Hacettepe University
Discipline

Anthropology

Hacettepe University

188

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Yaşlı bireylerin gündelik yaşam pratiklerinde yaşa dayalı ayrımcılığın izlerini sürmek: İstanbul Kadıköy örneği

Bu tez çalışması 2020- 2023 yılları arasında İstanbul metropolünün Kadıköy İlçesinde yapılmıştır. Kronolojik olarak "yaşlı" kabul edilen 65 yaşın üzerindeki kişilerle yapılan görüşmelere ve araştırmacının gözlemlerine dayanmaktadır. Çalışmada 65 yaş ve üstünde 40 katılımcıyla görüşme yapılmış, amaçsal örnekleme yöntemlerinden kartopu yöntemi kullanılmıştır. Metropolde yaşayan yaşlı yetişkinlerin yaşa dayalı ayrımcılık deneyimleri ve yaşlı yetişkinlerin yaşlı algılarını konu almaktadır. Yaşlı yetişkinlerin yaşlılığa karşı tutumları, söylemsel ve gündelik pratikleri gözlemlenmiştir. Kavramsal tartışmanın temaları olan "yaşlılık", "beden", "saygı" "değer" kavramları çalışmada tartışmaya açılmıştır. Çalışmanın hem zamanlaması hem de yaşa dayalı ayrımcılığa odaklanan konusu dolayısıyla, 2020 yılında başlayan Covid19 salgın dönemi ve buna bağlı olarak yaşlı yetişkinlerin kısıtlamaları ve deneyimlerine yer verilmiştir. Araştırmada, gündelik yaşam pratikleri içinde yaşlı bireylerin giyim kuşam biçimleri, kendi yaşlılık dönemleri ile atalarının yaşlılık dönemleri arasındaki farklar, yaşlılıkta cinsiyete özgü rollerin değişen çehresi gibi konular ele alınmıştır. Yaşa dayalı ayrımcılık bağlamında, yaşlanma sürecinde bedenin rolü ve yaşlı yetişkinin teknoloji ile ilişkileri incelenmiştir. Çalışmada ayrıca, modern zamanlarda ölüm ve zaman algıları, kartezyen düşünce, tıbbın otoritesi, aylaklık ve bilgelik kavramlarına odaklanılmış, saha aşamasında gündeme gelen "ötanazi" sorunsalı çalışmanın bağlamı kapsamında yorumlanmaya çalışılmıştır. Çalışmada tezin sorunsalını oluşturan birçok kavram yeniden yorumlanmaya çalışılmıştır. Tüm bu temalar arasında, yaşa dayalı ayrımcılığın izini sürerek, yaşlılık kavramının sosyal, kültürel ve bireysel boyutlarını anlamaya yönelik bir çaba gösterilmiş, yaşlılığa atfedilen değerin ontolojik öneminden bahsedilmiş ve yaşlanma sanatına katkıda bulunmak hedeflenilmiştir. Sanayileşme dönemi sonrasında gelişmiş toplumlarda yaşanan hızlı teknolojik değişimler, bireyler arasında farklılaşan değerler ve yaşam tarzlarına yol açmıştır. Bu tezin argümanına göre, yaşa dayalı ayrımcılık, modern toplumlardaki teknolojik ve kültürel dönüşümlerin bir sonucu olarak ortaya çıkmış ve yaşlı bireylerin yaşam deneyimlerini etkilemiştir. Bu bağlamda bu çalışma, yaşa dayalı ayrımcılığın bu değişen toplumsal dinamiklerle ilişkisini inceleyerek, yaşlı yetişkinlerin yaşa bağlı ayrımcılıkla karşılaşma deneyimlerini ve yaşlılık algılarını anlamaya yöneliktir.

Seher Çataloğlu
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Mardin Boncuklu Tarla Neolitik Dönem iskelet popülasyonunda ağız ve diş sağlığı

Arkeolojik kazılardan çıkarılan iskelet popülasyonları paleodemografik veriler ışığında, ağız ve diş sağlığının detaylı analizi için değerli bir kaynaktır. Bu tür analizler, eski toplumların genel sağlık durumu, beslenme alışkanlıkları, besin hazırlama yöntemleri, kültürleri ve geçim örüntüleri hakkında önemli bilgiler sağlamaktadır. Bu çalışmada, Mardin ili Dargeçit ilçesinde yer alan Boncuklu Tarla'da yaşamış olan Neolitik dönem popülasyonunun diş ve çene patolojileri incelenmiş ve bu analizler aracılığıyla toplumun genel ağız ve diş sağlığı, beslenme biçimi ve yaşam tarzı hakkında derinlemesine bilgiler elde edilmeye çalışılmıştır. Boncuklu Tarla'da, neolitik döneme ait iskeletlerin paleoantropolojik incelemesi yapılmış ve bu kapsamda 1 fetus, 8 bebek, 47 çocuk, 80 erişkin ve 22'si cinsiyeti belirsiz erişkin olmak üzere toplam 158 birey tespit edilmiştir. Çalışmaya 23 birey (1 fetus ve 22 cinsiyeti belirsiz) dahil edilmemiş olup, geriye kalan 135 birey üzerinde analizler yapılmıştır. Toplam 1506 diş incelenmiş olup, bu dişlerden 1275'i analize dahil edilmiş, 77 cinsiyeti belirsiz erişkin bireylere ait dişler ve 154 tanesi herhangi bir bireye ait olmayan dişler analiz dışı bırakılmıştır. Çalışma kapsamında, diş aşınması, diş çürüğü, hipoplazi, diş taşı, periapikal lezyonlar (apse), periodontal hastalıklar (alveol kaybı) ve antemortem diş kaybı (ölüm öncesi diş kaybı) oranları belirlenmiş ve elde edilen sonuçlar, Eski Anadolu Topluluklarının ortalamalarıyla karşılaştırılmıştır. Dental analiz sonuçlarına göre; diş aşınma ortalaması x̄: 3,27, diş çürüğü oranı % 1,6, hipoplazi oranı % 14,9, diş taşı oranı % 34,68, periapikal lezyonlar (apse) % 2,63, periodontal hastalıklar (alveol kaybı) % 40,98, antemortem diş kaybı (ölüm öncesi diş kaybı) oranı % 2,63 olarak belirlenmiştir. Bu veriler, Boncuklu Tarla popülasyonunun ağız ve diş sağlığıyla ilgili detaylı bilgiler sunmaktadır. Çalışma sonucu olarak, Boncuklu Tarla popülasyonu tahıl tüketiminin erken evrelerini göstermiş ve tarım toplumuna geçişi yansıtmıştır. Beslenmede öncelikle lifli gıdaların tercih edilmesi, avcılık ve toplayıcılık faaliyetlerinin devam ettiğini göstermek açısından önem taşımaktadır. Genel olarak gözlemlenen diş aşınmaları, besin hazırlama tekniklerinde tam öğütülmemiş ürünlerin tüketildiğini göstermiştir. Diş çürüğü oranının düşük olması, rafine şekerlerin henüz diyetin bir parçası olmamasını ve diş çürümesinde hemen belirgin bir artış olmamış olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Özellikle çocukluk, genç erişkinlik ve orta erişkinlik dönemlerinde yüksek hipoplazi oranları, bu dönemlerde beslenme eksiklikleri ve sağlık sorunlarına işaret etmiştir. Diş aşınma oranları, popülasyonda gözlenen çene ve diş hastalıklarının ana faktörü olarak ortaya çıkmıştır.

AntropolojiNeolitik DönemPaleoantropoloji
Çağdaş Erdem
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessEN

Underground echoes: The resonance of Persian rap as everyday resistance

In our study, we're closely examining how rap music has quietly become a rallying cry for a significant part of Iran's youth. It's their secret way of expressing what they can't say out loud and pushing back against the status quo. We're stitching together real-life stories, looking at them through a mix of anthropology of music and resistance theory, to understand how the rhythm and poetry of rap are actually telling Iran's cultural story. The emotions in these songs and among audiences are all over the map—they express frustration, hope and everything in between. It's like a snapshot of what's really going on in the country's heart and soul, sparking a kind of silent rebellion. Our work is shining a light on the double life that Iranian youth and rap music are leading—an underground journey. It's a story that's challenging the political landscape and shaking up the traditional social fabric. Rap's influence is undeniable in nudging Iranian society toward new horizons, and our thesis is just the beginning of a deeper dive into how it's reshaping the way people engage with politics and express their cultural identity. Keywords: Rap, Emotion, Resistance, Music, Culture.

Nazanın Omrı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Pazar, devlet ve gelenek ekseninde etnobotanik bir inceleme: Gezo örneği

Bu çalışmada Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde yerel dilde gezo olarak adlandırılanve her 5-10 senede bir meşe ağaçları üzerinde oluşan, bir bitki kurdunun oluşumuna sebep olduğu tatlı özsu/şıranın kullanım değeri ve kültürel önemi antropoloji ve etnobotanik bilimlerinin perspektifiyle ele alınmaya çalışılmıştır. Saha çalışmasının yapıldığı Bitlis, Bingöl, Muş, Tunceli, Mardin ve Şırnak illerinde bu gezo/şıra toplanıp çeşitli işlemlerden geçirildikten sonra pekmez, kalıp veya bal halini almakta ve yapılan yerlerde büyük bir önem ve değer atfedilmektedir. Normalde kolay elde edilebilen, her mevsim ulaşılabilir, yerleşim yerlerine yakın, kullanım açısından çok yönlü bitkiler topluluk için değerli besinlerdir. Gezoda durum farklı, (oluştuğu zamanlarda) kolay elde edilebilse de onu uygun bir şekilde yiyeceğe dönüştürmek zaman alan bir süreç. Her mevsim ulaşılabilir değil daha da ötesi her sene ulaşılabilecek bir ürün değil. Çoğunlukla yerleşim yerlerine de yakın değil. Fakat çok yönlü olması her ne kadar nadir görülse de onu talep edilebilir değerli bir besin kılmaktadır. Çok yönlülük özelliği bu durumda bir ürünün toplumsal hafızada, gelenekte, kültürde aktarılması için yeterli mi? Bu veriler çerçevesinde saha çalışmasından elde edilen sonuçlardan yola çıkarak bir değerlendirme yapılmıştır. Yapılan saha görüşmeleri sonucunda geleneksel bir ürünün üretim, dağıtım ve tüketim aşamalarının her birinin sürdürülebilir ve işlevsel olduğu sürece toplumsal hafızada, ritüellerde, sözlü gelenekte ve günlük hayatta yer edineceğini göstermiştir. Antropolojinin kendine özgü yöntemleri ve etnobotanikte kullanılan bazı hipotezler ve endekslerden yola çıkılarak gezonun kullanım değeri hesaplanmış ve kültürel bağlamı analiz edilmeye çalışılmıştır. Gezonun tıbbi, ekonomik, dini, sosyal ve kültürel nitelikler taşıması dolayısı ile sosyal ağlarda paylaşıldığı görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Gezo, kullanım değeri, kültürel önem, sosyal ağ, gelenek, aktarım, antropoloji, etnobotanik

Edibe Erdem Utma
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Tepecik-Çiftlik Neolitik topluluğunda ölüm uygulamalarının incelenmesi

Neolitik dönem, insanın doğa ile olan ilişkisinin farklı bir şekilde yeniden biçimlendirildiği, geçim stratejilerinin değiştiği ve topluluklar içi sosyal değişimlerin yaşanmış olduğu bir dönemdir. Sosyal dönüşümler ve sosyal düzenin sağlanmasında topluluk içerisindeki çatışma, birleşme ve kayıp gibi durumlarda grup için düzeni sağlama işlevleri bulunması açısından ritüeller önemli bir rol oynamaktadırlar. Ritüellerin arkeolojik olarak izlerinin takibi zor olsa da ölüm uygulamaları bu bağlamda bilgi kaynağı sunmaktadırlar. Güneybatı Asya'da Neolitik döneme tarihlenen çeşitli ölüm uygulamaları kanıtları Neolitik dönüşümle beraber insanların ölüme yönelik düşünce ve davranışlardaki farklılaşmalarını ve sosyal yapıdaki değişimlerin anlaşılmasına kaynak olmaktadırlar. Güneybatı Asya'nın kapsadığı Anadolu coğrafyasında Neolitik dönem ölüm uygulamaları çalışmaları bütüncül bir yaklaşım ve Türkçe ölüm uygulaması literatürü açısından eksiklikleri bulunmaktadır. Bu tez çalışmasında, Orta Anadolu'da bulunan Tepecik-Çiftlik'teki Neolitik dönem ölüm uygulamalarına odaklanılarak, Orta Anadolu'daki diğer Neolitik yerleşimlerdeki ölüm uygulamalarıyla karşılaştırılması yapılmış ve Türkçe ölüm uygulamaları terminolojisine katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Tepecik-Çiftlik Kazı Arşivi ve Tepecik-Çiftlik Dijital Biyoarkeoloji Arşivi'nden yararlanılarak belirlenmiş on ölüm uygulaması parametresi (Mezar tipi, Gömünün yatırılış biçimi, Gömü doğrultusu, Yatırılış tarafı, Mezar konumu, Gömü biçimi, Kafatası kültüyle ilişkili uygulamalar, Mezar buluntuları ve Hasır kullanımı) üzerinden incelenmiştir. Bu parametrelerin yaş ve cinsiyet özellikleriyle ilişkilerinin incelenmesi amacıyla "Ki-Kare" testi kullanılmıştır. Ele alınan parametreler üzerinden ölüm uygulamaları MÖ 7. bin yıl kapsamında ve bu kapsamdaki tabakalar özelinde incelenmiştir. Bu kapsamda, Tepecik-Çiftlik'in MÖ 7. bin yıl sürecinde ölülerini basit toprak mezar şeklinde, yerleşim içerisindeki açık alanlara, hoker pozisyonda gömdüğünü söylemek mümkündür. Tabakalar arasında süreklilik ve değişim birlikte görülmektedir. Özellikle Kafatası kültü ile alakalı uygulamalar açısından devamlılık gösterildiği, uygulamaların bazı noktalarda çeşitlilik gösterdiğini söylemek mümkündür. Tepecik-Çiftlik'in Orta Anadolu'daki çağdaş yerleşimlerle ölüm uygulamalarına ilişkin davranışlar açısından temelde benzerlikler gösterdiği fakat yerleşim özelinde farklılaştığı görülmektedir. Daha genellenebilir yorumlar için yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Sözcükler Neolitik Dönem, Orta Anadolu, Ölüm Uygulamaları, Tepecik-Çiftlik, Ritüel, Gömü, Kafatası Kültü.

