
214
Archived Theses
8
DOIs Assigned
4%
DOI Rate
Discipline
Doğalgaz kurulum çalışmalarında iş sağlığı ve güvenliği farkındalıklarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada doğalgaz tesisat kurulumu yapan çalışanların sosyodemografik özellikleri ve İSG farkındalıklarının araştırılmasının yanında doğalgaz tesisatı kurulum faaliyetlerinde risk değerlendirmesinin yapılması amaçlanmıştır. Doğalgaz tesisatı kurulumu yapan çalışanların iş sağlığı ve güvenliği farkındalıkları I) psikososyal etki, II) çalışma koşulları, III) iş performansı ve IV) güvenlik kültürü düzeyi olmak üzere dört farklı ölçekte sorular hazırlanarak beşli likert tipi anket uygulaması yapılmıştır. Anket ölçekleri ve çalışanların sosyodemografik özellikleri Kruskal Wallis H ve Mann Whitney U Testleri ile istatiksel analizleri yapılmıştır. Risk analizi için Fine-Kinney risk değerlendirme metodu uygulanmıştır. Çalışma sonuçlarına göre ankete katılan çalışanların iş sağlığı ve güvenliği farkındalıklarının eğitim düzeyi ile orantılı bir şekilde arttığı belirlenmiştir. Yüksek lisans ve doktora derecesine sahip çalışanların, lise ve ön lisans derecesine sahip çalışanlar ile ön lisans ve lisans derecesine sahip çalışanlara kıyasla İSG güvenlik kültürü ve iş performansı konusunda daha yüksek farkındalık düzeylerine sahip olduğu gözlemlenmiştir. Çalışmanın sonucuna göre, çalışanlar arasında İSG, iş verimliliği ve psikolojik faktörlerle ilgili olumsuz yönlerin iyileştirilmesi için önemli düzeltici ve önleyici tedbirler önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: İSG Farkındalık, Kruska Wallis H testi, Mann Whitney U testi, Fine-Kinney, Doğalgaz.
Teknoloji ve tasarım atölyesinde iş sağlığı ve güvenliği: Bingöl örneği
Bu araştırmada, Bingöl ilindeki teknoloji ve tasarım atölyelerinde iş sağlığı ve güvenliği (İSG) uygulamalarının mevcut durumu değerlendirilmiş, eksiklikler belirlenmiş ve bu eksikliklerin giderilmesi için önerilerde bulunulmuştur. Araştırmanın evreni, Bingöl il merkezinde bulunan ortaokulların teknoloji ve tasarım atölyeleridir. Veri toplama grubu, bu atölyelerde görev yapan öğretmenler, öğrenciler ve okul yöneticilerinden oluşmaktadır. Araştırmada karma yöntem kullanılmıştır. Nicel veriler anketler aracılığıyla toplanmış, nitel veriler ise gözlem ve belge analizi yöntemleriyle elde edilmiştir. Nicel veriler frekans, yüzdelik dağılımlar, ortalama, standart sapma ve Chi-kare testi gibi istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Nitel veriler ise tematik analiz yöntemiyle incelenmiş ve risk değerlendirmesi (5X5) matris yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak gözlem formları ve anketler kullanılmıştır. Gözlem formları, teknoloji ve tasarım atölyelerinde yapılan gözlemler sırasında doldurulmuş ve atölyelerin mevcut İSG durumunu değerlendirmek amacıyla kullanılmıştır. Öğrencilere, öğretmenlere ve yöneticilere yönelik üç farklı anket geliştirilmiş. Bu anketler aracılığıyla, İSG farkındalıkları ölçülmüştür. Anketlerin güvenilirliği Cronbach's Alpha analizi ile test edilmiş ve yüksek güvenilirlik değerleri elde edilmiştir (öğrenciler için 0.903, öğretmenler için 0.912 ve yöneticler 0,814). Araştırmanın bulgularına göre, Bingöl'deki teknoloji ve tasarım atölyelerinde iş sağlığı ve güvenliği açısından çeşitli eksiklikler bulunmaktadır. Öğrenciler ve öğretmenler genel olarak İSG kurallarına uyulmadığında ciddi yaralanmaların ve hasarların meydana gelebileceğinin farkında olsalar da, atölyelerdeki mevcut güvenlik tedbirleri yetersiz kalmaktadır. Anket sonuçları, İSG eğitimi ve farkındalık artırıcı önlemlerin gerekliliğini ortaya koymuştur. Ayrıca, mevcut İSG eğitimlerinin içeriklerinin yetersiz bulunduğu ve bu konuda daha kapsamlı eğitimlerin verilmesi gerektiği belirlenmiştir. Bu bulgular, teknoloji ve tasarım atölyelerinde İSG standartlarının yükseltilmesi, düzenli eğitimlerin verilmesi ve gerekli güvenlik önlemlerinin alınması gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Teknoloji, Tasarım, İş Sağlığı ve Güvenliği, İş Kazaları.
Mesleki ve teknik anadolu liselerinde iş kazası ve meslek hastalıklarının önlenmesi için sesli işaret levhalarının uygulanabilirliği ve yararlarının araştırılması
Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde farklı eğitim alanları bulunmakta olup, bu okullar genellikle birden fazla binadan oluşmaktadır. Öğrencilere uygulamalı mesleki eğitimin verildiği atölyelerde çok çeşitli makine ve teçhizat kullanılmaktadır. Bu makine ve teçhizatın kullanımı ise çoğunlukla mekanik, elektriksel ve fiziksel tehlikeler içermektedir. Gerekli önlemler alınmadan ve güvenlik kurallarına uyulmadan yapılan çalışmalar, kullanıcıların bu tehlikeler nedeniyle iş kazaları veya meslek hastalıklarına maruz kalmasına yol açabilmektedir. Bu tür kazaların ve hastalıkların ortaya çıkmasında, makine ve teçhizatı kullanan kurum çalışanları ile öğrencilerin işaret levhalarına yeterli dikkati göstermemeleri önemli bir etken olarak öne çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında, Bingöl'de bulunan bir Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nin atölyelerinde kullanılan makine ve teçhizatlara ilişkin işaret levhaları incelenmiştir. Bu levhalar dikkate alınmadan gerçekleştirilecek çalışmalar için Fine-Kinney yöntemi kullanılarak bir risk değerlendirmesi yapılmıştır. Çalışma kapsamında, mevcut klasik işaret levhalarının yerine kullanılmak üzere sesli işaret levhalarının tasarımı ve üretimi gerçekleştirilmiştir. Bu sesli levhalar, üzerlerine yerleştirilen sensörler aracılığıyla makine ve teçhizatı kullanacak kişilerin hareketlerini çalışma öncesinde algılayarak, gerekli uyarı ve ikazları sesli olarak iletmektedir. Klasik levhalar yerine sesli işaret levhalarının kullanımının riskler üzerindeki etkisi, yeniden yapılan risk değerlendirmesiyle ortaya konmuştur. Sesli levhalar, kullanıcıya çalışma öncesinde dikkat edilmesi gereken koruyucu donanımlar ve güvenlik kurallarıyla ilgili en kritik bilgileri aktardığı için, risk skorlarında kayda değer bir düşüş sağlanmıştır. Risklerin azaltılmasının yanı sıra, sesli işaret levhalarının kullanımı bireylerde bir otokontrol mekanizmasının gelişmesine de katkıda bulunacaktır.
Sağlık çalışanlarının maruz kaldığı ergonomik risk faktörleri
Bu çalışma, sağlık çalışanlarının maruz kaldığı ergonomik risk faktörlerini belirlemek ve bu risklerin sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Sağlık hizmetlerinin sürekliliği ve kalitesi, çalışanların fiziksel ve psikolojik iyi oluşuyla doğrudan ilişkilidir. Ancak yoğun iş yükü, vardiyalı çalışma, tekrarlayan hareketler, uzun süre aynı pozisyonda kalma, ağır kaldırma ve uygunsuz çalışma postürleri gibi faktörler, çalışanların kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarına yol açmaktadır. Bu durum, hem iş verimliliğini hem de çalışanların yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Araştırma, Bingöl Devlet Hastanesi, Özel Mediva Tıp Merkezi ve Özel Bingöl Hastanesi'nde görev yapan 282 gönüllü sağlık çalışanı ile yürütülmüştür. Veriler, birey tanıtım formu ve Cornell Kas-İskelet Sistemi Rahatsızlıkları Anketi (CMDQ) kullanılarak toplanmış; betimsel analizler ve Ki-kare testi ile değerlendirilmiştir. Bulgular, farklı çalışma pozisyonlarının, mesleki deneyimin ve bireysel özelliklerin kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarının sıklığı ve şiddeti üzerinde anlamlı etkileri olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar, sağlık kuruluşlarında ergonomik düzenlemelerin geliştirilmesi, uygun ekipman kullanımı, personel eğitimi ve iş sağlığı güvenliği politikalarının güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: CMDQ, Ergonomik risk faktörleri, Sağlık çalışanları.
İş sağlığı ve güvenliğinde yapay zeka entegrasyonu; İSG profesyonellerin yapay zeka uygulamalarına bakış açısının irdelenmesi
Bu tez çalışmasında, iş sağlığı ve güvenliği (İSG) kavramı, tarihsel gelişimi ve Türkiye'deki yasal düzenlemeler araştırılmış dijitalleşme ve yapay zeka teknolojilerinin İSG süreçlerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışmada yapay zeka, nesnelerin interneti (IoT), artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR), büyük veri ve otonom robotlar gibi teknolojilerin iş güvenliği alanında kullanım alanları değerlendirilmiştir. Araştırmanın bulgular bölümünde, iş sağlığı ve güvenliği alanında yapay zeka teknolojilerinin kullanımına ilişkin anket çalışması yapılmıştır. Katılımcıların yapay zekanın iş kazalarının önlenmesi, risklerin ve tehlikelerin önceden tespit edilmesi, çalışanların güvenliğinin sağlanması ve iş verimliliğinin geliştirilmesine yönelik görüşleri alınmış ve elde edilen veriler analiz edilmiştir. Bulgular, yapay zeka tabanlı uygulamaların İSG açısından önemli fırsatlar sunduğunu, ancak uygulamada karşılaşılan teknik, ekonomik ve farkındalık düzeyi sorunlarının da dikkate alınması gerektiğini göstermiştir. Sonuç olarak, iş sağlığı ve güvenliği alanında yapay zeka destekli teknolojilerin verimli şekilde uygulanmasının, çalışan sağlığının korunması ve güvenli çalışma ortamlarının oluşturulması açısından önemli olduğu ortaya konmuştur.
İşyeri ortamlarında inorganik buhar ve gaz emisyonlarının kontrolleri, izin verilen sınır değerler ve analiz yöntemleri
Kuru ve temiz havayı oluşturan gazlar yaklaşık olarak yüzde 20,9 oksijen, yüzde 78,0 azot, yüzde 0,9 argon ve yüzde 0,03 karbondioksittir. Olması gereken gazların dışındaki gazlar kirleticiler olarak adlandırılır. Diğer yandan kimyasallara maruz kalmada en muhtemel rota soluma (inhalasyon) olduğundan havada kirleticilerin bulunması insan sağlığı açısından ciddi risk oluşturur. Bu riskler kronik hastalıklardan başlayıp kitlesel ölümlere kadar uzanabilir. Bu tez çalışmasında hava kalitesini bozan inorganik kirleticiler tanımlanmış ve işyeri ortamlarında bulunması durumunda çalışanlar üzerinde sağlık açısından oluşturabileceği olumsuzluklar ele alınmıştır. Ulusal ve uluslararası standartlar göz önünde bulundurularak işyeri ortamında bulunmasına izin verilen sınır değerler belirtilmiş, örnekleme ve analiz yöntemleri teorik ve deneysel boyutları dikkate alınarak açıklanmıştır. Söz konusu analizlerin hangi analitik yönteme göre yapılacağını belirlerken Türk Standartları Enstitüsü (TSE), Mesleki Sağlık ve Güvenlik Kurumu (OSHA), Çevre Koruma Ajansı (EPA), Amerikan Test ve Malzeme Kurumu (ASTM), Uluslararası Standartlar Kurumu (ISO), Ulusal Mesleki Sağlık ve Güvenlik Enstitüsü (NIOSH) ve Amerika Endüstriyel Hijyen Konferansı (ACGIH) tarafından belirlenmiş analiz yöntemleri ve izin verilen sınır değerler esas alınmıştır. Bu tezin, inorganik hava kirleticiler açısından örnekleme, analiz ve risk değerlendirmesi yapacak analizciler ve iş güvenliği uzmanları için yararlı bir doküman olması beklenmektedir.
Risk assessment and management in environmental engineering laboratories to determine biological risk factors
Occupational accidents and occupational diseases increase expeditiously. In parallel with this situation, awareness of people about occupational health and safety increases and the importance of taking necessary precautions are seen clearly. The significant obligations have been become valid by the change in the legislation. Thereafter, public institutions have to establish and apply occupational health and safety systems. In departments consisting of laboratories, like environmental engineering, occupational health and safety has more importance. Hazards in work environment and risks caused by the hazards have to be defined to provide safety for employee and students. Biological materials like soil, wastewater, wastewater sludge and solid waste are studied directly in environmental engineering laboratories. Hence, determining the biological risk factors with other types of risks in the environmental engineering laboratories and understanding the importance of the biological risk factors among other risk factors are aimed. DEU risk assessment method and FMEA have been used to determine risks in the laboratories. Moreover, surveys were applied to workers and laboratory managers. As a result, it was determined that the DEU risk assessment method evaluates existing situation. It considers the working hours of the workers with hazard and the positive effect of taken measurements. On the other side, FMEA evaluates the risks as there is no precaution. Moreover, the workers have the highest work perception for workplace conditions. In a similar manner, workplace problems were found as very important in both risk assessments. 60 percent of the workers have high risk perception for biological and ergonomic risks. Moreover, biological and ergonomic risks were evaluated as important with DEU risk assessment method and as very important with FMEA. The numbers of workers having high and low risk perception for physical, chemical and psychological risks is equal. To conclude, the workers have awareness about the risks in their workplaces but not all of them have. The reason can be that they don't know what the risks are or they suppose that they have knowledge about risks. As a result of the risk assessment, it was found that chemical and biological risks have more importance than others in the environmental engineering research laboratories.
