Baskent University
Discipline

Emergency Medicine

Baskent University

389

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise iş kazası nedeniyle başvuran kazazedelerde, iş kazası nedenleri ve oluşum mekanizmalarının araştırılması

Amaç Amacımız iş kazası sonrasında acil servisimize başvuran hastaların, sosyodemografik özelliklerini, çalışılan ortamın iş güvenliği ve meydana gelen iş kazasının özelliklerini tespit etmektir. Gereç ve Yöntem Kesitsel tipteki bu çalışma 26 Eylül 2014 – 26 Aralık 2014 tarihleri arasında, 3 ay süreyle Dokuz Eylül Üniversitesi Acil Servisine iş kazası nedeniyle başvuran 18 yaş ve üzeri, ardışık kazazedeler üzerinde yüz yüze görüşme yöntemi ile yapılmıştır. Anket dört ana bölümden oluşmuş olup, birinci bölümde kazazedenin demografik bilgileri, ikinci bölümde iş güvenliği özellikleri, üçüncü bölümde meydana gelmiş olan iş kazasının özellikleri ve dördüncü bölümde ise iş kazası çözüm önerilerini araştıran sorular sorulmuştur. Bulgular Bu dönemde acil servisimize 40.185 hasta başvurusu olmuştur. Bunların 287'si (% 0,71) iş kazasıdır. Bunların 170'ine (% 59,2) anket uygulandı. Kazazedelerde ortalama yaş 31,1 yıl idi. En küçük hasta yaşı 18 yaş, en büyük hasta yaşı 64 yaş olarak bulundu. İş kazası geçirip acilimize başvuran hastaların büyük kısmının (n=156, % 91,8) düşük ve orta eğitim düzeyinde olduğu görüldü. Kazazedelerin %90'inin (n=153) SSK'lı olarak çalıştığı görüldü. Kazazedelerin acil servise başvuru zamanı incelendiğinde, en sık başvurunun (57 hasta, %34) kazanın oluşundan sonraki "ilk 1-3 saatte" olduğu tespit edildi, İş kazasına maruz kalanların acil servise başvuru zamanları incelendiğinde en sık başvurunun "öğleden sonra" olduğu bulundu (n= 95, % 55.8, saat: 13.00 ile 15:00 arası). Çalışma grubunun %68,4 (n=118) kazaya uğradıkları iş yerinin fiziksel ortamının iş güvenliğine uygun olduğunu düşünmekteydi. Kazazedelerin yalnızca yarısının (n=85, % 50) iş yeri güvenliği eğitimi aldığı tespit edildi. Çalışma grubumuzda meydana gelen iş kazalarının kaza tipleri ve yaralanma araçları incelendiğinde ise kaza tiplerinde en sık %29,4 (n=50) kesici delici alet yaralanması izlendi. Hastaların 11'inin (%6,4) hastaneye yattığı, büyük çoğunluğunun (%92,9 n=158) ayaktan tedavi ve taburcu olduğu tespit edilmiştir. Çalışma grubundaki hastaların %1,7'sinin (n=3) hayatı tehdit eden yaralanması izlendi ve bir kazazede öldü (%0,58). Kazazedelerin çoğu (n=113, 66.5 %), koruyucu donanım eksikliğinin düzeltilmesinin kazaya engel olamayacağı yönünde görüş bildirdiler. İş yeri gerekli önlemleri alsa idi bu iş kazası olmayabilirdi şeklinde düşünen kazazede sayısı 111 ( % 65,2) idi. Sonuç: Dokuz Eylül Acil servisinde iş kazası başvuru sıklığı düşüktür. İş kazası geçiren ve acilimize başvuran hastaların çoğu düşük-orta eğitim düzeyine sahip, genç işçilerdir. İş kazaları sonucu yaralanmaların çoğu acilimize öğleden sonra başvurmaktadırlar. Kendi ifadelerine göre yeterli iş eğitimi almadıkları, iş yeri güvenliği yetersiz iş ortamlarında çalıştıkla¬rını ifade etmelerine rağmen çoğu gerekli önlemler alınsa dahi iş kazasının önlemeyeceği yönünde görüşe sahiptirler. Anahtar sözcükler: Kazalar; klinik tıp; sağlık ve güvenlik; mesleki sağlık uygulamaları; eğitim ve öğretim.

Acil servis-hastaneAcil tıpAcil tıp servisleri+5
Ahmet Çağdaş Acara
Dokuz Eylül University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise solunum sıkıntısı (dispne) ile başvuran ve kalp yetmezliği düşünülen hastalarda ekokardiyografi bulguları ile BNP, sistatin-c ve ürik asitin tanısal değerinin araştırılması

Dispne acil servislerde sık rastlanılan bir başvuru nedenidir. Akut dispne ayırıcı tanısında kardiyak fonksiyonları öngörmek, pulmoner ve kardiyak dispnenin ayırımında önemli rol oynamaktadır. Ayırıcı tanıda ekokardiyografi (EKO) altın standart olmakla birlikte, zaman alıcı, yapan bağımlı ve her zaman ulaşılamayan bir tetkiktir. Bu yüzden yeni bazı belirteçlerin tanıdaki değerliliği araştırılmaktadır. Bunun için üzerinde en çok çalışılmış belirteç BNP?dir. Sistatin C ve ürik asitin ise kronik kalp yetmezliğinde prognozu ve mortalite riskini öngörmedeki değerliliklerine bakılmıştır. Ancak akut yetmezlik tanısındaki değerleri ile ilgili çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmanın amacı EKO ve BNP?ye göre daha ucuz ve ulaşılabilir tetkikler olan ürik asit ve sistatin-C düzeylerinin, acil serviste kalp yetmezliğini öngörmedeki değerini saptamak ve bu belirteçlerin dispne ayırıcı tanısında BNP ve EKO ile karşılaştırmaktır. Bu ileriye dönük çalışma Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisinde 4 Ekim 2010 ile 30 Mart 2011 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Çalışmaya acil servise nefes darlığı şikâyetleri ile gelip hekim tarafından kalp yetmezliği düşünülen hastalar dâhil edildi. Başka sebeplere bağlı nefes darlıkları çalışmadan dışlandı. Nefes darlığının kalp yetmezliğini düşündürmesi için herhangi bir kriter belirlenmedi ve acil serviste çalışan uzman doktorun kararına bırakıldı. Hastalardan yazılı onamları alındıktan sonra BNP, sistatin-C ve ürik asit düzeyleri için kan alındı ve acil serviste kaldıkları sürede ya da en geç bir gün içinde EKO?ları yapıldı. Tüm EKO?ları yapan aynı kardiyoloji uzmanı tarafından EKO sonuçları ve klinik bulguları değerlendirmesi ile nefes darlığının nedeninin kalp yetmezliğine bağlı olup olmadığına karar verildi. Bu hastalarda araştırılan tanısal belirteçlerin değerleri hesaplandı. Sonuçlara bakıldığında, kalp yetmezliğine bağlı dispnesi olan hastalar ile kalp yetmezliği olmayan hastalar arasında, sırasıyla ürik asit düzeylerinin 7.36±2.17 mg/dl ve 6.348±2.72 mg/dl, ve BNP düzeylerinin 7975±8160 pg/ml ve 5244±9895 pg/ml olduğu ve bu değerler arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p=0.000 ve p= 0.45). Belirteçler ve yetmezlik bulgularından oluşturulan çok değişkenli analizde ürik asit yetmezliği belirleyen bağımsız bir faktör olarak tespit edildi. Ürik asitin sensitivitesi, 4.4 mg/L altındaki değerler için %92, spesifitesi 10.4 ve üstündeki değerler için %92 olarak tespit edildi. Çalışmamızın sonuçları, daha ucuz ve kolay bakılabilen ürik asit ölçümünün dispnenin nedeninin kesin belirlenemediği hastalarda bir laboratuar tetkiki olarak istenebileceğini düşündürmektedir.

Acil servis-hastaneDispneaEkokardiyografi+6
Gülçin Bacakoğlu
Akdeniz University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut böbrek yetmezliğinde acil hekimi tarafından yapılan renal ultrasonografinin değeri

Acil serviste ABY tanısı alan hastalarda postrenal ABY?nin dışlanması ve ABY etiyolojisinin erken ayırt edilmesi, hastaların yönetimini ve prognozunu belirlemektedir. Birçok avantajı nedeniyle renal US ilk seçilecek görüntüleme yöntemi olarak tanımlanmaktadır. Çalışmamızda acil serviste böbrek fonksiyonlarında bozulma saptanan yetişkin hastalarda, acil servis hekimi tarafından uygulanan renal US?nin radyolog tarafından yapılan konvansiyonel renal US ile uyumluluğu araştırılmıştır. İleriye dönük kesitsel özellikteki çalışmamız 3. basamak üniversite hastanesi acil servisinde yapıldı. Acil servise herhangi bir yakınmayla başvuran ve kreatinin düzeyinde bazal değerlerine göre %50 artış tespit edilen ya da kreatinin düzeyi laboratuvar üst sınırının üzerinde olan hastalar değerlendirildi. Bu hastalardan hekimin klinik kararına göre renal US görüntelemesi planlananlar çalışmaya dahil edildi. 18 yaşından küçük olan, renal replasman tedavisi alan, gebe olan, vital bulguları stabil olmayan hastalar çalışmadan dışlandı. Çalışmaya alınan hastalara acil serviste görevli kıdemli araştırma görevlisi ya da acil tıp uzmanı tarafından yatakbaşı renal US yapıldı. Böbrek görüntülenmesi ile ilgili parametreler çalışma formuna kaydedildi. Daha sonra hastaya bir radyolog hekim tarafından konvansiyonel renal US yapıldı. Dahil etme kriterlerini karşılayan 154 hasta başvurusu olduğu belirlendi. Bu hastalardan 21i çeşitli nedenlerle dışlandı ve 133ünün istatiksel analizi yapıldı. Ultrasonografik olarak postrenal yetmezliğin saptanması açısından acil hekimi ve radyoloji hekiminin değerlendirmesinin yüksek derecede uyumlu olduğu saptandı (Kappa=0.75). Acil hekiminin yaptığı renal USnin postrenal yetmezliği dışlamadaki duyarlılığı ve özgüllüğü sırası ile %79 ve %91 olarak tespit edildi. Kuramsal eğitimi verilmeyen ve günlük pratik uygulamada kullanılmayan parametreler (böbrek boyutunun ölçülmesi gibi) açısından acil hekimi ile radyoloji hekimi arasındaki uyumluluğun zayıf olduğu saptandı. Sağ ve sol böbrek boyutunun ölçülmesinde kappa değeri sırasıyla 0.217 ve 0.28, ekojenitenin değerlendirilmesinde 0.2 ve 0.11 bulundu. Çalışmamızda postrenal yetmezliğin dışlanmasında acil hekiminin yaptığı US?nin radyoloji hekimi ile yüksek derecede uyumlu olduğunu, ancak böbrek görüntülenmesiyle ilgili diğer parametrelerde uyumluluğun zayıf olduğunu bulguladık. Buna göre, US eğitiminin tüm yönleri ile kuramsal eğitim programlarına girmesine ve günlük pratikteki uygulamalarda yerini almasına ihtiyaç vardır.

Acil servis-hastaneBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-akut+2
Özgür Önder Karadeniz
Akdeniz University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatit tanısı alan hastalarda kısa dönem prognozu tahmin etmede HAPS'ın değeri

Erken tanı ve tedavinin çok önemli olduğu akut karın ağrısı nedenlerinden birisi akut pankreatitdir. Tanı konan hastaların %80?inde akut pankreatit atağı hafiftir ve ciddi morbidite olmaksızın iyileşir, kalan %20 hastada ise ciddi hastalık gelişir ve lokal ve sistemik komplikasyonları ile yüksek oranda morbidite ve mortalite ortaya çıkar. Akut pankreatit hastalarında ortalama ölüm oranı %5tir. Bu çalışma ile acil serviste akut pankreatit tanısı konulan hastalarda HAPSın erken dönemdeki kötü prognozu öngörmedeki değeri araştırıldı. Bu geriye dönük çalışmada 01.01.2006 ile 15.06.2010 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde akut pankreatit tanısı alan 16 yaş üzerindeki travma dışı tüm yetişkinler incelenmiştir. Yoğun bakım yatışı ya da 5 (beş) günden daha uzun hastane yatışı ya da ölüm olaylarından herhangi birisinin varlığı kötü prognoz olarak kabul edildi. Hastaların demografik özellikleri, hesaplanan HAPS değeri ile prognozları incelendi. Çalışmaya akut pankreatit kesin tanısı alan 144 hasta dahil edildi. Hastaların 69u (% 47,9) erkek ve 75?i (%52,1) kadındı. Hastaların yaş ortalaması 58.7 ve ortancası 61 olarak hesaplandı. Biliyer pankreatit kadınlarda %34.7 oranında iken erkeklerde bu oran %27.1 olarak bulundu. Hastaneye yatan 144 hastanın 14ünde yoğun bakım ihtiyacı geliştiği, bu hastaların 5inin öldüğü,e serviste yatan hastalardan ise 3 hastada hastane içi ölüm geliştiği tespit edilmiştir. Kötü prognostik göstergelerden en az birisine sahip hastaların yaklaşık %59?unda HAPS skorunun pozitif olduğu saptandı. HAPS ile pankreatit seyrini tahmin etme arasındaki ilişki anlamlı bulundu (p=0.013). Ancak HAPS ve kötü prognoz arasındaki ilişki dikkate alındığında Odds oranının 2.3 (%95 CI 1.18 ? 4.52) olduğu ve %58 duyarlılığa ve %62 seçiciliğe sahip olduğu tespit edildi. Sonuç olarak HAPS hızlı ve kolay elde edilen parametrelerle bakılan bir skorlama sistemidir. Ancak kötü prognozu öngörmede seçiciliği ve duyarlılığı istenilen düzeyde değildir. Bu nedenle akut pankreatit hastalarında başka skorlama sistemleri ile değerlendirme gereksinimi devam etmektedir

Karın ağrısıPankreas hastalıklarıPankreatit+2
Ali Vefa Sayraç
Akdeniz University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yetişkin acil servise başvuran kritik hastaların özellikleri ve yaşamsal parametre olarak non-invaziv perfüzyon indeksi ölçümünün prognostik değeri

Amaç Kritik hastalar, yüksek hastane yatış ve mortalite oranlarıyla erken tanınması ve hızlı yönetilmesi gereken hastalardır. Çalışmamızın amacı acil servisimize başvuran hastaların demografik özelliklerini ve bu hasta grubunda sağ kalımı belirleyen faktörleri araştırmaktır. Metod Yıllık 72.800 hastanın başvurduğu Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisinde yapılan araştırmamıza kritik hasta bakım alanında değerlendirilen 770 hasta [16 yaş ? , 291 (%37,8)?i bayan, 479 (%62,2)?u erkek] dahil edilmiştir. Hastaların demografik özellikleri, vital bulguları, prognozları, acil serviste kalış süreleri ve bir aylık mortaliteleri takip edilmiştir. Vital parametreler olarak sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, nabız, solunum sayısı, vücut ısısı, nabız oksimetre ve perfüzyon indeksi ölçümleri kaydedilmiştir. Bulgular Hastaların 192?sinin (%24,9) diabetes mellitus tanısı, 118?inin (%15,3) malignitesi, 292?sinin (%37,9) hipertansiyon tanısı, 202?sinin (%26,2) koroner arter hastalığı vardı. Hastaların 21?i (%2,7) hipotansif olup, 34?ünün (%4,4) ateşi vardı. Hastaların 278?inin (%36,1) hastaneye yatışı yapıldı, 454?ü (%59) taburcu edildi, 3?ü (%0,4) acil serviste öldü, 25?i (%3,2) başka hastaneye sevk edildi, 10?u (%1,3) ise tedaviyi kabul etmeyerek kendi isteğiyle acil servisten ayrıldı. Takip süresi sonunda hastaların 39?u (%5,1) ilk onbeş gün içinde olmak üzere toplam 60?ı (%7,8) otuz gün içinde hayatını kaybetti. Hastaneye yatışta ?solunum sayısı? (p=0,000), ?nabız oksimetre? (p=0,000); otuz günlük mortalitede ?sistolik kan basıncı? (0,001), ?diyastolik kan basıncı? (p=0,040), ?nabız sayısı? (p=0,007), ?solunum sayısı? (p=0,000), ?nabız oksimetre değeri? (p=0,000), ?arteryel kan gazı laktat değeri? (p=0,000) ve ?acil serviste kalış süresi? (p=0,017) arasında anlamlı fark saptanmıştır. Hastaneye yatışı yapılan hastalarda ?ateş yüksekliği? (p=0,000) ve ?diyabet? (0,023) sıklığının; otuz gün içinde hayatını kaybeden hastalarda ?diyabet? (p=0,029) ve ?malignite? (p=0,000) sıklığının daha fazla olduğu görülmüştür. Lojistik regresyon analizinde hastaneye yatışı belirlemede ?hipotansiyon? (p=0,046), ?ateş? (p=0,021) ve ?nabız oksimetre? (p=0,000) anlamlı bulunurken; ölümü belirlemede ise ?sistolik kan basıncı? (p=0,008), ?solunum sayısı? (p=0,002), ?nabız oksimetre? (p=0,020) ve ?hastanın malignitesinin bulunması? (p=0,000) anlamlı bulunmuştur. Sonuç Acil servislerdeki kritik hasta grubu bir aylık mortalitesi yüksek bir grup olup mortaliteyi öngörmede vital bulguların her biri bağımsız belirteçlerdir. Perfüzyon indeksi prognostik bir belirteç olarak kullanılabilir bulunmamıştır. Diyabetik ve malignitesi olan hastalar özellikle ve dikkatle değerlendirilmelidir

Acil servis-hastaneHastalarHastanede yatış süresi+3
Alten Oskay
Akdeniz University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste üriner enfeksiyon şüphesi nedeniyle idrar kültürü alınan hastaların değerlendirilmesi

Bu çalışmada acil serviste üriner enfeksiyon düşünülen ve idrar kültürü gönderilen hastaların kültür sonuçlarıyla ve antibiyotik dirençlerini ve üriner enfeksiyonla ilişkili parametreleri değerlendirmeyi amaçladık. Çalışma 01 Ocak 2010 ile 31 Aralık 2010 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi?ne başvuran 16 yaş üstü olan ve idrar kültürü alınan hastaların dosyaları geriye dönük taranarak gerçekleştirildi. Çalışmaya Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisinde idrar kültürü alınan 444 hasta alındı. Hastaların %42,3?ü erkekti. İdrar kültürlerinde en çok üreyen patojen E.coli idi. Çalışmada siprofloksasin direnci %26,9, Trimetoprimsülfametoksazol direnci %37,8 olarak tespit edildi. İdrar kültürü sonucuyla ilk başvuruda tedavi başlama ya da başlamamanın uygunluğu karşılaştırıldığında 130 (%29,3) hastada uygun tedavi başlandığı tespit edildi. Üriner enfeksiyon ile ilişkili parametreleri tespit edebilmek amacıyla yapılan lojistik regresyon analizinde çubuk testinde nitrit pozitifliği (Odds oranı:8,27 %95 CI 3,84-17,80), idrarda lökosit varlığı (Odds oranı:3,28 %95 CI 1,73-6,23) ve dizüri (Odds oranı:2,25 %95 CI:1,38-3,67) istatisksel anlamlı bulundu. Çalışmamız sonuçlarına göre üriner enfeksiyon nedeniyle sık kullanılan antibiyotiklere yüksek oranda direnç olduğu tespit edilmiştir. Komplike üriner enfeksiyon düşünülen hastalarda bu durumun göz önüne alınarak antibiyoterapinin başlanması ve idrar kültürü gönderilmesi uygun olabilir. Klinik karar ile enfeksiyon tedavisi başlanırken dizüri, nitrit testi, lökosit esteraz testi gibi basitçe değerlendirilebilecek parametrelerin kullanılması uygun tedavi verme konusunda yardımcı olacaktır.

