
22
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Farklı mikrobiyal gübre dozlarının çim karışımının kuraklığa toleransı üzerine etkisi
Kuraklık, çim alanların kalitesini ve sürdürülebilirliğini doğrudan etkileyen en önemli abiyotik stres faktörüdür. Bu çalışmada; çim alan tesislerinde kullanılan bir çim karışımında [%60 kamışsı yumak (Festuca arundinacea Schreb.), %20 çok yıllık çim (Lolium perenne L.) ve %20 rizomlu kırmızı yumak (Festuca rubra L. subsp. rubra)]; farklı dozlarda mikrobiyal gübre uygulamalarının (MG1-0,0 cc m-2, MG2-1,0 cc m-2, MG3-1,5 cc m-2, MG4-2,0 cc m-2 ve MG5-2,5 cc m-2), çim karışımının kuraklığa toleransı (K1-%100 sulama/SK/kontrol, K2-%75 sulama/SK, K3-%50 sulama/SK ve K4-%25 sulama/SK) üzerindeki etkileri incelenmiştir. Araştırma sera koşullarında, 11 litre kapasiteli plastik saksılarda, farklı kuraklık dozları ana parselleri, farklı mikrobiyal gübre dozları ise alt parselleri oluşturacak şekilde, tesadüf parselleri bölünmüş parseller deneme desenine göre üç tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Araştırma sonucunda; kuraklık stresinin, incelenen özelliklerin tamamında, %9 ile %71 arasında değişen oranlarda olumsuz etkilere neden olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, mikrobiyal gübre uygulamalarının kuraklık stresi koşulları altında kontrol bitkilerine kıyasla; vejetasyon yüksekliğinde %2 ile %38, bitki yaş ağırlığında %26 ile %52, çim kalitesinde %7 ile %29, çim renginde %7 ile %30, bitki ile kaplı alanda %2 ile %3, çim yoğunluğunda %6 ile %14, nispi klorofil içeriği indeksinde (NKİİ) ise %9 ile %50 oranında iyileşmeye neden olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; uygulanan mikrobiyal gübrenin, kuraklık stresinden kaynaklanan olumsuzlukları değişen oranlarda tolere ettiği ve MGD4 ve MGD5 dozlarının diğer uygulamalara kıyasla daha iyi sonuçlar verdiği belirlenmiştir.
Marulda nano silisyum dozları ve uygulama yöntemlerinin tuza toleransın sağlanması üzerindeki etkisi
Marulda tuza toleransın artırılmasına yönelik olarak Nano-Si uygulamalarının etkinliğinin araştırıldığı çalışmada, materyal olarak Caipira (Şakira) kıvırcık marul çeşidi (Batavia tipi) kullanılmıştır. Stres bitkileri için, fide dikiminden 20 gün sonra 100 mM NaCl (tuz) dozu uygulanmış, Nano-Si uygulamalarında ise tuz stresi ile birlikte 0, 0.5, 1, 2 ve 3 mM Nano-Si dozları, haftada bir kez olmak üzere yapraktan spreyleme ve kökten sulama olmak üzere iki farklı yöntemle uygulanmıştır. Stres sonunda hasat edilen bitkiler, yeşil aksam, yaş ve kuru ağırlıkları, bitki boyu, çevre ve taç genişliği, kök boğazı çapı, yaprak alanı, toplam verim, yaprak su oransal içeriği (YOSİ), yeşil aksam Na+, Cl¬¬-, K+ ve Ca+2 içeriği, malondialdehit (MDA), toplam klorofil ve karotenoid içeriği bakımından incelenmiştir. Tuz stresi bitki büyüme parametreleri, toplam verim ile YOSİ, K+, Ca+2, toplam klorofil ve karotenoid içeriğinde azalmaya neden olmuş; Na ve Cl-1 iyon konsantrasyonu ile MDA içeriğinde ise artış meydana gelmiştir. Buna karşın, tuz stresi ile birlikte Nano-Si uygulamalarında tuz stresine oranla ortalama olarak yaş ve kuru ağırlıkta %37-286; bitki boyu ve kök çapında %5-46; bitki çevre ve taç genişliğinde %6-91; yaprak alanında %100-271, toplam verimde %74-219; YOSİ değerlerinde %16-56; K içeriğinde %24-57; Ca+2 içeriğinde %56-164; fotosentetik pigmentlerde %15-126 iyileşme sağlanmıştır. Ayrıca Na+ iyon alımı %13-47, Cl- iyon alımı %1-40 düzeyinde sınırlandırılırken; MDA içeriğindeki artış %5-55 düzeyinde sınırlanmıştır. Çalışma sonucunda, Nano-Si uygulamalarının tuz stresi ile ortaya çıkan zararlanmayı değişen oranlarda iyileştirdiği ve toleransı artırmada etkili olduğu, uygulamalar arasında bu olumlu etki açısından 0,50 mM ve 1,00 mM Nano-Si yaprak uygulamalarının ön plana çıktığı belirlenmiştir. 2023, 49 sayfa Anahtar Kelimeler: Lactuca sativa, MDA, Silisyum, Sodyum klorür, Tuz stresi
Rokada (Eruca sativa L.) tuz stresi koşullarında nano silisyum uygulamasının verim ve kalite üzerine etkisi
Rokada tuza toleransın artırılmasına yönelik olarak Nano Silisyum (Nano-Si) uygulamalarının etkinliğinin araştırıldığı çalışmada, materyal olarak Depuis 1743 roka çeşidi kullanılmıştır. Stres bitkileri için, tohum ekiminden dikiminden 20 gün sonra 50, 100 ve 150 mM NaCl (tuz) dozu uygulanmış, Nano-Silisyum uygulamalarında ise tuz stresi ile birlikte 0, 0.5, 1 ve 2 mM Nano-Si dozları, haftada bir kez olmak üzere yapraktan spreyleme yöntemiyle uygulanmıştır. Stres sonunda hasat edilen bitkiler, yeşil aksam, yaş ve kuru ağırlıkları, yaprak alanı, toplam verim, yaprak su oransal içeriği (YOSİ), SPAD, yeşil aksam Na, Cl, K ve Ca içeriği, toplam klorofil ve antioksidan, Vitamin C, SÇKM, Titre edilebilir asitlik içeriği bakımından incelenmiştir. Tuz stresi bitki büyüme parametreleri, toplam verim ile YOSİ, SPAD, K, Ca, toplam klorofil içeriğinde azalmaya neden olmuş, Na ve Cl iyon konsantrasyonu ile toplam antioksidan ve Vitamin C içeriğinde ise artış meydana gelmiştir. Buna karşın, tuz stresi ile birlikte Nano-Si uygulamalarında tuz stresine oranla ortalama olarak yaş ve kuru ağırlıkta %3-160, yaprak alanında %2-104, toplam verimde %3-164, YOSİ değerlerinde %7-34, K içeriğinde %3- 40, Ca içeriğinde %5-47, toplma klorofil içeriğinde %11-68 iyileşme sağlanmıştır. Ayrıca Na iyon alımı %5-33, Cl iyon alımı %6-36 düzeyinde sınırlanmıştır. Çalışma sonucunda, Nano-Silisyum uygulamalarının tuz stresi ile ortaya çıkan zararlanmayı değişen oranlarda iyileştirdiği ve toleransı artırmada etkili olduğu, uygulamalar arasında bu olumlu etki açısından 0,50 mM ve 1,00 mM Nano-Silisyum uygulamalarının ön plana çıktığı belirlenmiştir.
