
5.958
Arşivlenen Tez
15
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Namık Kemâl'in mektuplarında söz varlığı
Bir dildeki sözlerin bütünü, söz hazinesi, söz dağarcığı, sözcük hazinesi vb. anlamlara gelen söz varlığı Türk dili ve edebiyatı için önemli bir çalışma konusudur. Söz varlığı çalışmaları Türk dilinin genişliğini ve zenginliğini ortaya koymak için önemlidir. Söz varlığı üzerine yapılan çalışmalar son dönemlerde artmaktadır. Bu durum da Türk dilinin önemli eserlerinin söz varlığı açısından incelenmesini sağlamaktadır. Namık Kemâl, gerek yazdığı roman ve tiyatroları gerek kaleme aldığı çok sayıda mektuplarıyla Türk edebiyatında önemli bir yer tutar. Namık Kemâl'in mektupları, konu ve mektup sayısı bakımından inceleme gerektiren bir konudur. Mektuplar çeşitli konularda, çeşitli kişilere yazılmıştır. Bu sebeple bu tez çalışması Namık Kemâl'in söz varlığını ortaya koymak amacıyla yazılmıştır. Anahtar Kelimeler: Namık Kemâl, Mektup, Söz varlığı
Abdülhak Hâmid Tarhan'ın mektuplarında hitaplar ve söz varlığı üzerine tespitler
Bir dilin söz varlığı o dili konuşan toplumun maddi, manevi değişimlerinin yansıtıcısı konumunda yer almaktadır. Çağa bağlı olarak kültürlerin değişiminin ve gelişiminin etkisiyle dilin söz varlığında da değişmeler ve gelişmeler yaşanmaktadır. Bu sebeple dil içi değişimler genellikle söz varlığında kendini açık bir şekilde göstermektedir. Söz varlığı; o dile ait sözcükleri, atasözlerini, deyimleri, ikilemeleri, kalıplaşmış sözcükleri ve daha pek çok anlatım kalıplarını kapsamaktadır. Bu bağlamdan hareketle, bu alan Türk dili ve edebiyatı açısından da önemli bir çalışma alanı olmuştur. Son dönemlerde artarak devam eden söz varlığı üzerine yapılan çalışmalar Türk dilinin temel niteliklerini, zenginliğini ortaya koymak bakımından önem kazanmıştır. Yapılan bu tez çalışmasında ise Türk edebiyatı için önemli bir sanatçı olan Abdülhak Hâmid Tarhan'ın yazdığı pek çok eserlerinin yanında birde yazmış olduğu mektuplarının söz varlığı üzerine durulmuştur. Abülhak Hâmid çok sayıda yazmış olduğu mektuplarıyla da mektup türü bakımından Türk edebiyatında önemli bir yer edinmiştir. Bu mektuplar çeşitli konularda birçok farklı kişiye farklı şehirlerden, ülkelerden yazılmıştır. Buradan hareketle Abdülhak Hâmid Tarhan'ın mektuplarının söz varlığı açısından incelenmesi gerekli görülmüştür. Yapılan bu tez çalışmasında Abdülhak Hâmid Tarhan'ın mektuplarında hitaplar ve söz varlığı üzerine tespitler yapılması amaçlanmıştır.
Eski Uygurcada değerli taş terminolojisi
Değerli taşlar renkleri, yapıları ve doğada az bulunmalarından dolayı ilk insanlardan beri ilgi konusu olmuştur. Değerli taşlar farklı alanlarda insanlar tarafından kullanılmıştır. Değerli taşlar zenginler ve soylular için güç anlamında kullanılmasından ziyade sanat, şifa ve dini ritüeller gibi amaçlar için yararlanılmıştır. Eski Uygurca, 8. ila 13. yüzyıllar arasında Orta Asya'da Uygur Kağanlığı ve Uygur Devleti dönemlerinde kullanılan bir Türk diliydi. Bu dönemde, mücevherler, değerli taşlar ve madenler önemli ticari ve kültürel değerlere sahipti. Eski Uygurca yazılı belgeler, bu döneme ait değerli taşlarla ilgili bazı terimleri içerebilir. Eski Uygurların yeni din olan Budizm'in benimsenmesiyle değerli taşlar kendine ait bir kavram alanı oluşturmuştur. Eski Uygurcada yer alan değerli taş ve madenler mitolojik ve sembolik bir şekilde kullanılmıştır. Değerli taşlar ile ilgili çalışmalar yer almasına rağmen Eski Uygurcaya ait sözvarlığı çalışması rastlanamamıştır. Bu çalışmada Eski Uygurcaya ait metinler incelenmiştir. Çalışma, Eski Uygurca değerli taş ve madenler ile ilgili kelimeler tespit edilmiş ve Eski Uygurca metinlerinden alıntılarla örneklendirilmiştir. Eski Uygurcaya ait sözlüklerde yer alan değerli taşlar çalışmaya dahil edilmiştir. Tespit edilmiş kelimelerin metin içindeki kullanımı incelenmiştir. Tespit edilen değerli taş ve madenler terminolojik açıdan analiz edilmiştir.
Eski Türkçede sözlükselleştirici kip ekleri
Sözlükselleşme hâlihazırda var olan bir sözcüğe ya da sözcükbirime getirilen biçimbirim ile sözcüğün donuklaşarak (birleşerek) iki yapının yeni bir anlam kazanmasıdır. Ana sözcüğe getirilen biçimbirimin asıl görevini ve işlevini yitirmesi sonucu sözlükselleşme gerçekleşmektedir. Kısaca sözlükselleşme yöntem/tekniği ile ilgili bir tanım yapılacak olursa; sözlükselleşme, iki ayrı sözcük yapısının birleşmesi sonucu ana sözcüğün anlamından uzaklaşmadan; sözcüğe getirilen ekin ise asıl anlamını/işlevini yitirmesi ile iki yapının yeni sözcük haline gelmesi ve yeni anlam kazanmasıdır. Anlık oluşumla bir araya getirilen sözcük ile biçimbirimin halk arasında kullanımının yaygınlaşması ile sözcük söz varlığında yer edinmektedir. Böylelikle kelime sözlükselleşme yöntem/tekniği ile türemiş olmaktadır. Türk dili tarihinin ilk yazılı dönemi olan Eski Türkçe döneminde kelime türetme yöntemleri bulunmaktadır. Ancak bu yöntemler arasında sözlükselleşmeye dair pek çalışma bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu tezde Eski Türkçe döneminde kullanılan kip eklerinin sözlükselleşmesi üzerine detaylı bir araştırma yapılması amaçlanmaktadır. Eski Türkçe üç kolda incelenmektedir: Köktürk, Eski Uygur, Karahanlı. Bu döneme ait eserlerin sayısı fazla olduğundan yeterli sayıda dokümandan hareketle araştırma gerçekleştirilecektir. Eski Türkçe dönemine ait dokümanlar taranarak kelime oluşumlarına bakılacak ve Eski Türkçenin söz varlığında bulunan kelimeler arasından sözlükselleşme yöntem/tekniği ile türetilmiş sözcük olup olmadığı tespit edilecektir. Tezin kapsamı ve amacı gereği Eski Türkçe (Köktürk, Eski Uygur, Karahanlı) döneminin bildirme ve tasarlama kip eklerinin sözlükselleşmesi üzerinde durulacaktır. Elde edilen veriler ve dokümanlardan hareketle analiz ve tasnifler yapılacaktır.
Türkiye Türkçesi ağızlarında pekiştirme
Bu çalışmada, Türkiye Türkçesi ağızlarında kelime tabanlarında ses olaylarına bağlı pekiştirme amaçlı genişlemeler, ekler ve ek genişlemesi yoluyla yapılan pekiştirmelerin incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışma, Türkiye genelinde araştırmacılar tarafından geçmişten bugüne kadar derlenip ilgili eserlerde yer alan dil incelemesi, metin ve sözlük kısımlarının oluşturulan literatür çerçevesinde ele alınması ile yapılandırılmıştır. Araştırmanın temel amacı, Türkiye Türkçesi ağızlarında kelime tabanlarında ses olaylarına bağlı genişlemeleri, eklerle ve ek genişlemesi yoluyla yapılan pekiştirmelerin hangi şekillerde ortaya çıktığını, kurallarını, ağız bölgelerine göre benzerliklerini ve farklılıklarını tespit etmektir. Bu kapsamda kelime sonunda ünlü-ünsüz türemeleri; ünsüz ikizleşmesi; ön hece türemesi, kelime sonunda meydana gelen hece türemesi; çekim ve yapım ekleri gibi gramer unsurları ile yapılan pekiştirmeler, pekiştirme amaçlı fiilimsi genişlemeleri ve bu eklerde görülen genişlemelerin ağız bölgelerine göre karşılaştırılmaları yapılmış ve bir anlatım yolu olan bu dil zenginliğinin ağızlardaki kullanım şekilleri belirlenmiştir. Türkiye Türkçesi ağızlarındaki kelime tabanında ses olayına bağlı pekiştirmeler ile ek ve ek genişlemesi yoluyla gerçekleşen pekiştirmeler üzerine yapılan bu araştırma, idari ve siyasi bağlamda Türkiye Cumhuriyeti Devleti toprakları ile sınırlı tutulmuştur. Pekiştirme türleri, bir araştırma konusu olarak kelime tabanlarında ses olaylarına bağlı genişlemeler, çekim ekleri, çekim eki genişlemelerine bağlı pekiştirmeler, yapım ekleri ile yapılan pekiştirmeler, fiilimsi eklerinin genişlemesine bağlı pekiştirmeler yönünden değerlendirilmiştir. Araştırmada doküman inceleme yöntemi kullanılmıştır. Bulgular kısmında betimsel analizler yapılarak elde edilen sonuçlar ayrıca görselleştirmiştir. Kelime tabanlarında meydana gelen pekiştirmeler veri çeşitliği bakımından Batı grubunda yoğunlaşmış durumdadır. Bu çeşitliliğin temel sebebi Batı grubunun diğer ana ağız gruplarına göre geniş alana sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Veri çeşitliliği diğer gruplara göre Batı grubu ağızlarında da çekim ve yapım ekleriyle yapılan pekiştirmelerde kendini göstermektedir. Pekiştirme anlam olayı, art zamanlı tarihsel süreçlerin eş zamanlı yansıması olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum gerek kelime tabanında ses olayına bağlı meydana gelen genişlemelerde gerek çekim ve yapım ekine dayalı genişlemelerde gerekse eylemsi eklerinin genişletilmesiyle yapılan pekiştirmelerde tespit edilmiştir.
Tip ve söylem açısından Kemalist ideolojinin cumhuriyet dönemi Türk romanına yansıması
Kemalizm, Batı'daki düşünce sistemlerinden farklı olarak düşünce tarzlarının ya da üretim ilişkilerinin yorumlanması sonucunda doğmamış, daha çok belirli bir toplumsal ihtiyacın sonucu olarak şekillenmiştir. Toplumsal ihtiyaç göstergesi olarak Kemalist tipler de ideolojik yapıdan önce ortaya çıkarak Millî Mücadele sürecinde meşruluk sağlayıcı değerleri oluşturmuşlardır. Mustafa Kemal Atatürk ise başlangıçta ideoloji olarak kurgulanmasını uygun bulmadığı Kemalizm'in aydınlar arasında tartışılmasına 1930'lu yılların ortalarına kadar müdahale etmemiştir. Vefatından sonra Kemalizm siyasi aktörlerin politik enstrümanlarından biri haline gelmiş ve Atatürk'ün bağlamından koparılmasına sebep olmuştur. Cumhuriyet Dönemi Türk Romanı birçok konuda olduğu gibi Kemalizm konusunda da zengin bir içeriğe sahiptir. Özellikle 1923-1990 yılları arasında yazarların tarihî seyri içinde bu konuyu eserlerine taşıdıkları görülür. Halide edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Mehmet Rauf, Samim Kocagöz, Attila İlhan, Oğuz Atay, Tarık Buğra gibi yazarlar eserlerinde çeşitli açılardan Kemalizm'e değinen yazarlardır. Atatürk Dönemi (1923-1938) romanlarında, Kemalizm'in toplumsal ve tarihî kökenleri irdelenir. Millî Şef Dönemi (1938-1946) romanları da benzer şekilde Kemalizm'in gerekliliğine ve toplumsal alandaki etkilerine vurgu yapar ve kısmen sorgulamalara yer verir. Çok Partili Hayata Geçiş Dönemi (1946-1950) romanlarında Kemalizm, sosyal etkileri ile ele alınır. Darbeler Dönemi (1950-1980) romanları, Kemalizm'in eleştirel bilincine odaklanarak tartışma alanını genişletirler. Darbeler Etkisinde Gelişen Dönem (1980-1990) romanları ise Kemalizm'i, toplumsal yapıda izlenen olumsuz değişimler için hala etkili bir savunma yöntemi olarak ele alır. Bu çalışmada sözü edilen dönemlerde eser veren yazarların toplam on beş romanı içerik analizi ile incelenmiştir. Tip ve söylem başlıkları altında yapılan analizlerin ortak ve farklı yönleri tartışılmıştır. Cumhuriyet Dönemi Türk romanında Kemalizm'in, çeşitli açılardan tartışılan bir konu olduğu görülmüştür. İlk dönemlerde kurucu ve kurtarıcı meşruluğu ile ele alınan bu kavramın, 1946'dan sonra sosyal eleştiriye tabi tutulduğu, 1946'dan 1980'lere kadar daha çok toplum açısından etkilerinin ele alındığı, 1980'lerden itibaren ise yeni bir çıkış yolu olarak geçerliliğini koruduğuna inanıldığı tespit edilmiştir.
Cevdet Ametov'un Erilğanlar Açqanda adlı eserinin dil ve üslûp incelemesi
Daha sonra doldurulacaktır.
