150
Archived Theses
4
DOIs Assigned
3%
DOI Rate
Discipline
Fatih Akın'ın filmlerinde kimlik temsilleri
Bu çalışma, Türk-Alman sinemasının önde gelen isimlerinden biri olan Fatih Akın'ın filmlerinde, ikinci kuşağı temsil eden Türk göçmen karakterlerin kimlik temsillerine odaklanmaktadır. Çalışmada, ulusaşırı kitlesel göç hareketlerini de kapsayacak biçimde, küresel kültürel akışların güç kazandırdığı kültürel ?melezleşme? kavramının, ?yersiz-yurtsuzlaşma? ve ?yeniden yer-yurt edinme? kavramlarıyla ilişkisi çerçevesinde, Fatih Akın'ın filmlerinde temsil edilen ikinci kuşaktan Türk göçmen karakterlerin kimliklerine nasıl yansıdığını ortaya koymak amaçlanmaktadır. ?Melezleşme?yi diğer iki kavramla ilişkisi çerçevesinde ele alan bu tür bir yaklaşım, kavramın ve kavrama içkin deneyimlerin kimlik temsillerindeki yansımalarını mutlak olumlayıcı bir tablo içinden okumak yerine, daha dengeliyici bir bakış açısıyla ele almak açısından önem taşımaktadır.Bu doğrultuda, çalışma kapsamında, Fatih Akın'ın, birer kültürel metin olarak ele alınan Kısa ve Acısız (1998), Duvara Karşı (2004) ve Yaşamın Kıyısında (2007) adlı filmlerinin metinsel çözümlemeleri gerçekleştirilmekte ve elde edilen bulgular sonuç bölümünde tartışılmaktadır.Anahtar Sözcükler1. Kimlik2. Küreselleşme3. Fatih Akın4. Göçmen Sineması5.Kültürel Melezleşme
Orhan Gencebay ve İbrahim Tatlıses filmlerinde merkez-taşra ilişkisi
Bu çalışmada 1970'ler Orhan Gencebay ve 1980'ler İbrahim Tatlıses filmlerinde merkez ? taşra ilişkisinin nasıl ele alındıkları incelenmeye çalışıldı. Türkiye'de merkez-taşra ilişkileri gerek Cumhuriyet öncesi gerekse Cumhuriyet sonrası dönemde iki uç kutup olarak yaşanmış, merkez ve taşra arasındaki mesafe 80'li yıllara kadar kapanmamıştır. 80'li yıllarla birlikte iç göç olgusu ulaşabileceği son noktaya gelerek kentsel alanların nüfusunun kırsal alanların nüfusunu aşmasıyla sonuçlanmıştır. Bunun yanı sıra 80'lerde uygulanan neo-liberal politikalara paralel biçimde ulus devlet etkisini kaybetmiş, merkez ve taşra arasındaki mesafe azalarak mevcut (hiyerarşik) ilişkide kırılmalar yaşanmıştır. Çalışma bu kırılmaların en yoğun yaşandığı 1970 ve 80'li yıllara odaklanmaktadır.Cumhuriyet öncesinden 80'li yıllara değişen bir seyir izleyen merkez-taşra ilişkileri, toplumsal hayattan bağımsız düşünülemeyecek sinemada da kendisini göstermiştir. Popüler yerli filmlerde merkez karşısında kenara itilen, kente eklemlenebilmesi için kentin resmi kültürünü özümsemesi, bu anlamda da dönüşmesi gereken taşralı imgesi, giderek yerini sesini yükselten, eleştiren bir taşralı imgesine bırakmıştır. 1970'lerde kent ortamına direnmeye ama aynı zamanda uzlaşmaya çalışanların kültürü olan arabesk kültür de 1970'lerden 1980'lere dönüşüm geçirmiştir. Bu çalışma arabesk şarkılı filmlerin söz konusu dönüşümünü incelemektedir.
Gerçekçilik bağlamında İran sinemasında dil ve estetik
Yaptığımız çalışmada, gerçekçi sinema kuramı ve İran'ın kendine özgü kültürel ve politik şartları bağlamında İran sinemasının anlatı yapısı incelenmektedir. Bu amaçla önce gerçekçi kuram ve akımlar incelenerek gerçekçi anlatının temel özellikleri belirlenmistir. Ardından İran sinemasının tarihsel gelişimi ve İran sinemasının arka planında yer alan unsurlar incelenmiştir. Film çözümlemelerinde kullanılmak üzere, İran sinemasının sinematografik özellikleri, ilk bölümde belirlenen gerçekçi kuramın kodlarıçerçevesinde tasnif edilmistir. Toplanan veriler ışığında, İran sinemasının en bilinen örneklerinden Kiyarüstemi'nin Arkadaşın Evi Nerede(1987), Mecidi'nin Cennetin Çocukları(1997) ve Panahi'nin Beyaz Balon(1995) ve Ayna (1997) filmleri, biçim ve içerik açısından ayrıntılı olarak çözümlenmiştir. Sonuç olarak; İran sinemasının gerçekçi kuramın temel özelliklerine kendi kültürel dokusunu da ekleyerek kendine has bir sinema dili oluşturduğu belirlenmiştir.
Korku sinemasında şiddet ve muhafazakârlık
Akademik alanda yeni yeni ciddiye alınıp, üzerinde çalışma yapılmaya başlanan korku ve istismar sineması, kendi alt türlerini oluşturarak zengin bir içerik sunmaktadır. Bu çalışmada korku ve korku sineması hakkında tanımlayıcı bilgilerin ardından korku türünün sıklıkla ürettiği istismar filmleriyle ilgili bilgi verilmiştir. Son yıllarda artış gösteren korku-istismar filmleri, izleyicilerin merakına seslenecek şekilde kanlı şiddet sahnelerine yer verseler de, içlerinden bazıları şiddeti sorunsallaştırabilmekte ve farklı okumalara imkan sağlayabilmektedir. Bu temel iddiamızı ortaya koymak için, korku ve istismar filmlerinin unsurlarını kullanan Wes Craven'ın Soldaki Son Ev (1972) Quentin Tarantino'nun Ölüm Geçirmez (2007) filmleri, Levi-Strauss'un ikili karşıtlık yöntemiyle incelenmiştir
Pembe dizilerin kadınlar üzerindeki etkisi
Pembe dizilerin kadınlar üzerindeki etkisi konulu bu çalışmada kulla-nım ve doyumlar yaklaşımı çerçevesinde kadınların çeşitli gereksinimlerini karşılamak adına pembe dizileri seyrettikleri varsayımından hareket edilmiş-tir. Bu noktada kadınların aktif izleyici oldukları ve pembe dizi izleme tercihlerini kendi istekleri doğrultusunda yaptıkları görülmüştür. Anket yapılan ev kadını izleyicilerin, pembe dizileri vakit geçirme, dinlenme ve alışkanlık gibi nedenlerden dolayı izlemeyi tercih ettikleri görülmüştür.Anketin gerçekleştirildiği örneklem grubunda, pembe dizleri seyretmelerine bağlı olarak herhangi bir tutum değişikliği saptanmamıştır. Dizilerde meydana gelen olaylarla ilgili duygusal tepkileri olmasına karşın, o dünyanın gerçek olmadığı, yaşananların gerçek dünyada olamayacağı ve dizilerdeki olayların Türk toplum yapısıyla bağdaşmadığı bilinci oldukça yerleşmiş durumdadır. Kadınların pembe dizileri izleme nedenleri ilgili sorulara verdikleri cevaplar arasında da tutum değişimine yönelik herhangi bir veri yoktur.Kadınların kişisel ve psikolojik özellikleri ile sosyo-ekonomik düzeyleri pembe dizileri seyretmelerinde etkili olmaktadır. Ancak bu etki sanıldığı kadar yüksek değildir. Tam tersine örneklem grubunun eskisi kadar pembe dizileri seyretmediği, bunun yerine ruhani içerikli bazı yapımlara yönelmeye başladığı görülmüştür.
Amerikan ve Türk sinemasında star olgusunun gelişimi ve değişiminin geçmişten günümüze etkileri "Gündüşteki Simalar"
Sinema, hayal gücünü en iyi yansıtan alanlardan biridir. Bunun sebebi starlar ve onların kişi, stüdyo, medya düzeyinde tekrar düzenlenen kimliklerdir. Sinemaya gizem ve ölümsüzlük kazandıran, onu besleyen öğelerden biri beklide en önemlisi starlardır.Bir film; bir insanı bir noktadan başka bir noktaya götüren zaman makinesi olarak düşünülürse starlar da geçmişten günümüze toplumların yansımalarıdır.Her olgu gibi star olgusu da ekonomik ve toplumsal nedenlerle zamanla değişime uğramıştır. Bu değişim, farklı şekillerde ve alanlarda ortaya çıkmıştır. Bu durum doğal olarak sinemayı da etkilemiştir ve etkilemektedir.Bu çalışmada star olgusunun Amerikan ve Türk sinemasında gelişiminin ve değişiminin etkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Örnek olay çalışması olarak, filmlerin dünyaya açılan pencereleri afişlerin analizi seçilmiştir.
Güvenilirlik ve etik açıdan sanal gazeteler
E-gazetecilik, geleneksel gazetelerin ilk sayfalarının görüntü formatında internet üzerinden online olarak yayınlanması ile başlamıştır. Gelişen internet teknolojileri ve düşen internet maliyetleri sayesinde de, online gazetelere sadece ilk sayfa olmaktan çıkıp gazetenin tümünün internet üzerinden yayınlanmasına olanak vermiştir. Hatta gün içerisinde gelişen olayların günlük gazetelerde, bir sonraki gün yayınlanması mümkün iken, anlık haber yayınlanması online gazetecilikte mümkün olması devrim niteliği taşımaktadır. Bu durum izler ? okur kitle üzerinde cezp edici bir etki yaratmakta ve e-gazetelere olan ilgi artmaktadır. Bu artan talep doğrultusunda ise sanal ortamda yapılan gazetecilik, sadece geleneksel gazetelerin hakimiyetinden çıkmış ve hemen her isteyenin e-gazete oluşturabildiği bir ortamda bulunuyoruz.Geleneksel gazetelerin yayınlanabilmesi için gerekli olan ilk zorunluluk künyedir. Ancak sanal gazetelerin çoğunda künye bulunmuyor ve bununla ilgili herhangi bir yayın kuralıda bulunmamaktadır. Künyesi olmayan bir sanal gazeteye ne derece güvenilebiliriz ya da gazetecilik etiğine ne oranda bağlılık gösteriyorlar? Bu iki basit soruyu genişletmek mümkün olacaktır. Bir bilgiyi alırken kaynağın güvenilir ve bilinir olması haberin de gerçek ve güvenilir olduğuna işaret eder. Bu araştırmada inceleyecek konu da sanal gazeteler ve onların etik anlayışları olacaktır.
Türkiye'de azınlıkların televizyonda yansıtılma biçimi
Bu çalışma, Türkiye'de ulusal çapta yayın yapan dört televizyon kanalının ana haber bültenlerinde, azınlıklar ve etnik kimliklerle ilgili konuların nasıl yansıtıldığını incelemektedir. Yıllardan beri içinde bulunduğu yasal zeminle, bugün Avrupa Birliği kriterleri arasında bir ?sıkışmışlık? yaşadığı gözlenen medyanın, azınlıklar ve farklı etnik kimliklerle ilgili konularda nasıl bir bakış açısı belirlediği, farklı grupların talepleri karşısında nasıl bir iletişim ortamı oluşturduğu ve bu grupların taleplerinin medyanın söylemine ne kadar yansıdığı, bu çalışmada ele alınacak ve örnek olaylarla analiz edilerek sorgulanacaktır. Çalışma üç ana bölüme ayrılmaktadır; birinci bölümde, ulus-devlette azınlık ve yurttaşlık kavramlarının ne anlama geldiği ve ?azınlık? kavramının hukuksal çerçevesi ile ilgili açıklamalara yer verilmiş ve küreselleşme, ulus-devlet ve azınlık hakları ile küreselleşmenin azınlık taleplerine olan etkisi incelenmiştir. İkinci bölümde, Türkiye'de medyanın azınlıklara ve etnik kimliklere yaklaşımına değinilmiş ve Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde değişmeye başlayan medya kriterleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise; seçilen televizyon kanallarında, 2005?2007 tarihlerinde Türkiye'de azınlıklar ve etnik kimliklerle ilgili bazı önemli gelişmelerin yaşandığı tarihlerde, dört ana haber bülteninde bu gelişmelerin nasıl ele alındığı ve sunulduğu analiz edilmiş ve elde edilen bulgular konu ile ilgili bir sonuca bağlanmıştır.
Türkiye' nin Avrupa Birliği' ne giriş sürecinde gazetelerin kamuoyu oluşturma işlevinin haber söylemlerine yansıması
Ço ulcu ve kat l mc demokrasilerde özgür bas n, dengeleri olu turmasbak m ndan önemli i levler üstlenmektedir. Bu anlamda bas n n, haber verme,bilgilendirme, e itme, e lendirme, hakemlik yapma, uyarma, köprü olma, ekonomikya ama katk da bulunma, kamuoyu olu turma, yönlendirme, kamuoyunu yans tmavb. görevleri bulunmaktad r.Tez çal mas nda ara t rma için, 17 Aral k 2004 ve 3 Ekim 2005 tarihlerindeTürkiye ve AB aras nda gerçekle tirilen tam üyelik müzakereleri ile ilgili haberler örnekolay olarak seçilmi tir. Örnek olay olarak seçilen Avrupa Birli i ne giri sürecikonusunda farkl gazetelerin kamuoyu olu tururken farkl söylemler kullanddü ünülmektedir. Bu sorunsal çerçevesinde çal mada; gazetelerin, kamuoyu olu turmasürecinde farkl söylemleri nas l olu turdu u, gündemi ne ekilde kurdu u, sat raralar nda kalm gizli mesajlar n neler oldu u, hangi bak aç s yla haber üretildi i,haberlerin yaz lmas nda etik de erlere ba l kal n p kal nmad ara t r lmaktad r. Buamaçla çal mada kitle ileti im araçlar ve kamuoyu ili kisi ile ilgili kuramlar (gündemkoyma ve saptama kuram , suskunluk sarmal kuram , bilgi aç /gedi i kuram veba ml l k kuram ), etik kuramlar (görev ahlak , faydac l k) ve söylem kuramlar ndanyararlan lmaktad r. Çal man n çözümleme k sm nda ise, haberi bir söylem olarak eleal p inceleyen van Dijk n analiz tekni i kullan lmaktad r.Anahtar Kelimeler: Kamuoyu, Etik, Haber, Söylem, Söylem Analizi.
