
10
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Rokada (Eruca sativa L.) tuz stresi koşullarında nano silisyum uygulamasının verim ve kalite üzerine etkisi
Rokada tuza toleransın artırılmasına yönelik olarak Nano Silisyum (Nano-Si) uygulamalarının etkinliğinin araştırıldığı çalışmada, materyal olarak Depuis 1743 roka çeşidi kullanılmıştır. Stres bitkileri için, tohum ekiminden dikiminden 20 gün sonra 50, 100 ve 150 mM NaCl (tuz) dozu uygulanmış, Nano-Silisyum uygulamalarında ise tuz stresi ile birlikte 0, 0.5, 1 ve 2 mM Nano-Si dozları, haftada bir kez olmak üzere yapraktan spreyleme yöntemiyle uygulanmıştır. Stres sonunda hasat edilen bitkiler, yeşil aksam, yaş ve kuru ağırlıkları, yaprak alanı, toplam verim, yaprak su oransal içeriği (YOSİ), SPAD, yeşil aksam Na, Cl, K ve Ca içeriği, toplam klorofil ve antioksidan, Vitamin C, SÇKM, Titre edilebilir asitlik içeriği bakımından incelenmiştir. Tuz stresi bitki büyüme parametreleri, toplam verim ile YOSİ, SPAD, K, Ca, toplam klorofil içeriğinde azalmaya neden olmuş, Na ve Cl iyon konsantrasyonu ile toplam antioksidan ve Vitamin C içeriğinde ise artış meydana gelmiştir. Buna karşın, tuz stresi ile birlikte Nano-Si uygulamalarında tuz stresine oranla ortalama olarak yaş ve kuru ağırlıkta %3-160, yaprak alanında %2-104, toplam verimde %3-164, YOSİ değerlerinde %7-34, K içeriğinde %3- 40, Ca içeriğinde %5-47, toplma klorofil içeriğinde %11-68 iyileşme sağlanmıştır. Ayrıca Na iyon alımı %5-33, Cl iyon alımı %6-36 düzeyinde sınırlanmıştır. Çalışma sonucunda, Nano-Silisyum uygulamalarının tuz stresi ile ortaya çıkan zararlanmayı değişen oranlarda iyileştirdiği ve toleransı artırmada etkili olduğu, uygulamalar arasında bu olumlu etki açısından 0,50 mM ve 1,00 mM Nano-Silisyum uygulamalarının ön plana çıktığı belirlenmiştir.
Juniperus oxycedrus L. (Katran ardıcı) olgunlaşmamış meyvelerinden somatik embriyogenesis ve bitki rejenerasyonu
Bu araştırmanın amacı, Juniperus oxycedrus L. (katran ardıcı) olgunlaşmamış meyvelerinden somatik embriyogenesis yoluyla, in vitro şartlarda yoğun ve klonal üretimdir. Somatik embriyogenesisi (SE) uyarmak amacıyla başlangıç aşamasında, Murashige ve Skoog (MS), Driver ve Kuniyuki Walnut (DKW) ve Woody Plant Medium (WPM) temel besin ortamlarına, sakkaroz (30 g/L), L-glutamin (500 mg/L), gelrite (2,1 g/L) ve 6 farklı bitki büyüme düzenleyici madde kombinasyonu [(1) BA (1 mg/L)+NAA (0,5 mg/L), (2) BA (1 mg/L)+IBA (0,1 mg/L), (3) KIN (2 mg/L)+NAA (0,5 mg/L), (4) KIN (2 mg/L)+IBA (0,1 mg/L), (5) BA (1 mg/L)+KIN (2 mg/L)+NAA (0,5 mg/L), (6) BA (1 mg/L)+KIN (2 mg/L)+IBA (0,1 mg/L)] kullanılmıştır. Petri kaplarına, J. oxycedrus L.'un olgunlaşmamış meyvelerinden elde edilen eksplantlar 5'er adet/Petri olacak şekilde dikilmiştir. Deneme toplam 180 adet petri kabı içerisinde 900 eksplant ile yürütülmüştür ve en az ikişer kez tekrarlanmıştır. Ancak, çalışmada hedeflenen J. oxycedrus L. eksplantlarından somatik embriyogenesis uyarımı sağlanamamıştır. Araştırmada elde edilen verilerden daha sonra yapılacak çalışmalara yol göstermesi amacıyla, meydana gelen kallusların oluşum interaksiyonları ve somatik embriyogenesisin oluşmama nedenleri incelenmiştir. Buna göre; temel besin ortamlarının kallus oluşumu üzerindeki etkisinde; % 82 ile WPM en iyi temel besin ortamı olduğu ve onu % 43 ile MS ve % 28 ile DKW besin ortamları izlemiştir.