Nebzî Divanı'nın Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlüğü
Her edebî eser oluşturulduğu dönemin kültürünü, inançlarını, edebî zevklerini ve sanat anlayışını yansıtır. 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar altı asır hüküm süren klasik Türk şiiri de döneminin dil, kültür ve sanat anlayışlarından kesitler sunmaktadır. 20. yüzyılda Batı etkisiyle sosyal ve kültürel hayat, düşünce sistemi ve fikrî yapı değişmeye başlamış, Batı eksenli bir kültür ve edebiyat oluşmuştur. Bu yeni oluşumla beraber klasik edebiyat ürünlerinin anlaşılması zorlaşmıştır. Günümüzde klasik şiirin okuyucusuyla bağı kopma noktasına gelmiştir. Klasik Türk şiirinin günümüz insanınca daha iyi anlaşılabilmesi için klasik şiirin mana dünyasının izah edilmesi ihtiyacı hâsıl olmuştur. Bu ihtiyaca binaen alt yapısı Gazi Üniversitesi tarafından desteklenen TEBDİZ (Tarih ve Edebiyat Metinleri Bağlamlı Dizini ve İşlevsel Sözlüğü) divan şiirinin anlam dünyasını ortak bir platformda bir araya getirme amacıyla elektronik sözlük sistemi geliştirilmiştir. Amasyalı Nebzî Divanı'ndaki kelimelerin bağlamlı dizinlerinin hazırlanmasında bu sistem kullanılmıştır. Divandaki manzumeler şekil ve türlerine göre numaralandırılmış TEBDİZ'e yüklenmiştir. Yüklenen şiirlerdeki bütün kelimelerin, atasözlerinin, deyimlerin, kalıplaşmış ifadelerin, argo sözcüklerin, ayetlerin, hadislerin, dua ifadelerinin abecesel dökümü alınmış ve bunların bağlamsal anlamları saptanarak kelime ve kelime gruplarına tek tek mana verilmiştir. Amasyalı Nebzî Divanı'nın söz varlığı ortaya konularak dönemin kültürel unsurlarının şairin şiirlerine nasıl yansıdığı saptanmıştır. Bu şekilde özelde Nebzî'nin şiirlerinin genelde ise klasik Türk şiirinin anlaşılabilir kılınması amaçlanmıştır. Tez çalışmamız Giriş, Şairin Hayatı ve Edebî Kişiliği, Sözlük Çalışması, Sonuç ve Kaynakça bölümlerinden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin amacı, önemi, tezde uygulanacak yöntem izah edilmiştir. Birinci bölümde Nebzî'nin hayatı, edebi kişiliği ve eserleri yer almaktadır. İkinci bölümde Amasyalı Nebzî Divanı'nın Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlüğü 'ne yer verilmiştir. Bu bölümde Divan`daki bütün kelimeler alfabetik olarak sıralanmış, her kelimeden sonra iki nokta konarak kelime ve kelime gruplarının bağlamsal manaları verilmiştir. Kelimelerin yer aldığı beyitler tanıkta gösterilmiş ve beyitler numaralarıyla birlikte verilmiştir. Sonuç bölümünde de çalışmanın neticesinde saptanan bilgi ve bulgular verilmiştir. En son bölümde de Kaynakça kısmına yer verilmiştir Anahtar Kelimeler: Amasyalı Nebzî Divanı, Bağlamlı Dizin, İşlevsel Sözlük, Klâsik Türk Şiiri.
Taşrada yayımlanan bir şiir dergisi: Uzak şiir seçkisi (şekil, muhteva ve yazar kadrosu açısından inceleme)
Uzak Şiir Seçkisi dergisi, 2000-2007 yılları arasında aralıklı olarak 63 sayı yayımlanmış bir taşra dergisidir. İlk 9 sayısı İstanbul'da, daha sonraki sayıları ise Ünye'de çıkarılır. Bir şiir dergisi olma özelliğine sahip derginin sahibi ve yazı işleri müdürü İrfan Yıldız Beşlioğlu'dur. Daha önce "Düşler" ve "Göçebe" ile şiir dergileri alanında önemli çalışmaları olan İrfan Yıldız'ın, Uzak Şiir Seçkisi dergisi ile de şiire ve şiir dergiciliğine büyük katkı sağladığı söylenebilir. Taşra dergiciliğinde önemli bir yere sahip olan Uzak Şiir Seçkisi'nin ilk 9 sayısı A4 boyutunda ve tek sayfa olarak çıkarılır. Daha sonraki yıllarda A3 boyutunda ve farklı sayfa sayıları ile değişiklik göstererek çıkarılır. Belirli bir zaman düzeninde çıkmayan dergi, kimi zaman tek sayı kimi zaman da birden fazla sayının bir arada olduğu özel sayılar adı altında çıkarılır. 1-36. sayılar tek tek çıkmış iken, 37-44. sayılar özel sayı 1, 45-53. sayılar özel sayı 2, 54-62. sayılar özel sayı 3 olarak toplu şekilde çıkarılır. Derginin özel sayı 4 adı altında çıkarılan 63. sayısı tek bir sayıdır. Kapaklı tek sayı olan 63. sayı, aynı zamanda son sayı olma özelliğine de sahiptir. Uzak Şiir Seçkisi dergisi bir şiir dergisi olmasına rağmen nesir türlerine de yer verir, çeşitli görsellerle de sayfalarını zenginleştirir. Dergide; şiir, inceleme, makale, eleştiri, biyografi, gezi yazısı, edebi mektup, anı, söyleşi, deneme, röportaj gibi türlerde çok sayıda edebi metin yer alır. Dergide yer alan şiirlere tematik açıdan bakıldığında şiirlerin geniş bir tema yelpazesine sahip olduğu söylenebilir. Ağırlıklı olarak hüzün, ayrılık, aşk, sevgi, özlem, ölüm ve yalnızlık gibi temalar karşımıza çıkar. Dergi, yerli şairlerin yanı sıra yabancı şairlere de yer verir. Bunların arasında İrfan Yıldız, Azer Yaran ve Kaya Demiral gibi isimler öne çıkar. Dergi, taşrada şiir dergiciliğinin devam etmesi adına çok önemli bir görev üstlenir. Bu çalışmanın amacı, taşrada yayımlanan Uzak Şiir Seçkisi dergisini şekil, muhteva ve yazar kadrosu açısından incelemektir.
Ermeni harfli Kıpçak Türkçesinin Türkçe kökenli dinî söz varlığı
Her toplum tarihî süreç içerisinde çeşitli inanç sistemine dâhil olmuştur. Her bir inanç sistemi beraberinde kendi söz varlığını da getirmiş, bundan dolayı her dilin dinî söz varlığı sürekli bir değişime uğramıştır. 8. asırdan itibaren yazı dili olarak karşımıza çıkan Türk dili, tarihi süreçte gelişimini sürdürerek çeşitli kollara ayrılarak farklı kültürlerle etkileşim içinde bulunmuştur. Bu etkileşim Türk dilinin zengin bir söz varlığına da olanak sağlamıştır. Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesinin dini söz varlığı, bu dilin tarihsel, kültürel ve sosyal bağlamda önemli bir bağlayıcısıdır. Kıpçak Türklerinin Hristiyanlık ile ilişkileri, dilin gelişmesinde ve Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesinin söz varlığında oldukça önemli izler bırakmıştır. Bunlardan dolayı Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi, Türk dili açısından oldukça önem taşımaktadır. Kıpçak sahasının tarihi bir kolu olan Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi üzerine pek çok araştırmacı tarafından sözlükler, tezler hazırlanmış; çeşitli çalışmalar ortaya konulmuştur. Ancak daha önce bu tarihi lehçe üzerine detaylı bir dini terminoloji çalışması yapılmamıştır. Hazırladığımız "Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesinin Türkçe Kökenli Dinî Söz Varlığı" adlı tezde Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi'nin dini söz varlığı incelenerek dilin, kültürün ve inanç sistemlerinin anlaşılmasına katkı sağlamanın yanı sıra; toplumsal ve tarihsel bağlamda önemli çıkarımlar sunmaktadır. Bu tür bir çalışmanın bu kültürel zenginliğin ortaya çıkmasına kaynak oluşturması bu tezin ana amaçlarını oluşturmaktadır. Alanın önemli sözlükleri ve metinlerinden hareketle tespit edilen Türkçe kökenli dinî söz varlığı, örnek cümleler ve analizler çerçevesinde ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kıpçakça, Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi, Dinî Söz Varlığı.
19. yüzyıla ait Ermeni harfli Türkçe İncil tercümesi (1-1008) (Çeviriyazı, inceleme, dizin, tıpkıbasım)
Bu çalışma, 1858 yılında Ermeni harfleriyle Türkçe yazılmış İncil-i Şerif adlı kitabının Türk Latin alfebesine aktarımı, dizini ve dil incelemelerini ortaya koymaktadır. Giriş bölümünde Ermeni harfli Türkçe, Türk-Ermeni ilişkilerinde dil, Türkçe incil tercümeleri hakkında bilgi verilmektedir.Sonra eserin matbu özellikleri, konusu, dili üzerinde durulmaktadır. Ses Bilgisi bölümünde metinde kullanılan Ermeni harfli alfabedeki harflerin özellikleri verilmiştir. Ses оlayları bölümünde metinde Türkçe kelimelerde ses türemesi, ünlü düşmesi, göçüşme, ünlü değişmeleri incelenmiştir. Ermeni harfli Türkçe, 1928 yılında Latin tabanlı Modern Türk alfabesinin tanıtılmasına kadar Osmanlı Türkçesini yazmak için kullanılan Ermeni alfabesinin bir biçimidir. Ermeni alfabesi,yalnızca Ermeni kökenli Osmanlı vatandaşları tarafından Türkçeyi yazmak için değil, aynı zamanda Ermeni olmayan Osmanlı ve Türk aydınları tarafından da kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ermeni Harfli Türkçe, Ses Bilgisi ve Şekil Bilgisi, Dizin-Sözlük.
Türk romanında bellek (2000-2023)
Bellek çalışmaları; başta sosyoloji olmak üzere tarih, antropoloji, felsefe, psikoloji gibi alanlarda yapılan çeşitli çalışmalarla son yıllarda büyük bir ilgi görür. Geçmişe ilişkin akla gelebilecek her şeyin bellek kavramıyla açıklanabilmesi, kişinin kendi yaşam öyküsünden, toplumun deneyimlediği bütün meselelere uzanan bir süreci kapsamasından kaynaklanır. Birey ve toplumların hatırlama ve unutma süreçlerini inceleyen bellek, edebiyatı da yanına alarak dil aracılığıyla edebî metinler üzerinden yeni hatırlama inşaları gerçekleştirir. Bellek çalışmalarının edebî metinler üzerinden yürütülmesi, geçmişin sosyal-toplumsal yapısını ve hatırlatma figürleriyle kültürel kodların aktarılmasını kalıcı hâle getirir. Bu yüzden edebiyat belirli bir dönemi ya da kişisel bir yaşam öyküsünü aktarırken birçok alanda belleğin izini sürer. Geçmişin kurgulanma biçimi tarih, kimlik, travma, sosyal çevre, savaş, deprem, ihtilal, gelenekler ve inançlar üzerinden malzemesi dil ve hayal gücü olan edebiyat sayesinde gerçekleşir. Geçmiş, sadece anı ve otobiyografi gibi türlerle değil, romanlar aracılığıyla da bireysel ve toplumsal yaşanmışlıklara dikkat çeker. Yazarların bu olaylar doğrultusunda yeni bellek yaratmalarıyla birlikte, yeni hatırlama biçimleri benimsemeleri de söz konusudur. 2000-2023 yılları arasında belirlenen seksen sekiz Türk romanında, kişisel, toplumsal, kültürel, duyusal, bedensel ve nesneler belleğinin nasıl işlendiğine dair bir içerik analizi yapılır. Yazarların ele aldığı politik meseleler doğrultusunda; kişisel belleğin, kültür imgelerinin, travmanın, ses ve müzik belleğinin, beden hareketlerinin de ona göre inşa edildiği söz konusudur. Romanlarda görülen tüm bellek türlerinin birbirini etkilediği ve bunun bilinçli bir şekilde dile getirildiği görülmektedir. Böylece bellek kavramı ışığında bahsedilen her türlü olayın ve temsilin Türk romanındaki karşılığına dikkat çekilir. Anahtar Kelimeler: Türk Edebiyatı, Bellek, Hatırlama, Unutma, Roman
Cumhuriyet dönemi Türk romanında ekofeminizm
Doğa ve kadın konusunu birlikte ele alan ekofeminizm; hem ekolojinin hem de feminizm alt başlıkları kategorisinde değerlendirilir. Ekolojinin tabiata, feminizmin kadına yönelik bakış açılarını orta noktada birleştiren ekofeminizm, doğa ve kadın arasında kurulan güçlü ilişkiyi dile getirirken beraberinde her ikisinin eril/erkek egemen tarafından tahakküme maruz kaldığından söz eder. Ekofeministlere göre, çevre ve kadın meselesine yönelik çözümlerin kaynağı feminist bir perspektifle veya başka bir ifadeyle cinsiyetçi bir bakış açısıyla bakmaktan geçmektedir. Böylece önce "erkek merkezli" yaklaşımın ortadan kaldırılması için çareler üretilecek daha sonra "insan merkezli" bir bakış açısı ile problemin çözümü sağlanacaktır. Çünkü ekofeminist kabule göre kapitalist ataerkil/patriyarkal, kadın bedeni ve emeği üzerinde iktidar kurma eylemi ile doğayı da müsrifçe kullanma/tahrip etme ve kendi çıkarı uğruna tüketme noktasında aynı tavrı benimsemektedir. Ekofeminizm hareketi; doğa ve kadının sömürülen bir kaynak değil etkin bir özne olduklarına dikkat çeker ve kendine özgü bağlantılarla iyileştirme yoluna giderek yeni çözümler, çareler üretme üzerinde durmaktadır. Bu çalışmada Cumhuriyet dönemi romanlarında ekofeminist kuramın temalarını destekleyen romanlar ele alınmakta ve incelemeye tabi tutulmaktadır. Çalışmanın ilk kısmında "Ekofeminizm Kavramının Tanımı ve Tarihçesi" başlığı altında ekoloji, ekoeleştiri ve feminizm kuramları hakkında genel bilgi verilir ardından ekofeminizmin tarihsel süreci ile edebiyata nasıl yansıdığı üzerinde durulur. İncelemenin ana bölümünde ele alınan eserler, "Doğaya ve Kadına Tahakküm/Baskı" ve "Doğa Unsurlarının Kadın Kimliğiyle Özdeşleşmesi" başlıkları altında ekofeminizm bağlamında değerlendirilir. Çalışmanın "Sonuç" kısmında ise ekofeminizm ile ilgili romanlarda tespit edilen malzemeler/bulgular üzerinden genel sonuçlara varılır. Anahtar Kelimeler: Türk Romanı, Ekofeminizm, Ekoloji, Feminizm, Doğa, Kadın.
