimOryantalizm+3
Rumeysa Hafızoğlu
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'an'da kadınla ilgili kelimelerin semantik tahlili

Herhangi bir metnin anlaşılması ve açıklanması için o metinde yer alan kelime ve ifadelerin manasının doğru tespit edilmesi gerekir. Kur'ân-ı Kerîm de anlaşılmak için Yüce Allah tarafından insanlığa gönderilmiş bir hidayet rehberidir. Bu sebeple Kur'an'ın dünya görüşünü ve ilâhi murâdı anlamak, Kur'an kavramlarının delalet ettiği manaları ortaya çıkarmaya bağlıdır. Kur'an'ın anlaşılmasına yönelik son dönemlerde başvurulan yöntemlerden birisi semantik yöntemdir. Semantik, "bir dilin anahtar kelimeleri üzerindeki tahlili çalışma" şeklinde tanımlanmıştır. Bu yöntem sağlam kriterlere dayandığı için Kur'an lafızlarının işaret ettikleri manaların tespitinde sıklıkla kullanılan bir metottur. Kur'an'da kadını ifade etmek için birçok kavram kullanılmıştır. İmrae, ünsâ, nisâ, zevc vs. bu kavramlardan birkaçıdır. Bu çalışma Kur'an'da kadının kavramsal ifade ediliş şeklini irdeleyerek İslam'ın kadın tasavvurunu ve ona yüklenen toplumsal rolleriyle ilgili olarak ortaya koyduğu esasları Kur'an'dan hareketle doğru anlamayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, kadın, semantik, kelime

Anlam bilimKadınlarKelimeler+3
Esma Güneş
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
11
Yüksek LisansAçık ErişimTR

El-Beyzâvî tefsirinde kıraatlerin tefsire etkisi: Bakara ve En'âm Sûreleri örneği

Yüce Rabbimiz, insanlara cenneti kazandıracak rehber kitap olarak Kur'ân-ı Kerim'i göndermiştir. Kur'ân-ı Kerim'i insanlara zorluk olarak göndermediğini, aksine sakınanlar için bir öğüt olarak indirdiğini ilahi kelamında bizlere açıklamıştır. Kullar da bu ilahi kelamı anlamak, daha iyi kavramak ve insanlara daha iyi anlatıp hidayeti daha kolay bulmalarını sağlamak amacıyla birçok eserler kaleme almışlardır. Bu eserlerin bazıları Kur'ân-ı Kerim'i daha iyi anlamaya yönelik olan Tefsir eserleri, bazıları Kur'ân-ı Kerim'i daha iyi okuyabilmek için kıraat ve tecvit eserleri gibi Kur'ân-ı Kerim'in ışığında birçok ilim dalı ortaya çıkmıştır. Bu ilim dallarının birbirine etkileri oldukça fazladır. Birbirini tamamlayan ilimlerdir. İlk dönemlerden itibaren ayrı ilim dalları olarak değerlendirilen tefsir ve kıraat ilimleri aslında birbirleriyle iç içedirler. İlk dönem tefsir eserlerine bakıldığında bu açıkça görülebilmektedir. Birbiriyle bu kadar bağlantılı olan bu iki ilim birbirine anlam bakımından yardımcı konumundadır. Kur'ân'ın, çağlar ötesi mesajlarının kullara doğru bir şekilde ulaşması, onun doğru okunması ve anlamının doğru açıklanması yani tefsir edilmesi ile mümkün olmaktadır. Bu mesajların anlaşılıp, açıklanması konusunda kıraat ilminin payı da pek büyüktür. Geçmişten beri insanlar Kur'ân-ı Kerim'i anlamanın yanında onun okunuş ve mûsikî alanına ilgi göstermişlerdir. Bu alan da genel çerçeve de kıraat ilmiyle alakalı olmaktadır. Bu araştırmada Hicrî 7.asrın büyük âlimlerinden olan büyük müfessir Beyzâvî (ö. 685/1286)'nin tefsiri olan Envârü't-Tenzîl ve Esrârü't-Te'vîl'de Bakara ve En'âm Sûreleri özelinde kıraatlerin tefsire etkisi incelenmiştir.

