
169
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Çocukların öz düzenleme becerileri ile ev erken okuryazarlık ortamı ve birlikte kitap okuma arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada; çocukların öz düzenleme becerileri ile anne çocuk ilişkisi, annelerin çocuklarıyla birlikte okuma etkinlikleri, ev erken okuryazarlık ortamı ve ev ortamı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. İlişkisel tarama modelinde betimsel nitelikte bir araştırma olarak planlanmıştır. Örneklem grubuna Edirne İli; Merkez, Keşan, Uzunköprü ve İpsala İlçelerinde yaşayan 48-72 ay aralığında olan 151 çocuğun anneleri dahil edilmiştir. Araştırmada "Çocuk-Aile Bilgi Formu", "4-6 Yaş Çocuklarına Yönelik Öz Düzenleme Becerileri Ölçeği (Anne formu)", "Ebeveyn Çocuk İlişkisi Ölçeği", "Çocuk-Ebeveyn Birlikte Okuma Etkinlikleri (ÇEBOE) Aracı", "Ev Erken Okuryazarlık Ortamı Ölçeği (EVOK)", "Erken Okuryazarlık Ev Ortamı Ölçeği (EROY-EV)" ve "Ev İçi Okuryazarlık Ortamı Ölçeği (HLEQ)", "Ev Ortamı Tarama Aracı (EVTA-T 3-6 Yaş Kısa Form)" değerlendirme araçları kullanılmıştır. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken "Mann-Whitney U Testi" ile "Kruskal-Wallis-H Testi" uygulanmış ve ölçekler arasındaki ilişkileri tespit etmek için Spearmann's Rho Korelasyon Katsayısı hesaplanmıştır. Araştırma sonucunda öz düzenleme becerileri ile çocuk-anne birlikte okuma etkinlikleri, ev erken okuryazarlık ortamları arasında pozitif yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulunmuştur. Öz düzenleme becerilerinin yaş; anne çocuk ilişkisinin yaş, annenin öğrenim ve gelir düzeyi; çocuk-anne birlikte okuma etkinliklerinin kardeş sayısı; ev erken okuryazarlık ortamlarının cinsiyet, kardeş sayısı, annenin öğrenim durumu, çocuk gelişimi ile ilgili seminere veya etkinliğe katılma durumu değişkenlerine göre farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin anne kabul-red algıları ve COVİD-19 korkusu arasındaki ilişkide duygu yönetme becerilerinin aracı rolü
İnsan davranışlarının altında geçmişteki deneyimlerinin duygusal etkilerinin veya geleceğe dair hayallerin olması insanların sergiledikleri davranışlarında belirleyici ve etkileyici olmaktadır. Bu çerçevede bu araştırma üniversite öğrencilerinin anne kabul-red algıları ile Covid-19 korkuları arasındaki ilişkide duyguları yönetme becerilerinin aracı rolünü incelemeyi amaçlamıştır. Çalışma grubunu, Ankara ilinde bulunan Hacettepe ve Ankara Üniversiteleri Sağlık Bilimleri Fakültelerinin bünyesinde bulunan bölümlerde eğitim öğretim gören ve 18-20 yaş aralığındaki çalışmaya gönüllü olarak katılan 302 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmacı tarafından oluşturulan Demografik Bilgi Formu, Aile Kabul-Red Ölçeği (Yetişkin Formu), Duyguları Yönetme Becerileri Ölçeği ve Covid-19 Korku Ölçeği ile veri toplama işlemi sağlanmıştır. Araştırma verileri istatistiksel değerlendirme programları aracılığıyla analiz edilmiştir. Öğrencilerin anne kabul-red algılarının, duygularını yönetme becerilerinin ve Covid-19 korku düzeylerinin sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmesi amacıyla bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Öğrencilerin anne kabul-red algıları, duygularını yönetme becerileri ve Covid-19 korkusu arasındaki ilişkileri incelemek için Pearson Korelasyon Katsayısı Analizi kullanılmıştır. Son olarak ise duyguları yönetme becerilerinin aracı rolünü incelemek amacıyla Basit Aracı Değişken Analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, öğrencilerin orta düzeyde Covid-19 korkusu deneyimlediği, annelerine yönelik algılarının kabule daha yakın olduğu ve duyguları yönetme becerilerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Öğrencilerinin anne kabul-red algısı ve Covid-19 korkusu arasındaki ilişkide duyguları yönetme becerisinin aracı rolü olduğu bulunmuştur.
Gelişimsel yetersizliği olan okul öncesi çocuklarda paylaşımlı kitap okuma müdahalesinin iletişim-dil gelişimine, öz-düzenleme ve erken okuryazarlık becerilerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın örneklemini Aydın ili içerisinde özel bir kuruma devam eden 3-6 yaş arası okul öncesi dönemde gelişimsel yetersizliği olan çocuklar oluşturmaktadır. Paylaşımlı kitap okumanın, erken çocukluk döneminde gelişimsel yetersizliği olan çocuklar üzerine etkisini ölçmeyi amaçlayan bu çalışma; öntest, uygulama ve sontest aşamalarından oluşan deneysel bir çalışmadır. Araştırmada ebeveynlere paylaşımlı kitap okuma tekniklerini çocuklarıyla nasıl uygulayacaklarına dair müdahale uygulanmıştır. Çocukların genel gelişimleri, sosyal-duygusal gelişimleri, öz-düzenleme, iletişim-dil gelişimleri, ev erken okuryazarlık ortamları ve ebeveyn- çocuk birlikte okuma etkinlikleri incelenmiştir. Araştırma 8 haftalık oturumlar şeklinde 7 ebeveyn (anne) ile tamamlanmıştır. Çocuğa ve aileye ait demografik bilgilerini elde etmek için "Demografik Aile Bilgi Formu", Çocuğun genel gelişimi ve sosyal-duygusal gelişimi için; EGE ve EGE-SD, öz düzenleme becerilerini belirlemek için "4-6 yaş Okul Öncesi Öz Düzenleme Ölçeği (Anne Formu)", iletişim/dil becerilerini "Türkçe İletişim Davranışları Gelişim Envanteri" , erken okuryazarlık becerilerini ev ortamı da dahil belirlemek için "Ev İçi Okuryazarlık Ölçeği", çocuğun aile ile olan okuma etkinliklerini değerlendirmek için "Çocuk Ebeveyn Birlikte Okuma Etkinlikleri", Paylaşımlı Kitap Okuma Müdahalesinin tekniklerini uygulaması bakımından aileyi değerlendirmek için "Paylaşımlı Kitap Okuma Dereceleme Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda paylaşımlı kitap okuma müdahalesinin gelişimsel yetersizliği olan okulöncesi çocukların iletişim-dil gelişimine, erken okuryazarlık becerilerine anlamlı bir etkisi bulunmuştur. Ayrıca ebeveynlerin çocuk-ebeveyn paylaşımlı okumaya dair bilgi düzeylerine, paylaşımlı kitap okuma müdahalesi kapsamında verilen müdahalenin faydası olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Ebeveynlerin çocuklarıyla olan cinsel iletişim dili ve kendi ebeveynlerinde algıladıkları cinsel iletişim dilinin incelenmesi
Bu çalışma ebeveynlerin kendiyle aynı cinsiyette olan çocuklarıyla cinsel iletişim dili ve kendiyle aynı cinsiyette olan ebeveynlerinde algıladıkları cinsel iletişim dili arasında ilişki olup olmadığını inceleyebilmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini 0-15 yaş arası kız çocuğu olan anneler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 1 Ocak- 15 Kasım 2021 tarihleri arasında araştırmaya katılmayı kabul eden 273 anne oluşturmaktadır. Araştırmadaki veriler, annelerin demografik bilgilerini elde etmek için "Genel Bilgi Formu" ve ebeveynlerin, kendi ebeveynlerinin ve kendilerinin cinsel iletişim dilini belirlemek amacıyla Artan, Ceylan ve Kurnaz Adıbatmaz (2020) tarafından geliştirilen "Ebeveynler İçin Cinsel İletişim Ölçeği" ve araştırmacı tarafından Ebeveynler İçin Cinsel İletişim Ölçeği' ni geliştiren yazarlardan izin alınarak uyarlaması yapılan "Ebeveynler İçin Algılanan Cinsel İletişim Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırmada nicel yöntem modeli kullanılmıştır. Bu sebeple verilerin analizlerde istatistiksel farklılıkları belirleyebilmek amacıyla iki bağımsız değişken için t Testi ikiden fazlası için Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. İki ölçek arasındaki ilişkiyi belirleyebilmek için de Spearman's Rho korelasyon analizi yapılmıştır. Araştırma için toplam 257 annenin verileri kodlanmıştır. Analizler sonucunda annelerin kendi çocuklarıyla cinsel iletişim dilinin, annelerinde algıladıkları cinsel iletişim diline göre istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek puanlar elde ettikleri gözlemlenmiştir. Buna göre annelerin şu an kullandıkları cinsel iletişim dilinin kendi annelerinin kullandıkları iletişim dilinden daha yüksek olduğu çıkarımı yapılmıştır. Ebeveynlerin cinsel iletişim dilinde kuşaktan kuşağa pozitif yönlü artış olduğu çıkarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk Gelişimi, Cinsel Gelişim, Cinsel Eğitim, Cinsel İletişim Dili
4-6 yaş okul öncesi dönem çocuklarının teknoloji ve teknolojik cihaz kullanımlarıyla annelerinin medya aracılıklarına göre öz-düzenleme becerilerinin incelenmesi
Bu çalışma 2020-2021 yılı içerisinde 4-6 yaşlarında okul öncesi dönem çocuğa sahip 200 anne ile 4-6 yaş okul öncesi dönem çocuklarının, teknoloji ve teknolojik cihaz kullanımlarıyla ebeveyn medya aracılıklarına göre öz-düzenleme becerilerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modelinin kullanıldığı betimsel bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırmada Erken Çocukluk Ebeveyn Medya Aracılık Ölçeği (EÇEMAÖ) ve 4-6 Yaş Çocuklarına Yönelik Öz-Düzenleme Becerileri Ölçeği (Anne Formu) kullanılmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler SPSS 25.0 Paket Programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verileri değerlendirirken tanımlayıcı istatististik metotları, güvenirlik analizleri yapılmıştır. Normal dağılıma sahip veriler karşılaştırılırken bağımsız iki grup için t testi, ikiden fazla bağımsız grup karşılaştırılırken tek yönlü varyans analizi yapılmış, farkın hangi gruptan meydana geldiğini anlamak için de Bonferroni analizi yapılmıştır. Numerik değişkenler Pearson korelasyonu ile test edilirken, elde edilen değerlerin anlamlı olup olmadığı 0,05 anlamlılık düzeyine göre yorumlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; teknoloji kullanımının, cinsiyet ve çocukların yaşlarına göre ebeveyn medya aracılığını etkilediği, kardeş sayısına göre değişim göstermediği bulunmuştur. Annelerin mesleklerine, aylık gelirlerine ve medya kullanımında model olmalarına göre medya aracılıklarında; çocuklarının kullandığı teknolojik cihazlara, en sık kullandığı teknolojik cihaza, kullanım sıklığı ve süresine göre de öz-düzenleme becerilerinde istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmaktadır. Son olarak EÇEMAÖ'de bahsedilen ebeveyn medya aracılıkları ile öz-düzenlemenin dikkat, çalışma belleği, engelleyici kontrol duygu ve davranış becerileri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Teknoloji, okul öncesi, öz-düzenleme, ebeveyn medya aracılığı, anne.
Uzaktan eğitimin ergenlerde akademik kendini düzenleme, motivasyonel stratejiler kullanma becerileri ve akademik başarı ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, ergenlerin uzaktan eğitim sürecinde akademik kendini düzenleme becerileri, motivasyonel stratejiler kullanma becerileri ve akademik başarı ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Ankara ilinde merkez ilçelerde yaşayan farklı sosyoekonomik düzeyden İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı devlet liselerinde (%93.6 Anadolu Lisesi) öğrenim gören, 222 kız (%71), 89 (%29) erkek olmak üzere toplam 311 ergen oluşturmuştur. Araştırmada "Demografik ve Kişisel Bilgi Formu", "Akademik Alanda Kendini Düzenleme Ölçeği" ve "Öğrenmeye İlişkin Motivasyonel Stratejiler Ölçeği"nden yararlanılmıştır. Akademik başarı, lise 1-4. sınıf öğrencilerinin 2019-2020 eğitim öğretim I. Yarıyılı (yüz yüze eğitim dönemi) ile 2020-2021 eğitim öğretim I. Yarıyılı'na (uzaktan eğitim dönemi) ait e-okul dönem sonu ağırlıklı not ortalaması alınarak ölçülmüştür. Gruplar arasındaki farklılıklar (örn., cinsiyet etkisi) tek ya da çok değişkenli varyans analizleri kullanılarak; değişkenler arasındaki ilişkiler ise Pearson Korelasyon Katsayısı hesaplanarak değerlendirilmiştir. Sonuçlar, akademik başarı puan ortalamalarının ergenlik dönemine göre, öz düzenleme ve bilişsel strateji kullanımının ise cinsiyete göre farklılaştığına işaret etmiştir. Ebeveyn öğrenim düzeyi arttıkça ergenlerin akademik başarıları artmaktadır. Uzaktan eğitime uzun süreli katılım gösteren gruptaki ergenlerin akademik başarı puan ortalamaları, akademik alanda kendini düzenlemenin dışsal, içe yansıtılmış ve özdeşimsel alt boyutlarından ve motivasyonel stratejiler kullanmanın öz düzenleme, bilişsel strateji kullanımı ve öz yeterlik alt boyutlarından alınan puan ortalamaları, daha az katılım gösteren ergenlerle karşılaştırıldığında daha yüksektir. Ergenlerin dışsal ve özdeşimsel kendini düzenlemeleri arttıkça ve motivasyonel stratejiler kullanımının alt boyutlarından öz düzenleme, bilişsel strateji kullanımı ve öz yeterlik kullanımı arttıkça uzaktan eğitimde akademik başarıları da artmaktadır.
Türkiye'ye göç eden 18-20 yaşlarındaki gençlerin psikososyal gelişim özelliklerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Göç, dünyanın önemli gündemlerinden biri durumundadır. Dünyanın birçok yerinde insanlar zorlu koşullar nedeniyle göç etmek durumunda kalmakta, bu durum bireylerin gelişimini çeşitli yönlerden etkilemektedir. Bu çalışmada, savaş nedeniyle Türkiye'ye göç etmiş olan 18-20 yaşlarındaki Türkçe bilen gençlerin psikososyal gelişimlerini Erikson'un Psikososyal Gelişim Kuramı çerçevesinde, bütüncül olarak değerlendirilmek ve çeşitli demografik değişkenlerle ilişkilerini belirlemek amaçlanmıştır. Bu nedenle, nicel araştırma yöntemlerinden faydalanılmış ve kesitsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma örneklemini; Suriye (n=281), Irak (n=4) ve Afganistan'dan (n=2) savaş nedeniyle Türkiye'ye göç etmiş olan, 2021-2022 yıllarında Türkiye'de bulunan, 18-20 yaşlarındaki Türkçe bilen 287 genç birey oluşturmuştur. Çalışmada veri toplamak için "Demografik Bilgi Formu" ve "Erikson'un Psikososyal Gelişim Dönemleri Ölçeği" kullanılmıştır. Değişkenler ve ölçek puanları arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla, (değişkenlerin dağılım özellikleri dikkate alınarak) bağımsız örneklem t-testi, tek faktörlü varyans analizi (One-Way Anova) ve Kruskal-Wallis Testinden faydalanılmıştır. Sonuç olarak; ölçek puanları arasındaki farkın cinsiyete, Türkiye'de bulunma süresine, annenin öğrenim düzeyine, babanın öğrenim düzeyine, babanın Türkçe bilme durumuna, gelir düzeyine göre anlamlı olmadığı görülmüştür. Katılımcının eğitim düzeyi, annenin Türkçe bilme durumu ve başka uyruktan bireylerle sosyal ilişki kurma düzeyine göre ise ölçek puanları arasındaki farkların anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma sonuçları göz önünde bulundurulduğunda; savaş nedeniyle göç eden gençlerin psikososyal gelişimlerini destekleyecek eğitsel, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda destekleme, önleme ve erken müdahale çalışmalarının yapılması önerilebilir.
