Gazi University
Discipline

Philosophy

Gazi University

639

Archived Theses

7

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Platon ve Aristoteles'in etik anlayışlarının karşılaştırılması

Platon ve Aristoteles'in etik anlayışlarının karşılaştırılması, benzerlikve farklılıklarının saptanması tezin amacını oluşturmaktadır. Bu amaçlaPlaton ve Aristoteles'in etik anlayışlarının incelenmesinden önce çalışmanıngiriş bölümünde etik ve ahlak arasındaki ilişki belirtilmiş ve daha sonraPlaton ve Aristoteles öncesi etik yaklaşımlara yer verilmiştir.Çalışmanın birinci bölümünde Platon'un etik anlayışı epistemoloji ileilintili bir şekilde incelenmiştir. Platon'un eudaimonist etiği en yüksek iyi,erdem ve iyinin topluluk yaşamında gerçekleşmesi ana konuları üzerindedurarak araştırılmıştır.İkinci bölümde Aristoteles'in etik anlayışı epistemolojisi ile ilintili birşekilde mutluluk ve erdem konu başlıkları altında irdelenmiştir. Aristoteles'inetik anlayışı Platon gibi, eudaimonist bir yapı sergilemektedir.Tezin üçüncü bölümünde, Platon ve Aristoteles'in etik anlayışlarınınkarşılaştırması yapılmış ve bu alandaki benzerlik ve farklılıklara yerverilmiştir.Sonuç olarak, Platon ve Aristoteles, aklı kendilerine temel ilke edinmişrasyonalist filozoflardır. Her iki filozof da etik anlayışlarında eudaimonist birkarakter sergilemektedirler. Etik anlayışları birbiriyle örtüşmektedir.Aristoteles, hocası Platon'un etik düşüncelerinden etkilenmiş ve budüşünceleri geliştirmiş ve genişletmiştir. Platon ve Aristoteles arasındakifarklılıklar, Aristoteles'in Platon'un idealar kuramını kabul etmemesi veideaların başka bir dünyada değil, yaşadığımız dünyada olduğunuvurgulaması düşüncesine dayanır. Bu düşüncenin etik alanındaki yansımasıise, Aristoteles'in düşünce dünyasının yanında duyu dünyasını da dikkatealmasına yol açmıştır.

Şeniz Eren
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Aristoteles'in ontolojisinde form kavramının işlevi

Formun ne olduğu üzerindeki tartışma, Platon ile başlamıştır. Platon,felsefesini ve varlık görüşünü, idea üzerine kurmuştur. Aristoteles ise,Platon'un idea'ya ilişkin görüşlerini hatalı bulmuş ve eleştirmiştir. Kendiontolojisinde, bu eksikleri ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Buna bağlı olarak,kendine özgü bir form anlayışı ortaya koymuştur. Öncelikle formu, yaşadığıdünya içinde anlamlandırmaya uğraşmıştır.Platon'da olduğu gibi, Aristoteles felsefesinde de, formun önemli biryeri olduğunu görüyoruz. Bunun nedeni, Aristoteles'in ilk ilkelere ulaşmaçabasıdır. O'na göre varlığın ne olduğu sorununu çözmek için, önce ilkprensibi ortaya koymak gerekir. Böylelikle bilgi de mümkün olacaktır.Aristoteles'in varlığın ilk prensibi dediği ilke, formdur. Aristoteles, forma böylebir anlam yüklemekle, aynı zamanda onu varlık anlayışının çıkış noktasıyapmaktadır. Dolayısıyla Aristoteles'in varlık görüşü, forma yüklediği anlamile sıkı bir bağ içerisindedir.Aristoteles'in felsefesini kendine özgü kılan şey, O'nun Platon'a karşı,realist bir tavır alışıdır. Aristoteles, ideal bir dünya yaratma çabasındaolmamıştır. Bu tavır alış ise, yine O'nun formu tanımlayış şekli ilebağlantılıdır. Buna göre form, varlığın sahip olduğu değişmeyen öz, asılcevherdir. Böyle olduğu için, form, bireysel varlığın dışında bağımsız olarakvarolamaz. Öyle olursa işlevselliğini yitirir. Buradan yola çıkarakçalışmamızda sürekli olarak, formun işlevselliğini irdeledik. ÇünküAristoteles'in düşünce şekli, fonksiyonalisttir. Bu yaklaşım, form söz konusuolduğunda kendini daha çok gösterir. Formun işlevselliği, Aristoteles'indevinim ve değişimi ortaya koyuşunda, varlık hiyerarşisini belirlemesinde vehatta teleolojisinde tekrar tekrar kendini gösterir.Formun Aristoteles'in ontolojisindeki ehemmiyeti ve işlevsel yanı,özellikle teleolojik bakış açısına dayanak olması ile ortaya çıkmaktadır.Aristoteles'e göre, evrende her varlık, belli bir amaç taşır ve bu amacıgerçekleştirmeye çalışır. Bu amaç, saf formun mükemmelliğine ulaşmayaçalışmaktır. Varlıklar, bunu ancak, kendi mükemmelliklerine; yani potansiyelolarak taşıdıkları forma ulaşarak gerçekleştirebilirler. Ancak potansiyel olarakforma sahip olan varlıkların maddeleri de bulunur. Böyle olduğu için,evrendeki varlıklar, tam bir mükemmelliğe ulaşamazlar.Canlı varlıklarda, mükemmelliğe ulaşma çabası; ruh aracılığıylagerçekleşir. Çünkü ruh, canlı varlıklarda bedenin formudur. Canlı varlıklardabulunan ruh, her türde farklı bir işlevi yerine getirir. Bu form ne kadar eksiksizolursa, o forma sahip varlık, varlık hiyerarşisinde, o kadar üst sırada yer alırve mükemmelliği gerçekleştirmiş olur.

Oya Esra Tanrıkulu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Kant ahlakında Tanrı'nın yeri ve işlevi

Tanrı'nın varlığı problemi, Kant'ın ahlak felsefesinde oldukça önemli biryere sahiptir; çünkü Tanrı inancı ahlaka yönelmek için gereklidir. Kant'ınevrensel olmasını istediği ahlak yasaları, gücünü, değişen zamana vemekana karşı koruyacağı mutlaklığını, Pratik akla borçludurlar. Tanrı kavramıda varlığını Pratik aklın varlık yapısında bulmaktadır. Tanrı sayesinde Kant'ınahlak sistemi tamamlanmaktadır. Kant,?Yalnızca Aklın Sınırları çinde Din?adlı eserinde Tanrı'nın varlığı meselesine geniş yer vermiştir.Kant'ın ahlak felsefesinde, Tanrı'nın varlığına olan inanç bilgiyle değil;iman ile temellenmektedir; zira teorik akıl Tanrı'nın varlığı fikrine geçerli birkanıt sağlayamamaktadır. Tanrı'nın varlığına iman, ahlaklı olmanınönkoşuludur; aynı zamanda Tanrı fikri ahlak kanunun belirlediği iradeninamacı olan ?en üstün iyi?nin şartıdır.nsanoğlu yaşadığı süre içerisinde mutluluğu hayal eder. nsanabeklediği mutluluğu verecek olan güç ise Tanrı'dır. nsan, mutluluğa layıkolmak için ahlaklı olmak durumundadır. Böylelikle ahlaklı olmak ile Tanrı'yaiman arasında kopmaz bir bağ oluşmaktadır. Kant'ın sistemi içinde, ahlaklıolmak için Tanrı'nın varlığını şart koşmuş olması, tartışmalar yaratan bir konuolmuştur. Kant, Tanrı'nın varlığı fikrini din'den çıkarmaz, yani tanrı inancıvarlığını bir dine borçlu değildir. Zaten Kant, tarihi ya da empirik olarakadlandırdığı dinleri, üstü kapalı bir şekilde de olsa eleştirmiştir.Kant'ın Tanrı anlayışı, içerisinde bazı problemleri barındırmaktadır.Kant'a göre, Tanrı zaman ve mekan dışı bir varlıktır; dolayısıyla zaman vemekan dışı olan şeylerin yaratıcısıdır. Aynı zamanda da zamana ve makanabağlıdır. Bu durum bir çelişki yaratmaktadır. Diğer bir çelişki kaynağı ise,Tanrı insanların zaman ve mekanda ki eylemlerinin yaratıcısı olmadığından,insanlar özgür olmaktadır; fakat insanın bu dünyaya ilişkin özelliklerinin veyaeylemlerinin Tanrı tarafından yaratıldığını düşünürsek, insanın özgürlüğünüelinden almış oluruz. Kant'ın sistemi içinde, özgürlük fikri pratik yaşamdakarşılığını bulmakta güçlüklerle karşılaşmaktadır. Kant, insanın özgürlüğünükorumak için, sisteminde Tanrı'yı, zaman ve mekan dışı şeylerin yaratıcısıyaparak onu, pasifize etmiş; merkeze insanı koymuştur.

Gülşah Bakubala
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Aristoteles felsefesinde akıl ve his ilişkisi

Bu tezin amacı öncelikle, düşünce tarihinde ilk dönemlerden bu yanainsan aklını kurcalamış olan akıl ve his ilişkisini, epistemolojik ve ahlakiaçıdan ağırlıklı olmak üzere Aristoteles felsefesi bağlamında irdeleyerekortaya koymaktır. Bu çerçevede ilk olarak, bu iki kavrama dair genel anlamdafilozofların yaklaşımlarına yer verilmek suretiyle konuya giriş yapılmıştır. İkincibölümde ise akıl ve his anlayışı ayrı ayrı ele alınarak, bu iki kavrama filozofçahangi anlamların yüklediği, birbirleri ile nasıl ilişkilendirdiği ile ilgilideğerlendirmeler sunulmuştur. Onun, akıl ve hissi birbirine indergeyerek,onların özdeş olduğunu düşünen bazı yaklaşımların tersine, ikisininbirbirlerinden bağımsız varolduğunu söyleyerek soyutlamasının temelindeyatan savunuları açıklanmış ve özdeş olmadıklarını söylemesinin sebeblerisıralanmıştır.Üçüncü bölümde, filozofun akıl ve hissi ruhun iki yetisi olarak görmesisebebiyle, ruh anlayışı üzerinde durulmuş ve ruhun vücut bulduğu bedenle dekonu ilişkilendirilmiştir. Ruhun bu iki yetisi olan akıl ve his, Aristoteles'in ruh vebeden için söyledikleri etrafında değerlendirilmiştir. Akıl ve hisler, ruhun aitolduğu bölümleri ile bağlantılı olarak, bitkisel, hayvansal ve insani ruh için ayrıayrı ele alınmış, daha sonra ruhun bu üç bölümünün sahip olduğu yetiler içinde aynı mantıkla incelenmiştir. Doğrudan tezin konusu ile ilgili olan, ruhunakla sahip yanı ve akıldan yoksun olan yanları da bu bölümde incelenmişayrıca, aklın Aristoteles düşüncesindeki ağırlığından ötürü, iki türü olan teorikakıl ve pratik akıla, daha detaylı anlatılmak üzere ayrı bir başlık altında yerverilmiştir.Dördüncü bölümde ise, akıl ve his ilişkisi ahlaki yönden ele alınmış,Aristoteles'in ahlak felsefesinin iskeletini oluşturan kavramlardan ilk olarakerdem anlatılmış, daha sonra iki erdem türü olan düşünce erdemleri vekarakter erdemleri, ayrı ayrı kendi içindeki çeşitlerinden de bahsedilerek tezinamacı doğrultusunda irdelenmiştir. Sonrasında akıl ve his ilişkisinin ve ayrıcaaralarındaki çekişmenin ve uyumun en yoğun incelenebileceği, irade problemiüzerinde durulmuştur. Bu konu Aristoteles'in kendine egemen olan insan vekendine egemen olmayan insan tanımları etrafında ele alınmıştır. Bunlardanbağımsız olarak düşünülemeyecek olan seçme ve sorumluluk ile ilgili olarakda Aristoteles'in düşüncelerine, insan eylemleri ile ilgili yaptığı ayrımlaryoluyla, bu başlık altında yer verilmiştir. Bu bölümün son başlığı ise,Aristoteles'in hedef olarak gösterdiği ve ruhun akla uygun etkinliği sonucuözüne uygun davranış sonucunda erdem sahibi olarak ulaşabileceğimutluluğa dair düşünceleri anlatılmıştır. Mutluluğa ulaşmada akıl ve hissinyaşamsal önemi ortaya koyulmaya çalışılmıştır.Bahsedilen bölümlerde Aristoteles düşüncesinde akıl ve his ilişkisiniortaya koyduktan sonra, daha çok insan pskolojisi etrafında dönmekte olan budüşüncelerin, halen günümüz koşulları ile ne kadar büyük paralellik gösteriyorolmasının şaşırtıcılığı göz önüne alındığında, kaçınılmaz olarak ilk döneme aitbu felsefi pskolojiyi günümüz psikoloji bilimindeki yaklaşımlar ileilişkilendirerek inceleme gerekliliği doğmuştur. Beşinci bölümün irdelediğikonu da bu olmuştur.Son bölümde ise genel bir değerlendirme yapılarak, ana hatları ilekonunun üzerinden geçilirken, tezin ortaya koyduğu anafikir vurgulanmış vevarılan sonuçlar ifade edilerek çalışma sonlandırılmıştır

Fatma Deniz Beşpınar
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Lise ve dengi okullarda öğrencilerin felsefe dersine yönelik tutumları ve başarıları arasındaki ilişki

Araştırmanın birinci bölümünde öğrencilerin felsefe grubu derslerineyönelik tutumlarını belirlemek için ilgili literatür taramaları yapılarak bir felsefetutum ölçeği hazırlanmıştır. Yapılan literatür çalışmasında öğrencilerintutumlarını etkileyen etkenler, tutum ölçekleri, tutumunu davranışa dönüşüpdönüşmediği, kısacası tutumlar hakkında bilgi verilmiştir.Araştırmanın ikinci bölümünde bulguları ortaya çıkarmak için, lise vedengi okullardaki öğrencilerin Felsefe dersine ilişkin tutumlarını belirlemek vecinsiyet, yaş, okul türü, sınıf, doğduğu yer, yaşadığı yer, anne-babanın eğitimve gelir durumu, kardeş sayısı, kendisine ait odasının olup olmadığı, Felsefedersiyle ilgili görüşleri gibi değişkenlere göre farklılıkları ortaya çıkarıldı. Bugenel amacı gerçekleştirmek için aşağıdaki sorulara cevap aranmıştır. Buproblemler şunlardır:1- Lise ve dengi okullardaki öğrencilerin Felsefe dersine ilişkintutumları, yaşı, cinsiyeti, okul türüne, sınıfına, doğduğu yere,yaşadığı yere, anne-babanın gelir ve eğitim durumuna, kardeşsayısına, kendisine ait odasının olup olmamasına göre farklılıkgösteriyor mu?2- Lise ve dengi okullardaki öğrencilerin Felsefe dersine ilişkintutumları ve Felsefe dersiyle ilgili görüşleri ve başarıları farklılıkgösteriyor mu?Araştırmanın evrenini Ankara ili Sincan ilçesindeki S.L., S.E.M.L.,S.D.A.L.'de okumakta olan lise üç ve dördüncü sınıf öğrencilerioluşturmaktadır.Araştırmanın örneklem grubunu ise, bu evrenden lise üç ve dördüncüsınıflarda öğrenim gören kız ve erkek öğrenciler arasında random yoluylaseçilmiş toplam 358 öğrenci oluşturmaktadır.Araştırmanın problemlerine cevap bulmak amacıyla veri toplama aracıolarak Felsefe dersine ilişkin tutum ölçeği ve Felsefe başarı testindenyararlanılmıştır. Lise ve dengi okullarda okuyan öğrencilerin Felsefe dersineilişkin tutumlarını ölçmek için Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlileri SayınProf. Dr. Kazım Sarıkavak ve Yard. Doç. Dr. Ayşe Canatan'la birlikte geliştiripgeçerlilik ve güvenirlilik çalışmasını yaptığımız Felsefe dersine ilişkin tutumölçeğinden yararlanılmıştır.Ölçekten elde edilen veriler, problemlere göre istatistikseldeğerlendirmelere tabi tutulmuşlardır. Problemleri analiz etmek amacıyla,frekans ve yüzdelik hesaplamaları, ilişkisel çözümlemelerde ise tek boyutluvaryans analizi, t-testi, anova ve ki-kare çözümlemeleri kullanılmıştır.Araştırmada lise ve dengi okullarda okuyan öğrencilerin Felsefedersine ilişkin tutumları ile başarıları arasındaki ilişki cinsiyet, yaş, okul türü,doğduğu yer, yaşadığı yer, kardeş sayısı, anne-babanın gelir durumu, anne-babanın eğitim durumu gibi değişkenler açısından ele alınmış vedeğerlendirilmiştir. Özellikle bayan öğrencilerin felsefe derslerine karşı dahailgili ve duyarlı oldukları, bayan öğrencilerin erkek öğrencilerden daha başarılıoldukları tespit edilmiştir. Ayrıca düz liseye devam eden öğrencilerin demeslek liselerine devam eden öğrencilere göre daha başarılı olduklarıgözlenmiştir.

