
503
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
İlkokul müdürlerinin çatışma yönetim stratejilerinin incelenmesi
Çalışma, ilkokullarda görev yapan okul müdürlerinin çatışma olgusuna ve çatışma yönetimi süreçlerine dair bakış açılarını incelemeyi hedeflemektedir. Nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim (fenomenoloji) deseni kullanılarak yürütülen çalışma, İstanbul ili Kağıthane ve Şişli ilçelerinde görev yapan, kolay ulaşılabilir durum örneklemesiyle seçilen 20 okul müdürü ile gerçekleştirilmiştir. 2024-2025 eğitim-öğretim yılı içerisinde uygulanan araştırmada, veri toplamak amacıyla yarı yapılandırılmış görüşme formu tercih edilmiştir. Elde edilen nitel veriler içerik analizi tekniğiyle değerlendirilmiş; bu süreçte kodlara, kategorilere ve temalara ulaşılmıştır. Analiz sonucunda 16 kategori altında toplanan bulgular 6 ana tema çerçevesinde sunulmuştur. Bu temalar şunlardır: okul ortamında çatışma dinamikleri ve yönetimsel etkiler, çatışma tarafları, çatışmaların eğitim sürecine ve kurumsal işleyişe etkileri, çatışma yönetiminde sosyo-ekonomik faktörlerin etkisi, okul çatışmalarında uygulanan etkili yönetim stratejileri, çatışma yönetiminde karşılaşılan zorluklar. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, İstanbul'un Şişli ve Kağıthane ilçelerinde görev yapan müdürlerle yapılan görüşmeler sonucunda, çatışmaların en önemli nedenleri arasında iletişim eksiklikleri, kurumsal kültür sorunları ve sosyo-ekonomik faktörler belirlenmiştir. En sık rastlanan çatışmaların öğretmenler arası ve öğretmen-veli arasında yaşandığı tespit edilmiştir. Müdürler, çatışmaların okul iklimini olumsuz etkilediğini, ancak eksikliklerin fark edilmesi açısından fırsat da sunabileceğini ifade etmişlerdir. Sosyo-ekonomik düzeye göre müdürlerin strateji tercihleri değişmekte; yüksek düzeydeki bölgelerde durumsallık yaklaşımı, düşük düzeydeki bölgelerde ise çatışmadan kaçınma eğilimi öne çıkmaktadır. Etkili iletişim, açık diyalog, iş birliği ve demokratik liderlik, müdürlerin en çok başvurduğu stratejiler arasındadır. Okul müdürlerini çatışma yönetiminde en çok zorlayan durumların başında anlayış eksikliği geldiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışma kapsamında, okul müdürlerinin çatışma yönetimi becerilerini geliştirmek için hizmet içi eğitimlerin artırılması, okullarda güvene dayalı bir iletişim ortamı kurulması, tüm paydaşların sürece katılımını sağlayan iş birliğine dayalı yaklaşımlar benimsenmesi önerilmektedir.