Elazığ`ın Kanal E ve Kanal 23 televizyonlarının şehir insanının gündemlerini tayinindeki rolü
ÖZETYüksek Lisans TeziELAZIĞ'IN KANAL E VE KANAL 23 TELEVİZYONLARININŞEHİR İNSANININ GÜNDEMLERİNİ TAYİNİNDEKİ ROLÜAli CANPOLATFırat ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüRadyo-TV ve Sinema Anabilim Dalı2006, Sayfa: XI+215Medya, özellikle demokratik toplumlarda bireylerin bilgi, düşünce, inanç,duygu, tutum ve davranışlarını etkileyebilecek önemli bir güce sahip bulunmaktadır. Buetkisi sadece bireylerle sınırlı değildir. Aynı zamanda toplumsal gruplar, toplumsalkurumlar ve devlet dâhil tüm örgüt yapılarını etkileyebilecek ve yönlendirebilecek önemlibir etkidir. Medya kavramı içinde yer alan televizyon ise insanlar üzerinde en etkiliiletişim faktörlerinden biri olarak kabul edilmektedir.Televizyon, topluma sunduğu mesajların etkisi ve hızı yönü ile diğer kitleiletişim araçlarından ayrılmaktadır. Özellikle haber içeriklerini, görüntü, ses (efekt),müzik, ışık, dekor ve yazı öğeleriyle birlikte etkileyici bir sunumla vermesi etki yönüylediğer kitle iletişim araçlarından onu üstün hale getirmektedir. Bu ayrıcalıklı özelliklertelevizyonu birey ve toplum üzerinde daha etkili kılmaktadır. Bunun sonucu olarak toplumgündemini belirlemede televizyon önemli rol oynamaktadır. Televizyona biçilen bu rolçerçevesinde ulusal televizyonlar daha çok ulusal konularla ilgili ülke gündeminibelirlemektedir. Yerel televizyonların da yerel konularla ilgili yerel toplumun gündeminibelirlediği düşünülmektedir.Ulusal ve yerel televizyonların gündem oluşturma/belirleme süreçlerinintemelinde daha çok haber unsuru bulunmaktadır. Televizyon yukarıda sıralanan ayrıcalıklıözelliklerini, objektiflik boyutuna dokunmadan, haber unsurunda kullanarak adeta birgelinin süslenmesi gibi mesajı süslemekte ve böylece daha etkili olmaktadır. İşte buetkinin bir sonucu olarak toplumda gündem oluşturduğu, bu güne kadar yapılanaraştırmalarda kabul edilmekte ve varsayılmaktadır. Bu çalışmada da özellikle yereltelevizyonların şehir insanının gündemini belirlemedeki rolü ele alınmaktadır. Elazığ'dayayın yapan yerel Kanal E ve Kanal 23 televizyonlarının şehir insanının gündeminibelirlemedeki rolü medyanın gündem belirleme kuramı çerçevesindedeğerlendirilmektedir.Anahtar Kelimeler: Medya, yerel medya, televizyon, gündem belirleme,
Halkla ilişkiler uygulaması olarak polis televizyonu: Bir model önerisi
Halkla İlişkiler Uygulaması Olarak Polis Televizyonu: Bir Model Önerisi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008.Yapmış olduğumuz bu tez çalışmasında, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde kurumun halkla ilişkilerine yönelik bir faaliyet olarak Polis Televizyonu'nun kurulabileceğini ortaya koymak ve Polis Televizyonu'nu hayat geçirmeye yönelik bir model önerisi oluşturmaya çalışılmıştır. Çalışmada amaç doğrultusunda değerlendirme araştırması yöntemiyle kuramsal çerçeve oluşturulmuş, ve kitle iletişim aracı olarak televizyonun bir kamu kurumunun halkla ilişkilerine yönelik olarak nasıl kullanılabileceği araştırılmıştır.Çalışmanın kapsamı, bir halkla ilişkiler uygulaması olarak Polis Televizyonu modelinin hukuki, teknik ve ekonomik, yönetim ve personel boyutunu acısından nasıl olusturulabileceğini ortaya koyacak şekilde belirlenmiştir. Ayrıca çalışmanın kapsamı çerçevesinde önerdiğimiz Polis Televizyonu modelini oluşturmak için sözlü görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Tezimizde yaptığımız araştırmalar neticesinde EGM'nin yönetim ve idaresinde bir televizyonun kurulması gerektiği, bunun özellikle kurumun halkla ilişkilerinde başarıya ulaşması açısından gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda gerekli yasal zemin oluşturulup, uzman kişilerin sorumluluğunda, son teknoloji ürünü araç ve gereçlerin kullanımıyla ve kurumsal anlamda profesyonel bir yönetim yaklaşımıyla tüm ülkeye yayın yapan bir Polis Televizyonu'nun EGM'nin kendi imkanlarıyla kurulabileceği, yapılan bu tez çalışması aracılığıyla ortaya konulmuştur.
Marshall planı filmler (1948-1953): Türkiye örneği
Marshall Planı, bir yandan II. Dünya Savaşı sonrası ekonomi ve siyaset alanlarında uluslararası ölçekte bir yeniden yapılanmanın aracı olarak iş görürken, diğer yandan da Plan kapsamında yürütülen propaganda çalışmalarıyla Avrupa'nın Amerikan idealleri yönünde yeniden şekillendirilmesi için kökten bir tutum ve zihniyet değişikliğinin sağlanması amaçlanmıştır. Marshall Planı propagandasının en önemli araçlarından biri ise Plan için çekilen ve katılımcı ülke halklarına gösterilen filmler olmuştur.ABD'de gösterimi 1990'a kadar yasak olan ve Marshall Planı'nın sona ermesinin ardından diğer ülkelerde de arşivlere kaldırılan bu filmler, 2004 yılında düzenlenen ?Demokrasi Satmak? başlıklı turla yeniden günışığına çıkarılmışsa da halen yeterli düzeyde inceleme konusu edilememiştir. Bu çalışmanın konusu ise, Türkiye'ye özgü bir araştırması daha önce hiç gerçekleştirilmemiş olan bu filmlerin ülkemiz için yapılanları ile uluslararası gösterim için hazırlanıp ülkemizde de gösterilenlerinin incelenmesidir.Anahtar Sözcükler:1. Marshall Planı2. İkinci Dünya Savaşı3. Türkiye4. Sinema5. Propaganda
3 ekim Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde ulusal televizyon kanallarında yer alan haber ve yorumların izleyici üzerindeki etkisi
Avrupa Birliği'ne tam üyelik konusu Türkiye için 31 Temmuz 1959 yılından başlayıp 3 Ekim 2005 yılına ve günümüze kadar süre gelmiştir. Avrupa Birliği başlangıçta 6 üyeli bir birlik olarak başlayıp geçen yıllarda genişleme süreçleriyle 27 üyeli bir oluşum haline gelmiştir. Türkiye, bu süreçte çeşitli zamanlarda üyelik başvurularında bulunmuş ve içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal aksaklıklar nedenleriyle geri çevrilmiş ya da yarım kalmıştır. 3 Ekim 2005 tarihi Türkiye açısından tam üyelik müzakerelerine başlama tarihi olması sebebiyle oldukça önemlidir. Kitle iletişim araçları üstlendiği işlevleri açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu anlamda kitle iletişim araçlarının haber verme, bilgilendirme, eğitme, eğlendirme, denetim, eleştiri, ekonomik yaşama katkı sağlama, köprü olma, kamuoyu oluşturma, yönlendirme ve kamuoyunu yansıtma gibi önemli görevleri bulunmaktadır. Tez çalışmasında araştırma için 3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye ile Avrupa Birliği arasında gerçekleştirilen tam üyelik müzakereleri ile ilgili haberler örnek olay olarak seçilmiştir. Kitle iletişim araçlarından televizyonda yer alan haberlerin bu süreçte kamuoyu oluşturma biçimleri, kullandıkları ifadeler ve bu ifadelerin halkın üzerindeki etkisini tespit etmek amacına yönelik olarak haberlerin analizi ile birlikte anket çalışması yapılarak 3 Ekim sürecinde izlenilen haberlerin toplumun üzerindeki kanaat oluşturma ve değiştirme anlamındaki gücü ölçülmeye çalışılmıştır. Ulusal televizyon kanallarından en çok izlendiği tespit edilen Kanal D, ATV ve Show TV'nin haber içerikleri incelenerek; 3 Ekim Avrupa Birliği müzakere sürecinde kamuoyunda bu süreci destekler nitelikte ve olumlu bir kanaat oluşturma amacına yönelik ifadelere yer verildiği, ayrıca Türkiye'nin karşısına sunulan şartlar ve engeller açısından ise diğer ülkelerle eşit olduğu yönünde fikir oluşturulmaya yönelik haberlere yer verildiği ve buradaki amacın ise kamuoyunda hâkim olan ?eşit davranılmadığı? yönündeki düşüncelerin değişmesi olduğu söylenebilir. Bunun birlikte Türkiye açısından 3 Ekim'de büyük bir zafer kazanıldığı ve bu sürecin ülke için tarihi bir dönemeç olduğu, Avrupa Birliği 'ne üyelik ile birlikte Türkiye'de gerek ekonomik ve gerekse sosyal açıdan birçok alanda ilerleme ve genişleme kaydedileceği yönünde mesajlar verildiği görülmektedir. Araştırmanın devamında anket çalışmasına yer verilerek haberlerde yer alan ifadelerle ve oluşturulmaya çalışılan kamuoyu ile izleyicinin düşünceleri karşılaştırılarak; kitle iletişim araçlarının haber ve bilgi verirken bilgilendirme işlevi açısından toplumun beklentilerini karşılayamadığı, toplumu yönlendirici ifadelere yer verdiği ancak bu ifadelerle belirli bir eğitim ve bilgi birikimine sahip olan kitle üzerinde daha önceden oluşmuş fikirleri değiştirme ve yönlendirme açısından etkili olamadığı ancak gündemdeki olay ve olgular ile ilgili gelişmeler hakkındaki düşüncelerin şekillenmesinde etkili olabildiği sonucuna varılmıştır.
Çağdaş sinemada özne
Bu tez çalışmasının amacı, 1990-2007 yılları arasında Çağdaş Hollywood Sinemasında temsil edilen öznelerin türdeş olmayan özellikler gösterdiğini, farklı kuramsal yaklaşımlara dayanarak betimlemektir.Çalışmada 1990-2007 yılları arası Hollywood Sinemasından seçilen 17 adet filmde özne, ?Oidipal film Anlatılarında Özne?, ?Simgesel Sistem içinde Özne?, ?İdeolojik Özne?, ?İktidarın Öznesi? ve ?Öznellikten Kaçış? başlıkları altında toplanarak, Sigmund Freud, Jacques Lacan, Louis Althusser, Michel Foucault ve Gilles Deleuze ve Felix Guattari'nin öznellik kuramlarından oluşan kavramsal çerçeve aracılığı ile analiz edilmiştir.Yapılan analiz sonucunda Çağdaş Hollywood sinemasında öznelerin, hem oluşum süreçleri bakımından, hem benimsedikleri özne konumları ve de bilgi nesneleri bakımından farklı özellik taşıdığı gözlemlenmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Özne2.Çağdaş Sinema
Sinema filmlerinde şiddet içeriğinin yeniden üretilmesi
Bu tez çalışmasının amacı, şiddet olgusunun sinema filmlerinde yeniden üretimini ve bu üretim sürecinin nasıl gerçekleştiğini Quentin Tarantino filmleri üzerinden ortaya koymaktır. Sinema filmlerinde şiddetin yeniden üretim süreci, estetize etme ve manipülasyon kavramları çerçevesinde değerlendirilmiştir.Çalışmada Quentin Tarantino'nun Reservoir Dogs, Kill Bill Vol. 1 ve Kill Bill Vol. 2 filmlerinin çalışma için belirlenen sahneleri, Gerard Genette'in Anlatıbilim kuramı çerçevesinde öykü, öyküleme ve anlatı başlıkları kapsamında göstergebilimsel bir çözümleme yöntemi ile çözümlenmiştir.Film çözümlemeleri sonucunda, sinema filmlerinde görüntüyü oluşturan estetik öğeler yardımıyla şiddetin estetize edildiği, estetize etme işleminin sonucunda şiddetin manipülasyona uğradığı ve böylece şiddetin yeniden üretildiği saptanmıştır.