Yaren Emmez
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Dynamics of highly skilled emigration from Turkey after year 2000

Migration has been one of the important features of human communities in every period of history. Migration has been one of the important features of human communities in every period of history. Turkey has similarly had its share of historical changes. The industrial revolution and the increasingly important technology-oriented changes have caused migration dynamics to vary. The political, economic, demographic and social structure of Turkey after year 2000 offers a unique example from this perspective. It is observed that a culture of migration has emerged, nourished by historical changes in Turkey and global events, as well as individual and family decisions focused on economy, lifestyles, and opportunities. In this context, the influence of networks formed during and after migration is increasing day by day, surpassing and alleviating the negative effects of migration. In this study, Turkey's highly skilled human emigration will be examined from the perspective of anthropology and the change in migration dynamics and culture will be studied. First of all, existing migration theories in the literature and other potentially related theories will be examined in terms of highly skilled emigration. It will be determined to what extent wide spectrum of data obtained from open sources through digital ethnography supports these theories. In ethnographic interviews, individuals associated with the technology sector migrated to North America and Europe after year 2000 will be focused and examined. The reason for choosing this group is the assumption that migration dynamics of this group are also changing rapidly due to technological developments. As a result of the study, it is aimed to create a framework for understanding the change in migration dynamics of highly skilled Turkish emigrants.

Brain migrationTurkish diasporaDigital ethnography+3
Evrim Anıl Evirgen
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessEN

Headshaping in Anatolia: A qualitative and quantitative research

Several studies worldwide, by applying different methods, have investigated different aspects of intentional headshaping and, especially in the last decades, have tried to elaborate standardised quantitative analysis methods. Research in Anatolia instead, by morphoscopic approaches, have exclusively focused on severe cases of circular headshaping, mostly dated to the prehistoric periods, aiming at the identification of the most recurrent morphological cranial alterations as well as at suggesting shaping techniques or at hypothesizing reasons and meanings. Moreover, while almost all the existing studies have employed data of well-preserved skeletal materials from adult individuals, the fragmented status of the most ancient Anatolian skeletal remains as well as the presence of a high number of subadults for some chronological periods has led to propose an alternative approach for the investigation of this topic in this geographical context. In fact, although the high informative potentiality of subadult data, the incomplete cranial development of this age group makes quantitative investigations difficult. The present study, by the statistical analyses of metric and morphological data collected on both adults and subadults coming from ten different archaeological sites dated from the Neolithic to the Post-Medieval Age, has tried, for the first time, not only to identify morphological and metric alterations diagnostic of the different headshaping types identified in Anatolia but also to shed light on the relationship between artificial cranial modification and the development of Wormian bones or metopism and pathological conditions such as craniosynostosis and Porotic Hyperostosis. Nevertheless, the most important contribution of the work is the elaboration of a quantitative method able to discriminate, with a high percentage of accuracy, between unmodified and circularly and tabularly shaped crania by the application, for the first time, of proportional metrics computed on data of both adults and subadults.

AnatoliaHeadshapingSkull+3
Valentina D’amıco
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Körtik Tepe Erken Neolitik topluluğunda yerleşik yaşam: Dişlerin morfometrisi üzerine bir çalışma

Tarih öncesi topluluklarda yerleşik yaşama geçiş sürecinde geçmişte yaşamış arkeolojik toplulukların yaşam biçimleri merak konusu olagelmiştir. Çalışmamızda, avcı-toplayıcı-balıkçı Geç Epipaleolitik-Erken Neolitik dönem Körtik Tepe yerleşimi insanlarının grup içi dinamikleri hakkında izlenim oluşturulmaya çalışılmıştır. Körtik Tepe insanlarının Diyarbakır'ın Bismil İlçesinde yer alan Batman Çayı ve Dicle Nehri'nin kesişim alanında kalan yerleşimi neden tercih etmiş olabileceği ve bu yerleşime hangi genetik stoğa sahip insan grubunun yerleşmiş olabileceğine ışık tutulması amaçlanmıştır. İlk yerleşenlerin şölen, değiş-tokuş, savaş ya da çevresel tehlike, ekolojik bozulma, ritüeller, geniş besin kaynakları sebepleri başlıca olmak üzere birtakım açıklamalar bulunmaktadır. Bu açıklamalar önemli ölçüde insan topluluklarının hangi nedenlerle bir araya geldiğine ve bu durumun yerleşikliğe nasıl katkı sağladığına dair açıklamalar olma özelliği taşımaktadır. Ancak bu açıklamalardaki mevcut verilerin çoğu arkeolojik ve etnografik kuramsal açıklamalara dayanmaktadır. DNA çalışmaları ile henüz bu sorunu çözecek kadar veri sağlanamamıştır. Dişler ise yüksek kalıtılabilirlik özelliği ile bu soruna ışık tutabilecek potansiyele sahiptir. Bu çerçevede, çalışmanın amacı, Körtik Tepe yerleşiminden gün ışığına çıkarılan bireylerin grup içi dinamiklerinin anlaşılmasıdır. Yöntemimizde, dişin ölçülemeyen ve ölçülebilen özellikleri kullanılmıştır. Ölçülemeyen özellikler için ASUDAS (Arizona State Dental Anthropology System) ve ölçülebilen özellikler için ise dişin mesio-distal, bucco-lingual ve çapraz taç ölçülerinden yararlanılmış olup polar dişler kullanılarak veri setleri üzerinde analizler gerçekleştirilmiştir. 153 bireyin örneklemi oluşturduğu çalışmada ön analizlerin yapılmasının ardından Mahalanobis ve öklid uzaklıkları hesaplanarak analizler gerçekleştirilmiştir. Yapılan tekrarlı analiz sonuçlarına göre Körtik Tepe yerleşiminin homojen olduğu; bölge, konut, cinsiyet, derinlik değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmektedir. Bazı konutların içerisine gömülen bireylerin birlikte kümelendiği ve yan yana konumlanan bazı konutlardan ele geçen bireylerin ise birlikte kümelendiği görülmüştür. Elde edilen veriler ışığında geniş ölçekli beslenme modeline sahip olan Körtik Tepe yerleşiminde dışarıdan güçlü bir gen akışının olmadığı, grubun kendi iç dinamikleri ile süreklilik göstererek oluştuğunu ve yaşamlarını sürdürdükleri düşünülmektedir. Anahtar sözcükler Epipaleolitik - Erken Neolitik, Avcı-toplayıcı topluluk, Körtik Tepe, biyolojik uzaklık, diş morfometrisi

Avcı-Toplayıcı DönemBiyolojik uzaklıkDiş morfolojisi+4
Şükriye Akın
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üç eski Anadolu topluluğunda biyolojik uzaklık çalışması

Anadolu, Paleolitik dönemlerden bu yana çok sayıda insan topluluğuna ev sahipliği yapmış ve Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasında bir köprü görevi görmesi nedeniyle yoğun popülasyon hareketliliklerinin yaşandığı bir coğrafya olmuştur. Anadolu'da yürütülen biyoarkeolojik çalışmalar, eski insan topluluklarına ilişkin popülasyon hareketliliğine dair önemli bilgiler sunmaktadır. İnsan toplulukları arasındaki biyolojik ilişkilerin araştırılması ve popülasyon hareketliliklerinin incelenmesinde kafatasının ölçülemeyen özelliklerinin kullanıldığı biyolojik uzaklık çalışmaları kayda değer bir veri sağlamaktadır. Bu verilerin analizi sonucunda Anadolu'ya ilişkin popülasyon tarihinin oluşturulmasına katkı sağlamak mümkün görünmektedir. Anadolu'da popülasyon hareketliliği Tunç Çağı sonrasında artış göstermiş ve bu artış, Orta Çağ'da oldukça belirgin hale gelmiştir. Ancak, Orta Çağ'a tarihlendirilmiş Anadolu topluluklarıyla yapılan biyolojik uzaklık çalışmalarının sayısı oldukça sınırlıdır. Bu çalışmada, Anadolu'da yaşamış ve Roma ve Bizans dönemlerine tarihlendirilen üç eski topluluk (Hatunköy, Gre Fılla ve Hastane Höyük) arasındaki biyolojik ilişkiler 92 bireyin kafatasında bulunan 39 ölçülemeyen özellik kullanılarak incelenmektedir. Üç topluluktan elde edilen veriler, diğer Anadolu ve dünya topluluklarının verileriyle karşılaştırılarak Anadolu'nun Orta Çağ dönemindeki popülasyon hareketliliğine ilişkin bir bakış açısı sunmak amaçlanmaktadır. Yapılan AnthropMMD analizi sonucunda, birbirleriyle daha yakın yüzyıllara tarihlendirilen Hastane Höyük ve Gre Fılla topluluklarının daha yakın biyolojik ilişkilere sahip olduğu tespit edilmiştir. Daha erken bir döneme tarihlendirilen Hatunköy topluluğu ise diğer iki toplulukla daha uzak biyolojik ilişkilere sahiptir. Diğer Anadolu topluluklarıyla yapılan karşılaştırma sonucunda Hastane Höyük ve Gre Fılla topluluklarının tarihsel olarak kendilerine yakın topluluklarla kümelendiği görülmüştür. Dünya topluluklarıyla yapılan karşılaştırmalarda Anadolu toplulukları, Avrupa topluluklarıyla birlikte kümelenmiştir. Sonuç olarak, biyolojik uzaklık analizi sonuçlarının tarihsel veriler ve antik DNA çalışmalarının sonuçları ile paralellik sergilediği görülmüştür. Elde edilen veriler, Orta Çağ'da Anadolu ve Avrupa arasındaki çift taraflı popülasyon hareketliliğinin topluluklar arasındaki biyolojik ilişkileri etkilediğini ve Avrupa ve Anadolu toplulukları arasındaki biyolojik benzerliği arttırdığını göstermektedir.

Anadolu uygarlıklarıAntropolojiBiyolojik uzaklık+5
Erge Bütün
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Orta Çağ–Geç Osmanlı dönemine ait cüzzamlı bireylerde Mycobacterium leprae bakterisinin antik DNA yöntemleriyle analizi

Enfeksiyon hastalıkları, tarihin çoğu döneminde pandemi veya epidemilere yol açarak, insan popülasyonlarının sosyal ve genetik arka planlarında köklü değişimlere sebep olmuştur. Bu nedenle enfeksiyon hastalıklarının tarihi, farklı disiplinlerden araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Cüzzam veya leprosi, etmenleri Mycobacterium leprae ve Mycobacterium lepromatosis bakterileri olan ve kronik enfeksiyon sonucunda çevresel sinir sistemi, iskelet sistemi ve deri yüzeyinde çeşitli lezyonların meydana geldiği, bulaşıcı bir hastalıktır. Özellikle Orta Çağ'dan bu yana farklı coğrafyalarda etkin bir yayılım göstererek popülasyonların geçmişlerinde derin izler bırakmıştır. Hastalığın kökeni ve yayılım rotalarına ilişkin çeşitli hipotezler ortaya atılmış olsa da henüz bu sorular tam olarak çözülememiştir. Bu tez çalışmasında, Anadolu'daki kazı çalışmaları sonucunda İznik Roma Tiyatrosu (n=1), Salattepe Höyüğü (n=2), Kovuklukaya (n=5) ve Kadıkalesi'nden (n=1) elde edilen ve cüzzamla ilişkili kemik değişimleri taşıdığı düşünülen iskelet örnekleri, disiplinlerarası bir yaklaşımla hem paleopatolojik hem de arkeogenomik açıdan incelenmiştir. Örneklemde bulunan 4 bireyin ileri derecede cüzzama özgü lezyonlar taşıdığı tespit edilmiş, bunlardan 2'si Bizans Dönemi'ne, 1'i ise Geç Osmanlı tarihlenen toplam 3 örnekte 0,64x ile 4,19x kapsam aralığında antik M. leprae DNA'sı elde edilmiştir. Yapılan filogenetik analizler sonucunda, Bizans Dönemi örnekleri atasal suş tipi olan 3K-0 ile gruplanırken, Geç Osmanlı Dönemi Salattepe örneği ise 2F suşlarıyla birlikte iç dallarda konumlanmıştır. Literatürdeki antik DNA örnekleminin Avrupa Orta Çağında yoğunlaştığı düşünüldüğünde, bu tez çalışmasında ilk kez benzer döneme tarihlenen Avrupa dışından M. leprae tüm genomu sunulmuştur. Öte yandan, Geç Osmanlı dönemine tarihlenen Salattepe örneği de sınırlı sayıda bulunan Geç Modern Dönem örneklerinin bir temsilcisi olarak literatürdeki yerini alacaktır.

