
4,110
Archived Theses
14
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Irak Türkmen Türkçesinde soru
Bu çalışmada Irak Türkmen Türkçesinde soru cümleleri; soru işaretleyicileri, sözdizimi ve anlam bakımından incelenmiştir. İncelenen metinlerde haḫsı, hanı, hara, harda, hardan, hayza, kim, nanca, ne, nece, neçe, nerede, neçi, nişi, niye ve yav̇ı/yav̇u, Irak Türkmen Türkçesinde kullanılan soru sözcükleri tespit edilmiştir. Çalışmamız, beş bölümden oluşmuştur. İlk bölümde "Giriş", İkinci bölümde "Kuramsal Açıklamalar ve İlgili Araştırmalar", üçüncü bölümde "Yöntem", dördüncü bölümde "Bulgular" ve beşinci bölümde ise "Sonuç" yer almıştır. Birinci bölüm olan Giriş'te çalışmanın problemi, amacı, önemi, sınırlılıkları ve tanımı yer almıştır. İkinci bölümde, "Kuramsal Açıklamalar ve İlgili Araştırmalar" başlığı altında Irak Türkmen Türklerinin tarihçesi, yaşadıkları coğrafya, ağızları ve edebiyatı ile ilgili bilgiler yer aldıktan sonra Türkiye Türkçesindeki ve Irak Türkmen Türkçesindeki soru türleri ortaya konmuştur. Daha sonra da soru ile ilgili araştırmalara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise çalışmanın Yöntem'i yer almıştır. Dördüncü bölümde, "Bulgular" başlığı altında Irak Türkmen Türkçesindeki sorular üç açıdan değerlendirilmiştir. "Soru İşaretleyicileri Bakımından", "sözdizimi bakımdan" ve "anlam bakımından" sorular olmak üzere tasnif edilmiştir. Bu bölümün birinci kısmını oluşturan "Soru İşaretleyicileri Bakımından Soru", "Sözcük Türü ile Kurulan Soru Cümleleri" ve "Ezgi Soruları" olarak sınıflandırılmıştır. Sözcük türü ile kurulan sorular, zamir, sıfat ve zarf işlevinde kullanılışlarına göre değerlendirilmiştir. Ezgi Soruları ise "I. tip ezgi soruları" ve "II. tip ezgi soruları" olarak sınıflandırılmıştır. Bulgular bölümünün ikinci kısmında ise soru sözcükleri sözdizimsel bakımdan incelenmiştir. Soru sözcükleri, cümle ögelerinde ve söz öbeklerinde yer almaları bakımından iki temel gruba ayrılmıştır. Soru sözcüklerinin anlamsal özellikleri ise Bulgular bölümünün üçüncü kısmını oluşturmuştur. Bu kısımda soru sözcüklü cümleler, doğrudan ve dolaylı olarak iki ana gruba ayrıldıktan sonra gerçek veya sözde oluşlarına göre incelenmiş, ardından da olumlu ve olumsuz anlamları bakımından dört grupta değerlendirilmiştir. Irak Türkmen Türkçesinde soru sözcüklü cümlelerde dolaylı soru örneğine rastlanılmamıştır, ancak gizli dolaylı soru olarak incelediğimiz cümleler bu bölümün diğer kısmını oluşturmuştur. Ayrıca bu kısımda soru sözcüğü olup da soru anlamı taşımayan cümlelere de yer verilmiştir. Çalışmanın beşinci ve son bölümünü ise "Sonuç" oluşturmuştur. Her bölümde yapılan sınıflandırmalar sonucunda sayısal verilerin dökümü tablolar ile belirtilerek Irak Türkmen Türkçesinde soruların kullanım sıklığı ortaya konmuştur. Anahtar Sözcükler: Irak Türkmen Türkçesi, Soru Sözcükleri, Ezgi Soruları, Sözdizimi, Anlam.
Tarihî ve çağdaş Türk yazı dillerinde +ki biçim birimi
Bu çalışmada, Türkçenin yazılı belgelerle takip edilebildiğimiz ilk dönemlerinden itibaren kullanılan ve bugün de hâlâ kullanılmaya devam eden +ki biçim birimi incelenmeye çalışılmıştır. İnceleme, hem tarihî (Orhon Türkçesi, Uygur Türkçesi, Karahanlı Türkçesi, Harezm-Altınordu Türkçesi, Çağatayca, Eski Anadolu Türkçesi) hem de çağdaş Türk yazı dillerine (Azerbaycan Türkçesi, Tatarca, Özbekçe, Tuvaca) ait metinleri içermektedir. Çalışmanın amacı, Türkçenin her döneminde kullanılmış olan bu ekin tarihî Türk yazı dillerinde hangi yapılarda, ne tür eklerle, hangi anlamlarda ve ne sıklıkta kullanıldığını saptamak ve +ki biçim biriminin tarihi dökümünü yapmaktır. Ayrıca ekin çağdaş Türk yazı dillerindeki varlığına dair örnekler sunmak çalışmanın bir diğer amacıdır. Bu çalışma toplam altı bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde ilk olarak problem, araştırmanın amacı, önemi ve sınırlılıklar belirlenmiştir. İkinci bölümde, +ki biçim birimi hakkında kuramsal bilgi ve değerlendirmelere yer verilmiş, bu ekle ilgili Türkoloji alanında var olan yaklaşımlar tartışılmıştır. Üçüncü bölümde ise araştırmanın yöntemi ifade edilmiştir. Tezin ana bölümünü oluşturan inceleme kısmında (dördüncü ve beşinci bölümler) +ki biçim birimli sözcükler yapı, sözcük türü ve anlam açısından incelenmiştir. Çalışmanın sonuç bölümünde yapı, tür ve anlam bakımından incelenen sözcüklerin elde edilen verilerle var oldukları yazı dillerine göre karşılaştırılması yapılmış ve sayısal verilere ulaşılmıştır.
Kitābu'l İdrāk li- Lisāni'l Etrāk'te isimler- Divānu Lügati't Türk ve Kıpçak sözlükleriyle karşılaştırma-
İsimler, insanların yaşamış oldukları evreni anlamlandırmada vazgeçilmez dilsel unsurların başında gelmektedir. İletişim esnasında varlıkları işaret etmek amacıyla onlara verilen isimler kullanılmaktadır. Varlıkların zihinde oluşan tasarılarının dile dökülmesi isimler aracılığıyla gerçekleşmektedir. Bu nedenle isimler, gerek ana dili konuşucuları gerekse yabancı bir dil öğrenmeye çalışanlar için önem arz etmektedir. Bu çalışmada Araplara Türkçeyi öğretmek için yazılmış olan Kitābu'l İdrāk li- Lisāni'l Etrāk isimli eserdeki isim ve isim soylu sözcükler incelenmiştir. Eserdeki bu unsurlar, kendinden önce ve kendi devrinde yazılmış olan sözlüklerle karşılaştırılmış ve böylelikle tarihî karşılaştırmalı söz varlığı listesi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde isimler, yabancılara Türkçe öğretimi, eserin yazılmış olduğu Kıpçak sahası, eser ve müellifi ile karşılaştırmaya esas olan eserler hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünü oluşturan "İnceleme" kısmı ise üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümde metnin çevirisi ve diğer sözlüklerle karşılaştırılması yer almaktadır. Akabinde eserin isim söz varlığı tablo hâlinde diğer sözlüklerde yer alıp almamasına göre incelenmiş son bölümde ise isimler, yapı bilgisi bakımından incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümü ise, sonuç bölümünden oluşmakta burada da elde edilen veriler değerlendirilmektedir.
Turgut Uyar şiirinde varoluşsal yalnızlığın dışavurumu
Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatı'nda İkinci Yeni olarak adlandırılan şiir hareketinin münbit şairlerinden biri olan Turgut Uyar, varoluşsal yalnızlığın dışavurumunu çoğu zaman ilişkiler ve bir nesne üzerinden şiirlerinde anlatır. Ancak şair yalnızlığı sadece anlatmakla kalmaz aynı zamanda yalnızlık üzerine düşünür de. Yalnızlık başlı başına varoluşçu bir fenomen olması hasebiyle çalışmamızın merkezinde felsefe olmuştur. Varoluş felsefesinin önemli filozofları olan Soren Kierkegard, , Martin Heidegger, Jean Paul Sartre, ve Albert Camus odağında düşünsel okumalar yaparak yalnızlık kavramı aydınlatılmaya çalışılmıştır. Şiirleri yalnızlık yelpazesinin farklı kanatlarını oluşturan fırlatılmışlık ve düşüş, saçma, kaygı, utanç, vicdan ve ölüm üzerine düşünülmüştür. Turgut Uyar'ın bütün şiirleri Büyük Saat şiirinden mülhem Büyük Saat adlı kitapta toplanmıştır. Turgut Uyar şiirini felsefe odağında okuyarak edebiyat tarihine bir yenilik kazandırmak amaçlanmıştır.
Musical component in Ahmet Rasim's works
While being one of the prominent figures of Turkish literature, Ahmet Rasim was also a gifted composer and songwriter of Turkish-Ottoman classical music. Providing a clear, living portrait of the everyday life in late Ottoman İstanbul in many of his works and articles, he analyses with the same bright openness also Turkish music, one of its most typical and essential components. As an effective member of İstanbul's musical entourage during his entire life, Ahmet Rasim highlighted many times in his works the importance and profoundness of the trait d'union between literature and music in Turkish culture. Rasim's works have already been analysed many times from the literary and linguistic point of view but not from the musical one. The aim of this paper is pointing out how Ahmet Rasim, in our opinion one of the figures who better underlined the connection between music and literature in Turkey, denoted this strong relationship in his works and gained therefore a unique position in Turkish musical literature. KEYWORDS: Turkish Music, İstanbul, Ahmet Rasim.
Edebiyatta ve sinematografik uyarlamalarda Orhan Kemal karakterlerinin kronotopik yapısı
Mihail Bahtin'in edebiyatta sanatsal olarak ifade edilen, zamanla uzam arasında çeşitli toplumsal deneyimler aracılığıyla değişik biçimlerde kurulabilen içsel bağlar olarak tanımladığı 'kronotop', bir romanın öyküsel yapısının, temalarının, karakterlerinin ve imgelerinin analizi ve yorumlanmasında uygulanabilmektedir. Bahtin'in sadece roman için öngördüğü bu kavram, uzamsal ve zamansal göstergeleri biçimlendirerek üretimini gerçekleştiren sinema çalışmaları için de uygun görünmektedir. Bu çalışmada, anlattığı dönemin kültürel olgularını yansıtabilen ve karakterlerini toplumsal yaşamın içinde edindikleri konum bağlamında tanımlayan Orhan Kemal'in sinemaya uyarlanmış romanlarında yer alan karakterlerin oluşumunu etkileyen kronotopların filmlerde nasıl kullanıldığı araştırılmıştır. Anahtar kelimeler: Kronotop, Mihail Bahtin, anlatı, zaman-uzam, yazar-karakter ilişkisi, Orhan Kemal, sinema.
Köy seyirlik oyunlarının mizah kuramlarına göre incelenmesi
İnsanlar doğumlarından ölümlerine kadar geçen süreçte hoşça vakit geçirmek, boş zamanlarını değerlendirmek ve eğlenmek için oyun oynamışlardır. Bireylerin tek başlarına oynadıkları oyunlar olduğu gibi farklı bireylerin bir araya gelerek toplu halde oynadıkları oyunlar da vardır. Tarihsel süreç içerisinde insanların birlikte oynadıkları oyunlar toplu halde icra edilen sanat dallarına dönüşmüştür. Toplu halde oynanarak icra edilen sanat dallarından birisi de tiyatrodur. Toplumların tiyatro oyunları kendi kültürlerinin değerlerini, inançlarını, gündelik yaşam biçimlerini, hayatı algılayış biçimlerini, eğlence ve mizah anlayışlarını içerisinde barındırır. Türk insanının kültürünü yansıtan önemli oyunlardan birisi de geleneksel Türk tiyatrosunun bir kolu olan köy seyirlik oyunlarıdır. Köy seyirlik oyunları gündelik yaşam içinde yer alan pek çok kişi, olay ve durum hakkında bilgi verir. Köy seyirlik oyunları da Anadolu köylüsünün gündelik yaşam biçimlerine, hayatı algılayış biçimlerine, köylünün geçim kaynakları vb. gibi unsurlara yer verdiği gibi köylünün eğlence ve mizah anlayışına dair önemli bilgiler verir. Bu çalışmada Türk kültüründen önemli izler taşıyan eğlenme amacıyla oynanan köy oda oyunları "birlikte eğlenme", "eğlence kültürü" ve "mizah" kavramları göz önünde bulundurularak geleneksel mizah kuramları olarak kabul edilen uyumsuzluk kuramı, rahatlama kuramı ve üstünlük kuramı ile birlikte düşünülerek köy oda oyunları örneğinde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Köy seyirlik oyunları, Eğlenme Amacıyla Oynanan Köy Oda Oyunları, Mizah, Geleneksel Mizah Kuramları.