Patates böceğinin (leptinotarsa decemlineata (say) coleoptera chrysomelidae) insektisit direnç mekanizmasındaki bazı genlerin ifade seviyesinin belirlenmesi
Bu çalışmada üç farklı uçucu yağ bileşiğinin patates böceği üzerindeki etkinliği incelenmiştir. Bununla birlikte yüksek aktivite gösteren timol bileşiğinin patates böceğinin farklı dönemleri üzerindeki insektisidal aktiviteleri araştırılmıştır. Ayrıca üç farklı detoksifikasyon enziminin zamana bağlı gen ekspresyon analizi yapılmıştır. Denemelerde üçüncü dönem patates böceği larvası üzerinde alfa-terpinene ve beta- pinen çok düşük aktivite gösterirken timol aktivitesi yüksek bulunmuştur. Timol % 7,5 uygulama dozunda üçüncü dönem larvalar üzerinde %100 ölüm meydana getirmiştir. Bileşiğin dördüncü dönem larvalar üzerindeki etkisi % 12,5 dozda % 68,47 olarak belirlenirken, ergin bireylerde bu oran % 20 uygulama dozunda 72 saat sonunda % 70,34 olarak belirlenmiştir. Yürütülen gen ekspresyon çalışmalarında ise, GlutatyonS- transferaz (GST) ekspresyonu zamana bağlı bir şekilde önemli ölçüde artmıştır. Uygulamadan 4 saat sonra, GST mRNA düzeyleri kontrol grubuna göre 1,5 kat daha yüksek olmuştur Ekspresyon oranı 12. saatte 2,7 kat artışla en üst seviyesine ulaşmıştır. Sitokrom P450 monooksijenaz (CYP450) ekspresyonu gecikmeli ancak tutarlı bir indüksiyon modeli göstermiş ve 24 saat sonunda 1,91 kata kadar ulaşmıştır. Karboksilesteraz (CarE) ekspresyonu ise 24 saatlik izleme süresi boyunca nispeten değişmeden kalmıştır.
Farklı kabak genotiplerinin tuz stresine toleransdüzeylerinin belirlenmesi
Bu araştırma, yirmi farklı kabak genotipinin tuz stresine tolerans düzeylerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada, genotiplere ait tohumlar, 2:1 oranında torf ve perlit karışımı içeren, 12 L hacmindeki saksılara ekilmiştir. Ekimden itibaren 39. günde stres uygulamalarına başlanmış ve başlangıçta 50 mM NaCl dozu kullanılarak tuz konsantrasyonu kademeli şekilde artırılarak nihai olarak 150 mM NaCl seviyesine ulaşılmıştır. Tuz stresine on sekiz gün süreyle maruz bırakılan bitkiler, hasat edilerek çeşitli ölçüm ve analizlere tabi tutulmuştur. Genotiplerin tuz stresine dayanıklılık düzeylerini belirlemek üzere skala değerlendirmesi yapılmış; ayrıca yeşil aksam yaş ve kuru ağırlığı, gövde uzunluğu ve kalınlığı, yaprak alanı, yaprak oransal su içeriği, membran zararlanma indeksi (MZİ), SPAD değeri ile yeşil aksamda Na, Cl, K ve Ca iyon içerikleri analiz edilmiştir. Skala değerlendirmesinde, GTK-11 ve GTK-13 genotipleri, 1,33 değerleri ile kontrol bitkilerine en yakın gelişimi sergilemiş; buna karşılık, GTK-18 genotipi 5,0 skala değeri ile tuz stresinden en fazla etkilenen ve zarar gören genotip olarak saptanmıştır. Uygulanan 150 mM NaCl tuz stresi, yeşil aksam yaş ve kuru ağırlığı, gövde boyu ve çapı, yaprak alanı, yaprak oransal su içeriği (YOSİ) ve SPAD değerlerinde farklı oranlarda azalmaya yol açmıştır. Kontrol bitkileriyle karşılaştırıldığında, kayıpların daha düşük düzeyde gerçekleştiği genotipler GTK-6, GTK-10, GTK-11 ve GTK-13 olarak belirlenirken; en yüksek kayıplar ise GTK-5, GTK-14, GTK-17, GTK-18 ve GTK-29 genotiplerinde gözlenmiştir. Tuz stresi, membran zararlanma indeksini (MZİ) ortalama %43 oranında artırmıştır. Bunun yanı sıra, tüm genotiplerde stres uygulaması sonucunda Na ve Cl iyon içeriklerinde kontrol bitkilerine kıyasla sırasıyla ortalama %570 ve %589 oranında artış meydana gelmiştir. Toksik iyon birikimi bakımından daha seçici davranarak bünyesinde daha düşük düzeyde Na ve Cl iyonu biriktiren genotipler GTK-6, GTK-10, GTK-11 ve GTK-13 olurken; GTK-4, GTK-8, GTK-14 ve GTK-19 genotiplerinde bu iyonların birikimi en yüksek düzeyde gerçekleşmiştir. Öte yandan, K ve Ca iyon içerikleri, 150 mM NaCl uygulamasıyla sırasıyla %45,76 ve %43,00 oranında azalmıştır. Bu azalma GTK-10, GTK-11 ve GTK-13 genotiplerinde daha sınırlı düzeyde kalırken; GTK- 5, GTK-14, GTK-17 ve GTK-18 genotiplerinde K ve Ca iyon içeriklerinde kayıplar daha belirgin olmuştur. Elde edilen tüm veriler ışığında, erken gelişim döneminde gerçekleştirilen bu çalışmada GTK- 6, GTK-10, GTK-11 ve GTK-13 genotiplerinin tuz stresine toleranslı, GTK-5, GTK-17, GTK-18 ve GTK-19 genotiplerinin ise tuz stresine hassas olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Juniperus oxycedrus L. (Katran ardıcı) olgunlaşmamış meyvelerinden somatik embriyogenesis ve bitki rejenerasyonu