Okul öncesi çocuk kitaplarında epikürcü yaklaşım etkilerinin incelenmesi ve bir resimli kitap uygulaması
Bu tez çalışması, Epikürcü düşüncenin temeli olan haz arayışı ve acıdan uzak olma anlayışının, okul öncesi çocuk kitaplarında nasıl yansıdığını incelemeyi amaçlamaktadır. Epikuros'un "mutluluğun acının yokluğu ve içsel huzurla mümkün olduğu" görüşü, günümüz çocuk kitaplarında da sıklıkla karşılaşılan tozpembe, mizah içeren, mutlu sonla biten anlatılarla örtüşebilmektedir. Bu bağlamda, çocuk kitaplarının çoğunlukla neşeli, sorunların hızlıca düzeldiği güvenli bir dünya resmettiği gözlemlenmiştir. Dolayısıyla, korumacı tutum sergileyen ebeveynlerin tercihleri, yayınevlerinin de bu yönde tercihlere uygun kitaplar yayımlamasında belirleyici rol oynadığı sonucuna varılmıştır. Araştırmada nitel yöntem benimsenmiş; görsel analiiz ve literatür taraması yoluyla hem felsefi hem de pedagojik açıdan inceleme yapılmıştır. Tezde çocuk kitaplarında yaş grupları, tema ve değerler, çocuk kitaplarının görsel ve pedagojik özellikleri incelenmiş, Epikuros'un felsefesi ve mutluluk anlayışının tarihsel gelişimi ele alınmış, Epikürcü yaklaşımın çocuk kitapları üzerindeki olumlu etkileri incelenmiş ve olumsuz etkileri tartışılmıştır. Bu etkinin pedagojik eğitim modelleriyle desteklenebilirliği irdelenmiştir. Bu yönde, doğrudan Epikürcü etkileri yansıtan bir kitap yerine; çocuğa görelik ilkesine uyarak, içeriğinde mutluluğun yanı sıra hüzün, kaygı ve bekleyiş gibi yaşamın çeşitli duygularına ve gerçekliklerine de yer verilmiş olan bir özgün okul öncesi resimli çocuk kitabı tasarlanmış ve görselleştirilmiştir. Bu uygulama, tezin kavramsal çerçevesini somutlaştırmayı ve sanat temelli yöntemle ele almayı amaçlamıştır. Sonuç olarak çalışmada ulaşılan bulgu, çocuk kitapları içeriğinde pozitif ve neşeli temaların ağırlıkta olduğu, ancak çocukların duygusal dayanıklılık ve yaşam vi gerçeklerini tanıma becerilerini geliştirebilmeleri için bu içerik türlerine ek olarak hayatın gerçeklerini de çocuğa uygun biçimde ele alan içeriklere daha fazla yer verilmesi gerektiği düşünülmektedir. Bu konuda çeşitli araştırma makaleleri ve internet satış platformları çok satanlar listeleri de göstermektedir ki ebeveynler kitap seçiminde bu listelere yönelmekte ve bu listelerde daha çok tozpembe anlatıların yer aldığı gözlemlenmiştir. Bu durum çeşitlilik açısından bir eksiklik olarak değerlendirilmektedir.
Ruh sağlığı profesyonellerinde spiritüel iyi oluş ve algılanan stresin eşduyum yorgunluğu ile ilişkisi
Bu araştırmanın amacı, Türkiye'de ruh sağlığı profesyonellerinin eşduyum yorgunluğu, eşduyum memnuniyeti ve tükenmişlik durumlarının; algılanan stres ve spiritüel iyi oluş açısından incelenmesidir. Ayrıca katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine ilişkin eşduyum yorgunluğu, tükenmişlik ve eşduyum memnuniyeti düzeylerinin karşılaştırma analizleri ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemini 23-55 yaş arasında Türkiye'de yaşayan 167 ruh sağlığı profesyoneli oluşturmaktadır. Katılımcılardan Demografik Bilgi Formu, Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği, Spiritüel İyi Oluş Ölçeği ve Algılanan Stres Ölçeği'nden oluşan anket formu aracılığıyla veriler toplanmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi Jamovi programı aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Eşduyum yorgunluğu, eşduyum memnuniyeti, tükenmişlik ile spiritüel iyi oluş ve algılanan stres arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Korelasyon Analizi yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlara göre, algılanan stres ile eşduyum yorgunluğu ve tükenmişlik arasında pozitif yönde; algılanan stres ile eşduyum memnuniyeti ve spiritüel iyi oluş arasında negatif yönde ilişkiler olduğu bulunmuştur. Ruh sağlığı