Pandemi döneminde 6-18 yaş grubundaki özel gereksinimli çocukların annelerinin tükenmişlik düzeyleri ve aile işlevselliğinin incelenmesi
çevrimiçi form aracılığı ile Gönüllü Katılım Formu, Kişisel Bilgi Formu, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Aile Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Çocukların yaşı, cinsiyeti, özel gereksinim alanı, annenin yaşı, çalışma durumu, öğrenim durumu, çocuk sayısı ve ekonomik düzey ile annelerin tükenmişlik durumu ve aile işlevselliği arasındaki değişime bakılmıştır. Ayrıca annelerin çevreden aldığı sosyal desteğe göre tükenmişlik ve aile işlevselliği durumları incelenmiştir. Dağılıma ait homojenliğin test edilmesinde Kolmogorov–Smirnov Testi kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde; Bağımsız Örneklemler t Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Bonferroni Post-Hoc Testi kullanılmıştır. İki ölçekten elde edilen puanların arasındaki ilişkininin yönü ve boyutunu belirlemek için de Pearson Korelasyon analizi uygulaması yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda, tükenmişlik ile aile işlevselliği arasında ilişki saptanmıştır. Tükenmişlik yaşayan annelerin aile işlevsellik durumlarının olumsuz etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. Özel gereksinimli çocuğun yaşı, cinsiyeti, özel gereksinim alanı ile annelerin tükenmişlik düzeyleri ve aile işlevselliği arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Annenin yaşı, çalışma ve öğrenim durumu, çocuk sayısı ve ekonomik düzeyi ile tükenmişlik ve aile işlevselliği arasında ilişki elde edilmiştir. Özel gereksinimli çocuğa sahip annelerin çevreden sosyal destek alması ise daha az tükenmişlik yaşadıkları sonucunu ortaya koymuştur. Sosyal destek alan annelerin daha sağlıklı aile işlevlerine sahip olduğu belirlenmiştir.
2-12 yaşındaki çocukların uyum düzeyleri ile çocuk evlerinde bakım elemanı olarak çalışan ebeveynlerinin yeterlik, psikolojik iyi oluş ve algılanan sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, 2-12 yaşındaki çocuklarının uyum düzeyleri ile ebeveynlerinin yeterlik, psikolojik iyi oluş ve algılanan sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlamıştır. Araştırmada amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmış olup Türkiye'yi temsilen NUTS 2 (26 alt bölge) illerinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bünyesinde bulunan Çocuk Evleri Koordinasyon Merkezlerine bağlı Çocuk Evlerinde bakım elemanı olarak çalışan 505 ebeveyn (442 anne, 63 baba) ve çocuğu (261 kız, 244 erkek), çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırma verileri Gönüllü Katılım Formu, Çocuk/Ebeveyn Bilgi Formu, Çocuk Uyumu ve Annebaba Yeterlik Ölçeği 2 - 12 Yaş (CAPES-TR), Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Gruplar t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon Katsayısı, Çoklu Doğrusal ve Hiyerarşik Regresyon Analizi kullanılmıştır. Farklı demografik değişkenlere göre ölçek puanlarının farklılaşıp farklılaşmadığı saptanmıştır. Çocukların uyum düzeyleri ile ebeveynlerinin algılanan sosyal destek düzeyleri arasında anlamlı fakat önemsenmeyecek düzeyde ilişki; psikolojik iyi oluş düzeyleri arasında anlamlı düzeyde zayıf ve negatif yönlü; yeterlik düzeyleri arasında anlamlı düzeyde orta ve negatif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Ebeveynlerin yeterlik düzeyleri ile algılanan sosyal destek düzeyleri arasında anlamlı düzeyde zayıf ve pozitif yönlü; psikolojik iyi oluş düzeyleri arasında anlamlı düzeyde orta ve pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Ebeveynlerin psikolojik iyi oluş düzeyleri ile algılanan sosyal destek düzeyleri arasında anlamlı düzeyde zayıf ve pozitif yönlü bir ilişki ortaya konmuştur. Ayrıca ebeveyn yeterliği ve psikolojik iyi oluşun, çocuk uyumundaki toplam varyansın %33'ünü yordadığı bulunmuştur. Bulgular alanyazın doğrultusunda tartışılarak öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Uyum, özyeterlik, ruh sağlığı, algılanan sosyal destek
Ali Dayı Çocuk Kütüphanesi'nde yer alan erken çocukluk dönemine yönelik çocuk kitaplarının niteliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada Türkiye'nin ilk örnek çocuk kütüphanesi olma özelliğini gösteren Ali Dayı Çocuk Kütüphanesi'ndeki en çok ödünç alınan erken çocukluk dönemine yönelik yazılmış çocuk kitaplarının nitelikli çocuk edebiyatı ve çocuk gelişimi özelliklerine uygunluğunun incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında, Ali Dayı Çocuk Kütüphanesi'nden 2019 yılında en çok ödünç alınan 25 kitap değerlendirilmiştir. Kitapları değerlendirmek için literatür bilgileri taranmış ve araştırmacı tarafından "Kitap Özellikler Formu" ve "3-6 Yaş Dönemi Çocuklarına Yönelik Çocuk Edebiyatı Yapıtlarının Çocukların Gelişimsel Özelliklerine Uygunluğunu İnceleme Soru Formu" oluşturulmuş, bu formlar veri toplama sürecinde kullanılmıştır. Kitapların içerik ve dış yapı özellikleri soru formları doğrultusunda psikomotor gelişim, erken okuryazarlık /dil gelişimi, bilişsel gelişim, kişilik gelişimi, sosyal duygusal gelişim, cinsel gelişim ve ahlak gelişimi başlıkları altında incelenerek doküman analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Çalışma kapsamında kütüphaneden ödünç alınan kitapların genel olarak çocuk gelişimi ve nitelikli çocuk edebiyatı özelliklerine uygun olduğu görülürken, bilişsel gelişim açısından erken çocukluk dönemindeki çocukların dikkat sürelerini aşacak uzunlukta olan kitapların da bulunduğu görülmüştür. Ayrıca cinsel gelişim alanına yönelik olarak kitaplarda toplumsal cinsiyet bağlamında çoğunlukla cinsiyet rollerine pek değinilmediği veya daha çok geleneksel cinsiyet rollerine yer verildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Öykü temelli ve aile katılımlı sosyal duygusal gelişim destek programının çocukların farklılıklara saygı düzeyi ve benlik algısı üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, 5-6 yaş grubunda bulunan çocuklar için geliştirilen öykü temelli ve aile katılımlı sosyal duygusal gelişim destek programının çocukların; farklılıklara saygı becerileri ve benlik algısı düzeyleri üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırma, İstanbul'da Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Sultan Alparslan Anaokulunda öğrenim görmekte olan 5-6 yaş grubundaki çocuklar üzerinde yürütülmüştür. Araştırmada ön test son test kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu; deney grubunda 14, kontrol grubunda 12 olmak üzere toplam 26 çocuktan oluşmuştur. Araştırma kapsamında geliştirilmiş olan "Sosyal Duygusal Gelişim Destek Programı" deney grubunda yer alan çocuklara haftada bir gün olmak üzere 13 hafta boyunca uygulanmış, kontrol grubunda yer alan çocuklara ise herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Deney ve kontrol grubunu oluşturan çocukların farklılıklara saygı becerileri, Farklılıklara Saygı Ölçeği'nden, benlik algısı düzeyleri, Demoulin Benlik Algısı Ölçeği'nden, elde edilen veriler aracılığı ile değerlendirilmiştir. Her iki gruba da söz konusu ölçekler aracılığı ile ön test ve son test uygulamaları yapılmış, kalıcılık testi uygulamaları ise sadece deney grubuna son test uygulamalarından sekiz hafta sonra uygulanmıştır. Araştırma kapsamında yapılan analizlerde; gruplar arası karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, grup içi karşılaştırmalarda Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Değişkenler %95 güven düzeyinde ve p değeri 0,05'ten küçük anlamlı kabul edilmiştir. Verilerin analizinden elde edilen bulgulara dayanılarak; deney grubuna uygulanan Sosyal Duygusal Gelişim Destek Programı'nın çocukların farklılıklara saygı becerileri ve benlik algısı düzeyleri üzerinde olumlu yönde etkisinin olduğu ve bu etkinin kalıcı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Farklılıklara saygı, benlik algısı, sosyal duygusal gelişim destek programı, aile katılımı, çocuk kitapları.
Sosyal beceri eğitimi programının öğrenme güçlüğü olan çocukların sosyal becerileri üzerindeki etkililiğinin incelenmesi
Bu araştırmada sosyal beceri eğitimi programının öğrenme güçlüğü olan çocukların sosyal becerileri üzerindeki etkinliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 1 ile 4.sınıf arasında eğitim alan toplam 12 öğrenme güçlüğü olan çocuk oluşturmuştur. Çalışma sıra zamanlı karma yöntem deseninde dizayn edilmiştir. Çalışmada, öğrenme güçlüğü olan çocuklar için geliştirilmesi amaçlanan okul temelli sosyal beceri eğitimi müdahale programının hazırlanması öncesinde öğretmen ve anne babalarla nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine görüşme ve gözlem kullanması, daha sonra programın etkililiğinin test edilmesi amacını gerçekleştirmek üzere ise, nicel araştırma yöntemlerinden kontrol grupsuz ön test- son test yarı deneysel desene ve son olarak yine programın etkililiğinin değerlendirilmesi amacıyla derinlemesine görüşmeye tekrar başvurulmuştur. Araştırmada nicel verilerin elde edilmesinde sosyometri tekniği ve Sosyal Beceri Derecelendirme Sistemi (SBDS) kullanılmıştır. Nitel verilerin analizinde içerik analizi, nicel verilerde ise Wilcoxon işaret testi kullanılmıştır. Nicel verilerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Geliştirilen sosyal beceri eğitimi programı haftada 1 kez olmak üzere toplam 10 hafta boyunca uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, uygulanan sosyal beceri eğitimi programının öğrenme güçlüğü olan çocukların sosyal beceri ve konumları üzerinde olumlu yönde etkili olduğu saptanmıştır.
Portage erken eğitim programının 2-6 yaş grubu özel eğitim ve bakım gerektiren çocukların gelişimleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, Portage Erken Eğitim Programının Iğdır il merkezinde faaliyet gösteren Yeşil Iğdır Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde eğitim alan 2–6 yaş arası otistik, Down sendromu, hafif zihinsel engelli, fiziksel engelli ve orta-ağır zihinsel engelli tanısı alan çocukların gelişimleri üzerindeki etkinliğini ölçmek amacıyla yapılan deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın çalışma grubunu 2022 Şubat–2022 Mayıs tarihleri arasında Iğdır il merkezinde bulunan Yeşil Iğdır Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde eğitim gören 2-6 yaş grubu 43 çocuk ve bu çocukların aileleri ile kurumda çalışan uzman eğiticiler oluşturmaktadır. Ön-test–son-test kontrol grubu modelinin kullanıldığı araştırmada çalışma grubuna ait veriler Portage Erken Eğitim Programının uygulandığı çocuklardan toplanmıştır. Özel gereksinimli olan bu çocukların gelişmeleri Portage Gelişim Ölçeği kullanılarak izlenmiştir. Çalışma grubuna Portage Erken Eğitim Programı araştırmacı tarafından 20 hafta uygulanmıştır. Eğitimci her hafta 3 gün okul ve ev ortamında çocukları izleme,değerlendirme,etkinlik önerileri sunma ve materyal desteği sağlamıştır. Eğitimci Portage Eğitimini Türkiye'de tek eğitimci eğitmeni olan Dr. Ender MARANGOZ'dan süpervizyon ve ders şeklinde almıştır. Verilerin analizlerinde yüzde ve frekans dağılımlarının yanı sıra, araştırmanın hipotezlerini test etmek için parametrik istatistiklerden Paired Sample t testi kullanılmıştır. Oluşturulan hipotezler ile 2-6 yaş aralığındaki özel gereksinimli çocukların Portage Gelişim Ölçeği ön-test ve son-test puanları arasında anlamlı bir farklılık gözlenmiştir. Bu durum uygulanan programın etkililiğine işaret etmektedir. Yapılan analizler sonucu Portage Erken Eğitim Programında aile katılımının program etkinliği üzerinde anlamlı bir farklılık yarattığı görülmüştür.Böylece çocukların gelişimlerini (bilişsel, motor, dil, sosyal-duygusal, özbakım) en üst seviyeye çıkarmak, eve dayalı eğitim programlarının uygulanmasını sağlamak ve yaygınlaştırmak, anne babalara çocuk gelişimi ve eğitimi ile ilgili bilgiler sunmak, uygun ev ortamının düzenlenmesi için anne babaları bilgilendirmek, anne babaların eğitmen olarak rollerini güçlendirmek,çocukların gelişimindeki eksiklikleri tamamlamaya yönelik yaratıcı öneriler sunmak ,ailelerin çocuklarının beceri öğrenme süreleri hakkında fikir sahibi olmalarını sağlamak anne babaların çocuklarının bireysel özelliklerine uygun beklentilerde olmalarını sağlamak, anne-babanın, çocuğun eğitim programında ihtiyacı olan materyalleri maddi açıdan en az masrafla karşılamasını sağlamak, materyaller konusunda aileyi bilgilendirmek amaçlanmıştır. Yakın zamanda yaşanılan pandemi sürecinde de ailelerin çocukların gelişimlerine yönelik böyle programlara gereksinim duyduğu görülmüştür. Çalışma sırasında ailelere evde de çocukların tekrarlarına devam edebilmeleri, gelişimlerini sürdürebilmeleri için uygun etkinlik kartları verilmiş ve ailelerin çocukların gelişim özellikleri hakkında bilgi sahibi olmalarının desteklenmesi gerektiği ortaya koyulmuştur. Aile destekli programların özel gereksinimli çocukların gelişimleri açısından katkı sağladığı gözlemlenmiştir.
Okul öncesi dönem çocukların dijital oyun bağımlılık eğilimi ve oyun türlerine göre saldırganlık yönelimlerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, okul öncesi dönem çocukların dijital oyun bağımlılık eğilimi ve oyun türlerine göre saldırganlık yönelimlerinin incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubunu İstanbul'un Sultangazi ilçesinde bulunan anaokullarına devam etmekte olan 5-6 yaş grubu 249 çocuk ve anne-baba oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", çocukların saldırganlık yönelimini ölçmek amacı ile " 36-72 Aylık Çocuklara Yönelik Saldırganlık Yönelim Ölçeği" dijital oyun bağımlılık eğilimini ölçmek amacıyla "Dijital Oyun Bağımlılık Eğilimi Ölçeği" ve çocukların oyuncak tercihlerini öğrenebilmek için araştırmacı tarafından önceki çalışmalar incelenerek hazırlanmış olan "Çocukların Tercih Ettiği Oyun Türleri Formu" kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda elde edilen verilere göre, Dijital Oyun Bağımlılık Eğilimi geneli ile çatışma, sürekli oynama ve hayata yansıtma alt boyutları cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği, erkeklerin Dijital Oyun Bağımlılık Eğilimi geneli ile çatışma, sürekli oynama ve hayata yansıtma alt boyutları düzeyleri kızlardan anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır. Başkalarına yönelik fiziksel saldırganlık ve nesnelere/eşyalara yönelik saldırganlık düzeyleri cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklılık göstermekte ve bu saldırganlık düzeyleri erkeklerde daha yüksek olduğu görülmektedir. Saldırganlık yönelim ölçeğin geneli ile başkalarına yönelik fiziksel saldırganlık, başkalarına yönelik ilişkisel saldırganlık, kendine yönelik saldırganlık alt boyutlarının ailenin gelir durumuna göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği görülmüştür. Dijital oyun bağımlılık eğilimi ölçeği geneli için; minyatür oyuncak tercih edenlerin dijital oyun bağımlılık eğilimi genel düzeyi, bebekler, güncel kahramanlar, manipülatif oyuncaklar, elektronik oyuncaklar, şiddet içerikli oyuncaklar ve müzikli oyuncaklar tercih edenlerin dijital oyun bağımlılık eğilimi genel düzeyinden anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır. Dijital oyun bağımlılık eğilimi ölçeği genelinin saldırganlık yönelim ölçeği geneli ile %26,9 düzeyinde, başkalarına yönelik fiziksel saldırganlık ile %32, başkalarına yönelik ilişkisel saldırganlık ile %17, nesnelere/eşyalara yönelik saldırganlık alt boyutu ile %25,9 düzeyinde pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmaktadır.