Acil servis-hastaneEsterazlarLökositler+6
Ali Erhan Nokay
Akdeniz University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste non-spesifik şikayet tanısı alan hastalarda anksiyete ve depresyon sıklığı

Acil servislere ve birinci basamak tedavi alanlarına başvuran hastaların % 19?luk kısmı anksiyete ve depresyon nedeni ile başvurmaktadır. Bu çalışmanın amacı Hastane Anksiyete ve Depresyon (HAD) ölçeği kullanarak semptomların nedeni açıklansın ya da açıklanmasın acil servise başvuran hastalarda depresyon ve anksiyete insidansı ve risk gruplarını araştırmaktır. Bu ileriye dönük kesitsel çalışma 15.12.2004 ve 14.02.2005 arasındaki 2 aylık sürede yıllık 46000 (2004 yılı) erişkin hasta kapasitesi olan Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi?nde yapıldı. Hastaların acil hekimleri tarafından rutin değerlendirilmesi sırasında çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan hastalara bir anksiyete ve depresyon ölçeği formu dolduruldu. Bel agrısı olan hastalar ile bel ağrısı dışında şikayeti olan hastaların verileri ayrı ayrı değerlendirildi. İstatistiksel analizler ki-kare testi ile yapılıp, anksiyete ve depresyon için alınan skorlar Mann-Whitney U testi ile karşılaştırıldı. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri `Statview 4.5? adlı program aracılığı ile yapıldı. Çalışma süresinde acil servise toplam 7513 hasta başvurdu. Kriterlere uyan 639 hasta çalışmaya alındı. Çalışma kriterlerine uymayan 135 hasta çalışmadan çıkartıldı. Geri kalan 504 hasta bel ağrısı olup olmamasına göre iki gruba ayrıldı. Bu iki grup içerisinde hastalar spesifik veya nonspesifik bir tanıyla acil servisten taburcu olmasına veya hastaneye yatırılmasına göre gruplara ayrıldı. Spesifik ve nonspesifik tanı alan bel ağrılı hastalar arasında anlamlı bir fark gösterilemedi. Spesifik tanı alan hasta grubunun % 53?ü depresyon için risk altında bulunurken nonspesifik tanı alan hasta grubunda bu oran sadece % 43?tü. Bu fark anlamlı olarak bulundu (p=0.0476). Anksiyete için spesifik ve nonspesifik tanılı hasta grupları arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p= 0.9264). Sonuç olarak HAD ölçeği anksiyete ve depresyon varlığı açısından kesin tanısal bir bilgi vermeyebilir, ancak hangi hastaların anksiyete ve depresyon için risk altında olduğunu gösterebilen, kolay ve hızlı uygulanımı ile acil servislerde kullanılabilen bir yöntemdir. Çalışmamızda da HAD ölçeğinin acil servislere başvuran hastalarda anksiyete ve depresyon için risk altında bulunan hastaları belirtmede kullanılabileceği gösterilmiştir. Ancak HAD ölçeğini kullanarak hangi hastalarda organik bir hastalık olup olmadığını öngörmek mümkün değildir.

Acil servis-hastaneAnksiyeteDepresyon+3
Angelika Janitzky Akyol
Akdeniz University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antalya bölgesindeki acil servis hekimlerinin kanuni ve hukuki yükümlülüklerinin farkındalıkları

Çalışmamızda özellikle hukuki problemlerle sık karşılaşabilecek potansiyel kurumlar olan acil servislerde çalışan hekim grubunun, tıbbi ve hukuki sorumluluklarının farkındalıklarını test ederek konuya objektif bir bakış açısı amaçladık. Çalışmamızı Antalya il sınırlarındaki il merkezi ve ilçelerdeki özel, devlet, araştırma hastanesi ve üniversite hastanesinde acil serviste çalışan uzman, pratisyen, araştırma görevlisi doktorlarına 4 klinik senaryo ile alakalı olarak 10 adet çoktan seçmeli anket sorusunu cevaplamalarını istedik. Kontrol grubu olarak, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilimi dışındaki anabilim dalları araştırma görevlisi ve uzman doktorlarına da uyguladık. Hekimlere anket formları ya hastanede çalışan bir hekimin formaları iletmesiyle ya da çalışma saatlerinde acil servisleri ziyaret ederek ulaştırılmıştır. Çalışmamıza 120 (% 69,4)si il merkezinde, 44 (%25,4)ü ilçe hastanesinde olmak üzere 164 hekim katılmıştır. Katılımcıların en az 1 yıllık ve en çok 32 yıllık olmak üzere, ortalama hekimlik süresi 8.25±6 yıl olarak hesaplandı. Bunların 54 (%32,9)ü kadın, 110 (%67,1)u erkek idi. Demografik verileri analiz edildiğinde anketimizi dolduran hekimlerin 67 (% 40,9)?sinin bekâr, 97 (% 59,1)inin evli olduğu, 109 (%66,5)unun üniversite hastanesinde, 27 (%16,5)sinin devlet hastanesinde, 28 (% 17,1)inin de özel hastanelerde çalıştıkları tespit edilmiştir. Katılan hekimlerin 120 (%78)si taşrada yetişmiş, 36 (%22)sı kentte yetişmiş olarak sınıflandırıldı. Doktorların 53 (%32,3)ü pratisyen hekim, 19 (%11,6)u uzman hekim, 92 (%56,1)si araştırma görevlisi doktor olarak çalışmaktaydı. Anketörleri sorulara verdiği doğru yanıtlar %75in üzerine çıkmadığı gibi %30lara kadar düşmekteydi. Hekim farklı gruplara ayrıldığında grupların doğru yanıt verme oranları karşılaştırıldığında belirgin bir far tespit edilemedi. Yalnızca bir soruda hekimin adli sorumluluğu ve diğer bir soruda edim yükümlülüğü açısından hekimlerin yetişme koşulları ve çalışma yerleri açısından farklılık tespit edilmiştir. Anket sonuçları acil serviste çalışsın ya da çalışmasın bölgemiz hekimlerinde hukuki sorumluluklar açısından bilgi yetersizliğini açıkça göstermektedir. Bilgi eksikliklerinin yanı sıra sosyal koşullar hekimin hukuki sorumlulukları açısından davranışını etkileyebilmektedir. Bu tespitler bölgede tıp hukuku ve hekim sorumlulukları açısından eğitsel faaliyetlere ihtiyaç duyulduğunu düşündürmektedir.

Acil servis-hastaneAntalyaDoktorlar+3
İlker Gündüz
Akdeniz University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

KOAH alevlenmesi olan hastalarda relapsın öngörülmesinde ekshale nitrik oksitin değerliliği

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH); tam olarak geri dönüşümlü olmayan, hava akımı kısıtlanması ile karakterize bir hastalıktır. KOAH hastalarının; KOAH semptomlarında kötüleşme ile ilk başvurularından sonraki iki hafta içindeki acil servis ya da primer hekimlerine tekrar başvurmaktadır. Bu duruma relaps denilmektedir. Literatürde relapsın belirleyicileri, çelişkili ve kısıtlı sonuçlara sahiptir. KOAH hastalarında e-NO ölçümü ile ilgili çalışmalar, çelişkili sonuçlara sahip görünmektedir. Birçok çalışmada KOAH hastalarında yüksek e-NO düzeyleri bulunurken, bazı çalışmalarda kontrol grubuyla kıyaslandığında e-NO düzeyleri yüksek saptanmamıştır. Biz çalışmamızda; acil servise KOAH atakla başvuran hastalarda relapsın öngörülmesinde e-NO?in rolünü belirlemeyi amaçladık. Kesitsel, ileriye dönük olarak yürüttğümüz çalışmada, acil servise KOAH atakla başvuran hastaları değerlendirdik. Relaps olan 28, relaps olmayan 64 olmak üzere 92 hastanın verilerini karşılaştırdık. KOAH atakla acil servise başvuran hastalarda e-NO düzeyleri ile relaps arasında ilişki saptayamadık. Univariet analizde; başvuru esnasında ortalama solunum sayısı, geçen yıl içerisinde atak sayısı, evde oksijen ve nebul kullanımı, anormal akciğer X-Ray bulgusu olması ve taburculuk esnasında başlanan antibiyotik tedavisinin artmış relaps riski ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte multivariet analiz yapıldığında; başvuru esnasında solunum sayısının (OR:1.11; %95 CI: 1.09-1.21) ve taburculuk esnasında antibiyotik başlanmasının (OR:0.22 ;%95 CI:0.05-0.94) anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Çalışmamız sonuçlarına göre; KOAH atakla acil servise başvuran hastalardaki e-NO değerleri ile relaps arasında ilişki bulunmamaktadır

AkciğerAkciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktif+2
Dilek Durmaz
Akdeniz University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise peptik ülser veya gastrite bağlı dispepsi nedeniyle başvuran hastalarda intravenöz ranitidin ve pantoprazolün karşılaştırılması: Randomize çift kör klinik çalışma

Dispepsi acil servis başvurularının önemli bir kısmını oluşturmaktadır ve acil servis yönetiminde önemli hasta gruplarından birisidir. Acil serviste dispepsi semptomunun giderilmesi konusunda tıbbî literatürde ancak birkaç çalışma bulunmaktadır. Ancak literatürde acil serviste dispepsi şikâyetinin giderilmesinde proton pompa inhibitörlerini ve H2 reseptör blokörlerinin etkinliğini karşılaştıran bir çalışma mevcut değildir. Biz bu çalışmada, acil serviste dispepsi semptomlarının giderilmesinde PPI ve H2 reseptör blokörlerinin etkinliklerini karşılaştırmayı amaçladık. Bu prospektif randomize kontrollü çift kör klinik çalışma Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisi?nde Ekim 2012 - Ocak 2013 tarihleri arasında yapıldı. Çalışma grupları 50 mg ranitidin (Ulcuran®) 100 cc serum fizyolojiğe, 40 mg pantaprozol da (Pantpas®) 100 ml serum fizyolojiğe konularak 2-4 dakikada gidecek şekilde intravenöz yoldan hızlı infüzyon şeklinde verildi. Ağrının şiddeti 100 mm?lik VAS (0=hiç ağrı yok; 100 mm=en ciddi ağrı) ile ölçüldü. Ölçümler uygulama öncesi (0. dakika), 30 ve 60. dakikalarda yapıldı. Hastalar daha önceki VAS skorlarına kördüler. Çalışma sonunda bulantı, kusma alerjik reaksiyon gibi yan etkiler kaydedildi. Çalışma için toplam 72 uygun hasta saptandı. Hastalardan 2 tanesi GAS skoru 20 mm?nin altında olduğun için çalışmadan dışlandı. Dört hasta da dispepsi dışında tanı aldığı için çalışmadan dışlandı. Otuz üç hasta pantoprazol ve 33 hasta da ranitidin grubunda çalışmaya alındıktan sonra, çalışma sonunda her iki grupta 33?er hasta istatistiksel analize dâhil edildi. Çalışmadaki ortalama yaş 36.6±15 idi ve hastaların %39.4 (n=26)?sı erkekti. Pantoprazol grubunda ağrıdaki azalma 30.dakikada 27.6±28 (%95 GA: 18-37) iken ranitidin grubunda 28.3±23 (%95 GA: 20-37)?idi. Altmışıncı dakikada ise pantoprazol grubunda 39.6±39 (26-53) ve ranitidin grubunda 42.3±25 (33-51) olarak saptandı. Pantoprazol grubunda 13 hasta (%39.4) ve ranitidin grubundaki 8 hasta (%24.2) çalışma sonunda ek ilaç ihtiyacı duydu (p=0.186).Pantoprazol grubundaki 9 hasta (%30) ve ranitidin grubundaki 12 hasta (%41.4) 24 saat sonraki takibinde ağrılarının tekrarladığını belirtti (p=0.361). Yirmi dört saat sonundaki takibinde pantoprazol grubunda 4 hasta (%13.3) ve ranitidin grubunda 5 hasta (%17.2)?nın tekrar tıbbi başvuru yapmış olup, iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Sonuç olarak; pantoprazol ve ranitidin acil servise dispepsi ile başvuran hastalarda 30 ve 60. dakikalarda ağrıyı etkin biçimde azaltmakta olup, birbirlerine üstünlükleri yoktur

Acil servis-hastaneAntiülser ajanlarDispepsi+1
Engin Şenay
Akdeniz University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste girişimsel sedasyon ve analjezi uygulanan hastalarda sedasyon derinliğini ölçmede EEG monitörizasyonu (Bispectral Index TM) ile Ramsey Sedasyon Skalası'nın uyumluluğunun değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Girişimsel sedasyon ve analjezi (GSA), acil servislerde ağrılı işlemlerde sık tercih edilen bir uygulamadır. GSA uygulanan hastalarda sedasyon derinliği takip edilmelidir. Sedasyon derinliği klinik skalaların yanı sıra 'Bispectral Index' gibi digital EEG monitorizasyonu ile de yapılabilmektedir. Çalışmamızda birincil sonlanım noktası olarak acil serviste ekstremite kırık veya çıkığı nedeniyle GSA uygulanan hastalarda sedasyon derinliğini takip etmede EEG monitörizasyonu (Bispectral Index™) ile 'Ramsey Sedasyon Skalası'nın uyumluluğunu, ikincil sonlanım noktası olarak gelişebilecek komplikasyonları erken tanımada kullanılabilirliğini belirlemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Prospektif, analitik çalışmamıza, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne 01.12.2014-01.05.2015 tarihleri arasında başvuran ardışık 54 hasta alındı. Olguların sosyodemografik verileri, GSA öncesi, işlem başlangıcı (girişim başlama anı) ve sonrasında 5, 10, 15, 20. dakikalardaki vital bulguları, GKS, BIS ve RSS değerleri kayıt edildi. BIS ve RSS değerlerinin uyumluluğu değerlendirildi. Komplikasyon görülen ve görülmeyen olguların BIS değerleri karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 54 hastanın yaş ortalaması 57.4±15.7, kadın/erkek oranı 1.8 idi. En düşük ortalama BIS ölçümleri işlem başlangıcı (82.9±11.2) ve 5. dk'da (82.1±8.9) gelişti, sonrasında ise 10-15-20. dk'larda (85.1±9.8, 87.8±10.1 ve 91.8±7.8) olarak ölçüldü. Olguların bazal BIS ve RSS değerlerine bakıldığında aralarında anlamlı bir korelasyon yoktu (r:0.336, p:0.016). İşlem başlangıcı, 5.dk ve 15.dk BIS ve RSS değerleri arasında orta derecede negatif korelasyon saptanırken (r:-0.634, r:-0.637 ve r:-0,665) 10. ve 20.dk'larda ise iki değer arasında yüksek dereceli korelasyon saptandı (r:-0.748 ve r:-0.774) Tüm zaman dilimlerindeki BIS ve RSS değerlerinin ortalamaları karşılaştırıldığında ise aralarında yüksek derecede korelasyon saptandı (r:-0.989, p<0.001). Toplam 16 hastada (%29.6) komplikasyon gelişti. Hipoventilasyon/apne işlem başlangıcında iki hastada, 5.dk'da altı hastada ve 10.dk'da iki hastada gelişirken, hipotansiyon 10.dk'da ve 15.dk'da birer hastada gelişti. Komplikasyon görülen olgularda işlem başlangıcı esnasındaki BIS değerleri arasında istatistiksel anlamlı bir fark vardı (p:0.018). Tüm ölçüm zamanlarında da BIS değerlerinin daha düşük ölçüldüğü görüldü. Olgular BIS değerlerine göre <70 ve ≥70 olarak iki gruba ayrıldı. BIS değeri <70 olan grupta daha fazla komplikasyon görüldüğü bulundu (p:0.037). Sonuç: Acil serviste GSA yapılan hastalarda RSS ve BIS monitörizasyonu arasında yüksek derecede korelasyon saptandı. BIS monitörizasyonu, acil serviste GSA takibinde rutin kullanılan ve kişi bağımlı olan klinik skalalara alternatif objektif bir ölçüm skalası olarak güvenle kullanılabilir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAnaljezi+4
Sinem Avcı
Dokuz Eylül University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pelvik ağrılı hastalarda transvajinal ultrasonografinin hekimin klinik kararı üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı acil servise akut pelvik ağrı ile başvuran hastalarda hedefe yönelik yapılan transvajianal ultrasonografinin (TVUSG) acil hekiminin ön tanı, yatış, ameliyat, tedavi, tetkik ve taburculuk ile ilgili kesinlik düzeylerini değerlendirerek gerçek zamanlı klinik kararına olan katkısını belirlemek. Bu ileriye dönük, kesitsel klinik araştırma 18 yaşından büyük, cinsel olarak aktif, akut pelvik ağrı ile acil servise başvuran bayan hastalarda, yıllık 90.000 yetişkin acil servis hasta başvurusu olan üçüncü basamak bir üniversite hastanesi acil servisinde Haziran 2011 ile Aralık 2011 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Klinik kararların kesinlik düzeyi TVUSG öncesi ve sonrası 100 mm?lik görsel analog skala ile yapıldı. Çalışmanın birincil sonlanım ölçütü hedefe yönelik yapılan TVUSG?nin acil hekiminin ön tanı, yatış, ameliyat, tedavi, ek tetkik, radyolojik araştırma ve taburculuk ile ilgili kesinlik düzeylerini değerlendirerek gerçek zamanlı klinik kararına olan katkısını belirlemek. Veri analizi 88 hasta üzerinden yapıldı. Yaş ortalaması 31,7±8,3 ve ortancası 30 olarak hesaplandı. Klinik kararlar arasında hastanın öyküsü ve fizik muayenesi sonrası elde edilen ön tanıda TVUSG öncesi ve TVUSG sonrası arasında anlamlı bir farklılık elde edildi, fakat diğer sonuçlarda farklılık yoktu (tetkik, tedavi, yatış, cerrahi ve taburculuk) (p=0,05). Çalışmaya dâhil edilen 11 hastada (%12,5) yatış yapıldı, 2 hasta (%2,3) opere edildi. Kalan 75 hasta (%85,2) önerilerle taburcu edildi, 18 hastanın (%20,5) başka bir doktora tekrar başvurduğu ancak ek patoloji saptanmadığı öğrenildi. Sonuç olarak acil hekiminin yaptığı TVUSG akut pelvik ağrı ile başvuran hastaların kararlarının kesinliğini etkiler. Bu etki ön tanıyı belirlemede istatistiksel olarak anlamlıdır