Occupational health and safety issues in layout design problem of a marble processing plant
Occupational health and safety management depends upon the scope of the industry as it varies according to the functions and scale. Designing the occupational health and safety management system for the small scale industries is more challenging due to their limited plant space and other constraints. The essential for the proper implementation of occupational health and safety management system in any of the industry is based on risk identification process in relation to the overall system. In this study, determination of potential and observational risk analysis based on layout design is aimed in the marble industries that different types of occupational hazards exist at the workplace. The purpose of this study is to determine the necessary precautions to keep the risks at acceptable levels by analyzing the dangers and risks in marble factories. In this way, related risks can be reduced. Marble factory which is the application field is located in Turkey. In this marble factory, the hazards and risks were evaluated in terms of layout occupational health and safety management. As a result, precautions has been proposed based on determined risks.
Yiyecek-içecek sektöründe faaliyet gösteren bir işletmede risk değerlendirme çalışması
Risk değerlendirmesi, çalışma ortamlarındaki mevcut ve potansiyel tehlike kaynaklarının tanımlanması, bu tehlike kaynaklarına ilişkin risklerin belirlenerek değerlendirilmesi ve alınması gereken tedbirlerin planlanması faaliyetlerini kapsayan bir süreçtir. Bu süreç, işçi sağlığı ve iş güvenliğini yakından ilgilendirdiği için bütün sektörlerde özenle yönetilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, nicel risk değerlendirme yöntemleri kullanılarak risk büyüklüklerinin belirlenmesi de önlem önceliklerinin daha hassas bir şekilde tanımlanması açısından önem taşımaktadır. Literatür incelendiğinde, yiyecek-içecek sektöründe faaliyet gösteren işletmelerdeki hizmet sunum süreci özelinde gerçekleştirilen risk değerlendirme çalışmalarının sınırlı sayıda olduğu görülmüştür. Bu kapsamda gerçekleştirilen çalışmada, yiyecek-içecek sektöründe faaliyet gösteren bir işletmede, iş kazası veya meslek hastalığına sebep olabilecek risk türlerinin, farklı risk faktörleri dikkate alınarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. İşletmede belirlenen riskler, yemekhaneye ait riskler, genel çalıma ortamına ait riskler ve mutfak bölümüne ait riskler olmak üzere üç ana kategoriye ayrılmıştır. Söz konusu kategorilerde yer alan risk türleri, altı risk faktörü dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Bu risk faktörleri, olasılık, şiddet, son bir yılda görülme sıklığı, etkilenen çalışan sayısı, kayıp iş günü sayısı, yaralanan işçi sayısı olarak belirlenmiştir. Değerlendirmede, risk faktörlerinin önem ağırlıklarının hesaplanmasında, Tercih Seçim İndeksi (Preference Selection Index-PSI), risk türlerinin önceliklendirilmesinde ise, Karmaşık Oransal Değerlendirme (Complex Proportional Assessment-COPRAS) yöntemlerinden faydalanılmıştır. Çalışmanın, Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemlerinin risk değerlendirmesinde kullanılması ve farklı risk faktörleri dikkate alınarak risk türlerinin değerlendirilmesi açılarından literatüre ve yiyecek-içecek sektöründeki uygulayıcılara katkı sağlayabilecek özellikte olduğu değerlendirilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Yiyecek-İçecek Sektörü, Risk Değerlendirmesi, İş Sağlığı ve Güvenliği, PSI, COPRAS.
İşyeri ortamlarında hava kalitesinin ölçümünde kullanılan temel örnekleme ve analiz metodları ve ilgili standartlar
Kimyasal maddelere maruz kalmada en muhtemel yol inhalasyon (soluma) olduğundan solunan havanın her türlü kimyasal, toz ve gazlardan arınmış olması gerekir. Çalışma ortamlarında bulunan hava kirleticilerin başında uçucu organik ve inorganik bileşikler ile belli boyutun altında solunabilir toz ve partiküller gelmektedir. Sıcaklık, nem, rüzgar gibi meteorolojik parametreler ile havalandırma da kirlilik üzerine etkili olmaktadır. Yukarıda söz edilen hava kirleticiler izin verilen düzeylerin üzerinde olduğunda kronik hastalıklardan başlayıp kitlesel ölümlere kadar giden sağlık zararlarına neden olurlar. Bu nedenle çalışma ortamlarındaki hava kalitesinin sürekli kontrolü ve izlenmesi son derece önemlidir. Hava kirliliğinin analizi konusunda kimyager, çevre mühendisi gibi yetişmiş insan kaynaklarımız olmakla beraber konunun iş sağlığı güvenliği ayağında boşluklar bulunmaktadır. Bu konuda hem ulusal ve uluslar arası standartları kapsayan ayrıntılı dokümanlara hem de çok yönlü yetişmiş insan kaynaklarına gereksinimimiz vardır. Bu tez çalışmasında özellikle iş yeri ortamında hava kalitesinin kontrolüne yönelik olarak yapılacak test ve analizler ele alınmış, ilgili standartlar da dikkate alınarak ayrıntılı olarak incelenmiştir. İş yeri ortamlarında insan sağlığı için uygun hava kalitesinin sağlanabilmesinde ve sürdürülebilmesinde kontrol ve denetimlerin rolü çok büyüktür. Bu prosedürler doğru örnek almak ve alınan örnekleri ulusal ve uluslararası standartlara uygun şekilde ve tayin limitleri dikkate alınarak analizleme basamaklarından oluşur. Hazırlanmış olan bu dökümanın konu ile ilgili tüm paydaşlar için bilgilendirici bir kaynak olma potansiyeli bulunmaktadır.
Ülke iş sağlığı ve güvenliği performanslarını değerlendirmek amacıyla maırca yönteminin dört farklı ağrılıklandırma yaklaşımı ile uygulanması
İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG), dünya genelinde tüm ülkeler tarafından en çok önemsenen konulardan biri haline gelmiştir. Buna rağmen literatürde ve uygulamada, ülkelerin İSG performanslarının belirlenmesi ve kıyaslanabilmesi için halen geliştirilen bir yaklaşım bulunmamaktadır. Mevcut kıyaslama yöntemleri, ölümlü kaza oranı veya kaza ağırlık oranı gibi sadece tek bir oranı temel alarak karşılaştırma yapmakta ve diğer kriterleri göz ardı etmektedir. Bu çalışmada, Uluslararası Çalışma Ofisi (International Labour Organization-ILO)'nin mevcut uluslararası verilerinden yararlanılmasıyla, 15 ülkenin İSG performanslarının değerlendirilerek karşılaştırılmıştır. Bu kapsamda, İSG performansı açısından dikkate alınan kriterlerin önem ağırlıkları dört farklı yaklaşım kullanılarak belirlenmiş ve söz konusu ağırlıkların Çok Ölçütlü İdeal-Gerçek Karşılaştırma Analizi (Multi-Atributive Ideal-Real Comparative Analysis-MAIRCA) yöntemine entegre edilmesiyle ülkeler, İSG performansları açısından dört farklı şekilde sıralanarak sonuçlar tartışılmıştır.
İş sağlığı ve güvenliği kapsamında fosil lokalitesinde fıne kınney metodu ile risk değerlendirmesi
Türkiye'de iş sağlığı ve güvenliği uzun yıllardır çalışma alanlarında uygulanmaktadır ve tüm işyerleri yaptıkları işle ilgili risk değerlendirmesi yapmakla ya da yaptırmakla mükelleftir. Türkiye'de araştırma kazıları iş sağlığı ve güvenliği kapsamında kendisine; Madencilik ve taş ocakçılığını destekleyici diğer hizmet faaliyetleri tanımı içerisinde 'tehlikeli' çalışma alanlarında yer bulmuştur. Bu hizmet faaliyetleri tetkik, araştırma hizmetleri, jeolojik gözlemler, boşaltma, pompalama hizmetleri olarak sıralanabilir. Burada test amaçlı sondaj faaliyetleri ile petrol ve doğalgaz için yapılan hizmetler bunların dışında yer almaktadır. Bu çalışmada ise araştırma kazıları hakkındaki bilgilendirmeler "Araştırma sondaj ve kazı" ana başlığı altında sunulmuş ve bir fosil lokalitesinde risk değerlendirmesi iki farklı metot kullanılarak sonuçlar karşılaştırılmıştır. Risk değerlendirmesi için seçilen iki metot L tipi matris ve Fine-Kinney metodudur. Çalışmada elde edilen veriler Fine-Kinney metodunun L tipi matris metoduna göre daha geniş bir aralıkta değerlendirme imkanı sunduğu için sonuçların güvenilirliğinin ve doğruluğunun büyük ölçüde arttığı sonucuna ulaşılmıştır.
Üniversite personelinin iş sağlığı okuryazarlığı düzeylerinin belirlenmesi
Bu araştırmanın amacı, çalışanların iş sağlığı okuryazarlık düzeylerini belirlemek ve bu düzeylerin demografik değişkenler ile bazı bireysel ve örgütsel faktörlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Çalışma nicel araştırma yöntemiyle yürütülmüş, veriler anket tekniği ile toplanmıştır. Araştırmada İş Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği kullanılmış ve ölçeğin Bilgi/Beceri ile İstek/Sorumluluk boyutları birlikte değerlendirilmiştir. Araştırma 593 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler istatistiksel analiz yöntemleri ile değerlendirilmiştir. Bulgular, iş sağlığı uygulamalarının etkin olduğu çalışma ortamlarında ve iş sağlığı kurallarını uygulayan bir yöneticinin bulunduğu durumlarda çalışanların iş sağlığı okuryazarlık düzeylerinin anlamlı biçimde daha yüksek olduğunu göstermiştir. Ayrıca düzenli sağlık taramasına katılan ve okuma alışkanlığı bulunan bireylerin okuryazarlık düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Buna karşılık bazı demografik değişkenler ve çalışma birimine ilişkin özellikler açısından anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Sonuç olarak, hem bireysel farkındalık düzeyi hem de iş yerindeki iş sağlığına yönelik uygulamaların, çalışanların iş sağlığı okuryazarlık düzeyini etkileyen önemli unsurlar olduğu ortaya konmuştur.
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okul pansiyonlarında yangın risklerinin belirlenmesi ve aktif yangın güvenlik önlemlerinin değerlendirilmesi
Öğrenci barınma ihtiyacının giderilmesi için yapılan okul pansiyonlarında öğrencilerin can ve mal güvenliğini tehdit eden en önemli tehlikelerden biri de yangındır. Yangının ortaya çıkmasına sebep olabilecek faktörlerin ortadan kaldırılması ve yangın sırasında ortaya çıkacak can ve mal kaybının azaltılması için yangın güvenlik önlemlerinin alınması gerekmektedir. Bu çalışmada, Ağrı İlinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okul pansiyonlarında yangın risklerinin belirlenmesi ve aktif yangın güvenlik önlemlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma betimsel araştırma yöntemi ile yürütülmüştür. Çalışma Ağrı İlinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 16 tane okul pansiyonunda yapılmıştır. İlgili literatür ve mevzuatlar incelenerek araştırmacı tarafından hazırlanan kontrol listeleri ve 5*5 L tipi risk değerlendirme metodu kullanılarak oluşturulan risk değerlendirme formları ile veriler elde edilmiştir. Bu çalışma sonucunda incelenen okul pansiyonlarında genel olarak önemli ve orta düzey risk seviyesinde yangın riskleri belirlenmiştir. Bu risklerin daha çok elektrik, yangın uyarı sistemleri, yataklar, yer döşemeleri ve yönlendirme levhaları kaynaklı tehlikeler sonucu ortaya çıktığı görülmüştür. Ayrıca okul pansiyonların aktif güvenlik önlemlerinden yangın dolabı ve taşınabilir söndürücülerin bulunduğu ancak yangın uyarı sistemlerinin yeterli düzeyde olmadığı, var olan uyarı sistemlerinin ise çalışmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuçlara bakıldığında okul pansiyonlarında yangın ve acil durum yönetiminin sağlanabilmesi için bir yönetim politikası geliştirilmeli ve sürekli gözden geçirmelerle denetimin yapılması önerilmektedir.
İş güvenliği uzmanlarının inşaat sektöründe iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları sırasında karşılaştıkları sorunların incelenmesi
İnşaat sektörü tarihin eski çağlarından beri medeniyetin önemli bir parçası olmuştur. Yerleşik hayata geçilmesi ile başlayan inşaat sektörü dünya nüfusunun hızla arttığı günümüzde ihtiyaçların değişmesi, yeni malzemelerin üretilmeye başlanması, teknolojinin gelişmesi ve iş aletlerinin gelişmesi ile baştan sona değişime uğramıştır. Bu değişimlere ayak uydurmak zorunda olan çalışanlar fiziksel etkenlerin yanında çeşitli kimyasal ve biyolojik risk etmenlerine de maruz kalmaktadır. Bütün bu tehlike ve risklerin yanında işçilerin yüksekte çalışmak zorunda olması ve işlerini hızlı bir şekilde yapmaya zorlanmaları beraberinde daha büyük tehlike ve riskleri de getirmektedir. Tez çalışmasında inşaat sektöründe iş güvenliği uzmanlarının inşaat sektörü iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları sırasında karşılaştıkları sorunların tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla rastgele örneklem seçilerek inşaat sektöründe çalışan iş güvenliği uzmanlarıyla görüşme yapılmıştır. Çalışmada nitel görüşme formu 4 ayrı kategoriye ayrılarak kullanılmıştır. Görüşmelerden elde edilen verilere içerik analizi yapılarak iş güvenliği uzmanlarının inşaat sektöründe iş sağılığı ve güvenliği uygulamaları sırasında karşılaştıkları sorunlar tespit edilmiştir. Sonuç ve öneriler kısmında iş güvenliği uzmanlarının inşaat sektöründe iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları sırasında karşılaştığı sorunlara çözüm önerilerinde bulunulmuştur.
