
99
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Atık maddelerin sanat yapımında kullanılması
ÖZET Bu çalışma, kişilere ait atık maddelerin/çöplerin/ kullanılmış eşyaların bir sanat eserine dönüştürülmesi amacıyla hazırlanmıştır. İlk bölümde, tarih içinde değişim gösteren toplumsal, ekonomik, kültürel ve politik gelişmelerin, sanat eseri yapımında atık madde kullanımına etkileri incelenmektedir, ikinci olarak, atık ve çöplerin hangi amaçlarla ve ne gibi yöntemler kullanılarak sanata malzeme olduğu sorgulanmaktadır. Bu kapsam içinde hareket ederken 1910'dan günümüze kadarki sanat akımları, bu akımlara bağlı sanatçılar ve sanat eserlerinden örnekler verme yöntemi seçilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise, seçilen konuya paralellik gösterecek nitelikte oluşturulan sanat eserinin hazırlık ve oluşum aşamalarına değinilmiştir. Yapıt, tez sahibinin çevresindeki insanlardan topladığı bireysel atık/çöp malzemeyle hazırlanan bir enstalasyon (yerleştirme) çalışmasıdır.
Bireysel hikayeler ve ifadelendirme sorunu
Sanatın her alanı tarih boyunca bireyselleşme süreci yaşamıştır. Resim de bu sanatdallarından biri, belki de bu süreci en belirgin yaşayan alanlardan biridir. Ortaçağyaşantısının dine dayalı kültürü ve birey üzerindeki baskısının sanat üzerindeki öznellikkarşıtı etkisi bu açıdan önemli bir örnektir. Dinsel temaların etkisini yoğun bir şekildegösterdiği sipariş resimler, bireyselliği baskı altına alarak, sanatçının kendi dilini oluşturmave bireysel anlatım yollarını bulma çabasını olumsuz yönde etkilemiştir.18. yüzyılda üretim biçimi ve düşünsel alandaki değişmelerle birlikte sanat ortamında daRomantizmin gelişimi, resimde ifadelendirme ve imgeler anlamında bireyselliğingüçlenmesine ve dile getirilmesine zemin hazırlamıştır.Romantizm ve aydınlanma düşüncesinin devamı olarak 19. yüzyılda yeni anlatım yollarıbulma çabalarıyla sanatın amacı bir anlamda sanatçının kendi dilini ve içselliğini sanatınakatması yönünde bir tutuma dönüşmüştür. Sanatçı ve zanaatkar kavramları arasındakiayrım belirginleşmiştir.20. yüzyılın başlarından itibaren, sanatta bireysel arayışları güçlendiren aklın etkin olduğu,daha deneysel bir süreç başlamıştır. Ekspresyonizm, bireysel ifadelendirme temelinde birsanat anlayışı olarak, sanatçının bireysel hikayelerini, duygu ve düşüncelerini, tümüylekişisel bir üslup içinde sunması anlamında etkili olmuştur. Bu süreçte öznellik, yaratma veöze dönme gibi kavramlar tam anlamıyla sanatın içine yerleşmiştir.Bu tezin amacı; sanatta, özellikle de, resim sanatında, bireysel ifadelendirmenin vehikayelerin yer alışını tarihsel perspektif içerisinde kısa biçimde açıklamak, nedenlerinedeğinmek örnekler üzerinden konuyu incelemek ve tez çalışması sürecinde yapılan işleribu çerçevede konumlandırmaktır.Anahtar kelimeler: Bireysellik-Bireysel Hikayeler.
Modern sanat müzeleri ve toplum ilişkisi
Günümüzde çağdaş anlamdaki müze tanımı ?Toplumun ve gelişiminin hizmetinde olan,halka açık, insana ve yaşadığı çevreye dair tanıklık eden malzemelerin üzerinde araştırmayapan, toplayan, koruyan, bilgiyi paylaşan ve sonunda inceleme, eğitim ve zevk almadoğrultusunda sergileyen, kar düşüncesinden bağımsız, sürekliliği olan bir kurumdur?(www.icom.org, 2005) şeklinde yapılmaktadır.Bugün dünyada sanat eserlerinin klasik anlayışla istiflenemeyeceği düşüncesi, müzelerinişletilmesinden mimari özelliklerine kadar birçok alanda yeni yönelimleri zorunlu halegetirmiştir Bu yapısal değişim, müzelerin yönetim politikalarının yanı sıra ülkelerin devletpolitikalarında da değişimin gerekliliğini ortaya koymuştur. Kimliklerin ve değerlerinsürekli değişen şartlar altında ayakta kalabilme savaşını kazanabilmeleri, müzelerinorganizasyonel yapısı ve yönetim politikası ile de yakından ilgilidir.Bu tez çalışması, müzelerin, hızla modern kentlerin kültürel merkezlere dönüşmesindekirolünü biliyor olmamıza rağmen, toplum olarak bizler neler yapıyoruz? Kültürelmiraslarımıza ve değerlerimize yeterince ilgi ve alaka gösteriyor muyuz? gibi sorularageniş bir şekilde yanıt aramaktadır.Bu çalışma, müzelerin, ana işlevlerini özellikleri doğrultusunda daha fonksiyonel halegetirmekte müze - toplum ilişkisinin önemini karşılaştırmalı bir şekilde analiz etmektedir.Ayrıca müzelerin işlevlerini yerine getirmelerinde ?finans?ın rolünü, müzelerin kar amacıgütmeyen, kamu yararına kurumlar olmalarına rağmen, birer işletme gibi düşünülmeleriningerekliliğini de ortaya koymaktadır.
Andy Warhol'un sanatında Amerikan kültürü eleştirisi
Bu çalışmada Andy Warhol Sanatında Amerikan Kültürü Eleştirisi konusu dört bölümde incelenecektir. Birinci bölümde, Amerikan kültürü tarihi ve tüketim toplumunun oluşumu ve dünyaya bu davranış ve düşüncenin popülerleşerek yayılışı çeşitli kaynaklardan araştırılmış ve derlenmiş olup gelişmeler sırasında, dönemin sanatçılarının eserlerindeki etkiler incelenmiştir. İkinci bölümde, tüm dünyayı etkisi altına alan tüketim anlayışının sanattaki yansıma ve etkileri, dönem sanatçılarının eserleri üzerinden analiz yapılarak tartışılmıştır. Üçüncü bölümde ise çağdaş sanatta tüketim toplumunu en iyi yansıtan ve pop art akımının öncüsü olan Andy Warhol'un felsefesi ve icra ettiği eserleri ile Amerikan Kültürünü nasıl yansıttığı üzerin araştırma yapılmıştır. Dördüncü bölümde, örneklenen sanatçılardan etkilenerek üretilen bu çelişkili felsefeyi, Alara Dizdaroğlu'nun sanatına nasıl etkiler getirdiği üzerinde durulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Amerikan Kültürü, Tüketim Toplumu, Tüketim Kültürü, Popüler Kültür, Pop – Art, Andy Warhol
1960'dan günümüze kapitalizm ve tüketim kültürü'nün sanata yansımaları
Sanat, tarihten günümüze toplumlar içerisinde sosyal, kültürel ve politik açılardan işlevlendirilmektedir. Çalışmada tüketim kültürünün, kapitalizmin tüketime bağımlı dinamikleriyle kurduğu iletişim sayesinde ivme kazandığına değinilmektedir. Bu yolla kapitalizmin ve tüketim kültürünün sanat üzerinde yönlendirici bir etki oluşturduğu ortaya konmaktadır. Çalışmada kapitalizm ve tüketim kültürü içerisindeki sanatın, 1960 yılına kadar ki etkileşimi; sanat ve siyaset rejiminin geliştirdiği modellerin süreçlerindeki tespitlerle sunulmaktadır. 1950 yılında ortaya çıkan Pop Sanat'ın kurduğu iletişime ayrıca yer verilmektedir. 1960'larda Çağdaş Sanat akımlarının, kapitalist mantaliteye ve tüketim kültürüne karşı verdiği tepkiler ortaya konmaktadır. 1980'lerde kapitalizmin küreselleşmesinin temellerinin atılmıştır. 1990'lardan itibaren de küreselleşen kapitalizm ve tüketim kültürü, dünya çapında egemenliğini sağlamıştır. Günümüzde sanatın ve sanatçının, sermaye ile zorunluluklara dayandırılan iletişimi gözlemlenmektedir. Araştırmayı hazırlayan Alpay'ın, tüketim kültürü ve kapitalizmin; sanatta, toplumda, doğada ve dünyadaki tüm canlılarda yarattığı etkilere dair çıkarımlara ve aktarımlarının görsellerine yer verilmektedir.
Fragmanlar, sınırlar, beden ve anlam üzerine okumalar
Bu tez çalışmasında, fragman imgeleriyle temsil edilen bedenin, sanat tarihindeki izi sürülmüş; beden kavramının sınırları, değişen anlamları araştırılarak, bu değişimin sanatsal imgelere yansımaları incelenmiştir. Çalışma, bedenin fragmanlarla temsiliyetine yönelik genel bir sonuç üretme hedefi taşımaktan çok, kişisel çalışmaların zeminini genişletmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda tez boyunca konuyla ilgili belli teorik kavramlar incelenmiş, bedeni ve özellikle beden parçalarını çalışmalarında kullanan sanatçılar araştırılarak kişisel çalışmalar metin içerisinde ilintili bölümlere yerleştirilmiştir. Çalışmada beden kavramına ana hatlarıyla üç farklı açıdan yaklaşılmıştır. Metnin içeriği, zihin, beden diyalektiğinde algılayıcı bir aygıt olarak tanımlanan nesne beden, anlam üreticisi olan özne beden ile toplum ve kültür tarafından süreç içinde inşa edilen beden kavramları etrafında şekillendirilmiştir. Fiziksel ve tarihsel bir gerçeklik olarak parçalanan beden, toplumsal olarak parçalanan hayat ve bu durumun metaforu olan beden, psikoanalitik ve fenomelojik teoriler bağlamında parçalanan özne kavramları detaylandırılmıştır. Çalışmada kendini feminist olarak tanımlayan sanatçılara yer verilse de beden sadece kadın bedeni kapsamında ele alınmadığı için feminizm kavramı özellikle ayrıltılandırılmamıştır. Anahtar Kelimeler: beden, fragman, metafor, parça, bakış, nazar, panoptikon
Bir terapi olarak sanat
Sanat ürünleri üstüne ilk kilinik /deskriptif incelemeler, 19. Yüzyılın son çeyreğinde (1876-1888) Max Simon ve suç hukuku uzmanı Cesare Lombroso tarafından yapılmıştır. Simon ve Lombroso bu ürünlere hastalık belirtilerini aramak için bakmışlar ve psikotik hastaların sanat ürünlerindeki sitilizasyon ve sembolizasyonu inceleyen çalışmaları psikozların deskriptif sınıflamasına katkı sağlamıştır. Paul Meunier öncülüğünde bir grup ise bu ürünleri "iç dünyanın dışa vurumu ve yaratıcılık" açısından incelemiştir. Dönemin resmi sanat söylemi ise, bu yapıtların "ifadenin ilkel biçmi" şeklinde niteleyerek ilgi alanından dışlamıştır. Daha sonra Mohr (1906-1907), psikotik hastaların teşhisine dönük çalışmalara katkı sağlayıcı denemelerde bulunmuştur. Mohr, çok iyi planlanmış, teşhis amaçlı deneyimsel çizimler üzerine incelemeler yaparak hastaların sanat ürünlerinde görülen ortak özellikleri incelemiştir. Bu erken deneyimsel çizim testleri, bugün psikotik ve nörotik bozuklukların teşhisinde yaygın olarak kullanılan bazı testlerin gelişimini hazırlamıştır. Hastaların yaptığı sanat ürünlerini toplayarak "Heidelberg Collection" olarak bilinen çok geniş bir koleksiyon oluşturan Hans Prinzhorn (1916-1926), bu yolla onların içsel psikolojik süreçlerini incelemiştir. Prinzhorn, psikotik sanata estetik açıdan yaklaşmış ve psikotiklerin, çocukların ve ilkel insanların sanat ürünlerinde görülen benzerliklere dikkati çekmiştir. Bu tezde genel olarak sanatı, özel olarak da resim sanatını bir terapi aracı olarak kullanabilirmiyiz bunu sorguladık. Pek çok hasta için resim sanatı terapötik özellikler göstermektedir. Öyleki klasik terapi araçlarından kimi zaman daha etkili olduğu görülmektedir. Hatta kimi ağır psikolojik sorunları olan bazı ressamların doğrudan resim yaparak kendilerini tedavi ettikleri bile söylenebilir. Van Gogh bunlardan en bilinen örnektir. Dolayısıyla resmi sadece sanat değil aynı zamanda terapi aracı olarak görmek onun ne kadar evrensel bir dili olduğunu göstermektedir(Eren;1998;11).