Acil servis-hastaneAğrıPelvis+5
Neslihan Sayraç
Akdeniz University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hastane öncesi farklı ileri havayolu cihazları ile servikal vertebral hareketlerin değerlendirilmesi

Bir travma hastasının değerlendirilmesi servikal vertebral immobilizasyonla başlamaktadır. Bu tür hastaların servikal spinal yaralanmalarının var olduğu kabul edilir ve entübasyon işlemi sırasında gelişebilecek herhangi bir servikal hareket, hastalarda paralizi, solunum depresyonu ve hatta ölüm gibi istenmeyen katastrofik sonuçlara neden olabilir. Bu arada servikal vertebralarda değişik açılanmalara neden olan birçok farklı entübasyon cihazı bulunmaktadır. Bunların arasında an az bilinenleri supraglottik cihazlar olarak da bilinen hastane öncesi ileri havayolu cihazlarıdır (laringeal maske havayolu (LMA), entübasyon laringeal maske havayolu E-LMA), özefageal-trakeal kombitüp). Bu nedenle çalışmamızda farklı ileri havayolu cihazlarını orotrakeal entübasyon işlemi esnasında oluşan servikal vertebral hareketler açısından karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmamız 3 adet taze-donmuş kadavra üzerinde gerçekleştirilmiştir. Her bir kadavra 5 farklı entübasyon cihazı (LMA, E-LMA, özefageal-trakeal kombitüp, McCoy ve Macintosh kaşıklarının olduğu klasik laringoskopiler) ile 4 doktor tarafından entübe edilmiştir. Tüm entübasyon işlemleri esnasında servikal kolar kullanılmıştır. Her bir entübasyon işlemi sinefluroskopik olarak kaydedilmiş ve sonrasında servikal vertebral hareketleri değerlendirmek amacıyla fotografik görüntülere dönüştürülmüştür. C0-C5 vertebral cisimlerin maksimum fleksiyon ve ekstansiyon hareketlerinin belirlemek amacıyla vertebral hatlar çizilerek açılar hesaplanmış ve entübasyon cihazları karşılaştırılmıştır. C0C1 düzeyinde McCoy laringoskopu ile karşılaştırıldığında (ortanca değer 7°) LMA (ortanca değer 2,5°) ve kombitüp (ortanca değer 1,5°) cihazları daha az bir servikal vertebral hareket sağlamışlardır. Ayrıca Macintosh laringoskopu (ortanca değer 3°) ile karşılaştırıldığında, kombitüp (ortanca değer -1°) ve E-LMA (ortanca değer -2°) cihazları C2C3 servikal vertebral düzeyde daha az bir ekstansiyona neden olmuşlardır. Bu iki sonuç dışında C1C2, C3C4 ve C4C5 vertebral düzeylerde gruplar arası elde edilen sonuçlarda istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Havayolu yönetiminde kullanılan supraglottik cihazlar klasik laringoskopiden daha az ya da benzer oranlarda servikal vertebral hareketlere neden olmaktadır. Supraglottik cihazlar, kullanım kolaylığı ve ağız içerisine körleme yerleştirilebilmeleri nedeniyle servikal vertebral bütünlüğünün belirsiz olduğu travma hastalarında güvenle kullanılabilirler

EntübasyonLaringeal maskelerServikal vertebra+1
Taylan Kılıç
Akdeniz University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

KOAH alevlenmesi olan hastalarda relapsın öngörülmesinde ekshale nitrik oksitin değerliliği

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH); tam olarak geri dönüşümlü olmayan, hava akımı kısıtlanması ile karakterize bir hastalıktır. KOAH hastalarının; KOAH semptomlarında kötüleşme ile ilk başvurularından sonraki iki hafta içindeki acil servis ya da primer hekimlerine tekrar başvurmaktadır. Bu duruma relaps denilmektedir. Literatürde relapsın belirleyicileri, çelişkili ve kısıtlı sonuçlara sahiptir. KOAH hastalarında e-NO ölçümü ile ilgili çalışmalar, çelişkili sonuçlara sahip görünmektedir. Birçok çalışmada KOAH hastalarında yüksek e-NO düzeyleri bulunurken, bazı çalışmalarda kontrol grubuyla kıyaslandığında e-NO düzeyleri yüksek saptanmamıştır. Biz çalışmamızda; acil servise KOAH atakla başvuran hastalarda relapsın öngörülmesinde e-NO?in rolünü belirlemeyi amaçladık. Kesitsel, ileriye dönük olarak yürüttğümüz çalışmada, acil servise KOAH atakla başvuran hastaları değerlendirdik. Relaps olan 28, relaps olmayan 64 olmak üzere 92 hastanın verilerini karşılaştırdık. KOAH atakla acil servise başvuran hastalarda e-NO düzeyleri ile relaps arasında ilişki saptayamadık. Univariet analizde; başvuru esnasında ortalama solunum sayısı, geçen yıl içerisinde atak sayısı, evde oksijen ve nebul kullanımı, anormal akciğer X-Ray bulgusu olması ve taburculuk esnasında başlanan antibiyotik tedavisinin artmış relaps riski ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte multivariet analiz yapıldığında; başvuru esnasında solunum sayısının (OR:1.11; %95 CI: 1.09-1.21) ve taburculuk esnasında antibiyotik başlanmasının (OR:0.22 ;%95 CI:0.05-0.94) anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Çalışmamız sonuçlarına göre; KOAH atakla acil servise başvuran hastalardaki e-NO değerleri ile relaps arasında ilişki bulunmamaktadır.

Acil servis-hastaneAkciğer hastalıkları-obstrüktifNitrik oksit+1
Dilek Durmaz
Akdeniz University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste travma dışı şok hastalarında özellikli ultrasonografi uygulamasının hekimin klinik kararına etkisi

Bu çalışmanın amacı, acil servise travma dışı şok nedeniyle getirilen hastalarda acil tıp hekimlerince yapılan hedefe yönelik ultrasonografi uygulamasının acil tıp hekiminin klinik ön tanı, istenecek laboratuvar ve radyolojik analizleri ve uygulanacak tedavi seçenekleri gibi klinik kararlarına olan etkisini araştırmaktır. Bu ileriye dönük, tek merkezli klinik araştırma Nisan 2011-Ocak 2013 tarihleri arasında, yıllık 90000 yetişkin acil servis hasta başvurusu olan üçüncü basamak bir üniversite hastanesi acil servisinde yapılmıştır. 16 yaş ve üzerindeki travma dışı hastalardan sistolik kan basıncı 100 mmHg?den düşük veya şok indeksi (nabız/sistolik kan basıncı) 1?den büyük olanlar çalışmaya dahil edilmiştir. Kardiyopulmoner resusitasyon yapılan, gebeler ile çalışmaya katılmak istemeyen ve onam alınamayan hastalar çalışmadan çıkarılmıştır. Yukarıda belirtilen klinik kararlar üzerine olan değişiklikler hedefe yönelik ultrasonografi öncesi ve sonrası her hasta için çalışma formuna kayıt edilmiştir. Bu çalışmanın birincil takip verisi acil servise travma dışı şok nedeniyle getirilen hastalarda acil tıp hekimlerince yapılan hedefe yönelik ultrasonografi uygulamasının acil tıp hekiminin klinik ön tanı, istenecek laboratuvar analizleri ve uygulanacak tedavi seçenekleri gibi klinik kararlarına olan etkisi olarak belirlenmiştir. Çalışmaya 141 hasta dahil edilmiştir. Hedefe yönelik ultrasonografi yapılan 25 hastada (%17,7) yeni tetkik istenmiş, 57 hastada (%40,4) ise tedavi değişikliği yapılmıştır. USG öncesi ve sonrasında oluşan ön tanılarımızı karşılaştırdığımızda 51 (%36,2) hastada ön tanı sayısında azalma görülürken, 6 (%4,3) hastada ise yeni ön tanı ortaya çıkarılmıştır. Çalışma kapsamındaki hastalarda USG sonrası hekimin ön tanısı ile hastaların kesin tanısı arasında fark olup olmadığına bakıldığında, hastaların %87,9?unda tanı değişikliğine rastlanılmamıştır. Sonuç olarak, travma dışı şok hastalarında acil servis hekimlerince yapılan hedefe yönelik USG uygulaması, uygun laboratuar tetkikleri ile birlikte erken tanı ve acil tedavinin başlatılması sürecinde kullanılabilecek uygun bir tanı aracıdır

Acil servis-hastaneTeşhisUltrasonografi+1
Selcan Enver Dinç
Akdeniz University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Okul öncesi (0 – 6 yaş) çocuk travmalarının tanımlanması araştırması

Travma 14 yaş altı çocukluk çağı ölümlerinin başlıca nedeniyken, gelişmekte olan ülkelerde 1-4 yaş arası ikinci ölüm nedenidir. Okul öncesi döneme ait yaralanmalar, "önlenebilir" kazalar nedeniyle gelişmektedir. Çoğu kez basit yaralanmalar gerçekleşmesine rağmen, ölüm ve sakatlık da azımsanamaz ölçüde görülmektedir. 1 Ocak 2013- 31 Aralık 2013 tarihleri arasında acil servise, herhangi bir travma nedeniyle başvuran 0-6 yaş arası 2403 hastanın, 1700'üne triaj alanında form verilmiş, form verilen hastalardan formu tam olarak doldurulan 1038'i çalışmaya alındı. Çalışmamızda ortalama yaş 34,57 (±0.63) ay, erkek hastalar ile kız hastaların birbirine oranının 1.35'tir. Çalışmamızda elde edilen veriler doğrultusunda; travmalar çoğunlukla ev ve ev çevresinde, büyük oranda düşme ve çarpma sonucu gerçekleşmektedir. Travma mağdurlarının ortalama yaşı 34,57 aydır, en fazla baş boyun bölgesi ve üst ekstremite yaralanmaları görülmektedir. Bu yaralanmalar çoğunlukla minör yaralanmalar şeklinde olup, pediatrik travma skoru ortalaması 10'dur. Ailelerin sosyal-ekonomik durumu ve eğitim durumuna ilişkin bulgular mevcut literatür bulgularıyla zıt düşmektedir. Çocuklar sıklıkla orta-iyi görünümlü, eğitimli ebeveynlerin çocukları olarak saptandı

Acil servis-hastaneKazalarOkul öncesi çocuklar+2
Murat Berberoğlu
Akdeniz University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geleneksel laringoskopi ile video destekli laringoskopi yöntemlerinin, normal ve zor havayolu çocuk simülasyon maketinde karşılaştırılması

Acil Tıp Uzmanlığının en bilinen "motto" su, yani temeli, İngilizce kaynaklarda "ABC" olarak kısaltılan, havayolu açıklığının güvence altına alınması ve solunum ve dolaşım desteğinin sağlanmasıdır. Acil servislere başvuran ister çocuk ister erişkin olsun genel durumu kötü olan kritik hastaların yönetim sürecinde bu uygulamanın hayati önemde olduğu aşikardır. Bu nedenle tüm acil tıp uzmanları eğitim süreçleri boyunca ABC uygulamalarını çok iyi öğrenmek, alternatif becerilere sahip olmak ve bu becerilerde ustalaşmak zorundadırlar. Çocuk hava yolu, anatomik doğal farklılıklar (büyük oksiput, büyük dil, küçük çene, yumuşak dokuların fazlalığı, küçük ağız, dar hava yolu, kısa boyun, daha sefalik ve öne yerleşimli larinks, dar krikoid halka gibi) nedeniyle alışkın olmayan, yetişkin acil servislerinde başlı başına zorluk yaratabilir. Örneğin vokal kordları geçen entübasyon tüpü dar krikoid halka nedeniyle daha ileri gidemeyebilir, hatta vokal kord altına yerleşmiş bir yabancı cisimde temel yaşam desteği manevraları, hatta cerrahi krikotirotomi yetersiz kalabilir. Ek olarak artan oksijen ihtiyacı, azalmış fonksiyonel rezüdüel kapasite, özellikle küçük çocuk ve infantlarda larengeal irritasyonda artmış vagal tonusa bağlı bradikardi ve bronkospazm yatkınlığı, yetişkin benzeri kooperasyonun kurulamaması gibi fizyolojik ve kognitif diğer doğal nedenlerin acil servis hekimlerinin işini daha da zorlaştırdığı öngörülebilir. Nadir de olsa ciddi travmayla gelen pediyatrik hastalar, ki mideleri genelde boş değildir, acil servisin ameliyathane şartlarına göre daha kaotik ortamında belki de olabilecek en kötü senaryodur. Son yıllarda geliştirilen alternatif havayolu açma tekniklerinden birisi de videolaringoskobidir. Zor hava yolunda başarıyı arttırdığını, endotrakeal entübasyon süresini kısalttığını, başarısız entübasyon riskinin azalttığını, görüşü arttırdığını, servikal mobilizasyonu azalttığını gösteren acil ve pediyatrik acil uygulamalarından çıkmış çalışmalar son yıllarda artış göstertmiştir. Bu nedenle zor hava yolunda ilk seçenek olarak önerilmeye başlanmış ve videolaringoskopi ile yapılan çalışmalar artmıştır. Burada yapılan çalışmanın amacı çocuk yaş grubunda geleneksel entübasyon yöntemi ile video destekli görüntüleme yönteminin entübasyon başarısı, süresi (glottik açıklığın görüldüğü süre, endotrakeal tüpün yerleştirilme süresi), girişim sayısı, Cormack-Lehane derecelendirmesi, glottik açıklık yüzdesi, dental bası, öğrenme süreci, normal ve zor (rijid boyunluklu) havayolu senaryolarında karşılaştırılmasıdır. 24 acil servis araştırma görevlisi çocuk simülasyonu sağlayan (6 yaş) SimJunior® eğitim maketi üzerinde normal ve zor hava yolu simülasyonlarında her iki yöntem ile toplam 144 entübasyon gerçekleştirdi. Normal hava yolunda kullanılan laringoskoplar arasında entübasyon süreleri ve tüpün yerleştirme süreleri açısından anlamlı fark bulunmazken, glottisin görüş açıklığı, (Cormack-Lehane derecelendirme, POGO), dental bası ve zorluk dereceleri arasında videolaringoskopi düz bıçak kullanımı lehine istatistiksel anlamlı fark saptandı. En önemli sonuç ise, zor hava yolu senaryosunda V-Miller laringoskopta entübasyon süresinin kısaldığı, glottik açıklığı görüş süresinin kısaldığı, glottik görüş ve açıklığın daha iyi olduğu, dental basının daha az olduğu, uygulayıcılar için daha kolay olduğu izlenmiştir. Videolaringoskoplar üzerinde yapılan çalışmalardan çıkacak dikkate değer sonuç, belki de, zor hava yolu senaryolarında etkinliğini göstermesi olabilir. Acil serviste entübasyon gerektiren çocuk travma hastalarında entübasyon için ilk tercih veya ilk alternatif tercih V-Miller laringoskopi olabilir

EntübasyonLaringoskopiSolunum sistemi+1
Hasan Murat Akdağ
Akdeniz University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise epigastrik ağrı ile başvuran hastalarda ultrasonografinin yeri

Bu çalışmada acil servise epigastrik ağrı ile başvuran hastalara uygulanan yatak başı ultrasonografinin hasta memnuniyetine etkisini araştırmayı amaçladık. Aynı zamanda epigastrik ağrısı olan hastalarda ultrasonografinin hekimin klinik kararına etkisini değerlendirmeyi planladık. Araştırma 8 Haziran - 4 Ekim 2013 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde gerçekleştirildi. Çalışmaya 18-65 yaş arası travmatik olmayan epigastrik ağrılı hastalar dahil edildi. Araştırma öncesi lokal etik komite onayı alındı. Epigastrik ağrısı olan ve çalışmaya dahil edilecek hastalar için hekimin klinik kararına uygun olarak ultrasonografi yapılması planlandı. Her hasta için standart hasta bilgi formu üzerine hastaların memnuniyet skorları ve hekimin klinik kararına ilişkin skorları işaretlendi. Hastalar taburculuktan sonraki bir ay içerisinde telefonla aranarak ölüm veya acil servis başvurusu sorgulandı. İstatistiksel analiz için Medcalc programı kullanıldı. Çalışmaya 157 hasta dahil edildi. 109 (%69.4) hastaya yatak başı USG yapılırken 48 hastaya yapılmadı. USG'nin hasta memnuniyetinde istatistiksel anlamlı fark yaratmadığı tespit edildi (p= 0,131). Acil servise epigastrik ağrıyla başvuran hastalarda yatak başı ultrasonografi uygulamasının hekimin klinik kararını değiştirmediği tespit edildi (p = 0,17). Bu sonuçlar ışığında acil servis triaj başvurusu epigastrik ağrı olan vitalleri stabil, öykü ve fizik muayenesinde patoloji düşündürecek bulgusu olmayan hastalarda ultrasonografi yapılmayabileceği sonucuna varıldı Anahtar kelimeler: Epigastrik ağrı, Ultrasonografi, Acil Servis, Hasta Memnuniyeti

