Bilecik Şeyh Edebali Üniversity
Anabilim Dalı

Kamu Yönetimi Anabilim Dalı

Bilecik Şeyh Edebali Üniversity

675

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Başkanlık sistemi ve Türkiye'de uygulanabilirliği

Bu çalışmanın amacı; Son zamanlarda gündemde yoğun bir şekilde tartışılan Başkanlık sisteminin özelliklerini açıklayarak bu sistemin Türkiye'de uygulanabilirliğini farklı bakış açıları ile göstermeye çalışmaktır. Bu çalışma hazırlanırken nitel araştırma yöntemlerinden, literatür taraması ve veri karşılaştırma teknikleri, konu ile ilgili yurt içinde ve yurt dışında yayınlanmış çeşitli, kitap, makale ve gazetelerden yararlanılmıştır. Çalışma 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; hükümet sisteminin tanımı ve demokratik hükümet sistemleri, ikinci bölümde; başkanlık sisteminin çeşitli siyaset bilimcileri tarafından tanımı, tarihi, ABD'de uygulanması, üçüncü bölümde; Türk Anayasa tarihinde benimsenen hükümet sistemleri, AK Parti hükümetinin başkanlık sistemi önerisi ve başkanlık sisteminin Türkiye'de uygulanması ile oluşabilecek olası sonuçları analiz edilmiştir. Yapılan analizler çerçevesi içerisinde Türkiye'nin mevcut durumu göz önünde tutularak Başkanlık sisteminin Türkiye'ye faydalı olacağı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler Başkanlık Sistemi, Parlamenter sistem, Anayasa, Yasama, Yürütme, Yargı,İstikrar

Adalet ve Kalkınma PartisiAmerika Birleşik DevletleriBaşkanlık sistemi+3
Ziya Günay
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamu yönetiminde siyasal liderlik ve bir siyasal liderlik örneği olarak Hz. Muhammed (SAV)

Liderlik, sosyal bilimlerin önemli araştırma konularından biridir ve her geçen gün daha fazla ilgi çekmektedir. Siyasal liderlik ise, liderlik alanları içerisinde önemli bir yere sahiptir. Siyasal liderler tarih boyunca insan topluluklarını arkalarından sürüklemiş, kimi zaman iyi kimi zaman kötü şöhretleriyle tarihe isimlerini yazdırmışlardır. Siyasal liderlik bu çalışmanın ana temasını oluşturmaktadır. Hz. Muhammed (SAV) de siyasal liderlik çerçevesinde inceleyeceğimiz kişiliktir. Hz. Muhammed (SAV), 11 yıllık devlet başkanlığı süresince, üstün liderlik özellikleriyle örnek bir yaklaşım sergilemiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, liderlik ve siyasal liderlik kavramları açıklanmış ve ilgili teorilerden bahsedilmiştir. İkinci bölümde, dünya tarihinde etkili olmuş siyasal liderlerden örnekler verilmiştir. Son olarak üçüncü bölümde ise Hz. Muhammed (SAV) ve yaşadığı ortam kısaca anlatılmış ve Hz. Muhammed'in (SAV) siyasal liderlik pratiği incelenmiştir.

Hz. MuhammedKamu yönetimiLiderlik+1
Ahmet Aydın
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Marksizm ve devlet ilişkisi: Dünyadaki uygulamalar ve günümüzdeki Marksist devlet tartışmaları

Marksizm ve devlet ilişkisi, Marx'ın ölümünden bugüne süren devlet tartışmalarının ve Marksizm'de devletin nereye oturtulacağı sorunu/sorusu üzerinden temellenmiştir. Marx, yaşamı boyunca devleti bir takım genel ilkelerle tanımlamasına rağmen son kertede devlete ilişkin detaylı bir inceleme yap(a)mamıştır. Dolayıyla Marx'ın tanımlamasında ortadan kaldırılacağı tezi, devleti çözümleme aşamasında muamma da bırakmıştır. Bu çalışmada temel amaç ise, Marx'ın çözümle(ye)mediği devlet tartışmalarının, daha tutarlı bir bütüncüllük sağlaması amacıyla ele alınıp incelenmesi gerekliliği üzerinde meydana getirilmeye çalışılacaktır. Bu çerçevede Marx ve Engels'in görüşleri; bu görüşler doğrultusunda Marksist devlet çabaları olan SSCB ve Çin örnekleri ve günümüz tartışmalarının yoğunluğunda Marksist bir devletin kendi tezleriyle paradoks yaratıp yaratmadığı açıklanacaktır. Anahtar Kelimeler Marksizm, Devlet, Proletarya, Burjuva, Sivil Toplum.

DevletDevlet anlayışıMarks, Karl+3
Hasan Uyan
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ulusal siyaset ve yerel hizmet ikileminde Demokratik Bölgeler Partili belediyeler: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi üzerine bir inceleme

"Ulusal Siyaset ve Yerel Hizmet İkileminde Demokratik Bölgeler Partili Belediyeler: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Üzerine Bir İnceleme" başlıklı tezimiz dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmanın temel kavramlarını oluşturan kent, büyükşehir, yerel yönetim ve belediyelerin yüklenmiş oldukları anlamlar ve belediyelerin ortaya çıkışı ile tarihsel süreç içinde ülkemizde geçirmiş olduğu değişim ve dönüşüm anlatılmıştır. İkinci bölümde ise günümüzde büyükşehir belediyelerinin ilgili mevzuat ve kanunlar içerisinde yapısı ve işleyişi açıklanmıştır. Üçüncü bölümde önce siyaset kavramı açıklanmış daha sonra çalışma ile ilgisi nedeniyle Kürt Meselesi ve Kürt Siyasi Hareketi arasındaki ilişki irdelenmiş, devamında Diyarbakır ilinin sosyo ekonomik yapısı hakkında bilgi verilmiştir. Son bölümde tezin esas konusunu oluşturan yerel hizmet ve ulusal siyaset ikileminde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin belirlenen beş yıllık dilimde ulusal basına nasıl yansıdığına bakılmıştır. Bu çerçevede örnek olarak seçilen Hürriyet, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinin 2009-2013 yılları arasındaki nüshaları taranmış, DBB hakkında çıkan haberler tespit edilerek çeşitli sınıflara göre tasnif edilmiş, ayrıca DBB'nin 2009-2013 yıllarındaki faaliyet raporlarına incelenmiş, internet sitesinde çıkan haberlere yine bu kapsamda bakılmıştır. Diyarbakır hem Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) hem de Kürt Siyasi Hareketini temsil eden diğer partilerin merkezi konumundadır. DBB de yaklaşık 20 yıldır bu siyasal düşünceyi temsil eden partiler tarafından yönetilmektedir. Bu süre içerisinde belediye ve belediyenin başkanları pek çok kez ulusal siyaset haberleri ile medyada yer almışlardır. Oysa belediyeler çoğunlukla yerel kamusal hizmetleri üretmek üzere oluşturulan kamu tüzel kişilikleridirler. Buradan hareketle bu tez çalışması DBB'nin belirlenen zaman aralığında ulusal basına hangi yönü ile yansıdığını konu almaktadır. Başka bir anlatımla geçen sürede belediye klasik belediyecilik hizmetleriyle mi yoksa ulusal siyasete dair söylem ve etkinlikleriyle mi daha çok ön plana çıkmıştır sorusunun cevabı bu tezde cevaplanmaya çalışılmaktadır. Yapılan inceleme ve analizlerde belediyelerin………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..belirlenmiştir. Bu bilgiler ışığında hazırlanan bu tez büyük ölçüde ilgili alan yazınına dayalı olarak hazırlanmış olmakla birlikte özelikle DBB'nin incelenmesinde yazılı basından istifade edilmiştir. Tez tarihsel betimsel bir yöntemle ele alınmıştır.

BelediyelerDemokratik Bölgeler PartisiDemokratik değerler+7
Ercan Sucan
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tanzimat'tan günümüze belediye ve belediye başkanlığı uygulamaları

Türkiye'de belediyelerin tarihi yüz elli yıllık bir geçmişe dayanır. Osmanlı devletinde Tanzimat'tan önce yerel hizmetleri yerine getiren geleneksel kurumlar bulunmasına rağmen bu kurumlar birer yerel yönetim geleneği oluşturamamıştır. Tanzimattan sonra ise modern anlamda yerel yönetimler ve bunun içinde belediyeler kurulmuştur. Ancak belediyeler halkın katılımını sağlamak, demokratikleşme ve özerk bir yerel yönetim oluşturmak amacıyla kurulmamıştır. Aksine devletin amacı merkezi güçlendirmek, merkezi yönetimin ülkenin tamamına hâkim olmasını sağlamak ve merkeze yardımcı örgütler kurmak olmuştur. Bu durum gelenekselleşerek cumhuriyet dönemi belediyeciliğini de etkilemiştir. Belediye başkanları ilk belediye teşkilatından 1963'e kadar atama yoluyla göreve gelmiştir. Bu tarihten sonra belediye başkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesine olanak sağlanmışsa da günümüze kadar hem belediyeler hem de belediye başkanları üzerinde idari vesayet denetimi uygulanmış ve bazı durumlarda bu vesayet belediye başkanlarının görevlerinden uzaklaştırılmalarına da yol açmıştır. Ayrıca Türkiye'de belediyelerde alınan kararların daha hızlı ve etkin bir şekilde uygulanması için de güçlü belediye başkanlığı uygulaması günümüze kadar devam etmektedir. Bu durum da belediyelerin organları arasında yarı idari vesayet diyebileceğimiz bir duruma yol açmaktadır.

Belediye başkanlığıBelediyelerCumhuriyet Dönemi+4
Veysi Kılıç
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği göç politikaları bağlamında Türkiye'nin göç politikası

Temel olarak mekan değişikliğini içinde barındıran göç olgusu ekonomik, siyasi, toplumsal ve coğrafi olaylar neticesinde meydana gelmektedir. Uluslararası göç, hem göç gönderen hemde göç alan ülkeleri etkileyen önemli bir olgudur. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra birçok Avrupa ülkesinin yeniden yapılanmasında göçmen işçilerin büyük katkısı olmuştur. Ancak ilerleyen dönemler yaşanan ekonomik krizlerden dolayı göçmen işçi alımı durdurulmuştur. Avrupa Birliği bu defa yoğun mülteci hareketleri ile karşı karşıya kalmıştır. Avrupa Birliği'nin göçmenler için önemli bir hedef olmasından dolayı AB birlik düzeyinde göç politikaları geliştirmiştir. Türkiye uzun yıllar Avrupa ülkelerine göçmen işçi göndermesinden dolayı geleneksel göç veren bir ülke olarak algılanmıştır. Ancak 1980'li yıllardan itibaren Türkiye'ye yönelen mülteci ve düzensiz göç hareketleri Türkiye'yi hem hedef hemde transit ülke durumuna getirmiştir. Türkiye'nin AB'ye adaylığı sürecinde göç politikaları önemli bir konu haline gelmiştir. AB, Türkiye'den göç politikalarını AB göç politikalarına uyumlulaştırmasını şart koşmuştur. Türkiye, AB göç politikalarına uyum sağlamak amacıyla 2013 yılında 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nu çıkarmıştır.

Avrupa BirliğiAvrupa Birliği hukukuGöçler+7
Turan Toprak
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ak Parti iktidarları döneminde Türkiye ve İran'ın bölge politikalarında din faktörü

Din olgusunun kişisel ve toplumsal etkilerinin büyük olması, tarihsel süreç içerisinde değişen koşullara da eklemlenmesini beraberinde getirmiştir. Bu eklemlenmeyi Orta Doğu'da özellikle İslam dininde görmek mümkün olmuştur. Küreselleşen ve modernlik kazanan dünya düzeninde meydana gelen siyasi-politik düzlemde, entegrasyon ve liderlik düsturuyla bölgedeki içsel dinamikler, yarı değişken yapılarla harekete geçirilmiştir. Bu yarı değişkenliğin değişmeyen tarafı dogmatik ve tarihi kültürel bağlar olurken, değişken tarafı ise entegrasyon yolunda oluşturulan doktrin ve yapılanmalar olarak vuku bulmuştur. Özellikle Sünni ve Şii mezheplerinin siyasi tasavvurunda, bu manada bölgede etkinlik içerisinde olduğu görülmüştür. Türkiye ve İran'ın bölge politikaları, bu iki mezhep dahilinde, din olgusuna uygun şekillendiği iki örnek olarak öne çıkmıştır. Dolayısıyla 2000'li yıllarda İslam dini, mezheplerin yarı değişken yapısıyla Türkiye ve İran tarafından politik bir hüviyet olarak kullanılmıştır. Bu sayede hem bölgedeki içkin kültürden doğan bazı gruplara -Hizbullah, Hamas, Müslüman Kardeşler, Özgür Suriye Ordusu vb.- hitap etme işlevinin hem de siyasi ihtirasın ifa edilmesi amaçları gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Türkiye ve İran, bölgesel vizyonda Filistin Sorunu ile dini-kültürel yaklaşımını sürdürmede ısrarcı davranırken, Orta Doğu'da başlayan Arap Baharı sürecinde bu ısrarcı davranışlarını politik eksende arttırmaya koyulmuşlardır. Özellikle İran, Arap Baharı sürecinin hemen başında net bir tavır ortaya koyarken; Türkiye, Avrupalı devletlerle beraber hareket etme kararı doğrultusunda, "tedbirli hareket etme" tarzında bir politik yaklaşım içerisinde olmuştur. Türkiye'nin bu yaklaşımı, bölgeye yönelik politikasında bazı "git-gel"lere neden olduğu gibi, birtakım olguların da beklenerek görülmesini sağlamıştır. Suriye İç Olayları, Soğuk Savaş Dönemi'ni andırır tarzda uluslararası sistemde güç mücadelesinin doruğa çıkmasına ve ülkesel bazda her aktörün pragmatik bir bakış açısıyla kendi güç unsurlarını tekrardan gözden geçirmesine neden olmuştur. Suriye'deki bu olayların başlaması; Türkiye'yi Arap Baharı'yla yakından ilgilenen baş aktörlerden biri haline getirirken, İran'ın Batı'ya ve bölge sınırlarında kendisine karşı savaşanlara yönelik mücadele ritmini arttırmıştır. Bu iki ülke kendi güç unsurlarını, mezhepsel anlayışları da kapsayacak şekilde "ortak din, ortak kültür, ortak tarih" üzerinden belirlemeye devam etmiştir. Ilımlı-radikal, modernist-anti modernist gibi birbirinden farklı format ve anlayışları barındıran bu unsurlarla politik eksenini oluşturan Türkiye ve İran, "avantaj" kıstası çerçevesinde, Batılı devletler nazarında ilişkilerin seyri konusunda önemli yer tutmuşlardır.