AntropolojiArkeogenetikBakteriyel enfeksiyonlar+7
Arda Sevkar
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı sosyo-ekonomik gruplarda fiziksel ve fizyolojik streslerin vücut oranlarına etkisi

Büyüme sırasında sahip olunan sosyo-ekonomik koşullar insan vücudunun şekillenmesinde etkilidir. Yapılan çalışmalarda avantajlı grupların her zaman daha büyük boyutlara, dezavantajlı grupların ise daha küçük boyutlara sahip olduğu belirlenmiştir. Ancak farklı stresler karşısında vücut oranlarının, üyelerinin ve üyelerin alt bölümlerinin nasıl farklılık gösterdiği, bunun nihai boyutlara nasıl yansıdığı tam olarak bilinmemektedir. Aynı zamanda bu streslerin vücudun simetrisini nasıl etkilediği de yeterince tartışılmamıştır.Bu çalışmanın amacı çocuklukta farklı fizyolojik ve fiziksel baskılar altında büyüyen bireylerin vücut boyut, oran ve simetrik yapısının nasıl farklılaştığını belirlemektedir. Bu amaçla Samsun'da yaşayan 20-45 yaş arası kadın ve erkek 623 kişi üzerinde antropometrik saha araştırması yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi üst sosyo-ekonomik vr alt sosyo-ekonomik olmak üzere iki ana gruba, alt sosyo-ekonomik grup ise hafif ve ağır çalışan olmak üzere iki alt gruba ayrılmıştır. Saptanan sonuçlara göre insan vücudunda sosyo-ekonomik faktörlerin etkileri belirgindir. Bu istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05).Üst sosyo-ekonomik grup antropometrik boyut, oran ve asimetri bulgularıyla alt sosyo-ekonomik her iki gruptan anlamlı derece farklıdır. Vücudun kısım ve oranlarında alt üyeler, üst üyelere göre daha fazla dış faktörlerden etkilenmiştir. Oransal olarak üst sosyo-ekonomik grup daha uzun bacaklarla, alt sosyo-ekonomik grup daha uzun kollara sahiptir. Alt sosyo-ekonomik ağır çalışan grubun kolları ise oransal olarak daha uzundur. Üyelerde gözlenen bu fark, üyelerin distal alt bölümlerindeki farklılıktan kaynaklamaktadır. Uzunluk ölçülerinin aksine genişlik ölçüler alt sosyo-ekonomik grupta daha yüksek değerdedir. Oransal olarak da omuz genişliği, ağır çalışan grupta daha geniştir. Vücudun simetrik yapısı üst sosyo-ekonomik grupta sapma göstermezken, alt sosyo-ekonomik grupta üst üye uzunluk ve genişliklerinde asimetrik sapma düzeyi yüksektir. Bu bulgular cinsiyetler arasında değişmekte ve erkeklerin dış etkenlerden daha fazla etkilendiği görülmektedir.Sonuç olarak büyüme sırasında beslenme, sağlık, hastalık vb. fizyolojik streslerin yanında fiziksel baskıların da büyüme örüntülerini önemli ölçüde etkilediği gözlenmiştir. Böylece fiziksel baskıların da büyümeyi sekteye uğrattığı, bunun yetişkinlik döneminde de gözlemlenir olduğu tespit edilmiştir.

AntropometriBüyümeGelişme+6
Gamze Sönmez
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Transnational social fields of Ethiopian migrants in Turkey

Using the lens of transnational social fields of migration, this thesis examines and scrutinizes motivations, adaptations, transnational practices, and the lived experiences of Ethiopian migrants in Turkey and returnees in Ethiopia. The present day Ethiopian migration to Turkey is intricately associated with the broader domains of transnationalism such as economic, social, cultural, political fields, as well as historical processes in which Ethiopian migrants engaged in their daily activities. The thesis empirically and theoretically examines a fundamental and salient research question: how do Ethiopians, as individuals and group, perceive, act, and interact in the transnational social fields (most often unequally distributed) while living in Turkey and after returning home? The thesis is carried out based on the existing knowledge of socio-cultural anthropology of migration, multi-sited ethnographic research and qualitative approach. Tools such as participant observation and a variety of interviews were employed to collect data from a group of Ethiopian educatıon and labor migrants living in Turkey (Ankara and Istanbul) and returnees in Ethiopia (Addis Ababa). The research findings reveal that Ethiopians in Turkey maintained two ways of connection: adaptation/integration to the Turkish society and transnational attachment to homeland but with different level of adaptation, and transnational experiences & practices. The social fields in which Ethiopians engaged in transnational practices, the fields that they constructed, reconstructed, and maintained between host and home countries are unequally distributed as they do not have the same experiences, capacity, skills, opportunities, and legality to play. As Ethiopians moved to Turkey with varying motivations and aims, they did so return home with varying motivations, transnational experiences and capital. Returnees, adding new ones, maintained transnational practices that they created while living in Turkey, and with the capital and experiences they accumulated in Turkey and brought with them, they acted as agents of social change in their homeland.

EthiopiaEmigrantsRefugees+1
Mohammed Ali Musa
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Anadolu erken Tunç Çağı topluluklarında ağız ve diş sağlığı

Eski insan topluluklarının beslenme modelleri ve besin hazırlama tekniklerinin belirlenmesinde diş ve çene hastalıklarından elde edilen veriler oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Toplumsal ve siyasal açıdan karmaşık bir dönemi tanımlayan Erken Tunç Çağı'nda Anadolu'da yaşamış insan topluluklarının beslenme alışkanlıklarına ilişkin bilgilerin sınırlı olduğu söylenebilir. Bu çalışmada, Geç Kalkolitik ve Erken Tunç Çağı boyunca Anadolu'nun farklı coğrafik bölgelerinde yaşamış İkiztepe, Bakla Tepe, Titriş Höyük ve Bademağacı insanlarına ait diş ve çeneler, hastalıklar açısından incelenmiş, topluluklar arasında beslenme alışkanlıkları bakımından bir farklılığın bulunup bulunmadığı çözümlenmeye çalışılmıştır. Aynı topluluklar üzerinde yürütülen kararlı izotop analizlerinden hareketle, bu toplulukların ağırlıklı olarak C3 türünden karasal kökenli yiyeceklerin tüketildiği homojen bir beslenme modeline sahip olduğu belirtilmektedir. Ancak diş çürüğü ve diştaşı gibi hastalıkların topluluklara göre dağılımında gözlemlenen anlamlı farklılıklar, toplulukların beslenme rejimlerindeki karbonhidrat ve protein dengesi açısından birbirlerinden farklılaştıklarına işaret etmiştir. Aşınma ortalamalarının hafif ve orta düzeyde olması, iyi işlenmiş, iri taneli olmayan ve yumuşak yiyeceklerle beslendiklerini göstermekle birlikte, ortalaması daha yüksek olan İkiztepe'nin diğer topluluklardan farklılaştığı tespit edilmiştir. Topluluklar arasındaki farklılıkların yanı sıra, beslenme alışkanlıklarının zamansal değişimi de araştırılmış, Erken Tunç Çağı'nın evrelerinden ziyade bin yılı aşkın bir süreyi kapsayan dönemi tümüyle ele almanın daha yararlı olabileceği belirlenmiştir. Bu bağlamda, Geç Kalkolitik'ten Erken Tunç Çağı'na doğru artan çürük sıklığı ve mine kusurları besinlerin zamanla daha fazla karbonhidrat ağırlıklı olmaya başladığına ve dolayısıyla kalitesinin düştüğüne işaret etmektedir. Diğer yandan periodontal hastalıklar ve ölüm öncesi diş kaybında zamana bağlı görülen artış, dönemin istikrarsız ve karmaşık yapısına gönderme yapabilir. Erken Tunç Çağı boyunca artan siyasal ve toplumsal gerginlik, dönem insanlarının ağız ve diş sağlığını kötü yönde etkilemiş, yaşarken kaybettikleri diş sayısının artmasına neden olmuştur. Sonuç olarak, diş hastalıklarından hareketle, tüm topluluklar için geçerli sayılabilecek standart bir beslenme modelinden bahsetmenin mümkün olmadığı, topluluklar arasındaki farklılıkların şekillenmesinde ise yaşadıkları ekolojik ortam, besin hazırlama teknikleri ve geçim örüntülerindeki farklılıkların etkili olduğu düşünülmektedir.

Beslenme alışkanlıklarıDiş hastalıklarıErken Tunç Çağı
Meliha Melis Koruyucu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bourdieucu yaklaşımla Ankara Devlet Tiyatroları seyircilerinin beğeni kültürü

Bu çalışmada, Pierre Bourdieu'nün kuramından hareketle Ankara Devlet Tiyatroları seyircilerinin tiyatro beğenisine odaklanılmıştır. Bu bağlamda Devlet Tiyatrolarının kuruluşu, gelişimi ve siyaset alanıyla olan ilişkiselliği "alan" kavramıyla ele alınmış, seyircilerin beğenileri habitus, kültürel sermaye ve kültürel tüketim bağlamında incelenmiştir. Nicel araştırma yöntemi kullanılan çalışmada Ankara'da Devlet Tiyatrosu seyircisi 200 kişiye anket uygulanmış, veriler Çoklu Mütekabiliyet Analiziyle (Multiple Correspondence Analysis MCA) değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen temel sonuçlara göre, Ankara ilindeki Devlet Tiyatroları seyircilerinin beğenisi toplumsal uzam ile ilişkilidir.

AnkaraBourdieu, PierreDevlet tiyatroları+6
Koray Ateş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyıl Van Kalesi Höyüğü'nden çıkarılan bebek ve çocuk kemiklerinin harris çizgilerinin belirlenmesi

Harris çizgileri, fizyolojik strese ve çocukluk çağı hastalıklarına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çizgiler daha çok bebek ve çocuklarda gözlemlenir. Bu çalışmada bebek ve çocuklarda strese bağlı oluşan Harris çizgileri incelenmiştir. Harris çizgilerinin tespit edilmesinde kullanılan klasik yöntem, iskeletlerin röntgenlerine bakılarak bu oluşunun varlığının veya yokluğunun tespit edilmesi şeklindedir. Bu tez çalışmasında bu yönteme ek olarak örneklerin bilgisayarlı tomografi (CT) çekimleri yapılmış klasik yönteme ek olarak CT'lerden elde edilen görüntüler de kullanılarak hangi görüntü kaynağının bu tür çalışmalarda daha kesin sonuçlar verebileceği araştırılmıştır. Tez kapsamında Van Kalesi Höyüğü Eski Van Şehri kazı alanından değişik kazı sezonlarında elde edilen toplam 106 bebek ve çocuk iskeleti incelenmiştir. Bu örneklem grubu içinden veri elde edilebilecek korunma durumu iyi olan 40 tibia bu çalışmanın materyali olarak incelenmiştir. Bu çalışmada röntgen ve Bilgisaraylı Tomografi verilerinden yararlanılmıştır. İncelenen 40 bireye ait tibia'dan 24'ünde Harris çizgileri tespit edilmiştir. Bu bireylerin çoğunluğunda Harris çizgilerine rastlanması o dönemin savaş koşullarının yarattığı kıtlığa ve strese dayanmaktadır. Anahtar kelimeler : Harris çizgileri, Tibia, Büyüme ve gelişme, Fizyolojik stres, Van Kalesi.

19. yüzyılHarris çizgileriStres+4
Yasemin Bakıray
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Antropolojik araştırmalarda hayvan modelleme: Sıçanlarda flor maruziyeti örneği

Gerçekleştirilen çalışmada; ölçülebilen önemli bir element olan florun farklı doz ve sürelerde uygulanmasının ağırlık kaybı, kas ve hareket direnci, kemik ve diş dokularında nasıl bir birikim ve deformasyona neden olduğu deney hayvanı modeliyle incelenmiştir. Araştırmada 150-200 gr ağırlığında Wistar-albino cinsi erişkin erkek sıçanlar kullanıldı. Sıçanlar, toplamda 56 adet olacak şekilde 7 farklı gruba ayrılmıştır. Her bir grupta toplamda sekiz sıçan bulunmakta (n=8) ve kontrol grubu dışında kalan diğer altı gruba farklı sürelerde ve farklı dozda florür uygulanmıştır. Her bir grubun 1, 30, 60 ve 90. günlerde ağırlık ölçümleri yapılmış ve gruplar arasında ağırlık kaybı açısından anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Ayrıca flor maruziyetinin sıçanların hareket direncine etkisinin ölçülebilmesi için rotarod testi uygulanmıştır. Bu uygulama ile florun hareket sistemine negatif yönde etki ettiğini ve uygulanan florun doz ve zamana bağlı olarak lokomotor aktiviteyi azalttığı tespit edilmiştir. Gerçekleştirilen bu modelleme çalışmasında femur kemiğinin baş kısmı (trabeküler doku) kadar boyun kısmının (kortikal doku) da önemli bir flor birikim alanı olduğu gözlenmiştir. Aynı zamanda kaburga kemiğinin de önemli bir flor birikimi alanı olduğu ve bu nedenle ölçümlerde dikkate değer bir doku olduğu gerçekleştirilen çalışma ile ortaya konmuştur. Bununla beraber flor maruziyetinde süre ve miktarın artmasına paralel olarak femur başı, femur boynu ve kaburga kemiklerinde dikkate değer flor artışı olduğu ve bu artışın konsantrasyon bağımlı olduğu gözlenmiştir. Her ne kadar kemiklerde dikkate değer flor artışı gözlenmişse de deney gruplarından elde edilen kemiklerde (femur, humerus, kaburga ve diş) makroanalizle tespit edilen herhangi bir deformasyon gözlenmemiştir. Makroanalizle herhangi bir yapısal değişiklik gözlenmemesine rağmen ışık mikroskobu (Leica DM 1000) ile femur kemik dokusunda gerçekleştirilen mikroanalizlerde epifizeal büyüme plağında ve kemik trabeküllerinde şiddetli düzeyde incelme tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Antropoloji, Paleopatoloji, Dental florozis, İskelet florozisi

AntropolojiFlorozis-dentalHayvanlar+2
Ramazan Türkekul
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Gürgürbaba Tepesi 010 numaralı buluntu alanından ele geçen yontmataş aletlerin coğrafi bilgi sistemiyle incelenmesi

Paleolitik Dönem'de yaşamış insan gruplarının yaşamsal aktivitelerinin mekanla ilişkilendirildiği çalışmalar sınırlı sayıdadır. Bu kapsamda Gürgürbaba Tepesi'nde iskân etmiş insan gruplarının yaşadıkları çevreyi nasıl kullandıklarını anlamak için buluntu alanında mevcut olan tüm buluntular konumları bozulmadan koordinatları alınmış ve Coğrafi Bilgi Sistemlerinden faydalanılarak yoğun olduğu bölgeler tespit edilmiştir. Ayrıca her bir yontmataş teknolojik ve tipolojik olarak incelenmiştir. Sonuç olarak Gürgürbaba Tepesi 010 numaralı buluntu alanında yaşamış insanların yaşam alanlarında hangi aktiviteleri gerçekleştirmiş oldukları ve çevreleri ile olan ilişkileri ortaya çıkarılmıştır.

