
182
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Farklı konsantrasyonlarda kullanılan etidronik asitin kök kanallarından smear tabakasının uzaklaştırılmasındaki etkinliklerinin karşılaştırılması
Amaç Bu çalışmanın amacı etidronik asitin (HEDP) %5, %9 ve %18'lik konsantrasyonlarının NaOCl ile kombinasyonları ve %17 EDTA kullanılarak smear tabakasının kök kanalından uzaklaştırma etkinliğinin taramalı elektron mikroskobunda (SEM) değerlendirilmesi, HEDP'nin ideal konsantrasyonunun belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem Çalışmamızda periodontal ya da ortodontik nedenlerle çekilmiş olan 75 adet tek kök ve kanala sahip mandibular premolar diş kullanıldı. Tüm dişler kanal boylarını standardize etmek amacıyla apikalden 15 mm olacak şekilde ölçülerek elmas frez yardımıyla su soğutması altında dekoronize edildi. Kök kanalları ISO #20 numaralı K ve H tipi eğelerle çalışma boyunda manuel olarak genişletildi ardından Reciproc R40 (VDW, Munich, Almanya) NiTi eğelerle apikal çap #40 olacak şekilde preparasyon tamamlandı. Dişler Grup 1: %2.5 NaOCl; %17 EDTA, Grup 2: %2.5 NaOCl + %5 HEDP, Grup 3: %2.5 NaOCl + %9 HEDP, Grup 4: %2.5 NaOCl + %18 HEDP, Grup 5: %2.5 NaOCl; deiyonize su (kontrol grubu) olmak üzere (n=15) rastgele 5 gruba ayrıldı. İrrigasyon enstrumantasyon esnasında 15 ml,663 sonrasında 5 ml standart solüsyon hacmiyle tamamlandı. Dişler son olarak 5 ml distile su ile irrige edildi, kağıt konlar ile kurutuldu. Örneklerin bukkal ve lingual yüzeylerine ince bir alev uçlu frez ve aeratör yardımıyla uzun eksene paralel oluklar açıldı, kökler 2 eşit parçaya ayrıldı. Dişlerin koronal, orta ve apikal görüntüleri SEM'de x2000 büyütme altında alındı ve smear tabakasının varlığı iki farklı gözlemci tarafından skorlandı. Elde edilen görüntülerin istatistiksel ölçümünde Kruskal Wallis H Testinden yararlanıldı. İkiden fazla gruplu karşılaştırmalarda anlamlı farklılık görülmesi durumunda Post-Hoc testler (Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U testi) yardımıyla aralarında anlamlı farklılık bulunan gruplar belirlendi. Bulgular Smear tabakası uzaklaştırma etkinliği bakımından irrigasyon solüsyonları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,05). EDTA, %5 HEDP, %9 HEDP ve %18 HEDP gruplarının smear tabakası uzaklaştırma etkinliği kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksektir (p<0,05). EDTA, %5 HEDP, %9 HEDP ve %18 HEDP grupları arasında ise smear uzaklaştırma etkinliği bakımından anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0,05). Smear tabakası uzaklaştırma etkinliği bakımından bölgeler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Bütün irrigasyon solüsyonlarında koronal ve orta bölgede smear tabakası uzaklaştırma etkinliği apikal bölgeye göre anlamlı derecede daha yüksektir (p<0,05). Sonuç Smear tabakasını uzaklaştırma etkinliği bakımından %5, %9, %18 HEDP ve %17 EDTA arasında fark yoktur. Kök kanal yıkama solüsyonu olarak HEDP kullanımı ile ilgili ileri araştırmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: EDTA, HEDP, smear tabakası uzaklaştırma, devamlı şelasyon, taramalı elektron mikroskobu
EDTA, glikolik asit ve etanol'ün apikal üçlüden kalsium hidroksiti uzaklaştırma etkinlikleri: SEM çalışması
Amaç:Bu tez çalışmasının amacı; kök kanallarında medikament olarak kullanılan Kalsiyum Hidroksitin (Ca(OH)2) uzaklaştırılmasında son yıkama solüsyonu olarak kullanılan % 17 Etilen Diamin Tetraasetik Asit (EDTA), %10 Glikolik asit (GA) ve %70 Etanolün etkinliklerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem:Çalışmamızda periodontal ya da ortodontik problem nedeniyle çekilmiş 76 adet tek köklü insan mandibular premolar dişleri kullanıldı.Diş çekimi sonrasında çalışma süresine kadar dişler %0,9 salin içerisinde bekletildi. Standardizasyonu sağlamak için her bir diş boyu 15 mm olacak şekilde dekoronale edildi. 15 K-tipi (VDW, Münih, Almanya) el eğesiyle çalışma uzunluğu tespiti yapıldı. Daha sonra kök kanalları, endodontik motor (Eighteeth E Connect S) kullanılarak resiprokasyon sistemiyle çalışan R40 (Reciproc,VDW,Almanya) döner alet eğesiyle prepare edildi. Genişletme işlemi esnasında kök kanalları 10 ml %2.5 NaOCl ve 2 ml %17 EDTA ile irrige edildi. Seanslar arası kullanılan Ca(OH)₂ medikamenti kanal içerisine yerleştirilip 7 gün boyunca 37 ˚C' de ve % 100 nemli ortamda etüvde bekletildi. Sonrasında final irrigasyonu için örnekler rastgele olacak şekilde 3 deney grubuna (n:22) ve 2 kontrol grubuna (n:5) ayrıldı. .Grup 1: 6 ml %70 etanol + Sonik aktivasyon (SI), Grup 2: 6 ml %17 EDTA + SI, Grup 3: 6 ml %10 GA + SI, Negatif kontrol grubu: 5 ml distile su, Pozitif kontrol grubu: 5 ml distile su. Nötralizasyonu sağlamak için tüm deney gruplarındaki örnekler 5 ml distile su ile son bir yıkamaya tabi tutuldu. Solüsyonların uygulama ve aktivasyon süreleri 60 sn olarak belirlendi.Bucco-lingual yönde ikiye ayrılan dişler apikal üçlü bölgesinden x2000 büyütme ile SEM altında incelendi ve Ca(OH)2buzaklaştırma etkinlikleri Salgado'nun 5 dereceli skorlama sistemi kullanılarak değerlendirildi. Bulgular:Gruplara göre gözlemcilerin Ca(OH)2'nin kanallardan sökülmesi skorlarının dağılımları Pearson Ki-Kare Testi ile incelendi ve çoklu karşılaştırmalar Bonferroni Düzeltmesi ile yapıldı. Analiz sonuçları frekans (yüzde) şeklinde sunuldu. Önem düzeyi p<0,05 olarak alındı.Kappa testi sonuçları, iki gözlemci arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığını gösterdi (kappa değerleri= 0,749, 0,737, 0,835). Skor 1, 4 ve 5 için EDTA ve GA grupları arasında anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>0,05), Etanol grubu bu skorlar için EDTA ve GA gruplarından anlamlı derecede daha az Ca(OH)2 uzaklaştırmıştır p<0,001). Skor 2 için gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Skor 3 için ise GA ve Etanol grubu arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç:Bu çalışmanın limitasyonları dahilinde son yıkama ajanı olarak kullanılan EDTA ve GA solüsyonları kök kanallarından Ca(OH)2 uzaklaştırılmasında benzer sonuçlar verdi. Etanol ise Ca(OH)2 uzaklaştırma etkinliği açısından yetersiz kaldı. Kullanılan üç irrigasyon solüsyonuda kök kanallarından Ca(OH)2' yi tamamen uzaklaştırma etkinliği gösteremedi.
Ozon uygulamasının rezin ve biyoseramik esaslı kök kanal dolgu patlarının bağlanma dayanımı üzerine etkinliğinin push-out testi kullanılarak değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; ozon gazı uygulamasının, iki farklı içeriğe sahip kök kanal patının bağlanma dayanımı üzerine etkisini push-out testi kullanarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 60 adet çekilmiş tek köklü ve tek kanallı insan alt premolar dişleri kullanıldı. Dişlerin kronları mine-sement sınırından elmas fissür frez ile su soğutması altında kesilerek uzaklaştırılmış olup, kök boylarını standardize etmek amacıyla tüm diş kökleri 17 mm uzunluğa eşitlendi. Dişlere giriş kavitesi açılmasının ardından 15 numaralı K tipi eğe ile glide path oluşturuldu. Kök kanallarının şekillendirilmesi Reciproc #40 numaralı döner eğe ile tamamlandı. İrrigasyon aşamasında %5'lik NaOCl ve %17'lik EDTA tüm numunelere standart şekilde uygulandı. Final irrigasyonu 5 ml distile su (DS) ile yapıldı. Dişler her grupta 15 diş olacak şekilde rastgele dört gruba (Grup 1: AH Plus, Grup 2: AH Plus ve ozon gazı, Grup 3: AH Plus Bioceramic, Grup 4: AH Plus Bioceramic ve ozon gazı) ayrıldı (n=15). Ozon gazı uygulanmayacak olan diş gruplarının (Grup 1 ve Grup 3) kök kanal dolumu yapıldı. Ozon gazı uygulanacak gruplar ise (Grup 2 ve Grup 4) ozon uygulanmasının ardından kök kanal dolumu tamamlandı. Tüm gruplarda kök kanal dolumu basit tek kon dolum yöntemi kullanılarak yapıldı. Çalışmada AH Plus ve AH Plus Bioceramic kök kanal patları kullanıldı. Dişlerden hassas kesme cihazı ile apikal 2, 5, 8 mm mesafeden üç kesit alındı. Elde edilen kesitler itme bağlanma dayanımını ölçmek amacıyla push-out test cihazında teste tabi tutuldu. Veriler R programı ile analiz edildi. Kanal patı, final irrigasyonu ve kesite göre normal dağılmayan bağlanma dayanımı değerlerinin karşılaştırılmasında R programında WRS2 paketi kullanılarak üç yönlü Robust testi kullanıldı ve çoklu karşılaştırmalar Bonferroni düzeltmesi ile incelendi. Bulgular: Final irrigasyonuna göre bağlanma dayanımının budanmış ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık vardır (p<0,001). Distile su grubunda bağlanma dayanımının budanmış ortalaması 0,17 MPa iken, ozon gazı grubunda 0,25 MPa olarak elde edilmiştir. Kök kanal patına göre bağlanma dayanımının budanmış ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık vardır (p=0,015). AH Plus kök kanal patında bağlanma dayanımının budanmış ortalaması 0,23 MPa iken, AH Plus Bioceramic kök kanal patında 0,19 MPa olarak elde edilmiştir. Kesite göre bağlanma dayanımının budanmış ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık vardır (p=0,001). Apikal kesitte, koronal ve orta kesitlerden farklılık göstermiştir. Apikal kesitte diğerlerine göre azalma görülmüştür. Kök kanal patı, final irrigasyonu ve kesite göre bağlanma dayanımının budanmış ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktur (p=0,340). Sonuç: Kök kanalına ozon gazı uygulaması, kök kanal patının bağlanma dayanımını distile su ile final irrigasyonuna göre arttırmaktadır. Anahtar Kelimeler: AH Plus, AH Plus Bioceramic, bağlanma dayanımı, ozon, push-out testi.
Farklı sıcaklıklardaki irrigasyon solüsyonlarının biyoseramik esaslı kanal patının bağlanma dayanımına etkisinin incelenmesi
Amaç Bu çalışmanın amacı, farklı sıcaklıklardaki irrigasyon solüsyonlarının biyoseramik esaslı kök kanal patının bağlanma dayanımına etkisini push-out testi kullanılarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem Çalışmamızda 72 adet tek kök ve kanala sahip mandibular premolar diş kullanıldı. Dişler rastgele 6 gruba (n=12) ayrıldı; Grup 1: 5 ml 22 °C'de %5 Sodyum hipoklorit (NaOCl) + 22 °C'de 5 ml %17 Etilendiamin tetra asetik asit (EDTA), Grup 2: 5 ml 37 °C'de %5 NaOCl + 37 °C'de 5 ml %17 EDTA, Grup 3: 5 ml 22 °C'de %5 NaOCl + 22 °C'de 5 ml %17 Glikolik asit (GA), Grup 4: 5 ml 37 °C'de %5 NaOCl + 37 °C'de 5 ml %17 GA, Grup 5: 22 °C'de 20 ml %5 NaOCl ile kombine kullanılan Dual Rinse (HEDP) (Medcem, Weinfelden, İsviçre), Grup 6: 20 ml %5 NaOCl ile kombine kulllanılan Dual Rinse HEDP karışımı 37 °C'de kullanıldı. Kök kanalları Reciproc R40 (VDW, Münih, Almanya) NiTi eğelerle apikal çap #40 olacak şekilde preparasyon tamamlandı. İlk dört grupta final irrigasyon, 22 °C'de ve 37 °C'de 5 ml standart NaOCl solüsyon hacmiyle tamamlanırken, 5. ve 6. gruplarda ise 22 °C'de ve 37 °C'de 10 ml %5 NaOCl ile kombine kulllanılan Dual Rinse HEDP karışımı ile tamamlandı. Tüm gruplarda final irrigasyonda kullanılan şelasyon ajanları 30 sn'lik pasif ultrasonik irrigasyon (PUI) aktivasyonu ile aktive edildi. Kanallar 5 ml distile su ile yıkanarak kağıt konlar ile kurutulup R40 güta perkalar ile AH Plus Bioceramic (AHBC; Dentsply Sirona, York, PA, ABD) kök kanal patı kullanılarak tek kon dolum yöntemiyle kanal dolumları tamamlandı. Örnekler bir hafta süreyle inkübatörde tutuldu. Soğuk akrille kaplı dişler IsoMet (IsoMet, Buehler, Lake Bluff, IL, ABD) cihazı ve 0,3 mm kalınlığındaki elmas disk (Metkon, Microcut precisioncutter, Bursa, Türkiye) yardımıyla su soğutması altında köklerin apikal 2 mm ve 5 mm seviyelerinden 1 mm kalınlığında horizontal iki kesit alındı. Test numuneleri, yükleme hızı 1 mm/dk olan kanal dolgu çapına uygun orta üçlüde 0,8 mm, apikal üçlüde ise 0,3 mm çaplarında paslanmaz çelik test ucuna sahip bir Üniversal Test Makinesi (Instron, Canton, MA, ABD) kullanılarak itme test yöntemine tabi tutuldu. Solüsyon, sıcaklık ve kesite göre normal dağılıma uyan bağlanım dayanımı değerlerinin karşılaştırılmasında Üç Yönlü ANOVA testi kullanıldı. Bulgular Solüsyon ana etkisi bağlanım dayanımı ortalama değerleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,020). Sıcaklık ana etkisi bağlanım dayanımı ortalama değerleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Kesit ana etkisi bağlanım dayanımı ortalama değerleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Sonuç EDTA solüsyonu, Dual Rinse HEDP solüsyonuna göre bağlanma dayanımını anlamlı derecede arttırmıştır. Solüsyonların ısı artışıyla bağlanma dayanımları artmıştır. Apikal bölgedeki bağlanma dayanımları orta bölgeye oranla daha düşük bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Devamlı şelasyon, Dual Rinse, EDTA, Glikolik asit, push-out bağlanma dayanımı
Ardışık ve devamlı şelasyonun biyoseramik bir patın dentin tübül penetrasyonu üzerindeki etkileri: Bir konfokal lazer taramalı mikroskop çalışması
Amaç: Bu tez çalışması, iki farklı ardışık şelasyon ajanı ile [Etilen Diamin Tetraasetik Asit (EDTA) ve Glikolik Asit (GA)], devamlı şelasyon ajanı olan Dual Rinse HEDP'nin, üç farklı irrigasyon aktivasyon tekniği [Geleneksel Şırınga İrrigasyonu (GŞİ), Pasif Ultrasonik İrrigasyon (PUİ), ve XP-endo Finisher (XPF)] ile aktive edildiğinde bir biyoseramik patın dentin tübüllerine olan penetrasyonunu değerlendirmeyi amaçlar. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmaya 99 adet çekilmiş sağlam insan mandibular premolar dişi dahil edildi. İrrigasyon rejimine göre üç ana gruba ve aktivasyon tipine göre üç alt gruba ayrıldı. Ana gruplar şöyle sıralandı: Grup 1: Sodyum hipoklorit (NaOCl) + EDTA (%17) (n=33), Grup 2: NaOCl + GA (%17) (n=33) ve Grup 3: NaOCl ve Dual Rinse HEDP karışımı (n=33). Alt gruplar ise şu şekilde sıralanmıştır: Grup a: GŞİ (n=33), Grup b: PUİ (n=33) ve Grup c: XPF (n=33). Grup 1 ve Grup 2 de irrigasyon rejimi 15 ml %5'lik NaOCl ardından 5 ml şelatör kullanılmasıyla gerçekleştirilirken, Grup 3'te solüsyon hacmini eşitlemek için Dual Rinse HEDP, 20 ml %5'lik NaOCl ile kombine edilerek kullanıldı. Örnekler 5 ml distile su ile yıkanarak, kağıt konlar ile kurutuldu. Dişler plastik kalıplar yardımıyla akriliğe gömüldü. Ardından tek kon tekniği ile AH Plus® Biyoseramik kanal patı kullanılarak dolduruldu. Apikal ve orta bölgeden 1 mm kalınlığında yatay kesitler alınarak konfokal mikroskop altında penetrasyon derinliği, yüzdesi ve alanı açısından incelendi. Veriler Shapiro-Wilk testi ve üç yönlü Robust ANOVA testi ile analiz edildi. Bulgular: Aktivasyon tipi ve solüsyon ana etkisine göre, gruplar arasında penetrasyon derinliği, yüzdesi ve alanı açısından anlamlı bir farklılık yoktur (p>0,05). Kesitin ana etkisine bakıldığında ise; apikal kesitte penetrasyon parametreleri, orta kesitten anlamlı derecede daha azdır (p=0,001). Aktivasyon tipi ve solüsyon etkileşimine bakıldığında; EDTA-GŞİ ve Dual Rinse HEDP-XPF grupları, XPF-EDTA grubundan daha az penetrasyon derinliği göstermiştir (p=0,024). Yine bu etkileşimde en yüksek penetrasyon alanı ortalaması GA-PUİ grubunda iken en düşüğü EDTA-GŞİ grubunda elde edilmiştir (p=0,005). Aktivasyon tipi-kesit ve solüsyon-kesit etkileşimlerine ölçülen üç parametrede de gruplar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık yoktur (p>0,05). Aktivasyon tipi, solüsyon ve kesit etkileşimine bakıldığında; penetrasyon derinliği Dual Rinse HEDP-GŞİ-Orta kesit grubunda en yüksekken, EDTA-PUİ-Apikal kesit grubunda en düşüktü (p=0,029). En yüksek penetrasyon yüzdesi Dual Rinse HEDP-XPF-Orta kesit grubunda iken, Dual Rinse HEDP-GŞİ-Apikal kesit grubunda en düşüktü (p=0,041) Yine bu üçlü etkileşime göre; en yüksek penetrasyon alanı GA-PUİ-Orta kesit grubunda elde edilmişken, en düşük değerler GA-GŞİ-Apikal kesit ve Dual Rinse HEDP-PUİ-Apikal kesit gruplarında elde edilmiştir (p=0,042). Sonuç: Farklı irrigasyon aktivasyon sistemleri altında uygulanan devamlı şelasyon ile geleneksel ardışık şelasyon protokolleri, biyoseramik pat penetrasyonu açısından birbirine üstünlük göstermemiştir. Kullanılacak olan aktivasyon sistemi, uygulanacak şelasyon protokolünün seçiminde önemli bir değişkendir. Apikalde şelatör ve aktivasyon kombinasyonları yetersiz kalmıştır. Anahtar Kelimeler: Devamlı şelasyon, ardışık şelasyon, pat penetrasyonu, konfokal lazer taramalı mikroskop, irrigasyon aktivasyonu.