Bakara suresiBeyzaviEn`am suresi+4
Furkan Yağcıoğlu
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
20
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'ân'ın câhiliye devrindeki kız çocuk algısını ıslahı

İslâm öncesi Arap yarımadasında kadınlar, kız çocukları, köleler ve maddi olarak zayıf olanlar ikinci sınıf insan durumundaydılar. Câhiliye döneminde erkek sayısının fazlalığı gücü temsil etmekteydi. Savaş ve baskında erkeğe olan ihtiyaç çok fazla idi. Kabileler arası baskın ve savaşlarda kadınlar savaşabilecek durumda değillerdi. Üstelik kabilenin yenilmesi ile kadınlara köle olarak el konulması kadının kabilesi için utanç verici bir durumdu. Kız çocuklarının ve kadınların herhangi bir baskında karşı tarafın eline geçmesi namus meselesi haline gelir ve kaybeden kabile için büyük utanç meselesi olurdu. Bu yüzden doğan her bir kız çocuğu potansiyel utanç meselesi demekti. İslâm'ın gelişiyle beraber kadın insan olması hasebiyle erkek ile aynı yere konumlandırılmıştır. İslam'dan önce mal gibi mirasa konu olan kadın artık mirasta pay sahibi olmuştur. Sosyal hayattan izole edilen kadın Peygamber (s.a) döneminde oldukça aktif olmuştur. Çocuk öldürmek her kabilenin her üyesinin uyguladığı bir durum olmasa da, Kur'ân'ın bu duruma karşı çıkışı bize bu sayının göz ardı edilemeyecek kadar fazla olduğunu göstermektedir. Kur'ân, kız çocuğu sahibi olan babanın yüzünün aldığı hali tasvir ederken yaptıklarının yanlış olduğunu ve çocuklarını öldürenlerin ciddi bir ceza ile cezalandırılacaklarını belirtmektedir. Allah, hem çocukların hem de çocuklarını öldüren ebeveynlerin rızıklarını kendisinin verdiğini hatırlatmaktadır. Çocuk öldürme olgusu genel anlamda yoksulluk ve namus endişesi yüzündendi. Bundan başka dinî gerekçeler, sosyal hayattaki baskı ve doğan çocuğun kusurlu doğması da çocukların öldürülmeleri için yeterli sebep olabilmekteydi. Allah, Kur' ân'da kız çocuğunun öldürülmesini sert bir dille eleştirmekte, bunu yapanların kesinlikle cezalandırılacaklarını bildirmektedir.

Cahiliye DönemiKur'an-ı KerimKız çocukları+4
Gülsüm Kantaş
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mukâtil b. Süleyman'ın tefsir-i kebir'i ve İsrâiliyât

Mukâtil b. Süleyman'ın yaşadığı dönem henüz İslamiyet'in Horasan'da yeni yayılmaya başladığı dönemdir. Müellif, dini ve fikri çatışmaların ve karışıklıkların olduğu dönemde yaşamıştır. Mukâtil b. Süleyman'ın ilmi şahsiyetinde öne çıkan özelliği tefsirci olmasıdır. Mukâtil b. Süleyman tefsir tarihinde ilklerden olmasına rağmen tefsir kitaplarında yer verilmemesinin bazı nedenleri bulunmaktadır. Bunlardan biri rivayetlerinde kaynak belirtmemesi, diğeri ise her rivayeti ayırt etmeksizin tefsirine almış olmasıdır. Dolayısıyla bu esnada İsrailiyata ilişkin bilgilerin de onun tefsirinde yer aldığı belirtilmiştir. Araplar semavi kitapları olmayan, göçebe yaşayan, okuma yazma bilmeyen bir toplumdular. Bilmedikleri konularda bir şeyler öğrenmek istedikleri zaman Yahudilere ya da Hıristiyanlara başvurmaktaydılar. O dönemde ise Araplar arasında göçebe yaşayan Yahudi toplulukları bulunmaktaydı. Bu kişilerin bildikleri malumatlar, Araplar arasında yayılmış, daha sonra İslamiyet'i kabul etmeleri ile birlikte bu malumatların İslamiyet'e ve İslam kültürüne karışmasına neden olmuştur. Yapılan araştırma sonucunda Mukâtil b. Süleyman 'ın Tefsir-i Kebir'inde İsrailiyata ilişkin rivayetlerin oldukça fazla bulunduğu tespit edilmiştir. Bu rivayetler daha çok kıssaların anlatıldığı bölümlerde görülmekte iken, bunun dışındaki yerlerde de ayetlerin nuzül sebepleri ile ilgili doğrudan şahıs ve olayları konu alması şekliyle de görülmektedir. Bu rivayetlerde İslam'a uygun olanlar olduğu gibi uygun olmayanlarında bulunduğu tespit edilmiştir. Ancak burada yapılan değerlendirmelerde DİB ve İbni Kesir tefsiri gibi kaynaklarla karşılaştırmalar yapılarak yalnızca rivayetlerin İsrailiyat içerip içermediği üzerinde durulmuş, İslam'a uygun olup olmaması açısından bir değerlendirme yapılmamıştır. Müellifin eserinde karşılaşılan İsraili rivayetlerden ilk zamanlarda faydalanılıyor iken, sonraki dönemlerde pek fazla dikkate alınmamış, hatta bazı tefsir kitaplarında adına dahi yer verilmediği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mukâtil b. Süleyman, Tefsir-i Kebir, İsrailiyat

