Dicle University
Discipline

Physiology

Dicle University

297

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel diyabetik nefropati modelinde bazı adipokinlerin olası rolü

Deneysel Diyabetik Nefropati Modelinde Bazı Adipokinlerin Olası Rolü. Amaç: Adiponektin, adipsin ve visfatin gibi adipokinlerin Diyabetik Nefropati ile olası ilişkilerini deney hayvanlarında, plazma parametrelerini baz alarak analiz edip tanımlamak ve sonuçlara ulaşmak. Methot: 25 adet Wistar-Albino rat alınarak, kontrol (n=5) ve diyabet (n=20) grubu olmak üzere iki gruba ayırdık. Diyabet grubu oluşturmak için her bir rata 0,1 M sitrat tamponu içerisinde 50 mg/kğ dozunda STZ uygulandı. STZ uygulamasından 72 saat sonra plazma glukozu, glukometre ile ölçülerek, >350 mg/dl glukoz düzeylerine sahip olan ratlar diyabet grubu olarak tanımlandı ve çalışmaya alındı. İki aylık bir süreçten sonra ketamin anestezisi altında intrakardiyak yöntemle kan dokusu uygun tüplere alındı ve Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi merkez laboratuvarı olanakları kullanılarak plazma Adiponektin, Adipsin, Visfatin, BUN, Kreatinin, seviyeleri ölçüldü. İstatistik analizleri kullanılarak ölçülen bu parametrelerle tümevarımsal, nedensel ve diyalektik analiz yöntemleri ile DN ve adipokinler arasında doğrudan, dolaylı ve diğer parametrelerle beraber var olan ilişkilerin niteliği üzerine sonuçlar ve çıkarımlara ulaşıldı. Sonuçlar ve Tartışma: Yaptığımız çalışma sonucunda adipokinlerden; adiponektin ve visfatinin, plazma kreatinin düzeyini etkilediği ve ilişki içerisinde olduğu buna karşın adipsinin plazma kreatinin seviyesi üzerinde herehangi bir etkiye sahip olmadığı. Ayrıca adiponektin ve visfatin değerlerinin kendi aralarında pozitif bir ilişki içerisinde olduğu halde plazma adipsin değerleri ile herhangi bir korelasyona sahip olmadıklarını, analiz sonuçları ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Diyabetik Nefopati, Adipokin, Adiponektin, Adipsin, Visfatin

AdipokinlerAdiponektinAdipsin+4
Sadık Başkara
Dicle University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hemiplejik hastalarda elektromanyetik alan uygulamasının kemik mineral yoğunluğu ve bazı klinik parametrelere etkisi

Amaç:Araştırmamızın amacı hemipleji hastalarında paretik taraf femur proksimali ve ön kol distaline pulsed (vurgulu) elektromanyetik alan (PEMF) uygulamasının kemik mineral yoğunluğu (KMY) ile bazı klinik ve biyokimyasal parametrelere etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem:Prospektif ve öz kontrollü çalışmamıza Dicle Üniversitesi Hastaneleri, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon kliniğine başvuran hemipleji tanısı konmuş 30 hemiplejik hasta alındı ve randomize iki gruba ayrıldı. Hem kontrol hem de deney grubuna nörofizyolojik egzersiz tedavisi uygulandı. Ayrıca deney grubundaki hastalara 6 hafta süreyle vurgulu elektromanyetik alan (PEMF) uygulaması yapıldı.Hastaların spastisite değerlendirmesi Modifiye Ashworth skalası, motor gelişimi değerlendirmesi Brunnstrom skalası, Fonksiyonel değerlendirmesi Barthel İndeksi ve Ambulasyon potansiyelinin değerlendirilmesi Fonksiyonel Ambulasyon Sınıflaması (FAS) ile yapıldı. Bulgular: Kontrol ve deneygrubunun tedavi sonrası kemik mineral yoğunlukları dikkate alındığında deney grubunun femur trochanter, femur inter, femur total ve önkol bölgelerinde kontrol grubuna göre artış gözlendi. Ancak bu artış sadece önkol total bölgesinde istatiksel yönden anlamlı düzeydeydi. Her gruba ait tedavi öncesi ve tedavi sonrası Brunnstrom Skalası, Modifiye Ashworth Skalası, FAS, Barthel İndeksi parametreleri kendi içinde karşılaştırıldığında her iki grupta da Brunnstrom evreleri, FAS, Barthel İndeksi parametrelerinde önemli iyileşme gözlendi (p < 0,01). Spastisiteyi değerlendiren Modifiye Ashworth Skalasında ise her iki grupta anlamlı bir değişiklik gözlenmedi. Sonuç:Sonuçlar incelendiğinde PEMF' nin hemiplejik hastalarda kemik mineral yoğunluğunu koruyabileceği ve geliştirebileceği gösterilmiştir. İleride, PEMF' nin uzun dönem etkileri, osteoporotik kırıkları önleme, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesine etkilerini inceleyecek çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler:Hemipleji, Kemik mineral yoğunluğu,Elektromanyetik Alan Uygulaması, D Vitamini, Hemipleji rehabilitasyon

Elektromanyetik alanlarHemiplejiKemik dansitesi+3
Hacer Önen Tekin
Dicle University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyabetik rat modelinde kafeik asit ve kafeik asit fenetil esterin göz dokularındaki koruyucu etkilerinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmada kafeik asit fenetil esterin (CAPE) streptozotosin (STZ) ile oluşturulan diyabetik rat modelinde retinal apoptozis ve oksidatif stres parametreleri üzerine olan etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 3 grup oluşturuldu; Kontrol, STZ ve STZ+CAPE. STZ ve STZ+CAPE grubundaki ratlara diyabet oluşturmak için tek doz 35mg/kg dozunda STZ intraperitoneal olarak enjekte edildi. STZ+CAPE grubunda 10 µmol/kg CAPE 4 hafta boyunca her gün intraperitoneal olarak injekte edildi. Kontrol ve STZ grubunda sadece intraperitoneal olarak serum fizyolojik verildi. Ratlar 4. hafta sonunda anestezi altında sakrifiye edildi. Retinal dokulardaki total anti-oxidant status (TAS), total oxidant status (TOS), paroxanase (PON) seviyeleri ölçüldü. Histopatolojik değerlendirmeler için diğer göz kullanıldı ve Caspase-3, matriks metalloproteinaz -2 (MMP-2) ve MMP-9 değerlendirildi. Bulgular: CAPE tedavisi ile kan glukoz seviyesinde özellikle 21. günde olmak üzere anlamlı olarak düşüklük saptanmıştır. Ancak bu hipoglisemik etki 28. günde gözlenmemiştir. Çalışma sonucunda elde edilen oksidatif stres parametreleri (TOS ve OSI) STZ grubunda STZ+CAPE ve kontrol gruplarına göre anlamlı olarak daha yüksek saptandı. CAPE tedavisi total oksidan durumunun artmasını engelleyici etki göstermiştir. Fakat PON seviyeleri STZ+CAPE ve STZ gruplarında karşılaştırılabilir bulunmuştur. Serum ve retina MMP seviyelerinde de farklılık saptanmamıştır. Tüm gruplarda retinal caspase-3 boyaması ile benzer sonuçlar elde edilmiştir. Sonuç: Bu çalışmada CAPE tedavisi ile STZ ile indüklenmiş diyabetik rat modelinde retinal dokuda oksidatif stresin azaltılabileceği gösterilmiştir. Fakat muhtemelen kısa diyabetik süre nedeni ile retinal apoptozis gösterilememiştir. Anahtar sözcükler: Kafeik asit fenetil ester, streptozotosin, diabetes mellitus, diyabetik retinopati, caspase-3, oksidatif stres, antioksidan kapasite.

AntioksidanlarDiabetes mellitus-deneyselDiabetik retinopati+7
Alparslan Şahin
Dicle University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik sıçanlarda serum vaspin düzeyleri ile diğer bazı adipositokinler arasında olası ilişkilerin araştırılması

Amaç: Yapmış olduğumuz araştırma projesinde amacımız; öncelikle diyabet oluşturacağımız bu sıçanlarda serum vaspin seviyelerindeki farklılıkları incelemek ve bu olası farklılıkların glikoz metabolizmasına etkilerini araştırmak, diyabetle ilişkili olduğu bildirilen hormonlarla serum vaspin seviyeleri arasında olası ilişkileri ortaya koymak ve böylece diyabetin tedavisinde de yeni yaklaşımlar ve alternatif tedavi seçeneklerinin de artışına katkı sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırmada 21 adet Wistar Albino erkek erişkin sıçan her birinde 7 tane olacak şekilde 3 grup oluşturuldu: 1-Kontrol Grubu, 2-Diyabetik Grup, 3-Tedavi (Metformin) Grubu Diyabet oluşturmak için sıçanların karın boşluğuna tek doz nikotinamid (110 mg/kg) uygulandıktan 15 dakika sonra sitrat tamponunda çözülmüş streptozotosin (60 mg/kg) karın boşluğuna enjekte edildi. Kontrol grubuna ise aynı yoldan sadece placebo (sitrat tamponu) verildikten sonra streptozotosin uygulanan gruptan 48 saat sonra kuyruktan kan örnekleri alınarak açlık kan glikoz düzeyi kontrol edildi ve kan glikoz düzeyi 11 mM ( 200 mg/dl ) 'den yüksek olanlar diyabetik gruba alındı. Diyabetik sıçanlar her birinde yedişer adet olacak şekilde iki gruba ayrıldı ve gruplardan biri 6 hafta ağız yolundan (orogastrik) Metformin (500 mg/kg/gün) ile tedavi edilerek diğer gruba placebo (su) verildi. Kan örneklerinde serum vaspin, leptin, adiponektin, açlık kan şekeri, glikolize hemoglobin (HbA1c), insülin direnci ve lipit metabolizmasıyla ilgili parametreler tespit edilerek SPSS programında uygun istatistiksel yöntemlerle (Varyans, Turkey) literatür bilgileri ışığında değerlendirildi. Bulgular: Yağ metabolizmasıyla ilgili parametreler, glikoz metabolizmasıyla ilgili enzimler ve parametreler, adipokin seviyeleri tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlara bakılarak bu değerler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş sağlıklı kontrollerle kıyasladığımızda aralarındaki farkın istatiki açıdan önemli olduğu görülmüştür. Sonuç: Sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırdığımızda diyabetik grupta leptin, adiponektin, vaspin seviyeleri düşük çıkmış bu da düşük leptin, adiponektin ve vaspinin glukoz toleransı ve insülin direnci ile aralarında ilişki olabileceğini düşündürmüştür. Anahtar Sözcükler: Vaspin, Diyabet, Sıçanlar, Adipositokinler, Diyabetik sıçanlar

AdipokinlerDiabetes mellitusDiabetes mellitus-deneysel+3
Gülsüm Asilkan Kaldık
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik sıçanlarda serum adiponektin adipsin ve visfatin düzeylerinde olası değişikliklerin incelenmesi

Amaç: : Diyabetes Mellitus (DM); pankreastan yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi ya da ürettiği insulin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumunda gelişen, ciddi komplikasyonlara neden olabilen bir hastalıktır. Diyabet, oluşturduğu komplikasyonlarla çeşitli organ yetmezliği ve ölüme yol açan başlıca nedenlerden biridir. Ayrıca, tedavi maliyeti oldukça yüksek bir sağlık sorunudur. Son yıllarda adipokinler olarak ifade edilen, yağ dokularından salgılanan, birçok biyoaktif molekülerden bazılarının diyabeti kötüleştirdiği, diğer bir kısmının ise antidiyabetik etkilere sahip olduğu ve diyabetik komplikasyonları azalttığı ortaya atılmıştır. Mevcut literatür bilgileri dikkate alındığında; adiponektin, adipsin ve visfatin adıyla bilinen adipokinlerin şeker hastalığının ortaya çıkışı konusundaki rolleri ve birbirleri ile aralarındaki olası ilişkilerin yeterince açıklığa kavuşmadığı görülmektedir. Bu nedenle yapmış olduğumuz deneysel araştırma projesinde; diyabetik sıçanlarda söz konusu adipokinlerin serum düzeyleri ve olası değişiliklerin glikoz metabolizmasına etkileri araştırılacaktır. Ayrıca, adı geçen adipokinlerin biribirleriyle ilişkileri belirlenecektir. Gereç ve Yöntem: Dicle Üniversitesi Deney Hayvanları Araştırma Birimi'nden, ağırlıkları 380-434 gr arasında değişen 21 adet Wistar albino erkek sıçan temin edildi. Deney boyunca bu sıçanlar 12 saatlik karanlık 12 saatlik aydınlık ritminde ışıklandırılan ortamda bulunmuş olup odanın ısısı 22±2 °C olacak şekilde ayarlanmıştır. %55 nem oranına sahip odalarda bazal diyet ile beslendi. 21 adet erişkin erkek Wistar Albino sıçan her birinde 7 adet olacak şekilde 3 gruba ayrıldı. Grup I (Sağlıklı kontrol grubu 7 sıçan) Grup II (Diyabetik kontrol grubu 7 sıçan) ve Grup II (Tedavi (Metformin) grubu 7) olarak belirlendi. Grupların adiponektin, visfatin ve adipsin seviyeleri kan serumları alınarak kaydedildi. Gruplar arasında istatistiksel anlamda farklılık olup olmadığını bulmak için SPSS 21.0 programı ile değerlendirildi. Bulgular: Diyabetik grup ratların vücut ağırlıkları işlem sonrasındaki ölçümlerde oldukça düşük ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.001). Ayrıca kan glukoz değerleri hem diyabetik grup hem de metformin grup ratlarda işlem öncesine göre oldukça yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu(p<0.001). Açlık insülin değerleri sırasıyla kontrol, diabetik ve metformin grubu (1,43 ± 0,11/ 0,74 ± 0,12/ 1,07 ± 0,13) olarak bulundu. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Adiponektin ve adipsin seviyesi diyabetik gruptaki değerler hem kontrol hem de metformin grubuna göre düşük ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Ayrıca visfatin seviyesi diyabetik grupta kontrol grubuna göre yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu(p<0.05). Sonuç: Diabetik ratlarda glukoz seviyesi ve visfatin değerleri kontrol ve metformin grubuna göre yüksek bulunurken, adiponektin, adipsin ve insülin direnci değerleri düşük bulundu.

AdiponektinAdipsinDiabetes mellitus+4
Zekiye Sevinç Aydın
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Giyilebilir bioelektrik impedans ölçüm cihazının geçerlilik ve güvenirliğinin araştırılması

Vücut kompozisyonunun belirlenmesi ve takip edilmesi sağlık açısından önemlidir. Vücut kompozisyonunun belirlenmesi adına, bu çalışmada ileride yaygınlaşması beklenen, giyilebilir bir saat olarak tasarlanan bioelektrik impedans ölçüm cihazını laboratuvar tipi bir bioelektrik impedans ölçüm cihazı ile karşılaştırılarak geçerliliğinin ve güvenirliğinin araştırılması amaçlanmıştır.

