964
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Batı Karadeniz orman ekosistemlerinde ölü örtü dinamiği
Bu çalışmanın amacı Batı Karadeniz Düzce Akçakoca bölgesi doğu kayını (Fagus orientalis Lipsky) ve Anadolu kestanesi (Castanea sativa Mill.) karışık meşçerelerindeki biyokütle ile biyokütle, ölü örtü ve toprakta tutulan karbon miktarının ve ölü örtü dinamiği ve ayrışmasının belirlenmesidir. Kayın ve kestane ağaçlarının biyokütleleri ile C miktarlarının ağaçların göğüs yüksekliğindeki çapları ile doğru orantılı ve pozitif bir ilişkisinin olduğu belirlenmiştir. Bu ekosistemlerde toprak, ölü örtü, diri örtü ve ağaçların içerdiği C miktarları sırasıyla 92,1, 4,2, 25 ve 169 Mg ha-1 bulunmuş ve toplamda 290,3 Mg ha-1 C depolandığı hesaplanmıştır. Ölü örtü ayrışması dört zaman periyodunda (3, 6, 15 ve 27 ay) incelenmiş ve kestane yapraklarında her bir zaman periyodunun sonunda toplam kütlenin sırasıyla % 81, % 68, % 55 ve % 42'sinin kaldığı, kayın yapraklarında ise yüzde kalan kütle miktarlarının kestane yapraklarından yaklaşık sırasıyla 1,1, 1,2, 1,2 ve 1,4 kat daha fazla olduğu, bununla birlikte kestane için her bir zaman periyodunda hesaplanan "k" değerlerinin, kayın için aynı zaman periyotlarında hesaplananlardan yaklaşık 2 kat daha fazla olduğu belirlenmiştir. Kayın ve kestane meşçerelerinde en düşük "k" değeri ikinci yılsonunda sırasıyla 0.248 ve 0.398 olarak hesaplanmıştır. En yüksek "k" değerleri ise üçüncü ay sonunda, en düşük k değerlerinin yaklaşık 2 katı olarak hesaplanmıştır. Birinci yılsonu k değerleri kestane ve kayın için sırasıyla 0.478 ve 0.307 olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak kestane yapraklarında meydana gelen kütle kaybının ve hesaplanan "k" değerlerinin, kayın yapraklarından daha fazla olduğu ve dolayısıyla kestane de meydana gelen ayrışmanın da daha hızlı olduğu belirlenmiştir. Nitekim kayın yapraklarının % 95'inin ayrışması için gereken süre (3/k değeri) 10-12 yıl, kestane için ise 6-7,5 yıl olarak hesaplanmıştır. Kayında ayrışmanın başlangıç aşaması doğu bakıda batı bakıya oranla daha hızlı gerçekleşirken, kestane için aynı sonuç ayrışmanın daha ileri safhaları olan birinci ve ikinci yılsonu için bulunmuştur. Kayın meşçerelerinde birinci yılsonunda yükselti arttıkça ayrışmanın hızlandığı, ikinci yılsonunda ise tam tersi bir durumun olduğu belirlenmiştir. Kestane meşçerelerinde ise birinci yılsonuna kadar ayrışma hızında bir fark yokken, ikinci yılsonunda genel eğilimin yükselti arttıkça ayrışma hızının yavaşladığı yönünde olduğu belirlenmiştir.
Orman yangınlarında su tanklarının kullanımının değerlendirilmesi: Kastamonu Orman Bölge Müdürlüğü örneği
Orman yangınlarıyla mücadele ve söndürme faaliyetlerinde en önemli unsur insan kullanılan hava ve kara araçları ile ekipmanlardır. Kara araçları olarak Orman Genel Müdürlüğü'ne ait arazözler yangınla mücadele faaliyetlerinde önemli yer tutmaktadır. Bununla birlikte ulaşımın zor ve zaman alıcı olduğu yerlerde su tankları yangına ilk müdahalede önemli yer tutmaktadır. Bu sebeple Orman Genel Müdürlüğü tarafından 2009 yılından bu yana 2,5 tonluk traktöre monte edilebilen ve traktör miliyle çalışan su tankları orman köylülerine dağıtılmıştır. Bu çalışmada Kastamonu Orman Bölge Müdürlüğü'nde dağıtılan su tanklarının orman yangınları ile mücadelede kullanım durumları araştırılmıştır. Su tanklarının kullanım durumları anket yöntemi ile değerlendirilmiştir. 2009 -2014 yılı sonuna kadar 193 adet su tankı dağıtılmıştır. Dağıtılan su tankları sayısı ile Orman İşletme Müdürlüklerinin yangına hassasiyet dereceleri arasında önemli bir ilişki olduğu görülmüştür. Zira Bölge Müdürlüğü ormanlarının yaklaşık %50'si yangına ikinci derecede hassas bölgede yer almaktadır. Su tanklarının %63'ü yangına ikinci derece hassas bölgede yer alan işletme müdürlüklerine dağıtılmıştır. Aynı şekilde yangın adedi ile su tankı sayısı arasında da ilişki olduğu görülmüştür. Dolayısıyla su tankı dağıtımında yangın sayısının göz önünde bulundurulduğu ifade edilebilmektedir. Orman içinde veya bitişiğinde yaşayan orman köylülerinin ormanda çıkan yangınlara İşletme Müdürlüklerinin ekiplerine nazaran daha erken ulaşabileceğinden ve yangına ilk müdahaleyi daha hızlı yapabileceğinden orman köylülerine verilen 2,5 tonluk su tanklarının yerinde ve amacına uygun bir uygulama olduğu ifade edilebilir.
Ilgaz Dağı Milli Parkı'nın kuş faunası
Kasım 2014 – Temmuz 2015 tarihleri arasında yapılan bu çalışma ile Ilgaz Dağı Milli Parkı'nda bulunan kuş türleri ile bu kuş türleri popülasyon yoğunluğunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Kuş türlerinin tespiti için yapılan çalışmada transekt ve nokta gözlem ve sayım metodu uygulanmıştır. Çalışma alanı 1.118 ha'lık alana sahiptir. 9 ay boyunca gözlem yapılmıştır. Araştırma sahasında üç çalışma istasyonu belirlenmiştir. Bu istasyonlar; ormanlık alan, sulak alan ve orman içi açıklıklar olarak farklı habitat özelliklerini karakterize etmesi amaçlanarak belirlenmiştir. Çalışma sonunda, 10 takımın 27 familyasına ait olan 54 kuş türü tespit edilmiştir. Takımlara göre türlerin sayısal dağılımı; Passeriformes 35, Falconiformes 4, Columbiformes 3, Ciconiiformes 2, Coraciiformes 2, Strigiformes 2, Caprimulgiformes 1, Cuculiformes 1, Galliformes 1, Piciformes 1 olarak tespit edilmiştir. Bu çalışma ile, Ilgaz Dağı Milli Parkı kuş faunasına 18 yeni tür ilave edilmiştir. Araştırma sahasında en baskın takım Passeriformes iken Galliformes, Caprimulgiformes, Cuculiformes, Piciformes takımının baskınlığı en az bulunmuştur. Birinci istasyonda en fazla gözlenen tür Serçe (Passer domesticus), ikinci istasyonda en fazla gözlenen tür Akkuyruksallayan (Motacilla alba), üçüncü istasyonda en fazla gözlenen ise İspinoz (Fringilla coelebs) türü olmuştur. Ilgaz Dağı Milli Parkı'nda Serçe (Passer domesticus) en çok gözlemlenen tür olmuştur.
Kayın (Pleurotus ostreatus) ve shiitake (Lentinus edodes) mantar misellerinin gelişimi üzerinde manyetik alan uygulamalarının etkisi
Bu çalışmada; kayın (Pleurotus ostreatus) ve shiitake (Lentinus edodes) mantarları miselinin gelişimi üzerinde manyetik alan uygulamalarının etkisi araştırılmıştır. Otoklavda 121 oC sıcaklıkta 30 dakika steril edilmiş Malt Extract Agar (MEA) besi ortamı, 9 cm çapındaki petri kaplarına 0,5 milimetre yüksekliğinde yaklaşık 30 mililitre kadar koyulmuştur. Daha sonra laboratuvar koşullarında steril bir şekilde, besi ortamlı petri kaplarına ayrı ayrı iki tür mantar misellerinin ekimi yapılmıştır. Manyetik alan(MA) uygulaması için mantar miselleri farklı sürelerde (5, 10, 15 ve 30 dakika ) ve değişik manyetik alan şiddetlerine (0,25; 0,5; 1, 5, 10, 50 ve 100 militesla ) selonoid içerisinde maruz bırakılmışlardır. Kontrol ve farklı manyetik alan şiddetlerine maruz bırakılan miseller 23 oC sıcaklık ve %95 nem ortamı sağlanarak gelişmeye alınmıştır. Gelişme gösteren mantar miselleri ikişer gün ara ile gelişimleri kayıt altına alınarak 20 gün boyunca misel gelişim hızları tespit edilmiştir. Misellerin gelişme hızına ilişkin olarak elde edilen veriler ile farklı manyetik alan şiddetleri ve uygulama süreleri için SPSS18 istatistik programı ile varyans analizi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde shiitake mantar misel gelişimi ile manyetik alan şiddetinin arasında istatistiksel olarak fark görüldüğü (p<0,05), kayın mantar miseli gelişimi ile manyetik alan şiddeti arasında istatistiksel olarak bir fark olmadığı (p>0,05) tespit edilmiştir. Çıkan farklılıkları ortaya koyabilmek amacıyla LSD testi uygulanmıştır. Shiitake mantar miselinin gelişim hızı için 15 ve 30 dk süreyle 5mT'lık MAŞ'nin uygulanmasının daha iyi olduğu, kayın mantar miselinin gelişim hızı için de 5 dk süreyle 0,5 mT'lık MAŞ'nin uygulanmasının daha iyi olduğu tespit edilmiştir.
Kastamonu Taşköprü Tekçam sarıçam tohum bahçesinde Dioryctria sp. Zeller 1846 zararı yönünden klonal varyasyon
Bu çalışma Kastamonu Taşköprü Tekçam tohum bahçesinde gerçekleştirilmiş olup 30 klon, kozalak ve tohum zararlarına dayanıklılık ve tohum verimleri yönünden incelemiştir. Kozalak ve tohum zararlısı olan Dioryctria sp. tohum bahçesinde tespit edilmiştir. Dioryctria sp. tohum bahçesinde potansiyel zararı olan türlerdir. Çalışmada yöntem olarak kozalakta 5. deformasyon sınıfı ve kontrol gurubu olmak üzere 6 sınıfa ayrılmış ve deformasyon yönünden incelenmiştir. Araştırma sonucunda kozalak ve tohum özeliklerine göre klonlar arasında anlamlı farklılıklar belirlenmiştir. Buna göre 2. deformasyon sınıfında en dayanıklı klon 9 nolu klon en hasas klon ise 12 nolu klon , 4. deformasyon sınıfında en dayanıklı klon 21 nolu klon en hasas klon ise 3 nolu klon olarak tespit edilmiştir. Diğer deformasyon sınıflarında (1, 3 ve 5)'te yeterli tohum elde edemediğinden dolay anlamlılık bakımında değerlendirme yapılamamıştır. Tohum bahçesinde bütün rametlerde 2. deformasyon sınıfında kozalak zararlısı olması halinde tohum 834,35 kg, 4. deformasyon sınıfında kozalak zararlısı olması halinde 415,29 kg, sağlam kozalak olması halinde ise 1178,78 kg tohum elde edebilmektedir. Buna göre tohum bahçesinde 2. deformasyon sınıfında kozalak zararlıları %29,22, 4. deformasyon sınıfında kozalak zararlıları ise %64,77 oranında tohum verimi kaybına neden olmaktadır.
Kurşun ve kadmiyumun kayacık (Ostrya carpinifolia Scop.) fidanlarının morfolojik ve biyokimyasal özelliklerine etkisi
Bu çalışmada, kitlesel fidan üretimine yardımcı olmak amacıyla kurşun ve kadminyumun kayacık (Ostrya carpinifolia Scop.) fidanlarının morfolojik ve biyokimyasal gelişimine etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Türkiye'de doğal olarak bulunan kayacık (Ostrya carpinifolia Scop.), Avrupa'da Değerli Yapraklılar ağına göre öncelikli türler arasında yer almaktadır. Türkiye'de bugüne kadar oldukça ihmal edilmiş bir orman ağacı türüdür. Bu çalışmada; Türkiye'de doğal yayılış gösteren 5 farklı popülasyondan (Akseki, Adana, Finike, Kastamonu, Düzce) elde edilen fidanlara 2 farklı ağır metal (Cd ve Pb) ve 3 farklı doz (150, 300 ve 750 ppm) uygulanmıştır. Uygulanan ağır metallerin morfolojik ve biyokimyasal karakterlerine etkileri araştırılmıştır. Uygulamalar, 12x25 boyutlarındaki tüplere ekilmiş 1 yaşındaki kayacık fidanlarına yapılmıştır. Tüp harcı 1:1:1 oranlarında orman toprağı + torf + perlitten oluşturulmuştur. Uygulama her 15 günde bir tekrarlanmış ve 5ay (Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül ve Ekim) sürmüştür. Vejetasyon süresi boyunca her ay sonunda fidanların prolin ve karbonhidrat miktarlarının ölçümünün yanı sıra çap ve boy ölçülerek kıyaslanmıştır. Sonuç olarak, her iki ağır metal kullanımında da ağır metal dozu arttıkça çap ve boy artışında azalma meydana gelmiştir. Ayrıca popülasyon bazında tüm ağır metal uygulamarı sonucunda en fazla boy büyümesi Akseki orjininde görülürken en fazla çap gelişimi ise Adana orjininde görülmüştür. Tüm aylarda 750 ppm doz Cd ve Pb uygulamalarında en iyi boy gelişimi Adana popülasyonunda en düşük boy gelişimi ise Düzce popülasyonunda ölçülmüştür. Çap gelişimi 750 ppm doz Cd uygulamarında en yüksek Adana orjininde, 750 ppm doz Pb uygulamarında ise en yüksek Akseki orjininde ölçülmüştür. Biyokimyasal özellikler incelendiğinde Prolin ve karbonhidrat miktarlarının popülasyonlar arası ağır metal kullanımına göre faklılıklar oluşmuştur. Her iki ağır metal uygulamalarında ağır metal dozu arttıkça prolin ve toplam çözünebilir karbonhidrat miktarının arttırdığı görülmüştür. Ayrıca tüm ağır metallere göre popülasyonlar arası kıyaslandığın da en fazla prolin ve toplam karbonhidrat miktarı Finike popopülasyonunda ölçülmüştür. Tüm aylara bakıldığında 750 ppm doz Cd uygulamalarında en yüksek prolin miktarı Finike Popülasyonlarında, 750 ppm doz Pb uygulamalarında ise en yüksek prolin miktarı Kastamonu popülasyonunda ölçülmüştür. 750 ppm doz Cd uygulamalarında Toplam Çözülebilir karbonhidrat miktarı en fazla Finike popilasyonunda ölçülürken, 750 ppm doz Pb uygulamalarında ise en yüksek karbonhidrat miktarı ise Adana popülasyonunda ölçülmüştür.
