
1,323
Archived Theses
22
DOIs Assigned
2%
DOI Rate
Discipline
Yoğun bakım hemşirelerinin bakım davranışları ve bakım verici rollerine ilişkin tutumlarının değerlendirilmesi
Bu araştırmada yoğun bakım hemşirelerinin bakım davranışları ve bakım verici rollerine ilişkin tutumları değerlendirilmiştir. Çalışmanın başlayabilmesi için kullanılan ölçeklerin sahiplerinden e-posta aracılığıyla izin alınmıştır. Fenerbahçe Üniversitesi etik kurulundan onay alınmıştır. Çalışmanın yapıldığı kurumdan izin ve katılımcılardan onay alınmıştır. Araştırma İstanbul'da bulunan özel bir hastane gurubu bünyesinde Mart 2023-Mayıs 2023 tarihleri arasında 191 yoğun bakım hemşiresi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan 'Hemşire Tanımlayıcı Formu', ''BDÖ-24(Bakım Davranışları Ölçeği)'' ve ''HBRTÖ (Hemşirelerin Bakım Verici Rolüne İlişkin Tutum Ölçeği)'' kullanılarak toplanmıştır. Verilerin toplanmasında onam formu, hemşire tanıtım ve bilgi formu ve ölçekler Google form şeklinde hemşirelerle paylaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 22.0 istatistik programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan hemşirelerin tanımlayıcı özelliklerinin belirlenmesinde frekans ve yüzde analizlerinden, ölçeğin incelenmesinde ortalama ve standart sapma istatistiklerinden faydalanılmıştır. Araştırma değişkenlerinin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek üzere Kurtosis (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelenmiştir. Araştırmamızda hemşirelerin bakım davranışları ölçeği'nden aldıkları toplam puan ortalaması 5,464±0,488 ve hemşirelerin bakım verici rolüne ilişkin tutum ölçeği toplam puan ortalaması 4,393±0,606 olarak bulunmuştur. Bakım davranışları ölçeği toplam puanı ve alt boyut puan ortalamaları ile hemşirelerin bakım verici rolüne ilişkin tutum ölçeği toplam puanı ve alt boyut puan ortalamaları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırmada hemşirelerin bakım davranışları iyi düzeyde olduğu ve bakım verici rollerine ilişkin tutumlarının artmasıyla bakım davranışlarının da arttığı görülmüştür. Sonuç olarak hemşirelere tutumlarını olumlu yönde etkileyecek hizmet içi eğitimlerin planlanması ve sonrasında bakım davranışlarının tekrar değerlendirilmesi önerilmektedir.
Manevi dayanıklılık ölçeğinin onkoloji hastaların Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması
Araştırma Manevi Dayanıklılık Ölçeği'nin onkoloji hastalarında Türkçe toplumundaki geçerlik ve güvenirliğini belirlemek için metodolojik olarak gerçekleştirilmiştir. Gerekli tüm izinler alındıktan sonra veriler Onkoloji Hastanesi kemoterapi ünitesinde Nisan-Haziran 2023 tarihinde 148 hastadan elde edilmiştir. Verilerin toplanmasında, "Hasta Tanılama Formu" ve "Manevi Dayanıklılık Ölçeği" kullanılmıştır. İstatistiksel analizlerinde; dil geçerliği, kapsam geçerliği, yapı geçerliği, çarpıklık ve basıklık analizi, güvenirlik analizleri, test-tekrar test analizi, yakınsak ve ayrışma geçerliği testleri kullanılmıştır. Dil geçerliği için dil çevirisi, kapsam geçerliği için de uzman görüşü alınmıştır. Yapı geçerliği için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) kullanılmıştır. Ölçeğin DFA bulguları Chi-Square/df=4,30, RMSEA=0,06, GFI=0,90, CFI=0,90 ve RMR=0,02 olarak bulunmuştur. DFA sonuçları, uyum iyiliği indeks değerlerinin literatürde önerilen aralıklar içinde olduğunu ortaya koymuştur. Güvenirlik analizleri sonucuna göre ölçeğin Cronbach Alfa katsayısı 0,857, alt boyutlarının değerleri de 0,805-0,823 arasında bulunmuştur. Toplam madde korelasyon değerlerinin 0,446-0,700 arasında değişim gösterdiği belirlenmiştir. Ölçekte yer alan değişkenlerin yapı geçerliğini test edebilmek için Yapı Güvenirliği (CR) ve Ortalama Açıklanan Varyans (AVE) değerleri bakılmıştır. Ölçeğin CR değerleri 0,803-0,865 arasında, AVE değerleri ise 0,535-0,632 arasında bulunmuştur. Çalışmamızda ölçeğin değişmezliğini değerlendirmek için test-tekrar test uygulanmıştır. Bu ölçümler arasında uyuma ilişkin ICC (Intraclass Correlation Coefficient) değerlerine bakılmıştır. ICC değerleri 0,888 ile 0,902 arasında yüksek bulunmuş ve test-tekrar test değerleri arasında fark olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak Manevi Dayanıklılık Ölçeği'nin onkoloji hastaları için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Geçerlik-güvenirlik, maneviyat, manevi dayanıklılık, onkoloji, ölçek
Ayaktan kemoterapi alan kanser hastalarında kullanılan sanal gerçeklik gözlüğünün anksiyete ve tedaviye uyuma etkisinin değerlendirilmesi
Araştırma, ayaktan kemoterapi alan kanser hastalarında kullanılan sanal gerçeklik gözlüğünün anksiyete ve tedaviye uyuma etkisinin değerlendirilmesi amacıyla randomize kontrollü olarak gerçekleştirildi. Bir araştırma hastanesinde ayaktan kemoterapi ünitesinde 1 Nisan- 31 Eylül 2023 tarihleri arasında 21 günde bir intravenöz kemoterapi tedavisi alan 15 deney, 15 kontrol grubu olmak üzere toplam 30 hasta çalışmanın örneklemini oluşturdu. Araştırma verileri Hasta Bilgi Formu, Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Kronik Hastalıklara Uyum Ölçeği (KHUÖ) ve Sanal Gerçeklik Gözlüğü kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız gruplarda kategorik değişkenlerin oranları arasındaki farklar Ki-Kare testleri ile analiz edildi. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi kullanıldı. Grup içi ölçümlerin karşılaştırılmasında bağımlı gruplar t-testi kullanıldı. Araştırma hakkında bilgi verdikten sonra her iki gruptaki hastalara ön-test uygulandı. Deney grubundaki hastalara 3 kür kemoterapi tedavisi boyunca sanal gerçeklik gözlüğü ile 3 farklı video izletildi, 3. kür sonunda iki gruba da son test uygulandı. Hastaların gruba göre anksiyete son-test ölçümleri anlamlı farklılık gösterdi (t(28)=3.132; p=0.004<0,05). Kontrol grubunda anksiyete son-test ölçümleri (x̄=12,067), deney grubunda anksiyete son-test ölçümlerinden (x̄=6,667) yüksek bulundu. Hastaların gruba göre kronik hastalıklara uyum toplam son-test ölçümleri anlamlı farklılık gösterdi (t(28)=-3.687; p=0.001<0,05). Deney grubunda kronik hastalıklara uyum toplam son-test ölçümleri (x̄=98,400), kontrol grubunda kronik hastalıklara uyum toplam son-test ölçümlerinden (x̄=87,067) yüksek bulundu. Ayaktan kemoterapi alan kanser hastalarında kullanılan sanal gerçeklik gözlüğünün anksiyeteyi azaltıp tedaviye uyumu arttığı saptandı. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, kemoterapi, sanal gerçeklik, tedaviye uyum
Kolcaba'nın konfor kuramına göre temellendirilmiş hemşirelik eğitiminin anjiyografi sonrası yoğun bakımda hastaların konfor düzeyine etkisinin değerlendirilmesi
Bu teze konu olan alan araştırması, randomize kontrollü bağımsız iki grup arasında prospektif olarak yapılmıştır. Kolcaba'nın konfor kuramına göre temellendirilmiş hemşirelik eğitiminin anjiyografi sonrası yoğun bakımda hastaların konfor düzeylerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Etik kurul ve kurum onayının ardından 01.04.2023-31.07.2023 tarihleri arasında İstanbul Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin yoğun bakım ünitesinde koroner anjiyografi yapılan tüm hastalar çalışmanın evrenini, örneklemini ise dahil etme kriterlerini karşılayan 30 kontrol 30 girişim grubunda olmak üzere 60 hasta oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü "G. Power-3.1.9.2" ile belirlenmiştir. Veriler Hasta Tanılama Formu ve Genel Konfor Ölçeği Kısa Formu ile toplanmıştır. Girişim grubundaki hastalara koroner anjiyografi öncesinde Genel Konfor Ölçeği Kısa Formu uygulanarak işlem süreci hakkında eğitim verilmiştir. İşlem sonrası ölçek tekrar uygulanmıştır. Kontrol grubunda ise Genel Konfor Ölçeği Kısa Formu, işlem öncesinde ve sonrasında uygulanmıştır. Girişim grubunda verilen eğitim, literatür taranarak ve uzman görüşü alınarak oluşturulmuştur. Her iki grubun ön-test son-test puanlarının karşılaştırılmasında Wilcoxon İşaretli Sıralı Testi ve Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Genel Konfor Ölçeği Kısa Formu uygulanması sonrasında, girişim ve kontrol grubundaki hastaların almış oldukları puanlar arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmuştur (z:-1,40 - p:,047). Genel puan ortalaması, girişim grubunda daha yüksek çıkmıştır. Araştırmanın sonucuna göre katılımcılara uygulanan anjiyografi öncesi eğitimin, anjiyografi sonrası yoğun bakımdaki konfor düzeyini arttırdığı tespit edilmiştir. Hemşirelerin eğitici rolleri göz önüne alınarak koroner anjiyografi öncesi hastalara eğitim verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Eğitim, genel konfor, hemşirelik bakımı, koroner anjiyografi
Onkoloji kliniklerinde çalışan hemşirelerin psikolojik dayanıklılık durumlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma onkoloji kliniklerinde görev yapan hemşirelerin psikolojik dayanıklılık düzeyleri ve bu durumu etkileyebilecek olan sosyo-demografik değişkenler kapsamlı ve sistematik bir şekilde değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılım göstermeleri için özel bir hastanede çalışan 117 onkoloji hemşiresinden araştırmaya katılımları için bilgilendirilmiş onam formu ile gerekli izin alınmıştır. Araştırma verilerini toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan "Demografik Bilgi Formu" ve Türkçe güvenilirlik ve geçerlilik çalışması Basım ve Çetin tarafından 2011 yılında yapılan Resilince Scale for Adults (RSFA-TR), Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeğinin Türkçe versiyonu uygulanmıştır. Elde edilen verilerin istatiksel analizi Statistical Package for the Social Sciences, Sosyal Bilimler için İstatistik Paket Programı (SPSS) 25.0 aracılığıyla yapılmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik değişkenlerinin istatistiki verilerine betimsel istatistik modeliyle ulaşılmıştır. Gruplar arası farklılık olup olmadığını belirlemek amacıyla Mann Whitney U Testi ve Kruskall Wallis testi kullanılmıştır. Araştırmada, onkoloji hemşirelerinin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin ortalama üzeri olduğu bulunmuştur. Kadın, yaşça büyük, öğrenim düzeyi yüksek, onkoloji kliniklerinde uzun süreli çalışan hemşirelerin psikolojik dayanıklılıklarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Çalışma pozisyonuna göre fark istatistiksel olarak anlamlı olmasa da sorumlu hemşirelerin genel olarak daha dayanıklı olduğu görülmüştür. Medeni durumun psikolojik dayanıklılık üzerinde anlamlı etkisi bulunamamıştır. Bu araştırma onkoloji hemşirelerinin psikolojik dayanıklılıklarını arttırmak için psikolojik destek, stres yönetimi eğitimi ve uygun çalışma koşulları sağlanması; yönetim desteği ve motivasyon artırıcı uygulamalarla bireysel ihtiyaçlara yönelik stratejiler geliştirilerek mesleki gelişim ve rehberlik süreçleri desteklenmesi gerektiğini göstermektedir.
Hemşirelerin bası yarası önleme konusundaki bilgi düzeyi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Bası yarası, sık karşılaşılan bir doku hasarıdır ve toplum sağlığını etkileyen bir sağlık sorunudur. Hemşireler, bası yarasının önlenmesinde kritik roller üstlenmektedir. Bu çalışmanın amacı hemşirelerin bası yarasını önleme konusundaki bilgi düzeyi ve tutumları arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmaya İstanbul' da özel bir sağlık grubu bünyesinde görev yapan 337 hemşirenin katılım göstermiştir. Ulaşılan sonuçlara göre hemşirelerde bası yarası hakkında bilgi düzeyinin artmasına paralel olarak tutumların da olumlu yönde seyretmektedir. Hemşirelerin deneyiminin artması, bası yarasının önlenmesinde bilgi düzeyini artırmakta ve tutumların olumlu yönde gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Hemşirelerin eğitim düzeyi arttıkça bası yarasının önlenmesine dair yeterlilik düzeyi artış göstermektedir. Çalışmada ulaşılan sonuçlar, yoğun bakım ünitelerinde görev yapan hemşirelerin bası yarasının yaygınlığının daha fazla olması nedeniyle diğer birimlerde görev yapan hemşirelere göre bası yarasının önlenmesi konusunda yeterlilik düzeyinin daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmanın sonuçları 337 hemşirenin verdiği yanıtlarla sınırlıdır. Anahtar Kelimeler: Bası yarası, bilgi düzeyi, hemşire, hemşirelik bakımı, tutum.
Sağlık çalışanlarının AIDS hakkında bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma hekim ve hemşirelerin AIDS hakkında bilgi ve tutumlarını değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Araştırma Şubat-Haziran 2024 tarihleri arasında bir kamu hastanesinde çalışan araştırmaya gönüllü olan, dahil etme kriterlerini karşılayan 175 hekim ve hemşire ile etik kurul ve kurum izni alındıktan sonra gerçekleştirilmiştir. Örneklem büyüklüğü G*Power 3.1.9.7 programı ile belirlenmiştir. Veriler Genel Bilgi Formu, AIDS Bilgi ve Tutum Ölçekleri aracılığıyla toplanmıştır. İstatiksel analizlerde; yüzdelikler, ortalamalar, t testi, One-Way ANOVA testi ve Pearson korelasyon testi kullanılmıştır. Çalışmada, hekim ve hemşirelerin AIDS bilgi ve tutum düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla basit doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Hekim ve hemşirelerin AIDS bilgi ölçeği puan ortalaması 13,11 (±3,63) ve tutum ölçeği puan ortalaması 49,95 (±10,51) olarak bulunmuştur. Bu sonuçlar, sağlık çalışanlarının genel olarak AIDS bilgisi ve tutum düzeylerinin orta seviyede olduğunu göstermektedir. Yapılan basit doğrusal regresyon sonuçları ise, AIDS bilgi ölçeği puanının, AIDS tutum ölçeği puanını anlamlı olarak yordadığını göstermiştir. Sosyodemografik değişkenlerle AIDS bilgi ve tutum düzeyleri arasındaki ilişkiye bakıldığında sadece cinsiyet değişkeni ile AIDS bilgi düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırmanın sonucuna göre AIDS'e yönelik yüksek bilgi düzeyinin tutumların daha karmaşık hale gelmesine neden olduğu ayrıca tutumların oluşumu ve değişiminin bilişsel faktörlerin yanı sıra duygusal ve davranışsal faktörlerden de etkilendiği söylenebilir. Bu nedenle, bireylerin tutumlarını geliştirmek için sadece bilgiye değil, aynı zamanda duygusal ve davranışsal boyutlara da odaklanmak gerekir.
Tip 2 diyabet sıkıntı kaynaklarını değerlendirme ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması (T2-DSKDÖ)
Bu araştırma, Tip 2 Diyabet Sıkıntı Kaynaklarını Değerlendirme Ölçeğinin Türk toplumuna uyarlanması, geçerlik ve güvenirliğinin belirlenmesi amacıyla metodolojik olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 1 Aralık 2023-31 Mart 2024 tarihleri arasında özel bir hastanenin yatan hasta servisleri ve diyabet polikliniğine başvuran 240 hasta oluşturmuştur. Veriler, "Hasta Tanılama Formu" ve Tip 2 Diyabet Sıkıntı Kaynaklarını Değerlendirme Ölçeği ile toplanmıştır. Ölçek; hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğüne ilişkin korkular), uzun süreli sağlık (diyabetin gelecekteki etkileriyle ilgili endişeler), kişilerarası sorunlar (aile ve sosyal ilişkilerde yaşanan zorluklar), sağlık hizmeti sağlayıcısı (sağlık çalışanları ile iletişimde yaşanan problemler), utanç/damgalanma (diyabet nedeniyle olumsuz toplumsal algılar), sağlık hizmetlerine erişim (tedaviye ulaşımda yaşanan güçlükler) ve yönetim talepleri (diyabetin günlük yönetiminin getirdiği zorluklar) olmak üzere toplam 7 alt boyuttan ve 21 maddeden oluşmaktadır. Zamana karşı değişmezliğini değerlendirmek amacıyla ölçek, 50 hastaya iki hafta arayla tekrar uygulanmıştır. Yapı geçerliği, DFA ile değerlendirilmiş; modelin iyi uyum sağladığı ve ölçek maddelerinin belirlenen faktör yapısına uygun olduğu görülmüştür. Güvenirlik analizlerinde, alt boyutlara ait Cronbach's Alpha değerleri 0,87-0,91 aralığında bulunarak ölçeğin yüksek düzeyde güvenilir olduğu belirlenmiştir. Madde-toplam korelasyon katsayıları 0,73-0,87 arasında değişmiş ve tüm maddelerin ilgili alt ölçeklere anlamlı katkı sağladığı saptanmıştır. Sonuç olarak, ölçek Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olarak değerlendirilmiştir.