Türk hikâyesinde din ve din adamı (1923-1980)
Din, insanlık tarihinin en önemli olgularından biri olup, dini temsil anlamında din adamı kavramı, birçok sanatsal ve edebî türde ele alınarak yorumlanmıştır. Bu çalışmada, 1923-1980 yılları arasında Türk hikâyelerinde din ve din adamı kavramlarının nasıl ele alındığı incelenmiştir. Araştırmada, döneme ait hikâyeler tematik inceleme yöntemi ile ele alınmış; din ve din adamlarının olumlu ve olumsuz temsil biçimleri ortaya konulmuştur. Cumhuriyet'in ilk yıllarında, toplumsal değişimler sebebiyle pasifize edilmiş bir din anlayışı ve din adamı figürü öne çıkarken; çok partili hayata geçişle birlikte din ve din adamları, sosyal meseleler içinde daha etkin bir rol oynamaya başlamıştır. Çalışmada, dinin sosyal yapı ve bireyin psikolojisi üzerindeki etkisi, din-bilim ve din-siyaset ilişkileri, dini ritüeller ve inançlar, din adamlarının toplumdaki konumu, toplumu yönlendirme rolleri ve karizmaları gibi unsurlar ve din adamlarına yönelik eleştirel ve olumsuz yaklaşımlar hikâyeler üzerinden analiz edilerek eleştirel ve olumsuz yaklaşımlar tespit edilmiştir. Anılan tarihler arasında farklı dönemlere ait Türk hikâyesinde öne çıkan, din ve din adamı temalarını ele alan hikâyecilerin eserleri din ve din adamı bağlamında incelenmiş ve bulgular başlıklandırılarak ele alınıp değerlendirilmiştir.
Çağdaş Türk tiyatrosunda yeni anlatı eğilimleri
Bu çalışmada yüzyıllar içinde dramın "temel anlatı biçimi" halini alan klasik dramatik yapının, 20.yüzyıl başlarından itibaren uğradığı değişim ve dönüşümü, Çağdaş Türk tiyatrosunda 2000 sonrasında yazılan, anlatıyı merkeze alan oyunlardaki yeni anlatı eğilimleri ele alınmıştır. Platon ve Aristoteles'in diegesis-miemesis ayrışmasından başlayarak, tarihsel süreç içerisindeki dram-anlatı ilişkisi ve anlatının yolculuğu ele alınmıştır. Ayrıca hikâye anlatıcısının geçmişten bugüne yolculuğu ele alınmış, değişimi, dönüşümü ve işlevi incelenmiştir. Çalışmanın amacı 2000 sonrası Türk tiyatro yazınında anlatıya yönelimin artması ile ortaya çıkan farklı anlatı eğilimlerini saptamak ve örnek oyunlar üzerinden ortaya koymaktır. Bu çalışma 2000 sonrasında anlatıyı merkeze alan tek ve çok kişili oyunlarda metin yazımı ve hikâye anlatıcılığı bağlamında anlatıya yeni yaklaşımlar getiren örnek oyunlar ile sınırlandırılmıştır. Ayrıca uyarlama ve çeviri metinler kapsam dışı bırakılmış, basılı ve basılı olmayan örnek metinler üzerinden yeni anlatı eğilimlerinin baskın olduğu örnek oyunlar çalışmanın kapsamını oluşturmuştur. Betimsel tarama modelinde olan bu çalışmada veriler, doküman inceleme yoluyla elde edilmiştir. Elde edilen veriler doküman analizi ile çözümlenmiştir. Birinci bölümde batıdaki anlatı, anlatı teorileri, anlatının tarihsel süreci, ikinci bölümde Türk Tiyatrosunda anlatının sözlü gelenekten 2000'li yıllara uzanan yolculuğu incelenmiştir. Üçüncü bölümde model oyunlar üzerinden anlatının farklı kullanımları saptanarak, Türk tiyatro yazınındaki yeni yönelimler ortaya konulmuştur. 2000 sonrası oyunlarda mimetik anlatımın yerini diegetik anlatıma bırakma eğiliminin arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Oyunlarda aksiyon, gerilim ve merak unsurunun, diyaloğun önemsizleştiği gözlemlenmiş ve hikâye anlatımının temel unsur haline geldiği saptanmıştır. Ayrıca oyunlarda postmodernizmin etkileri oldukça belirgindir. Metin-okur ilişkisi açısından incelendiğinde, özellikle okura/seyirciye tek bir deneyim sunmak yerine, çoklu, açık uçlu ve seyircinin aktif katılımını teşvik eden bir yaklaşımın benimsendiği görülmektedir. Hikâye anlatıcılığı alanında, bir yandan geleneksel klasik meddah veya hikâye anlatımı devam ederken, öte yandan performatif ve çoklu anlatıcı örneklerinde önemli ölçüde artış görüldüğü saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Anlatı, Mimesis, Diegesis, Çağdaş türk tiyatrosu, Yeni anlatı, Hikâye anlatıcılığı
Bedri Rahmi Eyüpoğlu'nun düzyazılarında kültür, sanat ve edebiyat
Çalışmamızda sanat dünyamızda şair ve ressam kimlikleriyle ön plana çıkan Bedri Rahmi Eyuboğlu'nun düzyazıları incelenmiştir. Kültür ve Sanat olmak üzere iki bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde kültür kavramının tanımındaki geniş havzanın sunduğu imkânlardan yararlanılarak Bedri Rahmi Eyuboğlu'nun Anadolu izlenimlerinin yansımalarından hareketle Anadolu'da tespit ettiği sorunlar ve ihtiyaçlar, Anadolu ve halk kültürü/sanatı hakkındaki görüşleri, kültürün bir öğesi olarak gördüğü şehir hakkında İstanbul ve yurt dışında yer alan bazı şehirleri merkeze alarak yaptığı değerlendirmeler, mimari hakkında ortaya koyduğu fikirler ve geçmişten gelen güçlü bir seda olarak ele aldığı Klasik Türk Musikisi hakkındaki görüşleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise Bedri Rahmi Eyuboğlu'nun düzyazılarında şiir, roman, resim, sinema, heykel sanatlarının hem teorik arka planlarının hem de pratik alandaki yansımalarının izlerini süren görüşleri ele alınmıştır. Tematik bir yaklaşımla Bedri Rahmi Eyuboğlu'nun denemelerini, mektuplarını ve monografik nitelikteki eserlerini kaynak alarak kurduğumuz Eyuboğlu'nun kültür kavramının sonsuz sacayaklarından hangilerini seçerek, yazında nasıl bir atmosfer oluşturduğunu tespit etmek ve şiir ve resim sahasında ürün veren Eyuboğlu'nun hem bu sanatlardaki uğraşının ilkelerini gözler önüne seren düşüncelerini -bir başka deyişle poetikasını- belirlemek hem de şahsiyetini yarattığı ürünlerle kuşku götürmez bir şekilde inşa etmiş bir sanatçının diğer sanat dallarına bakışını ortaya koymaktır. Yaptığımız incelemeler, Bedri Rahmi Eyuboğlu'nun kültür kavramını coğrafya, şehirler ve onları ayakta tutan maddi/manevi kıymetler, yaşam biçimleri ve mimari yapıların tarihi ve estetik duruşlarından hareket ederek tanımladığını göstermektedir. Eyuboğlu, ele aldığı sanatlarda, yaratım süreçlerine, o sanatı oluşturan kavramlara, alımlayıcıda bulacağı karşılıklara, gelişmesi için gereken koşullara, eleştiri sahasında oluşturacağı yankılara dikkat çekmiştir. Anahtar Sözcükler Bedri Rahmi Eyuboglu, Çağdaş Türk şiiri, Çağdaş Türk nesri, Çağdaş Türk sanatı
Metinlerarası ilişkiler bağlamında Nâzım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları
Bu çalışmada Nâzım Hikmet'in güçlü şiir evrenini daha anlaşılır kılmak adına, olgunluk dönemi eserleri arasında yer alan Memleketimden İnsan Manzaraları'nın kaynakları ve bu kaynaklar üzerinde yapılan bağlam değişimleri gösterilmiştir. Giriş bölümünde metin ve metinlerarasılık kuramı hakkında kuramsal bilgi verilmiştir. Metinlerarasılık kuramı için daha önce ortaya konulan tasnifler de dikkate alınarak göndermeler, dönüştürmeler ve derlemeler başlıkları oluşturulmuş böylece yapılacak metinlerarası çözümlemelerin sınırları çizilmiştir. Tez çalışmasının I. bölümünde Nâzım Hikmet'in biyografik okuma dünyası ortaya konulmuştur. Tez çalışmasının merkezinde yer alan bu bölümde sanatkârın aile ve eğitim yaşamı, basın yayın yaşamı, hapishane yaşamı ve Rusya'daki yaşamı incelenmiş, onun Türk ve dünya edebiyatında okuduğu ve/veya ulaştığı metinler belirlenmiştir. II. bölümde, Nâzım Hikmet'in Türk edebiyatı, Batı ve Doğu edebiyatlarında kaynak aldığı metinler ve isimler üzerinde durulmuş, ayrıca sanatkârın resim, müzik, sinema, tiyatro, mimari gibi diğer sanat dallarıyla ilişkisi irdelenmiştir. III. bölümde Nâzım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları adlı eseri merkeze alınarak metinlerlerarası göndermeler, IV. bölümde metinlerarası dönüştürmeler, V. bölümde metinlerarası derlemeler ve göstergelerarası etkileşimler kanıtlanmıştır. Çalışmamızda birincil kaynaklar olan Nâzım Hikmet'in mektupları, sanat ve edebiyat yazıları, gazete yazıları, söyleşiler vb. taranmış Memleketimden İnsan Manzaraları'nın kaynakları tespit edilmeye çalışılmıştır. Sanatkârın yazınsal kaynakları taranmasının ardından metinlerarasılık kuramı merkeze alınarak Memleketimden İnsan Manzaraları'nın çoksesliliğinin temel yapıları belirlenmiş ve metne kaynaklık edebileceği düşünülen Türk ve dünya edebiyatına ait metinler ve sanatkârlar tespit edilmiştir.
Runik harfli metinlerde eşdizimlilik
Eşdizimlilik; sıklık temelli yaklaşıma göre bazı sözcüklerin birbirleriyle diğer sözcüklere oranla daha sık kullanılmasıdır. Deyimbilimsel yaklaşıma göre de serbest birlikteliklerden kalıplaşmış deyim yapılara giden süreçte bir ara derecedir. Genelde, eşdizimlilik çalışmaları çağcıl diller üzerinde yapılmaktadır. Bu çalışmada, eşdizimlilik, Türkçenin bilinen en eski metinleri olan runik harfli Türkçe metinlerden oluşturulmuş bir derlem yardımıyla deyimbilimsel ölçütler kullanılarak incelenmiştir.
Türk eğitim, kültür ve edebiyat dünyasında Mahmut Makal
Edebiyat tarihi araştırmalarında bir yazarın hayatının, sanatının ve eserlerinin bütüncül olarak incelendiği çalışmalar çoktur. Biz bu çalışmamızda Türk edebiyatında köy edebiyatı olarak adlandırılmış, köyden gelenlerin köyü anlattığı dönemin başlatıcısı olan önemli bir Eğitimci Yazar olan Mahmut Makal'ın hayatını, sanatını ve eserlerini inceledik. Bugüne kadar Mahmut Makal hakkında yapılan çalışmaların bütüncül olmadığını, akademik bir disiplin içerisinde incelenmediğini gördük. Yaptığımız çalışma ile edebiyat tarihimizdeki bu açığı kapatmak, Mahmut Makal'ı edebiyat tarihimizde hak ettiği yere getirmek istedik. Çalışmamızda Makal'ın; bütün eserlerini, eserleri ve kendisi hakkında yapılmış çalışmaların tamamını değerlendirmeye çalıştık. Bunun için tüm eserlerini en az iki kez okuyarak ve yoğun bir kütüphane çalışması gerçekleştirerek akademik bir disiplin içerisinde ortaya ürünler koymaya çalıştık. Bu çalışmada elimizden geldiğince Mahmut Makal'ın edebi kişiliği, sanatı ve eserleriyle edebiyat tarihimizdeki yerini anlatmaya çalıştık.