Ebeveyn çocuk ilişkisinin 48-72 aylık çocukların sosyal problem çözme becerileri arasındaki farklılaşmanın incelenmesi
''Ebeveyn Çocuk İlişkisinin 48-72 aylık çocukların sosyal problem çözme becerileri arasındaki farklılaşmanın incelenmesi'' konulu araştırmada ebeveyn çocuk ilişkisinin 48-72 aylık çocukların sosyal problem çözme becerileri ve bu becerilerin ebeveyn-çocuk ilişkisi yönünden etkilenip etkilenmemesi aynı zamanda konunun çeşitli demografik parametreler açısından incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın evren ve örneklemini, 2021-2022 eğitim-öğretim yılında İstanbul ili Küçükçekmece ilçesindeki Milli Eğitim Bakanlığına bağlı özel ve devlet okul öncesi eğitim kurumları oluşturmaktadır. İlişkisel tarama modelinde yürütülen araştırmanın veri toplama aşamasında; çocukların ailelerinden demografik bilgilerin alınması amacıyla ''Kişisel Bilgi Formu'' 48-72 aylık çocukların sosyal problem çözme becerilerini ölçmek amacıyla "Sosyal Problem Çözme Becerileri Ölçeği ve bu beceriyi ebeveyn çocuk ilişkisi yönünden inceleyebilmek amacıyla "Ebeveyn Çocuk İlişkisi Ölçeği'' kullanılmıştır. Araştırmanın sonucuna göre ebeveyn çocuk ilişkisinin 48-72 aylık çocukların sosyal problem çözme becerileri arasındaki farklılaşma incelendiğinde anne olumlu ebeveyn çocuk ilişkisi puanı bakımından, gruplar arasında anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır. Buna göre olumlu sosyal problem çözme becerisi üst düzey olanların orta olanlara göre ebeveyn-çocuk ilişkisinden aldıkları puanın daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.48-72 aylık çocukların sosyal problem çözme becerilerine etkisine ilişkin anne olumsuz ebeveyn-çocuk ilişkisi puanı, baba olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisi puanı ve baba olumsuz ebeveyn çocuk ilişkisi puanları bakımından anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Baba yaşına göre Ebeveyn Çocuk İlişkisi Ölçeği'nden alınan puanlar incelendiğinde, baba yaşı düzeyleri arasında anne olumlu ebeveyn çocuk ilişkisi puanı, anne olumsuz ebeveyn çocuk ilişkisi puanı, baba olumsuz ebeveyn çocuk ilişkisi puanı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Ancak baba yaşı düzeyleri arasında baba olumlu ebeveyn çocuk ilişkisi puanları bakımından anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır. Baba mesleğine göre Ebeveyn Çocuk İlişkisi Ölçeği'nden alınan puanlar incelendiğinde baba meslek düzeyleri arasında anne olumlu ebeveyn çocuk ilişkisi puanı, anne olumsuz ebeveyn çocuk ilişkisi puanı, baba olumsuz ebeveyn çocuk ilişkisi puanı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir ancak baba meslek düzeyleri arasında babanın olumlu ebeveyn çocuk ilişkisi puanı bakımından anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Hangi meslek düzeyleri arasında anlamlı farklılık olduğunun tespiti incelendiğinde, baba meslek düzeyi memur olanların olumlu ebeveyn çocuk ilişkisi ortalama puanının, esnaflara, işçilere ve hizmet sektöründe çalışanlara göre daha yüksek olduğu yani, babasının mesleği memur olanların ebeveyn çocuk ilişkisinde olumlu tutumunun babası esnaf, işçi ve hizmet sektöründe olanlara göre daha fazla olduğu söylenebilmektedir. 48-72 aylık çocukların demografik bilgileri ile Sosyal Problem Çözme Becerileri arasındaki farklılaşma incelenmiştir. Buna göre yalnızca baba eğitim durumu düzeyleri ile Sosyal Problem Çözme Becerilerine etki düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Buna göre öğrenim durumu ortaöğretim olanların Sosyal Problem Çözme Becerilerine etki düzeyi alt düzeyde iken, eğitim durumu yükseköğretim olanların Sosyal Problem Çözme Becerilerine etki düzeyi orta düzeyde olduğu gözlenmektedir.
Ergenlerin dijital oyun bağımlılığı ve sosyal medya tutumlarının siber zorbalık tehlike düzeylerine etkisinin incelenmesi
Gündelik yaşamımızın her alanında yer alan internet, kolay, hızlı ve evrensel özellikte olması sebebiyle dijital oyun bağımlılığını ve siber zorbalık tehlike düzeylerini etkileyebilmektedir. Bu durum özellikle ergenlik dönemindeki bireyleri içinde bulundukları sosyal, duygusal ve fiziksel değişimlerle beraber olumsuz etkileyebilmektedir. Bu çalışma ergenlerin dijital oyun bağımlılığı ve sosyal medya tutumlarının siber zorbalık tehlike düzeylerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda, 2021-2022 eğitim ve öğretim yılında İstanbul ilinin Ataşehir ve Sultanbeyli ilçelerine bağlı iki ortaokulda 7. ve 8. sınıf düzeyinde eğitim gören 460 öğrenciden Covid-19 nedeniyle kapalı olan sınıflar dışında kalan 231 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmada, Otrar ve Argın tarafından geliştirilen Sosyal Medya Tutum Ölçeği, Hazar ve Hazar tarafından geliştirilen Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği, Kavuk Kalander, Bulu ve Keser tarafından geliştirilen Siber Zorbalık Tehlike Düzeyleri Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Çalışmadan elde edilen verilerin analizi neticesinde, cinsiyet değişkeni düzeyleri arasında Siber Zorbalık Tehlike Düzeyi Ölçeği toplam puanı bakımından anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir (p=0.030<0.05). Buna göre, kızların Siber Zorbalık Tehlike Düzeyi Ölçeği'nden aldıkları puan ortalamasının erkeklere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Yani, kızların erkeklere göre daha fazla siber zorbalığa maruz kaldığı söylenebilmektedir. Sosyal Medya Tutum Ölçeği öğretmenlerle ilişki alt boyut puanı bakımından günde 1-2 saat oyun oynayanların, 5-6 saat oyun oynayanlara göre daha az öğretmenlerle ilişki kurduğu söylenebilmektedir. Sosyal Medya Tutum Ölçeği sosyal izolasyon alt boyut puanı bakımından 1-2 saat oyun oynayanların 5-6 saat oyun oynayanlara göre daha düşük puan aldığı, dolayısıyla 5-6 saat oyun oynayanların 1-2 saat oyun oynayanlara göre daha fazla sosyal izolasyon yaşadığı söylenebilmektedir. Sosyal Medya Tutum Ölçeği toplam puanı ile Çocuklar İçin Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği toplam puanı arasında anlamlı, pozitif yönde ve zayıf bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Yani, dijital oyun bağımlılığı arttıkça sosyal medya tutumunun da artacağı söylenebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Siber zorbalık, ergen, sosyal medya, bağımlılık, dijital oyun
Okul öncesi dönem çocuklarının duygu düzenleme becerilerini etkileyen faktörlerin incelenmesi
Araştırmada okul öncesi dönem çocuklarının duygu düzenleme becerilerini etkileyen faktörleri incelemek ve bu çerçevede okul öncesi dönem çocuklarının duygu düzenleme becerilerinin desteklenmesinde ailenin etkisini ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Bu çalışma nicel araştırma türlerinden korelasyonel araştırma modelinde tasarlanmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinin Silivri ilçesinde bulunan bir ilkokulun dört anasınıfının öğrencileri (81 öğrenci) oluşturmaktadır. Örneklem seçkisiz olmayan tabakalı amaçsal örnekleme dayalı belirlenmiştir. Araştırmada çocuklar, aileler ve öğretmenlerin demografik bilgilerini elde etmek için "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Bulut'un uyarladığı 60 maddelik "Aile Değerlendirme Ölçeği" çocukların aileleri tarafından doldurulmuştur. Ersay'ın uyarladığı "Çocukların Duygularına Verilen Cevaplar Ölçeği (Öğretmen Formu)" çocukların öğretmenleri tarafından doldurulmuştur. Batum ve Yağmurlu'nun uyarladığı "Duygu Düzenleme Ölçeği" aile tarafından doldurulmuştur. Normal dağılıma uygunluk için Kolmogorov Smirnov ve Shapiro Wilk testi kullanılmıştır. Gruplara göre verilerin karşılaştırılmasında normal dağılıma uyan veriler için tek yönlü varyans analizi ve bağımsız örnekler t testi, normal dağılım göstermeyenler için Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Boyutlar arasındaki ilişkiler için Pearson ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular ışığında, okul öncesi dönem çocuklarının duygu düzenleme becerilerinde cinsiyete bağlı farklılık bulunmamıştır. Roller ve olumsuzluk değerleri arasında pozitif yönlü zayıf düzeyde istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Genel işlevde annenin sigara kullanma durumuna göre istatiksel fark anlamlıdır. Davranış kontrolünde babanın sigara kullanma durumuna göre istatiksel fark anlamlıdır. Okul öncesi dönem çocuklarının duygu düzenleme becerilerini etkileyen faktörleri ortaya çıkarmayı amaçlayarak ele aldığımız farklı değişkenlerle araştırmanın alan yazına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: duygu düzenleme, okul öncesi dönem, aile işlevleri
Okul öncesi öğretmenlerinin çocuk sevme durumlarına etki eden değişkenlerin incelenmesi
Bu çalışmada okul öncesi öğretmenlerinin çocuk sevme durumlarına etki eden değişkenler incelenmiştir. Araştırmanın verileri, 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Tekirdağ İli, Çorlu İlçesinde Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı özel ve resmi anaokullarında görev yapan, 132 okul öncesi öğretmeninden elde edilmiştir. Okul öncesi öğretmenlerinin çocuk sevme durumlarının belirlenmesinde, Barnett ve Sinisi (1990) tarafından, insanların çocuklara yönelik tutumlarını ölçme amacıyla geliştirdikleri ve Türkiye için güvenirlik ve geçerlik çalışması, Duyan ve Gelbal (2008) tarafından yapılan Barnett Çocuk Sevme Ölçeği (BÇSÖ) kullanılmıştır. Araştırmada, öğretmenlerin özelliklerine ilişkin bilgiler, araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu ile elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde, verilerin özelliklerine uygun olarak parametrik testler kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, okul öncesi öğretmenlerinin medeni durum değişkeni, çocuk sahibi olma değişkeni, çocuk sayısı değişkeni ve mesleği isteyerek seçme değişkenine göre çocuk sevme puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu, görev aldıkları kurumları, çalışma süreleri ve haftalık çalışma süreleri ile çocuk sevme puanları ve yaşları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı saptanmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, okul öncesi öğretmenlerinin çocuk sevme durumlarını medeni durum, çocuk sahibi olma ve mesleği isteyerek seçme durumlarının olumlu etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.
Otizm spektrum bozukluğu tanılı çocukların annelerinin sosyal destek algısı ile stres ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişki
Otizm spektrum bozukluğu (OSB), bulguları bireyin yaşamının daha ilk döneminde oluşan, onun sosyal ve iletişimsel alanlarda gözle görülür yetersizlikler sergilemesi, sınırlı ve yineleyen hareket ve ilgi alanlarıyla karakterize olan nörogelişimsel bir bozukluk olarak ön plana çıkmaktadır. Çocuklar arasında en net gözlenen gelişimsel bozukluklardan biri durumundaki OSB, aynı zamanda hem çocuğun hem de ailelerin yaşamlarında da önemli değişimlerin yaşanmasına ortam hazırlamaktadır. Söz konusu değişimden en çok etkilenen gruplardan biri de OSB tanılı çocuk sahibi annelerdir. Bu araştırmanın amacı, OSB tanılı çocuk sahibi annelerin sosyal destek algısı ile stres ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin ortaya konulmasıdır. Bu kapsamda bu araştırmanın örneklemini 2022 yılında danışmanlık hizmeti alan 150 OSB tanısı almış çocuk sahibi anne oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi için SPSS 21 Paket Programı kullanılmıştır. Verilerin dağılımı kapsamında parametrik ve parametrik olmayan istatistiksel analizler gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde t-testi, Pearson Correlation testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Post-Hoc test istatistiklerinden yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular; OSB tanılı çocuk sahibi annelerin sosyal destek algılarının stres ve tükenmişlik durumlarını yordadığı, başka bir deyişle sosyal destek algıları ile stres ve tükenmişlik durumları arasında anlamlı bir ilişkinin olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmada ayrıca annelerin yaş, medeni durum, eğitim durumu, sahip oldukları çocuk sayısı ve ortalama aylık gelirleri ile sosyal destek algısı, stres ve tükenmişlik durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir.
3-6 yaş anaokulu öğrencilerinin okula başlama kaygı düzeyinin, anne- çocuk bağlanma stiliyle ilişkisi
Bu araştırma, okul öncesi kuruma yeni başlayan 3-6 yaş aralığındaki çocukların 0-2 yaş bebeklik dönemlerinde bakım verene bağlanma stilinin okula başlama kaygısıyla ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Okul öncesi eğitime yeni başladıkları ve oryantasyon adını verdiğimiz alışma döneminde bakım verenden ayrılamama, okula adapte olamama durumunun 0-2 yaş sürecinde anneye bağlanma ile ilişkisinin olup olmamasını amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemini; 2021-2022 eğitim öğretim yılında İstanbul ilinde bulunan 3 farklı özel anaokuluna devam eden, öğrenime başlama dönemi olan Eylül ayından itibaren en az 1 ay okula gelmiş olup; anneden ayrılma güçlüğü yaşama, sınıfa girmek istememe, sınıfa girse bile sürekli ağlama sorunlarını yaşayan, 3-6 yaş aralığında bulunan çocuklar gözlemlenip anneleri ile çalışma yapılmıştır. Araştırma için gerekli olan veriler nicel araştırma yöntemlerinden biri olan ölçekler ile toplanmıştır. Araştırmanın örneklemi 2021-2022 öğretim yılında İstanbul ili Avcılar ilçesinde bulunan, Milli Eğitime bağlı özel okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden 3-6 yaş aralığın da 70 çocuğun anneleri ile 6 okul öncesi öğretmeni olmak üzere toplam 76 kişiden oluşmaktadır. Okul yönetiminin desteği alınarak, anne ve çocuğun demografik özelliklerini belirleyebilmek amacıyla ailelere 'Anne- Bebek Tanıtıcı Bilgi Formu' doldurulmuştur. Bu form çocukta yaş, cinsiyet, kardeş sayısı, anne yaşı, annenin eğitim düzeyi, annenin mesleği ve annenin doğurganlığa ait bilgileri kapsamaktadır. Veri toplama aracı olarak; ''Anne- bebek Tanıtıcı Bilgi Formu '', ''Çocuk ayrılma kaygısı ölçeği'' anne- baba ve öğretmen formu, ''Anne- bebek bağlanma ölçeği'' uygulanmıştır. Çalışmadan elde edilen verilerin analizi SPSS 18 paket programı aracılığı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, okul öncesi eğitime yeni başlayan çocukların ayrılma kaygıları ile annelerinin ayrılma kaygısının 0-2 yaşta oluşan bağlanma stili arasında ilişki bulunamamıştır. Ayrıca çocuk ayrılma kaygısı puanının kardeş sayısı, annenin eğitim durumu, çocukların cinsiyeti, annelerin çalışma durumları ve annenin çocuk sayısı değişkenlerine göre farklılık göstermediği belirlenmiştir. Çocukların kaygılarının ise yaşlarına göre farklılık gösterdiği bulunmuştur. 3 yaş çocuğunun kaygı puanı, 4-5 yaş çocuğun kaygı düzeyine oranla anlamlı çıkmıştır.