Adalet ve Kalkınma PartisiDinSiyasi parti programları+7
İbrahim Şahin
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

28 Şubat postmodern darbe sürecinde rol oynayan aktörler hakkında bir değerlendirme

28 Şubat post-modern darbe, şüphesiz ki Türk demokrasi tarihinin en kara lekelerinden biridir. Türkiye'nin yakın tarihinde yaşanan bu anti demokratik süreç Türk siyasetinin eksen değişikliği yaşamasında son derece etkili olmuştur. "Post-modern darbe" olarak tarihteki yerini alan askeri müdahale, olaydan çok bir sürecin ürünüdür. Bir süreci kavramanın en etkili yöntemi, süreçte rol oynayan aktörleri detaylı olarak incelemekten geçmektedir. Sürecin başat aktörü şüphesiz ki ordu olmuştur. Ordu, irtica ile mücadele etmek maksadıyla demokrasiye balans ayarı vermiştir. Orduya göre birinci iç tehdit "irtica" olup derhal bertaraf edilmeliydi. Bu süreçte "irtica" ve "terör" aynı kefeye konulmuş, hatta zaman zaman irticanın terörden (PKK) daha tehlikeli olduğu yönünde bir dizi söylemler ortaya atılmıştır. 28 Şubat post-modern darbesi, adından da anlaşılacağı üzere, alışılagelenden farklı metotlarla gerçekleştirilmiştir. Asker, sürece doğrudan müdahalede bulunmak yerine medya, sivil toplum kuruluşları, muhalefet partileri, üniversiteler, bürokrasi ve yargı organlarının desteğini alarak darbeyi meşrulaştırmaya çalışmıştır. 28 Şubat sürecinin ne zaman başlayıp ne zaman sona erdiği konusunda uzlaşma sağlanamamıştır. Süreci açıklığa kavuşturmak için iktidar ortağı Refah Partisi'nin faaliyet ve politikalarını gözden geçirmek gerekmektedir. Çalışmada 28 Şubat sürecindeki demokrasi, laiklik ve siyasal İslam tartışmalarına da ayrıca yer verilecektir. Dahası, sürecin öncesi ve sonrasında yaşanan gelişmelere kapsamlı bir şekilde değinilecektir. Bu çalışma, 28 Şubat Post-modern darbesinin arkasındaki dinamikleri ele alarak sürecin karmaşık niteliğini aydınlatmayı amaçlamaktadır. Çalışma, 28 Şubat post-modern darbesinin yaşanmasında rol oynayan tüm resmi ve gayri-resmi aktörleri birlikte ele alması açısından önem arz etmektedir. Anahtar Sözcükler Post-Modern Darbe, Ordu, Medya, Yargı, Sivil Toplum, Refah Partisi.

28 Şubat 1997 kararlarıAskeri müdahaleMedya+5
Muhittin Işık
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

E-devlet ve e-maliye kapsamında Gelir İdaresi Başkanlığı projeleri

Kamu yönetiminde bilgi iletişim teknolojilerinin kullanımının yaygınlaşması ile devlet, vatandaş ve özel ve kamu sektörleri arasında yeni bir bağ kurulmuş ve e-devlet kavramı ortaya çıkmıştır. Gelişen süreçte oluşan beklentilere cevap vermek adına yönetim sürecine bilişim teknolojileri de eklenerek, geleneksel devlet anlayışı e-devlet anlayışı ile harmanlanmıştır. Yaşanan bu değişim ve dönüşüm süreci; ülkemizin yönetim yapısının çağın gereklerine uygun bir şekle dönüşmesine ve geleneksel yapıya oranla daha şeffaf ve etkili bir yönetim yapısı ile uyum sağlamasına katkıda bulunmuştur. Çalışmamızda temel olarak, Türkiye'deki e-devlet çalışmaları kapsamında e-maliye ile Gelir idaresi Başkanlığı projeleri açıklanmıştır. Araştırmanın ilk bölümünde, devlet ve e-devlet kavramları genel bir çerçeve çizilerek anlatılmış ve elektronik devlet anlayışının geleneksel devlet anlayışına nasıl entegre edildiği açıklanmaya çalışılmıştır. E-devletin amaçları ve yararlarına değinildikten sonra e-devletin temel bileşenleri ve dünyada öncü ülkelerdeki e-devlet anlayışı ele alınmıştır. Sonraki bölümde ise devlet yönetimi içerisinde köklü bir değişimin simgesi olan e-devlet uygulamalarının ülkemizde kaydettiği aşama ve neticeleri incelenmiş ve Türkiye'de en çok kullanılan e-devlet uygulamaları ışığında örneklendirmeler yapılmıştır. Son bölümde ise yenilenme bakımından ülkemizde öncü bir konuma sahip olan Maliye Bakanlığı'nın e-devlet yolunda attığı adımlar neticesinde, Gelir İdaresi Başkanlığı'na ait projeler incelenmiş ve Maliye Bakanlığı odaklı bir bakış açısıyla uygulamalar değerlendirilerek dönüşümün hangi aşamada olduğu belirlenmeye çalışılmıştır.

Elektronik devletGelir İdaresiProjeler
Betül Çelebi
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal medyanın, süreklilik ve kopuş teorileri bağlamındaki toplumsal hareketlere etkisi: Gezi Parkı örneği

1960'lı yıllarda bütün dünyada ve özellikle batı ülkelerinde ortaya çıkmaya başlayan, öğrenci hareketleri ve Amerika'da ortaya çıkan Sivil Haklar Hareketi toplumsal hareketler üzerinde önemli bir değişim yaşanmasına yol açmıştır. Böylelikle eski sınıf temelli hareketlerin ivme kaybettiği onun yerine 'Yeni Toplumsal Hareketler' başlığının ortaya çıktığı dile getirilmeye başlanmıştır. Ancak bu değişim sosyal bilimlerde yeni bir tartışmayı da beraberinde getirmiştir. Bazı sosyal bilimciler eski ve yeni hareketler arasında önemli bir 'Kopuş' yaşandığını belirtirken, bazıları ise eski ve yeni hareketlerin birbirleriyle 'Süreklilik' ilişkisi içinde olduğunu iddia etmiştir. Bu çalışmada eski ve yeni olarak kategorize edilen hareketler üzerinden Türkiye'de yaşanmış olan Gezi Parkı olaylarının hangi yönüyle eski hareketlerle süreklilik ilişkisi içinde olduğu ve hangi yönüyle eski hareketlerden bir kopuşu ifade edip, yeni tür bir hareketi imgelediği tartışılmıştır. Bu anlamda tartışmaya açıklık getirebilmek için harekete katılanların profili ve örgütlenme şekilleri incelenmiştir. Ayrıca teknolojik ilerlemeyle birlikte günlük hayatımızı dahi ele geçiren sosyal medyanın farklı coğrafyalarda ortaya çıkan ve domino taşı etkisiyle tüm dünyaya sıçrayan ve sonuçta Türkiye'ye de bulaşan toplumsal hareketlerin biçim değiştirmesinde oynadığı rol ele alınmıştır. Bu bağlamda sosyal medyada ortaya çıkan sanal kamusal alan, eski ve yeni ayrımındaki toplumsal hareketlerin anlamlandırılmasında ki işlevi Gezi Parkı üzerinden yorumlanmıştır. Anahtar Sözcükler Toplumsal Hareketler, Kopuş Teorileri, Süreklilik Teorileri, Gezi Parkı Direnişi, Sosyal Medya

Gezi ParkıKırılma noktasıSosyal ağlar+3
Berçem Öden
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neo-terörizmin Türk kamu yönetimine etkisi

21. yüzyılda değişen güvenlik ortamında devletlerin, en önemli önceliğinin terörizmle mücadele olduğu kabul görmektedir. Her devlet kendi güvenliğini sağlamak için diğer devletlerle iş birliği içine girmekte ve istihbarat paylaşımına öncelik vermektedir. Terörün teknolojiyi de kullanarak yerelden çıkıp küresel bir hale gelmesiyle, uluslararası güvenliği ciddi manada sarstığı görülmektedir. Bu çalışmada terörizmin özellikle son yıllarda küresel bir hale gelmesi sebebiyle uluslararası alanda meydana gelen terör eylemleri araştırılmıştır. Başta Türkiye olmak üzere Avrupa'da meydana gelen terör eylemlerinin klasik dönem eylemlerinden farklı olduğu görülmüştür. Bu anlamda çalışmanın birinci bölümünde, terörizm kavramı irdelenmeye çalışılarak çok sayıda yazarın terörizme karşı farklı düşünceleri belirtilmiştir. Literatür taraması ile terörizmin farklı tanım ve türlerine değinildikten sonra tarihsel süreç içerisinde değişim gösterdiği, farklı zaman dilimlerinde yapılan terör saldırıları ile ortaya konulmuştur. İkinci bölümünde değişen terör ve terörizm eylemleri, neo-terörizm kavramı ile anlatılmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda neo-terörist eylem türlerine değinilerek, terörizmin yarattığı sosyal ve psikolojik etkiler incelenmiştir. Tezin üçüncü bölümünde iki farklı terör örgütü Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve Ad-Davla Al-Islamıyya fi al-Iraq wa-sh-Sham (DAİŞ) ele alınarak neo-terörizmin Türk kamu yönetimine olan etkileri ortaya konulmuş ve Türk kamu yönetiminin neo-terörizme karşı yapmış olduğu çalışmalar incelenerek eksik olan hususlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın sonucunda bulgular ve sonuçlar tartışılarak, terör ve terörizmin eylemsel ve amaçsal kapsamda farklılaştığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla neo-terörizme karşı siber güvenliğin güçlendirilmesi ve istihbarat kurumlarının reforme edilmesi gerektiği gibi sonuçlara ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler Terör, Terörizm, Siber Terör, Kamu Yönetimi, Neo-Terörizm

Kamu yönetimiSiber güvenlikTerör+5
Ahmet Köçer
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortadoğu'da siyasal İslam'ın gelişimi ve Türkiye'nin siyasal hayatına yansımaları(1979-2018)

Bu çalışmanın amacı; 1979 yılında Ortadoğu'da gerçekleşen olaylar ışığında Ortadoğu'da Siyasal İslam'ın günümüze kadar gelişimini ve Türkiye'nin siyasal hayatına etkilerini açığa çıkarmaya çalışmaktır. Bu çalışma hazırlanırken; nitel araştırma yöntemlerinden, literatür taramasından, konu ile ilgili yurt içinde ve yurt dışında yayınlanmış kitaplar ve makaleler ile gazete haberlerinden faydalanılmış, çalışma ile ilgili birincil kaynaklara ulaşılmaya çalışılmıştır. Tez, 4 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; kavramsal çerçeve, ikinci bölümde; Ortadoğu'da İslam'ın doğuşu, İslam devleti deneyimleri ve siyaset ilişkisi, üçüncü bölümde; 1979-2018 yılları arasında Ortadoğu'da Siyasal İslam ile ilgili gelişmeler ve dördüncü bölümde; Siyasal İslam'ın Türkiye siyasal hayatına yansımaları ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler: Siyasal İslam, Ortadoğu, Siyasal Partiler, İslami Hareketler, Türkiye Siyasal Hayatı, İslamcılık.

Din-siyaset ilişkileriOrtadoğuSiyasi hayat+4
Zerin Türk
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de genç seçmen yönelimleri ve Batman örneği

Bu araştırmada Batman ilinde yaşayan genç seçmenlerin siyasi yönelimlerini belirlemek üzere anket çalışması yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Batman ilinde ikamet eden 402 genç seçmen oluşturmaktadır. Verilerin analizi SPSS 23 programı ile yapılmış ve %95 güven düzeyi ile çalışılmıştır. Elde edilen verilere göre, Türkiye'de eğitim, terör ve işsizliğin en önemli sorunlar olduğu görülmüştür. Yaşanılan il için çevre kirliliği, yol ve işsizliğin en önemli sorunların başında geldiği anlaşılmıştır. Batman'da en çok beğenilen siyasi, Recep Tayyip Erdoğan'dır. Türkiye'yi Türk-İslam Dünyası'nda konumlandırırken Avrupa'da da konumlandıranların oranı da yüksektir. Gençlerin siyasetten uzak durması gerektiğini düşünenler çoğunlukta iken siyaset ve bilimin bir arada ilerleyebileceğini ve gençlerin siyasetle ilgilenmesinde bir sakınca olmadığını düşünenler de epey fazladır. İş yada yeni bir iş bulunamıyor olmanın en önemli sebebi sırasıyla Siyasi görüş, iş olmaması ve torpilinin bulunmamasıdır. Katılımcılar sırasıyla siyasi görüş olarak kendilerini İslamcı, Kürt milliyetçisi ya da Muhafazakar olarak tanımlamaktadır. İş ya da yeni bir işi iş olmadığından dolayı bulamadığını belirtenler gelecekten en umutlu iken cinsiyetinden dolayı bulamadığını belirtenler gelecekten umudu en az olanlardır. Kendini siyasi açıdan muhafazakar, Liberal, İslamcı, Kürt Milliyetçisi, Atatürkçü ve ülkücü olarak tanımlayanlar Türkiye'de gençlerin yeterince özgür olduklarını düşünürken Laik, Türk Milliyetçisi ve sosyal demokrat olanlar özgür olmadığını düşünmektedir. Kendini etnik açıdan Kürt, Arap ve Zaza olarak tanımlayanlar Türkiye'de gençlerin yeterince özgür olduklarını düşünürken Türk olarak tanımlayanlar ve diğer grupta bulunanlar özgür olmadığını düşünmektedir.

