
10
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Meclis-i Mebusan'da imtiyazlar sorunu ve tartışmaları (1908-1914)
Yerli ve yabancı girişimcilere Osmanlı toprakları üzerinde pek çok imtiyaz verilmişti. İkinci Abdülhamit'in padişahlığı zamanında verilmesi düşünülen ve verilen imtiyazlar hakkında eleştiri yapılamıyordu. Bu konuda söz hakkı sadece Abdülhamit'e aitti. II. Meşrutiyet'in ilanı ve Meclis-i Mebusan'ın açılması imtiyazlarla ilgili kanunların gerek basında gerekse Mecliste rahatça ifade edilmesine fırsat verdi.Konumuzun temelini II. Meşrutiyet döneminde gündeme gelen Lynch Meselesi, Chester Projesi, Bağdat Demiryolu ve Telefon İmtiyazı oluşturmaktadır. 1908-1914 yılları arasında ele alınan bu konulardan bazıları Abdülhamit döneminden kalmıştı. Bazıları ise II. Meşrutiyet'in ilanı ile gündeme gelmişti. Bağdat Demiryolu imtiyazının temelleri Abdülhamit zamanında atılmıştı. Lynch meselesi Abdülmecid dönemine kadar gidiyordu. Chester Projesi ve Telefon İmtiyazı II. Meşrutiyet'in ilanı sayesinde gündeme gelmişti. Telefon İmtiyazı hariç bahsi geçen diğer imtiyazlar, imtiyaz sahiplerinin ülkelerinin çıkarlarını temsil ediyordu. Bu nedenle Lynch meselesi denildiği zaman Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde bir İngiliz girişiminin yanı sıra Osmanlı-İngiltere ilişkileri de aklımıza gelir. Aynı şekilde Bağdat Demiryolunu Osmanlı-Alman ilişkilerinden ve Chester Projesini Osmanlı-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerinden ayrı düşünmemiz mümkün değildir.Sözü edilen imtiyazlar farklı zamanlarda Meclis-i Mebusan'da görüşüldü. Meclise gelen imtiyaza ilişkin mebusların görüşü, hükümetin tavrı, basının tutumu ve hatta kamunun tepkisi Meşrutiyet ile birlikte gelen özgürlükçü havayı açıkça ortaya koyuyordu. Bu yabancı imtiyazlara karşı takınılan tavırlar ve imtiyazlara ilişkin alınan kararlar, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerindeki mali yetersizliğini ve büyük güçlerin Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki etkisini bize bir kez daha gösterecektir.
Yerel tarih ve tarih eğitimine katkısı
nsandan uzak, tepeden yazılan tarihçilige yerelligin, yani tarihte yıllar boyu yer verilmeye deger görülmeyen mekan ve insan gibi ögelerin dahil edilmesi çok uzak bir geçmise dayanmamaktadır. Ancak tarihçilige saglayacagı katkılar anlasılmaya baslanmıs olacak ki dünyanın birçok ülkesinde yerel tarih tarihçileri cezbetmis durumdadır. Yerel tarihin getirileri yalnızca tarihçilige sagladıklarıyla sınırlı degildir. Tarih egitiminin Türkiye gibi ülkelerdeki merkeze fazlaca bagımlı, ders kitabı ve ögretmen odaklı ve insan unsurundan uzak görüntüsünü yırtacak önemli getirileri bulunmaktadır. Tarih derslerinde ögrencilere verilen bilgiler yine ögrenciler tarafından kuru ve tadsız en önemlisi de anlamsız olarak görülmektedir. Dolayısıyla da anlamsız olarak algıladıkları bilgileri niçin ögrendiklerini bilmeden ezberlemeye yöneltilmektedirler. Oysa dogru biçimde kazandırılan tarih bilgisinin onlara saglayacagı tarihsel bilinç ve bakıs açısı toplumun bireyleri olmaları açısından da farklı kazanımları bünyesinde barındırır. Topluma çagdas bakıs