Divan şiirinde intihal
Sözlükteki karşılığı "aşırma" olan intihal, bir edebi terim olarak; "Bir kişinin bir başkasının sözünün, şiirinin, resminin, bestesinin vb. her türlü eserinin bir kısmını veya tamamını benimsemesi, kendine ait olmayan bir eseri, sözü, manayı kendininmiş gibi göstermesi" şeklinde tanımlanabilir. İntihal, tüm edebiyat devirlerinde görülmesi muhtemel bir durumdur. Hırsızlığın her türü gibi edebî anlamdaki hırsızlık da etik karşılanmayan bir hadisedir. Divan şiiri söz konusu olduğunda da aynı durum geçerlidir. Divan şiirinde genellikle "düzd-i ma'na", "hâyîde", "sârık", "sirka(t)", "sirkat-i şi'r", "tazmîn", "tırâş", "uğrulamak / uğurlamak" gibi terimlerle ifade edilen intihalle alakalı daha pek çok terim, kavram ve söz öbeği kullanılmıştır. Gerçek anlamı itibarıyla intihal manası taşımayan bazı sözlere benzetme ya da ima yollu intihal manası yüklendiği görülmüştür. Özellikle şuara tezkirelerinde şiir kabiliyeti yüksek olsun ya da olmasın pek çok şair intihalle suçlanır. Diğer yandan intihalin belagat ile ilgili bir yönü de vardır. Bazı belagat kitaplarında intihal diğer adı "nesh" olmak üzere "serikât-ı şi'riyye"nin bir kolu olarak yer alır. Sirkati açık ve örtülü diyebileceğimiz şekilde iki kısma ayıran bu kaynaklar "intihal" ve "nesh" dışında çalmanın diğer çeşitlerine edebî sanat nazarıyla bakmışlardır. Bu çalışmada klasik Türk şiirinin bizatihi uygulayıcısı olanların ortaya koydukları metinler -divanlar, mesneviler vb.- ile onları değerlendirenlerin, diğer bir ifadeyle konuya teorik açıdan yaklaşanların -şair tezkireleri, edebiyat tarihleri, antolojiler, belagat kitapları, sözlükler, araştırma eserleri vb.- kaleme aldıkları metinlerin bu meseleye bakışı ele alınmış, bu kaynakların intihalle alakalı olarak kullanmış oldukları terimler, kavramlar ve söz öbeklerinin tespiti ve tasnifi yapılmıştır. Sözlüklerde, terim sözlüklerinde, belagat ve edebiyat nazariyesi kitaplarında bu kavramların nasıl değerlendirildiği, edebî metinlerdeki kullanımları da örnek gösterilerek incelenmiştir. Ayrıca tezkire yazarlarının intihalle suçladıkları şairler kronolojik bir şekilde verilmiş, divanlarda ve mesnevilerde şairlerin intihale bakış açısı, bu konuda kendileri ve diğer şairler hakkındaki kanaatlerinin de değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Karahisarî Ali Vasfi Baytâr-nâme (İnceleme-metin-sözlük-dizin)
Genel anlamda hayvan hastalıkları ve tedavilerini ele alan baytârnâmeler özele inildiğinde atların hastalıklarını ve bu hastalıkların tedavilerini, atların nasıl özellikleri olması gerektiği gibi konuları işler. Bizim üzerinde çalıştığımız eserimiz atların genel özellikleri, hastalıkları ve tedavi yöntemlerini ele almaktadır. Metnimiz inceleme, metin, dizin ve tıpkıbasım olmak üzere dört bölümden oluşan bir dil çalışmasıdır. Tezimizin giriş bölümünde baytârnâme hakkında genel bilgiler, teze konu olan metin hakkında genel bilgiler ve imla özellikleri incelenmiştir. İnceleme bölümünde ise metin ses bilgisi ve şekil bilgisi açısından incelenmiştir. Metin bölümünde, eserin transkripsiyon alfabesine çevirisi yer almaktadır.67 varaktan ibaret olan eserde her bir varak 11 satırdan oluşmaktadır. Dizin bölümünde, transkripsiyon metnindeki tüm kelime ve kelime grupları alfabetik olarak yer almaktadır. Sözlük oluşturulurken kelimelerin metindeki anlamları dikkate alınmıştır. Çalışmanın sonunda, metnin tamamının tıpkıbasımına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: At, Baytârnâme, At Hastalıkları, Karahisarî Ali Vasfi, İlaçlar.
Çorlulu Zarîfî ve Mihr ü Mâh mesnevisi (Giriş-inceleme-metin-dizin-tıpkıbasım)
Kadim bir dil olan Türkçe, tarihi gelişim evrelerinde geniş bir coğrafya yayılmış ve bu süreç içerisinde Türk dilinin yazımı için farklı zamanlarda farklı alfabeler kullanılmıştır. Özellikle İslamiyetin kabulü ile kullanılmaya başlanan Arap alfabesi, Türk dilinin en çok eser verdiği ve en uzun süre kullandığı alfabe olmuştur. Bu alfabeyle oluşturulmuş çok fazla el yazması eser, yurt içinde ve yurt dışında bulunup kayıt altına alınarak incelenmiş dönemin dil ve edebiyatının daha iyi anlaşılmasına vesile olmuştur. Doktora tezi olarak çalıştığımız Çorlulu Zarîfî'nin Mihr ü Mâh mesnevisinin incelemesi de bu düşünce bağlamında oluşmuştur. 16. yüzyıl şairi olarak değerlendirilen Çorlulu Zarîfî tarafından kaleme alınan Mihr ü Mâh mesnevisi, toplamda beş nüshadan oluşmaktadır. Bu nüshalardan üçü yurt dışında (Almanya Milli Kütüphanesi Nüshası, Biblioteca Apostolica Vaticana/Vatikan Nüshası, Hollanda/Leiden Üniversitesi Kütüphanesi Nüshası) ikisi ise yurt içinde (Atatürk Üniversitesi Seyfettin Özege Kütüphanesi Nüshası, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Nüshası) bulunmaktadır. Bu beş nüshadan hareketle eser, tenkitli metin tekniği ile incelenmiş ve esas itibarıyla da metnin dili üzerine çalışılmıştır. Bu çalışma giriş, inceleme, tenkitli metin, gramatikal dizin ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Klasik bir aşk teminin işlendiği Zarîfî'nin bu mesnevisi, toplam 1217 beyitten oluşmaktadır. Beş nüshanın karşılaştırılmasıyla sağlam bir metnin oluşturulduğu bu tez, hem dönemin dil özelliklerinin tespit edilmesine hem de Türk diline katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Mesnevi, Mihr ü Mâh, Türk dili, yazma eserler, Zarîfî.
Altay, Tuva ve Hakas destanlarında tabiat kültleri
Kült, benzerlerinden tanrısal bir güç kaynağı vasıtasıyla ayrılan, yaratıcı-insan ilişkisinde aracı bir misyon yüklendiği gibi yüce ve kutsal kabul edilen, arkaik bir geçmişe sahip, çeşitli ritüellerle hayata geçen mitik ve dinsel bir inanç örüntüsüdür. Tabiat kültleri içerisinde yer alan su, ağaç, toprak, dağ ve taş kültleri; insanoğlunun canlı olarak tasavvur ettiği, yüce ve kutsal kabul ettiği, dini ve dünyevi olarak saygı duyduğu, Tanrı ile arasında vasıta kılarak bünyesinde barındırmış olduğu olağanüstülükten ve güçten faydalandığı ibadet aracı, yaşam kaynağı olan kutsal mekânlar ve kutsal varlıklardır. Eski Türklerin dini inançlarının temelini Gök Tanrı inancı, atalar kültü ve tabiat kültleri oluşturmaktadır. Bununla birlikte geleneksel inanç ve düşünüş sistemine göre canlı ve cansız her şeyin bir ruhu olduğuna inanılmaktadır. Tabiat kültlerinin temelini de bu inanış oluşturmaktadır. Bu inanışa göre ağaç, su, taş, ateş, yağmur vb. gibi tabii unsurların bir koruyucu ruhu ve hamisi vardır. Türk inanç sisteminde iye olarak adlandırılan bu ruhlar, tanrısal güçlere sahip, nesnelerin ve tabiat unsurlarının koruyucusu veya sahibidir. Yeryüzünde iyesi olduğuna inanılan tabiat unsurları da (ağaç, su, dağ vb.) aynı zamanda bir kült nesnesidir. Dolayısıyla tabiat kültleri insanoğlunun inanç ve düşünüş sistemini, tabiatı algılayış biçimini, yaşam tarzını, dini nasıl yaşadığını ve bunun hayatına nasıl yansıdığını ortaya koymaktadır. Kâinatın ve insanlığın yaratılışını, milletlerin doğuşunu, yaşatıldığı toplumun kolektif bilincini, inançlarını ve kültürel değerleri gibi birçok unsuru barındıran kültür tarihimizin en önemli kaynaklarından biri olan destanlar, bu araştırmanın temel kaynakları olarak belirlenmiştir. Altay, Tuva ve Hakas Türklerine ait destanların ele alınmasında bu sahaların sözlü kültür açısından zengin ve önemli bir destan külliyatına sahip olmaları ile Altay, Tuva ve Hakas destanlarının konu, inanç sistemleri, mitolojik ve kültürel unsurlar bakımından benzerlik göstermeleri belirleyici olmuştur. Çalışmamızda Altay, Tuva ve Hakas Türklerine ait destanlar incelenerek tespit edilen tabiat kültleri niteliklerine, özeliklerine, amaç ve işlevlerine göre isimlendirilmiş ve kendi içerisinde bir tasnife tabi tutularak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ağaç kültü, dağ kültü, kült, su kültü, taş kültü, toprak kültü.
Alamanya ağıtları
Ağıt denildiği zaman akla ilk olarak ölüm gelse de, gurbet ve özlem başta olmak üzere pek çok konu ve durum üzerine ağıtlar yakıldığı görülmektedir. Gurbet, göçle bağlantılı bir olay olarak karşımıza çıkmaktadır. 1950'li yıllarda kırdan kente gerçekleşen göçleri, 1960'lı yıllarda Batı Avrupa'nın işgücü talebiyle birlikte gerçekleşen dış göçler izlemiştir. İşgücü göçü ile birlikte pek çok Türk, başta Almanya olmak üzere, Batı Avrupa ülkelerinin yolunu tutmuştur. İlk zamanlarda, ağırlıklı olarak erkeklerden oluşan Türk işgücünün göçü geçici olarak düşünülmesine rağmen ilerleyen süreçte kalıcılığa evrilmiş, durum böyle olunca da pek çok Türk işçisi ailesini yanına almış ve Avrupa ülkelerindeki Türk sayısı artış göstermiştir. Avrupa ülkelerinde yabancı olarak nitelenen Türkler, Türkiye'de Alamancı olarak ifade edilmişler ve pek çok konuda farklılık göstermeleri sebebiyle ötekileştirilmişlerdir. Arkasında sevdiklerini bırakarak farklı bir kültürün içine düşen, ağır iş koşullarında çalışan, ırkçı saldırılara maruz kalan ve sılada kalan sevdiklerine özlemi her dakika artan Alamancılar, yaşadıkları sıkıntıyı, özlemi ve hüznü ağıtlar yoluyla dışa vurmuşlardır. Sadece Alamanya'da olanlar değil sılada kalan anne-babalar, eşler ve çocuklar da yaşadıkları hüznü ve özlemi ağıtlar aracılığıyla dile getirmişlerdir. Alamanya ağıtları ilk başlarda sadece gurbet ve özlemi dile getirirken zaman içerisinde Alamanya'da ve Türkiye'de gerçekleşen ölümler de ağıtların ana yakılma sebepleri arasına girmiştir. Tüm Avrupa ülkelerindeki Türklerin ve sılada kalan sevdiklerinin yaktıkları ağıtları kapsayacak şekilde kullanılan "Alamanya Ağıtları" başlıklı çalışma, bugüne kadar konu ile ilgili kapsamlı bir çalışmanın yapılmamış olmasından yola çıkılarak hazırlanmıştır. Çalışma için yazılı kaynaklar taranmış, sözlü kaynaklarla görüşülmüş, YouTube üzerinden Alamanya ile ilgili kayıtlar dinlenmiş ve toplamda yüz altmış altı (166) ağıt metnine ulaşılmıştır. Çalışmada ağıt metinleri şekil, içerik, dil ve üslup yönlerinden incelenmiştir. Ayrıca ağıtların bölgesi, kimden kime yakıldıkları, ağıt yakıcıların cinsiyeti, ağıtların isimlendirilmesi ve ağıtların muhatabı ile ilgili bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ağıt, Almanya/Alamanya, gurbet, işgücü göçü.
Kıssa-i Anter 5. cilt (metin-inceleme-sözlük)
alıştığımız metin, 16. yüzyılda yazılmıştır. Metinde, Arap toplumu içinde meşhur olan Anter bin Şeddad'ın başından geçen hikāyeler anlatılmaktadır. Metin, Anter kıssalarının anlatıldığı ciltlerden 5. cilt olup 336 varaktan oluşmaktadır. Mütercimi belli olmayan Anter kıssaları, 1477'de Fatih Sultan Mehmet'in isteğiyle Türkçeye çevrilmeye başlanmıştır. Çalıştığımız metin Anter kıssalarının 5. cildidir. Bu metnin 1568 yılında tamamlanmıştır. Bu bilgi, metnin sonunda yer alan Arapça bilgilere dayanılarak tespit edilmiştir. Metnin bilinen 35 yazması bulunmaktadır. Türkiye'de, Fransa'da, Mısır'da nüshaları bulunan metnin Türkiye'deki nüshalarının Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde, Ankara Üniversitesi Kütüphanesinde bulunduğu tespit edilmiştir. Kıssa-i Anter'in 5. cildi olan çalışmamız, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. K. 890 arşiv numarası ile kayıtlı olan metinde, Anter'in kahramanlıkları anlatılmaktadır. Metinde, hikāyeler birbirinden bağımsız olmamakla birlikte tamamen bağlı bir nitelik de taşımamaktadır. Hikāyelerde Anter'in bir kahramanlıktan başka bir kahramanlığa koştuğu anlar anlatılmakta olup anlatıcının zengin anlatım gücü sayesinde hikāyeler okunulurken sürükleyici, heyecan verici bir anlatım tarzıyla karşılaşılmaktadır. Hikāyeleri şu başlıklar altında toplamak mümkündür: Anter, Zü'l-Himar ve Gamra Hikāyeleri; Anter ve Cömert Hatem'in Hikāyesi; Mecid, Esma ve Meysere'nin Hikāyesi; Anter, Melik Numan, Hani bin Mes'ud ve Kiseri'nin Hikāyesi, Meysere'nin Esma'yı Kaçırması Hikāyesi. Çalışmamız, dört ana bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde Anter bin Şeddad'ın hayatı, yazar hakkında bilgiler; ikinci bölümde metnin incelemesi; üçüncü bölümde 5. cildin transkripsyonlu metni; dördüncü bölümde sözlük çalışması yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Anter bin ġeddad, kahraman, 5. cilt, hikāyeler.