Üniversite öğrencilerinde riskli davranışları etkileyen faktörlerin incelenmesi: Kesitsel bir saha çalışması
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinde riskli davranışları etkileyen faktörlerin; depresyon, anksiyete, yalnızlık gibi çeşitli değişkenlere (cinsiyet, yaş, sigara ve alkol kullanımı, kardeş sayısı, yetiştikleri bölge, kiminle yaşandığı, nerde yaşandığı) gibi durumlara göre incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evren ve örneklemini İstanbul'da üniversite öğretimi gören yaşları 18-25 yaş aralığında olan 104'ü erkek, 247'si kadın olmak üzere toplam 351 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada elde edilen veriler Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, UCLA Yalnızlık Ölçeği, Riskli Davranışlar Ölçeği Üniversite Formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırma sonucunda depresyon düzeyinin riskli davranışlara eğilim ile olan ilişkisi anlamlı bulunmuştur. Buna göre depresyon, riskli davranışlara eğilimin artmasında yordayıcı bir etkiye sahiptir. Bunun yanı sıra yalnızlık ile riskli davranışlar arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Fakat bu ilişki ters yönlü bir ilişkidir. Yani yalnızlık düzeyinin artması ile riskli davranışlara eğilimde artış değil azalma olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda anksiyete ile riskli davranışlara eğilim ile olan ilişkisi anlamlı bulunmuştur. Anksiyete düzeyi arttıkça riskli davranışlar düzeyinin de aynı şekilde arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, UCLA Yalnızlık Ölçeği ve Riskli Davranışlar Ölçeğinin demografik formda bulunan değişkenler üzerine etkileri sonucunda; Anksiyete düzeyinde cinsiyet değişkeninin farklılık gösterdiği fakat yaş, alkol ve sigara kullanımı, kardeş sayısı, nerede yaşandıkları, kiminle yaşadıkları, hangi bölgede yetiştikleri değişkenleri ile anksiyete üzerinde bir farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Depresyon düzeyinde ise katılımcıların yaşadıkları yerin depresyon üzerinde bir farklılık gösterdiği fakat cinsiyet, alkol sigara kullanımı, kiminle yaşadıkları, nerede yaşadıkları, hangi bölgede yetiştikleri ve kardeş sayısının depresyon üzerinde bir farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Riskli davranışlara eğilimde, cinsiyet ve yetişilen bölge değişkenlerinin farklılık gösterdiği fakat nerede yaşandığı, kardeş sayısı, alkol-sigara kullanımı, yaş ve kiminle yaşandığı değişkenlerinde bir farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak yalnızlık düzeyinde ise demografik formda bulunan hiçbir değişkenin yalnızlık düzeyi üzerine bir farklılığına ulaşılmamıştır.
Özel gereksinimli çocuğu olan babaların depresyon düzeyleri ve baba katılım düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, özel gereksinimli çocuğu olan babaların depresyon düzeyleri ve baba katılım düzeyleri arasındaki İlişkinin ortaya konmasıdır. Bu kapsamda bu araştırmanın örneklemini 2023 yılında İstanbul ilinde Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı resmi ya da özel özel eğitim rehabilitasyon merkezlerinde eğitim gören özel gereksinimli çocuk sahibi 96 baba oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, Demografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği ve Baba Katılım Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi için SPSS 29.0 Paket Programı kullanılmıştır. Verilerin dağılımı kapsamında parametrik ve parametrik olmayan istatistiksel analizler gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde t-testi, Kruskal-Wallis Testi, Pearson Correlation testi ve Post-Hoc test istatistiklerinden yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular; özel gereksimli çocuk sahibi babaların depresyon düzeyleri ile baba katılımları arasında negatif bir ilişkinin olduğunu ortaya koymuştur. Baba katılımları arttıkça depresyon düzeyleri azalmaktadır. Çalışmada ayrıca babaların yaş, eğitim durumu, sahip oldukları çocuk sayısı ve ortalama aylık gelirleri ile depresyon ve baba katılım durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın sonucunda sahip olunan çocuk sayısı ile baba katılım düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Ancak, dört ve üzeri çocuğa sahip olan babaların depresyon düzeylerinin daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Baba katılım düzeyi ile aylık gelir arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ancak, yüksek gelirli ailelerde babaların geleneksel cinsiyet ideolojilerine daha az eğilimli olduğu ve bu durumun baba katılımını olumlu etkilediği tespit edilmiştir. Çocuğun yaşına bağlı olarak baba katılımının değişiklik gösterdiği belirlenmiştir. Özellikle, 3 yaşındaki çocuğu olan babaların katılım düzeyinin daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Baba depresyon düzeyi ile baba katılımı arasında negatif ve orta düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Depresyonun artmasıyla birlikte baba katılımı, keyfi meşguliyet, ilgi ve yakınlık, temel bakım gibi alt boyutlarda azalmıştır. Bu bulgular, özel gereksinimli çocuğa sahip babaların depresyon düzeylerinin baba katılımını etkileyebileceğini ve ailelere yönelik müdahalelerde bu faktörlerin dikkate alınmasının önemli olduğunu vurgulamaktadır. Araştırma, özel gereksinimli çocuklara sahip ailelere destek sağlamak amacıyla baba katılımını artırmaya yönelik stratejiler geliştirmek için temel oluşturabilir. Anahtar Sözcükler: Baba Katılımı, Depresyon, Özel Gereksinimli Çocuklar
Sosyal medya kullanımının ergenlerin beden imajı algısı üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada ergenlerin beden imajı algısı üzerinde sosyal medya kullanımı ve diğer faktörlerin etkisinin incelenerek ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Araştırma örneklemini, İstanbul'da bir Anadolu Lisesi'ndeki ergenlik döneminde olan 9. ve 10. sınıfa giden ortalama yaşları 14,8±0,7 olan 400 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Bu katılımcıların %56,8'i kız, %43,3‟ü erkektir. Araştırmada veri toplamak amacıyla ergenler tarafından doldurulan Kişisel Bilgi Formu, Beden Algısı Ölçeği, Sosyal Medyada Görünüş Algısı Ölçeği ve Sosyal Medya Kullanımı Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre; araştırmaya katılan ergenlerden kızların beden algılarının erkeklere oranla daha düşük olduğu, sosyal medyada görünüşlerine ise erkeklerden daha fazla önem verdikleri görülmüştür. Katılımcılar arasında sosyal medyada paylaşım yaparken filtre kullanan kişilerin beden algılarının daha olumsuz olduğu, sosyal medyadaki görünüşleriyle ilgili algılarının daha negatif olduğu ve sosyal medyayı daha fazla kullandıkları gözlenmektedir. Dış görünüş yorumlarından rahatsız olan katılımcıların beden algılarının daha düşük ve sosyal medyada görünüş algılarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların sosyal medyada görünüş algısı ile beden algısı arasında negatif bir ilişki saptanmıştır. Bu bulguya göre, sosyal medyada fiziksel görünüşüne önem veren, çekici ve güzel görünmeye özen gösteren ergenlerin daha olumsuz beden algısına sahip olduğu sonucuna varılmaktadır.
Özel eğitim merkezlerinde çalışan eğitimcilerin duygusal zeka düzeyleri ile empati düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Günümüzde tanı almış çocukların artış göstermesiyle birlikte özel eğitim merkezleri ve özel eğitim merkezlerinde çalışan eğitimcilerin sayısının da artması göz önüne alınarak bu çalışma oluşturulmuştur. Özel eğitim merkezlerinde çalışan eğitimcilerin duygusal zeka düzeylerinin, empati düzeyleri ile arasındaki ilişkinin oluşturulan değişkenlerle birlikte incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul genelindeki Özel eğitim merkezleri oluşturmakta olup, araştırmanın örneklemini ise bu merkezlerde çalışan, basit rastgele örnekleme yöntemiyle seçilen 424 eğitimci oluşturmaktadır. Araştırma nicel bir araştırma olup, tarama modeliyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak Schutte Duygusal Zeka Ölçeği ve Empati Düzeyi Belirleme Ölçeği (EDBÖ) ile araştırmacı tarafından düzenlenen kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 27 Programı kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçekler ile demografik karşılaştırmalarda Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) analizi kullanılmıştır. Ayrıca nicel değişkenler arasında ilişki olup olmadığı Pearson Korelasyon Analizi, ölçek puanlarının birbiri ile örtüşüp örtüşmediğinin tespiti ise Regresyon Analizi ile incelenmiştir. Bu çalışmada SPSS 27 aracılığıyla tüm istatistiksel analizler gerçekleştirilmiştir, Ölçeklerin normal dağılım gösterip göstermediği değerlendirilmiştir. Değerlendirme aşamasında, ölçeklerin basıklık ve çarpıklık katsayıları kontrol edildiğinde -2+2 referans aralığını sağladığı görülmüştür (Hahs-Vaughn, D. L., & Lomax, R. G., 2020). Tüm bu sonuçlara göre yapılan bu araştırmada parametrik testler yapılması uygun görülmüştür. Araştırmayla ulaşılan sonuçlara göre; Schutte Duygusal Zeka Ölçeği ile Empati Düzeyi Belirleme Ölçeği (r=.49, p<0.01) değişkenleri arasında orta düzey pozitif korelasyonlar saptanmıştır. Regresyon tablosuna ait sonuçlar, duyguların değerlendirilmesinin empati düzeyini pozitif yönde yordadığını (β=.33 p<.001), göstermektedir. Bununla birlikte ölçeklerden alınan ortalama puanlar değerlendirildiğinde kadınların puanları erkeklere göre; yüksek lisans mezunu olanların puanları, lisans mezunu olanlara göre; 42-54 yaş aralığında olanların aldığı puanlar 34-41 ve 22-34 yaş aralığında olanlara göre; 16-20 yıl mesleki kıdemi olanların aldığı puanlar 6-10 yıl mesleki kıdemi olanlara göre anlamlı seviyede daha yüksektir. Anahtar Kelimeler: Duygusal zeka, Empati, Özel eğitim merkezlerinde çalışan eğitimciler
Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde çalışan çocuk gelişimi mezunlarının özel öğrenme güçlüğü alanındaki yeterlik algılarının incelenmesi
Özel öğrenme güçlüğü, genel bir tanımla normal veya normal üstü zeka seviyesine sahip olan bireylerin, bu duruma rağmen akademik alanda problemler yaşamasıdır. Özel öğrenme güçlüğü, genel olarak okuma, yazma ve matematik olmak üzere üç akademik alanda kendisini göstermektedir. Çocuklarda özel öğrenme güçlüğü türlerinden salt bir tanesi görülebilirken, birden fazla özel öğrenme güçlüğü türü de görülebilmektedir. Özel öğrenme güçlüğünün sebepleri hem aileler hem öğretmenler tarafından merak edilen konulardan biridir. Özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların gelişim dönemlerinde en çok zaman geçirdikleri yerlerden biri de okullardır. Bu dönem, öğrencilerin akademik ve yaşam başarısı bakımından da oldukça önemlidir. Bu hususta özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların hem akademik hem yaşam başarılarında öğretmenler önemli rol oynamaktadır. Bu araştırmanın amacı, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde öğretmen olarak çalışan çocuk gelişimi mezunlarının özel öğrenme güçlüğü alanındaki yeterlik algılarının ortaya konmasıdır. Bu kapsamda bu araştırmanın örneklemini 2023-2024 eğitim-öğretim döneminde özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışan 200 çocuk gelişimi mezunu öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu ve Özel Öğrenme Güçlüğü Alanı Öğretmen Yeterlik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi için SPSS 22 Paket Programı kullanılmıştır. Verilerin dağılımı kapsamında parametrik ve parametrik olmayan istatistiksel analizler gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Post-Hoc test istatistiklerinden yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde öğretmen olarak çalışan çocuk gelişimi mezunlarının özel öğrenme güçlüğü alanındaki yeterlik algılarının yüksek olduğu ve öğretmenlerin cinsiyet, yaş, çocuk sayıları ve mesleki hizmet süreleri ile özel öğrenme güçlüğü alanındaki yeterlik algıları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir.
Lise öğrencilerinin empati becerileri ile anne baba tutumları arasındaki ilişkinin sosyodemografik özellikler açısından incelenmesi: Bingöl ili örneklemi
Bu araştırmanın temel amacı; Bingöl İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı ortaöğretim kurumlarına devam eden öğrencilerin empati becerileri ile anne baba tutumlarının sosyodemografik özellikler açısından incelenmesidir. Çalışmanın evrenini 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Bingöl İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı ortaöğretim kurumlarına devam eden lise öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise Bingöl İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı liseye devam eden 458 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada ortaöğretim 9,10,11 ve 12. Sınıfa devam eden öğrencilerin yaş, cinsiyet, sınıf, kardeş sayısı, anne babanın eğitim durumu, anne babanın birlikte olma durumu, ailenin gelir düzeyi ve öğrencilerin okul başarı durumları gibi çeşitli demografik değişkenlere öğrencilerin empati becerileri ile anne baba tutumlarının nasıl etki ettiği sorularına cevap aranmıştır. 9,10,11 ve 12. sınıf öğrencileri ile yüz yüze çalışılmıştır. Toplanan tüm verilerin analizi istatistik programlarından SPSS (Statistical Package For Social Sciences) v26.0 ile yapılmıştır. Kullanılan ölçeklerin güvenirliği; Cronbach‟s Alpha katsayısı ile değerlendirilmiştir. Toronto Empati Ölçeği ve Anne-Baba tutum ölçeklerinin demografik verilere göre farklılık gösterip göstermediği anlamlılık testleri ile analiz edilmiştir. Hangi analizin kullanılacağına karar vermeden önce, verilerin normal dağılıma uyup uymadığı Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk sınamaları ile değerlendirilmiştir. Toronto Empati Ölçeğinin ve Anne-Baba Tutum Ölçeğinin normal dağılıma uyduğu belirlenmiş ve ikili karşılaştırmada Bağımsız Örneklem T testi, One Way ANOVA ve Pearson Momentler Çarpımı korelasyon analiz yöntemleri kullanılmıştır. ANOVA testi sonucunda ortaya çıkan farklılıkların kaynağını tespit etmek amacıyla post hoc testlerinden (Bonferroni, LSD, Games Howel) yararlanılmıştır. Araştırmanın istatistiksel analizleri neticesinde, araştırmaya katılan öğrencilerin 341'i (%74.5) kadın, 117'si (%25.5) erkek olduğu, 102'sinin (22.3) 14 yaşında, 94'ünün (20.5) 15 yaşında, 127'sinin (27.7) 16 yaşında, 98'inin (21.4) 17 yaşında ve 37'sinin (8.1) 18 yaşında olduğu görülmektedir. Empati düzeyinin ( ort : 51,97 ± 7,93) olduğu; Demokratik ABTÖ'nün (ort (x̄) 44,19±6,21) olduğu; Otoriter ABTÖ'nün aritmetik (ort(x̄) 26,42±5.26) olduğu; Koruyucu-İstekçi ABTÖ'nün (ort(x̄) 46,70±7,64) olduğu; Toplam ABTÖ'nün (ort(x̄)117,32±14,52)olduğu görülmüştür. Öğrencilerin Toronto empati ölçeğinin toplamına ilişkin algılarında cinsiyet, yaş, sınıf, okul başarı puanı ve kardeş sayısı değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar görülmüştür. Toronto empati ölçeğinden kadın katılımcıların puanlarının erkek katılımcılardan daha yüksek olduğu bulunmuştur(t= 4.994;p=.000 <0.05). Öğrencilerin ABTÖ Demokratik alt boyut puanlarına ilişkin algılarında cinsiyet, sınıf, kardeş sayısı, anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, ebeveynlerin birlikte yaşama durumu ve aile gelir düzeyi değişkenlerinde anlamlı farklılık görülmezken, yaş ve okul başarı puanı değişkenlerinde anlamlı farklılıklar görülmüştür. Buna göre 15 yaş öğrencilerinin algılarının 16 yaş öğrencilerinden yüksek olduğu bulunmuştur (F=3.25; p=.012<.05). Araştırmanın regresyon sonucuna göre, lise öğrencilerinde anne baba tutumlarının empati becerilerine etkisi üzerine kurulan model anlamlı bulunmuştur R2= 0.07 ; p=< 0.004. Bu kapsamda çalışmanın sabit değişkeni demokratik tutum empati becerilerini anlamlı şekilde yordamakta iken, bağımsız değişkenleri otoriter, koruyucu tutum, yaş ve kardeş sayısı değişkenleri anlamlı olarak yordamadığı belirlenmiştir.