Farklı irrigasyon ajanlarının cam fiber postların dentin yapısına bağlanma dayanımı üzerine etkileri
Bu çalışma, post boşluğunun EDTA, MTAD, DualRinse ve SmearOFF son yıkama solüsyonları ile pasif ultrasonik aktivasyonunu takiben, cam fiber post simantasyonu sonrası push-out bağlanma dayanımlarını incelemeyi ve oluşan bağlantı başarısızlıklarının tipinin belirlenmesini amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada periodontal sebeplerle çekilmiş 60 adet alt premolar insan dişi kullanıldı. Kök boylarını standardize etmek için apeksten 14 mm uzaklıkta olacak şekilde dişlerin koronal kısımları elmas fissür frezle su soğutması altında uzaklaştırıldı. Dişlerin çalışma uzunluğu #15 K tipi eğe kullanılarak, major apikal foramenden 1mm kısa olacak şekilde ayarlandı. Kök kanalları M25 ve M40 T-Endo MUST NiTi kanal eğeleri ve Ai Motor kullanılarak genişletildi. Kemomekanik şekillendirme tamamlandıktan sonra kök kanalları EDTA ve NaOCl ile yıkandı ve biyoseramik esaslı kanal patı kullanılarak tek kon tekniğiyle dolduruldu. Dişlerin apikallerinde 5 mm kanal dolgusu kalacak şekilde, fiber post frez seti kullanılarak 9 mm uzunluğunda post boşlukları hazırlandı ve 60 örnek rastgele 4 gruba (EDTA; MTAD; Dual Rinse; SmearOFF) ayrıldı (n=15). Son yıkama solüsyonlarına aralıklı pasif ultrasonik aktivasyon protokolü uygulandı. 1.3 mm çapa sahip cam fiber postlar self adeziv rezin yapıştırma simanı Panavia SA Cement Universal ile post boşluklarına simante edildi. Örnekler kesit elde etmek için silindirik plastik kalıplar kullanılarak soğuk akril içerisine gömüldü. Hassas kesme cihazı ile birbirini takip eden 2.0 ± 0.1 mm kalınlığında enine 3 kesit alındı.Örneklere push-out testi ve başarısızlık analizi yapıldı. Veriler IBM SPSS V23 ve JAMOVI 2.3.28 ile analiz edildi. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk testi ile incelendi. İrrigasyon solüsyonu ve bölgeye göre bağlanma dayanımının karşılaştırılmasında Walrus paketindeki İki Yönlü Robust ANOVA testi kullanıldı ve çoklu karşılaştırmalarda Bonferroni Düzeltmesi kullanıldı. Bulgular: Uygulanan son yıkama solüsyonuna göre istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,050). Solüsyon ana etkisi açısından istatiksel açıdan fark olmamasına rağmen bağlanma dayanımı EDTA grubunda en yüksek, Dual Rinse grubunda en düşüktü. Kesitlere göre bağlanma dayanımı değerleri koronal>orta >apikal şeklindeydi. EDTA, MTAD ve SmearOFF'da bölgeler arası fark görülmezken (p>0,050) Dual Rinse'de koronaldeki bağlanma apikalden anlamlı derecede yüksekti (p<0,050). Bağlantı başarısızlığı, en belirgin şekilde adeziv tipte gözlemlenirken, koheziv tipte en az düzeyde tespit edildi. Sonuç: EDTA, Dual Rinse, MTAD ve SmearOFF solüsyonları post boşluğu irrigasyonu amacıyla kullanıldıklarında benzer etkiler göstermişlerdir.
Ultrasonik irrigasyon cihazının plastik ve metal uçlarıyla smear tabakasının uzaklaştırılmasının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı %17'lik EDTA (Etilendiamin tetraasetik asit) ve %5'lik NaOCl (Sodyum hipoklorit) yıkama solüsyonları kullanarak, metal ve plastik uçlu ultrasonik irrigasyon cihazıyla aktivasyon yaptıktan sonra taramalı elektron mikroskobunda (SEM) smear tabakasının uzaklaştırılmasının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda toplam 60 adet mandibular premolar diş kullanıldı. Tüm apikalden itibaren 15 mm olacak şekilde ölçüm yapılarak dekoronizasyon işlemi gerçekleştirildi. Kök kanal preparasyonu, apikalden 1 mm kısa olacak biçimde Reciproc R25 ve R40 (T- Endo Must, İstanbul, Türkiye) nikel-titanyum (NiTi) döner eğeler tamamlandı. Enstrümantasyon süresince 15 mL %5'lik NaOCl solüsyonu, 3 mL distile su ile irrigasyon uygulandı. Dişler Grup 1: Kontrol Grubu: Geleneksel Şırınga İrrigasyonu (GŞİ) (n: 20), Grup 2: Pasif Ultrasonik İrrigasyon (PUİ) Cihazı, Plastik Uç ile Aktivasyon (n: 20) , Grup 3: PUİ Cihazı, Metal Uç ile Aktivasyon (n: 20) olmak üzere rastgele 3 gruba ayrıldı. Her grupta final irrigasyon protokolü kapsamında 5 mL %5'lik NaOCl ve 3 mL %17'lik EDTA solüsyonu ile yıkama işlemi gerçekleştirildi ve ardından 3 mL distile su ile durulama yapıldı. PUİ gruplarda (Grup 2 ve 3), %5'lik NaOCl solüsyonuna toplam 60 sn, %17'lik EDTA solüsyonuna ise toplam 30 sn aktivasyon sağlandı. Son olarak örnekler 3 mL distile su ile yıkandı. Ardından kökler iki eşit parçaya ayrıldı. Değerlendirme amacıyla, dişlerin koronal, orta ve apikal kesitlerinden alınan SEM görüntülerindeki smear tabakası iki bağımsız klinisyen tarafından skorlandı. Verilerin analizi, IBM SPSS V23 (Endicott, New York, ABD) yazılımı kullanılarak gerçekleştirildi. Nicel değişkenler için ortalama±standart sapma ve ortanca (minimummaksimum) değerleri sunuldu. Nitel değişkenlerin ikiden fazla kategori içermesi ve xiii normal dağılım varsayımlarının sağlanmaması nedeniyle Kruskal-Wallis H testi ile gruplar arasındaki farklar değerlendirildi. Anlamlı farklılık tespit edilen değişkenlerde, hangi ikili grupların farklılık oluşturduğunu belirlemek amacıyla Bonferroni düzeltmeli Mann-Whitney U testi uygulandı. İki bağımsız gözlemci tarafından yapılan skorlamalar arasındaki uyumun değerlendirilmesi için ise Cronbach α katsayısı hesaplandı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Smear tabakası uzaklaştırma etkinliği bakımından apikal, orta ve koronal bölgeler arasında irrigasyon yöntemleri bakımından anlamlı fark bulundu (p<0,05). Bütün irrigasyon yöntemlerinde koronal ve orta bölgede smear tabakası uzaklaştırma etkinliği apikal bölgeye göre anlamlı derecede daha yüksektir (p<0,05). GŞİ- plastik uç ve metal uç arasında orta ve koronal bölgede anlamlı farklar bulundu (p<0,001). GŞİ ve metal uç arasında apikal bölgede anlamlı fark bulunmadı (p>0,001). Orta ve koronal bölgede plastik ve metal uç GŞİ' ye göre daha iyi smear tabakasını uzaklaştırmıştır. GŞİ ve plastik uç arasında ise apikal bölgede anlamlı fark bulundu (p<0,001). Apikalde plastik uç GŞİ' ye göre daha etkili bulundu. Plastik uç ve metal uç grupları arasında ise smear uzaklaştırma etkinliği bakımından sadece apikal bölgede anlamlı fark bulundu (p<0,001). Plastik uç-metal uç arasında orta ve koronal bölgede fark bulunmadı (p>0,001). Apikal bölgede plastik uç metal uca göre daha iyi smear tabakası uzaklaştırdı. Sonuç: Smear tabakasını uzaklaştırma etkinliği bakımından PUİ cihazının plastik ucu ve metal ucu arasında apikal bölgede fark vardır. Kök kanal irrigasyon aktivasyon yöntemlerinden PUİ cihazının metal ve plastik uçların kullanımıyla ilgili olarak daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Pasif ultrasonik irrigasyon, Metal uç, Plastik uç, Smear tabakası uzaklaştırma, Aralıklı aktivasyon, Taramalı elektron mikroskop.
Epoksi rezin esaslı ve biyoseramik esaslı kök kanal dolgu patlarının postoperatif ağrı üzerindeki etkisi: Bir randomize kontrollü klinik çalışma
Amaç: Bu tez çalışmasının amacı, vital pulpaya sahip olup derin çürük nedeniyle asemptomatik irreversibl pulpitis (AİP) tanısı konan, çene ayrımı gözetilmeksizin tek köklü ve tek kanallı dişlere tek seansta uygulanan kök kanal tedavisinde, biri epoksi rezin esaslı (AH Plus) ve ikisi biyoseramik esaslı (TotalFill BC ve Bio-C) olmak üzere üç farklı kök kanal patının postoperatif ağrı üzerine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya, sistemik olarak sağlıklı 22 erkek ve 50 kadın olmak üzere toplam 72 hastaya ait, AİP tanılı tek köklü ve tek kanallı 72 diş çene, taraf ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin dahil edildi. Hastalar, kullanılan kanal patına göre rastgele üç gruba ayrıldı (n=24): Grup 1: AH Plus, Grup 2: TotalFill BC ve Grup 3: Bio-C. Apikal patensi 10-K eğesi ile kontrol edildi ve entegre apeks buluculu endomotor ile çalışma boyu tespit edildi. Kök kanal irrigasyon prosedürünün ardından tüm gruplardaki dişler devamlı dalga obturasyon tekniği ile dolduruldu. Hastalara tedavi sonrası 6., 24., 4Sonuç: Çalışmada kullanılan epoksi rezin ve biyoseramik esaslı kök kanal patları postoperatif ağrı açısından benzer sonuçlar göstermiştir. Tüm gruplarda, ilk 24 saatten sonraki takip sürecinde postoperatif ağrı tamamen ortadan kalkmıştır. 8. ve 72. saatlerde ve 7. günde görsel analog skala (VAS, 0-10) kullanılarak ağrı yoğunluğu anketi uygulandı. Ayrıca her bir zaman noktasında ağrı var/yok şeklinde de değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlendi. Bulgular: Cinsiyet, çene, bölge, yaş ve kanal patı türünün ağrı varlığı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunmamıştır (p>0,05). 6. ve 24. saatler arasında ağrı bildiren hasta sayısı açısından anlamlı bir fark bulunmazken (p>0,05), bu zaman dilimlerinde postoperatif ağrısı olan hastaların sayısı diğer ölçüm zamanlarına göre anlamlı derecede daha yüksektir (p<0,05).
Devital beyazlatma uygulanmış dişlerde sodyum askorbat, alkol ve kalsiyum hidroksit uygulamalarının kompozit rezinin dentine bağlanma dayanımı üzerine etkilerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi
Amaç: Günümüz dişhekimliğinin en önemli amaçlarından biri, doğal diş estetiğinin hastaya yeniden kazandırılmasıdır. Diş hekimine başvuran birçok hastanın ortak beklentileri daha iyi bir gülüşe sahip olmaktır. Hastalar için dişin estetiği kadar rengi de büyük önem taşımaktadır. Beyazlatma tedavisi, kolay uygulanması, konservatif bir girişim olması ve hastada ağrısız bir şekilde estetiği sağlayabiliyor olması gibi avantajlarından dolayı son yıllarda popülaritesi artmış bir tedavi yöntemidir. Beyazlatma tedavisi uygulanmış dentin yüzeylerinin kompozit rezin ile bağlantısının araştırıldığı çalışmalarda beyazlatma uygulamasından sonra minenin bağlanma dayanımında önemli ölçüde bir azalmanın olduğu pek çok çalışmada rapor edilmiştir. Bunun nedeni beyazlatma sonrası oluşan rezidüel oksijen tabakasının varlığıdır. Bu rezidüel oksijen tabakasının kaldırılmasının diş ile kompozit arasındaki bağlanma değerlerini arttırdığı bulunmuştur. Beyazlatma uygulanmış dişlerde antioksidan ajanlar kullanılması serbest oksijen radikallerini nötralize eder ve olumsuz biyolojik etkilerini ortadan kaldırmaktadır. Bu in-vitro çalışmanın amacı; devital beyazlatma uygulanmış dişlere sodyum askorbat, alkol ve tamponlayıcı ajan olan kalsiyum hidroksit uygulamasının kompozit rezin-dentin bağlanma dayanımına etkilerini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 80 adet insan üst santral diş kullanıldı. Dişlerin palatinal yüzeyinden endodontik giriş kavitesi açıldı ve dişlerin kök kısmı mine sement birleşiminin 2-3 mm apeksinden kesilip uzaklaştırıldı. Tüm dişlere sodyum perborat ile devital beyazlatma uygulandı. Devital beyazlatma sonrası giriş kavitesine, sodyum askorbat, alkol, kalsiyum hidroksit uygulaması ve kontrol grubu olmak üzere 4 ayrı deney grubu oluşturuldu. Daha sonra bond ve kompozit rezin ile restore edilen 4 deney grubunda da minitom kesme cihazı kullanılarak 1x1 mm boyutlarında örnekler elde edildi. Bu örneklerin mikrotensile cihazında gerilim testlerine tabi tutulması ile elde edilen veriler kompozit rezin-dentin arası bağlanma dayanımı açısından karşılaştırıldı. Bulgular: Bu çalışmada elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken değişkenlerin normal dağılımdan gelmemesi nedeniyle Kruskal Wallis-H testinden yararlanılmıştır. Kruskal Wallis-H testinde anlamlı farklılıkların görülmesi durumunda Post-Hoc çoklu karşılaştırma testi ile aralarında farklılık olan gruplar belirlenmiştir. Değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları araştırılırken birim sayıları nedeniyle Shapiro Wilk's testinden yararlanılmıştır. Bağlanma dayanım değerleri bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Sodyum askorbat grubunun bağlanma dayanım değeri kalsiyum hidroksit ve kontrol gruplarına göre anlamlı derecede yüksektir (p<0,05). Sodyum askorbat ve alkol gruplarının bağlanma dayanımı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Alkol ve kalsiyum hidroksit gruplarının bağlanma dayanımı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Alkol ve kontrol gruplarının bağlanma dayanımı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Kalsiyum hidroksit ve kontrol gruplarının bağlanma dayanım değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç: Devital beyazlatma sonrası, sodyum askorbat, kompozit rezin-dentin bağlanma dayanımını arttırmak amacıyla kullanılabilir. Alkol ve kalsiyum hidroksit uygulamalarının bağlanma dayanımına etkisinin daha fazla çalışma sonuçları ile desteklenmesi gerektiği kanısındayız.
Farklı apikal çaplarda genişletilen kök kanallarında kullanılan üç farklı elektronik apeks bulucunun doğruluğunun karşılaştırılması
Amaç: Çalışmamız üç farklı apeks bulucunun doğruluğunu; farklı apikal çaplarda genişletilmiş dişlerde, apikal çapla uyumlu ve uyumsuz eğe kullanarak değerlendirmeyi amaçlamıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 60 adet alt çene küçük azı dişi kullanıldı. Gerçek kanal uzunluğu stereo mikroskop ile belirlendi. Dişler üç farklı gruba ayrıldı. G25, G40 ve G50 grubundaki dişler gerçek kanal uzunluğunda apikal çapları sırasıyla 0,25, 0,40, 0,50 mm olacak şekilde ele eğeleri ve Reciproc R25, R40 ve R50 ile genişletildi. Elektronik ölçümlerde her grupta 15 no.lu eğe ve gruptaki dişlerin apikal çapıyla uyumlu 25, 40, 50 no.lu el eğeleri kullanıldı. Genişletilmiş dişlerle aljinat model oluşturuldu. Root Zx Mini, Raypex 6 , Propex Pixi elektronik apeks bulucuları kullanılarak her diş için elektronik çalışma uzunluğu tespit edildi. Bulgular: Elektronik ölçüm sonuçları gerçek uzunluktan 0,50 mm'den daha kısa veya 0,05 mm'den daha uzun ölçüm yapmışsa başarısız, diğer koşullarda başarılı sayılmıştır. Aynı apikal çapta, farklı eğelerle elektronik apeks bulucunun doğruluğunun değerlendirilmesinde tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Farklı apikal çaplarda, apikal çapla uyumsuz eğe kullanımının doğruluğa etkisinin değerlendirilmesinde Ki-kare exact testi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi 0,05 olarak değerlendirilmiştir. Tüm gruplarda apikal çap ile uyumlu 25, 40, 50 no.lu eğe kullanımında ölçülen uzunluk, gerçek kanal uzunluğuna daha yakındır. Ancak 15 no.lu eğe ile yapılan ölçümlerle arasında anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). 0,25, 0,40 ve 0,50 apikal çaplara sahip dişlerde 15 no.lu eğe ile yapılan elektronik ölçüm sonuçlarına göre apikal çapla uyumsuz eğe kullanımının doğruluğa anlamlı bir etkisi yoktur (p>0,05). Sonuç: Dişlerin sahip olduğu apikal çapla uyumlu eğe kullanımı gerçek kanal uzunluğuna yakın ölçüm yapılmasını sağlar. 0,50 mm'ye kadar apikal çapa sahip dişlerde, apikal çaptan daha küçük boyutlu eğe ile yapılan elektronik ölçümlerde elektronik apeks bulucuların doğruluğu eğe boyutundan etkilenmez.
Recıproc R25 döner eğe sistemini farklı resiprokal açılarla kullanarak apikalden taşan debris miktarına etkisinin karşılaştırılması
Kök kanal tedavisinde başarıyı etkileyen faktörlerden biri kemo-mekanik şekillendirilmenin uygun şekilde yapılmasıdır. Günümüzde piyasada farklı özellik ve çalışma prensibine sahip döner eğe sistemleri bulunmaktadır. Mekanik genişletme esnasında bu eğelerin apikalden ne kadar debris taşırdığı klinisyenler için merak konusu olmuştur. Bu çalışma Reciproc (R25) eğesini farklı resiprokal açılarla kullanarak apikalden taşan debris miktarlarını kıyaslamayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 60 adet tek kök, tek kanal ve tek apikal foramene sahip olan alt çene küçük azı dişleri kullanıldı. Çalışma boyları K tipi 10 no'lu eğe ile belirlenen örnekler rastgele üç gruba ayrıldı (n=20). Grup 1: Resiprok R25(VDW, Munich, Germany) 150° SYT(Saat Yönü Tersi )- 30° SY(Saat Yönü), Grup 2: 180° ° SYT- 60° SY, Grup 3: 210° SYT-90° SY açıları kullanılarak kök kanal şekillendirilmeleri yapıldı. Kök kanalları, şırınga pompası kullanılarak 10 ml distile su ile irrige edildi.)Burklein ve arkadaşlarının tanımladığı deney düzeneği kullanılarak taşan debris eppendorf tüplerinde biriktirildi. Bütün tüplerdeki distile suyu buharlaştırmak için 70°C de 3 gün etüvde bekletildi. Eppendorf tüpleri işlem öncesinde ve sonrasında 10-6 ölçümlü hassas terazide tartılarak biriken debris miktarı tespit edildi. Bulgular: Değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları araştırılırken birim sayıları nedeniyle Shapiro Wilk's den yararlanılmıştır. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi 0,05 olarak alındı. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken değişkenlerin normal dağılımdan gelmemesi durumunda Kruskal Wallis H Testinden yararlanılmıştır. Son ölçüm değerleri bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmamakla birlikte (p>0,05) en fazla taşan debris miktarı grup 2'de (180° SYT 60° SY) bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre, resiprokal hareketle çalışan Reciproc R25 döner eğe sistemlerinde açıların değiştirilmesinin apikalden taşan debris miktarına etkisi yoktur. Anahtar kelimeler: Apikal Ekstrüzyon, Debris, Reciproc R25.