Acil servis-hastaneAğrıHasta memnuniyeti+2
Derya Yılmaz
Akdeniz University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste uygulanan kardiyopulmoner resusitasyonlar sonrası sağ kalımın belirteçleri

Bu çalışmanın amacı, KPR uygulanarak acil servise getirilen arrest olgularının ve acil serviste iken arrest olup KPR uygulanan olguların özelliklerini tanımlamak ve KPR sonrası sağ kalımla ilgili erken dönem belirteçleri veya prognostik faktörleri saptamaktır. Bu geriye dönük çalışma Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi'nde 2010-2012 yılları arasında KPR uygulanan olguların kayıtları incelendi. 18 yaş altı ve travmatik arrest olguları çalışmadan dışlandı. KPR uygulanan hastalar hastane-dışı ve hastane-içi arrestler olarak ayrıldı. Acil servisten yatışa ve acil servisten taburculuğa kadar sağ kalımı etkileyen demografik, klinik ve laboratuar kriterleri analiz edildi. Üç yıllık dönem içinde acil serviste travma dışı 260 KPR uygulaması yapıldığı tespit edildi. Hastane-içi (acil servis ve hastane poliklinik alanlarındaki) toplam 126 arrest olgusunda yatışa kadar sağ kalım %34.1, taburculuğa kadar sağ kalım %10.0 olarak bulundu. Acil servisten yatışa kadar prognozu etkileyen faktörler olarak yaş, ilk ritmin VF/ nabızsız VT olması, KPR'nin 30 dakikadan kısa olması, ilk pCO2'nin 45'den fazla ve kreatinin değerinin 1.2 mg/dl'den düşük olması olarak bulundu. Acil servisten taburculuğa kadar sağ kalımı belirleyen faktörler ise yaş, bilinen hastalık olmaması, ilk ritmin VF / nabızsız VT olması, 3 mg veya daha az adrenalin uygulanması, ilk hemoglobinin 10 mg/dl'nin üstünde olması ve kreatinin değerinin 1.2 mg/dl'den düşük olması olarak bulundu. Kardiyak arrestlerde sağ kalımın belirteçlerini tespit etmek ve sonuçları iyileştirmek için kayıt sistemlerinin ve standardizasyonun oluşturulması gerekliliği görülmektedir. Kardiyak arrest sonrası spontan dolaşımın geri dönmesi sonrası verilen tıbbi bakımın sağ kalım üzerindeki etkileri için ileri araştırmalar ve hastane verilerinin standardizasyonu için ek çalışmalar yapılmalıdır

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriKalp durması+4
Özgür Aydın
Akdeniz University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran malignite tanısı almış hastalarda malnutrisyon düzeylerinin PG-SGA (Patient-generated subjective global assessment) ile değerlendirilmesi

Acil servise başvuran, herhangi bir zamanda malignite tanısı almış ancak daha önce herhangi bir besin desteği başlanmamış hastalarda malnütrisyon düzeylerini tespit etmek, malnütrisyonlu hastalara acil serviste nütrisyon desteği başlamanın gerekliliğini, kanser tanılı hastaların bozuk nütrisyonel durumlarının erken dönemde acil servislerde tespit edilebileceğini, kanser tanısı almış kişilerde beslenme düzeyi ile vücut kitle indeksi, tanı alma süresi, kanserin evresi, kemoterapi veya radyoterapi almış olmak/olmamak, malignite sebebi ile opere olmuş olmak/olmamak arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi ve gösterilmesi amaçlanmıştır. Hipotezler; daha iyi beslenmiş olmanın daha yüksek vücut kitle indeksi ile ilişkili olduğu, yeni tanı almış kanser hastalarının, erken evre kanser tanısı olan bireylerin nütrisyonel durumunun daha iyi olduğu; kemoterapi ve radyoterapi almış olan hastaların nütrisyonel durumunun almayanlara göre daha kötü olduğu; yeni tanı almış kişilerde dahi malnütrisyonun mevcut olduğudur. Acil servise başvuran malignite tanılı hastaların nütrisyonel durumları PG-SGA ile değerlendirilmiştir. Veriler SPSS for Windows, Version 18.0. programında bağımsız örneklem T-testi ve ki-kare testi ile analiz edilmiştir. Bu çalışmada on ikisi kadın yirmi altısı erkek otuz sekiz tane kanser tanılı hasta PG-SGA ile nütrisyonel durumları açısından değerlendirilmiştir. Global PG-SGA kategorisine göre hastaların %84,2'si malnütrisyon riski altındayken %97,4'ü nütrisyonel triyaj skoruna göre beslenme müdahalesine ihtiyaç duymakta olarak tespit edilmiştir. Hastaların kanser evreleri, tümör cerrahisi geçirip geçirmemeleri, kemoterapi alıp almamaları, radyoterapi alıp almamaları ile nütrisyonel durumları arasında bir ilişki tespit edilememiştir. Yeni tanı almış malignite hastalarında nütrisyonel triyaj skoru üç aydan daha uzun süre önce tanı alan hastalara göre anlamlı olarak daha yüksektir. Ancak global PG-SGA değerlendirme kategorileri arasında anlamlı fark yoktur. Hem global PG-SGA kategorisi hem de nütrisyonel triyaj skoru açısından bakıldığında daha iyi nütrisyonel durumun daha yüksek vücut kitle indeksi ile ilişkili olduğu görülmüştür. 38 Acil serviste yapılacak kısa bir değerlendirmeye hastaların nütrisyonel durumlarının değerlendirilebileceği görülmüştür. Bu sayede hastaların erken dönemde doğru beslenme yöntemleri için yönlendirilmeleri mümkün olacaktır. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Malnütrisyon, Nütrisyonel Durum, Kanser Hastaları, PG-SGA

Acil servis-hastaneAcil tıpBeslenme+5
Evrim Sayın
Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik ayağa bağlı sepsis, ağır sepsis, septik şok tanısı alan hastalarda SIRS, qSOFA, SOFA, IWGDF skorlamalarının prognozu öngörü değerlerinin karşılaştırılması

Amaç: Diyabetik ayak enfeksiyonuna bağlı sepsis, ağır sepsis, septik şok tanısı alan hastalarda SIRS, qSOFA, SOFA, IWGDF skorlamalarının amputasyon riskini ve klinik sonlanımını öngörü değerlerini belirleyerek hangi sınıflamanın daha iyi öngörü gücüne sahip olduğunu bulmaktır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamız Ocak 2017-Aralık 2019 tarihleri arasında diyabetik ayak enfeksiyonu nedeniyle yara bakım ünitesinde yatmış olan 18 yaş üstü toplam 207 hasta ile retrospektif olarak yapılmıştır. Hastaların dosyalarından SIRS, qSOFA, SOFA, IWGDF skorları hesaplanmıştır. Çalışmaya alınan hastaların demografik bilgileri, geçmiş öyküsü, vital bulguları, fizik muayene bulguları, laboratuar bilgileri, tedavi stratejisi, tedavi süreci, klinik sonlanımının nasıl olduğu kaydedilerek değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 157'si (%75,85) erkek, 50'si (%24,15) kadın toplam 207 hasta dahil edilmiştir. Klinik sonlanımı tahmin etmede qSOFA, IWGDF, SOFA skorları; amputasyon riskini tahmin etmede ise qSOFA ve SIRS skorları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. qSOFA skorunun diğer skorlama sistemleri karşılaştırıldığında en optimal değerde olduğu saptanmıştır. ROC (Receiver operating characteristic Curve) analizinde qSOFA skorunun klinik sonlanımı tahmin etmedeki kestirim değeri 1 (sensitive %87.50, spesifite %90.45) ve amputasyon durumunu tahmin etmedeki kestirim değeri 0 (sensitive %58.77, spesifite %69.89) olarak hesaplanmıştır. Sonuç: Literatürde skorlama sistemlerinin mortaliteyi ve ampütasyon riskini öngörmedeki spesifite ve sensitivite değerlerinin birbirinden farklı olduğunu gördük. Çalışmamızın sonuçlarına göre qSOFA skorunun klinik sonlanımı belirlemede kullanılabileceğini ve literatüre katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Daha net bilgiler elde edilmesi için çok merkezli çalışmalar yapılmasının gerekli olduğunu düşünmekteyiz.

AmpütasyonDiabetes mellitusDiabetik ayak+6
Talha Tatli
Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalarında entegre pulmoner indeks, ottawa KOAH risk skalası ve erken uyarı- oksijen skorunun kısa dönem sonuçlarının karşılaştırılması

Amaç: Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) alevlenmesi ön tanısı ile acil serviste değerlendirilen hastalarda Entegre Pulmoner İndeks (IPI), Ottawa KOAH Risk Skalası (OCRS), Ulusal Erken Uyarı Skoru2 (NEWS2) ve Erken Uyarı-Oksijen Skoru (EWS.O₂) karşılaştırılarak; skorların güvenli taburculuk, yüksek riskli hasta ve kısa dönem kötü sonlanımı ne oranda öngörebildikleri araştırıldı. Yöntem: Prospektif gözlemsel çalışma olarak dizayn edildi. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği'ne 01.06.20 ile 01.12.20 tarihleri arasında başvurmuş KOAH tanılı hastalar alındı. Covid-19 pandemisi nedeniyle risk taşıyan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Hastaların IPI, OCRS, NEWS2 ve EWS.O2 skorları olgu formuna işlenerek, kısa dönem ciddi sonlanımları analiz edildi. Ciddi sonlanımlar; acil servis başvurusundan sonraki 30 gün içinde ölüm, 14 gün içinde yoğun bakım ünitesine yatış, endotrakeal entübasyon veya noninvaziv ventilasyon ihtiyacı olması, miyokard enfarktüsü tanısı alması ve KOAH alevlenmesi ile tekrar acil servise başvurusu olması olarak tanımlandı. Bulgular: Çalışmaya 144 hasta dahil edildi. Hastaların acil servisteki en sık sonlanım tanısı ise KOAH alevlenme (%41,6) idi. Çalışmadaki hastaların %84'ünde kısa dönemde ciddi sonlanım kriteri mevcuttu. Bunların içinde taburcu edilen hastaların %44,3'ünün acil servise tekrar KOAH alevlenme ile başvurduğu görüldü. Skorlar acil servisten taburculuk, yoğun bakım ünitesine yatış olarak incelendiğinde, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,001). Kısa dönem kötü sonlanım olarak 30 gün içinde ölüm ve yoğun bakıma yatış incelendiğinde skorlar anlamlı sonuca sahipti (p<0,001). Sonuç: Acil servislerde özellikle KOAH gibi kritik hasta bakımında, yeni bir skorlama olan EWS.O₂'yi otomatik olarak gösteren cihazların varlığı hekimlerin karar vermelerine yardımcı olabilir. Daha güvenli taburculukta ve yüksek riskli hastaların ayrılmasında skorlar birbiriyle uyumludur. Gelecek çalışmalara bu skorların yol gösterici olacağı kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, Entegre Pulmoner İndeks, Ottawa Koah Risk Skalası, Erken Uyarı- Oksijen Skoru, Ulusal Erken Uyarı Skoru 2

Acil servis-hastaneAcil tıpAkciğer hastalıkları+3
Kezban Şeker Yaşar
Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise travma nedeniyle başvuran hastalarda perfüzyon indeksinin hemorajik şok derecesini belirlemedeki etkinliği

Travma hastalarında kanama yaralanma sonrası en sık önlenebilen ölüm nedenidir. Bu nedenle travma hastalarında kanama varlığının erken tespiti hayati önem taşımaktadır. Perfüzyon indeksi ölçümleri, non invaziv, hızlı sonuç veren ve kolay uygulanabilen bir yöntem olarak, travma hastalarında hemorajik şok gelişiminin öngörülmesinde, hemorajik şok şiddetinin belirlenmesinde, kan ürünü replasmanı ihtiyacının erken saptanmasında kullanılmaya aday bir ölçüm sistemi olabilir. Çalışmamızda acil servisimize travma nedeniyle başvurmuş, hemorajik şok tanısı konmuş ve 18 yaş üzeri, gebe olmayan 46 hasta değerlendirilmiştir. Hastaların vital parametreleri, perfüzyon indeksi değerleri kaydedilmiş; ayrıca demografik bilgileri, şok skorlaması değerleri, ilk 24 saatte kan ürünü ihtiyacı gerekliliği ve hasta sonlanımı da kayıt altına alınmıştır. Kaydedilen tüm veriler arasında istatistiksel analizler gerçekleştirilmiştir. Çalışmamızda ortanca yaş 35,5 (İKA 30) saptanmış olup hastaların %73,9'uerkektir. Evre I ve evre IV şok bulunan hasta grupları arasında Pİ değerleri açısından anlamlı fark saptanmıştır. Pİ değerleri ve diğer hemorajik şok skorlamaları, kan ürünü replasmanı ihtiyacını tahmin etme açısından değerlendirilmiş, Pİ ölçümleri kan ürünü replasmanı ihtiyacını öngörmede diğer hemorajik şok skorlama sistemlerine göre daha başarılı bulunmuştur. Çalışmamız sonucunda Pİ ölçümlerinin kan ürünü replasmanı ihtiyacını öngördüğünü saptamış bulunmaktayız. Pİ ölçümleri diğer parametrelerle birlikte hemorajik şok şiddetinin belirlenmesinde kullanılabilir ve kan ürünü replasmanı ihtiyacını önceden tahmin edebilir. Anahtar Kelime: Travma, Hemorajik Şok, Perfüzyon İndeksi

Acil servis-hastaneAcil tıpHemorajiler+3
Ertuğ Dinçer
Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste anstabil anjina tanısı alan hastalarda nötrofil lenfosit oranı ile akut koroner sendrom ilişkisi

Amaç: Göğüs ağrısı ile acil servise başvuran ve anstabilanjinapektoris tanısı konulan hastalarda akut koroner sendromun potansiyel bir miyokardiyal lezyon belirteci olarak NLO oranı araştırılmıştır. Yöntem: Acil servise 01.03.2020 – 01.09.2020 tarihleri arasında göğüs ağrısı nedeniyle başvuran hastaların kardiyoloji konsultasyonu sonucunda USAP tanısı ile kardiyoloji biriminde koroner anjiyografi yapılan hastalar arşiv sisteminde taranmıştır. Verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS StaticsVersion 26 programında yapılmıştır. NLO değerlerinin anjio pozitifliğini tahmin gücü ROC analizi ile değerlendirildi. P˂0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya alınan olguların %67,3' ü erkek %32,7' si kadın olup, yaşların ortalamaları 59,94±10,32' dır. Araştırmamızda USAP hastalarının %71,2'sinde hipertansiyon tanısı, %44,2' sinde diyabet olduğu saptanmıştır. Anjio pozitif ve negatif olguların yaş ile nötrofil, lenfositve NLO değerleri ortalama dağılımı incelendiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p˃0,05). Sonuç: Araştırmamızda anjiyo pozitif ve negatif olguların NLO değerleri ortalama dağılımı incelendiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Araştırmamız sonucunda nötrofil/ lenfosit oranının tanısal doğruluğunun yeterli olmadığı düşünülmektedir. Nötrofil/lenfosit oranı (NLO), son birkaç yılda kardiyovasküler hastalıktaki rolü kapsamlı bir şekilde araştırılan, ucuz ve kolay erişilebilir bir enflamatuar belirteçtir. Daha farklı örneklem gruplarında çalışılması önerilmektedir

Acil servis-hastaneAcil tıpAkut koroner sendrom+6
Serkan Sofuoğlu
Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran pelvis travmalı hastaların retrospektif olarak değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç :Pelvik yaralanma ile acil servise başvuran hastalar retrospektifolarak incelenerek bu hastaların travma mekanizmaları, pelvis kırıklarının sınıflaması, kanama oranları, tedavileri, mortalite ve morbiditeleri incelenmiştir. Materyal metod:Kesitsel ve tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Acil Servis kliniğinde 10.01.2021 – 01.12.2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.Bu araştırmaya travma nedeni ile Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Acil Servis kliniğine başvuran ve yapılan görüntülemelerinde pelvis fraktürü saptanan hastalar dahil edilmiştir.Veri toplama aracı olarak, literatür doğrultusunda geliştirilen araştırmacı tarafından hazırlanan olgu rapor formu kullanılmıştır. Bulgular:Çalışmada belirtilen tarihler arasında acil servise başvuran 105036 hastada travma nedeniyle başvuran hasta sayısı 14930 olarak saptanmış, bu hastaların 2552'sinde pelvis travması düşünülerek görüntüleme yapılmış, pelvis fraktürü tespit edilen 89 hastanın verilerine ulaşılabilmiş ve çalışmaya dahil edilmiştir.Travma mekanizması ile ilgili özellikler incelendiğinde olguların %25,8'inin yüksekten düştüğü, %22,5'inin AİTK geçirdiği, %19,1'inin aynı seviyeden düştüğü görülmüştür.Travma bölgesi değerlendirildiğinde ise %23,7'sinin toraks, %18,5'inin vertebral kolon, %17,8'inin abdomen bölgesinden yaralandığı görülmüştür.Eşlik eden yaralanmalar incelendiğinde %84,6'sında kanamanın eşlik ettiği görülmüştür.Travma mekanizması yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde 30 yaş altı grupta motorsiklet kazasının, 30-50 yaş grupta yüksekten düşmenin, 50 yaş üzeri grupta aynı seviyeden düşmenin en yüksek düzeyde görüldüğü tespit edilmiştir.Travma mekanizması cinsiyete göre değerlendirildiğinde kadınlarda aynı seviyeden düşme, erkeklerde yüksekten düşme en yüksek düzeyde görüldüğü saptanmıştır. Sonuç: Pelvis kırıkları hayati tehdit eden ciddi yaralanmalardır. Bu nedenle acilservislerde hızlıca değerlendirilmeli, erken tanı konulmalı ve erkenden hemodinamik stabilizasyon sağlanmalıdır. Pelvik kırıklı hastalarda başka sistem yaralanması da olabileceği akılda tutulmalı ve bu hastalarda ek yaralanmalarda araştırılmalıdır. Anahtar kelimeler : pelvis kırıkları, young-burgess, ISS