profesyonellerinin eşduyum yorgunluğu, eşduyum memnuniyeti ve tükenmişlik puanlarının sosyo-demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek üzere Welch Testi, Kruskal-Wallis H testi ve Tek Yönlü Varyans Analizleri uygulanmıştır. Ruh sağlığı profesyonellerinin eşduyum yorgunluğu, eşduyum memnuniyeti ve tükenmişlik puanlarının hangi değişkenler tarafından yordandığını belirlemek amacıyla Stepwise yöntemi ile Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi gerçekleştirilmiştir. Analiz sonucunda, algılanan stresin eşduyum yorgunluğunu yordadığı; varoluşsal iyi oluşun eşduyum memnuniyetini negatif yönde yordadığı; yine varoluşsal iyi oluşun tükenmişliği pozitif yönde yordadığı bulunmuştur. Eşduyum yorgunluğu ile spiritüel iyi oluş arasındaki ilişkide, algılanan stresin aracı rolünü incelemek amacıyla Jamovi MedMod eklentisi kullanılarak Genel Doğrusal Model (GLM) aracılık analizi uygulanmıştır. Analiz sonucunda, spiritüel iyi oluşun eşduyum yorgunluğu ile olan ilişkisinde algılanan stresin tam aracı rol oynadığı gözlenmiştir. Mevcut çalışmanın bulguları, mesleki tükenmişliğin ve eşduyum yorgunluğunun yalnızca dışsal koşullarla değil, bireyin içsel stres algısı ve anlam arayışıyla da ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, ruh sağlığı profesyonellerine yönelik destekleyici müdahalelerde spiritüel kaynakların ve psikolojik dayanıklılığı güçlendirmeye yönelik içsel mekanizmaların dikkate alınması önerilmektedir. Araştırmanın bulguları, literatürdeki benzer çalışmalarla karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Eşduyum yorgunluğu, Tükenmişlik, Eşduyum memnuniyeti, Spiritüel iyi oluş, Algılanan stres, Varoluşsal iyi oluş
Makine öğrenmesi ve derin öğrenme teknikleri ile müşteri yaşam boyu değeri ve terk eşiği tahmini
2020 yılı sonrası dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte, müşteri davranışlarını doğru analiz edebilmek, işletmeler için stratejik bir öncelik haline gelmiştir. Bu çalışmada, müşteri yaşam boyu değeri müşteri terk analizini birlikte ele alarak hem müşterilerin gelecekteki potansiyel harcama tutarlarını hem de işletmeyi terk etmeden önceki alışveriş eşiklerini tahmin eden e-ticaret sektörüne yönelik bütüncül bir müşteri segmentasyon modeli geliştirilmiştir. Çalışmada üç aşamalı bir yaklaşım benimsenmiştir. Model 1, geçmiş 12 aylık müşteri davranışları ve satın alma verileri kullanılarak müşterilerin gelecek 6 aylık harcamaları regresyon temelli algoritmalarla tahmin edilmiştir. Model 2 alışverişi terk etmiş müşterilerin davranış örüntüleri incelenerek aktif müşterilerin hangi harcama düzeyinden sonra platformu terk edeceği öngörülmüştür. Model 3, elde edilen tahminler kümeleme algoritmaları ile analiz edilerek müşteriler kârlılık ve sadakat düzeylerine göre gruplandırılmıştır. Modelleme sürecinde XGBoost, Gradyan Artırma, LightGBM, Rastgele Orman, Yapay Sinir Ağı, Derin Sinir Ağı, Tekrarlayan Sinir Ağı ve Evrişimli Sinir Ağı gibi ileri düzey makine öğrenmesi ve derin öğrenme yöntemleri test edilmiştir. Segmentasyon için ise K-Ortalama ve Hiyerarşik Kümeleme algoritmaları kullanılmıştır.Bu bütünleşik yaklaşım, MYBD ve müşteri terk davranışını aynı çatı altında ele almasıyla tek boyutlu sınıflandırmalara alternatif olarak öne çıkmaktadır. Elde edilen segmentasyon sonuçları, "Sadık ve Stratejik Müşteriler", "Karlı ama Terk Riski Yüksek Müşteriler", "Geliştirilebilir Potansiyel Müşteriler" ve "Düşük Riskli ve Düşük Değerli Müşteriler" gibi anlamlı gruplar ortaya koyarak pazarlama stratejilerine doğrudan aksiyon alınıp katkı sağlayabilir. E-ticaret sektöründen elde edilen veriler ile gerçekleştirilen bu çalışma, saha odaklı yapısı ve bütüncül modelleme yaklaşımı ile hem akademik literatüre hem de sektörel uygulamalara önemli katkılar sunmaktadır.