Sosyo-ekonomik durumun okul öncesi dönem çocuklarının çevre farkındalığına etkisi
Durmaksızın gelişen teknolojinin etkisi insanların yaşam tarzlarında değişikliklere neden olmaktadır. Değişikliklerin başlıca etkilerinden biri olarak yaşam alanlarının doğal ortamlardan betonlaşmış kalabalık şehirlere doğru şekillenmesi sonucunda insanların doğal çevre ile etkileşimi kısıtlanmış, hatta insanlar doğadan çekinir hale gelmiştir. Özellikle şehirleşme oranının ve sosyoekonomik düzeyin yüksek olduğu bölgelerde çeşitli nedenlerle çocukların doğrudan doğa deneyimlerinde bulunmasına olumsuz bir tavır sergilenmeye başlanmıştır. Bu tavır çocukların çevreye karşı olumlu tutum geliştirmesi için bir engel oluşturmaktadır. İçlerinde yaşadıkları çevre ne olursa olsun 21. yüzyıl ailelerinin sosyoekonomik düzeyleri çocukların teknolojiyle tanışma yaşına etki edebilmektedir. Bu araştırmada farklı sosyoekonomik düzeylerdeki çocukların çevre ile ilgili çeşitli durumlara karşı algılarının araştırılması amaçlanmıştır; hangi sosyoekonomik düzeydeki çocukların doğa deneyimlerinin daha fazla olduğu, bu deneyimlerin doğa farkındalıklarına bir etkisinin olup olmadığı ve yüksek farkındalık gösteren çocukların doğal ortamda aktif oyun deneyimi ve dijital ortamda oyun seçeneklerinden hangisini seçtikleri tespit edilmek istenmektedir. Bu amaç doğrultusunda, çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması yöntemi kullanılmıştır. Çalışma grubunu Trabzon İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı 4 okul öncesi eğitim kurumundaki 20 çocuk; Rize İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı 3 okul öncesi eğitim kurumundaki 15 çocuk olmak üzere toplam 35 çocuk ve velileri oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından oluşturulan görsellerin kullanıldığı yarı yapılandırılmış görüşmeler ve demografik bilgi toplamak amacıyla oluşturulan aile bilgi formu ile toplanmıştır. Araştırma sonucunda çocuğun yaşı, kardeş sayısı, okul öncesi eğitim kurumundaki senesi, anne baba eğitim düzeyi, aile gelir düzeyi ve anne mesleğinin çevre farkındalığını etkilediği görülmüştür. Yüksek farkındalık gösteren çocukların doğal ortamda oyun oynamayı tercih ettikleri sonucuna ulaşılmıştır.
Ortaokul öğrencilerinde prososyallik düzeyi ile çevreye yönelik bilgi, tutum ve davranışların ilişkisi
Bu araştırma, ortaokul öğrencilerinde prososyallik düzeyi ile çevreye yönelik bilgi, tutum ve davranışların ilişkisini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Bu hedef izinde, araştırma modeli kapsamında betimsel tarama modeli kullanılmaya uygun görülmüştür. Araştırma evrenini 2022-2023 eğitim ve öğretim senesinde MEB'e bağlı olan ortaokullar ve bu ortaokulların 5. Ve 6. Sınıf düzeyinde öğrenimlerine devam eden öğrenci grupları oluşturuyorken; örneklem grubunu ise evren içerisinde rastgele belirlenen ve araştırma sürecine gönüllü olarak dahil olan 384 öğrenci meydana getirmektedir. Araştırma verilerinin elde edilmesinde, Çevre Bilgi, Çevre Davranış, Prososyallik Ölçeği ve Sosyodemografik Veri Formu kullanılmıştır. Ulaşılan verilerin analiz edilme çalışması SPSS-27 istatistik programından faydalanılarak yapılmış olup; Parametrik testlerden olan Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır; Ölçüm araç gereçlerine ait olan puanların birbirleri arasındaki bağlantıyı sınamak amacıyla, Bağımsız Örneklemler t-testi ve ANOVA testi; ölçüm araç gereçlerine ait olan puanları üç ve daha fazla gruba yönelik karşılaştırma yapmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. ANOVA varsayımlarının karşılanmadığı durumlarda Kruskal Wallis-H testi uygulanıştır. Basit Doğrusal Regresyon analizi ile yordayıcılık analizi yapılmıştır. Tüm analizler %95 güven aralığında ve p değeri .05 referans alınarak uygulanmıştır. Yapılan araştırma neticesinde, ortaokul öğrencilerinin hem prososyallik düzeylerinin hem de çevreye yönelik bilgi, tutum ve davranışlarının; anne çalışma durumuna, baba çalışma durumuna, anne eğitim durumuna, baba eğitim durumuna, aile aylık gelir durumuna, yaşadığı yere, kardeş sayısına, kardeş sırasına, birlikte yaşadığı kişilere göre anlamlı farklılık göstermediği saptanmıştır. Buna karşılık ortaokul öğrencilerinin hem prososyallik düzeylerinin hem de çevreye yönelik bilgi, tutum ve davranışlarının; hayırseverlik alt ölçeğinden elde edilen puanların anne eğitim durumuna göre karşılaştırıldığında, 3 kardeş ve üzeri olanların aldığı puanları kardeşi olmayanlarla karşılaştırdığımızda anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır. Ayrıca, ortaokul öğrencilerinin prososyallik düzeyleri ile çevreye yönelik bilgi, tutum ve davranışları arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır.
Anne babaların çocuk eğitimi bilgileri ile ebeveyn suçluluğu arasındaki ilişkide aracı faktör olarak ebeveyn öz yeterliği
Toplumumuzda, her şey gibi aile yapılarımız da değişmektedir. Değişen aile yapısı geleneksel geniş aile kavramından uzaklaşmakta ve çekirdek aile yapısı yaygınlaşmaktadır. Bu durum günümüz ebeveynlerini geniş aile yapısında kuşaktan kuşağa aktarılan tecrübe, bilgi ve psikolojik desteklerden mahrum bırakmaktadır. Ebeveynler bu bilgi ve tecrübeleri yaşayarak edinmekte fakat bazen kendilerini yetersiz hissetmektedirler. Özellikle çocuk eğitimi gibi hassas bir konuda sıklıkla sorun yaşanabilmektedir. Çocuk eğitimi konusunda yetersiz olduğunu düşünen ebeveynler suçluluk hissedebilmektedir. Bu çalışmada anne babaların çocuk eğitimi bilgileri ile ebeveyn suçluluğu arasındaki ilişkinin incelenmesi ve bu ilişkide ebeveyn öz yeterliğinin aracılık etkisinin belirlenmesi hedeflenmektedir. Araştırmanın örneklemi Türkiye'de yaşayan ve 2-6 yaş aralığında çocuğa sahip 103 ebeveynden oluşmaktadır. Çalışmada veri toplama amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen Demografik Özellikler Bilgi Formu, Çocuk Eğitimi Yeterliliği Ölçeği (ÇEYÖ), Ebeveyn Suçluluğu Ölçeği (ESÖ) ve Yenilenmiş Berkeley Ebeveyn Öz Yeterliği Ölçeği (YBEÖYÖ) kullanılmıştır. Araştırma verileri online ortamda Türkiye çapında toplanmıştır. Araştırma sonucunda 103 katılımcıdan elde edilen verilerin analizi, International Business Machines Statistical Package for the Social Sciences (IBM SPSS) Statistics 22 (SPSS Inc., Chicago, IL) ve Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) ile Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) için Analysis of Moment Structures (AMOS) v21 programında uygun istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular çocuk eğitimi bilgisi ile ebeveyn öz yeterliği arasında anlamlı ilişki olduğunu fakat ebeveyn öz yeterliği ve çocuk eğitimi bilgisinin ebeveyn suçluluğu arasında anlamlı ilişki bulunmadığını göstermiştir. Sonuç olarak ebeveyn öz yeterliği kavramının, ebeveynlerin çocuk eğitimi bilgisi ve ebeveyn suçluğu ilişkisinde aracılık etkisi bulunmamıştır.
İstanbul'da ergenlik dönemindeki türk ve yabancı öğrencilerin internet kullanım alışkanlıkları ve ailelerinin tutumları
Çalışmanın iki temel amacı bulunmaktadır. Birincisi, İstanbul'daki Türk ve yabancı gençlerin internet kullanım alışkanlıkları ve aile tutumlarına ilişkin bakış açılarını anlamak ve demografik özelliklere bağlı olarak potansiyel farklılıkları belirlemektir. İkincisi, Türk ve yabancı öğrencilerin görüşlerini karşılaştırmayı hedeflemektedir. Betimsel bir metodoloji kullanılarak, araştırma yapılandırılmış bir anket çalışmasıyla gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, İstanbul'un Bağcılar ilçesindeki Özel Kazanım Okulları'nda 2023-2024 akademik yılında 9. ile 12. sınıflarda yer alan öğrenciler oluşturdu ve toplamda 211 öğrenci bulunmaktaydı. Araştırma gruplarını oluşturmak için basit rasgele örnekleme yöntemi kullanıldı. Türk ve yabancı katılımcılar arasında denge sağlanarak toplamda 120 katılımcı elde edildi. Veri toplama işlemi, yanıt oranı %56.9 idi. Çalışma, Türk ve yabancı öğrencilerin internet kullanım alışkanlıklarını ve tutumlarını milliyet, cinsiyet, sınıf, yaş, ortalama başarı oranı ve aile geliri gibi demografik özelliklere dayalı olarak yedi temel eksende inceledi. Bu eksenler arasında internet kullanımı desenleri ve süresi, internet kullanımını tetikleyen durumlar, internet kullanım amaçları, internet kullanımının olumlu ve olumsuz etkileri, internet kullanım nedenleri ve ailenin ergenlerin internet kullanımına yönelik tutumları bulunmaktadır. Elde edilen veriler daha sonra SPSS 25.0 istatistiksel yazılımı kullanılarak işlendi, doğrulandı ve analiz edildi. Sonuçlar, cinsiyetin Türk gençleri arasındaki internet kullanımında önemli bir faktör olmadığını, ancak sınıf, yaş, aile geliri ve akademik başarı gibi faktörlerin etkili olduğunu gösterdi. Türk gençlerin internete genellikle akıllı telefonları üzerinden, çoğunlukla evde eriştiği ve bunu sosyal medya ve problem çözme için kullandığı belirlendi. Diğer yandan, yabancı gençlerin de genellikle evde, akıllı telefonlar aracılığıyla internete eriştiği ve önceliğini sosyal medyaya verdiği tespit edildi. Aileler genel olarak internet kullanımını destekliyor ancak bazı sitelere engel olmuyor. Bu nedenle sonuçların da gösterdiği gibi, Türk örneklemindeki ailelerin ergen çocuklarına yönelik tutumları demokratik ve yönlendiriciyken, yabancı öğrenci örneklemindeki ailelerin tutumları demokratikti. Ayrıca, çalışma Türk ve yabancı öğrenciler arasında internet kullanım alışkanlıkları ve aile tutumları açısından genel benzerlikler olduğunu ortaya koymuştur. Ancak, Türk öğrencilerin internetin olumlu etkilerine ilişkin algılarının yabancı öğrencilere göre daha düşük olduğu ve günlük internet kullanım süresi açısından istatistiksel olarak önemli farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, çalışmanın bulguları gençlerin internet kullanımı ve aile tutumlarına dair önemli içgörüler sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Ergenler, Türk ve yabancı öğrenciler, internet kullanım alışkanlıkları, ailelerinin tutumları, karşılaştırma.
Ergenlerin prososyal davranışları, kişilerarası problem çözme becerileri ve iletişim becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmada ergenlerin prososyal davranışları, kişilerarası problem çözme becerileri ve iletişim becerileri arasındaki ilişkiyi belirlemek amaçlanmıştır. Çalışmada iki ya da daha fazla olan değişkenler arasındaki ilişkinin varlığı ve derecesini değişkenlere müdahale etmeden incelemek için nicel araştırma türlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya İstanbul ilinde 2023-2024 eğitim-öğretim yılında liselerin her sınıf düzeyinde eğitim görmekte olan 385 öğrenci katılım sağlamıştır. Katılımcıları sınıf ayrımında belirlemek için "Tabakalı basit rastgele örnekleme yöntemi" kullanılmıştır. Araştırmada öğrencilerin demografik özelliklerine "Kişisel Bilgi Formu ile ulaşılmıştır. Prososyal davranış eğilimlerini belirlemek amacıyla "Ergen Prososyallik Ölçeği", kişilerarası problem çözme becerilerini ölçmek için "Kişilerarası Problem Çözme Envanteri" ve iletişim becerilerini tespit etmek amacıyla ise "İletişim Becerileri Değerlendirme Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler SPSS 27 yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Ölçekler arasındaki ilişki düzeyi ve yönü, Pearson Korelasyon yöntemiyle incelenmiştir. Ölçeklerin demografik değişkenlere göre farklılıklarını anlamak için Bağımsız Gruplar t-testi ve ANOVA testleri kullanılmıştır. Yordayıcılık analizi için ise Basit Doğrusal Regresyon tercih edilmiştir. Tüm bu istatistiksel analizler, %95 güven aralığında ve p değeri 0.05 anlam düzeyi esas alınarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin analizlerine göre ergenlerin prososyallik düzeyi arttıkça, iletişim becerileri ve yapıcı problem çözme, ısrarcı-sebatkar yaklaşımın arttığı, bunun aksine kendine güvensizlik ve sorumluluk almamanın azaldığı gözlemlenmiştir. Ayrıca ergen prososyallik ve iletişim becerileri düzeyleri cinsiyete göre karşılaştırıldığında kadınların erkeklere göre daha yüksek ortalamaya sahip olduğu tespit edilmiştir. Kişilerarası problem çözme becerileri cinsiyete göre incelendiğinde, kendine güvensizlik alt ölçeğinde erkeklerin kadınlara göre daha yüksek ortalamaya sahip olduğu, yaşa göre bakıldığında ise 13 yaşında olanların diğerlerine göre daha yüksek puan aldıkları gözlenmiştir. Ergenlerin prososyal davranışları, kişilerarası problem çözme ve iletişim becerileri arasındaki ilişkilerin anlaşılması, ergenlerin sosyal uyumlarına ve refahlarına yönelik müdahalelerin tasarlanması ve uygulanmasında önemli olacaktır. Ayrıca belirlenen ilişki yönü ve düzeylerinin alanyazına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Ergenlerde dijital oyun bağımlılığı ile akran ilişkileri, analitik düşünme becerileri ve fiziksel aktivite yeterlilikleri arasındaki ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, lisede öğrenim görmekte olan ergen bireylerin dijital oyun bağımlılığı ile akran ilişkileri, analitik düşünme becerileri ve fiziksel aktivite yeterliliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında İstanbul ili Beyoğlu ilçesinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı üç lisede öğrenim görmekte olan 385 öğrenciden oluşmaktadır. Veriler "Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği", "Akran İlişkileri Ölçeği", "Lise Öğrencileri için Analitik Düşünme Becerileri Ölçeği", Fiziksel Aktivite Yeterliği Ölçeği" ve "Sosyodemografik Bilgi Formu" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Toplanan veriler bağımsız örneklemler için t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), pearson korelasyon analizi ve bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerindeki etkisini incelemek için basit doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler değerlendirildiğinde; Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği, cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi, anne-baba eğitim durumu değişkenleri açısından kıyaslandığında, ölçeklerden alınan puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlılık tespit edilmiştir. Akran İlişkileri Ölçeği verileri ile; cinsiyet ve anne-baba eğitim durumu değişkenleri üzerinden kıyaslandığında ölçeklerden alınan puanlar arasında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiş olup sınıf, yaş ve Beden Kitle İndeksi değişkenine göre anlamlılık bulunamamıştır. Lise Öğrencilerinin Analitik Düşünme Ölçeği verilerine bakıldığında; sınıf, yaş ve Beden Kitle İndeksi değişkenleri üzerinden kıyaslandığında ölçeklerden alınan puanlar arasında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir. Fiziksel Aktivite Yeterliği Ölçeği verileri değerlendirildiğinde; cinsiyet ve Beden Kitle İndeksi değişkenleri üzerinden kıyaslandığında ölçeklerden alınan puanlar arasında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir. Araştırma sonucuna göre; ergenlerde dijital oyun bağımlılığı arttıkça akran ilişkilerinin ve analitik düşünmenin azaldığı; ev içi fiziksel aktivitenin azaldığı durumda ise dijital oyun bağımlılığının arttığı gözlemlenmiştir.