Türk resim sanatında doğa soyutlamaları
Doğa kendini sürekli değiştiren ve yenileyen, insani faktörlerin etkin olmadığı etrafımızı çevreleyen varlığın tamamını kapsamaktadır. Soyutlama ise sanatçı tarafından seçilen formun ilk hali ile pek az bağlantısı kalıncaya kadar yalınlaştırması veya değişime uğratmasıdır. Doğa gerçek dünyanın kendisini oluşturduğu için, pek çok sanatçı tarafından tarihin ilk zamanlarından günümüze kadar soyutlanarak resmedilmiştir. Doğa konusunu ele alan sanatçılar hayal güçleriyle konuyu zamanın ötesine götürebileceklerini ortaya koymuşlardır. Bu tez çalışmasında, tarihi süreçler ele alınarak, ilkel zamanda mağara duvarına çizilen ilk resimlerden, zaman içerisinde boya ve tekniğin sanatçılar tarafından keşfedilmesi ile günümüze kadar gelen doğa soyutlamaları ele alınarak Batı resim sanatındaki akımlar incelenmiştir. 18'inci yüzyıla kadar geleneksel çizgide seyreden Türk resim sanatı, batılılaşma hareketlerinin sonucunda 19'uncu yüzyıldan itibaren Batı resim sanatının etkisinde kalarak ilerlemeye başlamıştır. Türk resim sanatında kullanılan teknikler Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki minyatürlerden başlayarak incelenmiş ve günümüz çağdaş resim sanatına gelene kadar geçen süreçte Batı resim sanatının Türk resim sanatçıları üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Doğa soyutlamalarının Türk resim sanatındaki işleniş biçimi yapıtlar üzerinden değerlendirilmiştir. Büyük sanatçıların yapıtları referans alınarak gelecekteki ressamlara doğanın nasıl ele alınacağı, işleneceği ve daha da güçlendirileceği konusunda ışık tutması amaçlanmıştır.
Erken modern çağ ve avangard sanatta akılcılık eleştirileri
Bu tez çalışmasında Avrupa'da akılcılık düşüncesinin gelişimi, bu düşüncenin modernite ve kapitalizm arasındaki bağlarının incelenmesi ile başlanmış, akılcılık olgusuna yönelik eleştiriler felsefe ve avangard sanat alanlarında araştırılmıştır. Romantik gelenek, Baudelaire ve Nietzsche'nin düşünceleri akılcılık eleştirileri çerçevesinde sanat alanını göz ardı etmeden incelenmiş, yakın çağımızın düşünürlerinden örnekler ile karşılaştırılmıştır. Akılcılık ve modernite arasındaki bağ, avangard sanatçıların bakış açıları doğrultusunda incelenmiş, akıl ve modern yaşam hakkındaki görüşleri karşılaştırılarak eserler ile örneklendirilmiştir.
Sinema ve resim ilişkisi bağlamında Nuri Bilge Ceylan filmlerinin resimsel kadrajdaki etkisi
Sinema ve resmin, sanatsal bağlamda dünden bugüne etkileşim içinde olduğu gözlemlenmiştir. Sinemanın yedinci sanat olarak tanımlanmasından bu yana, sinemacılar bir çok sanat dalı ile ilişki içinde olup, sanat tarihinin ustalarından beslenerek sinema filmleri üretmiştir. Sinema sanatının doğuşu yirminci yüzyılın başlangıcında Lumiére kardeşlerin "sinematograf" aygıtını kullanarak hareketli görüntüleri akıtmaya başlamasıyla gerçekleşmiştir. Bu buluş, dünya için yepyeni bir dönemin başlangıcına vesile olmuştur. Fotoğraf ve sinemanın tarihine bakıldığında, yirminci yüzyılın ortalarında modern sanatta teknik anlamda meydana gelen tıkanmanın etkili olduğu gözlemlenmektedir. Sinema ve resim sanatının içinde bulunduğu etkileşime önemli bir katkıyı ressam sinemacılar sağlamıştır. Akira Kurosawa, David Lynch, Peter Greenaway, Alfred Hitchcock gibi sanat eğitimi almış sinemacılar, hayallerini tuvale veya kağıda aktararak, sahnelerin kurgularını oluşturmuşlardır. Film öncesi hazırlık aşaması olan bu yöntem, sinema dilinde story-board olarak adlandırılmaktadır. Türk sinemasının başarılı isimlerinden Nuri Bilge Ceylan'ın filmleri incelendiğinde fotoğrafçılık geçmişinden beslendiği açıkça gözlemlenmektedir. Ceylan'ın filmlerinde minimalist bir yaklaşım hakimdir. Durağan sahnelerde kullandığı geniş açı doğa görüntüleri uzun uzun izlenmektedir. Dış mekan sahnelerde oldukça az sayıda kullanılmış olan objeler, mekana belli mesafelerle dağılmaktadır. Ceylan, iç mekan çekimlerine de benzer bir fotoğrafik hassasiyetle yaklaşmakta, ışık, gölge, renk ve perspektif gibi unsurları ustaca kullanarak anlatımını biçimlendirmektedir. Bu çalışmada, resim ve sinema sanatının tarihten bugüne içinde bulunduğu etkileşim araştırılırken, Nuri Bilge Ceylan filmleri, resimsel bir bakış açısıyla izlenerek, Filiz Piyale resimleriyle Nuri Bilge Ceylan filmlerinin kadrajları arasındaki ilişki incelenecektir.
Şahnamenin mitolojik bölümü ve İran-Turan ilişkisi
Mitolojik bağlantıların kökeninde yatan en temel insani duyguların; rekabet, aşk, savaş, kabul, ret, haset, kıskançlık ve.b düşüncelerin, insanın varoluşundan günümüze kadar öyküler değişse de özünün değişmediği ve sanatsal anlatımlar içerisinde konu olarak ele alındığını görüyoruz. Şehnamenin özü, akıl, ruh, beka, ölüm ve ölümsüzlük paradoksu içerisinde, insanın madde ve ruh arasındaki denge arayışını merkeze koymaktadır. Bu öz, antik dönem Yunan filozoflarının kullandiği lirik, Arap Rönesansı'nın ışığında niteliğini taşımaktadır. İnsan doğası gereği cisim, varlığının özünde; yıpranan, yok olan bir varoluş sorunsalına mahkumdur. Cismin sonlanması maddı hayat ile ilişkilidir. Diğer taraftan insan, cisminin sonluluğuna karşıt yükselen ve varoluşunu kemale erdirerek özgürleşmeyi amaçlayan bir ruh hayal etmektedir. Cisim ve ruh arasında denge arayan bu devinim(ikilem) insanoğlunun ulaşmaya çalıştığı en zor denklemdir. Varlığının maddi zemininde daha iyi bir hayat arayışı ile cismini tüketen insan, istemsizce yüzünü toprağa dönmekte olup, ölümlülüğünü an be an unutmak isterken her daim hatırlamaktadır. Doğu felsefelerinin özünü anlatan bu yaşam-ölüm, iyi-kötü, doğru-yanliş karşıtlığında 'Şehname' örnekleri bu tez içerisinde sunulmaktadır. Bunlardan en önemlisi Rüstem figürüdür. Sonuç olarak; geçmişten günümüze kadar efsanevi kültür ve sanat anlatıları, hayat ve hakikat arayışında bugün insanının dünyasında bir öğreti değeri taşımaya devam etmektedir. Anahtar Kelimeler: Zerdüşt, Mitoloji, İran-Turan, Şehname, Firdevsi
Transformed materials and spatial design in the contemporary art after 1990
The reflections of the technological, political, economic and cultural changes experienced worldwide in the post-1990 period are also reflected in the field of art. These changes have revealed a pluralistic nature of art and are an important factor for the increase in the diversity of artistic materials. In this thesis study, the topic was chosen from various topics widely seen in contemporary art; Political, Ethnicity and Gender, and the works of artists working with transformed materials. Ready-made objects were first transformed into works of art by Marcel Duchamp in 1917. The artists of the late 1990s continued to develop this tendency by reflecting the most recent changes in the world. Today's contemporary artists are frequently using ready-made and waste materials in their works. In this study the interactions between space-object relations were investigated by examining the works that any living space turned into a work of art or various objects belonging to daily life were placed in an art work. Between 2015-2018, the most recent works exhibited in the Art Basel Fair, London Frieze Art Fair, Venice Biennial and Istanbul Biennial were searched and focused on the latest trends in the field of material works. Turkish contemporary artists Şakir Gökçebağ and Ferhat Özgür were interviewed in the context of personal exhibitions consisting of material-oriented works in 2017. With the constantly developing technology, the excellence and diversity of the objects produced in the industry are increasing. This continuity has become an important factor in unlimiting the material possibilities of art.
Geleneksel motiflerimizin soyutlanmasıyla yeni bir plastik anlayışa varılması
Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlayan batılılaşma hareketleri resim sanatımızda da kendini göstermiş, gerek yurtdışına gönderilmiş ressamlarımız, gerekse yurda davet edilmiş Batılı ressamlar, resim sanatımızda batılı anlayışın egemen olmasında önemli rol oynamıştır. Cumhuriyet döneminde de sürdürülen bu çalışmalar bir devlet politikası haline gelmiş, ressamlarımız sadece yurtdışına değil, yurt gezilerine de gönderilmiş ve Batı sanatı eğitimi almış olan ressamlarımızın Anadolu kültürünü tanımaları ve resim sanatını ve sanatçısını da Anadolu halkına tanıtması, "Ulusal kimlik " oluşturma ve "Halkçılık" ilkeleri doğrultusunda yapıtlar üretmeleri istenmiş ve bu yapıtlar İnkılap sergilerinde kendine yer bulmuştur. Böylece Anadolu kültürü, yaşantısı, sanatı ve folkloru çağdaş resim sanatımızı etkisi altına almıştır. Ressamlarımız yöresel temaları ve motifleri, Batılı bir anlayış ve bireysel bir yorumla, çağdaş sanatımızın en çok ilgi gören konuları arasında görmüşlerdir. Bu çalışmanın birinci bölümünde; Geleneksel motiflerimizin nasıl şekillendiği, Plastik değerleri ve çağdaş Türk resim sanatına etki ve katkıları genel bir bakışla ele alınmıştır. (Geleneksel motiflerimizin oluşum öyküleri ve plastik değerleri soruları genel bakışın yanı sıra halı ve kilim, özellikle de kilim motifleri örnek alınarak yapılmıştır.) İkinci bölümde ise, Çağdaş Türk resim sanatının oluşum ve gelişim aşamaları ve geleneksel motiflerimizin, resim sanatımıza etki ve katkıları ele alınmış; bu alanda çalışmış sanatçılarımız ve yapıtlarından örneklere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çağdaş Türk Resim Sanatı, Geleneksel Motifler, Cumhuriyet Dönemi, Sanat
Dışavurumculuğun Türk resim sanatındaki etkisi
Ondokuzuncu yüzyılın sonunda sanayi devrimi ile ortaya çıkan, yeni ve güçlü burjuva sınıfının altında ezilen proleteryanın ortaya koyduğu sınıf çatışmaları ve ekonomik krizler bir buhrana sebep olmuştur. Sonrasında çıkan Birinci Dünya Savaşının acıları ise bütün dünyayı olumsuz etkilemiş, insanların gelecekle ilgili umutlarını yitirmesine neden olmuştur. İnsanlar düştükleri depresyon ve melankolik durumlarını ifade edecek bir araca ihtiyaç duymuşlardır. Ekspresyonizm sanat akımı; yirminci yüzyılın başında, insanların duygularını ifade etmelerini sağlayan, önemli bir anlatım aracı olmuştur. Sanatçılar, yaptıkları Ekspresyonist resimlerle, ruh hallerini, acılarını, içsel korkularını, ekonomik ve politik kaygılarını dışarıya yansıtma olanağı bulmuşlardır. Ekspresyonist sanatçılar, geleneksel sanat anlayışından uzaklaşmış, soyutlama ve deformasyondan yararlanarak öznel bir anlatım dili geliştirmiştir. Ekspresyonizmde portre ve figür, duyguların ifade edilmesinde en önemli araçlar olmuşlardır. Renk ve biçim ilişkisinin güçlü olarak ön plana geldiği Ekspresyonizm'de, portre ve figür, ruh halini en güçlü bir plastik dil ile anlatmaktadır. Ekspresyonizm'in oluşumunda etkili olan biçimsel etkenlerin başında, modern sanatın, gerçekliği betimlemeden uzaklaşma çabaları ve farklı biçimsel arayışları gelir. Bu biçimsel değişimde Afrika, Arap ve Asya sanatı, hatta Japon Estampları sanatçıların esin kaynakları olmuşlardır. Bilhassa ilkel kabile sanatı ve maskları Ekspresyonizmin gelişmesinde biçimsel etkenler olmuştur. Ekspresyonizmin ortaya çıkışında ve gelişmesinde Alman Ekspresyonizmi başı çeker. 'Die Brücke' ve 'Der Blaue Raiter' grubu önde gelen hareketlerdir. Ekspresyonizm Fransa ve Avusturya gibi ülkelerde de etkili olmuş ve günümüze kadar sanatçıları etkilemeye devam etmiştir.