Armutlu (Yalova) yöresindeki farklı makineli arazi hazırlığı yöntemlerinin toprak özelliklerine ve fıstık çamı (Pinus pinea L.) fidanlarının gelişimine etkisi
Armutlu (Yalova) yöresindeki 66,5 Ha. ormanlık alanda 2014 yılında suni gençleştirme çalışması yapılmış, çalışmaların arazi hazırlığı aşamasında üç farklı makineli arazi hazırlığı (MAH) yöntemi uygulanmıştır. Bu yöntemler; dozerle eğimin %0-40 arasında olduğu yerlerde tam alanda örtü temizliği ve üçlü riperle alt toprak işleme yapılması, dozerle eğimin %40'dan fazla olduğu yerlerde tam alanda örtü temizliği ve seki teras yapılması, eğimin %60'dan fazla olduğu yerlerde mini ekskavatörlerle BUROR Teras şeklinde toprak işleme yapılmasıdır. Her üç yöntemin de uygulandığı arazide; iklimi ve bakısı aynı, rakımı ve toprak özellikleri farklı olan 18 adet deneme alanı belirlenmiştir. Her deneme alanında aynı orijinli dikilmiş 1+0 yaşında Fıstık çamı (Pinus pinea) fidanlarında üç yıl sonra kök boğazı çapı, boyu ve yan dal sayıları üçer tekerrürlü ölçülmüştür. Ayrıca her deneme alanında ve kontrol parselinde toplam 21 adet toprak profili açılarak toprak numuneleri alınmış ve tahlil yaptırılmıştır. Varyans analizi sonuçlarına göre; her üç MAH yönteminde toprak özelliklerinin etkilediği, toprağın toz oranının ve pH değerinin düştüğü, BUROR teras yöntemiyle toprak işlemede iletkenlik değerleri, organik madde miktarı, azot ve fosfor değerlerinin belirgin şekilde arttığı görülmüştür. BUROR teras uygulanan sahalarda; diri örtü temizliği yapılmaması ve etrafta mineralce zengin olan toprağın teras yapılan yere taşınması sebebiyle fidan boyu ortalamasının en yüksek değerlere ulaştığı anlaşılmıştır. BUROR teras yöntemi; hem ekonomikliği hem de doğaya daha az zarar vermesi nedeniyle tercih edilebilir bir yöntem olarak belirlenmiştir. Bu yöntem, hızlı gelişen tür ağaçlandırmalarında ve dikim aralık mesafesi fazla olan türlerde kullanılabilecek bir yöntem olabilir. Dozerle tam alanda örtü temizliği ve üçlü riperle toprak işleme yönteminde potasyum değerlerinin çok yükseldiği, fidan boyu ortalamasının en düşük, kök boğazı çapı ve yan dal sayısının en fazla olduğu, potasyum miktarı ile yan dal sayısı ve fidan kök boğazı çapı arasında doğru orantı bulunduğu belirlenmiştir. BUROR terasların gençleştirme ve ağaçlandırma çalışmalarında doğaya en az zarar veren başarılı bir yöntem olduğu görülmüştür.
Asar Orman İşletme Şefliğinde arazi metriklerindeki zamansal değişimlerin incelenmesi
Orman alanlarının geniş ve idare sürelerinin uzun olması planlama çalışmalarının dikkatli yapılmasını gerektirmektedir. Geçmişten günümüze gelişen teknoloji planlama bakış açısını değiştirmiş ve yeni metotları ortaya çıkarmıştır. Bunlardan en önemli gelişme Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) kavramının gelişimi ve ormancılık çalışmalarında etkin bir şekilde kullanılabilmesidir. Ormanlarda uzun ya da kısa farklı iki dönem arasındaki geçen zamanda orman alanlarındaki değişimin tespiti planlamalar için önemlidir. Zamansal karşılaştırmalarda en sağlıklı sonuçlar aynı yerin aynı yöntemlerle belirlenen, iki zaman dilimindeki durumunun değerlendirilmesi şeklinde alınmaktadır. Ekosistemlerdeki meydana gelen değişimlerin (delinme, parçalanma, bozulma, küçülme, aşınma) belirlenmesi; gelecekte oluşacak sorunların çözümüne yönelik önlemlerin alınması ve canlı yaşamı ve yaşam alanlarındaki ilişkilerin korunması açısından önem taşımaktadır. Doğal alanların farklı yapılarda olması ve habitat parçalanması mekansal ölçülebilir özellikler ve süreçlerdir. Alansal metrikler (Landscape metrix), bu süreçlerin daha iyi anlaşılmasını sağlar. Metrikler, mekansal yapıyı belirli bir zamanda tanımlarlar. Doğal alanlar üzerinde hesaplanan metriklerin zamansal olarak değişiminin ortaya konulması sürdürülebilir doğal alan yönetimi için doğru çıkarımlar yapılmasını sağlayacaktır. Ancak bu tip çalışmalar ülkemizde sınırlıdır. Bu çalışmada Bolu Orman Bölge Müdürlüğü Düzce Orman İşletme Müdürlüğü Asar Orman İşletme Şefliği yönetim alanındaki arazi kullanımlarının 1968, 1987 ve 2010 yılları arasındaki peyzaj metriklerinin değişimi ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Yangın sonrası genç meşe meşcerelerinde meydana gelen bazı fizyolojik ve biyokimyasal değişimler
Dünyadaki bazı ormanların veya bitki topluluklarının çoğu yangına bağımlıdır. Oysa orman yangınları, dünyanın yangına hassas bölgelerinde endişe yaratan bir kaynaktır. Bu çalışmada; farklı yangın şiddetine maruz kalmış iki farklı meşe türünün yapraklarında meydana gelen prolin miktarı, toplam çözülebilir karbonhidrat miktarları, stomatal iletkenlikleri ve su potansiyelleri üzerindeki değişimler mevsimsel olarak araştırılmıştır. Çalışmada üç farklı yangın şiddeti belirlenmiştir; Düşük, yüksek ve kontrol. Yangından sonraki ilk vejetasyon döneminde her ay düzenli olarak iki farklı meşe türünün yapraklarındaki prolin, toplam çözünebilir karbonhidrat, stomatal iletkenliği ve su potansiyeli ölçülmüştür. Çalışma sonuçlarına göre, hem ağaç türleri hem de yangın şiddeti arasında mevsimsel olarak prolin ve toplam çözülebilir karbonhidrat miktarlarında önemli farklılıklar bulunmuştur. Her iki türdeki prolin ve toplam çözülebilir karbonhidrat miktarları kontrol gruplarında en yüksek iken yüksek şiddetli yangınlarda en düşük çıkmıştır. Quercus pupescens'te genellikle Quercus cerris'den daha yüksek miktarda prolin ve toplam çözülebilir karbonhidrat tespit edilmiştir. Mevsimsel olarak genellikle yaz ortasında (Ağustos-Eylül) prolin, toplam çözülebilir karbonhidrat ve gün ortası bitki su potansiyellerinde en düşük değerler ölçülmüştür. Yaz öncesi ve yaz sonrasındaki aylarda bu değerler yüksek çıkmıştır. Yangın şiddetine bağlı su potansiyelleri incelendiğinde ise en düşük su potansiyeli tüm aylarda kontrol parsellerinde ölçülmüştür. En yüksek su potansiyeli ise yüksek şiddetli yangın görmüş alanlardaki meşe bireylerinde ölçülmüştür. Bununla birlikte, hiç yangına maruz kalmamış kontrol gruplarındaki meşe bitkilerinde stomatal iletkenliği en düşük seviyede çıkmıştır. Yüksek şiddetli yangın görmüş meşe bitkilerinde stomatal iletkenliği en yüksek çıkmıştır.
Erzurum ili Kanlıçay mikro havzasında yapılan erozyon ve sel kontrol çalışmalarının değerlendirilmesi
Dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahip olan Türkiye; toprak erozyonu, sel ve taşkın olaylarının sıklıkla görüldüğü bir ülkedir. Erozyon ve sel kontrol amacıyla yapılan çalışmalar 1950'li yıllardan beri orman teşkilatı tarafından gerçekleştirilmektedir. Ancak yapılan bu çalışmaların ne ölçüde başarıya ulaştığı veya başarıya ulaşılmamış ise bu durumun nedenlerinin irdelenmesi konusunda sınırlı sayıda çalışma gerçekleştirilmiştir. Bu tez çalışmasının konusu Çoruh Nehrini oluşturan mikro havzalardan biri olan Kanlıçay Havzası'dır. Havzanın dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahip olması, sık sık meydana gelen sel ve taşkın olaylarının bölgede can ve mal kayıplarına neden olması, çok şiddetli erozyon ve toprak kayıplarının görülmesi ve orman teşkilatı tarafından ciddi harcamalar yapılarak birçok erozyon ve sel kontrol projelerinin yapılmış olması çalışma alanı olarak Kanlıçay havzasının seçilmesindeki ana etken olmuştur. Bu tez kapsamında havzayı temsil eden örnek projeler seçilmiş ve bu projelerle havzada yapılan erozyon ve sel kontrol çalışmalarının değerlendirilmesi yapılmıştır. Çalışmaların başarılı veya başarısız olan kısımları tespit edilerek, her iki durumunda neden ve sonuçları ortaya konulmuştur. Seçilen örnek proje sahaları yerinde görülmüş başarı durumları ve kullanılan yöntemler detaylı bir şekilde ortaya konulmuştur. Buna göre havzada yapılan yamaç ıslahı faaliyetlerinin başarı oranı % 81,34 ; oyuntu ıslahı faaliyetlerinin başarı oranı ise % 87,78 olarak tespit edilmiştir.
Sertifikalı endüstriyel yuvarlak odun fiyat modeli: Bolu ili örneği
Bu tez çalışması, Bolu ili örneğinde orman yönetim sertifikasının endüstriyel yuvarlak odun fiyatlarına yansımasının incelemek amacıyla yapılmıştır. Endüstriyel yuvarlak odun fiyatlarına etki eden faktörler içerisinde sertifikalı olmanın yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada sertifikalı ve sertifikasız orman işletme müdürlüklerinde 2014-2017 yılları arasında yapılan açık artırmalı satışlara ait veriler kullanılmıştır. En yaygın olarak odun üretimi yapılan göknar, karaçam, kayın ve sarıçam için ayrı fiyat modelleri kurulmuş, sonrasında tüm verilere dayalı genel fiyat modeli oluşturulmuştur. Bu modellere göre, ele alınan endüstriyel odun türleri olan tomruk ve kâğıtlık odun için sertifikalı ürünlere pazarda bir prim oluşmadığı belirlenmiştir. Farklı ağaç türleri için kurulan modellerde ise, bazı türlerin sertifikalı ürünleri çok cüzi fiyat primlerinin olduğu belirlenmiştir. Sertifikasyon maliyetine katlanan Orman Genel Müdürlüğü, sertifikalı ürün ihracatı yapan orman endüstri firmalarını dolaylı olarak destekleme görevini üstlenmiş durumdadır. Anahtar sözcükler: Orman yönetim sertifikasyonu, Fiyat modeli, Pazar primi
Gölyaka Orman İşletme Şefliği kayın ormanlarında bakım müdahalesinin büyük memeli yaban hayvanları üzerine kısa dönemdeki etkisi
Kayın ormanında bakım müdahalesinin yaban hayatı üzerine etkisinin araştırıldığı bu çalışma, Düzce ili Gölyaka ilçesi Gölyaka Orman İşletme Şefliğine içerisinde KnGncd3 (39 ve 40 nolu bölmeler) meşcere tipinde Eylül 2013 ile Ağustos 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışma alanına habitat değişkenleri (Ağaç türü, kapalılık, göğüs çapı, ağaç boyu, hektardaki ağaç sayısı, diri örtü örtme yüzdesi, toprak yüzeyi açıklık alan yüzdesi) bakım çalışmalarından önce ve sonrasını takip eden vejetasyon döneminde ölçülmüştür. Bakım çalışmasının habitat değişkenlerinden ağaç sayısını ve kapalılığı azaltmış ancak ortalama çapı artırmıştır. Diğer değişkenler önemli fark göstermemiştir. Çalışmada büyük memeli türlerin tespit edilmesi için 7 adet sabit noktaya fotokapan kurulmuştur. Her bir fotokapan noktasından elde edilen resimler tür sayısı ve türlere ait görüntülenme oranı zamansal olarak ve bakım çalışması dönemlerine (Bakım öncesi, üretim sırası ve bakım sonrası) göre sınıflandırılmıştır. Toplam 10 büyük memeli türüne ait 766 görüntü elde edilmiştir. Bakım çalışmalarının yaban hayvanı türlerini etkileyip etkilemediği ANOVA ile test edilmiştir. Tür ve görüntülenme sayıları ormancılık bakım faaliyetlerinden olumsuz etkilenmiştir. Bu etkilenme en fazla yırtıcı türlerde tespit edilmiştir. Üretim sürecinin iş günü olarak kısa sürmesine rağmen dönem olarak uzun sürmesi türleri etkilemektedir. Bu nedenle ormanlardaki üretim faaliyetlerinin mümkün olduğunca kısa sürede bitirilmesi faydalı olacaktır.