65 yaş ve üzeri hipertansiyonu olan bireylerde sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile sağlık okuryazarlığı ilişkisinin değerlendirilmesi
Bu tez çalışması 65 yaş ve üzeri hipertansiyonu olan bireylerde sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile sağlık okuryazarlığı ilişkisine etkisini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Bu araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı desendedir. İstanbul ili Kadıköy ilçesinde bulunan özel bir hastanede Eylül 2024- Kasım 2024 tarihleri arasında 126 hipertansiyon hastası ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri, Kişisel Bilgi Formu, Sağlıklı Yaşam Biçimi Ölçeği 2 ve Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği aracılığı ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken bağımsız gruplar için ki kare testi, varyans analizi, ortalama standart sapma incelenmiş p<0,05 istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre 65 yaş ve üzeri hipertansiyon hastalarının sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile sağlık okuryazarlığı arasında anlamlı negatif yönde ilişki olduğu saptanmıştır. Sağlık okuryazarlığı, bireylerin sağlık bilgilerini anlama, yorumlama ve bu bilgileri sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına dönüştürmediğini ifade eder. Yetersiz sağlık okuryazarlığı, bireylerin sağlık hizmetlerine erişimini zorlaştırabilir ve kronik hastalıkların yönetimini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile sağlık okuryazarlığının artırılmasını sağlamak amacıyla hemşirelerin danışmanlık rolünün kullanılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Hipertansiyon, sağlık okuryazarlığı, sağlıklı yaşam tarzı, yaşlanma
KOAH'lı bireylerde yorgunluk ve öz bakım yönetiminin değerlendirilmesi
DAHA SONRA DOLDURULACAKTIR
Ofis çalışanlarının Tip 2 diyabet, kardiyovasküler risk ve sağlıklı yaşam farkındalıklarının belirlenmesi
Araştırma, ofis çalışanlarının Tip 2 diyabet, kardiyovasküler risk ve sağlıklı yaşam farkındalıklarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı, kesitsel tipte planlanmıştır. Özel bir şirketin 161 çalışanı ile 04.10.2023-17.01.2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Veriler, Hasta Bilgi Formu, Fin Diyabet Risk Skoru, Kardiyovasküler Hastalık Risk Farkındalığı Değerlendirme Ölçeği ve Sağlıklı Yaşam Farkındalığı ölçeği ile elde edilmiş, SPSS 22,0 istatistik programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Çalışmamızda ofis çalışanlarının, %40,4'ünü 31- 40 yaş arasında, %56,5'inin erkek, %64,0'ünün evli, %53,4'ünün üniversite mezunu, %78,9'unun kronik hastalığının olmadığını, %35,4'ü birinci derece akrabalarında kalp hastalığının olduğu, düzenli ilaç kullananların %22,6'sı tansiyon ilacı kullandığı, %51,6'sının normal kilolu ve altı olarak değerlendirildirilmiştir. Çalışanların diyabet risk ortalaması 9,87±4,55, kardiyovasküler hastalık risk ortalaması 5,44±1,58, sağlıklı yaşam farkındalığı ortalaması 58,87±6,35 olarak belirlenmiştir. Diyabet risk, kardiyovasküler hastalık risk farkındalığı ve sağlıklı yaşam farkındalığı arasında sosyalleşme (r=0,73), sorumluluk (r=0,75), beslenme ile sağlıklı yaşam farkındalığı toplam puanı arasında (r=0,70) pozitif yüksek ilişki saptanmıştır. Sağlıklı yaşam farkındalığı puanlarının tanımlayıcı özelliklere göre farklılaşma durumu değerlendirildiğinde, erkeklerin değişim, sorumluluk, beslenme puanlarının kadınların toplam puanlarına göre düşük olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak çalışanların diyabet ve kardiyovasküler hastalık risk farkındalıklarının orta seviyede olduğunu, sağlıklı yaşam farkındalıklarının ise cinsiyete, yaşa göre değişiklik gösterdiği ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hastalık risklerini azaltmada etkili olduğu görülmüştür.
Hemşirelerin örgütsel bağlılık düzeylerinin değerlendirilmesi: Bir meta analiz çalışması
Çalışmanın amacı, hastanelerde çalışan hemşirelerin örgütsel bağlılık düzeylerini duygusal, devam ve normatif bağlılık alt boyutlarına göre tanımlamak ve bazı değişkenlerin bu boyutlar üzerindeki etkisini saptamak amacıyla ilgili konudaki araştırmaların sonuçlarını meta analiz yöntemi ile değerlendirmektir. Çalışmanın literatür taraması, 01 Nisan-01 Eylül 2019 tarihleri arasında Türk Tıp Dizini, YÖK Tez Merkezi, Google Scholar ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Kütüphanesi bünyesinde bulunan Business Source Complete, ERIC, Medline, Ulakbim, Taylor & Francis, SpringerLink, Proquest Dissertation, Pubmed, Dergi Park Akademik, Wiley Online Library, Science Direct, Scopus, Elsevier, Sage Journal veri tabanlarında gerçekleştirilmiştir. Veri analizinde Comprehensive Meta Analysis Version 2 ve Review Manager 5.3 programı kullanılmıştır. Çalışma, veri tabanlarından elde edilen toplam 466 araştırmadan, hemşirelerin örgütsel bağlılıklarını üç boyutta inceleyen 70 araştırma ile yürütülmüştür. İncelenen araştırmalarda, hemşirelerin duygusal, devam ve normatif bağlılık düzeyleri hem beşli hem de yedili likert tipi ölçek sonuçlarına göre orta seviyede bulunmuştur. Ayrıca meta analiz çalışması sonucunda, kamu hastanelerine göre özel hastanelerde çalışan hemşirelerin devam ve normatif bağlılık düzeyleri, yüksek lisans mezunu hemşirelerin de lisans, ön-lisans ve sağlık meslek lisesi mezunu hemşirelere göre devam bağlılık düzeyleri daha yüksek bulunmuştur. Oysa lisans mezunu hemşirelerin tüm boyutlarda ön lisans mezunu hemşirelerden ve duygusal bağlılık düzeyinde yüksek lisans mezunu hemşirelerden bağlılık düzeyleri daha düşük bulunmuştur. Hemşirelerin cinsiyet ve medeni durumları ise duygusal, devam ve normatif bağlılık düzeylerini etkilememiştir. Sonuç olarak hemşirelerin örgütsel bağlılık düzeylerini etkileyen hastane türü, eğitim durumu gibi değişkenlerle ilgili daha fazla analitik ve meta-analizler araştırmalar yapılabilir. Ayrıca lisans mezunu hemşirelerin duygusal bağlılık düzeyinin oluşmasını sınırlayan koşullar iyileştirilebilir ve örgütsel bağlılıklarını artıracak mesleki politikalar ve planlar geliştirilebilir.
Okul aşıları uygulamalarında sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının çocukların korku ve kaygı düzeylerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, okul aşıları uygulamalarında sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının çocukların korku ve kaygı düzeylerine etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü deneysel olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Ordu il merkezinde bulunan ilkokullarda birinci sınıfa devam eden öğrenciler oluşturdu. Araştırma deney grubunda 84 öğrenci, kontrol grubunda 85 öğrenci ile tamamlandı. Çalışma sonucunda elde edilen örneklem sayısı ile alfa hatası 0.05, etki büyüklüğü 0.5 olarak sabit tutulduğunda testin gücü %89.8 olarak elde edildi. Verilerin toplanmasında Çocuk ve Ebeveyn Tanıtıcı Bilgi Formu, Çocuk Korku Ölçeği (ÇKÖ) ve Çocuk Anksiyete Skalası-Durumluk (ÇAS-D) ölçeği kullanıldı. Yapılan istatistiksel değerlendirme sonucunda aşı öncesi korku puan ortalamalarının gruplara göre farklılık göstermediği bulundu (p=0.348). Aşı sonrası korku puan ortalamaları gruplara göre anlamlı farklılık gösterdi (p<0.001). Deney grubunda aşı sonrası ÇKÖ puan ortalama değeri 0.64 iken, kontrol grubunda 2.16 olarak elde edildi. Aşı öncesi kaygı puan ortalamalarının gruplara göre farklılık göstermediği bulundu (p=0.543). Aşı sonrası kaygı puan ortalamaları gruplara göre anlamlı farklılık gösterdi (p<0.001). Deney grubunda aşı sonrası ÇAS-D puan ortalama değeri 2.14 iken, kontrol grubunda 6.06 olarak elde edildi. Sonuç olarak, çocuklarda aşı uygulamalarında dikkati başka yöne çekme yöntemlerinden sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının korku ve kaygı yönetiminde etkili olduğu belirlendi. Anahtar Sözcükler: Aşı, Çocuk, Hemşirelik, Kaygı, Korku, Sanal gerçeklik
Ters yüz sınıf modelinin hemşirelik öğrencilerinin bilgi ve beceri düzeyi, yeterlik algısı ve öğrenme kalıcılığı üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, Ters Yüz Sınıf Modeli (TYSM)'nin hemşirelik öğrencilerinin bilgi ve beceri düzeyi, yeterlik algısı ve öğrenme kalıcılığı üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Kontrol gruplu deneysel tasarımlı yürütülen bu çalışmanın örneklemini, güç analizi ile belirlenen 35'i deney, 36'sı kontrol olmak üzere toplam 71 birinci sınıf hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Veriler, öğrenci bilgi formu, yaşam bulguları, beslenme, ilaç yönetimi ve parenteral ilaç uygulamalarına hazırlık konularına ilişkin ön test, son test ve kalıcılık testi olarak adlandırılan bilgi testi, kan basıncı ölçümü (KBÖ), ilaç hazırlama (İH), nazogastrik sonda takılması (NGST) ve glukometre ile kan şekeri ölçümü (KŞÖ) beceri değerlendirme formları, öz-etkililik-yeterlik ölçeği ve TYSM'ye ilişkin öğrenci görüş formu kullanılarak Şubat-Nisan 2018 tarihlerinde arasında toplanmış olup, çalışma Ocak 2021 tarihinde tamamlanmıştır. Çalışmada, Hemşirelik Esasları dersini deney grubundaki öğrenciler TYSM ile, kontrol grubundaki öğrenciler ise geleneksel öğretim yöntemleriyle almışlardır. Verilerin analizinde sıklık, yüzdelik, t test, ki kare testi, McNemar, Mann Whitney U testi, Wilcoxon işaret testi, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi ve ANOVA testleri kullanılmıştır. Çalışma sonucuna göre deney ve kontrol grubundaki öğrenci hemşirelerin yaşam bulguları, beslenme, ilaç yönetimi ve parenteral ilaç uygulamalarına hazırlık konularına ilişkin bilgi testi ve öz-etkililik-yeterlik ön test puanları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Deney grubundaki öğrencilerin bilgi testine ait son test ve kalıcılık test puanları kontrol grubuna göre daha yüksek olup, aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Bununla birlikte deney grubu öğrencilerinin ilk izlemde KBÖ, İH, NGST ve KŞÖ uygulamalarına, kalıcılık izleminde ise KBÖ ve İH uygulamalarına ait beceri puanlarının kontrol grubundaki öğrencilerin beceri puanlarından yüksek olması istatiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca, öz-etkililik-yeterlik düzeyleri açısından gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Sonuç olarak TYSM'nin hemşirelik öğrencilerinin bilgi ve beceri düzeyleri üzerinde olumlu yönde etkisi olduğu, öz-etkililik-yeterlik algılarını etkilemediği, öğrenilen bilgi ve becerilerde kalıcılığı sağladığı saptanmıştır.
Gestasyonel diyabeti olan/olmayan kadınların emzirme durumlarının incelenmesi
Amaç: Gestasyonel diyabeti (GDM) olan/olmayan annelerin emzirme durumlarını incelemektir.Yöntem: Tanımlayıcı ve karşılaştırmalı tipte yapılan çalışma; Sağlık Bakanlığına bağlı anne dostu beş hastanede, GDM olan 170, olmayan 170 toplam 340 postpartum kadın ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan tanıtıcı bilgi formu, ilk 24 saatte emzirme uygulamalarını değerlendirme formu ve postpartum birinci hafta emzirme uygulamalarını değerlendirme formu kullanılmıştır. Veriler iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, ki-kare testi ile değerlendirilmiştir.Bulgular: GDM olan kadınların olmayanlara göre; ilk emzirme zamanının daha geç (%67.6;%42.6, p=0.01), ilk emzirme süresinin daha düşük (6.0±3.7;7.6±4.4, p=0.00), bebeğin derin uykuda olma durumu daha fazla (%13.5;%7.1, p=0.01) ve ilk 24 saatte emzirme probleminin yaşama durumunun daha yoğum olduğu belirlenmiştir (%75.9;%49.4 p=0.00). İlk 24 saate her iki grupta yer alan kadınların en yoğun yaşadıkları problem sütün az gelmesi olduğu saptanmıştır (%53.8;%47.1). Emzirme şekli incelendiğinde; ilk 24 saate GDM olanlarda tam emzirme oranının daha düşük olduğu belirlenmiştir (%70;%72.9, p=0.00). Birinci haftanın sonunda GDM olan kadınlarda olmayanlara göre; emzirme problemi yaşama durumunun daha fazla olduğu (%35.9;%23.5, p=0.01), sütün az gelmesi probleminin yoğunluğunun devam ettiği, bu problemin GDM olmayan kadınlarda ise belirgin düzeyde azalmış (%65.9; %23.5 p=0.00) olduğu tespit edilmiştir. Tam emzirme oranının GDM olan kadınlarda birinci haftanın sonunda da daha düşük olduğu belirlenmiştir (%68.8;%85.3 p=0.00).Sonuç: GDM olan kadınlarda ilk emzirme zamanının geciktiği, emzirme problemlerinin daha fazla yaşandığı, tam emzirme durumunun daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle bu annelere özel emzirme protokolleri oluşturulmalı, erken dönemde ve sık emzirme desteklenmelidir.
Kronik obstrüktif akciğer hastalarında noktürnal bacak krampları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Araştırma, KOAH hastalarında noktürnal bacak krampları ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla kontrollü tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırmanın örneklemini kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan 215 hasta (KOAH grubu) ile solunum sistemine ait kronik hastalığı olmayan 215 hasta (kontrol grubu) olmak üzere toplam 430 hasta oluşturdu. Araştırmanın verileri 30.10.2018-11.09.2019 tarihleri arasında "KOAH Grubu Hasta Bilgi Formu, Kontrol Grubu Hasta Bilgi Formu, Boy Ölçerli Baskül, Mezur, Kaliper, Modified British Medical Research Council Dispne Skalası, Pulse Oksimetre, Noktürnal Bacak Krampı Değerlendirme Formu, Vizüel Analog Skala ve Charlson Komorbidite İndeksi" kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk, Ki-kare, Fisher's Exact, Mann-Whitney U, bağımsız gruplarda t testi ve Binary lojistik regresyon analizi kullanıldı. Kronik obstrüktif akciğer hastalarında noktürnal bacak krampı yaşama sıklığı %40.9, kontrol grubunda %21.9 olarak bulundu (p<0.05). Kronik obstrüktif akciğer hastalarında noktürnal bacak kramplarının yüksek olduğu ve kontrol grubuna göre yaklaşık iki buçuk kat daha fazla noktürnal bacak krampı gelişimi açısından risk altında oldukları belirlendi (p<0.05). Kronik obstrüktif akciğer hastalarında noktürnal bacak krampı gelişimini etkileyen/tetikleyen faktörlerin, "düşük triseps deri kıvrım kalınlığı, düşük üst orta kol çevresi, düşük üst orta kol kas alanı, özel beslenme tedavisi, diyabetik diyet, yağdan fakir diyet, süt ve et grubu besinleri hiç tüketmeme, komorbidite, komorbidite nedeniyle ilaç kullanma, koroner arter hastalığı ve diyabet olma, betabloker ilaç, antidiyabetik ilaç ve insülin kullanıma, yüksek kan kreatin düzeyine sahip olma, uyurken pike kullanma, uyurken üç ve daha fazla yastık kullanma, metilksantin kullanma, ilaçları sadece sıkıştığında ve akşam saatlerinde kullanma" olduğu saptandı (p<0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda araştırmacı tarafından KOAH hastalarında noktürnal bacak kramplarının gelişiminde ekili olan faktörlerin değerlendirilmesi ve bu faktörlerin kontrol edilmesine yönelik önerilerde bulunuldu.
