Aydın Adnan Menderes University
Discipline

Parazitoloji Anabilim Dalı

Aydın Adnan Menderes University

74

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Onkoloji hastalarında bağırsak parazitlerinin yayılışı

İlhan P. Onkoloji Hastalarında Bağırsak Parazitlerinin Yayılışı, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Tıp Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Van, 2019. Bu çalışma Sağlık Bilimleri Üniversitesi Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Kliniği'nde tedavi gören hastalarda intestinal parazitlerin sıklığını belirlemek ve bu sıklığı etkileyen bazı faktörleri değerlendirmek amacıyla yapıldı. Bu çalışma, Şubat 2012–Temmuz 2012 tarihleri arasında Hastanenin Tıbbi Onkoloji Polikliniği'nde tedavi gören 66'sı bayan ve 74'ü erkek olmak üzere toplam 140 kanser hastası üzerinde yürütüldü. Ayrıca, hastalara hastalıkları ve yaşam koşulları ile ilgili soruları içeren anket uygulandı. Hastalardan alınan dışkı örnekleri incelenmek üzere 30 dakika içinde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Araştırma ve Uygulama Laboratuvarına getirildi. Örnekleri önce makroskobik olarak incelendi. Daha sonra nativ-Lugol yöntemi ile intestinal parazitler yönünden mikroskobik olarak incelendi ve Cryptosporidium spp., ve Cyclospora cayetanensis yönünden değerlendirilmek için modifiye asit-fast yöntemiyle boyandı. Kanser tanısı almış 66 kadın hastanın %34,8'inde, 74 erkek hastanın %40,5'inde olmak üzere toplam 140 hastanın %37,9'unda bir veya birden fazla bağırsak paraziti saptandı. Çalışmada en yüksek oranda Blastocystis hominis (%17,9), en düşük oranda ise Iodamoeba butschlii (%1.4) ve C. cayetanensis (%1,4) saptandı. Ayrıca Cryptosporidium spp. (%13,6), Endolimax nana (5.7), Entamoeba coli (%3,6) ve Giardia intestinalis (%2,9) türlerine de rastlandı. Sonuç olarak tarafımızdan yapılan bu çalışmada, kanser hastalarında intestinal parazitlerin %37,9 oranında görülmesi, özellikle immün sistemi baskılanmış hastalarda bağırsak parazitlerinin önemli bir sağlık problemi olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Elde ettiğimiz bu sonuçlara göre onkoloji hastaları gibi immün sistemi baskılanmış hastalarda intestinal parazitozların dikkate alınması ve rutin olarak sık aralıklarla dışkı incelemesi yapılmasının gerekli olduğu kanaatine varılmıştır.

Bağırsak hastalıkları-parazitikBağırsaklarKanser hastaları+5
Pelin İlhan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Van Belediye mezbahasında kesilen ruminantlarda paramphistomum SPP.'nin moleküler identifikasyonu

Paramphistomum türlerinin morfolojik olarak teşhisi mikroskobik yöntemlerle yetersiz olduğundan, kesin teşhis için moleküler yöntemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışma Mart 2018–Eylül 2018 tarihleri arasında Van Belediye mezbahasına kesime getirilen ruminantlarda bulunan Paramphistomum spp.'nin moleküler yöntemler ile identifikasyonu amaçlandı. Çalışma materyali, toplam 100 adet enfekte ruminantdan (50 sığır ve 50 koyun) toplanan ergin Paramphistomum spp.'lerden oluşmaktadır. Paramphistomum parazitlerinin DNA izolasyonları, ticari kit ile yapıldıktan sonra rDNA ITS2 gen bölgesi PCR ile çoğaltıldı. Elde edilen PCR ürünleri agaroz jelde yürütülerek 399 bp'lik bantlar elde edildi. Amplikonlar sekanslanmış ve BLAST ile Genbank'daki referans sekanslarla karşılaştırıldı. İzolatların genotipleri tam veya en yakın benzerliklerine göre belirlendi. Ayrıca, Neighbour-Joining Tree kullanılarak MEGA 7 program ile filogenetik ağaç oluşturuldu. Çalışmamızda elde edilen 10 adet PCR ürünününden çift yönlü sekans analizi yapıldı. Sekans analizi sonucu 5 koyun ve 3 sığırdan Paramphistomum leydeni, 2 adet sığırdan ise Calicophoron daubneyi identifiye edildi. Sonuç olarak, Türkiye'de daha önce morfolojik tanı yöntemleri ile varlığı bildirilen Calicophoron daubneyi'nin Van ilinde moleküler yöntemler ile varlığı kesinlik kazanmış olup, ayrıca daha önce Türkiye'de bildirilmeyen P. leydeni ise ilk defa moleküler yöntemlerle bu çalışma ile tespit edildi.

MezbahalarMoleküler yapıParamphistomiasis+4
Yusuf Padak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kistik ekinokokkoz ve fasiyoliyaz'da IL-4, IL-10, TNF-α ve INF-γ düzeylerinin araştırılması

Kistik ekinokokkoz (KE) ve fasiyoliyazda, Th1 ve Th2 immün yanıtlarında meydana gelen değişiklikler hastalıkların kliniği, patolojisi ve tanısı hakkında bilgiler sunmaktadır. Bu nedenle bu hastalıklarda immün yanıtların meydana gelmesinde görev alan spesifik sitokinlerin, sitokin reseptörlerinin ve kemokinlerin araştırılması büyük önem taşımaktadır. Materyal olarak Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezine başvuran ve yaşları 18-95 arasında değişen, 111 hastanın serum örnekleri kullanıldı. Bu aşamadan sonra üretici firmanın protokolüne göre IL-4, IL-10, TNF α ve IFN γ parametrelerinin düzeyleri ELISA testi ile araştırıldı. Sonuçlar spektrofotometrede okundu ve hangi immünolojik parametrelere hangi enfeksiyonda yanıt verildiği görüldü. Sitokin sonuçları ayrıca hasta yaş grupları ve cinsiyetlerine göre değerlndirildi. Sitokin yanıtının hastalık, yaş ve cinsiyet ile ilişkisinin incelenmesinde ki-kare ve/veya Fisher'in exact testi uygulandı. KE için 86 hastanın 34 (%39,5)'inde, seropozitif 61 hastanın 26 (%50,9)'unda, kontrol grubu 35 hastanın ise 8 (%22,8)'inde IL-4 yanıtına rastlanmıştır (P=0.032). Fasiyoliyaz için 87 hastanın 32 (%36,8)'inde, seropozitif 51 hastanın 22 (%43,1)'inde, kontrol grubu 36 hastanın ise 10 (%27,8)'inde IL-4 pozitifliği görülmüştür (P=0.016). KE için toplam 89 hastanın 29 (%32,6)'sında, seropozitif 52 hastanın 23 (%44,2)'sinde, kontrol grubu 37 hastanın ise 6 (%16,2)'sinde IL-10 yanıtına rastlanmıştır (P=0.005). Fasiyoliyaz için 87 hastanın 29 (%33,3)'ünde, seropozitif 51 hastanın 20 (%39,2)'sinde, kontrol grubu 36 hastanın ise 9 (%25)'inde IL-10 yanıtı gözlenmiştir (P=0.166). Toplam 90 hastanın 29 (%32,2)'sinde, KE seropozitif 30 hastanın 13 (%43,3)'ünde, fasiyoliyaz seropozitif 32 hastanın 11 (%34,4)'ünde, kontrol grubu 28 hastanın ise beş (%17,9)'unda TNF-α yanıtına rastlanmıştır (P=0.110). Toplam 90 hastanın 33 (%36,6)'sında, KE seropozitif 30 hastanın 13 (%43,3)'ünda, fasiyoliyaz seropozitif 31 hastanın 13 (%41,9)'unda, kontrol grubu 28 hastanın ise 7 (%25)'inde IFN-γ yanıtı tespit edilmiştir (P=0.297). Sitokin yanıtları ile yaş grupları arasında bir ilişkiye rastlanmazken, TNF-α ve IFN-γ yanıtlarının erkek hastalarda anlamlı derecede fazla olduğu görülmüştür. Her iki enfeksiyonda da Th1 ve Th2 yanıtının varlığı gözlemlenmiştir. Sonuç olarak bu sitokin düzeylerinin ölçümü ile, hastalıkların ve nükslerin erken saptanmasında yararlı olabileceği düşünülmektedir.

EchinococcosisEnfeksiyonlarFasciola+5
Cüneyt Albayrak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mide kanserli hastalarda intestinal parazitlerin sıklığı

Bu çalışmanın amacı, mide kanser (CA)'li hastalarda intestinal parazitlerin sıklığını saptamak ve bu hasta grubunda intestinal parazit enfeksiyonlarının önemini ortaya koymaktır. Çalışma 01.08.2017–01.12.2018 tarihleri arasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Parazitoloji Laboratuarında yürütülmüştür. Hasta ve Kontrol grubu Dahiliye Polikliniklerine başvuran hastalardan oluşturulmuştur. Hasta grubu 40'ı kadın, 60'ı erkek olmak üzere 100 hastadan; kontrol grubu ise 50'si kadın, 50'si erkek olmak üzere 100 kişiden oluşturulmuştur. Hasta ve kontrol grubundan alınan dışkı örnekleri önce nativ-Lugol yöntemi ile intestinal parazitler yönünden mikroskobik olarak incelenmiş daha sonra formol-etil asetat yöntemiyle çoklaştırılmış ve modifiye asit-fast yöntemiyle boyanmıştır. Yaptığımız bu çalışmada hasta grubunu oluşturan mide CA'lı hastalarda %14, kontrol grubundaki sağlıklı bireylerde %2 oranında intestinal parazit pozitifliği saptanmıştır. Hasta grubunun %11'i Blastocystis. hominis (%4'ü bol B. hominis), %4'ü Cryptosporidium spp., %2'si Giardia intestinalis, %1'i Cyclospora cayetanensis yönünden pozitif bulunmuştur. Yapılan istatistik değerlendirmede intestinal parazit pozitifliği bakımından mide CA'lı hasta grubu ile kontrol grubu arasında istatistik olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p= 0.028). Ayrıca intestinal parazit pozitifliği (p= 0.012) ve bol B. hominis pozitifliği (p= 0.041) bakımından hasta ve kontrol gubunun 51 ve üzeri yaş grupları arasında ayrı ayrı anlamlı fark belirlenmiştir. Cinsiyete göre mide CA'lı hastalarda parazit pozitifliği istatistiksel olarak değerlendirildiğinde hasta ve kontrol grubundaki kadınlar arasında anlamlı fark (p= 0.004) elde edilmiştir. Hasta grubunda Cryptosporidium spp., C. cayetensis, G. intestinalis ve bol B. hominis saptananlarının genellikle ishalli olduğu görülmüştür. Bu sonuçlar dikkate alınarak ishalli olanları başta olmak üzere tüm mide CA hastalarının hem nativ-Lugol yöntemi hem de modifiye asit-fast gibi boyama yöntemleri ile intestinal parazitler yönünden değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Anahtar sözcükler: Mide kanseri, İntestinal parazitler, Prevalans

Bağırsak hastalıklarıBağırsak hastalıkları-parazitikMide neoplazmları+4
Anıl Gezici
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Iğdır'da bazı sağlık kuruluşlarına başvuran ishalli çocuklarda bağırsak parazitlerinin sıklığı

Bu çalışma, Iğdır ilinde, ishal şikâyetiyle sağlık merkezlerine başvuran çocuklarda intestinal parazitlerin sıklığını belirlemek ve bu parazitlerin önemini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Aralık 2019–Şubat 2020 tarihleri arasında Iğdır Devlet Hastanesi ve Özel Bulut Hastanesi'ne ishal şikâyetiyle başvuran 1-16 yaş aralığında olan çocuklar üzerinde yürütülmüştür. Çalışmada hasta grubu 141'i kız, 159'u erkek olan toplam 300 ishalli çocuktan; kontrol grubu, herhangi bir kronik hastalığı ve ishali olmayan 50'si kız, 50'si erkek olmak üzere toplam 100 çocuktan oluşturulmuştur. Dışkı örnekleri nativ-Lugol yöntemi ve modifiye asit-fast boyama yöntemi ile değerlendirilmiştir. Hasta grubundaki 300 çocuğun %35'inde, kontrol grubundaki 100 çocuğun %17'sinde intestinal parazit pozitifliği saptanmıştır. Parazit pozitifliği bakımından, ishalli çocuklar ile sağlıklı kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark belirlenmiştir (p=0,001). Hasta grubunda en yüksek oranda Blastocystis hominis'e (%13), en düşük oranda Giardia intestinalis'e (%2) rastlanmış, ayrıca %3 oranında Cryptosporidium spp. belirlenmiştir. Hasta grubunda kızların %40,4'ünde, erkeklerin %30,2'sinde, kontrol grubunda ise kızların %20'sinde, erkeklerin %14'ünde intestinal parazit pozitifliği saptanmıştır. İstatistik olarak değerlendirildiğinde, hasta grubu ve kontrol grubu cinsiyetler karşılaştırması sonucunda anlamlı bir fark (erkekler karşılaştırması: p= 0.008; kızlar karşılaştırması: p= 0.004) tespit edilmiştir. Parazite rastlama sıklığı ile hastaların bazı yaşam koşulları arasındaki ilişkide, "hayvancılık yapılıp-yapılmaması" (p= 0,004) ve "kanalizasyon şebekesinin olup-olmaması" (p=0,002) karşılaştırılmalarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Hastalardaki parazit pozitifliği ile karın ağrısı (p= 0,008) ve mide bulantısı (p= 0,003) arasında anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; ishal, karın ağrısı ve mide bulantısı gibi klinik belirtileri olan çocukların intestinal parazitler yönünden değerlendirilmesinin gerekli olduğu kanaatine varılmıştır. Ayrıca çocuk yaş grubunda intestinal parazitlerin halen önemli bir sağlık sorunu olduğu anlaşılmıştır.

Bağırsak hastalıkları-parazitikDiyare-infantilIğdır+4
İnan Karakuş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Van ilinde koyunlarda Sarcocystis türlerinin morfolojik ve moleküler olarak tanımlanması

ÖZET Yiğit M, Van İlinde Koyunlarda Sarcocystis Türlerinin Morfolojik ve Moleküler Olarak Tanımlanması, Y.Y.Ü. Sağlık Bilimleri Enstitüsü Parazitoloji Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Van, 2024. Çoğu Sarcocystis türünün zorunlu iki konaklı yaşam döngüsü vardır; karnivorlar son konakçı, ruminantlar ise ara konakçıdır. Koyunlarda tanımlanmış yalnızca dört onaylanmış tür bulunmaktadır. Bunlar, kedigiller tarafından aktarılan patojenik olmayan makroskopik S. gigantea ve S. medusiformis ile köpekgiller tarafından aktarılan patojenik mikroskobik S. tenella ve S. arieticanis'tir. Yapılan bu çalışmayla koyunlarda bulunan Sarcosystis türlerinin teşhisini sağlamak için PCR-RFLP yöntemi ile parazit türlerinin genomik yapılarının ortaya çıkarılması ve özellikle 18S rDNA genini kullanılarak tür teşhisinin yapılması amaçlanmıştır. Bu çalışma kapsamında Van ililnde kesimi yapılan 100 koyunun özefagusları materyal olarak kullanılmış, moleküler analizlerinin gerçekleştirilmesinde ise PCR analizleriyle birleştirilmiş pepsin sindirim yöntemi kullanılmıştır. Sonuçta, yapılan bu çalışmada PCR analizleriyle birleştirilmiş pepsin sindirim yönteminin diğer PCR metotlarına göre daha duyarlı olduğu, S. gigantea'nın unik ribozomal RNA gen dizilerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, genomik DNA'lar ekstraksiyon kit kullanılarak elde edildi, agaroz jelde 975 bp'lik DNA ürünü veren ribozomal RNA geninin polimeraz zincir reaksiyon (PCR)'la amplifikasyonu sağlandı. PCR amplifikasyonu ve MspI and MboII restriksiyon enzimleri kullanılarak RFLP tekniği ile ribozomal RNA gen bölgesi belirlenmiştir. Ayrıca bu çalışma Van'da, S. gigantea izolatlarının tanımlandığı ilk moleküler çalışma niteliğindedir.

