
437
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
2
Enstitü
0%
DOI Oranı
Son Eklenen Tezler
Tümünü GörTemiz aralıklı kateterizasyon yapılan çocuk hastalarda idrar yolu enfeksiyon sıklığı ve enfeksiyon oluşumunu etkileyen faktörler
Araştırma İstanbul ili sınırları içinde, özel bir hastanede takipli, 68 temiz aralıklı kateterizasyon yapılan çocuk hastada idrar yolu enfeksiyon sıklığı ve enfeksiyon oluşumunu etkileyen değişkenleri belirlemek amacıyla retrospektif yöntemle yapılmış tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir çalışmadır. Veriler, araştırıcı tarafından literatüre doğrultusunda hazırlanan 25 soruluk anket formunun hasta dosyalarından ve TAK uygulayan anneler ile görüşme yapılarak elde edildi. Verilerin analizi için R vers. 2.15.3 programı (R Core Team, 2013) kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotların (ortalama, standart sapma, medyan, frekans, oran, minimum, maksimum) yanı sıra niceliksel verilerin karşılaştırılmasında normal dağılım göstermeyen değişkenlerin iki grup karşılaştırmalarında ise Mann Whitney U test kullanıldı. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ise Pearson ki-kare test, Fisher exact test, Fisher-Freeman-Halton exact test ve McNemar uyum testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık p< 0,01 ve p< 0,05 düzeylerinde değerlendirildi. Araştırmanın evrenini 2012-2014 yılları arasında Ürodinami yapılmış 300 Spine Bifida'lı hasta oluşturdu. Örneklem sayısı %95 güven düzeyinde ve %10 örnekleme hatası ile 68 TAK yapılan çocuk olarak hesaplandı. Araştırma grubuna alınan çocukların yaş Ort. ± S.S. 64,78±56,91 ay'dır. Çalışma grubunu %52,9'u erkek, %47,1 kız çocuk oluşturdu. TAK yapılan çocuk hastalarda İYE görülme sıklığı TAK öncesi %36,8 iken TAK sonrası %64,7 bulundu. TAK yapılan çocuk hastalarda TAK uygulama sonrası İYE görülme sıklığıyla yaş, alt bezi kullanımı, idrar inkontinansı ve konstipasyon ile ilişkili anlamlılık gösterdiği bulundu (p< 0,05). TAK uygulama sonrası İYE görülme sıklığıyla; günlük TAK uygulama sayısı, profilaktik antibiyotik kullanımı, perine ve el temizliği yöntemi, TAK uygulayanların sosyodemografik özellikleri ile anlamlı ilişki göstermediği belirlendi (p> 0,05).
Hemşirelik öğrencilerinin organ bağışı ve organ nakli konusundaki düşüncelerine aile ve eğitimin etkisinin araştırılması
Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinin organ bağışı ve nakli konusundaki düşüncelerine ailelerinin ve aldıkları hemşirelik eğitiminin etkisinin araştırılması amacı ile bir vakıf üniversitesinin hemşirelik yüksekokulunda gerçekleştirildi. Çalışmanın evrenini hemşirelik yüksekokulunun tüm öğrencileri oluşturmuş olup örneklem ise 1. sınıf ve 4. sınıfta okuyan, çalışmaya katılmayı kabul eden 203 öğrenciden oluşmuştur. Araştırmanın verileri; araştırmacı tarafından hazırlanan anket ile toplanmıştır. Anketin I. bölümünde demografik özellikleri ve bazı düşünceleri sorgulayan çoktan seçmeli toplam 32 soru, II bölümünde düşünceleri sorgulayan likert tipi 18 soru yer almıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS (Statistical Packagefor Social Sciences) 17.