Bu araştırmanın amacı, Juniperus oxycedrus L. (katran ardıcı) olgunlaşmamış meyvelerinden somatik embriyogenesis yoluyla, in vitro şartlarda yoğun ve klonal üretimdir. Somatik embriyogenesisi (SE) uyarmak amacıyla başlangıç aşamasında, Murashige ve Skoog (MS), Driver ve Kuniyuki Walnut (DKW) ve Woody Plant Medium (WPM) temel besin ortamlarına, sakkaroz (30 g/L), L-glutamin (500 mg/L), gelrite (2,1 g/L) ve 6 farklı bitki büyüme düzenleyici madde kombinasyonu [(1) BA (1 mg/L)+NAA (0,5 mg/L), (2) BA (1 mg/L)+IBA (0,1 mg/L), (3) KIN (2 mg/L)+NAA (0,5 mg/L), (4) KIN (2 mg/L)+IBA (0,1 mg/L), (5) BA (1 mg/L)+KIN (2 mg/L)+NAA (0,5 mg/L), (6) BA (1 mg/L)+KIN (2 mg/L)+IBA (0,1 mg/L)] kullanılmıştır. Petri kaplarına, J. oxycedrus L.'un olgunlaşmamış meyvelerinden elde edilen eksplantlar 5'er adet/Petri olacak şekilde dikilmiştir. Deneme toplam 180 adet petri kabı içerisinde 900 eksplant ile yürütülmüştür ve en az ikişer kez tekrarlanmıştır. Ancak, çalışmada hedeflenen J. oxycedrus L. eksplantlarından somatik embriyogenesis uyarımı sağlanamamıştır. Araştırmada elde edilen verilerden daha sonra yapılacak çalışmalara yol göstermesi amacıyla, meydana gelen kallusların oluşum interaksiyonları ve somatik embriyogenesisin oluşmama nedenleri incelenmiştir. Buna göre; temel besin ortamlarının kallus oluşumu üzerindeki etkisinde; % 82 ile WPM en iyi temel besin ortamı olduğu ve onu % 43 ile MS ve % 28 ile DKW besin ortamları izlemiştir.
Keten tohumu ve zencefil oleoresinlerinin mikroenkapsülasyonu ve enkapsülasyon parametrelerinin optimizasyonu
Bu tezin amacı, doğal antioksidan içeriği yüksek zencefil ve keten tohumu oleoresinlerinin ekstrakte edilerek fonksiyonel gıda olarak kullanılmak üzere ekmeğin içine yerleştirilmesidir. Bu amaç için zencefil ve keten tohumu kurutularak oleoresin ekstraktı elde edilmiş, ekstrakt enkapsüle edilmiş ve kapsüller karakterize edilmiştir. Kurutulup toz hale getirilen ürünlerden elde edilen ekstraktlarda; ekstraksiyon verimi, renk, antiradikal kapasite ve toplam fenolik miktarları belirlenmiştir. Daha sonraki aşamada, en uygun ekstraksiyon şartlarında elde edilen oleoresin ekstraktı daha stabil hale getirilmek için iyonik jelasyon yöntemi ile enkapsüle edilmiştir. Enkapsülasyon işleminde; farklı kitosan oranı, aljinat jeli konsantrasyonu ve emülsiyonun şırınga pompadan akış hızı parametreleri denenerek, stabilizasyonu ve kalitesi yüksek, tam küresel ve mikro boyutta kapsüller elde edilmesi hadeflenmiştir. Çalışmada ekstraksiyon ve enkapsülasyon koşulları üç faktör-üç seviye tepki yüzey yöntemi kullanılarak optimize edilmiştir. Sonrasında bu parametrelerin mikrokapsüllerin boyutları, şekilleri, çekirdek sızıntısı ve stabiliteleri üzerine etkileri incelenmiştir. Elde edilen kapsüller dondurularak kurutulmuştur. Kapsüllerin kameralı optik mikroskop görüntüleri ve SEM mikrografları incelenerek yorumlanmıştır. Belirlenen parametrelerin enkapsülasyon verimi, çekirdek sızıntısı ve ortalama kapsül çapı üzerine etkisi incelenmiş ve iyonik jelasyon yöntemi ile oleoresin enkapsülasyonu için optimum şartlar tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda, tüketimi yaygın olmayan fakat biyoaktif bileşen yönünden çok zengin olan ürünlerden oleoresinler elde edilmiş ve bu oleoresinler gıda proseslerine eklenebilir saflıkta kapsüllenmiştir. Bu mikrokapsüller, model gıda olarak seçilen ekmeklere eklenerek; dayanıklı, raf ömrü boyunca kararlı, ısı, ışık ve oksijene karşı stabil halde fonksiyonel bir ürün olarak sunulmuştur.
Farklı gelişme dönemlerinde biçilen Guar (Cyamopsis tetragonoloba (L.) Taub.)'ın verim ve kalite özellikleri
Bir baklagil türü olan guar, hayvanların kaba yem ihtiyacını karşılamak için başarılı bir şekilde yetiştiriciliği yapılan ve ülkemiz için de değerli bir bitki olma potansiyeline sahip önemli bir türdür. Bu çalışma, Çankırı Karatekin Üniversitesi Kızılırmak Meslek Yüksekokulu Araştırma ve Uygulama Alanı'nda, farklı biçim zamanlarının (erken vejetatif dönem, çiçeklenme başlangıcı, %50 çiçeklenme, tam çiçeklenme, çiçeklenme sonu, bakla bağlama başlangıcı, tam bakla bağlama ve baklada tanelerin şekil aldığı dönem) guarın yem verimi ve kalitesine etkisini belirlemek amacıyla, tesadüf blokları deneme desenine göre, 3 tekrarlamalı olarak, 2017 yılında yürütülmüştür. Araştırmada; bitki boyu 52.7-94.9 cm, dal sayısı 6.4-6.5 adet bitki-1, yaprak oranı %23.9-52.4, sap oranı %40.9-55.9, bakla oranı %14.3-32.6, yaprak/sap oranı 0.54-1.10, sap kalınlığı 4.00-7.64 mm, yeşil ot verimi 838-3874 kg da-1, kuru ot verimi 252-989 kg da-1, yaprak, sap, bakla ham protein oranı ve ham protein verimi değerleri sırasıyla; %22.5-27.1, %7.5-13.1, %17.9-23.2 ve 56.6-263.8 kg da-1, 33.0-90.2 kg da-1, 132.3-229.7 kg da-1, sırasıyla yaprak, sap ve bakla ham selüloz (%37.4-46.3, %60.8-65.6, %44.6-51.2)), ADF (%28.3-43.8, %45.6-53.2, %30.5-36.3), NDF (%37.5-42.7, %36.5-58.7, %54.2-56.8) ve ADL oranı değerleri (%1.9-11.1, %15.4-26.2, %5.4-10.5) arasında değişim göstermiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre; yem verimi ve kalitesi bakımından en uygun biçim zamanının çiçeklenme sonu veya bakla bağlama başlangıcı olduğu sonucuna varılmıştır.