Resim sanatında otoportre ve kimlik değişimi
'Otoportre ve Kimlik Değişimi' isimli bu tez çalışmasında öncelikle portre ve otoportrenin tanımına yer verilmiş, devamında örnek sanatçılarla tarihsel süreci yansıtılmıştır. Portre ve otoportre fiziksel ve psikolojik olarak ele alınarak dönemlerine göre ayrıntılı bir biçimde incelenmiştir. Hem dünya genelinde hem de ülkemizde geldiği nokta hakkında bilgi verilerek örnek görsellerle desteklenmiştir. Tezin 'Kimlik' bölümünde kimliğin tanımından başlanarak sosyal ve bireysel açıdan bireyin kimliği değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra resim sanatındaki kimlik kavramının otoportre konusunu nasıl etkilediği hakkındaki görüşler, dönemlerine göre yansıtılmıştır. 'Otoportre ve Kimlik Değişimi' bölümünde, öncelikle 'kimlik değişimi' kavramı sorgulanmıştır. Geçmişten günümüze kadar gelen örnek sanatçılardan yararlanılarak kendi felsefesiyle ilişkilendirilmiştir. Tezin son bölümünde kimlik değişimi kavramını sorgulayan sanatçılara yer verilmiştir. Bu sanatçıların yanında araştırmacının da otoportrelerindeki kimlik değişimleri hem plastik değerleri hem de kavramsallığı açısından değerlendirilmiştir. Tüm bu veriler dahilinde yararlanılan kaynaklar, kütüphanelerde bulunan yerli ve yabancı kitaplar ile makale ve tezlerden elde edilmiştir. Bu kaynaklar yardımıyla da konu başlıkları ile ilgili bilgiler toplanıp görsellerle birlikte anlamlı bir şekilde düzenlenerek sonuca varılmıştır.
Deneysel fotoğraf anlayışının teknik gelişimi ve avangard sanat ilişkisi
Fotoğrafın icadı ve oluşum sürecinden başlayıp avangard dönem içerisindeki gelişimleri "Deneysel Fotoğraf" üzerinden inceleyen bu tez; tarihsel ve teknik açıdan fotoğrafa müdahaleyle yapılan deneysel çalışmaların amacının ne olduğuna ve kendi dönemi için ne ifade ettiğine dair veri taramasına dayalı bir araştırma içerir. Fotoğrafın icadıyla giriş yapılan ilk başlığın ardından, fotoğraf üretimine yansıyan "mimesis, yeniden üretim, hakikilik, gerçeklik ve biriciklik" gibi düşünce ve yaklaşımlar kavramsal açıdan incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise fotoğrafın eksik yönlerini tamamlamak, daha iyi bir görüntü elde etmek ve insanların beğenisini kazanmak adına yapılan ve ilk olma özellikleriyle önem arz eden müdahale edilmiş çalışmalar yer alır. Hemen sonraki süreçte fotoğrafın sanat türleriyle aynı statüye sahip olmasını isteyen fotoğrafçıların kurduğu High-Art, Pictorializm akımlarının kapsamlı incelemesi ve konu çerçevesinde iş üreten fotoğrafçıların çalışmalarının önemi vurgulanır. Son bölümde modern sanat çerçevesinde fotoğrafın sanatsal bir malzeme olarak kullanımı doğrultusunda konulara paralel olarak üretilen çalışmaların teknik başlıklar altında incelemesi yapılmıştır.
Sanat eserlerinde melankolinin biçim ve içerik açısından incelenmesi
Melankoli, her dönem ve çağda insanların ilgisini çeken bir konu olmuştur. Melankoli hem sanat, psikoloji literatüründe oldukça geniş yer alır, hem de gündelik yaşamın bir parçasıdır. Dolayısıyla geçmişte konuyla ilgili birçok sanat eseri üretilmiş ve bugün hâlâ üretilmektedir. Bu tezin amacı, bir yandan melankoliyi bir üst başlık olarak delilik olgusu içerisinde, diğer yandan yakın veya karıştırılan kavramlarla ilişkisi içerisinde değerlendirerek sanatta temsil ediliş biçimini biçim ve içerik açısından incelemektir. Tezde öncelikle delilik ve melankoli tanımları ve tarihi üzerinde durulmuştur. Daha sonra melankoli-sanat ve sanatçı bağlamında ilişkisi, yakın ve karıştırılan konular depresyon ve nostalji gibi konulara geçilmiştir. Ayrıca Melankolinin sınıfsal olarak yeri irdelenmiş son olarak da temsillerde mekân, ışık, figür bağlamında analizler yapılmıştır. Son başlıkta melankolinin sanat eserlerindeki temsillerinde renk, ton vs. gibi biçimsel veya sosyal, psikolojik bağlantılar görsellerle birlikte incelenmiş, temsillerde figürlerin beden dillerine ve mekâna dair analizler yapılarak bir temsilin melankolik görünmesini veya kişi üzerinde melankolik etki yaratmasının nedenleri araştırılmıştır. Fakat bazı duygular ortaktır ve izleyici üzerinde ortak izlenimler de yaratabilir. Araştırmada ayrıca melankoli duygusunun temsillerine de ortak yaklaşımlar veya bakış açıları olup olmadığı bulunmaya çalışılmıştır.
Özgün baskıresim'de potasyum ferrisiyanür, ferrik amonyum sitrat, gümüş nitrat ve tartarik asit'in kullanımı
Kendine özgü kullanılan malzemeleri, teknikleri, tasarım ve yapılış yöntemleri açısından plastik sanatlar alanında oldukça önemli bir yere sahip olan Özgün Baskıresim, yüksek baskı, düz baskı, çukur baskı ve elek baskı olmak üzere dört ana grupta incelenir. Düz baskı teknikleri içerisinde yer alan bu çalışmada Potasyum Ferrisiyanür, Ferrik Amonyum Sitrat, Gümüş Nitrat ve Tartarik Asit gibi maddeler birbirleri ile belirli oranlarda, belirli bir miktar su içerisinde karıştırılarak ışığa duyarlı bir kimyasal karışım elde edilmiştir. Bu karışım kâğıt üzerine sürüldükten sonra kurumaya bırakılmış, tasarımı yapılan çalışmalar asetat yüzeyine akrilik boya kullanılarak negatifleri çizilmiş, bu çizimler solüsyonlu kâğıt üzerine sabitlenerek ultraviyole ışıkta pozlanmış ve baskıresim elde edilmiştir. Disiplinler arası nitelik taşıyan bu çalışma Türk baskıresim sanatında farklı bir yöntem olarak yerini almıştır.
Metafizik içerikli resimlerde figür analizi
Bu tez çalışmasında resim sanatında metafiziğin geçmişten günümüze kadar hangi aşamalardan geçerek, sanata nasıl yön verdiği ve etkileri incelenirken, felsefede ve diğer sanat alanlarında ki yansımaları da bir bütün olarak ele alınmıştır. Tarihsel ve sosyal gelişimlerle birlikte başlayan kültürel evrimler, değişimler de sanatı etkilemiş olup, meydana gelen düşünce anlayışları, sanatın birçok alanına yayılmıştır. Edebiyat, müzik, sinema, sahne sanatları gibi alanlardaki değişim ve gelişimi bu sebeple görmekteyiz. İlkel dönemden itibaren başlayan ruh-tin ilişkisi, Rönesans klasik dönem vb. aşamalardan geçerek Fransız devrimi, endüstri devrimi ile birlikte Modern resim anlayışı ve süreciyle metafiziksel bakış açıları da değişmiştir. Metafizik resim anlayışı her dönem ve zamanın içerisinde var olarak etkisini farklılıklarıyla ve dönemin özelliklerini taşıyarak devam ettirmiştir. Varlık kavramı incelenmiş olup, ruh-madde arasındaki ilişki üzerinde durulmuştur. Felsefe, edebiyat, müzik, sinema, sahne sanatlarındaki metafizik etkilerine bakılmıştır. Varlık bilim, mimesis ilişkileri ve resim sanatının evreleriyle birlikte sanatçıların eserlerindeki metafiziksel değişimler üzerinde durulmuştur. Toplumsal kültürel sanatsal evrimin metafizik bilinci etkileyip farklı boyut ve gelişimlere yönlendirdiği anlatılmıştır. Bu tez çalışmasıyla Nesrin BİNGÖL' ün resimlerindeki fizik ötesi anlayış üzerinde durulmuştur
Useless machines, a historical review and contemporary analysis
Art is one of the solutions individuals find when they try to overcome the loneliness and chaos they experience in the urban culture and city life. During this, they take refuge in their own world of imagination and transform the concepts such as humor and civil disobedience into concrete expressions with technological tricks and orientations, and create useless machines – intermediate entities, which are not representative of any concept, identity and institution to be called art. This work aims to point out the context of creativity in art, and to explain the Italian designer Munari's Useless Machines with its place in the history of art, its reasons of emergence, its importance for conceptuality based on the change in the definition of modern and avant-garde over the years. The findings show that the artistic complexity continues to this day. This study aims to contribute to other studies in this field and to streamline the understanding of subtle distinctions. This research is the result of a literature review with articles and electronic media and of conducting museum visits.
Body language and gesturality in the art of painting from Yves Klein to today
The traumatic effect of psychological erosions following the World War II, had revealed the personal extensions of unconscious references that shaped the art of the neo avant-garde after 1945. For the artists of the period who were captivated by the mystical attractiveness of the subconscious, involvement of the non-Western rituals, Far Eastern belief systems and art, existentialism and psychoanalysis as sources of inspiration, constituted the basic characteristics that had shaped the works of the period. From Jackson Pollock to Yves Klein, we are witnessing a transformation in which the body itself is incorporated as the main material of creative action, while tracing the visuality of gestuality in the pictorial realm at the stage of art evolving into contemporary art starting with Yves Klein with this conceptual background. The body, which has been at the center of sociality since the late 1970s, has also influenced art. The scope of art will be extended not only through the instrumental structure of the body, but also through its characteristics as being an intersection point of different contexts. The stages of the informal interrogations on the canvas following this point will include the richness of transferring anticipated capacity of body onto pictorial plane through its testing to the extent it overcomes the obstacles of time, space and materials, with the effect of the trait of the artist and environmental factors, forming the basis for the actions and by means of a series of some performative actions by creating a personal gestural integrity.
René Magritte üzerinden etkilenen gelişen sanat eğilimleri
Çoğu sanatçı gibi Rene Magritte de bilinçaltının ortaya çıkardığı rüya ve sembollerine ilgi duymuştur. Sürrealizm içerisinde kendilerini ifade eden yöntem ve birçok metodlar yer almaktaydı. Dünyada gelişimlere kulak veren Sürrealizm, Dada gibi akımlar Freud'un, psikolojik açıdan dünyanın keşfi için rüyaları, dil sürçmelerini, psikanalizi bilimsel bir platforma taşıyarak, bilinçaltını konuşturmayı denemiştir. Bilinçaltının kilidini açmak için kullandığı yöntemlerden biri, kişinin rasyonel değil sezgisel olarak düşündüğü "serbest çağrışım" metoduydu. Sürrealist sanatçılar, burjuva sınıfının yaslandığı ve kışkırttığı maddiyatçılık, akılcılık, işlevsellik ve bunların üzerindeki süsleyici örtüler gibi duran ahlak, estetik ve sanat gibi değerlere karşıydılar. Kendilerine ve topluma "yabancılaşan" sanatçılar, toplum dışı kalır ve yeni bir çıkış yolu ararlar. Sürrealist manifesto (Aralık 1924'ten itibaren La Revolution Surrealiste'nin içinde basılmıştır.) sonrası sanatçıların eserlerinde avangart etkilerin varlığı dikkat çekiciydi. Bu araştırma özellikle Rene Magritte öncesi dünyada Sürrealizm - Dada akımını ve buna bağlı sanat hareketleri, Rene Magritte sonrası dönem resim sanatında sanatçı yapıtlarında Sürrealist etkilerin incelenmesini amaçlar. Bu hedefte içeriği Rene Magritte-Sürrealizm, Sürrealizm-Dada, Freud-Michel Foucault üçgeni üzerinedir. Bu bakış açısında çok az kaynak parçalar halinde karşınıza çıkmaktadır. Bu parçalanmayı önlemek ve araştırmacılara kaynak olması üzerine çalışılmış bir tezdir.