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin çözümlenmesinde frekans, aritmetik ortalama, standart sapma, yüzde gibi betimsel istatistiklerden faydalanılmıştır. Çalışma grubu % 54,7'si (n= 111) 1 sınıf, % 45,3'ü ( n= 92) 4 sınıf, % 92,6'sı ( n= 188 ) kız, % 7,4'ü (n= 15) erkek öğrencilerden oluşmaktadır. Öğrencilerin % 7,4'ünün (n=15) organ bağışında bulundukları tespit edildi. Öğrencilerin konuyla ilgili eğitim alma durumlarına bakıldığında ise % 63,1'inin (n= 128) eğitim almadıklarını ifade ettikleri görüldü. Eğitim aldıkları yere bakıldığında ise %18'si (n= 37) basın yayın kuruluşlarından bilgi aldıklarını ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin % 69,5'i (n= 141) organ nakli veya bağışı yapmayı düşünmekte olup, % 29,6'sı (n= 60) ise bu yönde bir düşünceye sahip değildir. Aileleri organ bağışını destekleyen öğrencilerin Organ Bağışı ve Nakline İlişkin Düşünce ve Tutum Değerlendirme Formu puanları (25,50 ± 3,098), aileleri organ bağışı konusunda kararsız olan öğrencilerin puanlarına (20,11 ± 4,122) göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu görüldü. Bu çalışma sonuçlarına göre öğrencilerin mezuniyetten sonra birer sağlık çalışanı ve eğitimcileri olacakları düşünülürse okuldaki mesleki eğitim dönemleri boyunca konuyla ilgili daha fazla bilgi almaları önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Hemşirelik, Hemşirelik Öğrencisi, Organ Bağışı, Organ Nakli, Aile, Etki, Eğitim
Sağlık bakım hizmetleri yönetiminde vizyon geliştirme tutumunun değerlendirilmesi
Bu araştırma sağlık bakım hizmetleri yöneticilerinin vizyon geliştirme tutumlarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, İstanbul İli Avrupa Yakasında bulunan beş ayrı özel hastanede çalışan yönetici hemşireler alınmış, örneklem grubunu araştırmaya katılmayı kabul eden 67 servis sorumlu hemşiresi oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan 'Tanıtıcı Bilgi Formu' ve 'Vizyon Geliştirme Tutum Ölçeği' kullanılarak toplandı. Vizyon Geliştirme alt boyutlarında 'Yaratıcılık ve Gelişmeye İnanç' Faktöründe iç tutarlılık (Cronbach Alpha:0,800) yüksekti. 'Hedeflere Ulaşma İnancı ve Kararlılığı' Faktörü sorularında iç tutarlılık (Cronbach Alpha:0,587) yüksekti. Etme ve Yön Gösterme' Faktörü sorularında iç tutarlılık (Cronbach Alpha: 0,781) yüksekti. Verilerin analizinde SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Verilerin tanımlayıcı istatistiksel değerlendirilmelerinde ortalama, standart sapma, oran ve frekans değerleri kullanılmıştır. Değişkenlerin dağılımı Kolmogorov Simirnov testi ile kontrol edildi. Niteliksel verilerin analizinde Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U test kullanıldı. Faktörlerin iç tutarlılığı Cronbach Alpha değeri ile ölçüldü. Korelasyon analizinde Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Araştırma sonucunda; servis sorumlu hemşirelerinin vizyon geliştirme tutum ölçeğinden ortalama ort±ss.:51,42±5,26 puan aldığı bulundu. Yöneticilerin yönetim eğitimi alanların vizyon geliştirme tutumu ve alt boyutları yönetim eğitimi almayanlara göre anlamlı olarak daha yüksekti. Toplam kalite yönetimi veya stratejik planlama konularında görev alanların 'Öncülük Etme ve Yön Gösterme' puanı görev almayanlara göre anlamlı olarak yüksek bulundu. Herhangi bir sağlık kurumunun kuruluşunda veya organizasyonunda görev alanların 'Vizyon Geliştirme Tutum' puanı, 'Öncülük Etme ve Yön Gösterme', 'Hedeflere Ulaşma İnancı ve Kararlılığı' alt faktör puanları, görev almayanlara göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Çalışma sonuçlarına göre yönetici hemşirelerin yönetim konularındaki eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesi ve periyodik eğitim programlarının oluşturulması önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Sağlık bakım hizmetleri, sorumlu hemşire, vizyon geliştirme tutumu