açısına sahip, çogulcu ve empatik becerileri gelismis, farklılıkları hosgörüyle karsılayan ve barısçı bireyler olarak katılmalarına katkı saglar. Yerel tarihin tarih egitimine yani dolaylı olarak bu kazanımlara saglayacagı katkı azımsanamayacak boyutlardadır. Bu çalısma yerel tarihi tanımlamak, tarihsel süreçteki serüvenini ve tarih egitimine sagladıgı katkıları ortaya koymak amacıyla gerçeklestirilmistir. Arastırmada öncelikle var olan kosulları gözler önüne sermek amacıyla tarih egitiminin amaçları, Türkiye'de bu amaçlara ulasma konusunda yasanan sorunlar ve bu sorunların ortadan kaldırılması amacıyla girisilen iyilestirme çabalarına yer verilmistir. Ardından yerel tarihin ne oldugu, ortaya çıkısı ve gelisim süreci, teması, yerel tarihin en önemli yöntemlerinden biri olan sözlü tarih, yerel tarihin kaynakları, çesitli açılardan ve de egitim yönünden sagladıklarıyla ilgili bilgiler, derse ne sekilde dahil edilecegini gösteren örneklerle yerel tarihe yönelik bazı elestirilere yer verilmistir. Son olarak ise derse yerelligin dahil edilmesi durumunda bunun ögrenciler tarafından nasıl karsılandıgı ve bakıs açılarında ne gibi degisiklikler yarattıgını ortaya koyan bir uygulama bölümü yer almaktadır. Bu bölümde zmir evreninde Amerikan Koleji lise I. sınıf ögrencileri örneklem olarak seçilmistir. Ögrencilerin 2006-2007 egitim ögretim yılı güz döneminde tarih dersinde gerçeklestirdikleri iki aktivite üzerinden görüsleri alınmıstır. Ögrenciler dönem içinde bir aile tarihi projesi hazırlamıslar ve Allianoi-Bergama gezisine katılmıslardır. Aile tarihi projesinde ögrenciler yerel tarihin önemli yöntemlerinden olan sözlü tarihi kullanarak aile büyükleriyle görüsmeler yapmıslar ve onların yasantılarını dönemin tarihsel olaylarıyla baglantılı biçimde ortaya koymuslardır. Allianoi-Bergama gezisinde ise tarih derslerinde isledikleri ilkçag uygarlıklarının besigi durumundaki tarihsel mekanları görme sansı elde etmislerdir. Bu aktiviteler sonrasında ise ögrencilerin tarih derslerine yönelik düsüncelerinde meydana gelen degisimler yöneltilen sorulara alınan yanıtların belirli kategorilere ayrılması yoluyla tablolastırılmıs ve bulgular yorumlanmıstır.
II. Meşrutiyet Döneminde İttihat ve Terakki`nin eğitim politikası ve İzmir
Platon'dan Konfiçyüs'a kadar kendi ekollerini oluşturmuş pek çok filozof, ileri bir toplumun ancak erdemli yöneticiler sayesinde varolabileceğim düşünmüşler ve yöneticilere bu erdemin kalıtsal yollardan değil ancak eğitimle verilebileceğine inanmışlardır. Eğitim, üst tabakaya olduğu kadar yönetilenlere de farklı gayelerle ama aynı metotlarla uygulanmaya çalışılmıştır. Yani yöneticiler, sahip oldukları fikirsel iklime halklarını uydurmaya çalışmışlardır. Geçmişten günümüze değin bu ilkeler her devlette görüldüğü üzere Osmanlı Devleti'nde de böyleydi. Osmanlı Devleti, yükseliş devrinden itibaren bu alandaki çalışmalarını medrese bünyesinde oldukça profesyonel bir şekilde gerçekleştirirken, kurduğu Enderun mekanizmasıyla İbn-i Haldun'un bürokrasi şablonuna gönderme yaparcasına aynı teknikleri uygulamaya geçirdiğini görüyoruz. 17. ve 18. yy. 