Adipoz dokuBiyoelektriksel empedansKaslar+2
Egemen Mancı
Bingol University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı zeminlerde yapılan pliyometrik sıçramalar sırasındaki biyomekanik parametrelerin karşılaştırılması

Amaç: Bu araştırmanın amacı düz zeminde ve mini trambolinde yapılan derinlik sıçramalarının biyomekanik parametrelerinin karşılaştırılmasıdır. Mini trambolinde yapılan derinlik sıçraması sırasında maruz kalınan tepkime kuvveti ve yüklenme hızının düz zemine göre daha az olduğu hipotezinin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmaya Türkiye basketbol liglerinde oynayan 34 yetişkin erkek sporcu katıldı. Katılımcıların boy uzunlukları, vücut ağırlıkları ve vücut yağ oranları ölçüldü. Ölçümler sonrasında sporculara 10 dakikalık bir ısınma programı uygulandı. Ardından katılımcıların sol diz, sol ayak bileği ile sol kalça eklemlerine aktif işaretler yerleştirildi ve sol ayakkabılarının altına kuvvet sensörü (FSR) yerleştirildi. Katılımcılar önce düz zeminde ardından mini trambolinde 60 cm yükseklikten derinlik sıçraması gerçekleştirdiler. Sıçramalar kamera ile kayıt altına alınırken bu sıçramaların FSR verileri de kaydedildi. Kameradan elde edilen verilerin analiziyle diz eklem açıları (açının minimum olduğu "frame" ile bu "frame"den önceki ve sonraki beşer "frame"); FSR'den elde edilen verilerin analiziyle ise tepkime kuvvetleri ve yüklenme hızları elde edildi. Ardından bu veriler bağımlı gruplarda T testi ile karşılaştırıldı. Bulgular: Maksimum tepkime kuvveti ve yüklenme hızı ortalamaları düz zeminde daha yüksek bulundu (p<0.001). Zemine temas anından tepkime kuvvetinin maksimuma çıktığı süre ortalamaları düz zeminde daha kısa olarak gözlemlendi (p<0.001). Diz eklem açısının minimum olduğu "frame" ve bu "frame"den bir önceki ile bir sonraki "frame"ler sırasındaki diz eklem açılarının ortalamalarının iki zemin için benzer olduğu gözlemlendi. Ancak geri kalan sekiz "frame"deki diz eklem açı ortalamaları düz zeminde daha küçük bulundu (p<0.05). Sonuç: Derinlik sıçraması sırasında diz ekleminin düz zeminde mini tramboline göre daha çok büküldüğü bulundu. Mini trambolinde yapılan derinlik sıçraması sırasındaki tepkime kuvveti ve yüklenme hızı daha düşük olduğundan, mini trambolin pliyometrik antrenmanlar sırasında riski azaltan bir aparat olarak kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Pliyometrik, Mini trambolin, Yüklenme hızı, Tepkime kuvveti, Hareket analizi, Derinlik sıçraması, FSR, Diz eklem açısı

BasketbolBasketbolcularBiyomekanik+7
Fırat Özdalyan
Bingol University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Yaşlı sıçanlarda egzersizin anksiyete- ve depresyon- benzeri davranışa etkisi

GİRİŞ: Düzenli aerobik egzersizin nöronları etkileyerek nörogenezisi, ilişkili olarak öğrenme ve belleği arttırdığı, depresyonu ve anksiyeteyi azalttığı belirlenmiştir. Egzersizin bölünerek uygulandığı, yaşlılar gibi toleransı düşük bireylerde olumlu etkileri görülmüştür. AMAÇ: Yaşlanmayla görülen anksiyete- ve depresyon- benzeri davranışlara bölünmüş egzersizin etkileriyle serotonin ve serotonin 1A reseptörünün rolünün araştırılmasıdır. YÖNTEM: Çalışmaya 24 aylık yaşlı, 6 aylık erişkin Wistar Albino dişi sıçanlar alınarak 5 gruba ayrıldı; yaşlılar(n=10), erişkinler(n=7), serotonin geri alım inhibitörü(SSRI) uygulanan yaşlılar(n=10), egzersiz yapan yaşlılar(n=10), SSRI+egzersiz uygulanan yaşlılar(n=10). Egzersiz sonrası tüm deneklere açık alan, yükseltilmiş+labirent ve zorlu yüzme testleri yapıldı. Serum kortikosteron seviyeleri, amigdala, hipokampus ve prefrontal korteks hücre sayıları, doku serotonin ve serotonin 1A(5-HT1A) seviyeleri ölçüldü. Sonuçlar SPSS programında, tek yönlü ANOVA, post hoc Bonferoni istatiksel analizleriyle değerlendirildi. BULGULAR: Açık alan testinde grupların lokomotor aktiviteleri ve orta karelerde bulunmaları arasında fark görülmedi(p>0.05).Yükseltilmiş+labirent testinde yaşlılar erişkinlere göre düzeneğin açık kollarında daha az bulundu(p<0.007). Egzersiz yapanlarda bu süre artarken(p<0.05), SSRI alanlarda değişmediği görüldü (p>0.05). Zorlu yüzme testinde yaşlılar, erişkinlere göre hareketsizken (p<0.001), egzersiz ve SSRI grubunda bu sürenin azaldığı, SSRI+Egzersiz grubunda değişmediği gözlendi (p<0.001). Amigdala ve hipokampus doku serotonin seviyesi yaşlılarda düşükken (p<0.05), SSRI+Egzersiz grubunda yüksekti (p<0.05). Egzersiz, SSRI ve SSRI+egzersiz gruplarında serotonin 1A reseptör seviyeleri arasında fark görülmedi. Yaşlıların hücre sayısının hipokampus, prefrontal korteks ve amigdalada azaldığı (p<0.05), egzersiz, SSRI ve SSRI+egzersiz gruplarında ise arttığı saptandı. SONUÇ: Bölünmüş egzersizin hipokampus, prefrontal korteks ve amigdala beyin bölgelerindeki hücreleri arttırabileceği böylece yaşlılığa bağlı görülen anksiyete ve depresyonu azaltabileceği, serotonin ve serotonin 1A reseptörünün depresyon- benzeri davranışın mekanizmasında rol oynayabileceği söylenebilir.

AnksiyeteBellekDepresyon+4
Özden Gökdemir
Bingol University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Aerobik antrenmanın serebral palsili çocuklarda bedensel uygunluk ve yönetici işlevler üzerine etkileri

Spastik serebral palsili (SP) çocuklarda günlük yaşam aktiviteleri parezi, artmış kas tonusu, istemsiz hareketler, postüral instabilite gibi nedenlerden dolayı kısıtlıdır. Bu durum bireyin daha az aktif bir yaşam tarzına sahip olmasına neden olabilir. Fiziksel aktivite azlığı, bireyin aerobik bedensel uygunluğunu, sosyal katılımını ve yaşam kalitesini azaltır. SP ile ilgili serebral lezyonlar farklı bilişsel işlevlerin tipik gelişimsel rotasını etkiler ve belirli bilişsel işlev bozukluklarının görülmesine neden olabilir. Bu çalışmada, aerobik antrenman programının spastik SP'li çocukların aerobik güçlerini ve bilişsel işlevlerini nasıl etkilediği araştırılmıştır. Bu amaçla, seçme kriterlerine uygun 10 spastik SP'li çocuk ve yetişkin (10-18 yaş; 3 kız 7 erkek) çalışmaya katılmıştır. Bu katılımcılar 12 hafta boyunca fonksiyonel aerobik antrenman programına dahil edilmiştir. Antrenman programı koşma, kısa mesafede depar atma, zıplama gibi aktivitelerden ve interaktif bir video oyunundan oluşmaktadır. Antrenman programı haftada iki kez olmak üzere her seans 45 dakika olacak şekilde uygulanmıştır. Aerobik bedensel uygunluğu değerlendirmek için Astrand Bisiklet Ergometresi Testi ile VO2maks ölçümü; dikkat ve yönetici işlevleri değerlendirmek için Simon Testi ve İşaretleme Testi 12 haftalık fonksiyonel aerobik antrenman programı öncesinde ve sonrasında uygulanmıştır. 12 haftalık aerobik antrenman programı sonucunda SP'li çocukların aerobik güç düzeylerinde anlamlı ölçüde artış saptanmıştır (VO2maks: ilk test: 30,2±9,7 mL.kg-1.dk-1, son test: 32,3±9,8 mL.kg-1.dk-1) (P<0,05). Anlamlı gelişmeler İşaretleme Testinde de sağlanmıştır. İşaretlenen doğru sayısında anlamlı artma; atlanan hedef sayısında da anlamlı azalma meydana gelmiştir. Ön testte doğru sayısı 225,3±9,5, son testte ise 233,5±5,4 olmuştur (P<0,001). Atlanan hedef sayısı ön testte 14,7±9,5; son testte ise 6,7±5,6 olmuştur (P<0,001). Simon Testi sonuçlarında antrenman dönemi sonunda anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bütün bu bulgular gösteriyor ki, 12 haftalık fonksiyonel aerobik antrenman programı spastik SP'li bireylerin aerobik güç düzeylerini olumlu yönde etkilemiştir. Aynı zamanda dikkat ve yönetici işlevler gibi birtakım bilişsel işlevlerin skorlarında da anlamlı artış olduğu görülmüştür. Bu da aerobik antrenman programının, birtakım bilişsel işlevleri geliştirebileceğini düşündürmüştür. Anahtar sözcükler: Serebral palsi, aerobik antrenman, bilişsel işlevler, dikkat, yönetici işlevler

Yasin Ak
Bingol University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Opiorfinin nosiseptif kalsiyum sinyalleri üzerine etkisinin in vitro olarak sıçan duyusal sinir hücrelerinde araştırılması

Ağrı, periferden başlayarak merkezi sinir sistemine iletilen bir süreçtir. Bu süreçte ilk durak olan dorsal kök gangliyon nöronları, nosiseptörlerin hücre gövdelerinin lokalize olduğu nöronlardır. Bu nöronlarda, hücre içi serbest Ca2+ seviyesindeki artış ağrı iletiminde kritik öneme sahiptir.Bu çalışmada, sıçan DKG hücre kültüründe opiorfinin hücre içi serbest Ca2+ seviyeleri üzerine olan etkisi incelendi. DKG nöronları 1?2 günlük neonatal sıçanlardan elde edilerek, enzimatik ve mekanik işlemlerle izole edildi. Fura?2 ile yüklenen DKG hücrelerinde hücre içi serbest kalsiyum [Ca2+]i (ex.340/380 nm em.@ 510 nm) düzeyleri dijital mikroskobik görüntü analiz sistemiyle kayıt ve analiz edildi. Kayıt süresi yarım saat olarak belirlendi. Verilerin değerlendirilmesi eşleşmemiş t testi ile gerçekleştirildi. P< 0.05 istatistiksel anlamlılık düzeyi olarak kabul edildi.Opiorfin ile 30 dakikalık muamele, KCl ile arttırılan sitosolik kalsiyum cevaplarını tamamen inhibe etti. Hücrelerin uyarılma aralıkları olan 340/380 nm dalga boyları oranında, bazal seviye [0.79±0.05 (n=67)] KCl uygulamasından sonra [30 mM KCl, P<0.05, (n= 67)] anlamlı bir şekilde arttı. Beşinci dakikaya kadar anlamlı bir düşüş gözlenmezken, 30 dakikalık 100 uM opiorfin uygulanması, oluşan cevapları tamamen ortadan kaldırdı (30 mM KCl + 100 uM opiorphin: 0.78±0.07, n=55).Çalışmanın bulguları, opiorfinin membran depolarizasyonu sonucu oluşturulan periferal nosiseptif kalsiyum sinyalleşmesini, duysal nöronlarda inhibe ettiğini gösterdi. Bu etki zaman almasına rağmen, ilaç toleransı ve yan etki göstermemesi bakımından önemli avantajlar sağlamaktadır. Opiorfin ya da opiorfinin uygun türevleri, ağrı tedavisinde umut vaad dedici ajanlar olarak görülmektedir.Anahtar Kelimeler: Ağrı, opiorfin, DKG nöronları, kalsiyum, nosisepsiyon

AnaljeziklerAnaljezikler-narkotikAğrı+4
Ömer Faruk Kalkan
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda epileptik nöbetlerin neden olduğu kognitif değişimlere melatoninin etkisi

Epilepsi hastalarında bilişsel fonksiyon bozuklukları sıklıkla görülmektedir. Nöbet kontrolü sağlamak amacıyla kullanılan antiepileptik ilaçların da bilişsel bozukluklara yol açtığı bildirilmiştir. Bu tip fonksiyon bozukluklarının özellikle beyin gelişimi tamamlanmamış yaş grupları açısından önemli olduğu bilinmektedir. Pineal bezden salınan melatoninin birçok fizyolojik sürecin yanı sıra epilepsi ile de bağlantısının olduğu klinik ve deneysel çalışmalarla gösterilmiştir. Sunulan çalışmada prepubertal Sprague Dawley sıçanlarda pentilentetrazol (PTZ) ile oluşturulan epileptik nöbetlere ve epilepsi süreciyle bağlantılı öğrenme ve motor fonksiyonlara melatoninin etkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada gün aşırı PTZ enjeksiyonu (45 mg/kg) yapılan sıçanlara 21 gün süreyle üç farklı melatonin dozu (20, 40 ve 80 mg/kg), 400 mg/kg sodyum valproat ve 120 mg/kg topiramat günlük oral gavaj ile uygulandı. Kronik uygulama süresinde PTZ enjeksiyonları sonrasında nöbet gelişimi izlendi ve kaydedildi. Melatonin ve antiepileptik ilaç sonrası öğrenme ve motor fonksiyonları incelemek için hayvanlara pasif sakınma, sekiz kollu ışınsal labirent, açık alan ve Chimney testleri uygulandı.Elde edilen bulgulara göre melatonin prepubertal dönemdeki erkek sıçanlarda PTZ ile oluşturulan epileptik nöbetleri önlemediği, bunun yanında kullanılan antiepileptik ilaçların nöbetleri etkili biçimde kontrol altına aldığı saptandı. Öğrenme testleri açısından PTZ grubu da dahil melatonin ve antiepileptik ilaç uygulanan grupların hiçbirinde fonksiyon kaybı görülmedi. Bununla birlikte sadece PTZ uygulanan grupta ve yüksek doz melatonin gruplarında lokomotor aktivitede istatistiksel açıdan anlamlı bir azalmanın olduğu tespit edildi.Sonuç olarak, 21 gün süreyle uygulanan 20, 40 ve 80 mg/kg melatonin prepubertal dönemdeki sıçanlarda PTZ'nin neden olduğu nöbetler ve öğrenme fonksiyonu üzerinde herhangi bir olumsuz etkisinin bulunmadığı, fakat düşük doz melatonin (20 mg/kg) lokomotor aktivitedeki bozulmayı düzelttiği kanaatine varıldı.