Yeraltı ve yerüstü faaliyet gösteren bir kömür madeni işletmesinde iş sağlığı ve güvenliği risklerinin değerlendirmesi.
Madencilik sektörü açısından yeraltı ve yerüstü madenciliği tüm dünyada büyük öneme sahiptir. Yeraltı ve yerüstü madenciliğinin güvenli ve en iyi şartlarda yürütülmesi için en üst düzeyde güvenlik tedbirlerinin alınması gerekmektedir. Yeraltı ve yerüstü madenciliğinde olası herhangi bir kaza ve ölüm riskine karşı işlerin takibi oldukça önemlidir. Bu çalışmada; Erzurum ilinde yeraltı ve yerüstü faaliyet gösteren bir kömür madeni işletmesinde çalışanların sağlığını ve güvenliğini etkileyecek çalışma ortamı risklerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla yapılan çalışma, nicel risk değerlendirme yaklaşımlarından Fine-Kinney ve nitel yaklaşımlarından biri olan 5x5 matris yöntemleri ile yürütülmüştür. Risk değerlendirme sürecinin birinci adımı tehlikeleri tanımlamaktadır. Dolayısıyla öncelikle tehlike girdileri elde edilmiştir. Çalışmanın yürütüldüğü maden ocağı bölümlere ayrılmış ve tehlikeler kategorilendirilmiştir. Maden ocağı ana ve tali havalandırma bölümü, atölyeler ve çalışma alanları, tahkimat ve kazı işleri, taşıma ve nakliyat işleri, denetim gözetim ve iş organizasyonu yeterliliği, kazan dairesi bölümü, patlayıcı madde depo bölümü, idari sosyal tesisler bölümü, marangozhane bölümü, stok ve döküm sahası bölümü, tahlisiye istasyonu bölümü ve yıkama, eleme ve torbalama tesisi bölümü olmak üzere toplam 12 bölüme ayrılmıştır. Tehlikeler ise patlama, yangın ve su baskını, elektrik ve elektrikli ekipmanlar, acil durum ilkyardım, kimyasal, fiziksel ve biyolojik tehlikeler ve özel güvenlik hizmetleri olmak üzere toplam 5 bölüme ayrılmıştır. Çalışma sonucunda Fine-Kinney risk değerlendirmesinde en fazla kabul edilemez riskin görüldüğü bölüm patlama, yangın ve su baskınının olduğu alan iken, 5x5 matris yönteminde ise en yüksek riske sahip alan ocak ana ve tali havalandırma alanı olduğu ortaya çıkmıştır. Fine-Kinney ve 5x5 matris risk analizleri ile yukarıda belirtilen başlıklar altında değerlendirilen tehlikelerin ortaya çıkaracağı risklerin kabul edilebilir risk ve düşük risk düzeylerine indirilebileceği görülmüştür. Uygulanan risk değerlendirmelerinde Fine-Kinney risk değerlendirme yönteminin riskleri derecelendirme noktasında daha kapsamlı, daha verimli, daha net okunabilir sonuçları bizlere verdiği görülmektedir. Tespit edilen tehlike için yapılması gereken müdahale zamanını daha net olarak değerlendirmemizi sağlamıştır. 5x5 matris risk değerlendirmesinin ise daha kolay ve pratik oluşu risklerin hızlı bir şekilde değerlendirilmesi konusunda kolaylık sağlamıştır.
İş güvenliği uzmanları için iş sağlığı ve güvenliği hizmet alanları yetkinlik belirleme ölçeği geliştirilmesi: Geçerlilik ve güvenilirlik sonuçları
Bu araştırmanın temel amacı iş güvenliği uzmanlarının İSG hizmet alanlarına yönelik yetkinlikleri belirlemek için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmektir. Bu çalışma metodolojik tasarımda desenlemiştir ve yetkinlik tanımından yola çıkarak iş güvenliği uzmanlarının İSG hizmet alanlarına yönelik yetkinlikleri, uygulama sürecindeki verimliliğini sağlayan özelliklerine göre kavramsallaştırılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 447 iş güvenliği uzmanı oluşturmaktadır. Açımlayıcı faktör analizi sonucunda ölçek maddelerinin 6 faktör altında topladığı tespit edilmiştir. Bu faktörler kişisel performans, olay yönetimi, strateji, iş sağlığı güvenliği ve mevzuatı, pozitif güvenlik kültürü geliştirme ve risk yönetimidir. Doğrulayıcı faktör analizi yapılarak R2 değerleri 0.217 ile 0.671 arasında değer alarak maddelerin boyutları kuvvetli bir şekilde açıkladığı görülmüştür. ISGYO'ya ait model uyum iyiliği katsayılarının (χ2/df=2.097, RMSEA= .07, GFI=.93, AGFI= .95, NFI= .93, IFI= .91, CFI= .91, SRMR= .06) kabul edilebilir sınırlarda çıktığı ve modelin iyi uyum gösterdiği görülmüştür. Yapılan doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarına göre ölçeğin faktör dağılımları doğrulanmıştır. Ölçeğin güvenirlik çalışması kapsamında Cronbach Alfa iç tutarlılık güvenirlik katsayıları 6 faktör için sırasıyla 0.906, 0.857, 0.836, 0.791, 0.839 ve 0.761 çıkmıştır. Bu sonuçlara göre ölçeğin alt boyutlarının güvenirliklerinin çok iyi ve iyi derece güvenilir oldukları görülmüştür. Ölçeğin genel Cronbach Alfa katsayısı 0.956 çıkmıştır. Bu sonuç modelin çok iyi derecede güvenilir olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular neticesinde geliştirilen ölçeğin iş güvenliği uzmanlarının İSG hizmet alanlarında sabit olmaları gereken yetkinlikleri ölçebilmek için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu görülmüştür.
Türkiye'de 2007-2020 yılları arasında metal sektöründe meydana gelen iş kazalarının istatistiksel analizleri
Metal sektörü her zaman en fazla iş kazası yaşanan sektörlerin arasında yer almıştır. Metal sektörü ülke ekonomisinde büyük bir rol üstlenirken aynı zamanda tüm sektörler arasında ölümlü iş kazalarının fazla yaşandığı sektör olmayı sürdürmektedir. İş kazalarının yoğun olarak yaşandığı bir sektör olduğu için gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin sürekli olarak güncellenmesi ve geliştirilmesi gerekmektedir. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte günümüzde kullanılan ergonomik iş araç gereçleri, işçi sağlığını korumak için gerekli olan en önemli tedbirler arasındadır. Metal sektörü birçok alt sektöre istihdam oluşturmaktadır. Bunların başında; Ana metal ve fabrikasyon metal ürünleri imalatı (makine ve teçhizat hariç) faaliyet alanlarıdır. Sektördeki her alt faaliyet alanı kendi içinde birbirinden farklı şekilde sağlık ve güvenlik tedbirleri gerektiren sağlık ve güvenlik tehlikeleri barındırmaktadır. Öte yandan önlemlerin alınmamasından kaynaklı olarak işyerlerinde yaşanan iş kazaları günden güne artış göstermektedir. Gerekli İSG önlemleri alındığında ve bu önlemler gerekli eğitimlerle güçlendirildiğinde işyerlerindeki bu kazaların tümü önlenebilir durumdadır. Bu çalışmada, SGK'dan alınan veriler bakımından 2007-2020 yılları arasında yaşanan iş kazaları ve bu iş kazalarından kaynaklı ölümler, sektördeki alt faaliyet alanlarına göre incelenmiştir. Metal sektörüne ait tehlikelerin incelenebilmesi amacıyla yapılan bu araştırmada, 2007-2020 yılları içerisinde yaşanan iş kazaları ve bu iş kazalarından kaynaklı ölümlerin sıklık oranı hesaplanmıştır, ayrıca iş kazası oranlarının ve ölümle sonuçlanan iş kazalarının oranlarının azaltılabilmesi için çözüm önerileri sunulmuştur. Bu araştırmada, 2007-2013 yılları ilk 7 yıllık dönem ve 2014-2020 yılları ikinci 7 yıllık dönem olarak ikiye ayrılmıştır. İki örneklem grubunu oluşturan bu iki 7 yıllık dönem arasındaki değişim iş kazaları ve ölümlü iş kazaları için istatistiksel olarak incelenmiştir.
Ağrı'da kamu kurumlarına ait spor merkezleri ve yüzme havuzları için risklerin değerlendirilmesi
İnsan yaşamının her alanında son yıllarda meydana gelen hızlı gelişmeler yapısal olarak sporun yapıldığı alanları da etkileyerek spor merkezleri ve yüzme havuzlarının fiziki yapılarını, ergonomik kullanımı, tasarımı, sağlamlığı ve dayanıklılığı, ulaşımı gibi pek çok yönden gelişmesine katkı sunmuştur. Son dönemlerde hızla yaygınlaşan spor merkezleri her ne kadar sporun iyi bir şekilde yapılmasını sağlasa da birtakım risklerle karşı karşıya kalabilirler. Spor merkezleri çalışanları ve spor yapmak amacıyla bu spor merkezlerini kullananlar farklı seviyelerde risklere maruz kalabilmektedir. Spor merkezleri yapıları gereğince bünyelerinde farklı seviyelerde riskler barındırmaktadırlar. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Spor Merkezleri ve Yüzme Havuzları Risk Değerlendirmesi Kontrol Listesi hazırlanmıştır. Söz konusu kontrol listesi spor merkezleri ve yüzme havuzları için 13 farklı bölümde 105 ve yüzme havuzları için 21 evet-hayır şeklinde cevaplanabilecek soru içermektedir. Bu tez çalışmasında Spor Merkezleri ve Yüzme Havuzları Risk Değerlendirmesi Kontrol Listesi Ağrı ili sınırları içerisinde faaliyet gösteren kamuya ait 8 spor merkezine ve 2 yüzme havuzuna uygulanarak mevcut durumun iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Elde edilen sonuçlar kontrol listesindeki her bir alt bölüm için karşılaştırılmalı olarak ayrı ayrı değerlendirilmiş ve tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Spor Merkezi, Yüzme Havuzu, ÇSGB, Spor Merkezleri ve Yüzme Havuzları Risk Değerlendirmesi Kontrol Listesi, İş sağlığı, İş güvenliği
İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitiminin Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan öğretim programlarına entegrasyonun incelenmesi
İş sağlığı ve güvenliği (İSG)'nin temel amacı sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının oluşturulmasıdır. Sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının oluşmasında en önemli faktörün insanlar olduğu düşünüldüğünde güvenlik kültürü ile donatılmış bir topluma ihtiyaç duyulmaktadır. Güvenlik kültürünün oluşturulabilmesi için daha küçük yaşlarda sağlık ve güvenlik eğitimleri verilmeli ve farkındalık artırılmalıdır. Bu bağlamda ülkemizde bakanlıklar tarafından gerekli adımlar atılmış ve İSG dersinin eğitime entegrasyonuna yönelik iş birliği yapılmıştır. Bu çalışmada Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan öğretim programlarında iş sağlığı ve güvenliğinin eğitime entegrasyonunun incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma nitel araştırma yöntemlerinden biri olan doküman inceleme yöntemi ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak Milli eğitim bakanlığı tarafından okul öncesi, orta öğretim, lise ve mesleki eğitim kademeleri için yayınlanan öğretim programları doküman olarak kullanılmış ve elde edilen veriler içerik analizine tabi tutulmuştur. İSG konu alanlarının tüm derslerin öğretim programlarına yansımasını saptayabilmek için her bir kademenin öğretim programları incelenmiş ve Sağlık, Tehlike, Risk, Güvenlik, Önlem, Acil durum, Emniyet, Korunma, İş Sağlığı ve Güvenliği, Görev ve Sorumluluklar, Ekipman, Trafik kuralları kelimeleri analiz birimi olarak belirlenmiştir. Çalışma sonucunda iş sağlığı ve güvenliği konu analiz birimlerine göre öğretim programlarında bulunan kazanımlar incelendiğinde İlkokul Öğretim Programının "Hayat Bilgisi, Rehberlik, Fen bilimleri, Beden Eğitimi ve Oyun, Sosyal Bilgiler ve Trafik Güvenliği" derslerinde, Ortaokul Öğretim Programının "Sosyal Bilgiler, Fen Bilimleri, Beden Eğitimi ve Rehberlik" derslerinde, Lise Öğretim Programının "Beden Eğitimi, Kimya, Rehberlik, Sağlık Bilgisi ve Trafik Kültürü, Coğrafya ve Fizik" derslerinde bazı kazanımlara rastlanmıştır. Ayrıca mesleki eğitim öğretim programlarına baktığımızda iş sağlığı ve güvenliği konu alanlarına yönelik kazanımlara rastlanmıştır. Ancak çalışmada önemli görülen tespitlerden biri mesleki eğitim veren okullarda İSG'nin ders olarak müfredat programlarında yer almamasıdır. Mesleki eğitimde İSG farkındalığının meslek öncesinde kazandırılması açısından İSG dersinin öğretim programlarında ve müfredatta ayrı bir ders olarak yer alması önerilmektedir.