Anton Çehov'un Martı isimli oyununun günümüze uyarlanmış sahne tasarımı
Bu araştırmanın birinci bölümünde yazar Çehov'un hayatı, etkilendiği akım, sanata bakış anlayışı, Martı oyununu yazarken aldığı ilham ve duygular üzerinde durularak oyunun yazıldığı dönem ve oyunun çözümlemesi yapılmıştır. İkinci bölümde unutulmuş olan bir tiyatro eserinin yeniden sahnelemesi ve oyunun o dönemde yeniden popüler olmasını sağlayan Çarlık dönemi usta yönetmen ve oyuncusu olan Stanislavski tarafından yapılan sahne tasarımı incelenerek anlatılmıştır. Bunun yanında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu ve Oyunbaz Tiyatro tarafından sahnelenen Martı oyunun sahne tasarımları ele alınmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise, yeni bir sahne tasarımı için araştırma ve "günümüzde bizim tarafımızdan sahnelenmesi yapılırsa nasıl bir tasarım olur du? " sorusu ve bu düşünceyi oluşturma süreci ve bunun için yapılan analizler ve tartışmalar değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında tez dönem çalışmalarında Mehmet Yaşar Yavuz Fırıldak'ın yapmış olduğu kostüm çizimleri, dekor için görselleri ve maket çalışmalarıyla plastik değerler oluşturulmaya çalışılarak, geçmişten günümüze uzanan sahne tasarımı arasında yol oluşturmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Martı, Çehov, Tiyatro, Stanislavski, Sahne tasarımı.
Glitch sanatı ve resim sanatında glitch tekniğinin etkileri üzerine bir araştırma
Sanatta bazı dönemlerde, dada gibi çeşitli sanat akımları tarafından kabul gören ve bir araç olarak kullanılan biçimde bozukluk ya da başka bir deyişle deformasyon teknolojinin ilerlemesi ile farklı şekillerde, dijital sanat gibi sanat alanlarında var olmaya devam etmiştir. Teknolojinin ve sanatta deformasyonun beraber kullanılmasının net görüldüğü alanlardan biri de glitch sanatıdır. Glitch sanatı kendi başına bir sanat olarak var olmakla beraber resim sanatı gibi başka sanat dallarını da etkileyen bir sanat dalıdır. Bir eser metni niteliğinde olan bu çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın amacına değinilmiştir. Çalışmanın amacı glitch sanatını anlamak ve glitch sanatının resim sanatına etkisini araştırmaktır. İkinci ve üçüncü bölümlerde litaratür taraması metoduyla elde edilen veriler ile sanatta deformasyonun önemi ve gelişimi incelenmiş ve teknolojinin sanatta yapı bozukluğuna etkisi araştırılmıştır. Araştırmanın dördüncü bölümünde glitch sanatının resim sanatına olan etkisi, glitch sanatını resim sanatında medyum olarak kullanan sanatçılar ile bu sanatçıların eserleri incelenerek değerlendirilmiş ve yazarın resim çalışmalarını glitch sanatı ile nasıl ilişkilendirdiğinden bahsedilmiş, beşinci ve son bölümde ise sonuçlar ve öneriler açıklanmıştır.
Modern dönem ve sonrasında heykel sanatında figür
Modernizmin başladığı 19. yüzyılın ilk yarısından günümüze kadar ki süreçte heykel sanatında figürün yerini konu alan tezde, üç ana bölüm bulunmaktadır. Birinci bölümde heykel ve figürün genel tanımı ile bedenin dönemsel süreç içinde edindiği yere; ikinci bölümde Modernizmden başlayarak Postmodern dönemi de içine alan tarihsel süreçte heykel sanatında insan figürünün yaşanan gelişme, değişim ve dönüşümlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise hızla gelişen sanayileşme, üretim, yenilenme ve toplum yapısının değişmesiyle heykel sanatında figüratif yapıtlar vermiş olan sanatçıların eserlerinde figürü kullanımları, yaşanan biçimsel ve içeriksel değişimler sonucunda farklı bakış açılarını figüre yansıtma biçimleri ve kişisel yaklaşımları üzerinden eserleri incelenmiştir.
1950 sonrası resim sanatının figüratif soyutlama eğilimi ve günümüz Türk resim sanatına yansımaları
Resim sanatında soyutlamaya yönelik eğilimler önce Avrupa'da olmak üzere tüm dünya sanatçılarının üzerinde etkisini göstermiş ve takip eden yıllarda ülkemiz resim sanatında da kabul görmüştür. 19.yy'ın sonlarında başlayan soyut eğilim, 1950 yıllarında Türkiye'de de yenilikçi çabaların sonucu, Türk resim sanatına girmiş ve gelişmiştir. Cumhuriyet'in ilan edilmesinden sonraki dönemde yaşanan kültürel ve toplumsal gelişmelerin doğrultusunda Türk resim sanatı, batı üslubundan etkilenmiş ve çağdaşlaşma süreci içerisine girmiştir. 1950 sonrası soyutlama eğiliminin ve Türk resim sanatının soyutlama ile ilişkisinin ele alındığı bu araştırmada, batıda gelişen sanat yaklaşımlarının Türk resim sanatı üzerindeki etkileri ve Türk resim sanatçılarının bu etkiler sonucu gösterdiği değişimlere yer verilmiştir. Sanayi devrimi sonrası soyut ve soyutlama kavramlarının incelenmesi, ortaya çıkan akımlar, 1950 sonrası Avrupa'da gelişen sanat anlayışının Türk resim sanatına girişi, gelişimi ve bu akımlardan etkilenen Türk resim sanatçılarının incelenmesi bu tezin öncelikli amacıdır.
Birinci Dünya Savaşının Alman dışavurumcu resim üzerindeki etkileri
Bu çalışmada, insanlık tarihinde önemli bir yer teşkil eden Savaş ve Sanat olgusunun birbiri ile olan ilişkisi irdelenmiştir. Bu iki olgunun uygulamada yol açtığı ikilem sanatçıların bakış açılarıyla ele alınmaya çalışılmıştır. 19. Yüzyılda Endüstri Devrimi ile değişen Sosyo-kültürel hayatın, Birinci Dünya Savaşı yıllarına gelindiğinde toplumsal hareketlerle birlikte sanatı nasıl etkilediği Alman Dışavurumculuğu ekseninde ele alınmaya çalışılmıştır. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıkan ve savaş sırasında üyelerinin üretimleriyle şekillenen Dışavurumculuk akımındaki sanatçıların eserleri değerlendirilmiştir. Savaşın sanata bakan yüzü, dönemin sanatçılarının eserleri eşliğinde incelenmiştir. Alman Dışavurumcuların önde gelen isimlerinden Otto Dix, Käthe Kollwitz ve Ernst Ludwig Kirchner'in hayatlarına dair bilgiler verilerek birer eserlerinin analizi yapılmaktadır.
Figüratif resimde dinamizm
'Figüratif Resimde Dinamizm' adlı yüksek lisans tez çalışması bilimsel araştırma yöntemleri ile bilimsel temellere oturtmak amacıyla hazırlanmıştır. Bu bütünde; figüratif resmin Rönesans'a kadar olan tarihsel gelişimi ve 20. Yy da görülen figür resmi, 'Figüratif Resimde Dinamizm' başlığı altında indirgenen parametreler doğrultusunda hazırlanmıştır. Bu tezde hedef; sanat tarihindeki önemini her zaman koruyan figüratif resmin, insanlığın doğa karşısındaki duygularını ve fikirlerini çizgilerin, renklerin, biçimlerin, seslerin ve ritimlerin yardımıyla, güzel ve çarpıcı bir dille ve kişisel tavırlarla ifade etmenin ruhsal bir haykırışa dönüşünü, tarihsel sınıflandırılmalarla başlıklara ayırmak ve bunları bilimsel teorilerle destekleyerek açıklamaktır. Geleneksel sanat anlayışındaki sanatçıların harekete olan çeşitli yaklaşımları, yaşanılanan anın öncesi ve sonrası olarak her iki evresini de anlatırken harekete ve dinamizme verdikleri önem, ilk resmin varoluşundan itibaren her daim bir olay örgüsünü anlatan figür resimlerinde anlatılan olayın içindeki hareket incelenmiş ve akademik bir dille sunulmaya çalışılmıştır. Netice itibari ile 'Figüratif Resimde Dinamizm' konulu bu araştırmada, figürün sanattaki gelişimi ve sanatçılar arası farklı üsluplara dönüşümü 20. Yy öncesi ve sonrası olarak incelenmiş, faydalı ve geliştirilebilir bir bilgi bütününe dönüştürülmüştür.
Çok boyutlu ortamlarda liminal ritüeller ve transformasyon
This thesis aims to investigate and analyze the recent history of the relation between liminality and artistic production and reception, as well as current modes of creation and utilization of liminal transformation in art making. Through a review of a wide range of differing transformational aims and actions of various western artistic movements, artists and groups, it seeks to answer the questions of whether and how art can initiate and implement change and transformation. To this end, following an anthropologic introduction to ritual in general, the concepts of liminal and liminoid rituals have been presented as anthropologist Victor Turner has theorized. Turner's assertion of artistic experience being liminoid has been challenged and a contrasting suggestion has been put forward. This contradiction has been strengthened through examination and exemplification of various artistic endeavors and inquiries with differing and powerful liminal aims in the face of different issues of their social, cultural and ideological milieus. Following the analysis of chosen liminal examples of modern and postmodern art movements of the 20th and 21st centuries, it has been concluded that contrary to Turner's suggestions, artmaking has a tremendous capacity of liminal transformation. More importantly today, not only is it able to achieve liminal transformation, but the domain of art is also seen to assume the ambiguous attributes of the liminal space itself and may be the only remaining space for initiating change and transformation against the monopolized power structure of the spectacle dominated neo-liberal system.
Contemporary art practices in Turkey between 1990-2020 in the context of relational aesthetics
This study aims to analyze contemporary art practices that took place in Turkey or executed by the artists of Turkish origin, realized in the last three decades, in the context of Relational Aesthetics. It attempts to take the Relational Aesthetics discourse further, highlighting the similarities and differences between realized works, with the purpose of creating a model for categorizing such works and generating an alternative history writing where works are grouped by a trait system developed for this particular project. The theory of Relational Aesthetics developed by Nicolas Bourriaud is introduced and discussed along with the presentation of opposing views by several theoreticians and art critics. Only the works that correspond to the criteria, in some or other degrees, are included in this study leaving all the other practices outside of the scope. Each work is distributed in the study possesses one or more of the traits being: 1) The Regulated Encounter, 2) Conviviality, 3) A Matter of Food, 4) Tete a Tete, 5) The Children, 6) The Act, 7) The Alteration, 8) The Recuperation, 9) The Placeholder, 10) Internal Affairs, 11) The Product, 12) Professional Play and 13) Collective Production. Also, each work is included in the chapter of the most apparent trait it possesses, while all of the relevant traits are given in footnotes and included in the statistical evaluation. The conclusion sums up the outcomes of the implementation of this trait system, displaying the statistical information along with the interpretation of the results and the reevaluation of the theory.
The history of the blackboard and artists using the blackboard in art and their works
In this study, it is aimed to investigate the "History of Blackboard and The Artists Using Blackboard in Art and Their Works" which is a subject that has not been addressed sufficiently in our country and in the world literature. Questions such as "Where and when was it used for the first time? In what period, for what purpose was it used? etc. shed light on the subject. As a result of this research, it has been resolved that the existence of Blackboard in education is related to writing. It has been observed that the tablets, which started in the Sumerian era and were used as student notebooks for a long time, were used in the form of stone, wood and wax tablets in the subsequent civilizations. The Sumerian student clay tablet, the Etruscan tablet used around 700 BC and the Greek wax tablet are the ancestors of the blackboards used today. In literature studies, it was seen that the use of large blackboards in classrooms was in 1801 for the first time and after 1841 it was more widely distributed and used gradually in central schools, then in town and village schools. In the second half of the 20th century, it was replaced by colored and technological boards. In this study, in which the historical process of the blackboard is examined comprehensively, its relationship with art and (while it is used less in education in our century) and why it affected the artist so much, are focused on. It aims to investigate why and by whom the blackboard form, which was first witnessed in the works of Joseph Beuys, was used. Considering the period and the years it was made and referring to the reasons for choosing this surface its presence in art in various mediums has been demonstrated with case studies by addressing from educational, historical, cultural, nostalgic, identical, ethnic etc. contexts. Keywords: Blackboard, Text, Subject, Media, Context,
The art of Willem De Kooning
In every period of human history, the artist has always renewed himself, has been in new quests and has been able to express himself with his style. The development of the industry has affected the social environment, human life, world policies and views. It is inevitable that the artist's artistic work will be affected by industrial developments. The artist reacted to the concerns and unrest caused by materialism and dismembered and destroyed the object in the picture. The movement of abstract expressionism is an art movement that is developed in America after World War II. Willem de Kooning has made significant contributions to the American abstract expressionism movement with his work as the leading artist of this movement.