Meryem Yiğit
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Van yöresinde ishalli hastalarda Blastocystis spp. sıklığının araştırılması ve alt tiplerinin belirlenmesi

Bu çalışmada ishalli hastalarda Blastocystis spp. sıklığının araştırılması ve sekans analizi ile alt tiplerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurup dışkı istemi yapılan 0-80 yaş aralığında 100 ishalli (hasta grubu) ve 100 sağlıklı birey (kontrol grubu) olmak üzere toplam 200 gönüllü dahil edildi. Örnekler mikroskopi (nativ-Lugol) ve PCR ile değerlendirildi. Hasta grubunun %20'sinde (20/100), kontrol grubunun %16'sında (16/100) Blastocystis spp. saptandı (p= 0,461). Blastocystis spp. hasta grubunda kadınlarda (11/51, %21,6), kontrol grubunda ise erkeklerde (11/53, %20,7) daha yüksek oranda saptandı. Hem hasta grubunda hem de kontrol grubunda 11-18 yaş aralığındaki bireylerde sırasıyla %40 ve %21,4 oranında olmak üzere en yüksek oranda pozitifliğe rastlandı. Hasta grubu ve kontrol grubu karşılaştırılmasında, parazitin pozitifliği ile yaş grupları ve cinsiyetler arasındaki fark istatistiksel olarak anlamsız bulundu. Çalışmada toplam hasta sayısı (200 birey) dikkate alınarak 0-18 yaş (%23) grubu ile 19 ve üstü yaş grubu (%10,3) karşılaştırıldığında Blastocystis spp. pozitifliği bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,013). Hasta grubunda Blastocystis spp. pozitifliği ile cinsiyet ve yaş grupları arasında anlamlı bir fark saptanmadı. Karın ağrısı, ateş, bulantı ve kusma şikayetleri ile blastocystosis arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Çalışmada ishalli hastalara ait 14 örnekten 10'unda (%71,4) ST1, 4'ünde (%28,6) ise ST2 belirlendi. Sonuç olarak patojenitesi ve patojenite-alt tip ilişkisi hala tartışmalı olan Blastocystis spp.'nin çalışmamızda pozitifliği ile herhangi bir gastrointestinal semptom arasında ilişkisi olduğuna dair istatistiksel olarak bir anlamlılık belirlenmedi. Yapılan araştırmalarda genellikle semptomlarla ilişkili bulunan alt tipler arasında yer alan ST1 çalışmamızda ishalli hastalarda baskın alt tip oldu. Bulgularımız dikkate alındığında ST1'in ishalli hastalarda baskın alt tip olması, alt tip-patojenite ilişkisini desteklese de bu durumun netlik kazanması için çok sayıda semptomatik ve asemptomatik bireyin değerlendirildiği çalışmaların yapılmasına ihtiyaç duyulduğu sonucuna varıldı.

Meryem Gümüş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bronş lavajı uygulanan hastalardan alınan örneklerde microsporidia sıklığının araştırılması

Microsporidia türleri zorunlu hücre içi parazitlerdir. Mikrosporidiyozisin klinik seyri, enfeksiyonun yerleşim yerine ve konakçının bağışıklık durumuna bağlı olarak değişkenlik gösterir. Bazı microsporidia türleri alt solunum yoluna yerleşerek pulmoner mikrosporidiyozise sebep olabilir. Bu çalışma, akciğer rahatsızlığı olan hastalarda microsporidia sıklığının araştırılması amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma, 12.2024-06.2025 tarihleri arasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Araştırma Laboratuvarında yürütüldü. Çalışmaya Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Hastanesine başvurup bronş lavajı uygulanan ve HIV negatif olduğu bilinen 65 hasta dahil edildi. Kanser, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), kronik böbrek yetmezliği gibi immünsistemi zayıflatıcı bir hastalığı olan veya immünsistemi baskılayan herhangi bir ilaç kullanan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Mikrosporidia varlığının araştırılması amacıyla, hastalardan alınan bronş lavajı örnekleri modifiye trikrom boyama ve PCR yöntemleri ile incelendi. İncelemeler sonucunda hastaların üçünde (%4,6) pulmoner mikrosporidiyozis saptandı. Ancak modifiye trikrom boyama yöntemiyle sadece bir (%1,5) hastada microsporidia sporu saptandı. Sonuç olarak, bireyin immün durumuna bakılmaksızın akciğer rahatsızlığı olan hastalarda microsporidia etkenlerinin akla getirilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Eren İlhan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Siirt ili ve yöresinde insan ve buzağılardan elde edilen dışkı örneklerinde Cryptosporidium türlerinin mikroskobik ve moleküler yöntemlerle araştırılması

Bu çalışmanın amacı, Siirt yöresinde insanlarda ve buzağılarda Cryptosporidium tür ve alt türlerinin görülme oranlarını araştırmaktır. Çalışmaya başlamadan önce, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulu ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmaları Etik Kurulundan çalışma onayı alındı. Çalışma, Nisan 2024- Aralık 2024 tarihleri arasında 200 gönüllü hasta ve 200 adet buzağı üzerinde yürütüldü. Sindirim sistemi şikayetleri ile Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesinin çeşitli polikliniklerine başvuran 18-85 yaş aralığındaki ishalli hastalardan alınan dışkı örnekleri toplandı. Siirt merkez ve ilçelerinde buzağılardan toplanan 200 dışkı örneği buzağıların rektumundan direkt olarak alındı. Elde edilen tüm dışkı örnekleri, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Araştırma Laboratuvarına ulaştırıldı. Laboratuvarda bütün dışkı örnekleri, modifiye asit fast boyama (mAF), immünokromatografik kaset test (İKT) ve moleküler yöntemler ile incelendi. İnsanlardan alınan dışkı örneklerinin 10'unda (%5), buzağılardan alınan dışkı örneklerinin ise 22'sinde (%11) Cryptosporidium spp. saptandı. Modifiye asit-fast boyama yöntemi ile Cryptosporidium spp. görülen tüm örnekler, İKT ve nested-PCR yöntemi ile de pozitif saptandı. Ancak mAF boyama yöntemi ile parazit görülmeyen beş örnekte, İKT ve nested-PCR yöntemi ile parazit saptandı. Cowp geni PCR-RFLP sonuçlarına göre pozitif örneklerdeki tüm Cryptosporidium spp. izolatlarının C. parvum olduğu belirlendi. gp60 gen bölgesinin sekans analizi sonuçlarına göre ise buzağı izolatlarının IIa, insan izolatlarının ise IId alt tip ailesine ait olduğu belirlendi. Sonuç olarak, Siirt ili ve yöresinde insanlarda da ilk defa Cryptosporidium spp. prevalansı belirlenmiş olup hem insanlarda hem de hayvanlarda cryptosporidiosis'e sebep olan etkin türün C. parvum olduğu saptandı. Ayrıca hastanelerde Cryptosporidium spp. teşhisinde kullanılan mAF boyama yöntemine ilave olarak nested PCR veya İKT yönteminin de rutin tanıda kullanılmasının oldukça önemli olduğu kanaatine varıldı.

Asım Özbek
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Van ili Tuşba ilçesinde bir ilköğretim okulunda baş biti varlığının araştırılması

Bitler zorunlu ektoparazit canlılardır. Baş biti etkenin Pediculus humanus capitis'tir., Bitler insanlardan kan emerek, salgıladıkları antikoagülan maddelere bağlı olarak alerji oluşturur.bu yanı sıra dermatit oluşturarak da zarar verirler. Bitler aynı zamanda bazı hastalık etkenlerini insanlara bulaştırabilmektedirler. Bu çalışma; Van İli Tuşba İlçesinde bazı ilkokul ğrencilerinde P. h. capitis sıklığının araştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya 208'i kız ve 206'ü erkek olmak üzere toplam 414 öğrenci dahil edilmiştir. Araştırmaya dahil edilen öğrencilerin % 14,01'i, kız öğrencilerin % 21,15'i erkek öğrencilerin %6,80'i P. h. capitis ile enfekte olduğu tespit edilmiştir. Bitlenmenin kızlar arasında daha yaygın olduğu görülmüştür. Öğrencilerin sınıflardaki pozitif durumlarına göre birinci sınıftalarda %11,43, ikinci sınıflarda % 21,05 üçüncü sınıflarda %12,50 dördüncü sınıflarda %11,76 olduğu görülmüştür. Sınıflara göre sıralandığında en yüksek enfektasyon ikinci sınıf öğrencilerinde görülmüştür. Çalışmaya dahil edilen öğrencilerin %48,56'sının (201 kişi) uzun saçlı, %8,70'inin (36 kişi) orta uzunlukta saçlı ve %42,75'inin (165 kişi) kısa saçlı olduğu belirlenmiştir. Enfestasyonun saç uzunluğu grupları içindeki yaygınlığına bakıldığında en yüksek pozitiflik %21,89 ile uzun saç uzunluğuna sahip öğrencilerde görülmüştür. Toplamda 58 bit enfestasyonlu öğrencinin %72,41'ni oluşturan 42 öğrencinin "beş, altı ve yedi kişilik" bir ailerde yaşadığı görülmüştür. Bu çalışma ile tespit edilen enfestasyon oranı daha önceki yıllarda Van ilinde yapılan çalışmalardan daha paralel çıkmıştır. Bu durum bölgemizde baş bitlenmesinin önemli bir sorun olduğunun devam ettiğini göstermektedir. Bitlenme ağır klinik tablolara yol açmamaktadır. Ancak insanlarda sosyolojik ve psikolojik sıkıntılar ortaya çıkarmaktadır. Bu durum bir halk sağlığı sorunudur. Sonuç olarak, hastalıklardan korunmak için bireysel önlemler alınmalı, ailelerin bu konuda eğitilmesine özen gösterilmeli ve özellikle okul çağındaki çocuklar ile ebeveynler hastalıklar ve parazitler hakkında bilgilendirilip, farkındalık oluşturulmalıdır. Ayrıca P. capitis'in öğrenciler arasında yayılmasını azaltmak için okullardaki öğrencilere ve ailelerine düzenli olarak bilgi verilmesi yararlı olacağı düşünülmektedir.

Kemal Yıldız
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Mersin ilinde dışkı muayenesine göre kedilerde Dipylidium caninum' un yaygınlığı

Bu çalışma Mersin ili belediye sınırları içerisinde, Mart 2024 – Temmuz 2024 tarihleri arasında, barınaklardan ve veteriner kliniklerine başvuran 104 kedi (58 erkek+46 dişi) dışkısı ile gerçekleştirilmiştir. Usulüne uygun olarak topalanan dışkıların protokol kayıtları (yaş, cinsiyet, ektoparazitli olup olmadığı, antelmentik ve insektisid kullanılıp kullanılmadığı) tutulduktan sonra laboratuvara getirilmiş makroskobik ve mikroskobik olarak incelenmişlerdir. Parazitolojik olarak yumurta paketlerini tespit etmek için çinko sülfat flotasyon ve Telemann yöntemleri uygulanmıştır. Makroskobik incelemelerde Dipylidium caninum' a ait 5 proglottid saptanmıştır. Bu halkaların parazite ait olup olmadığını doğrulamak amacıyla segmentlerden bir parça ezilerek mikroskopta paket yumurtaların varlığı açısından incelenmiştir. Telemann yöntemiyle yapılan mikroskobik analizlerde 9 numunede D. caninum' un paket yumurtaları görülmüştür. Flotasyon yöntemiyle yapılan değerlendirmelerde paket yumurtalara rastlanmazken 11 örnekte tek yumurtalar görülmüştür. Cestodun hayvanlar arasındaki dağılımına bakıldığında, enfekte olan kedilerin 2' sinin sahipli, 7'sinin ise sahipsiz olduğu belirlenmiştir. Parazitin yumurtaları 0-6 ay arasındaki hayvanlarda bulunmuştur. Enfekte kedilerin 4' ünün dişi, 5'inin erkek olduğu tespit edilmiştir. İstatistiksel olarak cinsiyet, sahiplilik arasındaki ilişki anlamsız (p= 0.989, p= 0.052, p>0.05) olarak hesaplanırken; yaşa göre ise sonuç anlamlı (p= 0.003,p<0.05) bulunmuştur. Sonuç olarak: D. caninum' un Mersin' de kedilerde %8.65 oranında yaygın olduğu; parazitin yumurta paketlerinin daha çok sedimentasyon yöntemiyle görüldüğü; parazitin tespit edildiği hayvanların pire enfestasyonlu olduğu dolayısıyla kedilere bu ara konakları yemek suretiyle bulaştığı ve bu nedenlerden dolayı, zoonoz olan bu türün, yaygınlığının düşürülmesi için hayvanlarda ektoparazitlerle mücadeleye öncelik verilmesi, kediler ve insan sağlığı açısından önemli olduğu kanaatine varılmıştır. Anahtar kelimeler: Dipylidium caninum, kedi, dışkı, yaygınlık, teşhis, Mersin

Parazitler
Süleyman Gedik
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kesimi yapılan ruminantlardan elde edilen Fasciola türlerinin morfometrik ve moleküler yöntemlerle incelenmesi

Bu çalışmada, mezbahada kesimi yapılan sığır, koyun ve keçilerin karaciğer safra kanallarından elde edilen erişkin Fasciola türlerinin morfometrik ve moleküler yöntemlerle incelenmesi amaçlandı. Bu amaçla, kesimi yapılan 281 sığır, 529 koyun ve 218 keçi olmak üzere toplam 1028 hayvanın karaciğeri incelendi. Elde edilen 51 Fasciola türlerine ait izolattan 50 erişkin Fasciola örneği kullanıldı. Parazitlerin morfometrik ölçümleri stero mikroskop altında X8 büyütmede yapıldı. Örneklerin tür tayini için gDNA izolasyonu sonrası ITS1 bölgesi PCR ile çoğaltıldı. Çoğaltılan ITS1 bölgesinin kesimi PCR-RFLP yöntemiyle RsaI restriksiyon enzimi kullanılarak yapıldı. İncelenen sığırların 24'ünde (%8.54), koyunların 19'unda (%3.59) ve keçilerin sekizinde (%3.67) olmak üzere 51 hayvanda Fasciola türlerine rastlandı. PCR-RFLP yöntemi ile izolatların 45'inin F. hepatica, beşinin ise ara form Fasciola olduğunu göstermiştir. Vücut uzunluğu/vücut genişliği oranından faydalanılarak elde edilen ölçüm sonuçlarının ROC analizi ile değerlendirilmesi sonucunda, Fasciola hepatica ile ara form Fasciola örneklerinin birbirinden ayrılamadığı saptandı. Fasciola'nın ara formu PCR-RFLP yöntemi ile Türkiye'de ilk defa bu çalışma ile belirlendi. Fasciola türlerin kesin teşhisleri için morfometrik analizin yeterli olmadığı ve PCR-RFLP yöntemi gibi moleküler bir yöntemin kullanılması gerektiği sonucuna varıldı.

Sedat Kavak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Van yöresinde insan, koyun ve sığırlardan elde edilen kistik ekinokok izolatlarının cox1 ve cob gen bölgelerinin moleküler karakterizasyonu

Bu çalışmanın amacı, Van yöresinde insan, koyun ve sığırlardan elde edilen kistik ekinokok (KE) izolatlarını moleküler yöntemlerle inceleyerek yörede yaygın olan genotipleri belirlemektir. Çalışmaya, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezinde KE tanısıyla PAIR (Perkütan Aspirasyon, İnjeksiyon ve Reaspirasyon) yöntemi ile 10 hastadan alınan KE sıvısı ve Van'da hayvan kesimhanelerinde kesimi yapılan 75 koyun ve 75 sığır olmak üzere toplam 150 hayvandan alınan KE örneği dahil edildi. Hayvanlardan ve insanlardan alınan kist sıvısı örnekleri ışık mikroskobu altında protoskoleks ve çengel varlığı yönünden incelendi. Daha sonra, hayvanlardan elde edilen kistlerin germinal membran örneklerinden ve insanlardan alınan kist sıvısı örneklerinden DNA izolasyonu yapıldı. DNA izolatlarının cox1 ve cob gen bölgeleri PCR ile çoğaltıldı. Elektroforez işlemi sonrası iyi kalitede bant veren 10 adet insan, 16 adet koyun ve 16 adet sığıra ait toplam 42 adet PCR ürününe sekans analizi yaptırıldı. DNA dizileri, GenBank'taki referans genotiplerin dizi analizleri ile karşılaştırılarak (BLAST) izolatların genotipleri belirlendi. İnsan kistlerinin %100'ünün, koyun kistlerinin %48,4'ünün ve kalsifiye olmayan sığır kistlerinin %29,4'ünün fertil olduğu belirlendi. BLAST işlemi sonucunda insan, koyun ve sığırlardan elde edilen KE izolatların sırasıyla %100, %85,7 ve %81,2'sinin G1 genotipi olduğu belirlendi. Ayrıca iki (%14,3) koyun ile bir (%6,25) sığırdan elde edilen izolatın G3 ve iki (%12,5) sığırdan elde edilen izolatın ise G7 genotipine ait olduğu saptandı. Sonuç olarak, Van'da G1 ve G3 genotiplerinin baskın olduğu saptanmış olup, G7 genotipinin Van'da varlığı ise ilk kez bu çalışma ile ortaya konmuştur.