Bir üniversitede ofis çalışanları için ergonomik risk faktörlerinin REBA ve RULA yöntemleri kullanılarak değerlendirilmesi
Ergonomi; işin, ekipmanın, işyerinin ve çalışma koşullarının çalışana uygun olarak tasarlanması bilimidir. Ergonomi, insan vücudunun fiziksel yetenekleri ve sınırlılıkları dikkate alınarak çalışan için sağlıklı bir çalışma ortamının kurulmasını amaçlar. Bu amaç doğrultusunda çalışanın özelliklerinin yapılan iş, kullanılan ekipman ve çalışma ortamı ile nasıl ilişkili olduğu değerlendirilir. Ergonomik koşullar göz ardı edildiğinde çalışanlarda mesleki kas−iskelet sistemi rahatsızlıkları yaygın olarak görülmektedir. Bu tür rahatsızlıklar; statik olarak, uzun süreli, üst uzuvların tekrar tekrar hareket etmesini gerektiren ve çoğunlukla bilgisayar kullanılarak yerine getirilen işler yapan ofis çalışanlarının sağlıkları ile ilgili en büyük tehditlerden biridir. Ofisler, iş istasyonunun, ekipmanın ve iş içeriğinin çeşitli boyutları arasındaki etkileşimlerle karmaşık bir fiziksel çalışma ortamını temsil eder. Bu ortamda çalışanlar işleri gereği uzun süre rahatsız ve ağrılı pozisyonlarda kalırlar ve kronik kas−iskelet sistemi (KİS) problemlerine karşın çalışma ortamlarının ergonomik açıdan dikkatli bir şekilde tasarlanması gerekir. "Hızlı Tüm Vücut Değerlendirmesi" (REBA) ve "Hızlı Üst Ekstremite Değerlendirmesi" (RULA) ergonomik risk analizi için sıklıkla kullanılan ve oldukça başarılı olan iki ana değerlendirme yöntemidir. Bu yöntemlerde çalışanın işini yaptığı esnadaki fiziksel hareketleri RULA ve REBA formları kullanılarak puanlanır, puanlar analiz edilerek risk skoru belirlenir ve iyileştirme önerileri yapılır. Bu çalışmada bir üniversitedeki ofis çalışanları için RULA ve REBA kullanılarak çalışma duruşları ergonomik açıdan değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan gönüllü ofis çalışanları için risk skorları cinsiyet, kas iskelet sistemi rahatsızlığı varlığı, egzersiz yapma durumu, yaş faktörü, çalışma süresi, kilo ve boy gibi etkenler ile birlikte değerlendirilmiştir. Ofis çalışanları için duruş bozuklukları ve fiziksel koşullardan kaynaklı risklerin ortadan kaldırılmasına yönelik uygun ofis egzersizleri ve ergonomik çözüm önerilerinde bulunulmuştur.
Mesleki ve teknik Anadolu liselerinde iş sağlığı ve güvenliği risklerinin değerlendirilmesi: Örnek bir risk analizi
İnsanın fizyolojik ihtiyaçlarının temin edilmesi sonrasında en temel ihtiyacı güvenlik ihtiyacı olmaktadır. Anayasal bir hak olan güvenlik ihtiyacı iş ortamlarında iş sağlığı ve güvenliği kavramı olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde yıllık olarak 3 milyona yakın insanın iş kazaları sebebiyle hayatını kaybediyor olması ve iş kazası ve meslek hastalıklarının dünya ölçeğinde parasal maliyeti gayri safi yurtiçi hâsılanın %4'üne tekabül etmesi bu tür kazaların önlenmesinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Ülkemizdeki eğitim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerin yaklaşık üçte birinin meslek okullarından mezun olup teknisyen veya ileri eğitimle tekniker unvanı ile ara eleman olarak istihdam edilmesi öngörülmektedir. Yapılan bazı araştırmalarda iş kazalarına daha çok mesleki ve teknik okul mezunlarının maruz kaldığının saptanması sebebiyle iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarında meslek okulları dikkatleri üzerine çekmektedir. Dördüncü hatta beşinci sanayi devriminin gereklerine uygun vasıfta iş sağlığı ve güvenliği kültürüne sahip iş gücünün yetiştirilmesinin mesleki ve teknik okullarda iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarının kalite, kapsam ve mahiyetine bağlı olacağı şüphesizdir.
Diş hekimliği fakültesinde risk analizi yapılması ve çalışan personelin risk ve tehlikeler hakkında bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma diş hekimliği fakültesinde çalışan personelin çalışma ortamında maruz kaldığı risklerin belirlenmesi ve bu risk ve tehlikeler hakkındaki bilgi tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda bir üniversitenin Diş Hekimliği Fakültesi'nde risk analiz metotlarından biri olan Fine-Kinney risk analiz metodu kullanılarak risk değerlendirmesi yapılmış ve burada görev yapan personelin risk, tutum ve davranışlarının belirlenmesi için ise toplam 201 personele nitel araştırma yöntemlerinden biri olan anket yöntemi uygulanmıştır. Yapılan risk analizi sonuçlarına göre, 71'i önemsiz risk, 233'ü potansiyel risk, 189'u önemli risk, 102'si önemli risk ve 43'ü tahammül edilemeyen risk olmak üzere toplam 638 risk tespit edilmiştir. Tespit edilen bu risklere yönelik mevzuata uygun olarak alınması gereken önlemler ve çözümler sunulmuştur. Diş hekimliği fakültesinde çalışan personelin risk ve tehlikeler hakkında bilgi, tutum ve davranışlarını belirlemeye yönelik anket uygulanmıştır. Ankette bilgi, tutum ve davranış üç grup altında gruplandırılarak çalışan ve yöneticiler bağlamında uygulama yapılmıştır. Çalışanlar için bilgi, tutum ve davranış olmak üzere üç boyut ve yöneticiler için davranış, tutum, önlem ve eğitim olmak üzere dört boyut oluşturulmuştur. Bu boyutlara yönelik anket soruları belirlenerek harf ve numaralandırma kullanılarak kodlama yapılmıştır. Uygulanan anket ile çalışanların iş kazası geçirme ve meslek hastalığına yakalanma durumları ayrıca kendisi için tehlike ve risk olarak gördüğü etmenler araştırılarak elde edilen veriler sonuç kısmında sunulmuştur.
Bir üniversitenin merkezi araştırma ve uygulama laboratuvarında risk analizinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, bir üniversitenin merkezi araştırma ve uygulama laboratuvarında iş sağlığı ve güvenliği (İSG) kapsamında risk analizi gerçekleştirilmiştir. Merkezi Araştırma Laboratuvarında 14 birim ayrı ayrı incelenmiştir. Amaç, laboratuvar ortamındaki tehlikelerin belirlenmesi, bu tehlikelerin oluşturabileceği risklerin değerlendirilmesi ve önleyici/düzeltici faaliyetlerin önerilmesidir. Risk analizi 5x5 Matris ve Fine-Kinney metotlarıyla yapılmış ve bu iki yöntem karşılaştırılmıştır. 5x5 matris yöntemi, olasılık ve şiddet parametrelerine dayanırken, Fine-Kinney metodu bu iki parametreye ek olarak frekans bileşenini de içererek daha detaylı ve hassas bir analiz imkanı sunmaktadır. Laboratuvarda toplam 105 tehlike belirlenmiş, bu tehlikeler her iki yöntemle analiz edilmiştir. Matris yöntemi ile tespit edilen tüm risklerin %100 oranında kabul edilebilir seviyeye indirildiği görülmüştür. Ancak yöntem, farklı kombinasyonlarda aynı risk puanını vermesi gibi dezavantajlara sahiptir. Buna karşılık, Fine-Kinney yöntemi daha geniş bir değerlendirme aralığı sunarak daha gerçekçi sonuçlar ortaya koymuştur. Çalışma sonucunda, Fine-Kinney metodunun laboratuvar gibi karmaşık ve yüksek risk içeren ortamlarda daha uygun olduğu belirlenmiş, ayrıca işyerlerinde etkin bir risk yönetimi için birden fazla yöntemin birlikte değerlendirilmesi önerilmiştir. Tez, ayrıca İSG farkındalığının arttırılması, yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve güvenli çalışma ortamlarının oluşturulmasına yönelik somut katkılar sunmaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde görev yapan yöneticilerin ve öğretmenlerin iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarına yönelik görüşleri Ağrı ili örneği
Günümüzde okullar, öğrencilere bilgi ve beceriyi aktarmanın yanında, öğrencilerin farklı yönlerinin gelişimine katkı sağlayan, onları gelecekteki iş hayatlarına hazırlayan, sosyal etkileşimlerin olduğu yöneticilerin, öğretmenlerin, öğrencilerin ve diğer çalışanların birlikte yaşadığı, iş kazasına açık alanlardır. Okullardaki bu misyon değişikliği farklı yükümlülükler getirmiştir. Toplumun ve diğer okul paydaşlarının okullardan akademik başarının yanında, farklı beklentileri oluşmuştur. Beklentilerin başında sağlık ve okul güvenliğinin geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Verimi yüksek bir eğitim-öğretim ortamının tesis edilmesinde en öncelikli koşullardan biri de sağlık tedbirleri alınmış ve güvenliği sağlanmış eğitim ortamlarıdır. Okul türlerine baktığımızda neredeyse iş kazalarının yarısının mesleki eğitim veren okullarda gerçekleştiğini görmekteyiz. Kaza oranının bu denli yüksek olması, bu tür okulların tehlikeli sınıfına girmesine sebep olmuştur. İş kazası ve meslek hastalığının yüksek olduğu, MTAL'de İSG tedbirlerinin alınması hayati önem taşımaktadır. Bu araştırmada MEB'e bağlı Ağrı ilinde bulunan Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde görev yapan yöneticilerin ve öğretmenlerin uygulamada olan İSG performanslarının ölçülmesi hedeflenmiştir. Araştırma; nicel yöntem, Tarama Deseni ve Kolay Ulaşılabilir Durum Örnekleme ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın amacı doğrultusunda uygulanan 40 maddelik, Okul İSG Performans Ölçeğine okul yöneticisi ve öğretmenlerin verdikleri yanıtlarla, okullarında uygulanan İSG uygulamaları performansına ilişkin görüşleri ve demografik değişkenler üzerinden bir karşılaştırma yapılmıştır. Çalışmada okul yöneticileri ve öğretmenlerin okullarında uygulanan İSG ile ilgili performansları çeşitli yönlerden incelenmiştir. Katılanların demografik özelliklerinden cinsiyet, öğrenim düzeyi, yaş, ile okul türü ve İSG eğitimi alma durumlarına göre karşılaştırma yapılmıştır. Verilerin analizi sürecinde istatistiki bir program olan SPSS kullanılmıştır. Katılımcıların cinsiyet, eğitim ve İSG eğitimi alma durumlarına dair verilere ulaşmak için bağımsız değişkenler t-testi; yaş durumlarına dair verilere ulaşmak için ise tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Ayrıca yaş durumlarına göre anlamlı bir farklılık oluşturan grubu bulmak için Bonferroni uygulanmıştır. Ölçek ve boyut bazlı güvenirlikleri hesaplamak gayesiyle de Cronbach's Alpha kullanılmıştır. Elde edilen veriler neticesinde, çözümler ve iyileştirmeye yönelik öneriler sunulmuştur.