BatmanGençlerGençlik+3
Emrullah Bardakçi
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anayasa Mahkemesi'nin yargısal aktivizmde negatif tutumu

Bu çalışmanın amacı, Türk Anayasa Mahkemesi'nin bazı kararlarında kendi yetkisini aşarak takındığı aktivist tutumu ve Mahkeme'yi bu tutuma sevk eden nedenleri araştırmaktır. Bundan dolayı, çalışmada Türk Anayasa Mahkemesi'nin yargısal aktivizmde sergilemiş olduğu negatif tutumu ve Mahkeme'yi bu tutuma sevk eden sebepler irdelenip incelenmektedir. Bu doğrultuda çalışma, amacına ve kapsamına değinen giriş kısmının haricinde iki bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Birinci bölümde, ilk olarak anayasa yargısı kavramına ve bu kavramı ortaya çıkaran teorik ve pratik nedenlere yer verilmektedir. Daha sonra, bir anayasa yargısı organı olarak ortaya çıkan Türk Anayasa Mahkemesi'nin kuruluşu, yapısı, statüsü, görev ve yetkileri ele alınmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, Türk Anayasa Mahkemesi'nin kamuoyunun da ilgisini çeken önemli bazı kararları incelenerek, bu kararlar etrafında yaşanan tartışmalara değinilmektedir. İnceleme sonucunda, Mahkeme'nin bazı konularda devletin resmi ideolojisi bazı konularda ise güçlü siyasal iktidarın istekleri doğrultusunda hareket ederek negatif aktivist bir tutumun içine girdiği gözlemlenmiştir.

AktivizmAnayasaAnayasa Mahkemesi+5
Tayyip Çakırci
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İş sağlığı ve güvenliği açısından kamu hastanelerinde risk yönetimi

İş sağlığı ve güvenliği; çalışanların içerden ve dışardan etkilerle meydana gelebilecek her türlü tehlikelere karşı korunmasını amaç edinen bir sistemdir. İnsanların yaşama ve vücut bütünlüğünü koruma ilkesinin temeli olan iş sağlığı ve güvenliği anlayışı, hem gelişmiş ülkeler hem de gelişmekte olan ülkeler açısından büyük önem taşımaktadır. Dünya genelindeki gidişata bakıldığında tüm kurumlar için değişim ve gelişim kaçınılmaz olmakta, bunun neticesinde firmaların karşı karşıya kalacağı belirsizlik ve riskler artmaktadır. İşletmelerin başarısı büyük ölçüde işyerindeki riskleri belirleme, önleme, azaltma ve yönetme kapasitelerine bağlıdır. Bu nedenle işletmelerde risk yönetimi bu gerekler için etkin bir yapı sunmaktadır. Tüm işletmelerde olduğu gibi sağlık hizmeti veren kurumlarda da risk yönetimi oldukça önemsenmeli ve buna karşı tedbirler alınmalıdır. Yaşam ile ölüm arasında ince bir çizginin söz konusu olduğu bu tür sağlık kurumlarında gerek çalışanlar gerek hastalar açısından risk yönetimi konusu üzerinde ısrarla durulması gerekmektedir. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle çok önemli hale gelen risk yönetimi konusu, firmalar ve özelde sağlık kurumları için kaçınılmaz bir hale gelmiştir. Bu çalışmada kamu hastaneleri organizasyon yapısı üzerinde durularak, geniş bir konu olan risk yönetimi hakkında bilgiler verilmiş ve bazı risk çeşitleri tanımlanmıştır. Anahtar Sözcükler İş Sağlığı ve Güvenliği, Risk, Tehlike, Risk Yönetimi, Kamu Hastaneleri

HastanelerHastaneler-devletRisk+3
Samet Uğur
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal değişim ve Orhan Kemal

Toplumsal düzenler ve yapılar, var oldukları sürece sürekli bir değişim ve dönüşüm içindedirler. Her toplumda olduğu gibi Türkiye'de de belli tarihsel süreçlerde toplumsal yapılarda farklılaşmaya neden olan değişimler yaşanmıştır. Günümüz Türkiye'sindeki toplumsal değişmeyi anlayabilmek adına toplumsal tarihte önemli bir yeri olan 1945-1960 döneminde yaşanan önemli gelişmeler ve sosyal mobilizasyon dikkatle incelenmelidir. Çünkü Türkiye'de sosyal bilimlerin konusunu oluşturan birçok önemli gelişme bu dönemde yaşanmıştır. Bu çalışmanın temel amacı Türkiye'de 1945-1960 döneminde toplumun geçirdiği değişimin, tarımsal ilişkiler, mülkiyet ilişkileri, bölüşüm ilişkileri, sosyolojik ve siyasal ilişkiler üzerinden incelenmesi ve bu ilişkilerdeki değişimin Orhan Kemal eserleri üzerinden görünür kılınmasıdır. Bu bağlamda Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinden Demokrat Parti iktidarının son yıllarına kadar olan süreçteki önemli gelişmeler incelenmiştir. 1945-1960 dönemine bizzat tanıklık ederek ve süreci deneyimleyerek bu doğrultuda gerçekçi bir anlayış ile eserler kaleme alan Orhan Kemal'in Bereketli Topraklar Üzerinde, Eskici ve Oğulları, Kanlı Topraklar, Vukuat Var, Hanımın Çiftliği ve Gurbet Kuşları isimli altı eseri nitel araştırma tekniklerinin içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir.

Demokrat PartiKemal, OrhanSosyal değişme+4
Leyla Bingöl
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2017 Anayasa değişikliğinin öncesinde ve sonrasında Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı

Cumhurbaşkanlığının önemli bir makam olduğu şüphe götürmez. Çünkü, Cumhurbaşkanlığı adeta anayasal düzenin kilit taşıdır. Anayasa Mahkemesi dahil olmak üzere "bağımsız" yargının, Yükseköğretim Kurulu'nun ve "özerk" üniversitelerin zirvesinde kimlerin oturacağını esas itibariyle Cumhurbaşkanı kararlaştırıyor; emri altındaki Devlet Denetleme Kurulu marifetiyle bütün sivil kamu idaresini her an denetleyebiliyor. Ayrıca, diğer bütün yüksek bürokratik mevkilere ancak Cumhurbaşkanının onayıyla atama yapılabiliyor. Bakan atama ve azillerinde etkilidir. Yürütmenin yegâne temsilcisi olan Cumhurbaşkanı silahlı kuvvetlerin "başkomutanı" ve Milli Güvenlik Kurulu'nun şekli patronu olan da odur. Türkiye'de uzun yıllardır tartışılan konuların başında; Cumhurbaşkanlığı makamının yetkileri, bu yetkilerin fazlalığı ve başkanlık sisteminden Yarı Başkanlık sistemine kadar bir dizi model önerisi gelmektedir. Siyasi tıkanıklıklardan kurtulmak adına önerilen pek çok siyasi sistem tercihi acaba ne kadar faydalı ve hayata geçirilebilir tasarımlardır. Bunlar da incelenmeye muhtaç konulardır. 1982 Anayasası ile iyice güçlenen ve pek çok yetkilerle donatılan Cumhurbaşkanlığı bizim sistemimizde ne ifade etmektedir. III Bu çalışma Türkiye'de cumhurbaşkanlığı makamını, cumhurbaşkanlığının önemini, cumhurbaşkanlığı için verilen politik mücadeleleri, cumhurbaşkanın anayasalardaki konumunu, bu makamın diğer erklerle ilişkisini inceleme konusu yapmıştır. Bu kapsamda önce yönetim biçimleri, hükümet sistemleri ve Osmanlı döneminin yönetim ve hükümet biçimi hakkında bilgi verilmiştir. Ardından cumhuriyet döneminin hükümet biçimi tercihi ve bu tercihin sebepleri üzerinde durulmuş, cumhurbaşkanlığı makamının taşıdığı önem ve bunun zaman içinde geçirdiği değişim, dönemin anayasaları, seçimleri, aktörleri ve makama gelmek için girişilen güç mücadeleleri bağlamında detaylı bir şeklide ele alınmıştır. Çalışmada ayrıca cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ve bu sisteme geçiş sebepleri, yeni sistemin getirdikleri detaylı bir biçimde incelenmiştir. Yukarıdaki incelemeler bağlamında Türkiye'de cumhurbaşkanlığı makamı, daima en önemli makam olmuş ve ülke siyasetinin gözetilmesinde en tepede yer almıştır. Bunu, Atatürk'ün başkanlık gibi bir sistem dururken, halkın iradesinin tam tecelli olması için cumhurbaşkanlığı makamını ihdasından anlayabiliriz. Bu nedenle cumhurbaşkanlığı makamı daima bir güç mücadelesine dönüşmüş ve siyaseti etkilemeye çalışan ordu gibi güç odaklarının ilgi odağı haline gelmiştir. Cumhurbaşkanlığı makamının öneminden dolayı; parlamenter sistemin çıkmazlarından kurtulmak, ekonomik bunalımları engellemek, hükümet krizlerinin önüne geçmek, erklerin bağımsızlığını sağlamak, yürütmedeki çift başlılığı kaldırmak için, sistem değişikliğine gidilmiş ve yeni sisteme, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilmiştir. Anahtar Sözcükler Hükümet Sistemleri, Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Makamı, Cumhurbaşkanlığı Seçimleri, Anayasalar, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi

AnayasaAnayasa değişiklikleriCumhurbaşkanlığı hükümet sistemi+1
Yücel Eviz
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bir kamu politikasının analizi: Türkiye'de bilim

Bu çalışmada tarihsel gelişim sürecinde bilimin iktidar tarafından kullanılmasının evrimi incelenerek, bu incelemenin bulguları üzerinden Türkiye'de bilim politikasının analizi yapılmıştır. Birinci bölümde kamu politikasına ilişkin kavramsal çerçeve verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde bilim-iktidar ilişkisinin tarihi; "modern bilim", "sanayi devrimi' ve "20. yüzyıldan günümüze" olmak üzere üç dönemde ele alınmıştır. Bilim-iktidar ilişkisinde askeri, ekonomik ve meşrulaştırıcı olmak üzere üç ana uğrak tespit edilmiştir. Türkiye'de bilim politikasının oluşmadığı dönemin (1923-1960) incelendiği üçüncü bölümde, devletin bilimi yoğunluklu olarak meşrulaştırmanın ve kısmen sanayileşmenin aracı olarak ideolojik ve ekonomik temelde kullandığı saptanmıştır. Çalışmanın son bölümünde Türkiye'de bilim politikasının aldığı biçimler analiz edilmiştir. 1960'dan günümüze bilim ve teknoloji politikaları, kalkınma bilimi ve rekabet bilimi kavramlaştırması ile iki boyutta incelenmiştir. Bilim, 1960'larda başlayan planlı dönemde kalkınmanın; 1980 sonrasında rekabetin önemli bir aracı olmuştur. Bilim politikasının amaç, aktör, araç ve düzenlemeleri kalkınma ve rekabet doğrultusunda şekillenmiştir. Üçüncü ve dördüncü bölümde ayrıca incelenen yükseköğretim politikasının dönemin belirlenen iktisadi amaçlarını taşımakla birlikte, benimsenen ideolojinin taşıyıcısı olarak kullanıldığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Bilim, İktidar, Bilim Politikası, Kamu Politikası Analizi, Kalkınma, Rekabet.

BilimBilim politikasıDevlet politikaları+3
Veysel Erat
Bingol University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Stratejik oy verme davranışı

Bu tez çalışmasında; ekolojik çıkarım konusunda geliştirilen son tekniklerin uygulanarak sandık bazında seçim sonuçlarının analiz edilmesiyle alanda ilk kez 2009 ve 2014 Mahalli İdareler Genel Seçimlerinde (yerel seçimler) stratejik oy verme davranışının boyutunu ve yönünü içeren veri seti oluşturulmaktadır. Bu yaklaşım, iki önemli avantaj sunar. Birincisi, sandık seviyesinde veri kullanılması gizli oy sebebiyle oluşan belirsizliğin hata payının daralmasını sağlamaktadır. İkincisi, yerel seçimlerde uygulanan karma seçim sisteminde seçmenler sandık başına gittiklerinde hem belediye başkanlığı hem de belediye meclis üyeliği seçimi için oy kullanırlar. Özdeş şartlarda gerçekleşen bu iki seçimin sonuçları arasında yapılan bir karşılaştırma, oy verme kararındaki etkili olan bireysel unsurların aynı olmasını sağladığı için yapısal unsurların etkisini daha net ortaya çıkarır. Bu tez çalışmasının ana amacı; King'in Ekolojik Çıkarım (EI) modelini uygulayarak 2009 ve 2014 yerel seçimlerinde gerçekleşen stratejik oy verme davranışının boyutunun ve yönünün tespit edilmesidir. Ekolojik çıkarım sonucu oluşan veri seti kullanılarak stratejik davranan seçmenlerin yaklaşımları iki farklı senaryo ve parti bazlı olarak karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Çalışmanın sonucunda elde edilen bulgulara göre; stratejik davranan seçmenler daha yaygın olarak ilk senaryo olan en kötüden kaçınmaya yönelik oy vermektedir. Ayrıca, stratejik davranış diğer illere kıyasla büyükşehirlerde daha fazla görülmektedir. Belediye başkanlık yarışından ikinci ve üçüncü sırada yer alan adayların oy oranları birbirine yaklaştıkça stratejik oy verme ihtimali azalmaktadır. Sonuç olarak bu çalışma, 2009 ve 2014 yerel seçimlerde birçok belediye başkanlık seçiminin sonucunu belirlediği için stratejik oy verme davranışının siyaseten çok etkili olduğunu ortaya koymaktadır.