Zübeyde Kul
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Çiriş otu (Eremurus spectabilis) ekstresinin hidatik kist protoskoleksleri üzerindeki etkisinin in vitro olarak incelenmesi

Çiriş otu, Anadolu'da hem besin olarak tüketilen hem de halk sağlığında çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan önemli bir bitkidir. Fitokimyasal açıdan zengin içeriğinde fenolik bileşikler, flavonoidler ve uçucu yağlar bulunur ve bu maddelerin antioksidan, antimikrobiyal, antiinflamatuar ve antiparaziter özelliklere sahip olduğu bilinmektedir. Hidatik kist hastalığı, zoonotik karakteri nedeniyle insan sağlığını tehdit eden önemli bir paraziter enfeksiyondur. Ülkemizde de oldukça yaygın olan bu enfeksiyon, özellikle karaciğer ve akciğer başta olmak üzere çeşitli doku organlarda içi sıvı dolu ve zamanla büyüyen kistler meydana getirir. Hidatik kist hastalığının günümüzde etkin bir ilaç tedavisinin bulunmaması ve tedavinin çoğunlukla cerrahi yöntemlere dayanması, alternatif terapötik yaklaşımların geliştirilmesini önemli kılmaktadır. Bu nedenle, doğal kaynaklı ve daha az yan etkiye sahip bitkisel bileşiklerin terapötik potansiyellerinin araştırılması büyük önem taşımaktadır. Protoskolekslerin etkili şekilde elimine edilmesi, hastalığın kontrolünde kritik bir adımdır. Bu çalışmada, Çiriş otu (Eremurus spectabilis) ekstrelerinin hidatik kist içindeki Echinococcus granulosus protoskolekslerine karşı in vitro etkileri araştırılmıştır. Farklı konsantrasyonlarda (150, 75, 37,5, 18,75 ve 9,375 mg/mL) hazırlanan ekstraktlar, protoskoleksler üzerinde 1., 2., 6., 12. ve 24. saatlerde değerlendirilmiştir. Negatif kontrol grubunda anlamlı mortalite gözlenmezken, pozitif kontrol grubunda (tuz) 24. saatte %98 mortalite / skolisidal etki elde edilmiştir Çiriş otu ekstraktı ise doz ve zamana bağlı bir etki göstermiştir. En yüksek inhibisyon oranı 150 mg/mL'de %82, en düşük konsantrasyon olan 9,375 mg/mL'de ise %72 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, E. spectabilis ekstresi, E. granulosus protoskoleksleri üzerinde belirgin bir skolisidal etki göstermiştir. Bu bulgular, bitkinin doğal ve alternatif bir ajan olabileceğini düşündürmekte, ancak güvenilirliğin kanıtlanabilmesi için in vivo ve toksikolojik çalışmalara ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Çiriş otu, Echinococcus granulosus, Eremurus spectabilis, İn vitro, Protoskoleks

Echinococcus granulosus
Mesut Dündar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

İstanbul' da sahipsiz kedi ve köpeklerdeki ektoparazit enfestasyonlarının yaygınlığı

Bu tez, İstanbul'daki sahipsiz kedi ve köpeklerde ektoparazit enfestasyonlarının yaygınlığını, tür kompozisyonunu ve mevsimsel, bölgesel ve demografik faktörlerle ilişkisini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Kasım 2021 – Ekim 2022 arasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı hayvan bakımevlerine getirilen 600 kedi ve 600 köpek muayene edilerek, elde edilen ektoparazit örnekleri morfolojik ve istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Kedilerde genel enfestasyon oranı %77,5, köpeklerde ise %83 olarak belirlenmiştir. Kedilerde Ctenocephalides felis (%76,5), Ctenocephalides canis (%0,83), Ceratophyllus gallinae (%0,17), Felicola subrostratus (%1,83), Ixodes ricinus (%0,67), Rhipicephalus sanguineus (%0,33) ve Otodectes cynotis (%0,17) olmak üzere toplam yedi ektoparazit türü saptanmıştır. Köpeklerde ise Ctenocephalides canis (%59,17), Ctenocephalides felis (%20,33), Pulex irritans (%1,83), Trichodectes canis (%0,33), Linognathus setosus (%0,5), Rhipicephalus sanguineus (%24,83), Ixodes ricinus (%5,67), Haemaphysalis parva (%2,5), Rhipicephalus turanicus (%0,33), Ixodes acuminatus (%0,33), Haemaphysalis punctata (%0,17), Demodex canis (%2,83), Sarcoptes scabiei (%0,5) ve Otodectes cynotis (%0,17) olmak üzere toplam 14 farklı ektoparazit etkeni tanımlanmıştır. Buna ek olarak, kene gelişim evreleri kapsamında Rhipicephalus spp. larva (%1,5) ve nimf (%10) formları ile Haemaphysalis spp. larva ve nimf formları (%2) da izlenmiştir. Demografik değerlendirmelere göre, köpeklerde pire enfestasyonu dişi bireylerde, uyuz etkenleri ise deri lezyonu bulunanlarda anlamlı düzeyde yaygındı. Kedilerde bit enfestasyonu erkek bireylerde daha yüksek ve anlamlı bulunmuştur. Mevsimsel olarak, köpeklerde pireler sonbaharda, keneler ilkbahar-yaz döneminde artış göstermiş; uyuz etkenleri kış aylarında pik yapmıştır. Kedilerde pireler yıl boyunca benzer düzeyde izlenmiş; bitler ise ilkbahar ve kış aylarında anlamlı artış göstermiştir. Kene ve uyuz prevalansı düşük kalmış, mevsimsel fark izlenmemiştir. Bölgesel analizlerde, köpeklerde keneler Anadolu kentsel bölgede, uyuz etkenleri Avrupa yakasında daha yaygın bulunmuştur. Kedilerde yalnızca C. canis'in kırsal bölgelerde görülmesi anlamlı bulunmuştur. Enfestasyon biçimleri, köpeklerde %49,5 tekli, %31,5 çoklu; kedilerde ise %73 tekli, %2,67 çoklu olarak saptanmıştır. Elde edilen bulgular, sahipsiz kedi ve köpeklerde ektoparazit çeşitliliği ile dağılımını ortaya koyarak, veteriner halk sağlığı ve yerel yönetimlere yönelik kontrol stratejilerinin geliştirilmesine bilimsel katkı sunması beklenmektedir

İbrahim Gülbayrak
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Aşı adayı toxoplasma gondii GRA8 proteininin oluşturduğu immun yanıt ve korunmanın araştırılması

Toxoplasma gondii insan dâhil tüm sıcakkanlı hayvanları enfekte edebilen, insan ve hayvanlarda ciddi klinik tablolara yol açan zoonotik bir protozoondur. Dünya nüfusunun ortalama %30'u T. gondii ile enfektedir. Toksoplazmozis çiftlik hayvanlarında da büyük ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bu yüzden T. gondii'ye karşı aşı geliştirmek oldukça önemlidir. Bu amaçla daha önceki çalışmamızda kuvvetli immun yanıt uyaran GRA8 geni öncelikle biyoinformatik olarak incelenmiş, proteinin hücre içi ve transmembran kısımları atılıp, sinyal peptidi eklenmiştir. Protein pcDNA.3.3 vektörü içine klonlanarak sadece GRA8 plazmid içeren ve CpG+Escort ile takviye edilmiş GRA8 plazmid DNA aşıları geliştirilmiştir. Daha sonra Swiss Webster fareler üç hafta ara ile iki kez SC olarak aşılanmış ve uyarılan sıvısal immun yanıt Western Blot ve ELISA ile hücresel immun ise flow sitometri ve MTT testleri ile belirlenmiştir. DNA aşılarının koruyuculuğu, 7-8 tane T. gondii PRU suşuna ait doku kistlerinin oral yoldan uygulanması ile tespit edilmiştir. Dokularda oluşan kistler faz kontrast mikroskobu ile sayılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, aşılama sonrası sadece GRA8 plazmid ve Cpg+Escort+GRA8 plazmid içeren aşı grupları kontrollere göre kuvvetli IgG yanıtı uyarmıştır (P<0,001). IgG1 ve IgG2a yanıtı incelendiğinde Th1-Th2 kutuplaşmasının dengeli olduğu tespit edilmiştir. Aşı gruplarında, IFN-γ salgılayan CD4 T lenfositleri ile CD8 T lenfosit oranlarının kontrollere göre sırasıyla 1,31-1,75 ve 1,17-1,70 kat arasında arttığı saptanmıştır. Stimülasyon indeksleri aşı gruplarında kontrol gruplarına göre %7-%34 arasında yüksek olduğu tespit edilmiştir. GRA8 plazmid aşısı uygulanan farelerde doku kisti sayısı 440,74±343,35 olup PBS ve Cpg+Escort+Boş plazmid uygulanan farelere göre belirgin olarak azalmıştır (P<0,0001, ****). Cpg+Escort+GRA8 plazmid aşısı uygulanan farelerde ise doku kisti sayısı ise 804,76±715,87 olup PBS (P=0,0086, **) ve Cpg+Escort+Boş plazmid (P=0,0007, ***) uygulanan farelere göre belirgin şekilde düşmüştür. GRA8 plazmid aşı grubunda oluşan doku kisti sayısı Cpg+Escort+GRA8 plazmid grubuna göre belirgin bir şekilde azalmıştır (P<0,05, *). Sonuç olarak bu çalışmada protein mikroarray taraması ile seçilen aşı adayı GRA8 antijeninden geliştirilen DNA aşılarının kuvvetli sıvısal ve hücresel immun yanıtı uyarabildiği ve toksoplazmozise karşı kısmi korunma sağladığı tespit edilmiştir. Ayrıca ileride yapılacak çalışmalarda GRA8 antijeni ve diğer T. gondii antijenlerinin kullanıldığı multi-antijenik DNA aşılarının geliştirilmesiyle toksoplazmozise karşı tam bir korunmanın olasılığı öngörülmektedir. Anahtar Kelimeler: Toxoplasma gondii; GRA8 proteini; DNA aşısı; Nano-adjuvant; CpG

AşılamaAşılarDNA+7
Muhammet Karakavuk
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de kronik kutanöz leishmaniasis'de in vitro ve in vivo modelde miltefosin etkinliğinin değerlendirilmesi

Leishmaniasis, Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) ihmal edilen hastalıklar listesinde bulunan ve Dünya'nın tropikal ve subtropikal bölgelerinde farklı kliniklerde enfeksiyonlara sebep olan vektör kaynaklı bir protozoon hastalığıdır. Dünyada milyonlarca kişide enfeksiyona neden olan leishmaniasisin üç temel klinik formu bulunmaktadır; iç organları tutarak karakterize olan formu visseral leishmaniasis (VL), deri tutulumu ile lezyonlara sebep olan kutanöz leishmaniasis (KL) ve mukoza ve deriyi beraber etkileyen muko-kutanöz leishmaniasis (MKL). Ateş veya genel semptomlara neden olmadan, genellikle bir veya birden fazla uzun süreli deri lezyonu ile seyreden KL, temelde iki büyük gruba ayrılabilir; akut KL (AKL) ve kronik KL (KKL). KL lezyonları 2 yıl içinde tedavi ile veya kendiliğinden iyileşmez ise KKL olarak adlandırılmaktadır. KL, Türkiye'de 1980'li yıllardan beri ihbarı zorunlu hastalıklar arasında yer almaktadır. Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2005-2014 yılları arasında 14.587 KL olgusu bildirilmiştir. Bu olgular arasında kesin KKL tanısı alanlar tam olarak bilinmemekle birlikte, bu durumda olan hastaların lezyonlarında parazit bulunduğu ve vektör kum sineklerine bulaşımı devam ettirdiği için hastalığın kontrolünde ve sürveyansında önemleri bulunmaktadır. Leishmaniasis tedavisi açısından da ihmal edilmiş hastalıklardan biridir. Halen tedavinin temelini oluşturan beş değerli antimon bileşikleri 1940'lı yıllarda geliştirilmiş olmasına karşın KKL hastalarının büyük bölümünde tedavide güçlükler yaşanmaktadır. Bu çalışmada, oral yol ile kullanılan bir alkilfosfolipid analoğu olan miltefosin'in, standart tedavide kullanılan beş değerli antimon bileşiklerine göre tedavi etkinliğinin in vitro olarak ve daha sonra fare modellerinde in vivo olarak karşılaştırılması amaçlanmıştır. Türkiye'den beş KKL hastasının lezyonundan alınan klinik materyallerden zenginleştirilmiş besiyerinde üretilen ve kriyoprezerve edilerek sıvı azot tankında saklanan Leishmania promastigotları canlandırılmak suretiyle, yine zenginleştirilmiş besiyerinde kültürleri yapılmış ve elde edilen promastigotlardan DNA ekstraksiyonu sonrası gerçek zamanlı ITS-1 bölgesi kullanılarak tür tayini yapılmıştır. Bu beş izolata, meglumin antimoniat (MA) ve miltefosine karşı etkinliklerinin saptanması için iki ayrı yöntem ile (hemositometre lamı ve XTT testi) in vitro direnç testleri uygulanmıştır. in vitro testlerin sonucunda, tüm izolatların miltefosin ve MA'ya karşı duyarlı olduğu saptanmıştır. Genotiplendirme sonuçları, tüm suşların L. tropica türü olduğunu ortaya koymuştur. in vivo model oluşturmak amacıyla, her birinde aynı ağırlık ve yaştaki toplam 5 erkek Mus musculus (Balb/C fare) bulunan üç grup oluşturulmuştur. Bu modelde, bir KKL hastasından alınmış ve besiyerinde üretilerek sonrasında kriyoprezervasyon yapılmış promastigotlar kullanılmıştır. İnokülasyondan sonraki 12 hafta boyunca lezyon gelişimi iki haftada bir kez, düzenli olarak kontrol edilmiştir. Enfeksiyonun oluşturulduğu tarihi takip eden 13. haftadan itibaren 3 hafta süren tedavi şeması uygulanmış ve 24. haftaya kadar takip edilen fareler 24. haftada sakrifiye edilmişlerdir. Sakrifiye edilen farelerin ayak tabanlarından yapılan sürüntü ve doku süspansiyonlarına; mikroskobi, kültür ve moleküler yöntemler uygulanmıştır. Mikroskobide, miltefosin grubunda bir örnekte amastigotlar izlenirken, MA grubunda dört pozitif, kontrol grubunun ise tamamı pozitif izlenmiştir. Kültür ve moleküler yöntemlerle, miltefosin grubunda bir pozitif, MA grubunun dördünde ve kontrol grubunun tamamında pozitif sonuç alınmıştır. Bu çalışmanın sonuçları ile, tedavisinde zorluklar yaşanan KKL enfeksiyonlarında MA'a karşı olası direnç varlığı ve bu kliniğe sahip hastalarda alternatif olarak miltefosin kullanımının olası yararları hakkında değerli veriler elde edilmiştir. Ayrıca uzun süreli tedavilerde, intra-lezyoner veya parenteral verilen invaziv MA uygulamaları yerine, oral alınan miltefosinin, hasta uyumluluğunu arttırarak bu vakaların tedavisinde olumlu sonuçlar doğuracağı öngörülmektedir. Anahtar Kelimeler: Leishmaniasis, Kronik kutanöz leishmaniasis, Tedavi, Miltefosin, Meglumin antimoniat, in vivo

LeishmaniasisLeishmaniasis-cutaneousMeglumin antimonate+4
Varol Tunalı
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Diabetes mellitus tanısı ile izlenen hastaların gaita örneklerinde blastocystis subtiplerinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı diabetik hastalarda Blastocystis spp. insidansını, genotiplerini, kan glukoz düzeyinin regülasyonu ve gastrointestinal semptomlardaki rolünü belirlemektir Gereç ve Yöntem: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesinde Tip 2 Diabetes Mellitus (DM) tanısı almış 100 hasta ile kontrol grubu olarak 100 sağlıklı gönüllünün dışkı örnekleri incelenmiştir. Dışkı örnekleri, Lugol'ün İyodin çözeltisi ile direkt mikroskobik olarak ve PZR ile değerlendirilmiştir. Diyabet Mellitus tanılı hastalar ile kontrol grubu arasında Blastocystis spp. pozitifliği ki-kare testi ile karşılaştırılmıştır. Sınıflandırılmış veriler ki-kare testi ile değerlendirilirken analitik veriler Student-T testi ile ele alınmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 17.0 programı ile yapılmış, anlamlılık değeri p<0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışma kapsamında DM'li 100 ve kontrol 100 olmak üzere toplam 200 örnekte Blastocystis varlığı araştırılmıştır. Olguların 81'ini (%40,5) kadınlar, 119'unu (%59,5) erkekler oluşturmaktadır. Yaş ortalaması 57,1±11,2 olup yaş aralığı 21-86 olarak saptanmıştır. Çalışmaya katılanlar büyük oranda şehir merkezinde 105 (% 52,5) ikamet etmekte iken, 49'u (%24,5) ilçelerde ve 46'sı (%23) köylerde yaşamaktadır. Dışkı örneklerinin direkt mikroskobik incelemesi sonucu DM'li grupta ve kontrol grubunda dokuzar kişide Blastocystis saptanmıştır. İstatistiksel olarak gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0,05). Direkt mikroskopi ile Blastocystis saptanan toplam 18 örneğin tamamı PZR ile pozitif bulunmuş ayrıca direkt mikroskopi ile negatif saptanan kontrol grubundaki iki örnek PZR ile pozitif saptanmıştır. Blastocystis pozitif ve negatif olgular yaş, cinsiyet, ikamet ve klinik bulgular açısından karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür (p>0,05). Blastocystis alt tiplerinin analizinde dokuzunun (%45) ST3, yedisinin (%35) ST2, üçünün (%15) ST1 ve birinin (%5) ST6 olduğu görülmüş olup alt tiplerde sayı az olduğu için ayrıca bir istatistik işlemi yapılmamıştır. Sonuç: Diyabetli olgularda Blastocystis prevelansının, kan glukoz düzeyinin regülasyonu ve gastrointestinal semptomlardaki rolünün araştırıldığı çalışmamızda DM' li hastalar ve kontrol grubu arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır ve bu sonuç diğer çalışmalara benzer şekildedir. Bu durumun örneklem büyüklüğünde hedeflenen sayıya ulaşılamamış olması ve hastalardan birden çok sayıda gaita örneği elde edilememiş olması ile ilişkilendirilmiştir.