'lar bu sistemin iç ve dış etkenler sonucu aşınması nedeniyle 19. yy'dan günümüze değin bu yapının tadilatıyla geçirilmiştir. Bu süreç içerisinde eğitimin payı yadsınamaz bir konuma gelmiştir. Bilhassa, Tanzimat döneminde daha sonraki yeniliklerin kapısını aralayacak Tıbbiye, Harbiye ve Mülkiye gibi memur kadrolarına kalifiye personel yetiştirecek eğitim kurumları açılmıştır. I. Meşrutiyet dönemi, açılan bu okulların taşraya kadar uzanan geniş bir yelpazede çoğaltıldığı ve Osmanlılık çatısının bu sayede daha da sağlamlaştınlacağı düşüncesinin hakim olduğu bir devir olarak ortaya çıkmaktadır. 1908 devrimiyle meşrutiyetin ilanı bile azınlıkların Osmanlı'dan kopuşunu engelleyememiştir. Bu durum, daha önce birlik yönünde yapılan faaliyetlerin, eğitime yüklenen bu anlamları tam da karşılayamadığını göstermekteydi. Jön Türkler son bir umutla İmparatorluğun tüm unsurlarının beraber öğretim göreceği eğitim kurumlarının yaygınlaştırılmasına çalıştılar. Fakat bu düşünce 1913 hezimetiyle boşa çıktıktan sonra "millet-i hakime" olarak gördükleri kendi tebaalarına saf ulusçu bir eğitim vermeye yöneldiler. I. Dünya ve Kurtuluş Savaşı'nda yaşananlar bunu pekiştirerek Cumhuriyet döneminde modernleşme ve batılılaşma yolunda atılacak adımlarda eğitim kurumlarının rolünü belirledi.
1881-1908 döneminde Trabzon Sancağı
Bu araştırmada 1881-1908 yılları arasında Trabzon Sancağı'nın ekonomik, idari ve eğitim yapısı incelenmiştir. Trabzon, Anadolu'daki en eski yerleşim alanlarından biridir. Şehrin önemi, kurulmuş olduğu coğrafyanın askeri ve ekonomik faaliyetlere uygun olmasından ileri geliyordu. Bu münasebetle Trabzon, her devirde yoğun askeri mücadelelere sahne olmuştu. Bu mücadelelerde 14. yüzyıldan itibaren Türklerde yer almışlar ve şehir 1461 yılında Türklerin eline geçmiştir. 15. Yüzyıldan itibaren Karadeniz Bölgesi'ndeki Türk hakimiyeti ile beraber bölgenin sosyo-ekonomik yapısı değişmeye başladı. Karadeniz'in bir Türk gölü haline gelmesi bölgede cereyan eden uluslararası ticaretin zayıflamasına neden oldu. Bu gelişme, bölgenin en canlı ticaret merkezi olan Trabzon ekonomisini olumsuz yönde etkiledi. Fethi takiben Osmanlı Devleti'nin önde gelen vilayetleri arasında Trabzon, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'nı takiben uluslararası ticarette kendinden sözettirmeye başladı. Özellikle 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren Trabzon Limanı, İran transit mallarının taşındığı en önemli liman oldu bu durum Trabzon ticaretini olumlu yönde etkiledi. Ticaretin canlanmasına paralel olarak yabancı sermaye desteğindeki yerli Hıristiyanlar, şehir ticaretinde etkin bir şekilde rol oynamaya başlamışlardı. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Trabzon üzerinde yapılan İran transit ticareti, hayli azalmaya başladı bunun sebebi ise, Rusya'nın yapmış olduğu yeni yolların bu ticaret için çok daha elverişli olmasıydı. 20. Yüzyılın başında Trabzon Limanı, uluslararası ticaretten ziyade Anadolu'ya yönelik ticari faaliyetlerin yürütüldüğü bir liman durumundaydı. Trabzon, 20. yüzyılın başında eski ekonomik önemini kaybetmesine rağmen sosyo-ekonomik ve kültürel alanda Osmanlı Devleti'nin önde gelen vilayetleri arasındaydı.