AntikonvülsanlarBilişBiliş bozuklukları+4
Metehan Akça
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Denge ve kuvvet antrenmanlarının zihinsel engellilerde kuvvet ve denge gelişimine etkileri

Amaç: Zihinsel engelli bireylerin kuvvet ve dengeleri engelli olmayanlara göre daha düşüktür. Kuvvet ve denge düşüklüğü hareket yeteneğini ve günlük iş yapabilme becerisini olumsuz etkileyebilen faktörlerdir. Bu araştırmanın amacı; kuvvet ve denge egzersiz programının eğitilebilir düzeyde zihinsel engelli bireylerin kuvvet, denge, sürat, esneklik gibi motor becerilerin geliştirilmesi üzerine etkisini incelemektir. Yöntem: Bu çalışma T.C. MEB İzmir Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Özel Eğitim İş Uygulama Merkezinde eğitim alan orta ve ağır düzeyde zihinsel engelli öğrencilerde yapılmıştır. 13-24 yaş arası kadın ve erkek öğrencilerden 32 gönüllü katılmıştır. Katılımcılardan 16 kişi uygulama grubu 16 kişi kontrol grubu olarak ayrılmıştır. Bu araştırmaya katılan bireylerin antropometrik (boy uzunluğu, vücut ağırlığı, vücut kütle indeksi ve vücut yağ oranı) ölçümleri alınmıştır. Motor becerilerini ölçmek için "Eurofit Special" testi (kuvvet, hız, denge ve esneklik ölçen test bataryası) uygulanmıştır. Bu test bataryasına ek olarak, statik denge için "SLST" (Single Leg Stance Test)" ve genel kuvvet testi DGA (Durarak Geriye Atma) uygulanmıştır. Uygulama grubuna sekiz hafta süre ile haftada iki gün, birer saat özel hazırlanmış kuvvet ve denge egzersizleri programı uygulanmıştır. Kontrol grubu ise aynı sürede oyun oynamışlardır. Egzersiz programının sonunda kuvvet ve denge ölçen testler tekrarlanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde Windows için SPSS 21 istatistik paket programı kullanılmıştır. Dengeli dağılım göstermeyen grup verileri için "Wilcoxon" testi kullanılmıştır. Grup içi egzersiz öncesi ve sonrası farkı için "Samples Paired-t test" ve gruplar arası verilerin karşılaştırılmasında "Independent-Sample t" test kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p≤0.05 olarak alınmıştır. Bulgular: Sekiz haftalık kuvvet ve denge egzersiz programı sonunda uygulama grubunda göğüs pas kuvvetinde anlamlılığa yakın, genel kuvvet ve esneklik ölçümlerinde istatistiksel anlamlı gelişme olduğu belirlenmiştir (P≤0,05). Kontrol grubunda sadece göğüs pas ölçümlerinde anlamlı artış saptanmıştır. Sonuç: Sekiz haftalık kuvvet ve denge becerisini içeren antrenman programı zihinsel engelli bireylerin kuvvet ve esnekliklerine olumlu katkı sağlamıştır. Anahtar Sözcükler: Zihinsel Engelli, Kuvvet, Denge, Antrenman

AntrenmanDengeHareket+3
Ahmet Çiftçi
Bingol University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Elit artistik cimnastikçilerde statik germenin özel sıçrama hareketleri üzerine etkileri

Bu çalışmanın amacı elit düzeydeki artistik cimnastikçilerde statik germenin artistik cimnastiğe özgü sıçrama hareketleri, dikey sıçrama yüksekliği ve esnekliğe etkilerinin incelenmesidir. Bu çalışmaya 9-14 yaşları arasında bulunan 14 bayan artistik cimnastik sporcusu katılmıştır. Dikey sıçrama yükseklikleri New Test 2000 cihazıyla ölçülmüştür. Esneklik otur-uzan esneklik testiyle ölçülmüştür. Dartfish hareket analiz programıyla alt ekstremiteler arasındaki açıya bakılarak artistik cimnastiğe özgü sıçrama hareketi incelenmiştir. Standart ısınma ardından alınan bazal ölçümler ve statik germe sonrasında alınan ölçümler değerlendirilmiştir. Her biri iki dakika süren dört seri cimnastik hareketleri uygulanmıştır. Her seri sonunda testler tekrarlanmıştır. Statik germenin dikey sıçrama performansını anlamlı olarak etkilediği bulunmuştur. Sıçrama2-Sıçrama1 arasında (p=0,01), Sıçrama2-Sıçrama3 arasında (p=0,03), Sıçrama2-Sıçrama4 arasında (p=0,01), Sıçrama2-Sıçrama5 arasında (p=0,004) ve Sıçrama2-Sıçrama6 arasında (p=0,009) anlamlı farklılık bulunmuştur. Statik germenin esnekliği anlamlı olarak etkilediği bulunmuştur. Uzanma2-Uzanma3 arasında (p=0,03), Uzanma2- Uzanma6 arasında (p=0,006) anlamlı farklılık bulunmuştur. Statik germenin alt ekstremite açıklığı derecesine anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Sonuç olarak, statik germe protokolü dikey sıçrama performansını anlamlı şekilde azaltmış olmasına rağmen, artistik cimnastiğe özgü sıçrama hareketini etkilememiştir. Anahtar kelimeler: Statik germe, dikey sıçrama, esneklik

Damla Ercan
Bingol University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kısa ve uzun mesafe yüzen elit erkek yüzücülerin fizyolojik profillerinin karşılaştırılması

Amaç: Temel sporların başında yer alan yüzme sporu kişinin temel ve yardımcı biyomotor yetilerini geliştirir. Yüzme branşında yüzülen mesafelere göre antropometrik ve fizyolojik özelliklerin belirlenmesi antrenör ve sporcular açısından yararlı olacaktır. Araştırmada, Türkiye'de kısa ve uzun mesafe yüzen elit erkek yüzücülerin fizyolojik ve antropometrik özelliklerinin incelenmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmaya 6 ila 8 yıl süresince aktif olarak yüzen ve yarışan milli takım seviyesinde 14-21 yaş arasındaki 18 (9 kısa, 9 uzun mesafe yüzen) elit erkek yüzücü katılmıştır. Yüzücülere fizyolojik ve antropometrik özelliklerini belirleyen ölçüm ve testler uygulanmıştır. Uygulanan testler; vücut kompozisyon ölçümleri (boy, vücut ağırlığı, vücut yağ-kas-ağırlığı, beden kütle indeksi (BKİ), vücut yağ yüzdesi), kulaç uzunluğu (KU) ölçümü, 25metre (m) ve 400m serbest teknik yüzme, dikey sıçrama mesafesi ve anaerobik gücün hesaplanması, sırt ve bacak dinamometresi (kuvvet) testi, kulaç sıklığı (KS) ölçümü ve solunum fonksiyon testleridir. Bulgular: Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 21.0 programı, Pearson korelasyon testi ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Antropometrik özelliklerde kısa ve uzun mesafe yüzen yüzücüler arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Kısa mesafe yüzen yüzücülerin dikey sıçrama değerleri ve anaerobik güçleri, uzun mesafe yüzen yüzücülere göre yüksek bulunmuştur (P<0,01). 400m sürelerinde ise uzun mesafe yüzen yüzücülerin performansı kısa mesafe yüzen yüzücülere göre yüksek bulunmuştur. Sprinterlerin Yüzde Maksimum İstemli Ventilasyon (%MVV) sonuçları uzun mesafe yüzenlere göre yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Dikey sıçrama mesafesi, anaerobik güç ve %MVV, sprinterlerde yüksek bulunmuştur. 400m serbest yüzme süreleri ise uzun mesafe yüzücülerinde daha düşük bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Kısa mesafe yüzme, uzun mesafe yüzme, antropometri, solunum fonksiyon testleri, performans belirleme testleri.

Fizyolojik olaylarFizyolojik özelliklerSpor+3
Duygu Birol
Bingol University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda deneysel akut pankreatite glutaminin etkileri

Çalışmamızda ratlarda deneysel akut nekrotizan pankreatiteglutaminin etkileri araştırıldı. Ratlar sham+salin, sham+glutamin, akut nekrotizan pankreatit+salin ve akut nekrotizan pankreatit+glutamin olmak üzere dört gruba ayrıldı. Akut nekrotizan pankreatit ortak biliopankreatik kanala glikodeoksikolik asit infüzyonu ve parenteral cerulein verilmesiyle oluşturuldu. Pankreas histopatolojisi, mortalite, sistemik kardiovasküler parametreler, fonksiyonel kapiller dansite, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, pankreas ve akciğer dokusunda bazı enzim belirteçleri ve serum interlökin 6 düzeyleri incelendi. Akut nekrotizan pankreatit indüksiyonu mortaliteyi, pankreatik nekrozu, serum amilaz, üre, alanin aminotransferaz ve interlökin-6, bronkoalveoler lavajda laktik dehidrogenaz düzeylerinde, pankreas ve akciğer dokularında miyeloperoksidaz ve malonildialdehit doku aktivite düzeylerinde anlamlı bir artışla sonuçlandı. Serum kalsiyum, kan basıncı, idrar debisi, pO2, fonksiyonel kapiller dansiteyi azalttı. Glutamin verilmesi bu sonuçları anlamlı olarak düzeltti. Dolayısıyla bu sonuçlar glutaminin akut nekrotizan pankreatit tedavisinde pankreatit seyrini olumlu etkilediğini ve tedavide yeri olduğunu düşündürmektedir

GlutaminPankreasPankreatit+2
Etem Alhan
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda memantin ve melatonin tedavisinin travmatik beyin hasarı sonrası etkilerinin araştırılması

Kafa travması sonrası oluşan beyin hasarı, N-methyl-D-aspartate (NMDA) reseptör aktivasyonu, hücre içi Ca+2 homeostazisinde bozulma, oksidatif stresi içeren kompleks patofizyolojik süreçler sonucunda gelişmektedir. Ekstrasinaptik NMDA reseptör inhibitörü memantin ve serbest radikal giderici melatonin, insanlarda yan etkilerinin az olmaları nedeniyle nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde kullanımları söz konusu olan moleküllerdir. Bu çalışmada memantin ve melatoninin travmatik beyin hasarına olan etkileri Sprague-Dawley cinsi erkek sıçanlarda karşılaştırmalı olarak araştırıldı. Rompun ve ketasol anestezisi altında, 10 gram ağırlığında metal silindirin 50 cm yükseklikten kafa tası kemiğinde açılmış olan 6 mm çapındaki açıklıktan direk beyin üzerine düşürülmesi ile beyin travması oluşturuldu. Travmanın hemen sonrası sıçanlara memantin, melatonin ve memantin/melatonin kombinasyonu uygulaması yapıldı. Davranış incelemesi sonrasında, travmadan 24 saat sonra hasar hacmi, apoptotik hücre ölümü belirlendi. Yapılan çalışma sonucunda memantin ve melatonin tedavilerinin beyin hasarını azalttığının belirlenmesine rağmen her iki molekülün birlikte kullanıldığı sıçanlarda beyin hasarının anlamlı olarak daha da azaldığı belirlenmiştir. TUNEL boyaması ile yapılmış olan apopitoz değerlendirmesinde her üç tedavinin de hasarı azalttığı fakat bu azalmanın memantin/melatonin kombinasyonu sonrasında kontrolün yanında diğer tedavi gruplarına göre de anlamlı olduğu belirlendi. Davranış testi incelemesinde hasar büyüklüğü ile bir paralellik gözlemlendi. Tedavi gruplarında motor koordinasyonun daha iyi olmasının yanında depresif hareketlerin daha az olduğu ve kontrole göre daha iyi hareket ettikleri belirlendi. Sonuç olarak kafa travması sonrası memantin ve melatoninin farklı patolojik süreçleri etkilemelerinin etkisiyle her iki molekülün beraber kullanıldığı sıçanlarda daha az hasarın ve apoptotik hücre ölümünün gözlemlenmesi bu moleküllerin kombinasyonlarının klinik çalışmalarda kullanılmasına da katkıda bulunmaktadır.

ApoptozisBeyin yaralanmalarıKafa yaralanmaları+4
Taha Keleştemur
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Apelinin beslenme davranışı üzerine etkilerinin deneysel olarak incelenmesi

Apelin, G-protein kenetli APJ reseptörünün endojen ligantıdır. Apelinerjik sistemin (apelin, APJ) hipotalamusun arkuat, supraoptik ve paraventriküler çekirdekleri gibi santral beyin alanları ile yağ doku, mide ve gastrointestinal kanal gibi periferal dokularda yaygın bir dağılım gösterdiği tespit edilmiştir. Bu doku dağılımı apelinin enerji dengesi ve beslenmenin kontrolünde rol oynayabileceğini göstermekle birlikte bu alanda yapılan önceki çalışmalar çelişkili sonuçlar ortaya koymuştur. Bu çalışma, apelin-13'ün, beslenme davranışının düzenlemesinde görev alan leptin, ghrelin, Nöropeptid Y ve Peptid YY hormon düzeyleri ile olan ilişkisinin yanısıra vücut ağırlığı, yem tüketimi, su alımı üzerine etkilerini araştırmak amacıyla gerçekleştirildi. Araştırma için 32 adet Spraque Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Denekler, her biri 8 sıçandan oluşan 4 gruba ayrıldı. Sıçanlara 10 gün boyunca karanlık faza geçişte intraperitonal yolla kontrol grubuna % 0,9'luk serum fizyolojik diğer çalışma gruplarına sırasıyla 30, 100 ve 300 µg/kg apelin-13 uygulandı. Deney süresince 12 saat aralıklarla sıçanların vücut ağırlığı, gıda alımı ve su tüketim değerleri kayıt edildi. Çalışmanın sonunda, sıçanlar dekapite edildi ve kan örnekleri toplandı. Örneklerde serum peptit düzeylerinin belirlenmesi için biyokimyasal analizler gerçekleştirildi. Metabolik sonuçlar, apelin-13 uygulanan grupların kontrol grubu ile karşılaştırıldığında vücut ağırlıklarının arttığını gösterdi (p<0.05). İlave olarak, Apelin-13 uygulanan grupların yem tüketimi ve su alım değerleri, aydınlık fazda değişmezken karanlık faz ve bir günlük periyot ortalamalarına göre değerlendirildiğinde arttığı gözlendi. Biyokimyasal analizlerde serum leptin düzeyinin 100 ve 300 µg/kg apelin-13 uygulanan gruplarda arttığı tespit edildi. Ghrelin seviyeleri apelin-13 uygulanan bütün gruplarda yüksek bulundu. Serum Nöropeptid Y düzeyleri kademeli olarak azalırken sadece 300 µg/kg apelin-13 uygulanan gruptaanlamlı bir azalma meydana geldi. Serum Peptid YY düzeyleri ise değişmedi. Sonuç olarak, apelin-13'ün sıçanlarda günlük vücut ağırlığı, yem tüketimi ve su alımını arttırdığı tespit edildi. Bu sonuçlar, apelin-13'ün ghrelin ve leptin aracılı etkilerle besin alımını düzenleyebileceğini gösterdi.Anahtar Sözcükler: Apelin-13, Beslenme, Ghrelin, Leptin, Nöropeptid Y, Peptid YY2

ApelinBeslenmeGhrelin+3
Sinan Saral
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Streptozotosin ile oluşturulan deneysel diyabette melatonin'in olası koruyucu etkisinin araştırılması

Amaç: Bu deneysel çalışmada streptozotosin ile oluşturulmuş deneysel diyabette, melatoninin karaciğer dokusunda glikoz metabolizmasını düzenleyen enzimler üzerindeki koruyucu etkisini araştırmayı amaçladık. Yöntemler: Bu deneysel çalışmada dört aylık erkek Wistar albino sıçanlar kullanıldı. Çalışmamız için her grupta yedi hayvan olmak üzere beş grup oluşturuldu. Sıçanlar; kontrol grubu, diyabet grubu, melatonin koruyucu grup, melatonin tedavi grubu ve luzindol grubu şeklinde gruplandırıldı. Melatonin koruyucu gruba streptozotosin uygulanmasından yedi gün öncesinden başlanılarak her gün saat 18.00'da, melatonin tedavi grubuna ise streptozotosin uygulandıktan sonra yedi gün süresince her gün saat 18.00'da melatonin uygulandı. Luzindol grubuna streptozotosin uygulanmasından yedi gün öncesinden başlanılarak her gün saat 18.00'da luzindol uygulandı. Diyabet grubuna sadece streptozotosin tek doz uygulandı. Kontrol grubuna herhangi bir işlem yapılmadı. Çalışma sonunda sıçanların kalbinden kan alınarak sakrifiye edildi. Sakrifiye işlemi öncesinde açlık kan şekerleri ölçüldü. Alınan karaciğer örneklerinde Hekzokinaz, Pirüvat Kinaz, Glikoz - 6- Fosfataz, Fruktoz - 1,6- Bifosfataz, Glikoz -6- Fosfat Dehidrogenaz düzeyleri ölçüldü. Bulgular: Sıçanların kontrol ve deney grupları arasında tüm parametreler açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı. Melatonin koruyucu grup, araştırılan parametrelerimizin kontrol grubu değerlerine döndürmeye yardımcı olmuş ve sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Melatonin tedavi grubu da etkisini olumlu yönde göstermiş fakat istatistiksel olarak anlamlı sonuç vermemiştir. Sonuç: Streptozotosin ile oluşturulan deneysel diyabette, karaciğer dokusunda glikoz metabolizması ile ilgili enzimler üzerinde melatoninin koruyucu etki gösterdiği söylenebilir. Anahtar kelimeler: Melatonin, karaciğer, diyabet, streptozotosin

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-deneyselLuzindol+2
Hakan Yüzüak
Dicle University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Dişi sıçanlarda kisspeptin ve aromataz inhibisyonunun kognitif fonksiyonlar ve davranış üzerine etkileri