Volkan Şaban Küçükkurt
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

ÖSS sistemi ve felsefe grubu derslerinin ÖSS sistemi içindeki konumu

Araştırmamızda 1994-2006 yılları arasında sürekli olarak değişen ÖSSsistemi ve bunun felsefe dersine olan yansımalarını inceledim. ÖncelikleÖSS sorularının tarama sürecinden sonra yıllara ve konularına göredağılımlarını inceleyip, tablolar halinde ifade ettik. Özellikle, felsefenin alanı,insan bilgisi ve düşünüşü konularında her yıl soru geldiğini ve toplam sorulanÖSS sorularının 1/4'ini oluşturduğunu gözlemledim. Fakat oldukça ilginçtir kimüfredatta yer alan bazı konulardan; örneğin; ontoloji (varlık) konusundanherhangi bir şekilde soru sorulmadığını gözlemledim. Bu da tabi ki konulararasında ÖSYM'nin net bir şekilde soracağı soruların konularınıaçıklamamasından kaynaklanmaktadır. Bu durumun adayların bazı felsefekonularına karşı duyarsız kalmalarına sebep olduğu tespit edilmiştir. Ayrıcafelsefe grubu sorularının içerisinde felsefe dersi sorularının azaltılması felsefedersine olan ilgiyi de düşürmüştür.Araştırmamızın temel bilgiler kısmında eski ve yeni sınav sistemlerininkarşılaştırılmasını vermeye çalıştık. Son düzenleme ile adaylara bir çokkolaylıklar getirildiğini gözlemledim. Fakat ne kadar kolaylık sağlanırsasağlansın sürekli gündemde sınav sisteminin değişeceği, değiştiği gibikonuların adaylar üzerinde olumsuzluklar doğurduğu tespit edilmiştir.

Emine Başcı Küçükkurt
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Dostoyevski düşüncesinde insanın özgürlüğü problemi

XIX. yüzyılın önemli düşünürlerinden biri olan Dostoyevski, insanın varoluş sorununu işlerken, insanı zincirlere vurarak, onun tinselliğini yok ettiği gerekçesiyle, gelişme ve ilerlemeye dayalı aydınlanma düşüncesiyle hesaplaşır ve geleceğin üstün karakterli, yeni bir insan tipinin sağlam bir bildirisini yapar. Bu nedenle, bu yeni düzende, kişi önce bir varoluşçu çelişkiler yumağında, bir tutku ve karmaşa dünyası içerisinde bulur kendini. İnsan böyle bir durumda, kişiliğini, ruhunu öldüren her şeye isyan eder; toplumsal düzenden, Apolloncu ilkelerden kopar, kurallara boyun eğmez olur. Peki ne yapmalı, insanı yeniden nasıl diriltmeli diye sorar Dostoyevski? Sonra bu soruyu, insanı yeniden özgürleştirmen, ona Rönesans'la beraber yitirdiği özgürlüğü yeniden vermeli, diye yanıtlar. Dolayısıyla onun amacı, inşam yasalardan, kozmik düzenden, her şeyden kurtarmak, özgürleştirmek, yazgısını takip ederek, bu yazgının onu ister istemez götüreceği yeri açığa çıkarmaktır. Zira insan ancak özgürlük yolunda, yapıp eden bir makine değil de, duygulan, tutkuları olan, yaşayan, hisseden, istençli bir varlık olduğunu kavrar. Dolayısıyla Dostoyevski, incelemesini Diyonizos sanatı yöntemlerine göre yürütmüştür. Ancak Dostoyevski' de, Diyonizosçu kendinden geçişler Eski yunanda, coşku dolu puta tapanlarda olduğu gibi bir felaketle, aşırılıklar içinde, insanın yıkımıyla sonuçlanmaz. Hiçbir tutkusal, ya da coşkusal kendinden geçiş, Dostoyevski'yi, insanı yadsıyacağı bir duruma getirmemiştir. Bu Diyonizosçu coşkunun ortasında, insan kişiliği tüm gücüyle kendini belli eder; tüm dinamizmi ve çelişkileriyle birlikte insan sonuna dek kendi olarak, "yok edilemeyen insan" olarak kalır.Bunun temelinde ise, felsefesinin dayandığı diyalektik ve sezgisel metodu, Dostoyevski'nin başarılı bir biçimde uygulamış olmasını yattığım söyleyebiliriz. Bu bağlamda, mevcut çalışmada, Dostoyevski'de insan ve insanın özgürlüğü probleminin felsefı-tarihsel kaynağı, bu problemi işleyişinde Dostoyevski'nin nasıl bir yol izlediği, bu yolda yönteminin nasıl işlediği, felsefi bir bakış açısıyla ele alınıp tartışılmaya çalışılmıştır. Dostoyevski, insanın özgürlüğü probleminin çözümünü ortaya koyarken nasıl bir yol izlemiştir? İnsan ruhunun deneyimlerine bağlı olan insanın özgürlük yazgısının gelişimini, sonuçta, Tanrı-İnsan Hazret'i İsa'ya yükleyerek çözümlemektedir. Bu yolda insan, önce Apolloncu öğelere isyan eder, ardından Diyonizosçu öğelerin doyumsuz coşkunluğunda bulur kendini. Sonunda da, İsa imgesine ve bu imgeyle temellenen Hıristiyanlığa ve onun bu Apolloncu- Diyonizosçu ilkelerin bir sentezi olarak algılayabileceğimiz toplum düzenine ulaşarak dinin sonsuz kuşatıcılığı çerçevesinde tinsel varlığım ve bunun dayanağı olan serbest seçim ve inanç özgürlüğünü onaylar. II

Murat Coşkun
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Rene Descartes dualizminde özne-nesne ilişkisi

Descartes bir önceki felsefeyle hesaplaşırken ve geleceğin sağlam bildirisini ortaya koyarken her şeyden önce bir yöntemcidir. Skolastik felsefenin mantıksal yöntemi Descartes'ın bilimsel yöntem diyebileceğimiz matematiksel yöntemi karşısında savunmasız kalır. Descartes yöntem anlayışıyla sarsar skolastiğin yineleyici ve dogmacı katılıklarını. Bu yanıyla Descartes getirdiği bilgilerle olmaktan çok, bakış biçimiyle yenidir. Sistem filozofu olan Descartes, " Ben kimim, neyim" sorusuna her türlü etkinliği içinde barındırmak üzere "düşünen şeyim" yanıtını vermiştir. Burada, özneye, öznenin durumuna ilişkin tam bir bilinçlenme söz konusudur. Biz bu çalışmamızda Descartes'ın özne anlayışını, özne- nesne ilişkisini yanıtlama yolunda nasıl bir yol izlediğini, bu yolda yöntemini nasıl oluşturduğunu, özne- nesne ilişkisini açıklarken ortaya çıkan sıkıntıları ele alıp tartışmaya çalıştık. Descartes yanıt verme denemesinde nasıl bir yol izlemiştir? Kendisi ve kendisi olmayanla, başka şeyler ve başka öznelerle ilişkilerini hep ön plana çıkararak; deneyimler kazanmayı önemseyerek; başkalarını eleştirel bir gözle hesaba katarak bunu yapmıştır. Bu bağlamda asıl sorunu çözmüş müdür? Ele aldığı büyük sorunları gerçekten aşabilmiş midir? Burada hem evet hem de hayır yanıtı geçerli gibi görünmektedir. Ancak Descartes'ın içi rahattır. Bütün bu kararları bizzat kendisi verdiği için, Descartes'ın içi rahattır. Bulunduğu noktaya, bilinci aracılığıyla gelmiştir; kendisi bunu bizzat yapmıştır. Bu bakımdan kendinden hoşnuttur.Ama dıştan bakıldığında Descartes, tutarsızlıklar içindeymiş gibi görülebilir. Daha önce saptanan son soru da şuydu: Descartes'ın tutumu, günümüzün en büyük soru / sorun ağlarını içinde barındıran kimlik sorunlarını çözümlemede ve ardından çözmede bir katkı sağlayabilir mi? Sonuç olarak ele aldığımız bu problemlere Descartes'ın böyle bir katkıyı sağlayabileceği kanaatine vardık; çünkü Descartes, bir çok kez yinelediği gibi yaşamın içinde olduğunu hiç göz ardı etmeyen, değişebilir/ değiştirilebilir olanların bağlayıcılığına ilişkin derin kuşkular taşıyan ve bu bağlamda son derece temkinli olan; özne kavrayışında ise ortak insan kimliğine ulaşmaya çabalayan bir filozof olarak belirmektedir. III

Serkan Şükrü Yıldırım
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Hilmi Ziya Ülken`in eğitim felsefesi

181 ABSTRACT In this study, it will be focused on what Hilmi Ziya Ülken has done in the name of educational philosophy and how he interprets this science. Education, according to Hilmi Ziya Ülken, is the most significant work of what man has done so far. Thus, his approach to this field of science necessitates a study on its own. Hilmi Ziya Ülken, in his books and articles he has written about education, deals with the problems, which we even today feel the existence of and which we still cannot find solutions for, and he proposes solutions for these problems. At this point, taking Hilmi Ziya Ülken's book "Eğitim Felsefesi" as a main source, this thesis aims to elucidate the thinker's approach to the concept of education and to make a general assessment through clarifying his opinions about educational philosophy. The first of the aims of the thesis as a whole, is to put forward what the education and what the educational philosophy, which is structured through education interaction with philosophy, are and to determine the content of these concepts; and the second one is to illuminate Hilmi Ziya Ülken's opinions which he has proposed as a solution to the problems of educational philosophy.

EğitimEğitim felsefesiEğitim sistemi+2
İlkay Elçin Uysal
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

R.G.Collingwood`un tarih felsefesi

134 ÖZET Collingwood tarihin en azından bir çeşit araştırma ya da soruşturma olduğunu her tarihçinin kabul edeceğini söyler. Tarihin sayelerinde sorular sorduğumuz ve bu soruları yanıtlamaya çalıştığımız düşünce biçimleri arasına yani bilim dediğimiz şeyler arasına girdiğini belirtir. Collingwood'a göre bilim şeyleri aramadır: bu anlamda da, tarih bir bilimdir. Collingwood'un tarih görüşü aşırı derecede rasyonalisttir diye bir itiraz olabilir. Collingwood'a göre bir bilim, diğer bir bilimden farklı türden şeyler aramasıyla ayrılır. Ve Collingwood sorar: Tarih ne tür şeyler arar? Cevabı ise "res gestae" dır. Yani "insanların geçmişte yapılmış eylemleri". Collingwood'a göre tarih kanıtın yorumlanmasıyla işler: Buradaki kanıtın ise tek tek belge denen şeylerin ortak bir adı olduğunu belirtir, belgenin ise şimdi ve burada varolan tarihçinin üzerinde düşünerek, geçmiş olaylar hakkında sorduğu soruları yanıtlayabileceği türden bir şey olduğunu vurgular. Collingwood'a göre; tarih ne içindir sorusunun yanıtı, tarihin insanın kendine ilişkin bilgisi "için" olduğudur. Kendini bilmesinin insan için önemli olduğu düşünülür genellikle: kendini bilme burada salt kendi kişisel özelliklerini, onu öteki insanlardan ayıran şeyleri bilme değil, insan olarak yapısını bilme demektir. Collingwood'a göre kendimizi bilmemiz, ilk olarak bir insan olmanın ne demek olduğunu bilmemiz, ikinci olarak olduğunuz insan olmanın ne demek olduğunu bilmemiz, üçüncü olarak olduğumuz insan olmanın ve başka biri olmamanın ne demek olduğunu bilmemiz anlamına gelir. Kendinizi bilmemiz ne yapabileceğimizi bilmemiz anlamına gelir; kimse ne yapabileceğini denemeden bilemediği için de, insanın ne yapabileceği konusundaki tek ipucu ise ne yaptığıdır. Dolayısıyla, tarihin değeri bize insanın ne yaptığını ve böylece de insanın ne olduğunu öğretmesidir. Collingwood'un modern tarih anlayışı ise "kes-yapıştır tarih görüşü"nün reddiyle başlar. Bu anlayışa göre bir otoritenin şahitliğinin güvenilir olarak kabul edilmesinin kıstası diğer bir otorite olamaz. Collingwood, alternatif135 olarak tarihsel kaynakların şahitliğinin, delille (evidence), söz gelişi arkeolojik bir delille desteklenmesi gerektiğini öne sürer. Bu yüzden Collingwood kendine ait modern tarih anlayışını şöyle tanımlar: o halde tarih kendine has bir bilimdir. Tarihin amacı, gözlemlerimizin dışında kalan olayları incelemek ve bu olayları, gözlemlerimizin içine giren ve tarihçinin ilgilendiği olayların "delili" olarak kabul ettiği başka bir şeyden hareketle çıkarımsal olarak incelemektir. Collingwood'un "Tarih, geçmişin delile dayalı bilimidir." şeklindeki görüşü, yalnızca tarihin ne olduğunu açıkladığı anlamda bir tarih felsefesi olarak adlandırılabilir. Bu arada Collingwood şu üç temel soruyu cevaplandırma çabasındadır; bu soruların ilki, "Geçmişte ne olduğunu nasıl bilebiliriz?" sorusudur ve yanıtı; tarih, "Geçmiş olayları muhayyilemizde yeniden inşa etmektir." şeklinde cevap verir, ikincisi, "Geçmişte olanın niçin olduğunu na sıl bilebiliriz?" sorusudur ve yanıtı tarih "Geçmiş düşünceleri zihnimizde yeniden canlandırmaktır" ve sonuncusu ise, "Neyin niçin olduğunu bilmenin, bizim için değeri nedir?" sorusudur ve yanıtı tarihin değerinin bir "ben bilinci" olduğunu göstererek cevaplar. Tarihsel açıklama konusunda Collingwood, daha çok tarihsel olayların "içi- dışı" kuramıyla ("inside-outside" theory of historical events) tanınır: Geçmişteki bir olayı soruşturan tarihçi, olayın dışı ve içi denebilecek şeyler arasında bir ayrım yapar. Olayın dışı ile, bu olayda yer alan kişilere ve bu kişilerin hareketlerine göre betimlenebilir olan her şeyi kasteder. Collingwood'a göre, tarih felsefesi, ne tarihsel olayların cereyan edişi üzerine kafa yormak, ne de gelecekteki olayların öngörüsüne dayalı olarak tarihsel genellemeleri formüle etmek ve mesrulastirmaktir.Collingwood'a göre tam olarak söylenecek olursa, tarih felsefesi; tarihsel düşünüşün ve tarihsel bilginin kendine özgü doğasını aydınlatmaya çalışmak ve tarih nedir sorusunu cevaplandırmaya çabalamaktır.