Coğrafi bilgi sistemleriGürgürbaba TepesiPaleolitik Dönem+2
Birkan Gülseven
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Van Kalesi Höyüğü toplumunda eser element analiziyle paleodiyetin belirlenmesi

Van Kalesi Höyüğü'nden elde edilen iskeletler içerisinden 30 erişkin bireye ait femur kemiği, 10 hayvan kemiği ve 18 toprak örneği üzerinden element analizleri yapılarak söz konusu toplumun içerisindeki beslenme durumlarının belirlenmesi tezin konusunu oluşturmaktadır. Van Kalesi Höyüğü toplumunun beslenme alışkanlıklarını ortaya koymak, beslenme alışkanlıklarında cinsiyetler arası bir farklılığın olup olmadığı ve toplum üzerinde beslenmeye bağlı paleopatolojik çalışmalara katkı sağlamak tezin amacını oluşturmaktadır. Çalışmada elde edilen veriler yaş ve cinsiyet açısından değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular üzerinden gerekli istatistiksel analizler yapılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler sonucunda, kadın bireylerin erkek bireylere oranla daha fazla bitkisel kaynaklı beslendiği ve bireylerde yaş artışıyla birlikte et ağırlıklı beslenmeye doğru bir yönelim olduğu söylenebilmektedir. İncelenen alandan alınan toprak ve hayvan örneklerinde bazı elementlerin yüksek değerler vermesi diyagenez olabileceğini düşündürmektedir. Bu tez çalışmasında örnek sayısının az olması ve insan kemiklerinde gözlenen elementlerde bir diyagenezin oluştuğu göz önünde bulundurularak hedeflenen verilere net ulaşılamamakla birlikte bir ön çalışma niteliğindedir. Anahtar Kelimeler: Eser Element Analizi, Paleodiyet, Van Kalesi Höyüğü

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıDiyet+6
Tuğba Tüfekçioğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mesleki eğitim merkezinde çıraklık eğitimi gören bireylerin beslenme ve antropometrik açıdan değerlendirilmesi

Bu çalışma Van ilinde bulunan Vali Ali Paşa Mesleki Teknik Eğitim Merkezinde çıraklık eğitimi gören 18-30 yaş arasındaki bireylerin beslenme alışkanlıklarını saptamak, vücut kompozisyonunu belirlemek, literatürde bulunan mevcut referans değerler ile karşılaştırmak ve bireylerin fiziki yapısını antropometrik yöntemlerle değerlendirerek vücut bileşimini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışma kapsamında 261 erkek 117 kadın olmak üzere toplamda 378 birey katılmıştır. Bireylerden toplamda 16 adet antropometrik ölçüm alınmıştır. Bireylerden toplanılan veriler SSPS 20.0 paket programında istatistik analizleri yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre boy uzunluğu ortalama değerleri incelendiğinde erkek bireylerin 169,69 cm, kadın bireylerin ise 158,68 cm'dir. Vücut ağırlık ortalamasına bakıldığında ise erkek bireylerin 64,02 kg, kadın bireylerin ise 57,31 kg olduğu tespit edilmiştir. Bireylerin besin tüketim sıklığı ise tablolar halinde sunulmuştur. Çıkan sonuçlar diğer çalışmalar ile karşılaştırıldığında bireylerin vücut ağırlığı ve boy uzunluklarının diğer verilere göre daha düşük olduğu sonucuna varılmıştır. İşçilerin beslenme durumlarının düzenlenmesi, çalışma ortamının ergonomik açıdan uyumluluğunun biyolojik ve psikolojik açıdan sağlıklarına ve çalışma performanslarına etkisi düşünüldüğünde bu durumların iyileştirilmesi gerekmektedir.

AntropometriAntropometrik parametrelerBeslenme+6
Sebile Merve Demir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesine ergonomik yaklaşım

''Van Yüzüncü Yıl Üniversitesine Ergonomik Yaklaşım'', Tez çalışmasında, Üniversitenin ergonomik yapısı ele alınmıştır. Genel olarak binaların giriş merdivenleri, giriş kapıları, tekerlekli sandalye engellileri rampası, asansörler, görme engelliler için tasarımlar, Üniversitenin kaldırımları, kaldırım rampaları, duraklar, spor tesisleri ve otoparklar incelenmiş elde edilen değerler standart değerler ile karşılaştırılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda; Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi engelli olmayan bireyler için genel olarak olumlu sonuçlar elde edilirken, bazı tasarımların ise yapılan değerlendirmede ergonomik olmadığı görülmüştür. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde yapılan tasarımların görme ve tekerlekli sandalye engelliler açısından yetersiz olduğu ve çoğu tasarımın da ergonomik olmadığı saptanmıştır. Bu incelemeler insanın fiziksel özelliklerine göre yapılmış antropometrik değerler ile karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 2011 Yılı Van Depreminden sonra yapılan tasarımların daha ergonomik olduğu tespit edilmiştir. Üniversitemizde ileriki yıllarda yapılacak olan yeni binalar, kaldırımlar ve diğer alanların ergonomik yapılmasının kampüs içi yaşamın kolaylaştırılması için önemli olduğunu düşünmekteyiz. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde çalışmalar devam ettiği için yapılan bu çalışma Haziran 2017 ye kadar inşa edilmiş olan çalışmaların analizleri yer almaktadır. Yapılan bu çalışma hem Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi hem de diğer üniversiteler için tasarım ve yapımda önemli bir örnek olacaktır. Anahtar Kelimeler : Ergonomi, Antropometri, Tasarım, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sayfa Sayısı : 329 Tez Danışmanı : Dr. Öğr. Üyesi Seda KARAÖZ ARIHAN

AntropometriAntropometrik parametrelerErgonomi+2
Aydın Göçeber
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bahai inancının Türkiye coğrafyasında kurumsallaşmasında antropolojik verilerin analizi

Türkiye coğrafyasında Osmanlıdan günümüze var olmayı sürdüren Bahailik inancı ve Bahai olan grupların yaşantısı güncel toplumsal tartışmaların gündemini oluşturmamakla beraber uzun yıllara dayanan lokal alanlarla sınırlanmış Bahailik olarak yaşama kültürü gelişmiştir. Kapalı bir topluluk olmamakla birlikte yaygın olarak tanınmayan bu grubun anlaşılması, tanımlanabilmesi ve çatışma antropolojisi boyutunda irdelenmesi günümüz tartışmalarına ışık tutacaktır. Araştırma; Bahai inancı örnekleminde din ve çatışma olgularını antropolojik bağlamda irdelemeyi amaçlamaktadır. Özellikle küreselleşen dünyada giderek toplumsal çatışmaların gündemine yeniden yoğun biçimde giren inanç ve inanç gruplarının siyasal ve ekonomik çatışmaların öznesi olma durumu; çatışmasızlık savlarını öne çıkaran Bahai inancının analizine yönelmesini sağlamıştır. Birinci bölümde araştırmanın konusu, tanımı ve önemi ardından amaç, konunun sınırlılıkları ve kapsamı hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde; Bahailiğin tarihçesi, dini kuralları, Bahailiğin önerdiği toplumsal yaşam biçimi hakkında bilgi verilmiş ve Bahai toplumunun günümüzde dünyada ve Anadolu'da var oldukları bölgeler irdelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Bahai inancını benimsemiş olan bireylerle yapılan görüşme konuları, görüşme verilerinin analizi ve çalışmada kullanılan alan çalışma teknikler hakkında bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde görüşmeler sonucu elde edilen veriler değerlendirilmiş, araştırmanın bulguları analiz edilerek yorumlanmış ve çatışma antropolojisi bağlamında Bahai olarak yaşamın anlamı analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler : Bahailik, Din Antropolojisi, Çatışma Antropolojisi, Evrensel Barış Sayfa Sayısı : 93 Tez Danışmanı : Dr. Öğr. Üyesi Handan TUNÇ

AntropolojiBahailikBölgesel dağılım+5
İsmail Dursun
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İntihar olgusunun antropolojik bağlamda analizi

İntihar olgusu başlı başına ilk anda tepki yaratan, bireyin ölüm üzerine geliştirdiği korkuları ve kaygıları çağrıştıran bir kavrama işaret eder. Kendini öldürme isteği ve girişimi bireysel bir olgu olmaktan öte kültürel öğrenmişliklerin önemli ölçüde yönlendirici olduğu bir tür birey-toplum çatışması yaratan girişim biçimidir. Tek tanrılı dinlerin uygarlığa egemen olduğu dönemlerden günümüze kendini öldürme girişimi ciddi bir dinsel baskı unsuru olarak sosyolojik tartışmaların kapsamında yer almıştır. Hıristiyanlık, Musevilik ve İslam insan yaşamını merkeze alıp tanrının bir lütfü olarak yaşamı kutsadığı için, kendini öldürme girişimi tanrının isteğine ve gücüne karşı koyma biçimi olarak değerlendirilip yasaklanmıştır. Bireyin istemli olarak ölümle sonuçlandırdığı eylemi Antik yunandan günümüze değin analiz edilirken dini kurumlar, otoriter yönetim kurumları, tıbbi kurumlar ve eğitim kurumları toplumsal tepkileri yönlendirip etkili yorumlarla intihar girişimleri karşısında kültürel bir tutum alış biçimi sağlamışlardır. Orta çağ da etkili bir güce sahip olan Kilise otoriteleri İntihar etme eyleminin aşağılanmasının intihar edenin yakın çevresinin dışlanarak cezalandırılması yöntemlerini geliştirmiş, diğer tek tanrılı dinler üzerinde etkili olmuş intihar girişiminin bir tür tanrının kurallarına karşı gelme biçimi olarak kabul edilmesini sağlamıştır. Bu girişim Avrupa ve Asya da oldukça etkili olan günümüze değin etkisini sürdüren bir suçlayıcı analiz olmuştur. Anahtar Kelimeler :İntihar, Ölme Hakkı, Yaşam Etiği, Felsefi Ölüm Sayfa Sayısı :96 Tez Danışmanı :Dr. Öğr. Üyesi Handa TUNÇ

AntropolojiAntropolojik analizFelsefe+3
Cihan Çelik
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üçağızlı Mağarası (Hatay) kemik aletlerinin teknolojik ve tipolojik analizi

Üçağızlı Mağarası, Hatay ili, Samandağ ilçesi, Meydan köyü yakınlarında yer almaktadır. Üçağızlı Mağarası, kesintisiz olarak 12.000 yıl boyunca insanlar tarafından yerleşim görmüştür. Erken Üst Paleolitik Dönem yerleşimidir (Güleç, Baykara,2014;149). Mağarada, erken Üst Paleolitik Dönem'e tarihlendirilen iki kültür bir arada belirlenmiştir. B1-B3 ve C tabakaları Levant'ın Ahmarian olarak bilinen taş aletleri ile karakterizedir. F-I tabakaları ise Öncül Üst Paleolitik dönem taş aletler topluluğuna sahiptir (Baykara,2010;146). İnsanın evrimsel sürecinin bilinmesinde ve tanımlanmasında en önemli kaynaklar aletlerdir. İnsanın ihtiyaçları doğrultusunda, belirli bir hammadde kullanarak ürettiği aletler teknolojik ve tipolojik olarak incelendiğinde insanın düşünsel gelişmişliği ve teknolojik ilerleyişi hakkında bilgiler sunar. Paleolitik Dönem insan yaşamında taş ve kemik hammaddeleri işlenerek, biçimsel ve işlevsel olarak farklı alanlarda kullanılmıştır. Süslenme amaçlı objelerin insan yaşamında yer alması kültürel gelişmişliğin farklı bir göstergesidir. Zengin buluntularıyla Anadolu'da Paleolitik Dönemin önemli temsilcisi durumunda olan Üçağızlı Mağarasında ele geçen kemik aletlerin teknolojik ve tipolojik analizleri yapılarak, Anadolu'da yer alan diğer yerleşimlerde ortaya çıkarılan kemik aletlerin karşılaştırılmasıyla Paleolitik Dönem insanlarının yaşam biçimi, düşünce ve davranış biçimleri konusunda bilgiler sunulmuştur.

HatayKemik aletlerTeknoloji+3
Serdal Turan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Boncuklu Tarla kurtarma kazısından çıkarılan hayvan kemiklerinin zooarkeolojik analizi

Doğayla iç içe olan insanlar en çok hayvanları gözlemlemişler, resmetmişler, evcilleştirmişler ve avlamışlardır. Geçmiş dönemlere ait hayvan kalıntılarını zooarkeologların incelenmesindeki amaç; insan, çevre ve hayvan populasyonları arasındaki ilişkiyi anlayıp yorumlamaktır. Hayvan kemikleri üzerine yapılan çalışmalar sonucunda eski toplumların yaşam biçimleri hakkında veriler elde edilmektedir. Bunlardan bazıları genel diyetin belirlenmesi, belirli türler üzerinde tercih olup olmadığı, av stratejilerinin belirlenmesi, yararlanılan hayvan türlerinin tespiti, sağlanan besin miktarının hesaplanması, kasaplık aktivitelerinin belirlenmesi, hayvan ekonomisi, evcilleştirilmesi, bölgenin faunası gibi konuları kapsamaktadır. Mardin İli'nde bulunan Neolotik Çağ'ın PPNB evresine tarihlendirilen Boncuklu Tarla Kurtarma Kazısı'na ait hayvan kemikleri zooarkeolojik açıdan incelenmiştir. İnceleme sonucunda, toplumun yaban hayvanlarını yoğun olarak kullandıkları belirlenmiştir. Özellikle keçi ve koyun gibi hayvanlar üzerinde evcilleştirme uygulamaları yaptıkları düşünülmektedir. Elde edilen veriler toplumun yarı avcı toplayıcı bir yaşam tarzını sürdürdüğünü akla getirmektedir.