Acil servis-hastaneAcil tıpKalça kırıkları+5
Hasan Yegen
Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste pulmoner emboli ön tanısıyla pulmoner BT anjio görüntülemesi yapılan hastalarda nötrofil lenfosit oranı ve pro-bnp değerlerinin pulmoner emboli ile ilişkisinin araştırılması

Amaç: Pulmoner emboli (PE), asemptomatik bir bireyden yaşamı tehdit eden tıbbi bir acil duruma kadar geniş bir sunum yelpazesini kapsamaktadır. Pulmoner emboli, 2018'de 100.000'den fazla ölümle dünya çapında önemli bir ölüm nedeni olduğu için hızlı tanı ve tedavi gerektirmektedir. Bu araştırmada hastaların pulmoner emboli tanısı alma durumları ve nötrofil lenfosit oranı, ayrıca hastaların d-dimer değerleri ile nötrofil lenfosit oranı arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Yöntem: Acil Servise 30.04.2019 – 30.04.2021 tarihleri arasında pulmoner emboli ön tanısıyla pulmoner bt anjiyo görüntülemesi yapılan hastalar retrospektif olarak taranmıştır. Verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS StaticsVersion 26 programında yapılmıştır. Kategorik verilerin gruplar arasında karşılaştırılmasında PearsonChi-Square ve Fisher'sExact test, sürekli verilerin normal dağılım özelliğinde olmamasından dolayı iki grup arasında karşılaştırılmasında Mann Whitney U istatistiksel analizleri kullanılmıştır. Yaş ve laboratuvar değerlerinin emboli varlığı ve hastane içi eksitusu tahmin gücü ROC analizi ile değerlendirilmiştir. Veriler değerlendirilirken p˂0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya alınan olguların %60,1'i erkek, %39,9'u kadındır. Araştırmada erkeklerin median yaşı kadınların median yaşlarından istatistiksel olarak düşük olarak bulunmuştur. Olguların pulmoner BT anjiyografi görüntülemesinde %16'sı (n=83) pulmoner emboli olarak saptanmıştır. Araştırmamızda emboli türü olarak incelendiğinde en çok segmenter emboli (%14,9) saptanmıştır. Laboratuvar verilerinin PE varlığını tahmin etmedeki gücünün belirlenmesi amacıyla yapılan ROC analizi sonucunda; D-dimer, crp ve troponin istatiksel olarak anlamlı bulunmuşturLaboratuvar verilerinin PE tanısı alan hastalarda hastane içi eksitusu tahmin etmedeki gücünün belirlenmesi amacıyla yapılan ROC analizi sonucunda; NLO cut-off değeri 3,68 alındığında, sensitivitesi %90,91(%95 GA %70,84-%98,88), spesifitesi %38,67(%95 GA %27,64-%50,62) ve AUC değeri 0,670 (%95 GA 0,548-0,792) olarak bulunmuştur. Sonuç:Araştırmamızda emboli varlığına göre NLO değeri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır. Ancak exitus olma durumlarına laboratuvar değerleri dağılımı incelendiğinde NLO değeri anlamlı bulunmuştur. NLO'nun, kısa vadeli mortalite için hazır bir gösterge olduğu saptanmıştır.

Acil servis-hastaneAcil tıpAnjiyografi+6
Gökhan Çiflikli
Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran servikal travmalı hastaların retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Servikal Travma, asemptomatik durumdan geçici nörolojik disfonksiyon, fokal defisit veya ölümcül olaya kadar değişen, farklı şiddet ve prognozlu yaralanma türüdür. Bu araştırma bir üniversita hastanesinde Servikal travma ile acil servise başvuran hastalarda travma tipi, servikal vertebra kırığı tipi, ek yaralanmalar, uygulanan tedaviler ve hastaların sonlanımlarını değerlendirme amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Acil servis kliniğinine 01.05.2018-01.05.2021 tarihleri arasında servikal travma şüphesi nedeniyle başvurmuş olan hastalar retrospektif olarak taranmıştır. Verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS Statics Version 26 programında yapılmıştır. Kategorik verilerin gruplar arasında karşılaştırılmasında Pearson Chi-Square ve Fisher's Exact test, cinsiyete göre yaşın karşılaştırılmasında Mann Whitney U istatistiksel analizleri kullanılmıştır. p˂0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya alınan 300 olgunun cinsiyetlerine göre yaş ortalama dağılımı incelendiğinde; araştırmaya alınan olguların %28,0' ının kadın %72' sinin erkek olduğu saptanmıştır. Kadın olguların yaş ortalancaları 29,5 (min:0- max: 96), erkek olguların yaş ortancaları 25 (min: 1- max: 91) olarak saptanmıştır. Olguların vertebra fraktür olma durumlarının dağılımı incelendiğinde 286 kişi de fraktür olmadığı, 14 kişide fraktür olduğu tespit edilmiştir. Olguların NEXUS kriterlerine göre görüntüleme endikasyonu varlığı dağılımı incelendiğinde; %75' inde (n= 226) Nexus kriterlerine göre görüntüleme endikasyonu olduğu, %25' inde (n= 74) NEXUS kriterlerine göre görüntüleme endikasyonu olmadığı saptanmıştır. Servikal fraktür varlığına göre Hb, Hct, pH, laktat ve baz defisiti oranları dağılımı incelendiğinde; hb ve hct düşüklüğü açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p˂0,05). Sonuç: Araştırmamız sonuçlarında servikal travmalı hastaların; en çok motorlu araç kazaları sonucu oluştuğu, en fazla lezyonun C5-C6'da görüldüğü, Medulla spinalis basısı olan hastaların acil cerrahi ve yoğun bakıma yattığı, hastaların çoğunda NEXUS kriterlerine göre görüntüleme endikasyonu olduğu, en fazla korpus kırığı olduğu tespit edilmiştir. Komplike, multi-disipliner, mortalite ve morbidite üzerine etki etmesi nedeniyle servikal travma tedavisinde daha iyi bir kılavuz oluşturulabilmesi için daha fazla retrospektif tanımlayıcı çalışmalar yapılması önerilmektedir.

Acil servis-hastaneAcil tıpBoyun+4
Aşkın Korkmaz
Adnan Menderes University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Travma dışı ani başlangıçlı karın ağrısı şikayetiyle acil servise başvuran hastalara acil hekimince yapılan abdominal ultrasonografik değerlendirmenin hekimin erken klinik kararı üzerine etkisi

Amaç: Travma dışı ani başlangıçlı karın ağrısı acil hekiminin sık karşılaştığı başvurulardan biridir. USG, acil servislerde kullanımı gittikçe yaygınlaşan bir yardımcı tanı yöntemidir. Biz bu çalışmamızda, ABKA?sı olan hastaların değerlendirilmesinde, acil hekiminin yaptığı sınırlı abdominal sonografinin hekimin erken klinik kararı üzerine etkisini araştırdık. Metot: 4 Eylül 2001 ve 10 Ocak 2002 tarihleri arasında AÜTF hastanesi acil servisine başvuran 413 ABKAlı hasta çalışmaya alındı. Hastanın hikayesi ve fizik muayenesi yapıldıktan sonra, hastanın ilgili hekimi tarafından ön tanılara göre bir klinik karar verildi: taburculuk, gözlem, konsültasyon, tetkik veya yatış. Daha sonra hastaya, hastanın hikayesini bilen bir kıdemli asistan veya acil tıp uzmanı gözetiminde sınırlı abdominal USG yapıldı. Bunun sonucunda ikinci klinik karar verildi: önceki klinik karar aynı veya değil. Bulgular: USG öncesi ve sonrası alınan klinik kararların karşılaştırmasında tüm hastalarda konsültasyon ve yatış (sırasıyla p=0.001, p=0.000) kararlarında artış ve tetkik isteminde azalma (p=0.000) saptandı. Yatan hastalarda da yine konsültasyon, yatış ve tetkik kararlarında istatistiksel anlamlı fark bulundu (sırasıyla p=0.004, p=0.000 ve p=0.000). USG değerlendirilmelerine göre yapılan klinik karar değişiklikleri (%29.3) de istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.000). Sonuç: ?palpasyon yapan elin görsel steteskopu? olarak nitelenen USG, acil tıp hekimi için önemli bir tanı aracıdır. Uygulanan sınırlı abdominal USG, ani başlangıçlı karın ağrılı hastanın yönetimini %29.3 değiştirmekte, acil hekiminin klinik olarak erken dönemde verdiği konsültasyon ve yatış kararlarında artış (sırasıyla %52.1 ve %37.2), tetkik isteminde ise %46.5 azalma sağlamaktadır. Taburculuk ve gözlem kararlarını ise etkilememektedir.

Feriyde Çalışkan Tür
Akdeniz University
2003
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise travma dışı göğüs ağrısı ve/veya akut koroner sendrom düşündüren şikayetler ile başvuran ve düşük riskli olarak sınıflandırılan hastaların ayaktan takibi uygun mudur?

Gögüs ağrısı Acil Servis başvurularının en sık ikinci nedenidir. Bunların yaklaşık 1/3'ü AKS?dir. Hastanın hikayesi, fizik muayenesi, EKG'si ve yapılan tüm tetkiklere rağmen ME?lerin %2-5'i AS'lerden taburcu edilmektedir. AS'lerin aşırı doluluğu, AS?ler ve Kardiyoloji servislerinde monitörize yatağa olan ihtiyaç AS'e göğüs ağrısı ile başvuran hastaların hızlı ve güvenilir biçimde değerlendirilip, ayaktan takibini gerektirmektedir. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı?na 15.03.2004 ve 06.09.2004 tarihleri arasında göğüs ağrısı ve AKS düşündüren semptomlarla başvuran tüm hastalara form dolduruldu. Bu hastalar ACC/AHA kılavuzuna göre düşük, orta ve yüksek olasılıklı olmak üzere sınıflandırıldı. Tüm hastalardan IL-6, CRP ve D-dimer düzeylerini belirlemek için serum ve plazma örnekleri alınıp -80?C?de saklandı. Düşük olasılıklı hastalar bir ay sonra telefonla aranarak; ölüm, ME ve koroner arter hastalığı tanısı koyulup koyulmadığı kaydedildi. Çalışma süresince 513 hastaya form dolduruldu. Hastaların 158?i (%30,7) atipik göğüs ağrısı, 17?si (%3,3) KAP, 112?si (%21,8) düşük olasılıklı AKS ve 226?sı (%44) da orta ve yüksek olasılıklı AKS idi. Düşük olasılıklı hastaların takibinde 99 hastaya ulaşıldı. Hiç ölüm ve ME yoktu; ancak, 5 hastaya koroner arter hastalığı tanısı koyulmuştu. IL-6, CRP ve D-dimer düzeyleri düşük olasılıklı hastalarda istenmeyen olay riskini ve KAH tanısını belirlemede ek bir katkı sağlamadı. ACC/AHA kılavuzuna göre düşük olasılıklı KAH sınıfına giren ve 6. saat troponin değeri normal olan hastalar güvenle taburcu edilebilir. Çünkü bu hasta grubunda istenmeyen bir kardiyak olay gelişmemiştir. Ayrıca, bu hasta grubunda IL-6, CRP ve D-dimer kısa dönem istenmeyen olayları ve KAH tanısını belirlemede ek katkı sağlamamaktadır.

Cenker Eken
Akdeniz University
2004
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste nöbet ve bayılma ayırıcı tanısında serum kreatin kinaz, miyoglobin ve c-reaktif proteinin kullanılabilirliği

Geçici bilinç kaybı ile acil servise gelen hastalarda tanı koymak zor olabilir. Başvuru anında nöbet gibi primer nörolojik bir bozukluğu hikaye, fizik muayene ve testlerin düşük sensitivite ve spesifiteleri nedeniyle kardiyovasküler, travmatik ve diğer medikal sorunlardan ayırt etmek güç olabilir. Bu prospektif, gözlemsel, klinik çalışma Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi?nde 23.07.2003-24.02.2004 tarihleri arasında yapıldı. Acil servise başvuran tanıklı bayılma ve tanıklı jeneralize tonik klonik nöbet hastalarının ayırıcı tanısında serum kreatin kinaz (CK), serum miyoglobin ve CRP?nin kullanılabilirliği değerlendirildi. Çalışma döneminde Acil Servis?e 88 hasta nöbet, 124 hasta bayılma tanı veya ön tanısı ile değerlendirildi. Hikayesinde ve tanısında tonik klonik nöbet durumu veya bayılması şüpheli olan 108 hasta ve çalışmaya katılmak istemeyen 34 hasta çalışmaya alınmadı. Çalışmaya alınan 7 hasta formlardaki veri yetersizliği nedeniyle çalışmadan çıkartıldı ve 63 hastanın verileri değerlendirildi. Bayılma grubunda 37 ve nöbet grubunda 26 hastanın verileri değerlendirildi. Çalışmaya alınan hastaların 27?si (%42) erkek ve 36?sı (%57) kadın idi. Yaş ortalaması 45.06± 17.94 (ortancası 47) idi. Nöbet ve senkop grupları arasında nöbet ya da senkoptan sonra, acil serviste ilk serum örneği alınıncaya kadar geçen süre arasında anlamlı fark bulunamamıştır (Nöbet hastaları için ortalama 70.0?50.4 dakika, senkop hasta grubunda ortalama 59.7?44.2 dakika). Başvuru anındaki myoglobin, kreatinin kinaz ve nöbet ya da senkopun dördüncü saatinde değerlendirilen myoglobin serum düzeylerinde gruplar arasında istatistiksel anlamlılık bulunamazken (p>0.05), nöbet ya da senkopun dördüncü saatinde değerlendirilen kreatinin kinaz serum düzeyleri gruplar arasında nöbet hastaları lehine istatistiksel anlamlılık (p<0.05) göstermekteydi. Senkop hastalarında değerlendirilen birinci ve ikinci, myoglobin ve kreatinin kinaz serum düzeyleri arasındaki değişim istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Nöbet hastalarının oluşturduğu grupta ölçülen birinci ve ikinci myoglobin değerleri ve kreatinin kinaz değerleri arasında istatistiksel anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir (p>0.05).

Erkan Göksu
Akdeniz University
2004
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servislerde bilgisayar tabanlı hasta kayıt sistemleri ve Akdeniz üniversitesi hastanesi acil servis hastalarının bir yıllık değerlendirilmesi

Acil tıp hizmetlerinin daha kaliteli olmasını sağlamak, verilen hizmetin ölçülebilmesi ile dolayısıyla da iyi bir dokümantasyon ve veri toplama sistemi ile mümkün olabilir. Bu çalışmada bilgisayar tabanlı hasta kayıt sistemi olan Mediacil© programını kullanarak acil servis hasta verilerini değerlendirmek ve bu sistemin uygulanılabilirliğini belirleyerek bu konuda bir ön model oluşturabilmek amaçlandı. Çalışma 01.01.2002 ile 31.12.2002 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine başvuran toplam 38532 erişkin ve çocuk travma hastalarından Mediacil programına kayıtlı 30157 hasta değerlendirildi. Hastaların demografik özellikleri ve acil servis verileri incelendi. Hastaların yaş ortalaması 40.76±19.25, medyanı 39; %47.2si erkek, %52.6sı kadın idi. Başvuran hastaların büyük çoğunluğu orta yaş grubundaydı. Hastaların %10.42si çok acil, %42.34?ü acil, %47.24?ü acil olmayan başvurular oluştururken çok acil hastaların büyük çoğunluğu ileri yaştaki hastalardı. (%37.1?i 65 yaş üstü). En sık başvurular pazartesi yapılırken, hastaların büyük çoğunluğu 11:00 ve 23:00 saatleri arasında başvurmaktaydı. Hastaların ortalama kalış süresi 2 saat iken, acil servisten konsültasyon istenme oranı %19.66, yatış oranı %12.5 bulundu. En sık başvuru nedenleri baş ağrısı, göğüs ağrısı, karın ağrısı ve nefes darlığı idi. Acil servisimizin hasta verileri genel olarak tıbbi literatürle benzerlik göstermekteydi. Sonuç olarak tüm acil servis başvurularının kaydı bilgisayar ortamında doğru ve eksiksiz olarak kaydedilmeli, bu veriler özel bir merkezde toplanarak, analiz edilmeli ve yayınlanmalıdır. Bu amaçla tüm acil servislerde bilgisayar tabanlı hasta kayıt sistemlerine geçilmesi ideal acil servis yapılandırılmasına katkıda bulunabilir.