Televizyon yayınlarındaki zararlı içerikten küçüğün korunması(Uluslararası Hukuk, Türk Hukuku, ve K.K.T.C. Hukuku'nda mevcut düzenlemelerin incelenmesi)
Kalkan, Servet. Televizyon Yayınlarındaki Zararlı İçerikten Küçüğün Korunması (Uluslararası Hukuk, Türk Hukuku, ve K.K.T.C. Hukuku'nda Mevcut Düzenlemelerin İncelenmesi), Master Tezi, Ankara, 2008.Televizyonda mevcut olan programlar arasındaki birçok program küçüğe yönelik olmayan programlardır. Küçük, kendi izlemesi gereken ya da gerekmeyen programları her zaman ayırt edebilecek durumda değildir. Son zamanlarda çocukların davranışlarında televizyonun etkisinin çok fazla oluşu tartışma getirmeyecek bir konu olmaya başlamıştır.Bu araştırma, çocukların TV program tercihlerindeki ilgilerine dair bir çalışmadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde olan Haydarpaşa Ticaret Lisesi'nde bulunan öğrencilere bir anket formu uygulanmıştır. Bu anket formu, çocukların televizyonda en çok hangi programları izlediklerine ilişkin soruların yanı sıra bu programları hangi kanallarda izledikleri soruları da sorulmuştur. Ankete verilen cevaplar SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) yöntemiyle ele alınmış, yaş ve cinsiyet değişkenlerine göre farklılaşmalar sınanmıştır. Tezde, ayrıca, literatür taramasına da yer verilmiştir.Televizyondaki zararlı içeriklerden çocukların etkilenme oranının yaşa, izlenilen programlara ve günlük televizyon izleme saatlerine de bağlı olduğu tespit edilmiştir. Televizyondaki program içeriklerinin çocuklara yansıması ailenin o programdaki konuya karşı tutumuna da bağlı olduğunu göstermiştir. Çocuk programlarının eğitici değil reytingi arttırma amacıyla yapıldığına ve buna ek olarak eğitici ve şiddet içermeyen çocuk programlarına gereksinim duyulduğu sonucuna varabiliriz. Çocukların televizyondaki zararlı içerikten uzak durmasının yollarını ve bu aşamalara ek olarak ailelerin alabileceği ekstra önlemler anlatılmıştır.Anahtar Sözcükler:1.Televizyon2.Çocuk3.Küçük4.Program ve Türleri5.Hukukî Düzenlemeler
Televizyonda izleyici ölçümlerinin ortaya çıkardığı sorunlar
?Televizyonda İzleyici Ölçümlerinin Ortaya Çıkardığı Sorunlar? adlı bu çalışmada, Türkiye'de izleyici ölçümlerinin hangi ekonomi-politik yapıda ortaya çıktığı, izleyici ölçümleriyle televizyon programlarının izlenilirliğinin kim tarafından, kim için, nasıl kontrol edildiği, bu ölçümlerin televizyon kanallarının program yayıncılığı dinamiklerini nasıl etkilediği ve tüm bunlara dayanarak hangi sorunlara yol açtığını belirlemek amaçlanmaktadır. Çalışmada sözü edilen sorulara yanıt aramak için Kanal D, Atv ve Show Tv olmak üzere üç televizyon kanalı ve bu kanalların 2005-2007 dönemi ana-yayın kuşağı program akışları örneklem alınmış, izleyici ölçümlerinin bu kanalların yayın akışları üzerindeki etkileri Türkiye'de izleyici ölçümlerini yürüten AGB Nielsen Media Research (AGB Anadolu)'ün ölçüm raporlarından yararlanılarak belirlenmeye çalışılmıştır. Durum saptaması niteliğindeki bu çalışma, genel tarama modellerinden ?tekil tarama? modelinde yapılmıştır. Çalışmanın kuramsal çerçevesi alanla ilgili literatür taranarak çizilmiş, kanalların 2005-2007 dönemi yayın akışları ise AGB'nin söz konusu döneme ait ölçüm raporları ana-yayın kuşağı kapsamında gün gün taranarak elde edilmiştir.AGB Nielsen Türkiye (AGB Anadolu) tarafından ilk kez 1989 yılında yapılmaya başlanan izleyici ölçümleri, 1980'li yıllarda tüm dünyaya yayılan neo-liberal ekonomi politikalarının etkisiyle, tümüyle reklâm destekli özel yayın kanallarının kurulması temelinde ortaya çıkmıştır. Varlıklarını sürdürmeleri tamamen reklâm gelirlerine bağlı olan özel televizyon kuruluşlarının elde ettikleri izleyici sayısını reklâm verene satmaları çerçevesinde dönen ticari yayıncılık ekonomisinde, izleyici ölçüm sisteminin önemli bir kâr mekanizması olarak kullanıldığı, ölçümlerin yayın akışlarının düzenlenmesinde en önemli ölçütü oluşturması nedeniyle çeşitli sorunlara yol açtığı görülmektedir. İzleyici ölçümleri, yayıncılıkta tek-tipleşmeye neden olmakta ve eğlence ağırlıklı bir program akışını dayatmaktadır. Yayın programlamalarının yalnızca izleyici ölçümlerine göre yapılandırıldığı televizyon kanallarında, izlenme oranı (rating) olgusu, program çeşitliliğini sınırlamakta, çok-sesliliği engellemekte ve izleyiciler ekonomik çıkarlar uğruna seçme özgürlüklerini yitirerek, eğlence egemen ve tek-tip bir yayıncılık anlayışına uymaya mahkûm edilmektedir. Dolayısıyla bu çalışma televizyonda izleyici ölçümlerinin ne kadar sorunlu bir yayıcılık ortamı yarattığına dikkat çekmesi ve Türkiye'de uygulanmakta olan izleyici ölçüm sistemini bilimsel bir bakış açısıyla sorgulayarak toplumsal bir yaraya işaret etmesi nedeniyle önem taşımaktadır.Anahtar Sözcükler1.İzlenme Oranı2.Reklâm3.Para4.Tek-tipleşme5.Eğlence
Türkiye'de e-devlet uygulamaları ve toplumsal açılımları
Bu tez çalışmasında, özellikle son on yıllık dönemde dünyada hızlayaygınlaşan internet teknolojisinin getirdiği olgular arasında önemli bir yeresahip olan e-devlet konusu irdelenmektedir. Türkiye özelinde ele alınan e-devlet konusu, e-devlet çalışmalarının Türkiye'de kat ettiği yol ve geldiği noktaitibariyle ele alınırken, gerçekleştirilen çalışmalara ait toplumsal boyut daincelenmekte ve durum saptaması yapılmaktadır.Çalışmanın birinci bölümünde bilgi toplumu olgusu ile beraber değişimeuğrayan ve gelişme gösteren devlet erkinin yönetim anlayışları ve buanlayışlara yönelik eleştirilere değinilmektedir.kinci bölümde, bilgi toplumu ile gündeme gelen e-devlet olgusuincelenmekte, bu doğrultuda e-devletin ne olduğu, amaçları, kamusal boyutuve klasik devlet anlayışından farklılıkları irdelenmektedir.Tez çalışmasının üçüncü bölümü ise, Türkiye'deki e-devlet çalışmalarınıngeçmişi ve mevcut durumu ile bu çalışmaları yönlendiren E-Avrupa+ EylemPlanının ele alınmasından meydana gelmektedir. Uygulamalara kapsamlışekilde yer verilen bu bölümde, hem E-Avrupa+ ile AB'nin uygulanmasınıöngördüğü kriterlere hem de bu kriterler doğrultusunda Türkiye'deki hayatageçirilen ya da projelendirilen e-devlet uygulamalarına yer verilmektedir.Çalışmanın son bölümü olan dördüncü bölümde ise, e-devletçalışmalarının da altyapısını oluşturan bilgi toplumu olgusu ve olguya dayalıTürkiye bilgi toplumu politikası, Türk Halkı bağlamında ele alınmaktadır. Örneke-devlet uygulaması olarak e-imza teknolojisinin incelendiği bölüm, e-devletçalışmalarının mevcut ve olası sorunlarının tartışılması ve bu sorunlarıntoplumsal açıdan değerlendirilmesi ile son bulmaktadır.Tez çalışması, çalışmanın başında belirtilen amaç doğrultusundagerçekleştirilmiş, e-devlet uygulamalarına ilişkin durum saptamaları hemtoplumsal hem de idari açıdan gerçekleştirilmiştir. Çalışma, bu doğrultuda,e-devlet uygulamalarının durumunu saptama açısından önemli bilgilersunmakta ve bu bilgiler ışığında öneriler geliştirmektedir.Bu tez çalışması, e-devlet uygulamalarına ait durum saptaması yapması vebu uygulamaları toplumsal açıdan değerlendiren ilk tez çalışması olmasıyönüyle de önem arz etmektedir.
Basında manşetler ve sosyo-politik gerçekliği yansıtma düzeyi: Son dönem Türk basını üzerine bir inceleme
Bu tez çalışmasının temel amacı Türk Basını'nın manşetlerinde sosyo-politik gerçekliği yansıtma düzeyini belirlemektir. Bu bağlamda, Türkiye'ninsiyasi yelpazesini en iyi şekilde yansıttığı düşünülen Hürriyet, Radikal veZaman gazeteleri incelemeye tabi tutulmuştur. Çalışmada ayrıca, basının vegerçekliğin kavramsal açıdan daha anlaşılır kılınması için konu çerçevesindeteorik yapılandırma bazında, basının fonksiyonları, siyaset, demokrasi veideoloji ile olan ilişkisi, haber kavramı, haberin oluşum süreçleri, manşethaber, haber ve sosyo-politik gerçeklik ve söylemsel ve ideolojikyapılandırma konuları ele alınmıştır.Çalışma, incelenen gazetelerin karşılaştırmalı olarak örneklem seçilendönemdeki manşet haberlerinin sosyo-politik gerçekliği yansıtma düzeyi, niteliçerik çözümlemesi yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir.Sonuç olarak, Türk Basını'nın gerçekliği kendi bakış açılarındanyansıttığı, bir anlamda gerçekliği kurgulayıp, yeniden inşa ettiği sonucunaulaşılmıştır.
Görsel kültürde bir tüketim nesnesi olarak beden: Video klipler örneği
Bu çalışma tüketim toplumunun görsel kültüründe bir tüketim nesnesi olarak bedeni müzik video klipleri üzerinden incelemektedir. Çalışma üç ana bölüme ayrılmakta ve ilk olarak tüketim toplumu ve simgesel tüketim kavramı tartışılmaktadır. İkinci bölümde tüketim toplumunda beden ve işlevleri üzerinde durulmakta, son bölümde ise, ilk kez 2003-2006 yılları arasında yayınlanmış 6 adet Türk müzik videosunun analizine yer verilmektedir.
Türkiye'de yerel yayıncılığın gelişimi ve bölgesel yapı ile ilişkileri:Kayseri örneği
Dünya'da 80'li yıllarda başlayan neo-liberal politikaların etkisi ekonomik alanda ciddi değişimleri beraberinde getirmiştir. Pek çok sektörle birlikte, bu değişimin etkilerini en hızlı bir şekilde gösterdiği sektör medya sektörü olmuştur. Teknolojik gelişmelerin de ciddi katkısı olan değişim süreci, 90'lı yıllarda Türkiye'yi de etkisine almış, radyo ve televizyon yayıncılığı alanı özelleşmeye başlamıştır.Özel ve ticari yayıncılığın, tek sesli yapıyı kırdığı bu dönemde yerel radyo ve televizyon kanallarının sayıları hızla çoğalmıştır. Tüm dünya ile birlikte Türkiye'de de küreselleşme söylemlerine karşı yerel değerlerin korunması ve yaşatılması tartışmaları artmıştır. Bu konuda yerel radyo ve televizyonlara yüklenen misyon medya sektörünün yerel kanadını daha önemli hale getirmiştir.Bu çalışmada ?Türkiye'de Yerel Yayıncılığın Gelişimi ve Bölgesel Yapı ile İlişkileri:Kayseri Örneği? başlığı altında yerel radyo ve televizyon yayıncılığının gelişimi anlatılmaktadır. Kayseri Merkez'de yayın yapan yerel radyo ve televizyon kuruluşları örneklem olarak alınan çalışmada, yüz yüze görüşme (derinlemesine görüşme) yöntemi ile bulgular elde edilmiştir.Yerel radyo ve televizyon yönetici ve çalışanları ile yapılan görüşmeler sonucu; Kayseri ölçeğinde yerel radyo ve televizyon yayıncılığının bölgesel yapı ile doğrusal bir ilişkisi olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgular ışığında Türkiye'de yerel radyo ve televizyon yayıncılığının sorunları tartışılarak öneriler geliştirilmiştir.
1950lerden 2000'e Atıf Yılmaz filmlerinin afiş incelemesi
1950'lerden 2000'e Atıf Yılmaz Filmlerinin Afis ?ncelemesi? adlı bu tez temel olarak, afislerin sadece bir grafik iletisim öğesi olmanın dısında aynı zamanda birer kültürel temsil aracı olduğunu savunmustur. Afis türlerinden birisi olan ve bu tez çalısmasının inceleme konusunu olusturan film afislerinin; toplumsal gerçekliği grafik imgeler yolu ile yeniden insa ettikleri ileri sürülmüstür. Bu kapsamda dört bölümden olusan bu tez çalısmasının ilk bölümünde afis sanatı ve gelisimi incelenmistir. Afisin tanımı, dünyada ve Türkiye'de hangi gelisim asamalarından geçtiği saptanmıstır. Afisi olusturan estetik unsurların; kompozisyon, renk ve tipografik öğelerin afis üzerindeki etkileri anlatılmıstır. Ayrıca afis türleri kapsamlı olarak sınıflandırılmıstır. ?kinci bölümde kültürel film afisleri içerisinde yer alan film afislerinin dünyadaki ve Türkiye'deki gelisimi ile biçimsel ve tematik özellikleri ele alınmıstır. Üçüncü bölümde Türk sinema tarihine kısa bir bakıs ve Atıf Yılmaz'ın Türk sinemasındaki yeri islenmistir. Dördüncü bölümde ise Atıf Yılmaz'ın 1950?2000 yılları arasında yönettiği 25 filmin afisi çözümlenmistir. Çözümlemeler sonucunda afislerle toplumsal hayatın biçimini belirleyen temsiller arasında bağlantı olduğu ortaya çıkmıstır.
TRT'de yeniden yapılanma ve Ankara televizyonu uygulaması
İletişim, bir kültür aktarımıdır ve bu aktarımın -bütün teknolojik donanımlarkullanılarak- en kısa ve en çabuk yoldan, bir vericiden bir alıcıya ulaştırılmasıgerekmektedir.İletilen mesajları en kısa zamanda, geniş kitlelere ulaştıracak donanıma sahipolan televizyon yayın kuruluşlarının, tüm sektörlerde olduğu gibi rekabetçi piyasakoşullarına göre hareket etme zorunlulukları, sektördeki kuruluşları profesyonelyönetim anlayışına doğru sürüklemiş ve kurumlar yeniden yapılanma süreçlerinegirmişlerdir.Kamu Yayıncılığı yapan kuruluşların incelendiği bu tezde, örnek olarak TürkiyeRadyo-Televizyon Kurumu (TRT) çalışanlarının, yeniden yapılanma sürecihakkındaki düşünceleri anket çalışması yapılarak incelenmiş ve bu incelemesonucunda; kurum çalışanlarının yeniden yapılanmayı mevcut düzen değişmediği,şekilsel olarak kaldığı ve çalışanların dışında gerçekleştiği için benimsemedikleri,içselleştirmedikleri, ancak dışa ve değişime karşı bir tablo çizmeyerek, yapılabilecekdoğru düzenlemeleri destekleyebilecekleri, benimseyip içselleştirebileceklerisonucuna ulaşılmıştır.
Teknolojik gelişmelerin görüntüsel anlatıma olan yansımaları
Üç boyutlu animasyon ve dijital efektler çağdaş sinemanın ve grafiğinanlatım yetisini olabildiğince kullanan bir anlatıcı aracıdır.Anlambilim açısından en fazla gösterge türü kullanan üç boyutluanimasyonlar, simgesel bir anlatım aracı olması nedeniyle sinemadan ayrı birözellik kazanır. Sinemadan ayıran en temel özelliği görüntü ile canlandırmacıarasına başka bir aracın girmemesidir.Tezin ana temasını oluşturan üç boyutlu animasyon ve dijital efektalanındaki gelişmeler ve bu gelişmelerin sinema-televizyon alanında nasılsınırsızca kullanıldığını göstermesi ve görüntüsel anlatıma olan katkılarıirdelenmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda, dijital prodüksiyon süreci, görüntükompozitleme ve görsel efekt teknikleri tartışılmış, örnek yapımlar üzerindeincelemeler yapılarak genel değerlendirmeler sunulmaya çalışılmıştır.