Kızılırmak – çankırı domates ekim alanlarında bulunan zararlı böcek türleri üzerinde araştırmalar
Bu Yüksek Lisans tezi, Kızılırmak (Çankırı)'da domates ekim alanlarında bulunan böcek türlerinin belirlenmesi ve Yeşilkurt [Helicoverpa armigera (Hübner) (Lepidoptera: Noctuidae)] ile Tuta [Tuta absoluta (Meyrick, 1917) (Lepidoptera: Gelechiidae)]'nın populasyon takibi yapılarak zararlıların mücadelesi için temel teşkil eden verilerin elde edilmesi amacıyla ele alınmıştır. Çalışmalar, 2017–2018 yıllarında yürütülmüştür. Domateslerin fide döneminde çalışmalara başlanarak meyve hasadı süresince devam edilmiş ve araziye genellikle haftada bir kez çıkılarak gerçekleştirilmiştir. Sürvey çalışması sonucunda, Kızılırmak (Çankırı) domates ekim alanlarında 10 böcek türü [Tuta absoluta (Meyrick, 1917) (Lepidoptera: Gelechiidae); Helicoverpa armigera (Hübner), Agrotis ipsilon (Hufnagel), Agrotis segetum (Den.&Schiff.), (Lepidoptera: Noctuidae); Agriotes sp. (Coleoptera: Elateridae); Melanogryllus desertus Pall. (Orthopt: Gryllidae); Gryllotalpa gryllotalpa L (Orthoptera: Gryllotalpidae); Locusta migratoria L., Oedipoda schochi Sauss. (Ortahoptera: Acridiade); Cailiptamus tenuicercis Tarb (Orthoptera: Catantopidae]'nün bulunduğu saptanmıştır. Bunlardan H. armigera ve T.absoluta'nın domatesin meyve döneminde ana zararlı; Agrotis ipsilon, Agrotis segetum, Agriotes sp., M. desertus, G. gryllotalpa'nın fide döneminde ikinci derecede zararlı olduğu anlaşılmıştır. L. migratoria, O. schochi ve C. tenuicercis'in de faunistik açıdan önemli olduğu belirlenmiştir. Populasyon takibi çalışmalarında H.armigera kelebekleri, Feromon tuzaklarda 10–34 gün boyunca yakalanmıştır. İlk kez yakalandıktan 30–44 gün sonra da domates meyvelerinde bulaşmalar gözlenmiştir. Buna göre, H.armigera kelebekleri, feromon tuzaklarda görülür görülmez mücadeleye başlamaları için çiftçilere uyarılarda bulunulmuştur. Bu tavsiyelere uyarak zararlıya karşı zamanında koruyucu mücadele yapan üreticilerin domates meyvesindeki ortalama zararın, Ekonomik Zarar Eşiği (EZE) olan %3'ün genellikle altında kaldığı; buna uymayanların ürünlerinde ise ağır ürün kayıpları (% 25-37) gözlenmiştir. Bu nedenle, sözü edilen yörede, H. armigera ve T. absoluta'nın her yıl populasyonlarının takip edilmesinin ve mücadelelerine yönelik biyo-ekolojisi ile mücadele yöntemleri üzerinde ayrıntılı çalışılması gerektiği kanısına varılmıştır.
Response of two red cabbage cultivars to the emitter types and operating pressure levels under drip irrigation system
The study, conducted In Hawija district, Kirkuk during the winter season of 2021-2022, included an evaluation of the drip Irrigation system with four different types of drippers (T-Tape-GR-Turbo -Spiral), and three levels of operating pressure (0.75- 1.25-1.75 bar) to test two cultivars of red cabbage crop (Riva and Hannar). The land was divided into three replicates, and each replicate has 16 experimental units. The experiment was designed according to a completely randomized block design. Data were analyzed by using variance analysis and Duncan test (p<0.05). According to the results, the spiral type was significantly superior in all yield characteristics (number of leaves, fruit diameter, fruit weight and total yield). Riva cultivar achieved higher average values than Hannar cultivar in all yield traits. The dual interaction of the pressure and the droplet showed a significant effect In some of the studied traits, as the treatment of pressure 1.75 bar and the droplet was significantly outperformed in all the studied traits. In all the studied traits, in the binary interaction between drippers and cultivars, the treatment of spiral and Riva was significantly superior while the binary interaction of pressure 1.75 bar and Riva cultivar were significantly superior. In the tripartite interaction among the factors, pressure 1.75 bar, the spiral and the Riva cultivar were significantly superior in all traits.
Mikroalg (Chlorella vulgaris Beijerinck) kullanımının guar (Cyamopsis tetragonoloba (L.) Taub.) fidelerinde tuza tolerans üzerine etkisi
Bu çalışmada; yazlık bir baklagil türü olan guar (Cyamopsis tetragonoloba (L.) Taub.) bitkisinde mikroalg kullanımının tuza tolerans üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışmada uygulamalar; kontrol, tuz (100 mM NaCl), tuz+mikroalg (100 mM NaCl+ 2x107 alg mL-1 Chlorella vulgaris Beijerinck) olmak üzere 3 tekrarlamalı olarak gerçekleştirilmiştir. Uygulamadan sonra stres etkisinin net olarak görüldüğü dönemde bitkiler hasat edilerek; bitki morfolojik ve fizyolojik parametreleri bakımından uygulamalar arasındaki farklılıklar değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda; tuz stresi incelenen parametreler bakımından azalmaya neden olurken, membran zararlanma indeksinde ise artış meydana gelmiştir. Mikroalg uygulaması ile büyüme parametreleri tuz stresi uygulamasına oranla %5-66 oranında artış gösterirken; MZİ (Membran Zararlanma İndeksi) %44 oranında azalmıştır. Çalışmada mikroalg uygulamasında mikrolag uygulanmayan tuz stresi koşullarına oranla K+ (potasyum) ve Ca++ (kalsiyum) alımı %30-36 oranında artış göstermiş, buna karşılık Na+ (sodyum) ve Cl- (klor) iyon birikimi %37-41 oranında sınırlandırılmıştır. Araştırma sonucunda incelenen parametreler bakımından mikroalg uygulamasının tuz stresinin olumsuz etkisini önemli düzeyde azalttığı belirlenmiştir.