BlastocystisDiabetes mellitusDışkı+1
Şerife Barçın Öztürk
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi parazitoloji laboratuvarına gelen ishalli olgularda Blastocystis spp. saptanması ve alt tiplerinin belirlenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi, Parazitoloji laboratuvarına çeşitli kliniklerden gönderilen ishalli olgularda Blastocystis pozitifliğinin saptanması ve alt tiplerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 200 ishalli dışkı örneği direkt mikroskobik (DM) inceleme ve polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) yöntemi ile Blastocystis açısından araştırılmıştır. Blastocystis alt tipleri ve allel çeşitliliği ribozomal RNA küçük alt ünite (SSU rRNA) geni kısmi sekanslarına göre belirlenmiştir. Blastocystis saptanan ve saptanmayan olgular demografik özellikleri, klinik bulguları ve Blastocystis alt tipleri açısından istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda 200 ishalli dışkı örneği DM yöntemi ile incelendiğinde 31 (%15,5), PZR yöntemi ile 35'inde (%17,5) Blastocystis pozitifliği saptanmıştır. Sekans analizi ile 33 örnekte Blastocystis alt tipleri belirlenmiş olup dağılımı; ST1 (n:10, %30,3), ST2 (n:4, %12,1) ve ST3 (n:19, %57,6) olarak bulunmuştur. Alt tiplerin allel çeşitliliği ayrı ayrı belirlenmiş ve ST1'in tamamında allel 4 (10/10), ST2'de allel 11 (2/4) ve allel 12 (2/4), ST3'de allel 34 (14/19), allel 36 (4/19) ve 38 (1/19) olduğu saptanmıştır. Blastocystis saptanan olgularda dispepsi ve bulantı-kusma semptomları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,0025, p=0,0498). Ayrıca Blastocystis ST3 ile dispepsi arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p=0,0039). Sonuç: İshalli olgularda Blastocystis'in saptanmasında PZR yönteminin DM yöntemine nazaran daha hassas olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda Blastocystis alt tipleri ile semptomlar arasında ilişki saptanmış olup daha ayrıntılı araştırmalara ihtiyaç olduğu görüşüne varılmıştır. Anahtar kelimeler: Alt tip, Aydın, Blastocystis, ishal, , klinik bulgular

AydınBlastocystisBlastocystis enfeksiyonları+3
Evren Tileklioğlu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kistik Ekinokokkozis olgularının irdelenmesi ve histopatolojik incelemede nekrozun tanısal önemi.

Echinococcus granulosus'un larval formunun sebep oldugu kistik ekinokokkozis (KE) ülkemizde endemik olarak görülen büyük bir halk saglıgı sorunudur. Klinik olarak yerlestigi organda yer kaplayan olusum olarak karsımıza çıkmaktadır. Yerlestigi organda basıya baglı semptomlar gelisebilecegi gibi bazı vakalarda rüptür, alerjik reaksiyonlar ve enfeksiyon gelisimi de görülebilmektedir. Bu çalısmada 91 olgu yas, cinsiyet, lokalizasyon, semptomların sekli ve süresi açısından, olguların eksizyon örnekleri ise makroskobik ve mikroskobik olarak incelenmis ve konak doku reaksiyonu olarak belirtilen alanda görülen nekrozun KE'daki tanısal degeri ve serolojik bulgularla iliskisi arastırılmıstır. ntraabdominal yerlesimin diger tutulumlara göre daha fazla çoklu organ tutulumu gösterdigi, karaciger ve intraabdominal tutulumlarda daha büyük kistlerle karsılasıldıgı, semptom süresinin uzamasıyla kist büyüklügünün istatistiksel olarak anlamlı olarak arttıgı, ancak zayıf dogrusal iliski gösterdigi, histopatolojik olarak fibrozis, çevresel dokuda eozinofil varlıgı, nötrofil ve dev hücre gözlenmesinin daha sıklıkla nekrozla birlikte görüldügü (MNH, germinatif hücre membranı ve skoleks görülmesi ile karsılastırıldıgında), karaciger ve böbrekte nekrozun daha fazla, diger yerlesim yerlerinde daha az görüldügü, IHA'da yüksek titrasyonlu olguların kistlerinde daha sıklıkla nekroz görüldügü, eozinofillerin daha yüksek titre pozitif IHA sonuçlu olgularda görüldügü ortaya konmustur. Gözlemlenen nekrozun olus mekanizması ve klinik önemi daha ileri çalısmalara gerek duymaktadır. Bu konuda nekrozla ilgili ek verilere gereksinim oldugu kanaatine varılmıstır. Anahtar sözcükler: Kistik ekinokokkozis, Echinococcus granulosus, Histopatoloji, Nekroz

Özlem Miman
İnönü University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Malatya ili merkezinde ishalli olgularda bağırsak protozoonlarının araştırılması

F. ÖZET Malatya ili merkezimde İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezine çeşitli klinik ve polikliniklerine ishal yakınmalanyla başvuran ve Parazitoloji Anabilim Dalı'na gönderilen hastalarda bağırsak protozoonlann varlığı araştırılmış ve ayırt edici tanı yöntemleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Şekilsiz dışkıların alındığı hastalar yaş ve cinsiyet ayırımı gözetmeksizin seçilmiş ve dışkı örnekleri nativ-lugol, trichrome ve kinyoun acid-fast yöntemleriyle ayrı ayrı incelenmiştir. Yaşlan 0-60 arasında değişen 262'si (%52.4) erkek, 238'i (%47.6) kadın olmak üzere toplam 500 ishalli hastaya ait örnekler değerlendirilmiştir. 500 hastanın 82 (%16.4)'sinde bağırsak protozoon'lanna rastlanılmıştır. Saptanan protozoon'lardan 31 'i (%6.2) Giardia intestinalis, 14'ü (%2.8) Entamoeba histolytica, 11 'i (%2.2) Entamoeba coli, 10*u (%2) Trichomonas intestinalis, 8'i (%1.6) Cryptosporidium sp.A'il (%0.8) Blastocystis hominis, 2'si (%0.4) Endolimax nana,V\ (%0.2) Entamoeba hartmanni ve T i (%2) Chilomastix mesnili olarak tanı konmuştur. Bir hastada T. intestinalis + G. intestinalis + E. coli olmak üzere 3 protozoon görülmüştür. Nativ-lugol ile incelenmesi sonucunda 62 (%12.4), trichrome boyama yöntemi ile incelenmesi sonucunda 63 (%12.6) pozitif olgu saptanmıştır. G. intestinalis olgularının nativ- lugol'de 26 (%5.2) olgu saptanmasına karşın, trichrome yöntemiyle 31 (%6.2) olgu saptandığı, E. histolytica nativ-lugol yöntemi ile 1 1 (%2.2) olguya saptanmasına karşın trichrome yöntemiyle 14 (%2.8) olgu saptandığı, E. coli nativ-lugol yöntemi ile 9 (%1.8) olguya saptanmasına karşın trichrome yöntemiyle 1 1 (%2.2) olgu saptandığı, T. intestinalis yalnız nativ lugol'de 4 (%0.8) olgu saptandığı, B. hominis nativ-lugol yöntemi ile 3 (%0.6) saptanmasına karşın trichrome yöntemiyle 4 (%0.8) olgu saptandığı, E. nana nativ-lugol yöntemi ile 1 (%0.2) saptanmasına karşın trichrome yöntemiyle 2 (%0.4) olgu saptandığı, C. mesnili trichrome yönteminde görülmediği halde nativ-lugolde 1 (%0.2) oranında görülmüşlerdir. 67500 hastaya uygulanan Kinyoun asid-fast boyama yönteminde 8 kişide (%1.6) Cryptosporidium spp. saptanmıştır. Cryptosporidium görülen 4 hastada (%0.8) Cryptosporidium spp. ve G. intestinalis birlikte görülmüştür. Malatya'da sadece ishalli olgularla yapılan bir çalışma olmadığından alınan sonuçlar karşılaştınlamamıştır. Sonuç olarak, rutin parazitolojik dışkı incelemelerinde özellikle amoebiosis etkenlerinden biri düşünüldüğünde, nativ-lugol yönteminin yanında trichrome boyama yönteminin de uygulanmasının etkenin tespit edilmesinde ve tanınmasında büyük yararlar sağlayacağı, immun yetmezlikli olsun veya olmasın tüm ishalli olguların Cryptosporidium yönünden araştırılması gerektiği kanısına varılmıştır. 68

Tuncay Çelik
İnönü University · Institute of Health Sciences
2001
00
DoctorateOpen AccessTR

Elazığ ve Malatya illerinde bal arılarında görülen varroa destructor'un morfolojik ayrımı ve haplotiplerinin belirlenmesi

Varroa, balarıların kütikülasında intersegmental bölümlerini delmek suretiyle hemolenf emen ektoparazitlerdendir. Morfometrik karakterizasyonunun belirlenmesine dayalı çalışmalarda akarın aynı aileden diğer türlerin morfometrik parametreleri ile örtüşen ölçümler nedeniyle tanımlanması her zaman güvenilir değildir. Bu tez çalışması ile Elazığ'da merkez ile Karakoçan, Kovancılar, Sivrice ve Baskil ilçelerinden 10 ve Malatya'da Arguvan, Arapgir, Battalgazi, Yeşilyurt, Akçadağ ve Kale ilçelerinden 10 olmak üzere toplamda 20 arıcılık işletmesinden canlı olarak arıların üzerinden toplanan Varroa etkenlerinin morfolojik ve moleküler tür ayrımlarının yapılması amaçlanmıştır. Toplanan akarların morfolojik olarak stereo-mikroskopta Kalkan Uzunluğu (KU), Kalkan Genişliği (KG), Genital Kalkan Uzunluğu (GKU), Genital Kalkan Genişliği (GKG), Anal Kalkan Uzunluğu (AKU), Anal Kalkan Genişliği (AKG), Metapodal Kalkan Uzunluğu (MTU) ve Metapodal Kalkan Genişliği (MKG) olmak üzere sekiz farklı değişken yönünden ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca Varroa destructor'un full mitokondriyal genom sekansından dizayn ettiğimiz primerler ile 448 bp uzunluğunda mitokondriyal CO1 gen bölgesi çoğaltılmış, akabinde çoğaltılan bu bölge sekans analizine tabi tutulmuştur. Çalışmada Malatya ve Elazığ illerinden toplanan 102 akar incelenerek mt-CO1 gen sekansının haplotip ve filogenetik analizleri gerçekleştirilmiştir. Malatya ve Elazığ illerinden toplanan örneklerin morfometrik özelliklerini karşılaştırmak amacıyla Normallik Analizini (Shaphiro Wilk) takiben yapılan bağımsız t testine göre GKU, AKU ve MKU yönünden ortalamalar arasında anlamlı fark bulunurken, GKU ve MKU Elazığ örneklerinde, AKU ise Malatya örneklerinde daha yüksek bulunmuştur. Morfometrik inceleme ve 102 örneğin sekans analizi neticesinde bütün örnekler V. destructor olarak belirlenmiştir. Haplotip analizi yapılan 102 sekanstan 93 tanesi V. destructor'un Kore haplotipi ile %100 uyumlu bulunmuş, kalan 9 sekansın 7'sinin ayrı haplotip olduğu tespit edilmiştir. İlk defa belirlenen 7 haplotipin, Kore haplotipinin farklı varyantları olabileceği düşünülmüştür. Tespit edilen yeni haplotiplerin morfometrik ölçüm sonuçları ve ortalamalarının Kore haplotipinin morfometrik ölçüm sınırları içerisinde olduğu belirlenmiştir. Ayrıca Kore 1 haplotipi ile %100 uyumlu sekans gösteren Haplotip 1 grubunun da üst ve alt ölçüm sınırları içerisinde olduğu görülmüş olup yeni tespit edilen haplotiplerde de morfolojik olarak Kore Haplotipi ile farklılık görülmemiştir.

Kerem Karakuş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Adnan Menderes Üniversitesi, Tıp Fakültesi parazitoloji laboratuvarında izole edilen blastocystis alt tiplerinin sekanslama yöntemi ile belirlenmesi

Bu çalışmanın başlıca amacı Adnan Menderes Üniversitesi, Eğitim ve Uygulama Hastanesi, Parazitoloji Laboratuvarı'nda saptanan Blastocystis izolatlarının alt tip dağılımını belirlemektir. Ayrıca Blastocystis'in laboratuvar tanısında direkt mikroskobik inceleme (DM), kültür ve polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) yöntemlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Son olarak Blastocystis enfeksiyonu ve klinik bulgular arasında retrospektif bir analiz yapılması hedeflenmiştir. Çalışmanın başlangıcında direkt mikroskobik inceleme sonuçlarına göre toplam 200 dışkı örneği (100 pozitif ve 100 negatif) seçilmiştir. Tüm dışkı örnekleri Jones besiyerine ekilmiş ve PZR yöntemiyle çalışılmıştır. Ribozomal RNA küçük alt ünite (SSU rRNA) geni kısmi sekanslarına göre Blastocystis alt tipleri (dışkı örneklerinin tamamında ve kültür pozitif izolatların bir kısmında) belirlenmiştir. Bu şekilde alt tipi belirlenemeyen örnekler sequence tagged site-PZR (STS-PZR) ile tekrar çalışılmıştır. Son olarak Blastocystis saptanan ve saptanmayan olgular arasında demografik özellikler ve klinik bulgular karşılaştırılmıştır. Ayrıca alt tipler ve klinik bulgular değerlendirilmiştir. Çalışmamızda DM yöntemiyle pozitif 100 dışkı örneğinin 81'inde (%81) kültür yöntemiyle, 86'sında (%86) ise PZR yöntemiyle pozitiflik saptanmıştır. Aynı yöntemle negatif saptanan 100 dışkı örneğinin beşinde (%5) kültür yöntemiyle, yedisinde (%7) PZR ile pozitif sonuç elde edilmiştir. Sekans analizi ve STS-PZR sonucu toplam 95 örnekte Blastocystis alt tipi belirlenmiş olup Blastocystis alt tip dağılımı: ST3 (n=50, %52,6), ST2 (n=21, %22,1), ST1 (n=17, %17,9), ST7 (n=4, %4,2), ST2+ST3 (n=2, %2,1) ve ST1+ST3 (n=1, %1,1) şeklinde bulunmuştur. Blastocystis saptanan ve saptanmayan olgularda semptomların görülme sıklığı açısından farklılık saptanmamıştır. Benzer şekilde semptomlar ile alt tipler arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Blastocystis rutin laboratuvar tanısında direkt mikroskopi yöntemi, hem yalancı pozitiflik hem de yanlış negatif sonuçlara neden olması nedeniyle yetersiz görülmekte olup kültür veya PZR gibi ikinci bir yönteminde tanıda kullanılmasının faydalı olacağı düşünülmektedir. Aydın'daki alt tip dağılımı hem dünya genelindeki hem de ülkemizdeki çalışmalarla örtüşmektedir. Blastocystis ve semptomlar arasında ilişki bulunmaması Blastocystis kolonizasyonunun daha çok normal flora ile ilgili olduğu fikrini desteklemektedir

AltgrupAydınBlastocystis+7
Erdoğan Malatyalı
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Gambiya'da kistik echinococcosis'in yaygınlığı ve ekonomik kayıpları

Kistik Echinococcosis (KE) dünya çapında yaygındır, Doğu ve Kuzey Afrika'da süper endemik bölgelerdir, çiftlik hayvanlarında önemli ekonomik kayıplara neden olur. Batı Afrika'da hastalığın yaygın olduğundan şüphe edilmektedir, fakat şimdiye kadar hastalık üzerine birkaç epidemiyolojik çalışma yapılmıştır. Bu çalışma; Gambiya'daki mezbahalarda hastalığın varlığını saptamak ve KE'un yaygınlığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Ülkede bulunan beş mezbahada Temmuz-Aralık 2017 tarihleri arasında 1968 adet kesilen sığır, koyun ve keçi varlığı KE yönünden postmortem muayeneleri yapılmış. Muayene edilen hayvanların %56,1' i keçi, %28,9'u sığır, %15'i koyundur. Kesilen hayvanların ortalama yaşı 4-6 yıldır. Muayene edilen hayvanlarda hidatik kist bulunamamıştır (%0,0). Muayene edilen koyun ve keçilerin 16/1400 (%1,1)'inde kalsifiye kist bulunmuştur. Buradan çıkarılabilecek sonuç; Gambiya mezbahalarında Kistik Echinococcosis bir problem değildir ve organ imhalarından dolayı ekonomik kayıp yoktur. KE'nin Gambiya'daki durumunu daha iyi anlayabilmek için parazitin hem ara konak hem de son konaklardaki varlığını tespit etmek amacıyla moleküler teknikler kullanılmalıdır. Anahtar Sözcükler: Kistik Echinococcosis, yaygınlık, ekonomik kayıp, Gambiya, mezbaha

EchinococcosisEkonomik etkiGambiya+7
Saıdal Alı Bah
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Adana ve çevresindeki sokak ve ev köpeklerinde taeniidae SP. ve echinococcus granulosus dağılımı