Televizyon reklamlarının toplumsal rolleri pekiştirmesi
Televizyon reklamları, kültürün bir ürünü olarak oluşur ve varolduktan sonrada, bu kültürel yapıyı etkilemeye devam ederler. Bu reklamlar, izleyicilere yapayama olumlu yaşam tarzları vaat ederler. Tüketim davranışlarının aile içindeşekillendiğini bilen reklamcılar, toplumun temel birimi olan aileye yönelir ve ailebireylerini hedef alarak, onların tüketim davranışı gerçekleştirmesini sağlamayaçalışırlar. Öykülerini anlatılırken, kişilere atfedilen toplumsal rollerin özelliklerine tersdüşmeyecek karakterler yaratan televizyon reklamları, izleyicileri, tanıtımı yapılanürün ya da hizmete ihtiyaçları olduğuna inandırmaya çalışırlar. Reklamlar, tüketiciyibu yönde ikna edebilmek için, aile içindeki kadın ve erkek rollerinin nasılkonumlandırıldığı sorununa yönelirler.Çalışma, Türk toplumunun, değişime nispeten açık olmakla birlikte,geleneklerini korumaya meyilli, muhafazakar bir yapıya sahip olduğunu ortayakoyar. Tüm dünyada görülen modernleşme çabalarının da etkisiyle, Türk toplumyapısında da değişmeler olmakta ve aile yapıları, televizyon reklamlarına dahamodern imgelerle yansımaktadır. Hem gerçek hayatta hem de reklamlardaki aileyapıları, modern bazı imgeler taşımakla birlikte, cinsel kimliklere, birbirinden keskinşekilde ayrılmış roller yüklemektedir. nsanlığın varoluşundan beri cinsiyetayrımcılığından nasibini almış olan kadının omuzlarına, aile içinde de büyük yükbiner. Ataerkil söylemin hakim olduğu toplumsal ilişkiler ağı içinde kadın, kendibaşına bir birey olmaktan çok, bir erkeğin eşi veya bir çocuğun annesi olarakkonumlandırılır. Toplum, kadının rollerini de, eş ve anne olmasına göre biçimlendirir.Ev işleri ve çocuk bakımı kadının sorumluluğu altındadır. Ama, aslında, erkek vekadın kimliğini biyoloji değil, toplumsal ideolojiler tayin etmektedir. Çalışma gösterirki, aile imgesi kullanılan televizyon reklamlarındaki kadın kimliği, yine de, mutlakakültürün onayladığı biçimde sunulmaktadır.Bu tarz bir sunum içinde televizyon reklamı, izleyicinin zihninde oluşan ilkanlam olan düzanlamın yanı sıra, ideolojik unsurlar taşıyan yananlamlar ile yüklüdür.Reklamlar, birer gösterge ve söylem olarak, ideolojik unsurlar barındırırlar. Erillik,dişillik ve aileye ilişkin yaşam öyküleri anlatmasıyla reklamlar, birer çağdaş mit işlevide görürler. Mitler, yaydıkları anlamların tarihsel ya da toplumsal değil, doğalolduklarını vurgulayarak varolurlar. Mitler, ideolojileri masumlaştırır; bu yolla da,toplumsal statükonun korunmasına hizmet ederler. Günümüz çağdaş mitleri, kadınve erkek rollerinin aileyi nasıl yapılandırdığına dair birer öyküdürler. Televizyonreklamları da tıpkı bir mit gibi, bir yandan toplumsal rolleri kültürün onayladığıbiçimde sunarken, diğer yandan da bu rollerdeki keskin ayrımın her iki cinsiyete dehizmet ettiği yanılgısını oluşturarak, rollerin yükümlülüklerinin adil görünmelerinisağlarlar.Yayınlanan televizyon reklamlarının büyük kısmında geleneklerin korunduğugözlenmiştir. Reklamın muhatapları olan izleyiciler, birer kadın ve erkek olarak sözüedilen toplumsal rolleri içselleştirdikleri sürece gelişime kapalı olunacaktır.Modernleşme çabaları sürerken, elbette ki geleneksel bağlar zayıflamaktadır.Dünyaya ayak uydurabilmek için, televizyon reklamlarının içeriğinde de modernimgelerden yararlanılmaktadır. Bu, tezin ortaya koyduğu sonuç göz önünealındığında asla bir çatışma olarak yorumlanmamalıdır. Aksine bunlar, birbirinibesleyen iki ayrı süreçtir. Etkileşim bitmeyecektir. Ama çalışma, bu etkileşimin,toplumsal rollerin pekişmesini sağlayabileceğini ortaya koymaktadır. Bir yandan aileyapıları içinde modernleşme artarken, aynı anda, erkek-egemen yapı dakorunmaktadır. Televizyon reklamlarında modern aile imgesine daha çok yerverilmeye başlanmasıyla, bu tip ailelerin toplumdaki yerinin de aynı hızla arttığınıdüşünmemek gerekir. Değişim kaçınılmazdır. Ama gelenekler öyle kolay göz ardıedilir gibi değildir.Reklamlar için, öyküler oluşturulurken ister istemez varolan kültürelkodlardan yararlanılır. Bu oluşumun, varolan ataerkil söylemi pekiştirici etki yapacağıdüşünülmektedir. Televizyon reklamlarının taşıdığı mesajlar ile güçlenen egemenataerkil ideoloji, toplumsal rollerin özelliklerini de aynı ideolojik çerçeve içindepekiştirecektir. Çalışma, toplum içindeki etkileşimlerin, mutlaka ilerici ve gelişmeyeyönelik olarak değişime uğramasındansa, süregelen toplumsal rolleri pekiştiriciyönde etki edebileceğini ortaya koyması bakımından önem taşır. şte bu nedenle,televizyon reklamlarının toplumsal rolleri pekiştirmesi konusuna artan bir bilinçleeğilmek ve televizyon reklamlarını izlerken bu bilinç ışığında okumalar yapmakgerekmektedir.
İnternetin ideolojik propaganda aracı olarak kullanılması: Çin Halk Cumhuriyeti örneği
ÖZETİNTERNETİN İDEOLOJİK PROPAGANDA ARACI OLARAKKULLANILMASI: ÇİN HALK CUMHURİYETİ ÖRNEĞİBu doktora tezinde, internetin ideolojik propaganda aracı olarak nasılkullanıldığı konusu incelenmektedir. Konuyu incelerken Çin Halk Cumhuriyetiinternet web sitesi ?china.com?un haber olarak yayımladığı, ÇHC ve ABDhackerlarının karşılıklı olarak web sitelere yönelik gerçekleştirdikleri tahribatgirişimlerini örnek olay olarak ele almaktadır. Konu ile ilgili yayımlanan habermetinleri ise söylem çözümlemesi yöntemiyle inceleme kapsamınaalınmaktadır.Tez, giriş, üç bölüm ve sonuç bölümünden oluşmuştur. Tezin amaç,varsayım, yöntem ve veri toplama tekniğinin açıklandığı giriş bölümününardından, çalışmanın kuramsal kısmını oluşturan birinci bölümünde, ideoloji,propaganda ve kitle iletişim araçları kavramları ilişkilendirilmiştir. Ayrıca kitleiletişim araçlarının, yeni iletişim teknolojisi olan internet ile bağlantısıkurulmaya çalışılmıştır.İkinci bölümde, Çin'in, cumhuriyet öncesi ve sonrası kitle iletişimaraçları ve medya politikası konusuna özetle değinilmiştir. ÇHC'nin yenidönemi olan 80 ve 90'li yıllardaki kitle iletişim araçları ve medya politikaları,ideolojik propaganda bağlamında ele alınmıştır. Ardından yeni iletişimteknolojisi olan internet ile kitle iletişim araçları ilişkilendirilerek internetinişleyiş biçimi, demokrasi kavramı ile olan bağlantısı ve ÇHC'deki konumu,yapılan araştırmalar çerçevesinde incelenmiştir.Üçüncü bölümde, ÇHC ve ABD uçaklarının çarpışması olayındansonra ortaya çıkan ?ÇHC ve ABD Hacker Savaşı? konu alan haber metinleri,söylem çözümleme yöntemiyle incelenerek, internetin ideolojik propagandaaracı olarak nasıl kullanıldığı örneği gösterilmeye çalışılmıştır.Tezin sonuç bölümünde ise, yapılan söylem çözümlemeleri ve tezinvarsayımları değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, tezin varsayımlarınındoğruluğu kanıtlanmıştır.
Medyada mülkiyet yoğunlaşması ve haber: Ekonomik krizlerin siyasal skandala dönüştürülmesinde medya holdinglerinin etkisi
Medyada Mülkiyet Yoğunlaşması ve Haber: Ekonomik Krizlerin Siyasal Skandala Dönüştürülmesinde Medya Holdinglerinin Etkisi Bu doktora tezi, Türkiye'de medya sektöründeki yeni sahiplik yapısının, haber üzerindeki etkisini Kasım 2000 ve Şubat 2001 ekonomik krizler döneminde araştırmaktadır. Tez, giriş, üç bölüm ve sonuç bölümünden oluşmaktadır. Tezin amaç, varsayım, yöntem ve veri toplama tekniğinin açıklandığı giriş bölümünün ardından, çalışmanın birinci bölümünde, medya mülkiyeti, profesyonellik ideolojisi ve habere ilişkin kuramsal tasarım tartışılmakta, iletişim çalışmalarında medya mülkiyeti ve haber arasındaki ilişki değerlendirilmekte ve bu çalışmanın dayandığı bilgi kuramı ile haber anlayışı açıklanmaktadır Bu çalışma, medyada sahiplik yapısı ve haber arasındaki ilişkiyi kültürel çalışmalar ve eleştirel ekonomi politik yaklaşım içerisinden tartışmaktadır. Tezin ikinci bölümü, Türkiye özelinde medya mülkiyetinin değişim süreci, söz konusu değişimin haber içerikleri üzerindeki etkisi ve ülkedeki medya politikalarım tartışarak, sınırlı sayıdaki sermaye grubunun iletişim pazarları üzerindeki Zakkumunu sorgulamaktadır. Bu bağlamda, Türkiye'de ulusal medya grupları ve ekonomik krizler döneminde TMSF'ye devredilen bankalar arasındaki ilişki, eleştirel ekonomi politik yaklaşım içerisinde ele alınmaktadır. Tezin üçüncü bölümünde ise, ekonomik krizler sürecinde BDDK tararından, TMSF'ye devredilen Etibank ve Pamukbank isimli özel bankalar örneğinde, Türkiye'de medya gruplarmın hegemonya mücadelesi, toplumsal güç ve iktidarın söylemlerinin medya grupları tarafından yemden üretimi sorgulanmıştır. Tezin son bölümünde, haber analizleri ve özellikle tezin varsayımları değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, tezin varsayımlarının doğruluğu kanıtlanmıştır. Tez, Türkiye'de iletişim özgürlüğü için alternatiflerin önerildiği bir tartışmanın ardından son bulmaktadır.
Sinemada yine yönelimler: Dogma 95 örneği ve anlatı yapısının incelenmesi
Bu tez çalışmasının amacı, Dogma 95 akımının anlatı yapısını incelemektir. Sinemada çağdaş anlatı ve geleneksel anlatı olmak üzere iki temel anlatısal tarz olduğunu varsayan bu çalışmada, Dogma 95 Manifestosunda her iki anlatısal tarzın eleştirilmesinden ve Dogma filmlerinin farklı görsel yapısından yola çıkarak, bu filmlerin farklı bir anlatı yapısına mı sahip olduğu, yoksa geleneksel anlatı ve çağdaş anlatının yapılarını mı tekrarladığı araştırılmıştır. Çalışmada Dogma 95 akımına dahil olan yedi film seçilerek anlatı yapıları incelenmiştir. Bu filmler şunlardır; 1) Festen (1998) 2) Idioterne (1998) 3) Mifune (1999) 4) The King is Alive (2000) 5) Julien Donkey-Boy (1999) 6) italiensk For Begyndere (2000) 7) Et Rigtigt Menneske (2001). Bu filmlerin analizi sonucu, beş filmin (Festen, Mifune, The King is Alive, İtaliensk For Begyndere ve Et Rigtigt Menneske) geleneksel anlatı yapısına, iki filmin ise (Idioterne ve Julien Donkey-Boy) çağdaş anlatı yapısına sahip olduğu görülmüştür. Bu sonuçla, Dogma 95 filmlerinin özgün bir anlatı yapısına sahip olmadığı, kendinden önceki anlatı tarzlarını tekrarladığı ortaya çıkmıştır. Dogma 95'in anlatı yapısına değil, üretim tarzına yenilik getirdiği, bu yeniliklerle Hollywood'la rekabet etmek isteyen ülke sinemalarına farklı bir üretim tarzı önerdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Çizgi filmlerdeki şiddetin çocuklar üzerindeki etkisi
Günümüz çocukları kendilerini, şiddet sahneleriyle dolu bir eğlence sekrötünün hüküm sürdüğü bir yaşantının içinde bulmaktadırlar. Günde ortalama iki-dört saat televizyon izleyen bir çocuk, 12 yaşına geldiğinde 8.000 cinayet ve 10.000 şiddet olayına tanık olmaktadır. Bugün sayıca ve türce giderek artan çizgi filmler, çocukların eğlence dünyasında büyük yer kaplamaktadır. Kurmaca ile gerçek arasındaki farkı çoğu kez yetişkinler kadar kolay bir biçimde algılayamayan çocuklar, televizyondan çok daha çabuk etkilenmektedirler. Bu çalışma, çocuklara yönelik programların başında gelen çizgi filmlerdeki şiddet sahnelerinin, özellikle ilköğretim okulu öğrencilerini nasıl etkilediğinin ortaya konulmak istenmesi amacıyla ortaya çıkmıştır. Araştırmada Tom ve Jerry adlı çizgi filmin. "Görünmez Fare" adlı bölümü, bir toplumsal etki aracı olarak seçilmiştir. Bu araç, 11-12 yaşlarında kız ve erkek çocuklardan meydana gelen 104 kişilik bir örneklem grubunun 52'sine izlettirilmiştir. Çizgi filmi izleyen çocuklarla izlemeyenler arasındaki etkilenme farkının meydana gelip gelmediğini, gelmiş ise önem düzeyinin ne olduğunu tespit etmek amacıyla çeşitli testler uygulanmıştır. Bu çalışmada oluşturulan araştırma sorularından grup türü, okul, cinsiyet, babanın eğitimi ve çocuğa verilen harçlık bağlamında toplam on üç bağımlı değişkende anlamlı fark bulunmuştur;164 Grup türü: 1, 3, 5 ve 12. sorular. Okullar: 1. soru Cinsiyet: 2, 5, 6, 9. sorular. Babanın eğitim durumu: 2, 5 ve 13. sorular. Harçlık: 12. soru. Ebeveynlerin hayatta olup olmadıkları ve çocukların yaşadığı aile tipi araştırma sorularında sayı yetersizliğinden dolayı test yapılamamıştır. Annenin eğitim durumu ve ailenin gelir düzeyi araştırma sorularında anlamlı farka rastlanmamıştır. Üçüncü Bölümde veri toplama aracı ile elde edilen bulgular tablolar halinde verilmiş ve devamında açıklamaları yapılmıştır. Sonuç kısmı, araştırmacının çalışma boyunca test ettiği alt problemler ile aracın etkisi arasındaki ilişkinin açıklanmasıdır.
Sovyetler Birliği döneminde egemen ideolojinin Azerbaycan sinemasına yansıması
109 ÖZET Sovyetler Birliği'nde sistemin amacı, devrim ideolojisini insanlara empoze etmek olmuştur. Bu amaç için de sinema etkin bir şekilde kullanılmıştır. İşte tüm bu konulara tez çerçevesi dahilinde değinilmiştir. "Sovyetler Birliği Döneminde Egemen İdeolojinin Azerbaycan Sineması'na Yansıması " adlı tez çalışmasında, 1920 - 1941 yılları arasında Sovyetler Birliği döneminde Azerbaycan Sinemasında çekilen filmler, temaları itibariyle incelenerek, egemen ideolojinin bu filmlere yansıması ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma kapsamında ideoloji kavramına ve sinema - ideoloji ilişkisine değinilerek Sovyetler birliği öncesi Azerbaycan Sineması da incelenmiştir. Bu aşamalardan sonra 1920 yılından İkinci Dünya Savaşı'na kadar olan dönemde Azerbaycan Sineması'nda yapılan filmler tek tek temaları incelenerek görüş belirtilmiştir. Bu dönemde yapılan filmlerde ağırlıklı olarak hangi temaların işlendiği ortaya konulmuştur. Tezin ana temasını oluşturan egemen ideolojinin Azerbaycan Sineması'na 1920 - 1941 yıları arasında nasıl yansıdığı temalarla araştırılmıştır. İktidarın sinemayı kullanarak, devrim ideolojisini insanlara yansıtma çabaları ve bu çaba içinde de sinemayı bir propaganda aracı olarak kullanması bu tez çalışmasında ortaya konulmuştur.