Çalışanların psikolojik güvenlik algıları ile prososyal ve proaktif güvenlik davranışları sergileme durumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, Prososyal ve Proaktif Güvenlik Davranışları Ölçeği'nin Türk kültürüne uyarlanması ve çalışanların psikolojik güvenlik algıları ile prososyal ve proaktif güvenlik davranışları arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Çalışma, ölçek uyarlama ve ilişkisel tarama modelini birleştiren nicel bir araştırma deseni ile yürütülmüştür. Araştırma iki aşamalı bir süreçten oluşmaktadır. Ölçek uyarlama aşamasında, orijinal ölçek ileri çeviri, sentezleme ve geriye çeviri teknikleriyle Türkçeye uyarlanmış; alan uzmanlarının görüşleri alınarak içerik geçerliği sağlanmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Ölçek uyarlama sürecinde Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) gerçekleştirilmiştir. Ölçek uyarlama aşamasında 418 katılımcı (Kadın %43,06, Erkek yer alırken, ilişkisel tarama aşamasında bir çağrı merkezinde çalışan 551 kişi araştırmaya dahil edilmiştir. Prososyal ve proaktif güvenliğine dair bulgular, ölçeğin üç faktörlü yapısının (Güvenlik İhbarı, Güvenlik Sesi, Güvenlik Girişimi) toplam varyansın %69,1'ini açıkladığını göstermektedir. Cronbach alfa katsayıları 0.808 ile 0.865 arasında değişmiş, bu da ölçeğin yüksek güvenirliğe sahip olduğunu ortaya koymuştur. Psikolojik güvenlik düzeyi açısından en yüksek ortalama Güvenlik İhbarı), en düşük ortalama ise Güvenlik Girişimi boyutunda bulunmuştur. Demografik değişkenlere göre güvenlik davranışlarında anlamlı farklılıklar büyük ölçüde gözlenmemiştir. Korelasyon analizleri, psikolojik güvenlik algısı ile prososyal ve proaktif güvenlik güvenlik davranışları arasında orta-yüksek düzeyde anlamlı pozitif ilişkiler olduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, Prososyal ve Proaktif Güvenlik Davranışları Ölçeğinin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, psikolojik güvenlik algısının artırılmasının çalışanların prososyal ve proaktif güvenlik davranışlarını güçlendirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma bulguları, güvenlik kültürünün geliştirilmesinde eğitim programları, açık iletişim ortamları ve yönetim desteğinin önemli hale gelmesinde kritik önem taşıdığını vurgulamaktadır.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki üniversitelerin stratejik planlarında iş sağlığı ve güvenliği politikalarının incelenmesi
Bu çalışma, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki üniversitelerin stratejik planlarında iş sağlığı ve güvenliği (İSG) politikalarının nasıl ele alındığını inceleyerek, söz konusu politikaların benzerlik ve farklılıklarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden biri olan doküman analizi yöntemi ile yürütülmüştür. Doküman olarak altı gelişmiş, altı gelişmekte olan ülkelerde bulunan üniversitelerin stratejik planları kullanılmıştır. Araştırmada içerik analizi yöntemi kullanılmış ve seçilen üniversitelerin stratejik planları temalar ve kodlar çerçevesinde değerlendirilmiştir. Analiz sonucunda İSG'nin stratejik planlarda İSG'nin stratejik planlarda yer alma durumu (T1), İSG uygulama stratejileri ve yönetim yaklaşımları (T2) ve İSG politikalarının sürdürülebilirlik ve sosyal sorumlulukla ilişkisi (T5) olmak üzere üç temel tema altında yer aldığı belirlenmiştir. Gelişmiş ülkelerdeki üniversitelerin İSG politikalarını daha çok kapsayıcılık, psikososyal güvenlik, çeşitlilik yönetimi, çalışan refahı ve sürdürülebilirlik vizyonu ile ilişkilendirdiğini göstermiştir. Buna karşın gelişmekte olan ülkelerdeki üniversitelerde İSG'nin daha çok fiziksel güvenlik, altyapı iyileştirmeleri ve koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında ele alındığı görülmüştür. Her iki grupta da ortak vurgunun "sağlıklı ve güvenli çalışma ortamı" oluşturmak olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, gelişmiş ülkelerde üniversitelerin İSG politikaları daha bütüncül, değer temelli ve sürdürülebilirlik odaklı bir yaklaşımı yansıtırken, gelişmekte olan ülkelerde İSG'nin daha çok temel güvenlik ve yasal uyum çerçevesinde ele alındığı ortaya çıkmıştır. Bu durum, yükseköğretim kurumlarında İSG'nin yalnızca yasal bir yükümlülük değil, aynı zamanda kurumsal kültür ve sürdürülebilirlik vizyonu ile bütünleşmiş bir politika alanı olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: İş Sağlığı ve Güvenliği, Stratejik Plan, Üniversiteler, Gelişmiş Ülkeler, Gelişmekte Olan Ülkeler
Elektrikli araç şarj istasyonlarında iş sağlığı ve güvenliği; Ağrı ili örneği
Bu araştırma, elektrikli araç şarj istasyonlarında görev yapan çalışanların İSG alanındaki bilgi düzeyleri ile yeterlilik algılarını belirlemeyi ve bu değişkenlerin demografik özelliklere göre risk farkındalığı açısından nasıl farklılaşma gösterdiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, çalışanların ihtiyaç duyduğu alanlara yönelik etkili eğitim programları ve önleyici stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlanması hedeflenmiştir. Araştırmanın örneklemini, Ağrı ili sınırları içerisinde kurulumu tamamlanmış ve aktif olarak faaliyet gösteren elektrikli araç şarj istasyonlarında görev yapan 55 çalışan oluşturmaktadır. İstasyonların seçiminde, öncelikli olarak akaryakıt istasyonlarına yakın konumda bulunan şarj üniteleri dikkate alınmıştır. Veri toplama sürecinde, katılımcıların demografik özelliklerini belirlemeye yönelik bir form, ilgili literatür taraması ve risk değerlendirme çalışmalarına dayanarak geliştirilen "İSG Bilgi Düzeyi Ölçeği" ile Kocaay (2020) tarafından geliştirilen beşli Likert tipi "İSG Yeterlilik Algısı Ölçeği" kullanılmış olup, edinilen bulgular; güvenilirlik, faktör, regresyon, t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Analiz sonuçları, çalışanların İSG bilgi düzeylerinin yaş, iş tecrübesi ve eğitim durumu gibi değişkenlere göre anlamlı farklılaşmalar gösterdiğini ortaya koymuştur. Buna karşın, gelir düzeyi, medeni durum ve aile birey sayısı değişkenleri açısından anlamlı bir farklılaşma saptanmamıştır. Yeterlilik algısı bakımından ise, yaş, iş tecrübesi, medeni durum ve gelir düzeyi değişkenlerinin istatistiksel olarak anlamlı farklar oluşturduğu; ancak eğitim durumu ve aile nüfusu açısından anlamlı bir değişim göstermediği belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, elektrikli araç şarj istasyonlarında görevli personelin karşı karşıya olduğu tehlike ve risklere ilişkin İSG bilgi ve algı düzeylerinin artırılması gerektiği vurgulanmış; bu doğrultuda geliştirilebilecek uygulamalara yönelik öneriler sunulmuştur. Edinilen bulgular, ileride yapılacak akademik çalışmalara ve sektörel düzenlemelere temel oluşturabilecek niteliktedir.
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okul pansiyonu yemekhanelerinde iş sağlığı ve güvenliği risklerinin belirlenmesi ve çözüm önerileri
Öğrencilerin barınma, yeme içme, temizlik gibi ihtiyaçlarını sunan okul pansiyonlarındaki gıdanın temininden mutfak ve bununla bağlantılı faaliyet alanlarında hem çalışanların dolayısıyla da öğrencilerin sağlığını ve güvenliğini tehdit eden risk faktörleri bulunmaktadır. Bu risk faktörlerinin proaktif yaklaşımla belirlenerek ortadan kaldırılması veya en az seviyeye indirilmesi çalışanların sağlığı ve güvenliğinin sağlanması açısından önemlidir. Çalışma, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Ağrı ilinde bulunan 16 okul pansiyonu yemekhanesinde çalışanlar için olası riskleri belirlemek ve çözüm önerileri sunmak için yapılmıştır. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın yapmış olduğu devlet yatılı pansiyon denetim formu, ÇSGB'nin mutfak-lokanta ve pastaneler için hazırlanmış olan kontrol listesi ile kanun ve yönetmelikler dikkate alınarak çalışmacı tarafından oluşturulan taslak kontrol listesi 13 bölüm ve 80 sorudan oluşmuş olup 16 okul pansiyonu yemekhanesinde uygulanmıştır. Yerinde gözlemler yapılmış, fotoğraflar ile bu durumlar kayıt altına alınmıştır. Çalışmamızda niceliksel ve niteliksel verilerden yararlanılarak bir betimleme çalışması yapılması planlanmaktadır. Elde edilen sonuçlar incelendiğinde önemli konularda çok fazla eksik olduğu görülmüş ve pansiyonların birbirlerinden farklılıkları ortaya çıkmıştır. Kısa ve uzun vadede çözüm önerileri üretilmiş, çalışanlar açısından bir farkındalık oluşturulması hedeflenmiştir.
Tekstil fabrikasında çalışan işçilere verilen egzersiz eğitiminin kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına etkisi
Bu çalışma, tekstil işçilerine verilen eğitimin kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Materyal-Metod: Ön test- Son test Kontrol gruplu gerçek deneme modeli olarak planlanan bu çalışmanın evrenin Batman il merkezinde bulunan iki tekstil fabrikasında çalışan işçiler oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Mart-Eylül 2023 tarihleri arasında toplanmıştır. Deney grubuna 40, kontrol grubuna 40 tekstil işçisi alınmıştır. Verilerin analizinde sayılar, yüzdeler, ortalama değerler, ki-kare testi, bağımlı gruplarda t testi, bağımsız gruplarda t testi ve ANOVA varyans analizi yöntemleri kullanılmıştır. Deney grubundaki işçilere araştırmacı tarafından Kas iskelet sistemi rahatsızlıklarını azaltmaya yönelik eğitim programı oluşturulmuştur. Kontrol grubuna herhangi bir girişim yapılmamıştır. Tanıtıcı Anket formu ve Cornell Kas İskelet Sistemi Rahatsızlığı Taraması anket formu, veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Eğitimden 12 hafta sonra deney ve kontrol grubuna son test anketleri dağıtılmıştır. Verilerin analizinde, sayılar, yüzdeler, ortalama değerler, ki- kare testi, bağımlı gruplarda t testi, bağımsız gruplarda t testi ve ANOVA varyans analizi yöntemleri kullanılmıştır. Çalışmanın yürütülmesi için Batman Üniversite Etik Kurul'unda etik onayı ve tekstil fabrikalarında kurum izni alınmıştır. 12 haftalık bir araştırma sürecinde, egzersiz ve eğitim müdahalesi alan deney grubunda yapılan değerlendirmeler sonucunda, Cornell Kas İskelet Sistemi Rahatsızlığı Ölçeği' nde boyun, sağ omuz, sol omuz, sırt, sağ kol, sol kol, bel, kalça, sağ diz, sol diz, sağ ayak ve sol ayak bölgelerindeki toplam puanlar, başlangıçtaki testlerle karşılaştırıldığında belirgin şekilde düşük bulunmuştur. İki test arasındaki puan istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Kontrol grubunda ise boyun, sağ omuz, sol omuz, sırt, sağ kol, bel, sağ önkol, sol önkol, kalça, sağ diz, sol diz, sağ bacak, sol bacak, sol ayak bölgelerinde toplam puanı istatistikselaçıdan ön test puan ortalamalarına göre belirgin şekilde yüksek bulunmuştur. Deney grubunun son test puan ortalaması ön test puan ortalamasına göre daha düşük bulunmuştur. Kontrol grubunun son test puan ortalaması ön test puan ortalamasına göre daha yüksek bulunmuştur. Bu sonuçlar verilen eğitimin deney ve kontrol grubu için anlamlı olduğunu gösterir. Deney Egzersiz programına deney grubundaki katılımcıların yeterince uyum sağlamamasına rağmen, kas iskelet sistemi sağlığı üzerinde olumlu bir etki gözlemlendi. Çalışma sonuçları, tekstil fabrikası çalışanlarına yönelik uygulanan egzersiz ve ergonomik eğitim programının, çalışanların kas iskelet sistemi sağlığını pozitif yönde etkilediğini göstermiştir.
İş yeri şiddeti ve yakın partner şiddetinin çalışan kadınların sağlık ve iş performanslarına etkisi
Bu araştırma, Türkiye genelinde yetişkin kadınların iş yeri ve yakın partner şiddetine maruz kalma durumlarını ve bu şiddetin iş performanslarına etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilen çalışmada, rastgele örnekleme yöntemiyle belirlenen 467 kadın katılımcı yer almıştır. Veri toplama araçları olarak İş Yeri Şiddeti Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü Sağlık ve İş Performansı Ölçeği ve Dünya Sağlık Örgütü Aile İçi Şiddet Tarama Soru Formu kullanılmıştır. Araştırma verileri sosyal medya hesapları üzerinden çevrim içi ortamda toplanmıştır. Toplanan veriler önce Microsoft Excel'e, ardından SPSS 27 programına aktarılmış ve araştırmanın amacına uygun olarak analiz edilmiştir. Bulgular, iş yeri şiddeti ile iş performansı arasında negatif bir ilişki ortaya koymuş; özellikle fiziksel ve duygusal şiddetin, iş tatmini ve işte var olma üzerinde olumsuz etkileri olduğu belirlenmiştir. Yakın partner şiddeti açısından da benzer sonuçlar elde edilmiş; duygusal ve ekonomik şiddetin, kadınların iş performansını ve genel yaşam kalitesini düşürdüğü tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, iş yeri ve yakın partner şiddetinin kadınların iş ve özel yaşamları üzerinde önemli etkileri olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırma bulguları, iş yerinde ve toplumsal düzeyde şiddetin önlenmesi ve yönetilmesi için daha etkili politikaların geliştirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Öğretmenlerin iş performanslarının yordayıcıları olarak mesleki stres ve mesleki dayanıklılık
Mevcut araştırma öğretmenlerde algılanan mesleki stres, mesleki dayanıklılık ve iş performansı düzeylerini ve öğretmenlerin stres ve dayanıklılık düzeylerinin iş performansını yordama gücünü ortaya koymaktadır. 2024-2025 eğitim ve öğretim yılında Batman ili genelinde görev yapan öğretmenler araştırmanın evrenini, söz konusu evrenden uygun örnekleme yöntemi ile ulaşılan 512 öğretmen ise örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Demografik Bilgi Formu", "Öğretmen İş Performansı Ölçeği", "Algılanan Mesleki Stres Ölçeği" ve "Öğretmen Mesleki Dayanıklılık Ölçeği" kullanılmıştır. Kullanılan ölçme araçlarının daha önce öğretmen örneklemleri üzerinde geçerlik ve güvenirliği kanıtlanmış olduğundan mevcut araştırmada yapı geçerlikleri doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ile ortaya konmuştur. Güvenirlik kapsamında ise Crıonbach's Alpha iç tutarlılık katsayısı hesaplanmıştır. Elde edilen bulgular, ölçeklerin geçerlik ve güvenirlik ölçütlerini karşıladığını göstermiştir. Araştırma amacı doğrultusunda nicel araştırma yöntemlerinden betimsel ve ilişkisel tarama modelleri benimsenmiştir. Veri analizinden önce veri setinin dağılımı kontrol edilmiş ve normal dağılım varsayımının karşılanmadığı değerlendirilmiştir. Bu nedenle, uç değerler kutu grafiği yöntemi ile belirlenmiş ve 14 katılımcıya ait veri analiz dışı tutulmuştur. Betimsel istatistikler kapsamında minimum, maksimum, aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri; karşılıklı ilişkileri ortaya koymak amacıyla Pearson Momentler Çarpım Korelasyon Katsayısı ve yordayıcı ilişkileri ortaya koymak amacıyla yapısal eşitlik modellemesi (YEM) kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, katılımcıların araştırma değişkenlerine yönelik algıları nispeten olumlu olup algılanan mesleki stres ile öğretmen iş performansı arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönde ve düşük düzeyde; öğretmen mesleki dayanıklılığı ile iş performansı arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde ve orta düzeyde ilişkiler mevcuttur. Algılanan mesleki stres ve mesleki dayanıklılık değişkenleri öğretmen iş performansını istatistiksel olarak anlamlı bir biçimde yordamaktadır. Elde edilen bulgular mevcut alanyazın temelinde tartışılmış ve bulgulara dayalı olarak uygulayıcılara, araştırmacılara ve politika yapıcılara birtakım öneriler sunulmuştur.