Ankara Milli Kütüphane 06 mil YZ A 9581 ve 06 HK 3844 numaralarda kayıtlı şiir mecmualarının metni ve Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi (MESTAP)'ne göre tasnifi
Klāsik Türk edebiyatı çok geniş bir kaynaklar hazinesine sahiptir. Bu kaynakların en önemlilerinden biri de hiç şüphesiz şiir mecmualarıdır. Şiir mecmuaları, farklı dönemlerdeki şairlere ait metinlerin, metin parçalarının düzenli veya düzensiz olarak bir araya getirildiği derleme eserlerdir. İçeriklerine göre farklı tür ve formlara ayrılırlar. Edebiyat tarihinde daha önce hiç bir kaynakta karşılaşılmayan bazı bilgilere şiir mecmuaları sayesinde ulaşılabilmektedir. Ayrıca sadece edebiyata değil, zengin içerikleriyle farklı bilim dallarına da kaynaklık ettikleri görülmektedir. Bu yüzden şiir mecmuaları, Türk kültür ve edebiyatı için önemli bir kaynak olarak görülürler. İki bölümden oluşan çalışmamızda, Ankara Millī Kütüphane 06 Mil Yz A 9581 ve 06 Hk 3844 numaralarda kayıtlı şiir mecmualarının transkripsiyonlu metni ve Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi (MESTAP)'ne göre tasnifinin yanı sıra şiirlerin nazım şekilleri, nazım birimleri, şairleri ve şairlerin yaşadıkları yüzyılların yer aldığı tablolar yer almaktadır. 06 Mil Yz A 9581 numaralı şiir mecmuasında daha çok XVI. yüzyılda yaşamış şairlerin şiirlerinin ağırlıkta olduğu görülürken 06 Hk 3844 numaralı mecmuada ise XIX. yüzyılda yaşamış şairlerin şiirlerinin fazla olduğu görülmektedir. İncelediğimiz mecmualarda önemli olan bazı hususlar, mecmuada şiiri bulunan ve divanı olan şairlerin bazı şiirleri mecmuada yer almasına rağmen divanlarında bulunmamaktadır. 3844 numarada kayıtlı mecmuada, adına daha önce hiç bir kaynakta rastlanılmayan Durdu Dede, Vehmī gibi şairler yer almaktadır. İki mecmuada da edebiyatımızda adından sıklıkla bahsedilen şairlerin şiirlerine yer verildiği görülmektedir.
Millî Kütüphanede 06 Mil Yz A 5466 numarada kayıtlı şiir mecmuasının transkripsiyonlu metni ve Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi'ne (MESTAP) göre tasnifi
"Toplanmış, toplanıp biriktirilmiş, bir araya getirilmiş" gibi anlamlara gelen mecmua, Arapça "cem" mastarından türetilmiştir. Dergi, gazete gibi süreli yayınlara da ad olan mecmua edebiyat terimi olarak aynı türden yazı, şiir, risale vb. şeylerin bir araya getirilmesiyle oluşan kitapları ifade eder. Mecmualarda bulunan şiirlerin edebiyat dünyasına kazandırılması büyük önem taşır. Çalışmamızın konusu Millî Kütüphanede 06 Mil Yz A 5466 numarada kayıtlı şiir mecmuasının transkripsiyonlu metni ve Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi'ne (MESTAP) göre tasnifidir. Çalışmamıza konu olan mecmuada çoğu 17. yüzyılda yaşamış şairlere ait 560 şiir bulunmaktadır. Derleyicisi ve derlendiği dönem hakkında bilgi sahibi olamadığımız mecmua 159 varaktan oluşmaktadır.
Nigar Refibeyli`nin şairliği
XIX. Yüzyılın sonu, XX. yüzyılın başında Azerbaycan edebiyatının roman, şiir ve tiyatro alanındaki hızlı gelişimi, 1920 senesinde Sovyetler Birliğinin egemenliği altına geçmesiyle 70 senelik bir süreyi kaplayan işgal devri edebiyat ve sanat anlayışında bir çok yeniliklere ve gerilemelere sebep oldu. Bu yıllarda Azerbaycan şair ve yazarları zoraki rejimin isteklerine uygun eserler vermeye başladılar. Sovyetler Rejimi`nin egemen olduğu bir zamanda kendi şiirlerini ortaya koyan, çevirmen kimliğiyle de bilinen Nigar Refibeyli, Sovyetler Dönemi Azerbaycan edebiyatında şiir ve yaptığı çevirileriyle kendini ifade eden nadir kadın şairlerden biridir. Nigar Refibeyli sade ve anlaşılır bir dilde yazdığı şiirlerinde bireysel ve evrensel temalara yer vermiş, aynı zamanda vatan, anne sevgisi, şevkat, kadın, insan sevgisini derin samimiyet ve açıklıkla ifade etmiştir. II. Dünya Savaşı`nın başlamasıyla birlikte şiirleri daha çok savaş konularını işlemiş, şiirlerinde hasret ve sevgiye büyük bir yer vermiştir. Genel olarak şiirlerinin konusu doğa, devrin sorunları ve insanların güncel duygu ve düşünceleridir. Nigar Refibeyli XX. yüzyılda Azerbaycan edebiyatında yeni sayılan serbest şiirin ilk numunelerini vermekle birlikte, zaman zaman aruz ama daha çok hece vezninde şiirler ortaya çıkarmıştır.
Sait Faik Abasıyanık'ın ada ve deniz içerikli anlatılarında "Kahramanın Sonsuz Yolculuğu"
Sait Faik Abasıyanık, Türk Edebiyatında kendine has üslubuyla yer edinmiş önemli bir sanatkârdır. Üretkenliğini hikâye türünde göstermiş olsa da yazmış olduğu roman ve şiirler ile de edebiyatımızda adından söz ettirmeyi başarmıştır. Özellikle yazmış olduğu hikâyeler ile kendisinden sonra gelen yazarlara yeni bir yol çizmiştir. Sait Faik Abasıyanık, eserlerinde hemen hemen her konu ve temayı işlemiştir. Ancak onun en yoğun işlediği tema ada ve denizdir. Hikâyelerinin çoğu bu iki tema üzerine şekillenmiştir. Ada anlatılardaki olayların asıl geliştiği mekân halindedir. Bununla birlikte karakterlere içlerinde bulunduğu karmaşa ve gürültüden sığınma imkânı sunar. Ada, onlar için hem kaçış hem de rehabilitasyon işlevi görür. Bu bakımdan ada ile Joseph Campbell'in mitolojik kahramanın monomit serüvenini incelediği serüveninde yer alan balinanın karnı imgesi arasında bir benzerlik kurulmuştur. Sait Faik'in eserlerinde bir diğer yoğun olarak işlediği tema olan deniz ise onun sonsuzluğa duyduğu arzunun bir dışavurumu olarak yer alır. Bu yönüyle o ada ve denizden bağımsız olarak düşünülemeyip Türk edebiyatında bu iki temanın en başarılı ismi olarak temsil edilmiştir. Hazırlanan çalışma Joseph Campbell'in Kahramanın Sonsuz Yolculuğu olarak tanımladığı sistematiği üzerine temellendirilmiştir. Dört ana bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde Joseph Campbell'in kuramıyla ilgili teorik bilgi verilmiş, ikinci bölümde ada ve denizin yer aldığı anlatılar bahsi geçen bu kurama göre özetlenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde adanın yer aldığı anlatılar tespit edilmiş ve balinanın karnı imgesi doğrultusunda karakterler üzerinde bıraktığı etki incelenmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise deniz teması incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sait Faik Abasıyanık, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, Ada ve Deniz.
Hasan Öztürk'ün eleştirel denemeciliği
Bu araştırma Hasan Öztürk'ün nesnel eleştiriye dair eksiklikleri ve objektif eleştirinin gelişimi için dikkat edilmesi gereken hususları ele aldığı incelemelerini değerlendirmek amacıyla ortaya koyulmuştur. Araştırma, Öztürk'ün, kendine özgü üslubu ve edebi donanımı ile kaleme aldığı Kitabın Dilinden Anlamak, Yazının İzi, Aynadaki Rüya, Kurmaca ve Gerçeklik, Kendine Bakan Edebiyat, Gündem Edebiyat, Üç Duraklı Yolculuk adlı kitapları üzerinden yürütülmüştür. Araştırmada Öztürk'ün, eleştiride politika, özgürlük, ideoloji, bireysellik, eğitim, estetik gibi olgular üzerinde sıklıkla durduğu gözlenmiş, edebiyatçılar hakkındaki fikirlerine de yer verilmiştir. Edebi türler üzerindeki eleştirilerinin daha çok roman ve hikâye üzerinde yoğunlaştığı anlaşılmaktadır. Deneme türünü ise özel bir yaklaşımla değerlendirmiş, denemeyi özgürlüğün ve özgünlüğün en fazla yer bulabildiği yazı türü olarak görmüştür. Çalışmada Hasan Öztürk'ün, eleştirileriyle pek çok eleştirmene örnek teşkil edecek dikkatler öne çıkarılmıştır. Edebiyat camiasına yeni adım atacak sanatçılara verdiği tavsiyeler de çalışmada yer almaktadır. Çalışmada Öztürk'e ait bu yaklaşım ve tavsiyelerin sanat dünyasına katkısı ortaya koyulmaktadır. Edebiyatın gelişimini genç kuşağın ilgisi, üretimi ve yaratıcılığıyla ilişkili bulduğu düşüncelerine de yer verilmiştir. Roman ve hikâye tenkitlerinde biçim ve anlatı tekniği, karakter, kurgu ve fikri yapı gibi ayrıntılara değindiği görülmektedir. Eser ve sanatkâr arasındaki bağı çeşitli yönlerle ele alığı örneklerle açıklanmıştır. Yazar, şair ve eleştirmenlerin dil, anlatım ve üslup özelliklerini kendisine ait bakış açısıyla objektif bir şekilde ele alan Öztürk, metin merkezli eleştiri anlayışıyla eserlerini kaleme aldığı tespit edilmiştir. Aynı zamanda Öztürk'e dair dil, anlatım ve üslup özelliklerine de yer verilmiştir.
Halk hikâyelerinin elektronik kültür ortamındaki serüveni
Teknoloji ve bilimdeki hızlı gelişmeler, çeşitli konulardaki değişim ve dönüşümü de beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla artık kültür aktarımını radyo, televizyon, sinema ve internet gibi medya endüstrileri üstlenmiştir. Hâliyle bu süreç, geleneksel ve modern ürünler arasındaki sentezi kaçınılmaz kılmıştır. Geleneksel kültür ortamında icra edilen halk hikâyeleri de bu durumdan etkilenerek varlığını yeni kültür ortamlarında devam ettirmeye çalışmaktadır. Halk hikâyelerinin elektronik kültür ortamındaki serüveninin izini süren bu araştırmada barındırdığı baskın motiflerle halkın zihninde yer edinen, bilinirliği yüksek beş hikâye seçilmiştir. İlk olarak bu hikâyelerin sözlü gelenekteki konumlarına değinilmiş ardından sinema, radyo, televizyon ve internetteki somut varlıkları yapılan tasnif çalışmalarıyla ortaya konmuştur. Bahsi geçen tasnif çalışmalarında her medya unsurunun dinamik yapısının farklı olması bilinciyle hareket edilerek çeşitli araştırmacılar ve kurumlar tarafından öne sürülen sınıflandırma uygulamaları göz önünde bulundurulup değerlendirilmiştir. İncelemeleri kapsayan son bölümde ise tespit edilen materyallerden seçilen örnekler metinlerarasılık kuramı bağlamında incelenerek gelenekteki hikâye (alt metin) ile elektronik kültür ortamındaki hikâye (ana metin) arasında gerçekleşen değişim ve dönüşümler ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Geleneksel verimleri kullanma eğilimin daha da arttığı yirminci yüzyılın ortalarından itibaren halk hikâyeleri, çeşitli değişim ve dönüşümlerle olsa dahi medya merkezli içeriklerde yeni formlarda yer almıştır. Zaman ve mekân sınırlaması olmaksızın kolay bir şekilde veriye ulaşılabilme imkânının olduğu günümüz dünyasında gerçekleşen bu eylemi, folklorik ürünün yeni yaşam alanlarındaki var olma girişimi şeklinde yorumlamak da mümkündür. Bu husus, kültürün nesillere aktarımında oldukça önemlidir.