Keten tohumu ve zencefil oleoresinlerinin mikroenkapsülasyonu ve enkapsülasyon parametrelerinin optimizasyonu
Bu tezin amacı, doğal antioksidan içeriği yüksek zencefil ve keten tohumu oleoresinlerinin ekstrakte edilerek fonksiyonel gıda olarak kullanılmak üzere ekmeğin içine yerleştirilmesidir. Bu amaç için zencefil ve keten tohumu kurutularak oleoresin ekstraktı elde edilmiş, ekstrakt enkapsüle edilmiş ve kapsüller karakterize edilmiştir. Kurutulup toz hale getirilen ürünlerden elde edilen ekstraktlarda; ekstraksiyon verimi, renk, antiradikal kapasite ve toplam fenolik miktarları belirlenmiştir. Daha sonraki aşamada, en uygun ekstraksiyon şartlarında elde edilen oleoresin ekstraktı daha stabil hale getirilmek için iyonik jelasyon yöntemi ile enkapsüle edilmiştir. Enkapsülasyon işleminde; farklı kitosan oranı, aljinat jeli konsantrasyonu ve emülsiyonun şırınga pompadan akış hızı parametreleri denenerek, stabilizasyonu ve kalitesi yüksek, tam küresel ve mikro boyutta kapsüller elde edilmesi hadeflenmiştir. Çalışmada ekstraksiyon ve enkapsülasyon koşulları üç faktör-üç seviye tepki yüzey yöntemi kullanılarak optimize edilmiştir. Sonrasında bu parametrelerin mikrokapsüllerin boyutları, şekilleri, çekirdek sızıntısı ve stabiliteleri üzerine etkileri incelenmiştir. Elde edilen kapsüller dondurularak kurutulmuştur. Kapsüllerin kameralı optik mikroskop görüntüleri ve SEM mikrografları incelenerek yorumlanmıştır. Belirlenen parametrelerin enkapsülasyon verimi, çekirdek sızıntısı ve ortalama kapsül çapı üzerine etkisi incelenmiş ve iyonik jelasyon yöntemi ile oleoresin enkapsülasyonu için optimum şartlar tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda, tüketimi yaygın olmayan fakat biyoaktif bileşen yönünden çok zengin olan ürünlerden oleoresinler elde edilmiş ve bu oleoresinler gıda proseslerine eklenebilir saflıkta kapsüllenmiştir. Bu mikrokapsüller, model gıda olarak seçilen ekmeklere eklenerek; dayanıklı, raf ömrü boyunca kararlı, ısı, ışık ve oksijene karşı stabil halde fonksiyonel bir ürün olarak sunulmuştur.