Batı karadeniz kayın kestane karışık ormanlarında ağaçlarda göğüs yüzeyindeki çapa bağlı bazı besin ele-mentlerinin değişimi
Bu çalışmanın amacı iklimsel olarak Batı Karadeniz kıyı kesimini temsil eden Düzce-Akçakoca bölgesi kayın (Fagus orientalis Lipsky) ve kestane (Castanea sativa Mill.) karışık meşçerelerindeki farklı çap ve boylardaki ağaçların toprak altı (kök) ve toprak üstü (gövde, dal, kabuk, yaprak) kısımlarının içerdiği azot (N), fosfor (P), potasyum (K) ve kükürt (S) oranlarının belirlenmesidir. Araştırma sahaları Avrupa-Sibirya (Euro-Siberian) flora bölgesinin Öksin (Euxin) kesiminde yer almaktadır ve Batı Karadeniz iklim tipi içerisinde yer alan sahil kesimini temsilen doğu kayını ve Anadolu kestanesinin yayılış gösterdiği Bolu Orman Bölge Müdürlüğü'ne Bağlı Akçakoca İşletme Müdürlüğü, Deredibi Orman İşletme Şefliği'ndeki Kaplandede dağ kesitinden seçilmiştir. 24 adet kayın ağacı ve 24 adet kestane ağacında N, P, K ve S içerikleri hesaplanmıştır. Kayın ağacında en yüksek N, P, K ve S oranları yaprakta bulunmuş ve sırasıyla %2,18, %0,14, %0,68 ve %0,003 olarak hesaplanmıştır. Kestanede de en yüksek oranlar yaprakta bu-lunmuş ve sırasıyla %2,09, %0,14, %0,07 ve %0,003 olarak hesaplanmıştır. Kayın ağa-cında en düşük olarak hesaplanan oranlar sırasıyla N ve P için gövde odununda %0,09, K için dal odunu %0,10 ve S için kök-gövde-dal-kabuk odunlarında %0,002 olarak he-saplanmıştır. Kestane ağacında en düşük olarak hesaplanan oranlar benzer şekilde sıra-sıyla N ve P için gövde odunu %0,08, K için dal odunu %0,001 ve S için kök-gövde-dal-kabuk odunlarında %0,002 olarak hesaplanmıştır. Ölçülen elementlerin hesaplanan yüzde oranları ile biyokütle miktarlarının çarpılması sonucu ağaçlardaki miktarları belir-lenmiştir. Buna göre en yüksek N, P ve S miktarları kökte bulunmuş ve kayın ağacında bu miktarlar sırasıyla 1,7kg, 1,1kg ve 21,5g iken kestanede 1,2kg, 0,8kg ve 13,3g olarak hesaplanmıştır. En yüksek oranda K kayın ağacında gövdede 2,3kg iken kestane ağacın-da kökte 507g olarak hesaplanmıştır. Kayın ağacında hesaplanan en düşük miktarlar ise N kabukta 0,01kg, P yaprakta 0,9g, K dalda 6,5g ve S kabukta 0,08g hesaplanmıştır. Kestane ağacında N kabukta 0,03 kg, P, K ve S yaprakta sırasıyla 2,7g, 0,3g ve 2,7g olarak hesaplanmıştır. Bütün bu hesaplamalar sonucunda çapa bağlı olarak, tüm ağaç bileşenlerinin (dal, yaprak, gövde ve kök) N, P, K ve S miktarlarının yanı sıra toplam miktarları hesaplayabilmek için regresyon denklemleri oluşturulmuştur. Bu değerler sür-dürülebilir iklim yönetimi besin hesaplamaları ile ilgili alan verimliliğinde kullanılabilir. Ağacın sadece çapını bilen uygulamacılar ve araştırmacılar, N, P, K ve S değerlerini çok geniş bir alanda kolayca hesaplayabilecektir. Ek olarak, bu veriler bölge için uzun vadeli bilgi olarak saklanabilir.
Bolu Aladağ yöresindeki göknar meşcereleri için bitkisel çeşitlilik indislerinin belirlenmesi
Bu çalışma, Bolu Aladağlar Orman Bölge Müdürlüğü Aladağ Orman İşletmesi Şefliği sınırları içerisinde yapılmıştır. Çalışma sahasında sistematik örnekleme metodu ile 0,5x0,5 m2 örnek alınan deneme alanlarından 640 tanesi değerlendirilmiştir. Örnek alanlar GA, GB, GC, GD meşcere tiplerine göre 2 tekrar yapılarak Kuzey ve Güney bakılara göre alanlar seçilmiştir. Vejetasyon dönemi içerisinde 4 farklı zaman diliminde ( Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül) arazi çalışmaları yapılmıştır. Alt tür, varyete, cins ve familya düzeyinde 122 takson belirlenmiştir. Belirlenen 122 takson sistematik örnekleme metoduyla her bir meşcere için farklı aylarda ve bakılarda farklı noktalardan alınmış 80 adet kuadrata düşen taksonların tamamıdır. Takson sayısı açısından en zengin meşcere tipi 84 takson ile GC meşceresi olarak tespit edilmiştir. Sayılan birey sayısı GA ve GD meşcere tipinde daha fazla birey sayılmasına rağmen takson sayısı açısından GC meşceresi daha zengin olduğu tespit edilmiştir.
Ormancılık alanında yapılmış olan lisansüstü tezler: Orman ekonomisi merkezli bir içerik analizi
Bilimsel araştırmalar içerisinde lisansüstü çalışmalar önemli bir yere sahiptir. Ülkeler araştırma politikalarına göre belirlenen öncelikler paralelinde ihtiyaç duyulan alanlarda lisansüstü çalışmaların yapılmasını teşvik etmektedir. Bu tez çalışmasında Türkiye'de ormancılık ve orman mühendisliği alanında yapılmış yüksek lisans ve doktora tez özetlerinin içerik analizi yapılmıştır. YÖK tez veri tabanında yer alan tez özetleri araştırmanın materyalini oluşturmuştur. Tez özetlerinin içerik analizi için bu maksatla hazırlanan içerik analizi yazılımından yararlanılmıştır. Yapılan tezlerin biçimsel içerik analizinin yanında, orman ekonomisi anabilim dalı için tez özetlerinin konu temelli içerik analizi farklı zaman dilimleri için mukayeseli olarak tespit edilmiştir. Orman ekonomisi alanında tez özetlerinin sözbilimsel hareket analizi de gerçekleştirilmiştir. Böylece, ormancılıkta araştırma politikalarının tespitine hizmet edecek sonuçlara ulaşılmıştır.
Aladağ (Bolu) yöresi çam ormanlarında sürgünde zarar yapan orman bahçıvanı (Tomicus spp.) konukçu tercihleri
Orman Bahçıvanlarından iki Tomicus (Col: Curculionidae) türü, Tomicus minor (Hartig.) ve Tomicus piniperda (L.) Türkiye'nin çam ormanlarının en önemli zararlılarıdır. Yüksek populasyon yoğunluklarında, çam ağaçlarının sürgünlerinde beslenmesiyle ciddi sürgün ve sonrasında artım kayıplarına yol açabilmektedir. Bu çalışmada, Orman bahçıvanlarının sürgün zararında hangi ağaç türlerini tercih ettiği, bu zararın ağacın taç bölümü üzerinde dağılımının ortaya konulması, böcek epidemisinin, ağaç taksonlarında birim alanda populasyonu ve sürgün özellikleri bakımından değerlendirilmesidir. Bu amaca yönelik, Bolu-Aladağ ormanlarında Ebe karaçamı için bir yükseltide, Sarıçam ve Karaçam türleri için üç farklı yükseltide olup her yükseltide altışar adet örnek çam ağacı seçilmiştir. Kabuk böcekleri, her ağaç tacının güney kısmında bir metrekarede bulunan en az 14 son yıl sürgününde taranmış sayılmıştır. Saf çam meşcereleri, göknar ve çam karışık meşcerelerine göre yaklaşık dört katına kadar sürgün saldırısına maruz kaldığı tespit edilmiştir. Bu saldırıda primer zararlı kabuk böcekleri bitki tercihlerinin, Karaçam'larda Tomicus minor ve Sarıçam'da Tomicus piniperda olduğu tespit edilmiştir. Ağaçlarda birim alanda saldırılan sürgün sayısına göre en hassas taksonlar Ebe karaçamı, Anadolu karaçamı ve Sarıçam türleri olarak sıralanmaktadır. Saldırılan sürgünlerin iğne yaprak uzunluğu ve çapları saldırılmamış sürgünlerin verilerine göre daha büyüktür. Bu ilişkilerde ağaçta sürgünün alındığı yükseklik arttıkça kabuk böceklerinin ortalama sürgün saldırıları da anlamlı şekilde artmaktadır. Sonuç olarak Tomicus türlerinin farklı yönelimi ve beslenmesinde özel tercihlerinin dikkate alınmasıyla hem kereste hem de fidanlık endüstrisinde görülen kayıpları önlemeye veya azaltmaya yönelik yönetim kuralları oluşturulabilir.
Yangının farklı arazi kullanımlarında bazı toprak özelliklerine etkileri: "Düzce Hasanlar Köyü Orman Yangını örneği"
Yangınlar, vejetasyonun yangınla olan ilişki durumuna bağlı olarak ormanın yapı ve kuruluşu ile birlikte sürekliliği üzerinde son derece belirleyici bir güç konumundadır. Ülke ormanlık alanının yarıdan fazlası, yangına birinci ve ikinci derecede hassas ormanlık alanlardan oluşmaktadır. Orman yangınları vejetasyonu etkilediği kadar toprak özellikleri üzerinde de önemli etkiler oluşturmaktadır. Yapılan bu çalışma ile orman, diri örtü ve orman içi açıklık alanda orman yangınlarının toprak özellikleri üzerine olan etkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yangının, toprağın kimyasal ve fiziksel özellikleri üzerine olan etkilerinin araştırılmasında, 9 adet yanmış ve 9 adet yanmamış (kontrol) toplam 18 parsel alınmıştır. Parsellerde açılan profillerden 5 farklı derinlik kademesinden toprak örnekleri alınmıştır (0-5, 5-10, 10-20, 20-40 ve 40-60 cm). Çalışmada farklı arazi kullanım tiplerinde yangın görmüş ve görmemiş alanların üs toprak (0-5 cm) azot değerlerindeki değişim arazi kullanımları açısından önemli bulunmamıştır. Fakat aynı alanlarda faydalı fosfor miktarı en düşük 9,8 mg/l ile orman toprağında, en yüksek 21,8 mg/l ile yanmış meşe alanlarında ölçülmüştür. Çalışmadan elde edilen sonuçlar, ülkemizde araştırma konusuyla ilgili literatür eksikliğini gidermeye katkı sağlanmıştır. Aynı zamanda yapraklı meşe ormanlık alanlarındaki yangın sonrası ekolojik durumlar hakkında önemli sonuçlar ortaya koymuştur. Çalışmadan elde edilen bilgi ve bulgular, yapraklı ormanlık alanların yangın sonrası değerlendirme ve yeniden ormanlaştırma çalışmalarına önemli katkılar sağlamıştır.
Kuraklık stresine maruz bırakılan kayacık (Ostrya carpinifolia Scop.) fidanlarında morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal değişimlerin araştırılması
Kuraklık ve kuraklığın oluşturduğu stres bitkilerde morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal birçok değişikliğe neden olmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de doğal yayılış gösteren kayacığın bazı popülasyonlarından (Antalya-Finike, Erzurum-İspir, Düzce-Yığılca, Adana-Saimbeyli, Antalya-Akseki, Sinop-Duvarsöküğü ve Kastamonu-Şehdağ) elde edilen tohumlardan yetiştirilen 1+0 yaşındaki fidanlara 3 farklı su stresi uygulanmış (haftada 2 kez sulanan, haftada 1 kez sulanan, 2 haftada bir kez sulanan) ve bazı morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal parametreler mevsimsel (Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül ve Ekim aylarında 5 kez ölçülmüştür) olarak incelenerek kuraklığa karşı daha dayanıklı popülasyonlar belirlenmeye çalışılmıştır. Su stresi uygulanmış ve her ay tekrarlanan ölçümlerde, 3 farklı sulama rejiminden ve 7 farklı popülasyonun her birinden rastgele seçilen 3'er adet fidanda ölçüm yapılmış ve her ölçüm için 63 fidan kullanılmıştır. Çalışmada morfolojik (fidan boyu, çapı ve toplam biyokütle), fizyolojik (su potansiyeli ve stoma iletkenliği), biyokimyasal (toplam çözülebilir şeker, prolin) parametreler ölçülmüştür. Morfolojik sonuçlar incelendiğinde popülasyonlar arasında Adana-Saimbeyli ve Antalya-Finike popülasyonlarının diğer popülasyonlara göre boy uzamasının en az olduğu görülmüştür. Su stresinin toplam biyokütleye etkisi izlendiğinde ölçümlerde en az ölçülen popülasyonlar iki haftada bir sulanan grupta diğer sulama gruplarına göre Adana-Saimbeyli ve Antalya-Finike popülasyonlarında en yüksek görülmüştür. Çalışmadaki su potansiyelleri ölçüldüğünde iki haftada bir sulanan grupta bitki su geriliminin en yüksek Adana-Saimbeyli ve Antalya-Akseki popülasyonlarında ölçülmüştür. Su stresi uygulanan gruplarda ise en yüksek çözülebilir şeker ve prolin miktarları iki haftada bir sulama yapılan grupta ve tüm aylarda en yüksek ölçülmüştür. Klorofil konsantrasyon indeksi ölçümlerinde en düşük ay Ağustos ayı olup, kuzey lokasyonlu popülasyonlarda yüksek değerler ölçülürken, güney lokasyonlu popülasyonlarda düşük değerler ölçülmüştür. Sulamaya bağlı olarak stomalardaki iletkenliğin ise iki haftada bir sulanan grupta en az olduğu görülmüştür. Stoma iletkenliğinin en düşük olduğu grup ise Antalya-Akseki popülasyonudur. Çalışmadan çıkan sonuca göre kuzey lokasyonlu popülasyonların daha çabuk strese girdiği, güney lokasyonlu popülasyonların daha dayanıklı olduğu belirlenmiştir.