Divanlardan hareketle XIX. yüzyılda sosyal hayat
Kısaca "sıradan insanın tarihi" olarak tarif edilen sosyal hayat, sınırları kesin bir şekilde çizilemeyen çok geniş bir yaşamsal alanı imlemektedir. Ferdî ve içtimai olarak geliştirilen eylemler ve ilişkiler bütününün ifadesi olan sosyal hayat, toplumsal nizamın teşekkül etmesinde büyük bir önemi haizdir. Maddi ve manevi kültür unsurlarının tamamını içermesi yanında ferdin anlık reflekslerini, durumsal davranışlarını, sezgisel hareketlerini ve daha pek çok hususiyetini kaydeden geniş bir bellek hüviyetindedir. Bu bellek, yeme içmeden giyim kuşama, eğlenceden mimariye, gelenek ve inanışlardan spora, edebiyattan musikiye değin insan hayatının her ayrıntısını zaman ve mekân değişkenlerine bağlı olarak tarihin bir kesitinde somutlaştırmaktadır. Dolayısıyla toplumun sanatsal faaliyetlerinde de müessir bir gücü bulunan sosyal hayat hem sanatı şekillendiren hem de sanat tarafından şekillendirilen bir yapıya sahiptir. Bu minvalde edebiyat ile sosyal hayat arasında da karşılıklı bir tesirden bahsetmek hatta edebiyatın, sosyal hayata dair ciddi veriler sunabilecek bir vesika değerinin bulunduğunu belirtmek gerekir. Nitekim toplumsal değer yargıları ve kültürel kabulleri çerçevesinde yetişen sanatçının, sanatsal faaliyetlerini bunlardan bağımsız olarak yürütmesi olanaklı değildir. Mahsullerini böyle bir ortamda veren klasik Türk edebiyatının da devrinin sosyal hayatına dair yapılacak araştırmalar için temel başvuru kaynaklarından biri olduğunda şüphe yoktur. Tahlil çalışmalarında bir bölüm olarak başlayan divan şiirinde sosyal hayat çalışmaları, bugün müstakil bir araştırma alanı hâline gelmiş ve Tanzimat'tan beri bu edebiyatın sosyal hayattan kopuk, dönemin yaşantısından uzak olduğu yönündeki eleştirileri aksi yönde noktalamıştır. Söz konusu çalışmaların devamı niteliğindeki bu tez de 19. yüzyıl divan şiirindeki sosyal hayat unsurlarını tespit etme gayesiyle hazırlanmıştır. Sosyal hayat noktasında devrini temsil kabiliyetine sahip 30 divan seçilip taranmış; elde edilen veriler yerleşim merkezleri, ulaşım ve haberleşme, yeme içme, giyim kuşam, eğlence ve şenlikler, sportif faaliyetler, musiki kültürü, mimari, gelenekler ve inanışlar ile sağlık olmak üzere on bölüm hâlinde tasnif edilerek değerlendirilmiştir. Her başlıkta konuyla ilgili kitabi bilgiler sunulduktan sonra örnek metinler, açıklamalarına yer verilerek ilim âleminin istifadesine sunulmuştur.
Dilde arkaiklik olgusu ve Irak Türkmen ağızlarındaki dil unsurlarının arkaiklik bağlamında incelenmesi
Türkoloji çalışmalarında dilde arkaiklik üzerinde teorik açıdan fazlaca durulmamış ve bugüne dek herhangi bir bölgenin ağzı bütün yönleriyle arkaiklik bakımından incelenmemiştir. Tezimizde bu eksiklikler göz önünde bulundurulmuş, bir yandan arkaikliğin nasıl tanımlanması gerektiği tespit edilmeye çalışılmış diğer yandan Irak Türkmen ağızlarında fonetik, morfoloji ve kelime-anlam arkaikliği araştırılmıştır. Çalışmamızda arkaikliğin bir terim olarak mahiyeti ortaya konulurken dilde değişme olgusundan yola çıkılmış, böylece dilde değişmeyen unsurların hangilerine hangi ölçütler kullanılarak arkaik hükmü verileceği üzerinde durulmuştur. Arkaikliğin etraflı bir tanımı yapıldıktan sonra da Irak Türkmen ağızları arkaiklik bakımından incelenmiştir. Tezin yürütülmesinde öncelikle yazılı metinler, gramer çalışmaları, sözlükler ve konuyla ilgili çeşitli kitap ve makalelerden yararlanılmış, yazılı kaynaklardaki bilgilerle de yetinilmemiş bölge sakinleriyle, aydınlarıyla ve alanda çalışmış uzmanlarla soruşturmalar da yapılarak konunun daha sağlıklı bir şekilde işlenmesi ve sonuca varılmasına gayret edilmiştir. Tezimizin fonetik bölümünde Irak Türkmen ağızlarındaki sesler ve ses hadiseleri incelenerek bu ağızlardaki arkaik fonetik unsurlar tespit edilmiş, morfoloji bölümünde ise bir yandan yapım ve çekim eklerinin arkaikliği araştırılmış diğer yandan bu eklerde, varsa işlev arkaikliği tespit edilme yoluna gidilmiştir. Kelime-anlam bölümünde ise kelimelerden hangilerinin veya hangi anlamlarının arkaik olduğu üzerinde durulmuştur. Tezimizde bir yandan art zamanlı metotla Türk dilinin tarihî dönemleri boyunca her bir dil unsurunun gelişimi incelenmiş, eş zamanlı metotla da Türk dilinin çeşitli lehçe ve ağızları arasında karşılaştırmalara girişilerek ilgili dil unsurunun arkaikliği hakkında hüküm verilmeye çalışılmıştır.
Didem Madak'ın şiirlerinde ana izlekler
Bu çalışma, Didem Madak (1970 – 2011)'ın Grapon Kağıtları (2000), Ah'lar Ağacı (2002), Pulbiber Mahallesi (2007) başlıklı kitaplarının tematik açıdan incelenmesinden oluşmaktadır. Kendi hayatından yola çıkarak şiirlerini kaleme alan ve şiiri bir kurtuluş ve yaşama tutunma nedeni olarak gören Didem Madak'ın şiirleri daha çok mutsuzluğun şiirleridir. Bu mutsuzluk, Madak'ın küçük yaşta annesini kaybetmesiyle başlamış, hayattan istediğini elde edemeyince derinleşmiş ve artık mutlu olamayacağı düşüncesiyle şairin ruhunda onarılamaz bir yaraya dönüşmüştür. Didem Madak'ın hemen hemen bütün şiirleri, onun derinden duyumsadığı acılarının belki de tek tanıklarıdır. Yalnızlık, hüzün, anne özlemi, aşk, kadının dünyası, çocukluk, yoksulluk vb. izlekler, şairin acılarının ispatıyken Didem Madak'ın kaleminde derin bir anlam dünyasının örnekleridir. Didem Madak, acılarını şiirleri aracılığıyla paylaşırken itiraf şiiri de diyebileceğimiz gizdökümcü şiir anlayışının yansımasını sunar. Didem Madak'ın şiirleri, bizde itiraf şiiri yoktur diyenlere büyük bir örnek teşkil etmektedir. Anahtar kelimeler: Didem Madak, şiir, izlek, gizdökümcülük, feminizm.
Muḥammed B. Şâhḳulu Yûsuf U Zelîḫâ (İnceleme-metin-sözlük-tıpkıbasım)
Kaynağı İslami temellere dayanan Yûsuf u Zelîhâ kıssası Türk, Fars ve Arap edebiyatlarında oldukça ilgi görmüştür. Kıssa ders çıkarılması gereken, eğitici ve öğretici nitelikli hikâyelerdir. Kıssalar; dinleyenler için anlatılan hâdiselerden ders çıkarma, bilgi edinme, eğlendirme vb. aracı olarak kullanılmıştır. Bu çalışmanın konusu olan eserde, Hz. Yûsuf'un başından geçen hâdiseler işlenirken dini tahkiyeyi desteklemesi açısından pek çok ayet ve hadis dayanak olarak gösterilmiştir. Eserin çoğunluğu mensur olup, diğer kısımlar mesnevi tarzında yazılmıştır. Çalışmanın esasını, gerek muhtevası gerek söz varlığı gibi hususiyetlerden dolayı Eski Anadolu Türkçesi metinlerinden olduğu tespit edilebilen Yûsuf u Zelîhâ hikâyesi oluşturmaktadır. İncelenen eser, Eski Anadolu Türkçesine ait hususiyetleri yansıtması bakımından büyük bir önem arz eder. Dili genel olarak sade ve anlaşılırdır. Motifler açısından oldukça zengindir. Bu motifler geleneğe uygun bir biçimde ele alınmıştır.El yazması olan kaynak, Kayseri ilinin Bünyan ilçesinde Mazhar Hacıpaşaoğlu'na ait özel ev kütüphanesinden temin edilmiş olup, yegâne nüshadır. Giriş bölümünde müellif ve eserin kaynağı hakkında bilgi verilmiş devamında dil ve üslup özellikleri değerlendirilmiştir. Muhteva incelemesinin ardından ses ve şekil özellikleri ortaya çıkarılmıştır. Transkripsiyonlu metin bölümünde, Arap harfli metin Latin harflerine aktarılmıştır. Okuyucunun metni anlamasını kolaylaştırması bakımından sözlük çalışması ile sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yûsuf Kıssası, Yûsuf ile Zelîhâ, Eski Anadolu Türkçesi
Halk hikâyelerinde mekânı dönüştüren unsurlar
Halk hikâyeleri, toplumların tarihsel, kültürel birikimlerinin sözlü anlatı biçimiyle aktarıldığı ürünlerdir. Destan türünden sonra oluşum gösteren halk hikâyeleri, insanın toplum karşısında birey olma sürecinin işlendiği ve erginleşmesinin yansıdığı edebi bir tür olarak değerlendirilebilir. Anlatı özelinde hikâyelerin ana izleğini kahramanın içsel ve dışsal çatışmaları oluştururken anlatılan toplumun; geleneksel kodları, günlük yaşamı, ilişkileri, yönetimi, ekonomik durumu vb. gibi birden fazla konuya da ayna tutmaktadır. Anlatılarda kahramanlar, olaylar ve mekânlar bütünün parçalarını oluşturur. Yerleşik düzenin tahsis ettiği özel mülkiyet ve mekânsal aidiyet kavramları mekânı sadece anlatının geçtiği coğrafi bir zemin olmanın ötesine taşıyarak kahramanın değişiminde anlam yüklü unsurlar hâline getirir. Halk hikâyelerinde mekân, kahramanların yolculuklarını, sınavlarını ve dönüşümlerini yansıtan sembolik bir düzleme erişmekte, kimi zaman da bir tehdit unsuru ya da mistik bir geçiş alanı olarak değerlendirilebilmektedir. Bu çalışmada halk hikâyelerinde mekânın nasıl dönüştüğü, bu dönüşümün hangi unsurlarla gerçekleştiği incelenmiştir. Hikâyelerde yer alan saraylar, dağlar, çöller, evler vb. mekânlar; olayların gelişimine katkıda bulunan "çevresel mekân"lar olarak değerlendirilirken; cinsiyet, şehirleşme, eşik, vb. kavramlar da kahramanı psikolojik olarak etkileyen ve dönüştüren "algısal mekân"lar olarak değerlendirilmiştir. Halk hikâyelerinde mekânın statik olmayan, sürekli dönüşen ve anlatıya yön veren çok katmanlı yapısı incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: halk hikâyesi, mekân, kahramanın dönüşümü, mekânın dönüşümü
Divanlarda küçük mesneviler
Klasik Türk edebiyatı yaklaşık altı yüzyıl boyunca farklı nazım şekilleri ve türlerle varlığını sürdürmüştür. Klasik Türk edebiyatı alanında metin neşri, metnin muhteva incelemesi gibi çalışmaların yanında bir nazım şeklini merkeze alarak bu alanı her yönü ile inceleyen çalışmalar vardır. Biz de çalışmamızda divanlarda önemli bir yer tutan ve üzerinde bugüne kadar hakkıyla durulmayan "küçük mesneviler" konusu üzerinde durmayı uygun bulduk. Divan şiirinde beyitlerle yazılan nazım şekillerinden biri mesnevilerdir. Arapça "ikili, ikişer" anlamına gelen "mesnâ" kelimesinin nisbet eki almış şekli olan mesnevi, her beyti kendi aralarında kafiyeli nazım şekline denir. Mesneviyi, beyitlerle yazılan diğer nazım şekillerinden ayıran özelliği her beyitte ayrı kafiyeye yer verilmesidir. Divan şiirinde müstakil eser olan mesneviler yanında divanlarda yer alan küçük mesneviler de bulunmaktadır. Müstakil mesnevilerle divanlarda yer alan mesnevileri ayıran temel ölçüt müstakil mesnevilerin belli bir plan dâhilinde yazılıp kitaplaşmasıdır. Bu tezin amacı küçük mesnevileri şekil, muhteva, dil ve üslûp açısından incelemektir. Çalışmamızda farklı yüzyıllardan 220 divanda yer alan 1402 küçük mesnevi ele alınmıştır. Tezde ilk bölüm olarak mesnevi nazım şekli hakkında bilgi verilmiş daha sonra 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar divanlardan tespit edilen küçük mesneviler tanıtılmıştır. Sonraki bölümde küçük mesnevilerin divanlardaki yeri, başlıkları, kullanılan aruz ölçüsü, beyit sayıları ve bölümlerine göre şekil özellikleri çıkartılmıştır. Daha sonra küçük mesnevilerin muhteva özellikleri 40 başlıkta incelenmiştir. Son bölümde ise mesnevilerin dil ve üslûp özellikleri genel bir değerlendirmeye tabi tutulmuş ve ardından çalışmamızdan çıkan sonuçlar sıralanmıştır.
Bâkî'nin Meâlimü'l-Yakîn fî-Sîreti Seyyîdi'l-Mürselîn'i (2. cilt, tenkitli metin)
Bâkî'nin İmam Şihabüddin Ahmed b. Hatib el-Kastallânî'nin El-Mevâhibü'l- Ledünniyye adlı eserinden tercüme ettiği Türk edebiyatının önemli eserlerinden olan Meâlimü'l-Yakîn fî-Sîreti Seyyîdi'l-Mürselîn isimli eserin ikinci cildinin incelenmesi, bu ikinci cilt içerisinde bulunan önemli konu başlıklarının açıklanması ve belirlenmesi, geniş bir hacme sahip ikinci cildinin bütün bölümlerinin anlatım teknikleri yoluyla incelenmesi, ayrıca eserde yazarın faydalandığı kaynakların tespiti ve açıklanması bu çalışmanın amaçlarındandır. Çalışmanın ilk bölümlerinde Bâkî'nin hayatı, sanatı ve eserleri ele alınmış; daha sonra Me'âlimü'l-Yakîn'in kaynakları, nüshaları, metin incelemesi ve başlıklarının tespiti yapılmıştır.Çalışmanın son kısmında Meâlimü'l-Yakîn adlı eserin; Hamidiye, Halet Efendi ve Emanetler Hazinesi nüshaları okunup eser tenkitli metin olarak Latin harflerine aktarılmıştır.