Response of two red cabbage cultivars to the emitter types and operating pressure levels under drip irrigation system
The study, conducted In Hawija district, Kirkuk during the winter season of 2021-2022, included an evaluation of the drip Irrigation system with four different types of drippers (T-Tape-GR-Turbo -Spiral), and three levels of operating pressure (0.75- 1.25-1.75 bar) to test two cultivars of red cabbage crop (Riva and Hannar). The land was divided into three replicates, and each replicate has 16 experimental units. The experiment was designed according to a completely randomized block design. Data were analyzed by using variance analysis and Duncan test (p<0.05). According to the results, the spiral type was significantly superior in all yield characteristics (number of leaves, fruit diameter, fruit weight and total yield). Riva cultivar achieved higher average values than Hannar cultivar in all yield traits. The dual interaction of the pressure and the droplet showed a significant effect In some of the studied traits, as the treatment of pressure 1.75 bar and the droplet was significantly outperformed in all the studied traits. In all the studied traits, in the binary interaction between drippers and cultivars, the treatment of spiral and Riva was significantly superior while the binary interaction of pressure 1.75 bar and Riva cultivar were significantly superior. In the tripartite interaction among the factors, pressure 1.75 bar, the spiral and the Riva cultivar were significantly superior in all traits.
Mikroalg (Chlorella vulgaris Beijerinck) kullanımının guar (Cyamopsis tetragonoloba (L.) Taub.) fidelerinde tuza tolerans üzerine etkisi
Bu çalışmada; yazlık bir baklagil türü olan guar (Cyamopsis tetragonoloba (L.) Taub.) bitkisinde mikroalg kullanımının tuza tolerans üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışmada uygulamalar; kontrol, tuz (100 mM NaCl), tuz+mikroalg (100 mM NaCl+ 2x107 alg mL-1 Chlorella vulgaris Beijerinck) olmak üzere 3 tekrarlamalı olarak gerçekleştirilmiştir. Uygulamadan sonra stres etkisinin net olarak görüldüğü dönemde bitkiler hasat edilerek; bitki morfolojik ve fizyolojik parametreleri bakımından uygulamalar arasındaki farklılıklar değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda; tuz stresi incelenen parametreler bakımından azalmaya neden olurken, membran zararlanma indeksinde ise artış meydana gelmiştir. Mikroalg uygulaması ile büyüme parametreleri tuz stresi uygulamasına oranla %5-66 oranında artış gösterirken; MZİ (Membran Zararlanma İndeksi) %44 oranında azalmıştır. Çalışmada mikroalg uygulamasında mikrolag uygulanmayan tuz stresi koşullarına oranla K+ (potasyum) ve Ca++ (kalsiyum) alımı %30-36 oranında artış göstermiş, buna karşılık Na+ (sodyum) ve Cl- (klor) iyon birikimi %37-41 oranında sınırlandırılmıştır. Araştırma sonucunda incelenen parametreler bakımından mikroalg uygulamasının tuz stresinin olumsuz etkisini önemli düzeyde azalttığı belirlenmiştir.
Çankırı'da tarımsal işletmelerde iş güvenlik iklimi ölçeğinin belirlenmesi
Ülkemiz genel istihdamının %20'sini oluşturan tarım sektöründe giderek artan makineleşme ve ulaşılan mekanizasyon düzeyi ile birlikte meydana gelen iş kazaları; çalışan kişilerin iş güvenliğini etkilerken iş veriminin de azalmasına sebep olmaktadır. Bu nedenle, tarımsal işletmelerde iş güvenliğine yönelik daha etkin tedbirlerin alınması da zorunlu hale gelmiştir. Bu çalışmada, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanununda belirtilen kendi nam ve hesabına çalışan sınıfına girdiğinden yasa kapsamı dışında kalan ve mevzuat açısından boşlukları bulunan tarım sektöründe, Çankırı'da faaliyet gösteren tarımsal işletmelerde hem işletmeci hem de çalışan açısından iş güvenliği ile ilgili bilgi ve bilinç düzeyi belirlenmesi amaçlanmıştır. Çankırı ilinde faaliyet gösteren farklı büyüklükteki tarımsal işletmelerde çalışanlar, yöneticiler ve işletme sahipleri ile anket yapılmıştır. Ankete katılanların %88'i erkek, %44'ü lise mezunu, % 57'si işçi ve iş sağlığı ve güvenliği hakkında hiç eğitim almamış çalışanlardan oluşmaktadır. Tarımsal işletmelerden %73'ünde tehlike ve risk belirlemesi yapıldığı, çalışanlardan %67'sinin işyerinde hiç kaza geçirmediği, %86'sının kişisel koruyucu donanım kullandığı ve iş güvenliği kurallarına gereken hassasiyeti gösterdiği, %98'inin de iş sağlığı ve güvenliğine dikkat edilmesi durumunda iş verimliliği ve kalitesinin artacağını ifade etmiştir. Katılımcıların güvenlik iklimine ilişkin değerlendirmelerinde; eğitim durumu, çalışma şekli, iş sağlığı ve güvenliği eğitimi alıp almadığı durumuna göre farklılık gösterdiği, işletme büyüklüğü, yaş ve cinsiyet durumlarına göre farklılık göstermediği belirlenmiştir.