Kisspeptin, KiSS-1 geni tarafından kodlanan ve başta hipotalamus olmak üzere farklı beyin bölgelerinde bulunan bir nöropeptitdir. Kisspeptin ve reseptörü olan GPR54'ün hipokampus ve korteks gibi kognitif fonksiyonlar ve davranışla ilgili beyin bölgelerinde de ifade edildiği gösterilmiştir. Ancak, hipokampustaki kisspeptin/GPR54 sisteminin fonksiyonu in vivo modellerde araştırılmamıştır. Bu nedenle, bu tez projesinde kisspeptin ve letrozolün öğrenme, hafıza, motor fonksiyonlar (hayvan aktivitesi), depresyon ve anksiyete gibi davranışlar üzerine etkileri ile mekanizmaları araştırılmıştır. Kisspeptin nöronal aktivitesi östrojen tarafından düzenlenmektedir. Bu nedenle deney modelinde bir aromataz inhibitörü olan letrozol kullanılarak bu steroid hormonun sentezi baskılandı. Bu amaçla dişi Sprague/Dawley sıçanlar dört gruba ayrıldı: Kontrol, kisspeptin (10 nmol/gün), letrozol (1 mg/kg oral) ve kisspeptin + letrozol. Tüm hayvanlara anestezi altında Alzet ozmotik pompa ve ICV infüzyon kiti stereotaksik cihaz ile yerleştirildi. Maddeler 28 gün boyunca uygulandı. Deney öncesi ve sonunda öğrenme, hafıza (Morris su labirenti), hayvan aktivitesi (lokomotor aktivite ve beam denge testi), depresyon (kuyruktan asma testi) ve anksiyete (karanlık-aydınlık alan testi) davranışları incelendi. Deneyler dekapitasyonla sonlandırıldıktan sonra kan örnekleri alınarak ve serum östrojen düzeyleri ELISA ile belirlendi. Beyin dokusu kesitlerinde hipokampus ve sensori-motor korteks nöron sayıları cresyl violet boyaması; ERK1/2 yolaklarındaki değişiklikler, PSD-95 ve Sinaptofizin protein ifadeleri Western Blot metodu kullanılarak analiz edildi. Sonuçların istatistiksel analizlerinde One-Way ANOVA kullanıldı. Kontrole göre diğer 3 grubun fosforile olmuş ERK-2 protein miktarları anlamlı olarak artış gösterdi (p < 0.05). Letrozol grubu ile karşılaştırıldığında kiss + letrozol grubunun lokomotor aktivitesinin anlamlı olarak arttığı belirlendi. Sonuç olarak, kisspeptin / GPR54 sistemi ERK-2 yolağı üzerinden öğrenme ve hafızayı etkileyebilir. Ancak, kisspeptinin öğrenme ve hafıza üzerindeki etkilerini araştırmak için farklı doz grupları eklenerek ve/veya öğrenme-hafıza yoksunluğu olan/oluşturulan hayvan modellerinin kullanılması yararlı olabilir.Anahtar Sözcükler: Anksiyete ve Depresyon davranışları, Kisspeptin, Letrozol, öğrenme ve hafıza, östrojen2

AnksiyeteAromatazBellek+7
Siğnem Eyuboğlu Dinç
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyabetik sıçanlarda resveratrol, gliklazid ve losartanın antidiyabetik etkilerinin karşılaştırılması

Tip 2 diyabetes mellitus hemen hemen tüm toplumlarda sıklığı giderek artan, yüksek sağlık harcamaları, sakatlık ve ölüme neden olabilen kronik bir hastalıktır.Bu nedenle etkin tedavi ve uygun maliyet sağlayabilecek seçeneklere olan ilgi artmaktadır. Bu çalışmada birçok yararlı özelliği ortaya konmuş ve diyabetes mellitus için de olası yararlarından bahsedilen resveratrol , gliklazid ve losartanın kan şekeri üzerine olan olası etkisini mekanizmalarıyla araştırmayı amaçladık.Kan örneklerinden alınan sonuçlar Resveratrolün kan şekeri üzerinde gliklazide benzer şekilde iyileştirici etkisinin olduğunu ancak HbA1c düzeylerinde gliklazid kadar etkili bir düşüş sağlayamadığını gösterdi. Diğer taraftan karaciğer homojenat örneklerinden çalışılan enzim düzeyi değerleri ise resveratrolün kan şekerinde düşüşe katkı sağlayabileceğini düşündürdü

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-deneyselGliklazid+5
Ümit Can Yazgan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyabet oluşturulan sıçanlarda potentilla fulgens'in etkilerinin diğer antidiyabetiklerle karşılaştırılması

Diabetes Mellitus (DM) insülin sekresyonu ve/veya insülin etkisinin mutlak veya göreceli eksikliği sonucu karbonhidrat, lipit ve protein metabolizmasında bozukluklara yol açan kronik hiperglisemi ile karekterize etiyolojisinde birden fazla faktörün rol oynadığı metabolik bir hastalıktır. Kontrolsüz diyabetten kaynaklanan hiperglisemi; akut komplikasyonlar ile ölüme yol açabildiği gibi, uzun süren metabolik düzensizlikler nedeniyle, çeşitli organların çalışmasında yetersizlik ve işlevsizlik şeklinde kronik komplikasyonlara da neden olabilmektedir. Bu hastalık; tüm yaş gruplarında görülür. Ülkemizde de halen beş milyonun üzerinde vatandaşımızı etkilediği düşünülmektedir. Çeşitli komplikasyonlarla seyrettiği, iyi tedavi edilmediğinde kalp, damar, göz, böbrek ve sinir dokusu başta olmak üzere hemen tüm yaşamsal organlarda kalıcı bozukluklara neden olabildiği ve yaşam kalitesini önemli ölçüde azalttığı için, tedavi maliyetinin çok yüksek olduğu bulaşıcı olmayan bir sağlık sorunudur. Bütün bu özellikleri nedeniyle DM, dünyadaki hemen hemen tüm ülkelerin sağlık politikalarında özel bir önem taşımaktadır. Diyabete bağlı komplikasyonları önlemek veya azaltmak için çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır. Bunlar arasında en çok kan glikoz ve lipit düzeyini regüle eden ilaçlar ve renin anjiotensin anatagonistleri yer almaktadır. Tüm bu farmakolojik tedavi yaklaşımlarının etkileri sınırlıdır ve yüksek dozlarda hipoglisemi, karaciğer toksisitesi, laktik asidozis ve diyare oluşturmakta ve uzun süreli kullanılmasına bağlı olarak etkileri zayıflamaktadır. Potentilla fulgens; beşparmakotu olarak adlandırılan yerel, yenilebilir, kısa, ince bitkidir. Hindistan'da halk arasında peptik ülser, ağız ülseri, diyare, diyabet ve kanser gibi çeşitli hastalıklara karşı kökleri çiğnenerek kullanılmaktadır. Bu bitkinin hipoglisemik etkileriyle ilgili literatürde birkaç çalışma yapılmış olduğu görülmektedir. Bu durum Potentilla fulgens'in hypoglisemik etkinliğinin araştırılması ve diğer antidiyabetiklerle karşılaştırılmasının yararlı olacağı düşüncesini akla getirmiştir. Bu amaçla, toplamda 49 adet erişkin sprague dawley sıçan her bir grupta 7 adet olacak şekilde 7 gruba ayrıldı; 1.Kontrol, 2. Diyabetik 3. Gliklazid, 4.Metformin, 5. Potentilla fulgens 450 oral, 6. Potentilla fulgens 900 oral, 7. Potentilla fulgens 450 i.p. Kontrol dışındaki gruplara diyabet oluşturmak için streptozotosin 55mg/kg tek doz intraperitoneal (i.p.) olarak uygulandı. Deney gruplarına metformin (500mg/kg), gliklazid (5mg/kg), Potentilla fulgens 450 ve 900 mg/kg orogastrik olarak, 7.gruba ise Potentilla fulgens 450 mg/kg i.p. olarak uygulanırken kontrol ve diyabetik kontrol gruplarına aynı yoldan plasebo verildi. Deney periyodu sonunda alınan kan örneklerinde kan şekeri ve karaciğer örneklerinde; Fruktoz 1,6 di fosfataz, glikoz 6 fosfat, glikoz 6 fosfat dehidrogenaz, hekzokinaz ve piruvat kinaz enzim aktivitileri elisa okuyucu ile ölçüldü. Potentilla fulgens i.p. ve 900 mg/kg oral tedavi uygulamamız diyabetik sıçanların kan şekeri düzeyleri ve karaciğer enzimleri üzerine olumlu etkiler gösterirken, 450 mg/kg oral tedavi dozumuz önemli olumlu etkiler göstermemiştir. Kan şekeri ve karaciğer enzimlerine etkileri yönünden karşılaştırıldığında gliklazid metformine göre daha etkili bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Potentilla fulgens, streptozotosin, sıçan, diyabet, metformin, gliklazid

AntidiyabetiklerKan şekeri
Polat İpek
Dicle University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Ağrı modülasyonunda noradrenerjik sistem ile enkefalinerjik sistem arasındaki olası etkileşimin deneysel akut ağrı modelinde incelenmesi

Endojen enkefalinler ve antinosiseptif noradrenerjik yolaklar analjezi sisteminin bir parçasıdırlar. Nötral endopeptidaz (NEP) ve aminopeptidaz N (APN) enzimleri endojen enkefalinleri katabolize ederek analjezik etki süresini kısaltmaktadırlar. İnsan tükürüğünden izole edilen opiorfin NEP ve APN enzimlerini inhibe ederek enkefalinlerin biyoetkinliklerini koruma yoluyla analjezik potansiyeli güçlendirmektedir. Bu çalışmanın amacı, opiorfin, noradrenalin, ?1-, ?2-antagonisti (prazosin, yohimbin) ve ?1-agonisti (fenilefrin) ve bunların kombinasyonları kullanılarak analjeziye katkı sağlayan noradrenerjik ve enkefalinerjik sistem arasındaki olası etkileşimi incelemektir. Kullanılan tüm ajanlar yetişkin, BALB-C cinsi erkek farelere intraperitoneal olarak uygulandıktan sonra 15, 30, 60 ve 90. dakikalarda ısı ile indüklenen akut ağrı latensleri termal plantar analjezimetre sisteminde ölçüldü. Test edilen ardışık ölçüm zamanları enjeksiyondan önce ölçülen bazal değerleriyle karşılaştırıldı. Normal dağılan gruplara tek yönlü varyans analizi (One-Way ANOVA) ve takiben test edilen ardışık ölçüm zamanlarını bazal değerleriyle karşılaştırmak için Duncan?s post hoc testi yapıldı. Normal dağılıma uymayan gruplar için Kruskal Wallis testi kullanıldı ve ikili karşılaştırmalar Mann-Whitney U testi ile yapıldı. P<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Anlamlı düzeyde analjezik etki ve ağrı duyarlılığı; sırasıyla 0.1 mg/kg ve 0.3 mg/kg opiorfin dozlarında olduğu belirlendi (P<0.05). Bunun yanında opiorfin (1 ve 0.3 mg/kg) ile noradrenalin (0.1 mg/kg) kombinasyonları ve opiorfin (0.1 ve 0.3 mg/kg) ile fenilefrin (10 mg/kg) kombinasyonlarının anlamlı düzeyde analjezik etki meydana getirdiği gözlendi (P<0.05). Sonuç olarak bu çalışmadan elde edilen sonuçlar nosiseptif süreçte ve ağrıda enkefalinerjik sistem ve noradrenerjik sistem arasında düşük de olsa bir etkileşimin varlığını işaret etmektedir. Anahtar Sözcükler: Akut ağrı, analjezi, fenilefrin, noradrenalin, opiorfin, prazosin, termal plantar analjezimetre testi, yohimbin

AnaljeziAğrıFenilefrin+5
Öznur Gedikli
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyarbakır Sümerbank Halı ve Bez Fabrikası dokuma işçilerinde solunum fonksiyonunun spirometrik metodla araştırılması

- 41 - ÖZET Bu çalışma, Diyarbakır sümerbank halı dokuma ve bez(iplik) fabrikasında ça lışan, yaşları 25 52 arasında değişen 92 erkek üzerinde yapılmıştır. İşçiler ça lışma yerlerine ve sürelerine göre 3 ayrı gurup olarak ele alınıp incelenmişler dir. Her üç gurubun spiroketrik ölçümleri aynı koşullarda,9 litre kapasiteli dü şük dirençli GODART EXPIROGAF cihazıyla yapılmıştır. Bu çalışma ortamındaki pamuk ipliği tozları ve yün tozlarının burada çalı şan işçilerin solunum fonksiyonu üzerinde obstrüktif tipte değişiklikler meyda na getirdiği saptanmıştır. Çalışma süresi arttıkça, işçilerdeki obstrüktif özellik teki değişmelerin arttığı görülmüştür. SUMMARY The present study is performed on 92 male labores aged between 25 - 52 years who work in Diyarbakır Wool and Cotton thread and tapestry Factory. The labores are studied in three groups according to the units they work and the duration of their working years. The spirometric measurements of the groups under study are performed under identical conditions on 9 -Litre capasity and low-rezistance BODART EXPjRQGRAPH. In this study it is confirmed that the cotton and wool thread dust induce obstructive alterations on laborers working in those units. It is also revealed that the longer the working period duration the more the obstructive alterations.

Dokuma endüstrisiSolunum fonksiyon testleriSpirometri+1
Orhan Denli
Dicle University · Institute of Health Sciences
1985
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyarbakır yöresinde 0-12 yaş arasındaki çocuklarda guatr ile tiroid bezi fonksiyonları arasındaki ilişkinin araştırılması

Mehmet Şahin
Dicle University
1985
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır yöresinde 7-12 yaş arasındaki normal çocuklarda ortalama lökosit sayısı ve lökosit çeşitleri yüzde oranlarının araştırılması

Cihat Güzel
Dicle University · Institute of Health Sciences
1987
00
Master'sOpen AccessTR

Vitamin B6'nın trombosit agregasyonuna etkisi

Bu çalışmada vitamin B6'nın trombosit agregasyonuna etkisi araştırıldı. Yaşları 19-24 arasında değişen 24 sağlıklı erkek de nek eşit sayıda iki guruba ayrıldı. Deney gurubuna 5ıag/kg/gün vi tamin B6 tek doz halinde oral olarak 4 hafta süreyle uygulandı. Kontrol gurubuna plasebo verildi. ADP ile oluşan trombosit agregasyonuna kontrol gurubunda plasebonun herhangi bir etkisi görülmedi. Vitamin B6 uygulanan deney gurubunda ise trombositlerin ADP'ye cevabı %48 oranında azaldığı belirlendi (P<0, 001 ). Vitamin B6 tedavisi trombositlerin epinefrine cevabını da etkiledi. Kontrol gurubunda tedavi öncesi ve sonrasında trombosit lerin epinefrine duyarlılığı önemli bir değişiklik göstermediği halde deney gurubunda tedavi sonrası trombositlerin epinefrine karşı agregasyon cevabı %41 oranında azaldı (P^O,001 ). Kanama ve pıhtılaşma zamanı vitamin B6 tedavisinden etkilen di. Kontrol gurubunda kanama zamanı plasebo uygulmadan önce 78,75 £, 9,32 saniye.plasebo uygulandıktan sonra 80,00 +_ 9,77 sa niye olarak belirlendi. Deney gurubunda tedavi öncesi 79,58 ^ 10,13 saniye olan kanama zamanı tedavi sonrasında 110,00 +. 6,26 saniye olarak belirlendi. Bu bulgular 4 haftalık vitacin B6 teda visinin kanama zamanını önemli ölçüde artırdığını göstermektedir. (P<0,001). Kontrol ve deney güruhları arasında tronbosit sayıları yö nünden önemli bir farklılık bulunmadı. Böylece vitanin B6'nın trombosit sayısını etkilemeden agregasyonu azaltarak kanama zama nını uzattığı kanısındayız. Bununla birlikte pıhtılaşma zamanının-63- vitamin B6 tedavisi ile anlamlı olarak uzadığı deney gurubu sonuç larından anlaşılmaktadır. Serum total lipid ve total kolesterol düzeylerinin farmako lojik dozda vitamin B6 ile önemli ölçüde azaldığı, HDL-Kolesterol düzeyinin ise anlamlı olarak yükseldiği belirlendi ( P^.0, 001 ). Çalışmamızda vitamin B6'nın serum çinkosunu etkilediği gö rüldü. Vitamin B6 alan deney gurubunda serum çinko düzeyi önemli ölçüde arttı(P^.O,001). Sonuç olarak vitamin B6'nın trombosit agregasyonunu inhibe edici nitelikte olduğu ve bu etkisini trombosit fonksiyonlarını doğrudan ilgilendiren plazma lipidleri ile plâzma çinkosunun düze yini değiştirerek gösterdiği kanısına varıldı.