Oy kullanmaSeçimlerSiyasi partiler+4
Betül Aydoğan Ünal
Bingol University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sınırötesi emek hareketliliği üzerine bir araştırma

Kapitalizmin küreselleşme ile çakışması sonucunda emek hareketliliği ulusal sınırları aşarak uluslararası alana çıkmıştır. Sermaye birikiminin sağlamak için çeşitli dönemlerde farklı politikalar uygulanmıştır. Günümüze izlenen serbestleşme politikalarıyla sermayenin hareket serbestisinin önü açılmış haldedir. Sermayenin en düşük maliyetle en fazla kazanım sağlaması adına işgücü piyasasında emek değersizleştirilmiştir. Emeğin yeniden üretimi ve iyi bir yaşam sürmesi adına kendi şartlarına uygun yerlere göçü başlamıştır. Emek hareketliliğinin kırdan kıra, kırdan kente ve kentten kente gerçekleştirdiği göç rotası sınır ötesine çevrilmiştir. Üretimde yaşanan esnekleşme politikaları ve sınırlarda uygulanan esnek vize politikaları sonucunda göç veren ülkeler göç alır hale gelmişlerdir. Gürcistan'dan Türkiye'ye ve Türkiye'den Gürcistan'a gerçekleştirilen işgücü göçü de emeğin ve sermayenin uluslararasılaşmasına örnektir. Kapitalizmin gelişmesiyle istihdam, göç ve işgücünde meydana gelen değişiklikler Türkiye ve Gürcistan'ı da etkilemiştir. Her iki ülkede bu değişiklikler farklı karşılıklar bulmuştur. Bu araştırma kapsamında emek hareketliliği incelenmiş ve benzerlikler ile farklılıklar sunulmuştur.

Emek hareketliliğiKüreselleşmeSerbestleşme+3
Sinem Esin
Bingol University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı

Yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı, yargı organının görevini adalete uygun olarak tarafsızca yerine getirebilmesi için oluşturulmuş güvencelerdir. Yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı kavramları, kuvvetler ayrılığı ilkesine bağlı olarak ortaya çıkmış ve hukuk devleti ilkesinin en önemli unsurları arasında kabul edilmiştir. Yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı eski çağlardan beri üzerinde ittifak edilen bir konu olmuştur. Yargı organına yönelik bu güvenceler, günümüzde de birçok demokratik hukuk devleti tarafından tanınmış ve anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. Bu güvenceler devletlerin iç hukuk düzenlemelerinde yer alan bir konu olmaktan çıkmış, aynı zamanda uluslararası sözleşmelerde de benimsenen ilkeler haline gelmiştir.Yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatının sağlanması, büyük ölçüde hâkimlerin atanma ve özlük işlerinde benimsenen sistemlere bağlıdır. Hâkimlerin atanma ve özlük işlerinde benimsenen sistemler farklılık göstermektedir. Hâkimlerin atanma ve özlük işlerinde benimsenen sistemler şunlardır: Yasama organı tarafından seçim, yürütme organı tarafından atama, hâkimlerin halk tarafından seçimi, hâkimler tarafından seçim ve özel kurullar tarafından seçim. Bu sistemler arasında hâkimlerin hâkimler tarafından seçimi, kast sistemine neden olması dolayısıyla geniş ve kapsamlı bir uygulama alanı bulamamıştır.Türkiye'de de yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı konusunda, anayasal ve yasal düzenlemelere gidilmiştir. Hâkimlerin atanma ve özlük işlerinin ise bağımsız bir kurul olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yerine getirilmesi benimsenmiştir. 2010 Anayasa değişikliği ile Kurulun oluşumundan ve işleyişinden kaynaklanan sorunları gidermeye yönelik olarak, yeni düzenlemeler yapılmıştır. Yapılan Anayasa değişikliği ile mevcut sorunlar kısmen giderilmiştir.Anahtar sözcükler: Yargı bağımsızlığı, hâkimlik teminatı, kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti.

BağımsızlıkDevletHakimin bağımsızlığı+7
Fatma Özsarıoğlu
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği Hukuku çerçevesinde ombudsmanlık kurumu

Kamu yönetimi, elinde bulundurduğu meşru kuvvet kullanma gücünün de etkisiyle uzun dönemler, işlemlerini ve eylemlerini herhangi bir sınırlandırılmaya tabi olmaksızın gerçekleştirip her türlü denetimin üstünde tutmuştur. Anayasacılık ve İnsan Hakları hareketleriyle, yönetsel kararlarla ilgili olarak yönetilenlerin de söz sahibi olması, talepleri ve şikâyetlerinin değerlendirilerek belli ölçüde karar alma sürecine katılımları, özellikle Aydınlanma Çağı sonrasında ve tarihi süreklilik boyunca artarak günümüze kadar devam etmiştir. Tezin konusunu oluşturan Ombudsmanlık Kurumu da insanların yönetimle ilgili olan şikâyetlerinin kabul edildiği bir merci olarak 18. yy başında İsveç'te ortaya çıkmıştır. Ombudsmanlık, buradan dünyanın pek çok farklı bölgesinde yer alan ülkelere yayılmıştır. Bu yayılma 1993 yılında imzalanan Maastricht Anlaşmasıyla Avrupa Birliği'ne de yönelmiş ve uluslararası bir teşkilatın bünyesinde ombudsmanlık kurumu oluşturmuştur. Çalışmada öncelikle, Ombudsmanlık Kurumunun tanımı, sahip olması gereken unsurları, genel özellikleri ve tarihi arka planı hakkında bilgi verilmiştir. Devamında daha özel ölçekte, tezin asıl konusunu oluşturan, Avrupa Birliği Ombudsmanı, yapısal ve işlevsel olarak incelenerek kuruluşundan bugüne kadarki konumu ve Birlik içerisindeki yeri üzerinde durulmuş, verdiği kararların Avrupa Birliğinin gelişiminde şekillenme sürecine etkisi incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ombudsmanlık, Avrupa Ombudsmanlığı, Kamusal Denetim, Avrupa Birliği.

Avrupa BirliğiAvrupa Birliği hukukuKamu Denetçiliği Kurumu+2
Umut Muradoğlu
Bingol University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Büyükşehir belediye sisteminin kırsal alanlar üzerindeki etkisi: Ödemiş örneği

Bir yerel yönetim birimi olan büyükşehir belediyelerinin kentsel ve kırsal alanlardaki rolü, bu tezde incelenen en önemli konudur. Ancak, konuya yalnızca büyükşehir belediyelerinin kırsal alanlar ile olan ilişkisi yönüyle yaklaşılmamış, aynı zamanda yerel yönetimlerin tarihsel gelişimiyle birlikte büyükşehir olgusu geniş bir biçimde incelenmiştir. Kentleşmenin doğuşu ve günümüze dek hız kazanması, küçük yerleşme yerlerinin çeşitli özellikleri nedeniyle genişlemeleri ve ekonomik, sosyal ve demografik yoğunluk kazanmaları, metropoliten alanları ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bu süreçte pek çok farklı metropoliten alan yönetim modeli geliştirilmiştir. Bu modeller de ülkelerin sahip oldukları siyasi yapılarına ve yönetim geleneklerine göre birbirinden farklı şekilde uygulama alanı bulmuştur. Bu tez çalışmasının amacı; Türkiye'deki büyükşehir modelinin tarihsel gelişimini inceleyerek, bugünkü yapıda büyükşehir belediye sistemine dahil olan kırsal alanlardaki hemşerilerin, bu sistem içerisinde yaşadıkları ekonomik, idari ve sosyal sorun alanlarını tespit etmektir. Araştırma sonunda temel sorunlar belirlenerek, bu sorunlara karşı çözüm ve yönetim modeli önerileri getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerel Yönetimler, Büyükşehir Belediyesi, 6360 Sayılı Kanun, Muhtar, Yerel Katılım.

BelediyelerBüyükşehir belediyeleriKanunlar 6360 sayılı+2
Serhat Saatci
Bingol University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tehdit suçu

Kişinin serbestçe irade oluşturma ve iradi olarak hareket etme hürriyeti ile hukuki emniyet duygusunu korumak amacıyla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun hürriyete karşı işlenen suçlar bölümünde tehdit suçu düzenlenmiştir.Tez konumuzu, suç tipi olarak tehdit suçu oluşturmaktadır. Tezimiz, iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde hürriyet kavramı, hürriyetin anayasa hükümleri ve ceza yasalarıyla korunması, tehdidin tanımı, yeni düzenleme ile 765 sayılı TCK'da yer alan tehdit suçu arasındaki farklar, karşılaştırmalı hukuktaki düzenlemeler, tehdit suçunun benzer suçlardan farkları, tehdit suçuyla korunan hukuki değer, suçun unsurları ve kusurluluğu etkileyen sebepler açıklanmıştır. İkinci bölümde ise tehdit suçunun nitelikli halleri, özel görünüş şekilleri, muhakemesi ve yaptırımı incelenmiştir.

Tehdit suçu
Abdurrahman Sakar
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Baltacıoğlu'nda muhafazakar eğilimler

Muhafazakâr teriminin ne olduğu tarihsel olarak bilinmemekle beraber, muhafazakâr ideolojinin siyasal bir terim olarak kullanılması Fransız Devrimi'ne rastlamaktadır. Fransız Devrimi'ne bir tepki olarak doğan siyasal muhafazakârlık günümüzde siyasal partiler tarafından oldukça etkin kullanılmaktadır. Genelde negatif bir ideoloji olarak düşünülen muhafazakârlık, ülkemizde de aynı anlamıyla belirginleşmiştir.Son iki yüzyıldır var olan siyasal muhafazakârlık ideolojisi 20. yüzyılın ortalarından sonra daha çok önem kazanmıştır. Bu ideolojinin değer kazanmasında şüphesiz ki Sovyetler Birliği'nin dağılması ve bunun yanısıra küreselleşmenin toplumları ve devletleri etkileyen fütursuz başkaldırısının olduğunu söylemek hiç de abartılı olmayacaktır.Çalışmada hem ülkemizde hem de dünyada çoğunlukla yanlış algılanagelen bu ideolojinin doğuşu, gelişimi ve izlediği süreçler, buna ek olarak da Türkiye'de tek parti dönemi dikkate alınarak, İsmayıl Hakkı BALTACIOĞLU'nun çıkarmış olduğu ?Yeni Adam? dergisindeki yazıları incelenmiş ve muhafazakâr ideoloji çerçevesinde değerlendirilip tahlil edilmiştir.

Baltacıoğlu, İsmail HakkıBiyografiMuhafazakarlık+2
Hakan Savaş
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seçmen davranışlarındaki değişim: Gültepe örneği

Gültepe İkinci Dünya Savaşı sonrasında kırdan kente doğru gerçekleşen göç ile kurulmuştur. Çoğunluğu işçi, düşük eğitimli ve düşük gelirli bir nüfusa sahiptir. 1963'de belediyesi kurulan bölgede, 1970'lerin başına kadar Adalet Partisi güçlüdür. Bölgede, 1970'li yıllarda Cumhuriyet Halk Partisi güçlenmiştir. 1980 darbesine doğru, örgütlü solun kalesi durumundaki Gültepe "kurtarılmış bölge" olarak anılmaya başlanmıştır. Araştırma, bugün Konak ilçesine bağlı olan Gültepe'de, 1960'lardan bu yana değişen seçmen davranışlarını incelemektedir. Çalışma süresince gazete arşivleri ve seçim sonuçları incelenmiş, bölgede yaşayanlarla yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre hem 1980 öncesindeki yapıda, hem de bugün kültürel değerler kişilerin seçmen davranışlarında etkiliyken, 1980 öncesindeki yapı sınıfsal özelliklerin siyasi süreçlere yansıyabileceği bir ortam da sağlamış, 1980 sonrasındaki yapı ise bu durumu ortadan kaldırmış ve kültürel özellikler daha da ön plana çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Gültepe, İzmir, Seçmen Davranışları, Yugoslav Göçmenleri, Kurtarılmış Bölge, Sol, Konyalılar, Karslılar, Uşaklılar

GöçmenlerKültürel değerlerKültürel özellikler+3
Uğur Ülger
Bingol University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de idarenin yargısal denetiminin etkinliği