Resiprokal hareket yapan bir eğenin farklı dönme açılarında döngüsel yorgunluğunun karşılaştırılması
Amaç: Kemomekanik temizlik kök kanal tedavisinin en önemli aşamalarından biri olup, bu aşamada eğe kırığının meydana gelmesi kanal tedavisinin başarı şansını düşürmektedir. Çalışmamızın amacı, resiprokal hareket yapan, Reciproc Ni-Ti döner eğelerinin, üç farklı resiprokal açı ile kullanıldığı zaman sahip oldukları döngüsel yorgunluk direncinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: 45 adet Reciproc R25 kanal eğesi; paslanmaz çelik bir blokta oluşturulan 60° eğimli, 5 mm kurvatür yarıçaplı ve 1.5 mm çapında yapay kanallarda test edildi. Statik bir model tercih edildi. Stereo mikroskop ile incelendikten sonra eğeler rastgele üç gruba ayrıldı. Sırasıyla saat yönünün tersi yönde (SYT) 150° saat yönünde (SY) 30° (Grup 1), SYT 180°-SY 60° (Grup 2) ve SYT 210°-SY 90° (Grup 3) resiprokal açılar seçildi. Kronometre ile eğeler kırılıncaya kadar olan işlem süresi tespit edildi. Kırılan parçaların uzunluğu dijital kumpas ile ölçüldü. Döngüsel yorgunluk testinden sonra her gruptan iki örnek taramalı elektron mikroskobu (Scanning Electron Microscope-SEM) ile incelenerek döngüsel yorgunluğun oluştuğu alanlar incelendi. Bulgular: Levene's varyans homojenite testi ile normal dağılım gösterdiği görülen gruplara tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapıldı (p<0,05). Gruplar arasında anlamlı bir fark (p=0,001) bulunduğundan Tukey HSD post-hoc ikili karşılaştırma testleri uygulandı. Grup 1 ile Grup 2 (p=0,001) ve Grup 1 ile Grup 3 (p=0,001) arasında anlamlı bir fark gözlenirken Grup 2 ile Grup 3 arasında (p=0,376) anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Grup 1'in döngüsel yorgunluğa olan direnci en yüksek bulunmuştur. Gruplardaki eğelerin kırık parçalarının uzunlukları arasında yapılan tek yönlü varyans analizi (ANOVA) sonucunda anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,847). Sonuç: Çalışmamızda döngüsel yorgunluk sonucu kırılmaya karşı en dirençli resiprokal açı değerinin, üretici firmanın da tavsiye ettiği SYT 150°-SY 30° olduğu gözlenmiştir.
Kalsifiye ve kalsifiye olmayan maksiller molar dişlerde troughing işleminin meziyobukkal 2. kanalın tespit edilmesine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı troughing (oluk açma) işleminin endodontik tedavi esnasında en fazla gözden kaçan dolayısıyla tedavi edilemeyen kanal olan maksiller molar dişlerdeki meziyobukkal 2. kanalın (MB2) tespit edilmesine olan etkisini ilgili kanal orifisinde kalsifikasyonun mevcut olduğu ve olmadığı durumlarda incelemektir. Mevcut çalışmada daha önceden farklı nedenlerle çekilmiş ve mikro BT görüntüsü alınmış olan maksiller molar dişler arasından 200 adet diş seçildi. Çalışmaya dahil edilen dişlerin bir kısmında tek meziyobukkal kanal mevcut, bir kısmında iki meziyobukkal kanal mevcut, bir kısmında ise iki meziyobukkal kanal mevcut ancak MB2 orifisinde kalsifikasyon bulunmaktaydı. Klinisyen tarafından çift kör şeklinde hangi dişte MB2 olduğu ve hangi dişte kalsifikasyon olduğu bilinmeden su soğutması altında dental operasyon mikroskobu (Zumax OMS 3200 , Suzhou, Çin) 22x büyütmede ve yüksek hızlı bir el aleti ile elmas frezler (G&Z Instrumente, Lustenau, Avusturya) kullanılarak geleneksel giriş kavitesi hazırlandı. Geleneksel giriş kavitesi hazırlanmasının ardından MB2 tespit edilmeye çalışıldı. MB2 tespit edilen dişler ''1'' tespit edilemeyen dişler ''0'' şeklinde not edildi. Giriş kavitesi açılması ile MB2 tespit edilemeyen dişlere 2 mm derinliğinde troughing işlemi aynı klinisyen tarafından Satelec P5 Nevtron XS ultrasonik cihaz (Satelec Acteon, Mericnac, Fransa) kullanılarak Woodpecker E3D ultrasonik uç (Guilin Med. Ins., Çin) ile uygulandı. Troughing işleminin ardından MB2 tekrar tespit edilmeye çalışıldı ve sonuçlar not edildi. Kanalların tespit edilmesinin ardından kanallarda troughing işlemi sırasında karşılaşılan komplikasyonlar kaydedildi ve çalışma sonucunda yapılan istatistiğe dahil edildi. Çalışmamızda toplanan veriler IBM SPSS V.26 (IBM SPSS Statistics, AŞ, Armonk, NY) istatistik programı ile değerlendirildi. Veriler, McNemar analizi ile test edilerek istatistiksel anlamlılık belirlendi. Anlamlılık düzeyi olarak α=0.05 alındı. Çalışmaya dahil edilen 200 adet dişin mikro bilgisayarlı tomografi (mikro BT) görüntüleri incelendiğinde 173 adetinde MB2 mevcut olduğu görüldü. Klinisyen tarafından geleneksel giriş kavitesi açılmasının ardından 173 dişin 142 adetinde (%82) MB2 tespit edildi. Kalan örneklere troughing işleminin uygulanmasının ardından 16 dişte daha MB2 tespit edildi. McNemar testi yapılmasının ardından troughing işleminin MB2'nin bulunmasını önemli ölçüde artırdığı sonucuna ulaşıldı (p < .05). Kalsifiye orifise sahip 16 MB2'den 9 tanesi troughing işlemi yapılmadan geleneksel kavite preparasyonunun ardından tespit edildi. Troughing işleminin ardından 3 dişte daha MB2 bulundu ancak 4 dişte 2 mm derinliğinde troughing işlemine rağmen MB2 orifisi tespit edilemedi. Troughing işleminin kalsifiye orifise sahip MB2'lerin bulunma oranını önemli ölçüde artırmadığı görüldü (p > .05). Giriş kavitesi açılması ve troughing işlemi uygulanması sırasında hiçbir dişte perforasyon meydana gelmedi.
Mandibular anterior dişlerde köklerin bukkolingual genişliğinin kanal morfolojisine etkisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi
Amaç: Bu tez çalışmasının amacı, mandibular anterior dişlerin kök kanal konfigürasyonlarını ve sayılarını; dişin bukkolingual genişliği, yaş ve cinsiyet ile olan ilişkisini konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kullanarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Sağlık Bilimleri Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne 2019-2022 yılları arasında başvurmuş dahil edilme kriterlerine uygunluk sağlayan 140 erkek 220 kadın hasta olmak üzere toplam 360 hastanın KIBT görüntüleri değerlendirildi. Dişlerin sagittal kesitlerinde mine-sement sınırından (MSS) ve kökün yarı yüksekliğinden olmak üzere iki nokta belirlendi, bu noktalardan genişlikler ölçüldü ve bu ölçümler kaydedildi. Bulgular: Toplam 2078 adet mandibular anterior dişin incelemesi yapıldı. Mandibular santral (%65,5), lateral (%70,3) ve kanin (%93,7) dişlerde en çok Vertucci Tip I konfigürasyonu tespit edildi. Mandibular santral dişlerin hepsi tek köklü, mandibular lateral (%99,9) ve kanin (%96,8) dişlerin büyük çoğunluğunun tek köklü olduğu tespit edildi. Mandibular santral ve lateral dişlerde erkeklerde lingual kanal tespit oranı kadınlara kıyasla daha fazla bulundu. Lingual kanal tespit edilen dişlerde hastaların yaşları tespit edilmeyenlere göre daha yüksek bulundu. Mandibular santral ve lateral dişlerde MSS ve kök genişliğinde, mandibular kanin dişlerde ise kök genişliğinde artış görüldükçe lingual kanalın tespit oranının arttığı bulundu. Sonuç: Mandibular anterior dişlerde bukkolingual boyutun artması ilave kanal bulunma ihtimalini arttırmaktadır. Tedavi öncesi klinisyen tarafından dişlerin boyutlarının değerlendirilmesi ilave kanalların tespit edilme ihtimalini artırabilir.
Rejeneratif endodontik tedaviye bağlı koronal renk değişikliğinin önlenmesinde farklı tedavi yaklaşımlarının etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada farklı mekanizmalarla dentin tübüllerini tıkayan Teethmate hipersensitivite ajanı, dentin bonding ajanı (DBA), Nd:YAG lazer ve ER:YAG lazerin rejeneratif endodontik tedaviye bağlı olarak oluşan renklenmeyi önlemedeki etkinliği araştırıldı. Çalışmaya tek kök ve tek kanala sahip 105 adet üst keser diş dahil edildi. Tüm dişlerin kök boyları mine sement sınırından itibaren 10±1 mm olacak şekilde elmas separe ile uzaklaştırılarak standartize edildi. Kök kanalları X1, X2, X3, X4 ve X5 ProTaper Next (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) eğeleri kullanılarak 50/0,06 boyutuna kadar prepare edildi. İmmatür kök apeksini simüle etmek amacıyla Gates Glidden (#2–4) frezleri ile kök kanalları apikal çapları 1,1±0,1 mm olacak şekilde standardize edildi. Dişler rastgele biçimde DBA grubu, Teethmate grubu, Nd:YAG grubu, Er:YAG grubu, Biodentin grubu, Kan grubu, Negatif kontrol grubu olmak üzere 7 gruba ayrıldı (n=15). DBA, Teethmate, Nd:YAG, Er:YAG gruplarına ilgili dentin tübül tıkama yöntemleri uygulandı. Kök kanallarının mine sement sınırından 4 mm kalacak şekilde kan ile doldurulmasının ardından kan pıhtısının üzerine spongostan (Cutanplast, Milano, İtalya) yerleştirildi. 3 mm kalınlığındaki Biodentin (Septodont, Saint-Maur-des-Fosses, Fransa) mine sement sınırında konumlanacak biçimde yerleştirildi. Kompozitle restore edilmesinin ardından dişler 37°C'de % 100 nemde inkübatörde saklandı. Renk ölçümü işlem öncesi, işlemden hemen sonra, 7, 30, ve 90. günlerde spektrofotometre Vita Easyshade Advance (VITA Zahnfabrik, Bad Sackingen, Almanya) ile değerlendirildi. Veriler, Commission International de I'Eclairage'in L * a * b (CIELab) renk değerlerine dönüştürüldü ve ΔE değerleri hesaplandı. Renk değişiminin klinik olarak algılanabilirlik eşiği 3,3 birim olarak kabul edildi. Elde edilen veriler iki yönlü varyans analizi ve post-hoc Tukey testi (p=0,05) kullanılarak analiz edildi. Negatif kontrol grubu dışında tüm gruplarda klinik olarak algılabilir renk değişimi gözlemlendi (ΔE˃3,3). Ancak renk değişimini önlenmede dentin tübül tıkama yöntemleri arasında anlamlı fark bulunamadı (p>0,05). Hiçbir dentin tübül tıkama yönteminin rejeneratif endodontik tedaviye bağlı renklenmeyi %100 önleyemediği tespit edildi. Anahtar kelimeler: Dentin bonding ajan, Diş renklenmesi, Nd:YAG lazer, Rejeneratif endontik tedavi, Teethmate.
Simüle açık apekse sahip tek köklü dişlerde farklı irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin apikalden taşan irrigasyon solüsyonu miktarına etkisinin kantitatif olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, kök kanal tedavisinde final irrigasyon aktivasyon yöntemi olarak kullanılan Sİİ, PUİ, EA, EDDY yöntemlerinin açık apeksli dişlerde apikalden taşan irrigasyon solüsyonu miktarına etkisini kantitatif olarak karşılaştırmaktır. Mevcut çalışmaya tek kök ve tek kanala sahip 60 adet diş dahil edildi. Belirlenen çalışma boylarında ProTaper Next döner eğe sisteminin X1 (17.04), X2 (25.06), X3 (30.07) eğeleri kullanılarak kök kanalları prepare edildi. İşaretlenen referans noktalardan elmas diskler ile diş dokuları uzaklaştırılarak 5±1 mm kuron ve 11±1 mm kök boyları olacak şekilde tüm dişlerde standardizasyon sağlandı. Açık apekse sahip dişlerin simülasyonu için #1'den #6'ya kadar olan Peeso Reamer uçları kullanıldı ve apikal çap 1.5mm olacak şekilde standardize edildi. Kök kanalları %2,5'lik NaOCl, %17'lik EDTA ve distile su kullanılarak irrige edildi. Deney düzeneğinde dişler Eppendorf tüplerin kapaklarına açılan boşluklara sabitlendi. Sızıntı oluşmasını önlemek için Eppendorf tüpün kapağı ve diş arasında kalan boşluk siyanoakrilat ile kapatıldı. Kapağa drenaj kanülü olarak 27 G iğne; iğne ucu kök hizasında olacak şekilde yerleştirildi. Eppendorf tüpler tamamen NaOCl ile dolduruldu. Örnekler final irrigasyon aktivasyon yöntemlerine göre rastgele 4 gruba ayrıldı (n=15); Sİİ, PUİ, EA, EDDY. Tüm gruplarda toplam 6 ml %'3 'lük NaOCl kullanılarak 3 dakika boyunca final irrigasyon aktivasyon prosedürü uygulandı. Ekstrüze olan irrigasyon solüsyonu drenaj kanülünden insülin enjektörü yardımıyla toplandı ve her grup için artış miktarı ml cinsinden kaydedildi. Verilerin normalliğini değerlendirmek için Kolmogorov-Smirnov testi kullanıldı ve ekstrüze irrigant miktarı Kruskal-Wallis ve Mann Whitney-U testleri kullanılarak istatistiksel olarak P<0.05 anlamlılık düzeyinde analiz edildi. En yüksek ortalama irrigant ekstrüzyonu Sİİ ve PUİ grupları ile ilişkilendirilirken, EA grubunda ise diğer gruplara göre daha az irigasyon solüsyonu ekstrüzyonu gözlemlenmiştir. Ancak test edilen tüm irrigasyon aktivasyon sistemleri arasında apikalden ekstrüze olan ortalama irrigant miktarının hacmi arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (P<0,05). Anahtar Kelimeler: Açık apeks, Final irrigasyon aktivasyon, İrrigasyon ekstrüzyonu Sİİ, PUİ, EA, EDDY
Oval kanala sahip ve kalsiyum hidroksit uygulanmış dişlerde farklı irigasyon aktivasyon yöntemlerinin irigasyon solüsyonunun dentin tübüllerine penetrasyonu üzerindeki etkisinin lazer taramalı konfokal mikroskop ile incelenmesi
Bu çalışmanın amacı kalsiyum hidroksit (Ca(OH)2) uygulanmış oval kanal şekline sahip dişlerde standart iğne irrigasyonu (Sİİ), pasif ultrasonik irrigasyon (PUİ), endoaktivatör (EA), XP-Endo Finisher (XPF), foton kaynaklı fotoakustik akım (PIPS) ve şok dalgası ile geliştirilmiş emisyon fotoakustik akım (SWEEPS) sistemleri ile gerçekleştirilen irrigasyon aktivasyonun ardından irrigasyon solüsyonlarının dentin tübüllerine penetrasyonunun lazer taramalı konfokal mikroskop (LTKM) ile değerlendirilmesidir. Mevcut çalışmaya oval ve tek kanala sahip 90 adet mandibular kesici diş dahil edildi. Kök kanalları Resiproc Blue R25 (VDW, Münih, Almanya) döner eğe ile şekillendirildikten sonra tüm kök kanallarına Ca(OH)2 yerleştirilerek 14 gün boyunca 37 ° C'de %100 nemli ortamda inkübe edildi. Ardından final irrigasyon aktivasyon yöntemine göre dişler rastgele 6 gruba ayrıldı (n=15); Sİİ, PUİ, EA, XPF, PIPS ve SWEEPS. Her deney grubunda ilgili aktivasyon yöntemi ile 20 sn irrigasyon ve 20 sn aktivasyon olacak şekilde 3 irrigasyon/aktivasyon döngüsü ile gerçekleştirildi. Ardından tüm kök kanalları floresin sodyum (Sigma AlldrichCo. St Louis, MO, ABD) ile doldurulup 30 saniye boyunca ilgili aktivasyon yöntemi ile aktive edildi. İrrigasyon prosedürünün tamamlanmasının ardından apikalden itibaren 2., 5. ve 8. mm'lerden 1mm ± 0.1 kalınlığında kesitler elde edildi. Kesitler LTKM ile görüntülendi ve elde edilen görüntüler üzerinde İmage J yazılımı kullanılarak maksimum penetrasyon derinliği, maksimum penetrasyon alanı ve penetrasyon yüzdesi hesaplamaları yapıldı. Veriler Two-way Anova ve post-hoc Tukey testleri kullanılarak analiz edildi. İstatistiksel olarak anlamlılık seviyesi %5 olarak belirlendi. Apikal kesitte irrigasyon solüsyonlarının maksimum penetrasyon derinliği ve maksimum penetrasyon alanı açısından test edilen aktivasyon sistemleri arasında fark bulunmadı (p>0.05). İrrigasyon solüsyonlarının penetrasyon yüzdesi apikal kesitte EA ve XPF'e kıyasla PUİ ve PIPS'te daha yüksek bulundu (p<0.05). İrrigasyon solüsyonlarının penetrasyon yüzdesi açısından tüm kesitlerde Sİİ, PUİ, PIPS ve SWEEPS'de arasında fark bulunmadı (p>0.05). EA ve XPF'te ise irrigasyon solüsyonlarının penetrasyon yüzdesi apikal kesite oranla orta ve koronal kesitlerde daha fazla bulundu (p<0.05). Anahtar kelimeler: irrigasyon aktivasyon yöntemleri, LTKM, oval kanal, PIPS, SWEEPS
Türk popülasyonunda mandibular molar dişlerde mid mesial kanal görülme sıklığı ve morfolojilerinin KIBT ile retrospektif değerlendirilmesi
Amaç: Başarılı bir endodontik tedavi için tüm kök kanalları eksiksiz saptanmalı, şekillendirilmeli ve tam bir tıkama sağlayarak doldurulmalıdır. Gözden kaçan kanallarda kalan nekrotik doku artıkları endodontik tedavinin başarısız olmasına sebep olabilir. Kök kanal sistemlerinin morfolojileri ırklara göre farklılıklar gösterebilmektedir. Dişler genel olarak ortak özelliklere sahip olsalar da etnik gruplar arasında morfolojik farklılıklar görülebilmektedir. Bu çalışmanın amacı her mandibular molar dişte saptanamayan mesial kökte üçüncü bir kanal olarak karşımıza çıkan mid mesial kanalların Türk popülasyonunda görülme sıklığını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne 2015-2020 yılları arasında çeşitli sebeplerle başvuran hastalardan elde edilen konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri kullanıldı. İnceleme kriterlerini sağlayan 637 adet KIBT görüntüsü çalışmaya dahil edildi ve toplamda 2177 adet mandibular molar diş incelendi. Gözlemci içi uyumluluğu belirlemek için incelenen KIBT görüntülerinin %10'u rastgele seçilerek 3 hafta arayla tek bir gözlemci tarafından tekrar değerlendirildi. İncelenen tüm görüntülerde yaş, cinsiyet bilgileri kaydedildi. Yaşa göre ≤20, 21-40, 41-60 ve >60 yaş olmak üzere dört grup belirlendi. Molar dişler birinci, ikinci ve üçüncü molarlar olmak üzere gruplanarak toplam kök sayısı, toplam kök kanal sayısı, mid mesial kanal ve isthmus varlığı, mid mesial kanalın morfolojisi, birleşen tipte bir mid mesial kanal varlığında birleştiği kanal kriterleri açısından değerlendirildi ve birbiri ile kıyaslandı. Her molar grubunda yaş ve cinsiyetin mid mesial kanal görülme sıklığı ile ilişkisi incelendi. Elde edilen veriler IBM SPSS 21 paket programı ile analiz edildi. Nominal değişkenlerin grupları arasındaki ilişkiler incelenirken Ki-Kare analizi uygulandı. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak 0,05 kullanılmış olup p<0,05 olması durumunda anlamlı bir ilişkinin olduğu belirtildi. Gözlemci içi uyum değerlendirilirken Kappa katsayısından yararlanıldı. Bulgular: Çalışmada incelenen tüm mandibular molar dişlerin %90,72'si iki köklü olup %68,72'si toplamda üç kanallıdır. Tüm mandibular molar dişlerin mesial köklerinde mid mesial kanal görülme oranı %8,36, 1. molarlarda %15,58, 2. molarlarda %5,32 ve 3. molarlarda %1,09'dur. Mandibular molar dişlerde yaş ve cinsiyet ile mid mesial kanal varlığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p>0,05). Sonuç: Tüm mandibular molar dişler için mesial köklerde mid mesial kanal görülme ihtimali mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Mandibular molar dişlerde mid mesial kanal bulundurma ihtimali en yüksek olan 1. molar dişler, en düşük olan ise 3. molar dişlerdir. Cinsiyet ve yaş faktörleri ile mid mesial kanal görülme sıklığı arasında bir ilişki yoktur.