Mammalia faunasuPaleoantropoloji
Duygu Aydın
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ötekine dair anlatıların kimlik inşasındaki rolü: Van'a bağlı Alaköy'de toplumsal bellek çalışması

Bu tez çalışmasında, sözlü kültür ve anlatının toplumsal işlevinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Düşünme ve ifade etmenin sözlü aktarıma dayalı olduğu kültürlerde anlatı, toplumsal benliğin kurucu unsuru ve aynı zamanda değişim göstererek devamlılığını sürdüren bir mekanizma olarak iş görmektedir. Tez çalışmasında savunulan bu görüşe göre; anlatılar, dayandıkları fikirler ve söylemler aracılığıyla toplumların kimliklerini yeniden üretmektedir. Toplumların "ben kimim?" sorusuna verdiği cevap, geçmişten bugüne hatırda kalanların anlatılarından ortaya çıkmaktadır. Van ilinin Tuşba ilçesine bağlı Alaköy'de yaşayan insanların, köyün geçmişine dair neler hatırladıkları, önceki kuşaklardan onlara neler aktarıldığı ve bunları nasıl anlattıkları bu tezin temel problemidir. Bu amaçla, yapılan etnografik saha araştırması ve sözlü tarih görüşmelerine dayanarak, Alaköy'de yaşayan insanların köyün geçmiş hayatına ilişkin anlatıları ve anlatılarında kullandıkları söylemler incelenmiştir. Böylelikle, Alaköy örneğinde, geçmişte bir arada yaşayan ve ortak bir kültürü paylaşan farklı kimlikten insanların, geçmişi hatırlama ve unutma pratiklerinin kimlik ekseninde nasıl bir değişim gösterdiği belirlenmiştir. Köyde yaşayan insanların sözlü anlatıları; kimliğin inşasında belirleyici rolü olan toplumsal belleğin, farklı kimlikten insanların birbiriyle kurduğu ilişkilere bağlı olarak şekillendiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak bu durum, toplumsal belleğin de tıpkı toplumun kendisi gibi dinamik olup, durumsal ve zamansal olarak sürekli değişim gösteren bir olgu olduğunun bir göstergesidir.

Kimlik inşasıKolektif bellekSözlü kültür+4
Ceren Günbatar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Etnik kimlik inşasında mezhep farklılığının oynadığı rol: Zazalar örneği

Bu çalışmada Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde yaşayan Zazaların, din-mezhep değişkeni çerçevesinde, etnik kimliklerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Bu tez çerçevesinde temel alınan etnik grup Zazalardır. Mezhep ile ifade edilmek istenen ise Alevi ve Sünni gruplardır. Böylece araştırmada, Sünni Zaza ve Alevi Zaza gruplarındaki dini ve etnik kimliği karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu çalışmada Elazığ'da Alevi ve Sünni Zazaların yoğun olarak yaşadığı mahallelerde Zaza etnik kimliğinin inşasında ait olunan mezhebin etkisine bakılmıştır. Elazığ'da gerçekleşen alan araştırması sonucunda Alevi ve Sünni Zazaların etnik kimlik inşalarında mezhep farklılığının etkin rol oynadığı tespit edilmiştir.

AlevilikDinEtnik kimlik+4
Furkan Torgut
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İşitme engelli bireylerin kültüre dahil olmalarını mümkün kılan araç ve kurumların sosyal antropolojik analizi

Çalışmanın amacı, işitme engelli bireylerin yaşadıkları kültüre nasıl dahil oldukları, bunun için geliştirilen araçların neler olduğu ve bu araçların işlevselliğinin anlaşılmasıdır. İnsanlar sürekli iletişim halindedir. İnsanlar kültürlerini, konuşarak, dinleyerek ve bulundukları toplumla iletişime geçerek öğrenir. Bu çalışmada, işitme engelli bireylerin yaşadıkları toplumun kültürüne dahil olmaları ve kültür aktarımının devamlılığı için oluşturulmuş araç ve kurumların işlevselliği araştırılmıştır. Çalışmanın örneklem grubu Van'da yaşayan "Van İşitme Engelliler, Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Kulübü Derneği"ne üye olan işitme engelli bireyler, işitme engelli bireylerin aileleri, çevreleri ve öğretmenleridir. Araştırma, derinlemesine görüşme tekniği, katılarak gözlem tekniği kullanılarak yapılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda işitme engelli bireylerin kültüre dahil olmalarında ailenin, işaret dilinin, teknolojinin, eğitimin ve sivil toplum kuruluşlarının etkili olduğu tartışılmıştır.

Aile içi ilişkilerDilEngelli kişiler+7
Hatice Müküs
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'daki çevresel arkeoloji çalışmalarına antropolojik bakış

Bu çalışmada, Çevresel arkeoloji çalışmaları göz önünde bulundurularak Anadolu coğrafyasında, mekânla sosyal aktiviteler arasında bağlantı kurulmaya çalışılmıştır. Bu bağlantıları en fazla etkileyen faktör ise iklim olmuştur. Yaşadığımız iklimsel döngüler büyük oranda çevreyi ve üzerinde yaşayan insanları etkilemiştir. Paleolitik dönemde insanlar doğaya karşı daha korumasız durumdaydılar ve doğanın sunduğu imkânlar doğrultusunda yaşamlarını düzenliyor, değişen çevre koşullarından daha fazla etkileniyorlardı. Özellikle nüfusun artması ve kentleşmenin gerçekleşmesiyle birlikte arkeolojik sit alanları olumsuz etkilenmiştir. Bu sebeple yapılan çalışmalar ile sit alanlarını korumak ve geçmişle ile gelecek arazi kullanımlarının arasında bağ kurmak mümkün hale gelmiştir. Ayrıca çevresel arkeoloji çalışmaları ile sit alanlarındaki kültürel değerlerimizi doğal ve beşeri faktörlerden daha fazla korumayı öğrenmiş durumdayız.

AntropolojiAntropolojik analizArkeoloji+1
Melike Gökaşan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antropolojik bakış açısıyla zoofarmakognozi, geleneksel halk tıbbı ve primitif tıp ilişkisi

Zoofarmakognozi, hayvanların kendi kendine tedavisi anlamına gelen ve tüm canlıların kendini tedavi edici yöntemlerini, diğer bilim dallarından aldığı yardımla canlının öztedavi olgusunu anlamaya yönelik çalışma yürüten bir bilim dalıdır. Zoofarmakognozi önlem amaçlı "profilaktik" ve tedavi edici "terapötik" amaçlı yapılan hayvan davranışlarını inceleyerek hayvanların kendini tedavi etmesi yönünde bilgiler toplar. Canlıların kendi kendilerini tedavi yöntemleri incelendiğinde, insanların da benzer tedavi yöntemlerini uyguladıkları görülmektedir. Bu tedavilerin başında kil veya toprak benzeri maddeleri yeme "jeofaji" gelmektedir. İnsan ve diğer canlı türlerinin tedavi yöntemleri arasında benzerlikler ve insanın bu canlılardan gözlemleme ile tedavileri öğrenip öğrenmediği araştırılmaktadır. Hayvanların ve diğer canlı türlerinin tedavi edici davranış türlerini ne şekilde öğrendikleri, bu davranış türlerinin öğrenilmiş mi yoksa içgüdüsel mi olduğu halen araştırılmaktadır. Hayvanların kendi kendine tedavi davranışlarını inceleyen çalışmalar karmaşık hayvan-bitki-parazit etkileşimlerini ortaya çıkarmayı ve nihai olarak erken hominidlerde kendi kendine tedavi, "self-medication" gelişimini anlamayı amaçlar. Antropolojik açıdan Zoofarmakognozi davranışının insana olan etkisi, insanla ne ölçüde bağlantılı olduğu, insan hayatını nasıl etkilediği araştırılmıştır. Zoofarmakognozinin primitif tıp ve halk tıbbını nasıl etkilediği değerlendirme konusudur. Zoofarmakognozinin günümüzdeki etkilerinin ne olduğu yönünde antropolojik bir bakış açısı ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Zoofarmakognozi, Halk Tıbbı, Primitif Tıp, Tıbbi Antropoloji, Kendi kendine tedavi

Bitkisel ilaçlarHalk hekimliğiPrimitif tıp+3
Mehti Doğan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Eski anadolu toplumlarının kafatası ve vücut kemiklerinde gözlenen nonmetrik karakterlerin değerlendirilmesi

Eski Anadolu toplumlarında gözlenen nonmetrik karakterler toplumların yakınlık veya akrabalık derecelerinin aydınlatılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Toplumlarda gözlenen nonmetrik karakterlerin oluşumları ve sıklığı dönemlere, toplulukların biyolojik ve kültürel farklılıklarına göre değişebilmektedir. Gözlenen nonmetrik karakterler cinsiyete bağlı olarak da farklılık göstermektedir. Yapılan çalışmalarda daha çok kafatası ve dişler üzerindeki nonmetrik karakterlere bakılmıştır. Vücutta gözlenen nonmetrik karakterlere çalışmalar içerisinde nadiren yer verilmektedir. Tez çalışmasında eski Anadolu insanları ile ilgili kafatası ve vücut kemiklerine ait nonmetrik karakterler derlenmiştir. Paleolitik'ten günümüze kadar Anadolu toplumlarında gözlenen nonmetrik karakterler hakkında bilgi verilmiştir. Anadolu'da farklı dönemlerde farklı coğrafik ortamlarda yaşamış toplumların epigenetik karakter verileri hem dönemsel hem de bölgesel olarak birbirleriyle karşılaştırılarak benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır.

EpigenetikEski AnadoluEski Anadolu medeniyetleri+4
Eylül Karaman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kültürel yaşanmışlıklar bakımından Van-Başkale Yahudileri

Bu çalışma uzun yıllar boyunca Van ilinin Başkale ilçesinde yaşayan ve 1969 yılında son ailenin de göç etmesiyle bölgede varlığı kalmayan Başkale Yahudileri hakkındadır. Çalışmada Yahudilerin bölgeye ne zaman, nereden ve hangi sebeplerle geldikleri, geldikten sonra bölgedeki sosyo-kültürel yaşamlarının nasıl olduğu ve bölgeden göç etme sebepleri araştırılmıştır. Yahudilerin başta Asur ve Babil kaynaklı sürgünler ile savaşlar neticesinde esaret altına alınmalarıyla dünyanın çeşitli yerlerine dağılarak yaygın bir diaspora durumu yaşadıkları bilinmektedir. Başkale Yahudilerinin de bu diaspora cemaatlerinden biri olduğu iddia edilmektedir. Yazılı kaynakların yetersizliği sebebiyle Başkale Yahudilerinin sosyo-kültürel yaşamlarına dair yüzeysel çalışmalar dışında detaylı bilgi bulunmamaktadır. Zannımca bu çalışma, ilgili toplumsal grubun geçmişi ve sosyo-kültürel yaşamına yönelik literatürdeki boşluğun doldurulması açısından önemlidir. Yerli ve yabancı kaynaklar ile Osmanlı ve Cumhurbaşkanlığı arşivlerinde Başkale Yahudileri hakkında bilgilere ulaşılmaya çalışılmış daha sonra alan çalışması yapılmıştır. Yahudilerle dolaylı/doğrudan ilişkileri bulunan katılımcılarla yüz yüze görüşmeler yapılmış, bölgeden göç eden son Yahudi ailelere ulaşılıp online mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler gerektiği yerlerde görseller ve tablolarla desteklenmiş, yorumlayıcı ve betimsel içerik analizleri uygulanmıştır. Sonuç olarak, kendilerini Nash Didan olarak tanımlayan Yahudilerin, bu bölgeye Mezopotamya, Irak ve İran üzerinden geldikleri, Başkale'de ise en erken verilere göre en az 200 yıllık süreç içinde sosyal, kültürel, dini ve ekonomik yaşam inşa ettikleri anlaşılmıştır.

Azat Çelik
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Fetullahçı Terör Örgütü'nün öğretileri, örgütlenme yöntemleri ve benzer yapılanmalarla karşılaştırılması

Türkiye kamuoyunu son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) çokça meşgul etmektedir. Bu tezin amacı; antropoloji disiplini kapsamında FETÖ'nün öğretilerini ve örgütlenme yöntemlerini ortaya koymak, benzer yapılanmalarla karşılaştırmaktır. Bu çalışmayla yaklaşık 60 yıllık geçmişi olan FETÖ yapılanmasının akademik anlamda değerlendirilmesi amaçlandı. Geçmişte Gülen ve örgütü hakkında çok şey yazılmış, söylenmiş ama gizli emelleri, stratejileri görülememiş yahut görülmek istenmemiştir. Bu tezde yapılan araştırma sonucu FETÖ kapsamlı olarak ortaya konulmuş, çalışmada yer alan bulgular ve değerlendirmeler de akademiye bilimsel bir rehber ve referans olması gayesiyle hazırlanmıştır. Tezin kapsamı ne FETÖ hakkında yürütülen yargı süreci ne de dini, siyasi ve felsefi tartışmalardır. Kapsam, antropolojik açıdan FETÖ'nün öğretileri, örgütlenme yöntemleri ve benzer yapılanmalarla karşılaştırılmasıyla sınırlıdır. Araştırmaya Gülen'e ait sözler, yazılar, Gülen ve örgütü hakkında yazılmış tezler, makaleler, temini yasal kitaplar ve raporlar incelenerek başlanmış, böylece bir bilgi-veri havuzu oluşturulmuştur. Ardından havuzdaki veriler nesnellik açısından tasnif edilerek, karşılaştırılmıştır. Kronoloji, terminoloji ve yasal müktesebat dikkate alınmış, tekil bilgiye dayalı sübjektif yorumlardan kaçınılarak, farklı kaynaklardan teyit edilebilen somut, nesnel sonuçlara ulaşılmıştır. Akabinde benzer yapılanmalarla karşılaştırılarak, sonuç pekiştirilmiştir. Nihayetinde Gülen, kendisini "Mehdi-Mesih-Elçi" gibi kutsallaştırmıştır. Sistematik biçimde dini duyguları kullanarak; mistik, ağdalı, duygu yüklü üsluba yönelmiştir. Örgütünü Altın Nesil, Kutsiler Ordusu, Seçilmiş Cemaat şeklinde tanımlayarak, etrafında kenetlediği ve yönettiği anlaşılmıştır. Ev imamlığından Kâinat İmamı'na kadar yedi katmanlı hiyerarşiyle hücresel örgütlendikleri, yatay iletişimi kısıtladıkları, tedbir ve takiyeyi esas aldıkları saptanmıştır. Yabancı istihbarat örgütleriyle ilişki kurmuşlar, devleti ele geçirmeye çalışmışlar, amaca giden her yolu mübah saymışlar; baskı, tehdit, şantaj, kumpas, suikast gibi metotları sıkça kullanmışlardır. Mooncularla adeta tek yumurta, Haşhaşilerle ruh ikizi olan, Sabataycılarla kader birliği yapan, Opus Dei, Cizvitler ve Kadıyanilikle benzeşen FETÖ'nün, Gülen'den sonra dini, siyasi ve kültürel olarak üç farklı bölünme geçirebileceği, kendine özgü bir inanç veya mezhep olarak yoluna devam edebileceği kanaatine ulaşılmıştır.