Reji idaresi (1908-1925)
Dünyanın en yaygın alışkanlığı olan tütün tüm dünyada olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğunda da kısa süre içerisinde yaygın bir tutku haline dönüşmüştü. Ülkede değişik grupların farklı tepkileriyle karşılanan tütün uzun yıllar imparatorluk idarecileri tarafından ekonomik yönden değerlendirilmemiştir. 1883 yılında tütün geliri Osmanlı dış borçlarına karşılık olmak üzere, Duyun-u Umumiye'yle yapılan anlaşmalarla tekel işletmesi olarak kurulan Reji İdaresi'ne (Müşterek Menfaa İnhisar-ı Duhan-ı Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye) verilmiştir. Reji'nin gelirinden Duyun-u Umumiye'ye sabit bir pay aktarıldıktan sonra Osmanlı Devleti ile belirlenen oranlarda karının paylaşılması esaslarında anlaşılmıştır. Kar payının paylaşımı esasına dayandırılmış olması, Osmanlı Hükümeti tarafından da destekleneceği kanısını ortaya çıkarmıştı.Ancak Reji'nin tütün ekim alanlarına kısıtlama getirmesi, çiftçinin tütününü koyacağı depolan yeterli sayıda inşaa ettirememesi, iç piyasaya kalitesiz tütün sunması, Reji çalışanlarının çoğunluğunun gayr-i müslim oluşu ve üreticiye iyi davranmaması, fiyatlandırma ve tartı işlemlerinde üreticiyi tatmin etmemesi gibi sebepler tütün kaçakçılığını doğurmuş; Reji İdaresi'nin kaçakçılığı kendi kolcu kadrosuyla önleme faaliyeti, köylüyle Reji arasındaki çatışmayı büyütmüştü ki bu durum Osmanlı hükümetinin tutumunda da kararsızlıklar ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Üretici, yabancı bir şirketin tütün üretimlerinin her aşamasında kendilerine karışmasını kabullenememekteydi. Reji İdaresi ise maliyetin artmasının kaçakçılığı önleme masraflarından kaynaklandığını ifade ederken, kaçakçılıkla mücadelede yeterli desteği sağlayamayan Osmanlı Devletini suçluyordu.Devlet içinde devlet gibi örgütlenen bir şirket Osmanlı Devleti ve tütün üreticileri için bir an önce kurtulması gereken büyük bir sorun haline dönüşmüştü.Bu sorun II. Meşrutiyet idarecilerince sorgulanmasına rağmen, ülkenin içinde bulunduğu savaş koşulları Reji'nin kaldırılmasını önlediği gibi, imtiyaz süresinin uzatılmasına da ortam hazırlamıştır. Mustafa Kemal Paşa'nın başlatmış olduğu bağımsızlık mücadelesi içerisinde ekonomik bağımlılıklar da ele alınmıştı. Nitekim tütün üretiminden pazarlanmasına kadar her aşamada üreticinin karşısına çıkan Reji de 1923 İzmir İktisat Kongresi'nde ele alınıp, kaldırılmasının gerekliliği kabul edilmişti. Reji inhisarının kaldırılması karan 1924 yılında şirket yetkililerine bildirilerek, 4 Mart 1925 yılında da Hükümet inhisarı şekline dönüştürülerek millüeştirilmişti. VI
Cumhuriyet döneminde ilkokul tarih/sosyal bilgiler ders kitaplarında eskiçağ tarihinin öğretiminin incelenmesi
Bu çalışmada Cumhuriyet döneminden günümüze ilkokul/ilköğretim dördüncü sınıflarda okutulan Tarih ve Sosyal Bilgiler ders kitaplarında işlenen Eskiçağ Uygarlıkları konusundaki değişim ve bu değişimin nedenleri incelenmiştir. Bunun için 1938, 1943, 1954 ve 1964 yıllarına ait Tarih IV; 1969, 1978, 1987, 1996, 2000, 2015 yıllarına ait Sosyal Bilgiler 4; 2007 ve 2015 yıllarına ait 6.sınıf ve 7. sınıflarda okutulan Sosyal Bilgiler ders kitaplarında yer alan Eskiçağ Uygarlıkları konuları karşılaştırılmıştır. Çalışmada doküman analizi