Değerler dünyası açısından Namık Kemal'in tiyatroları üzerine bir inceleme
Toplumlar, kültürlerini kendi tarihlerinin içindeki değer yargıları ve nesilden nesile aktarılan evrensel değerler sayesinde oluşturur. Kültürü oluşturan maddi ve manevi değerler, yaşam tarzımızı belirleyerek davranışlarımız ve kararlarımıza yön vermektedir. İnsanın doğum ve ölüm arasındaki hayatı belli değerler üzerine kuruludur ve kişi bu şekilde hayatı anlamlandırmaya çalışır. Aradığımız anlam duygusunu değerler sayesinde bularak köklü değişiklikler meydana getirebiliriz. Namık Kemal, Türk edebiyatında özgün kimliği ile yer edinerek edebiyat aracılığı ile topluma yön vermek isteyen Tanzimat dönemi yazarlarımızdandır. Tanzimat dönemi Türk edebiyatında tiyatro, roman, gazete yazarlığı gibi birçok türde eserler vermiştir. Özellikle tiyatroları ile toplumun problemlerini ele almış usta bir sanatçıdır. Namık Kemal'in tiyatroları, Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşanan siyasi çalkantılar ve toplumsal değişimler üzerine kuruludur. Değerlerin toplumlar üzerinde değiştirici etkisi bulunmaktadır. Tiyatro eserlerini amacına ulaşabilmek için kullanan Namık Kemal'in eğlenceli bir okul olarak ifade ettiği tiyatro oyunlarında, değerler dünyası üzerine araştırmaya konu olan veriler Namık Kemal'in piyesleri üzerinden sağlanmaktadır. Geleneklerine bağlı olan Namık Kemal'in piyeslerinde tarihten izler bularak Türk toplumunun olumlu özelliklerine rastlarız. Namık Kemal genellikle tiyatrolarında tarihi ve sosyal olayları ele alarak okura mesajlar vermeyi, okuru düşünmeye yöneltme ve bilinçlendirmeyi hedeflemiştir. Namık Kemal, nasıl bir dünya istediğini piyesleri üzerinden okuyucuya aktarır. Tiyatroları daha çok milli değerlere dikkat çekmektedir. Araştırmanın amacı, Namık Kemal'in tiyatro eserlerini değerlere duyarlık bağlamında incelemektir. Vatan yahut Silistre, Zavallı çocuk, Akif Bey, Gülnihal, Celaleddin Harzemşah ve Kara Bela adında altı tiyatro eseri bulunan Namık Kemal, mektuplarında en sevdiği türün tiyatro olduğunu vurgular. Tiyatroları daha çok dram türündedir. Namık Kemal'in piyeslerinde idealize ettiği oyun kahramanları vatanını milletini seven, hür, adil, çalışkan, dürüst, fedakâr, kahraman İnsanlardır. Piyeslerinde toplumsal eleştiriyi güçlü bir şekilde yaparken döneminin gerçeklerini de yansıtmıştır. Namık Kemal olumlu insan tiplemeleri ile milli birlik ve beraberliği sağlamak istemiş oyun kahramanlarını aşk, sevgi, vatanseverlik, kahramanlık, fedakârlık, adalet, insan hakları gibi değerler etrafında birleştirerek bu değerleri yüceltmiştir. Yazar, olumsuz insan tiplemeleri ile de insanların değerlerini yitirmesi sonucunda toplumda oluşabilecek tahribata dikkat çekmiştir.
Latife Tekin'in eserlerinde annelik kavramı
Türk edebiyatında kadın ve annelik kavramları, geniş bir çerçevede incelenen ve çeşitli disiplinlerden araştırmacıların ilgisini çeken temalardandır. Edebi eserlerde kadınlar genellikle idealleştirilmiş ve geleneksel olarak belirlenmiş toplumsal rollerle ilişkilendirilir. Anneler ise edebi eserlerde genellikle sevgi dolu, fedakâr ve koruyucu birer figür olarak tasvir edilir, bu da toplumun annelik idealiyle uyumlu bir portre çizer. Bu bağlamda, Türk edebiyatında kadın ve annelik konularını işleyen bir örnek olarak Latife Tekin'in eserleri öne çıkar. Latife Tekin, eserlerinde kadınların toplumdaki yerini ve annelik rollerini ele alırken geleneksel cinsiyet normlarını ve aile yapısını sorgulayan bir yaklaşım benimser. Bu çalışma, toplumsal cinsiyet rolleri arasında önemli bir yer tutan annelik kavramını ele alarak, Latife Tekin'in eserlerinde annelik sembollerinin toplumsal, kültürel ve psikolojik katmanlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, metinlerde yer alan annelik kavramının yazarın eserlerinde nasıl şekillendiği ve bu sembollerin ne şekilde işlendiği analiz edilecektir. Metodoloji olarak, Tekin'in eserlerinde yer alan annelik sembollerinin ayrıntılı bir analizi yapılacaktır. Bu bağlamda, toplumsal cinsiyet rolleri, anne-kız ilişkileri, kadının/annenin metalaştırılması ve ötekileştirilmesi gibi unsurlar derinlemesine irdelenecektir. Çalışmanın temel hedefi, Latife Tekin'in eserlerinde annelik kavramının edebi ve toplumsal açıdan önemini vurgulamak, Türk edebiyatındaki annelik temsillerine yeni bir bakış açısı kazandırmak ve bu yolla toplumsal cinsiyet çalışmalarına katkı sunmaktır
Haldun Taner oyunlarında Jung tipolojisi
Bu çalışma, Haldun Taner'in tiyatro eserlerinde yarattığı karakterlerin, Carl Gustav Jung'un tipoloji kuramı çerçevesinde detaylı olarak incelenmesini hedeflemektedir. Haldun Taner, Türk tiyatrosunun en önemli temsilcilerinden biri olarak, eserlerinde modern ve geleneksel ögeleri bir araya getirerek Türk tiyatro sahnesine özgün ve yenilikçi bir bakış açısı kazandırmıştır. Karakterlerindeki çeşitlilik Taner'in her yönden incelenmesi gereken eserler ortaya koyduğunu göstermiştir. Taner'in oyunlarında yer alan karakterler, Jung'un içedönüklük-dışadönüklük, düşünme-hissetme, duyum-sezgi gibi psikolojik işlevlere dair izler taşıyarak, bireysel ve toplumsal yapılar arasındaki dinamikleri açığa çıkarmaktadır. Tez kapsamında, Haldun Taner'in tüm tiyatro eserleri ele alınmış olup, yalnızca "Vatan Kurtaran Şaban" haricindeki diğer kabare oyunları, karakterlerde derinlik bulunmadığı gerekçesiyle incelemeye dâhil edilmemiştir. Taner'in tiyatro metinlerinde oluşturduğu karakterlerin, toplumsal ve bireysel kimlikleri, Jung'un psikolojik tipler teorisi ışığında analiz edilerek değerlendirilmiştir. Bu inceleme, Türk tiyatrosuna karakter derinliği açısından psikolojik bir perspektif kazandırmayı ve Haldun Taner'in karakter yaratımında Jung'un tipolojisinin nasıl bir etkiye sahip olduğunu göstermeyi amaçlamaktadır. Elde edilen bulgular, Jung'un tipoloji kuramının sanatsal ve edebi çalışmalarda nasıl uygulanabileceğine dair yeni bir bakış açısı sunarken, Taner'in Türk tiyatrosundaki etkisini de psikolojik bir çerçevede değerlendirme fırsatı sağlamaktadır. Bu araştırma, Jung tipolojisinin edebiyat ve tiyatro bağlamındaki uygulama potansiyelini de açığa çıkarmayı hedeflemektedir.
Okçu-zade Muhammed Şahi'nin münşeatı
1562'de İstanbul'da dünyaya gelen Okçu-zâde Muhammed Şâhî, Okçu-zâde Muhammed Paşa'nın oğludur. İyi bir medrese eğitimi alan Okçu-zâde önceleri ''Zeynî'' mahlasını kullansa da daha sonra ''Şâhî'' mahlasını kullanmaya tercih etmiştir. Osmanlıda çeşitli resmî görevlerde bulunmuş önemli münşîlerdendir. Klasik Türk edebiyatında manzum eserlerin ön planda olduğu dönemlerde birçok mensur eser de kaleme alınmıştır. Münşeâtların yaygınlaştığı XV- XVI. yüzyıllardan Tanzimat Dönemi'ne kadar varlığını sürdüren bu gelenek, nesrin nazım kadar önemsendiğinin göstergesidir. Bu yüzyıllarda klasik Türk edebiyatında onlarca Münşeât kaleme alınmıştır. Yaptığımız çalışmada bu dönemin önemli münşîlerinden olan Okçu-zâde Muhammed Şâhî, Süleymaniye Kütüphanesi, Yazma Bağışlar'da 3495 numarada kayıtlı, münşînin el yazması olduğu düşünülen Münşeât-ı Okçu-zâde adlı eserinin incelemesi yapılmıştır. Eserdeki mektuplar dil ve üslup bakımından genel hatlarıyla incelenmiştir. Mektupların türleri ve kimlere yazıldığı da incelememizde belirtilmiştir. Ayrıca eserin çeviriyazı sistemine göre trankripsiyonu yapılmış ve bir özel isim indeksi de çıkarılmıştır.
Sevinç Çokum'un hikâyelerinde söz varlığı ve kelime grupları
Dil, insanın düşünce dünyasının en temel yapı taşıdır. Hem bireysel hem de toplumsal düzeyde varoluşun, duyguların ve kültürel mirasın ifadesi olan dil, edebiyat alanında estetik ve yaratıcı biçimde yeniden yapılandırılır. Bu yapılandırma sürecinin olabilmesi için dilin edebî değeri olan eserler ortaya koyma potansiyeline sahip olması gerekir. Bu durum dilin doğası, tarihi alt yapısı ve derinliği, yenilenme gücü, uyum sağlama yeteneği gibi özelliklerin var olması ve sağlıklı işlemesiyle mümkün olabilmektedir. Edebî eserler bir bakıma anılan özelliklerin dilde var olup olmadığının ya da bu özelliklerin sağlıklı işleyip işlemediklerinin yazılı kanıtlarıdır. Bu bağlamda, edebî metinler yalnızca hikâyelerin anlatımını sağlamaz; aynı zamanda yazarın dilde ortaya koyduğu özgünlük, yaratıcılık ve kültürel zenginliğin de bir göstergesidir. Bu çalışma, başarılı tahkiyeci Sevinç Çokum'un hikâyelerinde kendine has biçimde var olan "söz varlığı"nı ve bu varlığın, metin içerisinde kelime grupları aracılığıyla nasıl yapılandırıldığını detaylı bir biçimde incelemeyi amaçlamaktadır. Sevinç Çokum hikâyeleri üzerinden yapılan inceleme hem Türk dilinin hikâyelerin kaleme alındığı dönemdeki gücünü, potansiyelini ve zenginliğini ortaya koyacak hem de bu üretken sürece Sevinç Çokum'un katkısını açığa çıkaracaktır.
Bir anlatı ustası olarak Yaşar Kemal'de ekoeleştiri
Nüfusun artışı ve insanlığın gelişimi günümüzde birçok sorunu da meydana getirmiştir. Bunların başında doğa yıkımı gelmektedir. Ekolojik sorunlar insan ve diğer varlıkların hayatının devamı için tehdit oluşturmaktadır. İnsan, içinde bulunduğu ekosistemin bir parçası olduğunu görmezden gelerek medeniyetini diğer varlıklara üstünlük üzerine kurmuştur. Bu bakış açısı konunun kültürel boyutları olduğunu göstermektedir. Yaşanan doğa yıkımının nedeni insan- doğa karşıtlığıdır. Sorunun kaynağında insanın doğayı sorumsuzca kullanabileceği algısı yatmaktadır. Bu nedenle ekolojik sorunlar yalnız fen ve doğa bilimlerinin değil sosyal bilimlerin de çalışma alanına girer. Ekoeleştiri; edebî metinlerde doğanın, insan ilişkilerinin, insan- doğa etkileşiminin nasıl temsil edildiğini ekomerkezci bir anlayışla irdeler. Edebiyatta ekoeleştirinin üzerinde durduğu esaslar; insan- doğa ilişkisinin esere nasıl yansıdığı, okuyucunun edebi metinden hareketle tabiata karşı algılarında nasıl olumlu değişimlere yol açacağı ve doğa bilincinin kişiye nasıl kazandırılacağıdır. Edebiyatımızın güçlü kalemi Yaşar Kemal'in eserleri ekoeleştirinin alanlarına ait başlıklar üzerinden incelenmiştir. Çalışmada ekolojik dengenin bozulma sürecine değinilmiş, doğaya yönelik geleneksel anlayışların değiştirilmesi ve insanoğlunun doğanın bir parçası olduğu, ekolojik bilinç kazanması ve bunların sosyal bilimlere, edebiyata evrilmesi üzerinde durulmuştur. Buradan hareketle edebiyatımızın usta kalemi Yaşar Kemal'in eserleri Ekoeleştiri kuramı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Çalışmamızla ekoeleştirinin akademi içinde benimsenip yaygınlaşmasına ve böylelikle Türkiye'deki sanatçıların eserlerinin ekoeleştirel değerlendirmesine katkı sunacağı umulmaktadır.