Çalışma boyu tespitinde kullanılan farklı elektronik apeks bulucuların başlangıç yıkama solüsyonları değiştirilerek doğruluklarının karşılaştırılması
Amaç: Kök kanal tedavisinin başarılı olmasında en büyük etkenlerden biri endodontik tedavinin kök ucundaki minör apikal daralımda bitirilmesidir. Bu bölgenin tespiti çeşitli yöntemlerle sağlanmaktadır. Bunlardan biri de elektronik apeks bulucu kullanılmasıdır. Bu çalışmanın amacı Root ZX Mini, Raypex 6, E-Pex Pro, Propex Pixi elektronik apeks bulucularının başlangıç yıkama solüsyonları (NaOCl ve EDTA) değiştirilerek doğruluklarını karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada periodontal ya da ortodontik nedenlerle çekilmiş olan 80 adet tek kök ve kanala sahip mandibular premolar diş kullanıldı. Dişlerin tümünden mezio-distal ve bukko-lingual açılardan radyografiler alındı ve eksternal ya da internal kök rezorbsiyonu, kalsifiye kanal varlığı şüphesi bulunan dişler çalışmaya dahil edilmedi. Dişler çalışmada kullanılıncaya kadar distile su içinde oda sıcaklığında saklandı. Dişler üzerindeki eklentiler periodontal kretuar kullanılarak uzaklaştırıldı. Dişlerin standart giriş kaviteleri açıldıktan sonra pulpa dokusu bir tirnerf yardımıyla çıkarıldı. Dişlerin gerçek kanal boyları, kök kanalı içine # 20 K tipi kanal eğesi yerleştirilerek x5 büyütmede stereomikroskop ile 0,01 mm hassasiyetinde belirlendi. Daha sonra örnekler mine-sement seviyesine kadar yeni karıştırılmış aljinat bloklar içerisine gömüldü. Protaper SX kanal eğesi ile dişlerin koronal 1/3'lük kısmına ön genişletme yapıldı. Her dişte belirtilen elektronik apeks bulucular ( Root ZX Mini, Raypex 6, E-Pex Pro, Propex Pixi) kullanıldı, başlangıç solüsyonları (NaOCl ve EDTA) değiştirilerek ölçümler yapıldı. Oluşabilecek kimyasal etkileşimin önüne geçmek için %5,25'lik NaOCl ve %17'lik EDTA arasında distile su kullanıldı. Her bir diş için 3 ölçüm yapıldı ve bu 3 ölçümün ortalaması referans alındı. Bulgular: Bu çalışmada elde edilen veriler SPSS (IBM V-21) paket programı ile analiz edilmiştir. Her bir cihaz için gerçek uzunluk değerleri ve ölçüm değerleri bakımından solüsyonlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmamaktadır (p>0,05). İstatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte EDTA solüsyonunda gerçek ölçümden sapma değeri NaOCl solüsyonuna göre daha fazla olmuştur. İstatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte NaOCl ve EDTA solüsyonlarında Root ZX mini cihazında, gerçek ölçümden sapma değeri, diğer tüm cihazlara göre daha fazla bulunmuştur. Sonuç: Kullandığımız bütün elektronik apeks bulucu cihazlarda gerçek ölçümden sapma değeri bakımından başlangıç yıkama solüsyonları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir.
Geri dönüşümsüz pulpitise sahip dişlerde farklı materyaller ile gerçekleştirilen direkt pulpa kuafajı tedavisi sonrasında pulpal kan akımının ve post-operatif ağrının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı geri dönüşümsüz pulpitise sahip dişlerde kalsiyum hidroksit, MTA ve Biodentine içerikli kuafaj materyaleri kullanılarak gerçekleştirilen direkt pulpa kuafajı sonrasında laser doppler flowmetre ile pulpal kan akımının ve post-operatif ağrının değerlendirilmesidir. Mevcut çalışmaya sistemik olarak sağlıklı 39 hastaya ait (yaş ortalaması 21 ± 8.21) geri dönüşümsüz pulpitisli 47 mandibular molar diş dahil edildi. İlgili dişlerde çürük dokusunun uzaklaştırılması esnasında pulpa ekspoz olduğunda ekspoze alan %2,5'lik NaOCl (Wizard, Rehber Kimya, İstanbul, Türkiye) ile nemlendirilmiş steril pamuk pelet ile dezenfekte edildi. Hemostaz, 1-10 dakikaya kadar steril fizyolojik salin çözeltisi ile nemlendirilmiş pamuk peletlerle ekspoze pulpa üzerine hafif basınç uygulanarak sağlandı. Kuafaj materyaline göre dişler rastgele 3 gruba ayrıldı (n=15); Kalsiyum hidroksit, Mineral Trioksit Agregat ve Biodentine. Her grupta ekspoze pulpa üzeri ilgili kuafaj materyali ile örtülerek üzerine rezin modifiye cam iyonomer siman uygulandı. Tüm gruplarda daimi restorasyon kompozit rezin (Estelite Sigma Quick Posterıor; Tokuyama, Tokyo, Japonya) kullanılarak tek seansta tamamlandı. Tüm vakalarda kuafaj işlemi öncesinde ve kuafaj işlemi tamamlandıktan 1 gün, 1 hafta ve 1 ay sonra "Sayısal Ağrı Değerlendirme Ölçeği" (NRS) kullanılarak post-operatif ağrı değerlendirildi. Tüm vakalarda kuafaj işlemi öncesinde ve kuafaj işlemi tamamlandıktan 1 gün, 1 hafta ve 1 ay sonra lazer doppler flowmetre (PeriFlux 4001, Perimed Instruments, Stokholm, İsveç, 780 nm λ) cihazıyla pulpal kan akımı ölçüldü. Elde edilen veriler istatistiksel olarak (IBM, Armonk, NY, ABD) değerlendirildi. P değerinin 0,05'ten küçük olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. MTA, Dycal ve Biodentine ile gerçekleştirilen DPK sonrasında post-operatif ağrı açısından değerlendirilen tüm zaman aralıklarında anlamlı bir fark bulunmadı (p˃0.05). Benzer şekilde MTA, Dycal ve Biodentine arasında pulpal kan akımının zamana bağlı değişimi açısından tüm zaman aralıklarında anlamlı fark bulunmadı (p˃0.05). Mevcut çalışmanın limitasyonları dahilinde geri dönüşümsüz pulpitise sahip dişlerde gerçekleştirilen DPK'de kullanılan MTA, Dycal ve Biodentine post-operatif ağrı ve pulpal kan akımındaki değişim açısından benzerlik göstermiştir.
Fotodinamik terapide kullanılan fotosensitizerlerin neden olduğu renklenmeyi önlemede farklı dentin tübül tıkama tekniklerinin etkinliğinin spektrofotometrik analizi
Bu çalışmada fotodinamik terapide (FDT) kullanılan Metilen mavisi (MM) ve ftalosiyaninin neden olduğu istenmeyen renklenmeyi önlemek amacıyla farklı mekanizmalarla dentin tübüllerini tıkayan Copal Varnish (CV), dentin bonding ajan (DBA), Nd: YAG lazer ve Er: YAG lazerin etkinlikleri araştırıldı. Çalışmaya tek kök ve tek kanala sahip 165 adet üst keser diş dahil edildi. Bütün dişlerde standart giriş kavitesi açıldıktan sonra Protaper Next (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) döner eğeleri kullanılarak kök kanalları 30/0.6 boyutuna kadar prepare edildi. Ardından dişler rastgele 2 ana gruba ayrıldı (n=60); MM ve ftalosiyanin. Her ana grup dentin tübül tıkama tekniğine göre rastgele 4 alt gruba ayrıldı (n=15); Pozitif kontrol, DBA, CV, Er: YAG ve Nd: YAG. Tüm dişlere ilgili dentin tübül tıkama yöntemi uygulandıktan sonra kök kanalları fotosensitizerler (FS) ile doldurulup 5 dk preirradyasyon süresi uygulandı ve LED (CMS Dental, Danimarka, Kore) ile 1 dk boyunca aktive edildi. Daha sonra %2.5 Sodyum hipoklorit (NaOCl; Wizard, Rehber Kimya, İstanbul, Türkiye) ile irrigasyon yapılarak rezidüel FS'ler uzaklaştırıldı. Tüm prosedürel işlemlerden sonra çalışmadaki örneklerin renk ölçümleri Commission International de I‟Eclairage‟in (CIELab) standartlarına uygun bir biçimde işlem öncesi, işlemden sonra, boyalar uzaklaştırıldıktan sonra, 30. Gün ve 90. Gün olacak şekilde 5 farklı zaman diliminde Vita Easyshade Advance (VITA Zahnfabrik, Bad Sackingen, Almanya) spektrofotometre cihazı kullanılarak gerçekleştirildi. Renk ölçümleri beyaz ışık altında spektrofotometrenin ucu dişlerin labial yüzlerindeki çerçeveye yerleştirilerek aynı noktadan üç kez tekrarlandı. Her ölçümde elde edilen L*, a* ve b* değerlerinin ortalaması alınarak ΔE değerleri hesaplandı. Renk değişiminin klinik olarak algılanabilirlik eşiği 3,3 birim olarak kabul edildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Negatif kontrol grubu dışında tüm gruplarda klinik olarak algılanabilir renk değişimi gözlendi (ΔE>3,3). MM'nin ftalosiyanine göre pozitif kontrol grubunda 30. Gün ve 90. Günde CV grubunda ise 90. Günde daha fazla istenmeyen renklenmeye neden olduğu tespit edildi (p<0,05). Ftalosiyaninin neden olduğu istenmeyen renklenmeyi önlemede dentin tübül tıkama yöntemlerinin hiçbiri birbirine kıyasla üstünlük sağlamazken MM'nin neden olduğu istenmeyen renklenmeyi önlemede sadece 90. Günde Er: YAG CV'ye göre daha az istenmeyen renklenmeye neden oldu (p<0,05). Mevcut çalışmada kullanılan tüm dentin tübül tıkama yöntemleri belirli derecelerde istenmeyen renklenmeyi önlemede etkili oldu. Bununla birlikte hiçbir tekniğin istenmeyen renklenmeyi tamamen önleyemediği tespit edildi.
Aşırı kurvatüre sahip kök kanallarında farklı irrigasyon aktivasyon sistemlerinin apikalden ekstrüze olan irrigasyon solüsyonu miktarına etkisinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, aşırı kurvatüre sahip kök kanallarında Sİİ, PUİ, EDDY, PIPS ve SWEEPS irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin apikalden ekstrüze olan irrigasyon solüsyonu miktarına etkisini kantitatif olarak karşılaştırmaktır. Mevcut çalışmaya 75 adet tek kök ve tek kanala sahip kurvatür derecesi 20-40⁰ arası olan dişler dahil edildi. Kök kanal kurvatürleri bukkolingual ve mesiodistal açıdan alınan radyografiler yardımıyla ImageJ (ImageJ 1.48v; National Institutes of Health, Bethesda, MD, ABD) programı kullanılarak belirlendi. Tüm örneklerin Resiproc Blue R25 eğesi (VDW, Münih, Almanya) ile kök kanalı preparasyonu tamamlandı. Örnekler irrigasyon aktivasyon yöntemlerine göre rastgele 5 gruba ayrıldı (n=15); Sİİ, PUİ, EDDY,PIPS VE SWEEPS. Tüm örneklerde toplam 6 ml % 2,5'lik NaOCl (Wizard) kullanılarak 90 sn boyunca irrigasyon aktivasyon prosedürü uygulandı. Apikalden ekstrüze olan irrigasyon solüsyonu Myers Montgomery yöntemi kullanılarak toplandı. Apikalden ekstrüze irrigasyon solüsyonu miktarına ait veriler Kruskal-Wallis ve Mann Whitney-U testleri kullanılarak istatistiksel olarak P<0.05 anlamlılık düzeyinde analiz edildi. En yüksek ortalama irrigasyon solüsyonu ekstrüzyonu Sİİ ve PUİ grupları ile ilişkilendirilirken, PIPS grubunda diğer gruplara kıyasla daha az irrigasyon solüsyonu ekstrüzyonu gözlemlendi. Ancak test edilen tüm irrigasyon aktivasyon yöntemleri arasında apikalden ekstrüze olan ortalama solüsyon miktarı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (P>0,05). ANAHTAR KELİMELER: İrrigasyon solüsyonu ekstrüzyonu, EDDY, PIPS, SWEEPS
Kalsiyum silikat esaslı kök kanal patlarının fizikokimyasal özelliklerinin incelenmesi
ÖZET Kalsiyum Silikat Esaslı Kök Kanal Patlarının Bazı Fizikokimyasal Özelliklerinin İncelenmesi Mineral trioksit agregat (MTA), kalsiyum silikat esaslı portland simandan geliştirilen endodontik simandır. MTA, apeksifikasyon, revitalizasyon, apikal cerrahi, pulpa kaplaması ve kök perforasyonlarının tamirinde kullanılır. MTA'nın bu üstün özellikleri sebebiyle çok sayıda kalsiyum silikat esaslı kök kanal patları geliştirilmiştir. Literatürde bunların bazıları hakkında yeterli sayıda çalışma bulunmasına rağmen bazıları hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Bu in vitro çalışmada kalsiyum silikat içerikli dört farklı kök kanal patı (EndoSeal, MTA Fillapex, Tech Biosealer Endove Well-Root ST) ile epoksi-amin rezin bazlı bir kök kanal patı olan AH Plus Jetçözünürlük, pH, boyutsal değişim, akıcılık, radyoopasite, sertlik ve sertleşme süresi gibi farklı fizikokimyasal özellikleri bakımından karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Fizikokimyasal özelliklerin değerlendirilmesi için hazırlanan örneklere çözünürlük, pH, boyutsal değişim, radyoopasite, akıcılık, sertlik ve sertleşme süresi testleri uygulanmıştır. Uluslararası Standartlar Organizasyonu (ISO)6876 (2012) standartlarına göre karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler ANOVA ve posthoc Tukey HSD istatistik testleri kullanılarak karşılaştırıldı. Sonuçta en yüksek çözünürlük MTA Fillapex, en az çözünürlük AH Plus Jetpatında görüldü. Sadece AH Plus Jet ISO (ISO 6876)'nun çözünürlük kriterlerine uygundu. Hem taze hem de sert örneklerde WellRoot ST ve Tech Biosealer Endo en yüksek pH değerini gösterirken en düşük pH değeri her iki durumda da AH Plus Jet kanal patında izlendi. İncelenen bütün kök kanal patları genleşme gösterdi, en yüksek genleşme MTA Fillapex patında görüldü ve incelenen patlar ISO (6876) standartlarına uymuyordu. En yüksek radyoopasiteyi AH Plus Jet kanal patı gösterdi. Tech Biosealer Endo ve MTA Fillapex patının radyoopasitesi ISO (6876) standartlarına uygun değildi. Akıcılık testinde ISO (6876) standartlarına sadece MTA Fillapex'in uyduğu görüldü. Tech Biosealer Endo kanal patı en yüksek sertlik derecesine sahipken sertleşme süresi en kısa olan pat da yine Tech Biosealer Endo kanal patıydı. En düşük sertlik derecesi WellRoot ST kanal patında gözlemlendi.
Ultrasonik aktivasyon sistemi ile farklı irrigasyon solüsyonlarının smear tabakası uzaklaştırma etkinliklerinin karşılaştırılması
Kök kanal sisteminin tam olarak dezenfeksiyonunun sağlanması endodontik tedavinin esas amaçlarından biridir. Kök kanal sisteminin şekillendirilmesi sırasında amorf, düzensiz yapıda, organik ve inorganik içerikli smear tabakası olarak isimlendirilen bir katman meydana gelmektedir. Smear tabakası obturasyon materyallerinin kök dentinine bağlanmasını azaltmakla beraber mikroorganizmalar için bir besi ortamı sağlamakta, mikrosızıntıyı artırmakta ve irrigasyon solüsyonlarının dentine etkisini azaltmaktadır. Bu çalışma, son yıkama solüsyonu olarak kullanılan ve ultrasonik ile aktive edilen %17 Etilen Diamin Tetra Asetik Asit (EDTA), %10 Glikolik asit (GA) ve %18 Etidronik asitin (EA) smear tabakasını uzaklaştırma etkinliklerini Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) altında karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem Bu çalışmada ortodontik/periodontal nedenlerle çekilmiş 80 adet insan mandibular premolar diş kullanıldı. Dişler çalışmanın yapılacağı zamana kadar distile su içerisinde oda sıcaklığında bekletildi. Her bir dişin endodontik giriş kavitesi açıldı ve standart kök boyu elde edebilmek amacıyla kronlar mine-sement sınırından itibaren kök boyu 15 mm olacak şekilde elmas frezlerle kesildi. Kalan köklerin çalışma boyu, apikal foramenden #15 no'lu K tipi eğenin ucu göründükten sonra 1 mm kısa olacak biçimde belirlendi. Dişlerin çalışma boyları belirlendikten sonra, endodontik motor yardımıyla resiprokasyon hareketine uygun Reciproc R25 döner alet eğesiyle kanal genişletme işlemleri yapıldı. Örnekler biri kontrol grubu olmak üzere rastgele 4 gruba ayrıldı (n=20). Her grupta pasif ultrasonik aktivasyon (PUI) sistemi ile farklı final irrigasyon solüsyonları kullanıldı. Grup 1: %2,5 NaOCl +%17 EDTA+ PUI, Grup 2: %2,5 NaOCl+%10 GA+ PUI, Grup 3: %2,5 NaOCl+%18 EA+ PUI Grup 4: %2,5 NaOCl+ distile su+ PUI (kontrol grubu) Tüm bu işlemlerden sonra dişler bukkolingual yönde alev uçlu elmas frezlerle ikiye ayrıldı. İşlem esnasında kök kanal boşluğuna temas edilmemesine özen gösterildi. Örneklerden; koronal, orta ve apikal üçlü bölgelerinin merkezi kısımda olacak şekilde x2000 büyütme altında SEM görüntüleri alındı ve smear tabakasının varlığı iki farklı gözlemci tarafından gözlemsel olarak skorlandı. Bulgular Normal dağılıma uygunluk Kolmogorov Smirnov testi ile incelendi. Üç ve üzeri gruplara göre normal dağılmayan verilerin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis H testi kullanıldı ve çoklu karşılaştırmalar Dunn testi ile incelendi. Önem düzeyi p<0,05 alındı. Gözlemciler arası uyum, Cohen'in kappa istatistikleri kullanılarak hesaplandı. Kappa testi sonuçları, değerlendirmeyi yapan gözlemciler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığını gösterdi (kappa değeri=0.866). EDTA, GA ve EA grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Her grubun kendi içerisinde yapılan değerlendirmede EDTA ve GA gruplarında kök kanalının koronal ve orta üçlü bölgelerinde anlamlı bir fark bulunmazken (p>0.05), apikal bölgeye göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). EA grubunda ise sadece koronal üçlü ile apikal üçlü arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). Sonuç EDTA, GA ve EA irrigasyon solüsyonlarının smear tabakası uzaklaştırma etkinlikleri arasında anlamlı bir fark yoktu. Kullanılan irrigasyon solüsyonlarının hiçbiri kök kanallarından smear tabakasını tamamen uzaklaştıramadı.