Ladik Gölü'nün (Samsun) yüzeysel alanının zamansal ve mekansal değişiminin coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama ile belirlenmesi
i ÖZET Yüksek Lisans Tezi Ladik Gölü'nün (Samsun) Yüzeysel Alanının Zamansal ve Mekansal Değişiminin Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Uzaktan Algılama ile Belirlenmesi Bekir KILIÇ Çankırı Karatekin Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım ve Yaşam Bilimleri Anabilim Dalı Danışman: Dr. Öğretim Üyesi Arda ÖZEN Bu tez çalışmasının amacı Samsun ili Ladik İlçesinde yer alan ve ülkemizde bulunan 45 adet "Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan"dan biri olan Ladik gölünde 1999-2019 yılları arasında su alanında meydana gelen değişimlerin Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Uzaktan Algılama Yöntemleri yardımı ile belirlenmesi ve göldeki sorunların giderilebilmesi için alınması gereken yönetim tedbirlerinin belirlenmesidir. Göl alanının hem hesaplanan hem de gözlemlenen değerlere göre tüm yıllar için Mayıs aylarında daha fazla bir alana sahip iken Eylül aylarında göl yüzey alanında küçülme gerçekleştiği belirlenmiştir. 1999-2009 yılları arasında aşırı su kullanımının olmadığı ve su bütçesini dikkate alan su kullanımı sonucu gölün yüzey alanında büyük değişiklikler olmadan varlığını sürdürdüğünü göstermiştir. 2009 yılından sonra özellikle sulama amaçlı aşırı su kullanımı göl yüzey alanında küçülmeye yol açmıştır. Su toplama havzasında arazi kullanımının su varlığına bağlı olarak şekillendiği ve tarım alanlarının artmasının orman varlığına zarar verdiği belirlenmiştir. Ayrıca literatürde mevcut olan farklı su indislerinin göl alanını belirlemedeki performansları da istatistiki olarak belirlenmiştir. AWEInsh indeksi tüm görüntüler bir arada değerlendirildiğinde ve Mayıs aylarına ait görüntüler arasında değerlendirildiğinde istatistiki olarak en başarılı indeks olurken Eylül ayı görüntüleri bir arada değerlendirildiğinde MNDWI indeksi daha başarılı olmuştur. Elde edilen sonuçlar, mevsimsel alansal değişimin yüksek olduğu Ladik gölü gibi göllerde bu çalışmada kullanılan su indislerinin su yönetiminin sürdürülebilir bir şekilde yapılabilmesi ve göldeki değişimlerin gözlenebilmesi için kullanılabilecek hızlı, ekonomik ve pratik bir metot olarak kullanılabileceği anlaşılmıştır.