Okul öncesi öğretmenlerinde işe bağlı kas-iskelet ağrısı prevalansı ve etkı̇leyen faktörlerin belirlenmesi
Bu araştırma, okul öncesi öğretmenlerin çalışma ortamında karşılaştıkları ergonomik ve psikososyal risklerin belirlenmesini ve bu risklerin kas-iskelet sistemi üzerindeki etkilerinin analiz edilmesini amaçlamaktadır. Çalışmanın evrenini Türkiye genelinde özel ya da kamuda en az 6 aydır çalışan öğretmenler oluşturmaktadır. Basit örnekleme metoduyla çalışma kapsamında 366 öğretmene ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında, araştırmacılar tarafından hazırlanan online anket formu kullanılmıştır. Bu formda; tanıtıcı bilgi formu ve Cornell işe bağlı kas iskelet ağrı değerlendirme ölçeği soruları yer almaktadır. Çalışmanın sonucuna bakıldığında, öğretmenler farklı vücut bölgelerinde yaşadığı kas-iskelet ağrısı (KİSR) yaygınlığını göstermektedir. En yüksek yaşanan ağrı bölgeleri Boyun, Bel ve Sırt şeklinde belirtilmiştir. Bunların kadın ve erkeklerdeki oranları ile yaşlara göre farklı olmaktadır. En yüksek bu bölgelerin çıkması, merkezi sinir sistemi üzerinden aynı bölgelerden sinirlerin geçmesi olarak değerlendirilmiştir.
Baret üretiminde kullanılan cam fiber malzemede istifleme açısının darbe dayanımına etkisinin iş sağlığı ve güvenliği açısından incelenmesi
İş Sağlığı ve Güvenliği alanında sağlık ve güvenlik riskine karşı kişisel koruyucu donanımlar kullanılmaktadır. Koruyucu başlıklar, eldiven, maske, kulaklık, gözlük vb. aletler bunlardan bazılarıdır. İnsanların başını, yüksekten düşen cisimlere veya oluşabilecek kazalarda meydana gelebilecek darbelere karşı koruyan baret ve kask gibi ekipmanlar, en yaygın kullanılan kişisel koruyucu donanımlar arasındadır. Baret ve kasklar genellikle PE, ABS, YYPE veya sertleştirilmiş fiberglas malzemeden yapılmaktadır. Bu çalışmada ise cam fiber malzeme kullanılarak farklı istifleme açılarında ve diziliminde üretilen malzemenin darbe dayanımı direnci ve baret olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Farklı ölçülerde üretilen numuneler için ağırlık düşürme testi ve Charpy darbe deneyi uygulanmıştır. 20 J ve 40 J için yapılan ağırlık düşürme testlerinde maksimum kuvvet, emilen enerji ve maksimum yer değiştirme değerleri belirlenerek, zamana bağlı grafikler çizilmiş ve detaylı analizler sunulmuştur. Ayrıca darbe düşürme deneyi sonrasında numunelerin ön ve arka yüzündeki alanlar hesaplanarak deformasyon dirençleri belirlenmiştir. Bunlara ilaveten Charpy darbe deneyi ile numunelerin yatay ve dikey olması durumunda darbe sönümleme kapasiteleri belirlenmiştir. Sonuç olarak istifleme açıları ve dizilimlerinin, malzemenin elastik ve plastik deformasyon bölgeleri, tepe kuvvetleri ve kırılma davranışları ile enerji tutma kapasiteleri üzerinde etkin olduğu saptanmıştır.
Batman'da hazır giyim eşyalarının imalatında çalışanların maruz kaldıkları fiziksel risk etmenlerinin değerlendirilmesi
Bu tez çalışmasında Batman'da bulunan bazı giyim ürünleri imalatının yapıldığı iş yerlerindeki risk analizlerinin değerlendirilmesi konusu ele alınmıştır. İş sağlığı ve güvenliği, iş kazası, meslek hastalığı gibi terimlerin genel olarak ne anlama geldiği değerlendirilmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu'na göre tekstil ürünleri ve giyim ürünleri imalatı olarak ikiye ayrılan işletmelerin imalat süreçleri kısaca belirtilerek giyim ürünleri imalatı yapılan iş yerlerindeki risk faktörleri ve bu faktörlere karşı alınması gereken önlemler aydınlatma, biyolojik etmenler, ergonomi, gürültü, hareketli parçalar, kimyasal etmenler, psikososyal etmenler, termal konfor, titreşim, toz/lif maruziyeti ve yangın gibi kategorize edilerek değerlendirilmiştir. Giyim ürünleri imalatının yapıldığı iş yerlerindeki iş kazaları ve meslek hastalıklarının ne olduğu ve Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre 2019-2023 yıllarında ülke genelinde ve Batman ili özelinde aktif çalışan sayısı, tekstil sektöründe meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıkları, bunlara bağlı ölümleri içeren veriler grafik olarak gösterilmiştir. Batman ili özelinde iki kot yıkama ve boyama, iki hazır giyim ürünleri imalatı yapan işletmelerin risk analiz formlarındaki veriler İş sağlığı ve güvenliği kapsamında değerlendirilmiştir.
Lise öğrencilerinde sosyal destek ve baş etme stratejilerinin depresyon üzerinde etkisi
Bu araştırmada, lise öğrencilerinde sosyal destek ve baş etme stratejilerinin depresyon üzerinde etkisi incelenmiştir. Araştırma, 2023-2024 eğitim ve öğretim yılı Bahar döneminde Batman merkezde eğitim gören 238 erkek ve 196 kız olmak üzere 434 lise öğrencisi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Öğrencilere uygulanan araçlar arasında Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASS-21), sosyal destek ölçeği ve baş etme stratejileri ölçeği bulunmaktadır. Araştırmanın veri analizi için SPSS (24) programı kullanılmıştır. Veri analizi sürecinde, tanımlayıcı istatistikler (minimum, maksimum, ortalama, standart sapma, basıklık, çarpıklık) ile birlikte korelasyon ve lineer regresyon analizleri yapılmıştır. Elde edilen bulgular, sosyal destek ve baş etme stratejileri ile depresyon arasındaki ilişkilerin incelenmesine olanak tanımaktadır. Analiz sonuçlarına göre, depresyon ile aktif başa çıkma arasında negatif yönde bir ilişki bulunmuştur (p<.05). Bu, öğrencilerin aktif başa çıkma stratejilerini kullandıkça depresyon düzeylerinin azaldığını göstermektedir. Diğer yandan, depresyon ile kaçınan başa çıkma ve olumsuz başa çıkma stratejileri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<.05). Bu sonuç, öğrencilerin depresyon düzeyleri yükseldikçe kaçınma ve olumsuz başa çıkma davranışlarını daha fazla benimsediklerini göstermektedir. Sosyal destek ile depresyon arasında negatif ve anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p<.05), yani öğrencilerin sosyal destek algıları arttıkça depresyon seviyelerinin azalma eğiliminde olduğu görülmüştür. Ayrıca, sosyal destek ile aktif başa çıkma arasında pozitif bir ilişki bulunmuş (p<.05). Bu sonuç, sosyal desteğin öğrencilerin aktif başa çıkma stratejilerini kullanmalarını teşvik ettiğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, sosyal destek ile kaçınan başa çıkma ve olumsuz başa çıkma arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>.05). Bu durum, sosyal destek algısının başa çıkma stratejileri üzerinde etkili olmadığını veya bu stratejilerin sosyal destekten bağımsız olarak gelişebileceğini düşündürmektedir. Ayrıca regresyon analizinde, sosyal destek depresyonu negatif ve anlamlı bir şekilde yordamakta ve varyansının %3'nü açıklamaktadır. Diğer tarafta, kaçınan başa çıkma ve olumsuz başa çıkma stratejileri depresyonu pozitif ve anlamlı bir şekilde yordadıkları bulgulanmuştur. Bulgular, lise öğrencilerinin ruh sağlığına dair önemli içgörüler sunarak, sosyal destek ve baş etme stratejilerinin depresyon üzerindeki etkilerini daha iyi anlamamıza yardımcı olmaktadır.
Tekstil sektöründe çalışan kadınlara verilen pelvik taban kas egzersizleri eğitiminin menstrüasyon semptomlarına ve premenstrual dönemde ağrı düzeyine etkisi
Amaç: Bu çalışma Tekstil sektöründe çalışan kadınlarda pelvik taban kas egzersizleri eğitiminin menstrüasyon semptomlarına ve premenstrüel dönemde ağrı üzerine etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma yarı deneysel tasarımda olup Batman ili merkezinde bulunan bir tekstil firmasında gerçekleştirilmiştir. Araşturma verileri 21.05.2024-15.08.2024 tarihleri arasında toplanılmıştır. Araştırmaya 18-40 yaş aralığında 45 katılımcı gönüllü olarak katıldı. Araştırma verileri, Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) analiz programı aracılığıyla analiz edildi. Verilerin normal dağılımını değerlendirmek amacıyla öncelikle Shapiro-Wilk testi kullanılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterdiği durumlarda, bağımlı grupların ortalamalarının karşılaştırılması için parametrik bir test olan bağımlı gruplarda t testi uygulanmıştır. Verilerin normal dağılıma uymadığı durumlarda, parametrik olmayan bir yöntem olan Wilcoxon işaretli sıra testi tercih edilmiştir. Bağımsız 2 grup karşılaştırmalarında ise Mann-Whitney U testi kullanıldı. P<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: 9 haftalık yapılan pelvik taban egzersizi sonucunda kadın katılımcıların egzersiz programı öncesi), Menstrual Toplam ölçek puanı, Negatif etki, Menstural ağrı, Başetme Stratejisi verilerine göre uygulama sonrası VAS (Visual Analogue Scale) ağrı Scalası ölçümleri değişim istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.001) Sonuç: Pelvik taban egzersizlerinin premenstrual dönemde ağrı düzeyini etklediğini ayrıca pelvik taban egzersizlerinin ve eğitiminin menstruasyon semptomlarını ve diğer alt boyutlarınıanlamlı şekilde etkilediği görülmüştür.