15 Temmuz 2016 müdahalesiFETÖ/PDYGülen, Fethullah+3
Özay Polatoğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Van ilinde yaşayan insanların rüya deneyimleri ve rüyalarının içerik analizi

Bu tez Van ilinde yaşayan bireylerin rüya deneyimlerini ve rüyalarının içeriklerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Rüya içerikleri, bir kültürün toplumsal değerlerini, inançlarını ve bireylerin düşüncelerini anlamak için değerli bir veri kaynağıdır. Rüyalar, bir kültürün bireyler üzerindeki etkilerini ve toplumun bilinçdışındaki sembolik anlamları yansıtabilir. Bu nedenle, rüyaların içerik analizi, kültürel araştırmalarda önemli bir yöntem olarak kullanılabilir. Bu çalışma, rüya içeriklerinin cinsiyetler arası farklılıklarını ve bu içeriklerin kültürel yansımalarını ortaya koymak için Hall/Van de Castle rüya içerik analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, Van ilinde ikamet eden 250 katılımcının rüyaları toplanmış ve analiz edilmiştir. Bu katılımcılar, 125 kadın ve 125 erkekten oluşmaktadır. Rüya içerikleri, Hall/Van de Castle'ın geliştirdiği standart rüya içerik analiz yöntemi kullanılarak sınıflandırılmış ve değerlendirilmiştir. Bu yöntemle, rüyalar cinsiyet, sosyal roller, saldırganlık, talihsizlik, başarı, aile ilişkileri ve diğer ana temalar altında incelenmiştir. Çalışmanın bulguları, kadın ve erkeklerin rüya içeriklerinde belirgin farklılıklar olduğunu ortaya koymaktadır. Kadınlar, daha çok sosyal ilişkiler ve aile içi dinamiklerle ilgili rüyalar görürken, erkekler iş hayatı, rekabet ve güç temalı rüyalara daha sık rastlamaktadır. Hall/Van de Castle'ın Amerikan normlarıyla yapılan karşılaştırmalar, Türk katılımcıların rüya içeriklerinde kültürel ve toplumsal faktörlerin etkisini göstermiştir. Özellikle, Türk katılımcıların rüyalarının, Amerikan normlarından belirgin farklılıklar gösterdiği, bu farklılıkların kültürel normlar ve sosyal rollerle bağlantılı olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma, rüyaların içerik analizinin cinsiyet ve kültürel farklılıkları anlamada güçlü bir araç olduğunu ortaya koymakta ve rüya analizlerinde kültürel perspektiflerin göz önünde bulundurulmasının gerekliliğini vurgulamaktadır.

Leman Çelik
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

6 Şubat 2023 Hatay-Antakya depremlerinin psikososyal yansımaları

.Depremler, bulunduğu bölgelerde yıkıcı hasarlara neden olabilmesinin yanı sıra bireylerin hayatlarını kaybetmeleri ve önemli psikolojik sonuçlara yol açan bir doğal afettir. Depremlerden sonraki faaliyetler ise enkaz altında kalanların kurtarılması, fiziksel yaralanmaların tedavisi, çeşitli yardımların yapılması, barınacak yerlerin sağlanması, alt yapının düzeltilmesi şeklindedir. Psikolojik etkilenme sürecinin saptanması ve tedavi edilmesi ise daha karmaşık ve uzun vadeli olduğundan, bu alandaki hasarın çoğu zaman ihmal edilmesine neden olmaktadır. Çoğu insan, ilk haftalarda yeni duruma uyum sağlayarak, psikolojilerini yeniden kurup sorunlarla başa çıkabilirken, bazı kişiler için ise bu zor süreç uzun bir zaman içerisinde düzelmeyebilmektedir. Depremzedelerde özellikle de depremden doğrudan etkilenen bireylerde öfke, kırgınlık-kızgınlık, acı (keder), güvensizlik, isyan, birbirleri ile dayanışma duygusu içinde olma, yalnız bırakılmışlık-kaderine terk edilmişlik hissi, travma, hayal kırıklığı, ümitsizlik, kaygı, korku, belirsizliğin yarattığı huzursuzluk/güvensizlik duygusu içinde olma, ümitsizlik, uykusuzluk, odaklanma sorunları görülebilmektedir.6 Şubat 2023 tarihinde, Türkiye'de iki yıkıcı deprem meydana geldi. Bu depremler Türkiye'deki birçok ili olduğu gibi Hatay'ı da derinden etkilemiştir. Sonuç olarak; bu tarihte, T.C. Tarihi'nin en büyük afetlerinden biri yaşanmıştır. Bu çalışmada, antropolojik bakış açısıyla 6 Şubat Depremlerinin Hatay-Antakya'da yaşayan bireyler üzerindeki psikososyal yansımalarının incelenmesi amaçlanmıştır.

Sosyal antropoloji
Hatice Arzu Coşkun
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Van ilindeki farklı branşlardaki sporcuların motorik özellikleri ve somatotiplerinin incelenmesi

Bu çalışma, farklı spor branşlarındaki sporcuların somatotip ve motorik özelliklerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Van ilinde, 15-18 yaş aralığındaki kayak, yüzme, kısa mesafe atletizm ve bisiklet branşlarında aktif olarak spor yapan 80 sporcunun antropometrik ölçümleri alınarak somatotipleri ve motorik özellikleri belirlenmiştir. Sporcuların denge, esneklik, dayanıklılık ve kuvvetlerini ölçmek için motorik testler uygulanmıştır. Elde edilen veriler sporcunun vücut tipi ve performans başarısının arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştur. Araştırma genelinde erkek sporcuların boy ortalaması 1727.76±86.31 mm, kız sporcuların ise 1587.84±69.25 mm; ağırlık ortalaması ise erkeklerde 62.33±35.9 kg, kızlarda 47.77±7.56 kg olarak bulunmuştur. Erkek sporcuların antropometrik değerlerinin kızlardan daha yüksek olduğu saptanmıştır. 0,05 anlamlılık düzeyine göre boy, ağırlık, biceps çevresi, baldır çevresi, dirsek genişliği, diz genişliği, triceps ve baldır deri kıvrım kalınlıkları cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermiştir. 20 metre mekik koşu testinde en iyi sonucu, 76.90±10.36 mekik ile yüzme sporcuları elde etmiş, kayakçılar 64.50±7.53 mekik ile ikinci sırada yer almış, atletizm sporcuları ise 43.59±4.63 mekik ile en düşük sonucu göstermiştir. Flamingo denge testinde kayakçılar, sağ ve sol ayak denge durumlarında sırasıyla 2.02±0.62 ve 2.15±0.62 hata sayısıyla en iyi sonuçları alırken, yüzme sporcuları sağ ayakta 5.44±0.44, sol ayakta 4.90±0.64 hata sayısıyla en düşük performansı göstermiştir. Otur eriş testinde en yüksek değer kayak sporcularında (35.14±1.23 cm), en düşük değer yüzme sporcularında (31.29±1.44 cm) bulunmuştur. El kavrama kuvvet testlerinde bisiklet sporcuları en yüksek ortalamalara sahipken (sağ el 40.44±2.61 kg, sol el 38.26±2.42 kg), atletizm sporcuları en düşük değerlere ulaşmıştır. Somatotip analizine göre atletizm sporcularında 2.37-1.50-3.98, bisiklet sporcularında 2.70-1.04-3.77, kayak sporcularında 3.06-2.09-3.54 ve yüzme sporcularında 3.39-2.12-2.90 değerleri baskın bulunmuştur. Erkek sporcularda kayak branşı daha ektomorfik özellikler gösterirken, kadın sporcularda kayak branşı daha endomorfik özelliklere sahiptir. Sonuç olarak, spor branşlarına göre somatotip ve motorik özelliklerde belirgin farklılıklar tespit edilmiştir.

Rojda Koşar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Van ili okul öncesi dönem çocuklarının büyüme–gelişme durumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, Van ilinde 3-5 yaş arasındaki 452 çocuğun büyüme, gelişme, beslenme alışkanlıkları ve sosyoekonomik faktörler arasındaki ilişkiyi incelemiştir (Mayıs-Haziran 2024). Farklı sosyoekonomik düzeydeki çocukların katıldığı araştırmada, ebeveynlerin sosyoekonomik durumları, çocukların beslenme alışkanlıkları ve detaylı antropometrik ölçümleri (boy, ağırlık, BKİ, kafa çevresi, kafa uzunluğu, kafa genişliği, bel çevresi, kalça çevresi, göğüs çevresi, omuz genişliği, kulaç genişliği, büst yüksekliği, tüm kol uzunluğu, üst kol uzunluğu, ön kol uzunluğu, biceps çevresi, dirsek genişliği, el bilek genişliği, alt taraf yüksekliği, alt bacak uzunluğu, üst bacak uzunluğu, diz yüksekliği, alt diz genişliği, ayak bilek genişliği) SPSS 21 ile analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, antropometrik ölçümlerin yaşla arttığı belirlenmiştir. Temel bulgulardan biri, düşük sosyoekonomik düzeyin çocukların fiziksel gelişimini (boy, kafa çevresi, ekstremite uzunluğu) olumsuz etkilemesidir. Çocukların %66.8'i normal ağırlıkta olup, yaşla birlikte zayıflık oranı azalırken, fazla kiloluk oranı artmaktadır. Örneklemin büyük çoğunluğunun boyu normal aralıktadır. Araştırma, gelişimsel süreçlerin genetik ve çevresel etkileşimle şekillendiğini ve sosyoekonomik faktörlerin önemli rol oynadığını göstermektedir.

Fiziksel büyümeFiziksel ölçümlerÇocuk beslenmesi+1
Şeyma Karan Tunç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bursa ilinin kent ve kırsalında yaşayan okul öncesi çocuklarda beslenme durumu ve ilişkili risk faktörlerinin incelenmesi

Bu çalışma, Bursa ilinin kent ve kırsal bölgelerinde yaşayan 3–5 yaş arası okul öncesi çocukların beslenme durumunu ve ilişkili risk faktörlerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Mart–Nisan 2024 döneminde yürütülen araştırmada, ebeveynlerin sosyo-ekonomik durumu, çocukların 24 saatlik besin tüketimi, Akdeniz Diyeti Kalite İndeksi (KIDMED) ve Yeme Davranışı Anketi ile beslenme alışkanlıkları incelenmiştir. Ayrıca, çocukların boy, ağırlık, baş çevresi, triseps deri kıvrım kalınlığı ve üst kol çevresi gibi antropometrik ölçümleri yapılarak büyüme ve beslenme durumları değerlendirilmiştir. Çalışmada, 3–5 yaş arası çocukların çoğunluğunun boy, ağırlık ve Beden Kitle İndeksi (BKİ) değerleri normal sınırlarda bulunmuştur. Kız çocuklarında normal BKİ oranı daha yüksektir. Kırsalda bazı yaş gruplarında sapmalar dikkat çekmiştir. Baş çevresi ve triseps kalınlığı kırsal erkeklerde, üst kol ölçümleri kentli kızlarda en yüksektir. Çalışmada, çocukların büyüme ve gelişiminde beslenme durumunun etkili olduğu saptanmıştır. Yetersiz enerji ve protein alımının, özellikle kısa boyluluk riskini artırdığı; yeterli ve dengeli beslenmenin ise büyüme potansiyelini desteklediği görülmüştür. Bu sonuçlar, çocukların sağlıklı büyüme ve gelişimi için dengeli beslenme ve düzenli antropometrik izlemenin önemini vurgulamaktadır.

Fiziksel büyümeÇocuk beslenmesi
Sena Nur Gezici
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Taşradan metropole göç sonucu oluşan kadının yeni konumu: İstanbul'a göç etmiş Van-Bahçesaraylı kadınların gözüyle kentsel yaşam

Bu çalışma kapsamında Van'ın Bahçesaray ilçesinden İstanbul'un farklı semtlerine göç etmiş kadınların göç etme sebepleri ve adaptasyon süreçleri irdelenmiştir. Bu süreç içerisinde kadınların yaşadıkları deneyimler, göç sonucu yaşadıkları dönüşümler, yaşadıkları kültürel değişimler, aidiyet duyguları ve gündelik yaşam pratiklerindeki değişimlerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak, Van'ın Bahçesaray İlçesinden, İstanbul'un Esenyurt, Bağcılar ve Arnavutköy ilçelerine göç etmiş, farklı yaş grubundaki 20 kadın birey ile yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Katılımcı kadınların çoğu, taşradaki baskıcı yaşam koşullarından ayrılarak kentte daha özgür bir hayata geçtiklerini ifade etmişlerdir. Görüşmeler sonucunda göçün kadınlar için hem özgürlük süreci olduğu hem de bu sürecin onları zorladığı ortaya çıkmıştır.