Çankırı'da tarımsal işletmelerde iş güvenlik iklimi ölçeğinin belirlenmesi
Ülkemiz genel istihdamının %20'sini oluşturan tarım sektöründe giderek artan makineleşme ve ulaşılan mekanizasyon düzeyi ile birlikte meydana gelen iş kazaları; çalışan kişilerin iş güvenliğini etkilerken iş veriminin de azalmasına sebep olmaktadır. Bu nedenle, tarımsal işletmelerde iş güvenliğine yönelik daha etkin tedbirlerin alınması da zorunlu hale gelmiştir. Bu çalışmada, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanununda belirtilen kendi nam ve hesabına çalışan sınıfına girdiğinden yasa kapsamı dışında kalan ve mevzuat açısından boşlukları bulunan tarım sektöründe, Çankırı'da faaliyet gösteren tarımsal işletmelerde hem işletmeci hem de çalışan açısından iş güvenliği ile ilgili bilgi ve bilinç düzeyi belirlenmesi amaçlanmıştır. Çankırı ilinde faaliyet gösteren farklı büyüklükteki tarımsal işletmelerde çalışanlar, yöneticiler ve işletme sahipleri ile anket yapılmıştır. Ankete katılanların %88'i erkek, %44'ü lise mezunu, % 57'si işçi ve iş sağlığı ve güvenliği hakkında hiç eğitim almamış çalışanlardan oluşmaktadır. Tarımsal işletmelerden %73'ünde tehlike ve risk belirlemesi yapıldığı, çalışanlardan %67'sinin işyerinde hiç kaza geçirmediği, %86'sının kişisel koruyucu donanım kullandığı ve iş güvenliği kurallarına gereken hassasiyeti gösterdiği, %98'inin de iş sağlığı ve güvenliğine dikkat edilmesi durumunda iş verimliliği ve kalitesinin artacağını ifade etmiştir. Katılımcıların güvenlik iklimine ilişkin değerlendirmelerinde; eğitim durumu, çalışma şekli, iş sağlığı ve güvenliği eğitimi alıp almadığı durumuna göre farklılık gösterdiği, işletme büyüklüğü, yaş ve cinsiyet durumlarına göre farklılık göstermediği belirlenmiştir.
Türkiye bozkır vejetasyonunda tespit edilen bitki birliklerini etkileyen çevresel bileşenlerin analizi
Türkiye'de yaklaşık 70 yıldır vejetasyon araştırmaları yapılmaktadır. Bugüne kadar yaklaşık 1500 bitki birliği taımlanmıştır ve bunların 400'den fazlası bozkır ekosistemine ait bitki birlikleridir. Fitososyolojik sınıflandırması yapılan bu çalışmaların istatistik analizi üzerinde henüz bir çalışma yoktur. Bu amaçla bozkır birliklerinin analiz edilmesi hedeflenmiştir. Bunun için bitki birliklerinin biyotik ve abiyotik bileşenlerinden oluşan 15 faktör belirlenmiş ve ilgili veriler oluşturulan verisetine girilmiştir. Veriseti SPSS paket programında Pearson's korelasyon ve MANOVA analizine tabi tatulmuştur. Analiz sonuçlarına göre; Genel Örtüş ve organik madde miktarı en çok korelasyon ilişkisine sahip faktörler olarak bulunmuştur. Regresyon analizinde Anakaya bağımsız değişken, genel örtüş, birlik tür sayısı ve parsel tür sayısı bağımlı değişken olarak belirlenmiştir. Regresyonda granit ve tüf anakayalar, her 3 bağımlı değişken açısından en önemli anakaya tipi olarak ortaya konulmuştur.
Farklı amino asit düzeylerinin Guar (Cyamopsis tetragonoloba (L.) Taub.) fidelerinde tuza tolerans üzerine etkisi
Bu çalışmada; yazlık bir baklagil türü olan guar (Cyamopsis tetragonoloba (L.) Taub.) bitkisinde, inorganik asimilasyonun birincil ürünleri ve proteinlerin öncüleri olan aminoasitlerin (AA) kullanımının tuza tolerans üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırmada; kontrol, tuz (150 mM NaCl), tuz + 300 mg L-1 AA, tuz + 600 mg L -1 AA, tuz + 1200 mg L -1 AA, tuz + 1800 mg L -1 AA olmak üzere 6 farklı uygulama guar bitkisine uygulanmıştır. Çalışma tesadüf parselleri deneme desenine uygun olarak 3 tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Uygulamadan sonra stres etkisinin tam olarak görüldüğü dönemde bitkiler hasat edilerek, fizyolojik ve morfolojik parametreler bakımından uygulamalar arasındaki farklılıklar değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda; NaCl uygulaması ile kontrole göre morfolojik ve fizyolojik parametrelerde %41-87 oranında azalma görülmüştür. Bunun yanı sıra, tuz stresinde amino asit uygulamalarına bağlı olarak; yaş ağırlık, kuru ağırlık, sürgün uzunlukları, sap kalınlığı, bitki yaprak sayısı ve yaprak alanı gibi büyüme bileşenlerinde AA uygulaması sonucunda olumlu yönde artış olduğu tespit edilmiştir. Kontrol bitkileri ile AA uygulaması yapılan ve tuz stresine maruz kalan bitkiler karşılaştırıldığında; morfolojik parametrelerde %39-392 oranında artış saptanmış, amino asidin 600 mg L-1 dozunun stresin etkisinin azaltılmasında (%76-883) en etkin doz olduğu belirlenmiştir.