ÖZET ADANA VE ÇEVRESİNDEKİ SOKAK VE EV KÖPEKLERİNDE TAENİİDAE SP. VE ECHİNOCOCCUS GRANULOSUS DAĞHJMI Parazit hastalıkları az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaygın olarak görülmektedir. Köpekler, insanlarla birlikte yaşadıkları için, köpeklerden insanlara geçen parazitler halk sağlığı açısından oldukça önemlidir. Ayrıca köpek parazitlerinden kaynaklanan bazı hastalıklar ölüme de neden olabilmektedir. Bu hastalıklar arasında bazıları köpeklerde rastlanılan Taeniidae ailesine bağlı sestodlardan kaynaklanmaktadır. Bunlardan en önemlisi olan Echinococcus granulosus da bu aile içerisinde bulunmakta; insan ve diğer memelilerde kistik ekinokokkoz'a neden olmaktadır. Bağırsak parazitleri ve özellikle Taeniidae ailesi türlerinin köpeklerde saptanması üzerine yaptığımız bu çalışmada iki ayrı grupta çeşitli sonuçlar elde ettik. Doğrudan mikroskop bakısı ve ilaç grubu olmak üzere birbirinden bağımsız iki grupta toplam 248 köpek dışkısı incelendi ve bunların 24'ünde (% 9,68) Taeniidae ailesine bağlı çeşitli türler saptandı. Çalışmamız içerisinde doğrudan mikroskop bakısı yapılan grupta 151 köpekten 6'smda (% 3,97), Praziquantel verilen grupta ise 97 köpekten 18'inde (%18,56) Taeniidae ailesine bağlı sestod türleri saptandı. İlaç uygulamasının sestod türlerinin saptanmasında Doğrudan mikroskop bakışma göre daha etkili bir yöntem olduğu görüldü (p<0,001). Ayrıca çalışmada insan sağlığı açısından önemli türler olan Dipylidium caninum, Strongyloides stercoralis, Toxocara cants' de saptandı. Köpekler bu parazitler dışında, asıl ara veya ana konaklan olmamalarına rağmen diğer bazı parazitlerle de infekte olabilmekte ve bunlar için rezervuar olabilmektedir. İnceleme yapılan köpeklerin hiçbirisinde Echinococcus granulosus'un erişkin şekli görülmedi. Anahtar söscükler: Echinococcus granulosus, Taeniidae sp, Köpek, Praziquantel, Adana VI

Erkan Maytalman
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara ve çevresindeki kenelerde theileria türlerinin araştırılması

Dünyanın birçok yerinde kene kaynaklı hastalıklar önemli sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Tüm dünyada parazit kökenli patojenler insanları ve hayvanları enfekte etmekte olup, bu patojenler vektör keneler aracılığıyla taşınır. Bu çalışmanın amacı, Ankara ve çevresinden toplanan kenelerde hastalıklara ve ciddi ekonomik kayıplara neden olan Theileria spp. moleküler düzeyde araştırılmasıdır. Bu amaçla öncelikle Ankara ve çevresinden 191 kene örneği toplanmıştır.18S RNA geni kullanılarak toplanan kene örneklerinden konvansiyonel PCR yöntemiyle Thieleria spp. türleri incelenmiştir. Bu çalışma sonucunda 4 örnek pozitif (4/191) (%2,1) bulunmuştur. Sekans analizi sonucunda 4 örnek Theileria spp. olarak tanımlanmıştır Theileria spp. Bartın ilinde köpekten toplanan erkek Rhicephalus sanguineus kenesinde saptanmıştır. Bu çalışma sonucunda Theileria. spp. Ankara ve çevresindeki kenelerde yaygınlıkları ile ilgili güncel veriler elde edilmiştir. Ayrıca kene mücadelesi için gerekli önlemlerin alınması uygun görülmektedir.

AnkaraKenelerParaziter hastalıklar+2
Ayşegül Uğur Şık
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Plasmodium vivax tanısında kalın damla ile immünokromatografik yöntemin karşılaştırılması

ÖZETPLASMOD UM V VAX TANISINDA KALIN DAMLA LEMMÜNOKROMATOGRAF K YÖNTEM N KARŞILAŞTIRILMASIDünyada sıtmalı bölgelerde üç milyardan fazla insan yaşamaktadır. Her yıl 300milyon insan sıtma enfeksiyonuna yakalanmakta ve 2,5 milyon insan sıtmadanölmektedir. nsanda sıtmaya dört tür sebep olmaktadır. Tüm sıtma olgularının % 95'ininnedeni Plasmodium vivax'tır. Sıtma paraziti insanlara dişi Anofel sivrisineklerininısırması ile geçmekte ve sıtma epidemileri gelişmektedir. Bu epidemiler gelişmekte olanülkelerde sağlık altyapısı ve yerel ekonomiler üzerinde güçlü etkiler yapmaktadır. Sıtmaparazitinin saptanmasında klasik altın standart yöntem kalın damla kan preparatlarınınincelenmesidir. Bununla birlikte sıtma tanısı için mikroskobiye alternatif yöntem olarakhızlı sıtma tanı testleri sunulmuştur.OptiMAL test, parazit laktat dehidrogenaz enzimine karşı gelişmiş antikorlarlarenk tayini olanağı sunacak şekilde düzenlenmiş, dipstik prensibine dayananimmünokromatografik hızlı bir testtir. Test tam kanda Plasmodium vivax vePlasmodium falciparum sıtmasını saptamaktadır.Çalışma Mayıs 2004-Ekim 2005 süresince Diyarbakır ilinde merkez ilçe Silvanve Bismil ilçelerinde gerçekleştirilmiştir. Kırsal ve şehir merkezlerinde sıtma benzeribelirtileri bulunan toplam 109 hastadan kalın damla kan preparatları hazırlanması veOptiMAL test için tam kan örnekleri alındı. Ayrıca her bir pozitif kalın damla kanpreparatı için parazit yoğunluğu hesaplandı. Çalışmada 83 hastaya ait kalın damla kanpreparatları incelemesi ile Plasmodium vivax pozitif bulunurken, OptiMAL test ile 84hastada Plasmodium vivax pozitif bulundu. Kalın damlası pozitif olan bir hastadaOptiMAL test negatif bulundu. ki hastanın kalın damla sonucu negatif iken, bunlarOptiMAL testte olarak saptandı.vKalın damla altın standart olarak kabul edildiğinde; OptiMAL testin duyarlılığı% 98,8, seçiciliği % 92,3 olarak bulunurken, pozitif prediktif değeri % 97,6, negatifprediktif değeri % 96 oranında bulundu.Sonuç olarak, hızlı sıtma tanı testi olan OptiMAL basit, seçici ve etkin bir testolup, saha çalışmalarında Plasmodium vivax sıtma tanısı için kolaylıkla kullanılabilir.Anahtar sözcükler: Plasmodium vivax, Tanı, OptiMAL test, Kalın damla.vi

İbrahim Kocaçiftçi
Çukurova University
2007
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the prevalence of giardiainfection in dogs in Çankiri Municipality StrayAnimals Treatments and Rehabilitation Centers

Investigation of the prevalence of giardia infection in dogs in Çankırı municipality stray animals treatments and rehabilitation centers The objective of the present study was to investigate the prevalance of infection with Giardia parasite in stray dogs in Cankırı Municipality Stray Animals Treatment and Rehabilitation Center from February to April 2021. One hundred fresh samples were collceted from dogs of different ages and of both gender. In laboratory of parasitology, Veterinary Control Central Research Institute of Minister of Agriculture and Foresty, different traditional methods were used to diagnose of the parasite. ˙In addition, Giemsa dye and Trichrome dye were also used. The prevalence of infection by traditional methods was 43% in males and 57% in females. In the examination of pigments, the study showed that the rates of infection in young ages less than a year 71% and in ages between 1-3 years ranged between 25.8%, and at older ages, it ranged between 3.2%. . Key Words: Cankırı, Stray dog, Giardia, Prevalence. 2021, 48 pages

GiardiaPrevalenceÇankırı
Alhan M. Sheet
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İshalli dışkı örneklerinde Cryptosporidium sp. antijeninin ELISA yöntemi ile araştırılması

Cryptosporidium türleri gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerde ishale neden olan parazitler arasında önemli bir yere sahiptir. Özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde ölümcül ishallere neden olabilmektedir. Ayrıca içme sularıyla bulaşma olduğu için halk sağlığını tehdit edebilmektedir. Bu çalışmada Cryptosporidium sp.'nin saptanması için iki yöntem kullanıldı. Mikroskobi ile elde edilen sonuçlar dışkıda özgül antijen arama yöntemi ile karşılaştırılarak ELISA yönteminin etkensel tanıya katkı sağlayıp sağlamadığı araştırılmıştırBu çalışmada, Ekim 2007 ve Temmuz 2008 tarihleri arasında Adana Numune Araştırma Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarı'na ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'ne bağlı kliniklerden Parazitoloji Anabilim Dalına ishal şikayetiyle başvuran yaşları 0-86 arasında değişen toplam 154 dışkı örneklerinde ELISA yöntemi ile Cryptosporidium sp. antijeni ve modifiye asit-fast boyama yöntemi ile ookistlerin varlığı araştırıldıToplam 8 örnekte modifiye asit-fast ile pozitiflik saptanırken, ELISA ile 37 örnekte pozitiflik saptanmıştırSonuç olarak, dışkıda özgül antijen arayan ELISA'nın maliyeti yüksek olmasına rağmen etkensel tanı yöntemlerindeki zorluklara yardımcı olduğu görülmektedir.

AntijenlerCryptosporidiumDiyare+2
Güllü Elgün
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Entamoeba histolytica/ Entamoeba dispar, Giardia lamblia ve Cryptosporidium sp. tanısında mikroskobi, Triage ve ELISA yöntemlerinin karşılaştırılması

Amobiyoz, gelişmekte olan ülkelerde önemli bir halk sağlığı sorunudur. İnsanlar Entamoeba'nın morfolojik olarak benzer iki türü ile enfekte olmaktadır. Entamoeba histolytica (E.histolytica), amibik kolit ve karaciğer absesine neden olurken, Entamoeba dispar (E.dispar) hastalık oluşturmamaktadır. Giardia lamblia (G.lamblia) dünyada her yaş grubunda yaygın bir şekilde görülür. Giyardiyoz özellikle sanitasyon şartlarının bozuk olduğu ve temiz su kaynaklarının bulunmadığı ülkelerde ortaya çıkan çocukluk çağı ishal olgularından sorumludur. Hücre içi bir parazit olan Cryptosporidium sp. bağışıklık sistemi bozuk olan bireylerde ölümcül ishale neden olmaktadır.Bağırsak protozoonları tanısı genellikle mikroskobiye dayanmaktadır. Mikroskobik tanı ucuz olmasına karşın yoğun iş gücü ve uzmanlık gerektirmektedir. Serolojik testlerden antijen tanı yöntemleri hızlıdır. Ayrıca deneyimli ve usta mikroskopistlere ihtiyaç duyulmaz. Bu çalışmada E. histolytica/ E. dispar, G. lamblia ve Cryptosporidium sp. tanısında mikroskobi ve antijen tanı kitleri karşılaştırıldı.Çalışmada, Mayıs 2010 ve Nisan 2011 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı laboratuvarına gelen ve ishal öyküsü bulunan toplam 94 şüpheli dışkı örneklerinde E. histolytica/ E. dispar, G. lamblia ve Cryptosporodium sp. direkt mikroskobi, ELISA ve Triage yöntemleri ile araştırıldı.Mikroskobide E. histolytica/ E. dispar için 4 (%4.3), G. lamblia için 12 (%12.8), Cryptosporodium sp. için 5 pozitiflik (%5.3) saptanırken, ELISA ile E. histolytica için 5 (%5.3), G. lamblia için 13 (%13.8), Cryptosporodium sp. için 10 (%10.6) pozitiflik saptanmıştır. Ayrıca, Triage parazit panel testi ile G. lamblia için 10 (%10.6)pozitiflik saptanmıştır.Sonuç olarak, dışkıda özgül antijen arayan ELISA'nın maliyeti yüksek olmasına rağmen etkensel tanı yöntemlerindeki zorluklara yardımcı olduğu görülmektedir.Anahtar sözcükler: Cryptosporodium sp. direkt mikroskobi, ELISA, Entamoeba histolytica/ Entamoeba dispar, Giardia lamblia.

CryptosporidiumEntamoeba histolyticaEnzime bağlı immünosorbent testi+2
Burcu Köreng
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde doğadan izole edilen serbest yaşayan acanthamoeba türlerin tanısında mikroskobi, kültür ve moleküler yöntemlerin karşılaştırılması

Acanthamoeba türlerinin doğal çevrede serbest halde bulunmasından dolayı, insanların bu parazitle enfekte olma riski büyüktür. Acanthamoeba türleri granülomatöz amibik ensefalit (GAE), kutanöz acanthamoebiasis, Acanthamoeba keratiti oluştururken, AIDS'li hastalarda enfeksiyonun çeşitli organlara yayılmasına bağlı olarak kronik sinüzit, otit, kutanöz lezyonlar, sinüs lezyonları, deri ülserleri gibi hastalıklar meydana getirirler. Bu çalışmada Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde bulunan Diyarbakır, Batman, Mardin, Siirt, Bitlis ve Van illerindeki yüzme havuzlarından, kaplıca sularından, hamamlardan, sulama kanalından, park ve bahçelerden alınan toplam 65 su ve toprak örneğinin 6 tanesi mikroskobik inceleme yöntemi ile, 11 tanesi kültür yöntemi ile ve 15 tanesi konvansiyonel PCR ve real time PCR yöntemi ile Acanthamoeba spp. pozitif bulundu. Çalışmada Acanthamoeba spp. laboratuvar tanı yöntemlerinden kültür metodu; mikroskobi, konvansiyonel PCR ve real time PCR yöntemleri ile karşılaştırıldı. Kültür yönteminin mikroskobi, konvansiyonel PCR ve real time PCR yöntemlerine göre duyarlılığı sırası ile %100, %73,33, %73,33 ve özgüllüğü sırası ile %91,53, %100, %100 olarak saptandı. İncelenmesi yapılan ve Acanthamoeba spp. tanısı alan 15 örneğin kist yapılarını ve moleküler analizlerini değerlendirdiğimizde 4 (%26,67) Acanthamoeba castellanii, 3 (%20) Acanthamoeba polyphaga ve 8 tanesinin (%53,33) Acanthamoeba palestinensis olduğu belirlendi. Çalışmamız Güneydoğu Anadolu bölgesinde yapılan Acanthamoeba spp. ile ilgili ilk saha çalışması olup Acanthamoeba keratiti için doğal çevrede risk oluşturan türler tanımlandı.

AcanthamoebaDoğu Anadolu bölgesiGüneydoğu Anadolu bölgesi+3
Yasin Geniş
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Timolün Türkiye'den izole edilen Leishmania tropıca üzerine antıleıshmanıal etkisi

Amaç: Kutanöz leishmaniasis (KL), Leishmania türü protozoon parazitlerin oluşturduğu, deride uzun süren nodülo-ülseratif yaralarla seyreden atrofik skarlarla iyileşen bir hastalık tablosudur. KL tedavisinde kullanılan ilaçların maliyetinin ve toksik etkisinin yüksek olması ile kullanılan ilaçlara karşı direnç gelişmesi gibi nedenler tedavide kullanılabilecek etkili antileishmanial aktiviteye sahip, aynı zamanda konakçı hücrelerin adaptif bağışıklık sistemini uyaran yenilikçi terapötik ajanların araştırılması gerektiğini düşündürmüştür. Bu çalışmada, timol etken maddesinin Türkiye'den izole edilen Leishmania tropica'ya karşı in vitro ve ex vivo deneysel modellerde antileishmanial etkinliğinin ve immünomodülatör özelliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Manisa ilimizden KL'li bir hastadan izole edilen ve Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazit Bankasında saklanan Leishmania izolatı, ITS1 problu gerçek zamanlı PCR testi uygulanarak yapılan tür tayini sonucunda Leishmania tropica (MHOM/TR/2012/CBCL-LT) olarak saptanmıştır. Timol etken maddesinin sitotoksik aktivitesi (CC50) CellTiter-Glo yöntemi ile in vitro antipromastigot aktivitesi ise (IC50promastigot) CellTiter-Glo ve hemositometri yöntemleriyle saptanmıştır. Timolün ex vivo antiamastigot aktivitesi (IC50amastigot) Giemsa boyalı preparatların mikroskobik incelenmesi ve parazit kurtarma ve dönüştürme deneyi ile belirlenmiştir. Sitokin sekresyonları (IFN-γ, IL-4, IL-10 ve IL-12) ise ELISA yöntemiyle değerlendirilmiştir. Elde edilen CC50, IC50promastigot ve IC50amastigot değerleri kullanılarak seçicilik indeks (SI) değerleri hesaplanmıştır. Bulgular: Timol etken maddesinin CC50 değeri 160,7 μM/mL olup sitotoksik aktivite göstermemiştir. L. tropica promastigotları üzerine in vitro antileishmanial aktivitesi (IC50promastigot) 79,41 μM/mL, L. tropica amastigotları üzerine ex vivo antileishmanial aktivitesi (IC50amastigot) 105,2 μM/mL olarak saptanmıştır. CC50, IC50(promastigot) ve IC50(amastigot) değerleri kullanılarak hesaplanan SI değerleri; L. tropica promastigotları ve amastigotları için sırasıyla 2,02 ve 1,53 olarak belirlenmiştir. Ayrıca L. tropica ile enfekte THP-1 makrofaj hücrelerine kıyasla timol etken maddeleri uygulanan enfekte THP-1 makrofaj hücrelerinde IFN-γ ve IL-12 sitokinlerinde bir artış gözlenirken, IL-4 ve IL-10 sitokinlerinde bir azalış gözlenmiştir. Sonuçlar: Timol bileşiğinin Leishmania tropica'ya karşı antileishmanial aktivite göstermesi, timolün klinik kullanımda potansiyel bir ajan olarak daha fazla araştırılması için uygun bir aday olduğunu göstermektedir. Timolün immünomodulatör özellikleri, timolü leishmaniasis tedavisinde yeni ve etkili bir seçenek olarak öne çıkarmaktadır. Bu durum leishmaniasis tedavisinde kullanılabilecek yeni ilaçların geliştirilmesinde önemli ve umut verici bir adım olarak değerlendirilmektedir.