Trombosit agregasyonuVitamin B 6
Mehmet Aybak
Dicle University · Institute of Health Sciences
1990
00
DoctorateOpen AccessTR

Askorbik asidin serum lipoproteinlerine etkisinin araştırılması

Mustafa Kelle
Dicle University · Institute of Health Sciences
1991
00
DoctorateOpen AccessTR

B6 vitaminin mide mukozal bariyerine etkisi

Cihat Güzel
Dicle University · Institute of Health Sciences
1991
00
Master'sOpen AccessTR

Tip II diabetiklerde trombosit agregasyonlarının incelenmesi

52. ÖZET Bu çalışmada D.Ü.Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı tarafından Diabetes Mellitus tanısı konmuş 27 tip II diabetik hastada serum glikozu, fruktozamin,HDL-K,trigliserid, kolesterol düzeyleri ve trombositlerin ADP,Epinefrin ve kollogene cevapları ölçülerek kontrol değerleri ile karşılaştırıldı, Ortalama serum glikoz düzeyleri kontrol grubunda 93,90 mg/dl, hasta grubunda 248,70 mg/dl (P^ 0,001); Serum fruktozamin düzeyleri kontrol grubunda 2.040 mmol/1, hasta grubunda 3.97 mmol/1 (P<0.01); HDL-K düzeyleri kontrol grubunda 54.40 mg/dl, hasta grubunda 32.50 mg/dl (P<,0.001)$ Trigliserid düzeyleri kontrol grubunda 83.60 mg/dl, hasta grubunda 162.33 mg/dl (P<0.01); Plazma total kolesterol düzeyi kontrol grubunda 161.30 mg/dl, hasta grubunda ise 251.333 mg/dl olarak belirlendi. Trombositlerin Epinefrin'e cevabı kontrollerde %63. 11, hasta grubunda %80.66 £P<0.01); Kologene cevabı kont rollerde %62.80, hasta grubunda %89.77 (P<0.01); ADP 'ye cevabı kontrollerde %67. 30, hasta grubunda %84.92 (P<^0.01) olarak oldukça yüksek bulundu. Bu araştırma sonuçlarına göre tip II diabetiklerde trombosit agregasyonunun lipoprotein metabolizmasındaki değişikliklere bağlı olarak arttığını söyleyebiliriz.

Diabetes mellitus-tip 2LipoproteinlerTrombosit agregasyonu
Yüksel Koçyiğit
Dicle University · Institute of Health Sciences
1992
00
Master'sOpen AccessTR

Esansiyel hipertansiyonda iz elementlerin rolü

46 ÖZET Bu çalışmada yaşları 20 ile 65 arasında değişen 12 sağlıklı normotansif ve yaşları 29 ile 81 arasında değişen 28 esansiyel hipertansiyonlu kişide Mg, Zn ve Cu düzeyleri incelendi. Kontrol ve deney grubundaki deneklerden yaklaşık 12 saatlik aç lığı takiben venöz kan örnekleri alındı. Bu kan örneklerinden serum ve eritrosit paketleri hazırlandı. Ayrıca deneklerin her birinden saç örnekleri de alındı. Serum, eritrosit ve saç örneklerinde uygun yön temlerle Mg, Zn ve Cu miktarları belirlendi. Elde ettiğimiz sonuçları kısaca şöyle özetleyebiliriz: 1- Kontrol grubunda sistolik kan basıncı 119.17 - 9.0 mmHg, deney grubunda ise 162.68 - 17.13 mmHg olarak belirlendi (P<£ 0,001). Piastolik kan basıncı da deney grubunda kontrol grubuna göre önemli ölçüde yüksekti(P< 0,001). Kontrol grubundan 76.67 - 4.92 mmHg, deney grubunda 97.50 - 11.98 mmHg olarak saptandı. 2- Serum çinko düzeyleri yönünden kontrol ve deney grupları arasında önemli bir farklılık bulunmadı (P^0,05). Kontrol grubu serum çinkosu 111.75 - 39.84 mg/dl, deney grubunda ise 110.00 - 34.94 mg/dl olarak belirlendi. 3- Serum bakır düzeyi deney grubunda kontrol grubuna göre önemli ölçüde yüksek bulundu (P<0,05). Kontrol grubu serum bakırı 89.00 - 15.39 mg/dl, deney grubunda ise 108.11 - 24.95 mg/dl olarak ölçüldü.47 4- Serum magnezyumu esansiyel hipertansiyonlularda kontrol değerlerine göre önemli ölçüde düşüktür (P <( 0,001). Kontrol gru bunda 0.76 - 0.14 mMol, deney grubunda 0.56 - 0.10 mMol ola rak belirlendi. 5- Eritrosit çinkosu da deney grubu kontrol grubuna göre önemli ölçüde düşüktü (P<0,05). Kontrol değeri 12.41 - 3.71 mg/ml olduğu halde deney grubunda 7.82 - 5.15 mg/ml olarak ölçüldü. 6- Eritrosit bakır düzeyi her iki grubta birbirine yakın bulun du. Kontrol grubunda 1.33 - 0.37 mg/ml, deney grubunda 1.49 - 0.60 mg/ml olarak ölçüldü (P>0, 05). 7- Eritrosit magnezyumu deney grubunda biraz düşük olmakla birlikte istatistik! olarak önemli bulunmadı (P>0,05). 8- Eritrosit çinkosunda olduğu gibi saç çinkosunda da deney grubunda önemli bir düşük görüldü (P^0,01). 9- Saç bakır düzeyi deney grubunda önemli ölçüde düşük bulundu (P<0,001). Bulgularımıza göre esansiyel hipertansiyonlu kişilerde magnezyum ve bazı eser metallerin metabolizmasının bozuk ola bileceği kanısındayız.

BakırEser elementlerHipertansiyon+2
Basra Deniz
Dicle University · Institute of Health Sciences
1992
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda etanolle oluşturulan gastrik mukozal tahribatta serbest radikal ve radikal temizleyicilerin rolü ile antioksidan sistemlerdeki değişiklikler

Yüksel Koçyiğit
Dicle University · Institute of Health Sciences
1998
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğal fasciola hepatica enfestasyonunun kuzularda karaciğer ve böbrek demir bakır ve çinko düzeylerine etkisi

ÖZET Fasciola hepatica evcil hayvanlarda yüksek morbidite ile seyreden büyük ekonomik kayıplara yol açan helmintik bir hastalıktır. Bu çalışmada, fascioliasis enfestayonunda doku mineral maddelerinde hastalığa bağlı olası değişmeleri incelemeyi amaçladık. Bu değişimin derecesini anlayabilmek için Diyarbakır İli Et Balık Kurumu mezbahanesinde kesilen ve makroskopik olarak tanı konulan doğal fasciola hepatica ile enfeste (n=20) ve non-enfeste (n=20) 40 Akkaraman kuzulardan karaciğer ve böbrek dokuları alındı. Alınan doku örneklerinde, Atomik Absorbsiyon Spektrometresinde demir, bakır ve çinko elementlerinin ug/g/ yaş ağırlık biriminde konsantrasyonları ölçüldü. Gruplar arasında karaciğer bakır konsantrasyonu bakımından fark tespit edilmedi (p>0.05). Enfeste gruptaki Fe ve Zn konsantrasyonlarında kontrol grubuna göre önemli düşme görüldü, sırasıyla; (p<0.05, p<0.001). Böbrek dokusunda yapılan ölçümler sonucu, deney ve kontrol grupları arasında bakır demir ve çinko konsantrasyonları bakımından anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak fasciola hepatica enftasyonundan ileri gelecek patogenezi ve ekonomik kayıpları azaltabilmek için tedaviye ilave olarak dışarıdan Fe ve Zn ilavesine gerek olduğunu söyleyebiliz. Anahtar kelimeler: Kuzu, Karaciğer, Böbrek, Bakır, Çinko, demir.

Zeki Kanay
Dicle University · Institute of Health Sciences
1999
00
DoctorateOpen AccessTR

Mide asit sekresyonu ve müküs miktarının düzenlenmesinde ghrelinin rolü

ÖZET Mide asit sekresyonu ve müküs miktannın düzenlenmesinde ghrelin'in rolü. Bilgin M., Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Diyarbakır 2005. Amaç: Ghrelin hormonunun mide asit sekresyonunda işlevi bulunmaktadır. Bu işlevini de gastrin veya vagal stimulasyon üzerinden gerçekleştirmektedir. Nitrik oksit (NO), vücutta besin alınımının düzenlenmesinde önemli görevler alır. Bir NO inhibitörü olan N-nitro-L-arginine methyl ester(L-NAME)'in, ghrelinin besin almımını indükleyen etkisini inhibe ettiği gösterilmiştir. Biz de bu bilgileri araştırmak üzere, intravenöz yolla ghrelin ve ghrelin+L-NAME uyguladığımız sıçanlarda mide asit sekresyonu ve yapışkan müküs düzeylerini inceledik. Materyal ve Metod: Bu çalışmada 200-300 gr. ağırlıklarında Wistar Albino sıçanlar kullanıldı. Deneylere başlamadan önce sıçanlar 24 saat süresince aç bırakıldı ancak su içmelerine izin verildi. Mide asit sekresyonu çalışmamızda pilor ligasyon metodunu kullandık. Hafif eter anestezisi altında, batın orta hattında küçük bir insizyon uygulanarak pilor bağlandı ve abdominal duvar kapatıldı. Pilor ligasyonu esnasında birinci gruba intravenöz yolla 20 ug/kg ghrelin enjeksiyonu uygulandı, ikinci gruba i.v. ghrelin'e ek olarak subkutan 70mg/kg L-NAME verildi ve hayvanlar 3 saat sonra feda edildi. Kontrol grubu sıçanlara 0.5 mi serum fizyolojik tek doz olarak pilor ligasyonundan hemen sonra intravenöz olarak verildi ve 3 saat sonra mide asit sekresyonu ile ilgili I. ve II. grubuna uygulanan işleme tabi tutuldu. Daha sonra hayvanların mideleri çıkarılarak mide sıvısı toplandı ve supernatant volümü ölçüldü. Alınan sıvı 0.01 N NaOH ile 1/20 titrasyonda ve 7 pH'da dilüe edildi. Bulgular: Mide sekresyon hacmi açısından ghrelin grubu ile kontrol grubu arasında istatistiki olarak bir farklılık gözlenmezken, ghrelin+ L-NAME grubunda önemli bir azalma gözlendi (p<0.01). Asit düzeyi açısından yapılan karşılaştırmada ghrelin grubunda önemli bir artış saptanırken (p<0.05), ghrelin+L-NAME grubunda belirgin bir azalma görüldü (p<0.001). Plazma total nitrit düzeyleri açısından karşılaştırıldığında, ghrelin grubundaki artış diğer gruplara göre belirgindi (p<0.01). Plazma ghrelin düzeyleri açısından gruplar arasında istatiksel olarak önemli bir farklılık gözlenmedi (p>0.05). Ghrelin grubunda yapışkan müküs miktarında, kontrol IVgrubuna göre önemli bir artış gözlendi (p<0.05). Ghrelin+L-NAME grubunda yapışkan müküs miktarları açısından kontrol grubuna ve ghrelin grubuna göre belirgin bir azalma saptandı (p<0.01). Sonuçlar: Bu çalışma ghrelin uygulanımının mide asit salımmını arttırdığını ancak ghrelin+L-NAME uygulanımının ise azalttığını gösterdi. Ghrelin uygulanımıyla artan mide yapışkan müküs miktarı ise ghrelin+L-NAME uygulanımıyla azalma gösterdi. Anahtar Sözcükler: asit sekresyonu, ghrelin, mide müküs miktarı

Murat Bilgin
Dicle University · Institute of Health Sciences
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda adölesan dönemde yapılan düzenli aralıklı egzersizin kognitif fonksiyonlara ve IGF-1 seviyelerine etkisinin araştırılması

Egzersiz kognitif fonksiyonları olumlu etkilemektedir. Düzenli aerobik egzersiz hayvanlarda ve insanlarda beyindeki bazı nörotrofik faktörler aracılığıyla anksiyeteyi azaltmakta, nörogenezi ve öğrenme-bellek performanısını artırmaktadır. İnsülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) egzersizin beyindeki etkilerine aracılık eden önemli bir nörotrofik faktördür. Egzersizin yetişkin beyni üzerindeki IGF-1 aracılı etkileri bilinmesine rağmen gelişmekte olan adölesan beyni üzerindeki etkileriyle ilgili bilgiler kısıtlıdır. Bu çalışmada, sıçanlarda beyin gelişiminin devam etmekte olduğu adölesan dönemde 6 hafta boyunca günde 3 kez 15'er dakika yapılan egzersizin kognitif fonksiyonlara, davranışa ve beyinde hipokampal ve prefrontal alanlardaki hücre sayılarına etkilerinin IGF-1 ile olan ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmada 28 günlük Wistar albino cinsi dişi ve erkek sıçanlar kullanılmıştır. Haftada 5 gün 45 dk/gün, haftada 3 gün 45 dk/gün, haftada 5 gün 15 dk x 3/gün, haftada 3 gün 15 dk x 3/gün egzersiz yapan 4 egzersiz grubu; 1 tane de hiç ellenmemiş kontrol grubu olmak üzere 5 grup bulunmaktadır. Deneklere 6 hafta boyunca, 10 m/dk hızda, aralıklı (gün içinde bölünmüş15 dk x 3/gün) ve sürekli (45 dk/gün) aerobik yürüme egzersizi yaptırılmıştır. Egzersizler bittikten sonra yapılan davranış testleri (açık alan ve yükseltilmiş + labirent) ve 5 günlük öğrenme bellek testlerinin ardından denekler sakrifiye edilmiştir. Kanları alınıp serumdan IGF-1 ve kortikosteron seviyeleri; beyin hipokampus ve prefrontal korteks alanları çıkarılarak doku IGF-1 seviyeleri ve hücre sayıları değerlendirilmiştir. Sonuçlar SPSS programında, tek yönlü ANOVA ve post hoc Boferroni istatistiksel analiz yöntemleri kullanılarak değerlendirilmiştir.2 Bu çalışmada, günde 3 kez 15 dk egzersiz yapan gruplarda açık alan ve yükseltilmişartı labirent testleriyle değerlendirilen anksiyete seviyeleri ve serum kortikosteron seviyeleri diğer gruplara göre düşük bulunmuşur. Morris su tankı testiyle değerlendirilen öğrenme bellek performansı 15 dk x 3/gün egzersiz yapan gruplarda, haftanın 3 günü 45 dk/gün egzersiz yapan gruba ve kontrole göre anlamlı olarak artmıştır. Hipokampus ve prefrontal IGF-1 seviyesi haftanın 3 günü 15 dk x 3/gün egzersiz yapan grupta diğer tüm gruplara göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Haftanın 5 günü 45 dk/gün egzersiz yapan grupta prefrontal IGF-1 seviyeleri diğer tüm gruplara göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Serum IGF-1 seviyeleri haftanın 5 günü 45 dk/gün egzersiz yapan grupta diğer tüm gruplara göre anlamlı olarak yüksek; karaciğer IGF-1 seviyeleri ise haftanın 5 günü 15 dk x 3/gün egzersiz yapan grupta diğer tüm gruplara göre anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Beyin dokularının histolojik değerlendirmesinde; haftanın 3 günü 15 dk x 3/gün egzersiz yapan grupta prefrontal korteks ve hipokampal CA1 bölgesinde hücre sayısı ve IGF immünreaktivitesi haftanın 5 günü 15 dk x 3/gün egzersiz yapan gruba göre düşük bulunmuştur. Sonuç olarak; günde 3 kez 15'er dk yapılan düşük şiddette egzersiz adölesan sıçanlarda anksiyeteyi ve serum kortikosteron seviyelerini azaltmış, beyinde hipokampus ve prefrontal korteks doku IGF-1 seviyeleriyle birlikte nörogenezi ve öğrenme bellek performansını artırmıştır. Ek olarak apopitozun göstergesi olan TUNEL pozitif hücre oranı 15 dk x 3/gün egzersiz yapan grupta kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak düşük bulunmuşur. 15 dk x 3/gün egzersiz yapan gruplarda serum ve karaciğer IGF-1 seviyelerinde artışolmamasına rağmen beyin IGF-1 seviyelerinde artış olması, beyinde lokal IGF-1' in üretimindeki artıştan kaynaklanmış olabileceğini göstermektedir. Beyinde aralıklı (gün içinde bölünmüş) egzersiz lokal IGF-1 seviyelerini ve nörogenezi artırarak anksiyeteyi, öğrenme ve bellek performansını olumlu etkilemiş olabilir. Anahtar sözcükler: Aralıklı egzersiz, koşu bandı egzersizi, adölesan, hipokampus, prefrontal korteks, öğrenme-bellek, nörogenez