kullanılarak veri toplanmıştır. Araştırma sürecinde çalışmanın amacına uygun olarak mevcut kaynaklar taranmış, kaynaklar incelenmiş, gerekli notlar alınmış, notlardan yola çıkılarak da değerlendirme işlemi yapılmıştır. İncelenen on beş kitapta yer alan uygarlıklar; metinsel unsurların çeşidi ve içeriği, görsel unsurların çeşidi ve içeriği, konunun öğretimsel düzeni, konulardaki soruların çeşidi ve düzeyi, okuma parçaları ve biyografilerin niteliği ve niceliği açısından değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda bulgularda görüldüğü üzere kitaplarda hem Eski Doğu hem de Eski Batı Uygarlıklarına yer verilmiştir. 1938, 1954 ve 1964 yıllarına ait kitaplarda Eti (Hitit) ile Yunan ve Roma uygarlıklarına daha fazla yer verildiği tespit edilmiştir. Bunun sebebinde Türk Tarih Tezi'nin etkisiyle Anadolu'nun -Yunan, Roma uygarlıklarını da kapsayan- mirasını tanıtmak, sonrasında ise hümanist (1945 Unesco Barış Sözleşmesi) yaklaşım sebebiyle diğer medeniyetlerin de Türk tarihinin ortak geçmişi olduğu düşüncesi yatmaktadır. Ayrıca Osmanlı'dan gelen "Tarihi Umumi" -Murat Bey'in altı ciltlik daha çok Fransızca, Rusça ve çok azda Türkçe kaynaklara başvurularak yazılan Avrupa bakış açısına uygun olma- geleneğinin devam etmesinin de etkisi olduğu söylenebilir. 1969–1978–1987–1996–2000 yıllarına ait kitaplarda ise en fazla bilgiye Anadolu Uygarlıklarında yer verildiği gözlenmiştir. 2000 yılına kadarki tüm kitaplarda Roma Uygarlığı da diğer Anadolu Uygarlıkları kadar yer bulmuştur. Bunda da dönemlerin tarih öğretimi yaklaşımı kadar Roma uygarlığının hem Anadolu topraklarındaki medeniyetlerden etkilenen hem de etkileyen konumda bulunması nedeniyle bu kadar yer bulduğu düşünülmektedir. Ayrıca 1969 ve sonrasındaki kitaplarda İyon medeniyetinin Anadolu Uygarlıkları adı altında ele alınırken daha önceki kitaplarda Yunanlılar ya da Ege Medeniyeti Uygarlıkları başlığı altında işlendiği saptanmıştır. 2000 yılına gelindiğinde ise sadece Eskiçağ Anadolu Uygarlıklarına yer verildiği tespit edilmiştir. 2005 yılı 4. sınıf ders kitaplarında ise Eskiçağ Medeniyetleri konusuna yer verilmemiştir. Bunda da yapılandırmacı yaklaşımın ve bu yaş grubundaki çocukların somut düşünce evresinde olmalarından dolayı olduğu söylenebilir. Eskiçağ Uygarlıklarına 2005'den itibaren 6. sınıf ders kitaplarında yer verilmiştir. 2007 yılının 6.sınıfında Mezopotamya Uygarlıklarından Sümer, Babil ile Asur'a ve Anadolu Uygarlıklarına yer verilirken, 2015 yılının 6.sınıf kitabında da aynısı uygulanmıştır. 2007 yılının 6.sınıf kitabında 2015 yılının 6. sınıfından farklı olarak uygarlıklar ile ilgili bilgiler hikâyeleştirilerek verilmiştir. 2007 ve 2015 yıllarının 7.sınıflarında ise buluşlar konusu altında buluş yapan medeniyetlerin adlarına yer verildiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Eskiçağ Tarihi Öğretimi, İlkokul Ders Kitapları, Sosyal Bilgiler Ders Kitapları, Tarih Eğitimi
Sovyet Rusya tarih ders kitaplarında Türk imajı