Tülay Aksoy
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Enterobius vermicularis saptanan olguların dışkılarında PZR yöntemi ile dientamoeba fragilis varlığının araştırılması

Bu çalışmanın amacı Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Uygulama ve Araştırma Hastanesi, Parazitoloji Laboratuvarı'na çeşitli kliniklerden selofan bant ve dışkı örnekleri gönderilen olgularda Enterobius vermicularis (E. vermicularis) ve Dientamoeba fragilis (D. fragilis) birlikteliğini araştırmak ve bulunan D. fragilis'lerin genotiplerini belirlemektir. Ayrıca D. fragilis tanısında kullanılan trikrom boyama ve polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) yöntemlerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla laboratuvarımıza gönderilen selofan bant örneklerinde E. vermicularis yumurtası saptanan 74 olgunun dışkı örneği ile yumurta saptanmayan 74 olguya ait toplam 148 dışkı örneği çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm örneklere trikrom boyama ve PZR yöntemleri uygulanarak D. fragilis araştırılmıştır. Dientamoeba fragilis izolatlarının alt tiplerinin belirlenmesi için 18S ribozomal RNA gen bölgesi sekanslanmıştır. Ayrıca D. fragilis saptanan olguların demografik özellikleri ve klinik bulguları değerlendirilmiştir. Çalışmamızda E. vermicularis pozitif 74 olgunun trikrom boyama yöntemi ile üçünde (%4,05), PZR yöntemiyle ise 28'inde (%37,8) D. fragilis varlığı saptanmıştır. Kontrol grubunu oluşturan E. vermicularis negatif 74 olgunun ise trikrom boyama yöntemi ile birinde (%1,35) PZR yöntemi ile ise 14'ünde (%18,91) D. fragilis saptanmıştır. Enterobius vermicularis ile D. fragilis'in birlikte görülme olasılığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sekans analizi yapılan 26 D. fragilis izolatının tamamı genotip 1 olarak belirlenmiştir. Dientamoeba fragilis varlığı ile klinik bulgular arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Cinsiyet ve yaşanan bölge ile D. fragilis görülmesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Dientamoeba fragilis'in direkt mikroskopik tanısı oldukça zor olup bu nedenle rutin tanıda sıklıkla boyama yöntemleri ve kültür tercih edilmektedir. Son yıllarda moleküler yöntemlerin gelişmesiyle parazitin tanısında kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmanın sonucunda Enterobius vermicularis saptanan olgularda D. fragilis'in sıklıkla eşlik edebileceği görülmüş olup E. vermicularis'li olgularda D. fragilis varlığının araştırılması akla getirilmelidir. Ayrıca D. fragilis tanısında yüksek duyarlılık ve özgüllük değerlerine sahip PZR gibi ikinci bir yöntemin kullanılmasının yanlış sonuçları önlemek için faydalı olabileceği düşünülmüştür. Klinik bulgular ve D. fragilis arasında anlamlı bir ilişkinin bulunamaması parazitin patojen ve apatojen alt tiplerinin olabileceği görüşünü desteklemekte olup bu konuda yapılacak yeni araştırmaların yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Aydın, Dientamoeba fragilis, Enterobius vermicularis, PZR, trikrom.

AydınDientamoeba fragilisDışkı+3
İbrahim Yıldız
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Cryptosporidium spp. türlerinin real time PZR yöntemi ile tanımlanması

Cryptosporidium spp. immun sistemi baskılanmış veya sağlam bireylerde ve çocuklarda öldürücü diyareye neden olabilen zorunlu hücre içi yerleşim gösteren bir protozoondur. Kriptosporidiyozun tanısında genellikle aside dirençli boyama tekniği kullanılmaktadır. Günümüzde geliştirilen moleküler yöntemler sayesinde, epidemiyolojik verilerin elde edilmesine yönelik olarak asemptomatik taşıyıcılarda Cryptosporidium saptanması ve tür düzeyinde tanımlanması mümkün olmuştur. Bu çalışmanın amacı, küçük alt ünite (SSU) rRNA genine dayalı sekanslama ve gerçek zamanlı Polimeraz Zincir Reaksiyonu (real time PZR) sonrası erime eğrisi (melting curve) analizi kullanılarak Adana'daki insanlardaki Cryptosporidium türlerini saptamaktır. Bunun için 2011 Nisan ve 2014 Şubat ayları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji bölümüne başvuran ishalli kişilerden toplam 320 dışkı örneği toplanmıştır. Bu dışkı örnekleri, doğrudan preparat inceleme, yoğunlaştırma, modifiye asit fast boyama, ELİSA (Enzyme Linked Immunoabsorbent Assay), standart PZR ve SSU rRNA genini temel alan uygun primer ve hibridizasyon problardan Fluorescence Resonance Energy Transfer (FRET) kullanılarak real-time PZR yöntemleri ile incelenmiştir. Cryptosporidium spp. saptanan pozitif örneklere real time PZR yöntemi sonrası melting curve analizi uygulayarak tiplendirme yapılmıştır. Çalışma sonucunda, boyama yöntemiyle 22, ELİSA ile 26, standart PZR ile 27 ve real-time PZR ile 31 örnekte Cryptosporidium varlığı saptanmıştır. Tür olarak Cryptosporidium hominis (12), Cryptosporidium parvum (7) Cryptosporidium meleagridis (7) ve Cryptosporidium andersoni (5) türleri tanımlanmıştır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar, Adana'daki enfeksiyonlardan Cryptosporidium hominis'in Cryptosporidium parvum'dan daha yaygın olduğunu ve real time PZR yönteminin Cryptosporidium türlerinin ayrımında ve tanımlanmasında kolay, hızlı ve güvenilir bir yöntem olduğunu göstermiştir.

CryptosporidiumPolimeraz zincirleme reaksiyonuRNA+2
Güllü Evcil
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Dientamoebiasis tanısında kültür yöntemlerinin yeri ve sğaltımında çeşitli ilaçların etkinlikleri

Dientamoebiasis, Dientamoeba fragilis adlı bagırsak protozoonunun neden oldugu vegenelde gastrointestinal sistemi tutan bir enfeksiyondur. Tanı yöntemi olarak taze dıskıörneklerinden hazırlanan kalıcı boya yöntemleri kullanıldıgında tüm dünyada sık görüldügübildirilmektedir. Bu çalısmada, D. fragilis'in tanısında farklı kültür yöntemlerinin, sagaltımındaise ornidazol ile metronidazolün etkinlikleri karsılastırılmıs, ayrıca enfeksiyonun kliniközellikleri, halk saglıgı açısından önemi ve bulasmada Enterobius vermicularis'in rolüarastırılmıstır. Dıskı örneklerinin nativ-Lugol, formol etil asetat çoklastırma ve trikrom boyamayöntemleri ile incelenmesi sonucunda D. fragilis saptanan 24'ü çocuk, toplam 100 hastaçalısmaya alınmıstır. Hastalar ile görüsme yapılarak yasadıkları ortam ve temizlikalıskanlıkları hakkında bilgi edinilmis, üç ayrı gün alınan anal bant örnegi incelenerekEnterobius vermicularis yumurtaları arastırılmıs ve hastalardaki klinik semptomlarsorgulanmıstır. Hastaların taze dıskı örnekleri Robinson besiyeri, Dobell besiyeri ve Talis'indifazik yumurtalı besiyerine (TDYB) ekilmis, besiyerleri 37oC'de saklanıp 48., 72. ve 96.saatlerde üreme olup olmadıgını saptamak amacıyla kontrol edilmislerdir. Hastalar ikisagaltım grubuna ayrılmıs, bir gruba metronidazol, toplam 5 gün, yetiskinlerde 1,5 gr/gün,çocuklarda ise 20 mg/kg/gün üç esit dozda verilirken, diger gruba ornidazol, eriskinlerde 2 gr,çocuklarda ise 30 mg/kg tek doz seklinde uygulanmıstır. Sagaltımın tamamlanmasındansonraki 7. ve 14. günlerde yapılan parazitolojik incelemelerde sagaltımın etkinligidegerlendirilmistir. Dıskı örneklerinde D. fragilis saptanan hastalara aynı dozda ikinci bir kürverilmis, yine sagaltım sonrası 7. ve 14. günlerde parazitolojik incelemeler yapılmıstır. Bir kezdaha D. fragilis'e rastlanması durumunda sagaltım basarısız kabul edilip hastalara digersagaltım protokolü uygulanmıstır. Dientamoebiasis tanısında Robinson, TDYB ve Dobellbesiyerlerinin tek baslarına etkinlikleri sırasıyla % 87,0, % 84,1 ve % 76,0 olarak bulunmus,istatistiksel analizde besiyerleri arasında anlamlı düzeyde fark bulunmamıstır (p=0,3).Bununla birlikte, sagaltımda ornidazol ile metronidazolün etkinlikleri ise sırasıyla % 94,1 ve %71,4 olarak bulunmus, iki ilaç arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmustur (p =0,015). Olguların çogunlukla düsük-orta sosyoekonomik düzeyde oldugu, en sık karında gazve siskinlik, halsizlik, karın agrısı ve istahsızlık yakınmaları görüldügü, % 32,5'inde (27/83)aynı anda E. vermicularis enfeksiyonu bulundugu belirlenmistir. Dientamoebiasis tanısındayaygın olarak kullanılan Robinson besiyeri yanında, hazırlanması daha kolay ve ucuz olanTDYB'nin de kullanılabilecegi, sagaltımda tek doz ornidazolün yeterli oldugu tespit edilmistir.Ayrıca, dientamoebiasisin insanlara geçisinde E. vermicularis'in rol oynayabilecegi,enfeksiyondan korunmada halkın hijyen konusunda bilinçlendirilmesi gerektigidüsünülmüstür.Anahtar Sözcükler: Dientamoeba fragilis, tanı, kültür, sagaltım, ornidazol

Özgür Kurt
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Echinococcus granulosus'un sığır ve koyun izolatlarının moleküler karakterizasyonu, haplotip analizi ve miRNA ekspresyon düzeylerinin belirlenmesi

Kistik Ekinokokkozis (KE), Echinococcus granulosus'un larval formu tarafından oluşturulan, insanlarda ve ara konak hayvanlarda dünya çapında yaygın olarak görülen zoonotik bir helmint hastalığıdır. E. granulosus'taki genetik farklılıkların tespit edilmesi, hastalığın patojenitesi, bulaş yolu ve mücadele yöntemlerinin belirlenmesi bakımından önemlidir. E. granulosus'un konak ve parazit ilişkisindeki mekanizmaları açıklamaya çalışan yaklaşımlardan biri mikroRNA'lardır. Bu çalışmada sığır ve koyun orjinli hidatik kist izolatlarında E. granulosus s.l. genotip ve haplotip grupları belirlenerek, farklı kist yapılarında ve gruplar arasında, egr-miR-7, egr-miR-71 ve egr-miR-96 miRNA'larının ekspresyon seviyeleri karşılaştırılmıştır. Hedef miRNA'ların hastalığın tanısında biyobelirteç olarak kullanılabilme potansiyeli araştırılmıştır. Toplam 82 hidatik kist izolatından (41 sığır, 41 koyun) 81'inin genotipi, mt-CO1 gen bölgesine yönelik PCR ve sekans analizleriyle E. granulosus s.s. (G1 ve G3) olarak belirlenirken, sığır orjinli bir izolatın genotipi Echinococcus canadensis (G6/7) olarak tespit edilmiştir. Örneklerde toplam 26 nükleotid polimorfizmi ve 29 haplotip grubu belirlenmiştir. Steril kistlerde germinal membranlarda, fertil kistlerin germinal membran ve protoskolekslerinde miRNA ekspresyonları qRT-PCR ve Real Time PCR analizleri ile araştırılmıştır. E. canadensis (G6/7) örneği kontrol olarak seçilerek tüm haplotip gruplarındaki miRNA ekspresyon düzeyleri karşılaştırılmıştır. miRNA'ların 29 haplotip grubunun %79.31'inde yüksek, %10.345'inde düşük düzeyde eksprese olduğu belirlenmiştir. Koyun orjinli fertil 10 örnekte, protoskoleks yapısına kıyasla germinal membranda ortalamada egr-miR-7, egr-miR-71 ve egr-miR-96 miRNA'larının sırasıyla 44, 168 ve 351 kat yüksek düzeyde ekspresyon gösterdiği belirlenmiştir. Genotip ve haplotip grupları arasında yüksek oranda istatistiki olarak anlamlı olan ekspresyon düzeyi farklılıkları tespit edilmiştir. Sonuç olarak, egr-miR-7, egr-miR-71 ve egr-miR-96 miRNA'larının ve özellikle egr-miR-96'nın aktif KE teşhisinde biyobelirteç olarak kullanılabilme potansiyelinin olabileceği gösterilmiştir.

EchinococcosisEchinococcus granulosusHaplotipler+4
Bünyamin İrehan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Taenia multiceps HSP70 geninin klonlanması, ekspresyonu, rekombinant proteinin karakterizasyonu ve test kiti özelliğinin araştırılması

Taenia multiceps, erişkin formu köpek ve diğer etçillerin ince bağırsaklarında yaşayan taeniid bir sestoddur. Larvası, Coenurus cerebralis olarak bilinir ve koyun ve diğer ruminantların beyin ve medulla spinalisleri de içine alan sinir siteminde yerleşmektedir. Kistin varlığı tipik nörolojik semptomlara sebep olur ve vakaların çoğu hayvanların ölümüyle sonuçlanır. Coenurosis, yaygın olarak genç hayvanları etkilemesinden dolayı koyun çiftliklerinde önemli ekonomik kayıplara neden olabilir. Bu tezin amacı, koyunlarda T. multiceps HSP70 geni tarafından eksprese edilen proteinin koyun coenurosisi'nin tanısındaki etkinliğini belirlemek ve saha şartlarında uygulanabilir bir kit geliştirmekti. Bu amaçla, T. multiceps'in tüm genom sekansından HSP70'i kodlayan geni çoğaltacak primerler dizayn edilerek, enfekte bir koyunun beyninden elde edilen Coenurus cerebralis kistinden mRNA izolasyonu yapılıp takiben cDNA elde edildi. Dizayn edilen primerlerle ilgili gen bölgesi PZR ile çoğaltılıp, elde edilen ürün klonlanıp eksprese edildi. Daha sonra pürifiye edilen rekombinant proteinin etkinliği, bilinen pozitif ve negatif koyun serumları kullanılarak Western blot ile gösterildi. Ayrıca sahadan toplanan 1207 koyundan alınan serumlar ile rekombinant proteinin ELISA'daki etkinliği belirlendi. Bu işlemler neticesinde rekombinant TmHSP70 antijeninin western blot testindeki sensitivite ve spesifite değerleri %100 iken ELISA testinin sensitivite ve spesifite oranları sırasıyla %66,6 ve %52,6 olarak belirlenmiştir. Aynı zamanda bakısı yapılan 1207 serum örneğinin 567 (%46,97)'si ELISA ile pozitif olarak bulunmuştur. Sonuç olarak rekombinant TmHSP70 antijeninin koyunlarda coenurosisin tanısında western blot temelli bir testte kullanılabileceği gösterilmiştir.

Blotting-westernEnzime bağlı immünosorbent testiGen klonlama+3
Şeyma Günyaktı Kılınç
Fırat University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Şanlıurfa yöresinde koyun ve keçilerde anaplasma phagocytophılum'un moleküler yöntemlerle araştırılması

Anaplasma phagocytophilum ruminant, kemirici, tek tırnaklı, kuş ve insanlarda granülositik anaplasmosise neden olan ve kenelerle nakledilen bir türdür.Bu araştırma, Şanlıurfa yöresinde koyun ve keçilerde A. phagocytophilum'un varlığı ve yaygınlığının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Nisan-Temmuz 2013 tarihleri arasında koyun ve keçilerden alınan kan örneklerinde etkenin varlığı 16S SSU rRNA genine spesifik polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) kullanılarak araştırılmıştır. Polimeraz zincir reaksiyonu pozitif örnekleri temsilen seçilen bir örneğin 16S SSU rRNA geninin DNA dizilimi belirlenmiştir. Şanlıurfa yöresinde 134 koyun ve 74 keçi olmak üzere 208 hayvandan tam kan örneği alınmıştır. Laboratuvarda elde edilen total genomik DNA'lar A. phagocytophilum'un 16S SSU rRNA genini kısmi olarak amplifiye edenspesifik primerler ile PZR'ye tabi tutulmuştur. Bu çalışmada incelenen 208 kan örneğinin 9 (% 4.33)'unda A. phagocytophilum'un varlığını gösteren amplifikasyon ürünü elde edilmiştir. A. phagocytophilum pozitiflik oranının koyunlarda % 5.97 (8/134), keçilerde % 1.35 (1/74) olduğu saptanmıştır. Bir örneğin DNA dizi analizi belirlenmiş ve GenBank'a KJ183079 accession numarası ile kayıt edilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma ile Şanlıurfa yöresindeki koyun ve keçilerde PZR ve sekans analizi ile A. phagocytohilium varlığı ilk defa ortaya konmuş ve etkene ait epidemiyolojik veriler elde edilmiştir.