Collingwood, Rabin GeorgeTarihTarih felsefesi+1
Ayşe Okumuş Karakaya
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Karl Marx`ın ahlak anlayışı

SUMMARY We dealt with how the author comprehends the morality,\vhat kind of contents of good and bad have,from exact values to relative moral principles his opinions about.in the first part the place Marx grew up and his studies were dealt with in the second, some morality comprehensions until Marx were investigated. First part will start with the historic adventure that materialism and will be ended with proleteria dictatorship which he anticipated as an end.The historic adventure will continue with dialectic comprehension which was the building store that Marx set his system.This was the subject Marx paid attention most while he was setting his system.In this part we'll explain Marx's aim in transforming dialectic into the basic of his system in detail. Then the historic comprehension of the philosopher will be dealt with. What is the point of history in Marx?How does he deal with materialism in the point of history? Does history determine the individual or the individual history?The questions like these are replied in the part.Moreover how the materialism of dialect applies historic materialism will be investigated here.As another topic" The relation between ontology and epistomology of Marx" will be dealt with.The symptomp of the compherension of compulsory in history will be dealt with as another topic.Marx's compherension of human,compherension of religion,the steps of the passing from primitive communism to ideal comminism. Second part compares the capitalist morality which he confronted and which caused the birth of the relation which he founded and the relation with proleter moralitty. In this part the moral structure of capitalist society is dealt with.lt is explained how Marx x-rayed of capitalist mentality.The main target of the capitalist and the form of exploitation of proleteria is investigated here.Then an important detail of freedom disorder is seen. What capitalist system understands from freedom and how freedom are comprehended in real comminist system is explaired.The explonations of personal rights and freedom are made here.Anothertopic is Marx's responsibility thought. Where does idea of responsibility start and finish?Ho\v does human will determine responsibilty? will be dealt with in this part. Marx suggests the concept of moral beauty and explains in detail.He explains the relation between moral beauty and causality.He passes through comminist morality from here. 3rd part starts with dealing with human freedom and relation of determinizm and the warnings given about Marx's morality system. What does freedom stand for against historic and economic determinations?This part inspects this.Then the reasons of not being accepted of capitalist morality are explained by investigating the relation between moral action and consistency.Especially rejection of capitalist morality and rejection of existence of love is socially dealt with. At conclusion part,the suggestions about Marx's philosophy of morality were appraised.lt is assessed that Marx's thesis.suggested as compulsory,being a new idea and its from as ontology and epistemology. The contradictions of the system Marx generated will be given totaly.In preparing the thesis, the prioprety was given to the studies which Marx wrote with his closest friends who helped him generate his own studies and spread them.But his researches about the topic were used.On our topic" Marx's morality comprehension" there is not much research.Our dear researchers dealt with the subject as the summary of the summary. We gave Marx's morality comprehension by using main resources and processing in a way where there is no room to misunderstand.Because our main thesis was spread through the study,our objective and consistency interpretions that would boost our thesis were given firstly in 3rd and conclusion parts in detail. Maxism used materialism in a lot of points, moreover it depicted reasons' world as exictence, it linked existing's generation to reason's occuring.This principle which is one ofthe arguments of materialism was linked espeicaly to the idea of moral compulsory in Marx. Marx's moral comprehension's relation with materialis which has come from centuries ago before itself so far, its footing in the system,are one of the problems of our research. We tried to pay attention to the points told above. We tried not to face incohesion among the subjects,to adhere to the limit of content. I tried to tell the practical aspect of the morality in accordence with Marx's theoric moral compherension.

AhlakAhlak felsefesiMarks, Karl
Orhan Basat
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Liberalizm düşüncesinin temeli olarak John Locke'da devlet fikri

Düşünce tarihinin derinliklerine baktığımız zaman bazı filozofların görüşleri yaşadıkları çağı aşarak gelecek yüzyıllara kaynaklık etmiştir. Bu filozoflardan biri de 17. yy'la birlikte başlayan liberal söylemlere öncülük etmiş J. Locke'dur. Liberal öğretinin temeli olarak J. Locke'un devlet fikri çalışmamızın ana konusunu oluşturur. Bu itibarla tezimizde düşünce tarihindeki devlet fikirlerini, Locke'un yaşadığı siyasi ortamı, liberalizm kavramını, onun devlet fikri çerçevesinde oluşturduğu teorileri ve son olarak bazı düşünürlerle karşılaştırmasını ele aldık, onlara olan etkilerini görmeye çalıştık. Bu araştırmada öncelikle, Locke'un siyasi teorisiyle İngiltere'de gerçekleştirilen 1688 devriminin savunusunu yapmış olduğunu görmekteyiz. Onun devlet fikrini sergilediği "Hükümet üstüne iki inceleme" zalim bir kralı aşağı indirme ve eski hakları geri alma amacıyla yapılan bir devrimi haklı çıkarmak için kullanılmıştır. O bu amaca ulaşmanın meşru yollarını göstermek için doğal hukuk fikrine ve ona kaynaklık eden ilahi irade'ye başvurmuştur. İnsanlar doğa durumundan doğal hakları olan yaşam, özgürlük ve mülkiyet haklarını kendilerinde saklı tutmak kaydıyla bir sözleşme imzalayarak sivil topluma geçmiştir, öncelikle bireyler kendi aralarında bir sözleşme ile toplumu inşa etmiş, ardından yöneticilerle bir sözleşme imzalayarak siyasi erki oluşturmuşlardır. Siyasi erkin ve bireyin görevi doğal hakları korumaktır. Öyle ki, gerek doğa durumunda gerek sivil toplumda kim doğa yasalarını ihlal ederse cezalandırılmalıdır. Bu yasaları çiğneyen yönetim de olsa ona boyun eğmemek Tanrı'ya karşı her bireyinn sorumluluğudur. Böyle bir durumda birey, devrettiği cezalandırma hakkını geri alma hakkına sahiptir. Locke doğal hakları korumanın Tanrı'ya karşı bir mecburiyet olduğunu göstermektedir. Yöneten ve yönetilenlerin eylemlerini doğal hukukla ve dolayısıyla ilahi iradeyle sınırlandırarak, 1688 devrimini meşrulaştırmak istemiştir. Çalışmamız esnasında Locke'un devlet fikri içinde iki eksiklikle karşılaştık. Bunlardan ilki mülkiyeti doğal haklar içine alarak ve onu kişiliğin bir parçası haline getirerek kutsallaştırmasıdır. Diğeri ise "hoşgörü" kavramını diğer liberallerden farklı olarak tek bir mezhep ile sınırlı tutmasıdır. Hoşgörüyü tek bir mezheple sınırlandırması ve başka alanlar için hiç bir şey söylememesi Locke'un devlet görüşlerine gölge düşürdüğü kanaatindeyiz. Yine de Locke, Liberalizm geleneği içinde yer alan özgürlük, bireysellik, tarafsızlık, hoşgörü gibi kavramlarla kendi yönetim şeklini inşa eden ilk düşünür olmuştur. Dolayısıyla da bu kavramlar onu liberalizm düşüncesinin öncüsü yapmıştır.

LiberalizmLocke, JohnSiyaset felsefesi
Elif Yeşim Ünaldı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Jose Ortega Y. Gasset`te ben ve öteki arasındaki ilişki

Bu çalışmanın amacı, Jose Ortega y Gasset'te "Ben ve Öteki Arasındaki İlişki"yi incelemek, onun bu konuya ilişkin düşüncelerini sistemli bir şekilde ortaya koymak ve onları bugünkü perspektiften değerlendirmektir. Ortega, insanı etkileyen ve insanın kişiliğini oluşturan her şeyi inceleme konusu yapmıştır. İnceleme konusu yaptığı her şeyi de, yaşamla olan bağlantısı içinde ele almaya çalışmıştır. Çünkü insan; çevre.toplum, ilişkiler, yapıp ettikleri, olaylar ve varolan her şeyin toplamı olduğu için, Ortega, insanla ilişkili olan ve insanı ilgilendiren her şeyle ilgili olmuştur. Bundan dolayı, bu çalışma da,ben ve öteki arasındaki ilişkiyle ilgili olduğu noktalarda.Ortega'nın felsefesinin temelini oluşturan ortam, toplum, bireysel yaşam, benlik ve yaşamsal akıl gibi kavramlara, kısaca değinmeye çalıştık. Ben ve öteki kavramlarına kapsamlı bir şekilde değinilmiştir. Çünkü Ortega'nın felsefesinde tek birey, bireyin kendini bulması ve onun yaşamı çok önemlidir. Bunun nedeni de, tek insanın yani bireyin bir yığın haline gelen toplumda kaybolmasıdır.Amaç, bireyin yeniden kişi olabilmesi, kendini bulması, yaşamına hakim olması ve sorumluluklarını üstlenmesidir. Bu amacın gerçekleşmesi içinde Ortega, aynen Sokrates gibi, yönetimi uyaran ve insanları uyandıran bir "at sineği" olmaya çalışır. Çünkü o felsefesiyle ülkesinde ve çağında gördüğü toplumsal sorunlara çözümler aramış ve bu çözümleri de hayata geçirmeye çalışmıştır. Bu nedenle Ortega, birçok filozofun aksine yaşamla ve onun sorunlarıyla mücadele eden ve sesini entellektüel azınlıktan çok, halka duyurmaya çalışan bir halk adamı olmuştur. Bu yüzden politikayla da ilgilenmiş, ve politika aracılığıyla ülkesinin ve halkının kaderini de değiştirmeye çalışmıştır.Ben ve öteki arasındaki ilişki tüm yönleriyle ele alınmış; yanlış ilişkinin yarattığı sorunlar ve doğru ilişkinin kazançları üzerinde ayrıntılı bir şekilde durulmuştur. Sonuç bölümünde ise, Ortega'nın ben ve öteki arasındaki ilişkiyle ilgili olarak ortaya koyduğu problemler ve çözümleri, eleştirel bir bakış açısıyla, özellikle de başka düşünürlerin bu konudaki düşünceleriyle karşılaştırılmalı olarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Benlik kavramıFelsefeGasset, Ortega+1
Nevin Gülten
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Soren Kierkegaard`ın Hegel sistemindeki akıl anlayışını eleştirisi

I ÖZET Düşünce tarihine baktığımızda, bazı filozofların görüşlerinin, yaşadıkları çağı aşarak gelecek yüzyıllara kaynak teşkil ettiğini görürüz. Hegel ve Kierkegaard da ken dilerinden sonraki filozoftan etkilemişler ve yaptıktan çalışmalarla eleştirel düşüncenin gelişmesine ışık tutmuşlardır. Bu çalışmamızda, son sistem filozofu olan Hegel'in bütün bir evreni ve gerçekli ği diyalektik aklın açılımını kullanarak açıklamaya çalıştığını; buna karşın Kierkega ard'ın gerçekliği somut bireyde ve bu bireyin niteliksel sıçramalar yoluyla evrelerden geçerek olgunlaştığını,bireyi varoluşçu açıdan ele aldığını tartıştık. Evvela Hegel'in akıl anlayışını; diyalektik, tarih, estetik, etik ve din ile ilişkilendi- rerek, aklın sürekli diyalektik aşamalardan geçerek kavrama, Mutlak'a ulaştığı yönün deki fikirlerini belirttik. Hegel, felsefesinin temeline aldığı diyalektiği, bir yöntem ola rak görür. Ona göre diyalektik, herşeyi uzlaştıran, görünen bütün zıtlıkların sentezle üstünden gelebilecek bir ifadedir. Diyalektik bir şekilde açılan akıl, hem düşüncede hem de varlıkta özdeş olduğu için bir sistem felsefesi oluşturması mümkündür. Daha sonra Kierkegaard'ın akıl anlayışını, kendi özgün, varoluşçu felsefesi açı sından ele aldık. Burada varoluşun herbir anının ayrı olduğunu ve bunun somutlukta, sübjektivitede kazanılabileceğini diyalektik, akıl,estetik,etik,din başlıklarında inceledik. Böylece, her iki filozofun görüşlerini verdikten sonra düşünürlerimizin fikirlerini karşılaştırmaya geçtik. Bu tezimizde Kierkegaard'ın bazen diyalektik, bazen de ironik bir şekilde somut bireyin gerçekliğini soyut bir akılla, kavramla örten Hegel'i eleştiri sini verdik. Yani Hegel'in spekülatif anlatımına eleştiri getiren Kierkegaard'ın somut bireye hakikat kazandırmasını gösterdik. Bu eleştiride asıl sorunun, diyalektik açılım larla yeni kavram ve bilgilere ulaşmak değil;sistemin bir parçası olmayı reddetmek ve Tanrısal alanda bireyin özgürce hayat sürmesi olduğu kanaatine vardık. Son olarak, ele aldığımız problemin, Kierkegaard'a göre somut, öznel bireyin, sistem felsefesinin bir evresi olmayı reddettiğini ve bireysel varoluşun soyut bir akıl dan daha önemli olduğunu vurgulamaya çalıştık.