Tüm sosyal bilimler gibi tarih eğitimi politikası tüm devletler için önemlidir. Bu derslerin içeriği yeni nesillere sosyo kültürel açıdan kendilerini tanımayı ve vatandaş olarak ait oldukları devleti tanımlamayı öğretmektedir. Bu çalışma 1917-1991 yılları arasında Rusya'da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği döneminde eğitim politikası, bu eğitim politikasına bağlı hazırlanan ve okutulan ortaöğretim tarih ders kitaplarındaki Türk imajını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Komünizm düşüncesinin ders kitaplarını biçimlendirdiği bir dönemde tarih eğitiminde Türk, Osmanlı imgesi ile ilgili yaklaşımlar incelenmiştir. Çok miktarda Müslüman ve Türk nüfus barındıran Sovyetler Birliği'nin lideri olan Rusya'nın, bünyesinde barındırdığı halklar ve tarihleri ile ilgili eğitim politikası oldukça önemlidir. Bolşevik devrimi ile "Sovyet milleti" oluşturmaya çalışan Rusya'nın "Öteki", "Biz ve onlar" algısı bu bağlamda ele alınmıştır. Siyasi değişimlerin ve ideolojilerin eğitim ve ders kitapları üzerinde etkisi Sovyet Rusya'da tarih eğitiminde ve Tarih metodolojisinde beş temel kırılma noktası üzerinden incelenmiş, bu kırılma noktalarındaki değişimler yorumlanmıştır. Bu çalışmada betimsel analiz yöntemi kullanılarak Sovyet döneminde okutulan tarih ders kitapları incelenmiş ve elde edilen bulgularla öğretilmek istenen Türk imajı değerlendirilmiştir. Dönemin tarih ders kitaplarındaki resimler de görsel olarak verilmek istenen mesajı yorumlamak için çalışmaya dâhil edilmiştir. Yapılan inceleme sonucunda siyasi arenada görülen değişimlerin Sovyet tarih ders kitaplarını etkilediği ve bu değişimin "Türk İmajı" için de geçerli olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Tarih, Tarih Eğitimi, SSCB, Tarih Ders Kitabı, Türk İmgesi
İlkokulda oyunla öğretimin öğrencilerin kişilik özelliklerine yansıması
İnsanlığın neredeyse başlangıcından beri sürdürdüğü bir pratik olan oyun, yaşamın içinde başlamakta ve her dönemde değişerek sürmektedir. Oyun, çocuğun yaşadığı dünyayı ve çevresini anlamlandırması ve farkına varmasında çok önemli bir araçtır. Bundan dolayı önemini kaybetmeye başlayan geleneksel oyunların yeniden yaşatılması, gelecek nesillere aktarılması ve dolayısıyla oyunla öğretim uygulaması önem taşımaktadır. Bu araştırmayla da ilkokulda oyunla öğretimin öğrencilerin kişilik özelliklerine yansımasını belirlemek amaçlanmıştır. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden temel nitel araştırma deseninde çalışılmıştır. Veri toplama aracı olarak da anket ve gözlem kullanılmıştır. Anket yoluyla öğrencilerin oyunları bilme durumları, oynama durumları ve oyunları öğrenme kaynaklarının neler olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin oyunlardaki kişilik özelliklerine ilişkin bilgiler ise gözlem yoluyla toplanmıştır. Araştırmayı 2022-2023 eğitim öğretim yılında İstanbul ili Sancaktepe ilçe milli eğitim müdürlüğüne bağlı bir ilkokula devam eden 40 tane 3. sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Elde edilen sonuçlara göre, geleneksel ve modern çocuk oyunlarının öğrencilerin kişilik özellikleri üzerinde olumlu yansımaları olduğu, bazı kişilik özelliklerinin daha çok geleneksel oyunlardan, bazı kişilik özelliklerin ise modern oyunlardan etkilendiği görülmüştür. Oyunların bilinirlik seviyelerinde de artış olmuştur. Oyunlar ders kazanımlarına uyarlanarak işlenmiş ve böylece öğrencilerin derse karşı ilgilerinin de arttığı görülmüştür. Anahtar kelimeler: İlkokul, Oyunla öğretim, Geleneksel oyunlar, Modern oyunlar, Kişilik gelişimi.