Yüksek doz kemoterapi alan hastalarda oral mukozitin önlenmesinde propolisin etkinliğinin saptanması
Araştırma, yüksek doz kemoterapi alan ve/veya hematopoetik kök hücre nakli yapılan lösemi, lenfoma ve miyelodisplastik sendrom tanılı hastalarda oral mukozitin önlenmesinde propolisin etkinliğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Prospektif randomize kontrollü deneysel olarak gerçekleştirilen çalışmaya 32 propolis ve 32 kontrol grubunda olmak üzere toplam 64 hasta dahil edilmiştir. Kontrol gurubuna, kliniğin standart ağız bakımı tedavi protokolü uygulanırken propolis gurubuna standart ağız bakımı tedavi protokolüne ek olarak sulu propolis ekstraktı uygulanmıştır. Verilerin toplanmasında, "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Karnofsky Performans Skalası", "Kümülatif Hastalık Derecelendirme Ölçeği-Geriatrik", "Hasta Takip Formu", "Dünya Sağlık Örgütü Oral Toksisite Skalası" ve "Ulusal Kanser Enstitüsü Yan Etkiler için Genel Terminoloji Kriterleri" kullanılmıştır. Veriler, Ki-kare, t testi, Mann Whitney U, tek ve çok değişkenli lojistik regresyon analizi, Kaplan-Meier yöntemi ve Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Propolis grubunda kontrol grubuna göre oral mukozitin insidansı ve görülme süresi istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha düşük, oral mukozitin ve derece 2-3 oral mukozitin gelişme zamanı ise daha uzun bulunmuştur (p<0.05). Çok değişkenli regresyon analizinde; kontrol grubu (OR=4.9, p=0.010) ve akut miyeloid lösemi remisyon indüksiyon tedavisi/refrakter veya relaps akut miyeloid lösemi ve akut lenfoblastik lösemi tedavisi alan hastalarda (OR=12.5, p=0.043) oral mukozit riskinin; kontrol grubu (OR=8.7, p=0.014) ve hematopoetik kök hücre nakli olan (OR=5.1, p=0.031) hastalarda da derece 2-3 oral mukozit riskinin arttığı tespit edilmiştir. Propolis grubu hastalarında oral mukozada ağrının insidansı ve görülme süresi istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha düşük, oral mukozada ağrı, disfaji ve kilo kaybının gelişme zamanı daha uzun bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak propolisli gargara oral mukozitin gelişme zamanını uzatırken, insidansını ve devam ettiği gün sayısını azaltmıştır. Elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda, yüksek doz kemoterapi alan hastalarda propolisli gargaranın ağız bakım ürünü olarak kullanımı önerilmektedir.
Yanık hastalarının taburculuk sonrası psikolojik sıkıntı düzeylerinin ve sosyal görünüş kaygı düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışma yanık hastalarının taburculuk sonrası psikolojik sıkıntı ve sosyal görünüş kaygı düzeylerinin incelenmesi amacıyla yapılan tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Başkent Üniversitesi Hastanesi Yanık ve Tedavi Merkezi'nde 2021- 2022 yılında yatarak tedavi görmüş yanık hastaları oluşturmaktadır. Başkent Üniversitesi Hastanesi Yanık ve Yara Tedavi Merkezi'nde 1 yıl içinde tedavi gören toplam hasta sayısının 39 kişi olarak bilindiği durumda örneklem büyüklüğü en az 36 kişi olarak belirlenmiştir. Bu çalışma 37 hasta ile tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında Sosyodemografik ve Yanıkla İlgili Bilgi Formu, Psikolojik Sıkıntı Ölçeği, Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler birim sayısı (n), yüzde (%), ortanca, medyan (M) ve minimum (min), maksimum (max) değerleri olarak verilmiştir. Sayısal değişkenlere ait verilerin normal dağılımı Shapiro Wilk normallik testi ile değerlendirilmiştir. Verilerin normal dağılmadığı sonucu bulunmuştur. İki kategorili değişkenler için ölçek puanlarının karşılaştırmaları Mann-Whitney U testi, ikiden fazla kategorili değişkenler için ölçek puanlarının karşılaştırmaları Kruskal-Wallis H testi ile yapılmıştır. Sayısal değişkenler arasındaki ilişkiler Spearman korelasyon katsayısı ile değerlendirilmiştir. Bağımsız değişkenin (Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği) bağımlı değişken (Psikolojik Sıkıntı Ölçeği) üzerine etkisi doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre hastaların psikolojik sıkıntı toplam skor ortalaması 23,46±7,77 puan bulunmuştur. Hastaların cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, gelir düzeyi ve yaş değişkenlerine göre psikolojik sıkıntı ölçeğinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı; yanık yüzdesi ve yanık türüne göre ise psikolojik sıkıntı ölçeğinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Hastaların sosyal görünüş kaygısı toplam skor ortalaması 50,70±13,66 puan bulunmuştur. Hastaların cinsiyet ve gelir düzeyi değişkenlerine göre sosyal görünüş kaygısı ölçeğinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı; medeni durum, eğitim düzeyi, yaş, yanık yüzdesi ve yanık türüne göre sosyal görünüş kaygısı ölçeğinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Psikolojik sıkıntı ölçeği ile Sosyal Görünüş Kaygısı ölçeği arasında pozitif yönlü orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sosyal Görünüş Kaygısı ölçek puanlarının Psikolojik Sıkıntı puanlarına etkisi doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Modele göre sosyal görünüş kaygısı puanları arttıkça psikolojik sıkıntı puanlarının 0,563 puan arttığı belirlenmiştir. Psikolojik sıkıntı ve sosyal görünüş kaygısı düzeylerini etkileyen medeni durum, eğitim düzeyi, yanık yüzdesi, yaş, yanık türü değişkenleri göz önüne alınarak yanık hastalarına uygulanacak psikolojik destek çalışmalarında yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Açık kalp cerrahisi planlanan hastaların hastalık algılarının ameliyata özgü kaygı düzeylerine etkisi
Kalp cerrahisi, kardiyovasküler bakım ve tedavide başarılı bir girişimsel teknik olmasına rağmen, birçok hastada kaygının eşlik ettiği stresli ve yaşamı tehdit eden bir deneyimdir. Hastalık algısı, ameliyat öncesi dönemde hastaların kaygı düzeylerini belirleyen önemli etkenlerden biridir. Bu araştırma, açık kalp cerrahisi planlanan hastaların hastalık algılarının, ameliyata özgü kaygı düzeylerine etkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma Ankara Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Gazi Hastanesi'nin kalp-damar cerrahisi yoğun bakım ünitesi ve kalp-damar cerrahisi servisinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Hastalık Algısı Ölçeği ve Ameliyata Özgü Kaygı Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmanın örneklemi, araştırma kriterlerine uyan 92 hastadan oluşmaktadır. Verilerin değerlendirilmesinde T testi, ANOVA testi, Pearson Korelasyon testi ve Regresyon testi kullanılmıştır. Hastalar, hastalık algısı ölçeğinin hastalık kimliği alt boyutunda çoğunlukla yorgunluk (%78,3) ve soluk almada güçlük (%66,3) yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Hastalık algısı ölçeğinin hastalık hakkındaki görüşler alt boyutunda en yüksek duygusal temsiller maddesi (19,66 ± 4,49), olası hastalık nedenleri alt boyutunda en yüksek kişisel atıflar maddesi (21,87 ± 5,64) bulunmuştur. Hastaların ameliyata özgü kaygı ölçeği madde toplam puan ortalaması (28,37 ± 7,46) olarak belirlenmiştir. Hastalar yaşadıkları kaygının nedeni olarak çoğunlukla ameliyat sonrası çok ağrı çekeceğini düşünme (3,65 ± 1,15) olarak belirtmişlerdir. Regresyon analizi sonucuna göre hastalık algısı ölçeğinin süre (akut/kronik), sonuçlar ve kontrol edilmeyen bedensel faktörler alt boyutları, ameliyata özgü kaygıyı pozitif yönde anlamlı bir şekilde etkilemektedir (beta=0,429; beta=0,178; beta=0,246; p=.05). Sonuç olarak hastaların hastalık algıları ile ameliyat özgü kaygı düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Bu veriler doğrultusunda ameliyat öncesi dönemde hastaların hastalık algılarının, ameliyata özgü kaygılarının ve arasındaki ilişkinin belirlenmesi, perioperatif hasta eğitimlerinin bu doğrultuda planlanması önerilmektedir.
Kemoterapi alan hastaların yakınlarının kansere ilişkin stigma algılarının bakım verme yüküne etkisi
Bu çalışma kemoterapi alan hastaların yakınlarının kansere ilişkin stigma algılarının bakım verme yüküne etkisini belirlemek amacıyla yapılan tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Bu çalışmanın evrenini Başkent Üniversitesi Hastanesi'nin Ayaktan Gündüz Tedavi Ünitesi'nde kemoterapi alan hastaların yakınları oluşturmaktadır ve 270 hasta yakını ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri, "Hasta Yakını Tanıtım Formu", "Kanser Stigma Ölçeği (CASS-T)" ve "Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği (ZBVYÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde, SPSS Windows 25 paket programı kullanılmıştır. Gruplar arasındaki fark Post-Hoc Testlerden Tukey Testi ile değişkenler arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyon katsayısından yararlanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, hasta yakınlarının CASS-T toplam puan ortalaması 71.4±17.6 (min:25-mak:103) olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılan hasta yakınlarının CASS-T alt gruplarının puan ortalamalarından; uygunsuzluk puan ortalaması 17.1±4.55, ciddiyet puan ortalaması 16.2±6.00, kaçınma puan ortalaması 12.7±5.11, politik karşıtlık puan ortalaması 7.22±4.57, kişisel sorumluluk puan ortalaması 10.6±4.11, finansal ayrımcılık puan ortalaması 7.69±3.56 olarak bulunmuştur. Hasta yakınlarının CASS-T puan ortalamalarının cinsiyete, medeni duruma, aile yapısı ve çocuk sayıları arasında anlamlı bir fark bulunmadığı; hasta yakınlarının CASS-T puanı ve uygunsuzluk, ciddiyet, kaçınma, politik karşıtlık, kişisel sorumluluk alt gruplarına göre eğitim düzeyleri, hastaların yakınlık derecesi, meslek, ekonomik durum, daha önce karşılaşma durumları arasında anlamlı bir fark bulunduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılan hasta yakınlarının ZBVYÖ puan ortalaması 39.2±15.9 (min:0-mak:75) olarak bulunmuştur. Hasta yakınlarının ZBVYÖ puan ortalamaları ile yaş grupları, yaşadığı yerler, çalışma, eğitim ve ekonomik durumları, meslekleri, bakım verme süreleri, bakım verme sırasında yardımcı olan kişilerin yeterli olma durumu arasında anlamlı bir farklılık bulunurken; cinsiyet, medeni durum, çocuk sahibi olma, bakım verme sırasında yardımcı olma durumları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. CASS-T puanları ile ZBVYÖ puanları arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki vardır. Regresyon analizinde hasta yakınlarının eğitim durumu, bakım verme sıklığı ve hastaları ile sosyal ortama katılma istememe durumlarının kanser stigma algısını artırıcı yönde etkisi olduğu bulunmuştur. Hasta yakınlarının eğitim ve ekonomik durum, meslek, aile yapısı, hasta yakınlık derecesi, bakım verme sıklığının bakım verme yükünü etkilediği bulunmuştur. Sonuç olarak, hasta yakınlarının stigma algısının orta düzeyde, bakım yüklerinin ise hafif düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, hasta yakınlarının stigma algısını azaltıcı eğitimler ve sosyal destek gruplarının oluşturulması önerilmektedir.
Koroner arter bypass greft ameliyatı geçiren hastaların sosyal görünüş kaygı düzeylerinin ve hastalığa psikososyal uyumlarının incelenmesi
Bu çalışma koroner arter bypass greft ameliyatı olan hastaların sosyal görünüş kaygı düzeylerinin ve hastalığa psikososyal uyum durumlarını etkileyen değişkenlerin incelenmesi amacıyla hazırlanmış tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Bu araştırma tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Ankara Başkent Üniversitesi Hastanesi'nde bypass ameliyatı geçirmiş ve Kardiyovasküler Cerrahi Polikliniğine başvuran hastalar, örneklemini ise 58 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanması, "Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği, Hastalığa Psikososyal Uyum Öz Bildirim Ölçeği, Hasta Tanıtıcı Formu" ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizi SPSS 21.0 programı ile yapılmıştır. Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği ile Hastalığa Psikososyal Uyum Öz Bildirim Ölçeği ve alt boyut puanları arasındaki ilişki Spearman korelasyon testi ile analiz edilmiştir. Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği puan ortalamaları için parametrik testler kullanılmıştır. Hastalığa Psikososyal Uyum Öz Bildirim Ölçeği ve alt boyut puan ortalamaları nonparametrik testler ile analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre hastaların Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeğinden aldıkları puanların ortalaması (41.00±13.15) olarak belirlenmiştir. Hastaların ölçekten aldıkları puanlar minimum 16, maksimum 74 puan ve medyanı 44,5 olarak belirlenmiştir. Çalışma sonucuna göre kadınlar, okuryazar ya da ilkokul mezunu olanların daha fazla sosyal görünüş kaygısı yaşadığı belirlenmiştir. Hastaların Hastalığa Psikososyal Uyum Öz Bildirim Ölçeğinden aldıkları puanların ortalaması (28,84±14,88) olarak belirlenmiştir. Hastaların ölçekten aldıkları puanlar minimum 5, maksimum 79 puan ve medyanı 26 olarak belirlenmiştir. Çalışmaya katılan hastaların 43'ünün (%74,1) iyi psikososyal uyum düzeyine sahip olduğu görülmüştür. Çalışma sonuçlarına göre kadınların erkeklere göre hastalığa psikososyal uyum düzeyi daha düşük, 60 yaş ve altı grubunda olan hastaların mesleki çevreye uyumları daha düşük bulunmuştur. Hastalardan çalışanların, mesleki çevre alt boyutuna uyumu çalışmayanlara göre daha düşük düzeyde bulunmuştur. Hastaların ameliyatı üzerinden 2-6 ay geçen hasta grubunun hastalığa uyumu ve alt boyutlarından ise mesleki çevre ve sosyal çevreye uyumu, 13 ay ve üstü zaman geçen hasta grubuna göre daha düşük düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle ameliyat sonrası erken dönemde olan hastalar Kadınlar ve çalışma yaşamını sürdürenlerin sosyal görünüş kaygılarıyla ve hastalığa uyumlarıyla ilgili psikolojik destek sağlanması önerilmektedir.
Hematopoietik kök hücre nakil hastalarında mobil uygulama ile verilen eğitimin destekleyici bakım, distres ve yaşam kalitesine etkisi
Bu araştırma hematopoietik kök hücre nakil hastaları için geliştirilen mobil uygulama ile verilen eğitimin destekleyici bakım gereksinimleri, distres ve yaşam kalitesine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Randomize kontrollü tasarımla yapılan araştırma Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kök Hücre Nakil Ünitesinde 20 Şubat 2022-30 Eylül 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini 18 yaş ve üzeri, ilk kez hematopoietik kök hücre nakli (otolog veya allojenik) uygulanan ve mobil uygulama kullanabilen 36 hasta (18 hasta müdahale ve 18 hasta kontrol) oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Hasta Bilgi Formu, Kanser Hastalarında James Destekleyici Bakım Gereksinimlerini Belirleme Ölçeği, Distres Termometresi ve Kemik İliği Nakli Hastalarında Kanser Tedavisinde Fonksiyonel Değerlendirme Ölçeği (FACT-BMT) kullanılmıştır. Formlar müdahale ve kontrol gruplarına hastane yatışının ilk günü, nakil sonrası 1.ay ve 3.ay olmak üzere 3 kez uygulanmıştır. Mobil uygulama içeriği kök hücre nakil öncesi dönem ile ilgili bilgiler, kök hücre nakli ve sonrasındaki dönem olmak üzere 3 modül ve hasta ve yakınlarının olası sorularının yanıtlanması için WhatsApp bölümünden oluşmuştur. Müdahale grubundaki hastalara mobil uygulama ile eğitim verilmiş ve uygulamayı kullanarak nakil sonrası 3.aya kadar izlenmiş olup, kontrol grubundaki hastalara rutin eğitim ve izlem yapılmıştır. Verilerin analizinde Ki kare, bağımsız ve bağımlı gruplar arası t testi, tek yönlü Tekrarlı Ölçümlerde Varyans Analizi ile Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Destekleyici bakım gereksinimleri açısından gruplar karşılaştırıldığında manevi-dini sorunlar alt boyutunda 3. Ayda anlamlı fark olduğu izlenmiştir (p<0,05). Distres düzeyi açısından gruplar arasında anlamlı fark olmadığı görülmüştür (p>0,05). Yaşam kalitesi ölçeği FACT-BMT versiyon 4 ölçeğinde FACT-BMT TOI puanında yatışta gruplar arasında anlamlı fark (p<0,05) bulunurken diğer alt boyutlarda gruplar arası fark bulunmamıştır. Çalışmanın sonucunda, mobil uygulama ile verilen eğitimin kök hücre nakli sonrası ilk üç aylık süreçte hastaların destekleyici bakım gereksinimleri, distres düzeyleri ve yaşam kalitesi üzerine anlamlı bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Mobil uygulama, hematopoietik kök hücre nakli, destekleyici bakım, distres, yaşam kalitesi Bu çalışma Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu ve Başkent Üniversitesi Etik Kurulu (Proje No: KA21/130) tarafından onaylanmıştır.