AkılFelsefeHegel, Georg Wilhelm Friedrich+1
Ufuk Bircan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Ortega Y Gasset'in insan felsefesi

Bu çalışma, Jose Ortega y Gasset'in İnsan Felsefesini incelemek ve ortaya çıkarmak amacını taşımaktadır. Aynı zamanda, insan felsefesi ile ilgili olduğu noktalarda, Ortega'nın bilgi, tarih ve devlet felsefesine de kısaca değinilmiştir. Bölümlerin başlıkları Ortega felsefesinin gerektirdiği sırayı takip etmiştir. Ortega y Gasset'in hayatı ve varoluşçu felsefe içindeki yeri açıklanmıştır. Sonuç bölümüne, Ortrega' nın felsefesinin eleştirisi ve felsefenin geniş bir özeti yerleştirilmiştir. Kaynakçadaki referanslar, yalnızca bu çalışma içinde kullanılan kaynaklardır. Ortega'nın felsefesinin içinde bahsedilen özel kavramlar; yaşamsal akıl kökten gerçek, perspektivizim, yalnızlık, pragmata veya yoruma dayalı idrak, kütle adamı ve intellektüel azınlık kavramlarıdır. Ortega, felsefesini varoluşluk anlayışı içinde geliştirdi. O aynı zamanda pragmatist bir filozoftur. Felsefeciliğinin yanında, o aynı zamanda politikacı olduğu için ' 'insan' ve " 'devlet'i birlikte düşündü. İspanyolculuk düşüncesi Ortega'nın bütün felsefesinde hakim durumdadır.

Gasset, Ortegaİnsan felsefesi
Ahmet Kavlak
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihin bir felsefe problemi olarak ortaya çıkışı ve tarihin felsefi kurgularında öncüllerin rolü

ABSTRACT Ancient Greek Philosophers discriminated "episteme" and "doxa" about knowledge. In this discrimination, since historical knowledge was within the boundaries of "doxa" history was accepted as a problem of philosophy. In the Middleage Philosophy, a consciousness of history appeared with Christianity, however this consciousness as based on theology. In this period, history was considered to be the place of the realisation of God's Will. For this reason, the historical explanations had always been theological. Ibn Haldun was the first philosopher who considered history as a problem of philosophy. However, he was not in line of the Western Philosophy. Because, Ibn Haldun was the first philosopher who took the history, for itself, as a reality specific to history itself. In line of the Western Philosophy, Vico was the first philosopher who made the discovery of Ibn Haldun. According to Vico, the structure of history and nature is very different from each other. For him. every existence knows only what it creates. God created nature and He knows it, but since man created history, he can know history. However, after the seventeenth century the philosophy of history has become a part of general philosophy and philosophers have also applied the premises of their philosophy to history. II

Tarih felsefesi
Vaner Kuzu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Immanuel Kant`ın felsefesi`nde 'mekan ve zaman'

Bu tezde, Alman filozof, Immanuel Kan'tın Felsefesinde "Mekan ve Zaman" adlı konu ele alınmıştır. Burada, size Kant'ın felsefesi hakkında özet bir bilgi vermeye çalışacağız. Bilindiği gibi, Kant'ın felsefesi bilgi konusunun incelenmesi ve eleştirilmesiyle başlamıştır. Bundan dolayı Kant'ın felsefesine kritisist felsefe denir. Kant, bu kritisist felsefesiyle, bilgide aklın rolünü belirtmeye çalışmıştır Kant, bu görüşlerini epistemoloji (bilgi teorisi) konusunda yazdığı en önemli eseri olan, "Saf Aklın Eleştirisi" nde ortaya koymuştur. Kant'ın epistemoloji konusundaki temel denemesini oluşturan bu eserde sorduğu ve cevabını aradığı en önemli soru şudur: Sentetik apriori yargılar nasıl olanaklıdır? Bu probleme bir çözüm getirmeyi amaçlayan Kant yine bu konuda yaptığı araştırmalara transandental araştırmalar adını vermektedir. Burada transandental araştırma metodu mümkün deney objelerine yönelme faaliyeti anlamına gelmektedir. Yine Kant, bu eserinde aklın neyi bileceğini, neyi bilemeyeceğini araştırmıştır. Bu araştırmasında saf aklın sınırları içerisinde kalarak, fenomenlerin görüşlerini bilebileceğimizi.ama görünüşlerin ardındaki gerçekliği, kendinden şeyi (Ding an sich) numeni, bilemeyeceğimizi ileri sürmüştür.Fenomen, mekan ve zaman içerisinde olan "şey"dir. O halde bizim bilgimiz mekan ve zaman içerisinde olan şeylerle (nesneler, varlıklar) sınırlıdır. Bu durumda Kant'ta bilgi duyu verileri (algılarımız) ile insan aklının işbirliğinden doğmuştur. İşte Kant'a göre bu bilginin iki a priori formu vardır: bunlardan biri mekan diğeri zaman'dır. Yani mekan ve zaman duyu bilgisinin a priori formlarıdır. Tüm bilgimiz de ancak bu formlar sayesinde varolmaktadır. Kant, bu anlayışı ile empirizm ile rasyonalizmin sentesini yapmaya çalışmıştır. Yani bilginin oluşmasında hem deneyin, hem de aklın önemini vurgulamıştır. Kant'ın bu sentezci yaklaşımı felsefe tarihinde büyük önem taşımaktadır. Ayrıca mekanı ve zamanı duyu bilgisin a priori formu olarak kabul etmesi Kant'ın görüşünün orjinalliğini göstermektedir. ıı

FelsefeKant, ImmanuelMekan+1
Umut Yaşar Abat
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Friedrich Wilhelm Nietzsche'nin nihilizmi

Bu çalışma; Nietzsche'nin nihilizme getirdiği yeni anlayışı açıklamaya çalışmaktadır. Bu amaçla, 1. Bölümde F.W. Nietzsche'yi nihilizme götüren sebepler; Geleneksel Değerlerin Çöküşü ve Hristiyanlık incelenmiştir. II. Bölümde ise, Nietzsche Nihilizmi; Decadence Kavramı altbaşlığı altında; Fizyolojik ve Manevî Decadence olarak ele alınmıştır. İkinci altbaşlık olan; Decadence'm Mantıkî Bir Sonucu Olarak Nihilizm; Aktif ve Pasif Nihilizm olarak irdelenmiştir. III. Bölümde Nihilizmin sınırları başlığı altında ise; Epistemolojik, Aksiyolojik, Ontolojik Yansımaları ile Nihilizm incelenmiştir. Çalışmanın sonuç bölümünde; Nietzsche'nin Nihilizmi'nin, Decadence, Nihilizm ve "Gücü İsteme" aşamalarıyla yeni bir ebedî oluş'a geçişi öngördüğü anlatılmaktadır. "En yüce değerlerin kendi değersizi eştirmesi" anlamında olan nihilizm, sürekli bir yeniden yaratmadır.

Nietzsche, Friedrich WilhemNihilizm
Birol Dok
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1996
00
Master'sOpen AccessTR

Sophokles'in Oidipus Üçlemesi'nde çatışma ve şiddet

Tragedya Antik Yunan'da ortaya çıkmış, varlığını bir yüzyıl kadar sürdürmüş, mit ve site dünyası arasındaki çatışmanın, insan deneyiminin bir örneği olarak yansıtıldığı, edebi bir tür olmanın yanında siyasal ve toplumsal bir kurumdur. Tragedyada ortaya çıkan çatışma, toplumda ortaya çıkan krizin bir ifadesidir. Bu çalışmanın temel amacı, tragedyaların mitosun gizlediği her yana yayılmış şiddeti sitenin düşünsel, toplumsal ve siyasal ölçütlerinden hareketle açığa çıkaran çatışma ve şiddet metinleri olduğunu göstermektir. Mit ve site dünyasına ikili bir göndermede bulunan tragedya, bu iki dünya arasındaki çatışma tarafından biçimlenir. Tragedyada iki aşırı uç olarak konumlanan öğeler arasındaki çatışma, hem trajik diyalogda dilsel şiddet biçimini alır hem de savaş, ensest, ölüm vb. gibi daha somut biçimlerdeki şiddete dönüşür. Bu çalışma tragedyada ortaya çıkan çatışma ve şiddet biçimlerini, tragedyanın mit ve siteyle olan ilişkisinden hareketle açıklanmaya çalışır. Bu bağlamda tez Sophokles'in Kral Oidipus, Oidipus Kolonos'ta ve Antigone adlı oyunlardan oluşan Oidipus Üçlemesi'ni şiddet-kutsal-yasa ilişkisi çerçevesinde tartışmayı amaçlar. Oidipus tragedyasında şiddet, iki varlığın birbirini yok etmesi üzerine kurgulanan trajik diyologda ortaya çıkar; ensest ve baba katli suçlarının veba salgınına bağlanmasıyla farklılıkların ortadan kalkmasına yol açar. Oidipus Kolonos'ta tragedyasında ise şiddetin kaynağı olan Oidipus'un kutsal bir varlığa dönüşmesiyle, şiddetin diğer yüzünün kutsal olduğu gerçeği görünür hale gelir. Kutsal yasa ile pozitif yasa çatışmasının yaşandığı Antigone tragedyasında, Antigone her iki yasa tarafından ölüme mahkûm edilen kurban olarak belirir.

AntigoneAntik YunanFelsefe+5
Nursel Budak
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Jean Jacques Rousseau'nun siyaset felsefesinde birey ve devlet

Bu çalışmanın temel odağı, Rousseau'nun siyaset felsefesinde devlet ile bireyin konumu ve arasındaki ilişkidir. Rousseau'nun doğa durumu tasvirinde eşit ve özgür koşullarda yaşayan ve bir bütün olan insan, toplumsallaşmayla birlikte özgürlüğü, eşitliği ve bütünlüğü yitirmiştir. Bu anlamda Rousseau, toplum sözleşmesi kuramıyla, bireye yitirdiği bütünlüğü, eşitliği, özgürlüğü sağlamayı amaçlar. Bu bağlamda tezimiz Rousseau'nun toplum sözleşmesi kuramında ortaya koyduğu devletin niteliklerini ve bireyin yitirdiği temel değerleri yurttaş kimliğinde yeniden nasıl kazanabileceğini ortaya koymaktadır. Bu bakımdan Rousseau'nun idealinde iki önemli unsur olan yurttaşın ve doğrudan demokrasinin, gerekli koşullar sağlandığında, gerçekleşebileceğine olan inanç önem taşımaktadır. Anahtar Sözcükler Doğa durumu, toplumsallaşma, toplum sözleşmesi, yurttaş, doğrudan demokrasi.

BireyDevletDevlet anlayışı+7
Diyari Kayık
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Greklerde ahlaki rölativizm

2IÖZET?Ahlaki Görecelik? konulu bu yüksek lisans tez çalışması, Greklerin ?mutlulukahlakını? çözümlemeyi amaçlamaktadır.I. Bölümde, bu çalışmayı çok yakından ilgilendirmesi bakımından, Grek'lerdetartışma konusu olan temel ahlaki kavramların ve özellikle de erdemlerin (Bilgelik,cesaret, ölçülülük, adalet vb.) hangi amaçlar için kullanıldığı veya hangi anlamlardadeğerlendirildiği ortaya konulmaktadır.II. Bölümde, evrensellik sorunu ve evrensel fikri savunan filozoflar, eşdeyişleSokrates, Kynik okulu, Platon, Aristoteles ve Stoa felsefesi incelenilmektedir.III. Bölümde ise, Rölativizm (Görecelik) sorunu ve göreciliği savunanfilozoflar yani Sofistler, Kyrene Okulu ve Septik (şüpheci) düşünce inceleme konusuyapılmaktadır.Sonuç olarak bu çalışma, ahlaki değerlerin belli bazı ilkelere veya kriterleregöre değerlendirilebileceğini ve bu yönüyle bu değerlerin hem bireyler hem detoplumlar için nesnel bir anlamının olabileceğine yönelik bir iddiayı barındırmaktadır.

Agit Ergül
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Rüşd'de din-felsefe ilişkisi

Üç bölümden olusan tezin ilk bölümü, din ve felsefenin etimolojik ve semantikaçıdan tanımlarını ele alırken Batı ve slam felsefesinin önemli filozoflarının felsefe ilevahyin konusunun ve amaçlarının birbirlerine paralelligi hususunda din felsefe iliskisineyönelik görüslerini ele alıyor.kinci bölüm, bn Rüsd'ün, herhangi bir alanda inceleme yapan ilim adamının,ilimlerin konu ve sınırlarını belirleme hususunda göz önünde bulundurması gerekennoktalar ile felsefenin din açısından durumu ve din ile felsefenin uzlastırılmasındaönemli bir yöntem olduguna inandıgı te'vil yöntemi hakkında öne sürmüs oldugugörüslerini içeriyor.bn Rüsd'de Din-Felsefe liskisi adlı son bölümümüz ise görüslerini mantıksalbir temele dayandırmaya çalısan bn Rüsd'ün, her ikisi arasında herhangi biruzlasmazlık veya çeliskinin olmadıgına inandıgı felsefi düsünme biçimi ile vahyiuzlastırmaya yönelik yaklasımlarını içeriyor.

Mahir Gül
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Aristoteles'te etik ve siyasetin öznesi olarak insan

Hangi felsefi etkinlik ya da hangi felsefi uğraş olursa olsun, her birinin temelinde bir ?insan? tasarımı ya da insanı anlama çabası vardır. İnsan ve insan ile ilgili olanın her türlü araştırmasının etik ve siyaset gibi değerler alanıyla doğrudan bağlantılı olduğu, bunlardan sıyrılmanın mümkün olmadığı Aristoteles felsefesinde insanın neliği, insanın ruhsal yanı temelinde açıklanmıştır. İnsanı, ruhu sebebiyle insan olarak kabul etmek onu tür olarak kabul etmektir ki bu, Aristoteles felsefesinde açıkça görülesi bir belirlenimdir. Diğer canlılarla ortak yanların ayırt edici olmaması sebebiyle ?insan?ı onlardan ayıran akılsal yan, insanın doğasına ayrı bir türsellik vermiştir.İnsanın, insan-olmayan ile açıklandığı Aristoteles felsefesinde tek ayırıcı olan akıl değil, aynı zamanda akla uygun eylem ve etkinliklerdir. Bu sebeple Aristoteles felsefesinde insanın neliği onun etik ve siyasetinden ayrı değildir; nitekim insan ilişkilerinin söz konusu olduğu yerde etik ve siyaset gibi alanların varlığı kaçınılmazdır. Yani Aristoteles felsefesinde insanın ne olduğu araştırıldıkça ya da doğasını oluşturan şeyin onu ayırt edici kılması bakımından anlamı araştırıldıkça, bunun pratik yaşamda karşılığı ve onu özne kılan şeyin neliği de araştırılmış olacaktır.