Orman kaynakları yöneticilerinin orman yönetim sertifikasyonuna yönelik algı ve tutumlarının incelenmesi
Bu tez çalışmasında, Bolu orman Bölge Müdürlüğünde görev yapan orman mühendislerin orman yönetim sertifikasyonu algı ve tutumları incelenerek, bunları etkileyen değişkenler belirlenmeye çalışılmıştır. Katılımcı orman mühendislerinin tamamına yakını FSC ve/veya PEFC kurumlarını tanımaktadır. Sertifikalı fotokopi kâğıdı, sehpa ve yemek odası takımı ürünlerine daha fazla ödeme eğiliminin olup olmadığı araştırılmıştır. Daha fazla ödemeye isteklilerin oranı, fotokopi kâğıdında %58,5, sehpada %61,5 ve yemek odası takımında %64,1 olmuştur. Kadın, evli, hane halkı geliri yüksek, kendini çevreci bulan, FSC logolu ürün satın almış ve çocuk sahibi olan katılımcılar arasında ödeme eğiliminde olanların oranı daha fazla olmuştur. Faktör analizi sonuçlarına göre, orman yönetim sertifikasyonunu algısının belirleyicisi olan temel faktörlerin, iyi yönetim, güven, maliyet ve prim olduğu belirlenmiştir. Sertifikasyonun orman mühendisleri tarafından algılanan faydalarının başında iş sağlığı ve güvenliğine sağlayabileceği katkılar gelmektedir. Katılımcıların yarıdan fazlası, sertifikasyon kurumuna güvenmemekte, devlet orman işletmelerinde sertifikasyonun gereksiz olduğunu ve sertifikasyon standartlarının Türkiye ormancılığına uygun olmadığını düşünmektedir. Sertifikasyon algısının, sertifikalı ürünlere daha fazla ödeme eğiliminin önemli bir belirleyicisi olduğu belirlenmiştir. .
Bolu Aladağ yöresi sarıçam meşcereleri için bitkisel çeşitlilik indislerinin belirlenmesi
Bolu Aladağ yöresinde gerçekleştirilen bu çalışmanın temel amacı, yörede yayılış gösteren Sarıçam ormanlarının bitkisel çeşitliliğinin meşcere bazında ortaya koyulması, zamansal olarak değişimi ve ayrıca farklı bakıların bitkisel çeşitliliğe etkisinin araştırılarak Ekosistem Tabanlı Fonksiyonel Planlama'da kullanabilecek nitelikte sayısal verilerin üretilmesidir. Çalışma alanı Bolu İl Merkezinin güneyinde doğu-batı yönünde uzanan Köroğlu sıra dağlarındaki Aladağ Orman İşletme Müdürlüğüne bağlı Aladağ Orman İşletme Şefliğinden seçilmiştir. Çalışma alanı Euro- Sibirya bitki çoğrafi bölgesinin Öksin kesiminde yer almaktadır. Bolu Aladağ yöresinde yayılış gösteren saf Sarıçam ormanlarının değişik gelişim çağlarındaki (a, b, c, d)) meşcerelerinden örnek alanlar alınmıştır. Çalışma alanında 2016 yılı Haziran-Eylül ayları arasında gözlemler yapılmıştır. Çalışma kuzey ve güney olmak üzere iki ana bakıyı kapsayacak şekilde örnek meşcereler seçilmiştir. Meşcereler iki tekrarlı ve her meşcerede 10 adet kuadrat alınarak örneklenmiştir. Çalışma kapsamında toplam 640 adet kuadrat örneği alınarak, buradaki farklı bitkiler sayı olarak belirlenmiştir. Çalışma alanında 2 adeti tanımlanamayan, 1 adeti familya, 67 adeti cins ve 82 adeti tür, 8 adeti alttür ve varyete düzeyinde olmak üzere toplam 160 takson tespit edilmiştir. Bu tespitlerin sonucunda bitkisel çeşitlilik indisleri kullanılarak meşcere tiplerine bağlı bitki çeşitliliğinin nasıl değiştiği alfa ve gama düzeyinde ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Ayrıca meşcere yapısı orta çap, birim alandaki göğüs yüzeyi ve servet olarak belirlenmiş; bitkisel çeşitlilik indis değerleri ile bu parametreler arasında ilişki olup olmadığı araştırılmıştır. Ormanlar işletilirken normal koşullar altında sadece meşcere tipleri değişmektedir. Dolayısıyla meşcere tipleri itibariyle bitkisel çeşitliliğin bilinmesi, meşcere tiplerinin zamanla değişimine bağlı olarak gelecekteki bitkisel çeşitliliği tahmin etmeye yardımcı olacaktır. Mevcut çalışma ile Sarıçam ağaç türü için meşcerelerin bitkisel çeşitlilik değerleri ortaya koyulmuştur. Buradan hareketle değişik işletme sınıfları ve ormanın tamamı için çeşitlilik hesaplanabilir. Bu şekilde bitkisel çeşitlilik sayısal olarak belirlenerek orman planlamaya entegrasyonu ve yönetilmesine yönelik olarak adım atılmıştır.
Clopyralıd herbisitinin anadolu karaçamı (Pinus nigra J.F. Arnold), sarıçam (Pinus sylvestris L.), sahilçamı (Pinus pinaster Aiton) ve kızılçam (Pinus brutia Ten.) tohum çimlenmesine fitotoksik etkisi
Doğal türlerimiz Anadolu karaçamı (Pinus nigra J. F. Arnold), sarıçam (Pinus sylvestris L.), kızılçam (Pinus brutia Ten.) ve doğal çam türümüz olmamasına rağmen ülkemizde son yıllarda birçok başarılı plantasyon kuruluşları gerçekleştirilmiş olan sahilçamı (Pinus pinaster Aiton) mevcut ormanlarımızın ekolojik (biyoçeşitlilik, rehabilitasyon, erozyon kontrolü) ve ekonomik (odun üretimi) bakımdan öneme sahip çam ağacı türleridir. Bu türler, alansal olarak ormanlarımızın yarısından fazlasını oluşturmaktadır ve bu sebeple özellikle ağaçlandırma çalışmalarında yoğun olarak kullanılmaktadır. Verimsiz ve kurak yetişme ortamlarına adapte olabilmeleri, küresel iklim değişikliklerinin negatif etkileri düşünüldüğünde bu türlerin değerini özellikle öne çıkarmaktadır. Zararlı otsu bitkiler gerek doğal gençleştirme gerekse de ağaçlandırma sahalarında çam ağacı türlerinin sahaya gelerek yetişmesinin önünde duran en önemli ekolojik engellerdendir. Bu nedenle, etkin bir şekilde uygulanacak zararlı ot mücadelesi başarılı bir meşcere kuruluşu için şarttır. Clopyralid, geniş kontrol spektruma sahip sistemik bir herbisittir ve karaçam başta olmak üzere birçok ibreli tür ağaçlandırmasında çam türlerine zarar vermeden başarılı bir istenmeyen bitki mücadelesi sağlayabilmektedir. Hızlı herbisit tohum tarama çalışmaları; herbisitlerin çam türlerine olan fitotoksik etkisinin hızlı, başarılı ve güvenli bir şekilde öngörülmesine olanak sağlamaktadır. Bu çalışmada, clopyralidin farklı dozlarının karaçam, sarıçam, sahilçamı ve kızılçam tohum çimlenmesine fitotoksik etkisi incelenmiştir. Üç farklı modül halinde şekillenen bu çalışmanın ilkinde düşük dozda clopyralid herbisitinin beş farklı dozda (%0-1) çam türlerinin tohum çimlenmesi üzerindeki fitotoksik etkisi incelenmiş ve bu tohum türlerinin düşük dozdaki clopyralid herbisitini, oluşan mantar zararına rağmen tolere ettiği saptanmıştır. Bu çalışmanın devamı niteliğindeki yüksek doz denemelerinden önce tohum çimlenmesinde görülen mantar zararına karşı ek olarak bir sterilizasyon işlemine ihtiyaç duyulmuştur. İkinci (sterilizasyon) çalışmada altı farklı sterilizasyon işlemi tohumlar üzerinde uygulanmış ve en iyi sonuç (kızılçam hariç); tohumların çimlendirme öncesi 24 saat boyunca %0.4'lük İzolkaptan fungusit çözeltisi ve herbisit ile birlikte bekletilmesiyle elde edilmiştir. Bu çalışmadan elde edilen sonuç çerçevesinde ana (3. modül) çalışmada kullanılan yüksek doz clopyralid doz-çözeltilerinde işlem gören çam tohumlarının tamamı bu yöntem ile dezenfekte edilmiştir. Fungusit işleminin, herbisit işlemlerine çimlenmeye etkileri bakımından antagonistik bir etki yaptığı gözlenmemiştir. Kızılçam tohumları mantar enfeksiyonuna dirençli bir tutum sergilediğinden dolayı bu tür için steril işleme gerek duyulmamıştır. Ana ve son çalışmada ise sekiz farklı clopyralid yüksek doz (%0-5) çözeltilerinin çam türlerinin tohum çimlenmesi üzerindeki fitotoksisitesi araştırılmıştır. Bu çalışma sonunda ise gelecekteki kimyasal zararlı bitki mücadelesi uygulamalarında kullanılacak clopyralid herbisitine kızılçam tohumlarının %1'e kadar, Anadolu karaçamı, sarıçam ve sahilçamı tohumlarının ise %1.5'a kadar başarılı bir şekilde fitotoksik direnç sağladığı tespit edilmiştir.
Topoğrafya ve meşcere yapısının rüzgâr devriği zararlarına etkisinin araştırılması
daha sonra doldurulacaktır
Liselerde eğitim hizmet kalitesi: Dohuk ilinde bir uygulama
Bu çalışmada eğitim sektöründe hizmet kalitesinin ve bunu liselerde uygulama düzeyinin araştırılması amaçlanmıştır. Anket temel olarak iki ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm lise öğretiminde kalite güvencesi ölçmek üzere, öğretim kadrosu kalitesi, öğretim kalitesi, öğrenci kalitesi, müfredat kalitesi ve eğitim arçları kalitesi olmak üzere beş boyutu içermektedir. İkinci bölümde ise fonksiyonel hizmet kalitesini ölçmek üzere ServQual ölçeğinden yararlanılmış, fiziksel özellikler, güvenilirlik, heveslilik, güven ve empati boyutlarına yer verilmiştir. Anket Irak Dohuk ilinde bulunan altı devlet lisesinde uygulanmış, bu kapsamda liselerde eğitim gören 400 öğrenci ile görüşme yapılmıştır. Veriler analiz edilmeden önce araştırmada kullanılan ölçeklerin yapı geçerliğini ve güvenirliği test edilmiştir. Bunun için keşfedilen ve doğrulayıcı faktör analizlerin ile güvenirlirlik analizi yapılmıştır. Araştırma hipotizleri t testi ve tek yönlü varyans analizi ile test edilmiştir. Analizler neticelerinde öğretim kadrosu kalitesi, eğitim araçları kalitesi, kalite güvencesi, fiziksel özellikler, güvenlirlik, heveslilik, güven, empati boyutlarına ilişkin değerlendirmelerde kız öğrencilerin erkek öğrencilere göre daha yüksek değerlendirmeler yaptığı görülmüştür. Öğrencilerin eğitim gördükleri alana göre yapılan analizlerde hiçbir boyuta ilişkin değerlendirmenin alana bağlı olarak farklılık arzetmediği görülmüştür. Dohuk ilinde hizmet veren liselere ilişkin değerlendirmelerde tüm boyutlara ilişkin değerlendirmeler vasatın üzerindedir. Eğitim hizmet kalitesi kötü olmamakla birlikte iyileştirmeye ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Eğitim, Hizmet Kalitesi, Kalite Yöntemi, Irak, Dohuk. 2019, 103 Sayfa
Kum zambağı (Pancratium maritimum L.) tohumlarında hormon uygulamalarının çimlenme ve fidecik karakterlerine etkisi
Ülkemizde doğal yayılış gösteren ve kayıt altına alınmış tek Pancratium türü olan Kum zambağı (Pancratium maritimum L.) monokotiledonlar grubuna dahil olan Amaryllidaceae familyasına ait çok yıllık bir Akdeniz bitkisidir. Kum zambağı bitkileri soğanlı, çok yıllık bitkiler olup insan faaliyetleri nedeniyle neslinin devamlılığı tehlike altındadır. Pancratium maritimum L. türü Türkiye Bitkileri Kırmızı Kitabı'nda endemik sayılmayan nadir türler grubunda olup; EN (tehlikede) statüsündedir. Bu çalışmada Pancratium maritimum L.'un tohumlarında hormon uygulamasının çimlenme başarısı ve fidecik morfolojik karakterleri üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Pancratium maritimum L.'un tohumları, IAA, IBA, GA3 ve NAA hormonlarının üç farklı konsantrasyonlarına (1000 ppm, 3000 ppm ve 5000 ppm) 3-5 saniye süre ile maruz bırakılmış, kontrol grubuyla beraber toplamda 13 uygulama yapılmıştır. Tohumlar daha sonra steril turba ile oluşturulan köklendirme ortamına ekilmiş, 30 gün süre ile kontrol altında tutulmuş ve çimlenme durumları incelenerek fidecikler üzerinde belirlenen karakterlerin ölçümleri yapılmıştır. Çalışma sonucunda hormon uygulamalarının fidecik karakterlerinin çoğunu olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir.