İsa Kılıçaslan
Akdeniz University
2004
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran kanser hastalarının özellikleri ve prognostik belirleyicilerin araştırılması

Giriş: Kanser hastalarının yaşam sürelerinin uzaması ve tedavi olanaklarının artması birinci basamak sağlık merkezlerine başvurularını arttırmıştır Amaç: Çalışmanın amacı acil servise başvuran kanser hastalarının başvuru nedenlerini ve klinik özelliklerini belirlemek ve prognostik belirleyiciler araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız klinik, prospektif, gözlemsel bir araştırmadır. AÜTF acil servisinde 31 Mart 2003 ve 31 Temmuz 2003 tarihleri arasında yapılmıştır. Acil servise başvuran tanılı ya da yeni tanı kanser hastalarının klinik verileri bir çalışma formuna kaydedilmiş ve hastalar telefon ve hasta dosyaları aracılığı ile 1 ve 3 aylık periotlarda takip edilmiştir. Bulgular: Çalışma süresinde acil servise 245 kanser hastası 324 başvuruda bulunmuştur. En sık başvuru sebebi ağrı ve bulantı-kusma şikayetleridir. Hastaların 163 (%50.3)ü kadın ve 161i (%49,7) erkektir. 324 başvurunun %37,3ü, 245 hastanın %39,2?si hastaneye yatmış, birinci ayın sonunda 245 hastanın 44ü (%18), üçüncü ayın sonunda 77si (%31,4) ölmüştür. Hastaların tekrarlayan başvurusu, performans skorları, tümörün stagei ve acil serviste invazif girişim uygulamasının olması 1 ve 3 aylık mortalite için anlamlı belirleyiciler olarak bulunmuştur. Sonuç: Kanser hastalarının semptomatik tedavilerinin iyi düzenlenmesi acil servis başvuru sayısını azaltabilir. Performans skoru acil servis hekimlerince kanser hastalarının değerlendirilmesinde kullanılabilir. Acil serviste, aynı şikayetle tekrarlayan başvurular, performans skorunun yüksek olması, stagei yüksek hastalar ve acil serviste invaziv girişim uygulanan hastalar, yüksek mortalite nedeniyle daha agresif değerlendirilmelidirler

Mehmet Nuri Bozdemir
Akdeniz University
2004
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise aynı şikayet ile tekrar başvuran hastaların değerlendirilmesi

K. Can Akyol
Akdeniz University
2004
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Esansiyel hipertansiyonlu hastalarda vücut kompozisyonu ile arteriyel sertlik (Arterıal stıffness) arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Arteriyel sertlik komplike olmayan esansiyel hipertansiyonu olan hastalar dahil olmak üzere çeşitli populasyonlarda kardiyovaskuler olaylar için bağımsız bir prediktif belirteçtir.Arteriyel sertliğin göstergelerinden olan nabız dalga hızı (PWV; Pulse wave velocity) ve artırma göstergesi (AI, Augmentation index), vasküler hasarın şiddetini belirlemede kullanılan invaziv olmayan yöntemlerdir. Çalışmaya alınan hastalardaki PWV ve Alx değerlerinin ve volüm durumu ile ilişkilerinin sağlıklı kontrol grubuna göre karşılaştırılması amaçlanmıştır.Esansiyel hipertansiyonu olan 46 hasta ve sağlıklı gönüllü bireylerinden oluşan 56 kişi çalışmaya alındı. Çalışmaya alınanların PWV ve AIx ölçümleri 15 dk istirahat sonrası nabız dalga analizi cihazı (Mobil-O-Graph®) ile osilometrik olarak, tek operatör tarafından yapıldı. Çalışmaya alınan tüm bireylerin vucut kompozisyonları ve sıvı fazlalığı (hipervolemi) ile ilgili parametreleri biyoimpedans cihazıyla (Fresenius marka BCM, Germany cihazı ile) değerlendirildi. Bakılan parametrelerden sadece bel çevresi gruplar arasında farklı idi.Arteriyel sertlik için Mobilograph ile yapılan ölçümler PWV ortancaları hipertansiyon hastalarında 7,0 m/s,kontrol grubunda 5.95 m/s bulundu. PWV, Alx Ap değerleri hasta ve kontrol grubları arasında fark istatistiksel olarak anlamlı olarak bulundu. Yine her iki grup arasındaki kan basıncı değerleri de iki grup arasında istatiksel olarak farklı idi. Sıvı ölçümlerinin karşılaştırılmasında hipertansiyon hastalarının kontrol grubuna göre sıvı fazlalığı saptanmadı. NDH ile vucut kompozisyonunun korelasyonuna bakıldığında total vucut sıvısı, intrasellüler vucut sıvısı, yağsız doku kitlesi arasında anlamlı, orta ve ters yönlü ve over hidrasyon arasında anlamlı, orta ve pozitif yönlü bir korelasyon mevcuttu.Sonuç: Hipertansiyon hastalarında arteriyel sertlik parametreleri yüksek çıkmakta, arteriyel sertliğinde bel çevresi fazla olan hastalarda belirgin olduğu gözlenmektedir.Anahtar Kelimeler: Hipertansiyon, PWV, AIx, arteriyel sertlik, vücut kompozisyonu

AterosklerozHipertansiyonKalp hızı+2
Zekeriya Kılıç
Adnan Menderes University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine başvuran 65 yaş ve üstü hastaların değerlendirilmesi

Acil servislerde yaşlı hastaların tanı ve tedavisi zordur. Çünkü yaşlı hastaların genellikle birden fazla sayıda hastalığı vardır ve bu hastalardan alınan anamnezler genellikle doğru değildir, çünkü çoğu hastada demans gelişmiştir ve çoğu hasta kendi kullandığı ilaçları tam olarak bilemez. Bu nedenle acil servislerde yaşlı hastaların tanı ve tedavisi kolay değildir. Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisine başvuran yaşlı hasta profilini çıkarmak bu açıdan önem kazanmaktadır. Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisine 1 Ocak?31 Aralık 2012 tarihleri arasında başvuran 65 yaş ve üzerindeki hastaların sosyodemografik verileri, tanıları, yatış yapılan servisler ve ölüm oranları geriye dönük olarak hasta dosyalarından kaydedildi. Bütün başvuruların %19,96'sı geriatrik yaş grubundaydı. Bunların %36,68'i yatırılarak tedavi edildi. Genel ölüm oranı %9,84 olurken, yatırılarak tedavi edilen hastalarda %16,56, ayaktan tedavi edilenlerde %6,01 oldu. Acil Servis Gözlem Odası, Dahiliye, Kardiyoloji ve Genel Cerrahi bölümleri en fazla yatış yapılan servisler oldular. Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisine başvuran yaşlı hasta sayısının fazla olması, acil servis ekibinin yaşlı hastalar konusunda bilgi sahibi olmasını zorunlu hale getirmektedir. Genç hastalarda da benzer bir çalışma yapılması, daha sağlıklı bir karşılaştırma olanağını sunacaktır.Anahtar Kelimeler: Geriatrik hasta, acil servis, yatış, ölüm oranı.

Acil servisGeriatriHastaneye yatırma+2
Aykut Akseli
Adnan Menderes University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise göğüs ağrısı şikayeti ile başvuran ve yatışı yapılan hastalarda perfüzyon indeksi

Acil Servise Göğüs Ağrısı Şikayeti İle Başvuran Ve Yatışı Yapılan Hastalarda Perfüzyon İndeksi Ölçümü Acil servise başvuran hastalarda vital parametrelerin takibi son derece önemli ve yol göstericidir. Vital bulgular arasında arteriyel tansiyon, nabız, solunum sayısı, vücut sıcaklığı ve pulse oksimetre ölçümü yeralmaktadır. Vital bulgular gibi hastaların genel durumu hakkında ve takibinde perfüzyon indeksi ölçümünün acil hekimine faydalı veriler sunabileceği düşünülmektedir. Bu yöntemler içerisinde de invaziv olmayan yöntemler günlük kullanımda tercih edilmektedir. Perfüzyon indeksi ölçümü de invaziv olmayan yöntemler arasındadır. Perfüzyon indeksi parmağa takılan probdan infrared sinyaller göndererek periferal kanın pulsatil komponentinin pulsatil olmayan komponente oranı olarak hesaplanır. Hastanın kardiyak output'u ve hemodinamisi hakkında bilgi vermektedir. Çalışmamızda acil servise göğüs ağrısı ile başvuran ve yatışı yapılan 18 yaş ve üzeri hastalarda perfüzyon indeksi ölçümü yapılmıştır. Karşılaştırma yapabilmek için sağlıklı gönüllülerde de perfüzyon indeksi ölçümü yapılmıştır. Hasta grubunda ve kontrol grubunda ölçülen perfüzyon indeksi değerlerinin ortalamaları hesaplanmıştır. Çalışmamızda kontrol grubu ile hasta grubu arasında perfüzyon değerleri açısından anlamlı fark saptanmıştır. Analiz sonuçlarına göre kontrol grubunun perfüzyon indeksi ortalaması 5,078 ve hasta grubunun perfüzyon indeksi ortalaması 3,828'dir. Çalışmamızda kontrol grubunun perfüzyon indeksi ölçümlerine göre kritik perfüzyon indeksi değerinin (cutoff değeri) hesaplaması yapılmıştır. Kritik perfüzyon indeksi değeri 3.9 olarak hesaplanmıştır. Bu sonuca göre perfüzyon indeksi 3.9 değerinin altında olan kişiler düşük perfüzyon indeksine sahip kişiler olarak değerlendirilmektedir. Çalışmamızda akut hastalıklarda ve ciddi hastalıklarda perfüzyon indeksi değerleri kontrol grubuna göre oldukça düşük saptanmıştır. Akut koroner sendrom tanısı alan hastalar troponin değerlerine göre karşılaştırıldığında troponin pozitif ve troponin negatif hastaların perfüzyon indeksi değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır. Çalışmamızda elde edilen veriler doğrultusunda kritik hastaların değerlendirilmesinde perfüzyonun noninvaziv bir göstergesi olarak periferal perfüzyon indeksinin kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Göğüs ağrısı, Acil servis, Perfüzyon indeks, Ciddi hastalıklar

Acil servis-hastaneAğrıGöğüs ağrısı+3
İsmail Murat Ok
Adnan Menderes University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Parasetamol intoksikasyonunda renal ve karaciğer hasarını önlemede amifostinin rolü

Parasetamol tüm dünyada pediatrik ve erişkin grupta yaygın bir şekilde kullanılan ağrı kesici ve ateş düşürücü bir ajandır. Kullanım yaygınlığı ile paralel toksik dozda kullanımı da yaygın olup, toksikasyonlarında karaciğer ve böbrek hasarına sebep olabilen morbidite ve mortalite sebebidir. Biz bu çalışmada parasetamol intoksikasyonlarında tedavide etkinliği ispatlanmış ve tüm dünyada kabul gören tedavi algoritması olan N-Asetilsistein ile Kemoterapik ilaçların ve radyoterapinin yan etkilerini azalttığı bilinen ve parasetamol intoksikasyonlarında hali hazırda antidot olarak kullanımı olmayan Amifostin'i deneysel olarak parasetamol intoksikasyonu modeli oluşturarak kıyaslamak istedik. Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlara göre parasetamol intoksikasyonunda amifostin ve N-Asetilsistein'in kombine tedavisinin standart tedavi olan N-Asetilsistein'e üstün olduğu görülmüştür. Çalışmamızı destekleyecek gerekli klinik çalışmalar yapıldığı takdirde gelecekte Amifostin ve N-Asetilsistein kombinasyonunun parasetamol intoksikasyonunda daha etkin bir tedavi modeli olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.

AmifostinAnaljeziklerAntiinflamatuar ajanlar-nonsteroid+7
Fatih Türkmen
Adnan Menderes University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran gastrointestinal sistem (GİS)kanamalı hastalarda GGK,PT-APTT'nin etkinliğinin retrospektif incelenmesi

Üst GİS kanama trietz ligamentinin proksimalinden kaynaklanan ve sıklıkla gastrik, duedonal ülsere bağlı kanamalardır. Ağızdan kan gelmesi, dışkıda kan görülmesi veya dışkı renginde siyahlaşma şikayeti ile başvuran hastalarda üst GİS kanaması dışlanması gereken önemli bir mortalite ve morbidite sebebidir. Alt GİS kanama trietz ligamentinin distalinden kaynaklanan kanamalardır. Üst GİS kanamalar gibi alt GİS kanamalarda acil tıpta sık karşılaşılan bir problemdir ve aksi ispat edilmedikçe hayatı tehdit edici bir durumdur. Bu tezde acil servise GİS kanama semptomları ile başvuran ve endoskopik incelemesi yapılan hastalarda bakılan GGK ve PT, APTT, INR değerlerinin etkinliğini retrospektif incelenme ile belirlemeye çalıştık. Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisine GİS kanama şikayeti ile 1 Ağustos 2012-1 Ağustos 2013 tarihleri arasında başvuran 18 yaş ve üzeri 274 hasta (105'i kadın, 169'u erkek) çalışmaya alındı. Hastaların 22'si üst GİS kanama melena+, 19'u üst GİS kanama endoskopi + melena -, 81'i üst GİS kanama endoskopi + melena +, 11'i üst GİS kanama klinik tanı, 23'ü alt GİS kanama, 13'ü crohn – ülseratif kolit ve 105'i GİS kanama olmayan diğer grup hastalardı. Çalışmaya alınan hastalarda GİS kanama saptanan grupta erkek cinsiyet hakim iken GİS kanama olmayan diğer tanı grubunda cinsiyet farkı yoktu. GİS kanama ve yaş grupları arasındaki ilişki incelendiğinde hastalar daha çok 70-79 yaş grupları arasındaydı. GGK testinin duyarlılık % 83.91, seçicilik %78.26, PPV %92.30, NPV %61.10 olarak hesaplanmıştır. İstatistiksel olarak incelendiğinde GGK ile GİS kanama arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur(p:<0.05). PT testinin duyarlılığı %19.37, spesifitesi %84.14, PPV %70.45, NPV %34.84 olarak saptanmıştır. PT ve GİS kanama arasındaki ilişki incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p=0.97).APTT nin GİS kanamalarını tespit etmede duyarlılığı %14.19, spesifitesi %89.02, PPV %71.87 ve NPV'i %34.43 olarak bulunmuştur. APTT ve GİS kanama arasındaki ilişki incelendiğinde istatistiksel bir anlamlılık bulunmadı (p=0.30). INR testinin duyarlılığı %26.25, NPV'si %32.95 olarak tespit edilmiştir. INR ve GİS kanama arasındaki ilişki incelendiğinde istatistiksel bir anlamlılık bulunamadı (p=0.83). RT değerinin duyarlılığı %79.61, özgüllüğü %92.30, PPV %96.89, NPV'i %60 olarak tespit edilmiştir. RT testi ve GİS kanama arasındaki ilişki incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Hemoglobin değerlerine istatistiksel olarak bakıldığında aradaki fark anlamlı bulunmadı (p=0.13).Trombosit değerlerine istatistiksel olarak bakıldığında aradaki fark anlamlı bulunmadı (p=0.71). Sonuç olarakAcil servislere GİS kanama ile başvuran hastalarda GGK testinin istenmesi GİS kanama tanısını desteklemekte ancak dışlama amacı ile kullanılması uygun gözükmemektedir. Acil servislerde GİS kanama düşünülen hastalarda rutin olarak PT, APTT, INR testinin istenmesi hasta yönetimine katkıda bulunmamaktadır. Bu test değerlerini yükseltecek etmenlerin olduğu hastalarda çalışılması daha uygun gözükmektedir. RT muayenesinin sonuçları endoskopi sonuçlarını desteklemektedir. GİS kanama şüphesi olan tüm hastalara RT muayenesinin yapılması doğru ve acil hekimini tanıya götüren bir yaklaşım olabilmektedir. Anahtar kelimeler: GİS kanama, acil servis, PT, APTT, INR, GGK, RT, Endoskopi

Acil servis-hastaneAcil tıpGastrointestinal hastalıklar+4
Ekim Sağlam Gürmen
Adnan Menderes University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut arter oklüzyonu modelinde perfüzyon indeksi etkinliğinin değerlendirilmesi

Perfüzyon indeksi parmağa takılan probdan infrared sinyaller göndererek periferal kanın pulsatil komponentinin pulsatil olmayan komponente oranı olarak hesaplanır. Hastanın kardiyak output'u, hemodinamik durumu ve periferik perfüzyonu hakkında bilgi vermektedir. Aynı zamanda ucuz, non-invaziv ve yatak başı bir yöntemdir. Bu özellikleri ile pek çok klinik durumda kullanım imkanı vardır ve yeni araştırmalar yapılmaktadır. Arter oklüzyonu gerek aterosklerotik damar hastalıkları gerekse travmalar ve kompartman sendromları gibi dışarıdan bası yapan etmenler ile oluşur ve acil tıp kliniklerinde seyrek olmayan bir başvuru nedeninidir. Çalışmamıza Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisine 1 Ocak-1 Mart 2015 tarihleri arasında başvuran 18 yaş üzeri sağlıklı gönüllüler dahil edildi. Hastaların kayıt edilebilmesi için olgu rapor formu hazırlandı ve geliş TA ve PI değerleri ile değişik oklüzyon durumlarındaki TA ve PI değerleri aşağıda anlatıldığı şekilde bu formlara kaydedildi. Çalışmamıza 68 (%54,40) kadın ve 57 (%45,60) erkek olmak üzere toplam 125 sağlıklı gönüllü dahil edilmiştir. Çalışmaya alınan gönüllülerin herhangi bir periferik arter damar hastalığının olmadığını ispatlamak için hastaların ABI (Ankle-Brachial Index) değerleri ölçüldü ve ABI>1 olanlar çalışmaya dahil edildi. Çalışmamızda akut arter oklüzyonu modeli oluşturabilmek için ekstremitelerine uygun tansiyon manşonları kullanarak bazal tansiyon değerleri tesbit edildi. Manşon bu bazal tansiyon değerinin 1/3'ü kadar şişirildi ve PI ölçümü yapıldı. Sonra bazal değerin 1/2 değerince şişirildi ve diğer PI ölçümü yapıldı. Son olarak bazal tansiyon değerinin üzerinde olacak şekilde (tam oklüzyon) şişirildi ve ölçüm alındı. Hastalar gelişlerinde ve her bir ölçüm arasında 10 dk dinlendirildiler. Çalışmaya alınan tüm gönüllüler içerisinde ortalama yaş 32, sistolik ortalama arteryal basınç 110 mmhg, diyastolik ortalama arteryal basınç 76 mmhg, ortalama pulse değeri 95, solunum sayısı 23 olarak saptanmıştır. Çalışmaya katılan kadın gönüllülerin yaş ortalaması 30, erkek gönüllülerin yaş ortalaması da 36 olarak saptanmıştır. Böylece kadın ve erkek gönüllüler arasında perfüzyon indeksi ölçümünü etkileyecek büyük bir yaş ortalaması farkı da olmadığı gösterilmiştir. Çalışmaya alınan bütün gönüllüler arasında PIgeliş ortalaması 4,2, PI10.dk ortalaması 3,2, PI20.dk ortalaması 2,5, PI30.dk ortalaması 0,7 olarak saptanmıştır. Çalışmamızda PI geliş, diğer üç ölçümle, PI10.dk diğer üç ölçümle, PI20.dk diğer üç ölçümle, PI30.dk diğer üç ölçümle karşılaştırılmış ve birbirlerinden istatiktiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. Çalışmamızda elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde manşon basınçlarının artması ile birlikte perfüzyon indeksi mean değerlerinin azaldığı tesbit edildi. Bu değişimler analiz edildiğinde oluşan farklar istatistiksel olarak anlamlı idi. Oluşturduğumuz modelde PI, azalan perfüzyonu her üç basınç düzeyinde de tespit edebilmiştir. Perfüzyon indeksi ölçümü yatakbaşı kolay uygulanabilir bir yöntem olarak acil kliniklerine başvuran ve arteryal oklüzyondan şüphelenilen hastaların tespiti ve/veya takibi için kullanılabilecek bir yöntem olarak görünmektedir.