Koroner arter hastalarında web tabanlı kardiyak rehabilitasyon desteğinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları, ilaç uyumu ve yaşam kalitesine etkisi
Bu araştırma, koroner arter hastalarında web tabanlı kardiyak rehabilitasyon desteğinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları, ilaç uyumu ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma 35 deney ve 35 kontrol olmak üzere toplam 70 hasta ile tamamlandı. Deney grubu hastalarına taburcu olduktan sonra 12 hafta boyunca web üzerinden eğitim ve telefonla danışmanlık hizmeti verildi. Kontrol grubu hastalarına farklı bir uygulama yapılmadı. Veriler; soru formları, ilaç uyum soruları, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği II, uluslararası fiziksel aktivite anketi ve EQ-5D genel yaşam kalitesi ölçeği ile toplandı. Deney grubu hastalarının son test sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği toplam puanı (p=0.000) ve sağlık sorumluluğu (p=0.001), fiziksel aktivite (p=0.000), manevi gelişim (p=0.013), kişilerarası ilişkiler (p=0.000), stres yönetimi (p=0.000) alt boyutları toplam puanlarının anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulundu. Deney grubu hastalarının son test uluslararası fiziksel aktivite toplam puanının anlamlı derecede daha yüksek olduğu belirlendi (p=0.048). Son test EQ-5D genel yaşam kalitesi ölçeği indeks puanı yönünden gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmazken (p<0.05), deney grubu hastalarının Vas skalası puanları anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p=0.002). Son test ilaç uyumları yönünden gruplar arasında anlamlı bir farklılık olmadığı saptandı (p<0.05). Ayrıca son testte sigara içmeyen hasta sayısının deney grubu hastalarında daha fazla olduğu ve farkın anlamlı olduğu belirlendi (p=0.031). Deney grubu hastalarından web sitesine yönelik elde edilen verilere göre, sitenin kullanılabilir düzeyde olduğu görüldü. Sonuçlar web tabanlı kardiyak rehabilitasyon desteğinin, koroner arter hastalarında sağlıklı yaşam biçimi davranışları, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesini arttırma ve sigarayı bırakmada etkili bir yöntem olduğunu göstermiştir.
Temiz aralıklı kateterizasyona yönelik hemşirelik girişimlerinin bakım vericilerde bilgi/beceri, başetme/uyum, anksiyete ve çocukta enfeksiyon gelişimine etkisi
Bu çalışma, hemşireler tarafından bakım vericilere verilen, Roy Adaptasyon Model'ine temellendirilmiş, android telefon uygulaması destekli temiz aralıklı kateterizasyon eğitiminin (RAMTAKE) bakım vericilerin bilgi/beceri, başetme/uyum ve anksiyete düzeyleri ile çocuklardaki enfeksiyon gelişimine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla planlandı. Çalışma Trabzon il'inde Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi tarafından temiz aralıklı kateterizasyon yapılmasına karar verilen ve düzenli takip edilen 40 hasta ve bakım verici ile hastane ve ev ortamında ön test, son test, kalıcılık testi düzeninde randomize kontrollü deneysel çalışma olarak 23 Mart 2020- 1 Şubat 2021 tarihleri arasında yürütüldü. Çalışmanın verileri, Katılımcıların Sosyodemografik Özellikleri Soru Formu, TAK Uygulama ile İlgili Bilgi ve Beceri Düzeyi Değerlendirme Formu, Roy Adaptasyon Modeli ve North American Nursing Diagnosis Association-International Hemşirelik Tanılarına İlişkin Soru Formu, Başetme ve Uyum Süreci Ölçeği, Süreksiz Durumluk/Sürekli Kaygı Envanteri ve İdrar Kültürü Tahlili kullanılarak toplandı. Bakım vericilere ilk tanışmada ön test, son test, kalıcılık testi, taburculuk sonrasında birer ay ara ile üç kez idrar kültürü tahlili, bir kez ev ziyareti ile üç kez telefon görüşmesi yapıldı. Çalışma sonucunda, bakım vericilerin temiz aralıklı kateterizasyona yönelik bilgi/beceri, anksiyete ile başetme uyum düzeyinin arttığı (p<0.05), çocuklarda ise idrar yolu enfeksiyonu gelişim sıklığının azaldığı belirlendi (p<0.05). Bu çalışma çocuklarına temiz aralıklı kateterizasyon uygulayan bakım vericilere yönelik model temelli, android telefon uygulaması destekli eğitimin olumlu etkisinin belirlendiği önemli bir çalışma olmuştur.
Böbrek nakli yapılan hastalarda progresif gevşeme egzersizlerinin yaşam bulguları ve yorgunluk üzerine etkisi
Böbrek nakli yapılan hastaların hem kronik hastalık süreçlerinden dolayı hem de ameliyatın getirdiği birçok semptom, problem ve stres nedeniyle yaşam bulgularında normalden sapmalar ve yorgunluk görülebilmektedir. Hastalarda görülebilen yaşam bulgularındaki değişimin ve yorgunluğun yönetimi için farklı, etkili hemşirelik girişimlerine ihtiyaç vardır. Bu araştırma böbrek nakli yapılan hastalara uygulatılan progresif gevşeme egzersizlerinin yaşam bulguları ve yorgunluk üzerine etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma tasarımı ile yapıldı. Araştırmaya Eylül 2022- Haziran 2023 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde böbrek nakli olan dahil edilme kriterlerine uyan 52 hasta (müdahale grubu=26, kontrol grubu=26) alındı. Hastaların tanıtıcı özelliklerini belirtmek için "Hasta Tanıtım Formu", yaşam bulgularına ait özellikleri belirtmek için "Yaşam Bulguları İzlem Formu" ve yorgunluk düzeylerini belirlemek için "Yorgunluk Şiddeti Ölçeği" kullanıldı. Müdahale grubundaki hastalara formlar uygulatıldıktan sonra (Ön izlem) progresif gevşeme egzersizleri eğitimi verilerek uygulatıldı ve izlemi gerçekleştirildi (1. İzlem). Hastaların her gün progresif gevşeme egzersizlerini 20 dk. yapmaları sağlandı. Hastaların taburculuğundan sonraki ikinci haftadaki 2. izlemi ve dördüncü haftanın sonundaki 3. izlemi (son izlem) poliklinikte gerçekleştirildi. Kontrol grubundaki hastaların ölçümleri müdahale grubuyla aynı zamanda olacak şekilde düzenlendi. Bağımsız iki grup karşılaştırmasında Mann Whıtney-U testi, bağımlı iki grup arasındaki karşılaştırmalarda Wilcoxon testi ve ikiden fazla bağımlı değişken karşılaştırmasında Frıedman testi kullanıldı. Araştırmada yaşam bulgularından vücut sıcaklığı, nabız, kan basıncı ve oksijen saturasyonu değerleri arasında gruplar arası anlamlı bir fark olduğu (p<0,05); müdahale grubu hastalarında nabız hızı, vücut sıcaklığı ve kan basıncının zamanla azaldığı, oksijen satürasyonunun ise arttırdığı saptanmıştır. Progresif gevşeme egzersizlerinin müdahale grubu hastalarında yorgunluğu azalttığı saptandı. Bu sonuçlardan yola çıkarak progresif gevşeme egzersizlerinin böbrek nakli olan hastalarda yaşam bulgularını düzenlemede ve yorgunluğu azaltmada etkin bir hemşirelik girişimi olarak önerildi. 6 Anahtar Kelimeler: Böbrek Nakli, Progresif Gevşeme Egzersizleri, Yaşam Bulguları, Yorgunluk, Hemşirelik
Palyatif bakım hastalarına verilen logoterapi danışmanlığının kronik keder, itibar duygusu ve yaşam anlamı üzerindeki etkisi
Bu araştırma palyatif bakım hastalarına verilen logoterapi danışmanlığının bireylerin keder ve itibar duygusu ve yaşamda anlam bulmaları üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Randomize kontrollü tasarımla Eylül 2021-Haziran 2023 arasında gerçekleştirilen çalışmanın örneklemini bir üniversite hastanesinin medikal onkoloji ve jinekoloji kliniklerinde yatmakta olan, ileri evre kanser tanısına sahip 58 birey oluşturmuştur. Katılımcılar bilgisayar programında basit randomizasyonla müdahale (n=29) ve kontrol (n=29) grubuna atanmıştır. Veriler demografik bilgi formu, Palyatif Performans Skalası, Hasta İtibar Envanteri (HİE), Uzamış Yas Bozukluğu Ölçeği-Hasta Formu (UYBÖHF) ve Yaşam Anlamı Ölçeği (YAÖ) ile toplanmıştır. Bu ölçekler bireyler çalışmaya dâhil edildiklerinde, 4. haftada ve 8. haftada uygulanmıştır. Müdahale grubuna 4 hafta boyunca, haftada 2 gün ortalama 45 dakika süren logoterapi danışmanlığı uygulanmıştır. Kontrol grubuna bir müdahalede bulunulmamıştır. Verilerin analizinde bağımsız gruplar arası t testi, varyans analizi, Pearson korelasyon analizi, tekrarlı ölçüm varyans analizi, eşli gözlem t testi, Cohen d etki büyüklüğü ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Müdahale ve kontrol gruplarının eşli gözlem üçüncü değerlendirmesinde HİE'nin semptom distresi alt boyutu (p=0.01), UYBÖ-HF (p=0.01) ve YAÖ mevcut anlam alt boyutunda (p=0.03) müdahale grubu lehine anlamlı değişiklik saptanmıştır. Gruplar arası zamana bağlı değişim incelendiğinde HİE (p=0.01), UYBÖ-HF (p=0.01) ve YAÖ mevcut anlam (p=0.02) alt boyutlarının zaman içinde gruplara göre anlamlı değişim gösterdiği saptanmıştır. Grup içi değişim incelendiğinde müdahale grubunda HİE (p=0.01), UYBÖ-HF (p=0.01) ve YAÖ mevcut (p=0.01) ve aranan (p=0.02) anlam alt boyutlarında anlamlı farklılık saptanmış olup bu farklılık YAÖ mevcut anlam puan ortalamasında artma, diğer bağımlı değişkenlerde ise azalma şeklinde gerçekleşmiştir. Kontrol grubunda HİE (p=0.01), UYBÖ-HF (p=0.02) ve YAÖ mevcut (p=0.04) ve aranan (p=0.04) anlam alt boyutlarında anlamlı farklılık saptanmış olup bu farklılık YAÖ mevcut ve aranan anlam puan ortalamasında azalma, diğer bağımlı değişkenlerin puan ortalamalarında artma şeklinde gerçekleşmiştir. Çoklu doğrusal regresyon analizinde HİE ve UYBÖ-HF'deki değişimleri cinsiyet, hastalık evresi ve aktif tedavi almanın; YAÖ mevcut anlam boyutunu ise hastalık evresi, eğitim düzeyi ve aktif tedavi almanın düşük düzeyde açıklayabildiği saptanmıştır. Bireylerin deneyim değerlerinin aileyle vakit geçirmek, doğayla ilgilenmek ve ibadet etmek; yaratıcı değerlerinin ailenin gereksinimlerini karşılamak ve evin geçimini üstlenmek; tutum değerlerininse fedakârlık etmek, sabırlı olmak ve inançları doğrultusunda yaşamak olduğu görülmüştür. Sonuç olarak program, palyatif bakım hastalarının keder ve itibara ilişkin distres düzeyini azaltmada ve yaşamlarında anlam bulma düzeyini artırmada etkili bulunmuştur.
Prediyaliz hastalarında sağlık okuryazarlığının hasta sonuçlarına etkisi
Bu araştırma, prediyaliz hastalarında sağlık okuryazarlığının hasta sonuçlarına etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırma Eylül 2020- Temmuz 2021 tarihleri arasında, evre 3b ve 4'te olan, nefroloji polikliniğine başvuran 45 müdahale, 45 kontrol olmak üzere toplam 90 prediyaliz hastası ile gerçekleştirildi. Veriler "Hasta Bilgi Formu", "Hasta İzlem Formu", "Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32", "Diyaliz Semptom İndeksi" kullanarak yüz yüze toplandı. Müdahale grubundaki hastalarda sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik hemşirelik girişimi olarak iki kez bireysel yüz yüze eğitim verildi. Telefonla danışmanlık ve izlem için hastalar dördüncü ve sekinci haftalarda arandı. Kontrol grubuna herhangi bir müdahalede yapılmadı. Veriler t testi, varyans analizi, Kruskal Wallis H, Mann Whitney U testleri ile analiz edildi. Müdahale grubunda, hastaların yeterli sağlık okuryazarlığı %2.2'den %31.1'e yükseldi. Hastaların sağlık okuryazarlık düzeyinin artmasıyla kan basıncı değerlerinde ve semptomların şiddetinde anlamlı derecede azalma görüldü (p<0.05). Verilen eğitim sonrasında TSOY-32 toplam indeks ve alt boyut puanları anlamlı derece arttı (p<0.05). Eğitim düzeyi, gelir durumu, medeni durum ve yaşamın büyük çoğunluğunun geçtiği yer açısından son izlem DSİ, TSOY-32 toplam indeks ve alt boyut puanlarında gruplar arasında anlamlı farklılık olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak, prediyaliz hastalarına hemşire tarafından verilen eğitimin sağlık okuryazarlığını artırdığı ve bunun hasta sonuçlarını iyileştirdiği görülmüştür.
Robotik kedi ve betta balık terapilerinin hemodiyaliz hastalarında fizyolojik ve psikolojik etkilerinin incelenmesi
Pet terapinin hemodiyaliz hastalarında fizyolojik ve psikolojik etkilerinin incelenmesi amacıyla randomize kontrollü olarak gerçekleştirilen çalışma 18 robotik kedi, 18 Betta balık ve 18 kontrol grubu hasta ile tamamlandı. Veriler, Gümüşhane Kelkit Devlet Hastanesi'nde Mayıs-Eylül 2021 tarihlerinde "Yapılandırılmış Hasta Bilgi Formu", "De Jong Gierveld Yalnızlık Ölçeği", "Öznel Mutluluk Ölçeği", "Son Dönem Böbrek Yetmezliği-Uyum Ölçeği", "Diyaliz Semptom İndeksi", "Beden Kütle İndeksiİzlem Formu", "Vital Bulgu İzlem Formu", "Oksijen Saturasyonu İzlem Formu", "Robot Kedi", "Betta Balık" kullanılarak toplandı. Robotik kedi grubuna hemodiyaliz esnasında iki ay haftada 20 dakika robotik pet terapi uygulandı. Betta balık grubunaiki ay evde Betta türü balık bakımını üstlenmeleri sağlanırken, kontrol grubuna hemodiyaliz tedavisi dışında bir uygulama yapılmadı. İki aylık pet terapi uygulaması sonrası hastalar iki ay daha takip edildi. Veriler, Ki-kare, Kruskal Wallis Varyans Analizi, Friedman, Wilcoxon İşaret ve Mann-Whitney U testleriyle değerlendirildi. Robotik kedi terapisi sırasında hastaların nabız, kan basıncı, solunum sayısı, yalnızlık ve diyaliz semptomlarının azaldığı, mutluluk ve hastalığa uyumun arttığı; uygulama sonrası takipte son test 1. ölçümde nabız, kan basıncı, hastalığa uyumun azaldığı, yalnızlık ve diyaliz semptomlarının arttığı, solunum sayısı ve mutluluğun değişmediği; son test 2. ölçümde, mutluluk, hastalığa uyum, kan basıncının azaldığı, yalnızlık ve diyaliz semptomlarının arttığı, solunumun ise değişmediği bulundu. Betta balık terapisi sırasında hastaların beden kütle indeksi, mutluluk ve hastalığa uyumunun arttığı, yalnızlık, oksijen saturasyonu ve diyaliz semptomlarının azaldığı; son test 1. ölçümde yalnızlık, oksijen saturasyonu, diyaliz semptomları, beden kütle indeksi, hastalığa uyumun arttığı, mutluluğun ise değişmediği; son test 2. ölçümde yalnızlık, oksijen saturasyonu, diyaliz semptomlarının arttığı, beden kütle indeksi ve mutluluğun azaldığı bulundu.