İdarenin denetlenmesine yönelik kuşkusuz çeşitli yollar vardır. İdarenin denetlenmesinde farklı mekanizmalar işletilebilmekle birlikte, bu çalışmada idarenin yargısal denetimi konu edinilmiş, yargısal denetim de etkinlik kavramı üzerinde durularak, kavram açıklanmaya çalışılmıştır.Çalışmanın konusunu oluşturan idarenin yargısal denetimi; idari makamların her türlü eylem ve işlemlerinin denetiminin yargısal makam olan mahkemeler tarafından yapılmasıdır. Günümüzde idarenin sosyal hayat içinde çok fazla yer alamsı, iletişim olanaklarının hızla artması ile birlikte şeffaf yönetim ve yönetişim kavramlarının hayatımıza girmesi, bireylerin kendileri ya da çevreleri hakkında yönetim tarafından alınacak kararlar ile yapılacak eylem ve işlemlerin karar alama sürecine daha fazla katılma isteğinde bulunmaları, eleştirel bir kültürün toplumsal yaşama hâkim olmaya başlaması gibi bir çok nedenle idari makamların aldıkları kararlar yönetilenler tarafından daha fazla sorgulanır hale gelmiştir. Bunun sonucu olarak da yönetilenler tarafından haklarını ihlal ettiği düşünülen idari karar ya da eylem ve işlemler objektif ve tarafsız denetim yaptığına inanılan yargısal makamlar önüne taşınmaktadır. Yönetilenlerin bu denetim mekanizmasına başvurmalarında sistemin tarafsız ve objektif bir denetim niteliği taşıması önem arz etmektedir.Bu çalışmada idarenin yargısal denetimi konu edinilerek, tarihsel süreç içerisindeki seyri, kurumsal gelişmeler ve günümüz hukuk sistemindeki yerine değinildikten sonra idarenin yargısal denetiminin etkinliğini azaltan unsurlar üzerinde durulmaya çalışıldı.Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde, kavramsal boyut ele alındıktan sonra, ikinci bölümde, hukuk sistemimizde hukuk devleti kavramı ve bu kavramın doğal sonucu olarak kabul edilen idarenin yargısal denetiminin Osmanlı hukuk sisteminde doğuşundan günümüze tarihsel süreç işlenmeye çalışıldı. Üçüncü bölümde ise idarenin yargısal denetiminin etkinliği kavramı üzerinde durulmaktadır. Sonuç bölümünde ise; günümüzde uygulamada olan mevcut idari yargı sisteminin aksayan ve eleştirilen yönlerine değinilerek, çözüm önerilerinde bulunulmuştur.Anahtar kelimeler: hukuk devleti, idare, denetim, yargısal denetim, etkinlik.

DenetimEtkinlikHukuk devleti+4
İsmail Tazegül
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Su kaynakları yönetiminde ticarileşme eğilimi

Bu çalışmanın amacı, küreselleşme ve beraberinde getirmiş olduğu özelleştirme sürecinin, su kaynakları yönetiminde neden olduğu ticarileşme eğilimini incelemektir. Su kaynakları ve hizmetlerinde yaşanan ticarileşme eğiliminin, sivil toplum kuruluşlarına, uluslararası örgütlere ve devletlere yansımaları değerlendirmektir.Birçok ülke su sıkıntısı çekmekte, dünyanın bazı bölgelerinde ise su kıtlığı yaşanmaktadır. Dünyadaki tüm insanlar için son derece önemli olan su kaynakları, iklim değişikliği, kuraklık, sel ve kirlilik gibi olumsuzlukların etkisi altındadır. Bunun yanında su kaynakları yönetimindeki etkinlikten uzak uygulamalar da önemli bir diğer sorun alanıdır. Bu noktada kamu sektörü; etkinlik ve verimlilik açısından, su kaynakları yönetimi konusunda yetersiz kalmaktadır. Dolayısıyla sorunun çözümü için sahip olduğu finansal güç ve kaliteli hizmet anlayışı nedeniyle özel sektör ön plana çıkmaktadır.Özel sektör, su hizmetlerinin sağlanması konusunda, suya maliyet fiyatlarını da ekleyerek, etkin kaynak kullanımı ve kaynakların bakımı hususunda önemli bir işlevi yerine getirmektedir. Ancak suyun özel sektör tarafından yönetilmesinin bir takım sorunlara yol açacağı yönünde iddialara rastlamaktadır. Bu iddialar, suyun bir insan hakkı olduğu düşüncesine dayanmaktadır.Türkiye, dünyadaki birçok ülkede olduğu gibi, su kaynakları yönetiminde bazı sorunlar yaşamaktadır. Bu sorunların çözülmesi için su hizmetlerinin özelleştirilmesi ve suyun ticarileşmesi yönünde bir eğilim mevcuttur. Bu çalışmanın temel tezi, Türkiye'de su kaynakları yönetiminde bir ticarileşme eğiliminin bulunduğunu ortaya koymaktır.Anahtar Sözcükler: Su, Su Yönetimi, Ticarileşme, Özel Sektör, Su Sorunu

KüreselleşmeSu kaynaklarıSu kaynakları yönetimi+5
Emrah Firidin
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de olimpiyatların kentsel dönüşüme etkileri

Modern olimpiyatlar, 1896 yılında Pierre de Coubertin tarafından yeniden canlandırılmış ve zamanla dünyanın en prestijli olayları arasında yer almaya başlamıştır. Bunun nedeni, olimpiyatların ev sahibi kent üzerindeki politik, ekonomik, toplumsal ve kentsel etkileridir. Tüm bu etkiler arasında özellikle bu oyunların ekonomik etkileri nedeniyle kentler, bu organizasyonlara ev sahipliği yapmak için rekabet etmeye başlamışlardır. Dünya kentleri arasında yaşanan bu rekabete Türkiye'deki kentler de son yıllarda dahil olmaktadır.Araştırmanın konusu, olimpiyatların kentsel dönüşüm üzerindeki etkilerini incelemektir. Araştırmanın amacı, kentlerin olimpiyatlara ev sahipliği yapmak için aday olmasında birincil neden kabul edilen ekonomik faydalarından ziyade oyunların kente bıraktığı en önemli mirası oluşturan kentsel dönüşüm üzerindeki etkisine dikkat çekmektir. Temel varsayımı ise ?Olimpiyatlar, kentlerin kentsel dönüşümlerini gerçekleştirmek için kullanabilecekleri bir araçtır? şeklinde belirlenmiştir. Tezde olimpiyatlar ve kentsel dönüşüm ile ilgili Türkçe ve İngilizce literatür taranmış, son bölümde yer alan Trabzon Olimpiyatlarının kentsel dönüşüm üzerindeki etkisi için bu olimpiyatın resmi internet sitesinden ve çeşitli gazete haberlerinden yararlanılarak kişisel düşünce ve gözlemler de yansıtılmıştır. Tezde, olimpiyatların ekonomik, sosyal ve siyasal katkılarının yanında iyi değerlendirildiğinde ve planlandığında kentsel dönüşüme yapacağı katkının, olimpiyatların en somut ve kalıcı mirası olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar Sözcükler: Olimpiyat, Olimpiyat Organizasyonu, Olimpiyatlara Ev Sahipliği Yapma, Kentsel Dönüşüm, Olimpiyat Kenti

Kentsel dönüşümOlimpiyatlar
Duygu Ak
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de muhafazakarlığın temelleri: Düşünceler, düşünürler

Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'de yaygın kullanılan; fakat kapsamı yeterince bilinmeyen muhafazakârlık kavramına açıklık getirmektir. Bu kapsamda Kıta Avrupa'sı ve Anglo-Amerikan dünyasında meydana çıkan muhafazakârlığın tarihçesi ve temel kavramları açıklanmış, sonrasında Türk siyasi hayatında muhafazakâr düşüncenin gelişimi Osmanlı'dan başlayarak ele alınmıştır. Özellikle muhafazakârlığın temellerinin atıldığı 1961 Anayasa'sı sonrasında muhafazakâr düşünürler ve söylemleri incelenmiş, 1960'larda ön plana çıkan Batı karşıtlığı, anti-komünizm, değişim, din ve ahlak konuları üzerinde durulmuştur.

AhlakAnti komünizmBatılılaşma+2
Elif Kaldırımoğlu
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

A. Gaffar Okkan Polis Meslek Yüksek Okulu öğrencilerinin okul yönetimi algıları üzerine bir inceleme

Bu çalışma polis meslek yüksek okullarında görevli yönetim kadrosunun niteliği ve hizmet anlayışı konusunda yapılmıştır. Bu çalışmanın yoğunlaştığı ana konu, Polis Meslek Yüksek Okulu öğrencilerinin, okul yöneticilerini nasıl algıladıklarıdır. Bu çalışma yönetim bilimi literatürünü kavramları, yönetim yaklaşımlarını ve yönetim biliminin gelişimi açıklayarak incelemiştir. Bundan ayrıca güvenlik ve güvenlik konsepti konuları ele alınmıştır. Bu bağlamda güvenlik ve polis hizmetleri dünya ve Türkiye'deki tarihsel süreciyle ele alınmıştır.Genelde eğitim özelde de polis meslek eğitimi açıklanmıştır. Sonrasında Türk Polis Teşkilatı eğitim birimlerinin organizasyonel yapısı iki ana başlık altında incelenmiştir: hizmet öncesi (temel) eğitim ve hizmet içi eğitim. Çalışmanın ana konusunun polis temel eğitimi olması sebebiyle polis meslek yüksek okulları ayrı bir bölüm olarak ele alınmıştır. Bu bölümde, polis meslek yüksek okullarının organizasyon yapısı, giriş, eğitim-öğretim süreci, ders müfredatı, staj ve yönetim kadroları detaylı olarak açıklanmıştır. Bu çalışma A. Gaffar Okkan Polis Meslek Yüksek Okulu üzerine bir örnek olay incelemesidir. Çalışmanın metodoloji bölümünde çalışmanın amacı, çalışmanın önemi, varsayımlar, sınırlılıklar ve çalışma yöntemi teorik arka plan bağlamında açıklanmıştır. Polis öğrencilerinin okulun idari-sosyal ve akademik yönetimi konusundaki algılarını ölçmek için Diyarbakır A. Gaffar Okkan Polis Meslek Yüksek Okulu öğrencileri üzerinde bir anket uygulanmıştır. Anket çalışmasından elde edilen sonuçlar değerlendirilmiş ve çalışmanın varsayımları test edilmiştir. Bu çalışmanın sonuçları ışığında Türk polis teşkilatında polis temel eğitim kalitesini artırmak için bazı öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yönetim, Güvenlik, Polis Teşkilatı, Polis Meslek Eğitimi, Polis Meslek Yüksek Okulu.

Mustafa Yaşar
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk hukukunda kamulaştırma ve kamulaştırmasız el atma yoluyla mülkiyet hakkına müdahale ve AHİM'nin mülkiyet hakkına müdahalelere bakışı

Taşınır ve taşınmazlar üzerindeki özel mülkiyet hakkı tarihin ilk medeniyetlerinden günümüze kadar çeşitli içeriklerde var olmuştur. Günümüz devletlerinde mülkiyet yetkisi bir hak olarak anayasal güvence altına alındığı gibi uluslararası insan hakları belgelerinde de bir insan hakkı olarak kendine yer bulmuştur. Ülkemizde geniş uygulama örnekleri bulunan ?Kamulaştırma? ve ?Kamulaştırmasız El Atma?yı teorik şartları ile birlikte değerlendirirken uygulamaya yön verici özelliklerinden dolayı yüksek mahkemelerin bu konularda verdiği kararlarda çalışmamızda geniş yer bulmuştur.Üç bölümden oluşan bu çalışmamızın ilk bölümünde, mülkiyet kavramının tarihsel gelişimini, ikinci bölümde Türk hukukunda kamulaştırma ve üçüncü bölümde ise özel mülkiyete konu taşınmazlara kamulaştırmasız el atmayı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konudaki kararlarını da aktararak ele almaya çalıştık. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının konunun içine alınması Türkiye'nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ek Protokollerinden sonra artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Zira Anayasamızın 90. Maddesi dikkate alındığında bu insan hakları belgelerinin iç hukukun bir parçası haline gelmesi yargılama faaliyetlerinde göz önünde bulundurulmasını da zorunlu kılmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları MahkemesiKamulaştırmaKamulaştırmasız el koyma+3
Tayfun Tuna
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamu yönetiminde merkeziyetçi ve adem-i mereziyetçi düşünceler ışığında Türkiye'de yerel özerklik tartışmaları

20. Yüzyılın ikinci yarısından sonra toplumsal ve siyasal yönelimlerin günün koşullarına uyarlanma süreci de ivme kazanmıştır. Çoğulcu demokratik rejimlerin kökeni her ne kadar daha gerilere dayansa da, yaşanan iki dünya savaşı, demokrasiye fırsat verilmesi için iyi bir bahane olmuştur. Böylece katı merkeziyetçi yönelimler yerini daha katılımcı ve toplumsal karşılığı olan arayışlara bırakmıştır. Elinizdeki çalışmanın ana konusunu, Türkiye'nin merkeziyetçi yönetim yapısından kaynaklanan sorunları giderebilmek ve bu arada, bu merkeziyetçi zihniyetin ürettiği en önemli sorunlardan biri olan Kürt sorununa makul bir çözüm getirebilmek açısından ortaya atılan ve son yıllarda üzerindeki tartışmaların yoğunlaştığı yerel özerklik konusu oluşturmaktadır. Kürt sorunu özelinde yerel özerklik konusuna geçmeden önce ise, konu ile ilgili kavramsal ve tarihsel arka plan farklı açılardan analiz edilmiştir. Bu çalışmada öncelikle devlet yönetim sistemleri tek merkezli ve çok merkezli olarak iki boyutta ele alınarak, üniter ve federatif sistemlerdeki merkez yerel ilişkileri irdelenmiştir. İkinci bölümde, üniter yapı içerisinde ortaya çıkan özerklik ve bölge yönetim modelleri, idari yapı içerisinde farklı sorun alanlarına getirdikleri çözümlerle İspanya ve Fransa örneğinde ele alınmıştır. Türkiye'nin yönetsel yapısı Osmanlıdan günümüze devralınan sancılı bir mirasın izlerini taşıdığından, Tanzimatla başlayan merkezileşme eğiliminin, Cumhuriyetin ilanından sonra da giderek artan bir dozajda devam ettiği kurgusuna bağlanmıştır. Tezimizin son bölümünde Kürt sorunu bağlamında ele alınan özerklik tartışmalarının, üniter yapıya bağlı kalınarak üretilen özerklik formülasyonu ile aşılması yönünde önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerel özerklik, Bölgeselleşme, Merkeziyetçilik, Kürt Sorunu