Türk tiyatrosunda varoluşçuluk
Türk edebiyatında varoluşçuluğun ilk etkileri 1950'li yıllarda akımı tanıtıcı yazıların gazete ve dergilerde yayımlanmasıyla başlamıştır. Varoluşçuluk akımı, diğer felsefe akımlarında olduğu gibi bilimsel yazı türleriyle değil; edebî metin türleriyle ortaya çıkmıştır. Bu yüzden de varoluşçuluk akımının edebiyatla kurmuş olduğu ilişki diğer felsefe akımlarına göre daha kuvvetlidir. Edebiyatımızda özellikle 1960 ve 1970'li yıllarda etkisi artarak günümüzde de devam etmektedir. Çalışmamızda özellikle hikâye, roman ve şiir gibi edebî türlerde etkisi görülen varoluşçuluk akımının, diğer yazmış oldukları metin türlerinde bu akımı bilinçli olarak tercih eden yazarların tiyatro türünde yazmış oldukları eserlerde de etkisinin olduğu gösterilmektir. Varoluşçuluk akımının temel konuları olan yabancılaşma, yalnızlık, intihar, modern yaşamın insan üzerindeki etkileri incelemiş olduğumuz metinlerde ana konu ve tem olarak karşımıza çıkmaktadır. Varoluşçuluğun temel değerleri yazılmış olan tiyatro metinlerinde, tiyatronun türünün olanakları kullanılarak metin kahramanlarının diyaloglarında, kahramanların ruh hallerinin anlatıldığı açıklayıcı bölümlerde ve dekor düzenlenmelerinde karşımıza çıkmaktadır. Tez çalışmasının ilk bölümünde Türk edebiyatında varoluşçuluk akımının nasıl ortaya çıktığı ve etkilerinin nasıl oluştuğu üzerinde durulduktan sonra Bilge Karasu, Güner Sümer ve Oğuz Atay'ın tiyatro türünde yazmış oldukları eserlerindeki etkileri gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızdaki birincil kaynaklar yazarların basılı olan tiyatro metinleridir. Bu metinlerden hareketle tiyatromuzda varoluşçuluk akımının etkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler Bilge Karasu, Güner Sümer, Oğuz Atay, tiyatro, varoluşçuluk.
İbrâhîm Bin Bâlî'nin Hikmet-Nâme'sindeki coğrafi unsurlar üzerine mitolojik, efsanevi ve tarihî açıdan bir inceleme
15. yüzyılda İbrâhîm bin Bâlî tarafından mesnevi nazım şekliyle yazılan, Acâ'ibü'l-mahlûkât tercümesi olan Hikmet-nâme, astronomi, astroloji, kozmoloji, coğrafya, botanik ve zooloji gibi birçok kaynaktan beslenen ansiklopedik bir eserdir. Mitoloji ve mitolojinin içinde barındırdığı türler de bu kaynaklar arasındadır. Bu çalışmada eserde geçen şehirler, ülkeler, kasabalar, dağlar, denizler, adalar, nehirler, su kaynakları ve kuyular gibi coğrafi unsurlar tespit edilerek mitolojik, tarihî ve efsanevi unsurların esere nasıl yansıdığı anlatılarak değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışmanın amacı coğrafi unsurlar ekseninde mitolojinin, tarihî, efsanevi unsur ve anlatıların Hikmet-nâme'ye nasıl yansıdığını göstermektir. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde mit ve mitoloji kavramlarından bahsedilerek mitolojinin Hikmet-nâme'ye nasıl yansıdığı üzerine değerlendirmelerde bulunulmuş, mitoloji ve coğrafya ilişkisi hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Hikmet-nâme'de geçen coğrafi unsurlar tespit edilerek, dünya ve Türk mitolojisine ait mitlerin, şahısların, mitolojik hayvanların ve bitkilerin esere nasıl yansıdığı incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise coğrafi unsurlar çerçevesinde efsaneler ve tarihî anlatıların Hikmet-nâme'ye yansıma biçimleri incelenmiş, ulaşılan veriler beyitlerle desteklenmiştir.
Ahmedî Dîvânı'nda tarihî, efsanevî, mitolojik şahıslar ve arketipleri
Klasik Türk edebiyatının kurucularından olan Ahmedî, XIV. asır Türk edebiyatının önde gelen şairlerindendir. Şiirlerinde pek çok tarihî, efsanevi ve mitolojik unsura yer vermiştir. Bu çalışmada da Ahmedî'nin sahip olduğu zengin mitolojik birikimin, Dîvân'ında yer alan tarihî ve efsanevi şahıslar üzerine nasıl yansıdığı ve şairin muhayyilesinde nasıl şekillendiği anlatılmış ve beyitlerle örneklendirilmiştir. Çalışmanın temel amacı, Ahmedî'nin ve yaşadığı dönemin şiir anlayışındaki mitolojik kültür birikiminin arketipleri bağlamında ortaya konması ve beyitlerle örneklendirilmesidir. İki bölüme ayrılan çalışmanın ilk bölümünde peygamberler ve kutsal kitaplarda zikredilen şahıslar maddelere ayrılarak beyitler, arketipleri bağlamında incelenmiştir. İkinci bölümde ise mitolojik ve efsanevi şahıslar yine maddelere ayrılarak arketipleri ve Ahmedî Dîvânı'na yansıma biçimleri incelenmiştir.
Haẕa Kitābu İskender-nāme [90r - 135v] (inceleme-metin-dizin)
İslam Edebiyatında yaygın olarak görülen mesnevi konusu olarak İskendernameler Türk Edebiyatında da önemli yer tutar. Elimizde bulunan eser Vatikan Kütüphanesinin Türkçe Yazmalar bölümünde 145 numarada kayıtlı "Haẕa Kitābu İskendernāme" adlı bir İskendernamedir. Söz konusu eserin 90r ile 135v varakları bu tezin çalışma konusunu oluşturmaktadır. Bu çalışma sırasında nazım kısımlarında müellifinin Hamzavî olduğu tespit edilmiştir. Nüshanın yazılış tarihi kesin olmamakla birlikte, müellifi olan Hamzavî, XIV. ile XV yüzyılları arasında yaşamış olup eser XV. yüzyıl dil özellikleri göstermektedir. Bu sebeple eserin XV. yüzyıla ait olduğu düşünülmektedir. Bu çalışma, "Giriş", "Dil İncelemesi: Söz Yapımı", "Transkripsiyonlu Metin" ve "Dizin" bölümlerinden oluşmaktadır. Yazmayı tanıtan 'Giriş' bölümünden sonra İskendernameler ve Hamzavî'nin hayatı ve eserlerinin ele alındığı birinci bölüm yer almaktadır. 'Dil İncelemesi: Söz Yapımı' bölümünde eserden yola çıkılarak Eski Anadolu Türkçesinde söz yapımı incelenmiştir. "Transkripsiyonlu Metin"in yer aldığı üçüncü bölümde Arap harfli metin Türkçe Transkripsiyon Alfabesine aktarılmıştır. Tezin sonunda "Sonuç" ve "Kaynakça" bölümleri verilmiştir. Daha sonra eseri oluşturan kelimeler ve özel adlar analitik dizin olarak sıralanmıştır. Anahtar Kelimeler: İskender-name, Türk Dili, Eski Anadolu Türkçesi, Hamzavî, söz yapımı
Sait Faik Abasıyanık'ın hikâyelerinin çevreci eleştiri ışığında incelenmesi
Sait Faik Abasıyanık (1906-1954), Türk edebiyatının önemli isimlerindendir. Aynı zamanda bir şiir kitabı da bulunan Sait Faik, daha çok hikâyeci yönüyle tanınır. Türk hikâyeciliğinin önde gelen yazarlarından sayılan Abasıyanık, çağdaş hikâyeciliğe yaptığı katkılarla Türk edebiyatının köşe taşlarındandır. Modern hikâyeciliğin öncülerinden olan Sait Faik'in eserlerine çevreci eleştiri ışığında yaklaşmak mümkündür. Pek çok edebî türde, genel veya özel bir mesele üzerinden çevreyi ve çevre sorunlarını ele alan eserler oluşturulmasının yanı sıra, çevreci yaklaşımı esas alan bir de eleştiri yöntemi geliştirilmiştir. "Ecocriticism" kavramıyla ortaya çıkan yöntem Türkçede çevreci eleştiri veya ekoeleştiri olarak adlandırılır. Edebiyatta çevre duyarlılığının ortaya çıktığı ve bu yönde eserlerin verilmeye başlandığı 1960'ların sonu itibarıyla çeşitli yöntemler de oluşmaya başlar. Derin ekoloji, toplumsal ekoloji ve ekofeminizm söz konusu yaklaşımlardandır. Aslında, çevreci eleştirinin çerçevesi oldukça geniştir. Doğayı ilgilendiren her konu kuramın ilgi alanına girmektedir. Üç dalga hâlinde eleştiri tarihinde baş gösteren Ekoeleştiri kuramını Abasıyanık'ın hikâyelerinde bir yöntem olarak kullanmak mümkündür. Bu tezde, özellikle birinci dalga çevreci eleştirinin ve derin ekolojinin edebî metinlere yaklaşımı ve ilkeleri gözetilerek Sait Faik'in hikâyelerinde doğa algısı, insan ve doğa ilişkisi, çevre sorunları ve kentleşme olgusu üzerinde durulmuştur. Onun eserlerinde insanın toprakla, denizle, hayvanla ve bitkiyle olan etkileşimi çevre merkezli bir yöntemle irdelenmiştir.
Türkçede "ne… ne(de)…" bağlacının gelişimi
Bağlaçlar kelime, kelime grubu ve cümleleri bağlayan sözcük türleridir. Bağladıkları ögeleri yapı, şekil ve anlam yönünden tamamlar ve kullanıldıkları cümleye sebep, sonuç, şart, olumsuzluk gibi anlamlar katarlar. Bu bağlaçlardan kullanıldığı cümleye olumsuzluk anlamı yükleyen, sözcük, sözcük grubu ve tümceleri bağlamakta kullanılan, genellikle olumlu yüklemle kullanılan ve Türkiye Türkçesine kadar işlekliğini koruyan ne… ne (de)… bağlacı bu tez çalışmasının asıl konusudur. Bu tez çalışması üç ana bölümden oluşmaktadır. "Birinci Bölüm"de bağlaçlar hakkında yapılan tartışmalar, dil bilimcilerin daha önceki çalışmalarından hareketle kronolojik olarak verilmiş ve bağlaçlar için geniş bir tasnif denemesi yapılmıştır. "İkinci Bölüm"de ne… ne (de)… bağlacı üzerinde yapılan çalışmalar, bağlaç üzerindeki tartışmalı konular ve bağlaçların görevleri açıklanmıştır. "Üçüncü Bölüm"de Türkçenin ilk yazılı metinlerinden itibaren incelenen eserlerden hareketle ne… ne (de)… bağlacının tarihî süreç içindeki durumu incelenmiş ve yine bu metinlerden alınan örneklerle ne… ne (de)… bağlacının yapı ve görev bakımından geniş bir tasnifi verilmiştir. "Sonuç" kısmında ise ulaşılan veriler tablolar hâlinde sunulmuştur. Anahtar Sözcükler Bağlaçlar, ne… ne (de)… bağlacı, Anlam, Yapı
1980-2000 arası Türk tiyatrosunda biyografik oyunlar
Biyografik oyunlar, toplum tarafından tanınan kişilerin yaşamlarının, kişiliklerinin, ikilemlerinin, çatışmalarının, insana ait olan hâllerinin açımlamalarının tarihsel zamanlama dâhilinde tiyatro metinlerine ve oradan da sahneye aktarıldığı bir edebiyat/sanat türüdür şeklinde tanımlanabilir. "1980-2000 Arası Türk Tiyatrosunda Biyografik Oyunlar" isimli çalışmanın amacı, belirtilen dönem içerisinde tespit edilen biyografik oyunları incelemek ve yazarların, yaşamöykülerini anlattıkları şahısların biyografik bilgilerinin nasıl kullanıldığını saptamaktır. Bu noktada ise somut bilgilere ulaşmak için çalışmanın temelinde karşılaştırmalı yöntem kullanılmıştır. Bu tez çalışması dört ana bölümden oluşmaktadır. "Birinci Bölüm"de 1980-2000 arası dönemin siyasi, toplumsal ve edebî arka planı verilmiştir. "İkinci Bölüm"de 1980-2000 arası tiyatro yaşamı tüm detaylarıyla aktarılmıştır. "Üçüncü Bölüm"de biyografi ve biyografik oyun türlerinin kuramsal çerçevesi çizilmiştir. "Dördüncü Bölüm"de ise tespit edilen eserler karşılaştırmalı yöntem dâhilinde dataylı bir biçimde incelenmiştir. Biyografik oyun türlerinin tespitinde ise geleneksel ve yenilikçi biyografik oyun türlerinin ağır bastığı gözlemlenmekle beraber metabiyografik ve postbiyografik biyografik oyun türlerine de rastlanmıştır. Anahtar Sözcükler Biyografik Oyun, Biyografi, Karşılaştırmalı Yöntem, Türk Tiyatrosu
El Medhal Fi Coğrafya adlı eserin transkripsiyonlu metni ve sözlüğü
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, Hüseyin Rıfkı Tâmânî'nin El Medhal Fi Coğrafya adlı eseri incelenmiştir. III. Selim döneminde kaleme aldığı bu çalışmada matematik, geometri, astroloji ve coğrafyaya ait terimler kullanılarak aradaki ilgi açıklanmaya çalışılmıştır. Eserin 1266/1850 tarihli ikinci baskısı daha önce Mehmet Parmaksız tarafından yüksek lisans tezi olarak incelenmiştir. Daha önce incelenen tezde yalnızca eserin Mehmet Parmaksız tarafından okunabilen yerleri mevcuttur. Sözlük ve transkripsiyonlu bire bir aktarım söz konusu değildir. Ayrıca okunamayan yerler çeşitli işaretler konularak geçilmiştir. Yeniden okunan çalışmada eser eksiksiz ve transkripsiyonlu çevrilerek ele alınmıştır. Eser, 19. yüzyıl Klasik Osmanlı Türkçesi dönemine özgü dil özellikleri başta olmak üzere, çoğu konuda bilimsel terminolojiye dair önemli malzeme içermektedir. Bununla beraber devrinin bilim anlayışına da hizmet eden değerli bilgiler sunmaktadır. Çalışma giriş, inceleme, metin ve sözlük olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. "Giriş" bölümünde eserin içeriğine değinildikten sonra, incelememize konu olan eserin yazarının hayatı ve eserleri, eserlerinin konusu, içeriği ve nüshaları, eserlerinin hazırlanmasına kaynaklık eden eser ve kişiler hakkında bilgiler verilmiş; El Medhal Fi Coğrafya adlı eserin Türk dili tarihi açısından öneminden bahsedilmiştir. "İnceleme" bölümünde eserin dil ve yazım özellikleri incelenmiştir. "Metin" bölümünde eser, çeviri yazı işaretleriyle Latin harflerine aktarılmıştır. Çalışmadaki amaç eseri daha önce yapılmış olan çeviri yazılı metinden daha okunaklı ve anlaşılır şekilde düzenlemek olmuştur. Ayrıca eser, üzerinde yapılan çalışmalara ek olarak eski cilt özellikleri ve sözlüğü noktasında ayrıntılı incelenmiştir. Tez yazım aşamasında çoğu kaynak incelenerek eserin yapısına uygun şekilde hareket edilmiştir. "Sözlük" bölümünde metni oluşturan sözcükler, alfabetik sıraya göre dizilmiş ve metin içi anlamlarına bakılarak anlamlandırılmıştır. Coğrafya, geometri, astroloji ve matematik terimlerini de içeren sözlük kısmında, terimler detaylıca açıklanmıştır. Çalışma neticesinde kimi okuma yanlışları ilgili kaynaklardan teyit edilerek düzeltilmiştir. Eser, sonuna eklenen sözlükle beraber tamamlanmıştır.