Kadınlarda gaslighting maruziyetinin erken dönem uyum bozucu şemalar ve çocukluk çağı travmaları ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, gaslighting'in erken dönem uyum bozucu şemalar ve çocukluk çağı travmaları ile olan ilişkisi incelenmiştir. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama deseni kullanılarak gerçekleştirilen çalışmanın örneklemini, kartopu örnekleme yöntemi ile belirlenen, 18–61 yaş aralığında yer alan 342 kadın oluşturmaktadır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Gaslighting Mağduru Ölçeği, Young Şema Ölçeği – Kısa Formu ve Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği kullanılmış; elde edilen veriler SPSS 27 paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Demografik değişkenler (ilişki durumu, gelir düzeyi, eğitim durumu) açısından gruplar arasındaki farkların incelenmesinde Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde ise Pearson Korelasyon ve Spearman Rho Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Gaslighting'in yordanması amacıyla Çok Değişkenli Regresyon Analizi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre gaslighting maruziyetinin ilişki durumu ve gelir düzeyine göre farklılaşmadığı ancak eğitim düzeyi yükseldikçe azaldığı görülmüştür. Gaslighting ile erken dönem uyum bozucu şemalar ve çocukluk çağı travmaları arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler saptanmış; bu iki değişkenin birlikte gaslighting'i anlamlı düzeyde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bulgular, gaslighting'in kadınlar açısından yalnızca bireysel değil, aynı zamanda evrensel bir sorun olduğunu ve bu olgunun erken yaşantılar bağlamında değerlendirilmesinin önem taşıdığını göstermektedir. Araştırma sonuçları gaslighting'in tanınması, önlenmesi ve müdahalesine yönelik koruyucu ve önleyici ruh sağlığı hizmetleri açısından önemli katkılar sunmaktadır.
Mikro ölçekli türk mimarlık firmalarının ekonomik krizlerde ayakta kalma stratejilerinin incelenmesi
Türkiye İstatistik Kurumu'nun Aralık 2023 raporuna göre, toplam girişim sayısının yüzde 90,6'sını mikro girişimler oluşturmaktadır. Bu mikro girişimler, on kişiden az çalışanı olan ve yıllık cirosu veya bilanço toplamı 10 milyon Türk lirasını aşmayan girişimler olarak tanımlanmaktadır. Merkez Bankası'nın 2020 yılı raporlarına göre, inşaat şirketleri toplam şirket sayısının %14,76'sını, sektördeki çalışan sayısı ise Türkiye'deki toplam çalışan sayısının %9,91'ini oluşturmaktadır. Türk inşaat sektörü salgın hastalıklar, bölgesel savaşlar, göçmen krizi, depremler, enflasyon ve döviz kuru artışlarından olumsuz etkilenmiştir. Araştırmalar, mikro işletmelerin yenilikçi ve esnek işletme modelleri sayesinde belirsiz ekonomik koşullara dayanma kapasitesine sahip olduğunu göstermektedir. Bu çalışma, mikro ölçekli mimarlık, mühendislik ve inşaat firmalarının (MSAECF'ler) belirsiz ekonomik koşullar karşısında hayatta kalma stratejilerini incelemektedir. Bu bağlamda mikro ölçekli mimarlık, mühendislik ve inşaat firmalarının benimsediği hayatta kalma stratejilerine ilişkin ilgili literatürü tespit etmek için sistematik bir araştırma yapılmıştır. İkinci aşamada, Türk mimarlık sektöründeki mikro firmalarla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılarak mevcut durum tespit edilmiştir. Bulgular, mikro mimarlık firmalarının zorlu ekonomik koşullarda hayatta kalmak için çeşitli stratejiler benimsediğini göstermektedir. Bu stratejiler arasında yeni müşteriler ve projeler edinmek için geniş paydaş ağları geliştirmek; kaliteyi artırmak ve maliyetleri düşürmek için tedarikçiler ve taşeronlarla ilişkileri güçlendirmek; yeni pazarlara, ülkelere ve bölgelere açılmak ve yeni projeler elde etmek için sosyal medya, web siteleri ve basılı yayınlar aracılığıyla reklam yapmak yer almaktadır.