Farklı irrigasyon ajanlarının kök dentinindeki erozyona etkisinin süreye bağlı olarak incelenmesi
Amaç Endodontik tedavi ile kök kanal sisteminin organik ve inorganik artıklardan arındırılıp mikroorganizma ve yan ürünlerinin ortadan kaldırılması, preparasyonu ve üç boyutlu olarak sızdırmaz bir biçimde doldurulması amaçlanır. Bu sebeple çeşitli şekillendirme yöntemleri ve farklı irrigasyon ajanları kullanılır. Fakat kompleks yapıdaki kök kanal sisteminden şekillendirmeyle oluşan debris ve doku artıklarının, dentin yüzeyine de zarar vermeden uzaklaştırılması için çoğu zaman birden fazla irrigant gerekmektedir. İrrigasyon ajanı seçiminde aranan ideal özellikleri tek bir solüsyonla sağlamak mümkün değildir. Bundan dolayı da endodontide birçok solüsyon araştırılmış ve kullanıma sunulmuştur. Son irrigasyon solüsyonu olarak inorganik doku çözücü etkisinden dolayı kulanılan şelasyon ajanı Etilendiamintetraasetikasit (EDTA), endodontide uzun yıllardır altın standart olarak gösterilmektedir. Ancak düşük antimikrobiyal etkisi, NaOCl ile kombine kullanımda etkisinin kısıtlanması, 1 dakikadan fazla kullanımda kök dentininde erozyona neden olabilmesi gibi olumsuzluklar da göz önüne alındığında araştırmacılar çalışmalarında uzun yıllardır endodontik tedavide EDTA'ya alternatif bir şelatör arayışına girmişlerdir. Bu çalışma, farklı irrigasyon ajanları kullanılarak dentin yüzeyinde 1 ve 3 dakikalık temas süresine bağlı olarak oluşabilecek erozyon miktarını karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem Bu çalışmada ortodontik veya periodontal nedenlerle çekilmiş 70 adet tek kök, tek kanal ve tek apikal foramene sahip insan mandibular premolar dişleri kullanıldı. Dişlerin kuronları, kök boyunu standardize etmek amacı ile mine- sement sınırından itibaren kök ucuna kadar 15 mm olacak şekilde su soğutması altında aeratör yardımıyla kesilerek ayrıldı. Kök kanalları Reciproc R25 eğesi kullanılarak genişletildi. Dişler rastgele seçilerek, son irrigasyon ajanı %17 EDTA, % 18 Etidronik asit (EA) ve % 10 Glikolik asit (GA) olacak şekilde 3 ana gruba (n:20) ve bir kontrol grubuna (n:10) ayrıldı. Bu üç solüsyon da kendi içlerinde iki alt gruba ayrılıp (n:10) 1 ve 3 dakika boyunca sonik aktivasyon cihazı olan VDW EDDY (VDW Gmbh, Münih,Germany) ile aktive edildi. İrrigasyon sonrası distile suda bekletilen örnekler bukkolingual olarak ikiye ayrıldı. Köklerin koronal, orta ve apikal bölgelerinde oluşan erozyon miktarı Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) altında x2000 büyütmede incelendi. Örneklerin değerlendirilmesi üçlü skorlama sistemine göre yapıldı. Bulgular Değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları araştırılırken birim sayıları nedeniyle Shapiro Wilk's analizinden yararlanıldı. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak p<0,05 kullanıldı. Bölgelere ve gruplara göre dentin erozyon skorunun karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi ve çoklu karşılaştırmalar için Dunn testi kullanıldı. Alt gruplara göre dentin erozyon skorunun karşılaştırılmasında Mann-Witney U testi kullanıldı. Tüm deney gruplarında 1 ve 3 dakikalık süreler incelendiğinde; her iki periyotta da EDTA, EA, GA grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Sonuç Dentin erozyonunun incelendiği bu çalışmada EA, GA ve EDTA'nın irrigasyon ajanı olarak kök kanallarında 1 dk'lık süreyle uygulanmaları yeterlidir. Her üç solüsyon da klinik uygulamalarında birbirlerine alternatif olarak kullanılabilirler.
Farklı eğe sistemlerinin kök kanalından kalsiyum hidroksiti uzaklaştırmadaki etkinliklerinin değerlendirilmesi
Endodontik tedavi; kök kanal sisteminin temizlenmesini, şekillendirilmesini ve üç boyutlu olarak sızdırmaz bir biçimde doldurulmasını hedefler. Bu amaçla çeşitli şekillendirme işlemleri ve farklı irrigasyon solüsyonları kullanılır, fakat kök kanal sisteminin kompleks yapısından dolayı tam olarak dezenfeksiyon sağlanamaz. Bu sebeple endodontik tedavide başarıyı artırmak için seanslar arası kanal içi medikament kullanımı önerilmektedir. Endodontide kanal içi medikament olarak en sık kullanılan preperat ise kalsiyum hidroksittir (Ca(OH)2). Kök kanal dolum işlemi yapılmadan önce kanal içerisine yerleştirilen medikamentin tamamen uzaklaştırılması gerekmektedir. Kök kanal sistemi içerisinde kalan Ca(OH)2 dentin tübüllerinin ağızlarını kapatarak kanal patlarının penetrasyonunu engeller, çeşitli kanal patlarıyla kimyasal etkileşime girebilen Ca(OH)2 aynı zamanda patların dentine adezyonunu negatif etkiler ve apikal sızıntıyı artırır. Bu sebeple Ca(OH)2 medikamentini kök kanallarından uzaklaştırabilmek için birçok mekanik teknik, farklı irrigasyon solüsyonları ve irrigasyon aktivasyon yöntemleri denenmiş, ancak bu yöntemlerin hiçbiri kanal içi medikamentlerin kök kanallarından tamamen uzaklaştırılmasını sağlayamamıştır. Bu çalışma, farklı eğe sistemleri kullanılarak, seanslar arasında kullanılan Ca(OH)2'in kök kanallarından uzaklaştırılmasını stereo mikroskop altında değerlendirerek karşılaştırılmalarını amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem Bu çalışmada ortodontik veya periodontal nedenlerle çekilmiş 75 adet tek kök, tek kanal ve tek apikal foramene sahip insan mandibular premolar dişleri kullanıldı. Dişlerin kuronları, standart kök boyu elde etmek amacı ile mine-sement sınırından itibaren kök boyu 15 mm olacak şekilde elmas separe yardımıyla kesilerek ayrıldı. Kök kanalları ProTaper F4 eğesine kadar genişletildi. Ca(OH)2 patı kök kanallarına çalışma uzunluklarında yerleştirildi. Köklerin koronal kısımları geçici bir dolgu maddesiyle kapatıldı. Daha sonra dişler distile su içinde 37oC'de 7 gün boyunca etüvde bekletildi. Sonrasında geçici dolgular kaldırıldı. Kök kanallarındaki Ca(OH)2'nin uzaklaştırılmasında kullanılan yönteme göre örnekler rastgele üç deney grubu (Reciproc 40, Reciproc Blue R40, WaveOne Large) ve iki kontrol grubu (negatif, pozitif) olmak üzere toplam 5 gruba (n=15) ayrıldı. Kökler bukko-lingual olarak ikiye ayrıldı ve kanal içerisinde kalan artık Ca(OH)2 miktarı x20 büyütmede stereo mikroskop altında değerlendirildi. Bulgular Değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları araştırılırken birim sayıları nedeniyle Shapiro Wilk's'den yararlanıldı. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak 0,05 kullanıldı. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken değişkenlerin normal dağılımdan gelmemesi durumunda Kruskal Wallis-H Testlerinden yararlanıldı. Kruskal Wallis-H Testinde anlamlı farklılıkların görülmesi durumunda Post-Hoc Çoklu Karşılaştırma Testi ile aralarında farklılık olan gruplar belirlendi. Tüm deney gruplarında Ca(OH)2'nin kök kanallarından tamamen uzaklaştırılamadığı tespit edilmesine rağmen; Reciproc eğe sistemi, Reciproc Blue ve WaveOne Gold eğe sistemlerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla Ca(OH)2 uzaklaştırmıştır (p<0,05). Sonuç Reciproc eğe sisteminin kök kanallarından Ca(OH)2'yi uzaklaştırmada Reciproc Blue, WaveOne Gold eğe sistemlerinden daha etkili olduğu görülmüştür. Ancak, kullanılan döner eğe sistemlerinin hiçbiri kök kanallarından Ca(OH)2'yi tamamen uzaklaştıramamıştır.
Rotasyon hareketi yapan üç farklı nikel-titanyum eğe sisteminin yapay kanalda döngüsel yorulma dirençlerinin karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Kök kanal preparasyonu, kanal tedavisinin en önemli aşamalarından biri olmasına karşın komplikasyon görülme oranının da en fazla olduğu aşamadır. Preparasyon işlemi sırasında kanal boyuna ulaşılamaması, yeterli irigasyon ve şekillendirilmenin yapılamaması, kök kanal tedavisinin başarısını direkt olarak etkileyen faktörlerdir. Nikel-Titanyum eğeler (Ni-Ti), sahip oldukları üstün kesme yetenekleri ve esneklikleri sebebiyle son yıllarda kök kanal şekillendirme işlemlerinde popüler hale gelmiştir. Ancak Ni-Ti eğelerinin en büyük problemlerinden biri, özellikle eğri kök kanallarının şekillendirilmesi sırasında herhangi bir belirti vermeden meydana gelen tekrarlayan gerilme ve sıkışma kuvvetleri sonucunda oluşan döngüsel yorgunluğa bağlı kırılmalarıdır. Bu çalışmanın amacı, rotary hareket yapan ProTaper Gold, TruNatomy ve Mtwo döner sistem Ni-Ti eğelerinin, paslanmaz çelik yapay blok kullanılarak döngüsel yorulmaya karşı dirençlerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda on beş adet TruNatomy prime (26,04) (Dentsply, Maillefer, Ballaigues, İsviçre) on beş adet ProTaper Gold (25,06) F2 (Dentsply, Maillefer, Ballaigues, İsviçre) on beş adet Mtwo (25,06) (VDW GmbH, Münih, Almanya) olmak üzere üç farklı rotary Ni-Ti eğe sistemi kullanıldı. 1. Grup ProTaper GOLD (PTG), 2. Grup MTwo, 3. Grup TruNatomy (TN) olarak belirlendi..Eğeler üretici firma talimatlarına uygun olarak, 5 mm kurvatür yarıçapına, 60° kanal kurvatür açısına ve 1,5 mm kanal iç çapına sahip paslanmaz çelikten yapılmış yapay kanallarda kırılıncaya kadar kullanıldı. Eğeler kırılıncaya kadar geçen süre dijital kronometre yardımıyla kayıt edilip, eğelerin kırılıncaya kadar geçen süre saniye cinsinden kaydedildi. Bulgular: Tanımlayıcı istatistikler ve analizler R version 3.2.3 (2015-12-10), Copyright © 2015 The R Foundation for Statistical Computing free software bilgisayar paket programı kullanılarak yapıldı. Bu çalışmada, sürekli değişkenlerin normallik varsayımına uygunluğu Shapiro-wilk testli ile değerlendirildi. Parametrik test koşulları göz önüne alınarak, değişkenlere ait bağımsız gruplarda ortalamalar aeası farklerın karşılaştırılmasnda Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), ikili karşılaştırmalarda ise Bonferroni testleri kullanıldı. p<.0,05 için sonuçlar anlamlı kabul edilmiştir (p=0,000). PTG Mtwo'ya (p=0,000), PTG TN'ye (p=0,048), TN ise Mtwo ya kıyasla daha dirençli olarak tespit edildi (p=0,035'tir). 1. Grubun (PTG) döngüsel yorgunluğa olan direnci en yüksek bulundu. Sonuç: Yaptığımız çalışmada elde ettiğimiz veriler ve istatistiksel sonuçlar ışığında, döngüsel yorgunluk sonucu kırılmaya karşı en dirençli eğe sisteminin PTG olduğu saptandı (p=0,000, F=13,214) Anahtar Kelimeler: Döngüsel Yorgunluk, Rotasyon Hareketi Hareket, Kinematik, TruNatomy Eğesi, ProTaper Eğesi, Mtwo Eğesi
Kök kanal preparasyonunda kullanılan üç farklı döner eğe sisteminin dentinde oluşturduğu mikro çatlakların değerlendirilmesi
Kök kanal preparasyonu, kök kanal tedavisinin başarısında en önemli aşamalardan biridir. Bunun yanında bu işlem kök dentininde kırık ve çatlağa sebep olabilir. Farklı firmalar tarafından üretilen Nikel-Titanyum (Ni-Ti) esaslı döner eğe sistemleri, diş hekimleri tarafından zaman tasarrufu ve kesme etkinliği gibi avantajları sebebiyle sıkça kullanılırlar. Bu çalışmada Reciproc, TruNatomy, Mtwo Ni-Ti döner eğe sistemleri ve K tipi el eğesinin kök kanal preparasyonu sırasında kök dentini üzerinde mikro çatlak oluşturmaları yönünden karşılaştırılması amaçlanmıştır.Çalışmada 80 adet alt kesici insan dişi 4 gruba ayrıldı. Dişlerin boyu 18 mm'ye sabitlenerek Reciproc, TruNatomy, Mtwo Ni-Ti eğe sistemleri ve K tipi el eğesi ile prepare edildi. Periodontal ligamenti taklit etmek ve oluşan stresleri dengeli dağıtabilmek için preparasyon esnasında dişler, dental enjektörden elde edilen bir kalıp içerisine otopolimerizan tamir akriliğiyle birlikte gömüldü. Birinci gruptaki dişler Reciproc eğe sistemi kullanılarak, ikinci gruptaki dişler TruNatomy eğe sistemi kullanılarak, üçüncü gruptaki dişler Mtwo eğe sistemi kullanılarak prepare edildi. Dördüncü gruptaki dişlerde K tipi eğesi kullanılarak step-back metodu ile prepare edildi. Daha sonra örneklerden 3, 6, 9 mm seviyelerinden Hassas Kesme Cihazı (Isomet 1000, Buehler, Lake Bluff, IL, USA) ile kesitler alındı. Elde edilen örnekler stereomikroskop (Zeiss Stemi 2000-C Stereomikroskop, Zeiss, Jena, Germany) altında x40 büyütmede dentinde mikro çatlak varlığı bakımından incelenerek skorlandı. Elde edilen verilerde tüm kesit seviyelerinde Reciproc döner sistem eğesi ile yapılan şekillendirme sonucunda el eğesine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla çatlak tespit edilmiştir. Kesit seviyeleri göz ardı edildiğinde; Reciproc eğe sistemi el eğesi ve TruNatomy'den, Mtwo eğe sistemi de el eğesinden istatistiksel olarak daha fazla mikro çatlak oluşturdu. Kesit seviyeleri karşılaştırıldığında koronal kesitte diğer kesitlere göre anlamlı derecede fazla çatlak oluştuğu görüldü. Dentinde çatlak oluşmasını etkileyen faktörlerin eğelerin farklı tasarımları, hareket şekilleri, koniklik açısının büyüklüğü olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında resiprokasyon hareketi ile yapılan preparasyon sonucunda rotasyon hareketine göre kök kanalında daha fazla mikro çatlak oluştuğu saptanmıştır.