Nöromiyelitis optika hastalarında kognitif fonksiyonların değerlendirilmesi
Amaç: Nöromiyelitis optika; optik nörit ve LETM ile karakterize merkezi sinir sisteminin inflamatuar bir hastalığıdır. Kognitif fonksiyon bozukluğu, hastalığın yarattığı fiziksel özürlülükten bağımsız olarak günlük yaşam aktivitelerini, sosyal yaşamı ve iş verimini etkileyen önemli bir unsurdur. NMO hastalarında kognisyonu değerlendirmek üzere yapılan az sayıda çalışma mevcuttur. Bu nedenle Türk NMO hastalarında BRB-N, BDE ve ACE-R testleri ile kognitif durum tayini yaparak; kognitif bozukluğun sıklığı ve kognitif fonksiyon bozukluğu ile ilişkili olabilecek etkenlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve metod: NMO tanısıyla İstanbul Bilim Üniversitesi Nöroloji Polikliniğinden takipli; takipleri sırasında BRB-N, ACE-R ve BDE testleri yapılmış olan; çalışma kriterlerine uygun 22 olgunun dosyaları etik kurul onayı alındıktan sonra retrospektif olarak değerlendirilmiştir. BRB-N testinde en az iki alt testte normatif verilere göre 5. persantilin altında olan olgularda kognitif fonksiyon bozukluğu olduğu, diğer olgularda olmadığı kabul edilmiş ve KFB sıklığı saptanmıştır. KFB olan ve olmayan gruplar yaş, cinsiyet, hastalık düzeyi, eğitim düzeyi, NMO Ig G sonucu, EDSS skoru, kranyal MRG'de lezyon olup olmamasına göre karşılaştırılmıştır. Hastaların demografik, klinik ve radyolojik verilerinin depresyonla ilişkisi değerlendirilmiştir. ACE-R testinin skorları incelenerek NMO hastalarında ACE-R testinin KFB saptamada duyarlılığı ve özgüllüğü değerlendirilmiştir. Çalışmamızda elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 20.0 programı ile değerlendirilmiş; tüm istatistikler için anlamlılık düzeyi p≤0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Olguların yaşları 23 ile 65 arasında değişmekte olup; ortalama yaş 42,86±10,98 yıldır. Hastaların %45,5'inde (n=10) KFB; %50'sinde ise (n=11) depresyon saptanmıştır. KFB olan olgularda istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yaşın daha yüksek olduğu, eğitim düzeyinin daha düşük olduğu, EDSS ve BDE skorlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Kognisyon durumuna göre cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p<0,05). KFB olan olguların PASAT, SPART kısa süreli bellek, SRT uzun süreli bellek, SRT kısa süreli bellek, SDMT ve sözel akıcılık skorları, KFB olmayanlara göre istatistiksel anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır. KFB olan ve olmayan olguların SPART uzun süreli bellek skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Hastalarda en sık etkilenen kognitif profilin; bellek kusuru, dikkat ve yürütücü işlevlerde bozulma olduğu izlenmiştir. ACE-R testinin NMO hastalarında duyarlılığı ve özgüllüğü değerlendirildiğinde ACE-R testinin tanı değerinin istatistiksel olarak iyi seviyesinde olduğu; 82,5 kesme değerinde, %88 duyarlılık ve %75 özgüllük ile KFB saptayabileceği bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda kognitif bozukluk ve depresyon NMO hastalarının yaklaşık yarısında saptanmıştır. ACE-R testinin de klinik pratikte NMO'da KFB tanısında kullanılabileceği kanısına varılmıştır. NMO hastalarında KFB ve depresyon sıklıkla eşlik eden tablolar olması nedeni ile hastaların bu yönden mutlaka değerlendirilmesi ve tedavilerinin düzenlenmesi, hastaların yaşam kalitesinin yükseltilmesi açısından büyük önem arz etmektedir.