Mecmû'atü'l-Mühendisîn (giriş-inceleme-metin-dizin)
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn başhocası Hüseyin Rıfkı Tâmânî'nin III. Selim döneminde hazırlamış olduğu ve geometrinin pratik sahadaki tatbikatını konu alan Mecmûʿatüʾl-Mühendisîn adlı eserin Millî Kütüphane'de EHT 1966 A 796 yer numarası ile kayıtlı 1274 H/1858 tarihli baskısı üzerine çalışılmıştır. Eser, 19. yüzyıl Klasik Osmanlı Türkçesi dil yadigârı olarak dönemin dil özellikleri başta olmak üzere, matematik ve mühendislik konusunda bilimsel terminolojiye dair önemli malzeme içermekte, buna ek olarak devrinin bilim anlayışına da hizmet eden kıymetli veriler sunmaktadır. Mühendislik alanında yazılmış ilk kapsamlı, Türkçe kitap olmasından ötürü 19. yüzyılda Türkçenin bilim dili olarak kullanımına da ışık tutmaktadır. Çalışma giriş, inceleme, metin ve dizin olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. "Giriş" bölümünde Osmanlı bilim geleneği içerisinde Mühendishâne ve Mühendishâne hocalarının rolüne değinildikten sonra, incelememize konu olan eserin yazarının hayatı ve eserleri, eserlerinin konusu, içeriği ve nüshaları, eserlerinin hazırlanmasına kaynaklık eden eser ve kişiler hakkında bilgiler verilmiş; Mecmûʿatüʾl-Mühendisîn adlı eserin Türk dili tarihi açısından öneminden bahsedilmiştir. "İnceleme" bölümünde eserin dil ve yazım özellikleri incelenmiştir. "Metin" bölümünde eser, çeviri yazı işaretleriyle Latin harflerine aktarılmıştır. "Dizin" bölümünde bir genel dizin, bir de terimler dizini bulunmaktadır. Genel dizinde metni oluşturan sözcükler, alfabetik sıraya göre dizilmiş ve metin içi bağlamlarına bakılarak anlamlandırılmıştır. Mühendislik ve matematik terimlerini bir araya getirdiğimiz terimler dizininde ise, terim olarak değerlendirdiğimiz madde başları alfabetik olarak dizilerek genel dizinden daha detaylı açıklamalarla sunulmaya ve metnin el verdiği ölçüde metin içi alıntılarla örneklendirilmeye çalışılmıştır.
Klasik belâgatte mecaz ve mecazi anlatım
Kur'ân-ı Kerîm ve hadislerde mecazi ifadelerin varlığı fark edilmekle birlikte, mecaz kavramının terimleşmesi yüzyıllar almıştır. Bu süreçte mecaz, Arapçaya özgü bir üslup özelliği olarak görülmüş ve dolaylı anlatıma dayanan söz sanatlarını kapsayacak şekilde açıklanmıştır. Mecazın terimleşmesi ve detaylı tasnifi Abdülkâhir el-Cürcânî (ö. 471/1078-79) ile gerçekleşmiştir. Ebû Ya'kûb es-Sekkâkî (ö. 626/1229), mecaz konusunu, Cürcânî'nin görüşlerini esas alarak mantık ilmi etrafında sistemleştirmiştir. Sekkâkî'yi takip eden Hatîb el-Kazvînî (ö. 739/1338), mecaz meselesini eleştirel bir yaklaşımla ele almış ve son şeklini vermiştir. Sa'düddîn et-Taftâzânî (ö. 792/1390) ise bu konuda büyük oranda Kazvînî'ye bağlı kalmıştır. Mecaz konusu Arap edebiyatında olgunluğa ulaştığından Türk edebiyatında yeni bir yaklaşım geliştirilmemiştir. Türk belâgatçiler Arap edebiyatına bağlı kalmış ve çoğunlukla Kazvînî'yi takip etmiştir. Tanzimat Dönemi sonrasında Batı retoriğinin tesiriyle yazılan eserlerde de Recâîzâde'nin Ta'lîm-i Edebiyyât'ı dışında önemli bir yenilik görülmemiştir. Bu dönemde de yazarlar mecazda klasik belâgat çizgisinde kalmışlardır. Klasik Türk edebiyatında şairler hayalî tasvirler oluştururken mecazlardan çokça yararlanmıştır. Soyut duyguların dışavurumunda önemli işlevi olan istiareler, diğer mecaz türlerinden daha çok tercih edilmiştir. Lirizmin yüksek olduğu şiirlerde mecazi anlatım ağırlık kazanmıştır. Buna bağlı olarak şairler, mecazi anlatıma en çok gazelde, sonra kaside ve mesnevilerde başvurmuştur. Bu çalışmada, Arap ve Türk edebiyatında belagatçilerin mecazla ilgili görüşleri kronolojik olarak ele alınmış ve klasik belâgatin mecaz konusunda çizdiği çerçeve belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca belâgatin mecazla ilgili teorik bilgileri esas alınarak klasik Türk edebiyatından seçilen gazel, kaside ve mesnevilerde kullanılan mecazlar ve mecazi anlatım incelenmiştir.
21. yüzyıl Türkçesinde yeni ögeler ve yeni sözcükler
Yaşayan her varlıkta olduğu gibi değişim; dilin doğasında mevcuttur. Varoluş biçimlerimiz olarak niteleyebileceğimiz dilin geçirdiği değişimleri kayıt altına almak gerekir. Bu çabayı anlamlı kılan şey; toplumu bir arada tutan aidiyet bilincini koruyabilmektir. Dildeki en büyük değişim; bir nesne, kavram ya da düşünceye yönelik yeni üretimler sonucunda gerçekleşir. Yeni üretimler, dildeki yeni türetmeleri beraberinde getirir. Bu hususta karşımıza iki temel kavram çıkmaktadır: yeni öge ve yeni sözcük. Yeni ögeler (neolojizmler), dildeki yeni bir gösteren-gösterilen ilişkisini anlatır ve bu ilişki anlamsal yahut biçimsel olabilir. Yeni sözcükler ise aynı gösterilenin farklı gösterenlerle çeşitli amaçlar (sadeleşmek, özleşmek, standartlaşmak vb.) yahut doğal süreçler (kelimenin eskiyerek kullanım sıklığını yitirmesi vb.) sonucunda tekrar ifade edilmesidir ve bu süreç yalnızca biçimseldir. Her iki kavram da dildeki türetmeler sonucu ortaya çıkar ancak hizmet ettikleri amaç doğrultusunda birbirlerinden ayrılır. Çalışmanın maksadı; 21. yüzyıl Türkçesinin canlı söz varlığı içerisinde bulunan ancak henüz sözlükler tarafından kayıt altına alınmamış olan yeni türetmeleri, bahsi geçen iki kavramın kapsadığı amaçlar doğrultusunda tespit etmek ve bunları sözlüğe kazandırmak, diğer bir deyişle kayıt altına almaktır. Çalışma; yeni öge ve yeni sözcük kavramlarının ayırt edilebilir düzeyde açıklanması, yeni türetmelerin hizmet ettikleri amacın belirlenmesi ve sözlüğe alınma ölçütlerine göre değerlendirilerek Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan Türkçe Sözlük için önerilmesi şeklinde bir yol haritası izlemektedir. Yeni sözcük yahut yeni öge olma özelliği gösteren dildeki bu yeni türetmelerin saptanabilmesi hususunda çalışmanın temel kaynağı olarak Dr. Öğr. Üyesi Bekir Tahir Tahiroğlu, Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın ve Prof. Dr. Bülent Özkan tarafından Ulusal Araştırma Projesi kapsamında hayata geçirilen Türkiye Türkçesi Çevrim İçi Haber Metinlerinde Yeni Sözlerin (Neolojizm) Otomatik Çıkarımı adlı çevrim içi yazılımın veri tabanından yararlanılmıştır.
Kırım-Tatar söz varlığı
Tezde, süreli yayımlarda tefrika edilmiş veya kitap olarak basılmış Kırım Tatar edebî metinlerinden biriktirme yoluyla bir metin derlemi (corpus) oluşturulmuştur. Bunlardan taranan Kırım Tatar söz varlığı, mevcut ansiklopedik sözlüklerle ve iki dilli sözlüklerle karşılaştırılarak dizilmiştir. Bu yolla elde edilen sözlük varlığı (leksemler) derlemdeki metinlerden taranan cümle örnekleriyle maddeler altında işlenmiştir. Böylece üretilen ve Türkiye Türkolojisinde halen eksik olan açıklamalı-ansiklopedik Kırım Tatar Sözlüğü, bu çalışmanın bilimsel ve pedagojik sonucudur. Bu sözlük; 30.576 adedi madde başı, 18.900 adedi alt maddeden oluşan toplam 49.476 madde ve sözleri örneklendirmek için kullanılan cümle, kıta, beyit veya mani türünden 9.043 örnek alıntıyı içine almaktadır. Bu yöntemle elde edilen edebî metinlerden tanıklı-cümle örnekli bu söz varlığı, ilk olarak tez sürecinde belirlenen 40 adet tematik grup içerisinde tasnif edilmiştir. Eldeki verilerin alıntı olanları gösterilerek yorumlanmıştır. Daha sonra atasözleri üzerinden Kırım Tatar Türklerinin dünya algıları ve kültür birikimleri ortaya konmuştur. Son olarak ağızlarda yer alan sözler edebi dildeki şekilleriyle karşılaştırılarak ses bilgisi yönünden tahlil edilmiştir, Kırım-Tatar söz varlığında eş anlamlılık ve çok anlamlılık konuları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kırım-Tatar Türkçesi, Tehlikedeki diller, Leksikoloji.
Modern Türk edebiyatında tabiat algısı: Servet-i Fünun Dönemi (1896-1901)
Bu çalışmada; modernleşme süreciyle birlikte tabiat algısının geçirdiği değişim, modern Türk edebiyatının temellerinin atıldığı Servet-i Fünun Dönemi (1896-1901) merkeze alınarak incelenmiştir. Servet-i Fünun edebiyatında bireysel konulara ağırlık verilmiş, şahsi duygu ve yaşantılar genellikle karamsar bir bakışla sunulmuştur. İç dünyanın anlatımında tabiat önemli bir kaynaktır. Hayal-hakikat çatışması, toplumdan kaçış arzusu, melankoli ve hastalık gibi sıklıkla rastlanan konular tabiat unsurları ile ilişkilendirilmiştir. Bu dönem eserlerinde tabiat, bireyin hakikatin olumsuzluklarından uzaklaşma hayalini yansıtan ütopik bir mekâna dönüşmüştür. Tezde, yapılan incelemeler sonucu modern Türk edebiyatında birey kavramının ortaya çıkışında tabiat temsillerindeki değişimin belirleyici bir işlevi olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla Servet-i Fünun edebiyatı, sahip olduğu ortak tabiat görüşü ile modern öznenin hayal kurma ve kendini gerçekleştirme problemini anlamlandırmak açısından öncü bir rol üstlenmiştir. Tez kapsamında; Servet-i Fünun edebiyatının getirdiği yeni doğa algısı mitoloji, psikanaliz, fenomenoloji disiplinlerinden yararlanılarak değerlendirilmiş; her imgenin anlamı, işlevi ve Türk edebiyatındaki yeniliği üzerine tespitlerde bulunulmuştur. Bu amaçla, metin odaklı bir yol izlenerek dönemin eserlerinde tekrar eden doğa unsurları Tanzimat ve Divan edebiyatlarından örneklerle karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Ayrıca Servet-i Fünun'da görülen doğa imgelerinin Batı edebiyatından ne gibi esinlenmeler içerdiğine açıklık getirilmiştir.
Başkurt mitolojik destanlarının söz varlığı
Başkurt Mitolojik Destanlarının Söz Varlığı adını taşıyan bu çalışmanın amacı, Kıpçak grubu Türk yazı dillerinden olan Başkurt Türkçesinin mitoloji konulu destan metinlerindeki söz varlığını ve sözlük malzemesini detaylı olarak inceleyerek ortaya koymaktır. Metinlerin söz varlığı bir bütün halinde ortaya koyabilmek için araştırma sonucu elde edilen veriler kullanılarak destan metinlerinin tanıklı sözlüğü meydana getirilmiştir. Bu bağlamda, sözlükte bulunan her madde başı için metinlerden ilgili örnekler seçilmiş ve madde başları ile birlikte verilmiştir. Bu yolla hem destan metinlerinin söz kadrosu ile çağdaş Başkurt Türkçesinin söz varlığı arasında bir karşılaştırma yapma fırsatı doğmuş hem de Başkurt destanlarına ait bir sözlük çalışmasının da temeli atılmıştır.