Radyasyondan korunma davranışları ve bilgi düzeyinin artırılmasında motivasyonel mesajların etkisi: Yoğun bakım hemşirelerinde deneysel bir çalışma
Giriş ve Amaç: Yapay ve iyonize radyasyon kaynaklarının tamamına yakını medikal işlemlerden kaynaklanmaktadır. Bu durum sebebiyle hastanelerde iyonize radyasyonlu alanlarda çalışan sağlık çalışanları önemli risk altındadır. Çalışmada iyonize radyasyonlu alanda çalışan sağlık çalışanlarına yönelik uygulanan radyasyon güvenliği eğitimi ve alternatif olarak motivasyonel mesajların bu sağlık çalışanlarının iyonize radyasyon konusundaki bilgi düzeyinin geliştirilmesine etkisi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışma yoğun bakım hemşireleri üzerinde iki çalışma grubu oluşturularak ön-test son-test ölçümleri yapılan yarı deneysel bir çalışma olarak tasarlanmış ve uygulanmıştır. Çevrimiçi çalışmaya davet edilen 120 YBÜ hemşiresi kayıt altına alınmış ve randomize edilerek iki gruba ayrılmıştır. Çalışma 54 motivasyonel mesaj 46 çevrim içi eğitim toplamda 100 YBÜ hemşiresi üzerinden tamamlanmıştır. YBÜ hemşirelerinin radyasyondan korunma bilgisi sağlık çalışanlarının radyasyondan korunma bilgisi ölçeği (SRKÖ) ile değerlendirilmiştir. Verilen SPSS 25.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Grup içi farklılıklar bağımlı örneklem t testi ve gruplar arasında ki değerlendirmede bağımsız örneklem t testi ve grup içi etki büyüklüğü ise Cohen's etki büyüklüğü katsaysıyla değerlendirilmiştir. Yapılan analizlerin hepsinde p değerinin 0,05 'altında olması anlamlı kabul edilmiştir Bulgular: Motivasyonel mesaj ve eğitim gruplarının yaş, deneyim yılı mezuniyet durumu , medeni durum özellikleri açısından yapılan değerlendirmede homojen olduğu tespit edilmiştir (p>0.05). Her iki çalışma grubunun ön test son test grup içi değerlendirmede SRKÖ toplam ve alt boyut puan ortalamalarında anlamlı artışlar tespit edildi eğitim grubundaki cohen's etki 3.74 iken motivasyonel mesaj grubunda 2.17 dir. Son test gruplar arası SRKÖ toplam ve alt boyut puanların tamamında eğitim grubu lehine anlamlı farklılık elde edilmiştir (p<0,05) Sonuç: Radyasyon güvenliği eğitimleri ve motivasyonel mesajlar, YBÜ hemşirelerinde radyasyon güvenliğini artırmada etkili müdahaleler olarak öne çıkmaktadır. Son test analizleri ve grup içi etkisi büyüklüklerine bakıldığında, eğitim programlarının etkisinin, motivasyonel mesajlara kıyasla daha fazla olduğu açıktır. Ancak motivasyonel mesajlarında grup içinde anlamlı düzeyde bilgi artışı sağladığı unutulmamalıdır. Bununla birlikte, motivasyonel mesajların maliyet açısından etkin ve pratik bir müdahale yöntemi olması, standart İSG eğitimlerini destekleyici bir araç olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: hemşire, iş sağlığı, iyonize radyasyon, motivasyonel mesaj, yoğun bakım
Göçmen işçilerin çalışma koşulları, tükenmişlik ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkiler
Bu çalışma, Türkiye'deki göçmen işçilerin çalışma koşulları algıları, mesleki tükenmişlik düzeyleri ve işten ayrılma niyetleri arasındaki ilişkileri çok boyutlu bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, 457 göçmen işçiyle yürütülen anket verileri, Pearson Korelasyon Analizi, Basit Doğrusal Regresyon Analizi, Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi ve Hayes'in PROCESS Makrosu (Model 4) kullanılarak analiz edilmiştir. Toplanan veriler SPSS 25,0 paket programı ile değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, göçmen işçilerin çalışma koşullarına ilişkin algılarının medeni durum, asıl mesleğini yapma durumu ve ayrımcılığa uğrama durumu gibi sosyodemografik değişkenlere göre anlamlı farklılıklar gösterdiğini ortaya koymuştur. Mesleki tükenmişlik düzeyleri ise asıl mesleğini yapma durumu ve ayrımcılığa uğrama durumu değişkenlerine göre farklılık göstermektedir. İşten ayrılma niyetinin ise eğitim, çalışma süresi ve ayrımcılığa uğrama durumu değişkenlerinden etkilendiği belirlenmiştir. Analizler, çalışma koşulları ile mesleki tükenmişlik arasında orta düzeyde, negatif ve anlamlı bir ilişki (r=−0.592,p<0.001) olduğunu ortaya koymuştur. Aynı zamanda, çalışma koşulları ile işten ayrılma niyeti arasında negatif ve anlamlı bir ilişki (r=−0.329,p<0.001) bulunmuştur. Mesleki tükenmişliğin ise işten ayrılma niyetini pozitif ve anlamlı bir ilişki (r=0.337,p<0.001) gözlenmiştir. Regresyon modelleri, çalışma koşullarının tükenmişlikteki varyansın %35'ini, işten ayrılma niyetindeki varyansın ise %10.9'unu açıkladığını göstermiştir. Mesleki tükenmişlik, işten ayrılma niyetindeki varyansın %11.4'ünü açıklamıştır. En önemli bulgulardan biri olarak, mesleki tükenmişliğin, çalışma koşulları ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide kısmi aracı bir rol üstlendiği kanıtlanmıştır. Bu, çalışma koşullarının işten ayrılma niyetini hem doğrudan hem de tükenmişlik üzerinden dolaylı olarak etkilediği anlamına gelmektedir. Bu sonuçlar, göçmen işçiler için daha iyi çalışma koşulları sağlamanın, hem mesleki tükenmişliği azaltmada hem de işten ayrılma niyetini düşürmede kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulamaktadır. Çalışma aynı zamanda, artan tükenmişliğin işten ayrılma eğilimini güçlendirdiğini doğrulamaktadır. Elde edilen bu bulgular ışığında, göçmen işçilerin çalışma yaşam kalitesini artırmaya yönelik somut politika ve uygulama önerileri geliştirilmiştir.
Kentsel yeşil alanların, çalışanların psikolojik iyi oluşları ve mutlulukları üzerindeki etkisi (Batman merkez örneği)
Bu tez çalışması ile çalışanların bedensel, psikolojik ve sosyal iyilik durumlarını en üst düzeye ulaştırmak, bu düzeyde sürdürmek ve çalışma koşulları yüzünden sağlıklarının bozulmasını önlemek amacıyla kentsel yeşil alanların çalışanların psikolojik iyi oluşları ve mutlulukları üzerindeki etkilerinin Batman kent merkezindeki kamu, özel ve serbest meslek sektöründe çalışan 336 kişi ile yapılan anket ile örneklendirilmiştir. Psikolojik iyi oluş düzeylerinin mutluluk üzerindeki yordayıcı etkisini belirlemek amacıyla yapılan basit doğrusal regresyon analizi sonuçlarına göre, model istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p <.001). Katılımcıların psikolojik iyi oluş düzeyleri ile mutluluk düzeyleri arasında yapılan Pearson momentler çarpımı korelasyon analizi sonucuna göre, psikolojik iyi oluş ile mutluluk arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r = 0.585, p <0.001). Psikolojik İyi Oluş ve Mutluluk ölçeklerinin iç tutarlılık düzeylerini belirlemek amacıyla katılımcılarla yapılan analizler sonucunda; Psikolojik İyi Oluş ölçeği için Cronbach's Alfa değeri 0.823, Mutluluk ölçeği için ise 0.875 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, toplumun her kesimi tarafından kullanılan kentsel yeşil alanların güvenli, erişilebilir ve sürdürülebilir bir biçimde oluşturulması, kentlerin fiziksel gelişimi açısından olduğu kadar, çalışan sağlığı açısından da stratejik bir öneme sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Bu çalışma kapsamında elde edilen bulgular sonucunda çalışanların psikolojik iyi oluş ve mutluluğunu arttırmak amacıyla önerilerde bulunulmuştur.
Biyokimya laboratuvarlarında güvensiz durum ve güvensiz davranış analiz çalışması
Bu çalışma, risk analizlerine yol haritası oluşturmak amacıyla Tıbbi Biyokimya Laboratuvarı teknik personeli güvensiz davranışları ve güvensiz durumların cevabını araştırmak için gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında, Tıbbi Biyokimya Laboratuvarı Güvensiz Davranış Ölçeği ve Tıbbi Biyokimya Laboratuvarı Güvensiz Durum Ölçeği geliştirilerek literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır. Araştırma çalışma grubunu 389 Tıbbi Biyokimya teknik personeli oluşturmaktadır. Ölçek yapı geçerliği açımlayıcı faktör analizi (AFA) ve doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ile hesaplanmıştır. Tıbbi Biyokimya Laboratuvarı Güvensiz Davranış Ölçeği altı boyut ve 36 maddeden oluşan bir yapıda olup, DFA ile de doğrulanarak istenilen uyum iyiliği değerlerine ulaşılmıştır (x²/sd=2,728, GFI= 0,812, CFI= 0,911, IFI= 0,912, TLI= 0,903, RMR= 0,052, RMSEA= 0,067). Tıbbi Biyokimya Laboratuvarı Güvensiz Durum Ölçeği sekiz alt boyut ve 36 maddeden oluşan bir yapıda olup, DFA ile de doğrulanarak istenilen uyum iyiliği değerlerine ulaşılmıştır (x²/sd=2,170, GFI= 0,850, CFI= 0,920, IFI= 0,921, TLI= 0,911, RMR= 0,042, RMSEA= 0,055). Yapılan analizler sonucu altı boyut ve 36 maddeden oluşan Tıbbi Biyokimya Laboratuvarı Güvensiz Davranış Ölçeği ve sekiz alt boyut ve 36 maddeden oluşan Tıbbi Biyokimya Laboratuvarı Güvensiz Durum Ölçeğinin geçerli ve güvenilir bir ölçek olabileceği kanısına varılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Güvensiz Davranış, Güvensiz Durum, İş Sağlığı ve Güvenliği, Laboratuvar Güvenliği.
Güvenli davranış, güvensiz durum, iş kazaları, ramak kala ve kaza maliyetleri arasındaki ilişkiler
Bu araştırmanın amacı, bakır tel üretim tesisinde çalışanların güvenli /güvensiz davranış tutumlarını değerlendirmeye yönelik bir ölçek geliştirmek ve işletmede tanımlanan güvenli/güvensiz durumlara ilişkin bir değerlendirme formu oluşturmaktır. Ayrıca, güvenli/güvensiz durumlar ile güvenli/güvensiz davranış tutumlarının; iş kazaları, ramak kala olayları ve olan kaza maliyeti üzerindeki yordayıcılığı incelenmiştir. Araştırma kapsamında, çalışanların demografik özellikleri de dikkate alınmıştır
İş sağlığı ve güvenliği profesyonellerinin çalışma koşullarının tespiti ve mesleki problemlerinin tanımlanması
İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG); her geçen gün artan sanayileşme ile birlikte çalışma yaşamında hem insani hem ekonomik boyutu ile daha önemli hale gelen bir kavramdır. Bu alan aynı zamanda, toplumda derin etkiler yaratabilecek önemde bir takım sorunların da yer aldığı, farklı etkileri olan geniş kapsamlı bir konudur. İş kazaları ve meslek hastalıklarının yıkıcı etkilerinin, endüstrileşmenin başlangıcından beri ciddi neticeleri olmuştur. Zaman içerisinde bu konularda önleyici bir takım tedbirler alınması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Sosyal güvenlik ve hukuk sistemlerinin gelişmesi neticesinde bu düzenlemeler resmileştirilmiş ve yaygınlaştırılmıştır. Gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerde bu düzenlemelerle alakalı bir takım zorunlu değişikliklerin yapılması ihtiyacı hâsıl olmuştur. Ülkemizde de benzer gelişmeler söz konusudur. İş güvenliği ile alakalı 2013 senesinde yürürlüğe girmiş olan "6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu" konuya dair ehemmiyetli düzenlemeler getirmiştir. Yapılacak düzenlemeler ve konuya gösterilecek sürekli hassasiyet ile çalışan sağlığı ve iş güvenliği konusunda olumlu gelişmeler beklenebilecektir. Bu gelişmelerin bir takım sosyal ve ekonomik getirilerinin olması da tabiidir. Geniş bir bakış açısı ile değerlendirildiği zaman, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda kapsamlı çalışmalar bu alanda görev alan profesyonelleri de kapsamalıdır. Bu çalışmada; İSG alanında görev alan profesyonellerin çalışma hayatına dair koşulları ve sorunlarını tespit ederek çalışma hayatında direkt ve dolaylı anlamda yarattığı etkiler belirlenmiştir. Bu faktörleri belirleyebilmek adına iş sağlığı ve güvenliği sahasında görev alan iş güvenliği profesyonellerinin sorunlarını analiz eden anket formları üzerinden anket soruları ilgili çalışanlara ulaştırılmıştır. Anketle toplanan veriler, SPSS istatistik programıyla analiz edilerek değerlendirilmiş ve son bölümde tartışılarak bir takım öneriler belirlenmiştir.
İzmir Çiğli atıksu arıtma tesisi için kimyasal hijyen planı oluşturulması
Atıksu arıtma tesisleri, tehlikeli kimyasalların yoğun kullanıldığı iş yerlerinden biridir. Bu işletmelerde kullanılan kimyasal maddelerin tehlikelerinin belirlenmesi ve bu tehlikelerle proaktif olarak mücadele edilmesi çalışanların iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması açısından oldukça önemlidir. Bu sebeple, bu çalışmada öncelikle İzmir Çiğli Atıksu Arıtma Tesisinde gerçekleştirilen faaliyetlerde kullanılmakta olan tehlikeli kimyasalların tespit edilmesi amaçlanmıştır. Daha sonra bu tehlikelerden doğacak risklerin belirlenmesi ve çalışanlara yönelik oluşabilecek zararların proaktif olarak bertaraf edilmesi için kimyasal hijyen planı hazırlanmıştır.
İki araştırma laboratuvarında iş sağlığı ve güvenliği değerlendirme çalışmaları
Two of the research laboratories in Dokuz Eylül University Environmental Engineering Department were selected and occupational health and safety assessment studies were carried out within the scope of this thesis study. Mathematical models were used in occupational health and safety assessment studies. The studies were first started by utilizing the Analytical Hierarchy Process (AHP). Before starting modeling with AHP, on-site observations were made in the studied laboratories, besides, occupational accident risks and safety precautions taken or not taken were determined in the studied laboratories. Survey questions were prepared in the light of the identified risks and precautions, and these questions were asked to full-time employees and students working in the studied laboratories. The answers received from the surveys and the matrices created in the AHP were integrated into each other and some coefficients were calculated for both occupational accidents and safety precautions. The calculated accident coefficients and safety coefficients were correlated and they were found to be related to each other with a high rate of 94 percentage. Thus, it could be expressed numerically via using AHP that it is necessary to increase safety precautions in order to reduce occupational accidents. The risks determined in the AHP were also examined using the Fine-Kinney Method (FKM), and the necessary safety precautions taken for each laboratory were specifically determined for the studied laboratories within the scope of this thesis. A cost analysis had also been made for these safety precautions. The total cost of safety precautions to be taken in the studied laboratories to prevent occupational accidents was calculated as ten thousand Euro in the light of the used mathematical models.