Miyeloproliferatif neoplazilerde asxl1 gen mutasyonlarının klinik seyir ve prognoza etkisi
Amaç: Kronik miyeloproliferatif neoplaziler (MPN), kemik iliğinde her üç hücre serisinde klonal çoğalmayla karakterize hastalıklar grubunu oluşturur. Bu hastalık grubunda yer alan kronik miyeloid lösemi (KML), 'Philedelphia kromozomu' ve bunun onkogeni BCR-ABL pozitif klondan gelişir, farklı klinik özelliklere sahiptir. Ph (-) MPN başlıca; esansiyel trombositemi (ET), polistemia vera (PV) ve primer miyelofibrozis (PMF) olarak gruplandırılır. PV, eritrosit kitlesinde artış, ET, trombosit sayısında artış, PMF ise kemik iliğinde fibrozis ile karakterizedir. 2005 yılında tanımlanan JAK-2 V617F mutasyonu ile PV hastalarının %95-98'inde, ET ve PMF hastalarının %50'sinde klonal gelişimi göstermek mümkün olmuştur. Daha sonra PV'de JAK2 exon-12 mutasyonları, PMF ve ET'de MPL W515L/K ve CALR (kalretikülin) mutasyonları tanımlanmıştır. MPN hastalarında olduğu gösterilen mutasyonlardan biri de ASXL1 gen mutasyonlarıdır. ASXL (Additional sex comb like) 1, ASXL (Additional sex comb like) 2 ve ASXL (Additional sex comb like) 3 ile birlikte HOX genini baskılayan Asx (Drosophilia melanogaster additional sex combs) geni ile ilişkilidir. ASXL1 gen mutasyonları genelde çerçeve kayması mutasyonları şeklinde olup, genin 12. eksonunda yer alırlar ve genellikle karboksi terminalinde PHD (plant homeofinger domain) kaybı ile kendilerini gösterirler. ASXL1 gen mutasyonları PV'de % 2-7, ET'de % 0-10, PMF'de % 13-32 oranında bildirilmiştir. ASXL1 gen mutasyonlarının miyeloproliferatif neoplazilerin patogenez ve kanser biyolojisinde önemli değişiklikler yaptığı düşünülmektedir. Bu mutasyonların hastalık seyrinde olumsuz etkilerinin olduğunu, bu nedenle mutasyon saptanan hastalarda daha agresif tedavi yaklaşımlarının gerektiğini ileri süren çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmada T.C. İstanbul Bilim Üniveristesi Hematoloji Bilim Dalı Polikliniği'nde takip edilmekte olan 103 Ph(-) MPN hastasında ASXL1 gen mutasyonlarının sıklığı incelenerek, bu mutasyonların hastalığın klinik seyir ve prognozuna etkisi araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya toplam 103 Ph(-) MPN hastası dahil edilmiştir. Bu çalışma için İstanbul Bilim Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan onay alınmıştır. Hastalardan bilgilendirilmiş onay alındıktan sonra, rutin poliklinik kontrolleri sırasında alınan kan sayımı örnekleri kullanılarak DNA dizi analizi yöntemi ile ASXL1 gen mutasyonları taranmıştır. İstatistiksel analizlerin değerlendirilmesinde ki-kare, Fisher gerçeklik testi, odds ratio (OR) değerleri, Tukey çoklu karşılaştırma testleri kullanılmıştır. Bulgular: ASXL1 gen mutasyonları; kohortumuzda 6 hastada saptanmıştır (%5,8). Bu mutasyonlar ET hastalarının %6,25'inde (3/48), PV hastalarının %4,35'inde (2/46) ve PMF hastalarının %11,11'inde (1/9) bulunmuştur. ASXL1 gen mutasyonları olanlarda kadın-erkek oranı eşit bulunmuştur. ASXL1 geninin 12. eksonu tarandığında en sık c.1934dupG (p.g646TrpfsX12) mutasyonuna (4 hasta, %66,66), ikinci sıklıkta ise c.1954G.a (p.G652S) mutasyonuna (2 hasta, %33,33) rastlanmıştır, bu mutasyonlar ASXL1'in en sık görülen mutasyonlarıdır. ASXL1 c.1934 dupG (p.g646TrpfsX12) mutasyonu ET tanılı hastaların 3'ünde (%6,25), PV tanılı hastaların 1'inde (%2,22); c.1954g.a (p.G652S) mutasyonu PV tanılı hastaların 1'inde (%2,17) ve PMF tanılı hastaların 1'inde (%12,5) saptanmıştır. ASXL1 gen mutasyonları olanlarda başlangıç hemoglobin ve trombosit ortalama değerleri daha yüksek, başlangıç lökosit ve nötrofil ortalama değerleri daha düşük bulunmuştur. ASXL1 gen mutasyonları olanlarda splenomegali oranları, olmayanlara oranla daha düşük bulunmuştur. ASXL1 gen mutasyonları bulunan grupta tromboz (özellikle arter trombozu) oranlarının daha yüksek olduğu anlaşmıştır. Ortalama