Ergenlerin teknoloji bağımlılık düzeyleri ile duygusal zeka özellikleri, uyku kalitesi ve stresle başa çıkma stratejileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
İnsan yaşamının en önemli dönemlerinden biri olan ergenlikte fiziksel, psikolojik ve sosyal birçok değişim yaşanmaktadır. Ergenlik dönemi, teknoloji bağımlılığı için önemli bir risk grubu olarak görülmektedir. İnternetin aşırı kullanımı, bir takım fiziksel sağlık sorunlarına, stres, kaygı, yalnızlık gibi psikolojik sorunlara, ayrıca ekonomik, akademik, kişilerarası ilişki ve uyku sorunlarına yol açabilmektedir. Bu nedenle araştırmada ergenlerin, teknoloji bağımlılık düzeyleri ile duygusal zekâ özellikleri, uyku kalitesi ve stresle başa çıkma stratejilerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Araştırma, ilişkisel tarama modeline göre tasarlanmış betimsel bir çalışmadır. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak "Sosyodemografik Form", '' Türk Çocuk ve Ergenler için Kültüre Duyarlı Stresle Başa Çıkma Ölçeği (ÇESBÖ)'', ''Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği – Adölesan Kısa Formu (TEIQue-ASF)'', ''Ergenler için İnternet Bağımlılığı Ölçeği'' ve "Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ)" kullanılmıştır. Verilerin analizinde, Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) 27 yazılımı kullanılmış olup; Pearson Korelasyon yöntemi, Bağımsız Gruplar t-testi ve ANOVA istatistiksel testleri uygulanmıştır. Tüm bu istatistiksel analizler, %95 güven aralığında gerçekleştirilmiş ve anlamlılık düzeyi olarak p değeri 0.05 kabul edilmiştir. Araştırmaya katılım gösteren 656 lise öğrencinin %56.7'si kız, %43.3'ü erkektir; yaşları min:13; max: 18'dir. Ergenler İçin İnternet Bağımlılığı Ölçeği ile Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği (r=-.44, p<0.01), Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi ile Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği (r=-.36, p<0.01) değişkenleri arasında orta düzey negatif korelasyon saptanmıştır. Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi ile Ergenler İçin İnternet Bağımlılığı Ölçeği (r=.31, p<0.01) değişkenleri arasında orta düzey pozitif korelasyon saptanmıştır. Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği ile Problem Çözme, (r=.34, p<0.01), düşük ve orta düzey pozitif korelasyon; Ergenler İçin İnternet Bağımlılığı Ölçeği ile Problem Çözme (r=-.18, p<0.01), Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi ile Problem Çözme (r=-.12, p<0.01) değişkenleri arasında düşük düzey negatif korelasyon saptanmıştır. Araştırma sonucunda, ergenlerin, teknoloji bağımlılık düzeyleri ile duygusal zekâ özellikleri, uyku kalitesi ve stresle başa çıkma yöntemleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır.
İstanbul İli Silivri ilçesinde görev yapan meslek öğretmenlerinin kaynaştırma eğitimindeki yeterlilik ile kaynaştırma eğitimine ilişkin tutum ve davranışlarının incelenmesi
Bu araştırma ile İstanbul ili Silivri ilçesinde bulunan Şerife Baldöktü Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve Yusuf Sarı Bekir Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde görev yapan 33 meslek öğretmeninin kaynaştırma eğitimine ilişkin tutum ve davranışlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, 30 sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme sorularının kullanıldığı nitel bir olgubilim çalışmasıdır. Araştırmadaki verilerin analizinde NVIVO 11 yazılımından yararlanılmıştır. Bunun sonucunda; 153 tema ve 226 alt tema ortaya çıkmış ve bunlarla ilgili 1203 kodlama yapılmıştır. Meslek öğretmenlerinin kaynaştırma eğitimine ilişkin tutum ve davranışlarını içeren temalardan bazıları; 'Zorluklar, Eksikler', 'Olumlu Yönler', 'Özel Eğitim Uygulamaları Kursu', 'Seminer', 'Öğretmene yönelik eğitimler', 'Duygusal', 'Motivasyon', 'Zorlanma', ' Özel Durumu Kaynaklı Sorunlar', 'Eğitim Sorunları', 'Diğer Öğrencilerden Kaynaklanan Sorunlar', 'Ailesinin Desteği ve İlgisini Görememe', 'Eğitim Desteği', 'Diğer Destekler', 'Eğitim uygulamaları', Yetersiz Bilgi ve Tecrübeyle Mezun Olma', 'Toplumun Bakış Açısı', ' İstenmeme', 'Engellilik Türünün İşe ve İş Türüne Uygun Olamaması', 'Yeterli Görülmemeleri', 'Yeteneğine ve İlgisine Göre Dağıtılmamaları', 'İş Verenlerin Kâr Etme Düşüncesi', 'Eğitim Şeklinde Değişiklik', 'Psikolojik Destek', 'Fiziksel Şartların Düzeltilmesi', 'Yasal Düzenleme Yapılması Gerekliliği', 'Okulda asansör olması', 'Rahat hissedecekleri sosyal alanların olması', 'Geniş atölye ihtiyacı', 'Bedensel engelliler için sınıf düzenlemeleri' olarak belirlenmiştir. Ortaya çıkan verilere göre katılımcıların önerileri doğrultusunda, öğretmenlerin kaynaştırma uygulamaları ile ilgili eğitim alması, okulun ve sınıfların fiziksel yapı düzenlemeleri, engelli öğrencilerin eğitim haklarına yönelik daha kapsamlı yasal düzenlemelerin yapılması ve bu düzenlemelerin etkin bir şekilde uygulanması, kaynaştırma eğitiminin kalitesini artırmada büyük rol oynayacaktır. Bu araştırma kaynaştırma eğitiminin amacına uygun olarak uygulanabilmesi için önemli bir rehber niteliğindedir.
Ergenlik döneminde sosyal medya kullanımının sosyal kaygı ve öz yeterlilik üzerine etkisinin incelenmesi
Çağımızın en önemli konularından biri olan sosyal medya kullanımı hayatımızın büyük bir alanını kaplamaktadır. Sosyal medya kullanımı bireylerin kendilerini fark ettikleri, karakterlerinin şekillendiği ve beyin gelişimin aktif olduğu ergenlik döneminde önemli bir yeri vardır. Böylece sosyal medyada paylaşılan içerikler ergenler hakkında detaylı çıkarım yapmamızı sağlar. Bu çalışmada sosyal medya platformlarını kullanma konusunda ergenlerin sosyal kaygı ve öz yeterlilik açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma 2023-2024 eğitim öğretim döneminde Nevşehir ilinde bulunan Kardelen Eğitim Kurumlarında 9., 10., 11.ve 12.sınıflarında öğretim gören 399 öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya katılanların %49.9 kız olduğu, %50.1 erkek olduğu, %14 tek kardeş, %48.1 iki kardeş, %28.1 üç kardeş, %7 dört kardeş ve %2.8 beş ve üzeri kardeş sayısı olduğu, %67.4 ilk çocuk, %9.8 ortanca çocuk, %22.8 son çocuk olduğu görülmektedir. Çalışmada sosyal medya tutum ölçeği, çocuklar için sosyal kaygı ölçeği ve çocuklar için öz yeterlilik ölçeği olmak üzere üç ayrı ölçek kullanılmıştır. İstatistiksel analizler SPSS (Statistical Package For Social Sciences) 26.0 yazılımı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. İkili grupların karşılaştırılması için bağımsız örneklem t-testi uygulanmıştır. İkiden fazla grup içeren eğitim düzeyi değişkeniyle yapılan karşılaştırmalar için tek yönlü ANOVA uygulanmıştır. Karşılaştırma testlerinin uygunluğu için normallik sınaması yapılarak regresyon analizi uygulanmıştır. Öğrencilerin sosyal medya tutum, sosyal kaygı ve özyeterlilik puanlarına göre bazı demografik özellikler ile karşılaştırıldığında sınıf, kardeş sayısı, doğum sırası, gelir düzeyi ve başarı değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar görülmüştür. Cinsiyet, anne eğitim düzeyi ve baba eğitim düzeyi değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar görülmemiştir. Araştırmanın istatiksel analizleri sonucunda öğrencilerin yaşı ile akademik özyeterlilik (r=.21; p<0.01) arasında pozitif yönlü, zayıf düzeyde ve bakılan boyutlarda anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yaş ile olumsuz değerlendirilme korkusunda ise (r=-.21; p<0.01), ergenlerde yeni durumlarda sosyal kaçınma huzursuzluk duyma da (r=-.18; p<0.01) ve ergenlerde genel durumlarda sosyal kaçınma huzursuzluk duyma (r=-.33; p<0.01) konuları arasında negatif yönlü, zayıf düzeyde ve ilgilenilen boyutlarda anlamlı ilişki bulunmuştur. Sınıf ile olumsuz değerlendirilme korkusuna (r=-.17; p<0.01), yeni durumlarda sosyal kaçınma huzursuzluk duyma (r=-.19; p<0.01) ve genel durumlarda sosyal kaçınma huzursuzluk duyma (r=-28.; p<0.01) konusundaki boyutlarına bakıldığında negatif yönlü, zayıf düzeyde ve anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Sınıfla birlikte akademik özyeterlilik (r=.20; p<0.01) arasında zayıf düzeyde, pozitif anlamda ve anlamlı ilişki bulunmuştur. Sosyal medya tutum puanları ile akademik özyeterlilik (r=-.10; p<0.05) ve duygusal özyeterlilik (r=-.09; p<0.05) konusuna bakıldığında ise negatif ve konu ile ilgili anlamlı ilişki bulunmuştur. Akademik özyeterlilik boyutu ile olumsuz değerlendirilme korkusuna (r=-.13; p<0.05), yeni durumlarda sosyal kaçınma ve huzursuzluk duyma durumunda (r=-.13; p<0.01) ve genel durumlarda sosyal kaçınma ve huzursuzluk duyma durumu (r=-.21; p<0.01) arasında negatif yönlü, zayıf düzeyde ve anlamlı ilişki bulunmuştur. Duygusal özyeterlilik boyutu ile genel durumda sosyal kaçınma ve huzursuzluk duyma (r=-.15; p<0.01) boyutları arasında negatif yönlü, zayıf ve konu ile ilgili anlamlı ilişki bulunmuştur. Sosyal özyeterlilik boyutu ile olumsuz değerlendirilme korkusu (r=-.13; p<0.01) ve genel durumlarda sosyal kaçınma huzursuzluk duyma (r=-.17; p<0.01) durumu ile arasında negatif yönlü, zayıf düzeyde ve konu ile ilgili anlamlı ilişki bulunmuştur. Yapılan regresyon analizi bulguları doğrultusunda, duygusal özyeterlilik (b=,36; p<0.001) ve akademik özyeterlilik (b=,35; p<0.001) ve sosyal medya tutum (b=,10; p<0.05) puanlarının yükselişi sosyal özyeterlilik puanlarının yükselişini anlamlı düzeyde yordamaktadır. Sonuç olarak araştırmamız ergenlerin sosyal kaygı ve öz yeterliliklerini yordayan faktörler arasında sosyal medya kullanımının olumlu etkisi olduğu görülmüştür.
Okul öncesi dönemde aile tutumlarının çocuğun sosyal-duygusal gelişimdeki etkilerinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, aile tutumlarının okul öncesi dönemde yer alan çocukların sosyal-duygusal gelişimleri üzerindeki etkisini değerlendirebilmektir. Bu amaç doğrultusunda, araştırmanın modeli belirlenirken tarama modeli tercih edilmiştir. Araştırmanın evrenini, okul öncesi dönemde çocuğu olan ebeveynler ve çocukları oluştururken örneklem grubunu ise evren içerisinden amaçlı örnekleme yöntemi ile seçilen 150 okul öncesi çocuğu ve bu çocukların 150 ebeveyni oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri; Kişisel Bilgi Formu, Ebeveyn Tutum Ölçeği ve Okul Öncesi Sosyal Davranış Ölçeği-Öğretmen Formu'nun uygulanmasıyla edinilmiştir. Bu doğrultuda edinilen verilerin analizinde SPSS-28 paket programı kullanılmıştır. Normal dağılım varsayımının karşılanması sebebiyle, yapılan analizlerde Frekans ve Yüzde Analizi, Bağımsız Gruplar T Testi, Tek Yönlü ANOVA, Pearson Korelasyon Analizi ve Çoklu Regresyon Analizi gibi parametrik analiz yöntemleri tercih edilmiştir. Araştırma sonunda, aile tutumlarında çocuk cinsiyeti, çocuk yaşı, ebeveyn cinsiyeti, ebeveyn medeni durumu ve ebeveyn çalışma durumuna göre anlamlı farklar bulunmuştur. Ancak aile tutumlarında ebeveyn yaşı, ebeveyn öğrenim durumu ve aile tipi kapsamında anlamlı fark belirlenememiştir. Ayrıca, sosyal-duygusal gelişimde ebeveyn öğrenim durumu ve ebeveyn çalışma durumu kapsamında anlamlı farklar olduğu sonucu elde edilmiştir. Fakat sosyal-duygusal gelişimde çocuk cinsiyeti, çocuk yaşı, ebeveyn cinsiyeti, ebeveyn yaşı, ebeveyn medeni durumu ve aile tipine dayalı olarak anlamlı sonuçlar bulunamamıştır. Ek olarak; demokratik tutumun sosyal-duygusal gelişim ile arasında pozitif yönde; otoriter ise sosyal duygusal gelişim ile arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Ancak aşırı koruyucu tutum ve izin verici tutumu sosyal-duygusal gelişim ile arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Son olarak; aile tutumlarının sosyal-duygusal gelişim üzerindeki etkisine yönelik kurulan modelin anlamlı olduğu bulunmuştur. Aile tutumlarının sosyal-duygusal gelişim üzerindeki bağımsız etkisi incelendiğinde; demokratik tutumun sosyal-duygusal gelişim üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu bulgusu elde edilmiştir. Ancak otoriter tutum, aşırı koruyucu tutum ve izin verici tutumun sosyal-duygusal gelişim üzerinde bağımsız olarak bir etkiye sahip olmadığı sonucu elde edilmiştir.
Özel gereksinimi olan ve tipik gelişen 48-69 aylık çocukların ebeveyn tutumlarının, çocukların davranışlarına etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı özel gereksinimi olan ve tipik gelişen 48- 69 aylık çocukların ebeveyn tutumlarının, çocukların davranışlarına etkisinin incelenmesidir. İlişkisel tarama modeline uygun olarak ortaya konulan araştırmanın diğer amaçları ise ebeveynin demografik özellikleri ve çocuğun özelliklerine göre ebeveynin tutumlarının ve çocukların davranışlarının farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Bu araştırmanın evreni, İstanbul ili Esenyurt ilçesinde yer alan 48- 69 aylık özel gereksinimli ve tipik gelişen çocuklar ile aileleridir. Bu araştırma işitme engelli, zihinsel engelli, ortopedik engelli, Down sendromu, yaygın gelişimsel bozukluk, dil ve konuşma güçlüğü tanısı olan özel gereksinimli bireyler ve tipik gelişen bireylerin ailelerini kapsayacaktır. Araştırmanın örneklem grubunu ise, amaçlı örnekleme yöntemi ile seçilmiş ve araştırmaya katılmak için gönüllü olan 302 çocuk ve ailesi oluşturmaktadır. Çocuklar ve aileleri MEB'e bağlı Rehabilitasyon Merkezleri ve Okul Öncesi Kurumlardan yararlanılarak bulunacak ölçek ve anketler uygulanacaktır. Araştırmanın verileri; bu araştırmada veri toplama aracı olarak Bilgilendirilmiş Gönüllü Onam Formu, Sosyodemografik form, Ebeveyn Tutum Ölçeği, Okul Öncesi ve Anaokulunda Davranış Ölçeği, Güç ve Güçlükler Anketi kullanılacaktır. Araştırma sürecinde, 48-69 aylık özel gereksinimi olan çocuklar ve tipik gelişen çocuklar ile ailelerine yönelik elde edilecek veriler, SPSS-25 istatistik programında analiz edilecektir. Bu bağlamda öncelikle katılımcıların kişisel bilgilerine ilişkin frekans ve yüzdeler hesap edilecektir. Araştırma sonunda, katılımcı çocukların demokratik, otoriter ve izin verici tutum boyutlarında anlamlı bir fark bulunamamış; aşırı koruyucu tutum puanında özel gereksinimi olan çocukların tipik gelişen çocuklardan anlamlı düzeyde yüksek puan aldığı sonucu elde edilmiştir. Ayrıca, davranış problemleri ve güç güçlükler davranışlarına ait toplam puanda anlamlı sonuçlar elde edilememiştir. Katılımcı çocukların puanlarında demografik değişkenler etkisi ele alındığında; ebeveyn tutumlarının çocuk cinsiyeti, gelir düzeyi ve yaş grubuna bağlı olarak anlamlı fark göstermediği; ebeveyn eğitim durumu ile aile tipine bağlı olarak da anlamlı düzeyde farklılaştığı belirlenmiştir. Çocuk davranışlarında ise çocuk cinsiyetine göre anlamlı farklar belirlenirken gelir düzeyi, ebeveyn eğitim durumu, ebeveyn yaşı ve aile tipine göre anlamlı farklar belirlenmiştir. Son olarak, tipik gelişen çocuklarda demokratik, otoriter ve izin verici tutumun; özel gereksinimi olan çocuklarda ise demokratik, otoriter ve aşırı koruyucu ebeveyn tutumlarının çocuk davranışları üzerinde yordayıcı etkisi bulunduğu belirlenmiştir.