Ayşe Görünüş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Van ilinde insan- hayvan etkileşimi: Sokak köpekleri, Van kedisi ve güvercin üzerinden antrozoolojik bir değerlendirme

Antrozoolojik perspektiften hareketle bu araştırma, Van ilinin geleneksel inanış sisteminde hayvanların sembolik, manevi ve pratik (işlevsel) rollerini, antrozoolojinin teorik çerçevesiyle gündelik hayatta görülen pratikleri çözümlemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmada Van kedisi, güvercin ve sokak köpekleri ele alınmıştır. Bu bağlamda Van kedisi ve güvercin besleyen kişiler ve sokak köpekleri konusunda rastgele kişilerle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, Van ilinin Edremit, Tuşba ve İpekyolu ilçelerinde ikamet eden 18 yaş ve üstü 44 bireyden oluşmaktadır. Yapılan çalışma sonucunda katılımcıların kedi ve güvercinleri aile bireyi olarak sevdikleri, değer verdikleri, eğittikleri, hastalandıklarında üzüldükleri ve öldüklerinde yas tuttukları görülmüştür. Ancak bu durum hayvan türüne, özelliklerine ve hatta nerede olduğuna bağlı olarak çeşitli sebeplerle farklılaşmaktadır. Örneğin sokak köpekleri konusunda tutumlarda çelişkiler saptanmıştır. Katılımcılar sokak köpeklerinin sorunlara yol açtığını söylemekle birlikte sokak köpekleri konusunda belediyenin daha iyi çalışması ve sokak köpeklerine insanlardan ayrı bir mekânda daha iyi koşullar sağlaması gerektiğini ifade etmiştir. Ayrıca hayvan failliği de bir diğer olgudur. Kedilerin ve güvercinlerin bakımlarının eksiksiz karşılanmasına rağmen bazen farklı davranış biçimleri gösterdikleri görülmüştür. Öncelikle kedilerin sahibinden uzak durması, oynamaması ve hatta evden ayrılması, kedi ve güvercinlerin eş seçmeleri, kendilerine dayatılanı kabul etmemeyi sergilemeleri, sokak köpeklerinin de belirli davranış örüntüleri geliştirmeleri, hayvan failliğine örnek olarak verilebilir. Bu durumlardan da anlaşılacağı üzere hayvanların sadece insanlara hizmet eden veya insanların ihtiyaçlarını karşılayan varlıklar olarak görülmesinden ziyade, karşılıklı bir ilişki içinde, birbirlerini etkileyen ve dönüştüren özneler olarak ele alınması gerekmektedir. Dolayısıyla çalışmanın odağı odak salt faydacı diğer bir deyişle araçsalcı yaklaşımların sonucu olan yorumların ötesine geçmeyi amaçlayarak insan- hayvan etkileşimlerinin çok katmanlı dinamiklerine kaydırılmaktadır. Mevcut araştırma bulguları ve Türkçe literatürdeki mevcut boşluk bu ilişkisel ağların derinlemesine irdelenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu sebeple bu çalışmada insan-hayvan etkileşimleri çalışılmıştır.

Dilara Can Öztürk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Zorla kaybetmenin liminal okunuşu: Bekleyenler ve yolcular

Bu çalışmanın temel amacı, liminality kavramını zorla kaybetme suçu ardından ortaya çıkan sorun alanlarına yönelterek, oluşan kültürel yapıyı çözümlemektir. Bu çalışmada ilk olarak, liminality kavramı açıklanmıştır. Zorla kaybetmeye maruz kalan Cumartesi İnsanları'nın söylemlerinde vurguladığı "araf" ya da "askı" gibi tanımlamaların ya da kavramın literatürdeki Türkçe karşılıklarının liminality yerine kullanılmasının yeterli olmadığına değinilmiştir. Liminal çalışmaların ritüel bağlamdan kopartılabileceği, boyutları olduğu ve salt yıkıcı değil aynı zamanda yaratıcı bir alan olduğu ifade edilmiştir. Zorla kaybetmenin Türkiye'deki tarihsel ve siyasal arka planı açıklandıktan sonra yarattığı sonuçlara dair bir liminal okuma geliştirilmiştir. Yakınları kaybedilen kişilerin liminal durumunun bilişsel boyutunun çözüldüğü ancak cenazenin bulunması ve mezarın kurulumunun duygusal ve toplumsal boyutta çözümüne yetmediği; cezasızlığın liminal alan açtığı ve bu noktada liminal deneyimin hem kayıpların bulunan mezarlarının hem de Galatasaray Meydanı'nın özünü şekillendirdiği; ailelerin "bu suçu biz durdurduk" motivasyonuyla yakınların geri dönmesini bekleyenler ve komünitas halinde ortaya çıkardıkları yoldaşlık ilişkisinde yakınlarını arayan yolcular olarak, binlerce dilemma içerisinde suçun parçaladığı sosyal dokuları onardıkları; suçun meydana geldiği geçmişi ve günümüze yansımalarını tehdit eden ve demokratik talepleriyle yeni bir dönemin umudunu veren direniş içinde oldukları; Cumartesi İnsanları'na katılan yeni kuşakların saf olasılık alanı yarattığı; kaybedilenler ile kurdukları kopmaz iletişimde yeniden doğum örüntüleri oluşturdukları ve dolasıyla kendi tözünün bir parçası olan bireyin sonsuza kadar kaybolmasına izin vermedikleri, sahadan elde edilen verilerde yer almıştır.

Komünal yaşamKültürel yapıLiminalite+1
Deniz Nazlım
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal bellekte kurulan "adaletsizliğin kürsüsü": Uğur Mumcu örneği

Gerçekleşmesinin ardından adaletin gereği gibi sağlanamadığı fikrinin hâkim olduğu kimi olaylar, o olaylardan etkilenen insan grupları açısından uyarlanma mecburiyeti yaratan bir özellik taşımaktadır. Bu bağlamda tez, Uğur Mumcu suikastını ve Uğur Mumcu'yu anan toplulukları merkeze alarak, insan gruplarında egemen olan adaletsizlik algısının toplumsal bellekte ne şekilde yansımalar meydana getirdiğini göstermeye çalışmaktadır. 24.01.1993 günü Uğur Mumcu bir suikast sonucu öldürülmüş, bu cinayetin ardından kimi topluluklar onu anmayı, aradan geçen on yıllara rağmen sürdürmüşlerdir. Bu anma etkinliklerinde, bir kısmı Uğur Mumcu anmalarına özgü ritüeller, semboller, kimlikler, "hafıza mekânları" ortaya çıkmış, etkinliklerin takvimi, duygudaşlığı ve örgütlenmesi meydana gelmiştir. Süreç içinde toplumsal bellek, adaletsizliğin onarıcı yönünden mahrum kalan kişilerce araçsallaştırılmıştır. Öte yandan aynı adaletsizlik algısı, toplumsal aktörlerin kimliklerini besleyen ve o kimlikleri ifşa edebilecekleri, meşruiyetini adalet arayışının toplumsal haklılığından alan ve tezde "adaletsizliğin kürsüsü" şeklinde isimlendirilen bir zemin yaratmaktadır. Bu zeminde ortaya konan etkinlikler, performanslar, tutumlar ve uygulanagelen ritüeller ile, bireyler ve insan grupları kimliklerini kendilerine ve topluma göstermektedir. Bu çerçevede adalet arayışına dair söylem ve bir toplumsal figür olarak Uğur Mumcu, süreç içinde yeni anlam ve işlevler kazanmıştır. Sonuçta toplum, adaletsizliğe uyarlanma çabası içinde toplumsal belleği kullanmakta, zamanla aynı toplumsal bellek, grupların kendi kimliklerini görünür kılabilecekleri bir alana dönüşmektedir.

AdaletsizlikMumcu, UğurSuikast+2
Vecdi Olgaç Över
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Cevizcioğlu Çiftliği nekropolü insan iskelet kalıntılarının paleodemografi ve ölü gömme gelenekleri açısından incelenmesi

Anadolu' da Hellenistik-Roma Dönemi çalışmaları genellikle kentlere ve materyal kültüre odaklanmıştır. Bu çalışma Hellenistik-Roma Dönemine tarihlendirilen Cevizcioğlu Çiftliği insan iskelet kalıntılarından yola çıkarak kırsal yerleşimlere dair ölüm uygulamaları ve demografik verilerin elde edilmesi amaçlanmıştır. Cevizcioğlu Çiftliği Nekropolü'nün yaşam tabloları ve gömü uygulamalarındaki farklılıklar Nekropolün Hellenistik, Roma ve Geç Roma şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Üç dönem için cinsiyet oranlarının 1/1 oranına yakın olduğu belirlenmiştir. Ancak dönemler arası ölüm oranlarının farklılaştığı ve Hellenistik Dönem ölüm oranlarının diğer dönemlerden yüksek olduğu görülmüştür. Roma Dönemi ve Geç Roma Dönemi'nde bebek ve çocuk temsil oranları az olmakla birlikte Anadolu'nun geneliyle uyumludur. Ancak Hellenistik Dönem bebek ve çocuk temsiliyeti açısından düşük oranlara sahiptir. Bu bulgu erişkin olmayan bireylerin ayrı mekanlara defnedilmiş olabileceğini düşündürtmektedir. Cevizcioğlu Çiftliği Nekropolü kadın ve erkeklerinin gömü biçimleri açısından farklık göstermediği belirlenmiştir. Ancak, her iki cinsiyet mezar hediyeleri açısından farklılık göstermektedir. Kadın mezarlarına toprak ürünler erkek mezarlarına ise cam malzemeden hediyeler konulmuştur. Mezar hediyelerindeki farklılık sadece cinsiyetler açısından değil aynı zamanda yaş gruplarında da farklılık göstermektedir. Örneğin, bebek ve çocuklara figürün ve çıngırak konduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak Hellenistik-Roma Dönemi'ne tarihlenen nekropollerin bir bütün olarak değerlendirilmemesi, Roma Dönemi'nin de kendi içinde bölümlenerek ele alınması gerektiği görülmüştür. Anahtar Sözcükler Paleodemografi, ölü gömme gelenekleri, Hellenistik-Roma, Geç Roma, mezar hediyeleri, bebek-çocuk ölümlüğü

Arkeolojik yerleşimHelenistik DönemNekropol+4
Gökhan Çakan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Different Iranian tourist experiences in Turkey, case studies: Istanbul, Antalya, Konya

Every year, more than two million Iranian tourists travel to different cities in Turkey. In these different destinations, they gain different experiences. However, since no serious research has been done on them so far -except journalism reports-, little is known about their experiences. Therefore, understanding the experiences of Iranian tourists in various destinations in Turkey was the aim of this dissertation. To do this, the three destinations of Istanbul, Antalya and Konya were selected as case studies. The research methods were ethnography (especially with techniques such as participant observation and deep interview) and documentary analysis (especially in the study of Iranian travelogues to Turkey). Theories of "Long-distance Nationalism" (Anderson. 1992) and the "Social Drama" (Turner, 1969) were more widely used to examine this issue. The findings show that Iranian tourists generally travel to Turkey to gain cultural and social freedoms, and that consuming parts of Iranian culture that are neglected in Iran itself (such as Iranian pop music or Iranian Sufism) is one of their special experiences in Turkey. In these experiences, nationalism is seen in various ways among the speech and behavior of Iranian tourists. This distance from the control of the Iranian government and the experience of the forbidden or neglected Iranian culture creates a liminal atmosphere which, although violates the rules of the structure of the official culture in Iran, has its own structure. The dissertation concludes with the claim that Iranians' travel to Turkey can be expressed in terms of tourism in voluntary and short-term exile.

Experiential tourismDestinationCulture+2
Seyed Amır Hashemı Moghaddam
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gelenek ve modernite arasında iyileştirme uygulamaları

Geleneksellik uzun süre modernliğin zıttı olarak algılanmış ve modernitenin yayıldığı alanlarda onun gölgesinde kalmıştır. Bununla birlikte, birçok geleneksel iyileştirme uygulaması eski zamanlardan bugüne dek sürdürülmüştür. Yapılan son çalışmalar gösteriyor ki geleneksellik ve modernlik bir yandan zıt içeriklere sahipken diğer yandan her geçen gün değişen özellikleri nedeniyle birbirlerini kapsayabiliyor ve etkileyebiliyorlar. Geleneksel yöntemlere dayandığı savunulan iyileştirme uygulamalarının, modernliğin daha baskın olduğu bir kültürel ortamda ifade buluş şekilleri bu araştırmaya konu edilmiştir. Uygulayıcıların anlatımlarının bu yöntemlerin modernite ve geleneklerle olan ilişkisini nasıl yansıttığı sorunu buradaki araştırmalara yön verir. Söz konusu iyileştirme uygulamalarının Türkiye'deki çeşitliliği dolayısıyla araştırma alanlarının sınırlandırılmasına ihtiyaç duyuldu. Bu sebeple eski zamanlardan bugüne dek bir iyileştirme aracı olarak kullanılan elle dokunma yöntemini içeren üç uygulama seçilmiştir. Bunlar: masaj, Mikusano Mitakara ve Reiki'dir. Araştırma alanlarındaki ifadelerin betimlenerek incelenmesi sonucunda uygulayıcıların, iyileştirme yöntemlerini ve kendilerini modernlik ile geleneksellik arasında çeşitli bağlamlarda konumlandırarak uygulamaları aktardıkları ve sürdürdükleri anlaşılır.