takip süresi 4,1 yıl olan MPN grubumuzda hematolojik olmayan kanser oranları (solid tümör) oldukça yüksek bulunmuştur (%14,5). Bu hastaların % 80'inde JAK-2 V617F mutasyonu mevcuttur. JAK-2 V617F mutasyonu pozitif hastaların 2 tanesinde ayrıca ASXL1 c.1954G.a (p.G652S) gen mutasyonu da bulunmaktadır. Sonuç: ASXL1 gen mutasyonları, litaretür verileri ile benzer şekilde ET ve PV'ye kıyasla PMF hastalarında daha yüksek oranda saptanmıştır. ASXL1 gen mutasyonları olanlarda, olmayanlara kıyasla yaş ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Kohortumuzda ASXL1 geninin en sık mutasyonları olan c.1934dupG (p.g646TrpfsX12) (4/6) ve c.1954G.a (p.G652S) (2/6) mutasyonları saptanmıştır. ASXL1 gen mutasyonları bulunanlarda tromboz (özellikle arter trombozu) oranları daha yüksek saptanmıştır. Kohortumuzda, hematolojik olmayan kanser oranları (solid tümör) oldukça yüksek bulunmuştur (%14,5). Hastaların % 80'inde JAK-2 V617F mutasyonu mevcuttur. JAK-2 V617F pozitif hastaların 2 tanesinde de ayrıca ASXL1 c.1954G.a (p.G652S) mutasyonu olması dikkat çekici bulunmuştur. Kohortumuzda beş hastada önce MPN tanısıyla hidroksiürea kullanımı ve takibinde hematolojik olmayan kanser tanısı bulunması hidroksiürea kullanımının hematolojik olmayan kanser gelişimine sebep olabileceğini düşündürmektedir. Öte yandan iki hastada ise MPN tanısı aldıktan sonra hidroksiürea kullanmadığı halde sekonder kanser gelişmiş olması hidroksiürea dışında başka faktörlerin de hematolojik olmayan kanser gelişiminde etkili olabileceğini düşündürmektedir.
Sık ventriküler erken vuruları olan hastalarda, sol atriyum hacimlerinin gerçek zamanlı üç boyutlu ekokardiyografi ile ve sol atriyum fonksiyonlarının "speckle tracking" kaynaklı "strain" inceleme yöntemi ile değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç:Sık ventriküler erken vuruları (VEV) olan hastalarda sol atriyumda (SA) yapısal ve fonksiyonel değişiklikler görülebilir. Çalışmamızda, koroner arter hastalığı (KAH) olmayan, sık VEV ve sol ventrikül (SV) ejeksiyon fraksiyonu (EF) normal olan hastalarda,SA yeniden şekillenmesinin gerçek zamanlı üç boyutlu ekokardiyografik (3BE) hacim analizi ve "speckle tracking ekokardiyografi" (STE) kaynaklı "strain" inceleme yöntemi ile gösterilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamıza, 24 saatlik ritm monitorizasyonu ile belirlenmiş sık VEV olan 41 hasta (ortalama yaş: 45.74±3.34 ve % 55 erkek) ve yaş ve cinsiyet olarak uyumlu 20 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Sol ventrikül sistolik fonksiyonları konvansiyonel ekokardiyografik parametreler ile incelenmiştir. Gerçek zamanlı 3BE analizinde, rezervuar (RV), konduit (CV) ve kontraktil (AV) fazlar sırasında LA hacim ölçümleri yapılmıştır. ST kaynaklı analizlerde, SA global sistolik "strain" (S), erken diyastolik "strain rate" (ESRd) ve geç diyastolik "strain rate" (GSRd) parametreleri incelenmiştir. Sonuçlar: Sol ventrikül diyastol sonu çapı, sistol sonu çapı ve EF değerleri açısından hasta ve kontrol grupları arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır.Sık VEV olan hastalarda, kontrol grubuna gore, LA RV (41.3±2.67 ml, 30.9±4.67 ml; p=0,0001), CV (21.48±1.61 ml,18.50±2.78 ml ; p=0,0001) ve AV ( 11.78±1.61 ml, 9.35±2.27 ml; p=0,0036) değerlerinde anlamlı artış saptanmıştır. "Strain" analizlerinde ise LA global sistolik S (% 9.97±1.01, %33±2.71 ,p=0,0001), ESRd (1.67±0.32 s¯¹ , 2.22±0.64 s¯¹ ; p=0,01) ve GSRd (2.48±0.2 s¯¹,3.1±0.2 s¯¹ ; p=0,001) parametrelerinin kontrol grubuna göre anlamlı olarak azalmış olduğu görülmüştür. Sonuç: Sık VEV olan hastalarda, korunmuş LV EF 'na rağmen LA yapısı ve fonksiyonları bozulabilmektedir. Yeni inceleme yöntemleri olan gerçek zamanlı 3BE ve STE kaynaklı S ve SR inceleme metodları bu hasta grubunda LA fonksiyonlarındaki bozulmanın preklinik dönemde saptanmasını sağlamaktadır.