Ferit Edgü'nün düzyazılarının içerik açısından incelenmesi
"Ferit Edgü'nün Düzyazılarının İçerik Açısından İncelenmesi" adını alan bu çalışma, Ferit Edgü'nün, 1978-2021 yılları arasında yazdığı yirmi bir yapıtını, içerikleri bakımından inceleyen bir çalışmadır. Metinler, içeriğe yönelik yorumlama, açıklama ve tasnifleme yöntemleriyle ele alınarak sınıflandırılmıştır. Edgü, yazma eylemini yaşamına karşı bir direnç olarak geliştirmiştir. Bir resme bakmakla bir yazıyı okumak arasındaki farkı en aza indirgediği düzyazılarında Edgü, anımsama, eleştirme, değerlendirme amaçlarına yönelik yazdığı düzyazılarında, sözcüklerini edebî ve görsel olanaklardan yararlanarak belirlemektedir. Edgü'nün, yazınsal ve görsel alanların yaratıcılarına duyduğu yakınlık ve duygudaşlık, onun, düzyazılarında disiplinler arası çalışan bir yazar olarak konumlandırılmasını sağlamıştır. Sözcükleri bulamadığında imgelerin gücünü kullanan Edgü'nün düzyazıları, onun duyarlılığının ölçütüdür. Zira Edgü'nün bir metin kaleme alması için bir sanatçı, öykü, roman, imge, renk, biçim, ayrıksılık ve bir farkındalık yeterli olmuştur. Edgü, düzyazılarında, yazınsal somutlamayı ve yalın bir üslubu benimseyerek az sözle çok şey anlatmayı tercih etmektedir. Edgü'nün düzyazılarının karakteristik özellikleri ile ilgili çıkarımlarda bulunulan bu çalışmada Edgü üzerine yapılan değerlendirme, onun düzyazı yazarlığının belirleyici kimliğinin sanatlar arası düzlemde yazan ve çizen çok kültürlü bir zemine sahip olmasıdır. Edgü, birey olma aykırılığı ve yazınsal tutumuyla kendine has kalabilmiş bir yaratıcıdır. Yazı, Edgü'de düşsel bir eylemdir. Olayın gerçeğini, bir dil eylemiyle, imgeyle düşe çevirdiği metinlerinde yazınsal çizgisine, kendi tarz ve üslubuna bağlı kalmış, yazma edimini yaşama eylemine dönüştürmüş, düzyazıları söz konusu olunca sanatlar arası çalışan bir yazar kimliğine bürünmüştür.
Yeni Türk Edebiyatında Sivil Toplum Kuruluşları
Sivil toplum kuruluşları birden fazla insanın bir araya gelerek farklı engelleri aşmak için oluşturdukları tüzel kişiliklerdir. Bu çalışmada II. Meşrutiyet’ten günümüze kadar olan süreçte var olan edebî örgütlenmelerin önde gelenleri tespit edilip incelenmiştir. 1908-2023 yılları arası incelendiğinden dolayı süreli yayınlar ve sanatkârların anıları esas kaynak olarak alınmıştır. Sivil toplum kuruluşlarının yayın organı olarak çıkardığı yıllıklar/dergiler/bültenler özellikle taranmıştır. İncelenen tüzel kişiliklerin internet sitelerinde yer alan duyurular, haberler ve faaliyetler bölümleri çalışma esnasında kaynak olarak kullanılmıştır. Buna ek olarak yaşayan sanatkârlarla bizzat irtibata geçilip konu hakkındaki bilgilerine başvurulmuştur. Bu yöntem daha çok son dönemde var olan (yaşayan) sivil toplum kuruluşları incelenirken kullanılmıştır. Yapılan çalışma birçok konu ile direkt ve dolaylı yönden ilişkilidir. Bundan dolayı girişte edebî kuruluşları daha iyi anlamak için bir şablon/ saha oluşturulmuştur. Çalışmanın ana kısmında çağdaş Türk edebiyatında varlık gösteren edebî kuruluşlar üç ana başlık altında incelenmiştir. Ana başlıkların içinde yer alan alt başlıklarda kategorilendirilmeye gidilmiştir. Bu sınıflandırmalarda değerlendirilen sivil toplum kuruluşları kronolojik olarak o ana başlık altında incelenmiştir. Ele alınan edebî sivil toplum örgütünün kuruluşu, yönetim kurulu ve amacı, düzenlediği edebî etkinlikler ve yayınları detaylı bir şekilde değerlendirilmeye tâbii tutulmuştur.
Güneybatı Türk lehçelerinde yer alan zarf-fiil eklerinin anlambilimsel ve biçimbilimsel olarak karşılaştırılması
Zarf-fiil ekleri, her dilde olduğu gibi Türk dilinde de işlek bir biçimde kullanılan yapılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk dilinin zaman içerisinde çeşitli gruplara ayrılması, zarf-fiil eklerinin anlamsal ve biçimsel değişimlerine yol açmıştır. Bu çalışmada amaç, Eski Anadolu Türkçesi esas alınarak Güneybatı Türk lehçelerinde yer alan zarf-fiil eklerinde görülen anlamsal ve biçimsel değişiklikleri tespit etmektir. Karşılaştırma yapılırken başta Türk dünyası olmak üzere Eski Anadolu Türkçesinin önemli eserlerinden biri olan Dede Korkut Kitabı'na ait "Basat'ın Tepegöz'ü Öldürdüğü Destan" başlıklı hikâye kullanılmıştır. Hikâyenin Dresden nüshası için Muharrem Ergin'in "Dede Korkut Kitabı I-II" adlı eserinden yararlanılmıştır. Eserin Türkiye Türkçesine aktarımı için Muharrem Ergin'in "Dede Korkut Kitabı" adlı eserine başvurulmuştur. Bu çalışmada, ilk olarak Eski Anadolu Türkçesi ve Güneybatı Türk lehçeleri tanıtılmıştır. Ardından Eski Anadolu Türkçesi ve Güneybatı Türk lehçelerinde yer alan zarf-fiil ekleri sıralanmış ve bu ekler, "İnceleme" kısmında "Basat'ın Tepegöz'ü Öldürdüğü Destan" adlı hikâye üzerinden anlamsal ve biçimsel olarak karşılaştırılmıştır. Yapılan bu karşılaştırma, "Sonuç" kısmında tablolar üzerinden verilmiştir.
Nesirlerinden hareketle Adalet Ağaoğlu'nun düşünce dünyası
"Nesirlerinden Hareketle Adalet Ağaoğlu'nun Düşünce Dünyası" adlı bu bilimsel çalışma Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Adalet Ağaoğlu'nun roman, hikâye ve tiyatro gibi edebiyatın kurmaca türleri dışında kalan nesirlerindeki düşünce dünyasını yansıtmayı esas alır. Böylece Ağaoğlu'nun sanat ve edebiyat başta olmak üzere, hayattaki birçok konuya bakışı ve yazar tavrı anlaşılmaya çalışılacaktır. Belirtilen amaçlar doğrultusunda Adalet Ağaoğlu'nun düşünce dünyasını yansıtan on beş kaynak taranarak elde edilen bilgiler tasnif ve tahlil edilmiştir. Çalışma Giriş, Sonuç ve Kaynakça dışında dört bölümden oluşmaktadır. Giriş'te yazarın kısaca hayatına ve eserlerine yer verilmiş, çalışmanın amaç, kapsam ve yöntemi belirtilmiştir. Birinci Bölümde, Adalet Ağaoğlu'nun "Sanat ve Edebiyata Dair Düşünceleri", İkinci Bölümde, "Sanatı ve Eserlerine Dair Düşünceleri", Üçüncü Bölümde "Sosyal ve Politik Konulara Dair Düşünceleri", Dördüncü Bölümde "Bazı Şahsiyetler ve Eserlere Dair Düşünceleri" ele alınmıştır. Sonuç kısmında yazarın düşünce dünyası ile ilgili genel değerlendirmeler yapılmış ve sanatçının çok yönlü, zengin bir düşünce dünyasına sahip olduğu ortaya çıkartılmıştır. Yapılmış olan bu bilimsel çalışmanın edebiyat bilimine katkı sağlaması beklenmektedir.
Türk halk hukuku: Mersin ili Silifke ilçesi örneği
İnsanoğlu dünyada var olduğu zamandan itibaren bir düzene, bu düzenin sağlanması için de birtakım kurallara; kuralların işlerliğini sağlamak için de yaptırımlara ihtiyaç duymuştur. Bu bağlamda insanoğlunun bir arada yaşama tecrübesi, sosyalleşmesi ve toplumsal olguya ulaşma süreçlerinin belirli kurallarla düzenlenmesini gerektirmiştir. "Türk Halk Hukuku: Silifke Örneği" adlı bu çalışmada Mersin'in Silifke ilçesinde gerçekleştirilen halk hukuku uygulamaları ve halk hukukundan yazılı hukuka geçen kanun maddeleri incelenmiştir. Halk hukukunun pozitif hukuka yansımasının örnekleri dava dosyaları üzerinden açıklanarak halk hukuku ile ilişkisi bağlamında irdelenmiştir. Bu çalışmanın amacı hukukun kaynaklarının neler olduğu, hukuk sistemlerinin nasıl meydana geldiği, hukukun kaynakları içerisinde sözlü hukukun yeri ve insanoğlunun var oluşundan bu yana toplumda hukukun sözlü hukuktan yazılı hukuka geçişini incelemektir. Bu çalışma, giriş, altı ana başlık ve sonuç bölümünden oluşmaktadır. Çalışmanın dördüncü ve beşinci bölümüne kaynaklık eden bilgilerin saha tespitinde toplanması için "katılarak gözlem", "derinlemesine görüşme", "yaşam anlatıları" ve "gözlem" gibi yöntemler kullanılmıştır. Sahada verilerin toplanması ve deşifrelerin yapılmasında yöresel özelliğin özgünlüğü açısından halk etimolojisi korunarak verilerin aktarılmasına özen gösterilmiştir. Çalışma, toplumun kendi hukukunu geçmişten gönümüze yaratma, yaşatma ve uygulama şeklinde gösterebilmesinin yanı sıra zamana göre oluşan değişikliklerin tespit edilmesi açısından önem arz etmektedir.
Klasik Türk edebiyatı mesnevilerinde antropomorfik unsurlar
İnsan duygu, düşünce itibarıyla kendisine benzer olana yakınlık gösterme eğilimindedir. Kişinin bir sanat eseriyle bağ kurmasında etkili olan da kendisini eserin içerisinde görebilmesidir. Okuyucu kendisiyle özdeşleştirdiği bir eserin kahramanı sayesinde esere daha fazla odaklanabilmekte ve eser okuyucuda daha büyük etki oluşturabilmektedir. Sanat eserlerinde kahramanlar her zaman insan olmaz. Bazı eserlerde insan dışında canlı, cansız farklı varlıkların kahramanlaştırıldığı görülür. Okuyucunun eserde kendini bulabilmesi için insan biçimine bürünmüş ya da insana ait özellikler gösteren çeşitli unsurlar devreye girmektedir. İnsan dışındaki varlıkları insan biçimine döndürme, onlara insansı özellikler yakıştırma, ekleme antropomorfizm olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmada Harnâme, Münâzara-i Tûtî vü Zâg, Nefhatü'l Ezhâr, Hüsn ü Aşk, Mihnetkeşân adlı mesnevilerde hangi antropomorfik unsurlara yer verildiğini tespit etmek amaçlanmıştır. Klasik Türk edebiyatındaki mesneviler metin merkezli yaklaşımla incelenmiş ve hedeflenen şekilde tez konusu irdelenmeye çalışılmıştır.
Dijital oyun ve uygulamalı halkbilimi: Uruz Er Kişinin Geri Dönüşü (Return of the Er Kishi) oyunu örneği
Siber çağ olarak anılan 21. yüzyılda folklorun araştırma sahası genişlemiş, dijital üretimleri ve sosyal ağları içerisine almıştır. Dijitalleşme, folklorik mahiyet taşıyan ürünlerin üretimine bir engel teşkil etmediği gibi yeni araştırma yöntemlerini de tartışmaya açmıştır. Dijital saha; medya-iletişim, eğitim, psikoloji, sosyoloji, yazılım gibi alanların inceleme konusu olduğu kadar halk bilimini de ilgilendirmekte, disiplinlerarası çalışmayı gerekli kılmaktadır. Küreselleşme ve dijitalleşmeyle birlikte tüketim ve üretimin birbirinden ayrılan çizgileri silikleşmiş, tüketim odaklı siber kültürde dijital oyunlar en çok talep edilen üretimler haline gelmiştir. Dijital oyun sektörü, geniş bir pazara sahip olmasının yanı sıra üretim sürecinde, tasarım, grafik, ses-müzik, yazılım, pazarlama, test etme gibi aşamaları bulunan çok katmanlı bir sektördür. Video oyunu kendi başına bir anlatı teşkil etmekte ve kendinden önceki anlatılarla bağlantı kurmaktadır. Mitler ve mitolojiler video oyunlarının en sık kullanılan konularındandır. Türk mitolojisi de bu anlamda hem yerli hem yabancı yapımlı oyunlarda kendisine yer bulmaktadır. Bu çalışma uygulamalı halk bilimi bağlamında video oyunlarının incelenmesini içermektedir. Çalışmada son dönem dijital oyunlardan olan ve Türk mitolojisine ait unsurların yoğun olarak kullanıldığı Uruz: Er Kişinin Geri Dönüşü (Uruz Return Of The Er Kishi) adlı oyunun ihtiva ettiği geleneksel unsurlar araştırılmıştır. Video oyunlarının halk kültürüyle ilişkisi sorgulanmış ve geleneksel anlamıyla oyunun dönüşümü/değişimi üzerinde durulmuştur. Oyun kavramı değişen mekânında yapı, içerik ve işlev bakımından değerlendirilmiştir. Yeni bir anlatı türü olarak kabul edilen dijital oyunlara, Uruz: Er Kişinin Geri Dönüşü adlı oyun üzerinden çok yönlü bir yaklaşımla bakılmış, uygulamalı halk bilimi bağlamında değerlendirilen oyunun istendik, eksik veya hatalı görülen yönleri aydınlatılmıştır. Uruz oyununun Türk mitolojisinden nasıl faydalandığı ve oyunun kültürel aktarım, kültürel pazarlama, kültürel tanıtım fonksiyonları ortaya koyulmuştur. Uruz oyunu eksikliklerine rağmen içeriği ve sanat tasarımı açısından kültürel ögeleri başarılı şekilde kullanan ve bu anlamda öncü sayılabilecek bir oyundur. Sonuç olarak Uruz benzeri oyunların çoğalması ve oyunlar için zengin bir içeriğe sahip olan Türk mitolojisinin başka video oyunlarına da kaynaklık etmesi umulmaktadır.