BellekBilişsel işlevlerBilişsel öğrenme+6
Ayşegül Taş
Dokuz Eylül University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Çoklu beceri spor eğitim programının 7-10 yaş grubu erkek çocuklarda motor gelişime etkisi

Bu çalışmanın amacı; birden çok spor dalında çoklu beceri hareket eğitimi alan 7-10 yaş aralığındaki erkek çocukların motor gelişimlerini ortaya koymak ve gelişimsel farklılıkları incelemektir. Afyonkarahisar TED kolejindeki 31 öğrenci kontrol grubu (KG) , Ankara Junior Academy Sports merkezindeki 30 öğrenci çalışma grubu (ÇG) olarak araştırmaya toplam 7-10 yaş arasında 61 gönüllü katılmıştır.Çalışmaya katılan çocukların motor gelişimlerini takip etmek için TGMD-II (Test of Gross Motor Development-2) testi uygulanmıştır. TGMD-II de alt testler olarak; temel lokomotor beceriler (LB), (koşu, gallop, sek sek, sıçrama, durarak uzun atlama, kayma,) ve nesne kontrol becerileri (NKB), (durarak top sürme, sopayla vurma, yakalama, topa ayakla vurma, bel seviyesi üzerinde atış, bel seviyesi altından atış) ölçülmüştür. Ölçümler tüm çocuklarda ikişer tekrar halinde uygulatılarak başarılı olduğu ve olmadığı beceriler belirlenmiştir. Başarılı olduğu becerilere 1, başarısız olduklarına ise 0 puan verilerek beceriye ait toplam başarı durumu ile alt testlerin ham puanlar standart puanlara çevrilerek kaba motor beceri (KMB) durumu belirlenmiştir.Verilerin çözümlenmesinde Windows için SPSS 17 istatistik paket programı kullanılmıştır.Gruplar arası verilerin karşılaştırılmasında Bağımsız Grup t testi (Independent-Sample t test) kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır.12 haftalık hareket programı sonunda Çalışma grubunda, Kontrol Grubuna göre kaba motor beceri, nesne kontrol ve lokomotor alt becerilerinde anlamlı iyileşme görülmüştür.Kontrol grubunda sadece nesne kontrol alt becerisinde anlamlı artış saptanmıştır.Sonuç olarak 12 haftalık çoklu beceri içeren hareket programının ilkokul dönemindeki erkek çocukların motor gelişimine olumlu katkı sağlamıştır.

ErkeklerMotor beceri testleriMotor beceriler+2
Yasin Ersöz
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Elit görme engelli futsalcıların fizyolojik kapasitelerinin kardiyopulmoner egzersiz testiyle incelenmesi

Futsal, futbolun her takımın beşer kişi olduğu, kapalı alanda sert zeminde oynandığı ve popülerliği dünya çapında giderek artan bir oyundur. Bu sporda şiddet derecesi aralıklı değişen düzeyde aktivite gösterilmesi, alakalı sporcuların hem aerobik hem de anaerobik enerji yolağı kullanımını gerektirmektedir. Kardiyopulmoner egzersiz testi (KPET), kontrollü metabolik şartlar altında yapılan egzersize solunum sistemi, kardiyovasküler sistem ve kas - iskelet sistemlerinde oluşan yanıtın bütüncül olarak değerlendirilmesine olanak sağlayan, ölçüme dayalı bir laboratuvar tekniğidir. Futsal alanında Türkiye'de federasyon denetiminde lig maçları yapılmakla birlikte, uluslararası yarışmalarda yer alan milli takım da mevcuttur. Ancak, sporcu bulmak ve seçme zorluğu dışında aday sporcuların fizyolojik kapasitelerine ait veri bulunmamaktadır. Bu çalışmada elit futsal sporcuların egzersizle alakalı fizyolojik kapasitelerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Türkiye Görme Engelliler Federasyonu'na kayıtlı B2-B3 Futsal Birinci Ligi'nde elit düzeyde oynayan dokuz ve profesyonel düzeyde oynayan dokuz olmak üzere toplam 18 görme engelli futsalcının sportif kapasitelerine ait fizyolojik parametreleri incelendi. Sporcular bisiklet ergometresinde şiddeti giderek artan (5 Watt/20 sn) test protokolünde (60 rpm sabit pedal hızı) maksimal egzersiz protokollü kardiyopulmoner egzersiz testi gerçekleştirdi ve bu esnada maksimum oksijen kullanım, anaerobik eşik, kalp hızı ve maksimum iş yükü değerleri egzersiz test sistemi (12 derivasyonlu EKG, gaz analizatörü modülü ve ergospirometre donanımlı) ile belirlendi. Araştırmaya katılan bütün sporcular değerlendirildiğinde; maksimum oksijen tüketimi 40±6 mL/kg/dk (beklenenin %91±16'sı, (n=18), anaerobik eşikte oksijen tüketimi ise 26±8 mL/kg/dk olarak ölçüldü. Sporcuların gerçekleştirdiği maksimal iş yükü 190±30 watt (n=18); bu değerin kendilerinden beklenenin %82±17'sı olduğu belirlendi. Bu çalışmada sporculardan alınan veriler literatür verileri ile karşılaştırıldığında alakalı spor branşlarına benzer düzeyde olduğu tespit edildi. Katılımcı sayısı düşük olmasına rağmen, Türkiye'de ilk defa ölçümü yapılan bu sınıf elit sporcular için elde edilen veriler referans değeri sağlama potansiyelindedir. Anahtar Kelimeler: Egzersiz testi, Fizyolojik kapasite, Futsal, Görme engelli sporcu

Egzersiz testiEngelli sporlarıEngellilik+5
Fatih Kara
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Maksimum egzersiz sonrası kalp hızı toparlanma indeksinin elit dağ kayağı ve kano sporcularında incelenmesi

Kalp hızı toparlanma indeksi (KHTİ), egzersiz aktivitesinin sonlandırılmasının ardından toparlanma sırasında kalp atım hızında egzersizin tepe noktasındaki seviyesinden düşme olarak tanımlanır. KHTİ sporcuların antrenman kapasitesini belirlemek için değerli bir parametredir. Bu çalışmanın amacı farklı antrenman ve aerobik kapasite gerektiren branşlara ait sporcularda kalp hızı toparlanma indeksinin incelenmesidir. Bu amaçla çalışmada elit dağ kayağı ve kano sporcularının aerobik kapasitesi ve kalp hızı toparlanma indeksleri incelenmiştir. Bu çalışmaya ilgili spor federasyonları aracılığı ile ulaşılan gönüllü elit kadın ve erkek sporcular katıldı. Sporcuların yaş, cinsiyet ve boy gibi demografik verileri kayıt altına alınıp; vücut kompozisyonu biyoelektrik impedans analiz (BIA) yöntemi ile belirlendi. Sporcuların, pedal direnci elektronik olarak ayarlanabilen bir bisiklet ergometresinde semptomla sınırlı maksimal kardiyopulmoner egzersiz testine (30 W/dakika yük artışı şeklinde şiddeti giderek artan rampa testinde 60 devir/dakika pedal çevirerek) tükenene kadar (pedal çevirmeyi >40 devir/dakika seviyesinde artık sürdüremeyeceği yorgunluk düzeyine kadar) devam etmesi istendi. Bu maksimal egzersizin ardından katılımcılardan dirençsiz pedal çevrilmesi istenilerek 5 dakikalık aktif toparlanma sağlandı. Kalp atım hızı, 12 derivasyonlu elektrokardiyogram ile sürekli olarak kayıt edildi. Kalp hızı toparlanma indeksi, egzersizin zirve noktasındaki kalp atış hızı ile egzersiz sonrası toparlanma esnasındaki kalp atım hızı arasındaki farkın belirli zaman aralıklarıyla ölçülmesiyle belirlendi. Kalp hızındaki toparlanma, maksimal egzersiz sonrası 5 dakikalık toparlanma sürecinde dirençsiz pedal çevirme (<30 devir/dakika) esnasında 30 saniyelik aralıklarla hesaplandı. Sporculardan elde edilen veriler sedanter bireyler ile karşılaştırıldı. Gruplar arasında KHTİ1, KHTİ8, KHTİ10 değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmazken toparlanma periyodunun diğer bölümlerinde kano sporcularının KHTİ değerleri elit dağ kayakçılarından daha yüksek olarak belirlendi. Sonuç olarak elit düzeydeki bu iki spor branşından kano sporcularının antrenman durumunun elit dağ kayakçılarından daha yüksek olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Dağ kayağı, Kalp hızı toparlanma indeksi, Kano

EgzersizEgzersiz testiKalp hızı+5
Burak Özgören
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda motor beceri ve duyusal profil ölçeklerinin bağımsızlık ölçeği ile ilişkisinin değerlendirilmesi ve bağımsızlıkla annelerdeki stres düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Otizm spektrum bozukluğu, ilk kez çocuklukta ortaya çıkan ve iletişim ve sosyal etkileşimdeki bozulmalar ve tek düze veya tekrarlayan davranışlarla karakterize kronik durumdur. Çalışmanın amacı 36-50 aylar arasında otizm spektrum bozukluğu olan çocuklardaki motor beceri ve duyusal profilin çocukların günlük yaşamdaki bağımsızlık düzeyi arasındaki ilişkisini ve bu bağımsızlık düzeyi ile annelerin stres düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmaya Başkent Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine gelen 36-50 ay arası, otizm tanılı 28 çocuk alındı. Bu çocuklarda motor beceriyi değerlendirmek için 'Peabody Motor Development Scale-2' ölçeği, duyusal profili değerlendirmek için 'Dunn Duyu Profili', bağımsızlık düzeyini değerlendirmek için 'Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği' (WeeFIM) kullanıldı. Annelerdeki stres düzeyi de 'Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ)-10' ile değerlendirildi. Toplam motor beceri değerlendirme puanları ile toplam bağımsızlık ölçeği puanları arasında pozitif yönlü p<0,05 düzeyinde anlamlı bir ilişki bulundu (r=0,391). Dunn Duyu Profili puanları değerlendirildiğinde, bu test sonuçları ile annelerin algılanan stres ölçeği toplam puanlarında p<0,01 düzeyinde negatif yönde anlamlı bir ilişki bulundu (r=-0,492). Duyu değerlendirme testi puanları ile Stres Rahatsızlık Algısı puanları arasındaki ilişki ise negatif yönlü ve p<0,01 düzeyinde oldu (r=-0,512). Algılanan Stres Ölçeği toplam puanı ile Stres Rahatsızlık Algısı puanları arasında ve Yeterlik-Özyeterlik Algısı puanları arasında pozitif yönlü p<0,01 düzeyinde anlamlı bir ilişki bulundu (sırasıyla r=0,972 ve r=0,668). Stres Rahatsızlık Algısı puanları ile Yeterlik-Özyeterlik Algısı puanları arasında ise pozitif yönlü ve p<0,05 düzeyinde bir ilişki bulundu (r=0,476). Çalışmamızda görüldüğü üzere otizm spektrum bozukluğuna sahip çocukta motor beceri gelişimi ile günlük yaşamdaki bağımsızlık seviyesi arasında anlamlı bir ilişki vardır. Erken dönemde motor beceri ve duyusal sistemler yönünden yapılan değerlendirmelerle otizm spektrum bozukluğuna sahip çocuğa özgü ihtiyaçlar belirlenerek, çocuğun erken müdahale programları ile desteklenmesinin faydalı olabileceği ve bu destek ile ilerleyen süreçte annenin de stres düzeyinde azalma olabileceği düşünülmektedir. Bu yönden 36-50 aylık çocuklardan elde edilen test sonuçlarının, erken müdahale için oldukça faydalı olabileceği düşünülmektedir.

Duyusal analizMotor becerilerOtistik bozukluklar+3
Öykü Tunçel
Baskent University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Elit karate sporcularının uyku kalitesi ve fizyolojik egzersiz parametrelerinin incelenmesi

Karate; maksimum kardiyorespiratuar mukavemet ve patlayıcı güç gerektiren, uluslararası bir dövüş sanatı sporudur. Submaksimal ve maksimal egzersiz esnasında yüksek performans için önemli olan fizyolojik ve kognitif fonksiyonlar üzerine uyku oldukça etkilidir. Bu çalışmada; Trabzon ilindeki aktif elit karate sporcularının uyku kalitesi ve fizyolojik egzersiz parametrelerinin (kalp hızı, kalp hızı yedeği, kalp debisi, kan basıncı, maksimum oksijen kullanma kapasitesi) ölçülerek belirlenmesi amaçlanmıştır. Kademeli olarak şiddeti artan (15W/dakika) bisiklet ergometresi test protokolüyle kardiyopulmoner egzersiz testi (KPET) gerçekleştirildi. KPET; pulmoner, kardiyovasküler ve kas-iskelet sistemlerinin kademeli olarak şiddeti artan veya sabit yük egzersiz testiyle değerlendirilerek karşılıklı analiz edilmesi için kullanılan güçlü bir laboratuvar testidir. Test ile kan basıncı, oksijen tüketimi (VO2), maksimum oksijen tüketimi (VO2maks), karbondioksit üretimi (VCO2), ergospirometre aracılığı ile soluk sayısı, dakika ventilasyon (VE), elektrokardiyografi (EKG) aracılığı ile maksimum kalp hızı (KH) ve kalp hızı yedeği (KHY) ve oksijen nabzı ölçümleri eş zamanlı olarak yapılmaktadır. Bu çalışmada, sporculara ait uyku parametreleri fiziksel aktivite ölçüm holteri (Sensewear Armband) kullanılarak elde edildi. Sporcuların yatar durumda oldukları süre, uyku süresi ve uyku verimliliği parametreleri ölçüldü. Çalışma örneğinin özelliklerini belirlemek için tanımlayıcı istatistikler kullanılmış ve veriler ortalama±standart sapma şeklinde rapor edilmiştir. Bireylerin yaş ortalaması 17.8±1.39 yıl (n=10), boy ortalaması 169.0±8.1 cm (n=10), kilo ortalaması 63.99±7.64 kg (n=10) ve vücut kitle indeksi ortalaması 22.41 kg/m² (n=10) idi. Maksimum iş yükü seviyesinde VO₂ için ortalama değer 43±8 ml/kg/dk (n=10, beklenenin %99±12'si), ortalama maksimum güç 197±27.50 Watt (n=10, beklenenin %92±14'si), ortalama VE 103±28 L/dk (n=10, beklenenin %95±22'si), ortalama KH 181±12 atım/dk (n=10, beklenenin %93±7'si) ve ortalama maksimum oksijen nabzı 15.20±2.90 ml/atım (n=10, beklenenin %115.1±17.75'si) idi. Bu fizyolojik parametreler, literatürde bu spor dalı için bildirilen değerlere yakın olarak bulunmuştur. Bu çalışmanın bulguları, katılan sporcuların iyi bir aerobik kapasiteye ve iyi bir antrenman düzeyine sahip olduklarını göstermektedir.