Algılanan sağlıkBedenGelenekler+7
Gamze Elbudak
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

Negotiating diaspora identities: Kazakhs in Turkey

This study explores the ethnic identification of Kazakhs living in Istanbul, Turkey who settled here in the beginning of the 1950s. Today their approximate number is 20.000. The work is going to discuss and analyse discourses and practices associated with their ethnic identifications. It particularly focuses on their self-identification and how they express and articulate their ethnic identity. The given work explores when and why they do so, what it means for them to be a Kazakh, and how their attitudes and opinions about their identity have been evolving over time. Kazakhs had to leave their historical homeland, Xinjiang-Uyghur Autonomous Region (Eastern Turkestan) after unsuccessful uprisings against the Chinese government in the 1930s and 1940s. After spending sometime in India, they applied for asylum in Turkey. Here they were accepted as iskanlı goçmenler, i.e. as migrants with Turkish ancestry and closely affiliated to Turkish culture. Therefore, analysing the ethnic identifications of Kazakhs in Turkey presents an interesting case, because on one hand they are regarded as Turks/Turkish, and on the other hand, despite this popular assumption, they still stand out from the majority of people, partially because of their physical appearance. Therefore, this ambiguous nature of being "Turk, but not quite" makes the case of Kazakhs unique and interesting. The work aims to demonstrate that like other types of identities, Kazakh ethnic identity is not fixed and bounded, instead it is flexible and fit for various negotiations and changes depending on personal and social relations of the people as well as national and international contexts. Keywords Kazakhs in Turkey, Ethnic identity, Nation, Diaspora, Minority

MinoritiesDiasporaEthnic identity+3
Aray Rakhımzhanova
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çine-Tepecik insan iskelet kalıntılarının arkeogenomik analizi

Antik DNA çalışmalarında son dönemde artış görülmektedir. Bu yeni çalışmalarla incelenen arkeolojik insan topluluklarının genetik yapıları, demografik bilgileri ve çağdaşları olan diğer arkeolojik topluluklar ile olan ilişkileri ortaya çıkarılmaktadır. Bunun yanı sıra arkeolojik ve antropolojik değerlendirmelerle belirlenmiş olan eski insan topluluklarının iç dinamikleri hakkında edinilen bilgilere de yeni çözümlemeler getirilmektedir. Bu tez çalışmasında Batı Anadolu'da yer alan Çine-Tepecik arkeolojik yerleşiminden gün ışığına çıkarılmış insan iskelet kalıntıları incelenmiştir. Çine-Tepecik, Geç Neolitik/Kalkolitik dönemden itibaren Tunç Çağına kadar kesintisiz kültür tabakalarına sahiptir, aynı zamanda yerleşmede Helenistik/Roma dönemlerine tarihlendirilen mezarlar da buunmaktadır. Bahsi geçen tabakalardan 10 birey arkeogenomik inceleme için seçilmiştir. 10 Bireyin tamamından diş örnekleri, aynı bireylerin beşinden de ayrıca pars petrosa kemikleri seçilmiştir. Bu örneklerden aDNA elde edinimi yapılarak, mitokondri kalıtsal yapısında yer alan ve anasal soy hakkında fikir veren HVRI ve HVRII bölgeleri analiz edilmiş ve bu bireylere ait haplogruplar tespit edilmiş ve bunlar yayınlanmış diğer antik topluluklara ait verilerle berbaber değerlendirilmiştir. Ek olarak bireylere ait genomik kütüphaneler oluşturulmuş tüm genom analizleri yürütülmüştür. Elde edilen tüm genom verileri, antik genom bilgileri yayınlanmış diğer arkeolojik topluluklar ile karşılaştırılarak, Çine-Tepecik insan örneklerinin eski Anadolu ve Batı Avrasya popülasyonlarındaki konumu tartışılmıştır. mtDNA analizleri ve tüm genom çalışmaları sonucunda dört örnekte haplogrup tayini yapılabilmiştir. Genom çalışmalarından elde edilen veriler ışığında 8 bireyin biyolojik cinsiyetleri belirlenmiştir. Beş bireye ait PMD (ölüm sonrası baz değişimi) grafikleri çizilmiştir. Beş bireyin dördünde otantiklik düzeyi görülmüştür. Genom sonuçlarından elde edilen PCA grafiğine ve mtDNA haplogruplarına (J1d, H2 ve R) bakıldığında Çine-Tepecik örneklerinin eski Anadolu popülasyonları ile genetik benzerlik gösterdiği görülmüştür.

Antropolojik analizArkeolojik eserlerArkeolojik kazılar+5
Sevgi Yorulmaz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Acemhöyük ve Arıbaş mezarlığı'ndan insan iskelet kalıntılarının gömü geleneği açısından incelenmesi

Ritüeller, doğum, erginleşme, evlilik, ölüm gibi insan yaşamında son derece önemli kabul edilen olaylar karşısında topluluk boyutunda ortaya konulan sembolik aktiviteler olarak kabul edilmektedir. Cenaze törenleri ve ölümle ilgili ritüeller, bireylerin düşünce ve inanç sistemlerinin anlaşılmasına yardımcı olmaktadır. Gömü geleneği çalışmaları, eski insan toplumlarının yaşam biçimlerinin yeniden inşasında önemli veri kaynakları olarak karşımıza çıkmakta, arkeolojik topluluklarda sosyal, kültürel, ideolojik ve toplumsal yapılarının anlamlandırılmasında hayli büyük potansiyel taşımaktadırlar. Bu çalışmanın amacı, Acemhöyük'te tespit edilmiş insan iskeletleri, gömü tipleri ve gömü buluntularından hareketle söz konusu yerleşimin ölümle ilişkili ritüellerini, gömü geleneklerini saptamaktır. Veriler yerleşimin çağdaşı diğer topluluklar ile birlikte değerlendirilmiş, Acemhöyük'ün Orta Tunç Anadolu toplulukları arasında gömü gelenekleri bakımından hangi noktada durduğu anlaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın örneklemi, yerleşim içi ve Acemhöyük'ün gömü alanı Arıbaş Mezarlığı'ndan gün ışığına çıkarılmış, Assur Ticaret Kolonileri Dönemi'ne tarihlenen 187 bireyden oluşmaktadır. Örneklemde erkekler 45, kadınlar 70, bebek ve çocuklar 57 bireyle temsil edilirken15 birey erişkin belirsiz kategorisinde değerlendirilmiştir. Söz konusu bireylerin %22,5'i intramural gömülerden, %77,5'iyse mezarlıktan ele geçmiş, mezarlıkta kremasyon ve inhumasyon uygulamalarının birden çok gömü tipiyle temsil edildiği anlaşılmıştır. Yerleşim içinde tespit edilen 42 bireyin 37'sinin erişkinlik aşamasına ulaşmamış bireyler olduğu, mezarlık alanda ise 3 yaşın üstünde her cinsiyet ve yaş grubundan bireyin basit toprak, pithos ve urnelerde tekli veya çoklu gömülerde mevcut olduğu belirlenmiştir. Acemhöyük'te bebek ve çocuklara yönelik bir ayrımcılığın uygulandığı, bebeklerin kamusal gömü alanının dışında bırakılıp, hane ve hanelerle ilişkili alanlara gömüldükleri tespit edilmiştir. Gömü gelenekleri bakımından diğer dikkat çekici durum ise kremasyon ve inhumasyon gömülerin sosyal tabakalanma ve cinsiyet rolleri gibi parametlerden bağımsız bir şekilde bir arada görülmesidir. İnhumasyon ve kremasyonun, Arıbaş Mezarlığı'nda karşıt iki uygulama olmanın aksine birbirini tamamlayan ve etin çürüme hızına müdahale etmek gibi yöntemsel farklılardan temel alan kişisel seçimlerle ilişkili olduğu düşünülmektedir.

AcemhöyükArıbaş MezarlığıMezarlar+7
Mine Lütfiye Durur
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Söylem olarak kimlik: Çerkesliğin söylemsel inşası

Çerkesler Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde dağınık olarak yaşayan ve sayıları birkaç yüz bini bulan etno-kültürel bir gruptur. Tarihsel topraklarının Rusya İmparatorluğu tarafından kolonizasyonunu müteakiben 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren 20. yüzyıla kadar dalgalar halinde ve kitlesel olarak Osmanlı topraklarına geldiler. Osmanlı ve Türkiye sosyo-politik yaşamına entegre olarak kimliklerini ve farklılıklarını koruyan Çerkesler, Rusya Federasyonuna bağlı Çerkes cumhuriyetleri ve çoğunlukla Orta Doğu ülkeleri olmak üzere dünyadaki çeşitli ülkelerdeki soydaşlarıyla ilişki içinde Türkiye'de tarihsel süreksizlikler gösteren bir kimliği söylemsel olarak inşa ettiler. Bu söylemsel kimlik, aynı referansları temel almakla birlikte farklı okumalarla ve içerisinde bulundukları koşulların kendilerine dayattığı zorunluluklarla birlikte değişen dinamik bir kimliktir ve hem süreç içinde hem de eş zamanlı olarak kendi içinde büyük bir çeşitlilik taşımaktadır. Bu bağlamda, bu tezde, Türkiye'de yaşayan Çerkeslerin farklı söylem alanları içerisinde oluşturdukları söylemsel bir oluşum olarak Çerkeslik incelenmektedir. Çerkeslik, Çerkeslerin kökeni, kim oldukları, hangi dili konuştukları, gelenekleri, 19. yüzyılda maruz kaldıkları soykırım, anavatan algıları ve Osmanlı'dan itibaren oluşturdukları kurumsal yapıları ile ilgili aynı referanslara dayanan farklı söylemleri açısından ele alınmaktadır. Anahtar Sözcükler Çerkesler, Çerkeslik, Kafkas, söylem, kimlik, etnisite, diaspora

DiasporaEtnisiteKimlik+5
Erdoğan Boz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cafer Höyük ve Değirmentepe Ortaçağ topluluklarının karşılaştırmalı antropolojik analizi

Anadolu coğrafyası üzerinde Fırat Nehri kıyısında ve önemli ticaret yollarına yakın konumu itibariyle Malatya, tarih boyunca farklı insan toplulukları için geçiş bölgesi olmuştur. Çeşitli topluluklar tarafından iskan edilen ve birçok istilaya uğramış olan bu coğrafyanın Ortaçağ dönemine dair veriler oldukça kısıtlıdır. Bu çalışma kapsamında, Malatya bölgesinden açığa çıkarılmış olan Cafer Höyük ve Değirmentepe yerleşim yerlerinden ele geçen ve Ortaçağ'a tarihlendirilen insan iskelet kalıntıları paledemografik, paleopatolojik ve ölü gömme uygulamalarına dair veriler ışığında incelenmiştir. Her iki toplulukta da yüksek oranda seyreden bebek ve çocuk ölümlerinin Cafer Höyük'te %44,4; Değirmentepe'de ise %39,7'ye ulaştığı belirlenmiştir. Söz konusu bu yüksek ölümlülük topluluğun doğumdaki yaşam beklentisinin 20 yıl olmasına neden olmuştur. Yaşamın ilk aylarında maksimum düzeye ulaşan ölümlülüğün, olasılıkla kötü hijyen koşulları ve buna bağlı enfeksiyonlar ile yetersiz anne ve çocuk bakımından ileri gelmiş olabileceği söylenebilmektedir. Topluluklarda çocukluk dönemi itibariyle gözlenen metabolik hastalıklar, malnütrisyona ve dolayısıyla düşük bir sosyo-ekonomik duruma işaret etmektedir. Her iki toplulukta da gündelik yaşamda ortaya çıkan düşme, çarpma gibi kazalara bağlı yaralanmalar saptanmış olup; Değirmentepe'de bunlara ek olarak topluluktaki grup-içi şiddet olgusunun varlığını gösteren perimortem travmalara rastlanmıştır. Toplulukların yaşam biçimlerine bağlı olarak eklemlerde meydana gelen dejenerasyon dikkate alındığında, kadın ve erkeklerde etkilenen bölgelerin farklılık göstermesinden hareketle geçim örüntüsüne bağlı gündelik uğraşılarda toplumsal cinsiyete dayalı rol farklılıklarının mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Cafer Höyük mezarları ve buradan ele geçen mezar eşyaları ölü gömme uygulamaları kapsamında incelenmiştir. Nekropol alanında rastlanılan iki mezar türünden basit toprak gömülere yalnızca bebek ve çocuklar gömülürken; kerpiç sanduka mezarlara erişkin bireylerin gömüldüğü gözlenmiştir. Buna bağlı olarak, toplulukta erişkin olmayan bireylere yönelik farklılaşan bir muamelenin varlığı saptanmıştır. Mezarlardan ele geçen buluntuların dağılımına bakıldığında kadın ve çocuk mezarlarında niceliği arttığı görülmektedir. Çok sayıda buluntuya rastlanılması, Cafer Höyük'teki gömü uygulamalarını Anadolu'da yer alan diğer Ortaçağ topluluklarından ayırmaktadır. Sonuç olarak, aralarında zamansal açıdan belirgin bir farklılık bulunmasına karşın Cafer Höyük ve Değirmentepe insanlarının bulundukları ekolojik çevreye adaptasyonlarının benzer olduğu söylenebilir.

AntropolojiAntropolojik analizCafer Höyük+5
Merve Göker
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı antik dönem toplumlarında karşılaştırmalı dental mikro aşınma analizi

Antropoloji'nin temel kaynaklarından olan dişler, hayatta kalmanın temel unsuru olan beslenmenin ortaya çıkarılmasında çok büyük bir öneme sahiptir. İncelenen antik toplumun sosyal yapısının ve sağlık problemlerinin ortaya çıkarılmasında beslenme önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle bu tez çalışmasında Doğu Roma/Bizans Dönemi'ne tarihlenen Belentepe, Patara ve Kibyra toplumlarının beslenme rejimlerinin belirlenmesi ve yaşanılan bölgenin bu duruma etkisi olup olmadığının ortaya konulabilmesi için mikro aşınma çalışması yapılmıştır. Toplumun genelini yansıtması amacıyla her toplumdan kadın, erkek ve çocuk bireylerin her birinden 15 adet birinci molar seçilmiştir. Seçilen dişlerin her birinin oklüzyal yüzeylerinde beslenme için kullanılan 10n, f9 ve fx fasetlerinden SEM'de (taramalı elektron mikroskobu) 500 büyütme ile görüntü alınmış ve alınan görüntüler Microwear 4.02 programında analiz edilmiştir. Analizler yapılırken alınan görüntülerde belirlenen mikro izler 4:1 oranına göre sınıflanmış ve belirlenen izin uzunluğunun derinliğine oranı 4: 1 oranından büyük olan tüm izler çizik, bu orandan küçük ya da eşit olan tüm izler çukurluk olarak belirlenmiştir. Yapılan analizler ile her dişin her faseti için belirlenen mikro izlerin çizik sayısı, çukur sayısı, çizik genişliği, çizik uzunluğu, çukurluk oranı, çukur genişliği ve çukur uzunluğu belirlenmiş ve istatistik analizlere tabi tutulmuştur. Analizler sonucunda bir deniz kenarı yerleşimi olana Patara toplumunun, bir tepe yerleşimi olana Belentepe toplumu ile yüksek bir tepe yerleşimi olan Kibyra toplumlarına oranla beslenmesinde daha fazla aşındırıcı nitelikte madde bulunduğu belirlenmiştir. Belentepe toplumunun ise diğer iki topluma oranla daha yumuşak besinler tükettiği saptanmıştır. Her üç toplumun hem kendi içerisinde hem de toplumlar arasında kadın, erkek ve çocuk bireyler arasında beslenme şekli açısından bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir.

Antik ÇağAntik şehirlerBelentepe Höyük+6
Çilem Sönmez Sözer
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00