Sait Faik Abasıyanık hikâyelerinde kötümserlik
Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatı'nda, Modern Türk öykücülüğünde özgün tarzıyla ön plana çıkmış ve öyküde yarattığı yeniliklerle, kendisinden sonra gelen edebiyat kuşaklarına da yol göstermiş olan Sait Faik Abasıyanık, kötümserliğin yıkıcı ve yapıcı etkilerine insan ilişkileri ve objeler aracılığıyla öykülerinde yer vermektedir. Kötümserlik, felsefi derinliği olan bir kavram olduğu için, bu çalışmada detaylı bir şekilde araştırılmıştır. Kötümserlik düşüncesi üzerine önemli eserler yazan Arthur Schopenhauer odağında okumalar yapılarak kötümserlik kavramı aydınlatılmaya çalışılmıştır. Öykülerde kötümserlik düşüncesinin karşıt ya da benzer halkalarını oluşturan nostalji, umut, umutsuzluk, yas, yabancılık, ötekileştirilme, kaygı, merhamet ve sevgi üzerine düşünülmüş ve tüm bunların ışığında Sait Faik Abasıyanık'ın kötümserliği hissettiren öyküleri incelenmiştir. Sait Faik Abasıyanık öyküsünü kötümserlik odağında okuyarak edebiyat araştırmalarına bir yenilik kazandırmak amaçlanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Kötümserlik, nostalji, umut, öykü, Sait Faik Abasıyanık
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi Nekty 03334 numarada kayıtlı şiir mecmuası [1b-111a] (İnceleme-metin-MESTAP)
Mecmualar, yazma eser kütüphanelerimizde içeriklerindeki çeşitlilikle ilgi çekmiş, derlenmeye başlandığı dönemden itibaren rağbet görmüş ve eser türü açısından sayıca çoğunlukta yer almışlardır. Mecmualar, Türk edebiyatına kaynaklık eden ve klasik Türk edebiyatı açısından çeşitli bilgilere ulaşmamıza imkân sağlayan önemli kaynaklarımızdandır. Mecmua; toplanmış, biriktirilmiş anlamıyla farklı kişilere ait metinlerin derleyici tarafından bir araya getirildiği ekseriyetle manzum parçaları nadiren de mensur metinleri barındıran metin seçkileridir. İçerikleri tamamıyla mürettibinin estetik anlayışına bağlı olarak oluşturulan mecmualar, pek çok şairi ve şiiri muhafaza etmeleri yönüyle de mühim eserlerdendir. Mecmuayı derleyen kişiler bir araya getirdikleri metinler için genelde ortak taraflar belirlerler. Bu durum aynı konu, aynı nazım şekli veya tür birlikteliğine sahip eserleri meydana getirir. İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesinde "Mecmuʿa-i Kasâid ve Gazeliyât-ı Müntehâbât" ismiyle ve "03334" numarada kayıtlı şiir mecmuası da nazım şekli birliğinin öncelendiği, özenle tertip edilmiş yazma eserlerimizden birisidir. Bu yazma eser de benzerleri gibi şair, şekil ve tür çeşitliliğine haizdir. Derleyicisi hakkında herhangi bir bilgi içermeyen mecmua, toplam 222 varaktan oluşmaktadır. Mecmuanın 1b - 111a varakları tarafımızca çalışılmıştır. Mecmuanın bu kısmında 16 şaire ait toplam 87 manzumeye yer verilmiştir. Kaydedilen manzumelerin çoğu devlet erkânına yazılan kasidelerden seçilmiştir. Mecmuada kasidesine en fazla yer verilen şair, Bosnalı Sabit'tir. Çalışmamızın konusu İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi Nekty 03334 numarada kayıtlı şiir mecmuasının 1b ila 111a arası sayfalarının transkripsiyonlu metni ve Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi'ne (MESTAP) göre tasnifidir.
Yerelden ulusala bir dergicilik örneği: "Kıyı dergisi"
Yerel bir dergi olarak Trabzon'da yayın hayatına başlayan yıllar içinde edebiyat çevresinde yerini genişletip sağlamlaştıran ve ulusal bir dergi özelliği kazanan Kıyı dergisinin Türk edebiyatı içindeki yeri ve Halkevlerinin mirası olan yerel dergiciliğin Kıyı dergisi vasıtası ile önemi ve genel özellikleri bu çalışmada ortaya konulmuştur. Kıyı dergisinin kronolojik dizini çıkarılarak edebi türlerin sayısal analizi ve içeriği değerlendirilip derginin varlığını sürdürmesinde etkin olan kişiler tanıtılmış ve Kıyı dergisinin edebiyatımıza katkıları belirlenmiştir. Bu tez çalışması beş bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde yer alan Giriş'in ardından; ikinci bölümde Kıyı dergisinin monografik incelemesi; üçüncü bölümde, Kıyı dergisinin içerik değerlendirmesi yapılmış, dördüncü bölümde Kıyı dergisinin kronolojik dizini verilmiştir. Çalışmanın son kısmı sonuç bölümüne ayrılmıştır. Birinci bölümde, çalışmanın amacı, önemi, kapsamı ve yöntemi belirtilmiş, çalışmayla ilgili açıklamalar yapılmış, Türk edebiyatında dergi alanı ile ilgili kaynaklar taranmış, yerel dergicilik ve bu dergiler üzerine yapılan çalışmalar tanıtılarak Kıyı dergisinin bu ortam içindeki önemine değinilmiştir. İkinci bölümde, Kıyı dergisinin yayın serüveni, mizanpaj özellikleri ve yazar kadrosu hakkında bilgi verilmiştir. Kıyı dergisi ile ilgili yapılan değerlendirmelere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, Kıyı dergisinde yayımlanmış yazılar, türlerine göre ayrılmıştır. Her tür için hangi dönemde kaç eser verildiği, bu türde en çok eser veren sanatçılar ve değinilen başlıca konular üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde, Kıyı dergisinin 1 Ekim 1961 tarihinde başlayan ilk döneminden itibaren ilk dört dönemini kapsayan kronolojik dizini verilmiştir. Çalışmanın beşinci ve son bölümü olan Sonuç bölümünde elde edilen bilgiler doğrultusunda Kıyı dergisinin Türk edebiyatındaki yeri değerlendirilmiştir.
Fahrî'nin Hüsrev ü Şîrîn'i (giriş- inceleme- metin- dizin)
Hüsrev ü Şîrîn, Hüsrev Perviz ile Ermen hükümdarının yeğeni Şîrîn arasında geçen bir aşk hikâyesidir. Doğu edebiyatında yüzyıllar boyunca işlenmiş ve birçok şair tarafından kaleme alınmıştır. Nizamî'nin Hüsrev ü Şîrîn mesnevisi ise XIV. Yüzyıl Beylikler Dönemi sahasında Fahrî tarafından Aydınoğlu İsa Bey adına tercüme edilmiştir. H 768/ 1367 yılında tercüme edilen bu eser, Anadolu sahasında ilk Hüsrev ü Şîrîn olma özelliği ile önemli bir yere sahiptir.Döneminin dil özelliklerini yansıtan bu eser, günümüze tek nüsha olarak ulaşmıştır. Nüsha 1974 yılında Barbara Flemming tarafından ilim dünyasına tanıtılmıştır. Fahrî'nin Hüsrev ü Şîrîn'ini Barbara Flemming'in çeviri metni ışığında inceleyen bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde genel hatlarıyla XIV. yüzyılın siyasi, kültürel yapısı, Fahrî'nin hayatı ve Hüsrev ü Şîrîn mesnevisi incelenmiş, ikinci bölümde eserin yazı çevrimi yapılmış, üçüncü bölümde ise dönemin dil özelliklerini çalışan araştırmacılara kolaylık sağlamak amacıyla dizin-sözlük hazırlanmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Fahrî, Hüsrev ü Şîrîn, Eski Anadolu Türkçesi, Dizin.
Türk roman ve hikâyesinde kafkasyalılar -başlangıçtan 1901'e kadar-
Kafkaslar, Osmanlı-Türk Devleti tarihi açısından önemli bir coğrafya olduğu kadar siyasal, sosyal sahalarda da dikkat çeken bir bölgedir. Özellikle geçit bölgesi olması yanında üzerinde güdülen politik gayelerin merkezi hâlindedir. Kendine has halkları, tabiatı, zenginlikleriyle birçok milletin egemenlik kurmaya çalıştığı coğrafya olmuştur. Bütün bu hususiyetleri yanında Kafkaslar Türk tarihinde, sanatında, edebiyatında ayrı bir yere sahiptir. Asırlarca bu bölgeden getirilen esirler Osmanlı Devleti'nin türlü sınıflarında yer edinir. 19. Yüzyılın ilk yarısında Rusya'nın Kafkasya'ya ilerlemesi neticesinde bölgeden Osmanlı topraklarına göçler, sürgünler yaşanır. Göçmenler toplumun her kesiminde görülecek bir dağılım göstererek büyük bir sosyal hareketlilik ortaya çıkar. Diğer taraftan münevver ve edebiyatçılar ise bu hadiseleri eserlerinde işlemeye başlar. Romanlar ve hikâyelerde Kafkasyalı karakterler yer edinir. Bu aynı zamanda esaret meselesine bağlı bir temanın ürünü olmakla aydınların önemle işlediği bir konu hâlini alır. Gelişen yeni edebî türler yanında fikirlerin de etkileriyle aydın sınıf kimi kavramların toplumsal bağlantılarını kurar. Eserlerdeki Kafkasyalı karakterler bu bakımdan esaret ya da kölelik temasının çıktıları hâline gelir. Böylelikle halkın büyük bir kesiminde yaşanan meselenin fikrî olduğu kadar sosyolojik ve tarihî dayanakları da kurulmuş olur. Çalışmada Osmanlı-Kafkas ilişkilerini değerlendirmeye, meselenin romanlara ve hikâyelere yansıyan boyutları ele alındı. Karakterlerin millî kimliklerine odaklanıldığı kadar onların tavır, tutum, eserde oynadıkları role de ışık tutulmaya, yazarların kahramanlarını hangi yönlerden değerlendirdikleri ve onların hangi hususiyetlerine yer verişleri aydınlatılmaya çalışıldı. Aynı zamanda Osmanlı-Kafkas ilişkilerinde tarihî geçmişe dair bilgiler yanında eserlerin özetleriyle yazarların kurmaya çalıştığı edebî, sosyal geri planı, karakterler incelendi.
Anadolu sahası Türk kültüründe taş
İnsanoğlunun çevresindeki dünyayı anlamlandırma çabasında tabiat, insanın en temel sorgulama ve keşif alanı olarak öne çıkmıştır. Bunun bir sonucu olarak insan, doğayı ve onun unsurlarını anlam dünyasının büyük bir parçası olarak görmüştür. İnsanlar bu anlam arayışı içinde taşlara da özel anlamlar yüklemiştir. Tarihsel süreç içerisinde, taşın anlamı farklı coğrafyalarda ve farklı kültürlerde benzer biçimde şekillenmiştir. Her kültür, taşın yaşamsal ve kutsal özelliğini kendi inanç sistemine dâhil etmiş ve onu bir kült objesi haline getirmiştir. Kazandığı bu kutsal statü sayesinde taş, insanların manevi dünyasında derin izler bırakan, saygı duyulan ve kutsal kabul edilen bir varlık hâlini almıştır. Türk kültürünün derinliklerinde yer alan Gök Tanrı inancında da taşın yaşamsal ve kutsal özelliklerinin yansımalarını görmek mümkündür. Bu dönemlerde Türkler, yer-su inancı ve atalar kültünün bir yansıması olarak tabiattaki diğer unsurlar gibi taşların da bir ruhu olduğunu kabul edip gizil güçlerinin bulunduğunu düşünmüşlerdir. Bu sebeple de çeşitli taşlara farklı anlamlar yükleyerek, bu taşlar etrafında birçok inanış ve uygulama meydana getirmişlerdir. Taşları ziyaret edip etrafında dolaşarak, içlerinden geçerek, el sürerek, öperek, üstlerinde taşıyarak ya da evlerinde bulundurarak bereket, uğur ve sağlık temenni etmişlerdir. Gök Tanrı inancından İslamiyet'in kabulüne uzanan süreç, Türklerin kültürel belleklerinde yer alan pek çok inanış ve uygulama gibi taşla ilgili ritüellerin de yeni bir form kazanmasına neden olmuştur. Bu süreçte taşa yüklenen anlamlar ve onunla ilgili uygulamalar, İslamî bir kimlik kazanarak varlığını sürdürmeyi başarmıştır. Bu bağlamda eski Türk inançlarında kutsal kabul edilen bazı taşlar, İslamî dönemde evliya mezarlarıyla, türbelerle veya kutsal mekânlarla ilişkilendirilerek yeni bir anlam kazanmıştır. Bu taşlar, şifa bulmak veya dilek dilemek için ziyaret edilmiştir. Günümüzde Anadolu'nun pek çok yerinde görülen taşla ilgili inanış ve uygulamalar, bu kültürel sürekliliğin canlı tanıklarıdır. Anadolu'da canlı bir şekilde yaşatılan bu inanış ve uygulamalar dikkate alındığında, Türk kültüründe taşın sembolik anlamlarla yüklü bir fenomen olduğu görülür. Çalışmada Türk kültüründe taş konusu fenomenolojik yöntem ve halk biliminin işlevsel kuramı esas alınarak incelenmiştir. Çalışmanın amacı bireylerin yaşadıkları ortak deneyimlerden hareketle taşın, Türk kültüründeki yerini ortaya koymak olmuştur. Bu kapsamda taşın, insan-doğa-kutsal üçgenindeki önemi ve konumu Anadolu'daki halk inanış ve uygulamaları ile halk hekimliği pratiklerinin somut verileri ışığında tespit edilmiştir. Bunun yanında Anadolu'nun sosyal ve kültürel dokusunu anlamak için taşların kullanıldığı sempatik büyüler, çocuk oyunları ve kültürel miras niteliğindeki taşların işlevsel özellikleri üzerinde durulmuştur. Böylelikle Türk kültüründe taşın özel ve genel anlamlarının nasıl sembolleştiği ve millî kültürün oluşmasına nasıl katkı sağladığı gösterilmeye çalışılmıştır.