Kadın doğum kliniklerinde çalışan hekim, hemşire ve ebelerin doğum şekli tercihleri, tercihlerin nedenleri ve bu tercihlerin nedenlerini etkileyen faktörlerin incelenmesi
Gebelik ve doğum, bir kadının hayatını etkileyen önemli durumlardan biridir. Kadınlar gebelik boyunca biyolojik, fizyolojik ve psikososyal değişiklikler yaşar. Doğum; doğal, fizyolojik bir olay olsa da kadınların yaşantısında önemli bir stres kaynağıdır. Normal doğum, hiçbir dış müdahalenin gerçekleştirilmediği, kadının içgüdülerinin yönlendirdiği, aktif olarak yer aldığı bir olaydır (2). Sezaryen doğum, abdominal insizyon ve daha sonra uterus duvarındaki insizyon ile fetusun doğumu olarak tanımlanmaktadır (97). Dünya genelinde ve ülkemizde görülen yüksek sezaryen oranları evrensel bir sorun haline gelmiştir. Yüksek sezaryen oranlarının düşürülmesine yönelik yapılması gerekenlere ve bu alandaki literatüre katkı sağlayacağının düşünülmesi amacıyla yapılan çalışma tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi ve Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan, kadın doğum kliniklerinde görevli sağlık personelinden hekim, hemşire ve ebeler oluşturmuştur. Örnekleme yöntemine gidilmemiş, katılmaya gönüllü tüm sağlık personeli (125 kişi) çalışmaya dâhil edilmiştir. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulan, Tanıtıcı Bilgi Formu ve Doğum Şekli Tercihleri ve Nedenlerini Sorgulama Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS (IBM SPSS Statistics) 27paket program kullanılmıştır. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. İki nitel değişkenin ilişkilerinin incelenmesinde "Pearson-χ 2 " çapraz tabloları kullanılmıştır. Araştırmaya katılanların yaş ortalamasının 27,42±5,19 (yıl) olduğu tespit edilmiştir ve %45,6'sı 25-29 yaş grubunda olduğu belirlenmiştir. Kadın doğum kliniklerinde görevli hekim, hemşire ve ebelerin mesleklere göre vajinal doğumu tercih etme oranları hekimlerde %16,2 hemşirelerde %52,7 ve ebelerde %31,1' dir. Sezaryeni tercih etme oranları hekimlerde %47,1 hemşirelerde %39,2 ve ebelerde %13,7 şeklindedir. Hekimlerin ağırlıklı olarak sezaryen tercih ettiği, hemşire ve ebelerin ise ağırlıklı olarak vajinal doğum tercih ettiği belirlenmiştir.(χ2=14,925; p<0,001). Vajinal doğumu tercih edenler % 57,6 oranında daha az komplikasyon olması nedeniyle, sezaryeni tercih edenler iii ise % 80,8 oranında vajinal doğumun uzun vadede olumsuz etkileri olması sebebiyle tercih edildiği belirlenmiştir. Çalışmaya katılanlardan tercih ettiği doğum şekli vajinal doğum olan %97,3'ünün danışanlara vajinal doğum önerdiği, tercih ettiği doğum şekli sezaryen olan %58,8'inin ise danışanlara sezaryen önerdiği belirlenmiştir. Hekimlerin ve hemşirelerin ağırlıklı olarak tıbbi gerekçe olmadan sezaryeni hak olarak gördüğü, ebelerin ise ağırlıklı olarak tıbbi gerekçe olmadan sezaryeni hak görmediği belirlenmiştir. Danışanlara önerilecek doğum şekli ile katılımcıların kendisinin tercih edeceği doğum şekli arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (χ2=49,926; p<0,001). Danışanlara vajinal doğum önerenlerin %97,3'nün tercih ettiği doğum şeklinin vajinal doğum olduğu, danışanlara sezaryen önerenlerin %58,8'i tercih ettiği doğum şeklinin sezaryen olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak çalışmada hekimlerin ağırlıklı olarak sezaryeni, ebe ve hemşirelerin ağırlıklı olarak vajinal doğumu tercih ettikleri bulunmuştur. Kendi tercihlerinde sezaryeni tercih eden tüm sağlık personelinin özellikle hekimlerin, gebelerin de sezaryenle doğum yapmalarına olumlu bakacakları ve sezaryen doğum oranlarının bu nedenle azaltılamayacağı düşünülmektedir. Bu nedenle anne-baba adayı olan sağlık personelinin de özellikle hekimlerin, doğuma hazırlık eğitimlerine katılmaları için teşvik edilmesi, vajinal doğuma olumlu bakmalarını sağlamak yönünden önerilir. Anahtar Kelimeler: Doğum Şekli Tercihi, Vajinal Doğum, Sezaryen, Hekim, Hemşire, Ebe
Spiritüel distres ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanması; geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışma; Ku ve arkadaşlarının geliştirmiş olduğu 'Spiritüel Distres Ölçeği' nin Türk toplumu için uygunluğunu, geçerliğini ve güvenirliğini saptamak amacıyla yapılan metodolojik tipte bir çalışmadır. Araştırma, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi'ne Ocak 2022- Aralık 2022 tarihleri arasında başvuran, araştırmaya katılma kriterlerini taşıyan ve araştırmaya dahil olmayı gönüllü kabul etmiş 293 onkoloji hastası ile yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında 'Kişisel Bilgi Formu', 'Spiritüel İyi Oluş Ölçeği', 'Spiritüel Distres Ölçeği' kullanılmıştır. Ölçeğin geçerliğini değerlendirmek için "dil", "kapsam", "görünüm" ve "yapı" geçerlik analizlerinden yararlanılmıştır. Spiritüel Distres Ölçeği'nin puan ortalaması 48,12 ± 7,84; Cronbach alfa katsayısı 0,87 olarak hesaplanmıştır. Paralel form olarak kullanılan Spiritüel İyi Oluş Ölçeği'nin puan ortalaması 109,76 ± 12,42 şeklinde hesaplanılmıştır. Ölçeğin özgün yapısını doğrulamak amacıyla yapılan doğrulayıcı faktör analizi sonucunda uyum indeksi puanlarının kabul edilebilir sınırlarda olduğu, Türk dili ve kültürünün faktör yapısını belirlemek için kullanılan açımlayıcı faktör analizi sonucunda altı faktörlü bir yapının ortaya çıktığı belirlenmiştir. Çalışma sonucunda, kanser hastalarının yüksek düzeyde spiritüel distrese sahip olduğu bulunmuştur. Çalışmada, hastaların yaşının, cinsiyetinin, medeni durumunun, eğitim durumunun, çalışma hayatının, hastanede kalış süresinin, teşhis edilinen hastalığın ve teşhis zamanının spiritüel distresleri üzerinde anlamlı etkisinin olmadığı bulunmuştur. Sonuçlar; Spiritüel Distres Ölçeği'nin 27 madde ve altı alt boyutu ile Türk toplumunda kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu göstermiştir. Ölçme aracının, kanser hastalarının spiritüel distres seviyelerinin belirlenmesinde kullanılabileceği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: spiritüel distres, spiritüel iyi oluş, manevi sıkıntı, kanser, geçerlik ve güvenirlik
Doğumun birinci evresinde gebelere uygulanan doğum dansının doğum ağrısı, anksiyete, doğum süresi ve doğumda anne memnuniyeti üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Araştırmada amaç, doğumun birinci evresinde gebelere uygulanan doğum dansının; algılanan doğum ağrısı, anksiyete, doğum süresi ve doğumda anne memnuniyeti üzerine etkisini incelemektir. Randomize kontrollü olan çalışma Kasım 2020 – Mart 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklem büyüklüğünü; güç analizine göre deney grubunda 64, kontrol grubunda 64 olmak üzere toplam 128 gebe oluşturmaktadır. Deney ve kontrol grubunda eşit sayıda primipar ve multipar gebelerden oluşmaktadır. Deney grubundaki gebelere servikal açıklık 3-8 cm arasında iken her saat başı 15 dakikalık doğum dansı uygulanmıştır. Doğum dansı müzik eşliğinde uygulanmış olup, dans süresince gebenin bel bölgesine 9 bilyeli masaj eldiveniyle masaj uygulanmıştır. Veriler Gebe Tanıtıcı Bilgi Formu, Visual Analog Skala Formu (VAS), Durumluk Kaygı Ölçeği (DKÖ), Normal Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği (NDAMDÖ), Doğum Sonrasına Yönelik Anneye Ait Bilgi Formu ve Annenin Doğum Dansı Uygulamasına Yönelik Görüşlerini İçeren Anket Formlarıyla toplanmıştır. Verilerin analizi; Student t ve Mann Whitney U testiyle yapılmıştır. Deney grubundaki gebelere; servikal dilatasyon 3 cm, 5-6 cm ve 7-8 cm iken uygulanan doğum dansı sonrası VAS puan ortalaması, kontrol grubundakilerden düşük bulunmuştur (p<0.05). Gebelerin servikal dilatasyon 3 cm, 6-7 cm ve doğum sonrası 2-3 saatler arası değerlendirilen DKÖ puan ortalaması deney ve kontrol grubu arasında karşılaştırıldığında farkın istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Deney ve kontrol grupları doğumun süresine yönelik "doğumun birinci, ikinci, üçüncü evresi süresi ve tüm evreleri kapsayan toplam süresi" olarak karşılaştırıldığında, iki grup arasındaki farkın istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Deney grubundaki gebelerin "NDAMDÖ toplam puanı" ve NDAMDÖ'nün "Hemşirelik Bakımı, Rahatlatma, Kararlara Katılım, Pospartum Bakım" alt boyut puanı kontrol grubundaki gebelerden yüksek saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak doğum dansı uygulamasının; gebelerde algılanan doğum ağrısını azaltmada ve doğumda anne memnuniyetini arttırmada etkili olduğu, doğum süresi ve anksiyete üzerinde etkili olmadığı belirlenmiştir.
Koroner arter bypass grefti ameliyatı öncesi video ile eğitimin hastaların ağrı, kaygı ve bilgi düzeyine etkisi
Bu araştırma koroner arter bypass greft ameliyatı öncesi video ile eğitimin hastaların ağrı, anksiyete ve bilgi düzeylerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Randomize kontrollü bir tasarımla 5 Eylül 2023-20 Aralık 2023 tarihleri arasında gerçekleştirilen çalışmanın örneklemini Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesinin kalp damar cerrahisi kliniğinde yatmakta olan, koroner arter hastalığı nedeniyle koroner arter bypass greft ameliyatı uygulanan 42 hasta oluşturmuştur. Katılımcılar kapalı opak zarf yöntemi kullanılarak basit randomizasyonla müdahale (n=21) veya aktif kontrol (n=21) grubuna atanmıştır. Veriler hasta veri toplama formu, durumluk anskiyete ölçeği (DAÖ), Amsterdam Preoperatif Anksiyete ve Bilgi Ölçeği (APAIS), Sayısal Ağrı Değerlendirme Skalası (SADS) ve bilgi düzeyi belirleme formu ile toplanmıştır. DAÖ her iki gruptaki hastalara ameliyat sürecine ilişkin eğitim verilmeden hemen önce, eğitim verildikten hemen sonra ve ameliyat sonrası üçüncü günde uygulanmıştır. APAIS ölçeği iki gruptaki hastalara ameliyat sürecine ilişkin eğitim verilmeden hemen önce ve eğitim verildikten hemen sonra uygulanmıştır. SADS ağrı değerlendirmesi hastalara ameliyat sonrası 24.saat, 48.saat ve 72.saatlerde uygulanmıştır. Müdahale grubundaki hastalara ameliyattan önce ameliyat sürecine ilişkin eğitim materyalinden oluşturulan video ile eğitim verilmiştir. Kontrol grubundaki hastalar aynı eğitimi ameliyat öncesinde düz anlatım yoluyla sözel olarak almıştır. Nominal veriler ki-kare testi ile analiz edilmiştir. Değişkenlerin puan ortalamalarının grup içi değişimini değerlendirmek için tekrarlı ölçüm varyans analizi, gruplar arası değişimler için t testi kullanılmıştır. Etki büyüklüğü Cohen d ile hesaplanmıştır. Her iki grup SADS puan ortalamalarının ameliyattan sonraki üç ölçüm zamanında giderek azaldığı, ancak bu azalmanın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Bununla birlikte SADS'ın zaman içinde gruplar arası (d=0.59) değişiminin orta düzeyde etki büyüklüğüne sahip olduğu görülmüştür. DAÖ puan ortalamalarının zaman içinde grup içi değişiminin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0.05). APAIS toplam puan ortalamasının (p=0.05), APAIS anksiyete alt boyutları toplam puan ortalamasının (p=0.02) ve APAIS cerrahi anksiyete alt boyutu puan ortalamasının zaman içinde gruplar arasında değişiminin (p=0.02) istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Müdahale grubundaki hastaların eğitim sonrası bilgi düzeylerinin anlamlı düzeyde yüksek olduğu (p=0 .04) görülmüştür. Bu farkın orta düzeyde (d=0.645) bir etki büyüklüğüne sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak video eğitimi hastaların ağrı düzeyini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaltmamasına rağmen bu azalmanın orta düzeyde etki büyüklüğüne sahip olduğu ve ameliyat öncesi kaygıyı azaltmada etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca video eğitimi bilgi düzeyini artırmada etkili bulunmuştur.