Bolu Mebusu Mehmet Şükrü Gülez
Çalışmanın amacı 1870- 1950 yılları arasında yaşayan İlyaszade Mehmet Şükrü (Gülez) Bey'in hayatını ve siyasi faaliyetlerini incelemektir. Yaptığı faaliyetler, yaşadığı zaman dilimi ve bulunduğu görevler açısından Bolu tarihi için önemli olaylara şahitlik etmesine rağmen; bugüne kadar hayatı hakkında hiçbir çalışma yapılmamıştır. Mehmet Şükrü Bey'in hayatının kapsamlı bir şekilde ele alınması, Bolu Milli Mücadele Tarihine ışık tutması ve böylelikle bir eksikliğin giderilmesi bakımından faydalı olacağı düşünülmüştür.Bolu'da doğan Mehmet Şükrü Bey, çalışma hayatına devlet memurluğu ile başlamış, bu süreçte çeşitli mahkemelerde kâtiplik yapmıştır. Ancak; asıl işi aile uğraşı ticaret olan Mehmet Şükrü Bey, ülke meselelerinden de uzak kalmamıştır. Siyasi hayatı İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeliği ile başlamıştır. Bolu'nun Milli Mücadele tarihinde önemli bir yere sahip olmasında İttihat ve Terakki üyeliği ile çıkardığı Dertli Gazetesi'nin rolü büyük olmuştur. Dertli Gazetesi Milli Mücadele'ye daha ilk günlerinden destek vererek, Milli Mücadele'nin Bolu'daki sesi olmuş, halkın mücadele ruhunun güçlenmesinde önemli rol oynayarak, Mustafa Kemal Paşa'nın dikkatini çekmiştir. Mehmet Şükrü Gülez'in Dertli Gazetesi'ni çıkartmasının ve Milli Mücadele'yi desteklemesinin uyandırdığı güven sayesinde, oluşturulan TBMM için İstanbul'dan Ankara'ya geçmekte olan Celalettin Arif Ve İsmet Paşa beraberindeki kafilenin Şükrü Bey'in evi olan Gülezler Konağı'nda ağırlanması uygun görülmüştür. Mehmet Şükrü Bey, İsmet Paşa'nın Ankara'ya geçişinde Bolu durağında onu kardeşi Hafız Hakkı Bey ile ağırlamış ve Milli Mücadele'nin lider kadrosunda olan İsmet Paşa ile yakınlık kurmuştur. Bu durum, Mehmet Şükrü Bey'in Bolu Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti'nden TBMM'nin I. Dönemi için yapılan seçimde Bolu'dan mebus seçilmesinde etkili olmuş, Nisan 1920'de Bolu Mebusu seçilerek Ankara'ya gitmiştir. Fakat meclis faaliyetlerine başlamadan önce yöresinde başlayan ayaklanmalar üzerine Mustafa Kemal Paşa tarafından, Nasihat Heyeti üyesi olarak Hüsrev (Gerede), Fuat (Umay), Osman Nuri (Özgen) Beylerle beraber Bolu'ya gönderilmiştir. Ancak, Heyet-i Nasiha üyeleriyle asiler tarafından tutuklanması sonucunda, hayatını ölümle kalım arasındaki ince çizgide yaşamıştır. Hayatında derin izler bırakan Heyet-i Nasiha üyeliğinde yaşadığı kötü olaylara rağmen Milli Mücadele'den yana asla ümidini kaybetmemiş, bununla birlikte asileri bu faaliyetlerinden vazgeçirmek için mücadele etmiştir. Milli Mücadele'nin isyanlar döneminde önemli bir isim olmuştur.Mehmet Şükrü Bey'in, I. Dönem TBMM Bolu mebusu olarak başlayan Mebusluk hayatı V. Dönem TBMM' ye kadar (1920'den 1939'a kadar) aralıksız olarak devam etmiştir. Meclisten emekli olduktan sonra Bolu'ya dönen Mehmet Şükrü Bey, 1950 yılında akciğer hastalığına yenik düşerek hayata veda etmiştir.Anahtar Kelimeler; İlyaszade Mehmet Şükrü Bey, Bolu, Milli Mücadele, Heyet-i Nasiha, Dertli Gazetesi.