Müzik videolarındaki erotik, müstehcen ve pornografik görüntülerin ilköğretim birinci kademe öğrencileri üzerindeki etkileri
282 ÖZET Müzik videoları popüler müzik eserlerinin tanıtımı ve tüketimini artırmak amacına hizmet eder. Bir yandan daha fazla sayıda müstehcen sözler içeren şarkı üretilirken, diğer yandan klip içeriğinde de giyim tarzı, dans ve beden hareketleri bakımından giderek artan miktarda müstehcen unsur bulunmaktadır. Bu yapımlar tekrara dayalı anlatı yapıları ve sürekli yayınlanıyor olmaları nedeniyle, özellikle çocukların cinsel ve bilişsel gelişimlerini olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmada, müzik televizyonlarında yayınlanan küplerdeki müstehcen unsurların, 7-12 yaş arası çocuklarda müstehcenliğin kabul edilebilirlik sınırını etkileyip etkilemediği araştırılmıştır. Araştırma projesi için Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo Televizyon Ana Bilim Dalı Başkanlığı'ndan onay, uygulama için Ankara il Milli Eğitim Müdürlüğü'nden izin alınmıştır. Araştırma, sırasıyla üst, orta ve alt sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi temsil ettiği Devlet İstatistik Enstitüsü verileri ile desteklenen, Çankaya, Yenimahalle ve Sincan İlçelerindeki üç ilköğretim okulunun birinci kademesindeki (9.4+1.5 yaş ortalamasına sahip, 289'u kız, 305'i erkek) toplam 596 çocuk üzerinde yapılmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkenleri; çocukların yaşadıkları semt, yaş, cinsiyet, ebeveynlerin eğitim ve meslek durumu, kardeş sayısı, çocuğun televizyon ve klip izlemesine karşı ebeveynin tutumu, televizyon izleme süresi, kablolu ya da uydu yayınlarını izleyebilme, hayranlık duyulan Türk ve yabancı pop şarkıcısı olup olmama durumudur. Bağımlı değişkenler ise; hayranlık duyulan sanatçıların giyim tarzı, dans ve beden hareketleri, şarkıları ve ayrıca 25 popüler şarkıdan alınan argo ve müstehcen yan anlamları olan sözlerin çocuklarca ayıp kabul edilip edilmediği ve aynı zamanda çocukların bu sanatçıları model alma konusundaki tutumlarıdır. Analiz için çapraz tablolarda x2 testi, ortalamaların karşılaştırılmasında Student T, Mann Whitney U, Kruskal VVallis Varyans Analizi ve Post Hoc Çoklu Karşılaştırma testleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, 198 çocuğun odasında TV olduğu, 209 çocuğun kablolu TV/uydu yayınlarını izleyebildiği görülmektedir. TV izleme ortalamaları 3.2+2.2 saat olarak bulunmuş, yaşa paralel olarak izleme süresinin arttığı (12 yaş çocuklarda 4.1+2.2 iken, 7 yaş çocuklarda 3.1+2.5 saat, P=0.001); kızların erkeklere oranla daha az TV izlediği (K: 3.0+2.1, E=3.5+2.2 saat; P=0.000) tespit edilmiştir. Çocukların çoğunluğunun küpleri izlemeyi tercih ettiği ve genel olarak çocukların283 küpteki görsel göstergeleri bütün olarak algıladığı, kızların dans ve beden hareketlerinden, küçük çocukların giyimlerden etkilendiği görülmektedir. Kızlar bayan sanatçılara, erkekler ise erkek sanatçılara daha çok hayran olduklarını ifade etmişlerdir. Yaşa paralel olarak, yabancı şarkıcılara hayranlığın arttığı görülmektedir. Küplerdeki müstehcenliğe olan ilgi Çankaya'dakilerde (% 21.4, P=0.000); kablolu TV/uydu yayınlarını izleyebilenlerde (% 21.4, P=0.004); erkeklerde (%19.3, P=0.020); küçük yaş çocuklarda (% 21.0, P=0.000) ve TV izleme süresi fazla olanlarda (£5 saat çocuklarda % 23.4, P=0.005); küplerde ayıp görüntü, söz, dans figürü olduğunu düşünme durumu Sincan'dakilerde (Sincan: % 72.0, Yenimahalle: %61.5, Çankaya: %52.4, P=0.001), küçük çocuklarda (7 yaş için % 23.2, 12yaş için % 32.8 P=0.005) ve erkeklerde (E:64.3.2%, K:58.9,%, P=0.000); küplerdeki sanatçılarla özdeşleşme yaşanıp yaşanmaması (aynı saç stili, onun gibi olmak/giyinmek/dans etmek) Çankaya'dakilerde, küçük yaştakilerde ve kızlarda diğerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Bu verilere göre, müzik videolarının içeriğindeki erotik, müstehcen ve pornografik görüntüler, yaş, sosyo-ekonomik-kültürel düzey, cinsiyet, televizyon izleme süresi, kablolu TV/uydu yayınlarını izleme gibi değişkenlere bağımlı olarak, çocukların cinsel ve bilişsel gelişimlerini ve çocukların müstehcenliğin kabul edilebilirlik sınırlarını, bilinçsizce etkilemektedir. Bu olumsuz etkilerin en aza indirilebilmesi için, yayın kuruluşlarının özdenetim konusuna gereken önemi göstermeleri, diğer yayınlara uygulanan hukuki düzenlemelerin müzik videolarına da uygulanması ve mevzuatta gerekli değişikliklerin yapılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Müzik videosu, erotizm, müstehcenlik, pornografi, çocuk.
Korku sinemasında kadın cinselliği
144 Sonuç olarak popüler sinemanın bir türü olan korku sineması erkek egemen ataerkil toplumun korku ve endişelerini dışa vurduğu bir türdür. Kadının toplumdaki konumunun değişmesi, cinsel ve ekonomik özgürlüğünü kazanması ve bundan doğan eril kaygı ve korkular korku filmlerinde net bir şekilde gözlemlenebilir. ÖZET Ataerkil ideoloji, babanın mutlak otoritesine dayanan toplumsal bir sistemdir. Tarih boyunca tüm uluslara egemen olan bu toplumsal sistem, kadının eğitim görmesini, ekonomik üretime katılmasını, paraya, güce, iktidara sahip olmasını engellemiş, kadını adeta ikinci sınıf bir insan olarak görmüştür. Kadın evde çalışarak üretime bir katkı sağlamazken, erkek ekonomik kaynaklan, parayı, iktidarı daima elinde tutmuştur. Bu köklü yapı, toplumsallaşma yoluyla küçük çocuklara aktarılır. Küçük kız ve erkekler ilerde üstlenecekleri rolleri aile ve okul içerisinde öğrenirler. Böylece ataerkil yapı yüzyıllar boyu devam eder. 19. yüzyıldan itibaren eğitim gören kadınların az da olsa artmasıyla 20. yüzyılın başlarında ilk kadın hareketleri ve feminizmin ilk kıpırdanmaları başlar. Ancak bu hareket ataerkil sistemden büyük tepki görür, susturulmaya çalışılır. Feminist hareketin gerçek anlamda yaygınlaşıp, ataerkil sisitemi sarsması 2. Dünya Savaşı sonrasına rastlar. Erkeklerin savaşa katılmaları nedeniyle doğan iş gücü açığını kadınlar kapatır. Savaş sonrasında da kadınlar ekonomik yapıda giderek daha fazla ağırlık kazanmaya başlarlar. Eğitim gören kadınların da artmasıyla yönetici pozisyonlarındaki kadınların sayısı artar. 1960'dan itibaren toplumda esen liberal rüzgarları da arkasına alan feminist hareket, sesini duyurmaya başlayan bir güç haline gelir. Kadın ve erkek arasındaki eşitsizliği pekiştiren bir çok yasa değiştirilir. Doğum kontrol haplarının gelişmesi ve yaygınlaşması ile kadınlar cinsel145 özgürlüklerini kazanırlar. Bütün bu gelişmeler, otoritesini ve egemenliğini yitirmekten korkan ataerkil sistemde ve eril zihniyette derin kaygılar yaratır. Ataerkil toplum yapısı içinde varolan popüler sinema da bu sarsıntı ve kaygılardan ciddi biçimde etkilenir. Ataerkil toplum yapısı içinde gelişen popüler sinema, türleri, anlatı kodları, olay örgüsünün oluşumu ve karakterlerin işlenmesiyle tam anlamıyla ataerkil sistemin ve eril zihniyetin yapılandığı bir alandır. Popüler sinemanın tüm dünyadaki kalesi olan Hollywood'da üretim süreci tamamen erkeklerin elindedir ve filmler eril bakış açısını yansıtırlar. Popüler sinemadaki kadın karakterler de erkekler tarafından, erkek bakış açısı ile yaratılır ve sunulurlar. Popüler sinemadaki erkek egemenliği, doğal olarak erkeklerin arzularının, korkularının ve kaygılarının filmlere yansıması sonucunu doğurur. Korku filmleri de popüler sinemanın bir türü olarak bu kaygı ve korkuların en net şekilde okunabileceği bir alandır. Feminist hareketin yaygınlaşması ve kadınların cinsel, toplumsal ve ekonomik alanda kazandıkları haklar ve bütün bunların erkeklerde yol açtığı kaygı ve korkular korku filmlerinde örtülü bir şekilde yansımıştır. 1950 sonrasında çekilen korku filmlerinin içerik analizleri yapıldığında, cinselliğinden ötürü kendisinde arzunun yanı sıra korku ve tedirginlik uyandıran kadın karşısında erkeğin, feminist hareket sonrasında kendisini iyice tehlikede hissettiği, duyduğu güvensizlik ve kaygıların arttığı görülür. Bu dönem korku filmlerinde kadın, iki şekilde yer alır: kurban ve canavar olarak. Kadının pasif bir kurban olarak bir katil tarafından bıçak ya da benzeri bir şeyle kanlı bir biçimde öldürüldüğü korku filmlerine 'slasher' denir. Hitchcock'un Psycho 'sunun öncülüğünü yaptığı bu türde kadınlar, ataerkil sisteme karşı çıktıkları, erkeklerin otoritesini sarstıkları için sembolik bir şekilde cezalandırılırlar. Diğer taraftan da kamera açıları, çerçeveleme, aydınlatma gibi unsurlarla da kadın bir nesne olarak konumlanır ve böylece erkek seyircinin görsel haz arzusu tatmin edilir.146 Korku filmlerinde kadının sunumunun incelenmesi gereken başka bir yönü de kadının canavar olarak ataerkil sistemi, eril iktidarı ve cinselliği tehdit ettiği filmlerdir. Kadın, vampir, yaratık, cadı v.b. olarak görüldüğü bu filmlerde 1950 sonrasında sayıca bir patlama yaşanmıştır. Bu filmlerde ortak formül, kadının canavar olarak normalliği tehdit etmesi ve anlatının sonunda da dişi canavarın erkek kahraman tarafından yok edilerek kadından ve cinselliğinden kaynaklanan eril kaygıların yatıştırılmasıdır. Böylelikle yüzyıllardır süren toplumsal ve ekonomik üstünlüklerini kaybeden erkeklere korku sineması bir arınma sağlar. SUMMARY In most part of the world, patriarchal system enables men to have power, money and authority. Patriarchal system is dominant in cinema industry as well. Male dominance structures production, narrative and narrative codes. Patriarchal cinema system represents women in order to satisfy male fantasies. Female characters and images are products of male fear and fantasy. Feminist critics claim that patriarchal cinema position women as object of the look. In patriarchal cinema system men have the dominant active look and women are located as the object of the look. After the World War 2., women began to occupy dominant positions in economic and social life. Especially in 1960s many important changes and events occured in the world. Feminism, economic crisis and political liberalism affected the whole society. Men began to anxious about losing their dominance on women. We can see the reflections of this anxiety in patriarchal cinema. The movies of that era locate women between their career and their home. For example in these movies women who choose career become unhappy and others who devote themselves to their home become happy.
Popüler kültürün etkisi altında Türkiye'de sinemanın durumu ve izleyici alışkanlıkları
Bu tez kapsamında, gün geçtikçe kitleleri etkisi altına alan popüler kültürün Türkiye'deki sinema endüstrisiyle olan ilişkisi ve sektördeki olumlu ve olumsuz etkileri değerlendirilmektedir. Popüler kültür kullanımı dünyayı küresel bir köy haline getirirken sanat, medya, edebiyat, müzik ve sinema alanlarını da doğrudan etkilemektedir. Dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkan popüler bir akım sosyal medya kullanımı sayesinde bütün dünyayı etkileyebilmektedir. Bundan Türkiye'nin küçük bir kasabasında yaşayan bir insan kolayca etkilenebilirken diğer taraftan o insanın hiç adını dahi duymadığı bir ülkenin vatandaşı da benzer ölçülerde etkilenebilmektedir. Dolayısıyla üretim anlamında bir tek tipleşmeyle karşı karşıya kalınmaktadır. Üreten kişinin unvanının sanatçı olmaktan çıkıp ünlü olma yoluna girmesiyle de üretenin ve ürünün nitelik olarak içinin boşaldığı ve daha sığ ve birbirine benzeyen üretimler yapıldığı gerçeğiyle karşı karşıya kalınmaktadır. Fakat bir diğer taraftan bu durum üretimin çoğalmasını ve dolayısıyla sektörlerin özellikle teknik ve ekonomik anlamda gelişip kendi içerisinde bir yarış halini almalarını ve popüler üretim yapmayan sektör üyelerinin de bu sayede gelişebilecekleri ortamın oluşmasını sağlamaktadır.