Geniş yapraklı bazı ağaçların kesim sürecinde çalışma verimi ve çalışanların fizyolojik iş yükünün belirlenmesi
Bu çalışmada, üretim çalışanının kullandığı motorlu testere ile gerçekleştirilen geniş yapraklı ağaçları kesme, devirme, dal alma, bölümlere ayırma faaliyetleri incelenmiştir. Araştırmanın amacı, geniş yapraklı ağaçlara ait odun hammaddesi üretim sahalarında çalışanların çalıştıkları işyeri koşulları, çalışma verimlerini ve her bir çalışana ait fizyolojik iş yüklerini belirlemektir. Bu amaçla; Kayın, Meşe, Kestane, Çınar ve Gürgen ağaçlarından, 30 farklı çalışanın her biri 30 adet ağacı motorlu testere ile kesmiş ve toplamda 900 adet ağacın kesimine ilişkin ölçümler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın gerçekleştirildiği işyeri koşullarında, yapraklı ağaç türünün kesim faaliyetlerinde çalışanların VKİ (Vücut Kitle İndeksi) değerlerine göre %53 şişman, %30'u normal ve %10'u ise zayıf kategoride yer almaktadır. Bu çalışanların çalışma sırsındaki ortalama fizyolojik iş yükleri (%HRR) değerlerine göre sınıflandırıldığında kesim faaliyetlerinde iş sevileri; 6 çalışan için "aşırı ağır", 7 çalışan için "çok ağır", 8 çalışan için "ağır", 5 çalışan için "orta" ve 4 çalışan için ise "hafif" ağırlıkta işlerden olduğu belirlenmiştir.
Farklı doğu kayını (Fagus orientalis lipsky.) popülasyonlarının tohum kimyasal kompozisyonuna etkisi
Doğu kayını (Fagus orientalis L.) Türkiye'de geniş yayılışa sahip ekolojik ve ekonomik açıdan önemli asli türümüzdür. Doğu kayını ormanları kadar tohumları da büyük bir öneme sahiptir. Tohum kimyasal bileşimi, tohum kalitesi ve tohumun bulunduğu yöre hakkında bilgiler verebilmektedir. Bu çalışmada, tohumların kimyasal bileşimini tespit etmek için analizler yapılarak yetişme ortamlarının tohum kimyasal kompozisyonuna etkileri incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada; 6 farklı popülasyondan (Sinop, Sinop-Türkeli, Sinop-Ayancık, Kastamonu-Cide, Kastamonu-Bozkurt, Kastamonu-İnebolu) toplanan doğu kayını tohumları kullanılmıştır. Tohumlarda bulunan toplam rutubet ve kuru madde miktarları, toplam mineral miktarları ve XRF cihazı ile mineral madde analizleri, toplam sabit yağ ve yağ asitleri bileşimi analizleri yapılmıştır. Ayrıca, tohumlarda protein tayinleri, şeker tayinleri, nişasta tayinleri ve antioksidan aktiviteyi belirlemek için toplam fenolik bileşikler, toplam flavonoid maddeler ve toplam antioksidan kapasite analizleri gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonucunda; en yüksek rutubet içeriği Sinop-Ayancık tohumlarında %16,33, en düşük rutubet içeriği ise %9,2 ile Sinop-Türkeli tohumlarında bulunmuştur. Kuru ağırlık üzerinden mineral madde içeriği en yüksek Sinop tohumlarında %4,76, en düşük Sinop-Ayancık tohumlarında %4,14 oranında olduğu belirlenmiştir. Kuru ağırlık üzerinden sabit yağ miktarları en yüksek Sinop-Türkeli tohumlarında %47.51, en düşük Kastamonu-İnebolu tohumlarında %42,66 oranında olduğu tespit edilmiştir. Kuru ağırlık üzerinden protein miktarı oranları en yüksek Sinop-Ayancık tohumlarında %21,75, en düşük Sinop-Türkeli tohumlarında %18,84 olduğu bulunmuştur. Tohumlarda kuru ağırlık üzerinden bulunan en yüksek ve en düşük toplam antioksidan içerikleri sırasıyla; Sinop-Türkeli popülasyonunda 2,95 mg AE/g, Kastamonu-Cide popülasyonunda 1,76 mg AE/g bulunmuştur. Kuru ağırlık üzerinden şeker miktarları en yüksek Sinop-Türkeli tohumlarında %4,22, en düşük Sinop tohumlarında %1,18 oranında bulunmuştur. Kuru ağırlık üzerinden nişasta oranları en yüksek Sinop-Türkeli ve Kastamonu-Bozkurt tohumlarında aynı çıkmış olup %0,80, en düşük ise Sinop-Ayancık tohumlarında %0,45 olduğu bulunmuştur. Elde edilen veriler doğrultusunda tohumun kimyasal bileşenlerinin yetiştiği ortama göre değişkenlik gösterdiği ve tohum özelliklerinin, farklı faktörlerin etkisi altında olduğu kanaati teyit olmuştur. Ayrıca, tohum içerisinde bulunan kimyasal maddeler doğu kayını tohumunun yağlı, protein, mineral bakımından oldukça zengin, besleyici ve insan sağlığı için yararlı olduğu kanaatini uyandırmaktadır.
Teucrium polium L. ve thymus longicaulis subsp. longicaulis c. presl bitkilerinden elde edilen uçucu yağların gc-ms analizi ve antimikrobiyal aktiviteleri
Bu çalışma, Kastamonu ve civarında doğal olarak yetişen Teucrium polium L. (Acıyavşan) ve Thymus longicaulis subsp. longicaulis C. Presl (Aşkekiği) taksonlarının uçucu yağ içerikleri ve 18 mikroorganizmaya karşı antimikrobiyal etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bitkilerden elde edilen uçucu yağlar patojen Bacillus subtilis, Enterococcus durans, Enterococcus faecium, Enterococcus faecalis, Klebsiella pneumoniae, Listeria monocytogenes, Listeria innocua, Staphylococcus aureus, Staphylococcusepidermidis, Escherichia coli, Enterobacter aerogenes, Salmonella typhimurium, Salmonella kentucky, Salmonella infantis, Salmonella enteritidis, Serratia marcescens, Pseudomonas aeruginosa ve Candida albicans üzerinde test edilmiştir.
Orman yollarında hidrolik yapıların hec-ras yazılımı kullanılarak boyutlandırılması
Orman yollarının uzun ömürlü ve kendilerinden beklenen işlevleri sürdürülebilir şekilde yerine getirmesi için yağış sularının yoldan hızlı bir şekilde uzaklaştırılması gerekmektedir. Bu kapsamda orman yollarının dereler ile kesiştiği noktalarda inşa edilecek olan hidrolik sanat yapıları tasarlanırken, bu noktaya proje ömrü boyunca gelebilecek olan maksimum debinin bilinmesi ve yapıya ait açıklığın (kesit alanı) bu debiyi sorunsuz olarak geçirecek şekilde tasarlanmasıdır. Bu çalışmada Bolu orman bölge müdürlüğüne bağlı Gerede orman işletme Müdürlüğü ne ait Acısu orman işletme şefliği işletme sınırları içerisinde yer alan 410 kod numaralı orman yolu çalışma alanı olarak belirlenmiş ve üzerinde inşa edilmiş veya edilmesi gereken hidrolik sanat yapıları bakımından değerlendirilmiştir. Yol 2018 yılında yapıldığından memleket haritaları üzerinde yer almamaktadır. Bu nedenle İnsansız Hava Aracı (İHA) platformu kullanılarak 410 kod numaralı yolun ortofoto haritası oluşturulmuş ve orman yolu boyunca sanat yapısı bulunması gereken noktalar bu haritadan tespit edilmiştir. 410 kod numaralı orman yolundan suyu geçmesi gereken 15 adet havza alanı tespit edilmiş bunlardan 6 adet havza deresi koruge boru yerleştirmek sureti ile yolu geçirildiği görülmüştür. Ayrıca 9 noktada daha yapı ihtiyacı olduğu anlaşılmıştır. Ortofoto üzerinde yapılan incelemeler sonucu toplam uzunluğu 6+000 km olan yol boyunca 9 farklı noktada kazı ve dolgu şevlerinde toplamda 648m göçük meydana geldiği ve 8 noktada meydana gelen göçüklerin enine drenaj yapısı eksikliğinden veya mevcut yapıda kesit alanının darlığından kaynaklı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca havzalardan gelecek debilerin hesaplanmasına yönelik havza alanları, eğim, dere aks uzunluğu ve dere eğimi gibi parametrelerin tespiti için memleket haritaları, arazi kullanımının belirlenmesinde meşcere tipleri haritası ve toprak tiplerinin belirlenmesinde Türkiye Büyük Toprak Grupları (BTG) haritası kullanılmıştır. Elde edilen veriler kullanılarak Hidrolojik Toprak Grupları, akışa dönüşme oranının tespitinde kullanılan Eğri Numaraları ve alan ağırlıklı ortalama eğim sınıfları haritaları oluşturulmuştur. Alana ait yağış verileri ise 01/01/1963 yılından bu yana kayıt altına alındığı Gerede Meteoroloji İstasyonundan temin edilmiştir. Bu parametreler kullanılarak hesaplama yapan yağış akış oranı tespit yöntemleri ile havzalara ait proje debileri hesaplanmıştır. Dere yol kesişimlerine tesis edilmiş yapıların açıklığının belirlenmesinde HEC-RAS yazılımının kullanılabilmesi için bu noktaların hidrolik modellerinin oluşturulması gerekmektedir. HEC-RAS yazılımı ile oluşturulan modelin önemli girdi parametrelerinden biri olan geometri verisinin oluşturulması için Sayısal Yükseklik Modeli (SYM)'ne ihtiyaç bulunmaktadır. Modelde kullanılacak SYM verisinin yüksek doğruluk ve çözünürlükte olması sonuçların doğruluğuna da etki etmektedir. Bu nedenle mevcut haritalardan üretilen SYM kullanılamamış, İnsansız Hava Aracı (İHA) sistemleriyle mevcut yapıların bulunduğu kesişim noktalarından alınan görüntülerden hedeflenen doğruluk ve çözünürlükte SYM verileri üretilmiştir. Oluşturulan hidrolik modellerle yapılan simülasyonlar sonucu gelen debiyi sorunsuz geçirecek yapı açıklığı (kesit alanı) tespit edilmiş ve gelen suyun yola taşmaması için dere yataklarında yapılması gereken düzenlemeler önerilmiştir. Mevcut 6 adet yapıda hesaplanan debilere göre yapılan simülasyonlarda 4 adet yapı gelebilecek debiyi geçirmeye yetersiz kalmıştır. Bu yapıların 2 adedinin debiyi geçirmeye yeterli olmasına rağmen baş ve kanat duvarları olmadığından ve dere yatağı düzenlenmediğinden küçük de olsa yayılmalara sebebiyet vermiştir. Ayrıca yapılara ait doğrudan kesit alanını veren ampirik formül olan "Talbot Formülüne" göre de açıklıkları hesaplanmıştır. Alanda mevcut bulunan yapıların kesit alanları, aynı yapıların "Talbot Formülü" ve debilere göre HEC-RAS kullanılarak bulunan kesit alanları ile kıyaslanmıştır. Bunun sonucunda "Talbot Formülüne" göre bulunan kesitlerin de HEC-RAS ile bulunan kesit alanlarına göre dar olduğu görülmüştür. Anahtar sözcükler: Drenaj, Hidrolik yapı boyutlandırma, HEC-RAS, İHA-SYM, Orman yolları, Yağış-Akış.
Ormancılıkta hizmet alımıyla çalışan orman mühendislerinin ormancılık mesleğine bakış açılarının araştırılması
Bu çalışma hizmet alımı ile çalıştırılmakta olan orman mühendislerinin sorunlarının ortaya konması amaçlanmaktadır. Çalışma kapsamında Orman Mühendisleri Odası Sakarya şubesine bağlı Sakarya, Düzce ve Bolu illerinde hizmet alımı ile çalıştırılmakta olan orman mühendislerine ve bu il sınırları dâhilindeki orman işletme müdürlüklerindeki yöneticilerin konuyla ilgili karşılaştıkları sorunları ve sorunların çözümüne ilişkin beklenti ve önerilerinin tespit edilmesi hedeflenmektedir. Hizmet alımı ile çalışan orman mühendislerinin yapılan araştırmalara göre; en fazla üzerinde durdukları sorunların; faaliyetlerini zorlaştıran bürokrasi, orman fakültelerinde verilen eğitimin yetersizliği, faaliyet çeşitliliğinin artırılamaması, Yetki Yasasının içerdiği bazı boşluklar ve diğer kanunlarla olan uyuşmazlıklar vb. şeklinde sıralanmaktadır. Bu sorunların çözümünde, eğitim kurumları, Meslek Odası ve devlet orman teşkilatı temsilcileri ile ilgili diğer kesim temsilcilerinin yer alacağı ortak çözüm arama platformlarına ihtiyaç olduğu da vurgulanmaktadır. Çalışma sonucunda, hizmet alımı ile çalışan orman mühendislerinin sorunları ve beklentileri belirlenerek değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra hizmet alımı yapan orman işletme müdürlüklerinden elde edilen bilgiler sayesinde bu konuda yaşanan sorunlar ve çözümüne ilişkin öneriler geliştirilmiştir.