Fiziksel parametrelerFizyolojiKarate+5
İlknur Hayırli
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Önde baş duruşu ve kifotik postürün solunum parametreleri ve aerobik kapasite üzerine etkisinin farklı spor branşlarında incelenmesi

Sedanter kişilerde sıkça bulunan, özellikle bilgisayar ya da akıllı telefon başında uzun süre vakit geçiren bireylerde ortaya çıkan postüral bozukluğa, bazı spor branşlarında da rastlanılmaktadır. Sporcularda en sık karşılaşılan postür problemleri başın önde konumlanması ve buna eşlik eden kifotik duruştur. Bu duruş aynı zamanda yardımcı solunum kasları da olmak üzere omuz eklemi ve boynu çevreleyen temel kaslarda kısalığa ve gerginliğe sebep olabilmektedir. Ortaya çıkan bozuk postür yapısı ise sporcuların kas grupları arasındaki etkileşimi negatif yönde etkilemektedir. Bu tez çalışmasının amacı bozulmuş torasik omurga ve baş postürüne sahip sporcularda, solunum kapasitelerinin belirlenmesi ve bisiklet ergonometresinde yapılan aerobik performans testi ile arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu amaçla, haftada en az iki gün antrenör eşliğinde düzenli boks ve tekvando antrenmanları yapan 14 kadın böksör ve 14 kadın tekvandocu araştırmaya dahil edilerek postür ve aerobik kapasite analizi yapıldı. Sporcuların antropometrik özellikleri, solunum hacim ve kapasiteleri de ölçüldü. Çalışmaya dahil olma kriterleri en az dört ay aktif boks ve tekvando antrenmanı yapıyor olmak, Grid Chart postüral analiz değerlendirmesinde normal dizilimden saparak kifoz ve önde baş postürüne sahip olmaktır. Doktor tarafından tanı konulmuş boyun ve torakal herniasyon, antrenman sırasında ya da sonrasında şiddetli ağrı şikayeti, skolyoz tanısı ve herhangi bir sistemik ya da solunum rahatsızlığına sahip olmak dışlanma kriterlerinde yer almaktadır. Spirometri ölçümlerine göre sporcuların FEV1 ve FVC değerleri beklenenin altında ölçüldü. Yapılan ölçümlerde tekvandocuların ortalama VC ve TV değerleri boksörlere göre daha yüksektir. Aerobik performans testinde boksörlerin RER ve AT@RER değerleri tekvandoculara göre daha düşük ölçüldü. Önde baş duruşu fazla olan sporcuların VO2max değerleri düşük ölçüldü. Boksörlerin ortalama toparlanma süreleri tekvandoculara göre daha yüksek ölçüldü. KPET sırasında artan yüke karşı ulaştıkları kalp hızları farklılık göstermedi.

Aerobik güçDuruşKafa+4
Meryem Aksarı
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Epilepside myometriyum kasılabilirliği ve antiepileptiklerin kasılmaya etkisinin wag/rij epileptik sıçanlardan izole myometriyumda incelenmesi

Epilepsili bireylerdeki myometriyal kasılmanın sağlıklı bireylerden farklı olup olmadığı ve anti-epileptik ilaçların (AEİ'ler) kasılma üzerinde doğrudan bir etkiye sahip olup olmadığı ve dolayısıyla ilgili fetal nörogelişimsel bozuklukların ötesinde obstetrik komplikasyonlara yol açıp açmadığı halen belirsizliğini korumaktadır. Bu nedenle hem gebe olmayan hem de gebe absans epileptik WAG/Rij ve Wistar yetişkin sıçanlardan izole edilmiş myometriyal doku örneklerinin kontraktilitesini inceleyerek; spontan kontraktilite ve oksitosine verdiği yanıtların karşılaştırılması ve oksitosin ile indüklenmiş kontraksiyonlara fenitoin, levetirasetam ve valproik asidin tek başına ve kombinasyon halinde olası etkileri karşılaştırıldı. WAG/Rij ve Wistar sıçanlardan elde edilen myometriyal şeritler organ banyosuna asılarak izometrik kasılmalar kaydedildi. Gerime adaptasyon sonrasında gelişen spontan kasılmalar değerlendirildi ve bazı protokoller için oksitosin ile kasılmalar uyarıldı. Fenitoin, levetirasetam ve valproik asit dahil olmak üzere seçilen AEİ'lerin kümülatif konsantrasyonlarının kasılmaların amplitüd, frekansı ve kasılma eğrisi altındaki alan değerleri üzerine etkileri 10 dakikalık periyotlarla değerlendirildi. Veriler tek yönlü ANOVA ve Tukey HSD testi kullanılarak analiz edildi. Spontan kontraktilite ve oksitosine verilen yanıtlar ırk açısından farklılık gösterdi: gebe olmayan WAG/Rij'a ait dokuların spontan kontraktilitesi anlamlı ölçüde daha yüksekti ve okstosine kasılma cevabı bakımından WAG/Rij miyometriyumu Wistar'a göre anlamlı düzeyde daha az duyarlılık gösterdi (p<0.01). Fenitoin ve valproik asit, hem gebe olmayan hem de gebe WAG/Rij ve Wistar sıçanlardan alınan myometriyumun spontan ve oksitosin ile indüklenen kasılmaları üzerine konsantrasyona bağlı olarak anlamlı düzeyde inhibisyona (p<0.05) neden oldu. Levetirasetam, klinik olarak ilintili konsantrasyonlarından daha yüksek dozlarına rağmen, kasılmalarda anlamlı bir etki göstermedi. Anahtar Sözcükler: Antiepileptik ilaçlar, Deneysel hayvan modeli, Epilepsi, Myometriyal kasılma

EpilepsiEpilepsi-absansGebelik+3
Ayşegül Kurt Kasap
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Diz osteoartritli bireylerde denge, fiziksel performans, eklem hareket açıklığı ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Osteoartrit (OA) dünyada en çok görülen artrit çeşidi olup diz eklemi OA'da semptomatik olarak en sık etkilenen eklemdir. Özellikle yük taşıyan eklemlerde seyreden kıkırdak yıkımı, osteofit oluşumu ve subkondral skleroz ile karakterize noninflamatuvar kronik dejeneratif bir hastalıktır. Çalışmanın amacı erken ve ileri seviye diz OA'lı hastaların denge, fiziksel performans, ağrı, eklem hareket açıklığı ve yaşam kalitesi parametrelerinin incelenmesi, birbirleriyle ilişkisi ve gruplar arası farkların karşılaştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemi Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniği'ne başvuran, Amerikan Romotoji Derneği ("American College of Rheumatology" – ACR) kriterleri içerisinde Kellgren Lawrence radyolojik evrelendirilmesine göre diz osteoartriti tanısı alan erken (evre 1-2) ve ileri seviye (evre 3-4) olmak üzere 2 gruba ayrılan 40-65 yaş aralığındaki toplam 128 hastadan oluşturuldu. Çalışmada katılımcıların fiziksel özelliklerini ve sosyodemografik bilgilerini sorgulamak için hasta değerlendirme anketi, eklem hareket açıklığı (EHA) için gonyometrik ölçüm, ağrının değerlendirilmesinde Görsel Analog Skalası ("Visual Analog Skala" – VAS), fiziksel fonksiyonlarını değerlendirmek için Western Ontario ve McMaster Üniversitesi Osteoartrit İndeksi (WOMAC), yaşam kalitesini değerlendirmek için Kısa Form 36 ("Short Form 36" – SF36), dengeyi statik ve dinamik değerlendirmek için de Kinestetik Beceri Eğitim Cihazı 3000 ("Kinestetik Abilty Trainer" – KAT3000) kullanıldı. Osteoartrit seviyesi arttıkça hastaların fiziksel fonksiyonları, yaşam kaliteleri, diz fleksiyon açıları ve hem statik hem de dinamik denge puanlarının azaldığı, ağrı şiddetlerinin arttığı görüldü (p<0,001). Erken seviyedeki hastalarda WOMAC toplam puanı ile istirahat ve aktivite VAS puanları arasında pozitif yönlü zayıf korelasyon gözlendi (p<0,05, sırayla r=0,248 ve r=0,259). İleri seviyedeki hastalarda istirahat VAS puanı ile SF-36 genel sağlık algısı arasında negatif yönlü zayıf korelasyon bulundu (p<0,05, r=0,278). Erken seviye hastalarda istirahat VAS puanı ile statik denge puanı arasında pozitif yönlü zayıf korelasyon görüldü (p<0,05, r=0,252). Buna karşın ileri seviye hastalarda istirahat VAS puanı ile statik ve dinamik denge puanları arasında pozitif yönlü zayıf korelasyon görüldü (p<0,05, sırayla r=0,360 ve r=0,363). Erken seviye hastalarının EHA değerleri ile statik ve dinamik denge puanları arasında negatif yönlü zayıf düzeyde korelasyon bulundu (p<0,05, sırayla r=0,346 ve r=0,337). İleri seviye hastalarda ise EHA ile statik ve dinamik denge puanları arasında negatif yönlü orta düzeyde korelasyon vardı (p<0,05, sırayla r=0,548 ve r=0,652). Sonuç olarak çalışmamızda VAS ağrı puanları, Womac puanları ve denge puanları erken seviyedeki hastalarda ileri seviyedeki hastalara göre daha düşük bulunurken eklem hareket açıklığı derecesi ve yaşam kalitesi ölçeği puanları erken seviyedeki hastalarda ileri seviyedeki hastalara göre daha yüksek bulundu.

DengeEklem hareket açıklığıFiziksel performans+5
Muhlis Yiğitcan Dağ
Baskent University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

12-17 yaş arası spor yapan ve spor yapmayan öğrencilerin fiziksel uygunluklarının incelenmesi

Fiziksel uygunluk; kişinin kassal işleri başarıyla yapabilme becerisidir. Fiziksel aktivite ise iskelet kasları tarafından oluşturulan ve bazal düzeyin üzerinde enerji tüketimine yol açan günlük bedensel hareketlerdir. Çocuk ve ergenlerde fiziksel uygunluk düzeyinin değerlendirilmesi kişisel sağlığın erken yaşlarda kazanılmasına olanak sağlamaktadır. Bu anlamda kişinin fiziksel uygunluğu ile birlikte fiziksel aktivite ve egzersiz yapma alışkanlığı yaşam boyu önem kazanmaktadır. Bu çalışmanın amacı; 12-17 yaş arası düzenli olarak spor yapan ve spor yapmayan kız ve erkek öğrencilerin fiziksel aktivite ve fiziksel uygunluk durumlarının değerlendirilmesidir. Bu çalışmaya, spor yapan 130 (45 kız 85 erkek) ve düzenli olarak spor yapmayan, yalnızca beden eğitimi derslerine katılan 141 (76 kız ve 65 erkek) öğrenci gönüllü olarak katılmıştır. Öğrencilerin boy, vücut ağırlığı (VA), beden kütle indeksi (BKİ), iskelet kas ağırlığı (İKA) ve iskelet kas yüzdesi (İKY), vücut yağ ağırlığı (VYA), vücut yağ oranı (VYO) ve bel kalça oranı (BKO) ölçümleri ile Eurofit testleri kullanılarak sağlık ile ilişkili ve performans ile ilişkili fiziksel uygunluk durumları değerlendirilmiştir. Sağlık ile ilişkili fiziksel uygunluk ölçümleri sonucu 12-13 yaş spor yapan kız grubunun esneklik, kassal kuvvet, kassal dayanıklılık ve kardiyovasküler dayanıklılık testi değerleri spor yapmayan kızların değerlerine göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Spor yapan 14-15 yaş kızların kassal kuvvet ve kassal dayanıklılık testlerinde, 16-17 yaş kızların ise kassal kuvvet, kassal dayanıklılık ve kardiyovasküler dayanıklılık testi sonuçları spor yapmayan kızların sonuçlarından anlamlı olarak yüksek olduğu gösterilmiştir. Vücut kompozisyonu ölçümlerinde 12-13 yaş spor yapan kızların boy uzunlukları, VA, İKA ve İKY değerleri, 14-15 yaş spor yapan kızların VYO değerleri, 16-17 yaş spor yapan kızların boy uzunlukları, BKİ, VYA, VYO ve BKO değerleri arasında spor yapmayan kızlara göre istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Tüm yaş gruplarında spor yapan erkekler kassal kuvvet, kassal dayanıklılık ve kardiyovasküler dayanıklılık (14-15 yaş hariç) testlerinde spor yapmayan erkeklerden anlamlı olarak daha başarılı sonuçlar elde etmişlerdir. Ancak spor yapan ve spor yapmayan erkeklerin esneklikleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Vücut kompozisyonu ölçümlerinde 12-13 yaş spor yapan erkeklerin İKA, VYO ve BKO değerleri, 14-15 yaş spor yapan erkeklerin VYO ve BKO değerleri spor yapmayan erkeklerden anlamlı olarak farklı bulunmuştur. Spor yapan ve spor yapmayan 16-17 yaş arası erkeklerin vücut kompozisyonu değerleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Performans ile ilişkili fiziksel uygunluk ölçümleri sonucu spor yapan kızlar tüm yaş gruplarında çeviklik, sürat ve denge testlerinde anlamlı olarak daha başarılı olmuşlardır. Tüm yaşlarda koordinasyon testinde spor yapan ve spor yapmayan gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Spor yapan erkekler tüm yaş gruplarında denge (16-17 yaş hariç), sürat, koordinasyon ve çeviklik testlerinde spor yapmayan erkeklerden anlamlı olarak daha başarılı sonuçlar elde etmişlerdir. Fiziksel aktivite sonuçları değerlendirildiğinde 12-13 yaş ve 16-17 yaş arası spor yapan kızların ve erkeklerin adım sayılarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ancak 14-15 yaş arası spor yapan ve spor yapmayan kızların ve erkeklerin adım sayıları arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Elde edilen tüm veriler 12-17 yaş arası spor yapan kızların ve erkeklerin sağlık ile ilişkili ve performans ile ilişkili fiziksel uygunluk durumlarının spor yapmayan yaşıtlarından genel olarak daha iyi düzeyde olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlara göre her iki cinsiyet için de düzenli spor yapmanın fiziksel uygunluk düzeyine olumlu etkisinin olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Fiziksel Uygunluk, fiziksel aktivite, vücut kompozisyonu, Eurofit.