Hemşirelerde profesyonel sağlamlık ve öz bakım düzeylerinin profesyonel yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi
Çalışma hemşirelerde profesyonel sağlamlık ve öz-bakım düzeylerinin profesyonel yaşam kaliteleri üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılan tanımlayıcı özellikte kesitsel bir araştırmadır. Araştırma Aralık 2023- Haziran 2024 tarihleri arasında bir vakıf ve bir devlet üniversitesi hastanesinde çalışan, katılmayı kabul eden 524 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri, Hemşireler İçin Tanımlayıcı Bilgi Formu, Skovholt Profesyonel Sağlamlık ve Öz-bakım Envanteri (SPSE) ve Çalışan Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇYKÖ) ile toplanmıştır. Verilerin analizi için tanımlayıcı istatistikler, Student t ve ANOVA testi, ileri istatistiksel analiz için Bonferroni düzeltmesi yöntemi kullanılmıştır. İlişki analizleri için Pearson Korelasyon analizi ve sonrasında Lineer Regresyon analizi yapılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre; hemşirelerin SPSE düzeylerinin ortalamanın üzerinde olduğu, sosyodemografik ve mesleki özellikler ile karşılaştırıldığında gelir durumu, ruhsal ve fiziksel sağlık algıları, mesleği seçme durumu, çalışma şekli, memnuniyet düzeyleri ile SPSE ölçek puanı arasındaki istatistiksel farkın anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Katılımcıların ÇYKÖ ölçek puan ortalamalarına göre; mesleki tatmin puan ortalaması düşük, tükenmişlik puan ortalamasının orta, merhamet yoğunluğu puan ortalaması ise yüksek bulunmuştur (p<0.05). SPSE tüm alt boyut ve toplam puan ortalamaları ile mesleki tatmin arasında pozitif yönlü ve orta düzeyde, tükenmişlik ile arasında negatif yönlü ve orta düzeyde anlamlı ilişki, merhamet yorgunluğu ile arasında negatif yönlü ve zayıf düzeyde anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Hemşirelerin profesyonel sağlamlık düzeyleri arttıkça mesleki tatmin düzeylerinin arttığı, tükenmişlik ve merhamet yorgunluğu düzeylerinin azaldığı saptanmıştır. Araştırma sonuçları doğrultusunda; öz-bakım ve profesyonel sağlamlık ile ilgili farkındalık oluşturulması, hemşirlerin mesleki memnuniytetlerinin artırılıması, psikiyatri hemşirerleri konsültan liyezon hemşireliği kapsamında meslektaşlarına danışmanlık yapmaları önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Hemşireliği, Profesyonel Yaşam Kalitesi, Öz Bakım, Psikolojik Sağlamlık, Profesyonel Sağlamlık
Konjenital kalp hastalığı olan bebeklerin annelerinin yaşadığı ebeveynlik stresinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Bu araştırmada, konjenital kalp hastalığı olan bebeklerin annelerinde görülen ebeveynlik stres düzeyini ve bu stresi etkileyen faktörlerin değerlendirmesi amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte tasarlanmıştır. Araştırma, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Çocuk Kalp Damar Cerrahi Servisi ve Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahi Servisinde yatan konjenital kalp hastalığı olan bebeğe sahip ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 155 anne ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri 30 Mayıs 2023 – 5 Mart 2024 tarihleri arasında Bilgi formu, Ebeveyn Stres İndeksi- Kısa Form, Maternal Bağlanma Ölçeği, Ebeveyn Öz Yeterlik Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Evlilik Doyum Ölçeği ile toplanmıştır. Başkent Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan etik kurul izni ve araştırmanın yürütüldüğü hastanelerden kurum izinleri alınmıştır. Tanımlayıcı verilerin analizinde; kategorik veriler için sayı ve yüzde, sürekli veriler için ortalama±standart sapma kullanılmıştır. Sürekli değişkenler arasındaki ilişkinin incelenmesinde "Pearson Korelasyon Analizi" testi kullanılmıştır. Ebeveynlik stres ölçeği puanını etkileyen risk faktörlerinin incelenmesinde Multiple Lineer Regresyon Analizi kullanılmıştır. Annelerin ebeveynlik stres puan ortalaması 69,8±25,7 olup %38,8 yüzdelikte yer aldığı görülmüştür. Konjenital kalp hastalığı olan bebeklerin annelerinde gözlenen ebeveynlik stresi algılanan ekonomik durum (t=2,757; p=0,007), çocuk sayısı (t=2,358; p=0,020), eş ile ilişkinin olumlu yönde değişmesi (t= -2,020; p=0,045), sağlık bakımına ulaşma düzeyi (t= -2,478; p=0,014), tanı alma zamanı (t=3,414; p<0,001), hastanede yatış süresi (t=2,922; p=0,004), maternal bağlanma (t=2,343; p<0,021), ebeveyn öz yeterliliği (t= -3,592; p<0,001), sosyal destek algıları (aile ve arkadaş çevresi) (t= -2,761; p=0,007) (t= -2,761; p=0,007) ve evlilik yaşam doyumu (t= -2,377; p=0,019) gibi değişkenler tarafından etkilenmektedir. Bu değişkenler, ebeveynlik stresinin %52.3'ünü açıklamakta olup, bu ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (R² = 0.523; p < 0.001). Bu bulgular doğrultusunda, KKH olan bebeklerin annelerinin ebeveynlik stres düzeyinin azaltılması için ebeveyn öz yeterliğinin, sosyal desteğin ve evlilik doyumunun arttırılması, annelerin bireysel özellikleri göz önüne alarak bireyselleştirilmiş hemşirelik bakımının sağlanması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: anne, bebek, ebeveynlik stresi, hemşirelik, konjenital kalp hastalığı
Kanserli bireylerde stigma algısı ve spiritüel iyi oluş durumlarının belirlenmesi
Bu çalışma onkoloji kliniğinde yatarak tedavi gören kanserli bireylerde stigma algısı ve spiritüel iyi oluş durumlarını belirlemek amacıyla yapılan tanımlayıcı türde bir araştırmadır. Çalışmanın evrenini Ankara Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi medikal onkoloji yataklı kliniğinde yatarak tedavi almakta olan kanserli bireyler oluşturmaktadır. Çalışma 20.09.2023-01.12.2023 tarihleri arasında yürütülmüş olup, 235 hasta ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri, "Hasta Tanıtım Bilgi Formu", "Kanser Damgalama Ölçeği" ve "Spiritüel İyi Oluş Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler bağımsız örneklem T testi, varyans analizi, korelasyon analizi ve gruplar arasındaki farkın belirlenmesi için Post-Hoc Testlerden Bonferroni Testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, kanserli bireylerin Kanser Damgalama toplam puan ortalaması 38.71±12.03 (min:23-mak:82) olarak bulunmuştur. Kanserli bireylerin kanser stigma puan ortalamalarının yaşları, cinsiyetleri, medeni ve çalışma durumları, eğitim düzeyleri ve kanser tanısı ile daha önce karşılaşma durumları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Çalışmaya katılan kanserli bireylerin Spiritüel İyi Oluş puan ortalaması 111.60±17.35 (min:57-mak:142) olarak bulunmuştur. Kanserli bireylerin Spiritüel İyi Oluş puan ortalaması yaş grupları, yaşanılan yer, eğitim durumu ve ekonomik durum ve dini inançtan etkilendiği bulunmuştur. Çalışmada kanserli bireylerin Kanser Damgalama Ölçeği puan ortalamaları ile Spiritüel İyi Oluş Ölçeği puan ortalamaları arasında düşük düzeyde negatif yönde bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Kanser Damgalama Ölçeği puanları ile Spiritüel İyi Oluş Ölçeği puanları arasında negatif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki vardır (r:-0.234, p:0.000). Spiritüel İyi Oluş puan ortalaması arttıkça kanser Damgalama ölçeği puan ortalaması azalmaktadır. Spiritüel İyi Oluş ölçeğinin alt boyutu olan doğayla uyum ile kanser stigma ölçeği toplam puan, sosyal izolasyon ve ayrımcılık arasında düşük düzeyde negatif yönde, suçluluk ve nitelik arasında orta düzeyde pozitif yönde ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak kanserli bireylerin stigma algısının spiritüel İyi Oluş Durumları ile hafif düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda kanserli bireylerin stigma algısını azaltıcı eğitim, destek hizmetleri konusunda danışmanlık verilmesi ve spiritüel alanda destekleyici hizmetlerin verilmesi önerilmektedir.
Akciğer kanseri hastalarının duygu durumlarının incelenmesi
Akciğer kanseri hastalarının duygu durumlarının incelenmesi amacıyla karma yaklaşım metotları içinde müdahale deseni ile gerçekleştirilen bu çalışma 17 katılımcı ile yapıldı. Katılımcılar Karadeniz Teknik Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi Kemoterapi Ünitesi'nde ölçüt örnekleme tekniği ile çalışmaya dahil edildi. Çalışmanın nicel verileri "Hasta Tanıtıcı Özellikler Formu", Eastern Cooperative Oncology Group Performans Skalası", "Berkeley Duygu İfadesi Ölçeği" ve "Duygu Durum Profili Ölçeği" ile nitel verileri ise "saha/alan notları (gözlem, yapılandırılmamış görüşme)", "yarı yapılandırılmış görüşme", "fotoğraf makinesi (akıllı telefon, micro sd kart)", "fotoğraflar (fotoğrafların yorumlanması)" ve "ses kayıt cihazı" ile toplandı. Katılımcılara, duygu durumlarının belirlenmesine yönelik kemoterapi süreçlerinde kendi belirledikleri zaman ve mekanda istedikleri sayıda fotoğraf çekimi yaptırıldı ve duygularını en iyi yansıttığını düşündükleri bir adet fotoğrafı seçip yorumlamaları sağlandı. Katılımcılara, fotoğraf çekim müdahalesinden önce ve sonra nicel ve nitel veri toplama araçları uygulandı. Nicel veriler Shapiro-Wilk, paired-sample t test ve Wilcoxon testi ile değerlendirildi. Katılımcıların fotoğraf çekim müdahalesi öncesi ve sonrasında Berkeley Duygu İfadesi Ölçeği ve Duygu Durum Profili Ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Nitel veriler manuel olarak değerlendirildi. Katılımcıların duygu durumları fotoğraf çekim müdahalesinden önce "kanserle tanışma (semptomlar, sessiz çığlık, kanseri ilk duydukları an, inanç)" ve "yeni bir yaşam (sosyal destek, hastanede yaşam, tedavi süreci, kanser metaforları, toplumun yaklaşımı, film şeridi)" tema ve alt temaları olarak belirlenirken; fotoğraf çekim müdahalesinden sonra "duygu yelpazesi (semptomları algılama, duygular), "penceremden dünya (köprü, kadraj, anılara yolculuk, fotoğraf metaforları, ölümsüzlük zinciri) ve "bakış açısı (kanserdaşlık, ayna, gelecek ve beklentiler) tema ve alt temaları olarak belirlendi. Sonuç olarak fotoğraf çekim müdahalesi ile yapılandırılmamış ve yarı yapılandırılmış görüşmelerin akciğer kanseri hastalarının duygularının ortaya çıkarılmasında etkili olduğu bulundu.
Hemşire tarafından yapılan ev ziyaretlerinin ve telefon danışmanlığının kronik hastalık yönetimine ve acil servis kullanımına etkisi
Bu araştırma, acil servise tekrarlı başvuruları fazla olan kronik hastalığa sahip bireylere, hemşire tarafından yapılan ev ziyaretleri ve telefon danışmanlığının, kronik hastalık yönetimine ve acil servis kullanımına etkisini değerlendirmek amacıyla retrospektif, prospektif ve randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırma, Ocak 2021- Temmuz 2021 tarihleri arasında, Yağlıdere İlçe Devlet Hastanesi'nin acil servisinde gerçekleştirildi. Araştırmaya, 34 kontrol ve 34 deney grubu olmak üzere toplam 68 hasta örnekleme alındı. Araştırmanın verileri, hasta bilgi formu, hasta izlem formu, kronik hastalık öz-bakım yönetimi ölçeği (SCMP-G), ilaç tedavisine bağlılık/uyum öz-etkililik ölçeği kısa formu (MASES-SF) kullanılarak toplandı. Araştırmaya dahil edilen hastaların araştırma başlangıcından altı ay geriye dönük ve altı ay ileriye dönük olarak acil servise başvuru sıklığı ve şikayetlerinin karşılaştırılması yapıldı. Deney grubundaki hastalara üç ay boyunca ev ziyaretleri ve telefon danışmanlığı uygulandı. Bu ev ziyaretleri sırasında kişilerin gereksinimleri doğrultusunda bireysel yüz yüze eğitim ve bilgilendirmeler yapıldı. Kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmadı. Verilerin değerlendirilmesinde Oneway Anova, t-testi, Kruskall Wallis, Mann-Withney U testi, Ki kare ve Fisher's exact testleri kullanıldı. Kronik hastalarda acil servise yapılan tekrarlı başvurunun en fazla hipertansiyon nedeniyle olduğu belirlenmiştir. Araştırma başlangıcından 6 ay sonra deney grubundaki kişilerin acil servise başvurma sıklığının kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Deney grubundaki kişilerin son izlemde MASES-SF ölçeğinin, SCMP-G ölçeğinin ve bu ölçeğin alt boyutlarının puan ortalaması kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonuçlarına göre, hemşire tarafından yapılan ev ziyaretlerinin ve telefon danışmanlığının acil servis kullanım sıklığını azalttığı, acil servis kullanım nedenlerini değiştirmese bile aynı nedenlerle tekrar başvuru oranının azalmasında etkili olduğu, ilaç ve öz bakım yönetimi üzerinde pozitif bir etkisinin olduğu bulunmuştur.
Hemodiyaliz hastalarında sağlık okuryazarlığı, öz yönetim ve hasta güçlendirme düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırma hemodiyaliz alan hastaların sağlık okuryazarlığı, öz yönetim ve hasta güçlendirme düzeylerini incelemek amacıyla yapılan tanımlayıcı türde bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, Başkent Üniversitesi Ankara hastanesi diyaliz merkezlerinde hemodiyaliz (HD) alan 377 hasta oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise bu merkezlerde 25.01.2024-15.05.2024 tarihleri arasında tedavi alan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini sağlayan 219 hasta oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Hemodiyaliz Hastalarında Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (SOY-HD)", "Kronik Hastalık Öz Yönetim Ölçeği" ve "Hasta Güçlendirme Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada hastaların SOY-HD ölçeği puan ortalaması 62,19±8,96'dur ve hastaların sağlık okuryazarlığı (SOY) düzeyleri ortalamanın üstünde bulunmuştur. 18-44 yaş arası, üniversite mezunu, çalışan, geliri giderinden fazla olan, ek bir hastalığı olmayan, doktor kontrollerini düzenli yaptıran, hastalığa ilişkin daha önce eğitim alan ve aldığı eğitimi yeterli bulan hastaların SOY-HD puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur. Kronik Hastalıklarda Öz Yönetim Ölçeği madde puan ortalaması 3,34±0,48 iken ölçeğin alt boyutlarının puan ortalamaları kendini damgalama 2,28±1,14, damgalamayla baş etme 3,37±0,86, sağlık bakım etkinliği 3,39±0,96, tedavi uyumu ise 4,32±0,83'dür. Hastaların öz yönetim düzeyi ortalamanın üstündedir. Kronik hastalık öz yönetim ölçeğinin kendini damgalama alt boyut madde puan ortalaması çalışan hastaların düşük bulunmuştur. 75 yaş ve üzeri hastaların sağlık bakım etkinliği alt boyut madde puan ortalaması düşük, böbrek yetmezliği tanı süresi 16 yıl ve üzeri olan hastaların yüksek bulunmuştur. Hasta Güçlendirme ölçeği toplam puan ortalaması 129,92±25,08, madde puan ortalaması 3,49±0,68 iken alt boyutların puan ortalamaları kimlik/özdeşlik 3,33±0,83, kişisel kontrol 3,66±0,73, karar alma 3,72±0,61, bilme ve anlama 3,60±0,77, başkaları ile etkileşim 3,11±1,11'dir. Hastaların güçlenme düzeyi ortalamanın üstünde bulunmuştur. Komorbiditeye sahip hastaların güçlendirme düzeyi daha düşük bulunmuştur. 16 yıl ve üzeri böbrek yetmezliği tanısı alan hastaların güçlendirme düzeyi daha yüksek bulunmuştur. Hastaların eğitim düzeyi arttıkça güçlenme düzeyi artmaktadır. Çalışan hastaların güçlenme düzeyi çalışmayan hastalara göre daha yüksektir. Geliri giderinden fazla olan hastaların geliri giderinden az olan hastalara göre güçlenme düzeyi daha yüksektir. Daha önce eğitim alan ve eğitimi yeterli bulan hastaların güçlenme düzeyi daha yüksektir. Hastaların SOY düzeyi ile hasta güçlendirme düzeyi arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki bulunmuştur (r:0,604; p<0,01). Hastaların SOY düzeyi arttıkça tedavi uyumu, kendi sağlığını yönetebilme ve hasta güçlendirme düzeyi artmakta kendini damgalama düzeyi azalmaktadır. Kronik hastalıkların yönetimi, hasta güçlendirme çalışmaları ile başarılabilmektedir. Bu yüzden kronik hastaların hastalıklarını yönetebilmelerini ve kendi sağlık kararlarını alarak uygun sağlık davranışlarını sergilemelerini sağlayabilmek için hem hasta güçlendirme hem de sağlık okuryazarlık düzeylerini geliştirecek çalışmaların birlikte yapılması gerektiği düşünülmektedir.
Kahkaha terapisi ve bilinçli farkındalık uygulamalarının hemşirelerin yorgunluk ve iş performans algıları ile dikkat düzeyleri üzerindeki etkisi
Randomize kontrollü deneysel nitelikteki bu çalışma, kahkaha terapisi ve bilinçli farkındalık uygulamalarının hemşirelerin yorgunluk ve iş performans algısı ile dikkat düzeyleri üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Karadeniz Bölgesindeki bir üniversite hastanesinde yürütülen çalışmanın örneklemini 33 kahkaha, 34 bilinçli farkındalık ve 34 kontrol grubu olmak üzere toplam 101 hemşire oluşturmuştur. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Chalder Yorgunluk Ölçeği, Bilgisayar Tabanlı Sürdürülebilir Dikkat Testi, Stroop Testi Çapa Formu ve Bireysel İş Performansı Ölçeği ile toplanmıştır. Çalışmada, kahkaha ve bilinçli farkındalık grubundaki hemşirelere sekiz hafta boyunca haftada iki kez ilgili uygulamalar yaptırılmıştır. Kontrol grubundaki hemşirelere herhangi bir girişimde bulunulmamıştır. Çalışma sonucunda, kontrol grubundaki hemşirelere göre kahkaha ve bilinçli farkındalık grubundaki hemşirelerin yorgunluk algıları istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde azalmıştır (p<0.05). Kontrol grubuna göre kahkaha ve bilinçli farkındalık grubunun orta ve zor seviye sürdürülebilir dikkat düzeylerinin son testte yükselmesi de istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Her üç grubun seçici dikkat seviyelerini ölçen Stroop testleri arasında ise istatistiksel açıdan anlamlı bir fark saptanmasa da (p>0.05), sadece Stroop B seviyesini tamamlama süresi grup içi ölçümlerde bilinçli farkındalık grubunda ara ve son testte istatistiksel olarak azalmıştır (p<0.05). Ayrıca her üç grubun görev performansı, bağlamsal performans, üretkenlik karşıtı iş davranışı ve toplamda iş performans algıları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmuştur. Bu anlamlılık kahkaha ve bilinçli farkındalık gruplarının lehine saptanmıştır (p<0.05). Sonuçta, uygulandıkları süreç içerisinde kahkaha terapisi ve bilinçli farkındalık uygulamaları, hemşirelerin yorgunluk algısını azaltmış, sürdürülebilir dikkat düzeylerini ve bireysel iş performans algılarını artırmıştır. Kahkaha ve bilinçli farkındalık uygulamalarının bu pozitif etkilerinin sürdürülebilirliği, iki haftada bir yapılacak hatırlatıcı uygulamalar vb. ile test edilerek araştırılabilir.