AnaplasmaAnaplazmozHayvan hastalıkları+6
Müzeyyen Ataş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
10
Master'sOpen AccessTR

Mardi̇n yöresi̇ndeki̇ koyunlarda coenurus cerebrali̇s'i̇n moleküler karakteri̇zasyonu

Taenia multiceps, erişkin formu köpek ve diğer etçillerin ince bağırsaklarında yaşayan taeniid bir sestoddur. Larvası, Coenurus cerebralis olarak bilinir ve koyun ve diğer ruminantların beyin ve medulla spinalisleri de içine alan sinir siteminde yerleşmektedir. Kistin varlığı tipik nörolojik semptomlara sebep olur ve vakaların çoğu hayvanların ölümüyle sonuçlanır. Coenurosis, yaygın olarak genç hayvanları etkilemesinden dolayı koyun çiftliklerinde önemli ekonomik kayıplara neden olabilir. Bu çalışmada, Mardin ilinde doğal enfekte 20 koyundan elde edilen Taenia multiceps izolatları, mitokondriyalsitokromc oksidaz subunit 1 (cox1) gen bölgesinin moleküler kimliklendirilmesiyle analiz edilmiştir. Her örneğin kısmi cox1 gen bölgesi PZR ile çoğaltılıp dizi analizi yaptırılmıştır. Sonuçta, analiz edilen bireysel T.multiceps örneklerinin cox1 sekanslarının oldukça korunmuş olduğu görülmüştür. Fakat bu sekansların diğer Taenia türlerinden oldukça farklı olduğu da belirlenmiştir. Taenia multiceps'in kısmi cox1 gen sekansının filogenetik analizi neticesinde 3 farklı varyant tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Taenia multiceps, PZR, Dizi Analizi, Türkiye.

Coenurus cerebralisMardinMoleküler yapı+6
Betül Sönmez
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Adana, Mersin, Gaziantep ve Adıyaman illerinde koyun ve keçilerde theileria ve babesia türlerinin araştırılması

Bu çalışma, Adana, Mersin, Gaziantep ve Adıyaman illerinde koyun ve keçilerde Theileria ve Babesia türlerinin varlığı ve yaygınlığının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla, 2013/2015 yılları arasında bu illere gidilerek 421'i koyun, 379'u keçi olmak üzere toplam 800 hayvandan EDTA'lı tüplere kan örneği alınmış, alınan kan örneklerinden sürme frotiler hazırlanarak Giemsa ile boyanmış ve mikroskopta Theileria ve Babesia piroplasmları yönünden incelenmiştir. EDTA'lı kanlardan ekstrakte edilen Theileria ve Babesia piroplasm DNA'ları, RLB-F2 ve RLB-R2 primerleri kullanılarak PZR'de amplifiye edilmiştir. Elde edilen amplifikasyon ürünleri, Theileria ve Babesia soy ve türlerine özgü probların bağlandığı bir membran üzerinde hibridizasyona (RLB) tabi tutulmuştur. Kan örneği alınan hayvanlar aynı zamanda ixodid kene enfestasyonları yönünden kontrol edilmiş ve mevcut keneler toplanmıştır. Toplanan keneler stereo mikroskop altında incelenmiş ve tür identifikasyonları yapılmıştır. Doymuş dişi keneler, 28oC ısı ve %85 nispi nemi sağlayan etüvde tutularak yumurtlamaları sağlanmıştır. Yumurta kümeleri, Babesia türleri yönünden RLB ile incelenmiştir. Kan frotilerinin mikroskobik bakısında 45 koyun (%5,62) ve 11 (%1,37) keçi olmak üzere toplam 56 (%7) hayvan Theileria veya Babesia piroplasm formları yönünden pozitif bulunmuştur. Bölgedeki koyun ve keçilerin üç farklı Theilera (Theileria ovis, Theileria annulata, Theileria sp. MK), iki farklı Babesia türü ya da genotipi (Babesia ovis, Babesia sp.) ile enfekte oldukları belirlenmiştir. Babesia sp.'nin genetik karşılaştırması, bu genotipin 18S rRNA geni GenBank'taki mevcut bütün koyun ve keçi Babesia tür ve genotiplerinden açık bir şekilde farklılık göstermiştir. Bu izolatın, Babesia odocoilei ve Babesia sp. EU1 ile %98'e yakın bir benzerlik gösterdiği saptanmıştır. RLB yöntemi ile 800 örneğin 292 (%36,5)'sinin Theileria veya Babesia yönünden pozitif olduğu saptanmış, Theileria prevalansının %34,12 (273/800), Babesia prevalansının ise %6,62 (53/800) olduğu belirlenmiştir. Bölgedeki koyun ve keçilerde en yaygın kan parazitinin %31,12 ile T. ovis olduğu, bunu %5,75 ile B. ovis, %2,87 ile T. annulata, %0.87 ile Babesia sp. ve %0,25 ile Theileria sp. MK'nın takip ettiği görülmüştür. Babesia sp. sadece keçilerde, Theileria sp. MK ise sadece koyunlarda tespit edilmiştir. Bölgedeki koyun ve keçilerde diğer Theileria tür (Theileria lestoquardi, Theileria luwenshuni, Theileria uilenbergi) ve genotipleri (Theileria sp. OT1, Theileria sp. OT3) ile Babesia türlerine (Babesia motasi, Babesia crassa) rastlanmamıştır. Kan örneği alınan koyun ve keçilerden 546 adet kene toplanmış ve bunlar Rhipicephalus bursa, Rhipicephalus turanicus, Haemophysalis parva, Hyalomma excavatum ve Hyalomma anatolicum olarak teşhis edilmişlerdir. Yumurtlamak üzere etüve alınan doymuş erişkin dişi kenelerden 72 (36 R. bursa, 30 R. turanicus, 6 Hae. parva) yumurta kümesi elde edilmiş, bunlardan R. bursa'ya ait 2 yumurta kümesinde B. ovis tespit edilmiştir.

AdanaAdıyamanBabesia+7
Sezayi Özübek
Fırat University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Elazığ ilinde hastane çalışanları ve sağlık yüksekokulu öğrencilerinde toxoplasma gondıı yaygınlığının ELISA yöntemi ile belirlenmesi

Toxoplasma gondii yeryüzünde çok yaygın olup esas konağı kedi ve Felidae ailesine bağlı diğer kedigiller, ara konakları ise insan dahil hemen tüm memeli ve kanatlılardır. Zorunlu hücre içi paraziti olup esas konağın bağırsak epitel hücrelerinde, ara konakların ise çekirdeksiz hücreler hariç tüm organ ve doku hücrelerinde gelişip çoğalabilir. Hastalığın bulaşmasında rol oynayan üç farklı gelişme formu; kedi ve kedigiller tarafından tabiata atılan ve sporlanarak efektif hale gelen ookistler içerisindeki sporozoitler ile ara konak bünyesinde bulunan takizoit ve bradzoitlerdir. Ara konakların et ve et ürünleri insanların Toxoplasma enfeksiyonuna maruz kalmasına sebep olan primer kaynaklardan biridir. Fekal-oral ve transplasental geçişe ek olarak kan ve kan ürünlerinin transfüzyonu ile enfekte organ transplantasyonu ve laboratuvar kazaları şeklinde geçiş de söz konusu olabilir. Bu araştırma Elazığ merkez ve ilçelerinde bulunan 5 farklı hastanede çalışan doktor, hemşire ve aşçılar ile bu hastanelerde staj yapan Fırat Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu son sınıf öğrencilerinden oluşan gönüllü grubu arasında toksoplazmosisin varlığı ve yaygınlığının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Herbiri 25'er kişiden oluşan doktor, hemşire, aşçı ve öğrencilerden toplanan 100 kan örneği anti-T. gondii IgM ve IgG antikorlarının varlığı yönünden ELISA ile incelenmiştir. Toxoplasma gondii yönünden incelenen 100 örneğin 27'sinde IgG, 14'ünde ise IgM pozitif bulunmuştur. En yüksek IgG seropozitifliği hemşirelerde (%68) görülmüş, bunu aşçılar (%32) ve doktorlar (%8) izlemiş, stajyer öğrencilerde pozitiflik saptanmamıştır. IgM seropozitifliğinin ise doktor ve öğrenciler (%20) ile aşçı ve hemşireler (%8) şeklinde sıralandığı görülmüştür. T.gondii'ye karşı 18-25 yaş arası 27 kişiden 1'i, 26-30 yaş arası 23 kişinin 11'i, 31 yaş ve üzeri 50 kişinin 14'ü IgG pozitif bulunmuştur. Bu meslek gruplarındaki kişilerin beslenme ve pet hayvan besleme alışkanlıkları ile toxoplasmosis seropozitifliği arasındaki ilişki araştırılmış; pişmemiş et yeme alışkanlığı bulunan ve bulunmayanlarda sırası ile %31.2, ve %23.5 IgG pozitiflik saptanmış, bu oranların kedi besleme alışkanlığı bulunan ve bulunmayanlarda sırası ile %28.3 ve %22.5 olduğu görülmüştür. Sonuç olarak bu çalışma ile Elazığ Merkez ve ilçelerinde bulunan 5 farklı hastanede çalışan personel ile stajyer öğrenciler arasında toxoplasmosisin varlığı ve yayılışı serolojik olarak ortaya konmuş; meslek ve yaş gruları ile yemek yeme alışkanlığı ve pet hayvanları ile temasın toxoplasmosisin yayılışı üzerine etkisi konularında epidemiyolojik veriler elde edilmiştir.

ElazığEnzime bağlı immünosorbent testiHastaneler+4
Sinan İrtegün
Fırat University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Değişik konaklardan elde edilen fasciola hepatica izolatlarında β-tubulin geninin moleküler karakterizasyonu

Fasciolosis, çiftlik hayvanlarında et, süt, yapağı, dölverimi ve güç kaybı gibi ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Günümüzde fasciolosisin kontrolünde antelmintik kullanımı en geçerli uygulama yöntemidir. Bunlar içerisinde en sık kullanılanlardan biri de triklabendazol (TCBZ)'dur. Bu ilacın bilinçsiz kullanılması nedeniyle dirençli populasyonlar gelişmektedir. Bu çalışma ile farklı coğrafik alanlardan ve değişik konaklardan (sığır, koyun) elde edilen Fasciolahepatica izolatlarında TCBZ direncine işaret edebilecek β-tubulin gen polimorfizminin olup olmadığı, varsa ne derecede yaygın olduğu ve konak spesifikliğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Erzurum ve Kayseri illerindeki mezbahalardan kesimi takiben her ilden 20 sığır ve 20 koyundan olmak üzere toplam 80 erişkin F.hepatica toplanmış ve %70 ethanol içerisinde laboratuvara ulaştırılıp genomik DNA (gDNA) izolasyonu yapılmıştır. Örnekler, F. hepatica β-tubulin genini çoğaltan spesifik primerler β-tub295f ve β-tub1230r ile çoğaltılıp MboII, HphI ve HindII restriksiyon enzimleri ile RFLP yapılmış, takiben PZR-SSCP analizi uygulanmıştır. Bu çalışma ile işlenen örneklerin hepsinde β-tubulin geni PZR ile başarılı bir şekilde çoğaltılmış ve 935 bp büyüklüğündeki bant elde edilmiştir. Bu PZR ürünlerinin MboII enzimiyle kesim neticesinde bütün örneklerde yaklaşık 350 ve 390 bp'lik iki bant gözlenirken, HphI enzimiyle kesimde bütün örneklerde yaklaşık 210, 340 ve 540 bp büyüklüğünde üç bant elde edilmiştir. Son enzim olan HindII enzimi de bütün örnekleri kesmiş ve yaklaşık 380 ve 450 bp'lik üç bant belirlenmiştir. Takiben bütün örneklerin SSCP analizi yapılmış ve hepsinde benzer bantprofilleri belirlenmiştir. Örnekler içinden rastgele seçilen 6 örneğin DNA dizi analizi yaptırılmıştır. En çok nükleotid değişimi koyun kökenli örneklerde gözlenirken sığırlardan elde edilen numunelerde nispeten daha az nükleotid değişimi belirlenmiştir. Protein kıyaslamalarında dizinin baş ve son kısımlarında farklı oranlarda mutasyonlar olmasına rağmen özellikle TCBZ direnciyle ilişkilendirilebilecek 200. nükleotid ve civarında herhangi bir mutasyon belirlenmemiştir. Bu çalışma ile Türkiye'nin iki farklı hayvancılık bölgesinden sığır ve koyunlardan elde edilen F.hepatica izolatlarındaki β-tubulin gen polimorfizmi ilk kez araştırılmıştır. İlaç direncine işaret edebilecek mutasyonlar belirlenememesine rağmen deneysel çalışmalarla moleküler çalışmaların birlikte uygulanması ile daha net verilere ulaşılabileceği düşünülmüştür.

AntihelmintiklerEndoparazitlerFasciola hepatica+4
Sıddıka Sadet Çanakoğlu
Fırat University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Elazığ ilindeki sokak köpeklerinde dirofilaria immitis ve dirofilaria repens'in multipleks-pzr ile tespit edilmesi, wolbachia dna'sının pzr ile aranması ve dirofilaria immitis seroprevalansının belirlenmesi

Dirofilaria immitis ve Dirofilaria repens köpeklerde parazitlenen en yaygın nematodlardandır. Bu çalışmanın amacı, sokak köpeklerinden elde edilen kan örneklerinde tek bir multipleks-PZR metoduyla her iki paraziti eş zamanlı olarak tespit etmek ve D.immitis'in yayılışını ELISA yöntemiyle belirlemekti. PZR amplifikasyonunda parazitin mitokondrionunun (12S rDNA) small subunit ribozomal RNA gen bölgesi, serolojik tanı amacıyla da ticari ELISA kiti kullanıldı. Çalışmanın diğer bir amacı da dirofilariosisin patogenezisinde önemli bir rol oynayan Wolbachia'nın PZR ile belirlenmesiydi. Bu çalışma için 161 sokak köpeğine ait kan ve serum örneği toplanmış ve kullanılıncaya kadar -20 °C'de saklanmıştır. DNA izolasyonundan sonra bütün örnekler D.immitis ve D.repens için multipleks PZR ile ve Wolbachia için de konvansiyonel PZR ile spesifik primerler kullanılarak çoğaltılmış, serum örnekleri de ticari ELISA kitiyle çalışılmıştır. Bu çalışma ile incelenen toplam 161 köpeğin üçünde (% 1.8) sadece D.immitis, birinde (% 0.6) D.repens ve üçünde (% 1.8) de miks enfeksiyon belirlenmiştir. Öte yandan çalışmaya dahil edilen 161 köpeğin 10'unda (% 6.2) Wolbachia sp. etkenine rastlanmıştır. Bu çalışma ile serum örneği ticari ELISA kiti ile analiz edilen 161 köpeğin altısında (% 3.7) D.immitis bakımından seropozitiflik saptanmıştır. Bu proje ile ülkemizde ilk kez D. immitis ve D. repens'in multipleks-PZR ile eş zamanlı tespiti gerçekleştirilmiş, bunun yanısıra ticari ELISA kiti ile bahsi geçen köpeklerdeki D. immitis seroprevalansı belirlenmiştir. Yine bu örneklerde Wolbachia bakterisinin varlığı bölgemizde ilk kez araştırılmıştır. Dirofilariozisin yörede ciddi bir sorun olmamasına rağmen, sokak köpeklerinin enfeksiyon kaynağı olmaya devam ettiği kanısına varılmıştır.

DirofilariaDirofilaria immitisDirofilaria repens+5
Ayşe Türkan Çiftçi
Fırat University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Farelerde echınococcus granulosus protoskolekslerinin farklı yollarla verilmesiyle deneysel hidatidozis oluşturulması ve serolojik yanıtın belirlenmesi

Bu çalışma, hidatik kist protoskolekslerinin, Albino Balb/c farelere farklı yollarla verilmesiyle deneysel hidatidozis oluşturulması ve serolojik yanıtın belirlenmesi amacıyla planlanmıştır. Bu amaçla, hidatik kist ile enfekte bir koyun karaciğerinden elde edilen protoskoleksler, canlılık tayininin ardından, dört çalışma ve bir kontrol grubuna ayrılmıştır. Protoskoleksler, intraperitonal, subkutan, göz ve oral olmak üzere dört farklı yoldan farelere verilmiş, kontrol grubuna ise fizyolojik tuzlu su solüsyonu intraperitonal olarak enjekte edilmiştir. Deney süresinin sonunda (5 ay) canlı kalan farelere ötenazi yapılarak iç organ (akciğer, karaciğer, kalp, dalak, böbrek, beyin) örnekleri alınmış, bu örnekler kist hidatik yönünden, hem makroskobik hem de patolojik doku kesitlerinde mikroskobik olarak incelenmiştir. Ayrıca Indirekt-ELISA yöntemiyle kist hidatik protoskolekslerine karşı oluşan antikor yanıtı araştırmak amacıyla kan serumu alınmıştır. Deney sürecinin 60. gününde intraperiton grupta ölen bir farede sağ ve sol böbreklere lokalize olmuş 2-2,5 cm çapında steril hidatik kistler tespit edilmiştir. Deney sürecini tamamlayamadığından aynı fareden kan serumu örneği alınamamıştır. Subkutan grupta makroskobik olarak üç farede steril hidatik kist tespit edilmiş ve ELISA ile de seropozitiflik saptanmıştır. Göz grubunda ne makroskobik ne de histopatolojik olarak kistlere rastlanmamış ancak ELISA ile beş farede seropozitiflik gözlenmiştir. Oral grupta iç organlarda ne makroskobik ne de histopatolojik olarak hidatik kist oluşmamış ancak üç farede seropozitiflik belirlenmiştir. Kontrol grubunda ise herhangi bir kist oluşumu ve seropozitiflik belirlenmemiştir.Sonuç olarak, özellikle parenteral protoskoleks verilmesiyle sekunder hidatik kistlerin oluşması dikkat çekici bulunmuş, göz grubunda hidatik kist oluşmamasına rağmen seropozitiflik belirlenmesi anlamlı olarak değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Echinococcus granulosus, hidatik kist, fare, deneysel enfeksiyon, ELISA.