BölgeselleşmeDemokrasiKamu yönetimi+5
Hüseyin Kurt
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk siyasal yaşamında DSP-SHP/CHP ayrışması

Avrupa merkezli ve Marksist dayanaklarıyla sosyal demokrasinin Türkiye'deki örneklemini DSP-SHP/CHP temsil etmektedir. Gelişim ve amaçları bakımından DSP'nin özgücü yani, yerel/ulusal değerlerden beslenen ideolojik kimlik söylemine karşın SHP/CHP yerel değerlere sahip olmakla beraber Avrupa sosyal demokrat kimlikli bir tanım ve gelişim çabasındadır. Çalışmamız bu iki sosyal demokrat partinin özgücü ve evrensel özelliklerinin ne olduğunu, bu iki hareketi birbirinden farklı kılan değerleri tahlil etme amacındadır. Avrupa sosyal demokrasinin gelişimi ile Almanya, İngiltere ve İsveç örnekleri incelenmek kaydıyla sosyal demokrasinin genel özellikleri belirlenmeye çalışılmıştır. Sonrasında 1983-1999 yıllarıyla sınırlanan çalışmanın Türkiye'deki sol/sosyal demokrat hareketin gelişimine kaynaklık eden hususlar incelenmiştir. Araştırmamız neticesinde DSP ideolojisinin siyasal açıdan muhafazakârlığa ve Ecevit kimliğinde merkeziyetçi/otoriter yapıya sahip olduğu anlaşılmıştır. SHP/CHP ise, temel hak ve özgürlükleri merkeze almak kaydıyla reformist/ilerici kanadı temsil etmektedir. Anahtar Kelimeler: CHP, DSP, SHP, SHP/CHP, Özgücülük, Sosyal Demokrasi, Evrensel Sosyal Demokrasi.

Cumhuriyet Halk PartisiDemokratik Sol PartiSiyasi hayat+5
Murat Aydın
Bingol University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gençlik ve siyasal katılım: Dicle Üniversitesi örneği

Gençlik ve Siyasal Katılım: Dicle Üniversitesi Örneği" adlı bu çalışma, üniversite gençliğinin siyasal eğilimlerini, siyasal katılım düzeylerini, siyasal katılım biçimlerini ve siyasal katılımlarını etkileyen faktörlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada ortaya konulan veriler, anket uygulaması çerçevesinde alan araştırması ile elde edilmiştir. Anketler, üniversite okuyan 380 öğrenciye tesadüfî örnekleme tekniği uygulanmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkenleri olan "herhangi bir sınıfta olma", "ailenin gelir düzeyi" ile "anne-babanın eğitim ve meslek" durumlarının "siyasal katılım" olarak belirlenen bağımlı değişken üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın kuramsal çerçevesini oluşturan birinci bölümde, 'gençlik, üniversite gençliği ve siyasal katılım' kavramları üzerinde durulmuş, 'gençlik hareketleri' konusunda kısa bir açıklamaya verilmiştir. İkinci bölümde, çalışmanın önemi üzerinde durulmuş ve alan araştırması ile ilgili gerekli bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde, alan araştırması ile elde edilen bulgular sergilenmiş, sonuç ve değerlendirmeyi içeren son bölümle çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler:Gençlik, Siyasal Katılım, Gelir, Oy Kullanma

Gelir dağılımıGelir kaynaklarıGelir yapısı+6
Mehmet Mazhar Yıldız
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erken Dönemde sınıf perspektifine bakış ve Türkiye'ye yansıması

Toplumsal sınıflar nesnel olarak, köleci toplumla birlikte ortaya çıkmıştır. Literatürde sınıf kavramı zenginlik, yönetim, ırk ve meslek kriterleri üzerinden açıklansa da ekonomi, sınıfların oluşmasının başat sebebidir. Bilimsel sosyalizm (Marksizm), kendisinden önceki sosyalist görüşlerden ayrılarak, sınıfların oluşumunu bu kritere dayandırır. Marx, Engels, Lenin ve Luxemburg, bilimsel sosyalizmin, teorik anlamda birikimini saylayan ilk kuşaktır. Teorinin içerisinde sınıf kavramı ve sınıf mücadelesi kuramı, oldukça önemli bir yer işgal eder. Marksizme göre, odaklandığı toplumsal formasyon olan kapitalizm içerisinde devrimci sınıf, proletaryadır. Proletarya, üretim araçlarına sahip olmadığından, emek gücünü satmak zorunda olan sınıftır. Sınıf kavramını bilimsellik çerçevesinde ele alan bilimsel sosyalizmin Osmanlı'ya girişinde, gayrimüslimler oldukça etkin rol oynamıştır. Fakat imparatorlukta yaşanan parçalanma ve milliyetçi hareketlerin yarattığı olumsuz etki, sosyalist hareket için, 1919 yılının milat olarak kabul edilmesine neden olur. 1917 Sovyet devriminin etkisi ve Türkiye Sosyalist Fırkası ile Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkaları'nın bu tarihte kurulması, sosyalist düşüncenin ülkede yükselişe geçmesine neden olur. Bilimsel sosyalizm alanında, geçmişten alınan mirasla oluşan teorik birikim de, bu dönemde belirginleşmeye başlar. Türkiyeli teorisyenler, bilimsel sosyalizm düşüncesini, ülkenin özgün koşullarına uygulama çabası içerisinde olmuşlardır. Bu noktada özellikle ön plana çıkan isim Şefik Hüsnü Değmer'dir. Sınıfların tanımı ve kapsamı üzerine, Marksizmle genel olarak uzlaşı içerisinde kalınmıştır. Ancak kapitalizmin Batıda gelişip yerleşmesiyle birlikte ortaya çıkan Batı kayaklı bir bilim olan Marksizmin, kapitalizmin henüz gelişme aşamasında olduğu bir ülkenin özgün koşullarına uygulanmaya çalışılması iki önemli farkın ortaya çıkmasına neden olur. Birincisi, sınıf kapsamının belirgin bir biçimde geniş tutulmasıdır. Bu durum, doğrudan bilimsel sosyalizme aykırı değildir. İkincisi, devrim düşüncesinin, uzlaşmaz sınıf çelişkisi ve sınıf mücadelesi üzerinden değil, emperyalizme karşı mücadele üzerinden işlenmiş olmasıdır. Anahtar Kelimeler: toplumsal sınıflar, işçi sınıfı, sınıf mücadelesi, bilimsel sosyalizm, işçi sınıfı partisi, sendikalar, sınıf bilinci.

MarksizmSendikalarSosyal sınıf+6
Eylül Çelik
Bingol University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Alevi sivil toplum örgütlerinin AKP hükümetinin Alevilere ilişkin politikalarına yaklaşımı ( İzmir ili örneği )

Alevilik inancının ortaya çıkışında İslamʼın etkisinin yanında bu inancı benimseyen toplulukların tarihsel süreç içinde kabul ettikleri din ve inançlar ile yaşadıkları coğrafyada karşılaştıkları diğer din ve inançların da etkileri olmuştur. Bu durum da Aleviliğin içinde birçok inancı barındıran bağdaştırmacı bir inanç olmasını sağlamıştır. Aleviliğin bu yapısı ve Sünni İslam kadar yazılı kaynaklara ve doktriner bir yapıya sahip olmaması Alevi toplulukların birbiriyle benzeşmeyen inançlara sahip olmasına neden olmuştur. Aleviler inançlarının otoriteye boğun eğmeyen ve bağımsızlıkçı yapısı nedeniyle yaşadıkları devletlerle ilişkilerinde sorunlar yaşamışlardır. Aleviler Cumhuriyet döneminde de çeşitli sorunlarla karşılaşmışlar ve hükümetlerden inançlarını özgürce yaşamaya yönelik taleplerde bulunmuşlardır. 2002ʼden beri tek başına iktidarını sürdürmekte olan Adalet ve Kalkınma Partisiʼnin Alevilerle olan ilişkileri bu çalışmanın konusunu oluşturmuştur. Bu çalışmada Alevi Açılımı konusunda Alevi Sivil Toplum Örgütleriʼnin tepkileri ve açılım sonrası süreçte yaşanan gelişmeler de incelenmiştir. İzmir ilinde örgütlü bulunan Alevi Sivil Toplum Örgütleriʼnin üyeleri ve sempatizanlarının AKP hükümetlerinin Alevilere yönelik politikalarına ilişkin görüşleri hazırlanmış olan bir anketle belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca Alevi kanaat önderleri ve dedeler ile de yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre; Alevilerin gerçekleştirilmiş olan Alevi çalıştaylarından yeterince memnun olmadıkları ve temel sorunlarına hala bir çözüm getirilmediğini beyan ettikleri görülmüştür.

Adalet ve Kalkınma PartisiAlevilerAlevilik+5
İlhan Ozan Hamurcu
Bingol University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de köycülük ve Köy Enstitüleri

Köy ve köycülük düşünceleri yaşanan değişimlerden etkilenmektedir. Köy ve köycülüğün değişim noktası sanayi inkılâbı ve 1929 Dünya Ekonomik Buhranı olmuştur. Değişen koşullarla birlikte özellikle 20. yy?da şehirleşme ve sanayi en üst noktaya gelmiştir. Aşırı şehirleşen ve sanayileşen işgücünü durdurmak isteyen Batı?nın çözümü köy ve köylülere yönelmek olmuştur. 20. yy?da dünyada özellikle kapitalleşmiş ülkeler köycülük akımından etkilenmişlerdir.Türkiye?de akımın köklerini Osmanlı Devleti?ne kadar dayandırmak mümkündür. Dönem içerisinde çeşitli kaygılarla ilgi düzeyi değişen köy ve köycülük, en çok ilgiyi Tek Parti döneminde görmüştür. Köy ve köylü Kurtuluş Savaşı?ndan itibaren Atatürk tarafından sürekli yüceltilmekte, köylüye değer verilmektedir. Yaşanan bazı ekonomik, siyasi ve sosyal olaylardan sonra köycülük daha ete kemiğe bürünmüş, parti programında yer almıştır. Halkevleri ve köycülük şubesi oluşturularak köylü ile ilgilenilmiş, çeşitli çalışmaların ardından köyü eğitim yoluyla dönüştürmek için Köy Enstitüleri kurulmuştur. Anahtar Kelimeler: Köy, Köycülük Akımı, Köy Enstitüleri, Köy Eğitmen Kursları, Meksika?da Köycülük

Köy enstitüleriKöycülükKöylüler
Birgül Yılmaz
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Politika transferi bağlamında Türkiye'de stratejik planlama ve performans esaslı bütçeleme

Kamu mali yönetimi reformu kapsamında ülkeler, bütçe açıklarını azaltmak, yolsuzluğu önlemek, kamu kaynaklarını etkili ve verimli kullanmak, şeffaflığı ve etkin bir hesap verebilirliği sağlamak için arayış içine girmişlerdir. Stratejik planlama ve performans esaslı bütçeleme sistemi bu arayışların bir sonucu olarak uygulamaya girmiş ve yaygınlık kazanmıştır. Bu çalışmanın amacı, kamu mali yönetimi reformu kapsamında performans esaslı bütçelemenin Türkiye'de yasalaşmasının, Dolowitz ve Marsh tarafından geliştirilen politika transferi modeli bağlamında kapsamlı bir analizini yapmaktır. Bu model kapsamında reform çalışmalarının başlangıcından başlayarak hangi dinamiklerin rol oynadığını, reformun içeriğinin belirlenmesinde bu dinamiklerin etkilerini ortaya koyarak, reformun başarı-başarısızlığını, neden-sonuç ilişkisi içerisinde değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla reformun hayatta geçirilmesinde rol oynayan aktörler incelenmiş, gönüllü ve zorlayıcı politika transferi açısından bir değerlendirme yapılmıştır. Reformun başarı ve başarısızlığı, seçilen kurumların performans denetimi raporları kapsamında; stratejik plan, performans programı ve faaliyet raporlarının incelenmesi ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. Böylelikle, Türkiye'de kamu mali yönetimi reformlarının dinamiğini analiz etmek, yıllardır yapılanma içerisinde olan idarenin, yapmış olduğu reformların neden uzun erimli olamadığının nedenlerinin anlaşılmasına yardımcı olmak hedeflenmiştir.