Tatlı sorgum (Sorghum bicolor (L.) Moench.)'un tuza toleransı üzerine farklı organik gübrelerin etkisi
Tuzluluk, özellikle dünyanın kurak ve yarı kurak bölgelerinde bitkisel üretimi sınırlandıran en önemli etmenlerin başında gelmektedir. Bu çalışma; Gülşeker tatlı sorgum (yerel çeşit) çeşidinde, tuz stresi altında (150 mM) farklı organik gübrelerin [amino asit (AA), ahır gübresi (AG), biyokömür (BC), leonardit (LEO), koyun gübresi (KG), solucan gübresi (SG) tavuk gübresi (TG) ve yarasa gübresi (YG)], sorgumun morfolojik ve fizyolojik özellikleri üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma; 2019 yılı yaz döneminde, sera koşullarında, tesadüf parselleri deneme desenine göre, üç tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Araştırmada, bazı morfolojik (skala, bitki boyu, sap kalınlığı, yaprak sayısı, yaprak alanı, yeşil aksam yaş ve kuru ağırlıkları, kök yaş ve kuru ağırlıkları) ve fizyolojik parametreler [yaprak oransal su içeriği (YOSİ), malondialdehit (MDA) miktarı, klorofil (SPAD) değeri, sodyum (Na+), potasyum (K+), kalsiyum (Ca2+) ve klor (Cl-) iyon içerikleri) incelenmiştir. Çalışma sonucunda tuz stresinin; bitkilerde büyüme parametreleri ile klorofil, YOSİ, K+ ve Ca2+ iyon içeriklerinde azalmaya neden olduğu; MDA içeriği, Na+ ve Cl- birikiminde ise artış gösterdiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte tuz stresiyle beraber organik gübre uygulamalarında tuz stresine kıyasla; AA %17,45-221,84, AG %44,18-441,48, BC %6,38-260,94, LEO %9,45-232,58, KG %31,11-393,21, SG %7,27-163,20, TG %36,11-392,46 ve YG %14,91-401,81 oranında iyileşmeye neden olmuştur. Sonuç olarak organik gübre uygulamalarının; morfolojik özelliklerin tamamında olumlu yönde etki ettiği, bununla birlikte tuz stresinden kaynaklanan oksidatif stresi azaltmada olumlu etki gösteren MDA seviyesini ve Cl- ve Na+ alımını sınırlandırdığı, K+ ve Ca2+ alımını artırdığı, dolayısıyla tuz stresinden kaynaklanan zararlı etkileri uygulanan organik gübreye göre değişmekle birlikte farklı oranlarda (%6,38-441,48) azalttığı tespit edilmiştir.
Moringa oleifera L. ekstraktinin yoğurt üreti̇mi̇nde kullanimi
Consumption of fermented dairy products is associated with foods have an inverse relationship with the risk of colorectal cancer. The lactic acid bacteria lower the intestinal pH and suppress the enzymes. Yoghurt as a dairy product contains probiotics. Health benefits of probiotics anti-lactose properties, antibacterial properties, anti-mutagenic properties, anti-cancer properties. Yoghurt has had an important role in improving gut health since ancient times. It was used to relieve diarrhea caused by infection due to pathogenic bacteria. Moringa oleifera L. is a cruciferous plant, spread in different parts of the world. It is a perennial tree, and its use for industrial, medicinal and traditional industrial purposes has been advocated for centuries. Moringa is a rich source of nutrients such as calcium, potassium, magnesium, zinc, iron and vitamins. The phytochemicals (flavonoids, alkanoides, terpenoides) present in Moringa is of strong anti-diabetic, anti-cancer, anti-inflammatory, anti-microbial, hepatoprotective anti-biofilm, and anti-oxidant activities. The leaves of the Moringa plant are a rich source of antioxidants, including vitamin C, beta-carotene, chlorogenic acid, and quercetin. Moringa also contains chlorogenic acid, which is useful for lowering blood sugar levels. In this thesis, Moringa leaves were extracted in water then water-soluble compounds were dried to obtain Moringa extract. This Moringa extract obtained was added to the milk to be made into yoghurt in two different ratios as 0.4% and 0.8% on the basis of dry matter. In addition, Moringa extract was microencapsulated with maltodextrin coating material, and this microencapsulated extract was added to the milk to be made into yoghurt in two different