Mukaddimetü'l-edeb'in söz varlığının Altay Türkçesinde görünümü
Mukaddimetü'l-Edeb, XII. yüzyılın başlarında yazılmış olan, yazıldığı dönemin dili ve söz varlığı hakkında bilgi edinmemize yardımcı olan bir sözlüktür. Eser gerek dil özellikleri ve gerekse söz zenginliği konusunda derin değerler taşır. Eserde yer alan ve o dönemin söz varlığını oluşturan birçok sözcük günümüze kadar gelmiştir. Türk dili, tarih boyunca Türkologlar ve araştırmacılar tarafından çeşitli dönemlere ve lehçelere ayrılmıştır. Çağdaş Türk lehçelerinden bir tanesi olan Altay Türkçesi; dilleri ve kültürleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Altay Türklerinin yazı dildir. Altay Türkleri, Güney Sibirya bölgesinde Altay Dağlarında yaşayan bir Türk topluluğudur. Türkçe geçmişten bugüne değin dünya üzerinde geniş bir coğrafyaya hitap edebilmiş büyük dillerden biridir. Mukaddimetü'l-Edeb ile ilgili çalışmaların az olduğu, özellikle Mukaddimetü'l-Edeb'in diğer dillerdeki görünümüyle, söz varlığıyla ilgili çalışmaların çok daha az sayıda olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu eserin yalnızca bir lügat olmadığı, aynı zamanda yazıldığı dönemin diliyle yani Harezm Türkçesinin söz varlığını gözler önüne serdiği de unutulmamalıdır. Çalışmada öncelikle Mukaddimetü'l-Edeb'e ve eser ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Akabinde Altay Türkleri, Altay Türklerinin demografik yapısı, dilleri ve Altay Türklerinin boyları aktarılmıştır. Çalışmanın inceleme kısmında Mukaddimetü'l-Edeb ve Altayca Türkçe Sözlükteki sözcükler karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Karşılaştırma dört bölümden müteşekkildir. Birinci bölümde fonetik ve anlam bakımından aynen devam eden kelimeler; ikinci bölümde fonetiği değişmiş anlamı değişmemiş kelimeler; üçüncü bölümde fonetiği aynı, anlamı değişmiş kelimeler ve dördüncü bölümde hem fonetiği hem anlamı değişmiş kelimeler incelenmiştir. Fonetik değişimlerin yanında sözcüklerdeki anlamsal değişimler de aktarılarak Altay Türkçesi içerisinde Mukaddimetü'l-Edeb'in söz varlığının ne oranda mevcut olduğu gösterilmiştir.
O'tkır Hashımov'un Bahor Qaytmaydı adlı hikâyesinin çevirisi ve söz varlığı incelemesi
Çağdaş Özbek Edebiyatında 1962- 2013 yılları arasında, roman, masal, hikâye ve piyes gibi elli'den fazla eser veren O'tkir Hashimov eserlerinde yaşadığı dönemi ve bireyi olduğu Özbek halkının gerçeklerini ele almıştır. Özbek halkının inançlarını, değer yargılarını, örf, adet, ananelerini ve sosyo- ekonomik bozulmalarını bazen dramatik bazen komedi bazen de yergi biçiminde okuyucuya sunan Hashimov, Özbek Halk Edebiyatı'nın gelişiminde de önemli rol oynamıştır. Çağdaşı olan şair ve yazarların aksine Hashimov'un eserleri Türkiye'de akademik anlamda istenilen düzeyde ilgi görmemiş olsa da Hashimov'un Özbek Halk Edebiyatı'nın yapıtaşlarından biri olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Bir önceki çalışmamızda Hashimov'a ait yedi hikâyenin çevirisi yapılmış, bu hikâyelerin bizlerde uyandırmış olduğu etki sonucunda, Hashimov'un başka bir eseri olan "Bahar Gelemeyecek" adlı hikâyesi, gerek dönemin edebi hayatı bakımından gerekse toplumsal yapı ve dil kullanımı bakımından bilgilendirici düzeyde olması nedeniyle, tez çalışmamızın konusu olarak daha kapsamlı bir şekilde ele alınmış ve bütün bunların sonucunda akademik anlamda Türkiye'de yapılmak istenen çalışmalar ile ilgili yol gösterici olması hedeflenmiştir. Bu amaçla eser Özbek Halk Edebiyatından Türk Edebiyatına Çevrilerek, Türk Edebiyatına yeni bir eser kazandırılmak istenmiş, bununla beraber yapılan tematik söz varlığı ve kelime türleri incelemesiyle literatüre katkı sağlamak çalışmamızın ana amacını oluşturmaktadır. Özbek Edebiyatından dilimize kazandırılan eser sayısının her geçen gün artış gösterdiği bilinmektedir. Bu eserler arasında Hashimov'un eserlerinden de birkaç örnek göstermek mümkün olsa da incelemiş olduğumuz "Bahor Qaytmaydi" adlı eserin daha önce ülkemizde çalışılmadığı görülmüştür. Bu çalışmamız, O'tkir Hashimov'un "Bahor Qaytmaydi" adlı eserinin Özbek Türkçesinden Türkiye Türkçesine Çevrisi, Tematik Söz Varlığı ve Kelime Türleri incelemesi vd. Köken Bilgisi unsurlarının birleşiminden oluşmuştur. Giriş kısmından sonra Yöntem, O'tkir Hashimov'un Hayatı, Edebi Kişiliği, Eser Hakkında, Eserinin Özeti ve Söz Varlığı gibi başlıklar vd. bu başlıklarla ilgili bilgiler bulunmaktadır. Birinci Bölümde: Tematik Söz Varlığına ve Kelime Türleri vd. Köken Bilgisine yer verilmiştir. İkinci Bölümde: Metnin Özbek Türkçesinden Türkiye Türkçesine Çevirisi bulunmaktadır. Sonuç bölümünde ise O'tkir Hashimov'un "Bahor Qaytmaydi" adlı eseri üzerinde yapılan söz varlığı incelemesi sonucunda elde edilen sayısal verilerin "Kelime Türleri Yüzdelik Dilim Grafiği" ve "Kelime Kökeni Yüzdelik Dilim Grafiği" değerlendirmesi ve yorumlanması yer almaktadır. Çalışmanın Türk Dili ve Edebiyatı alanında Çeviri ve Söz Varlığı alanında yapılacak yeni çalışmalara katkı sağlanması hedeflenmektedir.
Ülkü mecmuasındaki hikâyeciler ve hikâyeleri
Adını bizzat Atatürk'ün verdiği ve 1933-1950 yılları arasında Ankara'da yayımlanmaya başlayan Ülkü mecmuası, halkevlerinin resmî yayın organıdır. Ülkü, döneminin siyâsî ve içtimâî tarihini yansıtması bakımından önem arz eden "bir mefkûre" ve "bir misyon" mecmuâsıdır. Devletin ideolojik unsurları olan "altı ilkenin" teori ve pratikte geniş halk kitlelerine benimsetilmesi ve bunlara belirli bir kuramsal çatı sağlamayı hedefler. Ülkü, halkevlerinin fikir ve ruhuna bağlı olarak, inkılâp unsurları etrafında millî dile, millî tarihe, millî sanatlara ve kültüre hizmet eden bir yayın organı olmuştur. Serilerinin tamamında yer alan yazılar bu yayım politikasına uygun şekilde kaleme alınmıştır. Bu çalışmada, mecmuanın 272 sayısında tespit edilen hikâyelerin tamamı bilimsel ve sistemli bir şekilde incelemeye tabiî tutulmuştur. Çalışma üç ana kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım; "Giriş" kısmıdır. Alt başlıklarla halkevlerine ve Ülkü mecmuasına dâir açıklamalara yer verilmiştir. İkinci kısım "İnceleme" kısmıdır. Bu kısımda hikâye ve yazar dizinine yer verilmiş sonrasında ise, dönem ve hikâyeler hakkında değerlendirmelere gidilmiştir. Üçüncü kısımda da mecmuada yer alan tüm "Hikâye Metinleri Yayın Sırasına Göre " aktarılmıştır. Çalışmanın sonunda; Ülkü mecmuasının başta "köycülük" olmak üzere edebiyat, dil, tarih, coğrafya, güzel sanaatlar, sosyoloji, felsefe, ekonomi, spor, yurt koruma, ziraat, halk sağlığı, bibliyografya, halkevleri haberleri gibi bölümlerle dönemin ruhunu yansıtan metinleri sayfalarına taşıdığı görülmüştür. Süreli yayınlar arasında yer alan gazete ve dergiler dönemin tanıklığını yapan yayım organlarıdır. Özellikle son yüzyılın edebiyatı için vazgeçilmez kaynakların başında gelir. Bu çalışmada; 1933-1950 yılları arasında Ülkü mecmuasında yayımlanan hikâyeler ile yazarları belirlenmiş ve konu hakkında çalışma yapacak ilgililerin istifâdesine sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Ülkü, Atatürk, Altı Ok, İnkılap, Süreli Yayınlar, Hikâye.
Şevket Rado'nun dergiciliği: Aile - Ev ve Hayat - Ayna Dergileri üzerine bir inceleme
Tanzimat'tan günümüze kültür, sanat ve edebiyatın taşıyıcısı olan süreli yayınlar belirli periyotlarla yayımlanır ve geniş kitlelere ulaşmayı hedefler. Süreli yayın faaliyetleri içerisinde dergiler, sanat, bilim, siyaset gibi çeşitli konulara yoğunlaşarak bilginin ve kültürün yayılmasında önemli rol oynar. Aynı zamanda çeşitli alanlarda güçlü kalemlerin bir araya gelmesine fırsat sunarak toplumu bilinçlendirme noktasında bir etkileşim alanı oluşturur. Dergiler, güncel olaylar, kültürel ve sanatsal faaliyetler hakkında toplumun gelişimine hizmet ederek toplumsal değişimin ve ilerlemenin önü açar. Toplumu bilinçlendirme hususunda etkin isimlerden biri de Şevket Rado'dur. 20. yüzyıl Türk kültür ve edebiyat dünyasında sadece dergi yöneticisi olarak değil, aynı zamanda yazıları ve düşünsel katkılarıyla da önemli bir şahsiyettir. 1945'te Yapı ve Kredi Bankası'nın basın ve yayın işlerinin başına geçerek Doğan Kardeş matbaasını kurar. 1930 yılından 1980'li yılların sonuna kadar farklı türlerde eser veren Rado, özellikle sohbet türünün Türk edebiyatındaki önemli temsilcilerinden olur. 1945'lı yıllardan 1980'li yılların sonuna kadar aktif bir dergicilik dönemi geçirir. Böylece Rado ve rekor sayılara ulaşan dergileri Türk dergicilik tarihinde oldukça önemli bir yer edinir. Rado'nun çalışmaları her zaman dönemin önemli meselelerine ışık tutan bir köprü görevi görür. Şevket Rado, çeşitli dergilerin yönetiminde yer alarak geniş kitlelere ulaşmayı başarır. Yöneticisi olduğu dergilerde kültürel, sanatsal ve toplumsal içeriklerle okuyucuyu bilinçlendirmek ister. Aynı zamanda entelektüel kişiliğiyle, kendi yazıları ve düşünsel katkılarıyla önemli meseleler üzerine farkındalık yaratacak eleştirilerde bulunur. Objektif değerlendirmeleriyle değişim ve gelişimin önünü açmayı hedefleyen Rado'nun çalışmalarında evrensel bakış açısının tesiri görülür. Bu çalışmanın incelemesi Şevket Rado'nun çıkarmış olduğu Aile - Ev Dergisi (1947 -1952) 20 sayı ve Hayat - Ayna (1970 - 1976) 64 sayı olmak üzere dergilerin tüm sayıları üzerinde yapılmıştır. Dergiler üzerine detaylı bir inceleme yapılarak Rado'nun dergicilik anlayışı ve dergicilik faaliyetleri incelenmiştir. Çalışma; Giriş, İnceleme, Tahlilî Fihristi, Seçilmiş Metinler ve Sonuç şeklinde beş bölümde tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Aile - Ev Dergisi, Hayat - Ayna, Süreli Yayınlar, Şevket Rado
Mehmed Murad Nakşibendî Hülâsâtü'ş-Şürûh (VI. cilt) (İnceleme-metin-sözlük)
Mevlânâ'nın Farsça telif ettiği Mesnevî, yazıldığı dönemden bu yana anlaşılmaya çalışılmış bu minvalde Mesnevî üzerine çeşitli eserler yazılmıştır. Bu eserlerin bir bölümünü şerhler oluşturmaktadır. Türk edebiyatında Mesnevî'nin tamamına yazılan şerhlerden biri 19. yüzyılda yaşayan Mehmed Murad Nakşibendî'nin Hülâsâtü'ş-Şürûh fî Nihâyeti'l-Vüzûh adını verdiği eseridir. Nakşî olan Mehmed Murad, eserinin de dîbâcesinde belirtiği üzere Murad Molla Tekkesi'nde Mesnevî dersleri verirken Mesnevî'yi baştan sona üç kere ders olarak okuttuktan sonra hatrına muhtasar bir şerh yazmak gelmiş, öğrencilerinin de talebiyle eserini kaleme almıştır. Mehmed Murad, eserin sonunda eserini tamamladığı ve dört şârihin -Ankaravî, Şem'î, Sürûrî, Şeyh Yusuf- kalemi olduğu için "ıyd-ı ekber" eylediğini ifade etmiştir. Bu çalışmada Mehmed Murad Nakşibendî'nin Hülâsâtü'ş-Şürûh fî Nihâyeti'l-Vüzûh adlı Mesnevî şerhinin altıncı cildi ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde Mehmed Murad Nakşibendî'nin hayatı ve eserleri, ikinci bölümde Hülâsâtü'ş-Şürûh fî Nihâyeti'l-Vüzûh'un altıncı cildinin çeşitli yönlerden incelenmesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde eserin altıncı cildinin çeviri yazı metnine, dördüncü bölümde metinden oluşturulan kelime anlamları, murad ve eş anlamlı kelimeler sözlüğüne yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mevlânâ, Mesnevî, Mehmed Murad Nakşibendî, Hülâsâtü'ş-Şürûh, şerh, VI. Cilt
Gül İrepoğlu'nun romanlarına yeni tarihselci bir yaklaşım
"Gül İrepoğlu'nun Romanlarına Yeni Tarihselci Bir Yaklaşım" adlı tez çalışmasında yazarın romanları basım tarihine göre sırayla incelenmiştir. Bu değerlendirmelerdeki ölçütler ise Yeni Tarihselcilik kuramı doğrultusunda oluşturulmuştur. Bunun yanında eser incelemesinde klasik roman çözümlemesinden de yararlanılmıştır. Ayrıca eserler basım yıllarına göre kronolojik olarak incelenmiştir. Son dönem Türk edebiyatı yazarlarından biri olan Gül İrepoğlu, çıkış noktasını tarihten alarak yazdığı altı romanını, hayalî unsurlarla zenginleştirmiştir. Bu tez çalışmasında da romanlarda yer alan unsurlar Yeni Tarihselcilik kuramına göre incelenmiştir. Romanların çözümlenmesinde kurama göre belirlenen on bir başlık kullanılmıştır: Bu başlıklar "Romanın Tanıtımı", "Tarihin Kurgusallığı ve İdeoloji ile İktidarın Tarih Yazımına Etkisi", "Yeni Tarihselci Anlayış Bağlamında Zaman Kurgusu", "Yeni Tarihselci Anlayış Bağlamında Mekân Kurgusu", "Yeni Tarihselci Anlayış Bağlamında Anlatıcı/Yazarın Konumlandırılışı", "Metinlerarasılık", "Üstkurmaca", "Hiper-metinsel Tasarım", "Çoğulculuk", "Kolaj", "Yeni Tarihselci Anlayış Bağlamında Dil ve Üslup"tur. İnceleme neticesinde her altı romanın da Yeni Tarihselcilik bağlamında muhtevaları açısından oldukça zengin materyaller içerdiği görülmüştür. Gül İrepoğlu'nun Gölgemi Bıraktım Lale Bahçelerinde, Cariye, Fiyonklu İstanbul Dürbünü- Giysilerin Penceresinden, İstanbul Yıldızı Aşk-ı Derya-Ayvazovski'nin Gizli İstanbul Güncesi, Kavuşmak romanlarında Yeni Tarihselcilik anlayışıyla örtüşen birtakım unsurlar tespit edilmiştir. Bu çalışma, Yeni Tarihselcilik ilkelerinin Gül İrepoğlu'nun romanlarındaki yansımalarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Türk Romanı, Tarihî Roman, Gül İrepoğlu, Yeni Tarihselcilik, Gölgemi Bıraktım Lale Bahçelerinde, Cariye, Fiyonklu İstanbul Dürbünü, İstanbul Yıldızı, Kavuşmak, Ayvazovski'nin Gizli İstanbul Güncesi.