1960'lardan 2020'lere Amerikan sinema anlatısına postmodernizmin etkileri
Postmodernizm akımının günümüzde ne zaman ortaya çıktığı ve ne olduğuyla ilgili tartışmaların olduğu görülmektedir. Hatta postmodernist düşünürler ile postmodernizm akımına katkı sağlayan düşünürlerin bile postmodernizm akımı için bir tanımlama yapmadığı ya da yapamadığı göze çarpmaktadır. Bir diğer önemli konu ise postmodernizm akımının iyi ve kötü diye ayırılabilecek yönlerinin neler olduğudur. Tüm bu sorulara cevap verebilmemiz için postmodernizm akımının etkilerinin yoğun olduğu bir alan üzerinden gözlemleme yapılması gerekir. Bundan dolayı bu çalışmada postmodernizm akımının görsel sanat alanının en etkili ve en yaygın örneklerinden biri olan sinema alanı seçilmiştir. Dünyaca tanınması ve popüler olması nedeniyle Amerikan ana akım sineması bu tezin ana konusudur. Tezde bu kapsamdaki filmler üzerinden çalışmalar yapılarak temel çıkarımlarda bulunulmuştur. Çalışmanın amacı postmodernizm akımının hem olumlu hem de olumsuz yönlerine değinmektir. Böylece postmodernizm akımının etkileri hakkında daha nesnel bir sonuç elde edilecektir. Çalışmalarımızın sonucunda elde edilen sonuç şudur; postmodernizm akımının seri üretime katkı sağladığı görülmüştür ancak seri üretimin getirdiği sonuçlar nedeniyle de yaratıcı ve özgün eserlerin ortaya çıkmasına zarar vermiştir.
Bellek üreticisi olarak sinematografik imge: Aftersun örneği
Sanat, yaşama dair pek çok şeyi anlamlandırır ve insan deneyiminden beslenir. Bu anlayış sinema ve bellek arasındaki ilişkiyi tanımlar. Bu çalışma bellek ve sinema arasındaki karmaşık ilişkiyi incelemektedir. Belleğin ve sinemanın yapısı Bergson, Deleuze ve Nietzsche gibi filozofların eserlerinden yola çıkarak ortaya konmaktadır. Sinema, imgelerle ve zamanla kurduğu ilişki bakımından geçmişi, şimdiyi ve gelecek tasarımlarını anlamlandıran bir sanat formudur. Kuramsal düşünceler, sinematografik ilkeler eşliğinde açıklanmaktadır. Saf optik ve sessel imgenin etrafında inşa edilen sinema anlayışı temel standart olarak ele alınmaktadır. Kristal-imge, zaman-imge, hatıra-imge ve rüya-imge gibi kavramlar incelenmektedir. Bu sinematografik imge biçimleri, sinemaya karakterlerine has bir belleğin sunumu bağlamında incelenmektedir. Bu bağlamda Aftersun filmi Deleuzecü bir anlayışla çözümlenmektedir. Bu tezin temel amacı, bellek hakkındaki kavramsal yaklaşım ile sinematografik imgeye yönelik kavramsal yaklaşım arasındaki kesişimleri film çözümlemesi yaparak bulmaktır. Bu anlamda Aftersun filmi incelenmiş, belleğe içkin kavramların bu filmde ne tip sinematografik biçimler aldığı açıklanmaya çalışılmıştır.
İçerik üretimi: Kısa videolardan uzun videolara Z kuşağının dönüşümü "YouTube rewind örneği"
İnternet çağının başlaması, iletişimde köklü ve devrimsel değişiklikler yaşanmasına neden olmuştur. İletişimin anlık ve çok yönlü hale gelmesi, zaman ve mekan sınırlarının ortadan kalkması, metin, ses, görüntü, video gibi farklı medya türlerinin bir arada kullanılabilmesi gibi özellikler kitle iletişiminin dönüşmesini sağlamıştır. Ortaya çıkan bu yeni iletişim dili, bireylerin ve toplumların farklı amaçlarla iletişim kurmasını sağlamıştır. Bunlardan arama motorları her türlü bilgiye ulaşımı sağlarken, sosyal medya platformları bireyler arasındaki sosyal bağları güçlendirmiştir. Gazete, televizyon, radyo gibi konvansiyonel medya araçları da internet ortamına uyum sağlayarak çevrimiçi platformlarda yerlerini almışlardır. Bu kapsamda videolar, video paylaşım siteleri aracalığıyla yeni iletişim diline katkı sağlayan ve iletişim biçimini değiştiren araçlardan biri haline gelmiştir. Videolar; gerçek olaylar, ürün ya da hizmetlerle ilgili bilgileri aktarmak için, etkileyici görsel ve işitsel unsurlar kullanarak izleyicilerle etkili bir iletişim kurmaktadır. Dünya genelinde önemli bir nüfus büyüklüğüne sahip olan Z kuşağı, iletişimden tüketime, siyasetten eğitime kadar birçok alanda değişimlere öncülük etmekte, geleceği şekillendirmekte önemli bir rol oynamaktadır. Teknolojiye olan yatkınları internet ortamına hakim olmalarını sağlamış, diğer kuşaklara göre dijital mecra kullanımlarını arttırmıştır. Bu kapsamda dijital mecralarda önemli bir yere sahip videoların, internet kullanıcıları tarafından hangi kriterlere göre seçilip izlendiği Z kuşağı üzerinden incelenecektir. YouTube, dünyada video içeriği bakımından en fazla videoya sahip platformdur. Z kuşağı da YouTube kullanıcıları arasında sayısal üstünlüğü sağlayan tek kitledir. 2019 yılında YouTube'da o yılın en beğenilen ve en çok izlenen videolarının derlendiği "Rewind" üzerinden video anlatım dili ve yapım süreci döküman analizi yöntemi ile incelenmiştir. Bu analizden çıkan sonuçlar yardımıyla, videolarda yapım sürecinde kullanılan ortak unsurlardan bir model önerisi sunulmuştur. YouTube'un izleyici kitlesinin en büyüğünü oluşturan Z kuşağının video izleme alışkanlıklarının saptanmak istendiği bu çalışmada, Z kuşağında bulunan 300 üniversite öğrencisine bu Rewind videoları izletilerek bir anket çalışması uygulanmış ve çıkan sonuçlar model önerisiyle karşılaştırılmıştır. İzleyicilerin YouTube'ta yer alan videoları izlerken hangi unsurlara dikkat ettikleri, neden o videoyu izledikleri gibi soruların cevaplarına ulaşılmıştır.
Televizyon dizilerinde etnisitenin komedi unsuru olarak kullanılması: Romanlar örneği
Türkiye televizyonlarında 2000'lerden sonra yerli kurmaca televizyon dizileri hızla artmıştır. Genellikle haftalık olarak yayınlanan bu diziler, televizyonların en çok izlenen saat dilimi olan prime-time kuşağında yer almışlardır. 2000'lerin ilk yarısında 20:00 ve 22:00 olmak üzere iki parçaya ayrılan prime-time'da ard arda iki yerli dizi gösterilmeye başlanılmıştır. Ancak 2024 yılı itibari ile yüksek izlenme oranları ve kanalların gelirinin büyük bir kısmını oluşturan prime-time'daki reklam kuşaklarının da etkisiyle yerli dizilerin süreleri giderek uzamış ve 20:00 ile 24:00 arasındaki tüm yayın kuşağı tek bir diziye ayrılmıştır. Bu çerçevede özellikle yüksek izlenme oranlarına sahip diziler göz önünde bulundurulduğunda, bu dizilerdeki temsillerin izlerkitle üzerinde güçlü bir etkiye sahip olduğu birçok araştırmada ortaya konulmuştur. Bu çalışmada televizyondaki temsillerin bu etkileri göz önünde bulundurularak etnik köken üzerinden gerçekleştirilen komedi anlatıları araştırılmıştır. Türkiye'de birçok farklı etnik kökenden insan yaşamaktadır. Televizyon dizilerinde de farklı etnik kökenlerden birçok karakter yer almaktadır. Bu araştırma Roman etnisitesi üzerinden gerçekleştirilmiştir. Ana akım televizyon dizilerinde Roman etnisitesinin komedi unsuru olarak kullanılması onlara yönelik ötekileştirmeye sebep olmakta mıdır ve toplumda varolan önyargı ve kalıpyargıları ne ölçüde pekiştirmektedir sorusundan yola çıkılmıştır. Romanlar Türkiye nüfusu içerisinde önemli bir yere sahiptirler. Roman karakterlerin hikayelerini anlatan, 2000'lerden bu yana beş tane ana akım televizyon dizisi bulunmaktadır. "Cennet Mahallesi", "Görgüsüzler", "Gönülçelen", "Roman Havası" ve "Üç Kuruş" dizileri aynı zamanda bu çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Nitel içerik analizi yöntemiyle incelenen dizilerde kategoriler, tüm bölümler izlendikten sonra oluşturulmuştur. Etnik köken çerçevesinden yapılan temsiller ayrımcılığa sebep olabilmektedir. Özellikle komedi sahneleri beklenenden daha fazla ayrımcı unsur ve diyaloglar içerebilir. Komedi türünün kendisinin de komik olana yönelik ötekileştirme ve saldırganlık taşıyabildiği göz önünde bulundurulduğunda bu araştırmada örneklemde yer alan dizilerin hepsinde Romanlara i yönelik etnik ayrımcılık taşıyabilecek bulgular saptanmıştır. Türkiye'de Romanlara yönelik kalıpyargı ve önyargıların olduğu konu ile ilgili gerçekleştirilen saha araştırmalarında da ortaya konmuştur. Özellikle etnik ayrımcılığa sebep olabilecek anlatılar, dizilerin izlerkitle üzerindeki etkisi de göz önünde bulundurulduğunda bu önyargıları ve kalıpyargıları yeniden üretebilir ve pekiştirebilir. Bunun sonucu olarak da Romanlara yönelik düşünce, tutum ve davranışlarda bireylerin ayrımcılık yapmasına sebep olabilir. Anahtar kelimeler; Televizyon dizileri, Romanlar, Temsil, Komedi, Etnik Ayrımcılık
İyi oluş ve dijital oyunlar: Tek oyunculu oyun deneyimine yönelik boylamsal bir araştırma
Günümüz toplumunda dijital oyunlar yalnızca bir eğlence aracı olmanın ötesinde iletişim biçimi, öğrenme, sosyal etkileşim ve çeşitli konularda farkındalık yaratma işlevleri olan platformlar haline gelmiştir. Buna karşın, ana akım medya dijital oyunları sıklıkla olumsuz bir çerçevede ele almakta ve bu ortamları sosyal ve psikolojik sorunlu bireylerle ilişkilendirmektedir. Türkiye'de oyunlara yönelik sansür, erişim yasakları ve toplumsal önyargılar, özellikle genç kitlelerin oyun deneyimlerini sınırlandırarak, oyunların olası olumlu etkilerinin yeterince değerlendirilmemesine neden olmuştur. Ancak, dijital oyunların gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmesi, oyuncu deneyiminin, daha kapsamlı ve bütüncül bir yaklaşımla ele alınmasını gerektirmektedir. Bu çalışma, dijital oyunlar ve oyuncu deneyimlerini kültürel ve iletişimsel süreçler bağlamında ele alarak, oyun mekaniği, anlatı ve oyuncu etkileşimi arasındaki çok katmanlı ilişkiyi incelemektedir. Oyun olgusunu tarihsel ve antropolojik bir çerçevede ele alan Johan Huizinga'nın sihirli çember kavramı ve Brian Sutton-Smith'in oyun retorikleri gibi kuramsal çerçevelerden yararlanarak dijital oyunlar değerlendirilmiştir. Oyuncuların dijital ortamda eylemde bulunma ve karar verme süreçleri, oyun deneyimi bağlamında öznellik ve etkileşim boyutunda ele alınmıştır. Çalışma, aynı zamanda oyun çalışmalarına medya psikolojisi perspektifinden yaklaşarak, pozitif medya psikolojisi ekseninde dijital oyunların iyi oluş üzerindeki potansiyel etkilerini incelemektedir. Araştırmada farklı oyun türlerinin oyuncu deneyimine etkisi de incelenmiştir. Bulgular, rol yapma oyunlarının (RPG) anlatı derinliği ve karakter özelleştirme imkânları sayesinde en yüksek düzeyde yaratıcı ifade sunduğunu göstermektedir. Macera oyunları anlatı odaklı yapılarıyla oyuncularda güçlü bir sarmalanma hissi yaratırken, aksiyon oyunlarının anlık geri bildirim mekanikleri ve hızlı tempolu oynanışı, en yüksek düzeyde sarmalanma sağladığı görülmüştür. Çalışma, oyuncu deneyimlerinin oyunların yapısal özellikleriyle şekillendiğini, ancak her oyuncunun deneyiminin öznel ve bağlamsal olarak farklılaştığını ortaya koymaktadır. Bu araştırma, oyun çalışmaları, medya psikolojisi ve insan-bilgisayar etkileşimi alanlarını birleştirerek dijital oyun deneyimine dair bütüncül bir çerçeve sunmaktadır. Dijital oyunların yalnızca olumsuz etkiler üzerinden değerlendirilmesinin yetersiz olduğu savunulmakta ve oyunların sunduğu yapısal kısıtlamalar kadar, oyuncuların oyunlarla kurdukları anlam ve etkileşim biçimlerinin de göz önünde bulundurulması gerektiği vurgulanmaktadır. Sonuç olarak, çalışmanın bulguları uzun vadeli oyuncu katılımı, oyunların iyi oluş üzerindeki etkileri ve dijital oyunların çağdaş kültür içindeki rolüne dair gelecekte yapılacak araştırmalara katkı sağlamaktadır.
Kick yayıncılarının izleyici sadakati sağlama stratejileri bağlamında incelenmesi
Medyanın gelenekselden dijitale dönüşümü göz ardı edilemeyecek bir boyuttadır. Hızla gelişen bu süreç ayrıca dijital medya içerisinde de farklı boyutlara evrilmektedir. Her ne kadar dijital medyanın geleneksel medyadan ayrıştığı bir sürü nokta olsa da temelde her ikisinde de yer edinen izleyici (tüketici) ve yayıncı (üretici) mevcuttur. Geleneksel medyanın içerisinde daha net çizgilerle konumları belirlenen ve birbirlerinden ayrışan izleyiciler ve yayıncılar dijital medyada değişime uğramaktadır. Bu çalışma içerisinde dijital medya alanında yükselen bir mecra olan canlı yayın platformları içerisinden Kick platformu merkeze alınarak, içerik üreticileri ile izleyiciler arasında kurulan parasosyal ilişkilerin izleyici sadakati üzerindeki rolünün incelenmesi amaçlanmaktadır. Sadakat kavramı ve parasosyal kavramı bu ilişkinin temel teorik çerçevesini çizmekte; bu ilişkilerin izleyicideki tutumsal ve davranışsal sadakatine nasıl yansıdığı araştırılmıştır. Nitel araştırma yöntemi tasarlanan bu çalışmada iki tür veri toplama sürecine gidilmiştir. İlk olarak; Jahrein, Levo, Grimnax, ErenAktan, Zade ve Ordekkadin isimli Kick yayıncılarının yayınları çevrimiçi gözlem yöntemi ile gözlenmiştir. İkinci veri toplama aracı olarak izleyiciler ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler, 7 katılımcı ile yürütülmüştür. Yayıncıların canlı yayınlarında izleyiciler ile nasıl etkileşime girdikleri, hangi yayıncıların nasıl stratejiler kullandığı incelenen yayınlarda gözlemlenmiş; yarı yapılandırılmış görüşmeler ile izleyicilerin fikirleri doğrultusunda bu stratejiler anlaşılmaya çalışılmıştır. En nihayetinde daha önce yapılmış araştırmalar ve Twitch.tv'nin yayıncı kampı programı içerisinde içerik üreticilerine verdikleri tavsiyeler üzerinden elde edilen veriler bir tartışma metnine çevrilmiştir. İncelenen yayınlardaki gözlenen süreç doğrultusunda; yayıncıların izleyicileri içeriğe dahil etmesi, izleyicilere ortak ritüeller ve ortak deneyim duyguları oluşturması, dolayısıyla bir topluluk bilincini güçlendirmesi gibi unsurların parasosyal ilişkiler kavramı çerçevesinde şans eseri bir unsur olarak oluşturulmaktan öte yayıncıların bilinçli olarak kullandığı bir strateji olduğu ileri sürülmektedir. Elde edilen bulgular; duygusal bağ, aidiyet hissi, samimiyet gibi faktörlerin izleyici sadakatinde önemli rol oynadığı göstermektedir. Ayrıca yayıncıların personasının da izleyicinin sadakatinin devamlılığı açısından önemli olduğu elde edilen verilerden anlaşılmaktadır. İzleyicilerin katkılarının yayınlara dahil edilmesi, yayıncının öngörülebilir tutumunu devam ettirmesi ve topluluk duygusu oluşturması gibi unsurların da sadakati artırdığı söylenebilmektedir. Bu çalışma, literatürde genel olarak ele alınan Twitch.tv'nin aksine Kick platformuna odaklanarak akademik alan yeni bir boyut kazandırmaya çalışmıştır.