Rekabet hukuku bağlamında dijital pazarlardaki geçit bekçisi kavramı ve uygulama kriterlerinin belirlenmesi
Çeşitli pazar yapılarının ve pazardaki teşebbüs uygulamalarının yerleşik mevzuatlarda birtakım değişikliklere sebebiyet verdiği ve kanun koyucuların bu bağlamda yeni mevzuatları yürürlüğe koyması veya mevzuatlarda değişiklikler yapması rast gelinen bir durumdur. Ancak bir pazarın iktisadi yapısının oluşturduğu durum ve özellikle ilgili pazardaki teşebbüs uygulamalarının yarattığı endişelerin bir hukuk dalının uygulama biçimini ve mevzuatlarını neredeyse kökten değiştirmesi nadir rastlanan bir durumdur. Dijital pazarlardaki durum ve bu duruma müdahale etme gereksinimi, Rekabet Hukuku'nun ardıl denetim ve yaptırım uygulama mekanizmasına yeni bir müdahale aracı eklemiştir. Öncül müdahale olarak şekil bulan bu yeni denetim mekanizması ile idari otoritelerce belirli teşebbüslere mevzuata eklenen yeni davranış kurallarını uygulatmak suretiyle dijital piyasalardaki rekabeti bozucu endişelerin giderilmesi hedeflenmektedir. Bu yeni düzenlemelerin en önemli sonuçlarından biri ise "Geçit Bekçisi" kavramının ortaya çıkmasıdır. Tanım itibariyle Geçit Bekçisi kavramı platform ekonomisi bağlamında bir kullanıcı grubunun diğer kullanıcı grubuna erişiminde kontrol gücünü elinde bulunduran teşebbüsleri işaret etmektedir. Geçit Bekçisi niteliğindeki teşebbüsler, dijital piyasalara rekabet otoritelerinin yapacağı öncül denetim mekanizmasının öznesini oluşturmaktadır. Öncül denetime tabi tutulacak teşebbüslerin sınıflandırılarak tespiti maksadıyla kullanılan Geçit Bekçisi kriterlerinin hukuk disiplini açısından değerlendirilmesi, nitel ve nicel kriterlerin uygulanma biçimi ile ideal kriter uygulamalarının nasıl şekillenmesi gerektiği çalışmamızın temel başlıklarını oluşturmaktadır.