AkılAristotelesBeden+6
Nurten Öztanrıkulu
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Modern Avrupa düşüncesinde estetiğin siyasallaşma problemi

Modern Avrupa düşüncesinde estetiğin ideolojisi ve siyasallaşması denildiğinde pekala kaygan bir zeminde en karmaşık ve en tartışmalı bir yere işaret ettiğimizi kabul etmemiz gerekir. Tarihi çok eskilere dayanan estetik, bir güzellik bilimi olarak değerlendirilmesinden bu güne kadar farklı algılama biçimleriyle karşımıza çıkmıştır. Belirsiz bir yerde duran estetik terimi, her yüzyılda kullanıldığı her alanda farklı formlarda, yeni algılama biçimleriyle kendini göstermektedir.Bu bağlamda biz, üç bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde, estetik ve sanat teriminin hem bir birleriyle ilişkisini hem de tarihsel görüngüsünü genel algılama biçimini ortaya koymaya çalıştık. Çalışmanın ikinci bölümünde, esas tartışma konumuz olan 18. ve 19. yüzyıllarda, modern Avrupa düşüncesinde estetik ve siyasetin nasılda iç içe geçtiğini ve estetiğin siyasallaşma eğilimini genel bir düşünce algısını karşılaştırdık. Modernliğin estetik ve siyaset algısının yanı sıra toplumsal bağlamda siyaset ve estetiğin konumunu, yine iktidar ve estetik ilişkisini inceleme konusu yaptık.Çalışmamızın son bölümünde ise, modern sanatların estetik ve siyasetle oluşturduğu bağlamı tartışmaya çalıştık. Bu bağlamda estetik ve siyaset ilişkisini genel bakış açısı içinde plastik sanatlardan, sinemaya, müzikten kültür ve edebiyata kadar kısmen estetik ve siyaset algısına dair tartışmaları karşılaştırdık. Yine uluslararası sergiler ve bu sergilerin milliyetçilik, ulus, faşizm gibi kavramlarla olan ilişkisini estetik ve siyaset bağlamında ela alarak bir dizi saptamalar ortaya koyduk. Çalışmanın sonuç bölümünde ise incelemenin vardığı yargıları tartışmaya çalıştık.

Avrupa sanatıEstetikEstetik duyarlılık+7
Ali Rıza Kılınç
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Thomas Hobbes'da iktidar ve adalet kavramları

Günümüzde halen tartışılmakta olan iktidar ve adalet problemi, tarihin en eski zamanlarına kadar gider. İktidar ve adalet, eski zamanlardan günümüze farklı anlamlar taşıyarak gelmiştir. Fakat anlamlar ne kadar değişik olursa olsun, adaleti içermeyen bir iktidar anlayışı, tarihin hiçbir döneminde mümkün olmamıştır. Böylelikle de her iktidar anlayışı, adalet anlayışıyla birlikte var olmuştur.Modern siyaset anlayışı, modern devlet fikrini de beraberinde getirmekle birlikte yeni bir iktidar ve adalet anlayışı ortaya koymuştur. Modern devlet teorisinin tarihsel süreç içindeki oluşumunu tamamlayan Hobbes, kuramında, insan doğasından hareketle sözleşmeye ve oradan da modern devletin oluşumuna giden süreci, kurgusal bir yolla aktarmıştır. Böylelikle de Leviathan'ı yani Devleti, ya da diğer adıyla Ölümlü Tanrı'yı kurmuştur. Hobbes, insanın, ancak mutlak iktidarın varlığıyla olağan bir yaşam süreceğini düşünür.Anahtar Sözcükler: İktidar, Egemenlik, Hak, Hukuk, Adalet, Devlet, Siyaset Felsefesi

AdaletDevlet egemenliğiHak+4
Hakan Koçdemir
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Bilimsel ve mistik düşüncede varlık

Zihnimiz araz (ilinek, sonradan ortaya çıkan) olduğumuzun ve arazlığımızın temeli olan cevherin bilincinde olmak için yaratılmış gibidir. İnsanoğlunun meselesi, onun aynı anda hem araz hem de cevher oluşu ve onun hangi açıdan araz ve cevher olduğunu ve bu ikiliğin mahiyetini nasıl anlaması gerektiğini bilmektir. Kozmik ve metakozmik perde bir sırdır; izafiyet de öyledir.Dün tasavvuf anlayışı mecaz yoluyla, ?la mevcûda illa Allah (mevcudat yoktur sadece Allah vardır)? derken; bugün bilimle ulaşılmıştır ki, tüm algılanan ve algılanamayan varlık, enerji-data yapının (string boyutu) her an değişim halinin getirisinden başka bir şey değildir. Makrokozmozdan mikrokozmoza kadar neyi tutmak istersek boşluğa düşecek, madde dediğimizi tutmak isterken moleküler boyutta bedensel yokluğa karışacak, onu tutmak isterken onun boşluğuna, oradan atomun boşluğuna, oradan çekirdeğin boşluğuna, oradan kuarkların içine düşerek, sonunda string boyutunda seyreden olup gideceğiz? Günümüz bilimine göre de, insanlığın evrenden algıladıklarının tamamı % 4'tür; geri kalan % 96 bize karanlıktır.Hologramik tespit, farklı terkipler (bileşimler, karışımlar) şeklinde açığa çıkan her bir birimin aynı asıldan oluşması olayını anlatır. Kur'an'ı anlamak üzerine neredeyse tüm ömürlerini harcamış olan tasavvuf ehli kimselerin geçmişin şartları içinde misal yoluyla, işaret yoluyla, mecaz yoluyla günümüze kadar gelen anlatımlarının da aynı konudan bahsettiği göz önüne alınacak olursa; bu kavramların bugünün bilimsel bulguları eşliğinde yeniden değerlendirilip, iki tarafın da verdiği mesajın yepyeni anlamının kurgulanma zamanının geldiği anlaşılmaktadır. Bugün yapılacak iş, ?Din ayrı şeydir, bilim ayrı şeydir? önyargısını bir yana koyarak, bilimsel gerçeklere dayalı bir şekilde din-sistem anlayışını incelemektir.Anahtar Sözcükler: Bilim, Mistisizm, Tasavvuf, Din, Tanrı, Allah, İnsan, Evren,Kozmoz, Ruh, Akıl, Varlık, Varlık ötesi, Ontoloji, Hologramik, Holografik, Tümel,Tek, Bir.

Bilimsel düşünceDinFelsefe+5
M. Şeniz Yılmaz
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Platon ve Aristoteles'in politikalarının ontolojik temelleri

Platon ve Aristoteles'in felsefeleri arasındaki temel fark onların ontolojileri ve epistemolojileri arasındaki farklardan kaynaklanır. Bu yüzden Platon ve Aristoteles'in politik görüşleri arasındaki farkın daha iyi kavranılabilinsin diye ilk önce onların ontolojileri ve epistemolojileri arasındaki farkları ortaya konuldu. Bu iki temel alandaki farklılıklar onların özellikle insan anlayışları hakkındaki görüşlerinde daha belirgin olarak ortaya çıkar. İnsan konusundaki farklılıklar kendilerini siyaset görüşlerinde daha açık ortaya koyduğundan dolayı bu iki filozofun insan hakkındaki görüşlerinin daha net anlaşılabilmesi için ruh ve etik yaklaşımları incelendi.Aristoteles ve Platon'un felsefeleri genel hatları incelendikten sonra politik görüşleri detaylı bir şekilde incelendi. Bu detaylı inceleme içerisinde sırası geldiğinde bu iki filozofun politik görüşleri ile ontolojileri, epistemolojileri, ruh görüşleri ve etikleri arasındaki ilişkiler ortaya konuldu. Son olarak bu iki filozofun ontolojilerinin, epistemolojilerinin, ruh görüşlerinin ve etiklerinin politik görüş üzerindeki etkileri sırasıyla detaylı bir şekilde sunuldu.

AristotelesEpistemolojiOntoloji+2
Hüseyin Üngür
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Foucault'da özne ve iktidar

İnsanı anlama üzerine tarihsel süreçte ortaya konulan düşünceler Foucault ile birlikte farklı bir boyuta taşınmıştır. İnsanı anlamak için sorulan

Foucault, MichelÖzneİktidar+1
Tahir Aslan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Antikçağ Grek felsefesinde insan felsefesinin gelişimi ve kuşkuculuk

Bu çalışma, Antik Dönem boyunca ortaya çıkıp gelişen İnsan Felsefesi (Sofizm) ile Kuşkucu düşüncenin merkezi savlarını oluşturan rölativizmi (göreliliği) incelemektedir. İnsan Felsefesi'nin gelişmesinde katkısı yadsınamayan Sokratik düşünce de ayrıca incelenip tartışılmıştır. Sofitlerle beraber Antik Dönem'in kurumsal ve kuramsal temellerine yönelik olarak başlatılan eleştiriler rölativizmin yüceltilmesiyle gerçekleşiyordu. Çalışmamız, bu eleştirilerin epistemolojik (bilgibilimsel) yönlerini ön planda tutmuş Kuşkucu argümanlara kadar uzanmaktadır. Antik Dönem boyunca ortaya çıkan Doğa Felsefesi ve sistemci felsefelere de değinen çalışma, Helenistik Dönem Kuşkucuları'nın argümanlarının incelenmesiyle sonuçlanmaktadır.

Antik ÇağHelenistik DönemSofist felsefe+4
Feysel Taşçıer
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Platon ve Farabi'nin ütopik devlet anlayışlarının karşılaştırılması

ÖZET?Platon ve Fârâbû'nin Ütopik Devlet Anlayışlarının Karşılaştırılması? konuluyüksek lisans tez çalışmasının amacı, özellikle vasıfsız yöneticilerin mezarlıklaragömmek istedikleri toplum istençlerine karşı, bu istençleri yeni bir başkaldırıfelsefi yaklaşımıyla tekrar diriltme çabası olan ütopyaların, insanlık tarihinde nekadar önemli bir yere sahip olduğunu göstermektir.Dolayısıyla tarihteki ütopyalara kaynaklık edebilecek ve konusu ideal birdevlet olan iki temel ütopik eser denildiğinde ilk akla gelen, bir Batı klasiği olanPlaton'un ütopyası ile bir Doğu klasiği olan Fârâbû'nin ütopyalarını ele aldık.Öncelikle iki filozofumuzun da hayatını ve yaşadıkları dönemi ele aldık. Çünküütopyaların çıkış noktası genelde yaşanılan ortamdır. Daha sonra genel anlamdadevlet ve ütopyanın ne olduğunu vurgulamaya çalışıp Platon ve Fârâbû'ninütopik devlet anlayışları ve bunların kaynaklarını inceledik. Fârâbû'ninütopyasındaki Platon kaynaklı materyalleri ortaya koyarak özgün yapısınıbelirlemeye çalıştık. Bu arada ikisinde de ?devlet başkanlığı?nın ne anlamageldiğini ortaya koymaya çalıştık. Buradan yola çıkarak Fârâbû'de filozof vepeygamber olgusunu incelemeye çalıştık. Ayrıca Fârâbû ve Platon'da ütopyanınanlamına değinerek Fârâbû özelinde bu konunun din ve felsefe uzlaşmasıaçısından nasıl bir yapıya sahip olduğunu vurguladık. Böylece ikisi arasındakiparalellikleri ortaya koymaya çalıştık.Sonuç kısmında ise her iki filozofun da ütopyalarına kaynaklık eden?Tanrısal yaşam? kaynağının nasıl bir etki yarattığını ve bir ütopyanın ya daideal devletin bu olgudan nasıl etkilenebileceğinin altını çizmeye çalıştık.Böylece erdemli bir devletin oluşabilmesi ve insanların mutlak saadeteulaşabilmesi için yöneticinin nasıl olması gerekliliğini belirlemeye çalıştık.

Mesut Yılmaz
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Arabi ve Spinoza'da tanrı anlayışı

ÖZETTanrı kavramı, düşünce tarihinin en eski ve değişmeyen konularından biriolagelmiştir. Bütün düşünürler ve filozoflar Tanrı hakkında olumlu ya da olumsuzfikirlerini belirtmekten geri durmamışlardır. Biz bu bağlamda Tanrı kavramını, kendidüşünce sistemlerine göre ortaya koyan iki düşünce adamını seçtik. Batı felsefesindenSpinoza ve doğu felsefesinden bn Arabi'nin Tanrı konusundaki açıklamalarının benzer vefarklı yönlerini belirlemeye çalıştık.Çalışmamız, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; genel olarakTanrı kavramı üzerinde durulmuş, bunun paralelinde Spinoza'nın eğitimini almış olduğuYahudilik Tanrı anlayışı ve bn Arabi'nin eğitimini almış olduğu slam Tanrı anlayışıkısaca açıklanmıştır. Girişin sonunda, bn Arabi felsefesinin genel adı olarak nitelendirilentasavvuf felsefesi ve Spinoza`nın felsefi anlayışı olarak nitelendirilen panteizm hakkındagenel bir açıklama yapılmıştır.Birinci bölümde; bn Arabi'nin varlık anlayışı ile Vahdet-i Vücud bağlamındaTanrı anlayışı açıklanmıştır.kinci bölümde; Spinoza'nın varlık anlayışı ile Tanrı anlayışı ortaya konmuştur .Üçüncü bölümde; iki filozofun Tanrı anlayışlarının benzer ve farklı yönleri ortayakonmuş, sonuç ve değerlendirme kısmında ise çalışmanın vardığı sonuçlara ilişkinaçıklamalara yer verilmiştir.

Cahide Demirci
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Aydınlanma felsefesinde ilerleme düşüncesi ve etkileri

øoLQGH EXOXQGX÷XPX] ]DPDQ GLOLPLQGH KDQJL DoÕGDQ HOH DOÕQÕUVD DOÕQVÕQ NDUúÕODúWÕ÷ÕPÕ]HQ E\N SUREOHPOHUGHQ ELULVL GH LOHUOHPH GúQFHVLGLU øOHUOHPH GúQFHVL NRQXVXQGD IDUNOÕGúQFH oHYUHOHULQLQ RUWD\D NR\GX÷X WH]OHU JHQHOOLNOH VDKLS ROXQDQ GQ\D J|UúQQEHOLUOHQLPOHUL LoLQGH LOHUL VUOPHNWHGLU 1HGHQL QH ROXUVD ROVXQ WDUWÕúÕODQ øOHUOHPHGúQFHVLQLQ VRQXo RODUDN NUHVHO KDOH JHOHQ VRUXQODUÕ GD EHUDEHULQGH JHWLUGL÷L YH EWQLQVDQOÕ÷Õ HWNLOHGL÷L ELU JHUoHNWLU%X WH] $\GÕQODQPD IHOVHIHVL LoLQGH JHOLúHQ LOHUOHPH GúQFHVLQLQ ER\XWODUÕQÕQHGHQOHULQL YH HWNLOHULQL DUDúWÕUDUDN JQP] GQ\DVÕ ]HULQGHNL ROXPOXROXPVX] L]OHULQLGH÷HUOHQGLUPH\L DPDoODPDNWDGÕU%X oHUoHYHGH oDOÕúPDPÕ] µ*LULú YH '|UW %|OP¶GHQ ROXúPDNWDGÕU *LULú E|OPQGH$\GÕQODQPD PRGHUQLWH YH LOHUOHPH GúQFHVL DUDVÕQGDNL LOLúNL HOH DOÕQPDNWDGÕUBirinci bölümGH $\GÕQODQPD KDUHNHWLQLQ EDúODQJÕFÕ YH $YUXSD¶QÕQ EHOLUOL XOXVODUÕQGDNLJHOLúLPL NRQXVXQGD ILNLU YHUPHN DPDFÕ\OD WDULKVHO VUHFH GH÷LQHQ JHQHO ELU ELOJL VXQXOPD\DoDOÕúÕOPÕúWÕUøNLQFL E|OPGH $\GÕQODQPD IHOVHIHVLQLQ LOHUOHPH GúQFHVLQH UHIHUDQV ROXúWXUGX÷XQXGúQG÷P] WHRULN DUND SODQÕQÕ LQFHOHPH\H oDOÕúWÕNhoQF E|OPGH $\GÕQODQPD IHOVHIHVL LoLQGH IDUNOÕ HNVHQOHUGH JHOLúHQ øOHUOHPHGúQFHVL \DNODúÕPODUÕQÕ GH÷HUOHQGLUGLN'|UGQF YH VRQ E|OPGH LVH oDOÕúPDPÕ]ÕQ XODúPDN LVWHGL÷L DPDFD X\JXQ RODUDNLOHUOHPH GúQFHVLQLQ HWNLOHUL oHúLWOL ER\XWODUÕ\OD HOH DOÕQPDNWD VRQXo YH GH÷HUOHQGLUPHNÕVPÕQGD LVH oDOÕúPD KDNNÕQGD JHQHO ELU GH÷HUOHQGLUPH \DSÕOPDNWDGÕU