İdeolojik bağlamın sinema üzerindeki belirleyici gücüne ilişkin bir soruşturma: 2000 sonrası Türk "sanat" sineması
İdeoloji, sosyal bilimlerin en karmaşık kavramlarından biri olmakla birlikte, toplumsal yapının düşünce sistemleriyle iktidar mekanizmaları arasındaki ilişkisini incelemek için önemli bir yere sahiptir. Egemen sınıf, hegemonyasını sürdürebilmek için ideolojiyi kullanarak üretim koşullarının yeniden üretilmesine ihtiyaç duyar ve bu yolda hükmedebildiği bütün aparatları kullanmaya hazırdır. Bu yeniden üretim daima doğrudan baskıyla değil, örtük bir biçimde de sağlanabilir. Bu şekilde söz konusu ideolojilerin toplum tarafından içselleştirilmesi daha kolay olacaktır. Egemen sınıflar, toplumda kabul ettirmek istediği gerçekliği, sinema aygıtını kullanarak yaratabilir. Sinema bir sanat dalı olmakla birlikte, teknik olanakları sayesinde gerçekliği hapsedebilen, inşa edebilen ve pazarlayabilen endüstriyel bir üründür. Var olabilmek için üretim araçlarına ve üretim ilişkilerine gereksinim duyar ve bunların kontrolü de yine egemen sınıfın elindedir. Salt ticari kaygılarla yapılan filmlerin egemen ideolojiyi gönüllülükle yeniden üretmesi beklendik bir durum olmakla birlikte, bu eğilim, sanatsal ağırlık iddiasında olan filmlerde de bir biçimde vuku bulabilmektedir. Bu durum da iktidar ve sermayeyle doğrudan ilintilidir. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı, sanat sinemasında ideolojik bağlamın filmin içeriğine etkisini ortaya koymaktır. İktidarların karakteristiğine paralel olarak, Türk sanat sineması 2000'ler sonrasında yürütülen belirgin hükümet tavrı sebebiyle çeyrek asırlık bir periyot olarak ele alınabilir. Bu sebeple çalışmanın örneklemi, bu aralıktaki sanat filmlerinden seçilmiştir. Örneklemdeki filmler anlatı çözümlemesi yöntemiyle analiz edilmiş ve bu analiz, ideolojik film eleştirisi yaklaşımıyla desteklenmiştir. Filmlerde çatışma unsurunun ve taraflarının nasıl yaratıldığı analiz edilerek, bu filmlerin içeriğinin egemen ideolojiye saldırma ya da bu ideolojiyi yeniden üretme eğilimleri saptanmaya çalışılmıştır. Çalışmadan edinilen bulgulara göre, 2000'ler sonrası Türk sanat sinemasında, toplumsal yapıya ilişkin bir eleştiri girişimi olan filmlerde, eleştirilen şeylerin tam olarak işaret edilmediği ve toplumsal yapıdaki problemlerin doğrudan ya da dolaylı bir çözümüne yer verilmediği görülmüştür. Toplumsal sorunların estetize edilerek bir kurgu malzemesi haline getirildiği gözlemlenmiştir. Film sonlarının çoğunlukla ucu açık bırakıldığı ve bir döngüye ya da bir kaçınılmazlığa vurgu yaptığı saptanmıştır. Bu biçimiyle de sanat sinemasında bir eleştiriden çok, karamsar bir dışavurumun baskın olduğu ve egemen ideolojinin yeniden üreticisi olan kodların kullanıldığı görülmüştür. Ortaya çıkan durum ise tek başına yönetmenin kararlarının değil, ideolojik bağlamın belirleyici gücünün bir göstergesidir. Nihayetinde ise toplumun belli bir aydın kesimini oluşturan yönetmenlerin, teknik ustalıklarının verdiği imkânla birlikte, eleştirel filmlerinde gerçek bir karşı hegemonya fikrini sunabilmeleri ve bunun için kolektif bir çabayla hareket edebilmeleri beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Film eleştirisi, ideoloji, sermaye, Marksizm, Türk sanat sineması
Türkiye'nin toplumsal hafızasını köy enstitüleri fotoğrafları üzerinden okumak: Hasanoğlan Köy Enstitüsü ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü örneği
Eğitim tarih boyunca insanların ve toplumların daha iyi yaşam koşullarına kavuşabilmek için sahip olmaları gereken en önemli unsurlardan ve yaşam bileşenlerinden birisi olmuştur. Önemi hiç eksilmeden artarak devam eden eğitim konusu Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne hatta günümüze kadar süregelen bir dizi eğitim politikaları ile şekillenmiştir. Bu tez çalışması Türkiye'deki eğitim politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmış olan Köy Enstitüleri'ne odaklanarak, Hasanoğlan Köy Enstitüsü ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü özelinde yapılmış olan eğitim ve öğretim faaliyetlerini daha önce enstitülerin dışına çıkmamış olan fotoğraflarla belgelemektedir. Söz konusu eğitim faaliyetleri, Hasanoğlan Köy Enstitüsü ile Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü ve devamındaki okul mezunları ile yapılan görüşmelerle de ele alınmış, görüşmelerden elde edilen veriler sözlü tarih yöntemiyle literatüre katkı sağlanmıştır. Sonuç olarak tez çalışmasının bulguları olan fotoğraflar ve görüşme metinleri alternatif tarih yazımına katkıda bulunacak biçimde derlenmiş, Türkiye'nin toplumsal hafızasına görsel dokümanter niteliğindeki fotoğraflar kazandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fotoğraf, Hasanoğlan Köy Enstitüsü, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü, Belge, Eğitim.
Katılımcı demokratik medya kuramı bağlamında Yurttaş gazeteciliği: Onedio örneği
Dijital medyanın ve teknolojinin hayatımızdaki öneminin artmasıyla birlikte yurttaş gazeteciliği ve katılımcı gazeteciliğin medyadaki yeri sorgulanır hale gelmiştir. Özellikle yerel medyadaki haberlerin duyurulması, anlık ve ulaşılamayan haberlere ulaşabilmesinin önemi yurttaş gazeteciliğine olan ihtiyacın da artmasını sağlamıştır. Dijital medyanın sağlamış olduğu çok yönlü iletişim, yurttaş ve katılımcı gazeteciliğin gelişmesine destek vermiştir. Bu destekle birlikte dijital mecralara olan ilgi ve katılım olanağı da sağlanmıştır. Onedio haber sitesi 1 Ağustos 2012'de tüm kullanıcılardan haber ve veri akışını sağlamak üzere kurulmuş en büyük yurttaş gazeteciliği platformlarından biridir. Dünyada daha önceden örnekleri uygulanmış olan, ancak Türkiye'de bir ilk olan kullanıcı türevli içerik tabanlı bu site kısa zamanda aylık 60 milyon tıklanma rakamlarına ulaşmıştır. Dijital medyanın devleri arasında yer almayı başaran bu sitenin içeriklerinin büyük bölümü kullanıcıları tarafından üretilmekte ve yayınlanmaktadır. Bu tezin amacı yurttaş ve katılımcı gazeteciliğin içerik üretimi bağlamında ele alınması ve büyük bir haber mecrasına dönüşmesinin bu site üzerinden incelenmesidir. Bu sayede yeni medyanın da etkisiyle yurttaş gazeteciliğinin önemi ve sağlamış olduğu özgürleştirici alanın gösterilmesi amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yurttaş Gazeteciliği, Katılımcı Gazetecilik, Yeni Medya, Dijital Medya, Onedio
Bir sosyal medya aracı olan Instagramda benlik inşası
Bireylerin yüz yüze inşa ettiği benlik sunumları günümüzde ivme kazanan teknolojik gelişmeler çerçevesinde kapsam değiştirmiş ve sosyal ağların ortaya çıkışı ile birlikte daha da önem kazanmıştır. Sosyal ağların sağladığı olanaklarla kişiler kendilerini başkalarına gösterme veyahut sunma imkânı bulurken aynı zamanda kendi içeriklerini de üretir hale gelmiştir. Bu üretilen içerikler ekseninde kendi benliklerini yeniden inşa eden kullanıcıların diğer kullanıcılara karşı neredeyse mükemmel benlikler sunma eğiliminde olduğu varsayılmaktadır. Dolayısıyla sosyal medya platformlarında benlik inşası önem kazanmaktadır. Bu çalışma, Türkiye'de instagram kullanıcılarının instagram ve instagramda benlik inşası kavramına ilişkin görüş ve davranışlarını irdelemeyi amaçlarken aynı zamanda 18 yaş ve üstü nüfusun instagram kullanımı ve benlik ile ilgili görüşlerini belirlemeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda instagramda benlik inşası, Goffman'ın benlik sunamı kuramı ve benlik sunumuyla ilgili diğer önemli kavramlar bağlamında ele alınmıştır. Araştırma betimsel düzeyde bir tarama çalışması niteliğinde olup ihtiyaç duyulan verileri toplamak amacıyla bireylere 22 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Araştırma sonunda elde edilen bulgulara göre instagram kullanıcısına günlük hayattaki benliklerinin yerine geçebilecek idealleştirdikleri yeni bir benlik olanağı sağlamakta ve benlik inşasında instagramın orta derecede bir rolünün olduğu tanımlanabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Benlik Sunumu, Sosyal Medya, Instagram, Goffman
"Oyunculuğun doğası" modeline göre bir oyunculuk çözümlemesi: Robert De Niro örneği
Sanatın varlığı, ilk insanlardan günümüze kadar sürmektedir. İlk insanlar, iletişim kurabilmek için mağara duvarlarına resimler çizmiştir. İlerleyen zamanda insanlığın gelişimiyle beraber sanatta da gelişmeler yaşanmıştır. Antik Yunan ve Roma döneminde sanata verilen önemin arttığı görülmektedir. Özellikle Antik Yunan ve Roma döneminde dram sanatı öne çıkmıştır. Diderot, Platon ve Aristoteles gibi isimler sanat, tiyatro ve oyunculukla ilgili çalışmalar yapmıştır. Bu dönemlerden başlayıp, Birinci Dünya Savaşı'na kadar tiyatroda kurgusal olaylar ve oyunculukta da abartılı, gerçeklikten uzak bir anlayış vardır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra değişen ekonomik ve toplumsal yapının etkisiyle, Realizm akımı ortaya çıkmıştır. Bu akım, tiyatro ve oyunculuk üzerinde etkili olduğu kadar, diğer tüm sanat dallarında da etkili olmuştur. Realizm ile beraber sahnede gösterilen oyunların gerçekleri yansıtması gerektiği anlayışı öne çıkmıştır. Bu nedenle de abartılı ve taklitten ibaret olan oyunculuk anlayışı, yerini gerçekçi oyunculuk anlayışına bırakmaya başlamıştır. Gerçekçi oyunculuk anlayışı çerçevesinde, ilk oyunculuk sanatı ile ilgili kuramsal çalışma Konstantin Stanislavski tarafından yapılmıştır. Stanislavski'nin kuramsal çalışması daha sonra Lee Starsberg gibi isimleri etkilemiş ve farklı oyunculuk anlayışlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Oyunculuk sadece tiyatroda önemli olan bir unsur değildir. Sinemanın başlangıcından beri de oyunculuk, sinema için oldukça önemli bir etken olmuştur. Sinemada, seyirciye verilmek istenen duygu ve düşüncelerin aktarılmasında oyuncu en önemli unsurdur. Yurt dışına bakıldığında oyunculuk çözümlemesinin üzerinde çalışıldığı ancak, oyunculuk çözümlemesinin ülkemizde sadece Türk Sineması ve Türk oyuncularla sınırlı kalmış olduğu görülmektedir. Bu nedenle bu tez çalışmasında, Robert De Niro'nun oyunculuğu, Stanislavski'nin "Sistem" ve Starsberg'in "Metot" oyunculuğu yöntemlerinden şekillenmiş olan "Oyunculuğun Doğası" modeline göre incelenecektir. Bu modelde yer alan beş alt başlığın, oyuncunun oyunculuğunda yer alıp almadığına bakılacaktır. Eğer bu beş alt başlık yer alıyorsa oyuncunun canlandırdığı karakterlerin inanılırlığının ve gerçekliğini sağlamadaki yerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Bu tezde, ilk bölümde oyunculuk sanatının tarihsel süreçleri anlatılacaktır. İkinci bölümde 20. Yüzyılda oyunculuk yöntemleri açıklanacaktır. Üçüncü ve son bölümde ise "Oyunculuğun Doğası" modeline göre Robert De Niro'nun teze konu olan sekiz filmindeki oyunculuğunun, seçilmiş sahneler üzerinden çözümlemesi yapılacaktır.