Acil servis-hastaneArteryel oklüzif hastalıklarKalp hızı+2
Songül Özkan Güneş
Adnan Menderes University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste takip ve tedavi edilen parasetamol intoksikasyon vakalarının geriye dönük incelenmesi

Parasetamol zehirlenmesi, ilaç alımı vakalarında en sık karşılaşılan etken olması, mortalite ve morbiditesinin yüksek olması nedeni ile acil tıp pratiğindeki önemini korumaktadır. Acil tıp uzmanlarının parasetamol aşırı dozu etkilerini ve hasta yönetimini iyi kavramış olması bu açıdan hayati önem farzetmektedir. Bu çalışma ile parasetamol alımı ile acil servise başvuran ve acil servis bünyesinde takip ve tedavi edilen hastaların dosyaları incelenerek, hastaların demografik özelliklerinin ve dağılımlarının belirlenmesi, klinik bulguları, yoğun bakım ihtiyacı, hastanede kalış süresi, mortalite, mortaliteyi etkileyen faktörlerin araştırılması amaçlanmaktadır. Çalışma kapsamında Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim Araştırma ve Uygulama Hastanesi Acil Servise 01/04/2013-01/04/2015 tarihleri arasında ilaç alımı şikayetiyle başvuran veya başka bir sağlık kurumundan sevk edilen ve yatırılarak takip ve tedavi edilen hastaların dosyaları retrospektif olarak incelendi. Hastaların yaş, cinsiyet, maruz kalma şekli, maruz kaldığı miktar, uygulanan dekontaminasyon, klinikte yattığı süre, yoğun bakım yatışı yapılıp yapılmadığı, uygulanan antidot tedavisi gibi demografik ve klinik değişkenler ile hastaneye başvuru anındaki ve taburculukta bakılan rutin laboratuvar tetkik sonuçları olgu rapor formlarına kaydedildi. Çalışmamıza 34'ü kadın (%77,3) ve 10'u erkek (%22,7) olmak üzere toplamda 44 hasta dahil edildi. hastaların 29 (%65,9)'unun Acil Servis Gözlem Ünitesinde, 15 (%34,1)'inin Acil Yoğun Bakım Ünitesinde takip edildiği tespit edildi. Ortalama parasetamol alım miktarı Acil Gözlem Ünitesinde yatan hastalarda 5351 mg, Yoğun Bakım Ünitesinde yatan hastalarda 15013 mg saptandı, iki grup arasında anlamlı farklılık mevcuttu (P:0,000). Ortalama yatış süresi Acil Gözlem Ünitesinde yatan hastalarda 1,55 gün, Yoğun Bakım Ünitesinde yatan hastalarda 2,93 gün saptandı, iki grup arasında anlamlı farklılık mevcuttu (P:0,000). Takip edildikleri servise göre ikiye ayrılan hastalar antidot uygulaması açısından karşılaştırıldığında, antidot uygulanma oranı Gözlem Ünitesinde takip edilen hastalarda %41,4 (n:12), yoğun bakım ünitesinde takip edilen hastalarda %93,3 (n:14) saptandı. İki grup arasında antidot uygulanma oranı açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (P:0,003). Çalışmamızdaki hasta grubunun 26 (%59,1)'sının antidot tedavisi aldığı, 18 (%40,9)'sının ise herhangi bir antidot tedavisi almadığı görüldü. Antidot tedavisi uygulanan hastalar ile uygulanmayan hastalar rutin laboratuvar tetkikleri açısından karşılaştırıldığında antidot tedavisi alan hastalarda çıkış INR değerinin ortalama 1,05 (±0,13), antidot tedavisi almayan grupta ise 1,14 (±0,14) olduğu saptandı. İki grup arasında çıkış INR değerleri açısından anlamlı farklılık mevcuttu (P:0,042). Diğer rutin laboratuvar tetkikleri açısından iki grup arasında bir farklılık saptanmadı. Sonuç olarak parasetamol alımı olan hastalarına acil servis başvurusunda yapılan rutin laboratuvar tetkiklerinin hastanın prognozu hakkında bilgi vermediği görüldü. Hastaların değerlendirilmesinde laboratuvar tetkiklerinden ziyade acil uzmanlarının klinik değerlendirmesinin hastanın prognozu ve yönetimi açısından daha değerli bilgi verdiği görülmüştür.

Acil servis-hastaneAcil tıpAcil tıp servisleri+5
Kıvanç Karaman
Adnan Menderes University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servisten yatırılan travma hastalarında atlanan tanılar

Amaç ve hipotez: Yoğun acil servislerde travma bakımı stabil olmayan hastalarda tıbbi hataları da beraberinde getirmektedir. Çalışmamızın amacı Türkiye'de 1. seviye travma merkezi olan bir acil serviste travma nedeniyle yatırılan hastalarda atlanan tanıları, nedenlerini, bu atlanan tanılara bağlı oluşan klinik olumsuz durumları tespit edip bunların azaltılması için acil servis çalışanlarına ve denetçilerine önerilerde bulunmaktır. Yöntem: Çalışmada acil servise travma nedeniyle başvuran hastalar acil servis asistan hekimi ve acil servis hekimi gerek gördüğünde konsültan hekim tarafından değerlendirilmiştir. Tespit edilen yaralanmalar olgu formlarına kaydedilmiştir. Hasta yatırıldığı serviste tedavisi tamamlanıp taburcu edildikten sonra dosyası tekrar incelenip olgu formunda belirtilen yaralanmaların dışında ek bir yaralanma tespit edilip edilmediği araştırılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza toplam 515 travma nedeniyle acil servise başvurupda hastaneye yatışı yapılan hasta dahil edildi. 515 hastadan 20(%3,9)'sinde atlanan tanı vardı. Atlanan tanıların %65'i kas- iskelet sistemiyle ilgiliydi. Atlanan tanısı olan hastalarda klinik açısından %95'inde yetersiz klinik değerlendirme mevcutken atlanan tanılı olguların %70'inde radyolojik açıdan yapılan görüntülemelerinde radyolojik raporda gecikme veya hatalı raporlama yaşanmış. Sonuç: Hızlı ve güvenilir radyolojik destek alan multidisipliner bir travma ekibinin müdahalesiyle travma hastalarında atlanan tanı oranlarının gerileyeceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Acil servis, atlanan tanılar, travma.

Acil servis-hastaneAcil tedaviAcil tıp+3
Serhat Örün
Adnan Menderes University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kan üre azotu (BUN)/ kreatinin oranının ve ortalama trombosit hacmi (MPV)'nin üst gastrointestinal sistem (GİS) kanamasında mortalite ve morbidite üzerine etkisinin karşılaştırılması

Üst GiS kanama trietz ligamentinin proksimalinden kaynaklanan ve sıklıkla gastrik, duedonal ülsere bağlı kanamalardır. Ağızdan kan gelmesi, dışkıda kan görülmesi veya dışkı renginde siyahlaşma şikayetiyle başvuran hastalarda üst GiS kanaması, dışlanması gereken önemli bir mortalite ve morbidite sebebidir. Bu tezde acil servise GiS kanama semptomları ile başvuran ve endoskopik incelemesi yapılan hastalarda BUN/Kreatinin oranının ve MPV değerinin ve morbidite üzerindeki etkileri karşılaĢtırılacaktır. Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Acil Servis'e 1 Ocak 2013 - 1 Ocak 2015 tarihleri arasında üst GIS kanama semptomlarıyla başvuran ve daha sonra endoskopik inceleme yapılan toplam 141 kişi çalışmaya dahil edildi. ÇalıĢmaya alınan hastalarda erkek hastaların sayısı kadınlardan fazlaydı. GiS kanama ve yaş grupları arasındaki ilişki incelendiğinde hastalar daha çok 70-80 yaş aralığındaydı. MPV değerinin üst GıS kanama tanılı hastalarda mortalite yada morbiditeyi belirlemede anlamlı olmadığı görüldü. BUN/Cre oranının 30'un üstünde olmasının hem aktif kanama olasılığının saptanmasında hem de mortalite ve morbiditeyi anlamlı arttırdığı saptandı. Sonuç olarak acil servislere GiS kanama semptomlarıyla başvuran ve böbrek yetmezliği olmayan hastalarda geliş BUN/Cre oranının hesaplanmasının takip ve tedavi planında faydalı bir yaklaşım olabileceği görülmektedir.

Gastrointestinal hemorajiHemorajilerKan trombositleri+4
Burçak Kantekin
Adnan Menderes University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Noninvaziv CVP ölçüm yöntemlerinin kıyaslanması

Kritik hastaların değerlendirilmesinde intravasküler volüm durumunun belirlenmesi çok önemlidir. Çalışmamızda ultrasonografik noninvaziv santral venöz basınç ölçüm yöntemlerinden olan internal juguler ven çap, alan ve yükseklik ölçümü; vena cava inferior kollapsibilite ölçümü; triküspid kapak akım hızları ölçümü ve sağ ventrikül çıkım yolu fraksiyonel kısalma ölçüm yöntemlerinin invaziv santral venöz basınç değeri ile kıyaslanması amaçlandı. Hipotez olarak, yatak başı yapılan ölçümlerle elde edilen verilerin invaziv santral venöz basınç değerini yansıtabileceği düşünüldü. Çalışmamız Ocak 2015-Ocak 2016 tarihleri arasında Acil Tıp Anabilim dalında subklavyen veya internal juguler vene santral venöz katater yerleştirilmiş olan 18 yaş üzeri 81 hasta üzerinde yapıldı. Ultrasonografik olarak internal juguler ven ekspriyum ve inspriyum çapları, alanı ve yüksekliği; vena cava inferior ekspriyum ve inspriyum çapları ve kollapsibilite indeksi; triküspid kapak erken sistolik ve diyastolik akım hızları ve sağ ventrikül çıkım yolu fraksiyonel kısalma miktarı ölçüldü. Her bir yöntem sonucunda bir santral venöz basınç değeri tahmininde bulunuldu. Daha sonra invaziv santral venöz basınç değeri ölçülerek kıyaslama yapıldı. Hastaların 27'si (%33,3) kadın, 54 (%66,7) erkekti. Yaş ortalaması 68,58±13,33 olarak hesaplandı. İnspriyum ve ekspriyumdaki internal juguler ven çapları, ekspriyumdaki vena cava inferior çapı ve internal juguler ven yükseklik ölçümlerinin invaziv santral venöz basınç ile korele olduğu tespit edildi. Kritik hastalarda volüm durumunun değerlendirilmesinde, ultrasonografi ile noninvaziv olarak yapılan internal juguler ven ve vena cava inferior ölçüm yöntemlerinin kullanılabileceğini saptadık.

Kan basıncıKan basıncı monitörleriSantral venöz basınç+3
Yunus Emre Özlüer
Adnan Menderes University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise intihar girişimi ile başvuran hastaların sosyo-demografik özelliklerinin incelenmesi ve beck skorlarının acil serviste kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi

İntihar girişimi tarihin her sahnesinde karşımıza çıkan ve günümüzde de varlığını devam ettiren, kişisel bir eylem gibi görünmesine karşın neden ve sonuçlarıyla toplumsal bir eylemdir. Sık karşılaşılan bu eylemin tanı ve takipleri genellikle acil servislerde yapılmakta ve hastaların büyük bir kısmı acil servisten taburcu edilmektedir. Çalışmamızda Adnan Menderes Üniversitesi Acil Servisi' ne 1 Ocak 2015- 1 Ocak 2016 tarihleri arasında intihar girişimi nedeniyle başvuran olguların sosyo-demografik özelliklerinin belirlenmesi ve Beck Skorlarının acil serviste kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı nitelikteki bu prospektif çalışmaya acil servise suisidal girişim ile başvuran 159 kişiden 118'i alınmıştır ve sosyo-demografik veri formu ile birlikte Beck depresyon, anksiyete, umutsuzluk ve intihar düşüncesi ölçekleri doldurulmuştur. Çalışmamızda intihar girişiminde bulunan bireylerin %39'unun 25-34 yaş grubunda ve %67.8'inin kadın olduğu görülmüştür. İntihar girişiminde bulunan kadınların %63.8'i evli ve %31.3'ü ilkokul mezunu ve %71.3'ü gelir getiren bir işte çalışmamaktadır. %37.4 ile en fazla yaz mevsiminde görülene intihar girişimlerinin büyük çoğunluğu ilaç alımı şeklindedir. İntihar girişiminde bulunan bireylerin aile yapılarına bakıldığında %45.8'i alt gelir düzeyine sahip, %44.1'inin eşi ve çocuklarıyla yaşadığı, %25.4'ünün kendi ailesiyle yaşadığı, %28'inin genel olarak aile ile uyumlu olduğu ancak %25.4'ünün aile ile sürekli çatıştığı görülmüştür. Daha önce psikiyatrik hastalık tanısı aldığı belirtilenlerin oranı % 39'dur ve %7.6'sında ailede de ruhsal hastalık öyküsü olduğu görülmüştür. Çalışmamızda erkeklerin %81.6'sının, kadınların %81.9'unun bir sosyal uğraşı olmadığı ve bu bireylerin %36.4'nün gelecekle ilgili bir planı olmadığı, %37.4'ü alkol ve madde kullanımı olduğu ve kadın hastaların %41.3'ünde, erkek hastaların %50'sinde daha önce suisidal girişim öyküsü bulunduğu görülmüştür. Çalışmaya alınan 76 kişiye (%64.4) taburculuk sonrası poliklinik kontol önerilmiş ve 42 kişiye (%36.6) yatış ya da psikiyatri servisinde yer bulunmadığı durumlarda sevk önerildiği tespit edilmiştir. Çalışmaya alınan bireylerde bakılan Beck ölçekleri değerlendirildiğinde Beck Depresyon Ölçeği ve Beck İntihar Düşüncesi Ölçeğinin anlamlı sonuçlar verdiği ancak psikiyatri ile konsülte etmeden taburculuk kararı vermede zayıf ilişki olduğu söylenebilir. Günümüzde toplum içerisinde kritik öneme sahip intihar girişimlerinin en aza indirilebilmesi için koruyu ve önleyici yaklaşımlar için projelere gereksinim olduğu görülmektedir.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriBeck Depresyon Ölçeği+3
Alev Peker Seçim
Adnan Menderes University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste hasta ve hasta yakınlarına göre sağlıkta şiddet

Çalışmamızda acil servisten sağlık hizmeti almış hasta ve hasta yakınlarının bakış tarzı ile sağlıkta şiddetin nedenleri tespit edilmeye çalışılarak,sağlık sisteminin,uygulayıcılarının halkın bakış tarzı ile eleştirilerinide görünür kılabilmek ve gösterebilmek için yapılmış kesitsel bir çalışmadır.Anketler hasta ve hasta yakınlarına verilip doldurmaları rica edilerek bilgileri gizli tutularak gerçekleştirilmiştir.Bu çalışmayla amacımızsağlıkta şiddetin nedenlerini halkın gözü ile değerlendirerek, bu büyük problemin çözümüne katkı sağlamaktır. Çalışmamıza katılanların %45.2 si kadın %54.8 erkekti.Tartışma yaşayanların %50.6sı erkek,%49.4 kadındır.Tartışma yaşayanların %57,8 20-29 yaş arasıydı.Bunu 30-39 yaş arası takip etti.Tartışma yaşayanların%49.4 evliydi.Meslek durumuna göre tartışma yaşayanların çoğunluğu %31.3 ile serbest meslek,%28.4 işsiz,%25.3 ile memurlar oluşturmaktadır.Tartışma yaşayanların %45.8 i asgari ücretliydi.Diğer çoğunluğu ise 1000-2000 tl arası geliri olanlar %27.7 ile oluşturdu. Eğitim düzeyine göre inceleme yaptığımızda tartışma yaşayanların çoğunluğunu üniversite ve yüksek lisans mezunları oluşturdu (%65.1). Sağlıkta şiddetin nedenlerini sorduğumuzda ankete cevap verenlerin çoğunluğu (%60.3) personelin kaba davranmasını neden olarak gösterdi.Bekleme%74,1 ile en sık işaretlenmiş neden olarak gösterildi. Hasta ve yakınlarının sabırsız ve stresli olması %55,3 tedavi memnuniyetsizliği %33, muayenede ihmal %30,2,sağlık çalışanlarının hastalara yeterli ilgi göstermemesi %28,9,muayene önceliğinde adaletsizlik%25,4 olarak değerlendirilmiştir.Sağlık çalışanlarının hastadan çok prosedürle uğraşması %24,9 olarak değerlendirilmiştir.Konsultan hekimin geç gelmesi %24,4'tür.Yardımcı personel yetersizliği %24.4,kötü haber alma%23,6,sağlık kurumunun yetersizliği %19,5. Aciliyeti olmayan taleplerin sağlık çalışanları tarafından reddi %14,5 olarak değerlendirilmiştir. Şiddetin artmasıyla ilgili görüşler alındığında hoşgörü eksikliği %53,8 olarak değerlendirilmiştir. Sağlık politikaları %52,toplumda eğitim ve kültürel sorunlar %43,2,görevini kötüye kullanan sağlık çalışanları %40,4 olarak değerlendirilmiştir. Siyasetçilerin popülist açıklaması %37,8 toplumun hasta haklarını yeterince bilmemesi %37,8 hekim ve sağlık çalışanlarının itibarını zedeleyen yayınlar %36,3 olarak değerlendirilmiştir. Ekonomik sorunlar %34,8 toplumsal beklentilerin artması%33,5,otorite ve hukuk boşluğu %29,7 olarak değerlendirilirken, toplumda inanç ve değerlerde aşınma%20,8 olarak değerlendirilmiştir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAcil tıp servisleri+5
Güneri Kuruöz
Adnan Menderes University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Organofosfat ve karbamat içeren insektisid maruziyeti ile acil servise başvuran hastaların serum asetilkolinesteraz düzeyleri ile klinik seyir ve mortaliteleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