EchinococcosisEchinococcus granulosusEnfeksiyon+3
Bünyamin İrehan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Köpek yumuşak doku sarkomlarında nötrofil hücre dışı tuzaklarının araştırılması

Bu çalışmada köpek yumuşak doku sarkomlarında tümör derecesi ile nötrofil hücre dışı tuzaklarının (NET'ler) arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. Bu amaçla 30 adet yumuşak doku tümörü bloğu kullanıldı. Olguların histopatolojik klasifikasyonun ardından tümörler fibröz doku tümörleri, yağ doku tümörleri, kas doku tümörleri, damar tümörleri, periferal sinir kılıf tümörleri ve damar duvarı tümörleri şeklinde sınıflandırıldı. Ayrıca tümörler benign ve malign olarak sınıflandırıldı. Tümör dokusunda NET'lerin ortaya konulması için sitrülline histon-3 (cith3) ve myeloperoksidaz antikorları ile boyamalar yapıldı. Boyamalar aynı kesitler üzerinde soldurma ve tekrar boyama yöntemi kullanılarak gerçekleştirildi. Ardından boyanan kesitler program ile renklendirilerek, üst üste getirildi ve yalancı immun floresan görüntüler elde edildi. Tümör dokusunda NET'ler cith3 pozitif alanların varlığına göre skorlandı ve tümör derecesi ile karşılaştırıldı. Çalışmada kullanılan olgulara ait tanılar fibrom, leyomiyom, fibromikzosarkom, fibrosarkom, hemangiosarkom, liposarkom, malignant fibröz histiyositom, mikzosarkom, perivasküler duvar tümörü, periferal sinir kılıf tümörü ve andiferensiye sarkom şeklindeydi. Tümör derecesine göre olgular gruplandırıldı ve ardından gruplar arasında istatistiksel karşılaştırma yapıldı ve NET açısından derece III tümörlerde derece I ve II tümörlere göre sayısal bir yükseklik olmakla birlikte anlamlı bir farklılık bulunmadığı görüldü. NET ile mitoz, diferensiyasyon, nekroz ve tümör derecesi arasındaki ilişkiye yönelik olarak yapılan Pearson korelasyon analizinde, NET ile tümör derecesi arasındaki korelasyonun önemsiz (r = 0,277) olduğu belirlendi. Benzer şekilde mitoz, diferensiyasyon ve nekroz ile NET arasında da korelasyon önemsiz olarak bulundu. Çalışma sonuçlarına göre NET'lerin benign tümörlere kıyasla yumuşak doku sarkomlarında anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür. Yine sarkomların histolojik derecelendirmeleri temel alındığında NET varlığının derece III tümörlerde sayısal olarak yüksek olduğu fakat bu farklılığın derece I ve II tümörlere kıyasla anlamlı olmadığı görülmüştür. Ek olarak, NET skorlarının sarkomlarda nekroz, diferensiyasyon, mitoz ve tümör derecesi ile anlamsız bir korelasyonu olduğu da gözlenmiştir.

NeoplazmlarNötrofillerSarkom+4
Burak Yıldırım
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Trıchomonas vagınalıs saptanmasında mikroskobi, kültür ve moleküler biyolojik yöntemlerin değerlendirilmesi

Kamçılı bir protozoon olan Trichomonas vaginalis, dünyadaki viral olmayan cinsel yolla bulaşan hastalıkların en yaygını olan trikomoniyozun sebebidir.Dünyada her yıl 5 milyon kişinin parazit ile enfekte olduğu ve 170 milyon kişinin risk altında olduğu bildirilmektedir.İnsanların T. vaginalis ile infekte olması her zaman hastalık belirtilerine neden olmamakta, özellikle erkeklerde asemptomatik seyir göstermektedir.Bu çalışmanın amacı 2009 yılı Haziran, Temmuz, Ağustos aylarında Fırat Üniversitesi Hastanesi ve Elazığ Sarahatun Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi'nin Kadın Hastalıkları ve Doğum Poliklinikleri'ne vajinal yakınmalarla başvuran kadınlarda T. vaginalis'i saptamak için mikroskobi, kültür, seroloji ve moleküler biyolojik yöntemlerin değerlendirilmesidir.Pelvik muayene esnasında posterior vaginal forniksten alınan örneklerde direkt mikroskobik inceleme, Giemsa boyama, kültür yöntemi ve PZR (Polimeraz zincir reaksiyonu) uygulanarak T. vaginalis araştırıldı. Olguların 6'sında T. vaginalis saptanırken yaş grubu, öğrenim durumu, mesleği, yakınması, kullanılan tuvalet türü ve doğum kontrol yöntemi ile T.vaginalis görülme sıklığı arasında anlamlı bir ilişki görülmedi.T. vaginalis'in tanısında direkt inceleme, boyama ve kültür yöntemlerinin yanında PZR'ın uygulanması sonucun güvenilirliğini artırmaktadır.

Cinsel temasla bulaşan hastalıklarKültür teknikleriMikroskopi+5
Neslihan Kelestemur
Fırat University · Institute of Health Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fasciola hepatica cathepsin L1 geninin ökaryotik hücrelerde açıklatılması

1. ÖZET Fasciola hepatica sıklıkla sığır ve koyunlarda nadiren de insanlarda fasciolosise neden olan bir karaciğer trematodudur. Fasciolosis dünyada ve ülkemizde yaygın olarak bulunmakta ve özellikle hayvancılık sektöründe önemli ekonomik kayıplara yol açmaktadır. F. hepatica'nm ES antijenlerinden olan Cathepsin Ll parazitin dokulara penetrasyonda, immun yanıttan kaçmasında ve beslenmesinde önemli rolü olan bir enzimdir. Özgül antijenik yapısı nedeniyle tanı yöntemlerinde ve korunma amacıyla immünizasyon çalışmalarında kullanılabilecek potansiyel bir moleküldür. Bu çalışmada F. hepatica cathepsin Ll geninin klonlanması ve ökaryotik hücrelerde açıklatılması amaçlanmıştır. Bu amaçla erişkin F. hepatica'dan toplam RNA izolasyonu yapılarak tersine transkripsiyon-polimeraz zincir reaksiyonu (TT-PZR) ile cathepsin Ll DNA amplikonları oluşturuldu. Cathepsin Ll genine özgü primerler kullanılarak 981 bazlık cathepsin Ll geni kodlama bölgesi çoğaltıldı. Daha sonra, cathepsin Ll geni pCI-neo açıklama vektörüne klonlanarak PZR-T ve enzim kesim deneyleri ile genin varlığı doğrulandı. Oluşturulan rekombinant plazmit, pFhCLl olarak adlandırıldı. Rekombinant pFhCLl plazmiti Vero hücrelerine geçici olarak transfekte edilerek cathepsin Ll proteinin varlığı Vestern immunoblotlama ile gösterildi. Anahtar kelimler: F. hepatica, cathepsin Ll, klonlama, protein açıklatılması

Salih Kuk
Fırat University
2003
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğu ve güney doğu anadolu bölgelerinde koyun ve keçi theileriosisinin mikroskopik ve moleküler yöntemlerle araştırılması

Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgelerinde Koyun ve KeçiTheileriosisinin Mikroskopik ve Moleküler Yöntemlerle AraştırılmasıKürşat AltayBu araştırma, Haziran 2004 - Eylül 2005 tarihleri arasında Doğu veGüneydoğu Anadolu bölgelerinde koyun ve keçilerde Theileria ovis ve T.lestoquardi'nin varlığı ve yayılışının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Buamaçla, ilk aşamada T. ovis'in teşhisine yönelik spesifik PCR metodu geliştirilmişve daha sonra koyun ve keçilerde T. ovis'in yayılışı ile aynı bölgede T.lestoquardi'nin varlığı araştırılmıştır.Theileria ovis Erzincan koyun izolatına ait 18S SSU rRNA gen dizisi(Genbank No: AY508453) esas alınarak iki çift primer dizayn edilmiştir.Primerler önce bilgisayar ortamında BLAST programı uygulanarak genbankasında mevcut sekanslara karşı, daha sonra laboratuvarda PCR ile T. ovis, T.lestoquardi, T. annulata, T. parva, T. buffeli ve Babesia ovis'e karşı testedilmiştir. Ayrıca parazitemi oranı bilinen enfekte kanın % 10-2, % 10-3, % 10-4, %10-5, % 10-6, % 10-7 ve % 10-8 basamaklarındaki dilüsyonları kullanılarak bumetodun, T. ovis'i belirleme limiti (sensitivite) tespit edilmiştir.Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bazı illere ait farklıodaklardaki koyun ve keçilerden 819 EDTA'lı kan örneği toplanmış (677 koyun,142 keçi) ve bu kanlardan 795 kan frotisi (656 koyun, 139 keçi) hazırlanmıştır.Bunlara ilaveten Mardin ilinde theileriosisiden şüpheli 27 koyundan, ayrıca lenffrotisi hazırlanmıştır. EDTA'lı kanlardan ekstrakte edilen DNA'lar, T. ovis ve T.lestoquardi yönünden PCR ile, kan ve lenf frotileri Theileria'nın piroplasm veşizont formları yönünden mikroskopik bakı ile incelenmiştir.1Ayrıca Muş ve Malatya illerinde koyunlardan 531, keçilerden 89 olmaküzere toplam 620 adet erişkin kene toplanmıştır. Toplanan keneler steromikroskop altında incelenerek tür teşhisleri yapılmıştır.Theileria ovis ile doğal enfekte koyun ve keçilerden elde edilen kanlardaparazitin 398 baz çifti uzunluğundaki bir bölümü nested PCR ile spesifik olarakamplifiye edilmiştir. Buna karşılık, bu primerlerin diğer Theileria türleri ile B.ovis'i amplifiye etmediği görülmüştür. Nested PCR'ın paraziti belirleme limiti%10-5 olarak belirlenmiştir. Bu değer, metodun T. ovis'i on milyonda bir enfekteeritrositte belirleyebilecek duyarlılıkta olduğunu göstermiştir.Kan frotilerinin mikroskopik muayenesinde, 656 koyunun 120 (%18,29)'sinde, 139 keçinin 4 (% 2,87)'ünde Theileria spp. piroplasm formları tespitedilmiştir. Lenf frotilerinin hiç birinde parazitin şizont formlarına rastlanmamıştır.İlk aşama PCR sonucunda, incelenen 677 koyunun 308 (% 45,49)'inde, 142keçinin 9 (% 6,34)'unda T. ovis amplifiye edilmiştir. Nested PCR sonucunda ise,koyunların 398 (% 58,78)'inde, keçilerin 16 (% 11,26)'sında T. ovis amplifiyeedilmiştir. Aynı hayvanların hiç birinde PCR ile T. lestoquardi'nin varlığınıgösterecek amplifikasyon ürünü elde edilememiştir.Koyun ve keçilerin üzerinden toplanan keneler Rhipicephalus bursa ve R.sanguineus olarak identifiye edilmiştir.Gerek mikroskopik muayene ile PCR sonuçları arasındaki fark ve gerekseilk aşama PCR ile nested PCR sonuçları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıbulunmuştur (P<0,01). T. ovis enfeksiyonları keçilere göre koyunlarda dahayüksek bulunmuş ve aradaki farkın istatistiksel olarak önemli olduğu ortayakonmuştur (P<0,01).Anahtar Kelimeler: Theileriosis, mikroskopik bakı, PCR, koyun, keçi.23

Kürşat Atay
Fırat University · Institute of Health Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Elazığ yöresinde bulunan Culicoides (Diptera:Ceratopogonidae) türleri üzerine araştırmalar

Bu araştırma 1991 yılı nisan ayının birinci yarısından başlayıp, 1992 yılı ekim ayının sonuna kadar devam etmiştir. Culicoides türlerinin toplanması amacı ile her iki yılda da nisan-ekim ayları arasında Elazığ Merkez ile Keban, Baskil, Sivrice, Maden ve Kovancılar ilçelerinde belirlenen odaklara ayda bir kez periyodik olarak gidilmiştir. Culicoides' lerin yakalanmasında 125 Watt'lik cıva buharlı lamba ve balasttan oluşan ışık tuzakları kullanılmıştır. Bu tuzaklar hayvan barınaklarının içine, yakınma, ağaçlık alanlara veya sulak araziye yakın meskenlerin içine veya yakınına, güneşin batışına takriben yarım saat kala kurulmuş ve yaklaşık 2 saat sonra kaldırılmıştır. Deterjanlı su içinde toplanan sinekler cam kavanozlara alınarak laboratuvara getirilmiş, Culicoides' ler diğer sineklerden ayıklanıp çeşme suyunda birkaç kez yıkandıktan sonra, içerisinde %70'lik etil alkol bulunan kapaklı penisilin şişelerine aktarılmıştır. Her iki yılda toplam 21.641 adet Culicoides yakalanmış olup, bunlardan 42 değişik tür teşhis edilmiştir. Bu türler; C. nubeculosus (%1.14), C. puncticollis (%0.90), C. circumscriptus (%8.07), C. pulicaris (%0.80), C. punctatus (%5.83), C. newsteadi (%1.14), C. obsoletus (%0.12), C. simulator (%1.71), C. longipennis (%11.34), C.truncorum (%1.33), C. picturatus (%4.28), C. gejgelensis (%3.21), C. cataneii (%0.39), C. pictipennis (%0.55), C. submaritimus (%0.07), C. odibilis (%1.67), C. shaklawensis (%2.46), C. badooshensis (%0.17), C. semimaculatus (%0.01), C. subfascipennis (%0.11), C. vidourlensis (%2.15), C. cubitalis (%1.43), C. subneglectus (%2.45), C. indistinctus (%3.90), C. odiatus (%7.70), C. achrayi (%1.36), C. pallidicomis (%3.14), C. furcillatus (%1.04), C. parroti (%0.21), C. riouxi (%0.15), C. heliophilus (%1.18), C. kolymbiensis (%1.78), C. azerbajdzhanicus (%1.22), C.dzhafarovi (%11.50), C. pumilus (%11.35), C. vexans (%0.01), C. saevus (%3.00), C. sejfadinei (%0.32), C. tauricus (%0.52), C. slovacus (%0.01), C. ibericus (%0.05) ve C. schultzei gr. (%0.01)'dur. Bu türlerden sayıca en fazla olanlar C. dzhafarovi (2489), C. pumilus (2456) ve C. longipennis (2455)'tir. En az rastlanan türler ise C. semimaculatus ve C. schultzei gr. olup, bunlardan sadece birer adet yakalanmıştır. Ayrıca 43 adet (%0.20) Culicoides deforme olduğu için teşhis edilememiştir. Teşhis edilen türlerden C. semimaculatus, C. slovacus ve C. ibericus' un sadece dişi, C. schultzei gr.'un sadece erkek, geri kalan 38 türün ise hem dişi ve hem de erkek bireylerine rastlanmıştır. Culicoides' lere nisan ayında %0.33, mayıs ayında %2.93, haziran ayında %9.27, temmuz ayında %39.93, ağustos ayında %34.28, eylül ayında %8.95 ve ekim ayında ise %4.27 oranında rastlanmıştır. Araştırma merkezlerinden Baskil'de 37, Maden'de 36, Keban'da 35, Elazığ Merkez'de 34, Kovancılarda 32 ve Sivrice'de ise 29 değişik Culicoides türü belirlenmiştir. Elazığ yöresinde tespit edilen türlerden C. semimaculatus, C. subneglectus, C. riouxi, C. kolymbiensis, C. azerbajdzhanicus, C. sejfadinei ve C. slovacus' un Türkiye'deki varlığı ilk kez bu araştırma ile ortaya konmuştur. Bu türlerle birlikte Türkiye Culicoides faunasındaki tür sayısı 54'e ulaşmıştır.

CulicoidesDipteraElazığ+1
Hasan Yılmaz
Fırat University · Institute of Health Sciences
1994
00
DoctorateOpen AccessTR

Elazığ yöresinde tropikal theileriosise karşı aşılanan sığırlarda saha çalışmaları

Münir Aktaş
Fırat University · Institute of Health Sciences
1997
00