Yazar, metin, okur sarmalında sinema ve müziğin alımlanması
Sinema ve müzik insanları hem duygulanıma hem de düşünmeye iten iki sanat dalıdır. Seslerin bir araya getirilip kompozisyon haline getirildiği süreçte müzik, armoni, ritm ve zamanı bir araya getirerek bir anlatım ortaya çıkarır. Bu bakıma hareketli imgeleri bir araya getirerek anlatım sunan sinema sanatı ile benzerlik gösterir. Tarihsel perspektiften sinema ve müziğin birlikteliğine baktığımızda bu iki sanatın biribirinden ayrılmaz bir birliktelik içinde oldukları söylenebilir. Bir filmdeki müziğin nasıl alımlandığı merak uyandıran bir konudur. İngiliz-Amerikan yönetmen Christopher Nolan filmlerinde izleyenlere görsel-işitsel bir dünya sunar. Çalışmanın merak konusu Nolan filmlerinde müziğin nasıl alımlandığı meselesidir. Bu bağlamda çalışma kapsamında Christopher Nolan'ın Memento, Inception ve Dunkirk filmleri sinema severler tarafından alımlanmış ve yeni bir metin üretmişlerdir. İş birliği içinde bir yaratım süreci gerektirmesi, sinemanın benzeri olmayan bir sanat olduğunu akla getirir. Her sanat dalı gibi sinema da anlatılara odaklanır. Görsel-işitsel bir dünya sunan sinemada gördüğümüz ve duyduğumuz herşeyin bir anlamı olduğu söylenebilir. Dolayısıyla bu araştırmanın konusu, Christopher Nolan filmlerinde müziğin nasıl alımlandığıdır. Çalışmada, Christopher Nolan Memento, Inception ve Dunkirk filmlerinde müziğin nasıl alımlandığı sorunu inşacı bir onotloji ve fenomenolojik bir metodolojiye yaslanarak değerlendirilmektedir. Çalışmanın kuramsal çerçevesi Alımlama Estetiği Kuramı'na bağlı olarak oturtulmuştur. Alımlama Estetiği Kuramı metnin anlamına ulaşmak adına okurdan yana bir tutum sergiler. Etkileşime dayalı bu süreçte metne ilişkin yapılan her okuma metnin yeniden üretimi anlamına gelmekte ve her okur kendi yaşantısına, deneyimlerine ve dil becerileriyle ilişkili olarak metni yorumlamaktadır. Kuşkusuz her izleyici için bu unsurlar farklı olacağından izleyiciler alımlamalar yaşayacaktır. Bu araştırma özellikle sinema anlatısında müziğin bu farklı yorumlardaki yerini ve gizilini değerlendirmeyi hedeflemektedir. Araştırma referansını Christopher Nolan'ın sinemasından almaktadır. Yönetmenin filmografisinden söz konusu filmlerin nasıl alımlandığı, alımlamada müziğin filmin anlamlandırma sürecine nasıl dâhil olduğu alımlayıcılarının perspektifi eşliğinde değerlendirilmiştir. Bu bağlamda çalışma kapsamında Christopher filmlerinin katılımcılar tarafından alımlandığı bir araştrıma tasarlanmış ve katılımcıların yaratıcı süreçte metni anlamlandırmalarını teşvik etmek üzere bu metinlerle ilgili yarı yapılandırılmış sorulardan yola çıkarak yeni bir metin üretmeleri istenmiştir. Araştırma sonunda araştırmaya katılan her katılımcının farklı deneyim ve birikim sahibi olmasından ötürü filmlerin müziklerini farklı biçimlerde alımladığı sonucuna ulaşılmıştır. İzleyici bir yazar edasıyla filmin anlamını yeniden yazarken bunu müzik dolayımıyla da yapmaktadır.
Edebiyat, tiyatro ve sinema arayüzünde uyarlama: Hamlet'in minör izdüşümleri
Bu çalışma sanatların birbirlerinden farklılaşan techneleriyle imgeleri nasıl kendi içkinlik düzlemlerinde yerliyurtlu ve yersizyurtsuz hale getirildiklerinin izini sürmektedir. Bu bağlamda, uyarlama etkinliğinin epistemolojik sınırlarını araştırarak, imgenin metinötesi yolculuğuna kuramsal bir bakışla yaklaşılmıştır. Bu çalışmanın uzlaşılarına göre uyarlama, her ne biçimde olursa olsun, imgeyi üretildiği mecradan bir diğerine taşımaktan daha fazlasıdır. Uyarlamayı yalnızca kaynak metne tam sadakat gösterilen bir etkinlik olarak ele alan bakış, uyarlayanın yaratıcılığını ve imgenin uyarlandığı yeni mecranın kendine özgü olanaklarını göz ardı etmektedir. Uyarlamaya olan bu geleneksel yaklaşım, hâlâ edebiyat, sinema ve tiyatro alanlarında varlığını sürdürmektedir. Bu çalışmada uyarlama çalışmaları, postyapısalcı bir damardan beslenerek ele alınmıştır. Bu çalışmada; sanat ortaya çıktığından beri, mimetik ve diegetik düzeylerde yapılagelen uyarlama çalışmalarının, çağımızda bile bu kadar yaygın olması, imgelerin yeni anlamlandırma süreçlerine açık söyleşimsel yapısından kaynaklandığı savlanmaktadır. Bu araştırmanın temel sorunsalı, uyarlamanın imge katmanları ve yaratıcılık düzeyindeki işlevini Gilles Deleuze ve Felix Guattari'nin minör ve majör kavramları çerçevesindeki izdüşümlerini ortaya koymaktır. Kaynak metni uyarlanan metne hiyerarşik olarak üstün kılan bakışa karşı; yeni, yaratıcı ve özgün bir uyarlamanın imkânı ortaya konmak istenmiştir. Bu tezin amacı, imgelerin metinötesi süreçte uğradığı dönüşümün izini sürerek, yeni ve yaratıcı uyarlama çalışmalarına bir ilham sağlamaktır. Bu amaç doğrultusunda, William Shakespeare'in Hamlet metninin uyarlamaları üzerinde imgelerin farklı izdüşümleri aranmıştır. İmgeler arası söyleşimin ve metinötesi yaklaşımın izleğinde, minör yaratımın imkânı üzerine fikirler ortaya konmuştur. Edebiyat, tiyatro ve sinema arayüzünde; insanlığın söylencelerine dayanarak var olan ve insana dair olanı yüzyıllardır taşıyan tragedyanın, çağdaş tür ve metinlere izdüşümü üzerinden söyleşimin yaratıcı boyutlarına yönelik düşünceler üretilmek istenmiştir. Anahtar Kelimeler: Uyarlama, Minör Edebiyat, Minör Sinema, William Shakespeare, Tragedya
Uluslararası medyada İsrail'in 2014 Gazze saldırısının temsili: CNN ve Al-Jazeera kanalları örneği
Bu tez çalışması 2014 yılındaki İsrail-Gazze çatışmasını incelemeyi amaçlamıştır. Bu düşünceden hareketle giriş ve sonuç bölümleriyle birlikte, tez dört bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde uluslararası iletişim, kültür ve medya emperyalizmi hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca uluslararası iletişimdeki dengesizliklere işaret eden MacBride raporu üzerinde de durulmuştur. İkinci bölüm tezin kuramsal temelini oluşturmuştur. Bu bağlamda, Şarkiyatçılık kavramı açıklanmış ve "öteki" ile olan ilişkisi üzerinde durulmuştur. Ayrıca medyada İslam temsillerinden de bahsedilmiştir. Üçüncü bölüm, CNN ve Al Jazeera kanalları hakkında genel bilgiler verirken, uluslararası gelişmelerdeki tutumlarını da ortaya koymayı amaçlamıştır. Son bölüm İsrail-Filistin meselesinin tarihsel arka planı hakkında bilgiler vermeyi amaçlamakta ve eleştirel söylem analizi bağlamında bu iki kanalın İsrail-Gazze arasındaki çatışmaya yönelik haberlerini deşifre etmek eğilimindedir. Anahtar Kelimeler: Uluslararası İletişim, Şarkiyatçılık, CNN, Al Jazeera
"Yeni" Türk sineması ve Deleuze felsefesi
Bu çalışmada 90 sonrası Türk sineması için Deleuzeyen bir prototip oluşturulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, öncelikle, Gilles Deleuze'ün sinema görüşleri, felsefesi içerisinde yeniden değerlendirilmektedir. Felsefesindeki temel motiflerle, Sinema cildi, imge ve göstergelerine ayrıştırılarak detaylı bir şekilde incelenmektedir. Bu incelemenin temel motivasyonunu, çift başlı bir eksik olarak gördüğümüz şu durum sağlamıştır: Ya Deleuze felsefesine dair çalışmalarda Sinema cildine yeteri kadar önem verilmemiştir ya da Sinema cildine dair çalışmalarda felsefesi arka plana itilmiştir. Söz konusu prototipi elde etmek için ayrı duran bu iki yaka bir araya getirilmektedir. Böylelikle, 90 sonrası Türk sinemasına dair artık bir ezber haline gelen "Yeni" niteliği, teorik ve pratik bir zemin üzerinde temsil bağlamında tartışmaya açılmaktadır. Bu zeminin pratik kısmı, dünya sinemasından 60 filmle örneklendirilmektedir. 90 sonrası Türk sinemasından seçilen 100 film de bu örneklemin devamı olarak görülebilir. Çalışmanın son bölümünde, 90 sonrası Türk sinemasının imge ve gösterge haritası çıkartılmaktadır. 90 sonrası Türk sinemasını imge ve göstergelerle yoklayarak, rizomatik bir film okuması gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma, "Yeni"yi Deleuze'le birlikte imgesel bağlamda düşünmenin sonucu olarak bir kavram önerisinde bulunmaktadır. Bu kavram olumsal imge olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışma, içkin ve pratik bir ontolojiyi takip ederek imgeyle başlayıp yeni bir imge türüyle bitirilmektedir.
Yerel basının dijitalleşmesi ve değişen gazetecilik pratikleri: Gümüşhane örneği
Yerel basının dijital dönüşümüyle biçimlenen yeni habercilik süreçleri üzerine yürütülen bu çalışma söz konusu dönüşümün yerel basın üzerindeki yapısal ve işlevsel etkilerini, Gümüşhane ili odağında değişen gazetecilik pratikleri üzerinden çözümlemeyi hedeflemektedir. Araştırmada, geleneksel yayıncılıktan dijital yayıncılığa geçişin yalnızca teknik bir araç değişimi olarak değil, haberin mutfağından okura ulaşmasına kadar tüm aşamaları belirleyen sosyolojik, ekonomik ve etik bir dönüşüm süreci olarak irdelenmektedir. Bu amaç doğrultusunda, Gümüşhane merkez ve ilçelerinde aktif olarak yayın faaliyetini sürdüren Kuşakkaya, Gümüşkoza, Gümüşhane Olay, Gümüşkent, Gündem, Şiran Gündem ve Gümüşhane Ekspres gazetelerinin temsilcileriyle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, Gümüşhane yerel basınında gazetecilik pratiklerinin sahadan masaya, anlam odaklılıktan veri odaklılığa ve okur ekseninden algoritma yapısına doğru yapısal bir kırılma yaşadığını ortaya koymaktadır. Dijitalleşme ve BİK kotalarının getirdiği yeni düzen, geleneksel yerel gazetecinin “fikir işçisi” rolünü “içerik işçiliği” yönünde yeniden yapılandırarak algoritmik gazeteciliğe dönüştürmüştür. Haber üretiminde WhatsApp grupları gibi ikincil kaynakların tercih edilmesindeki artış editoryal bağımsızlığı zayıflatırken, yapay zekâ kullanımı da yerel habercilik dilinin standartlaşması riskini berberinde getirmektedir. Diğer taraftan, dijital gazeteciliğe karşın geleneksel yayıncılığı sürdüren ve aralarında derin ekonomik krizlere rağmen şahsi varlıklarını elden çıkararak matbaa borçlarını ödeyen gazete sahiplerinin de olduğu Gümüşhane yerel basın temsilcilerinin anlatıları, yerel basının dijitalleşme baskısı altında bir yandan hayatta kalma mücadelesi verirken diğer yandan mesleki değerleri koruma direncini hâlâ sürdürdüğünü ortaya koymaktadır. Elde edilen sonuçlar itibarıyla bu çalışma, taşra basınının dijital geleceğine yönelik çözüm önerileri sunarak ilgili literatüre katkı sağlamayı hedeflemektedir.
Yeni medya çağında yerel basının ekonomi politiği: Antalya ili örneği
Yeni medya çağı iletişim endüstrisinde önemli değişimler meydana getirmiştir ve kitle iletişim araçları özel sermayenin de etkisiyle kamusal yarar mekanizmasından ziyade ticari kar güdüsüyle yönetilen bir yapıda varlığını sürdürmektedir. Yerel basın, yerel yönetimlerin denetimi, yerel sorun ve ihtiyaçların dile getirilerek çözüme kavuşmasında faaliyet gösterdiği bölgede önemli etkileri olan kitle iletişim araçlarıdır. Bununla birlikte yerel sermaye ile kurduğu ekonomi politik ilişki ile, yerel düzeyde siyasi ve ticari çıkar ilişkilerinin düzenlenmesinde de etkili olarak, özel sermaye elinde araçsal bir yapıda işlev görebilmektedir. Yerel basın bu dinamikler doğrultusunda önemli kitle iletişim araçlarıdır ve güçlü ve nitelikli yayıncılık yapabilen yerel basının etkisi demokrasinin sağlıklı çalışmasında kritik öneme sahiptir. Yeni medya çağı yerel basını hem olumlu hem de olumsuz düzeyde oldukça etkilemiş ve hem internet aracılığıyla sesini tüm dünyaya sunma kapılarını açmış hem de resmi ilan gelirleri dışında da kapsamlı reklam gelirleri elde edebilmesine olanak sağlamıştır. Tüm bu gelişmeler göz önüne alındığında yeni medya çağında yerel basının var olan sorunları değişmediği gibi farklı sorunları da birlikte getirmiştir. Gazete okuma ve satın alma oranlarının düşmesi, tirajların azalması, reklam bütçelerinin yeni medya ortamlarına kayması, ekonomik sorunlara bağlı olarak maliyetlerin artması, ilan gelirlerinin yetersiz gelmesi gibi yeni medya çağında belirginleşen sorunları vardır. Resmi ilan gelirlerine bağımlı halde ve özel sermayenin etkisiyle reklam verenler ile patronaj kıskacında muhalif yönü iyice baskılanan yerel basın, yeni medya çağının getirdiği dönüşümün de etkileriyle birlikte varlığını zor koşullar altında sürdürmektedir. Yerel basında resmi ilan hakkı olan yerel gazetelerin yeni medya çağında ekonomi politik bağlamda yerel düzeyde kurdukları ilişkileri anlayabilmek, yerel gazetelerin varlıklarını sürdürürken ekonomi politik bağlamda ne tür stratejiler ortaya koyduklarını incelemek ve yerel gazetelerin dijital çağda resmi ilan gelirleri dışında da gelir elde etmesinin önemini anlamak maksadıyla yapılan çalışmada, yerel gazetelere dair güncel bulgular elde edilmiştir. Antalya il örneğini baz alarak, kent merkezinde faaliyet gösteren resmi ilan alan yerel gazetelerin, imtiyaz sahipleri ve yazı işleri müdürleri ile yapılan derinlemesine görüşmeler betimsel analiz yöntemi ile incelenerek araştırma sorunsallarına yönelik veriler elde edilerek değerlendirilmiştir. Yeni medya çağında yerel gazetelerin sorunları, internet sonrası habercilik pratikleri, yapısal ve ekonomik değişimler, sosyal medya kullanımı ve gelir elde etme pratiği, ticari reklam ilişkileri ve haberciliğe olan etkileri, resmi ilanların yerel basına olan etkisi, siyasi ve ticari ilişkilerin yerel basına etkileri, yerel gazetelerin giderleri gibi başlıklar etrafında Antalya yerel basını ekonomi politik perspektif bağlamında analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yeni Medya, Yerel Basın, Resmi İlan, Ekonomi Politik, Medya