Ladik Gölü'nün (Samsun) yüzeysel alanının zamansal ve mekansal değişiminin coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama ile belirlenmesi
i ÖZET Yüksek Lisans Tezi Ladik Gölü'nün (Samsun) Yüzeysel Alanının Zamansal ve Mekansal Değişiminin Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Uzaktan Algılama ile Belirlenmesi Bekir KILIÇ Çankırı Karatekin Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım ve Yaşam Bilimleri Anabilim Dalı Danışman: Dr. Öğretim Üyesi Arda ÖZEN Bu tez çalışmasının amacı Samsun ili Ladik İlçesinde yer alan ve ülkemizde bulunan 45 adet "Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan"dan biri olan Ladik gölünde 1999-2019 yılları arasında su alanında meydana gelen değişimlerin Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Uzaktan Algılama Yöntemleri yardımı ile belirlenmesi ve göldeki sorunların giderilebilmesi için alınması gereken yönetim tedbirlerinin belirlenmesidir. Göl alanının hem hesaplanan hem de gözlemlenen değerlere göre tüm yıllar için Mayıs aylarında daha fazla bir alana sahip iken Eylül aylarında göl yüzey alanında küçülme gerçekleştiği belirlenmiştir. 1999-2009 yılları arasında aşırı su kullanımının olmadığı ve su bütçesini dikkate alan su kullanımı sonucu gölün yüzey alanında büyük değişiklikler olmadan varlığını sürdürdüğünü göstermiştir. 2009 yılından sonra özellikle sulama amaçlı aşırı su kullanımı göl yüzey alanında küçülmeye yol açmıştır. Su toplama havzasında arazi kullanımının su varlığına bağlı olarak şekillendiği ve tarım alanlarının artmasının orman varlığına zarar verdiği belirlenmiştir. Ayrıca literatürde mevcut olan farklı su indislerinin göl alanını belirlemedeki performansları da istatistiki olarak belirlenmiştir. AWEInsh indeksi tüm görüntüler bir arada değerlendirildiğinde ve Mayıs aylarına ait görüntüler arasında değerlendirildiğinde istatistiki olarak en başarılı indeks olurken Eylül ayı görüntüleri bir arada değerlendirildiğinde MNDWI indeksi daha başarılı olmuştur. Elde edilen sonuçlar, mevsimsel alansal değişimin yüksek olduğu Ladik gölü gibi göllerde bu çalışmada kullanılan su indislerinin su yönetiminin sürdürülebilir bir şekilde yapılabilmesi ve göldeki değişimlerin gözlenebilmesi için kullanılabilecek hızlı, ekonomik ve pratik bir metot olarak kullanılabileceği anlaşılmıştır.
Farklı organik gübrelerin çim karışımının tuza toleransı üzerine etkisi
Bu çalışma; %40 çok yıllık çim (Lolium perenne L.), %40 kamışsı yumak (Festuca arundinacea Schreb.), %20 rizomlu kırmızı yumak (Festuca rubra L. subsp. rubra) türlerinden oluşan çim karışımında, farklı organik gübrelerin [amino asit (AA), ahır gübresi (AG), biyokömür (BK), leonardit (LEO), koyun gübresi (KG), solucan gübresi (SG) tavuk gübresi (TG) ve yarasa gübresi (YG)], tuza tolerans (150 mM) üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla; 2019-2020 yetiştirme döneminde, 6,5 ay süreyle, serada saksı koşullarında, tesadüf parselleri deneme desenine göre, üç tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Çalışma sonucunda tuz stresinin; incelenen özelliklerin tamamında değişen oranlarda olumsuz etki gösterdiği (%75-95), tuz stresi ile birlikte organik gübre uygulamalarında ise kontrole göre ortalama; bitki boyunda %53,4, bitki yaş ağırlığında %73,1, bitki kuru ağırlığında %63,2, kalitede %38,6, renkte %34,3, bitki ile kaplı alanda %32,3, yoğunlukta %35,5, nispi klorofil içeriği indeksinde (NKİİ) %54,1 ve YOSİ'de %28,5 oranlarında düşüşler görüldüğü tespit edilmiştir. Buna karşın, tuz stresi ile birlikte organik gübre uygulamalarında tuz stresine kıyasla ortalama; bitki boyunda %86,5, bitki yaş ağırlığında %439,8, bitki kuru ağırlığında %245,0, kalitede %102,2, renkte %51,4, bitki ile kaplı alanda %86,3, yoğunlukta %46,5, NKKİ'de %50,0 ve YOSİ'de %21,3 oranlarında iyileşmelere neden olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; uygulanan organik gübrelerin tuz stresinden kaynaklanan olumsuzlukları değişen oranlarda iyi yönde etkilediği ve uygulamalar arasında koyun gübresi (KG) ve yarasa gübresinin (YG) diğerlerine göre biraz daha ön plana çıktığı görülmektedir.
Domateste (Solanum lycopersicum L.) dışsal IAA uygulamalarının tuza tolerans üzerindeki etkisi
Bu çalışmada, domateste tuz stresine toleransın sağlanmasında indole-3-acetic acid (IAA) uygulamalarının etkinliği incelenmiştir. Çalışmada materyal olarak TOM-141 (tolerant) ve TOM-139 (hassas) genotipler ile AG5668 domates çeşidi kullanılmıştır. Stres bitkileri için, 3 gerçek yapraklı aşamada tuz (200 mM NaCl) stresine başlanmıştır. Kontrol bitkileri ise besin çözeltisi ile sulanmıştır. IAA uygulamalarında ise tuz stresi ile birlikte 0,05, 0,25, 0,50, 0,75, 1,00 ve 2,00 mM dozlarına yer verilmiş, haftada bir kez olmak üzere yapraktan spreyleme şeklinde uygulanmıştır. Stres sonunda hasat edilen bitkiler, yeşil aksam yaş ve kuru ağırlıkları, gövde boyu ve çapı, yaprak sayısı ve alanı, yaprak su oransal içeriği (YOSİ), yeşil aksam, Na, Cl, K ve Ca içeriği, malondialdehit (MDA), toplam klorofil ve karotenoid, toplam fenolik madde ve flavanoid içeriği bakımından değerlendirilmiştir. Tuz stresi domates genotiplerinde bitki büyüme parametreleri ile YOSİ, K ve Ca iyon konsantrasyonu, toplam klorofil ve karotenoid ve toplam flavanoid içeriğinde azalmaya neden olmuş; Na ve Cl iyon konsantrasyonu, MDA ve toplam fenolik madde içeriğinde ise artış meydana gelmiştir. Buna karşın, tuz stresi ile birlikte IAA uygulamalarında tuz stresine oranla ortalama olarak yaş ve kuru ağırlıkta %8-93; gövde boyunda ve çapında %7-65; yaprak sayısı ve alanında %22-329, YOSİ değerlerinde %18-30; K içeriğinde %12-34; Ca içeriğinde %9-37; toplam klorofil ve karotenoid içeriğinde %3-125; toplam fenolik madde ve flavanoid içeriğinde %7-107 oranlarında iyileşme sağlanmıştır. Ayrıca Na iyon alımı %10-21, Cl iyon alımı %13-16 düzeyinde sınırlandırılırken; MDA içeriğindeki artış %29 düzeyinde engellenebilmiştir. Çalışma sonucunda, IAA uygulamalarının tuz stresinden kaynaklanan olumsuzlukları değişen oranlarda iyileştirdiği ve toleransı artırmada etkili olduğu, uygulamalar arasında bu olumlu etki açısından 0,25 mM ve 0,50 mM IAA uygulamalarının ön plan çıktığı belirlenmiştir.