Kur'an-ı KerimMukatil bin SüleymanTefsir+3
Yusuf Yalçınkaya
Tokat Gaziosmanpaşa University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ruhu'l-Beyan tefsirinde kıraat farklılıklarının manaya etkisi

Bu çalışmada, Bursevî'nin Ruhu'l-Beyan tefsirinde okunuş farklılıklarına değinilen ayetler tespit edilerek bunların manaya yansımaları gösterilmiştir. Ayrıca yazarın okunuşunu verip hangi kıraate ait olduğunu bildirmediği ayetlerin hangi imamlar tarafından farklı okunduğu ilgili kaynaklardan tespit edilerek kayda geçirilmiştir. Bununla birlikte anlam bütünlüğü sağlamak ve farklı okunuşun anlam üzerindeki tesirini tam yansıtabilmek adına, yer yer, ayetlerin siyak ve sibakları da dikkate alınarak değerlendirmeleri yapılmıştır. Aynı şekilde, ilgili ayetteki kıraat faklılığının anlama etkisini yansıtabilmek adına farklı müfessirlerin konu hakkındaki değerlendirmelerine de, ihtiyaç duyuldukça, yer verilmiştir.

Önder Pınar
Bayburt University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
20
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Süleyman Ateş'in Ahkâm Âyetlerine bakışı

Kur'ân-ı Kerim'in âyetlerini konularına göre itikad, ahlâk, ahkâm ve kıssalar olmak üzere temelde birkaç bölüme ayırabiliriz. Kur'an'ın ahkâma dair âyetleri de ibadât, muâmelât ve ukûbât olmak üzere fıkhî açıdan üç kısımda kategorize edilmiştir. Kur'an, İslâm tarihi boyunca çeşitli usullerde tefsir edilmiştir. Bu çalışmalar genel olarak rivâyet tefsiri ve dirâyet tefsiri olmak üzere iki ana başlık altında ele alınıp incelenmiştir. Tefsir alanında yaptığı çalışmalar ve yetiştirdiği öğrenciler açısından önemli ilim adamlarından birisi de Süleyman Ateş'tir. Bu çalışmada Süleyman Ateş'in "Kur'ân-ı Kerim Tefsiri" isimli eseri bağlamında ahkâm âyetlerine getirdiği yorumlar, âyetleri açıklama yöntemi ve bu âyetleri nasıl değerlendirdiği incelenmiştir. Süleyman Ateş, tefsirinde belli bir mezhebi taklit etmeyip, konu ile alakalı özgün görüşler zikretmiştir. Ateş, ahkâm âyetlerini tefsir ederken bazen önceki müfessirlerin görüşünü naklederek bu görüşlerden birini tercih etmiş bazen de kendisi geleneğin aksine farklı bir görüş ileri sürmüştür. Hadislere de temkinli yaklaşan Ateş, Kur'an'a aykırı rivâyetleri nedenleri ile tenkide tabi tutmuştur. Eserinde meselelerin fıkhî tafsilatına da yer vererek, ahkâm ile ilgili âyetlerin açıklamalarını yaptığı bölümlerde sadece âyetlerin fıkhî boyutunu ele almamış, aynı zamanda bu âyetlerden çıkarılabilecek mesajlara da yer vermiştir.

Murat Avşar
Bayburt University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
10