Necip Uyanık
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Francis Bacon'da bilim ve ütopya

Rönesans döneminde yaşanan kültürel ve bilimsel gelişmeler insanlığa, modern bir toplumun var olabileceğine dair umut itkisi aşılamıştır. Bu itkinin karşılığı olan iyi yaşam ideali, kurgusal boyuttaki yansımasını ütopyalarda açığa çıkarmıştır. Fakat bilim ile ütopya arasında Rönesans döneminde kurulan bağ zamanla kopmaya başlamıştır. Bu durumun temel sebeplerinden biri ütopyalara uygulanabilirlik ilkesi üzerinden yaklaşılması sonucu ütopyaların eleştirel ve dinamik değerini zamanla kaybetmeye başlamasıdır. Diğer bir sebep ise bilimin iyi yaşam idealini göz ardı ederek teknik ve pragmatik yönünün daha fazla ön plana çıkmasıdır. Tam olarak bu felsefi problematik üzerinde konumlanan Francis Bacon'ın bilim anlayışı bilimsel etkinliğin teknik yönünün daha fazla ön plana çıkmasından, başka bir ifadeyle bilimin ideoloji yüklü bir meta haline gelmesinden sorumlu tutulmuştur. Bu tezde Bacon'ın epistemolojisinin modern dönemin katastrofik olaylarının oluşmasını tetikleyen yegâne faktör olarak değerlendirilemeyeceği öne sürülmüştür. Bu sava Bacon'ın içinde yaşadığı dönemin, epistemolojisinin, bilime dair görüşlerinin ve ütopya tasarımının incelenmesi sonucunda ulaşılmıştır. Bu inceleme bilim ile ütopya arasında yeniden eleştirel bir bağ kurulabilmesinin ufuk açıcı izleklerini ortaya çıkarmıştır. Genel kanının aksine Bacon'ın epistemolojisinin yapıcı okuması modern bilime dair yapılabilecek bir eleştiriyi kapsamakla beraber ütopyaların bu eleştirideki temel payını sorgulamıştır. Nihayetinde ütopyaların eleştirel işlevini geri kazanabilmesi için nasıl kurgulanabileceğine ve bilimin ütopyacı olanak ile nasıl eleştirilebileceğine dair yeni bir öneri sunmaktadır. Bu öneri hem modern bilim-ütopya birlikteliğinin hem de Baconcı epistemolojinin eleştirisini kapsamaktadır. Anahtar Kelimeler: Francis Bacon, Rönesans, Bilim, Ütopya, İdoller .

Bacon, FrancisBilimFelsefe+1
Özün Çetinkaya
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Siyaset, erdem ve özgürlük ilişkisi bağlamında Niccolò Machiavelli

Siyaset ve erdem arasındaki ilişki, siyaset teorisine yönelik araştırmalarda her zaman merkezi bir rol oynamıştır ve ne zaman bu konu bir soruşturma konusu olarak ele alınsa akla ilk gelen isimler arasında Machiavelli değişmez bir yere sahiptir. Bu bağlamda ölümünün üzerinden geçen beş yüz yılı aşkın süre Machiavelli üzerine yapılan tartışmalarda bir azalmaya sebep olmadığı gibi, bu tartışmaların çeşitlenmesine ve çoğalmasına sebep olmuştur. İlk okunduğunda anlaşılması kolay bir yazar gibi görünen Machiavelli üzerine yapılan çok sayıda farklı okuma ve bunların sonucunda ortaya çıkan çok sayıda önemli araştırma, Machiavelli'nin aslında ne kadar sofistike bir felsefi yaklaşım ortaya koyduğunun bir kanıtı gibidir. Yine düşünürün bu yönü pek çok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda Machiavelli üzerinde çözümlenmemiş iki temel soru tespit edilebilir. Bu sorulardan ilki siyaset ve ahlak arasında bir bağ olup olmadığı ve var ise bu bağın zayıflamasında veya kopmasında Machiavelli'nin rolünün ne olduğu sorusudur. Önem arz eden diğer bir soru ise Machiavelli'nin Prens ve Söylevler'de birbirinden tamamıyla kopuk ve bağlantısız bir felsefi yaklaşımı benimseyip, benimsemediği sorusudur. Bu bağlamda bu çalışmada bu iki temel soruya siyaset, erdem ve özgürlük ilişkisi bağlamında Machiavelli'nin siyaset felsefesi anlayışı incelenerek cevap aranacaktır. Anahtar Kelimeler: Siyaset, Özgürlük, Erdem, Talih, Zorunluluk, Ortak İyi,Yasa, Modern Siyaset, Tarih, Devlet Aklı, Makyavelizm

Ahlak felsefesiErdemMachiavelli, Niccolo+2
Mete Han Arıtürk
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Friedrich Nietzsche'nin kültür eleştirisinde "Yaşamın olumlanması" düşüncesi üzerine bir inceleme

Kültür kavramı kullanılmaya başlandığı andan itibaren filozoflarca tartışılan bir kavram olmuştur. Günümüzde kültür üzerine yapılan eleştirel tartışmalar büyük oranda Nietzsche'nin düşüncelerinden etkilenmiştir. Nietzsche, Avrupa kültürüne yönelttiği yaşam odaklı kültür eleştirisini düşünce ve yaşam karşıtlığını aşmak üzere konumlandırır. Düşünce ve yaşam arasındaki karşıtlık, düşünürlerin akış içindeki varlığın ardındaki değişmeyenin bilgisine ulaşma çabasında ortaya çıkmış ve bilgeyi hakikat dürtüsü ile yaşamı koruyan yanılgıların çatıştığı bir varlık haline getirmiştir. Nietzsche'nin yozlaşmış olarak gördüğü kültürün dayandığı değerlerin kaynağı, insanın kendisini doğanın ve dünyanın karşısında konumlandırması ve kendi varoluşu da dâhil olmak üzere varoluşun değerlendirmesini yapma hakkını kendinde görmesidir. Böyle bir değerlendirme sonucu kötü ve acı dolu olarak görülen dünyayı yok sayma veya ıslah etme yoluyla yenmeye çalışmak insanın kendi kendisini yenmeye çalışmasından farksızdır. Kendisine ve doğaya karşı silahlanmış insanlardan oluşan modern toplum, yaratıcı insanın ortaya çıkmasının karşısında engel teşkil eder. Bu bağlamda çalışmamızda Nietzsche'nin Avrupa kültürünün yaşamı yadsıyıcı değerlendirme biçimine yönelttiği eleştiri irdelenerek düşünce ve yaşam arasındaki uçurumun aşılacağı yaşamı olumlayan kültürün olanağı tartışılacaktır. Nietzsche'nin bireyde ve kültürde yozlaşmanın aşılması için nihai önerisi, tutkuların kökenine saldırılmaksızın yaşamın Dionizik olarak olumlanmasıdır. Nietzsche'nin kültür eleştirisi "yaşamın olumlanması" düşüncesi bağlamında ele alındığında, onun "çekiçle felsefe yapmak" dediği felsefe yapma biçiminin hem yıkan hem yeniden inşa eden yönünü yansıtmaktadır. Anahtar Kelimeler: Nietzsche, Kültür, Olumlama, Eleştiri, Dionizik, Şen Bilim, Yaşam.

EleştiriFelsefeNietzsche, Friedrich Wilhem+2
Şeyda Blauth
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hegel'de sivil toplum kuramı

Hegel'in hukuk felsefesi sözleşmesi gelenek ve Alman Tarihsel Hukuk Okulu'nun bir sentezini içerir. Bu tez çalışmasında yapılmak istenen, Hegel'in sivil toplum kuramının hala güncel olduğunu gösterebilmek ve modern toplumda birey ve toplum arasında oluşan yabancılaşmanın, bölünmenin ortak nesnel bir anlam zemini ile aşılabilmesinin mümkün olduğunu gösterebilmektir. Hegel'in modern toplum ve devlet eleştirisi, tezin ilk bölümünde, sözleşmeci gelenekten Thomas Hobbes, John Locke ve J. J. Rousseau'nun kuramları ile ilişkilendirilmiştir. İkinci bölümde ise, Hegel'in sivil toplumu hem bir zenginlik hem de sefillik toplumu olarak tanımlamasından hareketle, sivil toplumun çelişkili bir yapısının olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte, sivil toplum kuramında, Hegel'in modern toplumun problemleri ile birlikte, nasıl özgürleşmesinin mümkün olduğunu araştırdığı söylenebilir. Hegel, bir toplumun özgür olabilmesi koşulunun, ancak birey ve toplumun içsel bir bütünlüğü ile mümkün olduğunu belirmektedir. Sivil toplum, nesnel kurumları, hukuku içermesine rağmen, birey ve toplum arasında bir bütünlük oluşturamaz. Hegel'in sivil toplum kuramı, daha geniş anlamda, nesnel ahlaklılık kuramı, modern toplumun çelişkilerinin ve problemlerinin belirlenmesinde, oldukça zengin bir analiz sunmaktadır. Tezin son bölümünde gösterildiği gibi, bugün Hegel'in nesnel ahlaklılık kuramının, günümüz koşullarına göre düşünüldüğünde, hem teker teker bireylere hem de bir bütün olarak tüm topluma özgürleştirici bir perspektif sunduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Hegel, Sittlichkeit, Sivil Toplum, Devlet, Dünya Tarihi.

DevletFelsefeHegel, Georg Wilhelm Friedrich+1
Açelya Kaplan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Bilim ve düşünce tarihinde İlk Çağ Dönemi zaman kavramı ve ölçüm teknolojileri

Bu çalışmada, ilkçağ döneminde yaşayan uygarlıkların zaman kavramı ve zaman ölçüm teknolojileri konusundaki çalışmaları ve eserleri derlenerek sunulmuştur. Araştırmanın hedefi zaman konusunda farklı uygarlıklarda yapılan kavramsal ve teknolojik çalışmalar arasındaki ilişkileri, etkileşimleri ortaya koyabilmektir. İlkçağ uygarlıklarında zaman kavramı; zamanın ne olduğu, zamanın var olup olmadığı, döngüsel veya çizgisel oluşu, zamanın ezeli olup olmadığı eksenlerinde tartışılmıştır. Felsefeciler, içerisinde bulundukları toplum ve tarihsel sürecin gerçekleri doğrultusunda zaman kavramı konusunda farklı fikirler ortaya atmışlardır. Felsefecilerin ilkçağlarda başlattıkları bu tartışma ve görüşlerin 20. ve 21. yüzyıllar da dahi kesin bir sonuca ulaşmadığını fakat evren, madde ve zaman konusundaki bilgimizin arttığını söyleyebiliriz. Özellikle parçacık fiziğinde yaşanan gelişmeler evrenin yaradılışı, enerji ve madde arasındaki ilişkiler ile zaman konusunda insanlığın ufkunu her geçen gün genişletmektedir. 20. yüzyılda kuramsal fizikçiler tarafından geliştirilen big bang (büyük patlama) teorisi, 21. yüzyılda büyük oranda ispatlanmış, hatta evrenin yaradılışının küçük provası şeklinde denemeler yapılarak enerjiden maddeye dönüşümün izleri aranmaya başlanmıştır. Bu durum zaman konusundaki bir tartışmanın sonunu getirmektedir. Big bang teorisine göre, zamanın bir başlangıcı vardır ve günümüzden yaklaşık 13.5 milyar yıl önce büyük bir enerji alanının patlamasıyla evreni oluşturan madde açığa çıkmış ve zaman başlamıştır. Araştırmacılar Arno Penzias ve Robert Wilson zamanı başlatan ilk patlamanın ses kalıntılarını 1978 yılında kaydetmeyi başardılar ve Nobel Fizik ödülünü aldılar. Elbette bir başlangıcı olan zamanın bir de sonu olacaktır. Bu gerçek, zamanın ezeli olmadığı bir başlangıcı ve sonu olduğunu göstermektedir. Tez kapsamında, zaman ölçüm teknolojileri konusundaki gelişimler de değerlendirilmiştir. İlkçağ döneminde uygarlıklar, dünya zamanının ölçülmesi amacıyla takvim ve saatleri geliştirmişlerdir. Hemen hemen bütün uygarlıklar ay veya güneş esaslı takvimler kullanmışlardır. Bu kapsamda Türkler tarafından geliştirilen On İki Hayvanlı Türk takviminin önemli bir yeri vardır. Asya uygarlıklarının büyük kısmında tanınan bu takvimin etkileri halen hissedilmektedir. Bugün Türk Devletlerinde kutlanan Nevruz Bayramı, On İki Hayvanlı Türk Takvimi için yılbaşı olarak kabul edilmektedir. Ancak Türk Devletlerinin bu takvimi kullanmayı bırakmaları ve Çin'in geleneksel olarak kullanmaya devam ediyor olması, takvimin aidiyeti konusunda tartışmaları ortaya çıkartmıştır. Tez içerisinde bu tartışmalara da yer verilmiş ve takvim ile Türk kültürü arasındaki paralellikler ortaya konulmuştur. Zaman ölçümü konusunda, uygarlıkların geliştirdikleri diğer araç ise saatlerdir. Saatler gün içerisindeki zaman değişiminin ölçülmesi amacıyla kullanılan aygıtlardır. Saatlerin ilk örnekleri obeliskler ve güneş saatleridir. Dünyanın güneş etrafındaki hareketleri ve güneş açılarını kullanarak çalışan bu saatler, gün içerisindeki zamanın yanında takvim özelliği de taşımaktadırlar. Özellikle Antik Yunan, Anadolu, Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarının bu saatleri kullandıklarına dair birçok arkeolojik buluntu ortaya çıkartılmıştır. Ancak bulunan arkeolojik kalıntıların dışında, birçok uygarlığın bu saatleri kullanmış oldukları tahmin edilmektedir. Güneş saatlerinin temel sorunu, gece saatlerinde ve kapalı alanlarda çalışamamalarıdır. Bu soruna karşı uygarlıkların su saatlerini geliştirdikleri görülmektedir. Su saatlerinin çalışma prensibi; bir hacim içerisindeki suyun tahliye kanalından boşalma süresine dayanmaktadır. Su saatleri konusunda, Roma döneminde önemli gelişmeler yaşanmış ve mahkemelerde süre ölçümünde bu saatler kullanılmıştır. İlkçağ dönemi sonrasında mekanik saatlerin gelişmesiyle güneş ve su saatleri terk edilmiştir. Ancak ilkçağda geliştirilen güneş saatleri ve Ktesibios'un tasarladığı su saatleri, ilkçağ zaman ölçüm teknolojilerine damga vurmuş ve geleceğin teknolojilerine ilham vermiştir. Anahtar Kelimeler: Felsefe, zaman, takvimler, su saatleri, güneş saatleri