Süleymanlı-Ovacık-Aşağıovacık köyleri (Çankırı/merkez) arasındaki jipsli sahanın florası
Bu çalışmada Çankırı ilinin Süleymanlı, Ovacık ve Aşağıovacık köyleri arasındaki bölgenin florası incelenmiştir. Alan Davis'in kareleme sistemine göre A4 karesinde yer almaktadır. 2020-2021 yılları arasında yapılan arazi çalışması sonucunda yaklaşık 600 bitki örneği toplanmıştır. Toplanan örneklerin teşhisi sonucunda 49 familya ve 191 cinse ait 307 tür ve türaltı takson tespit edilmiştir. Taksonların 49 tanesi Türkiye için endemiktir ve endemizm oranı %16'dır. Taksonların fitocoğrafi bölgelere göre dağılımı; 89 (%28,9) İran-Turan elementi, 11 (%3,6) Avrupa-Sibirya elementi, 19 (%6,2) Akdeniz elementi, 189 (%61,3) geniş yayılışlı veya fitocoğrafik bölgesi belli olmayan taksonlardır. En çok takson içeren ilk üç familya Asteraceae, Fabaceae, Poaceae'dir. Bazı dar yayılışlı endemik taksonların yayılışıyla ilgili yeni bilgiler elde edilmiştir. Türkiye florasındaki betimlerine uymayan bazı örnekler açıklanmıştır. Çalışmamızda bilim dünyası için yeni olarak Marrubium sivasense Aytaç ve ark. ve Marrubium trachyticum Boiss.'un yeni bir hibriti tespit edilmiştir.
Tatlı sorgum (Sorghum bicolor (L.) Moench.)'un tuza toleransı üzerine farklı organik gübrelerin etkisi
Tuzluluk, özellikle dünyanın kurak ve yarı kurak bölgelerinde bitkisel üretimi sınırlandıran en önemli etmenlerin başında gelmektedir. Bu çalışma; Gülşeker tatlı sorgum (yerel çeşit) çeşidinde, tuz stresi altında (150 mM) farklı organik gübrelerin [amino asit (AA), ahır gübresi (AG), biyokömür (BC), leonardit (LEO), koyun gübresi (KG), solucan gübresi (SG) tavuk gübresi (TG) ve yarasa gübresi (YG)], sorgumun morfolojik ve fizyolojik özellikleri üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma; 2019 yılı yaz döneminde, sera koşullarında, tesadüf parselleri deneme desenine göre, üç tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Araştırmada, bazı morfolojik (skala, bitki boyu, sap kalınlığı, yaprak sayısı, yaprak alanı, yeşil aksam yaş ve kuru ağırlıkları, kök yaş ve kuru ağırlıkları) ve fizyolojik parametreler [yaprak oransal su içeriği (YOSİ), malondialdehit (MDA) miktarı, klorofil (SPAD) değeri, sodyum (Na+), potasyum (K+), kalsiyum (Ca2+) ve klor (Cl-) iyon içerikleri) incelenmiştir. Çalışma sonucunda tuz stresinin; bitkilerde büyüme parametreleri ile klorofil, YOSİ, K+ ve Ca2+ iyon içeriklerinde azalmaya neden olduğu; MDA içeriği, Na+ ve Cl- birikiminde ise artış gösterdiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte tuz stresiyle beraber organik gübre uygulamalarında tuz stresine kıyasla; AA %17,45-221,84, AG %44,18-441,48, BC %6,38-260,94, LEO %9,45-232,58, KG %31,11-393,21, SG %7,27-163,20, TG %36,11-392,46 ve YG %14,91-401,81 oranında iyileşmeye neden olmuştur. Sonuç olarak organik gübre uygulamalarının; morfolojik özelliklerin tamamında olumlu yönde etki ettiği, bununla birlikte tuz stresinden kaynaklanan oksidatif stresi azaltmada olumlu etki gösteren MDA seviyesini ve Cl- ve Na+ alımını sınırlandırdığı, K+ ve Ca2+ alımını artırdığı, dolayısıyla tuz stresinden kaynaklanan zararlı etkileri uygulanan organik gübreye göre değişmekle birlikte farklı oranlarda (%6,38-441,48) azalttığı tespit edilmiştir.
Farklı arazi kullanımlarında infiltrasyon hızı ile bazı toprak özellikleri arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi
İnfiltrasyon araştırmalarında en iyi performansın sağlandığı tüm koşullar için en etkili faktörler toprak özellikleri ve arazi kulanım türüdür. Toprak infiltrasyon kapasitesi önemli bir parametredir ve aynı zamanda toprak kalitesi ve toprak verimliliğinin iyi bir göstergesidir. Bu nedenle farklı arazi kullanım altındaki topraklar için infiltrasyon özelliklerinin ayrıntılı bir şekilde anlaşılması gerekir. Bu çalışmada, bazı farklı arazi kullanımı altındaki toprakların infiltrasyon hızı ile temel toprak özellikleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Ankara ili Çubuk ilçesi sınırları içinde kalan 3 farklı bölgeden (mera, nadas ve meyve bahçesi) GPS ile belirlenen 30 noktadan bozulmuş ve bozulmamış toprak örnekleri alınmıştır. Bozulmamış toprak örneklerinde infiltrasyon hızı (Minidisk infiltrometre ile) ve hacim ağırlığı ölçülmüş, hidrolik iletkenlik ve sorptivite değerleri infiltrasyon ölçümlerinden elde edilmiştir. Bozulmuş toprak örneklerinde temel fiziksel ve kimyasal toprak analizleri ile morfolojik tanımlamalar yapılmıştır. Ölçüm sonuçlarına göre en yüksek ortalama infiltrasyon hızı değerleri meyve bahçesi örneklerinde, en düşük değerler ise mera alanından alınan örneklerde kaydedilmiştir. Farklı arazi kullanımlarında ölçülen toprak değişkenleri ile infiltrasyon hızı arasındaki ilişkileri değerlendirmek için korelasyon analizi, tek yönlü ANOVA ve faktör analizleri kullanılmıştır. İnfiltrasyon hızı sırasıyla merada sorptivite (0,72), nadasta kum (0,69) ve meyve bahçesinde hidrolik iletkenlik (0,86) özellikleri ile en yüksek korelasyonu göstermiştir. Ortalama infiltrasyon hızları bu topraklarda farklı bulunmuştur. Ayrıca farklı arazi kullanımlarındaki infiltrasyon hızları farklı toprak değişkenleri ile aynı faktörlere yüklenmiştir. Farklı arazi yönetimi uygulamaları nedeniyle, arazi kullanımı ve arazi yönetimi değişikliklerinin tarımsal faaliyetlerde olabilecek etkilerinin doğru bir şekilde değerlendirilebilmesi için bu tür ek ölçümlerin yapılması gerekir.