Biyoseramik esaslı kanal patının dentin tübül penetrasyonuna edta, fitik asit ve glikolik asidin etkisi: Bir konfokal analiz çalışması
Amaç: Bu çalışma; biyoseramik esaslı kanal patının dentin tübül penetrasyonuna etilen diamin tetra asetik asit (EDTA), fitik asit (IP6) ve glikolik asitin (GA) etkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Tez çalışmamızda 60 tane tek köklü tek kanallı insan mandibular premolar dişi kullanıldı. Dişlerin kökleri kronlarından kök boyu 14 mm olacak şekilde ayrıldı. Kanal şekillendirmesi ön genişletme K tipi el eğeleriyle olmak üzere Reciproc 40 no'lu eğe ile yapıldı. Şekillendirme sırasında her eğe değişiminde kanallar %2,5'luk sodyum hipoklorit (NaOCl) ile irrige edildi. Şekillendirme işlemi bittikten sonra kanallar final irrigasyonuna hazırlık için 5 ml distile su (DS) ile yıkandı. Preparasyonu biten dişler final irrigasyonu için her grupta 15 diş olmak üzere rastgele 4 gruba ayrıldı. Grup 1: 2,5 ml %5,25'lik NaOCl + 5ml DS +5 ml %17'lik EDTA + 5ml DS ultrasonik aktivasyon (UA) (30 sn) Grup 2: 2,5 ml %5,25'lik NaOCl +5 ml DS+ 5 ml %1'lik IP6 + 5 ml DS (UA 30 sn) Grup 3: 2,5 ml %5,25'lik NaOCl + 5 ml DS + 5 ml %10'luk GA + 5 ml DS (UA 30 sn) Grup 4: 2,5 ml %5,25'lik NaOCl + 5 ml DS (UA 30 sn) (kontrol grubu) İrrigasyon işlemleri tamamlanan dişler kâğıt konlar ile kurutuldu. Kanal dolumu için kullanılacak olan biyoseramik kanal patı %0,1'lik Rhodamin B ile işaretlendi. Kanal dolumu preparasyon yapılan R40 eğesiyle uyumlu gutta perka ve işaretli kanal patıyla dolduruldu. Dolum lateral kondensasyonla desteklendi. Daha sonra dişler soğuk akrilik içine gömülerek etüvde 1 hafta bekletildi. Köklerden IsoMet (IsoMet 1000, Buehler, IL, ABD) ve elmas disk (Metkon, Microcut precisioncutter, Bursa, Türkiye) yardımıyla apikal 3 mm ve 7 mm hizasından olmak üzere 2 adet horizontal kesit alındı. Elde edilen kesitler lazer taramalı konfokal mikroskop (CLSM) ile incelenerek görüntüler dijital ortama aktarıldı. Kullanılan kanal patının dentin tübül penetrasyon derinliği, penetrasyon alanı ve penetrasyon yüzdesi 'zen' bilgisayar programında hesaplandı. Bulgular: Normal dağılım gösteren penetrasyon derinliği ve yüzdesi verileri İki Yönlü Varyans analizi ile incelenirken; normal dağlım göstermeyen penetrasyon alanı verileri İki Yönlü Robust Varyans Analizi ile incelendi. Çoklu karşılaştırmalar Bonferroni Düzeltmesi ile yapıldı. Yapılan analize göre; biyoseramik esaslı patın penetrasyon derinliği ve penetrasyon yüzdesi şelasyon kullanılmayan kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha fazla olmuştur. Penetrasyon alanı için bu fark anlamlı değildir. Pat penetrasyon derinliği, yüzdesi ve alanı apikal 7mm'lik kesitlerde 3mm'lik kesitlere göre anlamlı derecede fazladır. Sonuç: Glikolik asit ve fitik asitin biyoseramik esaslı kanal patının tübül penetrasyonuna etkisi EDTA ile benzer sonuçlar gösterdi. Anahtar Kelimeler: konfokal, fitik asit, glikolik asit, penetrasyon, EDTA
Resiprokal ve rotasyonel hareket yapan farklı nikel titanyum kök kanal eğelerinin apikalden taşan debris miktarına etkisinin değerlendirilmesi
ÖZET Giriş ve Amaç: Kök kanal şekillendirmesi, kanal tedavisinin başarısını etkileyen önemli faktörlerden biridir. Kanalların şekillendirilmesinde kullanılan eğe sistemleri arasındaki kinematik, metalürjik özellikler, tasarım ve eğe sayısı gibi farklılıklar apikalden taşan debris miktarını etkilemektedir. Bu in vitro çalışmanın amacı; TruNatomy (TRN) (Dentsply, Maillefer, Ballaigues, İsviçre), Reciproc (RC) (VDW GmbH, Münih, Almanya) ve Mtwo (MT) (VDW GmbH, Münih, Almanya) döner eğe sistemlerinin kullanılarak, apikalden taşan debris miktarının karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 45 adet alt çene kesici insan dişi dâhil edildi. Schneider'e göre kanal eğimi <10° olan dişler seçildi. Dişler rastgele üç eşit gruba (n = 15) ayrıldı: TRN, RC ve MT. 10 nolu K tipi el eğesi ile köklerin kanal boyları ölçülerek, bu boydan 1 mm kısa olacak şekilde çalışma boyları kaydedildi. Dişler okluzalden aşındırılarak çalışma boyları 18 mm'ye standardize edildi. Dişler TRN, RC ve MT eğe sistemleri ile şekillendirildi. Bütün döner eğe sistemleri tek operatör tarafından üretici firmanın talimatlarına göre kullanıldı. Myers ve Montgomery'nin hazırladığı deney düzeneğinden faydalanarak debris miktarı ölçüldü. Gruplardaki her dişe aynı yıkama prosedürü uygulandı ve eşit miktarda distile su kullanıldı. Eppendorf tüpü içindeki distile suyun buharlaşması için tüpler 70OC'de beş gün süre ile inkübatörde bekletildi.2 Eppendorf tüplerinin boş ağırlıkları ve inkübatörden çıkarıldıktan sonraki ağırlıkları 10-4 gr hassasiyetindeki hassas terazi ile ölçüldü. Ağırlıklar arasındaki fark kaydedilerek taşan debris miktarı hesaplandı. Bulgular: Verilerin normallik testi Shapiro–Wilk testi ile incelenmiş olup, çalışma grupları arasındaki debris miktarı açısından istatistiksel farklılık Kruskal–Wallis H-testi ile belirlendi ve gruplar arasında debris miktarı açısından anlamlı farklılık bulundu (p < 0.05). Kruskal–Wallis H-testinde anlamlı farklılıkların olması durumunda post hoc çoklu karşılaştırma testi ile farklı olan ikili gruplar belirlendi. TRN ile MT arasında istatistiksel olarak fark vardı (p < 0.05). TRN ve RC de istatistiksel olarak farklılık gösterdi (p < 0.05). Ancak RC ve MT arasında istatistiksel fark yoktu (p > 0.05). Sonuç: Yaptığımız çalışmada tüm eğe sistemleri kök kanalının apikalinden debris taşırdı. TRN, klinik olarak kabul edilebilir bir şekilde apikalden daha az debris taşırmıştır. Anahtar Kelimeler: Apikal debris taşması, kök kanal şekillendirmesi, Mtwo, Reciproc, TruNatomy
Farklı şelasyon ajanlarının kalsiyum silikat esaslı tamir materyallerinin itme bağlanma dayanımı üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Amaç Bu çalışmanın amacı, kök kanal tedavisinde kullanılan %20 sitrik asit, %17 EDTA ve %9 HEDP+%2.5 NaOCl solüsyonlarıyla muamele edilmiş dentin dokusunun, biyoseramik esaslı kök kanal tamir materyallerinden MTA Angelus ve Biodentine'nin itme bağlanma dayanımlarına olan etkisini ve materyal içindeki meydana gelen bağlanma başarısızlıklarını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem Bu çalışma için 15 adet tek köklü ve tek kanallı daimi insan maksiller santral dişi kullanıldı. Dişlerin kronları elmas fissür frez (Microdont, São Paulo-SP, Brezilya) ile mine sement sınırından kesilip uzaklaştırıldı ve akrilik bloklara (Imicryl SC; Imicryl Dental Materials, Inc, Konya, Turkey) gömüldü. Koronal kök bölgesinden su soğutmalı kesme cihazında (Isomet, Buehler, ABD) elmas separe kullanılarak 1 mm kalınlığında 3 adet horizontal kesitler alınarak toplam 45 adet dentin disk örnekleri hazırlandı. Her bir dentin diskine 1 mm çapında bir elmas frez yardımıyla kanal lümeninin her iki yanına 2 adet standart yapay kaviteler oluşturuldu. Dentin diskleri 3 ayrı solüsyonda bekletilmek üzere rastgele 3 ayrı deneysel gruba ayrıldı: %17 EDTA (n=15) (Promida, Eskişehir, Turkey), %20 sitrik asit (n=15) (Promida, Eskişehir, Turkey) ve %9 etidronik asit+% 2.5 NaOCl (n=15) (Microvem AF, İstanbul, Türkiye). Her bir deney grubu kendi solüsyonunda 1 dk bekletildi. Sonrasında açılan kavitelerden birine MTA Angelus (Angelus, Londrina, Brezilya), diğerine Biodentine (Septodont, Saint Maur des Fossés, Fransa) yerleştirilip 24 saat süre ile etüv cihazında bekletildi. Hazırlanan örnekler itme bağlanma dayanımı testine (Shimadzu Co., Kyoto, Japonya) tabi tutuldu. Veriler IBM SPSS versiyon 23 ile analiz edildi. İtme bağlanma testi sonucu materyal içindeki bağlantı başarısızlıkları SEM cihazında (Quanta FEG 250, FEI Ltd. Oregon, A.B.D.) incelenip adeziv, koheziv ve karışık tipte olmak üzere yüzde olarak belirlendi. Bulgular Şelasyon ajanının ana etkisi itme bağlanma dayanımı üzerinde anlamlı bulunmuştur (p=0,046). Sitrik asit grubunda ortalama itme bağlanma dayanımın değeri 17,08 MPa, EDTA grubunda 13,97 MPa ve HEDP/NaOCl grubunda 11,81 MPa'dır. Sitrik asit grubu, HEDP/NaOCl grubuna göre anlamlı derecede daha fazla itme bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). Sitrik asit grubu ile EDTA grubu arasında ve EDTA grubu ile HEDP/NaOCl grubu arasında ise anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Biyomateryalin ana etkisi itme bağlanma dayanımı üzerinde anlamlı bulunmuştur (p=0,005). Biodentine'nin itme bağlanma dayanımı ortalama değeri 16,75 MPa iken MTA Angelus'un 11,81 MPa'dır. Biodentine, MTA Angelus'a göre anlamlı derecede daha fazla itme bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). Şelasyon ajanı ve biyomateryal etkileşimi itme bağlanma dayanımı üzerinde anlamlı bulunmuştur (p=0,021). İtme bağlanma dayanımı testi sonucunda tüm örneklerde karışık tipteki bağlantı başarısızlığı koheziv tip başarısızlık ile hemen hemen aynı bulunmuştur. Adeziv tip başarısızlık tüm gruplara kıyasla ciddi bir oranda daha düşük bulunmuştur. Sonuç HEDP/NaOCl solüsyonunun kalsiyum silikat esaslı tamir materyallerinin dentine adezyonunun EDTA'nınkiyle karşılaştırılabilir olduğunu ve etidronik asitin EDTA ile yapılan geleneksel tedavinin yerini alma potansiyeli gösterdiği düşünülmüştür. Etidronik asidin endodonti alanındaki uygulamaları için daha ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bağlantı başarısızlığı, Biodentine, EDTA, Etidronik asit, İtme bağlanma dayanımı, MTA, Sitrik asit.
Kök kanallarında kalsiyum hidroksitin uzaklaştırılmasında fitik asit, sitrik asit ve edta'nın etkinliklerinin karşılaştırılması: Elektron mikroskobu çalışması
Bu çalışmanın amacı bir kanal medikameni olarak kullanılan Ca(OH)2'nin kök kanallarından uzaklaştırılmasında, final irrigasyon ajanı olarak fitik asit, sitrik asit ve EDTA kullanılarak kanaldan uzaklaştırma etkinliğinin taramalı elektron mikroskobunda değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem Çalışmamızda periodontal ya da ortodontik nedenlerle çekilmiş olan 51 adet tek kök ve kanala sahip mandibular premolar diş kullanılmıştır. Çalışmaya başlamadan önce tüm dişlerin kronları mine-sement birleşim noktasının yakınlarında kesilmiştir ve 14 mm'lik standart bir uzunluk elde edilmiştir. Çalışma uzunluğu belirlendikten sonra kök kanallarının Reciproc R50 (VDW, Münih, Almanya) eğe sistemi ile mekanik preparasyonu yapılmıştır. Mekanik preparasyon süresince 6 ml %5'lik NaOCl ve %17'lik EDTA irrigasyon iğnesi ile uygulandıktan sonra distile su ile tüm kanalların final irrigasyonu yapılmıştır. Üç diş pozitif, üç diş negatif kontrol grubu olarak ayrılmıştır. Geriye kalan dişler Grup 1: %17'lik EDTA, Grup 2: %20'lik sitrik asit ve Grup 3: %1'lik fitik asit olmak üzere (n=15) rastgele gruplara ayrılmıştır. Kök kanallarını kağıt konlarla kurulandıktan sonra, şırınga tip kalsiyum hidroksit patı kullanılmış, pat koronalden taşana kadar kanala gönderilmiştir. Bütün gruplarda, kanal giriş kavitelerine teflon bant yerleştirildikten sonra kanal giriş kaviteleri 3 mm kalınlığında Cavit G (3M, Seefeld, Almanya) ile kapatılmıştır. Örnekler 1 hafta etüvde bekletilmiştir. Dişlerin geçici dolgusu kaldırıldıktan sonra, ultrasonik aktivasyon (Eighteeth Ultra X-Ultrasonik Aktivatör, Changzhou, Çin) ile şelasyon ajanlarının her biri 5 ml hacimde ve 60 sn süreyle uygulanmıştır. Nötralizasyonu sağlamak amacıyla, dişlerin distile su ile irrigasyonu tamamlanmış ve kağıt konlar ile kurutulmuştur. Dişler taramalı elektron mikroskobunda x2000 büyütme altında koronal, orta ve apikal bölümleri görüntülenmiştir. Elde edilen görüntülerin istatiksel ölçümünde Kruskal Wallis H testinden yararlanılmıştır. İkiden fazla gruplu karşılaştırmalarda anlamlı farklılık bulunması durumunda Post-Hoc testler (Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U testi) yardımıyla aralarında anlamlı farklılık bulunan gruplar belirlenmiştir. Bulgular Kullanılan şelasyon ajanları grupları ile kalsiyum hidroksit uzaklaştırma etkinliği değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Grup 1(EDTA) ve Grup 2 (Sitrik asit) arasında anlamlı fark bulunamamıştır (p=0,999;p>0,05). Ancak Grup 1 ile Grup 3 (Fitik asit) ve Grup 2 ile Grup 3 arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Grup 1 ve Grup 2, Grup 3'e göre kök kanallarından kalsiyum hidroksiti daha etkin uzaklaştırmıştır. Kesit seviyelerine göre(koronal, orta, apikal) kök kanallarındaki kalsiyum hidroksit kalıntıları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunamasa da, kesitler arasında en az kalıntı tespit edilen kök kesiti koronal üçlüdür. Sonuç Kullanılan şelasyon ajanlarının hiçbiri kalsiyum hidroksiti kanaldan tamamen uzaklaştıramamıştır. Fitik asitin endodontide kullanımıyla ilgili daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. EDTA ve sitrik asit, pasif ultrasonik aktivasyon ile uygun yöntemlerle kullanılırsa, olumlu sonuç vermektedir.
Farklı irrigasyon ajanlarının kök kanal dentini mikrosertliği ve yüzey pürüzlülüğü üzerine etkilerinin incelenmesi
Başarılı bir endodontik tedavinin temelinde kök kanalının yeterli mekanik preparasyonu ve irrigasyonu ile çok iyi bir şekilde temizlenmesi, şekillendirilmesi ve bunun ardından 3 boyutlu bir şekilde doldurulması bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı farklı irrigasyon ajanları kullanılması ile kök dentini mikrosertliği ve yüzey pürüzlülüğündeki değişimin incelenmesidir. Çalışmamızda 60 adet maksillar kesici ve kanin insan dişi kullanılmıştır. Tüm dişlerin kronları mine-sement sınırının 2 mm üstünden köklerinden ayrılmıştır. Diş kökleri elmas separe ile boyuna olacak şekilde ikiye ayrılmıştır. Elde edilen örnekler akrilik bloklara gömülmüş ve zımparalanmıştır. 3 gruba ayrılan örneklerin tümünün irrigasyon işlemlerinden önce her örnekten 3 ölçüm olacak şekilde mikrosertlik ve her örnekten 5 ölçüm olacak şekilde yüzey pürüzlülüğü ölçümleri yapılmıştır. Gruplardan birincisine %5 NaOCl irrigasyon ajanı, ikincisine QMix irrigasyon ajanı son olarak da üçüncü gruba %2 CHX irrigasyon ajanı 15'er dakika uygulanmıştır. İrrigasyon işlemlerinin ardından tekrar tüm örneklerin mikrosertlik ve yüzey pürüzlülüğü ölçümleri yapılmıştır. Grupların istatistiksel analizinde ANOVA varyans analizi ile Tukey testi uygulandı ve bütün gruplarda istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görüldü (p< 0,05). Mikrosertlik sonuçlarına göre %5 NaOCl ve QMix irrigasyon ajanları dentin mikrosertliğini eşit ve %2 CHX irrigasyon ajanından fazla düzeyde azalttığı görülmüştür. Yüzey pürüzlülüğü sonuçlarına göre ise QMix irrigasyon ajanı diğerlerine oranla dentin yüzey pürüzlülüğünde daha fazla bir artış meydana getirmiştir. %5 NaOCl ve %2 CHX ajanları ise yüzey pürüzlülüğünde eşit düzeyde ve daha az bir artışa neden olmuşlardır.
Kök kanal preparasyonunda kullanılan protaper unıversal, protaper next ve recıproc döner eğe sistemlerinin dentin üzerinde oluşturduğu mikro çatlakların değerlendirilmesi
Kök kanal preparasyonu sırasında kanalların hazırlanması, kök kanal tedavisinin başarısında en önemli basamaklardan biridir ve daha sonraki tüm prosedürlerin etkinliğinde önemli rol oynar. Bununla birlikte, kök kanallarının hazırlanmasındaki aşamalar kök dentininde fraktür ve çatlağa neden olabilecek zararlar verebilirler. Farklı firmalar tarafından Nikel-Titanyum (Ni-Ti) esaslı döner aletler üretilmiştir. Birçok klinisyen, zaman tasarrufu ve kesme etkinliği gibi avantajları nedeniyle bu aletleri tercih etmektedir. Bu çalışmada ProTaper Universal, ProTaper Next ve Reciproc Ni-Ti döner eğe sistemlerinin kök kanal şekillendirmesi esnasında dentin üzerinde mikro çatlak oluşturmaları açısından karşılaştırılması hedeflenmiştir. Çalışmamızda 100 adet alt anterior diş kullanıldı. 20 diş, üzerinde hiçbir işlem uygulanmadan negatif kontrol grubu olarak ayrıldı. Gruplardaki dişlerin kronları uzaklaştırılarak boyları 13 mm'ye eşitlendi. 80 diş, genişletme ve şekillendirme işlemleri sırasında, periodontal ligamenti taklit etmek amacıyla, otopolimerizan tamir akriliği kullanılarak dental enjektörden hazırlanan bir kalıp içerisine gömüldü. Her biri 20 dişten oluşan 5 grup oluşturuldu. Birinci grup kontrol grubunun üzerinde herhangi bir işlem uygulanmadı. İkinci grup K tipi eğe kullanılarak apikal çapı 25 numara olacak şekilde step-back yöntemi ile preparasyon yapıldı. Üçüncü grup ProTaper Universal eğe sistemi kullanılarak, 4. grup Protaper Next eğe sistemi kullanılarak, 5. grup Reciproc eğe sistemi kullanılarak şekillendirildi. Daha sonra örneklerden 3, 6, 9 mm seviyelerinden Minitom Hassas Kesme Cihazı ile kesitler alındı. Elde edilen örnekler stereomikroskop altında x40 büyütmede dentinde mikro çatlak varlığı açısından incelendi. Skorlama sistemi mikro çatlak yok, tamamlanmamış mikro çatlak, vertikal kök kırığı şeklinde belirlendi. Elde edilen sonuçlar, istatistiksel açıdan değerlendirildi. Kontrol grubu ve el eğesinin kullanıldığı grupta mikro çatlak oluşumuna rastlanmadı. Ki-kare analizine göre döner eğelerin kullanımı sonucunda mikro çatlak oluşumu istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Kesit seviyeleri gözardı edildiğinde sırasıyla en fazla mikro çatlak oluşumu ProTaper Universal (%20), daha sonra Reciproc (%11,7), en az mikro çatlak oluşumu ise Protaper Next (%6,7) eğelerinin kullanıldığı grupta bulundu. Fakat bu gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0,05). Gruplar gözardı edilerek kesit seviyeleri incelendiğinde, en fazla mikro çatlak oluşumu 9 mm'de (%11), daha sonra 6 mm'de (%7), en az mikro çatlak oluşumu ise 3 mm'de (%5) gözlendi. Dokuz mm kesit seviyesindeki mikro çatlak varlığı istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,033). Ki-kare testine göre 3, 6, 9 mm kesit seviyelerinin arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0,05). ProTaper Universal ve Reciproc eğelerinin kullanıldığı gruplarda 9 mm'lik kesitlerde 1'er adet vertikal kök fraktürü tespit edildi. In-vitro çalışmaların sınırlamaları göz önünde bulundurularak, çalışmamızda kullanılan döner eğe sistemlerinin hepsinin kök dentininde mikro çatlak oluşumuna neden olduğu sonucuna ulaşıldı. ProTaper Next ve Reciproc'a göre ProTaper Universal eğe sisteminin kök dentininde daha fazla mikro çatlak oluşturduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Mikro çatlak, ProTaper Universal, Reciproc, ProTaper Next
Farklı çaptaki irrigasyon iğnelerinin kök kanalı içerisindeki irrigan akışı üzerindeki etkilerinin hesaplamalı akışkanlar dinamiği kullanılarak değerlendirilmesi
Kök kanal tedavisinin amacı, kök kanalı içerisindeki iltihaplı pulpa dokusunun, iltihap ürünlerinin ve mikroorganizmaların elimine edilmesi ve sonrasında kök kanal boşluğunun biyouyumlu bir materyal ile doldurulmasıdır. Tedavinin başarısını etkileyen en önemli faktörlerden biri, kök kanal temizliğinin etkinliğidir. Kök kanalının temizlenmesi mekanik ve kimyasal olarak gerçekleştirilmektedir. Kök kanalının kompleks yapısı nedeniyle mekanik temizlik tek başına yeterli değildir. İrrigasyon, kök kanalının çeşitli kimyasal solüsyonlarla fiziko kimyasal olarak temizlenmesi işlemidir. İrrigasyonun etkinliği kullanılan solüsyonun kök kanalı içerisindeki her noktaya temas etmesine bağlıdır. Araştırmamızda farklı sebeplerden dolayı çekilmiş, çürüğü ve restorasyonu olmayan, insan daimi üst birinci kesici dişi kullanılmıştır. Giriş kavitesi açıldıktan sonra Resiprok (Reciproc) eğe sistemi kullanılarak kök kanalının şekillendirilmesi yapılmıştır. Dişin kök kanal boşluğunun mikro bilgisayarlı tomografi görüntüsü (Mikro-BT) elde edilmiştir. Mikro-BT görüntüsünün bilgisayar ortamında üç boyutlu modellenmesi yapılmıştır. İğne tipi olarak ucu açık açılı iğne kullanılmıştır. Kullanılacak olan irrigasyon iğnelerinin optik mikroskop ve taramalı elektron mikroskop görüntüsü (Scanning Electron Microscope, SEM) alınmıştır. İğnelerin dış ve iç çap boyutları belirlenmiştir. Bu ölçümler kullanılarak iğnelerin bilgisayar ortamında modellenmesi yapılmıştır. Sanal ortamda iğneler kökün apeks noktasından 1 mm ve 3 mm uzaklıkta olacak şekilde yerleştirilmiştir. İrrigan olarak distile su kullanılmıştır. İrrigan sıvısının kök kanalı içerisindeki akış paternini incelemek için ANSYS Fluent v.14 ticari hesaplamalı akışkanlar dinamiği (HAD) yazılımı kullanılmıştır. İğne boyutuna ve yerleştirme derinliğine bağlı olarak kanal içerisindeki irriganın akış paterni değerlendirilmiştir. Sonuçlar: Her iki iğne boyutu içinde ulaşılan en yüksek hız, iğne lümeninin orta kısmında meydana geldi. İki iğne boyutu arasında apekste oluşan basınç yönünden önemli farklılıklar gözlendi. Her iki iğne boyutu için, iğne apeksten uzağa konumlandırıldıkça apikal basınç değerlerinde azalma meydana geldi. İğnelerin açıklığının baktığı duvarda meydana gelen kayma gerilmesi zıt taraftaki duvarda meydana gelen kayma gerilmesinden daha düşük olarak belirlendi. İğne apeksten daha uzağa konumlandırılınca oluşan maksimum kayma gerilmesi değeri azaldı. Sonuç: Kök kanal irrigasyonunda, iğne yerleştirme derinliğinin irrigan dinamikleri üzerinde önemli bir etkisi vardır. Kullanılan iğne boyutu kanal içerisinde meydana gelen irrigan akışını önemli derecede etkilemektedir. HAD kök kanal irrigasyon davranışlarını incelemek için önemli bir araçtır.