Farklı yetişme koşullarında yetişen bazı odunsu türlerde yaprak mikromorfolojik ve odun anatomik karakterlerinin değişimi
Ülkemiz konumu itibariyle iki kıta arasındaki bir geçiş bölgesi konumundadır. Türkiye'nin orta kuşakta yer alması sebebiyle dört farklı mevsimin yaşanması ve kısa mesafelerde değişen yeryüzü şekilleri iklim çeşitliliğini oluşturmaktadır (Erdebil vd., 2019). Ülkemizdeki bu coğrafik çeşitliliğin farklı yetişme ortamlarına adapte olmuş bitkiler açısından elverişli olması ülkemizi tür çeşitliliği bakımından zenginleştirmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'nin 3 fitocoğrafik bölgesinde bulunan bazı odunsu türlerin yaprak mikromorfolojik ve dal anatomik farklılıkları Acer negundo L., Berberis thunbergii DC., Populus alba L. ve Rhus coriaria L. türleri üzerinde araştırılmıştır. Ölçümler her bölgeden alınan türler üzerinde ayrı ayrı yapılmıştır. Odun örneklerinin maserasyon işleminde Spearing ve Isenberg (1947) tarafından geliştirilen Klorit yöntemi kullanılmıştır. Türler arasındaki farklılıklar mikroskop üzerinde incelenerek MShot Digital Imaging System programı yardımıyla belirlenmiştir. Bu veriler doğrultusunda keçeleşme oranı, elastiklik katsayısı, rijidite katsayısı, mühlstep oranı, runkel oranı, F faktörü gibi değerler elde edilmiştir. SPSS programı ile varyans analizi yapılmıştır ve çıkan sonuçlara duncan testi uygulanmıştır. Ayrıca türlerin stoma özellikleri incelenmiştir. Bölgelere göre stoma yapıları arasındaki farklılıklar stoma eni ve boyu, stomapor eni ve boyu ve stoma yoğunluğu gibi veriler incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre Türkiye'nin 3 fitocoğrafik bölgesinden toplanan türler arasında yaprak mikromorfolojik ve odun anatomik karakterleri arasında En az %95 güven düzeyinde istatistiksel olarak farklılıklar gözlemlenmiştir.
Korunan alanlarda görsel kaliteyi dikkate alan yol ağı planlanması
Bu çalışmada, korunan alanlar ve çevresinde inşa edilecek yol ağlarının planlama, yapım ve kullanım aşamalarında görsel kalite açısından nelere dikkat edilmesi gerektiği üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda, planlama aşamasında görsel kaliteyi dikkate alan yol ağı güzergâhının belirlenmesi, korunan alanlarda yol inşaatının görsel kalite üzerindeki olumsuz etkisinin minimuma indirilmesi için dikkat edilmesi gereken hususlar ve ayrıca ziyaretçilerin maksimum görsel kaliteye sahip yol ağı güzergâhı belirlenerek en uygun deneyimi yaşaması üzerinde durulmuştur. Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) tabanlı Çok Ölçütlü Karar Destek Sistemi (ÇÖKDS) yöntemi kapsamında modelleme teknikleri ile planlama aşamasında korunan alanlar ve çevresi için ilkbahar ve sonbahar mevsimlerine göre görsel kaliteyi maksimize eden yol ağı güzergâhı belirleme uygulaması gerçekleştirilmiştir. Ayrıca alana gelen ziyaretçilerin görmesi gerektiği düşünülen pozitif kardinal noktalar ve iki mevsim için mevcut manzara seyir noktalarına ulaşımın sağlanabilmesi için en uygun maliyet bağlantılı güzergâhları ağ analizi ile belirlenmiş ve maksimum görsel kaliteye sahip yol ağı güzergâh planlaması yapılmıştır. Diğer taraftan korunan alanlar ve çevresinde yol ağı yapım aşamasında da uygulanan ve kullanılan iş makineleri, geotekstil malzemeler, hidrolik ve ekolojik sanat yapıları, şevlerin bitkilendirilmesi, görsel kaliteyi arttıran çitler ve çalışma takvimi gibi hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu konu ile ilgili bir literatür taramasına dayanarak yol ağlarının yapım aşamasında dikkat edilmesi gereken hususlar kavramsal göstergelere dayanarak genel bir bakışla ele alınmıştır. Sonuç olarak, korunan alanlar ve çevresinde yol ağları yapım ve bakım inşaatı sırasında dikkat edilmesi gereken hususlara ait kavramsal göstergelerin sürekliliği, alanın koruma işlevselliğini önemli derecede arttırmasına katkı sağlayacaktır. Ayrıca korunan alanlarda yol ağı planlamasında bilgisayar destekli CBS tabanlı ÇÖKDS yöntemleri kullanarak görsel kaliteye dayalı yol ağları tasarlanmıştır. Özellikle korunan alanlarda görsel kalite açısından yeni yol ağı planlamasında en uygun maliyet bağlantılı güzergâhlar ve ağ analizi kullanarak yeni bir modelleme tekniği ortaya konmuştur. Bu modelleme tekniği, korunan alanlarda görsel kalite açısından yüksek değere sahip kaynaklara ulaşılması ve korunması için sürdürülebilir yönetim ve etkili planların geliştirilmesi sürecinde altlık olarak kullanılması amacıyla geliştirilmiştir.
Ilgaz Dağı Milli Parkı'ndaki turizm faaliyetlerinin toprak özelliklerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, turizm faaliyetlerinin özellikle orman bölgesinde toprağın özellikleri üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Bu amaçla, turistler tarafından yürüyüş yapmak, yaz aylarında kamp yapmak ve kışın kayak yapmak için kullanılan Kastamonu Ilgaz Dağları Milli Parkı'ndan toprak örnekleri toplanmıştır. Toprak örnekleri park alanı, kayak pisti alanı, yol kenarı alanı ve orman alanı olmak üzere 4 farklı alandan toplanmıştır. Her alandan 0-5 cm, 5-10 cm, 10-15 cm, 15-30 cm olacak şekilde farklı derinliklerden üçer örnek alınmıştır. Bu örneklerde toprağın tuz, kalsiyum, fosfor, kireç ve organik madde içeriğini, su doygunluğunu ve toprak tipini, yani asidik, alkali veya nötr olma durumunu, çalışdı. Çalışmalar, dört alan arasında toprak içeriği açısından önemli farklılıklar olduğunu göstermiştir. Turistlerin kalabalık olduğu, tesislerin ve turistik faaliyetlerin bulunduğu alanlarda toprağın en fazla etkilendiğini, park alanı ve yol kenarı alanı gibi alanların bitki örtüsünden yoksun olduğunu tespit ederken, orman alanının tesis bulunmamasının yanı sıra hareket zorluğu nedeni ile turistlerden en az etkilenen alan olduğunu belirledik. Orman alaninda toprak besin elementlerindeki farklılıkların organik madde miktarının fazla oluşundan dolayı farklılaştığı tespit edilmiştir. Bu nedenle, turizmin toprak üzerindeki etkisine dikkat edilmeli ve toprağın özelliklerini ve doğaya destek olma fonksiyonunu korumak, özelde bitki örtüsü üzerindeki ve genel olarak çevre üzerindeki etkisini kaybetmesini engellemek için gerekli tedbirler alınmalıdır.
Düzce Üniversitesi Konuralp kampüsü makrofungusları
Bu çalışma, Düzce Üniversitesi Konuralp Kampüsü makrofungus çeşitliliğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. 2018-2019 yılları arasında yapılan arazi çalışmaları ile toplanan numunelerin alan kayıtları etiketlenerek, ayrı ayrı poşetlere alınarak laboratuvara getirilmiştir. Laboratuvarda gerekli mikolojik teknikler uygulanarak kurutulan, spor baskıları alınan makrofungusların gerekli mikroskobik veriler elde edilmiştir. Arazi ve labaratuvar çalışmalarının sonucu olarak Basidiomycota'dan 30 familyaya ait ve Ascomycota'dan 3 familyaya ait 69 takson rapor edilmiştir. Tüm taksonların habitat bilgileri, coğrafi konumları, etnomikolojik verileri ve toplama tarihleri ile birlikte listelenmiştir. Bunlardan 39'i yenilebilir, 24'u yenilemeyen ve 6 tanesi ise zehirli tür olarak değerlendirilmiştir.
Maki ve Pseudomaki vejetasyonlarına ait bazı odunsu taksonların ekolojik odun anatomisi
Ülkemizde doğal olarak bulunan pseudomaki (Yuvacık bölgesi) ve maki (Kozan bölgesi) vejetasyonuna ait bazı odunsu taksonların anatomilerinde ekolojik farklılıkların etkilerinin araştırılması çalışma konusunu oluşturmuştur. Bu çalışma kapsamında yedi türe ait (Arbutus andrachne, Erica arborea, Phillyrea latifolia, Laurus nobilis, Pistacia terebinthus, Rhus coriaria, Spartium junceum) odun örnekleri üzerinde çalışılmıştır. Odun örnekleri her bir tür için birer adet olmak üzere türlerin doğal olarak yayılış gösterdiği maki vejetasyonunda 200-480 m ile pseudomaki vejetasyonunda 195-460 m yükseltiler arasından toplanmıştır. İncelenen türlerin odun anatomisi kapsamında "Vulnerabilite" ve "Mesomorfi"değerleri tespit edilmiştir. Mesomorfi oranı L.nobilis türü için maki vejetasyonunda 262,84, pseudomaki vejetasyonunda 343,27 olarak hesaplan¬mıştır. Yapılan çalışma sonucunda, birim alanda trahe sayısı maki vejetasyonununda (104,01) pseudomaki vejetasyonuna (90,59) oranla daha yüksek olduğu görülmüştür. Türlerin doğal olarak yayılış gösterdikleri ortamlara odun anatomisi yapıları ile de uyum sağladıkları görülmüştür.
Yığılca yöresi ballarının polen analizi ve ballı bitkiler florası
Bu çalışmada, Yığılca (Düzce) Balköy Bal Üretim Ormanı' nın florası incelenmiş ve bal ormanı çevresinde üretilen ballarda polen analizleri gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda, alanın florası ile ballarda tespit edilen bitki türleri karşılaştırılarak Yığılca arısının bal üretiminde kullandığı bitkiler tespit edilmiştir. Çalışma alanı, Batı Karadeniz Bölgesi içerisinde yer almaktadır ve toplam 150 ha büyüklüğündedir. Alanın yükseltisi 700-1100 metre arasında değişmektedir. Bölge, Davis (1965)'in karelaj sistemine göre A3 karesi içerisinde yer almaktadır. 2019-2020 yılları arasında yapılan arazi çalışmaları ile toplam 159 bitki toplanmıştır. Bitki teşhisleri sonucunda 46 familyaya ve 104 cinse ait toplam 137 takson tespit edilmiştir. Alanda sadece bir endemik takson saptanmıştır. Çalışma alanında tespit edilen bitki taksonlarının fitocoğrafik bölgelere göre dağılımları, Avrupa-Sibirya %41,61, İran-Turan %0,73, Akdeniz %3,65, geniş yayılışlı veya fitocoğrafik bölgesi bilinmeyenler ise %54,01 olarak belirlenmiştir. En çok cins içeren familya 15 cins ile Asteraceae, en çok tür içeren familya da yine 21 tür ile Asteraceae familyasıdır. En büyük cins ise 5 taksonla Cirsium'dur. Tezin diğer bir amacı doğrultusunda; Yığılca Balköy Bal Üretim Ormanı çevresinde üretilen ballardan bal hasat dönemleri olan Mayıs- Haziran- Temmuz ve Ağustos aylarında toplam 7 farklı bal örneğinde polen analizleri gerçekleştirilmiştir. Balda polen analizleri sonucunda Rhododendron ponticum, Fagus orientalis, Castanea sativa ve Quercus sp. dominant ve sekonder polenler olarak tespit edilmiştir. Aynı bal örneklerinde Agrimonia repens, Crataegus sp., Potentilla sp., Pyracantha coccinea, Rosa canina ve Rubus sp. minör polen olarak belirlenmiştir. Eser olarak saptanan polen familyaları ise; Adoxaceae, Apiaceae, Asteraceae, Betulaceae, Boraginaceae, Brassicaceae, Campanulaceae, Cupressaceae, Euphorbiaceae, Fabaceae, Gentianaceae, Geraniaceae, Iridaceae, Lamiaceae, Oleaceae, Onagraceae, Pinaceae, Plantaginaceae, Poaceae, Primulaceae, Ranunculaceae, Scrophulariaceae ve Urticaceae'dir. Bal örneklerinde yapılan polen analizleri sonucunda, 27 adet takson bazında, 15 adet cins bazında polen tespit edilmiştir. Bal örneklerinde bulunan polenlerle alandaki bitki türleri karşılaştırıldığında Yığılca arısının taşıdığı polenler alanın florası ile de örtüşmektedir.