Koruma ve bakım altında bulunan çocukların zorbalık eğilimleri yalnızlık düzeyleri ve fonksiyonel olmayan tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmada, koruma ve bakım altında bulunan çocukların zorbalık eğilimleri, yalnızlık düzeyleri ve fonksiyonel olmayan tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. İlişkisel tarama modeline dayalı betimsel bir desen kullanılmıştır. Örneklemi, İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne bağlı çocuk evleri ve çocuk evleri sitelerinde koruma ve bakım altında bulunan 8–9 yaş grubundaki 96 çocuk oluşturmaktadır. Veriler, Çocuk Hakkında Bilgi Formu, Zorbalık Eğilimi Ölçeği, Çocuklar İçin Yalnızlık Ölçeği ve Çocuklarda (8–14 Yaş) Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği kullanılarak toplanmış ve Statictical Package For Social Sciences (SPSS) 28 programı ile analiz edilmiştir. Normal dağılım koşullarının sağlanmadığı belirlenmiş; bu nedenle parametrik olmayan analiz teknikleri tercih edilmiştir. Demografik değişkenlere göre farklılıklar Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis H testleriyle, değişkenler arası ilişkiler ise Spearman korelasyon analizi ile incelenmiştir. Yalnızlık düzeyleri ve fonksiyonel olmayan tutumların zorbalık eğilimi üzerindeki etkisi çoklu regresyon analiziyle değerlendirilmiştir. Araştırmada, koruma ve bakım altında bulunan çocukların zorbalık eğilimlerinin ve yalnızlık düzeylerinin düşük, fonksiyonel olmayan tutumlarının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Değişkenler arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuş; yalnızlık düzeyi ve fonksiyonel olmayan tutumların zorbalık eğilimini anlamlı düzeyde yordadığı saptanmıştır. Ayrıca, bazı demografik değişkenlerle çocukların zorbalık eğilimleri, yalnızlık düzeyleri ve fonksiyonel olmayan tutumları arasında anlamlı ilişkiler elde edilmiştir. Araştırma sonuçlarının, koruma ve bakım altındaki çocukların sosyal-duygusal gelişim süreçlerini desteklemek amacıyla erken müdahale programlarının geliştirilmesine ve sosyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesine katkı sağlaması; ayrıca çocuk koruma alanındaki uygulamaların geliştirilmesine katkıda bulunması amaçlanmaktadır.
4-6 yaş çocukların problemli medya kullanımının gelişim düzeyleri, dikkat, öz düzenleme ve yürütücü işlev becerileri üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu çalışma, 4-6 yaş aralığındaki çocukların problemli medya kullanım düzeyleri ile dikkat, öz düzenleme ve yürütücü işlev becerileri arasındaki ilişkiyi incelemekte, aynı zamanda sosyodemografik faktörlerin bu ilişki üzerindeki olası etkilerini değerlendirmektedir. Çalışmada, örneklemi İstanbul ili Şişli ilçesindeki Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden 4-6 yaş grubundaki 143 çocuk oluşturmaktadır. Veri toplama sürecinde "Denver II Gelişimsel Tarama Testi," "Conners Öğretmen Dereceleme Ölçeği – Yenilenmiş Kısa," "Problemli Medya Kullanım Ölçeği," "Öz Düzenleme Becerileri Ölçeği" ve "Çocukluk Dönemi Yürütücü İşlev Envanteri" kullanılmış; ebeveyn, öğretmen ve çocuklardan elde edilen veriler SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, anormal ve şüpheli Denver sonuçlarına sahip çocuklarda problemli medya kullanımı, yürütücü işlev ve Conners puanlarının daha yüksek, öz düzenleme puanlarının ise daha düşük olduğunu göstermektedir. Gelir düzeyi açısından anlamlı bir fark tespit edilmezken, kardeş sayısının problemli medya kullanımı, yürütücü işlev ve Conners puanlarında anlamlı farklılıklara yol açtığı görülmüştür. Cinsiyet değişkeni bakımından erkek çocukların problemli medya kullanım puanlarının daha yüksek, kız çocukların ise öz düzenleme puanlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Regresyon analizi sonuçları, problemli medya kullanımının öz düzenleme ve yürütücü işlev puanlarının anlamlı bir yordayıcısı olduğunu göstermektedir. Genel olarak, bulgular problemli medya kullanımının erken çocukluk döneminde bilişsel ve davranışsal beceriler üzerinde çok yönlü etkileri olduğunu, bu etkinin cinsiyet, kardeş sayısı ve gelişimsel düzey gibi faktörlerce şekillendiğini ortaya koymaktadır. Elde edilen sonuçlar, ebeveyn, eğitimci ve politika yapıcılar için çocukların medya kullanımını düzenleme, uygun içerik seçimi ve erken müdahaleye yönelik stratejiler geliştirme konusunda yol gösterici niteliktedir. Anahtar Kelimeler: Problemli medya kullanımı, öz düzenleme, yürütücü işlev, erken çocukluk dönemi, dikkat, gelişim
Ebeveynlik tutumlarını etkileyen faktörler: Çocukluk çağı travmaları ve güncel ebeveyn çocuk ilişkileri
"Ebeveynlik Tutumlarını Etkileyen Faktörler: Çocukluk Çağı Travmaları ve Güncel Ebeveyn Çocuk İlişkileri" başlıklı bu araştırma, ebeveynlerin çocukluk çağı travmalarının (ÇÇT) çocuk yetiştirme tutumları üzerindeki etkisini ve ebeveyn-çocuk ilişkisi bağlamında nasıl şekillendiğini incelemektedir. Çalışmada, ebeveynlerin çocuklarına yönelik tutumları ile çocuklukta yaşanan travmatik deneyimler arasındaki ilişki ele alınmıştır. Ayrıca, ebeveynlerin çocuklarıyla olan ilişkilerinin çocuk yetiştirme tutumlarına etkisi değerlendirilmiş; ebeveynlerin cinsiyeti, yaşı, medeni durumu, eğitim seviyesi ve gelir düzeyi gibi demografik faktörlerin ebeveynlik tutumları üzerindeki farklılaşmaları analiz edilmiştir. Araştırma, 372 ebeveynin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden çoklu regresyon analizi, ANOVA ve Post-Hoc testleri yapılarak ebeveyn tutumları ile bağımsız değişkenler arasındaki ilişkiler test edilmiştir. Elde edilen bulgulara bakıldığında, çocukluk çağı travmalarının ebeveynlerin otoriter ve koruyucu tutumlarını artırdığı, demokratik tutumları ise farklı şekillerde etkilediği saptanmıştır. Özellikle fiziksel ihmal, fiziksel istismar, duygusal istismar, cinsel istismar ve duygusal ihmalin, ebeveynlik tarzları üzerinde belirleyici olduğu görülmüştür. Ebeveyn-çocuk ilişkisinin çocuk yetiştirme tutumları ile doğrudan ilişkili olduğu bulunmuş; olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisinin demokratik tutumu desteklediği, çatışmanın ise otoriter tutumu artırdığı gözlemlenmiştir. Demografik değişkenler açısından incelendiğinde, annelerin daha demokratik, babaların ise daha otoriter ebeveynlik tutumu sergilediği belirlenmiştir. Yaş değişkenine göre 30-39 yaş grubundaki ebeveynlerin demokratik, 60 yaş ve üzerindeki ebeveynlerin otoriter, 40-49 ve 50-59 yaş grubundakilerin koruyucu tutumlarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Medeni durum ve aylık gelir değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık bulunmazken, eğitim seviyesi açısından ilköğretim mezunu ebeveynlerin daha yüksek koruyucu tutum sergilediği ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, ebeveynlerin çocukluk çağı travmalarının, çocuk yetiştirme stilleri üzerinde kalıcı etkiler bırakabileceği, ancak ebeveyn-çocuk ilişkisinin niteliğinin bu süreci büyük ölçüde şekillendirdiği belirlenmiştir. Bu doğrultuda, ebeveynlerin travmatik geçmişlerinin farkında olmalarını sağlamak, ebeveynlik becerilerini desteklemek ve aile içi iletişimi güçlendirmek amacıyla psikoeğitim programları ve destekleyici müdahalelerin artırılması önerilmektedir.
Çocuklardaki besin reddinin yetişkinlerdeki seçici yeme davranışı ve ebeveyn tutumları değişkenleri açısından incelenmesi
Çocuklardaki besin reddinin yetişkinlerdeki seçici yeme davranışı ve ebeveyn tutumları değişkenleri açısından incelenmesinin amaçlandığı bu çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden olan ilişkisel tarama deseni kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini İstanbul ilinde ikamet eden 300 2-6 yaş arası çocuk ebeveyni oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Çocuk Besin Reddi Ölçeği (ÇBRÖ), Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) ve Yetişkinlerde Seçici Yeme Anketi (YSYA) kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler SPSS 22 ile analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; katılımcıların Çocuk Besin Reddi Ölçeği (ÇBRÖ) puan ortalaması 25,00±9,35 olarak belirlenmiştir. Neofobi alt boyutunda ortalama 9,90±4,14 olarak saptanmıştır. Seçici Yeme puanları ortalaması 15,09±6,09'dur. Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) ortalama puan 139,55±15,40'tır. ETÖ ölçeğinde Demokratik Tutum alt boyutu ile ÇBRÖ arasında; Demokratik Tutum alt boyutu Seçici Yeme alt boyutu arasında anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki olduğu; ETÖ ölçeğinde İzin Verici Tutum alt boyutu ile ÇBRÖ; İzin Verici Tutum alt boyutu ile Seçici Yeme arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ölçeklerin tüm alt boyutları arasında da anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Kız ve erkek çocukları arasında seçici yeme puanında anlamlı farklılık bulunmuş, erkek çocuklar daha yüksek puanlar almıştır. Yalnızca neofobi alt boyutunda anne-baba dışında bakım vereni bulunan çocuklarda anlamlı düzeyde daha yüksek puan alındığı belirlenmiştir. Okula gitme durumlarına göre besin reddi puanları arasında fark yoktur. Katılımcıların gelir, sigara kullanma ve evde karar alma durumlarına göre de besin reddinde anlamlı farklılık yoktur. Ancak ebeveynlerin tat, doku ve yaşı gibi durumlarına göre farklılıklar belirlenmiştir. YSYA ve ÇBRÖ arasında pozitif bir ilişki bulunmuş, alt boyutlar arasında da benzer ilişkiler saptanmıştır. Bu bulgular, çocuklardaki besin reddi ile ebeveyn tutumları ve yetişkinlerdeki seçici yeme davranışı arasında anlamlı ilişkiler olduğunu, özellikle demokratik tutumun koruyucu, izin verici tutumun ise risk artırıcı bir rol oynayabileceğini ortaya koymaktadır.
Sosyal medyanın lise öğrencilerinin değerler gelişimi üzerindeki etkileri
Ahlaki gelişim, bireyin değerler sistemiyle yakından ilişkilidir. Değerler, bireyin toplum içinde nasıl hareket edeceğini, hangi tutumları benimseyeceğini ve davranışlarını nasıl yönlendireceğini belirleyen temel inançlar ve ilkeler bütünüdür. Bu çalışmada, sosyal medya kullanımının, gençlerin değer sistemleri üzerinde nasıl bir etki yarattığı önemli bir araştırma konusu olarak ele alınmıştır. Sosyal medya platformları, gençlerin bireysel ve toplumsal değerlerini şekillendiren bir alan sunarken, aynı zamanda bu platformlarda popüler olan değerler ile kişisel ahlaki değerler arasında bir çatışmaya yol açabilmektedir. Özellikle ahlaki olgunluğun gelişiminde kritik bir dönemeç olan ergenlik süreci, sosyal medya üzerinden edinilen bilgi, etkileşim ve model alma davranışlarıyla doğrudan etkilenebilmektedir. Bu bağlamda, çalışmamızda lise öğrencilerinin sosyal medya alışkanlıkları ve bu alışkanlıkların ahlaki gelişim üzerindeki etkileri, değer kavramı temel alınarak incelenmiştir. Çalışmamız cinsiyet, yaş, okul türü, eğitim alanı ve gelir durumu gibi demografik özelliklere dayalı katılımcı dağılımını içermektedir. Katılımcıların sosyal medya alışkanlıkları ve ahlaki olgunlukları da değerlendirilmiştir. Çalışmamızda sosyal medya tutumları ve ahlaki olgunluk arasındaki ilişkiyi incelemek için korelasyon analizi, regresyon modelleri ve bağımsız örneklem t-testleri kullanılmıştır. Sonuçlar, ahlaki tutum ölçeği ile genel sosyal medya tutum ölçeği arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Regresyon analizi, sosyal medya tutum ölçeğinin ahlaki olgunluk üzerinde, özellikle de öğretmenlerle ilişki alt boyutunda kayda değer bir etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Cinsiyet farklılıkları gözlenmiş, kızların belirli sosyal medya tutumları ve ahlaki olgunluk düzeyleri daha yüksek çıkmıştır. Bununla birlikte, çeşitli yaş grupları arasında önemli bir farklılık kaydedilmemiştir. Çalışma, sosyal medya tutumu ile ahlaki olgunluk arasında anlamlı bir negatif korelasyon bulmuştur. Cinsiyet farklılıkları gözlenmiş, kızların daha yüksek sosyal yeterlilik ve paylaşım ihtiyacı gösterdiği görülmüştür. Yaş veya okul türüne göre anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Sosyal medya kullanım sıklığı sosyal tutumları etkilemiş, haftalık kullanıcılar daha yüksek seviyeler göstermiştir. Çalışmamız, lise öğrencileri arasında sosyal medya kullanımı ve ahlaki olgunluk arasındaki karmaşık etkileşime dair değerli bilgiler sağlamıştır. Sosyal medyanın ahlaki gelişim üzerindeki etkisini ele almak için daha fazla araştırma ve potansiyel müdahale stratejilerine duyulan ihtiyacı vurgulamıştır. Bulgularımız, lise öğrencileri arasında sorumlu sosyal medya kullanımını ve ahlaki gelişimi teşvik etmede eğitimciler, politika yapıcılar ve ebeveynler için çıkarımlara sahiptir.