Bilim tarihiFelsefe tarihiGüneş saati+7
Recep Külcü
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

İlkçağ felsefesinde varlık problemine ontolojik-politik bir yaklaşım

Tezin araştırma sorusu Antik Yunan Felsefesindeki Varlık Problem(ler)inin Ontolojik-Politik bir tarzda incelenenip incelenemeyeceği üzerinedir. Varlık meselelerini tartışmak için meseleye özel bir çerçeve oluşturulması gerektiğini savunan tez genel olarak Ontopolitika ve özel anlamda Ontolojik-Politikayı geliştirmektedir. Ontopolitika, kısaca, varlığın politik olduğunu savunur: Her şey güç ilişkileri içerisinde varolmaktadır ve 'ontoloji' bu bağlamda bir güç ilişkileri ağı olarak ortaya konmaktadır. Ontolojik-Politika iise şeylerin temel güç alakalarına odaklanan Ontopolitik bir disiplindir. Tez aynı zamanda Varlık ve Politikanın ilişkisini gösterebilmek için Politika üzerine de genel bir çerçeve oluşturmaktadır. Bu noktada, tez tez felsefe tarihinin çözümlenmesi için bir yöntem oluşturmakta ve bu metodu Antik Yunan Felsefesine uygulamaktadır. Kısaca, yöntem güç ilişkilerinin ortaya çıkarılması ve araştırma konusunun ontolojisi, yani Antik Yunan ontolojisi, yöntemsel olarak kabul edilirse araştırma konusunun varoluşsal, temel, deneyimleri ortaya konabilir. Buna uygun olarak bu aşamadan sonra tez filozofların ve ontolojilerinin içerisinde bulundukları özel güç ilişkilerini araştırarak Antik Yunan Felsefesindeki varlık meselesini incelemektedir. Anahtar Kelimeler: Ontoloji, Ontopolitika, Ontolojik-Politika, Varlık, Politika, Antik Yunan Felsefesi, Güç İlişkileri

Antik YunanFelsefe tarihiOntoloji+4
Orkan Ernalbant
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Paul Ricoeur'ün anlatısal etik düşüncesinde edilginlik ve başkalık ilişkisi üzerine bir inceleme

Yirminci yüzyılın büyük düşünürlerinden olduğu yaygın kabul gören Paul Ricoeur'ün, geç dönem eserlerinden Başkası Olarak Kendisi'nde, refleksif felsefe ve hermeneutik gelenek zemininde geliştirmekte olduğu özne felsefesini bir etik oluşturmak doğrultusunda tasarlamakta olduğu görülür. Öznenin kendisini ancak dil ve simgeler aracılığıyla bilebileceğini ileri süren Ricoeur özneyi yalnızca bir bilinç değil toplumsal, bedensel ve ahlakî bağlanma yetisine sahip bütünsel bir varlık olarak ele alır. Bu bağlamda o, bir yaşamın bütünlüğünü o yaşamın anlatısal birliği içerisinde kavramayı ve öznenin tüm belirlenimlerini anlatı biçimi temelinde irdelemeyi gerekli görür. Bu çalışma, anlatı ekseninde aynı kalma ve başkalaşma kutupları arasında salınarak kendisini sürekli yeniden özdeşlemesi gereken öznenin etik bir 'kendi' olma sürecine odaklanmaktadır. Anlatısal özdeşlik, 'kendi'yi 'başka' ile ilişki içerisinde kavramayı gerekli kıldığı için kişinin kendisi ile başkaları arasındaki etkinlik-edilginlik dengesini konu edinmektedir. Bunun yanı sıra, anlatı, 'kendi'ye içkin olan başkalık ve edilginlik türlerine tanıklık etmenin de aracıdır. Dolayısıyla, bu inceleme aynı zamanda Ricoeur'ün anlatısal hayalgücü kavramı aracılığıyla 'kendi'nin maruz kaldığı edilginlik durumlarının hangi tarzlarda aşılabileceğini de ele almaktadır. Bu çerçevede, edebî anlatıların olanaklarından da faydalanılarak, insanın kendisini anlatısal bir özdeşlik biçiminde oluşturma sorumluluğunun başkalarıyla etik bir ilişki tesis etme ve iyi hayat ereğine ulaşma yönünde yaratıcı bir edim olup olmadığı sorusuna yanıt aranacaktır.

BaşkalaşımEdilgen yapıEtik+3
Mehmet Büyüktuncay
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Evrimci materyalist bilim anlayışı açısından bilinç sorunu

Birinci şahıs perspektifinden öznel ve içsel olarak erişilebilen zihin durumlarının ve bu bağlamda bilinçliliğin, üçüncü şahıs perspektifinden nesnel bilimin konusu olup olamayacağı, çağdaş zihin felsefesinin en çok tartışılan sorularından birisidir. Günümüzde en çok bilinen ve referans olarak kullanılan düşünce deneyleri de bilince bu ayrıcalıklı erişime veya iç niteliklere göndermede bulunarak, bilinçliliğin varlığının materyalist dünya görüşüne uyumsuzluğunu göstermeyi amaçlar. Bu tezde karşıt görüşler incelenerek açıklandıktan sonra, Daniel Dennett'ın inşa ettiği bilinç kuramı üzerinden bilinçli organizmanın materyalist evrende nasıl ortaya çıktığı ve üçüncü şahıs perspektifinden nesnel bilimin nasıl konusu olabileceği ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bilinçli organizmanın ortaya çıkışını Darwinci evrimin doğal seçilim kuramı ile adım adım açıklayan Dennett, Heterofenomenoloji adını verdiği yöntemi ile de bilincin bilimsel olarak incelenebilirliğini gösterir. Tezde son olarak da, bilinci materyalist dünya görüşünün ve dolayısıyla bilimin dışında tutmayı amaçlayan, zihin felsefesinin en bilinen ve değinilen düşünce deneylerine Dennett'ın yanıtları ele alınır. Böylece bilinç sorununun bilimsel bir açıklamasının yapılabileceği; bilincin, bilimin yöntem ve kavramlarının dışında kalmadığı, doğaüstü bir fenomen olmadığı görüşü ortaya konulmuş olur. Anahtar Kelimeler: Bilinç, Dil, Evrim, Materyalizm, Öznellik, Yönelimsellik

BilinçDennett, DanielEvrim+3
Ayben Ruba Özunur
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş epistemolojide bağdaşımcılık teorisi

Çağdaş epistemolojinin önemli sorunlarından olan bilginin yapısı ve gerekçelendirme konusunda ortaya çıkan sonsuz gerileme argümanına çeşitli yanıtlar geliştirilmiştir. Bu çalışma, bu yanıtlardan bağdaşımcı kuramı konu etmektedir. Bu çalışmada bu yanıtlardan biri olan bağdaşımcılık teorisi, epistemolojideki yeri, ortaya çıkışı ve savunucularının epistemolojik görüşleri incelenmiştir. Çalışma altı bölümden oluşmuştur. Çalışmanın ilk bölümünde bağdaşımcılık teorisinin epistemoloji içerisindeki yerine değinilmiş ve çağdaş epistemolojide tartışılan konulara değinilmiştir. Bununla birlikte bağdaşımcılık teorisinin, sonsuz gerileme argümanına verilen cevaplara karşılık olarak, temelcilik teorisine karşı alternatif bir teori olarak öne sürülmesi sonucunda temelcilik konusunun da ele alınmasını gerektirmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, bağdaşımcılık teorisine karşı yapılan ve bağdaşımcılık teorisini destekleyen argümanlar ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde, bağdaşımcılık teorisini savunan teorisyenler ele alınmıştır. Bu isimlerden Keith Lehrer ve Laurence BonJour bağdaşımcılık teorisini geliştiren isimler olarak karşımıza çıkmaktadır ve bağdaşımcılık teorisi ile ilgili görüşleri ele alınmıştır. Ayrıca bu bölümde Nicholas Rescher ve Donald Davidson'un bağdaşımcılık teorisi ile ilgili görüşleri ve bağdaşımcılık teorisinin doğruluk ile ilgili bağlantısı ele alınmıştır. Çalışmanın sonunda bağdaşımcılık teorisinin gerekçelendirme sorunu çerçevesinde, temelcilik teorisine karşı geliştirilen en iyi alternatif teori olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Epistemoloji, Bağdaşımcılık Teorisi, Temelcilik Teorisi, Bilgi, Gerekçelendirme, Bağdaşım, Doğru.

BağdaşımcılıkEpistemolojiTemelcilik
Emine Tepeli
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Heidegger'in batı metafiziğine yönelik tedirginliği ve modern özne eleştirisi

Heidegger'e göre klasik özne, Varlık'a sadece teorik bilme edimiyle yönelen, dolayısıyla kendini de eksik ve yanlış yorumlayan bir öznedir. Heidegger'in özneye yönelik eleştirisi, batı felsefesinin Platon'la başlayan, oluş sorusunun hak ettiği derinliği görmezden gelen, epistemolojik bir kesinlik arayan, bu nedenle de bağlamdan kopan bir metafizik düşüncede buluşan geleneksel programı hedef alır. Heidegger'e göre batı felsefesinin, Varlık'ı bir bütün olarak ve akış halinde kavramaktan uzak, epistemolojik kesinliklere tutturmak isteyen tavrı ve bu nedenle kaçınılmaz olarak bağlamdan kopuk bir izlekte seyretmesi temel bir hatadır. Dolayısıyla, kendimiz ve dünya hakkındaki kavrayışımızın da hatalı olarak belirlenmesine yol açar. Bu bağlamda, tüm felsefi sorunlar, esaslı bir ontolojik açılımla yeniden ele alınmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu, Heidegger'in tüm felsefesine ağırlığını koyan temel argüman (fundemental ontoloji) olup, onun modern özne değerlendirmesinin de karakteridir. Bu çalışmada, öncelikle geleneksel metafiziğin özne algılayışına yönelik Heidegger'ci eleştiri, ardından da bu eleştiriyi olanaklı kılan temel gerekçeler araştırılacaktır. Sonuç olarak, Heidegger'in modern özne eleştirisi ve Dasein kavrayışı ile, modern özneyi alt etme projesinin başarılı olduğu iddiası ve buna karşılık Heidegger'in yeni bir özne anlayışı geliştirdiği iddiası karşılaştırılarak tartışılacaktır.

Heidegger, MartinMetafizikÖzne+1
Banu Tümkaya
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Oluş sahnesi: Beckett

Oluş Sahnesi: Beckett adlı projede Fransız Filozof Deleuze'un Oluş ( Becoming), Arzu (Desire) ve Beden (Body) kavramlarının edebiyattaki izleri araştırılacaktır. Özellikle Beckett'in eserlerinde Oluş (Becoming) düşüncesinin örnekleri, belirtileri tartışılacaktır. Deleuze'e göre bedenler ve olaylar her zaman şimdiki anda var olurlar. Sonsuz bir oluşun bir parçası olarak eylem, akıl yoluyla değil beden yoluyla anlamaya çalışır. Beden, Deleuze felsefesinde önemli bir yer tutar. İçkinlik felsefesinin önemli bir kavramı olarak beden, zihinle aynı değerdedir. Oluş, bedenin sürecidir. Arzu, hareketi içeren bir akış sürecidir. Bu tür bir arzu hareketi, özne düşüncesinden uzak, iradesiz bir akış sürecidir. Sanat eseri, hangi türden olursa olsun, bir içkinlik eylemidir. Beckett'in; Godot'yu Beklerken, Oyun Sonu, Mutlu Günler oyunları, Molloy, Watt, Adlandırılmayan, Malone Ölüyor gibi romanlarında ve öykülerinde karakterlerin eylemlerini bilinç ( akıl) belirlemez. Karakterlerin hareketleri anlamsız olana doğru bilinçdışının ( arzunun) etkisiyle belirlenirler. Beckett karakterleri bir oluş halindedirler. Beckett karakterleri kaçış çizgileri oluşturarak yersizyurtsuzlaşırlar.

ArzuBeckett, SamuelBeden+5
Ecevit Karaca
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Klasik mantığın temellerine ilişkin betimsel bir çalışma

Diğer bilimlerin ölçüsü ve terazisi konumundaki mantık; bulunduğu bu konum gereği doğru ve eksiksiz olarak açıklanmalı ve kavranmalıdır. Bu önemli disiplinin açıklanması ve kavranması da şüphesiz ki onun içerdiği esasların irdelenmesi, araştırılması ve doğru ve tam olarak anlaşılır bir dille ifade edilmesinden geçer.Her ne kadar Aristoteles'ten önce de mantık üzerine çalışmalar yapılmış olsa da, bunu sistemli bir şekilde yapan ve mantığı bir disiplin olarak kurmuş olan ilk filozof Aristoteles'tir. Aristoteles'in kurmuş olduğu mantık sistemi öylesine başarılıdır ki, yüzyıllar boyunca neredeyse hiç değişikliğe uğramadan mantığa ilişkin yegâne eser olarak hüküm sürmüştür.Klasik Mantığın temellerine ilişkin yapılan bu betimsel çalışmanın amacı mantığın temelini oluşturan Klasik Mantığın yalın ifadelerle ve kolay anlaşılır örneklerle açıklanmasıdır.Formel Mantık, Kavramlar Mantığı, Önermeler Mantığı ve Çıkarım Mantığı olarak dört ana başlık altında yapılan bu çalışmada Aristoteles'in ?Organon? adı altında toplanan altı kitabında yer alan ve mantığın temelini oluşturan kavramlar, tanımlar ve sınıflandırmalar yer almaktadır. Bunlar açıklanırken öncelikli olarak anlaşılır bir dil kullanılmasına ve yer verilen örneklerin bilgileri yeterince pekiştirici bir nitelikte olmasına özen gösterilmiştir.