Bolu- Aladağ ormanlarında Uludağ göknarı (Abies nordmannianna (steven) spach subsp. equi-trojani (Asch.& Sint.Ex boiss.) Coode & Cullen ) ormanlarında atmosferik çökelme
Bolu ili Aladağ ormanlarında 4 farklı yükselti basamaklarında kurulan ormanaltı ve açık alan örnekleme alanlarında Haziran 2013-Kasım 2014 tarihleri arasında yağış örneklemeleri yapılmıştır. Haftalık örneklemelerin laboratuvar analizleri havuzlama yöntemi ile hazırlanan aylık laboratuvar numuneleri üzerinden gerçekleştirilmiştir. Elde edilen ormanaltı, açık alan ve gövdeden akışla gelen yağıştaki çökelme konsantrasyonlarının değerlendirilmesi yapılmıştır. Tüm yükselti basamaklarında açık alana düşen yağışın yaklaşık %70'i tepe çatısındaki boşluklardan, %1'inden daha azı da gövdeden akışla meşçere tabanına inmiştir. Dolayısıyla, göknar ormanlarında, gelen yağışın yaklaşık 1/3'ünün tepe çatısı tarafından tutulduğu belirlenmiştir. Analizler sonucunda anyon ve katyonlardan en belirgin olanları Sülfat(SO4-2), Nitrat(NO3-), Potasyum(K+) ve Kalsiyum(Ca+2) olmuştur. Örnekleme periyodunda, en fazla yağış ortalaması1600 metre yükselti basamağında, açık alanda, 366 mm, ormanaltında 197 mm olarak Haziran ayında gerçekleşmiştir. En düşük yağış ortalaması ise, açık alanda, 11 mm, ormanaltında 6,7 mm olarak Temmuz ayında tespit edilmiştir. pH ortalama değerleri ise açık alanda 6,8 ± 0,5 ormanaltında 6,4 ± 0,4 ve gövdeden akışta tespit edilmiştir. Elde edilen çökelmeler içerisinde, sülfat, nitrat, potasyum ve kalsiyum en yüksek ortalama değerleri Eylül ayında ve ormanaltı yağışta gerçekleşmiş olup, bu değerler sırası ile 17,5 ± 6,1 mg l-1, 7,3 ± 6,7 mg l-1, 13,7 ± 11 mg l-1 ve 6,9 ± 4,5 mg l-1 olarak gerçekleşmiştir
Dendroctonus micans (Kugelann) (Coleoptera: Curculionidae)'in zararının bazi meşcere özelliklerine göre belirlenmesi ve Rhizophagus grandis (Gyllenhal)(Coleoptera: Monotomidae)'in populasyon yoğunluğunun araştırılması (Maçka Orman İşletme Şefliği örneği)
Bu çalışma Trabzon ili, Maçka ilçesi, Maçka Orman İşletme Şefliği sınırları içindeki doğu ladini ormanlarında 83 adet örnek alanda yürütülmüştür. Sürdürülebilir orman yönetimi anlayışı içinde önemli bir yer tutan ve zararından mücadelesine tüm süreçlerinin dikkatle takip edilmesi gereken kabuk böceği türlerinden Dendroctonus micans Kugelann (Coleoptera: Curculionidae)'ın zarar durumu bazı meşcere özelliklerine göre değerlendirilmiş ve bu türün popülasyonunun dengelenmesinde rol alan predatör böcek Rhizophagus grandis (Gyllenhal) (Coleoptera: Monotomidae)'in aktif durumu tespit edilmiştir. Örnek alanlardaki dikili haldeki ağaçların % 20,5'inin D. micans zararına uğradığı belirlenmiştir. Güneşli bakılarda bulunan ağaçların %20'si ve gölgeli bakılarda bulanan ağaçların %21'inin zarar gördüğü tespit edilirken, cd çağında bulunan ağaçların %19,8'i ve d çağında bulunan ağaçların %29,6'sı zarar görmüştür. D. micans en yüksek oranda 1 kapalı ve d çağındaki meşcereleri tercih etmiş, yaralı ağaçlara daha yüksek oranda zarar vermiştir. Bu tür %25,6 oranında daha önceden D. micans zararına uğramış ve başarısız olmuş ağaçları tercih etmiştir. Faal galeri bulunan ağaçların %26,5'i konukçu durumundadır ve bu ağaçların %53,8'i d çağında olan meşcerelerdedir. Faal galerilerde bulunan toplam D. micans birey sayıları ile bu galerilerdeki toplam R. grandis birey sayıları arasında orta düzeyde doğrusal bir korelasyon bulunmuştur. Meşcere bazında değerlendirildiğinde D. micans'ın zarar oranı en yüksek %55, en düşük %3,85 iken ortalama R. grandis istila oranı %18,24'dür.
Düzce ili merkez ilçesindeki kuş türlerinin rekreasyon alanları ile ilişkilerinin değerlendirilmesi
Türkiye'de yirminci yüzyılın yarısından sonra hızla artan kentleşme ile ekolojik dengede bozulmalar oluşmuştur. Ekolojik dengenin bozulması ile yaban hayatı, mevcut habitatında parçalanmalar ve habitatın tamamen yok olması ile karşı karşıya kalmıştır. Değişen yaşama ortamı koşullarına adapte olan canlı türleri yaşamlarını devam ettirirken adapte olamayan canlı türleri ise alandan tamamen uzaklaşmaktadır. Düzce ili Merkez ilçesinde bulunan Ali Hamza Parkı, Avni Akyol Parkı, İsmet İnönü Parkı, Kent Park, Melensu Parkı ve Muncurlu Gölet Park örnek alanlar olarak belirlenerek yaban hayatı için gösterge konumunda olan kuş türleri tespit edilip örnek alanlar ile ilişkileri incelenmiştir. Örnek alanlara altı aylık süreçte her hafta gidilerek kuş türleri ve kuş türlerine ait birey sayıları hat boyu ve noktasal gözlem yöntemleri ile tespit edilerek habitat ögeleri ile ilişkileri ve kuş türleri ve birey sayılarına bağlı olarak PAST 4 ve SPSS 22 yazılımları ile araştırma alanlarının kuş türleri açısından biyolojik çeşitlilik değerleri değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda kentleşmeye adapte olan kaya güvercini Columba livia (Kaya güvercini), Passer domesticus (Serçe), Corvus corone (Leş kargası) gibi bazı kuş türleri popülasyonlarının arttığı, bu yüksek popülasyon karşısında bazı kuş türlerinin ise alanda az bulunduğu veya alanı hiç tercih etmedikleri, baskın olan Columba livia (Kaya güvercini), Corvus corone (Leş kargası) gibi kuş türlerinin çevreye olumsuz etkilerinin olduğu tespit edilmiştir. Alanda bulunan kuş türlerinin korunması, baskın olan kuş türlerine ait populasyonun kontrol altında tutularak çevreye verdikleri zararın en aza indirgenmesine yönelik önlemler ve diğer türlerin alanları kullanabilmesi için gereken habitat yapısının sağlanması için öneriler sunulmuştur.
Beypazarı Kızılçam kültürleri gelişimine nanonartikül uygulamalarının etkisi
Bu tez çalışması, İç Anadolu bölgesinden Batı Karadeniz ardına geçiş bölgesinde bulunan doğal kızılçam meşceresinde gerçekleştirilmiştir. Karasal iklim etkilerinin hâkim olduğu yörede; Silika, Fe2O3 (Demir (III) oksit), Fe3O4 (Magnetit), ZnO (Çinko Oksit), TiO2 (Titanyum Oksit), Au (Altın), CuO (Bakır Oksit) ve Ag (Gümüş) nanopartiküllerinin (NP) beş farklı dozunun (Çok yüksek, yüksek, orta, düşük, çok düşük) doğal koşullarda çimlendirilen kızılçam (Pinus brutia Ten.) tohumlarının fidan yüzdesi ve fide gelişimi üzerine etkileri araştırılmıştır. Üç tekrarlı kurulan deneme deseni kapsamında elde edilen fidan yüzdesi (FY), fide boyu (FB) ve kök boğazı çapı (KBÇ) karakterlerine ait veriler "IBM SPSS Statistic 23" programında varyans analizi ve Duncan çoklu testine tabi tutulmuştur. Araştırma sonucunda, NP çeşit ve doz faktörleri ile her iki faktörün etkileşiminin FB, KBÇ ve FY üzerinde %95 güven düzeyinde anlamlı farklılık oluşturmuştur. Uygulanan bütün NP çeşit ve dozlarının 1+0 yaşlı kızılçam FB ve KBÇ gelişimi ile FY üzerinde olumsuz etki yaptığı ve Kontrol işlemi fidanlarının boy ve çap gelişimi ile fidan yüzdesi değerlerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Kontrol işlemi fidanlarının ortalama FB değeri, Fe2O3 NP uygulaması boy değerlerine göre %35 yüksek, KBÇ değeri ise Cu NP uygulamasına göre %70 civarında daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, FY değerine en olumsuz tesiri yapan Au NP (%10,96)'ye göre Kontrol işleminin FY (%33,3) 3 kat yüksek olduğu belirlenmiştir.
Bazı meşcere özelliklerinin karaçam doğal gençlikleri üzerine etkisinin belirlenmesi
Anadolu karaçamı (Pinus nigra Arn. subsp. nigra var. caramanica) ormanlarında doğal gençleştirmede bazı zorluklar yaşanabilmektedir. Bu nedenle, meşcere yapısı ve özelliklerinin karaçam ormanlarının doğal gençleştirmesinde olası etkilerinin tespit edilmesi önem taşımaktadır. Doğal gençleştirme çalışmalarında çeşitli meşcere yapısı değişkenleri dikkate alınmaktadır. Önemli meşcere değişkenlerinden olan göğüs yüzeyi alanı (GYA) (m2/ha), meşcere stoğu (%) ve meşcere içerisine giren ışık miktarının (GIM) (%) karaçamın doğal gençleştirilmesindeki etkileri üzerine yapılan çalışmalar sınırlıdır. Bu yüksek lisans çalışmasında, GYA, meşcere stoğu ve GIM'nin doğal olarak gençleştirilen karaçam ormanlarındaki fidan sayısı ve fidan büyümesi üzerine olan etkilerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, seçilen meşcere yapısı değişkenlerinin hangisinin karaçam fidanları üzerinde daha çok etki ettiği de gözlemlenmiştir. İstatistiksel analizler Rastgele Etkiler Modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Seçilen meşcere yapısı değişkenleri ile karaçamın hektardaki fidan sayısı ve fidan büyümesi arasında ilişkilerin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,05). GIM'ın fidan sayısı ve fidan büyümesi üzerine etkisinin diğer değişkenlerden daha büyük olduğu tespit edilmiştir. Bu yüksek lisans çalışmasında elde edilen veriler, karaçam ormanlarının doğal gençleştirilmesinde farklı meşcere yapısı değişkenlerinin de kullanılmasının alternatif olabileceğini göstermektedir. ANAHTAR KELİMELER: Doğal gençleştirme, ışık, göğüs yüzeyi alanı, meşcere stoğu Haziran 2020, Sayfa, 49 Bilim Dalı:1205
Mevcut orman yollarının orman alanlarını işletmeye açma durumu yeterliliğinin belirlenmesi (Daday Çamlıbel Orman İşletme Şefliği örneği)
Orman alanlarının en iyi şekilde yönetilebilmesi ve ensantif orman işletmeciliği için orman alanlarına ulaşımın sağlanması gereklidir. Bu çalışmada, örnek çalışma alanı olarak seçilen Daday Orman İşletme Müdürlüğü, Çamlıbel Orman İşletme Şefliğinin mevcut yollar ile işletmeye açılan orman alanları ile işletmeye açılamayan orman alanları CBS (Coğrafi Bilgi Sistemleri) yazılımı ile alansal ve mekânsal olarak belirlenmiştir. Çalışma kapsamında işletmeye açılamamış orman alanları için en kısa yol geçkisi ile enfazla orman alanını işlemeye açacak yeni yollar önerilmiştir. Çalışma kapsamında 10017,7 ha büyüklüğündeki Çamlıbel Orman İşletme Şefliğinin 7544,1 ha orman alanının 5647,2 ha'ı (%74,8) mevcut yollarla işletmeye açılmış olduğu belirlenmiştir. Çamlıbel Orman İşletme Şefliği için CBS ortamında planlanan yeni 15+845 km orman yolu ile 439,8 ha orman alanı daha ormancılık amaçları için işletmeye açılmış olacaktır. Önerilen bu yolların yapılması durumunda Çamlıbel Orman İşletme Şefliğinin 6087 ha alanı ormancılık amaçları için işletmeye açılmış olacak ve bu şeflikteki işletmeye açılmış orman alanı yüzdesi %80,7 olacaktır.