BütçelemeBütçeleme sistemleriFinansal yönetim+4
Fevzi Kaçer
Bingol University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kentsel sürdürülebilirlik kapsamında yeşil çatı uygulamaları

Sınırsız bir kaynak olarak düşünülen doğa, insanlık tarafından hızla tüketilmeye başlanmış, sanayileşme ve kentleşmenin etkisiyle çevre sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olunmuştur. Hızla tükenen doğal kaynakların varlığı insanoğlu için çözüm arayışlarını zorunlu hale getirmiştir. Bu noktada ortaya atılan düşünce, doğal kaynakların yok olmadan, gelecek kuşaklar da gözetilerek bu kaynakların geleceğe aktarılmasının sağlanması olarak da bilinen sürdürülebilir kalkınma anlayışıdır. Brundtland raporunda sürdürülebilirlik kavramının ortaya konulmasından bugüne kadar şehirleri ilgilendiren yeni yeni kavramlar ortaya atılmıştır. Kentsel sürdürülebilirlik de bu kavramlardan biridir. Bir yandan ekolojik tahribat giderek derinleşirken, diğer yandan çevrenin korunmasına ilişkin çözüm önerileri, çeşitli konularda ilgi oluşturan çalışmalar meydana getirmiştir. Bu doğrultuda kentsel sürdürülebilirliğe dair araştırmalar ve gelişen teknoloji çerçevesinde yeşil çatı yüzeyleri önemli bir bileşen olarak ele alınmaya başlanmıştır. Bu noktada "yeşil çatı"lar, hava kalitesini iyileştiren, kentsel ısınmayı azaltan, yağmur suyunu tutarak şehirlerin alt yapısına binen yükün azalmasına olanak tanıyan, bir aktivite ve yaşam alanı olarak da kullanım sağlayan önemli sistemlerdir. Yeşil çatıların kullanımı oldukça eski devirlere kadar uzanmaktadır. Günümüzde yabancı ülkelerde yaygınlaşan bir kullanıma sahipken özellikle Türkiye'de kullanımlarının azlığı dikkati çekmektedir. Yeşil çatıların faydalarına karşın uygulama alanlarının henüz tam gelişmemiş olması, konuyu araştırmaya ve incelemeye değer kılmaktadır. Dünyada önemsenmeye başlanan binalarda enerji korunumu ilkesi ve bu konuyla alakalı sertifikalandırma sistemlerinde (LEED, BREAM vb.) yeşil çatıların önemli bir uygulama aracı olarak ele alınabileceği görülmektedir. Belirtilen nedenlerle bu çalışmada; doğal ve yapılaşmış çevre, ekonomik ve sosyal bileşenlerden oluşan kentsel sürdürülebilirlik kavramının yeşil çatı kavramı ile ilişkisi incelenmiştir. Dünyadaki ve Türkiye'deki örnekler üzerinden yeşil çatı sistemleri hakkında bilgi verilip, kentsel sürdürülebilirlik açısından avantajları değerlendirilmiş, verilen yurt içi ve yurt dışı örneklerinin karşılaştırılarak analiz edilmesi ve Türkiye'deki uygulamalar için altyapı oluşturmada yardımcı öneriler sunulması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kalkınma, Sürdürülebilir Kalkınma, Kentsel Sürdürülebilirlik, Çevre, Sürdürülebilirlik, Yeşil Çatı.

Kentsel alanlarKentsel çevreSürdürülebilirlik+6
Baran Barış Aras
Bingol University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hayvan hakları kapsamında kentsel alanlarda sokak köpekleri olgusu İzmir – Nevşehir illeri örnekleri

Sokak hayvanları sayısının kentsel alanlarda giderek artmasından dolayı bu durumdan karşılıklı olarak zarar gören insan ve hayvanların zararlarının önlenmesi amacıyla gerek uluslararası gerekse ulusal düzeyde çeşitli mevzuat hükümleri yürürlüğe konulmuştur. Bu noktadan hareketle 15 Ekim 1978 tari-hinde ilan edilen Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi hayvan haklarına genel bir bakış açısı getirmesi insan ve hayvanların birbirlerinden gördükleri karşılıklı zararların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu beyanname ile bağlantılı uluslararası düzeyde ve ülkelerin kendi egemenlik sınırları içerisinde yürürlüğe giren ulusal mevzuat hükümleri ve bu hükümlerin uygulanmasının incelenmesi araştırma için önemli bir noktayı oluşturmaktadır. Geçmişten günümüze Türkiye'de hayvan haklarıyla ilgili önemli gelişme-ler kaydedilmiştir. 2004 yılında yürürlüğe giren 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu bu gelişmelerin somut bir çıktısı olup ayrıca merkezi yönetim ve yerel yönetimlere belirli sorumluluklar yüklediğinden dolayı bu araştırmanın mantık-sal çerçevesini oluşturmaktadır. Bu bağlamda Türkiye'de hayvanları koruma mevzuatının uygulanışı ve sorunların çözümünde merkezi yönetim, yerel yöne-timler, hemşehriler ve sivil toplum örgütlerinin duyarlılığının yanında birbirleri ile olan işbirliği de oldukça önemlidir. Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi ve 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ile bağlantılı mevzuat hükümlerine dayanılarak İzmir ve Nevşehir ille-rinde mekânsal analizler ışığında sorun tespiti ve bu tespit edilen sorun alanları-na ilişkin çözüm önerileri geliştirmek büyük önem taşımaktadır. Sokak köpekle-rinin ortaya çıkışının kök nedenleri kamu yönetiminin temel ilkeleri içerisinde planlamacılıktan kontrole kadar olan süreç içerisinde incelenmesi sorunların da-ha belirgin bir şekilde tespit edilmesini sağlayacaktır. Araştırmanın yöntemi genel olarak literatür taraması, insan ve hayvanla-rın karşılıklı olarak etkileşimde bulunduğu durumlarda ise basın araştırmalarına dayanacaktır. Ayrıca İzmir ve Nevşehir illerinde yaşayan 18 yaş üstü bireylerle yapılacak anket görüşmesine, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Nevşehir Belediyesi ile gerçekleştirilecek mülakat değerlendirmesine dayanacaktır. Tüm bu değer-lendirmeler alanında uzman öğretim üyeleri ile belediye bünyesinde çalışan ka-mu görevlileriyle yapılan görüşmelerle desteklenecektir. Anahtar Kelimeler: Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi, Hayvanları Koru-ma Kanunu, Sokak Köpekleri, Merkezi Yönetim, Yerel Yönetimler.

Hayvan haklarıHayvanları Koruma KanunuKamusal alan+7
Kıvanç Demirci
Bingol University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk siyasal yaşamındaki hükûmet krizlerine ilişkin farklı bir örnek: 7 Haziran - 1 Kasım genel seçim süreci

Türk siyasal yaşamında istikrar tartışmaları önemli bir role sahiptir. İstikrar tartışmalarının merkezinde ise ekseriyetle koalisyon hükûmetleri ve hükûmet krizi süreçleri yer almaktadır. Cumhuriyetin ilanını takiben 1923- 1950 arası dönemde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tek başına iktidarda bulunmuştur. Çok partili siyasal yaşama geçişin akabinde ise 1950- 1960 yılları arası Demokrat Parti'nin (DP), 1965- 1971 yılları arası Adalet Partisi'nin (AP), 1983- 1991 yılları arasında Anavatan Partisi'nin (ANAP) tek parti hükûmetleri ülke yönetiminde bulunmuşlardır. 3 Kasım 2002 seçimlerinden bu yana ise ülke yönetiminde tek parti iktidarı olarak Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) yer almaktadır. AK Parti, iktidara gelmiş olduğu 2002 genel seçimlerinin sonrasında girmiş olduğu 2007 ve 2011 genel seçimlerinde de oylarını arttırmak suretiyle konumunu korumuştur. 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde ise parti, oy ve milletvekili sayısında anlamlı bir düşüş yaşamakla birlikte seçimlerden 258 milletvekili ile birinci sırada çıkmayı başarmıştır. 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinden sonra oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) yapısı kendi içinden bir koalisyon hükûmeti yahut azınlık hükûmeti çıkarmak konusunda başarılı olamamış ve 1 Kasım 2015 tarihinde yeniden seçimlere gidilmiştir. Hükûmet krizi ve 13 yıllık tek parti iktidarı sonrasında oluşan nispi belirsizlik atmosferinde gidilmiş olan 1 Kasım 2015 genel seçimleri neticesinde AK Parti, seçimlerden birinci sırada çıkmasının yanı sıra güvenoyu için gerekli olan 276 milletvekili sayısının üzerinde bir çoğunluğu yakalamıştır. Çalışmanın temel araştırma konusu 7 Haziran 2015 tarihinde gerçekleştirilen genel seçimlerden sonra oluşan hükûmet krizi sürecini analiz ederek söz konusu sürecin, Türk siyasal yaşamındaki diğer hükûmet krizi süreçleri ile karşılaştırılması noktasında olacaktır. Çok partili Türk siyasal yaşamında yaşanan hükûmet krizlerinde hangi koşullar ön plana çıkmıştır? TBMM'de yer alan partiler bu krizler karşısında ne gibi çözümler üretmek gayretinde olmuşlardır? Bu krizlere ilişkin geliştirilen formüllerde seçim ihtimali nasıl bir yer tutmuştur? Önceki hükûmet krizi süreçlerinde TBMM'nin kendi içerisinden hangi koşullarda ne tür hükûmetler çıkardığının incelemesi ve buna karşın 7 Haziran seçimlerinin ardından hükûmet kurma görüşmeleri neden olumsuz sonuçlandığı sorularının cevapları, çalışmanın temel sorunsalı olarak incelenecektir. Anahtar Kelimeler: 7 Haziran Genel Seçimleri, 1 Kasım Genel Seçimleri, Koalisyon, Genel Seçimler, Hükûmet Krizi.

Genel seçimlerHükümet politikalarıKriz+7
Ahmet Ceylan
Bingol University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Arjantin'de başkanlık sistemi uygulamasının Türkiye'de başkanlık sistemi tartışmaları bağlamında değerlendirilmesi

Rejimlere atfedilen ve teorik planda öngörülen rejim özellikleri ile uygulamada ortaya çıkan sonuçlar uyuşmayabilmektedir. Ülkelerin kendilerine has siyasal, kültürel ve ekonomik özellikleri rejimleri siyasal sistem haline getirmekte ve onları farklılaştırmaktadır.Türkiye'de rejime istikrar kazandırmak, yürütmeyi etkinleştirerek hızlı karar almayı ve hesap verebilirliği sağlamak üzere rejim tartışmaları uzun süredir gündemi meşgul etmekteydi. Başkanlık rejiminin uygulandığı bir ülke olarak Arjantin, Türkiye ile siyasal açıdan pek çok konuda benzeşmektedir. Bu nedenle Arjantin başkanlık sistemi, "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin" Türkiye'de uygulanması halinde ortaya çıkabilecek sonuçlarını öngörebilmeye yardım edebilecektir.

ArjantinBaşkanlık sistemiHükümet sistemi+4
Özge Işık
Bingol University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'ye dış göçle gelen nüfus hareketlerinin (Mülteciler ve sığınma arayanlar), kıyı-sınır kent yönetimine etkileri: İzmir-Basmane örneği

Çalışma, temel olarak İzmir'in bir kıyı ve sınır kenti olma özelliklerini göz önünde bulundurarak, İzmir kentindeki Suriyeli sığınma arayanların durum tespitini, sığınma arayanlara yönelik kendine özgü tarihsel koşulları barındıran Basmane örneği üzerinden gerçekleştirmiştir. Bu bağlamda özellikle kent yönetimi açısından tespit edilmiş çeşitli sorun alanlarının düzeltilmesine yönelik politika hedefleri önermeyi hedeflemektedir. Bu nedenle çalışmanın Birinci Bölümünde, göç terminolojisi incelenerek göç olgusunu sosyal bir gerçeklik olarak açıklayan kuramlar analiz edilmiş, akabinde ise Türkiye'nin göç deneyimini ortaya koymak üzere 18. Yüzyıl'ın sonundan günümüze kadar Anadolu'ya gerçekleştirilen nüfus hareketlilikleri, Osmanlı Devleti ve sonrasında Türkiye Cumhuriyeti'nin konuya ilişkin politikaları tarihsel koşullar çerçevesinde analiz edilmiştir. Söz konusu tarihsel deneyim, Türkiye'nin günümüzdeki göç politikalarının daha iyi bir şekilde anlaşılabilmesi için önemli bir çerçeve sunmaktadır ve makro bir perspektifle, çalışmanın konusu olan İzmir kentindeki göç uygulamalarını da doğrudan etkilemektedir. Çalışmanın İkinci Bölümünde, İzmir kentindeki dış göç olgusunu ve sığınma arayanların/mültecilerin durumunu analiz edebilmek için, konuya doğrudan etki eden temel unsurlar incelenmiştir. Bu unsurlar çalışma için, İzmir'e yönelik dış göçün tarihi, İzmir'in kıyı ve sınır olma özelliği, Uluslararası, ulusal ve kentsel düzeylerde "mültecilerin" hukuki statüleri ve hakları, merkezi idarenin taşra teşkilatının konuya ilişkin temel aktörleri olan İl Göç İdaresi ve Afet ve Acil Durum İl Müdürlüğü, belediye, muhtarlık ve sivil toplum kuruluşları olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda kent yönetiminin sığınma arayan/mülteci nüfus hareketliliğini ele alış biçimi de ortaya çıkmış olmaktadır. Bu bağlamda İzmir'deki sığınma arayanlar/mülteciler bağımlı değişken, söz konusu unsurlar ise bağımsız değişken olarak ele alınabilir.Çalışmanın Üçüncü ve son bölümünde, İzmir'in Basmane semtinin tarihçesi incelenerek Basmane'deki Etiler Mahallesi'nde anket çalışması yapılmış ve sonuçlar analiz edilerek bu kapsamında söz konusu kişilerin durumlarının ve kentsel yerleşimlerinin iyileştirilmesine yönelik öneriler sunulmuş, kent yönetimine bilimsel verilerden yararlanılarak yol gösterilmesi amaçlanmıştır.