ratios containing 0.4% and 0.8% Moringa extract on the basis of dry matter. In addition, control yoghurt without any Moringa extract was produced. These 5 different yoghurts obtained were stored in the refrigerator and investigated in terms of physical, chemical, textural, microbiological and sensory on the 1st, 10th and 20th days of storage. Dry matter, protein, fat, pH, titratable acidity, syneresis, viscosity, total phenolic content of yoghurt samples were in rage of 14.09-15.39%, 3.76-4.15%, 3.60-3.63%, 4.04-4.44%, 1.05%-1.49%, 10.63-18.65%, 3566.5-6163.5 cP, 13.25-70.72 μg GAE/mg yoghurt respectively. As Moringa and Microencapsulated Moringa extracts increased, dry matter, protein, titration acidity and total phenolic content values increased (P<0.05), while viscosity decreased (P<0.05). No significant change was observed in syneresis values (P>0.05). Firmness, consistency, cohesiveness and viscosity index values, which are the textural parameters, varied between 40.17 and 85.47 g, 1055 and 2228.04 g, -33.46 and -82.57 g, -82.96 and -180.24 g, respectively. ME addition significantly decreased the firmness, consistency, cohesiveness, and viscosity index of yoghurt compared to control yoghurt (P<0.05). Again, the addition of MME significantly decreased the same parameters compared to ME yoghurts (P<0.05). The addition of ME and MME significantly affected L* and a* values of the yoghurt samples (P<0.05). The addition of MME had a greater effect on L* and a* value than the addition of ME (P<0.05). The addition of ME and MME significantly affected the b* values of the yoghurt samples (P<0.05). The addition of MME had a same effect on the b* value with the addition of ME (P>0.05). The S. thermophilus and L. bulgaricus counts tended to remain constant throughout storage. In general, we observed that the addition of ME and MME did not affect the number of S. thermophilus and L. bulgaricus in yoghurt. ME and MME effected flavor-aroma, body-texture, and colour-appearance scores of yoghurts significantly (P<0.05). The highest scores were found in control sample during storage (P<0.05). As the extract concentration increased, the flavor-aroma and body-texture scores decreased (P<0.05). The samples with MME were more appreciated by the panellists than the samples with ME
Çim karışımının kuraklığa toleransı üzerine deniz yosunu gübrelerinin etkisi
Bu çalışmada; %60 kamışsı yumak (Festuca arundinacea Schreb.), %20 çok yıllık çim (Lolium perenne L.) ve %20 rizomlu kırmızı yumak (Festuca rubra L. subsp. rubra) türlerinden oluşan çim karışımında, üç farklı kuraklık stresi koşullarında (K1: %100 sulama-Kontrol; K2: %50 sulama; K3: %25 sulama), 2 farklı deniz yosunu uygulamasının kuraklığa toleransın sağlanması açısından etkinliği incelenmiştir. Deniz yosunu olarak Alga 600 ticari ürününün 0 (D1), 0,02 (D2), 0,04 (D3) ve 0,06 (D4) g m-2 dozları; Semino ticari ürününün ise 0 (D1), 0,05 (D2), 0,075 (D3) ve 0,1 (D4) ml m-2 dozları kullanılmıştır. Çalışma serada koşullarında, 11 litre kapasiteli plastik saksılarda, tesadüf parselleri deneme desenine göre üç tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Araştırma sonucunda kuraklık stresinin; incelenen özelliklerin tamamında değişen oranlarda olumsuz etkilere neden olduğu (%7-93), kuraklık stresi ile birlikte deniz yosunu uygulamalarında ise kontrol bitkilerine oranla vejetasyon yüksekliğinde %7-118, bitki yaş ağırlığında %6-15, kalitede %6-84, renkte %6-83, bitki ile kaplı alanda %4-12, yoğunlukta %14-76, nispi klorofil içeriği indeksinde (NKİİ) %7-144 iyileşme meydana geldiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak; uygulanan deniz yosununun kuraklık stresinden kaynaklanan olumsuzlukları değişen oranlarda olumlu yönde etkilediği ve DY1 uygulamasında D2 dozunun, DY2 uygulamasında ise D3 dozunun diğer uygulamalara kıyasla ön plana çıktığı belirlenmiştir.