8. sınıf T.C. inkılap tarihi ve Atatürkçülük dersinde geçen tarihsel kavramların öğretiminin tarihsel düşünme becerilerine etkisi
Kavramlar öğrencilerin sosyal ve fiziki çevresini anlamlandırmak için kullandığı zihinsel tasarımlardır. İnsanlar dünyayı anlamlandırırken kavramların gücünden faydalanır. Kavram öğrenme bir yanıyla dilsel bir yanıyla düşünsel bir süreç barındırır. Soyut kavramların öğrenilmesi özel bir çaba gerektirmektedir. Bununlar birlikte bilimsel kavramlar bireylerin gündelik yaşamlarında öğrenebilecekleri kavramlar değildir. Özellikle toplumun; kültüründe, dilinde, yaşam biçiminde gerçekleşen değişimler bazı kavramların insan yaşamından kopmasına neden olmaktadır. Ancak tarih konusu gereği içinde geçmişi barındırmaktadır. Bu nedenle kavramlar insanların yaşamından çıksa bile tarihsel kavramlar olarak tarihin içerisinde yer edinmektedir. Bununla birlikte tarih derslerinin amaçları artık tarihsel düşünme becerileri çerçevesinde oluşturulmaktadır. Tarihsel düşünme becerilerinin geliştirilmesi için geçmişin dilinden ve kavramlarından faydalanmak gerekmektedir. Bu nedenle ''8. Sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersinde geçen tarihsel kavramların öğretiminin tarihsel düşünme becerilerine etkisi'' incelenmiştir. Bu çalışma yirmi kişiden oluşan 8. sınıf öğrenci grubuyla gerçekleştirilmiştir ve araştırma şu sorulara cevap aramıştır. • T.C. Atatürkçülük ve İnkılap tarihi dersinde geçen tarihsel kavramları, öğrencilerin bilme seviyesi nedir? • Uygulanan kavram öğretim tekniklerinin (kavram ağı, kavram bulmacası, kavram karikatürü, öykü oluşturma, şiir yazma, zaman şeridi, zamanda yolculuk yapan haberci, sözlük oluşturma) tarihsel kavram öğrenimine etkisi nedir? • Tarihsel Kavramların öğretimi ile tarihsel düşünme becerilerinin geliştirilmesi arasında nasıl bir ilişki vardır? • Öğrencilerin uygulamadan sonra kavram öğretim yöntemlerine yönelik görüşleri nelerdir? Bu araştırma da nitel araştırma yöntemlerinden eylem araştırmasından faydalanılmıştır. Çalışma sırasında öğrencilerle yapılan etkinlikler ve dağıtılan çalışma kağıtları çerçevesinde veriler elde edilmiştir. Elde edilen veriler betimsel analiz ve içerik analizi yöntemleriyle analiz edilmiştir. Kavram öğretimi ile tarihsel düşünme becerileri arasında yakın bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.