AMAÇÇalışmamızın amacı, 1993-2007 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (DEÜTF) Acil Servisine (AS) organofosfat ve karbamatlı insektisidlere maruz kalarak başvuran hastaların serum asetilkolinesteraz (AChE) düzeyleri ile klinik seyir ve mortaliteleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir.YÖNTEMGeriye dönük, kesitsel ve analitik araştırmamızda, DEÜTF ilaç ve zehir danışma merkezi (ZDM) kayıtlarından, 1 Haziran 1993 ile 31 Haziran 2007 tarihleri arasında DEÜTF AS'e başvuran organofosfat ve karbamatlı madde alımlarının protokol numaraları ile hastane arşivinde bulunan dosyalarına ulaşıldı. Olguların demografik özellikleri, alınan insektisid tipleri, zehirlenme nedenleri, klinik belirti ve bulguları, serum AChE düzeyleri, mekanik ventilasyon gereksinimleri, gelişen komplikasyonlar ve sonuç verileri değerlendirildi. Tüm veriler çalışma için hazırlanmış standart bilgi formlarına, daha sonra bir veri tabanı programına kaydedildi. İstatistiksel analizde ki-kare ve t-testi kullanıldı.BULGULARÇalışmaya 108 hasta dahil edildi. Olguların genel yaş ortalaması 34.1±18.6 ve erkek/kadın oranı 1.57 idi. Mekanik ventilasyon uygulanan olguların serum AChE düzeyi ortalamaları, mekanik ventilasyon uygulamasına gerek duyulmayan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı oranda düşük idi (1103.90 ± 1718.92, 3843.55 ± 3680.44 IU/L, p<0.01, sırasıyla). Komplikasyon gelişen olgularda serum AChE düzeyi ortalaması, komplikasyon gelişmeyen gruba göre istatistiksel olarak anlamlı oranda düşük bulundu (735.66 ± 985.81, 3589.95 ± 3613.61 IU/L, p<0.01, sırasıyla). Ölen olguların serum AChE düzeyi ortalamaları, ölüm gelişmeyenlerinkine göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük idi (637.50 ± 502.55, 3369.46 ± 3562.56 IU/L, p<0.01, sırasıyla).SONUÇOrganofosfat ve karbamatlı insektisidlerle zehirlenmelerde serum AChE düzeyi, mekanik ventilasyon uygulanan, komplikasyon ve ölüm gelişen olgularda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük idi. Organofosfat ve karbamatlı insektisid zehirlenmelerinde, serum AChE düzeyi klinik seyir ve mortaliteyi değerlendirmek için yararlı bir parametre olarak kullanılabilir.ANAHTAR KELİMELEROrganofosfat ve karbamatlı insektisid zehirlenmeleri, asetilkolinesteraz, mortalite.

AsetilkolinesterazKarbamatlı pestisitlerOrganofosfat
Necip Kahraman
Dokuz Eylül University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ege bölgesinde yedi ildeki 100 hastanede st elevasyonlu miyokard enfarktüsü tedavi yaklaşımları

GİRİŞ ve AMAÇTüm dünyada acil servis başvurularının ve mortalite ve morbiditenin en önemli nedeni akut koroner sendromlardır (AKS). Türkiye'de kalp damar hastalıklarına bağlı ölümler tüm ölümlerin %47,7'sidir, ölüme neden olan ilk 10 hastalığa bakıldığında iskemik kalp hastalıklarına bağlı ölümler %21,7 ile birinci sıradadır. ST elevasyonlu miyokart enfarktüslü (STEMİ) hasta erken tanınıp tedavi edilmezse mortalite her 30 dakikada artmaktadır. Mortalite ve morbiditeyi azaltmak açısından STEMİ'de erken tedavi önemlidir. Bu çalışmada Ege bölgesi hastanelerinde STEMİ hastalarında uygulanan tedaviler, STEMİ'li hastaların sonuçlandırılması ve bunları etkileyen faktörleri araştırmayı amaçladık.METODÇalışmaya coğrafi olarak Ege bölgesi içinde sayılan İzmir, Manisa, Uşak, Muğla, Afyon, Aydın, Denizli ve Kütahya illeri ve bu illerin ilçelerindeki toplam 110 hastanede çalışan hekimlerin alınması planlandı. Çalışma formunda dolduran kişinin kurumu, uzmanlık alanı, yaşı, cinsiyeti, hastanede yoğun bakım ünitesi varlığı, perkütan koroner girişim yapılıp yapılamadığı, en yakın koroner anjiyografi ünitesine uzaklık, hastaların sonuçlanması (sevk yada yatış) ve uygulanan tedaviler sorgulandı. Hazırlanan çalışma formları çalışmaya alınan kurumlardaki hekimlere ulaştırıldı. Her kuruma acil servis sorumlu hekimi ve uzman konsültan hekim tarafından doldurulması için çalışma formu gönderildi.BULGULARToplam 182 adet çalışma formu dolduruldu. Tüm hastanelerin %69'u ilçelerde ve %31'i il merkezlerinde yer alıyordu. Hastanelerin %45'inde bir yoğun bakım ünitesi vardı. Hastanelerin %18'inde perkutan koroner girişim (PKG) yapılabiliyordu. Beş hastanede (%5) STEMİ'li hastalar için tercih edilen damar açıcı tedavi yöntemi direkt PKG idi. STEMİ'li hastaların %58'i sevk, %35'i yatış ve %7'i duruma göre sevk yada yatış şeklinde sonuçlandırılıyordu. Sevk yapılan kurumlardaki hekimlerin %60'ını pratisyen hekimler ve yatış yapılan kurumlarda ise %70'ini uzman hekimler oluşturuyordu.TARTIŞMAEge bölgesi hastanelerinde STEMİ'de uygulanan damar açıcı tedavi yönteminin büyük oranda fibrinolitik tedavi şeklinde olduğunu tespit ettik. Merkez hastanelerinde, yoğun bakım ünitesi ve konsültan uzman hekim bulunan hastanelerde fibrinolitik tedavi daha fazla uygulanmaktadır. Hastanede PKG yapılabilmesi fibrinolitik tedavi kullanılmasını etkilememektedir.STEMİ'li hastaların sonuçlandırılması da hastane yerleşimi, hastanede yoğun bakım ünitesi ve konsültan uzman hekim olup olmaması ve PKG yapılıp yapılamamasıyla değişmektedir.

Huriye Akay
Dokuz Eylül University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise göğüs ağrısı ile başvuran olgularda ağrı şiddeti ile akut koroner sendrom ve elektrokardiyografideki ST segmenti arasındaki ilişkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Göğüs ağrısı (GA) şikayeti acil servislere (AS) başvuruların en sık nedenlerinden birisidir. Göğüs ağrısı şikayeti ile başvuran olgularda erken müdahale edilmeyi gerektiren akut koroner sendrom (AKS) tanısını koymak her zaman mümkün olmayabilir. Bazı hasta grubunda tanıya gidilmesi için hastaların klinik veya elektokardiyografik (EKG) olarak izlemi gerekmektedir. Literatürde GA şiddeti ile EKG'de bulunan ST segment değişikliklerinin arasındaki ilişkiyi araştıran bir çalışma bulunamamıştır. Bu nedenle çalışmamızda, AS'te göğüs ağrısı olan hastaların GA şiddeti ile eşzamanlı EKG'de bulunan ST segmenti değişikliklerinin ilişkisini ve AKS olasılığını ortaya koymak amaçlanmıştır.GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma 15 Mayıs 2006 ile 15 Ağustos 2006 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmaya AS'e GA şikayeti ile başvuran ardışık onsekiz yaşından büyük hastalar alındı. Çalışmaya katılmayı kabul etmeyen, vital bulguları stabil olmayıp acil müdahale gerektiren, koopere ve oryante olmayan hastalar çalışmadan dışlandı.Hastaların ilk müdahaleleri yapıldıktan sonra, ilk başvuru anındaki ağrı düzeyleri, Nümerik Derecelendirme Ölçeği (NRS) ile sorgulandı ve başvuru ile GA'larının geçtiği andaki EKG'leri alındı. Çalışmaya alınan hastaların geliş ve GA'larının geçtiği anda çekilen EKG'lerinin ST segmentindeki değişiklikler, çalışmada bulunan ancak hasta bakımında bulunmayan bir acil tıp uzmanı tarafından incelendi. EKG'lerde en fazla ST segment değişikliği olan derivasyondaki değişiklik baz alındı ve izometrik çizgiye göre en az 0.5 milimetrelik oynama olması ?ST segmentinde değişiklik? olarak kabul edildi.Hastaların AS'e gelişlerinde, GA'nın şiddetini gösteren geliş NRS skorları ile EKG'deki ST segment değişikliği, AKS olasılığı ve troponin I düzeyleri arasındaki ilişkiler analiz edildi.BULGULAR:Çalışmaya alınan 232 hastanın, 129'u erkek (%55,6) olarak bulundu. Hastaların geliş NRS ortalamaları 5,5 ? 2,8 olarak saptandı. Çalışmadaki erkek ve kadın hastaların geliş NRS ortalamaları arasında (5,6 ? 2,9- 5,4 ? 2,7) istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı ( p=0.693).Acil servise geliş EKG'lerinin ST segmentinde değişiklik olmayan 136 hasta ile ST segmentinde değişiklik olan 96 hastanın NRS ortalaması sırasıyla 5,3(2,8 ve 5,7(2,8 olarak bulundu ( p=0.281).AKS tanısı alan 126 (%54,3) hasta ile AKS tanısı almayan 106 (%45,7) hastanın geliş NRS ortalaması sırasıyla 5,4(2,8 ve 5,5(2,9 olarak saptandı (p=0.853).SONUÇLARÇalışmamızda GA şikayeti ile gelen hastaların, GA şiddetini gösteren NRS ortalamaları ile geliş EKG'lerinin ST segmentinde anormallik olup olmaması ve AKS arasında bir ilişki saptanmadı. Bu nedenle AS'e GA nedeniyle başvuran hastalarda, ağrının şiddetini gösteren NRS skorlarının, AKS tanısı açısından prediktif değerinin olmadığını söyleyebiliriz.Çalışmamıza göre, AS'te hastaların GA siddetini sorgulamaya gerek yoktur.

Acil servisGöğüs ağrısı
Erhan Dedeoğlu
Dokuz Eylül University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda karaciğer yaralanmasına bağlı kontrolsüz kanamada, Terlipressin'in sağkalım ve abdominal kanamaya etkinliğinin değerlendirilmesi

AMAÇ:Kanamalar, travmaya bağlı yaralanması olan hastalarda ölüm ve sakatlığın önemli sebeplerinden birisidir. Buna karşın kontrolsüz hemorajik şok hastalarında en iyi sıvı tedavi yöntemi henüz tartışmalıdır. Karaciğer boyutu ve anatomik lokalizasyonu nedeniyle künt ve penetran travmalarda en sık yaralanan solid organdır. Bu çalışmada sıçanlarda karaciğer yaralanmasına bağlı kontrolsüz kanama tedavisinde, intravenöz bolus Terlipressin ve hemorajik şoka bağlı uygulamasının, kontrollü kristaloid sıvı tedavisiyle karşılaştırıldığında; abdominal kanamaya hemodinamik parametrelere etkisinin değerlendirilmesini amaçladık.GEREÇLER VE YÖNTEM:Çalışma için randomize olarak seçilen, ağırlıkları 250 ± 30 gr arasında değişen, 21 adet erkek Wistar albino ırkı sıçan kullanıldı. Sıçanlara anestezi uygulandıktan sonra standart karaciğer yaralanması için orta hat abdominal insizyon sonrası median ve sol lateral lobların yaklaşık %65'i bisturi insizyonu ile çıkartıldı. Cerrahi işlem sonrası kanama kontrolü için ek cerrahi girişim uygulanmadı, karın cildi sütüre edildi. Karaciğer yaralanmasından sonra sıçanlar her biri 7 sıçandan oluşan 3 gruba ayrıldı; 1. grup kontrol grubuydu ve karaciğer yaralaması sonrası, terlipressin bolus dozuyla aynı miktarda serum fizyolojik (SF) (500 µL) plasebo olarak verildi. Sonrasında ek sıvı veya ilaç uygulanmadı. 2. gruba karaciğer yaralaması sonrası bolus ringer laktat uygulandı, 3. gruba karaciğer yaralaması sonrası bolus Terlipressin (500 µL) uygulandı ve sonrasında 2. ve 3. gruplara ortalama arteriyel kan basıncı (OAB) 40mmHg'nın altına düşmeyecek şekilde ilave ringer laktat (RL) (2ml/kg/dk) verildi. İhtiyaç halinde sıvı uygulaması, sonraki 75 dakika boyunca devam ettirildi. Stabilizasyon periyodu sonunda ve karaciğer yaralanması itibariyle 30. ve 90. dk'larda veya deney sırasında ölen sıçanlardan ölüm anında heparinize enjektörlere arteriyel kan örnekleri alınarak (250 µL) arteriyel kan gazı, laktat düzeyi ve hematokrit düzeyleri ölçüldü. Deney sonunda ringer laktat ve terlipressinin abdominal kanamaya etkisini belirlemek için, peritoneal kavitedeki serbest kan pamuğa emdirilerek tartıldı. Pamuğun tek başına ağırlığından çıkartılarak batın içi kanama miktarı hesaplandı.BULGULAR:Deney gruplarının OAB'ları, kalp hızları (KH), vücut ağırlıkları, kan gazları ve laktat başlangıç değerleri ile çıkarılan karaciğer ağırlıkları arasında fark yoktu. Tüm gruplarda karaciğer yaralanması sonucu OAB'ında başlangıca göre anlamlı azalma saptandı (p<0.001). Terlipressin bolus uygulamasından ortalama 4.57±0.9 dakika sonra OAB'ında %190±23.13'lik artış oluştu. Kan kaybı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında RL grubunda anlamlı şekilde fazlaydı, kontrol grubu ile terlipressin grubu arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu (8.11±0.655 mL, 12.76±1.927mL ve 10.50±1.251mL; kontrol grubu ile RL ve terlipressin grupları sırasıyla, p=0.041 ve p=0.117). Deney sonunda kontrol grubunda 5, RL grubunda 6, terlipressin grubunda 2 hayvan kaybedildi, yaşam süreleri (30.dk) sırasıyla 28.6%, 28.6% ve 71.4% idi.SONUÇ:Karaciğer yaralanmasından sonra bolus terlipressin uygulaması, OAB'ında artış oluştururken, kontrol grubuna göre abdominal kanamada artmaya yol açmadan yaşam süresini belirgin şekilde uzatmıştır.ANAHTAR KELİMELER:Terlipressin, travma, karaciğer, kanama

Başak Bayram
Dokuz Eylül University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda oluşturulan deneysel femoral arter kanaması modelinde, lokal ?Oksidize Selüloz (Bloodcare®)? toz uygulamasının hemostaz süresine etkisinin değerlendirilmesi

Ratlarda oluşturulan deneysel femoral arter kanaması modelinde, lokal ?Oksidize Selüloz (Bloodcare®)? toz uygulamasının hemostaz süresine etkisinin değerlendirilmesiDr. Özgür DikmeDokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı. İnciraltı/İZMİRGİRİŞ VE AMAÇHastane öncesi alanda ve hastanede kanamaların erken tanısı ve kontrolü travma hastalarının tedavisinin düzenlenmesinde kritik adımlardan birisidir. Hemostazın süratle sağlanması kişinin sakatlık ve ölüm oranlarını düşürmek açısından önemlidir. Bu durum özellikle afetler, savaşlar gibi kurban sayısının fazla ama tıbbi kapasitenin kısıtlı olduğu dönemlerde daha da önem kazanır. Bu amaçla kullanılacak hemostatik yöntemler; yaralının kendisi veya bir yardımcı tarafından kolayca kullanılabilen, lokal uygulanabilen, hemen temin edilebilen, etkinliği yüksek ve ucuz yöntemler olmalıdır.Çalışmamızda ratlarda femoral arterin delinmesi ile oluşturulan deneysel kanama modelinde lokal Oksidize Selüloz toz uygulamasının hemostaz süresi üzerine olan etkisini araştırmayı amaçladık.GEREÇ VE YÖNTEMÇalışmamızda, eter anestezisi altındaki 10 adet wistar albino suşu dişi ratın femoral arterlerinde 22 gauge branül ucu ile delik oluşturduk. Kanama alanına, bir gruba sadece standart ağırlıkta bası, diğer gruba ise standart ağırlıkta bası ve Oksidize Selüloz toz birlikte uyguladık. İki grup arasında hemostazın sağlanma süresi açısından fark olup olmadığını araştırdık.BULGULARFemoral arter yaralanması sonrası Oksidize Selüloz toz uygulanan grupta beş rattan iki tanesinde kanama ikinci dakikada, üç tanesinde dördüncü dakikada durdu. Kontrol grubunda dördüncü dakikada bile hiçbir ratta hemostaz sağlanamadı. İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.004).TARTIŞMA VE SONUÇFemoral arter kanamalı rat modelinde, standart bası ile beraber Oksidize Selüloz toz uygulanması hemostaz süresinde anlamlı bir azalma sağlamıştır.ANAHTAR KELİMELERKanama, Oksidize Selüloz, Hemostaz

Kanama zamanıTravma
Özgür Dikme
Dokuz Eylül University
2008
00