Makine öğrenme yöntemleri ile akciğer kanserlerindeki beyin metastazları ve tanısal raporlama
Beyin metastazları (BM), akciğer kanserinin en yaygın komplikasyonlarından biridir. Bu lezyonların manyetik rezonans görüntüleme (MRG) üzerinde doğru ve erken tespiti; tanı, tedavi planlaması ve prognoz açısından büyük önem taşımaktadır. Ancak, BM manuel olarak segmentasyonu zaman alıcıdır, gözlemciler arası farklılıklara açıktır ve genellikle görüntüleme özelliklerinin belirsizliği nedeniyle sınırlıdır. Bu tez çalışmasında, akciğer kanserine bağlı gelişen BM'lerinin T1 kontrastlı ve T2-ağırlıklı MRG görüntüleri kullanılarak derin öğrenme (DÖ) tabanlı bir tümör tanıma yaklaşımı önerilmiştir. CNN modeli, etiketlenmiş veri kümeleri üzerinde eğitilmiş ve otomatik tümör tespiti amacıyla değerlendirilmiştir. İşlem kısıtlamaları nedeniyle, 4B NIfTI hacimleri 2B dilimlere ön işleme tabi tutulmuş, 128x128 piksele yeniden boyutlandırılmış ve normalleştirilmiştir. Verilerin ön işleme ve dengeleme işlemlerinin ardından toplam 2.275 adet 2B görüntü kullanılmıştır. CNN modeli, ikili sınıflandırma için 17 katman ve 3 bloktan oluşmaktadır. Modelin karar verme sürecini görselleştirmek ve yorumlanabilirliği artırmak amacıyla occlusion sensitivity ve sınıf aktivasyon haritalama yöntemleri uygulanmıştır. Eğitilen model, test veri kümesinde %94,2 doğruluk, %94 duyarlılık, %92,83 özgüllük, %95 F1-skoru ve %98,65 AUC değeri elde etmiştir. Model birçok durumda başarılı sonuçlar verirken, Dice skoru düşük çıkan bazı örnekler incelenmiş ve tartışılmıştır. Bu çalışma, BM tespiti ve değerlendirilmesini desteklemeyi ve tıbbi görüntülemede güvenilir DÖ çözümlerinin geliştirilmesine destek sağlamayı amaçlamaktadır.
Derin öğrenme ve veri odaklı yaklaşımlar kullanarak batarya sağlık durumu (SOH) tahmini
Bu çalışma, lityum-iyon bataryaların sağlık durumu (State of Health - SOH) tahmini için derin öğrenme ve veri odaklı yaklaşımların etkinliğini incelemektedir. Bataryaların güvenli ve verimli çalışabilmesi için SOH değerinin doğru şekilde tahmin edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda, NASA ve CALCE gibi yaygın veri kümeleri üzerinde GRU, LSTM, MLP, CNN ve Attention gibi farklı derin öğrenme modelleri eğitilerek karşılaştırılmıştır. Ayrıca, transfer öğrenme yaklaşımı kullanılarak bir veri setinde eğitilen modeller, başka bir veri seti üzerinde yeniden eğitilerek kullanılmıştır. Bu sayede, sınırlı veri bulunan durumlarda model başarımının artırılması hedeflenmiştir. Modellerin performansı; ortalama mutlak hata (MAE), ortalama kare hata (MSE) ve determinasyon katsayısı (R²) gibi metriklerle değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, derin öğrenme tabanlı yöntemlerin SOH tahmininde yüksek doğruluk sağladığını ve transfer öğrenme ile yeniden eğitilmiş modellerin farklı veri kümeleri arasında başarılı bir şekilde uygulanabildiğini göstermektedir.
Yakın partner şiddetine yönelik tutumlarda sosyal bilişsel faktörler: Zihinselleştirme ve duygu tanıma
Bu çalışmanın amacı zihinselleştirme ve duygu tanıma becerilerinin yakın partner şiddeti tutumları üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Bu amaçla, zihinselleştirme ve duygu tanıma becerilerinin, şiddet, kontrol ve istismar alt boyutlarına yönelik tutumları yordayıp yordamadığı araştırılmıştır. Ayrıca yakın partner şiddetine yönelik tutumların cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, gelir durumu, medeni durum ve geçmiş şiddet yaşantıları gibi demografik değişkenler açısından farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırma, 18-64 yaş aralığında bulunan toplam 291 katılımcı ile yürütülmüştür. Veriler, Demografik Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği-Gözden Geçirilmiş Formu (YİŞTÖ-GG), Zihinselleştirme Ölçeği (ZÖ) ve Gözlerden Zihin Okuma Testi (GZOT) kullanılarak toplanmıştır. Yakın Partner Şiddetine Yönelik Tutumların yordayıcılarının belirlenmesi için Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi yapılmıştır. Tahmin edilen modellerin sonucunda, zihinselleştirme alt boyutları ve duygu tanıma becerilerinin yakın partner şiddetine yönelik tutumların alt boyutları üzerinde farklı etkiler oluşturduğu saptanmıştır.