Yüksek peyzaj değerine sahip bazı Gymnosperm taksonlarının uçucu yağlarının GC-MS analizi
Bu çalışmada, park ve bahçe peyzaj uygulamalarında sıklıkla kullanılan bazı Gymnosperm taksonlarının uçucu yağlarının kimyasal kompozisyonlarının belirlenmesini amaçlamıştır. Bu çalışmada, Cedrus atlantica (Atlas Sediri), Cedrus deodara (Himalaya Sediri), Chamaecyparis lawsoniana (Lawson Yalancı Servisi), Cryptomeria japonica (Japon Sediri), Cupressus arizonica (Arizona Servisi), Picea pungens (Mavi ladin), Pinus wallichiana (Himalaya Çamı) taksonlarından elde edilen uçucu yağların kimyasal kompozisyonları belirlenmiştir
Counting control of pheromone trap with electronic control unit in field condition
In today's forestry, control forest pests are one of the important issues in order to ensure the sustainability of forests and ecosystem balance. Biotechnical methods are also underlined in order to evaluate the risks by ensuring early warnings. Pheromone trap practices also play a role in this regard. Their contribution to the determination of control strategies is undeniable because they are developed by keeping up with today's technology and thus provide more data that are reliable. In this study, field studies of pheromone trap with electronic control unit (ECU) were carried out. It was evaluated whether Ips sexdentatus adults, which are under natural conditions and in the flying period, caught in this trap for 103 days. 97.2% of the insects caught in the trap belong to the target species. When the number of insects recorded by the trap and manual counts were compared, it was determined that the ECU pheromone trap worked with an error margin of approximately 4%. However, there is no statistically significant difference between these two values. During the study, 59% of the total beetle were caught between 27 May and 25 June in addition, a total of 2472 data intervals were created by evaluating each day according to 24-hour periods in order to reveal the situation in the moments of catching and not catching. While I. sexdentatus was caught in 24% of these data, it was determined that in 76% it was not caught. It was determined at the time of catching that the average temperature was 20.09ºC, the average humidity was 66% and the average wind speed was 2.9 m/sec. In addition, it was determined that the highest number of catching occurred during the period from sunrise to sunset and 77.3% of catching occurred in this period. From sunrise to the peak of the sun, in the hours when the highest number of catching occurred were between 20- 24,99ºC temperature, 1.6-3.3 m/sec wind speed, and 51-60% - 61-70% humidity. At least 1 and at most 33 I. sexdentatus were caught at each hour interval of a total of 594 hours during which catching occurred. KEYWORDS: Ips sexdentatus, ECU pheromone trap, moment of catching, meteorological parameter
Kastamonu yöresi karaçam meşcerelerindeyaprak alan indeksi ile çeşitli meşcere özellikleri arasındaki ilişkilerin belirlenmesi
Bu çalışmada, Kastamonu yöresinde yayılış gösteren eşit yaşlı, saf ve doğal karaçam meşcereleri için yaprak alan indeksi (YAİ) ile çeşitli meşcere özellikleri (orta çap, meşcere yaşı, üst boy, bonitet endeksi, ağaç sayısı, göğüs yüzeyi, sıklık derecesi, tepe biyokütlesi ve tepe boyutları) arasındaki ilişkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 119 örnek alan alınmış ve örnek alanlara ilişkin YAİ ve diğer meşcere özellikleri belirlenmiştir. YAİ ile meşcere özellikleri arasındaki ilişkiler Korelasyon Analizi ile ortaya konulmuş ve YAİ ile orta çap, üst boy, bonitet endeksi, ağaç sayısı, göğüs yüzeyi, sıklık derecesi ve tepe biyokütlesi arasında pozitif yönlü ilişkiler tespit edilmiştir. YAİ'nin yaş, sıklık ve bonitet sınıflarına göre değişimi Varyans Analizi ile incelenmiş ve sıklık ve bonitet sınıfları bakımından anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Regresyon Analizi yardımıyla da meşcere özelliklerinden yararlanılarak YAİ değerlerinin tahmin edilmesinde kullanılabilecek regresyon denklemleri geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla, 7'si literatürden alınan ve 4'ü de bu çalışmada geliştirilen toplam 11 regresyon modeli için parametre tahminleri yapılmış ve geliştirilen modeller çeşitli istatistiksel ölçütler (düzeltilmiş belirtme katsayısı (Rdüz2), ortalama hata (OH), ortalama mutlak hata (OMH), hata kareler ortalamasının karekökü (HKOK), Akaike bilgi ölçütü (AIC)) yardımıyla karşılaştırılmıştır. Yapılan rölatif sıralama sonucunda bonitet endeksi ve sıklık derecesinin bağımsız değişkenler olarak yer aldığı D-1 modelinin en başarılı regresyon modeli olduğu ve YAİ tahminlerinde kullanılmasının uygun olduğu belirlenmiştir. D-1 modeline ilişkin düzeltilmiş belirtme katsayısı (Rdüz2) ve hata kareler ortalamasının karekökü (HKOK) değerleri sırasıyla 0,631 ve 0,44 olarak hesaplanmıştır.
Kastamonu yöresi ormancılık uygulamalarının su kalitesine etkisi
Bu çalışmada, Kastamonu yöresinde ormancılık uygulamaları kapsamında yapılan aralama kesimlerinin seçilen su kalitesi parametrelerine etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, amenajman planında belirlenen üretim miktarlarına göre yapılan farklı kesim oranlarının dere suyunun kalitesine etkisi belirlemek için yukarı aşağı metodu ile aralama kesimlerinden önce, aralama kesimi zamanı ve aralama kesimlerinden sonra, dere üzerinde belirlenen iki noktadan on beş günde bir olmak üzere ayda iki kere su örnekleri alınarak analizleri yapılmıştır. Çalışmada veri toplama süreci 2019 Ağustos ayından 2021 Mart ayının sonuna kadar devam etmiştir. Çalışma kapsamında dere suyunun kalitesinde meydana gelen değişikliklerin belirlenmesi amacı ile pH, elektrik iletkenlik (EC), toplam çözünmüş madde (TDS), bulanıklık, çözünmüş oksijen (DO), nitrit (NO2ˉ), nitrat (NO3ˉ), sodyum (Na+), magnezyum (Mg+2), kalsiyum (Ca+2), potasyum (K+) ve fosfor (P+) parametrelerinin analizleri yapılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, dere sularını Yerüstü Su Kalitesi Yönetmeliğine (YSKY) göre değerlendirdiğimizde pH, Ca, Mg, Na ve K parametreleri açısından I. Sınıf su kalitesi sınıfında, EC, TDS, DO, NO2ˉ, NO3ˉ ve P parametreleri açısından ise dere sularının bir kısmı I. Sınıf su kalitesi sınıfında bir kısmı ise II. Sınıf su kalitesi sınıfında yer almaktadır. Su kalitesi parametrelerinden pH, TDS, bulanıklık ve DO değerlerinde aralamadan önceki üç aylık dönem, aralama zamanı ve aralamadan sonraki üçer aylık dönemlerde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadığı, EC, NO2ˉ, NO3ˉ, Na+, Mg+2, Ca+2, K+ ve P+ değerlerinde ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu belirlenmiştir. Aralamalarda uygulanan kesim oranları dokuz grup olarak değerlendirildiğinde aralama oranları ile EC, TDS, DO, NO3ˉ ve K+ değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunduğu, pH, bulanıklık, NO2ˉ, Mg+2, Ca+2, Na+ ve P+ değerleri arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir. Aralamalarda uygulanan kesim oranları üçlü grup olarak değerlendirildiğinde aralama oranları ile EC, TDS, DO, NO3ˉ, Mg+2, K+2, Na+ ve P+ değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunduğu, pH, bulanıklık NO2ˉ ve Ca+2 değerleri arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir. Aralamada uygulanan kesim oranlarının EC, TDS, DO, NO2ˉ, NO3ˉ, Na+, Mg+2, Ca+2, K+ ve P+ değerleri üzerine etkileri bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunduğu, pH ve bulanıklık değerleri üzerine etkileri bakımından ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadığı belirlenmiştir.
Farklı meşcerelerde toprakta ve ölü örtüde depolanan karbon miktarının belirlenmesi
Bu çalışmada, toprak verimliliği ve canlılığının bir göstergesi olan toprak organik karbon içeriğinin bilinmesi ve bununla ilgili diğer bazı değişkenlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Kastamonu Orman Bölge Müdürlüğü Gölköy Orman İşletme Şefliği sınırlarında yer alan sarıçam ve karaçam meşcerelerinin topraklarında depolanan karbon miktarının yanı sıra topraktaki pH, elektriksel iletkenlik, organik madde ve tekstür analizleri yapılmıştır. Sarıçam meşceresinde ortalama değerler olarak pH 6,19 olarak; hacim ağırlığı 1,08 gr/cmᶟ; organik madde %6,64; elektriksel iletkenlik 229,20 µs/cm; karbon oranı %4,29; toplam karbon miktarı 39,81 ton/ha; kum oranı %53,25; kil oranı %35,65 ve toz oranı %11,11 olarak tespit edilmiştir. Karaçam meşceresinde ise ortalama değerler olarak pH 6,14 olarak, hacim ağırlığı 1,04 gr/cmᶟ; organik madde %7,42; elektriksel iletkenlik 256,13 µs/cm; karbon oranı %4,41; toplam karbon miktarı 41,65 ton/ha; kum oranı %52,16; kil oranı %35,80 ve toz oranı %12,03 olarak tespit edilmiştir.
Examination of technical staff's job satisfaction level (example of Elazığ Forest Regional Directorate)
In this study, the job satisfaction of the technical personnel in Elazig Regional Directorate of Forestry and its affiliated units (Elazig, Tunceli, Bingöl, Malatya, Muş, Bitlis, Van, Hakkari Forest Enterprise Directorate of Forestry and Elazığ Forest Nursery Directorate), their adequacy, their perception of their environment and their feelings of satisfaction in their job. The changes in job satisfaction levels and job satisfaction levels according to some sociodemographic characteristics such as gender, marital status, age, education level, occupational status, monthly income level were examined. For this purpose, a questionnaire consisting of two parts (sociodemographic part - six questions, job satisfaction part - twenty questions) was created. The questionnaire forms were applied to 70 technical personnel working in various positions in Elazig Regional Directorate of Forestry and affiliated units in 2019, in the full field, by e-mail and face-to-face interview method. In the evaluation of the data obtained, frequency distributions, standard deviation, arithmetic mean and percentile statistics, Mann-Whitney U test, Kruskal-Wallis test and factor analysis were used. As a result of the analyses, the expression "I am undecided" about the job satisfaction of the technical personnel within the body of Elazig Regional Directorate of Forestry (3) came to the fore.
Odun dışı orman ürünlerinin FSC (forest stewardship council) sistemine göre sertifikasyonu ve silvikültürel hususlar
Son yıllarda önemleri daha da artan odun dışı orman ürünlerinin tanınmış sistemlere göre sertifikalandırılması özellikle yeni pazarlara girme yönünden katkı sağlamaktadır. Türkiye Ormancılığında 2010 yılında başlayan FSC® (Forest Stewardship Council) orman yönetimi sertifikasyon sistemi, aynı zamanda odun dışı orman ürünlerinin sertifikalandırılmasında da kullanılan uluslararası tanınmış sistemlerdendir. Bu amaçla ülkemiz bazında bu ürünlerin sertifikalandırılmasına yönelik oluşturulan göstergelerin irdelenmesi bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. FSC standardı (FSC-STD-60-004 V2-0 EN), Prensip 1 altında ODOÜ'leri yönetiminin mevzuata uygunluğu değerlendirilirken, Prensip 2'de ODOÜ hasadı esnasında uyulması gereken iş sağlığı ve güvenliği kuralları üzerinde durulmaktadır. Prensip 4'de ODOÜ yönetiminde yerli halkın rolü ve toplulukla ilişkiler irdelenmektedir. Prensip 5'de ODOÜ faydalanmasının düzenlenmesi ve sürekliliği irdelenmektedir. Prensip 6'da ODOÜ faydalanmasında çevresel değerler ve çevresel etki üzerinde durulmaktadır. Prensip 7'de ODOÜ yönetimi planlanması irdelenirken, Prensip 8'de etkili bir izleme sisteminin oluşturulması gerekli görülmektedir. Prensip 10'da ise yönetim sistemi uygulamalarında ODOÜ'lerinin nasıl dikkate alınacağı kontrol edilmektedir.
FSC (Forest Stewardship Council) geçici Türkiye ulusal standardına göre ormancılıkta çevresel etki değerlendirmesi
Bu çalışmada Türkiye Ormancılığında 2010 yılında başlayan ve yaklaşık %30 orman alanının belgelendirildiği, FSC® (Forest Stewardship Council) orman yönetimi sertifikasyon sürecinde, çevresel etki değerlendirme kapsamı incelenmiştir. Bu amaçla, FSC-STD-60-004 V2-0 EN standardı ve Türkiye ormancılık mevzuatı materyal olarak değerlendirilmiştir. Bu standarda ve uygulama projelerine göre çevresel etki değerlendirmesi süreci irdelenmiştir. FSC standardı 6. prensibi "Çevresel Değerler ve Çevresel Etki Değerlendirme" başlığını taşımaktadır. Bu prensip altında 9 adet kriter yer almakta olup, bu kriterler sertifikalı bölgelerde çevresel etki değerlendirmenin çerçevesini oluşturmaktadır. Kriter 6.1'de çevresel değerlerin belirlenmesi amaçlanırken, Kriter 6.2 ve 6.3'de çevresel etki değerlendirme ve bununla ilgili faaliyetlerin düzenlenmesi amaçlanmaktadır. Kriter 6.4'e göre nesli tehdit ve tehlike altındaki nadir türlerle ilgili koruma stratejileri oluşturulmalıdır. Kriter 6.5'e göre doğal orman ekosistemlerinin korunması ve bunları temsil eden alanların seçilmesi zorunludur. Kriter 6.6'ya göre koruma stratejilerinin "Habitat yönetimi" ilkesine göre uygulanması gerekmektedir. Plan ünitesindeki hidrolojik değerler (Kriter 6.7) ve peyzaj değerleri (Kriter 6.8) korunmalıdır. Doğal ormanların plantasyonlara ve orman dışı kullanımlara tahsisi plan ünitesinin %5'ini aşmamalıdır (Kriter 6.9).
Farklı kapalılıktaki karaçam meşcerelerinde yüzeysel akış miktarının belirlenmesi
Bu çalışmada farklı kapalılıklarda ve orman toprağında yüzeysel akış miktarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda orman toprağı (OT), kontrol (K), 1 kapalı (C1) 2 kapalı (C2) ve 3 kapalı (C3) olmak üzere toplamda beş adet yüzeysel akış parseli kurulmuştur. 2019 haziran ayından 2021 haziran ayının başına kadar yüzeysel akış ölçümleri yapılmıştır. Parsellerden elde edilen bulgulara göre toplam yüzeysel akış miktarları, kontrol parselinde 38,75 mm/m², OT parselinde 32,85 mm/m², C1 parselinde 30,08 mm/m², C2 parselinde 29,32 mm/m² ve C3 parselinde 29,28 mm/m² olarak tespit edilmiştir. Buna göre yüzeysel akışın en yüksek olduğu kontrol (CK) parseli, en düşük olduğu ise 3 kapalı C3 parselinde gerçekleştiği görülmüştür.