GöçlerKent yönetimiMülteciler+5
Orçun Çobangil
Bingol University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ekolojik topluma geçişte sanayinin dönüşümü

İlk olarak ?organizmalar ile onların çevresi arasındaki ilişkilerin bilimi? anlamında kullanılan ?ekoloji? kavramını ?canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bir bilim dalı? olarak tanımlamak mümkündür. Ekoloji, çevre kavramından farklıdır.Çevre kavramı insana dışsal bir doğa algılayışına sahipken ekoloji kavramı insanın da bir parçasını oluşturduğu doğa kavramını kapsar. Hammaddeleri işlemek, enerji kaynaklarını yaratmak için kullanılan yöntemlerin ve araçların bütününe ise ?sanayi? denir.Sanayi Devrimi'nin yaşandığı günlerden 20. yüzyılın ortalarına kadar sanayi ve ekoloji birbirinin karşıtı olarak görülmüştür. İnsanların ekolojiye zarar verdiklerini anladıkları ve ekolojik bunalımdan ekolojik topluma geçişin başladığı 20. yüzyılın ortalarından itibaren ise sanayinin ekolojiye zarar vermeden, ekolojiyi koruyarak gelişebileceği, ekoloji- sanayi dengesinin kurulabileceği anlaşılmış ve bu yönde adımlar atılmaya başlanmıştır.Bunun sonucu olarak bugün Türkiye'de ve dünya çapında çevre kirliliği kaynaklı ölümler azalmıştır, atık yönetiminde geri dönüşüme daha çok önem verilmektedir, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanım oranı artmaktadır, iklim değişikliğiyle uluslararası çapta mücadele edilmektedir ve temiz üretim uygulamaları giderek yaygınlaşmaktadır.

DönüşümEkolojiEkolojik etki+7
Ekrem Türker Fidan
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dağlık alan yönetiminde sürdürülebilirlik: Yunt Dağı örneği

Dünyanın karasal alanının önemli bir bölümünü dağlık alanlar kaplamaktadır. Önemli bir nüfus yoğunluğuna ve doğal kaynaklar bakımından zengin bir yapıya sahip olmalarına karşın bu bölgeler, genel idari yönetimler tarafından ihmal edilmişlerdir. Böylece ortaya çıkan ekonomik şartlar ve insan unsurunun yol açtığı olumsuzluklar nedeniyle dağlık alanların ekolojik sistemi dünya devletlerinin ilgisini çekecek kadar tehdit altına girmiştir. Özellikle 1992 yılında Rio'da düzenlenen Kalkınma ve Çevre Konferansında dağ yönetimi konusu da ele alınmış, dağlık bölgelerin ve buralardaki kaynakların rasyonel yönetimi ve ayrıca bu alanlara doğrudan ya da dolaylı olarak bağımlı insanların sosyo-ekonomik gelişimlerinin sağlanması için öncelikli politikaların gerçekleştirilmesi gerekliliği ortaya konmuştur.Avrupa Konseyi'nin dağlık bölgelerde sürdürülebilir kalkınma kapsamında üzerinde durduğu dağlık alanlarda yaşam koşullarının iyileştirilmesi konusu, 1995 yılında Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi tarafından kabul edilen "Avrupa Dağlık Bölgeler Şartı Taslağı? ile birlikte çözüme yönelik ele alınmaya başlanmıştır. Birleşmiş Milletlerin 2002 yılını dağlar konusuna uluslararası dikkati çekmek için ?Dünya Dağlar Yılı? ilan etmesi ile dağlık alanlara ilgi daha da artmış, bu kapsamda Türkiye'de 2003 yılında hayata geçirilen ?Yuntdağı Yöresi Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma Projesi? Sürdürülebilir Dağ Yönetimi konusunda önemli bir örnek teşkil etmiştir.Bu çalışmada kırsal alanlarda sürdürülebilir kalkınma kavramı perspektifinde dağlık bölgelerde karşılaşılan temel sorunlar ve söz konusu bölgelerin yönetim ihtiyacı ile dağ yönetimi stratejileri ve bölgesel kalkınma politikaları ile birlikte Bölgesel Kalkınma Ajansları üzerinde durularak, sürdürülebilir dağ yönetiminin kapsam ve içeriği incelenmiştir. Yapılan bu inceleme ile bağlantılı olarak Avrupa Konseyi'nin dağ yönetimi felsefesi ile Karpat Dağları çalışması konu çerçevesinde ele alınmıştır. Buradan hareketle Türkiye'de dağlık alan yönetimi ve bunun uygulamalarından biri olan Yuntdağı Yöresi Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma Projesi bir alan araştırması ile birlikte değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Kalkınma, Bölgesel Kalkınma, Sürdürülebilir Dağ Yönetimi, Avrupa Konseyi Dağlık Bölgeler Şartı Taslağı, Yuntdağı Yöresi Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma Projesi

Avrupa KonseyiDağlarDağlık arazi+5
Hulusi Eldem
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anayasa mahkemelerinin demokratik işlevi ve Türk Anayasa Mahkemesi

Anayasa Mahkemesinin gerçekleştirmiş olduğu kanunların anayasaya uygunluğunun denetimi, dünya üzerinde demokratik rejimi benimsemiş olan ülkelerin çoğunda mevcut olan bir durumdur. Anayasa Mahkemesinin bu rolü, keyfi yönetimlerin önüne geçmesi neticesinde demokrasinin işlerliği noktasında kabul görmesine rağmen, özellikle halkın iradesinin bir yansıması olan yasama organının üzerinde atama ile oluşmuş bir kurulun bulunduğu izlenimi vermesi yönünden demokratik meşruluk açısından sorgulanmaktadır. Bu noktada, Anayasa Mahkemesinin yasama organı ile farklı bakış açısı sergileyen kararları, söz konusu mahkemenin meşruluğunun daha fazla sorgulanmasına yol açmaktadır.Çalışmanın ilk bölümünde Anayasa Yargısı kavramı, Anayasa Mahkemelerinin dünya genelinde yaygınlaşması ve bu durumun itici güçleri, Türkiye'de tarihsel süreç içinde iktidarın sınırlandırılması düşüncesi ve Anayasa Mahkemesinin kurulması ile Türk Anayasalarındaki durum incelenmiştir.İkinci bölümde, özellikle Türk Anayasa Mahkemesinin demokratik meşruluğu, mahkemenin vermiş olduğu kararlar da ele alınarak, değerlendirilmiştir.Üçüncü bölümde ise, Anayasa Mahkemelerinin demokrasinin işlerliği noktasında üstlenmiş olduğu rolün uygulama alanları ele alınmış ve değerlendirilmiştir.Sonuç olarak bu çalışma, genel olarak Anayasa mahkemelerinin demokrasilerde üstenmiş olduğu rolü ve özellikle Türk Anayasa Mahkemesinin demokratik meşruluğuna yönelik eleştirileri ve değerlendirmektedir.Anahtar Kelimeler: Anayasa Mahkemesi, demokrasi, anayasal denetim.

Anayasa MahkemesiAnayasa yargısıAnayasanın üstünlüğü+2
İnci Çoban İnce
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal hareketler ve ekonomik krizler: Türkiye'de 2001 esnaf protestoları örneği

Son dönemde birçok ülkenin yaşadığı ekonomik problemler, söz konusu ülke halklarının ekonomik krize karşı protesto hareketleri düzenlemesi ile sonuçlanmıştır. 2008 yılı sonunda ortaya çıkan küresel ekonomik kriz ile Yunanistan, İspanya gibi Avrupa Birliği ülkelerinde yaşanan ekonomik krizler sonrasında, krizden olumsuz anlamda etkilenen bireylerin tepkilerini sokaklara inerek göstermeleri, bu tartışmaların tekrar gündeme gelmesini sağlamıştır. Ekonomik krizin yarattığı olumsuz koşullara karşı ortaya çıkan protesto hareketleri, farklı dönemlerde Türkiye'de de görülmüştür. Özellikle, Türkiye'de yaşanan en ağır ekonomik kriz olduğu ifade edilen 2001 ekonomik krizi sonrasında yaşanan Emek Platformu eylemleri ve esnaf eylemleri bu özelliklere sahip protestoları oluşturmaktadır.Ekonomik krizlerin yol açtığı olumsuzlukların ekonomik ya da sosyal açılardan topluma yansıması, bireylerin protesto gösterileri düzenlemesine yol açabilmektedir. 2001 ekonomik krizi sonrasında Türkiye'de yaşananlar benzer bir durum oluşturmaktadır. Mesleki bir grup olan esnafın sokaklara dökülerek tepkisini dile getirmesi, Türkiye'de hemen hemen hiç görülmeyen bir protesto türüdür. Bu nedenle, 2001 ekonomik krizi sonrasında esnafın düzenlediği protesto gösterileri, katılımcıların profili ve sayısı, esnaf örgütlerinin eylemler içerisindeki rolü bakışı gibi konular cevaplanması gereken başlıca soruları oluşturmaktadır.Bu çalışmada, 2001 ekonomik krizi sonrasında esnafın düzenlediği protesto hareketleri incelenmiştir. Göreli yoksunluk teorisi ve kaynakların mobilizasyonu teorisi kullanılarak, esnaf eylemlerinin teorik temeli oluşturulmaya çalışılmıştır. Cevaplanmaya çalışılan bir diğer soru ise, esnaf eylemlerinin `kriz eylemi' tanımlaması içinde yer alıp alamayacağıdır. Sistematik gazete taraması kullanılarak, esnaf eylemlerinin hangi tarihlerde, nerede gerçekleştiği, katılımcı sayısı, eylemlerde kullanılan eylem biçimi ve repertuvarı belirlenmeye çalışılmıştır. Bu noktadan hareketle esnaf eylemlerinin, 2001 ekonomik krizi sonrasında ortaya çıktığı ve kriz eylemleri özelliği taşıdığı, çalışmanın temel iddiasını oluşturmaktadır.

Ekonomik krizEkonomik kriz Şubat 2001Esnaflar+4
Erhan Ezici
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Milliyetçilik ve ulusal sol tartışmaları ışığında Türkiye'de Cumhuriyet mitingleri

2007 yılında, ülke gündemi, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine odaklanmış ve ülke genelinde bazı toplumsal ve siyasi kamplaşmalar meydana gelmişti. Toplumun geniş kesiminde siyasi bir hareketlenme başlamıştı. 14 Nisan 2007 tarihinde Ankara'da başlayıp İstanbul, Çanakkale, Manisa, İzmir ve Samsun'da devam eden Cumhuriyet Mitingleri, katılımcı boyutuyla, ideolojik arka planıyla ve ?görünür? hale gelen milliyetçilik vurgusu ile çeşitli tartışmaları beraberinde getirmiştir.Cumhuriyet Mitingleri'nde bayrakların, Atatürk rozetlerinin, ay yıldızlı tişörtlerin kullanımı çok büyük boyutlara ulaşmıştır. Cumhuriyet Mitingleri'ni, sloganlar, resmi milliyetçiliğin kalıpları ve katılımcı profili ile birlikte değerlendirdiğimizde, ?Atatürkçülük-Kemalizm-Ulusalcılık? anlayışları temelinde ve her pozisyonun kendi içinde gösterdiği çeşitlilik ortaya çıkmıştır.Bu çalışmada, milliyetçilik kuramları ve türleri, İzmir Gündoğdu Cumhuriyet Mitingi Mülakatı ile Cumhuriyet Mitingleri, ?milliyetçilik ve ulusal sol? bağlamında değerlendirilmeye çalışılacaktır.

CumhuriyetCumhuriyet mitingleriMilliyetçilik+2
Cansu Işık
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin Bosna-Hersek ilişkileri bağlamında Bosna-Hersek'te Türkiye algısı

Türkiye ile Bosna-Hersek ilişkileri, Bosna-Hersek'in bağımsızlığını kazandığı 1992 yılında başlamıştır. Bağımsızlığını ilan etmeden önce Yugoslavya'nın bir parçası olan Bosna-Hersek, Türkiye ile olan ortak tarih, kültür ve din bağlarını hiç koparmamıştır. Bosna-Hersek Cumhuriyeti'ni kurulduğu ilk gün tanıyan Türkiye, Bosna-Hersek'te savaşın durması ve Dayton Barış Anlaşması'nın imzalanarak barış ortamının sağlanmasında aktif rol oynamıştır. Bosna-Hersek'te var olan barış ortamı çok hassas dengeler üzerine kurulduğu için ülkenin ekonomik, siyasi ve kültürel yönden desteklenmesi, Türkiye açısından çok önemli bir sorumluluktur.Bosna-Hersek, Türkiye açısından stratejik değere sahiptir. Bir yandan Türkiye'nin Avrupa'ya açılan bir kapısı olarak değerlendirilirken, bir yandan da içinde barındırdığı Müslüman ve Boşnak unsurların Türkiye'nin ülke ile yakın ilişki içinde olmasını sağlayan bir bağ oluşturduğu görülmüştür. Türkiye'nin Bosna-Hersek'te güçlü ve güven verici bir devlet olarak görüldüğü ve özellikle Boşnakların Türkiye'ye olan sempati düzeyinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Bu proje kapsamında, öncelikle, iki ülke arasındaki ortak tarihi, kültürel, dini bağlar incelenmiştir. Daha sonra Bosna-Hersek'te yapılan saha araştırması ile Yugoslavya'nın çözülmesinin iki ülke arasındaki ilişkiye etkileri ve Türkiye'nin Bosna-Hersek ilişkileri bağlamında Bosna-Hersek'te Türkiye algısı sorgulanmıştır. Yapılan çalışma ile Türkiye'nin bölge siyasetine katkı sağlayacağını düşünülmektedir.nahtar Kelimeler: Bosna-Hersek, Türkiye, Balkanlar, Bosna-Hersek?te Türkiye Algısı, Dayton Barıú Anlaúması

AlgıBosna-HersekDayton Barış Anlaşması+3
Büşra Burhan
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00