A treatise of the whatness of conceptual art in the context of object, meaning and language
This study named "A Treatise of the Whatness of Conceptual art in the Context of Object, Meaning and Language" aims to elucidate the meaning of each concept in the text, as can be understood from its name. It requires this kind of investigation to understand conceptual art, and such an investigation can only be possible with philosophical analysis. Based on the definition that art, philosophy, and science are human activities in the effort to comprehend the universe, how these three disciplines deal with object, meaning and language stands at the center of the text. An attempt will be made to analyze the relation of object with meaning, meaning with language and language with thought through conceptual art. Art cannot be considered independent from the historical, philosophical, and scientific developments and changes of the society in which it resides. These areas have affected and changed each other in every period. However, in this text, the mental processes behind this change will be discussed rather than the changing approaches of art. Therefore, in the context of art history, instead of the question "how does this change look?" the answer to the question "what are the reasons for this change?" will be sought after. The answer to the latter type of question can only be given by conceptual art that analyzes art in terms of being art and tries to illuminate its meaning. The reasons for this will be explained consistently throughout the text. This study suggests how to investigate the nature of art.
Biyomorfik-organik formlar ve mekandaki algıları
?Biyomorfik-Organik Formların Mekandaki Algısı? adlı tez çalışması, biyomorfizm kavramını, organik formlu sanat objelerinin nasıl işlendiğini ve bunların kurumların mekanları içindeki konumları ve izleyicideki etkilerini sorgulamayı amaçlamaktadır. Birinci bölümde, biyomorfizm kavramı ele alınarak, farklı terminolojilerdeki anlamları incelenecektir. Biyomorfizm çeşitli kavramların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Ayrıca Sürrealizm akımı ile birlikte doğmuştur ve Art Nouveau akımın da özelliklerini barındırmaktadır. İkinci bölümde plastik sanatların biyomorfizmi nasıl ele aldığı ve sanatla nasıl ilişkilendirdiği üzerinde durulacaktır. Akımın önemli sanatçıları ve yapıtları tek tek örneklerle incelenecektir. Biyomorfik formdaki sanat objelerinin izleyici ile nasıl bir iletişim kurduğu tartışılacak, bu formların izleyicide nasıl çağrışımlar yaptıkları üzerinde durulacaktır. Üçüncü bölümde, biyomorfizm kavramının temelinde yatan ve onun oluşumunda büyük rolü olan doğa teması üzerinde durulacaktır. Sanat ve doğa arasındaki ilişkinin üzerinde durulacaktır. Land art sanat akımı bu ilişkide örnek olarak verilerek, sanatçılarıyla birlikte incelenecektir. Dördüncü bölümde insanın düşünce ve algılarının nasıl oluştuğu üzerinde durulacaktır. Mimarinin toplumun algılarından ve düşüncelerinden bağımsız olarak gelişmediği göz önünde bulundurularak mekan kavramının toplumdaki farklı algılanış biçimleri incelenecek, plastik sanatlardaki yeri tartışılacaktır. Doğadan kopma sonucunda oluşan kalıplaşmış algılar ve duyarsız yaşam biçiminin mekandaki etkisiyle, mekanın bu algılar ve yaşam biçimi üzerindeki etkisi analiz edilecektir. Beşinci bölümde, önyargıları izleyicide şaşkınlık uyandırarak kıran, çeşitli ölçü ve malzemedeki organik formlar mekan ile buluşturulacak, oluşturdukları etki incelenecektir. Çeşitli sanatçılardan örnekler verilerek, mekan içindeki algıyı değiştirme yöntemleri üzerinde durulacaktır. Altıncı bölümde ise, Elvan Serin?in çalışmalarında biyomorfik formlar incelenecek, bu formların Serin?in iç dünyasını nasıl yansıttığı sorgulanacaktır. Elvan Serin?in çalışmalarını nasıl sergilediği ve bu çalışmaların izleyicide yarattığı algı uygulamalı olarak da değerlendirilecektir. Anahtar Sözcükler: Biyomorfizm, Organik, Doğa, Mekan, Sergileme Mekanı, Algı
Doğal malzemelerin plastik sanatlarda bir kavram unsuru olarak kullanımı
Bu tez çalışmasında, sonsuz varlığı ile `doğa? kavramı, detaylı bir şekilde incelenmiş ve bu kavramın, dünya üzerinde gördüğümüz ilk plastik sanatlar ürünleri niteliğindeki mağara resim ve heykellerinden başlayarak günümüze kadar gelişen süreci araştırılmıştır. Uygarlıkların ve konu dahilinde incelenen sanatçıların ortaya koydukları yapıtlara hangi kavramları yansıttıkları çeşitli örneklerle sunulmuştur. Doğa çıkışlı ve doğaya hizmet eden yönleri ile birçok yeni sanat akımının oluşum süreci, doğal malzeme kullanımının ortaya attığı yeni kavramlar, doğal malzemenin kullanım alanları ve teknik özellikleri hakkında incelemelerde bulunulmuş ve bu teknik çeşitliliğin Plastik Sanatlarda resim, heykel ve seramik alt başlıklarında ortaya çıkış nedenlerine ulaşılmıştır. İncelemeler sonucunda günümüz sanatında malzeme çeşitliliği bakımından farklılıklar görülmüş ve bu bağlamda; farklı akımlarda ele alınan doğal malzeme kullanımındaki kavram çeşitliliği, Yoksul Sanat (Arte Povera), Arazi Sanatı (Land Art), Toprak Sanatı (Earth Art), Çevresel ya da Ekolojik Sanat (Environmental Art), Süreç Sanatı (Process Art), Organik Sanat, Vücut Sanatı (Body Art) başlıklarında incelenerek elde edilen saptamalar yeni başlıklar altında detaylı olarak aktarılmıştır. Ayrıca radikal birçok sanat eğiliminde de malzemenin sınırsız kullanımına yer verilmiştir. Bununla birlikte, Çağdaş Türk Sanatında doğal malzeme kullanımı ve Seyit Mehmet Buçukoğlu?nun çalışmalarındaki doğal malzeme seçimi kapsamında ele alınan kavramlar, örnekler ve referans kaynaklar dahilinde sunulmuştur. Araştırma kapsamında, doğal malzeme seçiminde kavramlara özgü çeşitlilik, yeni geliştirilebilecek malzeme ve teknik konuların ortaya çıkmasında olanaklar sağlamayı amaçlamıştır.
Matematiksel görsellerin resimle ilişkisi
Bir belge olarak resim; toplumların gelişimlerini ve matematikle ilişkilerini günümüze aktarmada iyi bir araç olmuştur. Birbirinden farklı olduğu düşünülen bu iki disiplinin birbirini etkilediği ve resim sanatında her dönem bazı sanatçıların matematiksel bakış açılarıyla eserlerini oluşturdukları görülmüştür. Resmin kompozisyon kurgusu ve görsellerinin oluşumu sırasında, bazı sanatçıların bilerek ya da bilmeyerek matematik biliminden yararlandıkları görülmüş ve görülecektir. Geçmişten günümüze resim sanatının tarihi incelendiğinde, matematik bilimindeki gelişmelerle paralellik gösterdiği görülmüştür. Resim de, matematik gibi dönemini yansıtmaktadır. Dönemindeki her gelişme ve değişme, sanatçıyı etkilediği için eserlerini de etkilemektedir. Resimlerin görsel analizleri yapıldığında, değişmelere paralel olarak kompozisyonlarda matematik bilgisi ve görsellerine rastlanmaktadır. Matematiğin, tarihsel süreçte resimle buluşması bazı dönem ve akımlarda önemsenmiştir. Resim Sanatının tarihi boyunca; resimlerin kompozisyon kurgusunda ve oluşumunda matematik biliminden yararlanılmıştır. Bazı dönemler matematiğin görselleri, bazı dönemler ise matematiğin bilgisi resim düzleminde görülmüştür. Matematiğin görselleri olan çeşitli form ve işaretler; tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar çeşitli resimsel ifadelerde yer almıştır. Matematiksel görseller önce kemikler üzerinde çentik olarak daha sonra mağara duvarlarında, tabletlerde, kitap süslemelerinde, freskler, minyatür ve tuval resimlerinde çeşitli form ve işaretler olarak görülmüştür. Her ne kadar bunların birçoğu çok sonradan matematik veya farklı konularla ilişkilendirilseler de, konunun ortak noktalarının belirtilmesi açısından önem arz etmektedirler. Rönesans döneminde ise bilimsel gelişmelere paralel olarak, matematik bilgisi resim sanatında varlık göstermiştir. Bu dönem sanatçıları matematik bilgisine değer vermişler ve eserlerinde de bu bilgileri kullanmışlardır. Bu dönemde; perspektif, altın oran, estetik gibi matematiğin kavramları resim sanatında bazı sanatçıların önemsediği temel kompozisyon kuramları olmuştur. Sanat tarihinin tüm dönemlerine baktığımızda da yüzyılın, akımların, üslupların gelişimi içerisinde matematiğe ait kavram veya sembollerin resmin içerisinde zaman zaman kendisini gösterdiği görülmektedir. Matematiksel görsellerin ve bilginin resim sanatında varlığının incelendiği bu tezde matematiksel görsellerin ve bilginin analizi yapılmıştır. Matematik biliminin bilgisini ve görsellerini resimlerinde kullanan sanatçıların çalışmaları incelenip irdelendiğinde, matematiğin resim yüzeyinde gerek bir kompozisyon şeması, gerekse bu görsellerin soyut birer form olarak kullanıldığı görülmektedir. Hatice Karadoğan?ın resimlerinde de matematiğin sembol ve formları olan görseller, plastik bir yaklaşımla yer almaktadır. Bu araştırma sonunda, Hatice Karadoğan ? Karatahtalar? konseptli çalışmalarının benzerlerine resim tarihinde rastlamıştır. Yaptığı analizlerden sonra, kendi resimlerine bakış açısı değişip gelişmiş olarak, yeni çalışmalarına bu araştırmada çıkarttığı sonuçlar ışığında devam etmeye karar vermiştir. Anahtar Kelimeler; Matematik, Resim Sanatı, Görsel, Form, Sembol, Altın Oran, Estetik, Perspektif, Analiz.
Büyük Kent ve İnsan olgusunun plastik sanatlara etkisi
Kalabalığa karışmak, "düşlerden oluşan büyülü bir toplum"a girmek, 'dipsiz bir elektrik sarnıcı'na dalmak gibidir. Sanatçı da, "kalabalığın kendisi kadar büyük bir ayna", ya da "bilinçle donatılmış bir kaleydoskop" gibidir: "Hayatın çeşitliliğini, tüm öğelerinin uçarı zarafetini" yeniden üreten, "daima istikrarsız, ele avuca sığmaz olan hayattan canlı imgelerle" hayatı açıklayan bir ayna.(Simmel,2012:12) Kalabalığa karışmak deyiminden ima edilen büyük kentlerdir ki, burada tüm yaşanmışlıklar plastik sanatlarda da göstermektedir kendini. Sanat sorunsalı-konusu içinde ele alınan büyük kentler ve tarihsel süzgecinde sosyolojik, bilimsel, ekonomik ve kültürel gelişmeler, olaylar, süreçler sanatın her zaman konusu olmuştur. Büyük kentlerin merkezleri, evrensel olayları diğer kentlerden kasabalardan önce takip ederler. Büyük kent olmanın göstergesidir bu durum. Toplumun büyük bir çoğunluğu elit, aydın, çıkarcı, lider, politik bireyleri büyük kentlerde yaşamaktadırlar. Kentler mimari, coğrafi, sosyolojik, kültürel, ekonomik ve teknolojik olarak değişen bir bölgedir. Ancak bu değişime etken olan toplumsal süreçler hızlı bir biçimde gerçekleşemez. Sanatının ana öğünü toplumdur. Sanat eserinin izleyicisi olmalıdır. Her sanatçı kişisel kendi gözünden eserlerini oluştururken; tüm yaşanmışlıklar, çevresel etkenler, inançlar, geniş yelpazeden dimağında kalanlar ona eşlik eder. Fırçasında bir renk, tuvalinde bir boşluk, şiirinde kelime veya müziğinde bir nota olur. Her insan gibi sanatçı da etkileşimler, arzu ve kaçışları, tepkilerini kendi evrensel diliyle ifade eder. Bu çalışmada kent kavramı ve tarihi sürecinde olayları, gelişmeleri, plastik sanatlar bağlamında yansımaları incelenmiştir. Modernleşme ile başlayan, aydınlanma akımları ile birlikte görsellerle ve yazılı kaynaklarlarla büyük kentlerin sanat ve sanatçısı araştırılarak zaman koşulları içinde değerlendirilmiştir.