Kozanlı Âşık Ali Kemal Yiğit'in hayatı, sanatı ve şiirleri üzerine bir inceleme
Kadim bir geçmişe sahip olan âşıklık geleneği nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar gelmiştir. Bu geleneğin günümüze taşınmasındaki en önemli görev şüphesiz kültür taşıyıcısı, geleneğin temsilcisi âşıklarıdır. Sanatlarını icra eden âşıklar sazları ve sözleri ile kültürel unsurları geleceğe taşımışlardır. 21. yüzyılda bile canlılığını sürdüren âşıklık geleneği Türk kültürünün hazinesidir. Âşık Edebiyatı gibi kadim bir geleneği tez çalışması olarak seçmemizin nedeni, teknoloji çağında bile varlığını sürdüren hala gün yüzüne çıkmamış birçok haznedarı bulunan bu geleneğin önemini vurgulamak; hayatı boyunca âşıklık geleneğini yaşatmaya çalışan ve bu geleneğe gönül veren âşıklara yol gösterici olan Ali Kemal Yiğit'i bilim dünyasına tanıtmaktır. Âşıklık geleneğinin Adana'daki güçlü temsilcilerinde olan Ali Kemal Yiğit ile ilgili müstakil bir çalışma henüz yapılmamıştır. Bu çalışmada aşığın hayatı ve sanatı incelenmiştir. 2009 yılında aramızdan ayrılan aşığın ulaşabildiğimiz 276 şiiri, atışma ve mektuplaşmaları çalışmaya dâhil edilmiştir. Bu şiirler şekil ve muhteva bakımından incelenmiştir. Genel itibariyle bu çalışma, Âşık Ali Kemal Yiğit hakkında hazırlanmış bir biyografi çalışmasıdır. Anahtar Sözcükler: Âşıklık geleneği, âşık, Adana, Ali Kemal Yiğit, âşık edebiyatı
Seyyid Mehmed Ali Mesnevî-yi Ma'nevî (42b-80b) (İnceleme-metin-sözlük-tıpkıbasım)
0
Çandır folkloru
Bu çalışmada Yozgat'ın Çandır ilçesinde doğum, evlilik, ölüm gibi geçiş evreleri, halk mutfağı ile yiyecek, içecek ve mutfak gereçleri, anonim halk ürünleri olan mani, türkü, ninni, bilmece, fıkra, dağ bitkileri, halk hekimliği ve ocaklık geleneği hakkında derleme yapılmıştır. Sözlü olarak yapılan derlemenin yanı sıra derlenen bilgileri destekleyen görseller eklenmiştir. Birinci kısımda sözlü gelenekten derlenen söylemelik türler mani, ninni, ağıt, türkü aktarılmıştır. Sözlü kültür ürünleri çalışma kurallarına bağlı kalınarak aktarılmaya özen gösterilmiştir. Bu birikimlerin derlenmesi ve yazıya geçirilmesi ile varlığını korumak ve sürdürmek amaçlanmıştır. Sözlü kültür ürünleri doğaçlama ve anlık olarak söylenip geçilen türlerdir. Genellikle o anki duyguları yansıtıcı nitelikte, şekil olarak özenli ürünlerdir. Bu ürünlerin varlığını korumak aktarıcılığını yapmak kalıcılık açısından önemlidir. İkinci kısımda genellikle nesir türünde varlık gösteren ve uzun kış gecelerinde, iş yaparken daha eğlenceli hale getirmek için anlatılan türlerdendir. Bu anlatmalık türler içinde inanca bağlı olarak aktarılan Hızır anlatmaları ve memoratlar da yer almaktadır. Diğer ürünler masal, efsane, fıkra, atasözü ve deyimlerdir. Tüm bu ürünler aktarılırken hem kaynak kişiler vasıtasıyla derlenerek hem de gerekli kaynaklardan bilgiler sentezlenerek aktarılmaya gayret edilmiştir. Üçüncü kısımda ise toplu yapılan uygulamaları daha eğlenceli hale getirmek için, kılık değiştirme, yapılan gösteriler ve bu gösteriler sırasında dikkat çeken giyim kuşam geleneği aktarılmaya çalışılmıştır. Dördüncü kısımda kutlamalar, törenler ve bayramlar hakkındaki ritüeller derlenmiştir. Bayram, törenler, kutlamalar toplumu bütünleştirici ve diri tutan kurumlardır. Bu bölümde dini ve milli bayramlar ile birlikte yağmur duası, koç katım töreni, mevsimsel kutlamalar kaynak kişilerle görüşülerek aktarılmaya çalışılmıştır. Bu bölümün sonunda teknolojinin evleri işgal etmediği ve bireyleri birbirinden uzaklaştırmadığı dönemde daha sık oynanan günümüze ulaşan çocuk oyunları tanıtılmaya çalışılmıştır. Bu oyunlar da aslında toplumsal bütünlüğün ve birlikteliğin temelini atan ısındıran unsurlardan biridir. Beşinci kısımda toplumu sosyolojik, psikolojik ve kültürel bakımdan yönlendiren halk inanışlarını aktarmaktadır. Kötü ruhlardan korunmak, daha sağlıklı, bereketli ve olumlu bir hayat için yapılması gereken tabular yer alır. Bunlar toplumun yazısız kuralları haline gelmiştir. Bu kurallar kalıplaşmış ve benimsenmiştir. Temelinde korkunun yer aldığı bu korunma biçimleri geçmişten günümüze varlığını koruyarak gelmiştir. Yapılmasında herhangi bir kural ve zorunluluk olmamasına rağmen insan korunma içgüdüsüyle geçmiş tecrübelerden ve kalıplardan faydalanarak ritüelleri titizlikle devam ettirmektedir. Doğum, evlenme, ölüm gibi geçiş evrelerinde devam ettirilen bu ritüeller kaynak kişilerden derlenmiştir. İlçe kültürüne bağlı gelenek- görenek, örf-adet ve birikimler aktarılmaya çalışılmıştır. Halk mutfağı yiyecekler, içecekler, kışlık hazırlıklar ve mutfak gereçleri tanıtılmış ve nerede kullanıldığı aktarılmaya çalışılmıştır. Altıncı kısımda modern tıbbın gelişmediği dönemde geleneksel tıbbı oluşturan halk hekimliği hakkında bilgiler aktarılmış, bununla birlikte halk hekimliğiyle alakalı olan ocaklık geleneği, nazar ve nazarlık aktarılmaya çalışılmıştır. Ocaklık geleneğinin ne şekilde oluştuğu, inançlar, hangi durumlarda başvurulduğu gözlemlenmiştir. Bu bölümde dağ bitkileri hakkında bilgiler ele alınmıştır. Dağ bitkileri halk hekimliği açısından önem taşımaktadır. Kaynak kişilerle görüşülerek aktarılmaya çalışılmış olup birkaç bitkinin görüntüsüne çalışmada yer verilmiştir. Yedinci kısımda imkânlar doğrultusunda yapılan el işçilikleri aktarılmaya çalışılmıştır. El emeği ürünler günlük hayatta kullanılmış ve değerlendirilmiştir. Sekizinci kısımda Çandır hakkındaki genel bilgiler, ekonomi, nüfus, tarım, hayvancılık aktarılmıştır. Bu bölümde ilçe ve ilçeye bağlı köylerin tarihi hakkında bilgiler derleme yöntemi ve yazılı kaynakların yardımıyla aydınlatılmaya gayret edilmiştir. İlçenin ekonomisi ve ekonomiyi etkileyen, iklim, nüfus, tarım ve hayvancılık bilgileri verilmiştir. Dokuzuncu kısımda yerel ağızdan kelimeler anlamlarıyla birlikte aktarılmıştır. Onuncu kısımda araştırma ile ilgili kapsam ve sınırlar, kullanılan metot gibi teknik bilgiler yer almaktadır. On birinci kısım elde edilen tüm malzemelerden bahseden sonuç kısmı yer almaktadır. Bu bilgilerin kültür açısından önemi ve Çandır ilçesinin bu kültür bağlamında tanıtımı aktarılmıştır. Kültür geçmişten günümüze aktarılarak varlığını korumaktadır. Bir bölgenin kültürünün oluşmasında o bölgenin coğrafi özellikleri, toplumsal yapısı, tarihi etkili olmaktadır. Bu etkiler göz önünde tutulduğunda Çandır'ın kültürel yapısının Anadolu Türk Kültürüyle benzeşimi görülmüştür. Bütün değişim ve farklılıklarıyla günümüzde varlığını koruyan ve unutulan kültürel ritüellerin tümü Yozgat Çandır folklorunu oluşturmaktadır. On ikinci kısımda derlenen malzemeler görsellerle desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çandır, Geçiş Evreleri, Söylemelik Türler, Anlatmalık Türler, Göstermelik Türler, Yerel Ağız, Halk Mutfağı, El Sanatları.
Çağatay Türkçesi söz varlığının Özbek Türkçesindeki görünümü (Sedd-i İskenderî örneği)
Çağatay Türkçesi, XV-XX yüzyıllarda arasında hem konuşma hem yazı dili olarak kullanılmış, XIX. yüzyıldan sonra yerini Özbek Türkçesine bırakmış Türkçenin tarihî bir lehçesidir. Çalışmanın amacı, Sedd-i İskenderî'yi şekil bilgisi ve söz varlığı açısından inceleyerek Özbek Türkçesindeki görünümünü ortaya koymaktır. Sedd-i İskenderî ile ilgili yapılan çalışmalar taranmış olup bu çalışmaların daha çok ilgili döneme ait birden fazla eserin genel başlıklar çerçevesinde gramer açısından incelenmesidir. Bu çalışma ise, müstakil bir eserde tespit edilen şekil bilgisi ve söz varlığına ait bulguların Özbek Türkçesinde tanıklanıp tanıklanmadığının tespitidir. Bu çalışmada öncelikle Çağatay Türkçesi, Ali Şîr Nevâyî, Özbek Türkçesi, Sedd-i İskenderi hakkında bilgiler verilmiştir. Tezi yazarken teze kaynaklık eden Hatice Tören'in Sedd-i İskenderi (İnceleme- Metin) adlı eserinden yararlanılmıştır. Eserde tespit edilen bulguların anlamları için Çağatay sahası ve Osmanlı-Türkçe sözlüklerden yararlanılmıştır.