Farklı şelasyon solüsyonlarının kök kanal dentininin mikrosertliği ve yüzey pürüzlülüğü üzerine etkilerinin incelenmesi
Farklı Şelasyon Solüsyonlarının Kök Kanal Dentininin Mikrosertliği ve Yüzey Pürüzlülüğü Üzerine Etkilerinin İncelenmesi Kök kanal tedavisinin başarısı, kanal preparasyonunun kalitesine, yöntemine, yeterli irrigasyona, dezenfeksiyona ve kök kanalının üç boyutlu olarak doldurulmasına bağlıdır. Bu çalışmanın amacı farklı şelasyon solüsyonlarının kök kanal dentin dokusunun mikrosertliği ve yüzey pürüzlülüğü üzerine olan etkisinin incelenmesidir. Bu çalışmada 60 adet maksiller kesici diş kullanılmıştır. Bütün dişlerin kronları mine sement sınırından elmas frez ile köklerinden ayrılmıştır. Diş kökleri elmas separe ile uzunlamasına ortadan ikiye ayrılmıştır. Elde edilen numuneler otopolimerizan akriliğe gömülmüş ve dişlerin dentin yüzeyleri zımparalanmıştır. 4 gruba ayrılan numunelerin şelasyon işlemlerinden önce mikrosertlik ve yüzey pürüzlülüğü ölçümleri yapılmıştır. 1. gruba %17'lik Jel EDTA solüsyonu (JE), 2. gruba %17'lik Likit EDTA solüsyonu (LE), 3. gruba %20'lik Sitrik asit solüsyonu (SA) ve son gruba %7'lik Maleik asit solüsyonu (MA) 120'şer saniye uygulanmıştır. Şelasyon ajanlarının uygulanmasından sonra tekrar bütün örneklerin mikrosertlik ve yüzey pürüzlülüğü ölçümleri yapılmıştır. Grupların istatistiksel analizi için ANOVA Tek Yönlü Varyans Analizi (One Way Analysis of Variance ANOVA) kullanılmış ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir (p<0.05). Mikrosertlik sonuçlarına göre, %17'lik Likit EDTA'nın %17'lik Jel EDTA ile istatistiksel olarak eşit düzeyde ve en az azalmaya sebep olduğu, %20'lik Sitrik asitin ise mikrosertliği EDTA solüsyonlarından daha fazla azalttığı ve %7'lik Maleik asitin diğer bütün solüsyonlardan daha fazla dentin mikrosertliğini azalttığı görülmüştür. Yüzey pürüzlülüğü sonuçlarına göre, %7'lik Maleik asitin diğer gruplara göre yüzey pürüzlülüğünü daha çok arttırdığı, %20'lik Sitrik asit ve %17'lik Jel EDTA dentin yüzeyini, Maleik asitten daha az pürüzlendirdiği ve iki solüsyon arasında anlamlı bir fark olmadığı gözlenmiştir. %17'lik Likit EDTA'nın dentin yüzey pürüzlülüğünü tüm solüsyonlardan daha az arttırdığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Mikrosertlik, Yüzey pürüzlülüğü, Jel EDTA, Likit EDTA, Sitrik asit, Maleik asit
Biyolojik dentin post kullanarak kök kanalının rekonstrüksiyonu: Üç boyutlu sonlu elemanlar analizi
Endodontik tedavi görmüş dişler madde kaybı ve preparasyon sırasında yapılan işlemlerden dolayı dişin dentin tabakasında bulunan kollajen ağ fibrillerinin zayıflaması gibi sebepler ile vital dişlere göre daha kırılgan hale gelirler. Post-kor tedavi yöntemi ile aşırı kron harabiyeti olan endodontik tedavi görmüş dişlerin restorasyonu günümüzde tercih edilmektedir. Klinik kullanıma dayalı olarak zaman içerisinde çok sayıda post çeşidi geliştirilmiştir. Çekilmiş bir dişten elde edilecek biyolojik bir dentin post, materyal farklılığının yarattığı sorunları ortadan kaldıracaktır. Böylece kök kanal tedavisi uygulanan dişlerde görülen kırılma oranı azalacaktır. Biyolojik dentin postun paslanmaz çelik ve cam fiber postlarla sonlu elemanlar stres analizi kullanılarak karşılaştırılması amaçlanmıştır. Üst santral kesici dişe ait üç adet üç boyutlu model oluşturulmuştur. Bu modellere paslanmaz çelik post, cam fiber post ve biyolojik dentin post uygulanmıştır. Kor yapısı olarak kompozit, üst yapı olarak da seramik kron uygulanarak modelleme tamamlanmıştır. Restorasyonu tamamlanan modellere, sonlu elemanlar stres analiz metodu kullanılarak dişe dikey, yatay, 45o açı ile olmak üzere üç farklı yönde 100 N kuvvet uygulanmıştır. Elde edilen veriler değerlendirilerek, biyolojik dentin postun kullanılabilirliği belirlenmiştir. Uygulanan kuvvetler altında en fazla stres birikimi paslanmaz çelik postun kullanıldığı modellerde görülmüştür. Paslanmaz çelik post daha rijit yapıda olması nedeniyle gelen kuvvetleri diş dokusuna iletmek yerine yüzeyinde biriktirmiştir. Cam fiber post ve biyolojik dentin postun uygulandığı modellerde ise post materyalinin diş dokusu ile bir bütün olarak strese karşı cevap verdiği, diş ve post yüzeyinde aşırı stres birikimine neden olmadığı gözlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, biyolojik dentin postun kanal tedavisi uygulanan dişlerde kırılmalara sebep olabilecek stres birikimlerini engellediğini göstermektedir. Ayrıca diş dokusu ile fiziksel ve biyolojik olarak uyumlu olan biyolojik dentin postun günümüzde kullanılan post çeşitlerine iyi bir alternatif olabileceği konusunda fikir elde edilmesini sağlamaktadır.
Maksiller santral dişe uygulanan farklı post materyallerinin stres dağılımının değerlendirilmesi: Mikro bilgisayarlı tomografi verilerine dayalı üç boyutlu sonlu elemanlar analizi
Endodontik tedavili dişlerin restorasyonu ve fonksiyona geri iadesi klinisyenler için oldukça önemli bir konudur. Bu dişleri restore edebilmek için post-kor restorasyonlar geliştirilmiş ve günümüzde halen en iyi restorasyonu yapabilmek için çalışmalar devam etmektedir. Post-kor restorasyonların sağlam dişe benzer stres dağılımı göstermesi arzu edilen bir durumdur. Çalışmamızda zirkonyum, titanyum ve cam fiber post materyallerinin sonlu elemanlar stres analizi ile Von Mises stres değerlerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Daimi maksiller santral kesici bir diş, mikro-BT ile taratılıp rekonstrükte edilerek üç boyutlu model oluşturulmuştur. Bu modellere; zirkonyum, titanyum ve cam fiber postlar uygulanmıştır. Kor yapı olarak kompozit rezin, üst yapı olarak da seramik kron ile modellenmiştir. Restorasyonu tamamlanan modellere, SEA metodu kullanılarak, dikey, yatay ve 45º açı ile üç farklı doğrultuda 100 N kuvvet uygulanmıştır. Elde edilen veriler dentin, post ve dentin-post arasındaki siman üzerinde oluşan stresler açısından karşılaştırılmıştır. Uygulanan kuvvetler altında en fazla stres birikimi zirkonyum post modelde görülürken, en az stres birikimi cam fiber post modelde görülmüştür. Zirkonyum ve titanyum post, daha rijit yapıları nedeniyle kuvvetleri diş dokusuna iletmek yerine kendi bünyesinde biriktirmiştir. Tüm modellerde kuvvetler açısından en az stres birikimi dikey kuvvetlerde görülürken, en fazla stres birikimi yatay kuvvetlerde görülmüştür. Ayrıca cam fiber postlarda stres dağılımının daha homojen olduğu görülmüştür.Post-kor restorasyonların klinik başarısında birçok değişken rol oynamaktadır. SEA çalışmalarında bu değişkenlerin bir kısmı gözardı edilmektedir. Ancak SEA vital dokularda çoğu zaman yapılması mümkün olmayan deneylerin, bilgisayar ortamında simüle edilerek yapılmasını sağlar. Çalışmamızdan elde edilen sonuçlara göre, elastisite modülü dentine yakın olan cam fiber post restorasyonların stresleri çevre dokulara dağıtarak, oluşabilecek kırıkların önüne geçeceği kanaatindeyiz. Anahtar Sözcükler: Sonlu elemanlar analizi, post-kor, mikro-BT, cam fiber post, biyomekanik.
Kök kanal şekillendirilmesinde kullanılan farklı döner eğe sistemlerinin apikalden taşan debris miktarına etkisinin karşılaştırılması
Amaç: Kök kanal tedavisinin başarısını etkileyen faktörlerden biri kemo-mekanik şekillendirmenin uygun şekilde yapılmasıdır. Her dönem klinisyenlerin kök kanal şekillendirilmelerini daha efektif ve hızlı yapabilmeleri için farklı teknolojilerle geliştirilen döner eğe sistemleri piyasaya sunulmuştur. Klinisyenler arasında bu döner eğe sistemlerinin apikalden ne kadar debris taşırdığı merak konusu olmuştur. Bu in vitro çalışmanın amacı; Reciproc Blue, Protaper Next ve Protaper Universal döner eğe sistemlerini kullanarak, apikalden taşan debris miktarının karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 60 adet alt premolar diş; Reciproc Blue (R40; VDW, Munich, Germany), Protaper Next (X4; Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) ve Protaper Universal (F4; Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) döner nikel-titanyum (Ni-Ti) eğe sistemleri ile şekillendirilmek üzere üç ayrı deney grubuna ayrıldı (n=20). Şekillendirme işlemlerinde ve final irrigasyonunda şırınga pompası kullanılarak toplam 10 ml distile su ile irrigasyon yapıldı. Bürklein ve arkadaşlarının kullandığı düzenek oluşturularak apikalden taşan debris, ağırlıkları önceden elektronik tartıyla belirlenen eppendorf tüpleri içerisinde biriktirildi. Sonrasında net debris ölçümü için eppendorf tüpleri 70°C ve 5 gün boyunca etüvde bekletildi. Apikalden taşan debris miktarı, debris içeren eppendorf tüplerin ağırlığından boş eppendorf tüplerin ağırlığı çıkarılarak 10-6 gr hassasiyetindeki hassas terazilerle ölçüldü. Bulgular: Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken, ikili gruplarda Mann Whitney U, ikiden fazla gruplarda Kruskal Wallis-H testlerinden yararlanıldı. Kruskal Wallis-H testinde anlamlı farklılıkların görülmesi durumunda Post-Hoc çoklu karşılaştırma testi ile aralarında farklılık olan gruplar belirlendi. Sonuçlar p<0,05 düzeyinde anlamlı kabul edildi. Taşan debris ağırlıkları bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p=0,025). Apikalden taşan debris miktarı sonuçlarına göre debris çıkışının en az olduğu grup Protaper Next, en fazla olduğu grup Reciproc Blue'dir. Şekillendirme sistemlerine göre taşan debris miktarı bakımından gruplar arası ikili karşılaştırma sonuçlarına göre Protaper Universal ile Protaper Next grupları arasında (p=0,105) ve Protaper Universal ile Reciproc Blue (p=0,267) grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Protaper Next ile Reciproc Blue grupları arasındaki karşılaştırmada Protaper Next, Reciproc Blue'ye göre anlamlı derecede daha az debris taşırdığı görülmüştür (p=0,007). Sonuç: Bu in vitro çalışmada kullanılan tüm döner eğe sistemlerinin apikalden debris taşkınlığına neden olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Apikal Ekstrüzyon, Debris, Reciproc Blue, Protaper Next, Protaper Universal
Son yıllarda üretilen farklı döner alet sistemlerinin etkinliklerinin değişik parametreler kullanılarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, kanal eğimi 30° - 40° arasında ve kurvatür yarıçapı 4 - 9 mm arasında olan dişlerde farklı üretim teknolojisine sahip olan GT Series X ve TwistedFile döner alet sistemleri, geleneksel nitinolden direk üretilen Revo-S, RaCe, Mtwo ve ProTaper Universal döner alet sistemleri ve K-Flexofile paslanmaz çelik el eğeleri ile yapılan kanal preparasyonlarının karşılaştırılmasıdır.Bu amaç için 140 adet üst birinci daimi büyük azı dişlerinin mezio-bukkal kanalları kullanıldı. GT Series X, TwistedFile, Revo-S, RaCe, Mtwo ve ProTaper Universal NiTi döner alet sistemleri ve K-Flexofile paslanmaz çelik eğelerle yapılan preparasyonlardan sonra kanalda meydana gelen transportasyonun ve çalışma boyu değişikliğinin miktarı modifiye edilmiş bir radyograf çakıştırma yöntemi olan Maggiore yöntemi kullanılarak incelendi. NiTi döner alet sistemleri paslanmaz çelik alete göre daha az kanal transportasyonu ve çalışma boyu değişikliği gösterdi. Çalışma boyuna 2.5 mm'lik mesafe hariç diğer bütün seviyelerde NiTi döner alet grupları arasında transportasyon bakımından fark gözlenmedi. Bu seviyede ProTaper Universal sistemin daha fazla transportasyona neden olduğu saptandı.Bu yöntemlerin kanalı temizleme yetenekleri Taramalı Elektron Mikroskobu kullanılarak görüntülenen debris ve smear tabakası skorlandırma yöntemi ile incelendi. Çalışmada kullanılan tüm enstrumantasyon sistemlerinin kanal duvarlarını tamamen temizleyemediği görüldü. Ayrıca, tüm yöntemlerin benzer miktarlarda debris bıraktığı ve smear tabakasına neden olduğu belirlendi. Aynı zamanda kanalın koronal ve orta 1/3'lük kısmının apikal 1/3'e göre daha iyi temizlenebildiği tespit edildi.Çalışmada kullanılan NiTi döner alet sistemlerinin paslanmaz çelik K-Flexofile eğelere göre daha iyi bir şekilde orijinal kanal kurvatürünü koruduğu ve bu manuel yöntem ile benzer miktarda kök kanallarını temizleyebildiği sonucuna varıldı.Yeni tasarlanmış GT Series X ve TwistedFile sistemler sadece geleneksel döner aletler kadar başarılı bulundu. Dolayısıyla, farklı anatomik yapılara sahip kök kanallarının daha iyi bir şekilde şekillendirilebilmesi ve temizlenebilmesi için kanalın üç boyutlu kesitine daha iyi adapte olabilen aletlerin geliştirilmesi gerektiği öngörüldü.