ErgenlerEurofit testleriFiziksel aktivite+5
Ahmet Sercan Bilim
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik inmeli hastalarda hemiplejik olmayan tarafın diz propriyosepsiyonunun değerlendirilmesi

Propriyosepsiyon, kişinin gözleri kapalı pozisyondayken vücut kısımlarının uzaydaki konumlarının farkında olmasıdır. Doğru postür ve hareket için propriyosepsiyon duyusu önemlidir. İnme sonrasında propriyosepsiyon duyusunda kayıp olması dengeyi ve postürü olumsuz yönde etkileyebilir. İnme, uzun süreli sakatlığa sebep olan ve toplum için büyük bir sağlık yükü olan, beyin perfüzyonundaki bozulmalardan kaynaklanan ani gelişen bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı, inme sonrası kronik dönemde olan hastaların hemiplejik olmayan taraflarında diz propriyosepsiyon duyusunda bir kayıp olup olmadığını araştırmaktır. Çalışmaya dâhil edilen 30 hemiplejik hasta ile 30 sağlıklı birey, sırasıyla veri ve kontrol grubunu oluşturdu. Gönüllülerin propriyosepsiyon duyusu tek tek test edildi. Test yapılırken propriyosepsiyon duyusu her bir birey için 5 kez ölçüldü ve ölçümlerin ortalamaları alındı. Katılımcıların demografik bilgileri ve ölçümleri değerlendirme formuna kaydedildi. Veri grubunda ölçülen propriyosepsiyon duyusunun ortalama değeri 7.06±1.19, kontrol grubunda ise 2.69±0.85 olarak hesaplandı. Veri grubunda propriyosepsiyon duyusunun minimum değeri 4.40 ve maksimum değeri 9.20 olarak belirlendi. Kontrol grubunda ise propriyosepsiyon duyusunun minimum değeri 1.40 ve maksimum değeri 4.80 olarak ölçüldü. Grupların diz eklem pozisyon hissi verileri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edildi (P<0.05). Bu araştırmanın verileri sonucunda kronik inme hastalarının hemiplejik olmayan tarafındaki diz propriyosepsiyonunun sağlıklı bireylerin diz propriyosepsiyon duyusuna göre bozulduğu bilgisine ulaşılmıştır.

Hemiplejiİnme
Muhammet Raşit Marap
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda sodyum salisilat ile indüklenmiş Tinnitus modeli oluşturarak klik ve chirp uyaran faktörünün değerlendirilmesi

Tinnitus, etiyopatogenezi hâlen tam olarak aydınlatılamamış olan, dışsal bir akustik uyaran olmaksızın sessizlikte algılanan fantom ses deneyimi olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada, deneysel hayvan modeli oluşturularak sıçanlarda sodyum salisilat uygulaması ile tinnitus indüklenmiş ve bu model üzerinden klik ve chirp uyaran kullanılarak işitsel beyin sapı cevapları (İBC) kaydedildi. Elektrofizyolojik veriler, davranışsal ölçümlerle desteklenerek modelin geçerliliğinin iki yönlü olarak test edilmesi amaçlandı. Çalışmada İBC ile işitmelerinin normal olduğu belirlenen, 5 aylık 24 adet Sprague-Dawley erkek sıçan kullanıldı. Öncelikle sıçanların Sıçanlar sham grubu ve tinnitus gubu olarak ikiye ayrıldı. Tüm sıçanlara deney öncesinde Guitton ve Dudai tarafından geliştirilen T su labirenti yöntemiyle sesli-sessiz ortam koşullaması yapıldıktan sonra deney grubundaki sıçanlara 6 gün boyunca intraperitoneal yolla 300 mg/kg sodyum salisilat enjeksiyonu yapıldı. Sham grubuna ise aynı süre ve dozda intraperitoneal yolla %0.9'luk sodyum klorür enjeksiyonu yapıldı. Enjeksiyonların ardından gruplardaki tüm sıçanlar tinnitusun varlığını davranışsal düzeyde saptamak amacıyla T havuzda yüzme deneyine alındı. Yüzme deneyinde sıçanların T havuzun sesle ve sessizlikle koşullandırılan kollarından hangisinde daha uzun süre kaldıkları kaydedildi. Yüzme deneylerinden sonra hem klik hem de chirp uyaran kullanılarak anestezi altında işitsel beyin sapı cevapları kaydı alındı. İşitsel beyin sapı cevaplarında 80 dB nHL'de alınan I, II, III, IV ve V. dalga latans ve amplitüdleri değerlendirildi. Ek olarak işitme kaybı olup olmadığını değerlendirmek üzere 20 dB nHL'de II. dalga belirlemesi yapıldı. Elde edilen bulgularda deney grubunun sessiz koşullarda dahi önceden sesli koşulla eşleştirilmiş kolda daha uzun zaman geçirmesi, tinnitus algısının davranışsal temsili olarak yorumlandı. Salisilat uygulaması sonrasında işitsel beyin sapı cevapları kaydında II. ve III. dalga amplitüdlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış gözlendi (p<0,05). Ayrıca klik uyaranlara verilen yanıtların chirp uyaranlara kıyasla daha belirgin şekilde etkilendiği görüldü. Ayrıca, klik uyaranın periferik ve merkezi işitsel yollar üzerindeki etkilerinin tinnitusun nörofizyolojik karakterizasyonu açısından daha hassas bir değerlendirme sunduğu ortaya koyuldu. Sonuç olarak, bu tez çalışması ile sıçanlarda sodyum salisilatla indüklenmiş deneysel tinnitus modelinin hem elektrofizyolojik hem de davranışsal yöntemle güvenilir şekilde değerlendirilebileceği ve klik uyaranın chirp uyarandan daha hassas bir değerlendirme sağladığı gösterildi. Çalışmanın deneysel tinnitus modeli geliştirilmesinde kullanılabilecek bir yöntem standardizasyonu ortaya koymasının yanı sıra, deneysel modellemeye dayalı potansiyel tedavi stratejilerinin geliştirilmesine de zemin oluşturabileceği düşünülmektedir.

Berfin Eylül Aydemir
Baskent University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyabetik nöropatili hastalarda plazma speksin, visfatin ve leptin düzeylerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, Tip 2 Diabetes Mellitus (DM) tanısı almış ve komplikasyon olarak Diyabetik Nöropati (DN) gelişmiş hastalar ile komplikasyon gelişmemiş hastaların plazma speksin, visfatin ve leptin değerlerinin incelenip, gruplar arası farklılık olup olmadığının araştırılmasıdır. Bu amaçla, çalışmaya Tip 2 DM tanısı almış, oral antidiyabetik ilaç ve/veya insülin tedavisi alan 93 yetişkin hasta dahil edildi. Elektrofizyolojik sinir ileti çalışması olarak hastalara Elektromiyografi (EMG) yapıldı. EMG bulgularına göre hastalar DN olan (n = 55) ve DN olmayanlar (n = 38) olarak iki gruba ayrıldı. Tüm hastalardan 5'er mL olmak üzere ikişer tüp venöz kan alındı. İlk tüp kan örneğinde hastaların HbA1c düzeylerine bakıldı. HbA1c düzeylerine göre gruplar kendi aralarında, HbA1c %6,5-8,4 arası ve ≥%8,5 olmak üzere ikişer gruba ayrılarak toplam dört çalışma grubu oluşturuldu. Diğer kan örneği plazmasına ayrıldıktan sonra speksin, visfatin ve leptin düzeyleri ELİSA yöntemi ile belirlendi. Bulgular gruplar arasında karşılaştırıldı. Çalışmaya katılan ve DN olan hastaların 31'i kadın, 24'ü erkekti. DN olmayan hastaların ise 29 kadın, 9'u erkekti. DN olan hastaların, olmayan hastalara göre glikoz ve HbA1C değerlerinin anlamlı derecede daha yüksek değerlere sahip olduğu görüldü (p<0,05). Lipid profilleri karşılaştırıldığında hem DN olan hem de olmayan hastaların total kolesterol ve trigliserit seviyeleri benzer şekilde yüksek bulunmasına rağmen anlamlı değildi (p>0,05). HDL düzeyleri açısından gruplar arasında net bir farklılık tespit edilemedi. LDL seviyeleri genel olarak DN olmayan grupta daha yüksek bulundu ancak anlamlı değildi (p>0,05). HbA1C düzeyleri %6,5-8,4 arasında yer alan DN olan ve olmayan hastaların beden kitle indeksi (BKİ), glikoz, total kolesterol, trigliserit, yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) ve düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL), speksin, visfatin ve leptin değerleri, nöropati tanısı alma durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermedi (p>0,05). HbA1c düzeyi ≥%8,5 olan hastaların DN tanısı alma durumlarına göre yapılan karşılaştırmada, hastaların BKİ, glikoz, trigliserit, HDL, speksin, visfatin ve leptin düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>0,05), total kolesterol ve LDL düzeyleri arasında anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). LDL düzeyleri DN olan hastalarda daha yüksekti. Çalışmaya katılan hastaların plazma speksin, visfatin ve leptin düzeyleri arasındaki korelasyon incelendi ve bu üç parametre arasında yüksek pozitif ve anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,01). Sonuç olarak Tip2 DM olup, DN olan ve olmayan hastaların HbA1c düzeylerine göre yaptığımız gruplandırma sonucu, hastaların plazma speksin, visfatin ve leptin düzeylerinin gruplar arası ve grup içinde anlamlı bir farklılık göstermediği sonucuna varıldı. DN olan ve olmayan hastaların speksin, visfatin ve leptin düzeylerinin korelasyon analizinde pozitif yönde anlamlı bir ilişki göstermesi, plazma değerlerinin birlikte hareket ettiğini ve klinik açıdan önemli olabileceğini düşündürdü.

Adeviye Özkan İbiş
Baskent University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İnsanlarda korpus kallosum alanları ile non-ver IQ arasındaki ilişkiler

7. ÖZET Bu çalışmada KK alanları ve Non-verbal IQ değerleri arasındaki ilişkiler 1 8 erkek 25 kadın olmak üzere toplam 43 denekte araştırıldı. Çalışmaya katılan deneklerin tümü, istatistiksel analiz için öncelikle sadece erkeklerin ve sadece kadınların olduğu iki ayrı gruba ayrıldı. Ayrıca denekler tüm sağlak, tüm solak, sağlak erkek ve sağlak kadın, solak erkek ve solak kadın olmak üzere altı ayrı gruba daha ayrıldı. Son altı alt gruptaki denek grupları, lateralizasyon değerlerine göre de ayrıldığı için yukarıdaki non verbal IQ, total KK ve KK bölümleri alanları arasındaki istatistiksel analize ek olarak el tercih değerleri de analize dahil edildi. Çalışmada tüm kadınların bulunduğu denek grubunda total KK ve KK'nin altıncı bölgesi olan istmus ile non-verbal IQ arasında ki negatif ilişkiler gözlemlendi (p<0.05, r: -0.412), (p<0.05, r:-0.440). Tüm sağlak deneklerde non-verbal IQ değeri ile el tercih puanı arasında negatif ve anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.01, r:-0.55). Sağlak erkeklerde nvIQ ile el tercih puanı arasında kuvvetli bir ilişki bulunurken (pO.01, r:-0.81) sağlak kadınlarda non-verbal IQ ile istmus bölgesi arasında negatif ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05, r:-0.60). Anahtar Kelimeler : Korpus Kallosum, Morfometri, Lateralizasyon, nvIQ, Manyetik Rezonans Görüntüleme, Korelasyon.

Mehmet Alkanat
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessEN

Sıçanlarda yüksek doz D vitamin'in uzaysal öğrenme ve bellek üzerine etkisi

"Vitamin D" is a prohormone steroid and has a place with the fat-soluble vitamins. It's liable for endocrine, paracrine and autocrine functions. Vitamin D is likewise basic for calcium absorption, bone mineralization, calcium and phosphorus homeostasis, nerve conduction, hormonal release, and neuromuscular function, acts as a natural antioxidant. Its impact on learning has not been widely reported. In the literature, there are several of discrepancies among age groups when it comes to this condition. This study aimed to see how vitamin D supplementation affected the cognitive performance of young male rats in the Morris water maze. Serving this purpose, 36 young male Wistar rats aged 8 weeks old age was divided into three groups with the control group (oral gavage normal saline), low dose vitamin D group (400 IU/ day) and high dose vit D group (1000 IU/ day. Rats were tested for their capacity to memorize the location of a platform after 8 weeks of daily supplementation in two phases: acquisition (next 3 days, fixed platform location), and retention (next 3 days, variable platform location) (forth day, removed platform). There were four trials per day (interval between trials 20-25 minutes). In spatial learning and working memory, the time spent finding the platform and duration of time spent in the quarter area of the maze including the platform were compared statistically in a number indicating the percentage of total time. There were no significant inter-group differences (p>0,05). From the first to the third day of training, all groups of animals improved their learning performance while decreasing the time spent searching for the platform (p<0,05). In this study, it was shown that 8 weeks of 400 and 1000 IU/day vit D application did not have any effect on learning to locate, but it did not cause impairment in the learning process either.

MemoryAnimal experimentationRats+2
Taha Husseın Alı Elshahoubı
Baskent University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

The effects of high dose vitamin D on the sympathetic skin response in rats

Vitamin D is a fat-soluble hormone formed predominantly in the skin when exposed to UVB from the sun or absorbed from restricted dietary sources. Vitamin D is a significant regulator of calcium and phosphorus homeostasis and controls many other biological processes, including the immune system, cell growth and division. Electrodermal activity (EDA) measures the skin conductance level (SCL) which innervating of sweat glands. Increased SCL indicate increase sympathetic activity and increase sweat secretion. There is no previous study linked to the effect of vitamin D on electrodermal activity. And the purpose of the present study is to investigate the effect of Vitamin D on sympathetic nerve activity at different high doses using electrodermal activity. This study was carried out with 36 rats. This study was carried out with 36 rats. The rats were divided into 3 groups as sham group receiving tap water by oral gavage, medium dose vitamin group (400IU) and high dose vitamin group (1000IU). A significant difference was found between the medium dose group and the sham group for tonic SCL (p value =0.027). A significant difference was also found for phasic SCL between the medium dose group and the sham group (p value = 0.001) and between the high dose group and the sham group (p value = 0.013). There was no difference when each group's tonic and phasic SCL were compared separately. Our findings showed that sympathetic skin response was increased with vitamin D supplementation, and there was no significant difference between high and medium dose vitamin D. In conclusion, sweat gland activity and stress response increased with the increase in vitamin D administration, but no dose-dependent effect was observed. Keywords: Vitamin D, Sympathetic skin response, Skin conductance level, Rat

Animal experimentationSympathetic nervous systemRats+1
Haıfa S. Muftah Masud
Baskent University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Sıçanlarda yüksek doz D vitamini'nin kaygı ve keşfi etkinlik davranışlarına etkisi

Vitamin D is a fat-soluble vitamin produced in the skin in reaction to exposure to sunshine. It is necessary for a variety of processes, including calcium and phosphate homeostasis, as well as neuromuscular and immunological function. Not many studies have been conducted to examine the relationship between anxiety, exploratory behaviour, and different doses of vitamin D. The current study aimed to evaluate the impact of different doses of vitamin D on anxiety-related behaviours in rats using the elevated plus-maze method and on exploratory behaviour and general activity of rats by using the open field test. In this study, 8 weeks old age 36 young male Wistar rats were used. They were divided into 3 groups as a sham group and two different doses of vitamin D groups. They were fed with feed containing 300 IU Vit D ad libitum. Sham group (Group 1) took normal water by gavage (n=12). The vitamin D group (Group 2) took 400IU vitamin D, and the last group (Group 3) took 1000IU vitamin D (n=12). The drugs were given once a day for 8 weeks to the groups by gavage. After 8 weeks, the rats were tested in the elevated plus-maze and open field tests. In the open field, spent time in the central area (STC) values of Group 2 (p<0.02) and Group 3 (p<0.05) were found to be much higher than Group 1. While the STC value of Group 3 was the lowest, the STP value was nearly the same in Group 2 and Group 3. The number of rearing was the highest in Group 2. When the elevated plus-maze test evaluated, there were no statistical differences between groups for the spent time in the closed arm (STCA) and spent time in the open arm (STOA), but in Group 2, STCA value was the lowest and STOA value was the highest from other groups. Entry number of closed arms (ECA) value was statistically higher in Group 2 than Group 3 (p=0.05). Our findings showed that 400IU and 1000IU doses of vitamin D exhibited anxiogenic effects, with no significant difference between the two groups. As a result, an increase in vitamin D supplementation causes an increase in anxiety.

AnxietyAnimal experimentationRats+2
Zahour Gamal Eddn Habıb Asmaeıl
Baskent University · Institute of Health Sciences
2021
00