Spontanite ve soyut
1789'da yaşanan Fransız Devrimi sosyal, bilimsel, ekonomik ve sanatsal alanda köklü değişikliklere neden olur. 1900'lü yıllarda krallıklar yıkılır, yaşanan özgürlük rüzgarı her alanda yeni keşifleri de beraberinde getirir. Artık seyahat edebilen, fikirlerini özgürce ifade edebilen toplum, zembereği boşalmış bir saat gibi çoğalan buluşlar karşısında farklı bir durum sergiler. 19. yüzyılda deney, araştırma ve buluşlara önem verilmiş gözlem ve deneylerin gerekliliği ortaya çıkmıştır. Atölyelerinden çıkan ressamlar doğa gözlemlerine dayalı izlenimlerini aktararak renkli resimlerle tanışmamıza neden olacaklardır. Doğayı olduğu gibi almayıp yorumlarını da katmaları, fırça vuruşları ve saf prizmatik renkleri kullanmaları, zamanla soyutlamacı bir anlayışı ortaya çıkarır.. Soyutlamada doğada gördüğü nesnelerden esinlenerek yorumlama söz konusu iken, nesneden bağın giderek koptuğu görülen Empresyonizmde ise, subjektif bir natüralizm söz konusudur.Değişen dünya görüşü, bilimsel buluşlar, özgür düşünce ayrıca fotoğraf makinasının icadı ve hayatımıza hızlı girişi, sanatın ve sanatçının duruşunda da değişiklik yaratır. 500 yıl boyunca Avrupa sanatına egemen olan objenin yerini ''suje'' alır. 19. yüzyıl objektif - materyalist anlayış yerini, 20. yüzyılda subjektif bakış açısına bırakır. Cezanne sanatın natüralizmden soyuta doğru ilerleyişin öncüsü olmuştur. Empresyonistlerin çözdüğü yapıyı, Cezanne yapısalcı bakış açısıyla evreni, statik sağlam yapılardan oluşan objelere dayandırır ve yeniden düzenler.20. yüzyılda yaşanan teknolojik ilerlemeler, icatlar, sosyal ve psikolojik gelişmeler Einstein'ın Görecelik Kuramı, Freud'un Psikanalizde yaptığı saptamalar atom çekirdeğinin parçalanması ''gerçeğin'' salt gözle görülenden ibaret olmadığını ispat eder. 20.yüzyılın ilk çeyreğinde Avrupa'da 1. Dünya Savaşı başlar. Yaşanan ekonomik, siyasi kargaşa, sosyal dengesizliklere şahit olan sanatçıların öznel duygularını ve başkaldırışlarına ev sahipliği yapacak olan Ekspresyonizm Sanat Akımı ile tanışır. Hırçın fırça darbeleri, şiddetli renkleri ile toplumda yaşanan olaylara tepkilerini gösterirler. Sanatın ilerleyişi ivme kazanmıştır. Kübistler Cezanne'ın parçalara ayırdığı peyzajlardan, natürmortlarından yola çıkarak kavramsal bakış açısıyla nesnelerin çeşitli yönlerini aynı tuvalde kullanarak görünmeyen boyutunu resme katmayı amaçlamışlardır.Teknolojik ilerlemeler sonucunda hayat yepyeni bir dinamizm kazanmıştır. Çağın yenilikçi ressamı resimlerine hız ve hareket kavramlarını konu olarak alır. Fütürist sanatçılar hareketi anlatabilmek için nesnelerin konturlarını art arda birkaç kez tekrarlayarak ifade yolunu seçerler. Yaşanan bunca gelişmeler sonucunda sanatçı artık özgürdür. Dışavurumculukla temelleri atılmış Soyut Sanat Kandisky, Mondrian ve Maleviçh önderliğinde ortaya çıkar. 1910 yılında Kandinsky'nin düşüncesi; Sanatın objesinin, "duyu yoluyla kavranan gerçeklik'' olmadığı, tersine ''sanatın objesinin duyularla kavranamayan tinsel bir varlık olduğu'' düşüncesidir. Geometrik formlardan yola çıkan Kazmir Maleviçh'in kurduğu nesnesiz dünya-süprematizm kare biçimiyle resmi nesneler dünyasından kurtarır. Yine aynı yıllarda Piet Mondrian doğayı resimlerinden çıkartarak sanatın doğaya egemen olmasını istemiş bunu da ancak ''yıkma'' ve ''yok etme'' yoluyla olabileceğini belirtmiştir. Klee ise böyle bir soyutlamaya gereksinim duymamış, o kendini evrensel bütünün içinde onun bir parçası olarak görmüştür. Klee nesnelerin görünen kabuğunun altındaki görünmeyen formunu yapmayı amaçlamış ve bu nedenle kullandığı formlar doğada görülen formlar olmamıştır. Birinci Dünya Savaşı'nda (1914-1918) dokuz milyon muharip hayatını kaybetmiş, Dünya tarihinde en çok zaiyat verilen 6. savaş olmuştur. Savaşa katılan devletlerde birçok politik değişikliğe sebep olmuştur. Tüm ekonomi, endüstriyel ve bilimsel gelişmeler savaş için kullanıldığı İkinci Dünya Savaşı'nda ise (1939-1945) 50 ila 70 milyon insanın hayatını kaybettiği en kanlı savaş olmuştur. İnsan doğaya hükmettiğini zannederken, doğa karşısında ne kadar aciz olduğunu yaşanan tisunamiler, depremler, çığ düşmeleri ve volkanik patlamalar gibi doğal afetler sonunda daha iyi anlayacaktır. Bazı felaketlerin ise, insan elinden çıkması sanatçıyı derinden etkiler. Nükleer patlamalar, çevre kirliliği, çöken rejimler, savaşların açtığı yaralar ve inanç sistemindeki farklı bakış açıları Soyut Resim Sanatı'nın karşılık veremeyeceği ölçüde üzerine çıkar. Soyut Dışavurumcuların başını çektiği Spontane Resim değişik adlarla 21. yüzyıla kadar gelmiştir. Bu arada uzayın keşfi, evrendeki yerimizin tespiti, ses hızının geçilmesi, zamanın göreceliği,''Büyük Patlama''deneyinin getirdiği sonuçlar, sanatçıların da hem konu, hem de teknik anlamda değişmesine sebep olmuştur. Jakson Pollock 1940-1950 arasında Amerika'da Soyut Ekspresyonist tarzda işler üretmektedir. "Resimlerimin kaynağı bilinçaltımdır" diyen Pollock şahitlik ettiği savaştan ve ardından yaşanan toplumsal olaylardan kaçmak ister. Soyut Dışavurumcuların hemen hepsinin sempati duyduğu Uzakdoğu ve Kızılderili sanatı, Avrupa ve Amerikan sanatının rastlantıya, ruha ve bedene bakış açısını değiştirir. Artık tamamen sanatçının misyonu değişmiştir. Yaratıcılığın, özgürlüğün öne çıktığı doğallığı koruyan, rastlantıların bir oluş olduğu bilincine ulaşılır. Yaratıcılığın nörobilimsel açısından incelenmesi neticesinde psikiyatride ''disosyatif-çözümlemeli durum'' olarak adlandırılan kişinin zihinsel çevresinden soyutlanması hali aslında başka bir gerçekliğe girmesi olarak ifade edilir.Yaratıcı insan antropolojisini inceleyen Moreno, evrenin başlangıcından itibaren hep var olan dört kozmik olgu üzerinde durur. Bunların başında spontanlık, yaratıcılık, eylem ve kalıcılık gelir. Moreno ''Yarına kalanlar, yaratıcı olanlar ve yaratıcılıklarını kullanabilenler olacaktır''demiştir.Bu çalışmada resmin tarihsel gelişim sürecinde Soyut Resim ve ardından Spontane yaklaşımlar ele alınmıştır.
20. yüzyıl batı sanatında kadın ve kimliği
Bireyin 'ben'liğinin oluşumunu, yaşanılan toplumla içine doğulan ailenin çok etkisi olduğu gibi yaşanılan zamanın da kuşkusuz çok büyük bir rolü vardır. 'Üzüm, üzüme baka baka kararır' atasözünde belirtildiği gibi insanlar da çevresinden çok etkilenir. Batıdaki sanatçıların dünya savaşları sırasında ve sonrasında çok cesur olmasının en büyük sebebi de insanların gerçek bir korkuyla yüzleşmesindendir. Bu korkuyla yüzleşme insanları daha cesur olmaya itmiştir. Nasıl ki insan cesur olmadan, dürüst olamayacağı gibi sanatçı da korkularıyla yüzleşmeden salt bir gerçeği aramaya kalkışamaz ve bu çalışmadaki amaç sanat yapıtıyla, sanatçı arasında kurulan köprünün, sanatın ta kendisi olduğu üzerinedir. Sanatçı her şey den önce bir insandır. Ancak, kreatif aktarımın gücüyle beraber herhangi bir vatandaştan ayrılır. Onun dili kitleler tarafından takip edilebilir. Nesnel veya öznel olan sanat eserini üreten sanatçının kim olduğu ve yapıtını, nasıl ve neden aktardığı üzerine çalıştım. Kadın ve kimliği üzerine çalışan bazı sanatçılar konu gereği kadını objeleştirirken, kimi de ilhamlaştırıyor. Sanatçıların yoğunlaştığı konulara el atarken, kimi sanatçıların hayatlarından örneklerle, kimilerinin yapıtlarındaki ezberler ile aktarımlarını açıkladım. Modern sanatın (1870-1970) nasıl bir ataerkilliğe sahip olduğunu, kadın kimliğini sadece erkeklerin anlattığı dönem de nasıl ve neden aktardıklarını açıklarken, kadın sanatçıların eserlerin de kadın kimliğine nasıl değindiklerini belirttim. Çağdaş sanatta (1970- ) ise kadın kimliği konularını ele alan sanatçıların nasıl konulardan bahsettiklerini anlattım. Bu dönemde yapılan kadın kimliği üzerine yapılan çalışmalarda seksüellik, cinsel istismar, annelik ve aile gibi konulara neden değinilmek zorunda olduğunu açıkladım. Feminizmden oldukça faydalanırken, modern sanatta erkek sanatıyla kadın sanatını ayrı tutup, çağdaş sanatta kadın-erkek ayrımı yapmadan, sanatta bir olduklarını vurguladım. Modern sanatta kadın ve erkek sanatının ayrılığının nedenleri zaman ve toplum görüşüyle alakalıdır. Özellikle birinci ve ikinci dünya savaşının etkilerinden kaynaklı sanat marketinin yavaşça değişimiyle, feminizm ile beraber batı sanatı çağdaş sanata geçmiştir. Çağdaş sanatta kadın ve erkek sanatçıların kadın ve kimliği üzerine aktarımlarını aynı kümede anlatmamın sebebi, batı sanatının 21nci yüzyıla geçiş sürecinde, feministlerin eşitlik çığlıklarının yavaşça çığlığın ötesine geçip, nesnel görüşte oldukça yol kat etmelerindendir.