Farklı endodontik irrigasyon yöntemlerinin ve Er, Cr: YSGG lazer sisteminin temizleme etkinliğinin karşılaştırılması
Bu in vitro çalışmanın amacı, farklı endodontik irrigasyon yöntemleri ve Er,Cr:YSGG lazer sistemi kullanımı sonrasında kök kanal duvarlarından debris ve smear tabakası uzaklaştırılmasını SEM kullanarak değerlendirmekti. Ortodontik nedenlerle çekilmiş 60 adet insan kanin dişi kemomekanik preparasyon sonrasında final irrigasyon/ajitasyon protokollerine göre dört farklı deney grubuna ayrıldı (n = 15). Uç kısmı kapalı yan tarafı açık endodontik iğne ile uygulanan geleneksel şırınga irrigasyonu (grup 1), pasif ultrasonik irrigasyon (grup 2), Er,Cr:YSGG lazer sistemle aktive edilen irrigasyon (grup 3) ve apikal negatif basınç irrigasyonu (EndoVac sistem) (grup 4) yöntemlerinden her biri toplam 6 dakika (3 dk aktif irrigasyon ve ilave 3 dk pasif irrigasyon) boyunca final irrigasyonda kullanıldı. İrrigasyon solüsyonu olarak %2.5'lik NaOCl ve %17'lik EDTA kombinasyonu kullanıldı. Kökler uzunlamasına ikiye ayrıldı ve SEM'de x1000 büyütme altında her bir kanal üçlü bölgesindeki debris ve smear tabakasının her biri için ayrı ayrı skorlama yapıldı. Veriler, Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testleri kullanılarak istatistiksel olarak analiz edildi (? = 0.05). Bu çalışmadan elde edilen bulgulara göre, geleneksel şırınga irrigasyonu ve Er,Cr:YSGG lazer sistem kök kanalları içerisinde diğer iki yönteme göre daha fazla debris bırakmıştır (p < 0.05). Debris uzaklaştırma bakımından PUİ ve EndoVac en etkili yöntemlerdi (p < 0.05). İrrigasyon/ajitasyon protokollerinin hiçbirisi kök kanal duvarlarından smear tabakasını tamamen uzaklaştıramamakla birlikte, EndoVac sistem ve onu takip eden PUİ anlamlı seviyede (p < 0.05) daha etkiliydi. Kök kanal duvarlarının temizlenmesi diğer final irrigasyon yöntemleri ile karşılaştırıldığında EndoVac sistem ve PUİ yönteminde daha başarılı bulundu.Anahtar Sözcükler: Debris, EndoVac, Pasif Ultrasonik İrrigasyon, SEM, Smear Tabakası 2
Değişik içerikli kök kanal patlarının rat siyatik siniri üzerine nörotoksik etkileri
Bu çalışmanın amacı değişik içerikli kök kanal patlarının rat siyatik siniri üzerindeki nörotoksik etkilerini değerlendirmektir. Toplam 40 adet Sprague-Dawley ırkı erkek rat kullanılacak kanal patlarına 4 deney (AH Plus, Smartpastebio, Sealapex ve GuttaFlow) ve 1 kontrol grubuna ayrıldı. Deneklerin siyatik sinirleri açığa çıkarıldı ve tüm gruplarda başlangıç, 5., 30. ve 120. dakikadaki (erken dönem) ve 2 hafta (geç dönem) sonraki aksiyon potansiyelleri elektrofizyolojik veri kazanım sistemi kullanılarak ölçülerek sinir ileti hızları hesaplandı. Geç dönem ölçümlerinin ardından histopatolojik inceleme için tüm hayvanlar sakrifiye edildi ve siyatik sinir patsız alanı da içerecek şekilde kesilerek çıkarıldı. Verilerin istatistiksel değerlendirmesinde gruplar arasında Kruskall-Wallis ve Mann-Whitney U testleri, grup içinde ise Friedman ve Wilcoxon testleri yanılma düzeyleri düzeltilerek kullanıldı. Grup içi değerlendirmede, başlangıç ölçümleri ile 120. dakikadaki ölçümler karşılaştırıldığında, tüm deney gruplarındaki ortalama sinir ileti hızında 120. dakikada azalma meydana geldiği ancak bu azalmanın sadece AH Plus patında istatistiksel olarak anlamlı (p<0.0125) olduğu tespit edildi. AH Plus ve GuttaFlow patlarının geç dönemde başlangıç değerine yakın ortalama sinir ileti hızına ulaştığı gözlendi. Erken dönem ve geç dönemde sinir ileti hızlarında meydana gelen değişimler karşılaştırıldığında sadece AH Plus patındaki değişim istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0.05). Sinir ileti hızı bakımından gruplar arasındaki değişimler karşılaştırıldığında Kontrol grubuna göre Sealapex grubunda 30. dakikada ve AH Plus grubunda 120. dakikada istatistiksel olarak anlamlı (p<0.0125) azalmanın meydana geldiği tespit edildi. Yapılan histolojik değerlendirmede Sealapex patının diğer patlara göre daha fazla dejeneratif etki gösterdiği belirlendi. Çalışmamızda kullanılan patların tamamı siyatik sinir üzerinde çeşitli derecelerde nörotoksik etkiler göstermiş olmasına rağmen, bu nörotoksisite sinir ileti hızını tamamen durduracak şiddette değildi. Anahtar Sözcükler: Kök kanal tedavisi, Pat taşırılması, Parestezi, Elektrofizyolojik işlem, Histopatolojik değerlendirme
Gümüş iyon yüzey kaplaması ile kaplanmış döner kök kanal eğelerinin antimikrobiyal ve kesme etkinliklerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, sterilizasyon işlemiyle zarar gören kanal eğe yüzeylerinin sterilizasyon işlemine gerek kalmadan mikroorganizmalardan arındırılmasını sağlayacak ve eğelerin klinik kullanımını olumsuz etkilemeyecek bir yüzey kaplamasının elde edilebilirliğinin incelenmesidir. Eğeler kaplanmadan önce yapılan pilot çalışmada % 2 Ag iyon içerikli yüzey kaplama malzemesinin E.faecalis'i (ATCC 29212) 10 dakika içerisinde % 100 oranında yok ettiği tespit edildi ve ProTaper Universal döner kök kanal eğelerine uygulandı. Grup I (50 mm/dk hızla kaplanan eğeler), Grup II (25 mm/dk hızla kaplanan eğeler) ve Grup III (kaplama uygulanmayan eğeler) şeklinde 3 grup oluşturularak şeffaf rezin kök kanal bloklarında oluşturdukları ağırlık kaybına bakılarak kesme etkinlikleri ve preparasyon süreleri incelendi. Grup başına 8 eğe serisinin (bir eğe serisi S1, S2, Sx, F1, F2) her biri 5 rezin blokta kullanıldı. Preparasyon sonrası ağırlık kaybı 0.0001 g hassasiyette teraziyle, preparasyon süresi kronometre ile saniye cinsinden ölçüldü. Preparasyon öncesi ve sonrasında TEM ile x200, 500, 1000 büyütmede yüzey incelemesi ve x3000 büyütmede kaplama kalınlığını ölçmek için aletlerin kesit incelemesi yapıldı. Preparasyon süresi ve kesme etkinliğinin istatistiksel analizi tek yönlü ANOVA ve post hoc Bonferroni istatistik testleri ile yapıldı. Preparasyon sonrasında en fazla madde uzaklaştıran grubun Grup I olduğu görüldü (p <.05). Grup II ve III arasında anlamlı fark yoktu (p >.05). Preparasyon süreleri açısından tüm eğe grupları birbirleriyle anlamlı farklılık gösterdi (p <.05) ve en uzun preparasyon süresi Grup II'de idi. Grup I, Grup III'den daha uzun preparasyon süresine sahipti (p >.05). TEM'de, Grup I ve Grup II eğeler özellikle oluk bölgelerinde Grup III eğelerden daha pürüzlü yüzeye sahipti. Bu antimikrobiyal yüzey kaplama malzemesinin eğe yüzeyine uygulanması preparasyon sırasında antibakteriyel etkinliği arttırabilir ve eğelerin sterilizasyon gereksinimine alternatif bir uygulama bulma yolunda önemli bir adım olabilir. Anahtar Sözcükler: Nitinol, Sterilizasyon, Tarama elektron mikroskobi, Enterococcus faecalis, Mikrobiyal inaktivasyon
Endodontistlerin ve diş hekimlerinin acil endodontik tedavi uygulamalarına yaklaşımları üzerine Türkiyede yapılan bir anket çalışması
Endodontistlerin ve diş hekimlerinin acil endodontik tedavi yaklaşımları üzerine Türkiye'de yapılan bir anket çalışması. Bu çalışmada hastalarda uygulanan acil endodontik tedavi seçimlerinde endodontistler ve pratisyen olarak görev yapan diş hekimleri arasındaki farklılığı sorgulamak için anket çalışması yapılmıştır. Bununla birlikte hekimlerin çalıştığı kurumların, günde ortalama tedavi edilen hasta sayısının ve klinik deneyimin acil endodontik tedavi prosedürlerine olan etkisini görmeyi hedeflemektedir. Anket Google form üzerinden hazırlanmıştır. Türk Endodonti Derneğine kayıtlı endodontistler dahil olmak üzere, e-posta ve sosyal medya üzerinden endodontist ve diş hekimlerine ulaştırılmıştır. Bu çalışmada istatistiksel analizler IBM SPSS Statistics 23.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metotların (sıklık dağılımları, yüzde dağılımları) yanı sıra nitel verilerin karşılaştırmalarında ki-kare testi kullanılmıştır. Sonuçlar, anlamlılık değeri p <0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Ankete 287'si genel diş hekimi, 176'sı endodontist olmak üzere toplam 463 hekim katılmıştır. Çalışmamızın sonuçları Türkiye'de endodontistlerin ve diş hekimlerinin, endodontik acil durumlarına yönelik tedavi pratiklerinin değerlendirilerek eksik yönlerin belirlenmesine ışık tutması açısından faydalı bilgiler sunmaktadır.
Biyoseramik esaslı kanal patlarının retreatmant esnasında kanal duvarlarından sökülebilirliğinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı güncel biyoseramik esaslı kök kanal patları olan Well-Root ST ile EndoSeal MTA'nın kök kanal duvarlarından sökülebilirliklerini rezin esaslı bir pat olan AH Plus ile karşılaştırmalı olarak incelemektir. Bu amaç için 36 adet oval kanallı mandibular premolar diş kullanıldı. Protaper Next döner alet sistemi kullanılarak apikal boyut #40 olacak şekilde kanallar şekillendirildi. Örnekler Well-Root ST, EndoSeal MTA ve AH Plus Jet kök kanal patı kullanılarak lateral kondenzasyon yöntemi ile dolduruldu (n=12). Tüm örneklerin kök kanal dolgu sökümü ProTaper Universal Retreatment eğeleri kullanılarak yapıldı. Örnekler bukkolingual olarak iki eşit parçaya ayrıldı. Kanal duvarlarında kalan dolgu materyali miktarının değerlendirilmesi amacıyla bir stereomikroskop yardımıyla apikal, orta ve koronal üçlüden x8 büyütmede alınan görüntüler Adobe Photoshop 2020 programı ile analiz edildi. Kök kanal duvarlarındaki debris ve smear tabakası miktarının analizi için ise bir taramalı elektron mikroskobu yardımıyla alınan görüntüler kullanıldı. İstatistiksel analiz için One-Way ANOVA ve posthoc Bonferroni testleri kullanıldı. Çalışma boyuna ulaşma süresi en kısa olan pat EndoSeal MTA, Well-Root ST'ye göre daha kısa sürede sökülürken (p<0.001) AH Plus Jet ile benzerdir (p>0.05). Geriye kalan dolgu miktarını apikal, orta, koronal ve tüm kök kanalı olarak değerlendirdiğimizde üç pat arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p>0.05). Kök kanal duvarındaki debris miktarı koronal üçlüde Well-Root ST grubunda en fazla iken (p<0.001), apikal ve orta üçlüde gruplar arasında fark yoktur (p>0.05). Smear tabakası miktarı orta ve koronal üçlüde Well-Root ST grubunda en fazla iken (p<0.001), apikal üçlüde gruplar arasında fark yoktur (p>0.05). Kök kanalının bütününde en fazla debris ve smear tabakası miktarı Well-Root ST grubunda bulundu (p<0.001). Bu çalışmanın sonuçlarına göre hiçbir grupta kanal dolgu materyali tamamen temizlenemedi. Retreatment esnasında kök kanalının daha iyi temizlenebilmesi için ilave teknik ve ekipmana ihtiyaç bulunmaktadır.
Investigating of root canal treatment which performed by research assistant and specialist doctor at Faculty of Dentistry, Karadeniz Technical University: A Long Term Retrospective Study
The aim of this study was to evaluate of root canal treatments performed by faculty members in KTU Faculty of Dentistry Endodontic Clinic and investigate the success rate.According to the results of our study; age, diabetes, jaw localization, tooth localization, post-endodontic restoration, harmony of restoration margins and presence of post-core restoration were not effective factors on the results of root canal treatment. Gender, dental group, pre-treatment pulpal and periapical condition, ending of root canal treatment, its homogeneity and shape, and the function of the tooth in the mouth were factors that affect the results of root canal treatment.
Eğimli kök kanallarından kanal dolgu materyalinin sökümünde farklı irrigasyon yöntemlerinin etkinliklerinin CBCT ile incelenmesi
Bu in vitro çalışmanın amacı; retreatment sırasında son irrigasyonda kullanılan; iğne ile irrigasyon, Irriflex ile irrigasyon, ultrasonik irrigasyon, Eddy ile irrigasyon yöntemlerinin etkinliklerini değerlendirmek için kanal duvarında kalan güta perka ve pat miktarını karşılaştırmalı olarak incelemektir. Bu çalışmada eğimleri Scheneider'in yöntemine göre 200-400 olan 60 mandibular diş kanalı kullanıldı. Kök kanallarının şekillendirilmesi ProTaper Next X2 (25/06) ile tamamlandıktan sonra güta-perka ve AH Plus kanal patı kullanılarak lateral kompaksiyon yöntemi ile kanal dolgusu yapıldı. Dişler 37 0C ve nemli ortamda 2 hafta bekletildikten sonra güta-perka ve kanal patı ProTaper Universal Retreatment D1 (30/09), D2 (25.08), D3 (20.07) ve ProTaper Next X3 (30/07) ile uzaklaştırıldı. Dişler rastgele 4 deneysel (n = 15) gruba ayrıldı ve farklı son irrigasyon yöntemleri uygulandı: grup 1 iğne ile irrigasyon, grup 2 Irriflex ile irrigasyon, grup 3 ultrasonik irrigasyon, grup 4 Eddy ile irrigasyon. Dişler mum ve alçıya gömüldükten sonra CBCT görüntüleri alındı. Kanal hacimleri ve artık kanal dolgusu hacimleri ImageJ programı kullanılarak hesaplandı. Artık kanal dolgu hacmi, kanal hacmine oranlanarak artık kanal dolgu miktarı yüzde olarak hesaplandı. Elde edilen veriler One Sample Kolmogorov Smirnov istatistik testi kullanılarak değerlendirildi ve One-way ANOVA istatistik testleri kullanılarak karşılaştırıldı. Kök kanalındaki artık kanal dolgu materyali miktarı bakımından karşılaştırıldığında iğne ile irrigasyon, Irriflex ile irrigasyon, ultrasonik ile irrigasyon ve Eddy ile irrigasyon grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). İrrigasyon yöntemlerinin hiçbiri kök kanal dolgusunu tamamen uzaklaştıramamıştır ve yöntemler arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Eğimli kanalların retreatmentında, Irriflex ile irrigasyon, ultrasonik ile irrigasyon ve Eddy ile irrigasyon yöntemlerinin etkinliğini karşılaştırmak üzere yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.
Türkiye'de çalışan endodontislerin COVID-19 salgını sonrası yeni normal düzendeki klinik tutum ve davranışlarının araştırılması, bir anket çalışması
Bu anket çalışmasının amacı, Türkiye'deki endodontistlerin COVID-19 salgını sonrası yeni normal düzendeki klinik tutum ve davranışlarını araştırmak ve yeni normal düzene olan adaptasyonlarını incelemektir. Bu anket sadece Türkiye'de çalışan endodontistlere (profesör, doçent, doktor öğretim üyesi, uzman diş hekimi, araştırma görevlisi) uygulanmıştır. 206 endodontistin katıldığı bu ankette katılım tamamen gönüllülük esasına dayalıdır ve bu anket Google form üzerinden dijital ortamda yapılmıştır. Bu ankette 7 tanesi kişisel bilgi (cinsiyet, yaş, mesleki tecrübe, unvan, çalışılan kurum, kronik rahatsızlık varlığı ve sigara kullanımı) olmak üzere toplam 21 soru bulunmaktadır. Klinik tutum ve davranışla ilgili olan 14 sorudan elde edilen veriler, kişisel bilgilere göre tek tek incelenmiştir. Verilerin analizinde IBM SPSS 23.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Bağımsız gruplarda niteliksel değişkenlerin analizinde ki-kare testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık seviyesi p < 0,05 olarak kabul edilmiştir. COVID-19 salgını sonrası yeni normal düzende Endodontistlerin klinik tutum ve davranışlarının yaş, çalışma süresi, unvan ve çalıştığı kuruma göre anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edildi. Çalışmamızda Endodontistlerin eğitim ve tecrübe süresi arttıkça COVID-19 salgınının önlenmesi için alınan tedbirlere uyulma oranının da arttığı önerilebilir. Ayrıca Endodontistlerin klinik tutum ve davranışları üzerinde çalıştıkları kurumun da büyük etkisinin olduğu gözlemlendi. Özel hastanelerde kişisel koruyucu ekipman ve klima kullanım oranının diğer kurumlara göre daha çok olduğu tespit edilmiş ve devlet hastanelerinde sadece acil tedavi yapan Endodontist sayısı istatistiksel olarak fazlayken özel hastanelerde çalışan Endodontistlerin kaçındıkları ya da erteledikleri tedavi prosedürlerinin olmadığı görülmüştür. İleride bu faktörlerin daha geniş popülasyonlarda ayrıntılı olarak incelendiği çalışmalar yapılması, daha detaylı sonuçların elde edilmesine yardımcı olabilir. Anahtar kelimeler: COVID-19, Endodonti, Diş Hekimliği, Anket, Klinik Tutum ve Davranış
Eğri kanallarda konvansiyonel iğne irrigasyonu, irriflex, endoactivator ve EDDY kullanımında apikalden debris taşma miktarının karşılaştırmalı olarak in vitro değerlendirilmesi
Kök kanal tedavisi, kök kanallarının dezenfeksiyonunu, kök kanal boşluğunda enfeksiyonu kontrol etmeyi ve pulpal ve periradiküler hastalıkların iyileşmesini veya önlenmesini amaçlamaktadır. Dezenfeksiyon sağlamak için kök kanallarının mekanik preparasyonu ve irrigasyonu kök kanal tedavisinin önemli aşamalarıdır. Kök kanallarının temizlenip şekillendirilmesi sırasında sadece mekanik enstrümantasyon yeterli değildir. Kanal aletlerinin ulaşamadığı düzensiz alanların ve istmusların temizlenmesi, kanaldaki vital ve nekrotik pulpa artıklarının uzaklaştırılması ve dezenfeksiyonun sağlanması için kanallar irrigasyon solüsyonu ile yıkanmalıdır. Bu yıkama sırasında organik ve inorganik debris, mikroorganizmalar ve ürünlerinin periapikal dokulara taşması sonucu hastada postoperatif ağrı, şişlik ve flare-up meydana gelebilir. Günümüzde, kök kanal sisteminin dezenfeksiyonunu iyileştirmek için farklı irrigasyon teknikleri ve cihazları kullanılmaktadır. Kök kanal irrigasyon sisteminin tipi ve irrigasyon iğnelerinin tasarımı, apikalden debris taşma sıklığını ve miktarını etkileyebilir. Güncel literatürde irrigasyonda yeni bir iğne tasarımı olan Irriflex ile ilgili ulaşabildiğimiz kaynaklar neticesinde bir çalışma bulunmamakla birlikte, irrigasyon ajanlarını sonik uçlar ile aktive eden EndoActivator ve EDDY ile ilgili sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Ayrıca yeni bir cihaz olan EDDY sonik aktivasyon sisteminin apikalden debris taşırma miktarı ile ilgili herhangi bir akademik çalışmaya ulaşılamamıştır. Biz bu çalışmamızda konvansiyonel iğne irrigasyonu ve farklı 3 güncel irrigasyon sisteminin (Irriflex, EndoActivator, EDDY) apikalden debris taşma miktarını Myers&Montgomery yöntemi ile karşılaştırarak klinik için en uygun irrigasyon sisteminin seçilmesine katkıda bulunmayı amaçlamaktayız.
Farklı ajitasyon yöntemlerinin kök kanallarındaki yapay oluklardan kalsiyum hidroksit medikamentini uzaklaştırma etkinliği
Bu çalışmanın amacı; kök kanallarının apikal yarısında hazırlanmış yapay oluklara yerleştirilen kalsiyum hidroksit medikamentinin 5 farklı irrigasyon yöntemi (Self Adjusting File (SAF), İrriflex, Pasif Ultrasonik Irrigasyon (PUI), XP Endo Finisher, Konvansiyonel İğne İrrigasyonu) ile uygulanan 2 farklı grup irrigasyon solüsyonu (Sodyum Hipoklorit + Etilen Diamin Tetra Asetik Asit (EDTA), Etidronik Asit) kullanımı sonrasında geriye kalan kalsiyum hidroksit medikamentinin karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çalışmada boyları 14 mm olarak ayarlanmış 120 adet çekilmiş tek kök ve tek kanalı bulunan kesici ve premolar dişler kullanılmıştır. Kök kanallarını şekillendirme işlemi ProTaper Universal ile yapılmıştır. Kökler uzunlamasına ikiye ayrılıp kök kanal duvarına yapay oluk hazırlanmış ve 120 örneğe kalsiyum hidroksit medikamenti yerleştirilmiştir. Birleştirilen dişler hermetik olarak kapatılmıştır. Dişler önce sodyum hipoklorit + EDTA ve etidronik asit olarak 2 ana gruba daha sonra SAF, PUI, İrriflex, XP Endo Finisher ve Konvansiyonel İğne İrrigasyonu olarak 5 ayrı alt gruba ayrılmıştır (n=12). Gruplarda toplam irrigasyon hacmi 10 ml, aktivasyon süresi ise 2 dakika olarak belirlenmiştir. Etidronik asit gruplarında 10 ml etidronik asit kullanılmış ve 2 dakika aktive edilmiştir Sodyum hipoklorit + EDTA gruplarında önce 5 ml sodyum hipoklorit kullanılmış olup 1 dakika aktive edilmiştir. Sonrasında 5 ml EDTA kullanılıp 1 dakika aktive edilmiştir. Aktivasyon teknikleri uygulandıktan sonra örnekler kurulanıp tekrar ikiye ayrılmıştır. İkiye ayrılan örneklerden x24 büyütmede stereomikroskop yardımıyla görüntüler alınmıştır. Oluklarda kalan kalsiyum hidroksit medikamenti skorlanmıştır. Elde edilen değerler Kruskal-Wallis ve Man Whitney U testi uygulanarak karşılaştırılmıştır. İstatistiksel değerlendirme sonucunda sodyum hipoklorit + EDTA'nın, etidronik asite göre kalsiyum hidroksit medikamentini uzaklaştırmada daha etkili olduğu görülmüştür (p<0.05). Konvansiyonel iğne irrigasyonunun diğer gruplar olan IrriFlex, PUI, SAF ve XP Endo Finisher'a göre kalsiyum hidroksit medikamentini uzaklaştırmada daha yetersiz olduğu bulunmuştur (p<0.005). IrriFlex, PUI, SAF ve XP Endo Finisher grupları arasında anlamlı fark yoktur (p>0.005). Bu çalışmanın sonucuna göre hiçbir grupta kalsiyum hidroksit medikamenti tamamen uzaklaştırılamasa da XP Endo Finisher ve PUI gruplarında 4'er örnekte (%16.7), SAF grubunda ise 2 örnekte (%8.3) oluklardaki kalsiyum hidroksit medikamentinin temizlendiği görülmüştür. Kalsiyum hidroksit medikamentinin etkin şekilde uzaklaştırılabilmesi için ek aktivasyon yöntemlerinin kullanılması gerekmektedir. IrriFlex'in uygulaması kolay, maliyeti düşük, ek bir cihaz ya da ekipman gerektirmemesi ve çalışmamızda diğer yöntemler kadar etkin bulunması sebebiyle kullanımı önerilmektedir.