Hemşirelikte kültürel liderlik ölçeğinin geliştirilmesi
Günümüzde örgüt kültürünü benimsemiş ve liderlik özellikleri taşıyan yönetici hemşirelere gereksinim vardır. Bu kapsamda çalışmanın amacı, hemşirelerin değerlendirmesiyle yönetici hemşirelerinin kültürel liderlik düzeylerini belirleyecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmektir. Araştırmanın açıklayıcı faktör analizinin örneklemini Trabzon il merkezindeki hastanelerde görev yapan 355 hemşire oluştururken, doğrulayıcı faktör analizinin örneklemini ise 258 hemşire oluşturmuştur. Test-tekrar test ise toplam 50 hemşireyle yapılmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Kültürel Liderlik Ölçeği ve Değer Temelli Liderlik Ölçeği ile toplanmıştır. Bulgular doğrultusunda taslak ölçeğin yüzey geçerliği sağlanmış ve kapsam geçerlilik indeksi 0.77 olarak hesaplanmıştır. Açıklayıcı faktör analizi için Kaiser-Meyer-Olkin değeri 0.95, Barlett testi X2=7991.66 (p<0.05), anti imaj korelasyon değerleri 0.92 ile 0.97 arasındadır. Temel Bileşenler Analizi ve Promax Yöntemi ile yapılan açıklayıcı faktör analizinde, Kültürel Liderlik Ölçeğinin 23 madde ve dört alt boyut ile şekillendiği, maddelerin faktör yük değerlerinin 0.951 ile 0.643 arasında olduğu belirlenmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi için ise düzeltilmiş Χ2/Sd değeri 1.95, RMSEA değeri 0.061, CFI değeri 0.95, NFI değeri 0.90'dır. Bu uyum indeksleri iyi düzeydedir ve açıklayıcı faktör analizi ile biçimlenen Kültürel Liderlik Ölçeğinin yapısı doğrulanmıştır. Ayrıca benzer ölçek geçerliği için korelasyon değeri 0.83, DFA sonrası Spearman-Brown=0.88, Guttman Split-Half=0.88 ve Cronbach Alpha değeri 0.95 olarak saptanmıştır. Madde toplam korelasyon değerleri 0.57-0.74, test-tekrar test analizinde r= 0.78 (p<0.001) ve t=0.671 (p>0.05) olarak bulunmuştur. Bunun yanı sıra yönetici hemşirelerin ölçek toplam puan ortalaması 3.81±0.77'dir. Hemşirelerin sırasıyla yönetici hemşiresini lider bulma, yönetici hemşireden memnuniyet, cerrahi birimde çalışmak, hastaneden memnuniyet durumları yönetici hemşirelerini kültürel lider olarak algılamalarını etkilemiştir (p<0.05). Sonuç olarak yönetici hemşirelerin kültürel liderlik düzeyini belirlemek için izleyenleri olan hemşireler tarafından Kültürel Liderlik Ölçeği geçerli ve güvenilir bir ölçek aracı olarak kullanılabilir.
Hemşirelik öğrencilerine verilen sanal gerçeklik tabanlı afet eğitiminin afete hazıroluşluğa etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Araştırma hemşirelik öğrencilerinde sanal gerçeklik temelli afete hazırlık eğitiminin afete hazırlık düzeyine etkisini belirlemek amacıyla paralel grup randomize kontrollü deneysel tasarım ile yapılmıştır. Araştırmanın evrenini bir üniversitesinin hemşirelik bölümünde öğrenim gören öğrenciler oluşturmuştur. Araştırma 67 hemşirelik öğrencisi (müdahale:33, kontrol:34) ile tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı bilgiler formu", "Afete Hazırlık Bilgi Soru Formu", "Afete Hazırlık Beceri Formu" "Afete Hazırbulunuşluk Ölçeği (AHÖ)" ve "Afet Tehdidi İçin Psikolojik Hazırlık Ölçeği (ATİPHÖ)" kullanılmıştır. Araştırmada 4 hafta her oturum 50 dakika olacak şekilde müdahale grubundaki hemşirelik öğrencilerine standart afet eğitimine ek olarak sanal gerçeklik simülasyonu uygulanırken kontrol grubundaki hemşirelik öğrencilerine standart eğitim uygulanmıştır. Tüm gruplara müdahale öncesi (ön test), müdahalenin tamamlanmasından sonra (son test) ve 8.haftada (izlem test) veri toplama araçları uygulanmıştır. Verilerin analizinde ki-kare testi, karma tasarımlı ANOVA ile birlikte "Bonferroni çoklu karşılaştırma testi" kullanılmıştır. Müdahale grubu ve kontrol grubu arasında afete hazırlık bilgi ve beceri düzeyleri, AHÖ ve ATİPHÖ ön test puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Müdahale grubundaki hemşirelik öğrencilerinin eğitim programı sonrası (son test) ve izlem (8.hafta) testinde afete hazırlık bilgi ve beceri düzeyleri, AHÖ ve ATİPHÖ toplam puan ortalamalarının kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı şekilde arttığı (p<0.001) tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda sanal gerçeklik temelli afete hazırlık eğitiminin standart eğitim yöntemlerine göre afete hazırlık düzeylerini geliştirmede etkili bir yöntem olduğu belirlenmiştir. Bu bağlamda afete hazırlık eğitimi sürecinde ve afet hemşireliği müfredatı planlamasında sanal gerçeklik teknolojisinin kullanılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Sanal gerçeklik, simülasyon, afete hazırlık, psikolojik hazırlık, hemşirelik eğitimi, hemşirelik öğrencileri
Hemodiyaliz tedavisi alan bireylere uygulanan kişilerarası ilişkiler terapisi temelli danışmanlığın hastalığa uyum ve depresyon düzeylerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu araştırma hemodiyaliz tedavisi alan bireylere uygulanan kişilerarası ilişkiler terapisi temelli danışmanlığın hastalığa uyum ve depresyon düzeylerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Randomize kontrollü tasarımla Mart-Eylül 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen çalışmanın örneklemini bir üniversite hastanesinin hemodiyaliz merkezinde tedavi gören 48 birey oluşturmuştur. Katılımcılar basit randomizasyonla müdahale (n=24) ve kontrol (n=24) grubuna atanmıştır. Veriler demografik bilgi formu, Kronik Hastalıklara Uyum Ölçeği (KHUÖ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile toplanmıştır. Bu ölçekler bireyler çalışmaya dâhil edildiklerinde, danışmanlık/uygulama bitiminden bir sonraki hafta ve 3. Ay olacak şekilde uygulanmıştır. Müdahale grubuna 8 hafta boyunca, haftada 1 gün ortalama 45 dakika süren Kişilerarası İlişkiler Terapisi (KİPT) danışmanlık uygulanmıştır. Kontrol grubu ise rutin bakımlarını almaya devam etmiştir. Verilerin analizinde bağımsız gruplar arası Ki-kare testi, t testi, karma desenli varyans analizi, eşli gözlem t testi ve Cohen d etki büyüklüğü analizi kullanılmıştır. Müdahale ve kontrol gruplarının yaş, cinsiyet, eğitim, gelir ve hastalık süresi yönünden benzer özellikler göstermiş olup yalnızca alkol kullanımı ve hemodiyaliz bilgi kaynağı sayısı değişkenlerinde anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). BDÖ puan ortalamaları müdahale grubunda birinci, ikinci ve üçüncü izlem arasında anlamlı biçimde azalmıştır (p<0.001). Kontrol grubunda ise başlangıç ile ikinci ölçüm arasında, birinci ölçüm ile üçüncü ölçüm arasında anlamlı bir azalma saptanmıştır (p<0.001). KİPT temelli danışmanlık uygulanan müdahale grubunda BDÖ puanlarındaki azalma büyük etki büyüklüğüne sahip olduğu bulunmuştur. KHDUÖ toplam ve alt boyut puanları (fiziksel, psikolojik, sosyal uyum) müdahale grubunda ikinci ve üçüncü izlemde kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). KHDUÖ'deki artışların etki büyüklüğü orta ile yüksek düzeydedir. Karma desenli varyans analizi sonuçları, zaman içinde tüm değişkenlerde anlamlı değişim olduğunu, grup × zaman etkileşiminin istatistiksel olarak anlamlı olduğunu göstermiştir (p<0.001). Bu bulgular, KİPT temelli danışmanlığın, hemodiyaliz tedavisi alan bireylerde depresyon düzeyini azaltmada ve hastalığa uyumu güçlendirmede etkili bir müdahale olduğunu göstermektedir. Ayrıca süreç, bireylerin yas ve kayıp, rol değişimi, kişilerarası çatışma ve sosyal izolasyon gibi alanlarda yaşadıkları güçlükleri fark etmelerini, duygularını açıkça ifade etmelerini ve etkili baş etme becerileri geliştirmelerini desteklemiştir. Bu bulgular, Konsültasyon-Liyezon Psikiyatri Hemşireliğinin, hemodiyaliz tedavi merkezlerinde Kişilerarası İlişkiler Terapisi temelli danışmanlık uygulamaları aracılığıyla psikososyal bakımın güçlendirilmesinde etkin bir rol oynayabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Psikiyatri Hemşireliği, Hastalığa Uyum, Depresyon, Kişilerarası İlişkiler Terapisi, Renal Diyaliz, Hemodiyaliz
Üniversite öğrencilerinde bilinçli farkındalık ile mental iyi oluşun incelenmesi
Bu çalışma, üniversite öğrencilerinin bilinçli farkındalık düzeyleri ile mental iyi oluş durumlarının ve bunları etkileyen sosyodemografik ve okulla ilgili özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüş tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Çalışmanın evrenini, 2019-2020 akademik yılı güz döneminde Başkent Üniversitesi Bağlıca Kampüsü'nde öğrenim gören 13.144 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi, evrenin bilindiği durumlarda örneklem hesaplama formülüne göre hesaplanmış ve örneklem sayısı 378 olarak belirlenmiştir. Örnekleme alınacak bireylerin seçimi fakültelerin öğrenci sayısına göre tabakalı rastgele örnekleme yöntemi ile orantılı seçim yapılarak belirlenmiştir. Anket formundaki soruların eksik doldurulması riski göz önünde bulundurularak örneklem kaybını önlemek amacıyla 400 öğrenci ile çalışma tamamlanmıştır. Verilerin toplanması, "Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği", Kişisel Bilgi Formu ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 24.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Cinsiyet, yaş, fakülte, sınıf, algılanan sosyo ekonomik düzey ve algılanan akademik başarı düzeyi değişkenlerine göre gruplar arası farklılık olup olmadığını belirlemek için Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H testi ve aralarında anlamlı fark olan gruplarda farklılığın kaynağını belirlemek amacıyla Bonferroni testi kullanılmıştır. Korelasyon analizinde Spearman Korelasyon analizinden yaralanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre öğrencilerin bilinçli farkındalık puan ortancası 57; puan ortalamaları 57,22±7,72 olarak belirlenmiştir. Öğrencilerin cinsiyet, yaş, fakülte, sınıf değişkenlerine göre bilinçli farkındalık düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı biçimde farklılaşmadığı; algılanan sosyo ekonomik düzey, algılanan akademik başarı düzeyi değişkenlerine göre ise bilinçli farkındalık düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı biçimde farklılaştığı belirlenmiştir. Öğrencilerin mental iyi oluş puan ortancası 52, puan ortalamaları 51,55±6,35 olarak belirlenmiştir. Öğrencilerin cinsiyet, yaş, fakülte, sınıf değişkenlerine göre mental iyi oluş durumlarının istatistiksel olarak anlamlı biçimde farklılaşmadığı; algılanan sosyo ekonomik düzey, algılanan akademik başarı düzeyi değişkenlerine göre ise mental iyi oluş durumlarının istatistiksel olarak anlamlı biçimde farklılaştığı belirlenmiştir. Öğrencilerin bilinçli farkındalık düzeyleri ve mental iyi oluş durumları arasında karşılaştırma yapıldığında pozitif yönde, güçlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r= 0,757, p= 0,001). Bilinçli farkındalık durumunun artışı ile mental iyi oluş düzeyinin artması sebebiyle üniversiteler ile iş birliği içerisinde bilinçli farkındalığı geliştirmeye yönelik çalışmaların düzenlenmesinin öğrenciler için yararlı olacağı düşünülmektedir.
Total diz protezi ameliyatı planlanan hastaların cerrahi korku düzeyleri ile ameliyat sonrası ağrı düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı; total diz protezi ameliyatı planlanan hastaların cerrahi korku düzeyleri ile ameliyat sonrası ağrı düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Tanımlayıcı özellikte olan bu araştırmanın uygulaması, Aralık 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında Ankara ilinde bulunan bir vakıf hastanesinin cerrahi karma servislerinde yatan hastalarda gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamına total diz protezi ameliyatı olmak için başvuran, örnekleme dahil olma kriterlerine uyan ve katılmayı kabul eden 74 hasta alınmıştır. Araştırmanın verileri "Hasta Tanıtıcı Bilgileri Veri Toplama Formu", "Cerrahi Korku Ölçeği (CKÖ) (Surgical Fear Questinonaire - SFQ)", "Görsel Kıyaslama Ölçeği (Visual Analog Skala - VAS)", "Ameliyat Sonrası Ağrı Değerlendirilmesi ve Analjezik Kullanma Durumu Formu" ile toplanmıştır. Araştırmada hastaların Cerrahi Korku Ölçeği toplam puan ortalaması 33,89±24,04 olup, kısa dönem korkular alt boyutu puan ortalaması 15,44±14,38, uzun dönem korkular alt boyutu puan ortalaması 18,44±11,30'dır. Hastaların ameliyat sonrası ağrı puan ortalamasının 2,19±1,09 olduğu belirlendi. Hastaların ağrı puan ortalaması ile CKÖ toplam ve alt boyutlarının puan ortalaması arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Hastaların cerrahi korku düzeyi arttıkça ameliyat sonrası dönemde daha fazla ağrı yaşadıkları belirlendi. Daha önce ameliyat olan hastaların kısa dönem korkular puan ortalaması, verilen eğitimi yetersiz bulan hastaların ölçek toplam ve kısa ve uzun dönem korkular puan ortalaması anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, ameliyat öncesi dönemde korku düzeyi yüksek olan hastaların ameliyat sonrası dönemde daha fazla ağrı yaşadıkları belirlenmiştir. Cerrahi korkunun azaltılmasında hemşireler hasta bakımında önemli bir yere sahiptir. Hemşireler tarafından cerrahi girişim planlanan hastaların cerrahi korku düzeylerinin ve nedenlerinin belirlenmesi, korku duygusunu azaltacak yöntemlerin uygulanması ve hasta eğitimlerinin bu doğrultuda kapsamlı verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Total diz protezi, cerrahi korku, postoperatif ağrı, hemşirelik
Üniversite öğrencilerinde kuru göz sendromu ve etkileyen faktörlerin incelenmesi
Kuru göz sendromu, dünya çapında en yaygın görülen oküler yüzey hastalığıdır. Yaşam kalitesini düşüren bir sendromdur. Bu araştırma, üniversite öğrencilerinde kuru göz sendromu ve etkileyen faktörlerin incelenmesine yönelik tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırma Mayıs 2019-Kasım 2019 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi'ne bağlı farklı fakültelerde öğrenim gören öğrenciler ile yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini 12.961 öğrenci oluşturmuş olup, tabakalı örnekleme yöntemi ile araştırmaya 400 öğrenci alınmıştır. Verilerinin toplanmasında kişisel bilgi formu, göz kuruluğunu ve etkileyen faktörlerin belirlenmesine yönelik Mcmonnies Kuru Göz Anketi, Oküler Yüzey Hastalık İndeksi ve öğrencilerin internet bağımlılığını değerlendirmek için Young İnternet Bağımlılığı Testi Kısa Formu kullanılmıştır. SPSS veri tabanına girilerek, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis H, Tukey ve Tamhane's T2 testleri yapılmıştır. Araştırmanın bulguları doğrultusunda; öğrencilerin çoğunluğunun (%89,8) 25 yaş altında olduğu, yarıdan fazlasının (%62,0) kadın olduğu, çoğunluğunun (%95,2) kronik bir hastalığı olmadığı, yaklaşık yarısının (%51,0) göz hastalığı tanısının olduğu, yarısına yakının gözlük veya lens kullandığı (%47) ve tamamına yakının (%99,5) internet kullandığı saptanmıştır. Young İnternet Bağımlılığı Testi Kısa Formu sonucuna göre, öğrencilerin ortalama puanı 28,27±8,29 olarak belirlenmiş ve bu bulgu öğrencilerin internet bağımlılığının orta düzey ve üzerinde olduğunu göstermektedir. Öğrencilerin Oküler Yüzey Hastalık İndeksi sonucuna göre %19,7'si hafif, %15,6'sı orta ve %40'ı şiddetli kuru göz sendromu olduğu saptanmıştır. Oküler Yüzey Hastalık İndeksi puanı kadınlarda, 4.sınıflarda, gözlük veya lens kullananlarda, göz hastalığı tanısı alanlarda ve eğitim amaçlı internet kullananlarda daha yüksek çıkmıştır. Mcmonnies Kuru Göz Anketi sonucuna göre ise öğrencilerin %18,8'inde kuru göz sendromu olduğu belirlenmiştir. Mcmonnies Kuru Göz Anketi puanı 4.sınıflarda, gözlük/lens kullananlarda, göz hastalığı tanısı alanlarda, göz ameliyatı olanlarda ve eğitim amaçlı internet kullananlarda daha yüksek çıkmıştır. Mcmonnies Kuru Göz Anketi puanları ile Oküler Yüzey Hastalık İndeksi puanları arasında (r= 0,546, p=0,000) pozitif yönlü orta düzeyde anlamlı korelasyon saptanmıştır. Oküler Yüzey Hastalık İndeksi puanı ile Young İnternet Bağımlılığı Testi Kısa Formu puanı arasında pozitif yönlü zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r= 0,227; p=0,000). Çoklu doğrusal regresyon analizine göre, öğrencilerin OYHİ puanındaki değişkenliğin %15,0'i modeldeki cinsiyet (β= 0,183, p˂0.001) ve göz hastalığı tanısı alma (β= 0,319, p˂0.001) bağımsız değişkenler tarafından açıklanmaktadır (R = 0,387, R2 = 0,150, Düzeltilmiş R2 = 0,143, F = 2,448, p <0,05). Sonuç olarak; Oküler Yüzey Hastalık İndeksine göre, öğrencilerde kuru göz prevalansının yüksek olduğu belirlenmiştir. Mcmonnies Kuru Göz Anketi ile OYHİ puanları arasında korelasyon olduğu, ancak Mcmonnies Kuru Göz Anketinin üniversite öğrencileri gibi genç popülasyonlarda kuru göz sendromunu belirlemeye yönelik duyarlılığın sınırlı olduğu bulunmuştur. OYHİ ile yapılan analizde cinsiyet (kadın olma) ve göz hastalığına sahip olmanın kuru göz sendromunu artıran faktörler olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda; üniversite öğrencilerinde kuru göz sendromu farkındalığının sağlanması ve kuru göz sendromunun erken tanı ve tedavisi için göz taramalarının yapılması önerilir. Anahtar kelimeler: Kuru göz sendromu, oküler yüzey hastalık indeksi, internet bağımlılığı, hemşirelik.