Üniversitelerde oluşabilecek kimyasal atıkların ve bunların bertarafına yönelik metotların incelenmesi
Günümüzde atık sorunu çevre ve insan sağlığını tehdit edici düzeydedir. Bu konu hayati bir sorun olduğu kadar geniş kapsamlı bir çalışmayı gerektirmektedir.Başta sağlık kurumları ve diğer kurum ve kuruluşlarca hazırlanan bir atıkyönetim planıyla; atıkların kaynağında ayrıştırılması, kurum içinde ve dışında taşınması, geçici depolanması ve bertaraf alanlarına taşınması bir çevre bilinci yardımıyla gerçekleştirilmelidir. Böylece atık yönetimi, ekolojik ve ekonomik dengenin sağlanmasını, birey ve toplum yararına politikaların işlerlik kazanmasını sağlar. Bu çalışmada, üniversitemiz kampüsünde bazı bölümler ve üniversitemiz hastanesi örnek olarak incelenerek, genel olarak üniversitelerde oluşabilecek kimyasal atıkların neler olduğu, bunların yönetimi ve bertaraf metotları konularında bilgilendirici bir kaynak oluşturulması hedeflendi.Bu kaynak oluşturulurken Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği, Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği, İyonlaştırıcı Olmayan Radyasyonun Olumsuz Etkilerinden Çevre ve Halkın Sağlığının Korunmasına Yönelik Alınması Gereken Tedbirlere İlişkin Yönetmelik gibi konu ile ilgili yönetmeliklerdeki ilgili maddeler de ortaya konuldu. Sonuç olarak dönüştürülemeyen, tehlikeli, kimyasal bazlı atıklar için güvenli bertaraf işlemi uygulanırken, geri dönüşüm, yeniden kullanım ve doğal döngüye salma işlemlerinin yalnızca bir ölçüye kadar uygulanabildiği görüldü.
Farklı su ve kir itici işlemlerle termal koruyucu iş giysilerinde kullanılan kumaşlara kimyasal koruma özelliği kazandırılması
Birden çok tehlikenin bulunduğu işyerlerinde (petrokimya sektörü vb.) kullanılan iş giysilerinin var olan risklere karşı koruma sağlaması için çok fonksiyonlu özellik göstermesi gerekmektedir. Bu gereklilikten yola çıkarak, bu tez çalışmasında termal koruyucu özelliklere sahip iş giysilerinde yaygın olarak kullanılan meta-aramid kumaşlara farklı özelliklerde su/yağ iticilik maddelerinin aplikasyonu yapılarak kimyasal koruyuculuk özelliği kazandırılması üzerine çalışılmıştır. Bu amaçla farklı karbon sayılarına sahip iki adet (altı ve sekiz karbonlu) ve bir adet silikonlu su iticilik maddesi meta-aramid kumaşa aplike edilmiştir. Bununla birlikte bu tür kendiliğinden güç tutuşur liflerden üretilmiş koruyucu iş giysileri çok kullanımlık tekstiller olduğu için belirli bir kullanım sayısı sonrası temizlenmeleri gerekmektedir. Kumaşlar üzerine aplike edilen kimyasalların etkisini artırmak ve/veya yıkama işlemlerine dayanımını artırmak için radyo frekans düşük basınç plazma cihazında akrilik asit, hava ve oksijen plazma işlemleri uygulanmıştır. Meta–aramid kumaşa su iticilik aplikasyonu sonrası su iticilik, yağ iticilik, alev yayılma testi, sınırlayıcı oksijen indeks testi (LOI) ve sıvı kimyasal penetrasyon testleri (sodyum hidroksit, sülfürik asit ve bütanol için) uygulanmıştır. Çalışma sonucunda plazma işlemleri uygulandığında, yağ itici özelliklerin arttığı ve yıkama sonrası yağ iticilik özelliklerinin neredeyse değişmeden kaldığı belirlenmiştir. Akrilik asit plazma işlemi görmüş ve yıkanmış kumaşlarda güç tutuşurluk özellikleri de korunmuştur. Florokarbonların ve silikon aplikasyonu sonucu kumaşların LOI değerlerinde azalma söz konusu olmasına rağmen güç tutuşur özelliklerini korumaktadır. Sıvı kimyasal penetrasyon testlerinde altı ve sekiz karbonlu florokimyasal aplikasyonu yapılan kumaşlar oldukça yüksek iticilik değerlerine sahiptir. Silikon aplikasyonu sonrası ise yeterli iticilik değerine ulaşılamamıştır. Plazma ön işlemi sonrası silikon aplikasyonu yapılan kumaşlarda ise su iticilik değerlerinin bütanol dışındaki test sıvılarında çok yüksek olduğu görülmüştür.
Döküm iş kolunda yapılması gereken iş hijyeni ölçümlerinin iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı ve standartlar açısından irdelenmesi
Bu çalışmanın amacı, döküm işyerlerinin çalışma ortamında bulunan risklerin belirlenmesi ve önlem alınması için yapılması gereken iş hijyeni ölçümlerinin mevzuat ve standartlar çerçevesinde incelemesi, yapılan ölçümlerin standartlara uyumunun irdelenmesidir. Araştırma tanımlayıcı bir çalışmadır. İzmir ilinde bulunan iki büyük dökümhanede 2018 yılı içinde gerçekleştirilen iş hijyeni ölçümleri raporları üzerinden değerlendirilmiştir. Değerlendirmede; kılavuz olarak ölçüm aşamasından ölçüm sonuçlarına kadar ulusal standartlardan (TS 2607 ISO 1999, TS EN ISO 9612, TS EN ISO 7243, TS EN ISO 5349-1, TS EN 12464-1, TS EN 689) yararlanılmıştır. Ölçümlerin standartlarda bulunduğu ölçüde örnek alımından, ölçüm sayısına, biçimine, değerlendirme yönteminden raporlamaya kadar olan tüm aşamalarda standartlara uyumu irdelenmiştir. İki (A ve B) dökümhanede de yapılan iş hijyeni ölçümlerinin risklerin fazla olabileceği çalışma alanlarında yapılmadığı; kişisel maruziyet gürültü ölçümlerinde ölçümlerin standarda uygun şekilde detaylandırılmadığı, termal konfor ölçüm raporlarında ölçüm sonuçlarının güvenirliğinin anlaşılması için sonucu etkileyecek verilerin, girdilerin detaylarına raporlarda yer verilmediği, toz ölçümlerinde sadece solunabilir toz ölçümü yapıldığı, dökümhanelerde önemli bir risk kaynağı olan silis tozu ölçümünün çoğu zaman yapılmadığı, birçok kimyasal maddelere maruziyetin belirlenmesinde kullanılan anlık ölçümlerin standarda uygun tüp sayısı yerine tek tüple ölçüm yapılarak sonuca gidildiği saptanmıştır. İki büyük dökümhane yapılan iş hijyeni ölçümlerinin ve raporlarının standartlara tam anlamıyla uyum sağlayarak yapılmadığı, raporlarda hesaplamalarda kullanılan ölçüm sonucunu etkileyebilecek girdilerin sebeplerine yer verilmediği, çoğu ölçümün asıl riskli alanlarda yapılmadığı, dolayısıyla bu şekilde standartlara tam uyum sağlamadan yapılmış iş hijyen ölçümlerinin standartlardaki sınır değerlerle kıyaslamanın bir anlam ifade etmeyeceği bulunmuştur.
Tokat il merkezinde bulunan küçük orta büyüklükte işletmeler'de (KOBİ) çalışanların ilk yardım bilgi düzeyleri ve tutumları
Bu çalışmada, KOBİ tanımına uyan işletmelerde çalışanların ilk yardım bilgi düzeyi ve ilk yardıma karşı olan tutumları (öz yeterlilikleri) araştırılmıştır. Amaç, çalışanların ilk yardım konusundaki bilgilerini ve ilk yardım uygulaması durumunda cesaretleri konusunda bir sonuç çıkarmak, yurt genelindeki KOBİ'ler başta olmak üzere dünyadaki KOBİ'lerde çalışanların ilk yardım konusundaki durumlarını karşılaştırmaktır. Çalışma sonuçlarına göre çalışanlara ilk yardım bilincini aşılamak ve ilk yardım eğitimlerine teşvik etmektir. Çalışmada Tokat il merkezinde bulunan KOBİ'lerde çalışanlara gönüllülük esasına dayalı anket uygulaması yapılmıştır. Çalışmaya 68 kişi katılmış, alınan veriler SPSS 22 ve Microsoft Excel 2016 yazılımlarında istatistiksel işlemler uygulanmıştır. Çalışmada en başta bakılacak yer, çalışanlar arasında eğitim alanlar (ilk yardım) ile eğitim almayanlar (ilk yardım) arasındaki farktır. Alınan sonuçlarda; eğitim alan çalışanların puanları, eğitim almayanların puanlarına göre daha yüksek, erkeklerin puanları kadınların puanlarına göre daha yüksek, 36-46 yaş arası kişilerin puanları daha düşük, bekârların puanları evlilerin puanlarına göre daha yüksek, lisansüstü öğrenim görenlerin puanları diğerlerinin puanlarına göre daha yüksek, 6-10 yıl süredir çalışanların puanları daha yüksek, ilk yardım eğitimini 2017 ve sonrasında alanların puanları daha yüksek, ilk yardım eğitimini Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde bulunan kurumlardan alanların puanları daha yüksek çıkmıştır. Genel olarak baktığımız zaman, ilk yardım bilgi formunda ortalama puan 50.33 olarak hesaplanmış, en yüksek puan 87.5 olmuştur. Kişi öz yeterlilik formunda ise ortalama puan 62.72 olarak hesaplanmış, en yüksek puan ise 96 olmuştur. Çalışma, ülkemizdeki işletmelerde çalışanların ilk yardım konusundaki durumunu tekrar ortaya çıkaracak, belki de yeni sonuçları literatüre ekleyecektir.
COVİD-19 pandemisinin sosyal hizmet çalışanlarının tükenmişlik ve mesleki doyum düzeylerine etkilerinin değerlendirilmesi
Sosyal adalet, insan hakları, toplumsal refahın sağlanması ve toplum içindeki farklılıklara duyulan saygı, sosyal hizmet mesleğinin merkezidir. Sosyal hizmet insanların yaşam kalitesini ve işlevselliğini en iyi seviyeye getirmeyi amaçlayan bir meslek ve disiplindir. Covid-19 sürecinde sosyal hizmetler daha fazla önemli hale gelmiştir. Olağanüstü bir duruma hazırlıksız yakalanan tüm dünya bazı olumsuzluklar ile karşı karşıya kalmıştır. Bunların en başında da çalışanların iş yükü, çalışma saatlerinin artışı ve Covid-19'un etkileri gelmektedir. Covid-19 pandemisinin sosyal hizmet çalışanlarının tükenmişlik ve mesleki doyum düzeylerine etkilerinin değerlendirilmesi ve sosyal hizmet kapsamında bütüncül bir değerlendirmenin sağlanması bu araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Bu araştırma, Covid-19 pandemisi süresince sosyal hizmet kuruluşlarında aktif olarak çalışmış olan personelin, Covid-19 süreci ile İş Doyumu ve Tükenmişlik Düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemeyi amaçlayan, kesitsel ve tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Bu çalışmanın evrenini, Tokat ilinde bulunan sosyal hizmet kuruluşlarında pandemi döneminde aktif olarak çalışmakta olan 420 personel oluşturmaktadır. Bu çalışmanın örneklemi ise Tokat il merkezindeki sosyal hizmet kuruluşlarında pandemi döneminde aktif olarak çalışan 220 kişi ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak Sosyodemografik Anket, Çapri Tükenmişlik Ölçeği ve Minnesota İş Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada t-testi, Tukey testi kullanılmış ve ortalamalar arasındaki farkın anlamlı olup olmadığı tek yönlü varyans analizi ile incelenmiştir. Çalışmaya katılan 220 katılımcının %61,8'i (n=136) erkek, %38,2'si (n=84) ise kadındır. Katılımcıların kurumlara göre dağılımı incelendiğinde %34,1'i Tokat Huzurevi Müdürlüğünde, %26,4'ü Tokat Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürlüğünde, %18,6'sı Tokat Çocuk Evleri Sitesi Müdürlüğünde, %10,9'u Tokat Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünde ve %10'u Tokat Sosyal Hizmet Merkezi Müdürlüğünde görev yapmaktadır. Katılımcıların yaş ortalaması 40 ± 4,1 olup, %12,9'u 22-30 yaş grubunda, %32,7'si 31-40 yaş grubunda, % 41,9'u 41-50 yaş grubunda ve %12,4'ü de 50+ yaş grubundadır. İçsel doyum ve dışsal doyum ile tükenmişlik düzeyleri kurumlara göre anlamlı düzeyde farklılık göstermemektedir (p>0,05). Diğer bir ifade ile farklı kurumlardaki kişilerin içsel doyum ve dışsal doyum düzeyi ile tükenmişlik düzeyleri benzerdir. Bağımsız gruplarda içsel doyum ve dışsal doyum ile tükenmişlik düzeyleri cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklılık göstermemektedir (p>0,05). Diğer bir ifade ile kadın ve erkeklerin içsel doyum ve dışsal doyum düzeyi ile tükenmişlik düzeyleri birbirine yakındır. İçsel doyum düzeyi eğitim durumuna göre anlamlı düzeyde farklılık gösterirken (p<0,05), dışsal doyum ile tükenmişlik düzeyi eğitim durumuna göre anlamlı düzeyde farklılık göstermemektedir. Tükenmişlik ölçeğinin haftalık çalışma süresine göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği görülürken (p<0,05), içsel ve dışsal doyum düzeyinin haftalık çalışma süresine göre anlamlı derecede farklılık göstermediği görülmüştür. İçsel ve dışsal doyum düzeyleri ile tükenmişlik düzeylerinin meslekte çalışma süresine göre anlamlı düzeyde farklılık göstermediği görülmüştür (p>0,05). Diğer bir ifade ile meslekte farklı çalışma sürelerine sahip kişilerin içsel ve dışsal doyum ile tükenmişlik düzeyleri benzer seviyededir. Çalışma sonucunda, 55 saat ve daha fazla haftalık çalışma süresi olanların tükenmişlik düzeylerinin diğer gruplardan anlamlı derecede daha yüksek olduğu, vardiyalı çalışmayanların içsel doyum düzeyinin vardiyalı çalışanlardan anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sosyal hizmet çalışanlarına kendilerine zaman ayırmaları ve stresle başa çıkabilmeleri için fırsatlar sunulması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Sosyal Hizmet, Tükenmişlik, Motivasyon.