Moringa oleifera L. ekstraktinin yoğurt üreti̇mi̇nde kullanimi
Consumption of fermented dairy products is associated with foods have an inverse relationship with the risk of colorectal cancer. The lactic acid bacteria lower the intestinal pH and suppress the enzymes. Yoghurt as a dairy product contains probiotics. Health benefits of probiotics anti-lactose properties, antibacterial properties, anti-mutagenic properties, anti-cancer properties. Yoghurt has had an important role in improving gut health since ancient times. It was used to relieve diarrhea caused by infection due to pathogenic bacteria. Moringa oleifera L. is a cruciferous plant, spread in different parts of the world. It is a perennial tree, and its use for industrial, medicinal and traditional industrial purposes has been advocated for centuries. Moringa is a rich source of nutrients such as calcium, potassium, magnesium, zinc, iron and vitamins. The phytochemicals (flavonoids, alkanoides, terpenoides) present in Moringa is of strong anti-diabetic, anti-cancer, anti-inflammatory, anti-microbial, hepatoprotective anti-biofilm, and anti-oxidant activities. The leaves of the Moringa plant are a rich source of antioxidants, including vitamin C, beta-carotene, chlorogenic acid, and quercetin. Moringa also contains chlorogenic acid, which is useful for lowering blood sugar levels. In this thesis, Moringa leaves were extracted in water then water-soluble compounds were dried to obtain Moringa extract. This Moringa extract obtained was added to the milk to be made into yoghurt in two different ratios as 0.4% and 0.8% on the basis of dry matter. In addition, Moringa extract was microencapsulated with maltodextrin coating material, and this microencapsulated extract was added to the milk to be made into yoghurt in two different ratios containing 0.4% and 0.8% Moringa extract on the basis of dry matter. In addition, control yoghurt without any Moringa extract was produced. These 5 different yoghurts obtained were stored in the refrigerator and investigated in terms of physical, chemical, textural, microbiological and sensory on the 1st, 10th and 20th days of storage. Dry matter, protein, fat, pH, titratable acidity, syneresis, viscosity, total phenolic content of yoghurt samples were in rage of 14.09-15.39%, 3.76-4.15%, 3.60-3.63%, 4.04-4.44%, 1.05%-1.49%, 10.63-18.65%, 3566.5-6163.5 cP, 13.25-70.72 μg GAE/mg yoghurt respectively. As Moringa and Microencapsulated Moringa extracts increased, dry matter, protein, titration acidity and total phenolic content values increased (P<0.05), while viscosity decreased (P<0.05). No significant change was observed in syneresis values (P>0.05). Firmness, consistency, cohesiveness and viscosity index values, which are the textural parameters, varied between 40.17 and 85.47 g, 1055 and 2228.04 g, -33.46 and -82.57 g, -82.96 and -180.24 g, respectively. ME addition significantly decreased the firmness, consistency, cohesiveness, and viscosity index of yoghurt compared to control yoghurt (P<0.05). Again, the addition of MME significantly decreased the same parameters compared to ME yoghurts (P<0.05). The addition of ME and MME significantly affected L* and a* values of the yoghurt samples (P<0.05). The addition of MME had a greater effect on L* and a* value than the addition of ME (P<0.05). The addition of ME and MME significantly affected the b* values of the yoghurt samples (P<0.05). The addition of MME had a same effect on the b* value with the addition of ME (P>0.05). The S. thermophilus and L. bulgaricus counts tended to remain constant throughout storage. In general, we observed that the addition of ME and MME did not affect the number of S. thermophilus and L. bulgaricus in yoghurt. ME and MME effected flavor-aroma, body-texture, and colour-appearance scores of yoghurts significantly (P<0.05). The highest scores were found in control sample during storage (P<0.05). As the extract concentration increased, the flavor-aroma and body-texture scores decreased (P<0.05). The samples with MME were more appreciated by the panellists than the samples with ME
Çim karışımının kuraklığa toleransı üzerine deniz yosunu gübrelerinin etkisi
Bu çalışmada; %60 kamışsı yumak (Festuca arundinacea Schreb.), %20 çok yıllık çim (Lolium perenne L.) ve %20 rizomlu kırmızı yumak (Festuca rubra L. subsp. rubra) türlerinden oluşan çim karışımında, üç farklı kuraklık stresi koşullarında (K1: %100 sulama-Kontrol; K2: %50 sulama; K3: %25 sulama), 2 farklı deniz yosunu uygulamasının kuraklığa toleransın sağlanması açısından etkinliği incelenmiştir. Deniz yosunu olarak Alga 600 ticari ürününün 0 (D1), 0,02 (D2), 0,04 (D3) ve 0,06 (D4) g m-2 dozları; Semino ticari ürününün ise 0 (D1), 0,05 (D2), 0,075 (D3) ve 0,1 (D4) ml m-2 dozları kullanılmıştır. Çalışma serada koşullarında, 11 litre kapasiteli plastik saksılarda, tesadüf parselleri deneme desenine göre üç tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Araştırma sonucunda kuraklık stresinin; incelenen özelliklerin tamamında değişen oranlarda olumsuz etkilere neden olduğu (%7-93), kuraklık stresi ile birlikte deniz yosunu uygulamalarında ise kontrol bitkilerine oranla vejetasyon yüksekliğinde %7-118, bitki yaş ağırlığında %6-15, kalitede %6-84, renkte %6-83, bitki ile kaplı alanda %4-12, yoğunlukta %14-76, nispi klorofil içeriği indeksinde (NKİİ) %7-144 iyileşme meydana geldiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak; uygulanan deniz yosununun kuraklık stresinden kaynaklanan olumsuzlukları değişen oranlarda olumlu yönde etkilediği ve DY1 uygulamasında D2 dozunun, DY2 uygulamasında ise D3 dozunun diğer uygulamalara kıyasla ön plana çıktığı belirlenmiştir.