Akıl yürütmeAristotelesFelsefe+3
Ekin Kaynak Iltar
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Güç üzerine temellenen çokluk: Antonio Negri'nin politik felsefesi

1960?ların sonlarından bugüne dek Antonio Negri, akademik ve siyasal yönüyle İtalya?nın önde gelen düşünürlerinden bir olmuştur. ?Autonomia? hareket düşüncesiyle Çağdaş Avrupa siyaseti ve felsefesinde dikkat çekici bir etkiye sahip olan Antonio Negri?nin, ?iktidar?, ?toplumsal güç?, ? çokluk?, ?otonomi? gibi temel kavramları geliştirmesinde Spinoza okumasının belirleyici olduğu düşünülmektedir. Negri?nin olmuş bitmiş bir bütünlük olarak aşkın ve sabit bir ?iktidar? düşüncesinden, hareket halindeki kurucu ve anlık bir ?toplumsal güç? düşüncesine geçişinde, Spinoza?nın ?eyleme gücü?ne vurgu yapan felsefesinin izleri görülmektedir. Eyleme gücünün hayata geçirilmesi sürekli bir hareket düşüncesini akla getirmektedir, Antonio Negri de bu hareket düşüncesini kavr amanın önemini vurgulamaktadır. Bu çalışmada, çağdaş siyaset felsefesi bağlamında yeniden okumaları yapılan Negri?nin otonom politika kavrayışında Spinoza?nın hangi biçimlerde ve ne ölçüde esinleyici olduğu irdelenecektir.Anahtar Sözcükler: İktidar, Toplumsal güç, Çokluk, Otonomi

FelsefeGüçGüç ilişkileri+3
Sibel Özgen Gencer
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Mevlana Mesnevi'sinde benliğin keşfi

Mevlana Mesnevi'sinde Benliğin Keşfi çalışmasında "benlik", tasavvufi ve felsefi kavramlarla ele alınmıştır. Buna göre benlik rasyonel ve analitik düşünce ile değil, ahlaki ve entellektüel olgunluğa ulaşmış bir ustanın rehberliğinde keşfedilebilir.İnsan kendini, kendi içinde kalarak değil, kendi benini aşarak ustasında bulur. 'Ben bir başkasıdır' ve ben başkasında saklıdır. Ona ancak aşkla ulaşılır. Kendi içindeki ilahi benliği dostunun yüzünde gören insan ona aşık olur ve gördüğü her yüzde sevgilisinin yüzünü görür. Yüz, 'ben' dir.İnsanın bedensel ve ruhsal yanı onun en büyük paradokslarındandır. Bu paradokslar, çalışmada, Kant, Freud ve Mevlana'nın bakış açılarıyla ele alınmıştır. Freud'un libido kavramı ile Mevlana'nın nefs kavramının benzerliğine dikkat çekilmiştir. Kant'ın numen ve fenomen kavramlarına benlik fikri çerçevesinden bakılmıştır. Ayrıca Aristoteles ve Platon'un devlet ve toplum teorileri olmasına rağmen Mevlana'nın neden sadece bireyin manevi eğitimi ile ilgilendiği araştırılmıştır. Gelinen noktada bu durumun nedeni Konfüçyüs'ün şu sözleri ile özetlenebilir; "Ülkeni mi kurtarmak istiyorsun, önce toplumu kurtar; toplumu mu kurtarmak istiyorsun, önce aileni kurtar, aileni mi kurtarmak istiyorsun, önce kendini kurtar.Bunların dışında Mevlana'nın İnsan-ı Kamil düşüncesi Nietzsche'nin üst insan fikri ile birlikte değerlendirilmiş, aralarındaki benzerlikler ve farklılıklar vurgulanmıştır.Son olarak Descartes felsefesinden yola çıkarak insanla kalbi arasında yer alan bir Tanrı olduğu ve Tanrı'nın insan vücudunda hastalık ve sağlık gibi etkiler yarattığı sonucuna ulaşılmıştır. Tanrı kendini isim ve sıfatları ile açığa çıkarmakta olup Dost, Ben ve Tanrı üçlüsünün birliği keşfedilmiştir.

AşkBenlik kavramıMesnevi+4
Fatih Yıldız
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Gilles Deleuze ve Felix Guattari'de arzu ontolojisi ve politika

Bu çalışmada, Deleuze ve Guattari'nin Anti-Oedipus'unu arzulayan-üretim ve arzulayan-makineler kavramları ekseninde okumanın yollarını araştırıryoruz. Öncelikle reaktif arzu varsayımlarını üreten negatif arzu kavramlarının eleştirisine odaklandığımız ilk bölüm, Anti-Oedipus'ta ?geleneksel arzu mantığı? olarak adlandırılan ve arzuyu ?yasaya?, ?olumsuzlamaya? ve ?eksikliğe? kodlayan anlayışların eleştirsini de zorunlu kılıyor. Bu açıdan geleneksel arzu mantığının kuruluşu Platon'un Şölen'de gösterdiği gibi arzuyu ?sahip olmanın? tarafına yerleştirmekle başlıyor. Psikanaliz'in rolü ise kapitalizm ile ilişkisi içerisinde, Oedipus'un kuruluşu ve arzulayan-üretimnin tüm toplumsal bağlarının koparıldığı ?yapı?ların üretilmesiyle gelişiyor. Deleze ve Guattari, kendi kavramsal yaratımlarının ürünleri olan ?şizoanaliz? yoluyla arzulayan-üretimni kuşatan rekatif, yasaya ve koda dayalı mantıkları reddederek arzuyu tüm toplumsal alana nüfuz eden ?makinesel? bir bağlantı süreci olarak düşünmeyi deniyor. Böylesi bir düşünüşün felsefi soykütüğüne yakından baktığımızda karşımıza Nietzsche, Spinoza ve Bergson'dan alınan kavramların dönüştürülerek üretici bir arzu mantığının oluşturulması için sentezlendiğini gözlemliyoruz. Özellikle Nietzsche'nin ?olumlama?, Bergson'un ?virtüel? ve Spinoza'nın ?içkinlik? kavramları arzulayan-üretimin bileşenleri olarak ?arzu ontolojisi?nin etkin parçaları haline geliyor. ?Fark ontolojisi? ekseni, bize fark ve tekrar arsındaki oyunun olumlayıcı bir arzu ontolojisinin vazgeçilmez varyantlarından birini oluşturduğunu düşündürüyor. Arzulayan-üretimin edimselleştiği düzlemlerde makinesel bağlantılar yoluyla oluşturduğu ilişkiler arzunun ?çokluk?la kurduğu bağlantı ve ilişkileri oluşturur. Bu yüzden ?çokluk? kavramı, Bir ve Çok diyalektiğinin ötesindeki dolayımsız, heterojen, indirgenemez ve yaratıcı bir kavram olarak düşünülmelidir. Öte yandan makine kavramı, teknolojik makine imgelerini aşan bir bağlamda karşımıza çıkıyor. Makine bedenlerle, toplumsal akışlarla, cinsellikle ilişkisi içerisinde bir bağlantı ve bağlantıların düzenlenmesi sürecidir. Anti-Oedipus'ta arzulayan-makineler en özgün kavramsal yaratımlarından birisini oluşturan Organsız Beden'le asimetrik ilişkisi içerisinde inceleniyor. Arzu, haz, tatmin ya da ihtiyaç gibi kategorilere indirgenemez; o üreticidir, üretici bir düzenlemedir ve bu yüzden ona verili ne bir nesne vardır ne de arzulama süreçlerine hükmeden bir özne. Arzu, akışlar içerisindeki bağlantılar yoluyla edimselleşir. Arzu politikası, arzuyu reaktif hale getiren ve onu kendi baskılanışını arzulamaya iten düzenlemelerin şizoanaliziyle ortaya çıkar. Artık, bilinçdışı arzu yatırımlarının düzlemindeyizdir ve bu düzlem paranoid ve şizoid arzu yatırımlarının ayırt edilmesini sağlar, ancak bu ayrım düalist ya da dikotomik bir ayrım değildir. Her yerde molar-paranoid ve şizofrenik çizgilerin kesişimi ve dağılımını görebiliriz. Arzu ontolojisi, ?dır? kipi üzerine kurulu ?mevcudiyet metafiziğini? kıran içkin, yatay ve makinesel bir bağlantı biçimi olarak ?ve? bağlacını kullanır. ?ve? bağlacı diyalektik olmayan moleküler bir sentez düşüncesini getirir beraberinde. Arzu ve ontoloji ve politika ve?Arzu, arzulayan-üretim, arzulayan-makineler, yasa, eksiklik, virtüel, olumlama, içkinlik,şizoanaliz, ?ve? ontolojisi

ArzuDeleuze, GillesFelsefe+4
Sercan Çalcı
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Gilles Deleuze ile bir karşılaşma

Bu çalışmada Deleuze'ün olumlu ontoloji üstüne kurulu olan fark felsefesi, temel kavramları sayılabilecek ?fark? ve ?tekrar?ın yoğunluklu biçimde Bergson ve Nietzsche üstüne yaptığı okumalarda oluştuğunun altı çizilerek bütünsel olarak aktarılmaya çalışılmıştır. Bu kavramlar ekseninde Deleuze felsefesinin temel probleminin yeninin yaratımı süreci olduğu savunulmaktadır, bu sav Deleuze'ün diğer eserleri yoluyla desteklenmektedir. Amaç Deleuze felsefesi ile giriş niteliğinde bir ?karşılaşma? yaratmaktır. Temel kavramların açıklanmasının yanı sıra, felsefe yapma stili ile her alanda yeninin yaratımını kendine bir problem olarak belirleyen ve kendi bilgisinin sınırlarında, ?çıraklık? yaparak yazdığını söyleyen Deleuze'ün düşünce zincirlerinin sıkı bağlantısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Deleuze'ün bütün felsefi projesinin iskeletini oluşturan ?aşkınsal empirisizm? yöntemi üstünde, gerçek deneyimin koşullarını yaratan bir yöntem olarak durulmuştur. Aşkınsal empirisizmin, gerçek deneyimin koşullarını yaratarak ontolojik, etik ve estetik alanlarında Deleuze ile düşünce dünyasında gerçek bir karşılaşmaya olanak sağlayabileceği savunulmuştur. Ancak Deleuze'ün kendi içinde farklılaşmaya inanan ve bunu düşünce alanına da uygulayan felsefesinin bu kadar dar kapsamlı bir çalışmada tam anlamıyla anlatılması mümkün değildir. Bu sebeple Deleuze çalışmalarında fark ve tekrar kavramlarının neden bu kadar önemli olduğunun anlaşılmasının, Deleuze'ün yeninin yaratımı problemi ve yeninin yaratımını engelleyen her şeye karşı beslediği düşmanlık ekseninde gelişen düşüncesinin bütününü kavramakta anahtar rol oynadığının gösterilmesiyle yetinilecektir. Deleuze'ün diğer çalışmalarının da uğraştığı bu problem çerçevesinde anlaşılabileceği varsayılmaktadır.

Bergson, HenriDeleuze, GillesFark+3
Ayşegül Baran
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Sofistlerin bilgi ve varlık anlayışı: Epistemolojik ve ontolojik bir inceleme

Bu çalışmada M.Ö. 450-380 yılları arasında ortaya çıkan sofistlerin bilgi ve varlık anlayışı ele alınmıştır. Sofistlerin bilgi ve varlıkla ilgili görüşleri; onların devlet, eğitim, erdem (arete) ve din gibi pratik konulardaki görüşlerinde yattığından, bu konulardaki görüşleri etraflıca incelenmiştir.İlkin, sofistlerin ortaya çıkışını hazırlayan felsefi, siyasi ve toplumsal koşullar ve bu koşulların sofist düşüncenin oluşmasındaki etkileri incelenmiştir. Sofistler öncesi doğa filozoflarının varlığın ilk ilkesi (arkhe) konusunda çeşitli ve birbirleriyle tutarsız sonuçlara ulaşmaları sofist düşüncenin ortaya çıkışında etkili olan etmenlerden birisi olarak gösterilmiştir.O dönemdeki Yunan siyasi yaşamının gereksinimleri ve erdemli (arete) yurttaşların nasıl yetiştirileceği sorunu, sofistlerin etkili olmasında bir başka önemli etmen olarak değerlendirilmiştir. Sofistler doğa yasalarını; din, ahlak ve geleneklerin oluşturduğu yasalardan ayırt etmişlerdir.Zorunlu yasaların ancak doğaya (physis) ait olduğunu, diğer yasaların (nomos) insan yapımı olduğunu savunurlar. Bu çalışmada physis-nomos ayrımının nasıl oluştuğu açıklanmıştır.İkinci olarak, sofistlerin neredeyse hiçbir konuda ortak bir görüşe sahip olmamaları, bazen birbirlerine ters görüşler ileri sürmeleri, onların düşüncelerini bireysel olarak ele almayı gerektirmiştir. İncelenen sofistler şunlardır: Protagoras, Gorgias, Hippias, Prodikos, Antiphon, Thrasymakhos, Kallikles, Kritias, Anonymos Iamblikhou, Lykophron, Kseniades, Euthydemos ve Dionysodoros. Sofistlerden günümüze neredeyse kalmış olan hiçbir eser olmadığından, sofistlerle ilgili bilgiler için özellikle Platon'un ve Aristoteles'in eserlerine ve sofistleri konu alan o dönemdeki yazılı eserlere başvurulmuştur.Son olarak, Platon'un ve Aristoteles'in sofistlerin bilgi ve varlık anlayışlarına yönelttikleri eleştiriler ele alınıp açıklanmıştır. Özelikle, erdem (arete), eğitim (paideia), devlet, yasa, dil gibi konularda sofistlere yöneltilen eleştirilerin aslında sofistlerin bilgi ve varlık anlayışına yöneltilen eleştiriler olduğu tartışılmıştır.Sonuç olarak, sofistlerin göreceliğinin ve bilinemezciliğinin, felsefede bilgi ve varlık konusunda önemli yaklaşımların gelişmesine katkı yaptığı ileri sürülmüştür.

BilgiEpistemolojiErdem+3
Serpil Satı
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Modern Felsefe'de eril tahakküm ve güç

Bu çalışmanın amacı, aklın eril karakterini sorgulamak ve Antikite'den Modernite'ye erkek(si)liğin felsefe yoluyla nasıl tesis edildiğini ortaya koymaktır. Tezimizin temel argümanı felsefede eril bir bakış açısından ortaya konulmuş olan akıl tasarımının eleştirisine dayanır; nitekim eleştirel bir biçimde ele alındığında felsefede aklın, çağlar boyunca cinsiyetlendirilmiş olduğu görülebilir. Bu argüman, halihazırda anaakım felsefenin dikotomik düşünme biçimini aşmaya ve eski akıl, rasyonalite, nesnellik, bilme gibi eski kavramlarını yeniden tanımlamaya çalışan feminist düşünürlerin katkılarından doğmuştur fakat yine de, ontolojik, epistemolojik ve politik temellerdeki bütün dikotomileri aşmak için daha dikkatli bir sorgulamaya ihtiyaç göstermektedir. Buradan bakıldığında Platon, Machiavelli Bacon ve Descartes "eril akıl" kavramının en bilindik öncüleri olarak görülebilir. Öte yandan bu konuda Spinoza, Rousseau ve Kant, sistemleri yaygın akıl kavrayışına eleştirel birer yaklaşım olarak görülebileceğinden, önemli bir rol oynamaktadırlar. Böylece bu filozofların sistemlerinin erkek(si)lik üzerine olan etkileri de değerlendirilmiştir. Aynı zamanda bir baskı aracı olarak iktidar ve bilgi arasındaki ilişki ve bunun eril/erkek(si) akılla bağlantısı da de gösterilmeye çalışılmıştır.

CinsellikErkeklerErkeklik+5
Fatma Betül Tatlı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00