Okul öncesi dönemdeki kız çocuklarının sosyal yetkinlik ve davranışlarının baba ebeveynlik tutumlarına göre incelenmesi
Bu araştırma, okul öncesi dönemdeki kız çocuklarının sosyal yetkinlik ve davranışlarının baba ebeveynlik tutumlarına göre incelenmesini amaçlamaktadır. Bu amaç kapsamında, araştırmanın tanımlayıcı ve kesitsel tipte olmasına karar verilmiş olup tarama modelinde yürütülmesi sağlanmıştır. Bu bağlamda, araştırmanın evrenin okul öncesi dönemdeki kız çocukları ve onların aileleri oluştururken örneklem grubunu ise evren içinden kolaydan örnekleme yöntemi ile seçilen ve araştırmaya katılmak için gönüllü olan 252 ebeveyn ve okul öncesi çocuğu oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri nicel tipte toplanmış olup Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme-30 Ölçeği ile Ebeveyn Tutum Ölçeği katılımcılara uygulanmıştır. Edinilen verilerin analizinde ise SPSS-22 istatistik programı kullanılarak bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans analizi ve pearson korelasyon analizi gibi parametrik yöntemler tercih edilmiştir. Araştırma sonunda, izin verici tutum puanlarının anne babaya ve eğitim düzeyine göre anlamlı düzeyde farklılaştığı belirlenmiştir. Ayrıca, otoriter ve aşırı koruyucu tutumun da eğitim düzeyine göre anlamlı farklılık oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Ancak ebeveynlik tutum puanlarının ekonomik düzey ve çocuğun cinsiyetine göre anlamlı bir fark göstermediği belirlenmiştir. Ek olarak, sosyal yetkinlik ve davranış değerlendirme puanlarının ise anne ve babaya göre anlamlı farklılık gösterdiği; ekonomik düzey, çocuk cinsiyeti ve eğitim durumuna göre ise anlamlı bir farka sebebiyet vermediği sonucu elde edilmiştir. Son olarak, sosyal yetkinlik ve davranış değerlendirme puanlarının izin veren tutum ile pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişkili olduğu; demokratik, otoriter ve aşırı koruyucu tutum ile ise anlamlı bir ilişkisi olmadığı sonucu elde edilmiştir.
Lise kademesindeki üstün zekalı öğrencilerde empati, prososyallik, yaşamda uyum ve yaşam doyumunun incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, lise kademesindeki üstün zekalı öğrencilerin empati, prososyallik, yaşamda uyum ve yaşam doyumu düzeylerini değerlendirebilmektir. Araştırmanın alt amaçlarında ise empati, prososyallik, yaşamda uyum ve yaşam doyumunun demografik değişkenlere dayalı karşılaştırılması yer almaktadır. Bu doğrultuda, araştırmanın modelinin kurgulanmasında ilişkisel tarama modeli temel alınmıştır. Araştırmanın evrenini, İstanbul ve Kocaeli illerinde lise kademesinde öğrenim gören üstün zekalı öğrenciler oluşturmaktadır. Örneklem grubu ise amaçlı örnekleme ile seçilen ve araştırmaya katılmak için gönüllü olan 188 öğrenciden meydana gelmektedir. Araştırma verileri; Kişisel Bilgi Formu, Adolesanlarda Empati ve Sempati Kurma Ölçeği, Ergen Prososyallik Ölçeği, Yaşamda Uyum Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bu doğrultuda, araştırmada nicel tipte veriler toplanmıştır. Toplanan verilerin analizinde, SPSS-28 paket programı kullanılmıştır. Bu eksende frekans ve yüzde analizi, tanımlayıcı istatistikler, normallik analizleri, bağımsız gruplar t testi, ANOVA ve pearson korelasyon analizi gibi analizler yapılmıştır. Araştırma sonunda, lise kademesindeki üstün zekalı öğrencilerin empati ve prososyallik düzeylerinde kız öğrencilerin erkek öğrencilerden anlamlı düzeyde yüksek puan aldığı sonucuna ulaşılmıştır. Ancak sınıf düzeyi, kardeş sayısı, aile gelir durumu, anne öğrenim durumu ve baba öğrenim durumuna göre anlamlı bir bulgu elde edilememiştir. Ayrıca, yaşamda uyum düzeyinde cinsiyet, sınıf düzeyi, kardeş sayısı, aile gelir durumu, anne öğrenim durumu ve baba öğrenim durumuna göre anlamlı sonuçlara ulaşılamamıştır. Katılımcı öğrencilerin yaşam doyumu düzeylerinde, aile gelir durumu iyi olan öğrencilerin aile gelir durumu kötü ve orta olan öğrencilerden anlamlı düzeyde yüksek puan aldığı sonucu tespit edilmiştir. Fakat cinsiyet, sınıf düzeyi, kardeş sayısı, anne öğrenim durumu ve baba öğrenim durumu değişkenlerine göre anlamlı bir sonuç belirlenememiştir. Buna ek olarak, lise kademesindeki üstün zekalı öğrencilerin empati, prososyallik, yaşamda uyum ve yaşam doyumu düzeyleri arasında pozitif yönde ve anlamlı düzeyde korelasyonel ilişki olduğu sonucu elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Lise kademesi, üstün zekalı, empati, prososyallik, yaşamda uyum, yaşam doyumu
Çocuk gelişimi öğretmenlerinin iş doyumları ile sessiz istifaları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Günümüz eğitim dünyasında öğretmenlerin motivasyon ve bağlılık düzeyleri, eğitimin niteliğini doğrudan etkileyen temel unsurlar arasında yer almaktadır. Özellikle son yıllarda "sessiz istifa" kavramı, öğretmenlerin mesleki doyum eksikliğini dışa vurmanın yeni bir biçimi olarak dikkat çekmektedir. Bu bağlamda gerçekleştirilen bu araştırma, çocuk gelişimi öğretmenlerinin iş doyumu ile sessiz istifa düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kapsamında yürütülmüş olup, İstanbul ilindeki kamu ve özel okullarda görev yapan 254 çocuk gelişimi öğretmeni araştırmanın çalışma grubunu oluşturmaktadır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Öğretmen İş Doyumu Ölçeği ve Öğretmenlerde Sessiz İstifa Ölçeği aracılığıyla toplanmış ve SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin çözümlenmesinde bağımsız gruplar t-testi, ANOVA, Pearson korelasyon analizi ve basit doğrusal regresyon analizi yöntemlerinden yararlanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, çocuk gelişimi öğretmenlerinin iş doyumları ile sessiz istifa düzeyleri arasında orta düzeyde, negatif yönlü ve anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Demografik değişkenler açısından incelendiğinde; yaş, medeni durum ve çalışma yılı değişkenlerinde anlamlı bir fark gözlenmezken, okul türü, branş, çalışma koşulları ve meslek tercihi değişkenlerinde anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Ayrıca ücret değişkeni, iş doyumu düzeylerini etkileyen önemli bir unsur olarak öne çıkarken, sessiz istifa düzeylerinde anlamlı bir farklılık oluşturmadığı belirlenmiştir. Regresyon analizi sonuçları, iş doyumunun sessiz istifanın anlamlı bir yordayıcısı olduğunu göstermektedir. Bu yönüyle çalışma, öğretmenlerin mesleki doyum düzeylerinin sessiz istifa eğilimleri üzerindeki etkisini ortaya koyarak çocuk gelişimi, eğitim psikolojisi ve eğitim bilimleri alanlarına kuramsal ve pratik katkı sağlamaktadır.
4-5 yaş çocuklara uygulanan kinetik beyin egzersizlerinin vücut kompozisyonu ve esneklik becerilerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırma okul öncesinde eğitim alan 4-5 yaş grubu çocuklara uygulanan kinetik beyin egzersizlerinin vücut kompozisyonu ve esneklik parametreleri üzerine etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yapılan bu araştırmada deneysel araştırma modeli içinde, yarı deneysel araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırmaya İstanbul ili, Beylikdüzü ilçesinde bulunan okul öncesi eğitimi alan 4-5 yaş arası çocuklar ailelerinden izin belgeleri alınarak çalışmaya gönüllü olarak katılım sağlamışlardır. Araştırmada yer alan çocuklar deney grubu (n=23) ve kontrol grubu (n=23) olmak üzere iki gruba ayrılmış ve toplamda (n=46) çocuk araştırmaya katılmışlardır. Araştırmada yer alan deney ve kontrol grubundaki çocukların ön testlerinde vücut yağ yüzdeleri, çap-çevre ölçümleri, esneklik ölçümleri alınmıştır. Deney grubuna 8 hafta haftada 3 gün olacak şekilde kinetik beyin egzersiz programı uygulanmış, kontrol grubuna ise herhangi bir egzersiz programı uygulanmamıştır. 8 hafta sonunda her iki grubun son testleri alınarak veriler kaydedilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler ortalama ve standart sapma olarak belirtilmiştir. Normallik testi için Kolmogrov ve Simirnov testi kullanılmış olup verilerin normal dağılması üzerine iki grubun karşılaştırılması için Bağımsız T testi kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS for windows 25.0 paket programı kullanılmıştır. Bu araştırmada deney ve kontrol gruplarının sonuçları göz önüne alındığında çalışma programına katılmış olan çocukların katılmayan çocuklara göre ölçümlenen değerlerinde boy, vücut ağırlığı, yağ yüzdesi, bel çevresi, boyun çevresi, kalça çevresi ölçümlerinde anlamlı bir farklılığa rastlanmazken, esneklik değerlerinde anlamlı farklılıklar olduğu sonucuna varılmıştır.
Eğitim alanında görev yapan çocuk gelişimi mezunlarının olumlu çocukluk deneyimlerinin informal iletişime yansımaları
Bu çalışma, eğitim alanında görev yapan çocuk gelişimi mezunlarının olumlu çocukluk yaşantılarının, yetişkinlik dönemindeki informal iletişim becerileri üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma sonunda, erken dönem yaşam deneyimlerinin yetişkinlikteki iletişim becerileri üzerinde önemli bir belirleyici olabileceği ve çocuklukta kazanılan olumlu deneyimlerin, bireylerin mesleki ve sosyal yaşamlarında kurdukları informal iletişim süreçlerine yansıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
9-14 yaş arası öğrencilerin dijital oyun bağımlılık düzeylerinin benlik algısı üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bağımlılığın her türünün insanlar üzerinde fiziksel ve psikolojik olumsuz etkilerinin olduğu konusunda genel bir kanaat söz konusudur. Dijital oyun bağımlılığı da bağımlılık türlerinden biridir. Bu bağımlılık türü teknolojinin gelişmesi ile birlikte son 20 – 30 yıl içerisinde ortaya çıkmış ve her geçen gün hızlı bir artış göstermektedir. Çocukların dijital oyun bağımlılıkları da onların fiziksel ve psikolojik gelişimlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu etkilerden biri de benlik algıları üzerinde olmaktadır. Bu çalışma ile 9-14 yaş arası öğrencilerin dijital oyun bağımlılık düzeylerinin benlik algısı üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma nicel araştırma şeklinde tasarlanmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul ilinin bir ilçesinde Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda ortaöğretim düzeyindeki öğrenciler, örneklemini ise bu okullardaki 359 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın verileri ölçek yöntemi ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin toplanmasında Demografik Bilgi Formu, Çocuklar İçin Bilgisayar Oyun Bağımlılığı Ölçeği ve Çocuklar İçin Benlik Algısı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 22 paket programıyla analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda erkek öğrencilerin kız öğrencilere göre daha yüksek dijital oyun bağımlılığı olduğu, yaş grupları, kardeş sayıları ve anne- baba birlikte olma durumları açısından anlamlı bir farklılığın olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca anne eğitim durumunun bir etkisi tespit edilemezken, baba eğitim durumu açısından anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Dijital oyun oynama süresi ile benlik algısı arasında anlamlı ilişkilerin olduğu, oyun süresinin artmasıyla benlik algısı ve alt boyutlarında negatif ilişkilerin olduğu bulgulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular neticesinde çocukların dijital oyun bağımlılıklarının onların benlik algıları ile ilişkisi nedeniyle, bireylerin psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyebileceği göz önünde bulundurularak, çocukların farklı aktivitelere yönlendirilmeleri önerilmektedir.
Down sendromu ve otizm spektrum bozukluğu tanısına sahip çocukların annelerinin post travmatik büyüme ve başa çıkma stilleri arasındaki ilişkinin karşılaştırılması
Özel gereksinimli bir çocuğa sahip olmak, ebeveynler için yoğun stres, belirsizlik ve duygusal zorlanmalar içeren bir yaşam deneyimidir. Otizm spektrum bozukluğu ve Down sendromu, gelişimsel ve davranışsal özellikleri bakımından farklılık gösterdiğinden, ebeveynlerin başa çıkma süreçlerini ve psikolojik uyumlarını çeşitli biçimlerde etkileyebilmektedir. Literatür, zorlu yaşam olaylarının yalnızca olumsuz etkilerle sınırlı olmadığını; bireylerde kişisel güçlenme, yaşamın anlamına ilişkin farkındalık ve ilişkilerde derinleşme gibi olumlu değişimlere de zemin hazırlayabildiğini göstermektedir. Bu olumlu değişim, posttravmatik büyüme kavramıyla açıklanmaktadır. Bu araştırmada, otizm ve Down sendromu tanılı çocuğa sahip annelerin posttravmatik büyüme düzeyleri ile başa çıkma stilleri arasındaki ilişkinin karşılaştırlması amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini belirli kurum ve dernekler aracılığıyla ulaşılan 87 anne oluşturmuştur. Veriler Posttravmatik Büyüme Envanteri, Başa Çıkma Tutumları Ölçeği ve demografik bilgi formu ile toplanmıştır. Bulgular, annelerin posttravmatik büyüme düzeylerinin orta-yüksek aralıkta olduğunu; aktif ve problem odaklı başa çıkma stillerinin daha yüksek posttravmatik büyüme ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Otizm grubundaki annelerin duygusal odaklı ve yüklenme niteliğindeki başa çıkma stratejilerini daha sık kullandıkları, Down sendromu grubundaki annelerin ise daha fazla kabullenme eğilimi gösterdikleri belirlenmiştir. Ayrıca ROC analizleri, posttravmatik büyüme düzeylerinin Otizm spektrum bozukluğu (OSB), Down sendromu (DS) ve kontrol gruplarını anlamlı düzeyde ayırt etmediğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, özel gereksinimli çocuğa sahip annelerde başa çıkma biçimlerinin travmatik deneyimlerden anlam çıkarma ve büyüme süreçlerinde belirleyici bir rol oynadığı görülmektedir. Bu doğrultuda ebeveynlere yönelik müdahalelerde, başa çıkma becerilerinin güçlendirilmesine odaklanılması önerilmektedir.
Okul öncesi dönem çocuklarının davranış problemleri ve ebeveynlerinin yaşam pozisyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmada okul öncesi dönem çocuklarının davranış problemleri ve ebeveynlerinin yaşam pozisyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini 2019-2020 eğitim ve öğretim yılında Ankara Altındağ İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bağımsız anaokullarına ve ilkokulların anasınıflarına devam eden 3-6 yaş dilimi içerisindeki 4109 çocuk ve onların ebeveynleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise % 5 hata payı ile 387 çocuk ve onların ebeveynleri oluşturmuştur. Araştırma verileri Aile Bilgi Formu, Okul Öncesi ve Anaokulu Davranış Ölçeği ve Yaşam Pozisyonları Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Gruplar T Testi, Mann Whitney-U Testi, Kruskal Wallis-H Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Kolmogorov-Smirnov, Shapiro-Wilk testleri, Bonferroni Çoklu Karşılaştırma Testi, Pearson Korelasyon Katsayısı ve Çoklu Regresyon kullanılmıştır. Okul Öncesi ve Anaokulu Davranış Ölçeğinin toplam içe yönelim ve dışa yönelim davranış problemleri puanları ile Yaşam Pozisyonları Ölçeği alt boyutlarından Ben İyiyim, Sen İyisin puanları arasında negatif; Ben İyi Değilim, Sen İyisin ve Ben İyi Değilim, Sen İyi Değilsin puanları arasında ise pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Son olarak, Okul Öncesi ve Anaokulu Davranış Ölçeği puanlarının Yaşam Pozisyonları Ölçeği alt boyut puanlarının yordamasına ilişkin regresyon analizi sonuçlarında ise Ben İyiyim, Sen İyisin (negatif etki) ve Ben İyi Değilim, Sen İyi Değilsin (pozitif etki) puanlarının davranış problemleri puanlarını yordamada istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu görülmektedir. Bu kapsamda araştırma bulguları ilgili literatür çerçevesinde tartışılarak yorumlanmış ve önerilerde bulunulmuştur.