Dışavurumculuk-yeni dışavurumculuk ve Türk resim sanatına etkileri
Tez çalışmamda Dışavurumculuk, Soyut Dışavurumculuk ve Yeni Dışavurumculuk sanat akımlarının, Türk Resim Sanatına olan etkileri ve yansımaları tarihsel bağlamında kronolojik olarak sıralanmıştır. Bu bağlamda Dışavurumculuk deyiminin ilk nerede ve kim tarafından kullanıldığından başlayıp, onu tarihsel olarak besleyen öncül yaklaşımlardan (Primitif Sanat ve Romantizm) karşıtı olduğu diğer üsluplara (Klasisizm ve Empresyonizm) ve sonrasında günümüz Yeni Dışavurumculuk yaklaşımına kadar olan dönem, toplumsal, psikolojik, politik, kültürel açıdan ve sanatçı değerlendirmelerini de kapsayarak anlatılmaktadır. Tez çalışmamda ayrıca Türk Resim Sanatının başlangıçtan günümüze kadar olan tarihsel yolculuğundan da bilgiler verilmektedir. Verilmekte olan bu bilgiler, Yeni Dışavurumcu Türk Resminin hangi temeller üzerine oturduğunu gösterebilmek ve bir bütünlük içerisinde Türk Resim Sanatını anlatabilmek için yazılmıştır. Tez çalışmamın son bölümünde ise Yeni Dışavurumcu Türk Resminden ve ülkemiz sanat tarihçileri ve eleştirmenleri tarafından Yeni Dışavurumcu olarak kabul edilmiş sanatçılarımızla ilgili bilgi verilmektedir. Tez çalışmasının, konu kapsamı geniş tutularak bu konuda olabildiğince faydalı bir çalışmanın ortaya çıkması hedeflenmiştir.
Resim sanatında kurgusal mekan düzenlemeleri
Bir anlatım biçimi olarak karşımıza çıkan resim yapma eyleminin tarihsel süreçte gerçekleştirdiği değişim ve gelişimin anlatıldığı "Resim Sanatında Kurgusal Mekan Düzenlemeleri" başlıklı tezimizde, ağırlıklı olarak resme eklenen her elemanın resim yüzeyinde kapladığı alan ve çevresi ile ilişkisi anlatılmaya çalışılmıştır. Bu ilişki kimi zaman obje ve etrafındakilerden oluşan tamamıyla gerçeğe dayanan bir anlatımla gerçekleştiği gibi, kimi zamansa doğada karşılığı tam olarak bulunmayan soyut biçimlerin ilişkisi şeklinde de olabilir. Ressamlar nesne ve etrafındakilerin gelişi güzel yerleşiminden doğan bir mekan algısı yerine, çoğu kez kendi anlatımlarına en uygun düzenlemeyi yeğlemişler ve resim yüzeyini bir biçimler ve renkler bütünü olarak ele almışlardır. Bu bütünlük içinde her türden farklı anlamı barındıran doğayı, insanı ve insanın aklında canlandırdığı tüm biçimleri gösteren bir oluşumdur. İnsan tarihsel süreçte, çok farklı yaşam koşullarında; dini, politik, ekonomik ve düşünsel farklılıklar ve zorunluluklar içinde bulunabilmiştir. İçinde bulunduğu dünya düzeninin bir parçası olsun ya da olmasın sanatçılar bu yaşam koşullarının sağladığı olanaklar çerçevesinde dönemlerini anlatmaya çalışmışlardır. Bu anlatımlar bize, dünyanın değişimine dair ışık tutan güvenilir kaynaklardır diyebiliriz. O halde tezimizde de değinileceği üzere insan bir noktada bulunduğu zaman ve mekan diliminden faydalanarak yaşamını sürdürebilir ve sanatçılar bu yaşamlara dair aktarımlarda bulunabilirler. Unutulmamalı ki sanatçının vizyonu bu koşulları ileriye yönelik zorladığı ölçüde sanat ilerleyebilir. "Resim Sanatında Kurgusal Mekan Düzenlemeleri" başlıklı yazımızda, kendi dönemlerinde bu vizyonu öteye taşımak için çalışmış, araştırmış ve yapıt üretmiş sanatçılar ele alınmaya çalışılmıştır. Onların kendi düşüncelerini aktarımlarında faydalandıkları teknikler, geliştirdikleri anlatım biçimleri ve bu günün izleyicisine aktarabildikleri konu edilmiştir.
Sanat yapıtında nesne estetiğinin izleyici beğenisi üzerindeki etkisi
Sanatçılar üretim süreçlerinde yaşanmışlıklarını nesneler üzerinden aktarırken, izleyici üzerinde iz bırakmaya çalıştıkları söylenebilir. Sanat yapıtlarındaki nesneler sadece reel yanlarıyla değil sanatçının ruhununda dahil olduğu kişisel yanlarıyla yansırlar dolayısı ile sanat eserlerinde izleyiciyi etkileyen sadece nesnenin gerçek hali değildir. Bir eser karşısında beğeni yargısına varmak kompleks bir süreçtir. Bir esere 'güzel' yada 'çirkin' diyebilmek için ne sadece nesnenin estetiği ne de esere bakan öznenin gözü yeterlidir, bir eser her ikisine de ihtiyaç duyar. Bir nesnenin güzel sıfatını alabilmesi için antik çağdan günümüze geçerli olan oran-simetri, renk ve kompozisyon, ifade ve biçim gibi kriterlere uygun olması beklenir. Beğeni olgusu insani bir durum oluşu sebebiyle sadece felsefenin konusu olmaktan çıkmış, psikoloji ve sosoyoloji alanlarınında konusu haline gelmiştir. Görsel algı, duyuların yanında duygu ve hislerin de devreye girmesiyle oluşur. Görsel algının oluşması ve akabinde bu algının sanatsal algıya dönüşmesi sürecinde bireyin sahip olduğu psikolojik ve sosyolojik etmenler önem taşır. Beğeni sürecinin işlemesinde; izleyicinin kişilik özelliklerinin yanısıra dahil olduğu çevre, eğitim durumu, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik durumu gibi etmenler etkili olmaktadır. Buna bağlı olarak; farklı kültür ve eğitim imkanlarına sahip insanların beğenilerinin farklılık göstererek bir eser karşısında farklı hazlar duyabilecekleri söylenebilir. İzleyicinin statik bir varlık olmayışı sebebiyle, değişen dünya koşullarında izleyici algısıda değişiyor ve zamana paralel olarak beğenilerde değişim gösteriyor. Sanat tarihinde her dönemin kendi değer yargıları üzerinde estetik yaklaşımlar geliştirmesi bu değişimin kanıtı niteliğindedir. Sanat tarihine bakıldığında bir dönemin onayladığı estetik yaklaşımı diğeri reddediyor, öyle ki klasik dönemin yüce sanat ilan ettiği idealize edilmiş biçimsel güzellik anlayışının günümüzde gerçekleri yansıtmada yetersiz kaldığı ve bu nedenle de izleyicide uyandırdığı hazzında yetersiz olduğu düşüncesiile sanatçılar izleyicileri zaman zaman meraklandırarak, heyecanlandırarak, korkutarak, tiksindirerek düşünsel hazlar yaratmaya çalışmaktadırlar. Postmodern çağın estetik algısı düşünsel-iletişimsel kavramların varlığında gelişmektedir. Çalışmada bir sanat eseri karşısında izleyicinin beğeni yargısı geliştirirken hangi aşamalardan geçtiği felsefik, psikolojik ve sosoyolojik olarak irdelenerek, nesnelerin estetik yapısının izleyici beğenisini ne yönde etkilediği sanat kavramları eşliğinde araştırılmıştır. Kelimeler: Nesne-özne, estetik, güzel, çirkin, zevk, haz, beğeni
Türk sanatında düş, bellek ve gerçeküstücülük
İnsanların bilinçaltının sırlarını, inceliklerini, düşlerin gizemini çözmek, insanlar için hep merak konusu olmuştur. Gerçeküstücü eylemin ön planında olan düştür. Çünkü insanlığın bu zamana kadar hep merak ettiği ve yorum yaptığı bir konudur. Kişinin asıl benliğini oluşturan öğeler, hep bastırılmıştır. Bunların üzerindeki baskı kalktığı zaman ortaya çıkan dışavurumlar sanata yansıtılmıştır. Burada asıl önemli konu Gerçeküstücü eylemde nesnenin değiştirilmesi unsurudur. Nesnenin dönüştürülmesi, değiştirilmesi meselesi düşlerde de ortaya çıktığı gibi Gerçeküstü akımın oluşumunda önemli katkısı vardır. İmgeye dış dünyanın baskısıyla verilen tanımlar Gerçeküstücü düşüncede tamamen değiştirilmiştir; nesneler sanatçının iç dünyasına göre dıştan bir etki olmadan tanımlanmaya başlanmıştır. İnsanın iç dünyası sürekli bir fantezi dünyasıdır. Sanatçılar buradaki sentezi dışa aktarmaya çalışarak insanın iç dünyasını anlamaya ve ona yönelmeye başlamışlardır. Sanatçının kişiliği eseri aracılığıyla derinliğini yansıtır, tarz ve kişilikleriyle şekillenen sanat eseri gitgide daha dışavurumcu bir hal almış, bilinçaltının artık dışa yansıma için yol aradığı psikolojik durum kendini göstermiştir. Düş dünyasına nüfuz eden bilinçaltı artık sanat hayatına da nüfuz etmeye başlamıştır. Mantık ve estetik yargının engellediği ruhsal sanat ortamı, bu olguların göz ardı edilmesiyle kendini rahatça yansıtma gücünü elde etmiştir. Artık fizik ötesi bir âlem içerisinde yeni bir evren anlayışı Gerçeküstücü bir tavırla insan hayatına nüfuz etmektedir. Düşsel durum insanın kendini daha iyi kavramasına, hayal gücü dünyasını keşfetmeye olanak sağlamıştır. Gerçeküstücülük bu amacı görünür kılarak sunmuştur. Otomatizm, büyü, mistisizm, mizah, gerçeküstücü nesnelerle fantastik olanı arayan ve bu tekniklerle asıl gerçekliğe ulaşmaya çabalayan sanatçılar arzu ve isteklerini dışa yansıtarak belleklerindekileri boşaltmış ve iç dünyanın çözümüne ulaşmaya çalışmışlardır. Biçim ve renk olgularından ziyade Gerçeküstücülükte esas alınan öge duygudur. Çağdaş Türk Sanatında oluşmaya başlayan akımlar Güzel Sanatlar Akademisi'nden bir grup sanatçının yurtdışına gidip oradaki sanat ortamlarıyla kaynaşmasıyla ve yeni ağlarla yeni sanat çevrelerini tanımasıyla oluşmuştur. Bu bağlamda yeni sanat anlayışları Türk Resmine hâkim olmaya başlamıştır. Bunlardan biri de Gerçeküstücülüktür. Gerçeküstücülük ile birlikte fantastik ögelerden ve farklı sanat akımlarından da yararlanan Türk Sanatçılar, Çağdaş Sanatı geliştirmede ve uygulamada önemli adımlar atmışlardır. Bu sanat akımında önemli olan nokta düşler ve bilinçaltının derinliklerinde yatan sırlardır. Amaç bilinçaltının usun boyunduruğundan çıkartılarak insanı daha iyi tanımlamaya, onun sınırlarını aşmaya yöneltmektir. İnsanın iç dünyasını, fantezilerini ön plana çıkarmaya çalışan sanatçılar, nesnelere bambaşka anlamlar yükleyerek, doğayı yorumlamışlardır.Etkilendiği akım yıkıcı olmasına rağmen, Gerçeküstücülük yıkıcı bir faaliyet değil, yapıcı bir ifade aracı olarak kendini göstermiştir. Türk Sanatçılar bu bağlamda Batı Sanatını inceleyerek Türk Resminde o etkiyi oluşturmuşlardır.
Resim - yemek
Bu araştırmada 'Resim-Yemek' başlığı altında, 'yemek' konusunun Avrupa ve Türk resminde ele alınış biçimleri incelenerek Fatma Demir'in aynı konulu yapmış olduğu resimlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Araştırmada öncelikle sanat ve resim sanatında konu sorunu incelenmiştir. İkinci bölümde, Batı resim sanatında ve Türk resim sanatında, 'yemek' konusunun işlenişi Avrupa ve Türk resminde Rönesans'tan günümüze dönemsel etkileri resim çözümlemeleri ile yapılmıştır. Konu, siyasal, sosyal ve psikolojik etkileşimler bağlamında literatür tarama ve eser inceleme yöntemi ile bulgulanmıştır.İnsan yaşamının temel ihtiyaçlarından olan yemek konusu, resim sanatının başlangıcı olan mağara resimlerinden günümüze resim sanatının önemli konularından biri olmuştur. Zaman içerisinde insanın yaşadığı toplumsal çevreye bağlı olarak seçilen mekânlar, yemek objeleri ve yansıtılmak istenen duygu da değişim göstermiştir. İhtiyaçlar, din ve tabiat resim sanatının en önemli belirleyicileri olmuştur. Resmin din himayesinden bağımsız hareket etmesi ile günlük yaşam sahneleri içerisinde yemek konusu sıklıkla işlenir. Yemek konusunun sıklıkla işlenmesi tür resminin ortaya çıkması ve konu çeşitliliğinin artması eş zamanlı olduğu görülmüştür.Yeni gerçekçi eğilimlerle birlikte biçimler sadeleşmiş ve insan odaklı olma eğilimi göstermiştir. Bu bağlamda ressamlar, yemek olgusu ile insan olgusunu daha derin felsefi bir bakış açısı ile değerlendirme yolunu seçmiştir.Fatma Demir'in uygulama çalışmalarında eskizlerle belirlenen yaşam içinde 'yemek' konusu farklı şekillerde incelenerek, varsa sanat tarihindeki resimlerle etkileşim ve bağlantıları açıklanarak farklı malzeme ve tekniklerde (tuval üzerine yağlıboya, akrilik) resmedilmiş ve analizleri yapılmıştır.