Hemşirelerin human papilloma virüs hakkında bilgileri, inançları ve aşılanma durumları
Serviks kanseri, dünyada ve ülkemizde mortalitesi yüksek kanserlerden biridir. Bunun yanında önlenebilme ve erken tanılanabilme şansına sahip bir kanser türüdür. Bireylerin aşılanma durumu hemşirelerin farkındalıklarından önemli ölçüde etkilenmektedir. Sağlık personelinin bu konudaki bilgisi, inanç düzeyi ve aşılanma durumu, bu alanda sunacağı danışmanlık ve eğitim hizmetinin başarılı olabilmesi için oldukça önem taşımaktadır. Bu çalışma hemşirelerin, Human Papilloma Virüs (HPV)'e ilişkin bilgi, inanç ve aşılanma durumlarının incelenmesine yönelik tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırmanın verileri, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi ve bağlı birimlerinde Mart- Nisan 2020 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın evrenini Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi ve bağlı birimlerinde çalışan toplam 332 hemşire oluşturmuştur. 20 hemşire ankaet formlarını tam doldurmadığı için 250 hemşire araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarfından hazırlanan ve üç bölümden oluşan form ile toplanmıştır. Birinci bölümde; hemşirelerin demografik bilgilerini, HPV'ye ilişkin bilgileri ve HPV aşısı yaptırma durumlarını irdeleyen soruların yer aldığı anket formu, ikinci bölümde sağlık inancını belirlemek için Kim tarafından 2012 yılında geliştirilen ve Türkçe uyarlaması Güvenç ve ark. (2016) tarafından yapılan Human Papilloma Virüsü ve Aşılanmasına yönelik Sağlık İnanç Modeli (SİM) Ölçeği ve üçüncü bölümde ise; Demir ve Özdemir tarafından (2019) Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış olan Human Papilloma Virüsü (HPV) Bilgi Ölçeği kullanılmıştır. Veri toplama formu katılımcıların kendileri tarafından doldurulmuştur. Verilerin değerlendirilmesinde Mann-Whitney U, Kruskal Wallis H, Ki kare testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Katılımcıların %95,2'si kadın, %4,8'i erkek, %70,8'i 18-35 yaş grubunda ve %61,2'si lisans mezunudur. Katılımcıların %4'ü HPV aşısı olduklarını belirtmişlerdir. HPV aşısı olma ve gelir durumu değişkenleri arasında olarak anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0,05). Gelir durumu orta olan katılımcılardan HPV aşısı olanların oranı anlamlı derecede yüksektir. Eğitim düzeyi arttıkça SİM ölçek puanı artmaktadır. Hemşireler, HPV hakkında yeterli düzeyde bilgi sahibi olmadıklarını belirtmişlerdir. Diğer taraftan hemşirelerin HPV aşılanma oranlarının düşük olduğu görülmüştür. Bu doğrultuda hemşirelere HPV ve aşılanma konusundaki farkındalıklarını arttırmak amaçlı formal eğitim sisteminde derslerde ve çalışma yaşamında hizmet içi eğitim, seminer vb. eğitim programları planlanmalıdır.
Hemşirlerde spirituel iyi oluş ve bilinçli farkındalık düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırma erişkin klinik ve yoğun bakım ünitelerinde görev yapan hemşirelerin spirituel iyi oluş ve bilinçli farkındalık düzeylerinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma Başkent Üniversitesi Hastanesi'nin Ankara, Adana, Alanya, Konya, İzmir ve İstanbul merkez hastanelerinde görev yapan 583 hemşire ile yapılmıştır. Araştırma verileri; bilgi formu, Spirituel İyi Oluş Ölçeği ve Bilinçli Farkındalık Ölçeği kullanılarak 10/07/2020-1/11/2020 tarihleri arasında toplanmıştır. Çalışmaya katılmaya gönüllü olan hemşireler çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmada hemşirelerin yaş ortalaması 26,35±6,97 olup, hemşirelerin %66,6'sı 18-25 yaş aralığındadır. Hemşirelerin %85,6'sı kadın, 73,1'i bekar, %27,9'u evli, %55,6'sı lisans mezunudur. Hemşirelerin meslekte çalışma sürelerinin ortalaması 5,77±6,33 olup en az 1 yıl ile en fazla 33 yıl arasında çalışmaktadır. Hemşirelerin %81,8'i spiritüalite hakkında ve %90,1'i bilinçli farkındalık hakkında eğitim almamışlardır. Araştırmada kendilerini spirituel ve spirituel belirten hemşirelerin spirtüel iyi oluş puan ortalamaları (107,83±17,52) yüksek düzeydedir. Araştırmada hemşirelerin bilinçli farkındalık düzeyleri puan ortalması (66,26±12,90) ortadır. Araştırmanın sonucu olarak bilinçli farkındalığın ve spiritüel iyi oluş seviyelerinin 31-40 yaş grubunda yüksek olduğu görülmüştür. Kendisini spirituel ve iannçlı olarak tanımlayan hemşirlerin spirituel iyi oluş puan ortalamalrı yüksek bulunmuştur. Hemşire olarak çalışmaktan memnun ve çalıştığı birimden memnun olan hemşirelerin spirituel iyi oluş puan ortalamaları yüksek bulunmuştur. Hemşirelerin meslekte çalışma süresi arttıkça bilinçli farkındalık ve spiritul iyi oluş puan ortalamalarının artmıştır. Daha önce meditasyon ve yoga yapan hemşirelerin bilinçli farkındalık puan ortalamalarının yüksek olduğu görülmüştür.Araştırmada elde edilen sonuçlar ile bilinçli farkındalık ve spirituelite eğitimlerinin önemi eklenebilir.
Hemşirelerin kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutumları ile periferal venöz katetere bağlı flebiti önlemeye yönelik bilgi ve uygulamaları arasındaki ilişkisi
Bu araştırma erişkin yataklı klinik ve erişkin yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutumları ile periferal intravenöz katetere bağlı flebiti gelişimini önlenmeye yönelik kanıta dayalı uygulamalara ilişkin bilgileri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla planlanmış tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırma 15.04.2021- 15.06.2021 tarihleri arasında çalışan 182 hemşire ile yapılmıştır. Örnekleme çalışmaya katılmaya istekli ve bilgilendirilmiş olur formu onaylayan hemşireler dâhil edilmiştir. Araştırmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Periferal Intravenöz Kateter Uygulama Bilgisi ve Flebit Gelişimini Önleme Bilgisine Yönelik Soru Formu, Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Varyans Analizi (ANOVA), pearson ilgileşim analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 26.09±5.81, %84.6'sı 21-30 yaş aralığındadır. Hemşirelerin %90.1'i kadın, %76.4'ü bekâr, %54.9'u lisans mezunu ve %65.9'u 1-5 yıl arasında görev yapmaktadır. Hemşirelerin periferik intravenöz katetere bağlı flebiti önleme puan ortalamaları 8.07±1.91 olup bilgi durumlarının yeterli düzeyde olmadığı belirlenmiştir. Hemşirelerden 31-54 yaş aralığında olanların, lisans ve üzeri eğitim seviyesine sahip olanların ve meslekte çalışma süresinin 5 yılın üzerinde olanların periferik intravenöz katetere bağlı flebiti önleme bilgilerinin daha iyi olduğu belirlenmiştir. Flebit hakkında eğitim alan hemşirelerin periferik intravenöz katetere bağlı flebiti önleme bilgi puan ortalamaları (8.28±1.92),eğitim almayan hemşirelerin puan ortalamalarına (6.92±1.43) göre anlamlı olarak yüksektir (p<0.05). Güncel rehberlerden bilgisi olan ve takip eden hemşirelerin periferik intravenöz katetere bağlı flebiti önleme bilgi puan ortalamaları, rehberlerden bilgisi olmayan ve takip etmeyenlere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. (p<0.05). Araştırmamızda hemşirelerin Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği Puan ortalaması 59.26±10.67'dir. Hemşirelerin periferik intravenöz katetere bağlı flebiti önlemeye İlişkin Bilgi Puanları ile Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği Puanı arasında zayıf yönde pozitif ilişki (r:0,163,p:0,030) saptanmıştır. Hemşirelerin bilgi durumları artıkça kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutumları daha iyi olabileceği belirlenmiştir.
Hemşirelerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının cinsel mitlerle ilişkisi
Hemşireler bireyin/toplumun sağlığını korumak ve geliştirmek olan rollerini yerine getirirken kendi değer ve tutumlarını da davranışlarına yansıtabilmektedirler. Sahip oldukları toplumsal cinsiyet rol kalıpları ve sağlıkla ilgili yanlış inanışları/mitler hemşirelerin hizmetine yansıyabilmekte ve bu durum toplum sağlığını olumsuz etkileyebilmektedir. Cinselliğin rahatça konuşulmadığı, bireyin cinsellik konusunda yeterince eğitim almadığı toplumlarda cinsel mitler de yaygınlaşmakta ve toplumsal normlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Geleneksel toplumlarda kadınların toplumsal cinsiyet rol kalıpları da daha gelenekçi olmakta ve bu özellikleri toplumsal norm olarak kabul edilen mitlere olan inancı artırabilmektedir. Bu bağlamda bu çalışma hemşirelerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının cinsel mitlerle ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Böylece hemşirelerin konuya ilişkin farkındalıklarının artacağı ve hemşirelik hizmetlerinin bu açıdan ele alınmasına katkı sağlanacağı düşünülmektedir. Araştırmanın evrenini Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi ve bağlı birimlerinde çalışan toplam 322 hemşire oluşturmuştur. 220 hemşire araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler üç ayrı form ile toplanmıştır. Birinci formda hemşirelerin sosyodemografik bilgilerini içeren ve literatür çalışması ile geliştirilen anket formu, ikinci formda üniversite öğrenimi gören öğrencilerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarını belirlemek amacıyla 2008 yılında Zeyneloğlu tarafından geliştirilen "Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği" (TCRTÖ) , üçüncü formda ise Gölbaşı ve arkadaşları (2016) tarafından geliştirilmiş olup geçerlik ve güvenirlik çalışması aynı kişiler tarafından yapılan "Cinsel Mitler Ölçeği" (CMÖ) yer almaktadır. Veri toplama formu katılımcıların kendileri tarafından doldurulmuştur. İstatistiksel analizler SPSS (IBM SPSS Statistics 24) program "Independent Sample-t" test (t-tablo değeri), "Mann-Whitney U" test (Z-tablo değeri), "Kruskal-Wallis H" (χ2-tablo değeri) testleri kullanılarak analiz edilmiştir. Hemşirelerin yaş ortalamasının 29,80±7,91 (yıl), %93,6'sının kadın, %57,3'nün lisans mezunu olduğu tespit edilmiştir. Hemşirelerin TCRTÖ'den aldıkları toplam puan ortalaması 161,13±20,25 (TCRTÖ'den alınabilecek en yüksek puan: 190) ve CMÖ'den aldıkları toplam puan ortalaması 56,86±20,25 (CMÖ' den alınabilecek en yüksek puan: 132) olarak belirlenmiştir. Araştırmada kadınların erkeklere göre toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının daha eşitlikçi olduğu ve erkeklerin cinsel mitlerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca lisans mezunu hemşirelerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının daha eşitlikçi olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin ölçeklere verdikleri cevaplarda TCRTÖ alt boyut puanları ile CMÖ ölçeği alt boyut puanları arasında negatif yönde, zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Bu sonuç toplumsal cinsiyet rolleri açısından eşitlikçi tutuma sahip olan hemşirelerin cinsel mitlere daha az inandıklarını göstermesi bakımından anlamlı bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda hemşirelerin konuya ilişkin farkındalıklarını daha fazla arttırmak ve hemşirelik hizmetlerinin bu açıdan ele alınmasını sağlamak amacı ile örgün eğitim ve hizmet içi eğitim programlarına konunun entegre edilmesi ve bu konun farklı boyutlarla ele alınıp daha geniş örneklem gruplarına uygulanması önerilmektedir.
Yoğun bakım hastalarında göz maskesi ve kulak tıkacı kullanımının deliryumu önlemedeki etkisi
Bu araştırma, yoğun bakım ünitelerinde kanıta dayalı farmakolojik olmayan hemşirelik müdahaleleri ile göz maskesi ve kulak tıkacı kullanımının deliryumu önlemedeki etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Randomize kontrollü, tek kör tasarımla yapılan çalışmanın örneklemini bir vakıf üniversitesinin erişkin yoğun bakım ünitelerinde yatan 60 hasta (30 müdahale ve 30 kontrol) oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Hasta Bilgileri Formu, APACHE II, Glasgow Koma Skalası, Richmond Sedasyon Ajitasyon Skalası, Hemşirelik-Deliryum Tarama Ölçeği, Richard-Campbell Uyku Ölçeği, Günlük İzlem Formu, Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılmıştır. Yoğun bakım ünitelerinde hemşirelere eğitim verilmiş ve eğitim içeriğine uygun çevre düzenlemesi yapılmıştır. Yaşa göre tabakalı randomizasyon sonrası basit rastgele örnekleme yöntemi ile müdahale ve kontrol grubu belirlendikten sonra her iki gruptaki hastalara üç gün boyunca gündüz (08:00-20:00) ve gece şiftinde (20:00-08:00) formlar uygulanmış, hemşirelerin Günlük İzlem Formunda yer alan girişimleri uygulamaları sağlanmış ve müdahale grubundaki hastalara ek olarak gece uyumadan önce (23:00-07:00) göz maskesi ve kulak tıkacı verilmiştir. Ayrıca müdahale grubundaki hastaların göz maskesi ve kulak tıkacı kullanımına yönelik görüşleri alınmıştır. Verilerin analizinde ki-kare, Mann-Whitney U testi, Kruskall-Wallis Varyans Analizi uygulanmış ayrıca ileri bir analiz yöntemi olan Genelleştirilmiş Tahmin Eşitliği (GEE) yöntemi kullanılmıştır. Deliryum gelişme durumu açısından 2. gün gündüz şiftinde, kontrol grubundaki hastalarda daha fazla deliryum görülmüş, 3. gün gündüz ve gece müdahale grubunda hiçbir hastada deliryum gelişmemiş ve bu üç şift içinde iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Müdahale grubunun üç günde uyku kalitesi puan ortalaması kontrol grubundan yüksek bulunmuş ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). GEE analiz sonuçlarına göre, deliryum gelişiminde dahiliye yoğun bakımda yatıyor olmanın, koroner yoğun bakımdan 11,84 kat daha fazla etkisi olduğu, 65 ve üzeri yaş grubunda olma, işitme bozukluğu olması, yoğun bakıma ameliyathaneden geliyor olmak ve eğitim düzeyinin de deliryum gelişmesinde etkisi olduğu bulunmuştur. Araştırmada göz maskesi ve kulak tıkacı uygulaması, deliryumu önlemede ve süresinin kısaltılmasında etkili olduğu ve hastaların uyku kalitesini artırdığı belirlenmiştir. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda, yoğun bakım ünitelerinde kanıta dayalı farmakolojik olmayan hemşirelik müdahaleleri ile uygulanan göz maskesi ve kulak tıkacı kullanımının deliryumun önlenmesinde kullanılması önerilmektedir.