Süheyl ü Nev-bahâr'da mental fiiller
Dil, düşüncenin biçimlenmesinde ve zihinsel süreçlerin ifadesinde temel bir araçtır. İnsan zihninde oluşan bilişsel fiiller, dil yoluyla anlam kazanır ve iletişim sürecinde yer alır. Bu çerçevede, mental fiiller; bireyin düşünme, anlama, hissetme ve inanma gibi zihinsel süreçlerini ifade eden önemli bir fiil grubunu oluşturur. Zihnin işleyişini dil düzeyinde yansıtan bu fiiller hem bilişsel hem de dilsel açıdan incelenmeye değer yapılardır. Mental fiiller aracılığıyla bireyin iç dünyası ile dış dünya arasında kurulan ilişki biçimi gözlemlenebilir, bu fiiller düşüncenin dil aracılığıyla nasıl yapılandığını ve paylaşıldığını kavramamıza yardımcı olur. Bu tezde, 15.Yüzyıl Türk edebiyatının önemli mesnevilerinden Süheyl ü Nev-bahâr mental fiiller açısından incelenmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında fiil, fiil tasnifleri ve mental fiil kavramı kuramsal bir çerçevede ele alınmıştır. Ardından nitel araştırma yöntemlerinden metin analizi tekniği uygulanarak eserdeki zihinsel süreçleri bildiren fiiller sistematik bir biçimde belirlenmiştir. Tespit edilen mental fiiller; karakterlerin algısal, bilişsel ve duygusal durumlarını yansıtmaları esas alınarak "algı fiilleri, idrak fiilleri" ve "duygu fiilleri" olmak üzere üç ana başlık altında sınıflandırılmış ve alfabetik sırayla listelenmiştir. Çalışma sonucunda toplam 249 adet mental fiil belirlenmiş, bunların 43'ü algı, 66'sı idrak ve 140'ı duygu fiilleri başlıkları altında sıralanmıştır. Tespit edilen fiiller tanık beyitlerle örneklendirilmiştir. İlgili beyit hem orijinal şekliyle hem de günümüz Türkçesine aktarılmış biçimiyle verilerek fiil bağlam içerisinde anlamlandırılmıştır. Bu yönüyle çalışma, Süheyl ü Nev-bahâr'da zihinsel süreçlerin ifade ediliş biçimlerini dilsel düzlemde ortaya koymakta, klasik Türk edebiyatında mental fiillerin kullanımı üzerine örnekli ve sistematik bir incelemeye yer vermektedir. Ayrıca, Eski Anadolu Türkçesine ait önemli bir eserde yer alan zihinsel fiillerin tespit edilmesi bu fiillerin edebî bağlamdaki kullanım özelliklerine ışık tutmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Dil bilimi, mental fiil, Süheyl ü Nev-bahâr, algı fiilleri, idrak fiilleri, duygu fiilleri.
Nesîmî Divanında zaman ve mekân
Bu çalışma, XIV. yüzyıl klasik Türk şiirinin önemli temsilcilerinden Nesîmî'nin Türkçe Dîvânı'nda zaman ve mekân kavramlarının işlenişini incelemektedir. Araştırmada, zaman ve mekân mefhumlarının klasik şiirdeki kullanımı ile tasavvufî, felsefî boyutları dikkate alınarak tematik bir çözümleme yapılmıştır. Çalışmanın amacı, Nesîmî'nin şiirlerinde bu iki kavramın nasıl anlamlandırıldığını ortaya koymak ve klasik Türk şiirinde üstlendiği işlevi tespit etmektir. Bu doğrultuda klasik Türk edebiyatı ile tasavvufî düşünce geleneğinin kavramsal arka planı incelenmiş; Nesîmî'nin zaman ve mekân algısının vahdet-i vücûd anlayışıyla olan ilişkisi ortaya konmuştur. Araştırma, tematik inceleme yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Öncelikle, Nesîmî'nin Türkçe Dîvânı'ndaki zaman ve mekân ile ilgili kelimeler tespit edilerek fişlenmiş, ardından bu kelimeler semantik açıdan anlam gruplarına ayrılmıştır. Her bir grup, kavramsal ve imgesel çerçevede değerlendirilmiş ve ilgili beyitlerden örneklerle desteklenmiştir. Bu sistematik çözümleme sonucunda, şairin zamanı yalnızca kronolojik bir kavram olarak değil, aynı zamanda metafizik bir oluş süreci ve ilâhî tecellînin bir alanı olarak değerlendirdiği; mekânı ise hem somut yerler hem de tasavvufî bağlamda mânevî mekânlar olarak kurguladığı ortaya konmuştur Elde edilen bulgular, Nesîmî'nin klasik şiir geleneğini sürdürürken onu felsefî ve tasavvufî derinliklerle zenginleştirdiğini göstermektedir. Zaman kavramı şairin şiirlerinde ezel, ebed, âhir zaman gibi metafizik boyutlarıyla; mekân kavramı ise Kâbe, lâ-mekân, gönül evi gibi hem somut hem de sembolik unsurlarla ifade edilmiştir. Sonuç olarak, Nesîmî'nin Türkçe Dîvânı'nda zaman ve mekân, klasik şiir anlayışının sınırlarını aşarak tasavvufî dünya görüşü bağlamında çok katmanlı bir anlam evrenine kavuşmuştur.
Türkiye Türkçesi ağızlarında mutfak terminolojisi (yemek, çorba, hamur işi adları) inceleme-sözlük
Türk mutfağı, yemek türlerinin çok olmasından ve yöresel lezzet zenginliğinden dolayı dünyada en çok tercih edilen mutfaklardan biridir. Türkiye'de hemen hemen her ilde yöresel lezzetlere rastlanmaktadır. Yöresel lezzetler, toplumların kültürünün önemli bir parçası olup bölge kültürünün tanıtılmasında önemli bir yere sahiptir. Kültürdeki her eylem dile yansır. Beslenme kültüründeki yemeyle ilgili adların çokluğu bulunduğu toplumdaki dilin zengin olduğunu da göstermektedir. Türkiye Türkçesi ağızlarında yer alan yemek, çorba ve hamur işinde kullanılan malzeme genellikle bulunduğu coğrafyada yer alan ürünlerden oluşmaktadır. Bunun bir sonucu olarak da yemek, çorba ve hamur işi adları o bölgede yaşayan insanların kullandığı ağız özelliklerini taşımaktadır. Bu çalışmada Türkiye Türkçesi ağızlarında yer alan yemek, çorba ve hamur işi adlarına yer verilmiştir. Ağızlarla ilgili yapılan çalışmalar taranarak yemek, çorba ve hamur işi adları tespit edilmiştir. Ayrıca coğrafi işaretli yemek, çorba ve hamur işi adları da çalışmamıza eklenerek alanla ilgili bir ağız sözlüğü oluşturulmuştur. Tespit ettiğimiz adlar ses bilgisi, şekil bilgisi ve kelime grupları açısından incelenmiştir. Türkiye Türkçesi ağızlarında tespit edilen 2749 yemek adı, 469 çorba adı ve 1984 hamur işi adı literatüre anlamlarıyla beraber kazandırılmaya çalışılmıştır. Büyük bir bölümü tarama yoluyla tespit edilen bu adların söylenişinde ve yazılışında bölge ağız özelliklerinin etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca en önemli ağız sözlüğümüz olan Derleme Sözlüğü'ne de katkı sağlayabilecek 3338 mutfak terimi tespit edilmiştir.
Aziz Nesin'in seçilmiş romanlarında mizah
Aziz Nesin'in romanlarının en önemli özelliği kendini gösteren mizah anlayışıdır. Romanlarında farklı kurgular oluşturan Nesin'in komik ve gülmeyi tek bir yolla sağladığını söylemek doğru olmaz. Her roman ele aldığı meseleler ve karakterlerle komiği oluşturan farklı unsurlar içermektedir. Bu açıdan bakıldığında mizah kuramlarının önemli bir işleve sahip olduğu görülür. Mizah kuramları üstünlük, uyuşmazlık ve psikoanalitik olmak üzere üç temel kuramdan oluşur. Üstünlük kuramı, kişinin kendini bir başkasından ya da önceki durumundan daha iyi görerek güldüğü durumları açıklar. Bu çalışma, üstünlük kuramının Aziz Nesin'in romanları üzerinde nasıl görünür kılındığı düşüncesinden yola çıkılarak hazırlanmıştır. Seçili romanlar üstünlük kuramının özellikleri bağlamında incelenerek romanlardaki mizahi unsurlar ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Aziz Nesin, üstünlük kuramı, mizah
Aşık Kamandar Efendiyev hayatı sanatı ve eserleri
"Aşık Kamandar Efendiyev Hayatı-Sanatı-Eserleri" isimli çalışmam, 2004 yılında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü tarafından yüksek lisans bitirme tezi olarak kabul edilmiştir. Biyografik bir eser olan bu çalışma, Gürcistan'ın Marneuli -Azerbaycan Türkçesi ile Borçalı- şehrinin Kepenekçi köyünde yaşayıp ölmüş, Borçalı aşıklık geleneğinin güçlü simalarından birisi olan Aşık Kamandar Efendiyev'i konu almıştır. Gürcistan'ın başşehri Tiflis'e bağlı olan Marneuli şehri, nüfusunun tamamına yakınının Azerbaycan Türklerinden oluştuğu yediden yetmişe herkesin elinde saz dilinde söz olan bir şehirdir. Hazırlık sürecinde Aşık Kamandar'la ilgili derleme yapmak üzere Tiflis'in Marneuli şehrine gittim. Gürcistan Devlet Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Valeh Hacıyev vasıtasıyla Azerbaycan Aşıklar Birliği Borçalı Bölmesi Başkanı Mirze Memmedoğlu ile tanıştım. Mirze Memmedoğlu beni Aşık Kamandar'ın köyü Kepenekçi'ye götürdü. Kepenekçi'de aşığın aile efradından kız kardeş Sultan Omarova, gelini Keklik Efendiyev ve torunları Fahri ve Hezangül'le aşık hakkında görüşme imkânı buldum. Aşığın hayatı ile ilgili pek çok şeyi, aşığın aile efradından öğrendim. Aşığın yaşadığı yeri ve yakınlarını fotoğraflama imkânım oldu. Azerbaycan Türklerinin yaşadığı Borçalı köylerinden bazılarını ziyaret ederek köylerde yaşayan aşıklardan hem Borçalı aşıklık geleneği hakkında hem de Aşık Kamandar hakkında bilgi topladım. Ustalarından birinin Aşık Kamandar olduğunu dile getiren Keşeli köyü aşıklarından Aşık Ziyeddin Keşeli ile görüştüm. Borçalı şehir merkezinde yaşayan Aşık Şakir Yunusoğlu, Aşık Bafeli Elioğlu ve Aşık İbrahim Eliyev ile Borçalı aşıklık geleneği ve Aşık Kamandar hakkında röportajlar yaptım. Borçalı'nın Karacalar köyüne giderek aşığın çıraklarından birisi olan Aşık Zindofil Eliyev ile görüşerek Aşık Kamandar'nın çıraklarıyla olan münasebetini kendisinden dinledim. Tiflis şehir merkezindeki Gürcistan gazetesine giderek gazetenin yapımcısı ve Aşık Kamandarı yakından tanıyan Süleyman Efendi'nin yardımlarıyla gazetede Aşık Kamandar'la ilgili yayımlanmış yazılara, gazetenin arşivinden ulaştım. Gürcistan'da yayımlanan diğer pek çok gazete ve derginin arşivine girerek aşıkla ilgili yayımlanmış yazılara ulaştım. Yörede yaşayan birçok şairle görüşerek Aşık Kamandar'ı onlardan da dinleme imkânı buldum. Yaklaşık iki hafta süren bu derleme sürecinde Aşık Kamandar'la ilgili tamamı Kiril alfabesiyle kaleme alınmış hatırı sayılır miktarda basılı, görsel ve ses kayıtlarından oluşan materyalle döndüm ve yaklaşık altı aylık bir sürede çalışmamı tamamladım. Çalışmamamı bitirdiğim dönemde Türkiye'de sahayla ilgili henüz yapılmış bir akademik çalışma yoktu. Çalışmamın bu alanda kalem oynatan ve emek sarf eden akademisyenlere bir nebze de olsa ışık tutması, Borçalı yöresi ve yörede teşekkül eden Türk aşıklık geleneği ile ilgili farklı çalışmalar yapmak üzere rehberlik etmesi ve basılı bir eserin sahibine hissettireceği hazzı da yaşayabilmek adına yaklaşık bir yıllık ilave bir uğraşıyla tezimi kitap formatına uyarladım ve resmi kurumlarımızdan birine basılması talebiyle gönderdim. Kurum tarafından, eserin yayımlanmaya değer bulunduğu; ancak ödenek yetersizliğinden dolayı basılamadığı tarafıma bir resmi yazıyla bildirildi. Adeta bir derya olan Türk kültürüne bir damla da bizim katkımızın olması arzusuyla kaleme aldığım bu çalışmanın kurumunuz tarafından basılmasını arzu ediyorum. Eserle ilgili hiçbir hak talebimin olmadığını şimdiden beyan eder, saygılar sunarım. İsmail ZEYBEKOĞLU Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
Ana Türkçedeki fonemik yarılmaların eski Türkçedeki yardımcı seslerin oluşumundaki etkisi
Yardımcı sesler, ekleşme uyumsuzluklarını ortadan kaldırma yollarından biri olup yardımcı ünlüler ve yardımcı ünsüzler olmak üzere iki farklı kategoride incelenmektedir. /y/, Eski Türkçenin yardımcı ünsüz olarak genelleşebilen tek sesidir. Eski Türkçede /y/ dışında da içte türeyen ünsüzler vardır. Üleştirme sıfatı yapan ekin başındaki ünsüzün erimesiyle ortaya çıkan çatışmayı, analojik /ş/ ve /r/ sesleri engellemektedir. 3. kişi iyelik eklerinin ünlü tabanlarıyla ekleşmesi durumunda ortaya çıkan /s/ ise bizce eskicil *(p')i(n) zamirinin giriş sesinde bulunan ünsüzün kalıntısıdır. Eski Türkçede yardımcı ünsüz olabileceği düşünülen diğer ses /n/'dir. Belirtme ve ilgi hâli eklerinin tek şekilli olduğu lehçelerdeki ek başlarında görülen /n/ bulaşma bir sestir. Bizce, üçüncü kişi iyelik eki ile hâl ekleri arasında görülen /n/ ise eskicil bir zamir olarak tasarladığımız *(p')i(n) ile ilişkilidir. *(p')i(n), *(p')i üçüncü kişi zamiri ve eskicil teklik kategorisi eki olan *+n ekinin kalıplaşmasıyla ortaya çıkmış olmalıdır. Bu teklik belirten ek, *(p')i zamirinde donmuş olduğu için /n/ fonemine zamir /n/'si demek yanlış bir tercih değildir. Ancak bu fonemin donmuş bir teklik kategorisi eki olduğunu unutmamak gerekmektedir. Eski Türkçedeki yardımcı ünlüler /ı, i, u, ü/'dür. Bu yardımcı ünlülere az sayıda metinde /a, e/ fonemleri eklenmektedir. Eski Türkçedeki yardımcı sesler, özellikle Ana Türkçeden itibaren hızlanan fonemik yarılmalar sonucunda oluşmuş veya fonetik evrimlerini olgunlaştırmıştır. Bu nedenle tezimizde, fonemik yarılmaların yardımcı sesler üzerindeki etkisini inceleyeceğiz. Böylece yardımcı seslerin Eski Türkçeye varıncaya kadar geçirdiği fonetik aşamaları fonemik yarılma diyagramlarıyla somutlaştırmaya çalışacağız. Çalışmamızın Eski Türkçedeki yardımcı seslerin kökenlerini anlama konusunda bize önemli ipuçları vereceği kanaatindeyiz.