Kent kültürünün plastik sanatlara etkisi
Plastik sanatlar, kentlerin oluşum sürecinde toplumsal yapılanmaya ve kültüre ayna tutmaktadır. Özellikle sanayileşme sonrası kentlerde toplumsal değişim, küreselleşme ve kapitalizm kent kültürünü de derinden etkilemiştir. Kentlerdeki bu kültürel değişim, yaşayış biçimleri ve düşünce yapıları, plastik sanatlar aracılığı ile yansıtılmakta, kalıcı ve somut hale gelebilmektedir.Sanatsal değeri olan mimari yapılar, kentsel alan içinde bulunduğu dönemin yaşam şekli ve düşünce tarzı hakkında fikir vermekle birlikte, zaman içinde değişen içerik ve işlev, dışavurumcu bir yaklaşım ile kullanıldığında kentin kimliğini oluşturabilmekte ve diğer plastik sanatçılar tarafından konu edilerek karşılıklı etkileşim sağlanmaktadır.Kamusal mekanlarda yapılan sanat eserleri ve etkinlikler, kentlerde yaşayanlar tarafından sürekli etkileşim halindedir, bu durum sanatsal ürünü ortaya koyarken birtakım kriterleri de beraberinde getirmeyi gerektirmektedir. Dönemler içinde sürekli değişiklik gösteren sanatsal müdahaleler, kentin fiziksel ve sosyal kimliğini temsil ettiği gibi, protest bir yaklaşım olarak da kendini kente yansıtabilmektedir.Birçok sanatçı, yaşadığı çevre olan kenti ve kent yaşamını konu alan resimler yaparak kent, kültür sanat etkileşimine örnek olur. Resim, plastik sanatların en temel ve yalın bir dalı olarak kent kültürü hakkında dönemlere göre ışık tutar. Resim heykel ve mimari kendi içinde etkileşim halinde iken, burada ele alınan kent kültürü plastik sanata nasıl yansıdığı ve hangi dili kullandığı ayırımıdır.Bu çalışma plastik sanatlar açısından kent kültürünün önemini vurgulamak ve sanatçının yaşadığı çevreyi ondan aldığı birikimle yansıttığı ve karşılıklı etkileşim bağlamında ele alınmıştır. Bu etkileşim aynı zamanda birbirine yol göstermekte ve fikir vermektedir. Yöntem olarak seçilen kapsamlı kaynak taramasının yanında sanatçıların ve akademisyenlerin kişisel görüşler ve değerlendirmeleri de kullanılmıştır.Anahtar Kelimeler; Kent, Kültür, Plastik Sanatlar, Resim, Mimari
Psikanaliz başlığı altında Freud'un Leonardo ve Mona Lisa analizi özelinde imge oluşumu
Bu tez çalışması sanatçıdaki imge oluşumu üzerinde durmaktadır. Sanatçının eserlerinde görülen, özellikle tekrar eden, imgelerin yaratım sürecinde nasıl ve neden seçildikleri sorgulanmış; bu soruyu yanıtlamaya çalışırken psikanalizin kuramlarına başvurulmuştur. Bu sebeple önce psikanalize dair temel bir araştırma yapılmıştır. Sanatçıdaki imge oluşumunu açıklarken faydalanılacak psikanaliz kuramları; okuyucunun bu geniş alanda kaybolmasını önlemek için özet hâlinde sunulmuştur. Psikanaliz ve sanatın biraraya gelişi kısaca incelenmiş; bu beraberliğin pratik bir faydasına, sanat ile tedavi alanına değinilmiştir. İmge oluşumunun psikanaliz ile yorumlanışına örnek olarak Freud'un Leonardo Da Vinci üzerine yaptığı analiz seçilmiş ve özetlenmiştir. Tez çalışması, tek yönlü olmaması için Freud'un analizine ve genel olarak psikanalize yöneltilen eleştirilerden örneklerle desteklenmiştir. Son olarak; yazar Anıl Saldıran'ın tez çalışması kapsamında başladığı sanat projesine yer verilmiş, projeden örnekler sunulmuş ve tez çalışmasıyla ilişkilendirilmiştir.
Günümüz Türk resminde soyut mekanlar
Yüzyıllardır yaşanan göçler sebebiyle değişen kültür beraberinde teknolojik, sosyal ve ekonomik alandaki değişimi getirmiş, dolayısıyla bu değişimden en çok etkilenen varlık da insan oluşmuştur. Devamlı gelişim ve değişim içerisinde olan insanın kendini en iyi ifade etme yollarından biri de sanat olmuştur. Bu döngü içerisinde insan, kendinden sonra gelecek nesillere de ışık tutacak nitelikte eserler üretmiş ve üretmeye devam edecektir.Sanatın her döneminde ressamlar, eserlerinin özgün olması ve akılda kalıcılığını sağlamak adına, eserlerini oluştururken yeni teknikler, yeni yollar ve yeni fikirler geliştirmişlerdir.Bu tez çalışmasında Endüstri Çağı'nın topluma ve sanata olan yansımaları incelenmeye başlamış, 19.Yüzyıl'ın sonları ve 20.Yüzyıl'ın başlarında temelleri atılan soyut sanat hareketinin geçirdiği en önemli evreleri temsilcileri ile beraber incelenmiş ve Türk resminde oluşan soyut kavramı ve 1950'li yıllardan günümüze soyut mekan kurguları üzerine çalışmalar yapan Türk ressamlarının eserleri analiz edilmiştir.Son bölümde Semra Ay Çırpan' ın genç bir ressam olarak sanatını oluşturan düşünceleri ve kurguladığı soyut mekanlardan oluşan sekiz resminin, düşünsel ve plastik açıdan yazılı analizleri mevcuttur.
Yapay zekânın tıpografıye etkisi ve reklam kampanyalarında kullanımı
Bu tez, yapay zekanın tipografi üzerindeki etkisini ve reklam kampanyalarındaki kullanımını ele almakta ve bu alandaki değişimleri ortaya koymaktadır. YZ teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte, tipografi çalışmaları yeni bir dönüşüm sürecine girmiştir. Çalışmanın amacı, YZ destekli tipografi çalışmalarının avantajlarını ve dezavantajlarını inceleyerek, bu teknolojinin reklam sektörüne sağladığı katkıları ve potansiyel zorlukları belirlemektir. Yöntem olarak, çeşitli sanatçılar tarafından YZ kullanılarak oluşturulan tipografik eserler detaylı bir şekilde incelenmiş ve bu sayede yapay zekanın bu alandaki etkinliği somut örneklerle değerlendirilmiştir. Tezde sunulan analize göre, YZ tipografi çalışmalarında zaman ve maliyet verimliliği sağlamakta, hızlı prototipleme ve büyük veri setlerinden desen tanıma gibi yeni kapasiteler sunmaktadır. Ancak, bu yeni teknolojinin insan tasarımcının yaratıcılığını ve eleştirel düşünce kabiliyetini tamamen taklit edebilmesindeki sınırlılıklar da göz önünde bulundurulmuştur. Reklam kampanyalarındaki kullanımına yönelik olarak ise YZ tarafından üretilen tipografilerin, hedef kitlelere özelleştirilebilir ve dikkat çekici içerikler sunma konusunda önemli fırsatlar barındırdığı sonucuna ulaşılmıştır.
Gıotto ve Cimabue sanatında kullanılan figüratif dil
Her sanat dalı gibi, resim sanatı da ortaya çıktığı dönemin sanatsal bir ürünü olarak o döneme özgü etkileri yansıtmaktadır. Sanatçılar yaşadıkları dönemin ve toplumun sosyal, kültürel, ekonomik, politik durumundan, tarihsel, sanatsal geçmişinden ve inançlarından etkilenerek o dönemi yansıtan eserler vermişlerdir. Cimabue, Giotto gibi sanatçılar 13. yüzyılın sonları 14. yüzyılın başlarında, İtalya'nın Gotik döneminden rönesans dönemine geçişi sağlayarak, İtalyan resim sanatının temellerini atarak resim sanatının oluşmasını sağlamıştır. Cimabue sanat hayatında geleneksel Bizans etkilerini sürdürürken, 13.yüzyılın sonlarına doğru Bizans üslubundan vazgeçme konusunda ilk adımları atmış ve Giotto da onu takip etmiştir. Giotto sanata yeni bir üslup getirmiş, sanatı daha beşerî bir anlatıma ve natürele yönlendiren yenilikçi bir yaklaşım ortaya koymuştur. Giotto'nun sanatı gelişmiş perspektif yöntemlerine sahip olmasa bile eserlerindeki figürlerin kütlesel görünüşleri ve perspektifin önemi, iki boyutlu sanatın aşılmasındaki konusunda ilk adımlar olarak değerlendirilmektedir. Bu tez, Cimabue ve Giotto'nun eserlerindeki figüratif dili inceleyerek, her iki sanatçının üslup ve teknikleri aracılığıyla yaşamış oldukları döneme ve resim sanatı tarihine etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Cimabue'nin figüratif dili, dini tema ve simgelerle ifade edilmiş, figürler düz hatlar ve iki boyutlu stilize edilmişken; Giotto'nun figüratif dili, insani duyguların ön plana çıktığı, insan vücudunun ve anatomisinin doğru yansıtıldığı, üç boyutlu derinlik hissinin olduğu, ışık ve perspektifin kullanıldığı daha dinamik ve doğal bir ifadeyi yansıtmaktadır. Çalışmanın odak noktası, Cimabue ve Giotto'nun 13. yüzyılın İtalyan resim sanatını temellerini atarak, resim sanatına kazandırmış oldukları figüratif dillerinin sanatlarında temsil ettiği anlamı, yapmış oldukları sanat eserlerinde şekil, renk, kompozisyon ve anlatım unsurlarının benzerlik ve farklılıklarını ifade etmektir. Sonuç olarak, Giotto ve Cimabue eserlerindeki figüratif dili sanat tarihinde önemli değişimlere sebep olmuş, eserleri dönemin kültürel ve toplumsal dinamiklerini etkilemiştir. Dolayısıyla 13. yüzyılın sonları 14. yüzyılın başlarında sanat ve insan algısının nasıl evrildiğini eserleriyle göstermişlerdir.
Modern sanatta kültürel yabancılaşma ve Edward Hopper
Bu tez, Edward Hopper'ın eserlerinde modern toplumdaki bireyin yaşadığı kültürel yabancılaşmayı, felsefe ve sosyoloji perspektifleriyle incelemektedir. Hopper'ın resimlerindeki yalnız figürler, boş mekânlar ve keskin ışık-gölge kontrastları, Rousseau, Hegel, Marx, Durkheim, Weber, Fromm, Freud, Sartre ve Simmel gibi düşünürlerin yabancılaşma kuramları ışığında analiz edilmiştir. Rousseau'nun doğal yaşamdan kopuş eleştirisi, Marx'ın emek ve kapitalizm kaynaklı yabancılaşma teorisi, Durkheim'ın anomi kavramı, Weber'in rasyonalize olmuş dünyası, Fromm'un özgürlük kaçışı, Freud'un bilinçdışı çatışmaları, Sartre'ın varoluşçu yabancılaşması ve Simmel'in metropol insanı üzerine düşünceleri, Hopper'ın 'Nighthawks' (1942), 'Morning Sun' (1952) ve 'Office at Night' (1940) gibi eserlerindeki tematik derinliği anlamak için kullanılmıştır. Hopper'ın sanatı, modern kent yaşamının bireyi nasıl izole ettiğini, anlamsızlaştırdığını ve kimliksizleştirdiğini görselleştirmektedir. Bu bağlamda, tez, sanatın yabancılaşma olgusunu ifade etmedeki gücünü ortaya koyarken, aynı zamanda düşünürlerin kuramsal çerçeveleriyle sanatsal üretim arasındaki diyaloğu genişletmeyi amaçlamaktadır. Hopper'ın melankolik ve durağan kompozisyonları, yalnızca 20. yüzyıl Amerikan toplumuna değil, modern insanın evrensel yalnızlığına da ayna tutmaktadır.