Hisar dergisi şairlerinin şiirlerinde halk bilimi unsurları
Bu araştırmada, Hisar dergisi şairlerinin şiirleri halk bilimi unsurları bakımından incelenmiştir. Şairlerin gelenekten ne derece yararlandığı ve halk bilimi unsurlarını eserle-rinde nasıl kullandıklarının ortaya konması temel problemi oluşturmaktadır.Bu çalışma, geleneğin çağdaş edebiyata etkisine bir örnek olma özelliğini taşımaktadır.Çalışmamız giriş kısmı ile iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında çalışmanın amacı, kapsamı, yöntemi ve izlenen metotlar belirtilmiştir. Bu kısımda,Hisar dergisinin oluşumu, topluluğun bir araya gelmesi, yayın hayatı, sanat ve dil anlayışlarına yer verildi. İncelenen şairlerin hayatları ve sanat anlayışları hakkında detaya girilmeden, tanıtıcı nitelikte bilgiler yer almaktadır. Burada önemli olan şairlerin sanat anlayışları ile gelenek arasındaki ilişkidir.Birinci bölüm ve ikinci bölüm, çalışmamızın amacını oluşturan, halk bilimi unsurlarını tespit etmeye yöneliktir. Birinci bölümde, halk kültürü unsurları maddeler halinde verildi.Hisar şairlerinin bu unsurlardan şiirlerinde ne şekilde faydalandıkları tespit edildi ve değerlendirme yapıldı.İkinci bölümde, halk edebiyatı unsurlarını tespit etmek amaçlanmıştır. İlk olarak türler hakkında tanıtıcı bilgiler verildi. Daha sonra Hisar şairlerinin bu türleri eserlerinde kullanış şekli tespit edilip değerlendirme yapıldı. Bu türler manzum, mensur, mensur-manzum ve serbest türler olmak üzere dört başlık altında verildi.Sonuç kısmı, elde edilen bulgular hakkında yapılan değerlendirmeleri kapsamak-tadır.
Küçük Mecmua dergisi üzerinde bir inceleme
Küçük Mecmua dergisi Milli Edebiyat döneminde Diyarbakır'da yayımlanan, haftada bir çıkan fikrî, edebî, ilmî, siyasî ve iktisadî nitelikli bir dergidir. 5 Haziran 1338 (5 Haziran 1922) tarihinde Ziya Gökalp'in imtiyaz ve sorumluluğunda çıkmaya başlayan Küçük Mecmua dergisi, Ziya Gökalp'in Telif ve Tercüme Heyeti reisliği göreviyle Ankara'ya gitmesi üzerine kapanmış ve derginin son sayısı 5 Mart 1923 tarihinde yayımlanmıştır. Dergi toplam otuz üç sayı çıkmıştır. Küçük Mecmua dergisinde şiir, hikâye, masal, mensur şiir ve tiyatro gibi edebî türlerin yanında tarih, din, felsefe, edebiyat, siyaset ve iktisat konulu yazılara da yer verilmiştir. Küçük Mecmua'da yayımlanan savaş-kahramanlık, yeni devlet inşası, aşk ve tabiat konulu şiirlerde Milli Edebiyat şiirinin ölçüsü olan hece ölçüsü kullanılmıştır. Dil ve üslup açısından da Milli Edebiyat şiirinin özelliklerini taşıyan şiirler Âşık edebiyatı, Divan edebiyatı ve Batı edebiyatının nazım şekilleriyle kaleme alınmıştır. Dergide yayımlanan hikâyelerin çoğu savaş-kahramanlık konulu olmakla birlikte aşk konulu hikâyelere de yer verilmiştir. Çoğu Ziya Gökalp tarafından kaleme alınan masallar ise aşk ve sosyal konuludur. Zekâyı kullanmanın, çalışmanın ve ailenin önemi üzerinde duran masallar da bulunmaktadır. Küçük Mecmua'da yer alan diğer edebî türler ise vatan, bayrak ve tabiat konulu iki mensur şiir ile Malazgirt Savaşı'nı konu alan bir piyestir. Bunların dışında dergide sayıca en fazla olan yazılar tarih, din, felsefe, edebiyat, siyaset ve iktisat konulu makalelerdir. Sonuç olarak Küçük Mecmua dergisi, Milli Edebiyat hareketinin amaç ve özelliklerine uygun bir şekilde yayımlanarak Milli Mücadele'yi desteklemiş ve Diyarbakır basını için önemli bir dergi olmuştur.
Tuva Türkçesi ile Türkiye Türkçesi arasındaki yalancı eş değerler (Türkiye Türkçesi ağızları bağlamında)
Bu çalışmada, ölçünlü Tuva Türkçesi ile ölçünlü Türkiye Türkçesi ve ölçünlü Tuva Türkçesi ile Türkiye Türkçesi ağızları arasındaki yalancı eş değerli sözcükler tespit edilip sınıflandırılmıştır. Yalancı eş değerli sözcükler; iki ayrı dil yahut lehçede, ses ve şekil yönünden birbirine benzeyen ancak anlamsal açıdan farklılık gösteren sözcüklerdir. Bu sözcükler lehçeler arası aktarmalarda, aktarıcıların hatalar yapmasına sebep olmaktadır. Bu çalışmayı, Tuva Türkçesi ve Türkiye Türkçesi arasındaki aktarmalarda, yalancı eş değerli sözcükler nedeniyle yapılan hataların önüne geçmek için hazırlamış bulunmaktayız. Çalışmamızın giriş bölümünde; konu, amaç, yöntem, önem ve literatür taraması ile kısıtlılıklar hakkında açıklama yer almıştır. Birinci bölümde; Tuva Türkleri ve Tuva Türkçesine dair bilgiler verilmiştir. Ardından Tuva Türkçesi ve Türkiye Türkçesini etkileyen dillere değinilmiştir. İkinci bölümde, yalancı eş değerlik konusu açıklanmış ve bu konu üzerinde yapılan çalışmalar hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde; ölçünlü Tuva Türkçesi ve ölçünlü Türkiye Türkçesi ile ölçünlü Tuva Türkçesi ve Türkiye Türkçesi ağızları arasındaki yalancı eş değerli sözcükler tasnif edilmiştir. Tasnifte sözcükler öncelikle türüne göre "isimler" ve "fiiller" olarak iki ana başlık altında verilmiştir. Türlerine göre ayrılan yalancı eş değerler, "tam yalancı eş değerli isimler", "kısmî yalancı eş değerli isimler", "tam yalancı eş değerli fiiller", "kısmî yalancı eş değerli fiiller" olmak üzere dört alt başlıkta sınıflandırılmıştır. Ardından yalnızca Türkiye Türkçesi Ağızları ve ölçünlü Tuva Türkçesi arasındaki yalancı eş değerler tasnif edilmiştir. Sonuç kısmında ise tespit edilen yalancı eş değerli sözcükler ile ilgili istatiksel bilgiler verilmiş ve açıklamalarda bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Tuva Türkçesi, Türkiye Türkçesi, Türkiye Türkçesi Ağızları, Yalancı Eş Değerler.
Manisa ili Akhisar ilçesinde evliya kültü
Manisa'nın il merkezi dışında en büyük nüfusa sahip olan Akhisar ilçesi, hem coğrafi konumu hem de sahip olduğu tarihî dokusuyla asırlardır farklı devletler ve medeniyetler tarafından kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. 14. yüzyılda Saruhan Bey tarafından fethedilen Akhisar, 1412 yılında Osmanlı Devleti hâkimiyetine girmesinden itibaren de Saruhan Sancağı'nın bir parçası olmuştur. Anadolu'nun Müslümanlaştırılması ve Türkleşmesinde önemli rol oynayan dervişler Akhisar ilçesinin iskânında da önemli rol oynamış; bu kişilerin ölümünden sonra halkın duyduğu sevgi ve bağlılık, evliya kültünün doğmasını sağlamıştır. Manisa'nın sufî kimliği göz önünde bulundurulduğunda Akhisar ilçesi de köklü bir evliya geleneğini yansıtmış; ancak bu yönde herhangi bir çalışma yapılmamıştır.Bu çalışmada Akhisar'da velîliğin nasıl algılandığı, bu kişilerle ilgili hangi anlatıların geliştiği velîlerin yattığına inanılan türbe ya da yatırlarda hangi halk inanışları oluştuğu tespit edilecektir.Çalışmanın başlangıcında; konuyla ilgili araştırma, derleme yapan çalışmalar tespit edilip bu bibliyografyaların künyeleri tespit edilecektir. Herhangi bir tarihî belgeye rastlanılamayan yatırlar için saha taraması yapılacak gözlem ve mülakat teknikleriyle halk arasında anlatılan menkıbe, efsane ve inanç anıları derlenecektir. Elde edilen bulgular görsellerle zenginleştirilecek, hangi yatırda hangi uygulamanın olduğu analiz edilecektir.
Behiştî Ramazan'ın Mevlid-i şerîfi(İnceleme- metin )
Hz. Peygamber'i anmak, ona duâ etmek ve onun şefâatine nâil olmak için çeşitli eserler kaleme alınmıştır. Bunlardan biri de mevliddir. Mevlid, şairlerin Hz.Peygamber'in hayatını, mucizelerini, vefatını ve özellikle doğumunu çoğunlukla manzum olarak kaleme aldıkları eserlere verilen addır. Biz bu çalışmada Behiştî Ramazân'a ait olan bu Mevlid tarafımızca incelenmiştir. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte mevlid başlığı altında mevlid, mevlidin ortaya çıkışı, Türk edebiyatındaki yerine ve devamında Behiştî mahlaslı şairlerin hayatlarına kısaca değinilmiştir. Birinci bölümde Behiştî Ramazân'ın hayatı, edebi şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde metnin şekil ve muhteva yönünden incelemesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise, transkribe edilmiş metne yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Behiştî Ramazân, Mevlid, Mesnevî
Divan sahibi kadın şairlerin gazellerindeki sevgilide güzellik unsurları
Bu çalışmada Türk Edebiyatı'nda, dîvân sahibi kadın şairlerin gazellerindeki sevgilide güzellik unsurları incelenecektir. Bu amaçla konuyla ilgili çeşitli kaynaklar irdelenecek ve gerekli araştırmalar yapılacaktır. Güzellik unsurları sevgili objesi üstünden farklı nesnelere benzetilerek aktarıldığından bu nesnelerle unsurlar arasındaki anlam bağları da göz önünde bulundurulacaktır. Çalışmada birincil olarak dîvânı olan kadın şairlerin hayatlarıyla ilgili bilgi verilecektir. Böylece şairlerin Türk Edebiyatı'nda nasıl yol aldıklarıyla ilgili fikir edinilecektir. Bu bilgilendirme şairlerin doğum sırası öncelik alınarak yazılacaktır. Sonrasında fiziksel güzellik unsurları listelenecek ve bir sıra içinde teker teker verilecektir. Her bir güzellik unsurunun benzetildiği varlıklar açıklanacaktır. Unsurlar gazeller üzerinden dizelerle verilecek dizelerde belirtilecek ve dizelerin altlarına unsurların gazelle bağlantısı yorumlama olarak aktarılacaktır. Her bir unsurdan sonra sayısal şekiller hazırlanacaktır. Sonuç olarak ise unsurların kullanımı, kullanım sıklığı ve diğer şairlerin şiirleriyle ilgili bir sonuç yazısı yazılacaktır. Anahtar Sözcükler Dîvân şiiri, kadın şairler, güzellik unsurları, gazeller, şiirde sevgili.